ESMAUL- HÜSNA'NIN KUR'AN-I KERİM AÇILIMI

Kullanıcı avatarı
Ahmed
Admin
Admin
Mesajlar: 930
Kayıt: 27 Şub 2010, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Re: ESMAUL- HÜSNA'NIN KUR'AN-I KERİM AÇILIMI

Mesaj gönderen Ahmed »


ذَٰلِكَ وَمَنْ عَاقَبَ بِمِثْلِ مَا عُوقِبَ بِهِ ثُمَّ بُغِيَ عَلَيْهِ لَيَنْصُرَنَّهُ اللَّهُ ۗ إِنَّ اللَّهَ لَعَفُوٌّ غَفُورٌ
Resim---Zâlike vemen âkabe bimisli mâ‘ûkibe bihi sümme buğiye‘aleyhi leyensurannehu(A)llâh(u) inna(A)llâhe le’afuvvun gafûr(un) : İşte böyle; her kim kendisine yapılan haksızlığın benzeriyle karşılık verir, sonra aleyhine 'azgınlık ve saldırıda' bulunulursa, Allah, mutlaka ona yardım eder. Şüphesiz Allah affedicidir, bağışlayıcıdır.” (Hac 22/60)
***"En Kötü KÖRlük, gÖZünü GÖRmeyiştir!.." Kul İhvani
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11929
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: ESMAUL- HÜSNA'NIN KUR'AN-I KERİM AÇILIMI

Mesaj gönderen kulihvani »

AFVın, affedilence istismarını iyice düşünmek de müslümanın feraset ve basiretidir.
AFV, affedilen ve affedenin Hayatlarında, Hayrın ve Hikmetin Kemâline sebeb olmalı ve asla Şerre devam kapısı da olmamalıdır.
ALLAH celle celâluhu Şirk sebeb olan günah dışında her günahı AFFeder
:

إِنَّ اللّهَ لاَ يَغْفِرُ أَن يُشْرَكَ بِهِ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَلِكَ لِمَن يَشَاء وَمَن يُشْرِكْ بِاللّهِ فَقَدِ افْتَرَى إِثْمًا عَظِيمًا
Resim---İnnallâhe lâ yagfiru en yuşrake bihî ve yagfiru mâ dûne zâlike li men yeşâu ve men yuşrik billâhi fe kadifterâ ismen azîmâ(azîmen) : Gerçekten, Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur.” (Nisa 4/48)

Çünkü şirk, ALLAH celle celâluhu’ya yarattığı varlıklardan birini ya da Nefsin HEVÂsın ortak kılıp, Mevcudaatın ve KULluk İmtihanının Temli olan Ulûhiyete Şehadeti ortadan kaldıran çirkin bir ZULMdür:

وَإِذْ قَالَ لُقْمَانُ لِابْنِهِ وَهُوَ يَعِظُهُ يَا بُنَيَّ لَا تُشْرِكْ بِاللَّهِ إِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ
Resim---Ve iz kâle lukmânu libnihî ve huve yaızuhu yâ buneyye lâ tuşrik billâh(billâhi), inneş şirke le zulmun azîm(azîmun) : Hani Lukman oğluna -öğüt vererek- demişti ki; "Ey oğlum, Allah'a şirk koşma. Şüphesiz şirk, gerçekten büyük bir zulümdür." (Lokman 31/13)

AFVV.. Afv de A’yana-ı Sabite AKLının Fuadında Vücûda geliş Sırınâ eriş Yusufîliği vardır…
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in kanı, canı ve İmanının Kıyamete kadar İçinde Kur'ân-ı Kerim NAKLeden, Tevhid Kablosu Ehl-i Beyt aleyhumu's-selâm’ın 4 ünden BİRi Hasan aleyhi's-selâm kölesinin elindeki tabağı devirerek elbisesini kirletmesi üzerine yıllarca Ehl-i Beyt aleyhumu's-selâm Edeb AŞI yiyen bu zâtı deneme GeRGeFine GERdi
:
Neden Dikkat etmedin!” buyurdu.
Keremden ikram almış olan Köle
:

الَّذِينَ يُنفِقُونَ فِي السَّرَّاء وَالضَّرَّاء وَالْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ وَالْعَافِينَ عَنِ النَّاسِ وَاللّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ
Resim---“Ellezîne yunfikûne fîs serrâi ved darrâi ve’l- kâzımînel gayza vel âfîne anin nâs(nâsi), vallâhu yuhibbul muhsinîn (muhsinîne) : O takvâ sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.” (Âl-i İmrân 3/134)

Âyet-i celîlesinin ve’l- kâzımînel gayza: ve öfkelerini yutarlar kısmını okudu.
İmam hasan aleyhi's-selâm
: Öfkemi yendim! buyurdu.
Köle
: vel âfîne anin nâs: ve insanları affederler kısmını da okuyunca;
İmam hasan aleyhi's-selâm
: Bağışladım! Affettim!! buyurdu.
Bu sefer köle âyetin kalan
: vallâhu yuhibbul muhsinîn: Allah da güzel davranışta bulunanları sever! sonunu da okuyunca İmam Hasan aleyhi's-selâm: Vallahi ben de seni azad ettim! buyurdu.
Ve kırılan bir tabakla yapılan ALLAH Köşkü Kalb şerefine, azadlısına 400 dirhem de gümüş verdi..

EDEB Ocağı İmam hasan aleyhi's-selâm DeDesi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi çok iyi
DUYup-UYmuştu:

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Sadaka vermekle elde mal eksilmez, Allah Teâlâ affeden kulunun değerini artırır Allah rızası için alçakgönüllü olanı Allah yüceltir" buyurdu.
(Riyazü’s- Salihin 604)

Buyuran Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i her husuta olduğu gibi AFVV husunda da iyice ANlamalıyızki;
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem,
ALLAH celle celâluhunun kullarına EMRettiği KULluk yapma ÜSUL-Edebini târif eden İrfan Yaşayışında;
Kulluk görevlerinin; takatlarının, zor şartlarda izin demek olan ruhsatların, KEFÂLETİN, VEKÂLETİN, Hasbi hizmetin sınırlarının, belirlenmesinde kendisinde daima El AFüVV celle celâluhu Esmasın Tecellî Mazhar Kaynağı olmuştur.
Ümmetini Tevbe istiğfara çağırıp Aff-ü İlahîyeye kavuşmalarını istemiştir.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Hakku’l-HaKK celle celâluhu yani ALLAH celle celâluhunu Şeriat-ı GARRA Hakkı söz konusu olunca ÖZ Kızı Fatıma aleyha's-selâm da olsa AFFetmezdi:
Mekke Eşrafından birisinin hırsızlık yapan kızına göz yumulması istendiğinde:


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Kızım Fatıma da olsa muhakkak elini keserdim” buyurdu.
(Ebû Davud, Hudûd: 15; Tirmizî, Hudud: 6)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11929
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: ESMAUL- HÜSNA'NIN KUR'AN-I KERİM AÇILIMI

Mesaj gönderen kulihvani »

Müslümanlara sınırsız-sorumsuz bir suçsuzluk bahşeden El Afuvvü celle celâluhu Esmâsının Mutlak Mazharı MuhaMMed Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizi her nefeste, Tevbe İstiğfarda da “BİZ BİR-İZ” MuhaMMedî Şuuru içinde OKUyalım-ANLAyalım İnşâallah;

Resim---Enes radiyallahu anhu: “Ben, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi şöyle buyururken işittim: “Allah-ü Teâlâ şöyle buyuruyor: “Ey Âdemoğlu! Sen bana dua ettiğin ve mağfiret umduğun müddetçe senden ortaya çıkan günahının üzerini mağfiretimle örterim, hiç aldırış etmem. Ey Âdemoğlu! Şâyet senin günahın bulutlara ulaşacak olsa, sonra bana istiğfar etsen, seni yarlığarım. İsyanının çokluğuna aldırış etmem. Ey Âdemoğlu! Sen bana yer dolusu hatalar getirip sonra bana bir şeyi eş tutmadan kavuşacak olursan, ben de sana yer dolusu mağfiret ederim!” buyurdu.
(Tirmizî, Deavât, 106; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 172.)

İslam Dinimizde Niyetin İhlası Amelin sadakatı esastır ve ALLAH celle celâluhu nun mutla AFFedici oluduğuna kesin iman şarttır:

Resim--- Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Allah Teâlâ buyuruyor ki: “Kulum, hakkımda nasıl bir zan yürütürse ben öyleyimdir...” buyurdu.
(Ebû Hüreyre radiyallahu anhu ‘dan; Buhârî, Tevhîd, 15; Müslim, Zikr, 2, (2675); Tirmizî, Deavât, 142, (3598).

Resim---Ebû Hüreyre (r.a)’den rivâyetle Nebi (s.a.s.) şöyle buyurdular: “Faziletine inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Kadir gecesini değerlendiren kişinin geçmiş günahları bağışlanır.”
(Buhârî, Îmân, 25, Salâtü’t-Terâvîh, 2; Müslim, Müsâfirîn, 175; Ebû Dâvûd, Ramazan, 1.)

Öz Kızının bile Şeriat-ı Garra dışı fiilini cezalandıran Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selemin Şeriat-ı İNŞA’ Olurken, Nûr Sûresinin nâzil sebebi de olan İFK Olayında HAKK Teâlâyı DUYup-UYunca AFFedişi seyredelim:

Âişe Annemize yapılan iftira İFK Olayı fitnesinde, Ebu Bekir radıyallahu anh’ın azatlısı ve geçimini de sağladığı Mistah b. Üsâse de münafıklara uyup ileri geri konuşunca Ebu Bekir radıyallahu anh Mistah’a artık ekmek bile vermemeye yemin etmişti.
Mistah’ın annesi ise Ebu Bekir radıyallahu anhın teyzesinin kızı ve karabası idi.


وَلَا يَأْتَلِ أُوْلُوا الْفَضْلِ مِنكُمْ وَالسَّعَةِ أَن يُؤْتُوا أُوْلِي الْقُرْبَى وَالْمَسَاكِينَ وَالْمُهَاجِرِينَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلْيَعْفُوا وَلْيَصْفَحُوا أَلَا تُحِبُّونَ أَن يَغْفِرَ اللَّهُ لَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Resim---“Ve lâ ye’teli ulul fadlı minkum ves seati en yu’tû ulil kurbâ vel mesâkîne vel muhâcirîne fî sebîlillâh(sebîlillâhi), vel ya’fû vel yasfehû, e lâ tuhıbbûne en yagfirallâhu lekum, vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun) : Bir de, içinizde fazilet ve servet sahibi olanlar, akrabalara, yoksullara, Allah yolunda hicret edenlere vermemek (yedirmemek) üzere yemin etmesinler; (kusurlarını) bağışlasınlar, aldırmasınlar. Allah’ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah Gafûr’dur= çok bağışlayıcıdır, Rahîm’dir = çok merhametlidir.” (Nûr 24/22)


Âyet-i kerîmesi nazil olunca, Ebu Bekir radıyallahu anh: "Allah’a yemin ederim ki Allah’ın günahımı bağışlamasını severim!" deyip, Mistah’ı görüp gözetmeye devam etti.

(Sahih bir hadis olup, İfk hadisesi ile ilgili hadisin bir bölümüdür. Bunu da Buharî, Şehâdât, İ’tisam ve Tevhid; Müslim’de, Tevbe, Hadisu’l-İfk’de (Nevevî, XVII, 108); Tirmizî; Nesaî)

El AFüVV celle celâluhu Esmasının Tecellî Tahtası, Tevbedir insan Kalbinde;
Evb: Dönülmesi lâzım gelen yere dönmek. Kasd. İstikamet.
Tevbe: (Tövbe) Yaptığı fenalığa pişman olmak. Allah'dan afv dilemek. Bir daha işlememeye azmetmek. Estağfirullah deyip, pişmanlık duymak.
Afv: Bağışlamak. Kusur ve günâhı affetmek.

Zincirinde Tevbe temeldir ve bu günahtan İÇten dönüşte:
Pişman olmak, Günahtan kesin kopmak ve birdah günaha dönmemeye tamm azmatmek olmalıdır ki El Afüvv celle celâluhu Esmasının Sırrı Tecellî eylesi kalblerimizde İnşâallah..
Şunu da sla unutmamalıyı ki, tevbe edilen günah içinde kul hakkı varsa ANA ŞART Kul hakkı olanla HELÂLleşmektir..
İnsan Nefsi-AKLıyla insan sûretinde gelen için günah işlememek imkansızdır.
Günah işlemek de ALLAH celle celâluhunun SÜNNETullahındandır ve kaçınılmaz Kulluk imtihanı ana soru kaynağıdır:


ـ4141 ـ1ـ عن أبي أيوب رَضِيَ اللَّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسُولَ اللَّهِ #: لَوَْ أنَّكُمْ تُذْنِبُونَ لَذَهَبَ اللَّهُ تَعالى بِكُمْ وَخَلَقَ خَلْقاً يُذْنِبُونَ فَيَغْفِرُ لَهُمْ[. أخرجه مسلم والترمذي
Resim---Ebu Eyyub radıyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Eğer siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah Teâlâ Hazretleri sizi helâk eder ve yerinize, günah işleyecek (fakat tevbeleri sebebiyle) mağfiret edeceği kimseler yaratırdı."
(Müslim, Tevbe, 9, (2748); Tirmizî, Da'avât 105, (3533)

ـ4142 ـ2ـ ولمسلم عن أبي هريرة قال: ]قَالَ رَسُولُ اللَّهِ #: وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَوْ لَمْ تُذْنِبُوا لَخَشِيتُ عَلَيْكُمْ مَا هُوَ أشَدُّ منْهُ، وَهُوَ الْعُجْبُ«
Resim---Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Nefsim kudret elinde olan Zat'a yemin ederim ki, eğer siz hiç günah işlemeseniz, Allah sizi toptan helak eder; günah işleyen, arkadan da istiğfar eden bir kavim yaratır ve onları mağfiret ederdi."
(Müslim, Tevbe 9, (2748)

Rezîn şu ziyadede bulundu: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: "Nefsim elinde bulunan Zat-ı Zülcelâl'e yemin olsun ki, günah işlemediğiniz takdirde ondan daha büyük olan ucb'e düşeceğinizden korkarım!."
(Bu rivâyet, Münzirî'nin et-Terğîb ve't-Terhîb'inde kaydedilmiştir (4, 20)


Ucb: Ucub, Kibir, gurur. Kendini beğenmişlik. Ameline, yaptıkları işe güvenmektir.
Buradaki ÖZ mânâ; Kulun, Yaratanından kaçamadığını ve affedici olduğunu ANlayıp YAŞAması kuralıdır:

وعن أبي هريرة رَضِيَ اللَّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللَّهِ #: فىمَا يَحْكِي عَنْ رَبِّهِ عَزَّ وَجَلَّ. قَالَ أذْنَبَ عَبْدٌ فقَالَ: اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي ذَنْبِي. فقَالَ اللَّهُ تَعالى: أذْنَبَ عَبْدِي ذَنْباً، فَعَلِمَ أنَّ لَهُ رَبّاً يَغْفِرُ الذَّنْبَ وَيَأخُذُ بِالذَّنْبِ. ثُمَّ عَادَ فَأذْنَبَ. فقَالَ: أيْ رَبِّ اغْفِرْ لِي ذَنْبِي. فقَالَ اللَّهُ تَعالى: أذْنَبَ عَبْدِى ذَنْباً، فَعَلِمَ أنَّ لَهُ ربّاً يَغْفِرُ الذَّنْبَ وَيَأخُذُ بِالذَّنْبِ. ثُمَّ عَادَ فَأذْنَبَ فقَالَ: يَا رَبِّ اغْفِرْ لِي. فقَالَ اللَّهُ تَعالى: أذْنَبَ عَبْدِي، فَعَلِمَ أنَّ لَهُ رَبّاً يَغْفِرُ الذَّنْبَ وَيَأخُذُ بِالذّنْبِ. اعْمَلْ مَا شِئْتَ فَقَدْ غَفَرْتُ لَكَ[. أخرجه الشيخان
Resim---Ebu Hüreyre radıyallahu anhu: "Resulullah aleyhissalâtu vesselâm Rabb’inden naklen buyururlar ki: "Bir kul günah işledi ve: "Ya Rabbi günahımı affet!" dedi.
Hak Teâlâ da: "Kulum bir günah işledi; arkadan bildi ki günahları affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır."
Sonra kul dönüp tekrar günah işler ve: "Ey Rabbim günahımı affet!" der.
Allah Teâlâ Hazretleri de:
"Kulum bir günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır."
Sonra kul dönüp tekrar günah işler ve: "Ey Rabbim beni affeyle!" der. Allah Teâlâ da:
"Kulum günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle muâheze eden bir Rabbi olduğunu bildi. Dilediğini yap, ben seni affettim!" buyurdu."

(Buhârî, Tevhid 35; Müslim, Tevbe 29, (2758)

KULunun Kirlenip-Temizlenme HAZZını ise;

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem : “Muhakkak Allah Teala Hazretleri kulunun tevbesinden şöyle bir kimsenin sevincinden daha fazla sevinir ki, bu kimse uzun bir yolculuk esnasında tehlikeli bir yerde konaklar. Üzerine bütün yiyeceğini içeceğini yüklediği bineği de yanındadır. Başını yere koymasıyla şöyle bir uykuya dalar. Uyandığında bineğini kaybolup gitmiş olarak görür. Üzerine sıcak basmış, susuzluğu son haddine varmış, yahud Allah dilediği kadar sıcağı ve onun susuzluğunu artırmış. Sonra o kimse devesini aramak için etrafa çıkmış, aramış, bulamamış, o dereceye gelmiş ki hararetten ve susuzluktan takati kesilmiş, ümidi tükenmiş, böyle bir halde tekrar eski yerine dönerek uyuyakalmış. Sonra uyandığında biraz evvel kaybolan devesini başı ucunda bulur. “İşte bu adam ne derece ferahlanır ise Cenab-ı Hakk -celle ve ala- da bir kulunun tevbesinden dolayı o devesini kaybedip de başı ucunda bulan adamdan ziyade ferahlanır. Yani razı olur. Tevbe edenin tevbesini kabul edip onu yüksek derecelere nail eyler, demektir.” Buyurdu.
(Abdullah ibn Mes`ud radıyallahu anh ‘dan; Buharî, Deavat, 4)

Aziz kardeşlerim!

ALLAHu zü’l- CeLÂL’in, KULLuk İmtihanı gereği Nefislere yüklenmiş olan gaflet, cehâlet, dalalet ve ihânet zilleti karanlığı PASını, Keremiyle AFFedip, İzzetiyle SİLmesi ve Rahmet Kapılarını UMuMa AÇması el Afüvv celle celâluhu tecellîsidir:

قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِن رَّحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ
Kul yâ ıbâdiyellezîne esrefû alâ enfusihim lâ taknetû min rahmetillâh (rahmetillâhi), innallâhe yagfiruz zunûbe cemîâ (cemîan), innehu huvel gafûrur rahîm (rahîmu).: (Benden onlara) De ki: "Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım. Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir." (Zümer 39/53)

Yüceler Yücesi ALLAH celle celâluhumuz,
El AFüVV celle celâluhu Esmasının Tecellîsinde TeK-İlK NOKTamız MuhaMMed Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selleme buyurduğu,
Kur'ân-ı Kerimde tek, MuhaMMed Sûresinde ve de 19.uncu âyetindeki MuhaMMedî TEVBE-İSTİĞFAR “BİZ-BİR-İZ” Cemmul- CeMMM CeNNetine İŞTİRAKı, CüMMMlemize Nasib ve Müyesser buyrusun inşae ALLAH!..

فَاعْلَمْ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنبِكَ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مُتَقَلَّبَكُمْ وَمَثْوَاكُمْ
Resim---Fa’lem ennehu lâ ilâhe illâllâhu vestagfir li zenbike ve lil mu’minîne vel mu’minât(mû’minâti), vallâ hu ya’lemu mutekallebekum ve mesvâkum: Bil ki, Allah'tan başka ilâh yoktur. (Habibim!) Hem kendinin hem de mümin erkeklerin ve mümin kadınların günahlarının bağışlanmasını dile! Allah, gezip dolaştığınız yeri de duracağınız yeri de bilir.” (MuhaMMed 47/19)


Âmin! Yâ Latîf ALLAH celle celâluhu!
Âmin! Yâ Kerîm ALLAH celle celâluhu!
Âmin! Yâ Rahîm ALLAH celle celâluhu!
Âmin! Yâ Vedûd ALLAH celle celâluhu!
Âmin! Yâ Fettâh ALLAH celle celâluhu!
Âmin! Yâ Gaffâr ALLAH celle celâluhu!
Âmin! Yâ Settâr ALLAH celle celâluhu!
Âmin! Yâ Muîn ALLAH ALLAH celle celâluhu!


Resim

''Allahümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedîn abdike (Muhammedîyyeti) ve nebîyyike (Mahmudîyyeti) ve Resûlike (Ahmedîyyeti) ve Nebîyyûl-ümmîyyi (Habibîyyeti) ve alâ âlihi ves-sahbihi ve Ehl-i Beytihi ve ümmetihi.''

MuhaMMedî MuhaBBetlerimle…
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11929
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: ESMAUL- HÜSNA'NIN KUR'AN-I KERİM AÇILIMI

Mesaj gönderen kulihvani »

ÂYET SONLARINDA GELEN El AFUVV ile İKİLi İSİMLERin GÜLcesi:

a- EL AFUVVU'L-ĞAFÛRU celle celâluhu : Çok affeden bağışlayan

Resim

Çok affeden bağışlayan (4 defa)
(Nisâ 4/43, 99) (2 defa))
(Hacc 22/60)(Mucâdele 58/2)


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَقْرَبُواْ الصَّلاَةَ وَأَنتُمْ سُكَارَى حَتَّىَ تَعْلَمُواْ مَا تَقُولُونَ وَلاَ جُنُبًا إِلاَّ عَابِرِي سَبِيلٍ حَتَّىَ تَغْتَسِلُواْ وَإِن كُنتُم مَّرْضَى أَوْ عَلَى سَفَرٍ أَوْ جَاء أَحَدٌ مِّنكُم مِّن الْغَآئِطِ أَوْ لاَمَسْتُمُ النِّسَاء فَلَمْ تَجِدُواْ مَاء فَتَيَمَّمُواْ صَعِيدًا طَيِّبًا فَامْسَحُواْ بِوُجُوهِكُمْ وَأَيْدِيكُمْ إِنَّ اللّهَ كَانَ عَفُوًّا غَفُورًا

Resim---Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ takrabûs salâte ve entum sukârâ hattâ ta’lemû mâ tekûlûne ve lâ cunuben illâ âbirî sebîlin hattâ tagtesilû. Ve in kuntum mardâ ev alâ seferin ev câe ehadun minkum minel gâiti ev lâmestumun nisâe fe lem tecidû mâen fe teyemmemû saîden tayyiben femsehû bi vucûhikum ve eydîkum. İnnallâhe kâne afuvven gafûrâ(gafûran) : Ey iman edenler, sarhoşken ne söylediğinizi bilinceye kadar; cünüp iken de -yolcu olmanız hariç- guslünüzü edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz hacet yerinden gelir veya kadınlara dokunup da su bulamazsanız o zaman temiz bir toprağa teyemmüm edin; niyetle yüzünüze ve ellerinize sürün. Gerçekten Allah çok affedici ve günahları bağışlayıcıdır.(Nisâ 4/43)

فَأُوْلَئِكَ عَسَى اللّهُ أَن يَعْفُوَ عَنْهُمْ وَكَانَ اللّهُ عَفُوًّا غَفُورًا

Resim---Fe ulâike asâllâhu en ya’fuve anhum. Ve kânallâhu afuvven gafûrâ(gafûran) : Çünkü bunlardan Allah'ın o günahı af buyurması ümit edilir, Allah çok affeden ve bağışlayandır.(Nisâ 4/99)

ذَلِكَ وَمَنْ عَاقَبَ بِمِثْلِ مَا عُوقِبَ بِهِ ثُمَّ بُغِيَ عَلَيْهِ لَيَنصُرَنَّهُ اللَّهُ إِنَّ اللَّهَ لَعَفُوٌّ غَفُورٌ

Resim---Zâlik(zâlike), ve men âkabe bi misli mâ ûkıbe bihî summe bugıye aleyhi le yansurennehullâh(yansurennehullâhu), innallâhe le afuvvun gafûr(gafûrun) :Bu böyledir! Kim kendisine yapılan saldırıya karşı aynı ile karşılık verir de sonra yine üzerine saldırılırsa, elbette Allah ona yardım eder; Çünkü Allah çok affedici, çok bağışlayıcıdır.(Hacc 22/60)

الَّذِينَ يُظَاهِرُونَ مِنكُم مِّن نِّسَائِهِم مَّا هُنَّ أُمَّهَاتِهِمْ إِنْ أُمَّهَاتُهُمْ إِلَّا اللَّائِي وَلَدْنَهُمْ وَإِنَّهُمْ لَيَقُولُونَ مُنكَرًا مِّنَ الْقَوْلِ وَزُورًا وَإِنَّ اللَّهَ لَعَفُوٌّ غَفُورٌ

Resim---Ellezîne yuzâhirûne minkum min nisâihim mâ hunne ummehâtihim, in ummehâtuhum illellâî velednehum, ve innehum le yekûlûne munkeren minel kavli ve zûrâ(zûren), ve innellâhe le afuvvun gafûr(gafûrun) : İçinizden zihar ile (sen, bana anamın sırtı gibisin, demekle) kadınlarından ayrılmaya kalkışan kimseler bilmelidirler ki, o kadınlar onların anaları değildir. Anaları ancak onları doğuranlardır. Üstelik onlar gerçekten pek çirkin ve asılsız bir söz söylüyorlar. Bununla birlikte Allah'ın affının ve mağfiretinin çok olduğunda da kuşku yoktur(Mucâdele 58/2)


EL AFUVVU'L-KADÎRU celle celâluhu..
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11929
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: ESMAUL- HÜSNA'NIN KUR'AN-I KERİM AÇILIMI

Mesaj gönderen kulihvani »

b- EL AFUVVU'L-KADÎRU celle celâluhu :

Resim

Çok Affedici kudreti olan. (1 defa) (Nisâ 4/149)


إِن تُبْدُواْ خَيْرًا أَوْ تُخْفُوهُ أَوْ تَعْفُواْ عَن سُوَءٍ فَإِنَّ اللّهَ كَانَ عَفُوًّا قَدِيرًا

Resim---İn tubdû hayran ev tuhfûhu ev ta’fû an sûin fe innallâhe kâne afuvven kadîrâ(kadîran) :Bir hayrı açıklar veya gizlerseniz ya da bir kötülüğü bağışlarsanız, şüphe yok ki, Allah çok bağışlayan, herşeye gücü yetendir. (Nisâ 4/149)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11929
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: ESMAUL- HÜSNA'NIN KUR'AN-I KERİM AÇILIMI

Mesaj gönderen kulihvani »

9- EL AHADU ALLAH celle celâluhu

Resim

Resim

El Ahadu : Her türlü bilinemezlikte zâtına mahsus tek, bir ve eşsiz olan ALLAHU ZÜ'L-CELÂL..
Ferd demektir. Ahad ile vâhid arasındaki farka, Vâhid, zât îtibariyle münferiddir, Ahad ise mânâ îtibariyle münferiddir.

Her hususta bilinemezlikte tek olan.
İnfirad (ferdilik-tek başına olup, mutlak yalnızlık ve bilinemezlik) la sıfatlanmakta ve bu kemâl sıfatında câmi' olan, tek olan.
Her bir şeye Ahadiyyet Tecellî Mührünü vuran Ferdâniyyet sahibi.
Kendisi ile birlikte bir başka adet zikredilemeyen sayıya girmekten müstagni' olan.
Mahlûkatından yalnızlıkta (ifrad ve arkadaşlardan) tek olan.
Mânâ itibariyle tek olan.
Hüviyeti ve mâhiyeti mutlak olarak asla bilinemez olan.
A'mâ'da oluş da tek olan.
Ehâdiyyetin câmi' durumu vardır ve
ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL'in tüm sıfat, isim ve fiillerinin gerçek mâhiyetleri bilinemezlikte EL AHADÜ (celle celâluhu) kapsamındadır.

ALLAH celle celâluhu, EL BASÎRU, mutlak görücüdür; fakat bu mahlûkatın görücülüğüyle kelime benzerliğinden başka bir alâkası yoktur. Zîrâ hadsiz, hududsuzlukta tek ve eşsiz olandır.

El Ehadu : Her türlü bilinemezlikte zâtına mahsus tek, bir ve eşsiz olan ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL..
Ehhade : Çok şe'yi bir yapmak.
Ehadiyyet : Birlik, eşsizlik.
Bir, yegâne ve her hususta bir tek olan anlamı taşıyan El Ahadü ismiyle El Vâhidü yakın anlamlıdır.
El Ahadü ismi Kur'ân-ı Kerîm'de
İhlâs 112/1 âyetinde doğrudan bazı âyetlerde de (Beled 90/5,7) dolaylı olarak ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL'e nisbet edilmiştir.


قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ
Resim---Kul huvallâhu ehad (ehadun) : De, o: Allah tek bir (ehad)dir. (İhlâs 112/1)

أَيَحْسَبُ أَن لَّن يَقْدِرَ عَلَيْهِ أَحَدٌ
Resim---“E yahsebu en len yakdira aleyhi ehad (ehadun) : İnsan, hiç kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?” (Beled 90/5)

أَيَحْسَبُ أَن لَّمْ يَرَهُ أَحَدٌ
Resim---“E yahsebu en lem yerahû ehad (ehadun) : Kimse onu görmedi mi sanıyor?” (Beled 90/7)

El Vâhid ismi ise Kur'ân-ı Kerîm'de 15 âyette İlâh isminin sıfatı, 1 âyetteALLAH-U ZÜ'L-CELÂL'e sıfat, 1 âyette ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL'e raci' zâmirin haberi olarak buyurulmuştur.
Ahad ismi ancak ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL için kullanılabilinir ve bu yüzden çoğulu yoktur.
Kur'ân-ı Kerîm'de; zâtında ve sıfatlarında bilinemezlikte eşi, benzeri ve zıddı olmayan ve bu vasfıyla da tek ve yegâne olan
ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL'in sır sıfatı olarak yer alan El Ahad;
Kur'ân-ı Kerîm'de İhlâs 112/1 âyetinde ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL'in zâtının akılca bilinemezliği bakımından bir olduğunu ifâde etmektedir.
El Vâhid ise ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL'in sıfatları bakımından da bir olduğunu ifâde etmektedir.
Şu hususu iyice anlamalıyız ki
El Ahad, her türlü nisbî (nisbetle olan, kıyaslama olan, birine göre olan) kesreti (çokluğu) reddeder.
El Vâhid ise adedî kesreti reddeder.
Ahadiyyet, bütün isim ve sıfatlardan mücerred (soyulmuş, çıplak) olarak ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL'in zâtının tek ve bir olduğunu ifâde eden bir terimdir.
Ezelen ve ebeden insan aklınca idrak edilemez olan ahadiyyet tekliği nasslarda bildirildiği kadar anlaşılabilinmektedir.
Kesin bilmekte; bilen, bilinen ve bilme fiilinin varlığı vardır ki bu hâliyle kesrettir ve Ahad'in zıddıdır.
Ahadiyyet, İlâhî bilinemezlik karanlığında (a'mâsında, körlüğünde) bilen, bilinen ve bilme "bile" dir ve Zâtullahda mahvolmuştur.


Tasavvuftaki Ahad ve Vahid'in teknik izâhı ise:
Matematikte sayı; bir, tek, yegâne ve "1" dir.
Bu ilk ve son olan "1" Ahad gibidir, asıldır, anadır ve bütün rakamların masdarıdır.
Sonraki 2, 3, 4, …… sonsuz rakamları incelersek: 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8,9, bir rakam ve kaptır.
“0” ise sonsuz gibi tarifsizdir.
Varlıktan bahsetmeyiştir. Yokluktur.
2 demek, tüm özellikleri eşit gözüken ama ayrı koordinat ve kimlikte olan iki adet "1" in bir kapta yani rakamda bulunuşunun adıdır.
1 + 1 = 2 rakamı kesret gözükürken gerçekte vahdet torbasıdır.
Bu izâha sebeb kesretten vahdete, vahdetten kesrete seyir zevkine çağrıdır.
Tek sayıya saygılı Muhammedî matematikçilere meşktir.

1 tanelik = Teklik = Eşsizlik, benzersizlik vs.
Bu sadece ve sadece Sistemin Sahibi Subhan ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL'e ait bir özellik ve vasıftır.
Ahadiyyet ve Vahidiyyet...


El AHAD celle celâluhu ->Zâtîdir..
El VâHiD celle celâluhu ->Sıfatîdir..

İkRÂRda ->ALLAHu zü’l- CELÂL Uluhiyyeti Bölüneyen El İlâh celle celâluhudur:

وَإِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ لاَّ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ
“Ve ilâhukum ilâhun vâhid (vâhidun), lâ ilâhe illâ huve’r- rahmânu’r- rahîm (rahîmu).: Sizin ilâhınız tek bir ilâhtır. O'ndan başka ilâh yoktur. O, rahmân'dır rahîm'dir.” (Bakra 2/163)

İnKÂRdaysa -> MuhaMMedî Tâlim ve Terbiyeden yoksun ham/yoz insan AKLı ALLAHu zü’l- CELÂL’in Uluhiyyetini AKLınca EŞLer/İlâhlar BİLip-BULup onlarla OLup Yaşayarak bir ÖMRü mahveder ne yazık ki:

أَلَا لِلَّهِ الدِّينُ الْخَالِصُ وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مِن دُونِهِ أَوْلِيَاء مَا نَعْبُدُهُمْ إِلَّا لِيُقَرِّبُونَا إِلَى اللَّهِ زُلْفَى إِنَّ اللَّهَ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ فِي مَا هُمْ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي مَنْ هُوَ كَاذِبٌ كَفَّارٌ
E lâ lillâhid dînul hâlis(hâlisu), vellezînettehazû min dûnihî evliyâ, mâ na’buduhum illâ li yukarribûnâ ilâllâhi zulfâ, innallâhe yahkumu beynehum fî mâ hum fîhi yahtelifûn(yahtelifûne), innallâhe lâ yehdî men huve kâzibun keffâr(keffârun).: Halis dîn, Allah içindir, öyle değil mi? Ve O'ndan (Allah'tan) başka dostlar edinenler: "Biz, onlara (putlara) sadece bizi Allah'a yakın bir makama yaklaştırmaları için tapıyoruz." (dediler). Muhakkak ki Allah, hakkında ihtilâf ettikleri şey için onların aralarinda hüküm verir. Muhakkak ki Allah, yalanlayan ve inkar ederleri hidâyete erdirmez.” (Zümer 39/3)

CiHâD ki ASLında ->Dâimiyyet Hakikatına bu ÂLEMde CEM'ÂN Şâhid OLuşta MuhaMmedî ŞehÂDet Şefâatı ve Şerefiydi:

وَمَن جَاهَدَ فَإِنَّمَا يُجَاهِدُ لِنَفْسِهِ إِنَّ اللَّهَ لَغَنِيٌّ عَنِ الْعَالَمِينَ
Ve men câhede fe innemâ yucâhidu li nefsihî, innallâhe le ganiyyun anil âlemîn(âlemîne).: Ve kim cihad ederse, o taktirde sadece kendi nefsi için cihad eder. Muhakkak ki Allah, âlemlerden müstağnidir (hiçbir şeye ihtiyacı yoktur).” (Ankebût 29/6)

Oysa Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem DUYup-UYaBİLseydi O’nun ÖZ GÖZünden hakikat-ı MuhaMMediYyesÎni seyredecekti:

وَلِلّٰهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ فَاَيْنَمَا تُوَلُّوا فَثَمَّ وَجْهُ اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ وَاسِعٌ عَلٖيمٌ
---"Ve lillahi’l- meşriku ve’l- mağribu fe eynema tuvellu fe semme vechullah, innallahe vasiun alîm: Doğu da Allah'ındır, batı da. Her nereye dönerseniz Allah'ın yüzü (kıblesi) orasıdır. Şüphe yok Allah, kuşatandır, bilendir. " (Bakara 2/115)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11929
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: ESMAUL- HÜSNA'NIN KUR'AN-I KERİM AÇILIMI

Mesaj gönderen kulihvani »

Ahadiyyet:

ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL'in gerçek şahsiyetinin, kişiliğinin, zâtlığının, insanın akıl kapasitesiyle kavranamayacak, anlaşılamayacak ve kaldırılamayacak oluşunun;
"EL AHAD" celle celâluhu olarak buyurduğu zifiri karanlık ve bilinemezlik perdesinin arkasında bulunup bize perdeli olmasında "Tek" oluşudur.
Bu bakımdan "Bir" tane, eşsiz ve benzersiz oluşudur.


Resim---Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e soruluyor: "RABB'ımız, gökleri ve yeri yaratmadan önce neredeydi?"
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) : "Üstünde ve altında hava bulunmayan bir "a'mâ" daydı" buyuruyor."

(İbni Mâce, Mukaddime 13)

Resim---Ebu Rezîn el Ukaylî (Radyallahu anhu) : "Yâ Rasûlullah! Mahlukatını yaratmazdan önce Rabbımız nerede idi ?" dedim. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "a'mâ da idi. Ne altında hava (hevâ) ne de üstünde hava vardı. Arşını su üzerinde yarattı." buyurdu.
(Tirmizî, Tefsir, Hûd, (3108)

İmâm-ı Alî keremullahi veche ise: "El ân (şu anda) dahi öyledir" buyuruyor.
A'mâ ise körlüktür...
Sonsuz ve zifirî karanlıkta asla bir şey görememek oraya ait bir hususu bilememektir...

İşte
ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL'e ait bu bilinemezlik karanlığının adı AHAD'dır... Koyu bir karanlığa benzetildiğinden câhilliğe de mecâzen "Ümmî" denilmiştir.
Hatta ledünn ilminden nâsibsiz ve sözde ilim ehlince Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in "Nebîyyü'l-ümmî" oluşu, anasından nasıl doğmuş ise öyle kalıp okuma yazma öğrenmemiş (câhil) kimse sanılmıştır.
Böyle anlayış ve anlatış ahmakçadır.
Arapça'da anneye ümm denmesi, karnındaki bebeği için zifiri karanlık içinde emniyet yuvası ve bilinemezlik karanlığının benzeri oluşundandır.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e Nebîyyil Ümmî buyurulması ise; Nebî: haber getiren,
Nebîyyil Ümmi ise bilinemezlik a'mâsından haber getiren ezel habbesinin (Habibîyyetten) zuhûru olan demektir.
Arapça, âri ve asil bir dildir.
"Cennet dilidir" buyurulmuştur.
Arapça; birkaç bedevinin çölde bir araya gelip uydur kaydır ortaya çıkardığı bir dil değildir.
Sistemi halkedenin Kur'ân-ı Kerîm'de Kerem'ini indirdiği mükemmel ve mükerrem bir dildir.


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “İmam Münâvî'nin Feyzu'l-Kadîr isimli hadis kitabında İbni Abbas'tan şu mealde bir hadis-i şerif rivayet edilir: "Üç hasletten dolayı Arabı seviniz: Çünkü ben Arabım, Kur'ân-ı Kerim Arapça olarak nazil olmuştur, Cennet ehlinin konuştukları dil Arapça’dır."
(İbni Abbas'tan; Feyzü'l-Kadîr, 1:178 Hadis no: 225)

Kur'ân-ı Kerimdeyse:

بِلِسَانٍ عَرَبِيٍّ مُّبِينٍ
Resim---“Bi lisânin arabiyyin mubîn(mubînin) : Apaçık Arapça bir dille.(Şuarâ 26/195.)

Basit bir misâlle bakınız,

ALLAH ismi: Elif-lâm-lâm-he'den oluşur.
Birer harfini sırayla soyarsak:

ALLAH (cc) : Şerîatta başlı başına bir târifi olmamakla beraber tüm Esmâ-i Hüsnâyı toplayan cem' eden “Lâfzullah” Harf-i târifsiz tek zâtî esmâ.

LİLLAHİ : ALLAH (cc) için… Resim Tarikatte her şey ALLAH (cc)için…

LEHÛ : ALLAH (cc)'nun Resim Mârifette her şey ALLAH (cc)'nundur.

HÛ : Hû…è Hakikatte her şey O (ndan) dur. Ondan başka O yoktur. Lâ hûve İllâ hûve…


Birer harfi soymakla ALLAH kelimesinden, Lillah, Lehû ve Hû ya ulaştık.…
Bir de "Tanrı" yazalım ve deneyelim. Tanrı Resim– Anrı Resim nrı Resim rı!…

Maksadımız Ahadiyetin tasavvufî sayı sisteminde adet bakımından bir teklik oluşunu anlatmaktan ziyâde;
Anlayış bakımından asla ulaşılamazlık, bilinemezlik ve sırlarına erişilemezlikte teklik olduğunu arz etmektir.
Bu husus, çok önemlidir.
Hz Bilâl-i Habeşî (radiyallahu anhu)'ya müşrikler çok ağır işkence edip kızgın kumlar üzerinde çakılı kazıklar arasına çarmıha geriyorlar.

Kendisine : "ALLAH (celle celâluhu)'ın her sıfatını söyle ama AHAD (celle celâluhu) deme!... dediklerinde: "Vallahu AHAD!..." diyor.
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11929
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: ESMAUL- HÜSNA'NIN KUR'AN-I KERİM AÇILIMI

Mesaj gönderen kulihvani »


İLK-SON NOKTA.. TEK NOKTA...

“HaBLi’-l VER-ÎD” “İP”im “BeLâ” m!.
Merkez-Muhit, İç-Dış, Enfüs-Âfâk, Tasavvuf-Teknik...
Merkezden de yakın O celle celâluhu,
Muhitte O celle celâluhunun Nuru...
Vahdet- Kesret Cümbüşü...
ÇoK-luk ve YOK-luk TEK-liği..


Durgun suya atılan bir taş DEVR-ÂN-ının, arka arkaya oluşturduğu dalgalar gibi;
İçten dışa, dıştan içe İnsan Deryasında ve Kemâlât Sahrasında İNSAN-ın BAŞ-ı ve SON-unu
SEYR-ÂN!..
CEVL-ÂN-da İNSAN-ın Enfüsî Mahiyetinde Aşk Kemâlâtı ve
HAYR-ÂN-da İNSAN-ın Âfâkî Hüviyetinde Hâl Haritası!..
Şu ÂN-da İNSAN-ın 12 kordinatlı Muhammedî Tevhidinin Tekemmül Tablosu..
İÇ AYN-ı ve Dış AYN-ası, AYN-ı ŞEY-in iki YÜZ-ü...

“La Hüve illâ Hüve: O’ndan başka O yok!” sÖZü...
Ahaddiyet A’MÂ-sında İLK O Var İdi!. (Nokta-Söz Bitti)


وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ
Resim---“Ve le kad halaknel insane ve na'lemu ma tuvesvisu bihi nefsuh ve nahnu AKRABU ileyhi min HABLİ’L- VERİD : Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona ŞAHDAMARIndan daha –AKRABA-YAKINız.” (Kaf 50/16)


Bilmektesiniz ki “habli’l- verîd” Şahdamarı-aort olarak bildirilmiştir Türkçede.
Şahdamarının hayatımızdaki önemi ise açıktır.
Kesilince, ANA Varlığına sebeb olanla mevcud oluş kalkar hayattan.
ASLında; Habl: İp. Urgan. Halat. Tıb: Vücudda ip gibi olan âzalar.
Verid : Tek olandır.
Vârid: (Vürud. dan) Ulaşan, yetişen, gelen, erişen. Akla gelen. Olan. Bir şey hakkında söylenip tatbik edilen. Hâzır, nâzır.

Habli’l- Verid: İNSANı hayata bağlayan TEK İP demektir.
Tefsir âlimlerimiz “Şahdamarı” diye tercüme ettiler ve doğrudur.

Ama bir de biz zevkedelim inşaallah.
İnsanın hayatta oluşunu sağlayan onu Varlık Âleminde VAR eden, hayata bağlayan, ikincisi olmayan tek ip ne ise:

Ben size o şeyinizden daha yakınım ve içerdeki merkezinizden de yakınım! buyuruyor HÂLİKÛ’l-HABÎR celle celâluhu...
Bu husus, hilkati AN-lamanın ilk harfidir...


AKIL İP-iM!. BeDeN kUYuM!.
NeFiS KoVaM!. RuHum-SU-yuM!
Be SıRRıma BeRzaH KALB-im
sÖZ AHAD-den! SeS AHMeD-den
SAhiBB SıRR-ıM !.“DUY!”-um!. “UY!”-uM!..

SaLLatımız Sana OL-sun Yâ ALLAH celle celâluhu!.
SaLLavatımız Sana OL-sun Yâ Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem!..

Resim
Resim
14. SALÂVÂT-I ŞERÎFE
Cevheratü'l-Esrar ismiyle anılan bu salâvât Ahmed er Rufaî Hazretlerine ait evraddır. Samimiyetle devamında pek çok sırların seyrine ulaşilacağı önemle bildirilmiştir.


TÜRKÇESİ: Allâhümme salli ve sellim bârik alâ nurikel esbak Resim Ve sıraâtikel muhakkak Resim Ellezi ebreztehu rahmeten Şâmileten livucudike Resim Ve ekremtehu bi şuhudike Resim Ves tafeytehu linübüvvetike ve risâletike Resim Ve erseltehu beşiran ve nezira Resim Ve dâiyen ilallahi biiznihi ve sirâcen münira Resim Noktati merkezi bâid dâiretil evveliyyeti Resim Ve sirri esrâril elifil kutbaniyyeti Resim Ellezi fetakte bihi ratkal vucudi Resim Ve hassastehu bi eşrafil makâmâti bi mevâhibil imtinân Resim Vel makâmil mahmud Resim Ve âksetme bihayâtihi fi kitâbikel meşhuri li ehlil keşfi veşşuhud Fehüve sirrukel kadimüssâri Resim Ve mâi cevheril cevheriyyetil câri Resim Ellezi ahyeyte bihil mevcudâti min ma’denin ve hayevânin ve nebâtin Resim Kalbil kulubi Resim Ve ruhil ervâhi Resim Ve i'lâmil kelimâtit tayyibât Resim El’kalemil alâ Resim Vel arşil muhit Resim Ruhi cesedil kevneyni Resim Ve berzehil bahreyni Resim Ve sâniye isteyni Resim Ve fahril kevneyni ebil Kasım ebittayyib seyyidinâ Muhammed ibni Abdillah ibni Abdil muttalib abdike ve nebiyyike ve habibike ve rasulike ennebbiyyil ümmiyi ve alâ âlihi ve sahbihi ve sellim teslimen kesira bi kaderi azameti zâtike fikülli vaktin vehinin Resim Subhane rabbike rabbil izzeti amma yesifun ve selâmün alel mürselin vel hamdulillahi rabbil âlemin.

MÂNÂSI: Ey Rabbim, önceki nûrun olan, Kendi mevcudiyetin sebebiyle, kapsayıcı bir rahmet olarak ortaya çıkardığın; Kendini müşâhede ettirerek keremlendirdiğin; Nebiliğine ve Resûllüğüne seçtiğin; müjdeci, uyarıcı olarak gönderdiğin; Kendi izniyle Allah'a bir çağırıcı ve nûruyla aydınlatan bir kandil, ilk "" dâiresinin merkezdeki noktası, kutup "elif"inin sırlarının sırrı kıldığın; varlık çemberini kendisiyle yardığın; en güzel mevhibeleri vererek en şerefli makamları, Makâm-u Mahmûd'u kendisine mahsûs kıldığın; ehl-u keşfe ve şuhûda malûm kitabında hayatına kasem ettiğin; kadîm sırrın ki sârî; cevherlerin cevheri bir "su" ki câri; ki bu suyla Sen maden, hayvan ve bitki gibi mevcûdâta can verdin; kalplerin kalbidir o, ruhların ruhu; hoş kelimeleri yayan; en yüce kalemdir; kuşatan bir Arş, iki kevnin bedenindeki ruhtur; iki deniz arasındaki aşılmaz berzah; ikinin ikincisi; iki kevnin de medârı iftihârı; Ebu'l-Kâsım, Ebu't-Tayyib; Seyyidimiz, Muhammed b. Abdullah b. Abdulmuttalib (sallallahu aleyhi ve sellem), Senin kulun, nebin, sevgilin, resûlün, ümmî olan nebin, işte ona, onun âline, ashâbına çokça, her zaman ve anda Kendi zâtının azameti miktarınca salât ve selâm ediver, onu mübârek kıl! Rabbin işte O azîz olan Rabbin, inkarcıların vasfettiklerinden münezzehtir!. Resûllere de selâm olsun. İşte o hamd ki âlemlerin Rabbine mahsustur!.


AHADDİYYET: ALLAHU ZÜ’L-CELÂL’in aklın ulaşabileceği her türlü Nicelik ve Niteliklerle Vasıflandırılmasından müstağni OLmasındaki Zâtî TEKliğidir.
Asla yaratılanlarca Ulaşılıp BİLİNEMEZlik-Anlaşılamazlık, Kendi ZÂTına Mahsus ÂmÂda-AKLa KÖRlük OLuş TEKliği...

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Ruhu: Akl-ı Evvel (üMM), Felek-i A’lâ dır. Ümmî’dir: mahlûkatın Anası, Aslı ve İlkidir.
Kâinât Sisteminin, “İlk ŞEY’i - İlk KİMi-İlk BiR-İlk Nûru” dur. Nebîyyü’l-ÜMMî’dir: A’mâ Âleminden (AHADiyyet) Şehâdet Âlemine Haber Getirendir.
AHAD celle celâluhu’nun göbekten MiMlenişi KûN feyeKûn OL-uşumu AH-M-ED OL-AN Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in kadir ve kıymetini iyice bilmeyi ALLAH celle celâluhu BİZ Bîçare KULlarına nasib ü müyesser buyura
İnşae ALLAH..

Elif”→ AHAD, VAHİD ALLAH
Lam”→ Lûtfuna Şâhid ALLAH
Kalû Belâ!” Ahid ALLAH
Sır-Rı Sıfır Serdiğimiz...

AHADin AHMED adıdır
ÂŞIK
ların muradıdır
TEVHİD sofrasın tadıdır
Sözü MUHAMMEDÎ olan
...

Akıl, kudsî kuvvetin adıdır. Akıl, “ASL”ın aynasıdır.
Akıl, AHAD celle celâluhu’nun AHMED sallallahu aleyhi ve sellem’indeki Mim’dir.
Aklın Kemâli, Nurun alâ nurdur...
Akl-ı selimle “Herşey sahibinindir”i; bilmek ilimdir!
“Kendi sahibini bilmek” ise, edebdir! İlim, İlmullahtır...
Edeb ise, Rasûlullah aleyhisselâm’ın vasfıdır.
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11929
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: ESMAUL- HÜSNA'NIN KUR'AN-I KERİM AÇILIMI

Mesaj gönderen kulihvani »

Ahadî tecellîlerin Ahmedî zuhûratı her nefsin nâsib ve kısmetince ikrâm edilir.
RABBÜLÂLEMİN; imkanla imtihan içinde ve kader yörüngesinde başa gelenlerle yaşanan ömürde kendisinden razı olup, şükür ve sabır içinde kalan (kâmil imânlı) kulundan razı olduğunu âyeti celilerde beyân buyurmuştur.

Kul İhvânî attı aklı
Üryân kaldı hâli haklı
Sır
-rı SIDDIK esrâr saklı
AHAD
in AHMED Miminde...

Her insanın kendisine verilenlerle, bildirilen yolda Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in;
Söz, Fiil, Ahlâk ve Hâlini (Şerîatı - Tarikatı - Mârifeti - Hakikati),
İlim, İrade, İdrak ve İştirakle yaşarsa…
Enfüsündeki (merkez-öz) ki
RABBÜl- BİRRUN'un celle celâluhu ikrâmı olan Bilelik boşluğu,
Sırr-ı sıfır noktası,
Kara delik:
Ahadî – Ahmedî – Akdesî - Habibî olan
"Muhammede'r- Resûlullah" pirizine,
Ahdullah
"Lâ ilâhe illallah" fişini bu hayatta (son nefeste) takarsa çalsın oynasın...
Çünkü ihsâna kavuştu...
Yoksa, derdine yansın...


Mübârek insan Bilâl-i Habeşî (radiyallahu anhu)'yu kızgın kumlar üzerinde çile çarmıhına germişler.
Müşrikler diyorlarki "ALLAH'ın her sıfatını söyleyebilirsin. Ancak EL AHAD celle celâluhu deme; çünkü, bizim ilâhımız çoktur! Ahad deme seni bırakalım!" dediklerinde :
"Ben ALLAH'tan korkarım, Vallahu'l-AHAD!" buyuruyor...

Canın değeri bir para bile değil...
İşte ilâhî âşık...
Muhammedî mes'ûd...


İbrâhim-i Dessûkî (kaddasallahu sırrıhu)'nun salâvâtı :


Resim
http://www.muhammedinur.com/forum/viewt ... 158&t=8342
Allahümme salli ve sellim alezzâtî’l- Muhammedîyyeti’-l lâtifeti’l- ehadiyyeti Şemsi semâil esrâri Ve mâzharil envâri Ve merkezi medâril celâlî Ve kutbi felekil cemâlî Allahümme bisirrihi ledeyke Ve bi seyrihi ileyke Âmin havfî ve âkil asreti vezheb hüznî ve hırsî Ve kün lî ve hûznî ileyke minnî Verzuknîl fenâe annî Vellâ tec'alnî meftunen bi nefsî Mahcuben bi hissî Vekşif lî an küllî sirrin mektumin Yâ Hayyü Yâ Kayyum!

"ALLAH'ım! Sırlar Semasının güneşi, nurların mazharı, Celâl Dâiresinin merkezi (dönüm noktası : akdes noktası), Cemâl Feleğinin (yörüngesinin) kutbu (devrânda devreden cismin cihân çarkının aksı) olan; Ahadiyyet (her hususta mutlak teklik) lâtifetinin (Ahadiyyetten Ahmedîyyete lütûf edilen incelik ve hakikatlerin) tecellîgâhı (ilk zuhûr yeri, çoğalma ocağı olan) Zât-ı Muhammedîyyete salât-ü-selâm eyle! ALLAH'ım! O'nun Senin yanındaki sırrı (teslimiyet) ve Sana olan (istikamet) seyrinin hakkı için; korkumu gider emin kıl (emniyette eyle), (imkanla imtihan seyr-ü-sülûkümde, teslimiyet ve istikamet tevhidinde) ayak kaymalarımı (yolda sürçmelerimi, takılıp düşmelerimi yoldan geri kalmalarımı) azalt, hüznümü (üzüntümü, kederimi) ve hırsımı (dünyaya tamahkarlığımı) gider (bertaraf et), benden yana (lehime) ol; beni, benden Kendine (Sana) al (çek), beni benden fenâ ile rızıklandır (benlik hastalığımdan kurtar, benliğimin yok olmasına izin, inâyet ve hidâyet eyle, nefs perestlikten âzâd et!). Beni nefsime meftun kılma (nefsimin fitnesine düşürme, nefsimin hevâ ve hevesiyle sihirletme, nefsime tüm gönlümü verip ona vurulan, düşkün ve âşık olan kılma!). Âfâkı (dış dünyayı) tanıdığım hislerimi (enfüsümü ve özümü tanıdığım duygularımı) bana (şühûdî tevhid tekemmülüme) hicâb (perde, engel, yol kesici, çeldirici) etme! Bana her türlü, tüm gizli (saklı) sırları aç (ifrat ve tefritten koru, i'tidal üzere ve hazımlı kıl, şaşırtma-taşırtma!) YÂ HAYYU YÂ KAYYUM celle celâluhu!"

El-Ahadu: Ferd demektir. Ahad ile vâhid arasındaki farka gelince, ahad, kendisiyle bir başka adedin zikredilmesini men edecek bir yapıya sâhiptir. Kelime hem müzekker, hem de müennestir. "Bana kimse (ahad) gelmedi derken, gelmeyen hem erkektir, hem de kadındır." Vâhid'e gelince bu sayıların ilki olarak vazedilmiştir: "Bana halktan biri (vahid) geldi" denir ama, "Bana haktan kimse (ahad) geldi" denmez. Vâhid, emsâl ve nazîri kabûl etmeyen bir mâna üzere bina edilmiştir. Ahad ise ifrad ve arkadaşlardan yalnızlık üzere bina edilmiştir. Öyle ise, vâhid, zât itibariyle münferiddir, ahad ise mâna itibariyle münferiddir.

Netice Ulûhiyyette ALLAHÜ ZÜ’l-CELÂL’i eşsiz ve ortaksız bilip Ferdâniyet, Vahdâniyet ve Ahadiyetine imân ve bu imân üzerine ibâdet ve ameldir...
Kelâmullahda
ALLAHU ZÜ’l-CELÂL; Ulûhiyyet, Ahadiyet, Vahdaniyet, Ferdaniyet, Rübûbiyyet, Merhametiyet, Mâlikiyet ve diğer hususları nasıl târif buyurmuş onu göz önüne sermekti....
Şunu iyice bilip anlamalıyız ki
ALLAHU ZÜ’l-CELÂL Zâtında, Sıfatlarında, İsimlerinde, Fiillerinde ve kısacası her şeyinde Zât-ı Âlîsine mahsus gerçeği, insanlar tarafından asla bilinemez Ahadiyyet, Ferdâniyet (tek, eşsiz, ikincisi olamayan) ve Vahdaniyet sahibidir.
Şunu iyice bilip anlamalıyız ki
ALLAHU ZÜ’l-CELÂL Zâtında, Sıfatlarında, İsimlerinde, Fiillerinde ve kısacası her şeyinde Zât-ı Âlîsine mahsus gerçeği, insanlar tarafından asla bilinemez Ahadiyyet, Ferdâniyet (tek, eşsiz, ikincisi olamayan) ve Vahdaniyet sahibidir.
İnsanın ANlayabilmesi için mecburen kelimeler ve harflerle ifâde edilebiliyor.
Ancak Rabbü’l-âlemin’e ait her husus, hususî ve Ahadiyet bilinemezliğiyle perdelidir..
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11929
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: ESMAUL- HÜSNA'NIN KUR'AN-I KERİM AÇILIMI

Mesaj gönderen kulihvani »

EL BASÎR celle celâluhu: ALLAH Teâlâ hakkıyla görücüdür diyoruz. İnsan da basirdir, kedi de kuş da...
Farkı ise o kadar çoktur ki birbirleriyle sadece kullanılan kelime birliği vardır.
Biz, kedi ve kuş da; belli, sınırlı ve şartlar oluşursa görür ve gördüğümüzün algılanıp değerlendirilmesi ise çok basit ve ilginçtir.


ALLAH Teâlâ; Zât, Sıfat, İsim ve Fiillerinde tek, eşsiz ve bir olduğu Vahdaniyetini “Lâ ilâhe illâ ALLAH” Kelime-yi Tayyibesi altında toplamaktır.

Mahlûkatı ve mevcûdatı KûN fe yeKûN! OL! Hemence OLuverir emriyle var eden, her zerre ve hücreye İlâhî Kaza-Kader-İrade-Meşiyeti ile Hüviyet Kişiliği ve Mâhiyet Kimliği verip;
Yapacağı, yaşayacağı ve oynayacağı rolu Fıtrî Programıyla yürüten sevk ve idâre eden Rabbü’l-âlemin bütün bu Sıfat, İsim ve Fiillerinde de TEKtir ve âlemlerin tek
(El Vâhid Celle Celâluhu) olan RABB’ısıdır celle celâluhu...


Ulûhiyyet Makamı: Azamet ve Heybet Makamıdır.
Rübûbiyyet Makamı: Ni’met ve İkrâm Makamıdır. Kul için, Zâhir ve Bâtın BİLEliğin Resulî RÜŞDer Eriş Makamıdır.

رَبَّنَا وَآتِنَا مَا وَعَدتَّنَا عَلَى رُسُلِكَ وَلاَ تُخْزِنَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّكَ لاَ تُخْلِفُ الْمِيعَادَ
Resim---“Rabbenâ ve âtinâ mâ vaadtenâ alâ rusulike ve lâ tuhzinâ yevmel kıyâmeh(kıyâmeti), inneke lâ tuhliful mîâd(mîâde) : “RABB’imiz! Bize, peygamberlerin vasıtasıyle va’dettiklerini de ikrâm et ve kıyâmet gününde bizi rezil rüsva etme; Şüphesiz Sen va’dinden caymazsın” (Âl-i İmrân 3/194)

Azîz kardeşlerim,
İnsan bir değil binbir âlemdir.
İnsan,
Ubûdiyyet (kulluk) vasıfları olan:

Fakriyet (aslen fakîr oluş),
Acziyet
(âcizlik),
Zillet
(zelillik) ve
İllet (sebebe bağlılık ve sonunda yok oluş) Sıfatlarını ANlayıp soyunarak onların yerine;

Rububiyyet (RABBlık) sıfatları olan:
Gına (gerçek zenginlik),
Azamet (Kudret sahibi oluş),
Azîzlik (İzzet sahibi oluş),
Dâim ve Kâimlik Sıfatlarının ALLAH celle celâluhu’ya ait ve BÂKİ sıfatlar olduğunu ANlar, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e teslim olup da ALLAH celle celâluhu’ya sığınırsa Salah-Felah bulur ancak.

Yoksa ham aklıyla Hududullah’a tecavüz etmiş olur ve başı dört âlemde derde girer.
Nefsini, RABB’ısı kılmış olur. Gizli küfre düşer.
Tüm bunları; verse alamadığı, alsa veremediği ve kendisine emânet edilen YARIM NEFESte, ihtilâl yapıp, vereni reddederse şâki (eşkıyâ) olursa, önce kendi yolunu keser.
ALLAHU ZÜ’L-CELÂL korusun!.

Resim--- Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu: "Nefsini bilen RABB'isini (hemence) bilir.." buyurmuştur.
(Aclunî, Keşfü'l-Hâfâ II/343 (2532)

İyi de, nefsi bilmek kolay mı?
Bir tek Nefs-i Emmâre için Kur'ân-ı Kerîm'den aldıklarımız, denizden kum tanesi değildir.
Hüsn-i Niyyet, Samimîyyet, Ciddîyet ve Sabır ister!

RABBulâleminden,
Hakka ve Hayra Muhtaç, Mecbur, Me'mur ve Mahkum Nefislerimize;

BİZden MuhaMMedi Gayret,
Hak Erenler'den HiMMet (mübârek güc, dua),
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem den ŞEFÂAT ve
RABB'imız Tealâ'dan Selâmete
Hidâyet dileriz-dua ederiz...
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11929
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: ESMAUL- HÜSNA'NIN KUR'AN-I KERİM AÇILIMI

Mesaj gönderen kulihvani »

Muhammedî Melâmette Tasavvuf;
Muradullah Resim Emrullah Resim Sünnetulah Resim Şe’ÂNuLLah
Sisteminin VAR Ediliş, Yürütülüş ve hesaba ÇEKilişin temelinde TEK CÜMLe Vardır.
Lâ İlâhe İllâ ALLAH
ALLAH celle celâluhunun bu SÖZÜnü, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem SESinden DUY-Mak ve UYmak ABDullah lıktır:
Lâ İlâhe İllâ ALLAH! MuahaMMede’r- RESÛLULLAH! TEVHİDdir.
Bütün iman, irfan, itaatlerin EMRedilen sonucu BU NOKTAya RÜCU’dur!

ABD-KUL-luk Bu SÖZü DUYmak-UYmak-ve Şehâdet olarak Haşra Taşımaktır.
Bizim 4 Smiz ana ilkemizdir:
İlk AHDimiz de olan Şu ÂN-ki TEVHİD SÖZÜmüzde
Resim Sadakat Resim Samimiyyet Resim Sabır ve Resim Selâmettir SONUÇ..

Tenezzül Resim Tevâzu’ Resim Tevbe, Tevhid ve Resim Hakikat-ı Muhammedî gerçeklerimiz...

İlim Resim İrâde Resim İdrak ve Resim İştirak TEVHİDinin YAŞArken ŞÂHİDi OLmaktır...


Resim


ZİKİR: Sistemin sahibi Subhan ALLAH Tealâ’yı yâd’etmek, Rububiyyet Kevniyyetinin ASL Sahibini BİLmek-BULmak ÂNışıdır Her ÂN Her Yer ve Her Hâlde..

FİKİR: Herşeyin, şu anda HAKK celle celâluhu ile kâim olduğuna şühûd (şehâdet). Rububiyyet Kevniyyetinin ASL Sahibini BİLmek-BULmakla beraber OL-Anın İÇİnde-Özünde OLuşunu ÂNlayıştır.

ŞUÛR: Emânet ve Ni’meti en hayırlı bir şekilde (optimum, i’tidal üzere) kullanabilme melekesidir. Şahdamarından da YAKIN olan RABBul’- ÂLEMine Muhammedî İman, Amel, Ahlâk ve Hâlde Şehadet Yaşayışıdır.

ŞÜKÜR: “Olsun! Olmasın!” HEVÂsından vazgeçen Nefsin, “OL-AN” Haktır RIZA Mutmâinliğine eriş rüşdüne şehâdettir.

Besmele anahtarıyla girdiğimiz Kur'ân-ı Kerim’imizin Baş Sûresi Fâtihâ’da:

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
Resim---“Bismillâhir rahmânir rahîm: Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.” (Fatihâ 1/1)

1-ALLAH İsmiyle ULUHİYYETi
2-Er RABB İsmiyle RUBUBİYYETi:


الْحَمْدُ للّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Resim---“El hamdu lillâhi rabbil âlemîn (âlemîne) : Hamd, alemlerin rabbi Allah'a” (Fatihâ 1/2)

3-Er Rahmân İsmiyle RAHMÂNİYYETi
4-Er Rahîm İsmiyle RAHÎMİYYETi:


الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
Resim---“Er rahmânir rahîm(rahîmi) : Rahmân'dır, Rahîm'dir.” (Fatihâ 1/3)

5-El Mâliki İsmiyle MÜLKİYYETi:

مَلِكِ يَوْمِ الدِّينِ
Resim---“Mâliki yevmid dîn(dîne) : Dîn gününün mâlikidir.” (Fatihâ 1/4)

6- Abd ve RABBı.. UBUDİYYETi:

إِيَّاكَ نَعْبُدُ وإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ
“İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn(nestaînu) : Ancak sana ibadet ederiz ve ancak senden yardım dileriz.” (Fatihâ 1/5)

Bundan sonrası biliriz ki imkanla imtihan kulluğu yakarış sedâsı-yalvarış duasıdır..
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11929
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: ESMAUL- HÜSNA'NIN KUR'AN-I KERİM AÇILIMI

Mesaj gönderen kulihvani »

Aziz kardeşlerim,
Bakınız Kur'ân-ı Kerim’imizin daha Başında Mâsivâ Sistemin Kuruluşu-Yaratılma ve VAR oluş SeBeBi olan TEVHİDi ve ALLAH celle celâluhu’nun ALLAH-lık-ULUHİYYETİ ANlatımını BULMaktayız, AKL için aşama aşama!..

Kur’ân-ı Kerîm’de Rabbü’l-âlemin’in sistemini, her ÂN Şe’enullahta, Sünnetullah gereği yeniden yaratarak inşâ’ edip, Saltanatını, Azamet ve Kudretini sergilemekte, sevk ve idâre etmekte eşsiz ve ortaksız olduğunu beyân buyuran “Rübûbiyyet Tevhidi”ni ilân eden pek çok âyet-i celîle vardır.


En Evvelimizde ki, henüz ortada gözüken yok iken Bezm-i Elest ÂHDinde:
وَإِذْ أَخَذَ رَبُّكَ مِن بَنِي آدَمَ مِن ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَأَشْهَدَهُمْ عَلَى أَنفُسِهِمْ أَلَسْتَ بِرَبِّكُمْ قَالُواْ بَلَى شَهِدْنَا أَن تَقُولُواْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّا كُنَّا عَنْ هَذَا غَافِلِينَ
Resim---“Ve iz ehaze rabbuke min benî âdeme min zuhûrihim zurriyyetehum ve eşhedehum alâ enfusihim, E LESTU BİRABBİKUM, kâlû BELÂ, şehidnâ, en tekûlû yevmel kıyâmeti innâ kunnâ an hâzâ gâfilîn(gâfilîne) : Kıyamet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye Rabb’in Âdemoğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şâhid tuttu ve dedi ki: BEN SİZİN RABB’İNİZ DEĞİL MİYİM? (onlar da), Bilakis-EVET (buna) şâhid olduk!” dediler”” (A’raf 7/172)

وَمَا لَكُمْ لَا تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ لِتُؤْمِنُوا بِرَبِّكُمْ وَقَدْ أَخَذَ مِيثَاقَكُمْ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
Resim---“Ve mâ lekum lâ tu’minûne billâh(billâhi), ver resûlu yed’ûkum li tû’minû bi rabbikum ve kad e haze mîsâkakum in kuntum mu’minîn(mu’minîne): Peygamber sizi Rabb’inize imân etmeye çağırdığı halde niçin ALLAH’a inanmıyorsunuz? Halbuki O, sizden kesin söz de almıştı eğer inanırsanız.” (Hadîd 57/8)

إِنِّي أَنَا رَبُّكَ فَاخْلَعْ نَعْلَيْكَ إِنَّكَ بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًى
Resim---“İNNÎ ENE RABBUKE fehla’ na’leyk (na’leyke), inneke bil vâdil mukaddesi tuvâ(tuven) :Muhakkak ki ben, evet ben senin Rabbinim! Hemen pabuçlarını çıkar! Çünkü sen kudsal vâdi Tuvâ'dasın!” (Tâ-Hâ 20/12)

فَلَمَّا أَتَاهَا نُودِي مِن شَاطِئِ الْوَادِي الْأَيْمَنِ فِي الْبُقْعَةِ الْمُبَارَكَةِ مِنَ الشَّجَرَةِ أَن يَا مُوسَى إِنِّي أَنَا اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ
“Fe lemmâ etâhâ nûdiye min şâtııl vâdil eymeni fîl buk’atil mubâreketi mineş şecerati en yâ mûsâ İNNÎ ENALLÂHU RABBUL ÂLEMÎN(âlemîne) :Oraya gelince, o mübarek yerdeki vâdinin sağ kıyısından, (oradaki) ağaç tarafından kendisine şöyle seslenildi: Ey Musa! Bil ki BEN, BÜTÜN ÂLEMLERİN RABBİ OLAN ALLAH'ım.” (Kasas 28/30)

Âyeti celîledeki: “Bil ki ben: “Ben, var ya, Ben!” demek gibidir.

ALLAH bizim de RABB’imiz, sizin de RABB’inizdir:
”
فَلِذَلِكَ فَادْعُ وَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءهُمْ وَقُلْ آمَنتُ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ مِن كِتَابٍ وَأُمِرْتُ لِأَعْدِلَ بَيْنَكُمُ اللَّهُ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْ لَنَا أَعْمَالُنَا وَلَكُمْ أَعْمَالُكُمْ لَا حُجَّةَ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ اللَّهُ يَجْمَعُ بَيْنَنَا وَإِلَيْهِ الْمَصِيرُ
Resim---“Fe li zâlike fed’u vestekım kemâ umirt(umirte), ve lâ tettebi’ ehvâehum, ve kul âmentu bi mâ enzelallâhu min kitâb(kitâbin), ve umirtu li a’dile beynekum, allâhu rabbunâ ve rabbukum, lenâ a’mâlunâ ve lekum a’mâlukum, lâ huccete beynenâ ve beynekum, allâhu yecmeubeynenâ, ve ileyhil masîr(masîru) :İşte onun için sen (tevhide) dâvet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların heveslerine uyma ve de ki: Ben Allah'ın indirdiği Kitab'a inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum. ALLAH bizim de RABBimiz, sizin de RABBinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz de sizedir. Aramızda tartışılabilecek bir konu yoktur. ALLAH hepimizi bir araya toplar, dönüş de O'nadır. “ (Şurâ 42/15)

فَلِلَّهِ الْحَمْدُ رَبِّ السَّمَاوَاتِ وَرَبِّ الْأَرْضِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Resim---“Fe lillâhil hamdu rabbis semâvâti ve rabbil ardı rabbil âlemîn(âlemîne) : “Hamd, göklerin RABB’i, yerin RABB’i, bütün âlemlerin RABB’i olan ALLAH’a mahsustur.”” (Câsiye 45/36)

وَإِنَّ هَذِهِ أُمَّتُكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَأَنَا رَبُّكُمْ فَاتَّقُونِ
Resim---“Ve inne hâzihî ummetukum ummeten vâhıdeten ve ene rabbukum fettekûn(fettekûni) : Şüphesiz bu (insanlar) bir tek ümmet olarak sizin ümmetinizdir; ben de sizin RABBinizim. Öyle ise benden sakının (denildi).” (Mü’minun 23/52)

لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ يُحْيِي وَيُمِيتُ رَبُّكُمْ وَرَبُّ آبَائِكُمُ الْأَوَّلِينَ
“Lâ ilâhe illâ huve yuhyî ve yumît(yumîtu), rabbukumve rabbu âbâikumul evvelîn(evvelîne): O’ndan başka ilâh yoktur. (herşeyi O) diriltir ve öldürür. Sizin de RABB’iniz, önceki atalarınızın da RABBidir.”” (Duhân 44/8)

RABB’iniz ALLAH’a inandığınızdan dolayı peygamberi de sizi de yurdunuzdan çıkarıyorlar:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا عَدُوِّي وَعَدُوَّكُمْ أَوْلِيَاء تُلْقُونَ إِلَيْهِم بِالْمَوَدَّةِ وَقَدْ كَفَرُوا بِمَا جَاءكُم مِّنَ الْحَقِّ يُخْرِجُونَ الرَّسُولَ وَإِيَّاكُمْ أَن تُؤْمِنُوا بِاللَّهِ رَبِّكُمْ إِن كُنتُمْ خَرَجْتُمْ جِهَادًا فِي سَبِيلِي وَابْتِغَاء مَرْضَاتِي تُسِرُّونَ إِلَيْهِم بِالْمَوَدَّةِ وَأَنَا أَعْلَمُ بِمَا أَخْفَيْتُمْ وَمَا أَعْلَنتُمْ وَمَن يَفْعَلْهُ مِنكُمْ فَقَدْ ضَلَّ سَوَاء السَّبِيلِ
Resim---Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tettehızû aduvvî ve aduvvekum evliyâe, tulkûne ileyhim bil meveddeti ve kad keferû bi mâ câekum minel hakk(hakkı), yuhricûner resûle ve iyyâkum en tû’minû billâhi rabbikum, in kuntum harectum cihâden fî sebîlî vebtigâe merdâtî tusirrûne ileyhim bil meveddeti ve ene a’lemu bi mâ ahfeytum ve mâ a’lentum, ve men yef’alhu minkum fe kad dalle sevâes sebîl(sebîli) : Ey iman edenler! Eğer benim yolumda savaşmak ve rızamı kazanmak için çıkmışsanız, benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanlara sevgi göstererek, gizli muhabbet besleyerek onları dost edinmeyin. Oysa onlar, size gelen gerçeği inkâr etmişlerdir. RABBiniz ALLAH'a inandığınızdan dolayı Peygamber'i de sizi de yurdunuzdan çıkarıyorlar. Ben, sizin saklı tuttuğunuzu da, açığa vurduğunuzu da en iyi bilenim. Sizden kim bunu yaparsa (onları dost edinirse) doğru yoldan sapmış olur.” (Mümtehine 60/1)

إِنَّ هَذِهِ أُمَّتُكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَأَنَا رَبُّكُمْ فَاعْبُدُونِ
“İnne hâzihî ummetukum ummeten vâhıdeten ve ene rabbukum fa’budûn(fa’budûni) : Hakikaten bu (bütün peygamberler ve onlara imân edenler) bir tek ümmet olarak sizin ümmetinizdir. Ben de sizin RABB’inizim. Öyleyse Bana kulluk edin.” (Enbiyâ 21/92)

أَلَا لِلَّهِ الدِّينُ الْخَالِصُ وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مِن دُونِهِ أَوْلِيَاء مَا نَعْبُدُهُمْ إِلَّا لِيُقَرِّبُونَا إِلَى اللَّهِ زُلْفَى إِنَّ اللَّهَ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ فِي مَا هُمْ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي مَنْ هُوَ كَاذِبٌ كَفَّارٌ
Resim---“E lâ lillâhid dînul hâlis(hâlisu), vellezînettehazû min dûnihî evliyâ, mâ na’buduhum illâ li yukarribûnâ ilallâhi zulfâ, innallâhe yahkumu beynehum fî mâ hum fîhi yahtelifûn(yahtelifûne), innallâhe lâ yehdî men huve kâzibun keffâr(keffârun) : Dikkat et, hâlis din yalnız ALLAH'ındır. O'nu bırakıp kendilerine bir takım dostlar edinenler: Onlara, bizi sadece ALLAH'a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz, derler. Doğrusu ALLAH, ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz ALLAH, yalancı ve inkârcı kimseyi doğru yola iletmez.” (Zümer 39/3)

Asla Unutmamamız gereken husus, RABBu’l- ÂLEMÎN celle celâluhu’muza RÜCU’-DÖNüşümüzdür..
Bu DÖNüş âhirette mi, şu ÂNda mı, Her ÂNda mı her KUL kendi aklına vicadanına sormalıdır?..

Fecr Sûremiz vardır,
Kapakaranlık KALBlerimize MuhaMMed Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in;

MuhaMMedî ŞUURunu BİLme,
MuhaMMedî NURunu BULma,
MuhaMMedî SüRURunda OLma,
MuhaMMedî O-NURunu YAŞAma GÜNEŞi Doğarkenki FECR- Şehadet Şafağı SÖKüşü..



Euzübillâhimineşşeytânirracîm!

Bismillâhirrahmânirrahîm!


Euzu besmeleyle başlayalım.

''Allahümme salli ve sellim ve barik ala seyidina Muhammedîn abdike ve nebiyyike ve Rasûluki Nebiyyil Ümmiyyi ve ala alihi ve sahbihi ve Ehl-i Beytihi Yâ Rabbü’l- Âlemin ''


يَا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ

Resim--- “Ya eyyetuhennefsu'l-mutmeinnetu: Ey, RABBine, itaat edip huzûra eren nefis!” (Fecr 89/27)

ارْجِعِي إِلَى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَّرْضِيَّةً

Resim---“İrci'iy ilâ RABBiki râdiyeten merdiyyeten: RABBine dönüver, sen râzı, O da senden razı olarak.”
(Fecr 89/28)

فَادْخُلِي فِي عِبَادِي

Resim--- “Fedhulî fî 'ibadî: Gir kullarımın içine!” (Fecr 89/29)

وَادْخُلِي جَنَّتِي

Resim---“Vedhulî cennetî: Gir cennetime!”
(Fecr 89/30)

Bu Rücu’-DÖNüşü Anlamayan kör, câhil, sağır, dilsiz insanlar, ANlamadığı her gerçeği taşladığı gibi NEFSi de taşa tutmakta, öldürmeye vs kalkmaktadır..
Oysa EMRedilen Nefsi-AKLı; MuhaMMedî Tâlim ve Terbiye ile adam etmektir.

Ne yapıyorlar: “Vur!.””Niye?
Nefsi anlayamadı çünkü o zaman öldür.
Aklı anlayamadı mı. Vur, indir aşağıya!.

Oysa ALLAHU Zu'l-celâl buyurmakta ki: “Onlar akletmeyen pisliklerdir!"

وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ أَن تُؤْمِنَ إِلاَّ بِإِذْنِ اللّهِ وَيَجْعَلُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذِينَ لاَ يَعْقِلُونَ

Resim--- “Ve mâ kâne li nefsin en tu’mine illâ bi iznillâh (iznillâhi), ve yec’alu'r-ricse alellezîne lâ ya’kılûn (ya’kılûne): ALLAH'ın izni olmadan hiç kimse inanamaz. O, akıllarını kullanmayanları murdar (inkârcı) kılar.” (Yûnus 10/100)

Leallekum ta’kılûn.

كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ

Resim--- "Kezâlike yubeyyinullâhu lekum âyâtihî leallekum ta’kılûn(ta’kılûne) : İşte ALLAH, size âyetlerini böyle açıklar; umulur ki akıl erdirirsiniz.”
(Bakara 2/242)

“Olur ki akledersiniz!” yüzlerce kez söylesin!.
Çünkü onların aklı ANlamadı bunu.
MuhaMMedî Öğretim-Eğitimi görmedi akılları. Kendini BİLmedi.
Bir Kâmil bilmedi ve BUlmadı.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemi bilmedi, bulmadı ve O’n Pâk Yüreğinde OLmadı!,
ALLAHU Zu'l-celâl'i de Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemi ile bilmedi!
Şehâdetullahı ABDuLLAH aleyhisselâmca YAŞAmadı zâten.
Hep kendi aklını o, o sonu yâni basit olan aklını, kötü kelime kullanmak istemiyorum.
Çiğ, ham, yoz aklını İLÂH zannetti.
Her şeyi BİLİR BULUR, OLUR YAŞAR ZANNetti.
Dünya hayatının ÇÖPlüğüne DALLdı gitti..


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem: “Her kötülüğün başı dünya sevgisidir!””
(İbn ebi’d- dünya, Beyhakî, Aclunî, K. Hafa, C.1, S.344 H. 1099, A. Kari, Mevzuatü’l Kübra H.163)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11929
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: ESMAUL- HÜSNA'NIN KUR'AN-I KERİM AÇILIMI

Mesaj gönderen kulihvani »

Oysa NEFS Kudsaldır;
Nefs ile dönülür RABBÜ’L- ÂLEMİN’e, Cennete onunla girilir ve onunla Cemâlullah seyredilir Kur'ân-ı Kerim de. NEFS dir SİZ olan!
Bu nedenle demekte Münir Derman Hocam durmadan:
“Nefsinizi ezmeyin, haraket etmeyin! İncitmeyin, örselemeyin! Hakikat-ı MuhaMMediyyeinizi bulun!” diye.

Bu ÂLEMde herkul için; bir RABBÜ’L- ÂLEMİN var, bir de kendi NEFSi vardır.

Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellemin buyurduğu bu:


Resim---Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “"Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu:” Nefsini BİLen RaBbını BİLir!" buyurmuştur.
(Aclunî, Keşfü’l-Hâfâ II/343 (2532)

Nefse Tevhid için Olmakta OL-AN İmkanla KULLUK İMİHANInda İki yol gösterimiştir:

وَهَدَيْنَاهُ النَّجْدَيْنِ

Resim--- "Ve hedeynâhun necdeyn (necdeyni) : Ona iki yolu ( doğru ve eğriyi ) gösterdik .” (Beled 90/10)

Necdeyn, istediğiniz iki yoldan birini seçin ister küfredin istter îman edin!.
Bütün bunlar nedir. Bütün bunlar nedir?.
Hepimiz biliyoruz ki şu ANda üzerimizde Hâzır-Nâzır ALLAHU Zu'l-celâl, Polisten korktuğumuz kadar O’ndan korkmamaktayız.
Çünkü öyle bir şey yok ortada. Sadece neler yapacağını buyurmaktadır.

Bu İKİ YOLdan Birisi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in;

Tebliğ Resim Tenzir Resim Tebşir Resim Teşhidini DUYup-Uymayan,
Kudsal emânet AKIL Nuruna ihânet içinde olan,
Nefislerini Firavunî Rabb ve Hevâlarını ilâh edinip İfrat ve Tefridde;
Gaflet Resim Cehâlet Resim Dalalet Resim İhanet Resim Hizbu’ş- Şeytan..
Hayat tarzını Yaşayan “EY Nefsine zulmedenler.!” Güruhu:


قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِن رَّحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ

Resim--- "Kul yâ ibâdiyellezîne esrefû alâ enfusihim lâ taknetû min rahmetillâh (rahmetillâhi), innallâhe yağfiru'z-zunûbe cemîâ (cemîan), innehu huve'l-ğafûrur rahîm (rahîmu) : De ki: ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! ALLAH'ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü ALLAH bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.”
(Zümer 39/53)

Bu İKİ YOLdan İkincisi ise, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in;
Tebliğ Resim Tenzir Resim Tebşir Resim Teşhidini DUYup-UYan,
Kudsal emânet AKIL Nurunun Hasbî Hizmetinde olan,
Nefislerini MuhaMMedî ABD, ve Hevâlarını “HÜVE” ye Ulaştırıp İ’tidal üzere;
MuhaMMedî Gayret Resim Ehl-i Beytî HiMMet Resim Resûlî Şafaat Resim İlahî İnâyet, Hidâyet ve Selâmetle Resim Hizbu’LLAH..
Hayat tarzını Yaşayan
“Vedhulî cennetî: Gir cennetime!” bahtiyârları..

Sakın sakın buâciz kardeşinizin yaramazlık yapan; zom uykuda, Uyurgezer, zilzurna sarhoş olanları dışladığım veya horladığım sanılmasın!
Bizler hamdolsun MuhaMMedîyiz ve bu hâllere her nedense düşmüşlerin BİZ-im Üzerimizde UYANdırılma ve AYIKtırılma HAKKları vardır dâima!


Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Yâ RABBi bu kulunu da bağışla!”” buyrurur.
Çünkü, Muhammedî Merhâmet böyledir, Muhammedî Muhabbet böyledir.
İş işten geçmiş aşağıya düşmüş Firavun bile olsa duâ eder.
ALLAH celle celâluhu kabul eder etmez kendi bilir.
Ama rahmetenli’l-Âlemin olan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, taşıdığı sıfatı, güzelliği Er Rahîm Esmâsını kullanır.

Her insan “HAKK” hak sahibi ve eşittir.
Bakınız etrafınıza kötü-çirkin eğri dediğimiz insanların bu sıfatları İşlerinden dolayıdır.

Bir sokak köpeği bile her gün ekmek atana “Ekmekçi BaBa geliyor!” diye kıyam ederken,
Aynı kişi bir müddet taş atsa “Taşçı BaBa geliyor!” diye kaçacak delik arar..

Yoksa her insam mükerrem yaratılmıştır, saygı değerdir


وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِي آدَمَ وَحَمَلْنَاهُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَرَزَقْنَاهُم مِّنَ الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلَى كَثِيرٍ مِّمَّنْ خَلَقْنَا تَفْضِيلاً
Resim---“Ve lekad kerremnâ benî âdeme ve hamelnâhum fîl berri vel bahri ve razaknâhum minet tayyibâti ve faddalnâhum alâ kesîrin mimmen halaknâ tafdîlâ(tafdîlen) :Biz, hakikaten insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık. Onları, (çeşitli nakil vasıtaları ile) karada ve denizde taşıdık; kendilerine güzel güzel rızıklar verdik; yine onları, yarattıklarımızın birçoğundan cidden üstün kıldık.” (İsrâ 17/70)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11929
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: ESMAUL- HÜSNA'NIN KUR'AN-I KERİM AÇILIMI

Mesaj gönderen kulihvani »

Ve her aklı olan ve insan sûreti taşıyan Mümin, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi DUYar-UYarsa Azîzdir:

ALLAH celle celâluhu, bu haysiyeti, bu şerefi bu azîzliği Mümin de yüklemiştir hamdolsun!
Azîz Allahu Zülcelâlin kendisidir El Azîz.

وَلاَ يَحْزُنكَ قَوْلُهُمْ إِنَّ الْعِزَّةَ لِلّهِ جَمِيعًا هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

Resim---Ve lâ yahzunke kavluhum, innel izzete lillâhi cemîâ(cemîan), huves semîul alîm(alîmu) : (Resûlüm) Onların sözleri seni üzmesin. Çünkü bütün izzet ALLAH’ındır, O işitendir bilendir. (Yûnus 10/65)


İzzet: değer, kıymet, yücelik, ululuk, kuvvet, kudret, hürmet, saygı, ikrâm, izaz.
İzzet sahibi o kimseki: Ona emir verecek ve yasak koyacak yoktur.
Azîz: İzzetli. Çok izzetli. Sevgili. Çok nurlu. Dost. Şerif. Nadir. Dini dünyaya âlet etmeyen. Sireti temiz. Ermiş. Mânevi kudret ve kuvvet sahibi. Mağlub edilmesi mümkün olmayan ve daima galib olan mânâsında Cenab-ı Hakk'ın bir ismidir.

Kur'ân-ı Kerimde Allah, peygamberi ve müminleri azîz âyeti vardır:

يَقُولُونَ لَئِن رَّجَعْنَا إِلَى الْمَدِينَةِ لَيُخْرِجَنَّ الْأَعَزُّ مِنْهَا الْأَذَلَّ وَلِلَّهِ الْعِزَّةُ وَلِرَسُولِهِ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَلَكِنَّ الْمُنَافِقِينَ لَا يَعْلَمُونَ

Resim---“Yekûlûne le in reca’nâ ilel medîneti le yuhricennel eazzu min hel ezell(ezelle), ve lillâhil izzetu ve li resûlihî ve lil mû’minîne ve lâkinnel munâfikîne lâ ya’lemûn(ya’lemûne) : Hâlbuki asıl izzet ALLAH’ın, Resûlü’nün ve mü’minlerindir. Fakat Münâfıklar bunu bilmezler.””(Münâfıkun 63/8)

Gerçek İzzeti ANlamak;
HAKK (celle celâluhu)nun kemâl, izzet, yücelik, celâl, azamet ve kudret sıfatlarını anmak!
Nefsin ana vasfı (sıfatları ve temel özellikleri) olan;
Fakriyetini (fakîrliğini),
Acziyetini (âcizliğini),
Zilletini (zillet; izzetin, sistemin sahibine ait olduğunu),
İlletini (varlığının sebeblere bağlı ve izafî olduğunu, HAKK Celle Celâluhu’dan gayrisi her şey gibi eriyip, çürüyüp sebeblerin sonunda yok olucu olduğunu) bilip başını içine çekmektir!

Yoksa NEFS, Azizliği kendinin sanıp;
Abd liğini bırakıp, RABB Elbisesi (sıfatları) giyinir (güyâ-hâşâ) ve azamet, kudret, varlık, zenginlik, izzet, şeref ve ebedîlik sahibiymiş gibi korsanlığa ve eşkiyâlığa kalkışabilir...

Çâresi RABBul- Âlemin SÖZünü rahmetenlil- Âlemin SESinden DUYmak ve UYmak İnşae ALLAH!

آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ آمَنَ بِاللّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ وَقَالُواْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ
Resim---“Âmener resûlu bimâ unzile ileyhi min rabbihî vel mu’minûn(mu’minûne), kullun âmene billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulih(rusulihî), lâ nuferriku beyne ehadin min rusulih(rusulihî), ve kâlû semi’nâ ve ata’nâ gufrâneke rabbenâ ve ileykel masîr(masîru): Peygamber, RABBi tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de (iman ettiler). Her biri ALLAH a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler. "ALLAH'ın peygamberlerinden hiçbiri arasında ayırım yapmayız. İşittik, itaat ettik. Ey RABBimiz, affına sığındık! Dönüş sanadır" dediler. (Bakara 2/285)

لاَ يُكَلِّفُ اللّهُ نَفْسًا إِلاَّ وُسْعَهَا لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَا إِن نَّسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا رَبَّنَا وَلاَ تَحْمِلْ عَلَيْنَا إِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِن قَبْلِنَا رَبَّنَا وَلاَ تُحَمِّلْنَا مَا لاَ طَاقَةَ لَنَا بِهِ وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَآ أَنتَ مَوْلاَنَا فَانصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ
Resim---“Lâ yukellifullâhu nefsen illâ vus’ahâ lehâ mâ kesebet ve aleyhâ mektesebet rabbenâ lâ tuâhıznâ in nesînâ ev ahta’nâ, rabbenâ ve lâ tahmil aleynâ ısran kemâ hameltehu alellezîne min kablinâ, rabbenâ ve lâ tuhammilnâ mâ lâ tâkate lenâ bih(bihî), va’fu annâ, vagfir lenâ, verhamnâ, ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil kâfirîn(kâfirîne) : ALLAH her şahsı, ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef kılar. Herkesin kazandığı (hayır) kendine, yapacağı (şer) de kendinedir. RABBimiz! Unutursak veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma. Ey RABBimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme. Ey RABBimiz! Bize gücümüzün yetmediği işler de yükleme! Bizi affet! Bizi bağışla! Bize acı! Sen bizim mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et!” (Bakara 2/286)

Ama unutmamalıyız ki:

رَبَّنَا إِنَّكَ جَامِعُ النَّاسِ لِيَوْمٍ لاَّ رَيْبَ فِيهِ إِنَّ اللّهَ لاَ يُخْلِفُ الْمِيعَادَ
Resim--- “Rabbenâ inneke câmiu'n-nâsi li yevmin lâ raybe fîh (fîhî), innallâhe lâ yuhlifu'l-mîâd (mîâde) : RABBimiz! Gelmesinde şüphe edilmeyen bir günde, insanları mutlaka toplayacak olan sensin. ALLAH asla sözünden dönmez.”
(Âl-i İmrân 3/9)



ÂYET SONLARINDA GELEN El EHAD ile İKİLi İSİMLERin GÜLcesi:

1-ALLAHU EHADU celle celâluhu : ALLAH BİR (1 defa) (İhlâs 112/1)

قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ

Resim---Kul huvallâhu ehad(ehadun) :De, o: Allah tek bir (ehad)dir.(İhlâs 112/1)


Resim

Es SALÂT u ve's- SELÂMu aleyKE Yâ Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem!

Resimİlmullahça Sonsuz -Sınırsız Salât u SELÂM Olsun!..

Resim

"ALLAH'ım! Geçmiş nesiller içinde Efendimiz Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'e salât et! Rahmetini ihsân eyle! Sonraki nesiller içinde Efendimiz Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'e salât et! Rahmetini ihsân eyle! Peygamberler içinde Efendimiz Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'e salât et! Rahmetini ihsân eyle! Resûller içinde Efendimiz Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'e salât et! Rahmetini ihsân eyle! Hesab ve karar gününe kadar yüce toplanma yerinde (mele'i-a'lâ içinde), her vakit ve her zamanda Efendimiz Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'e salât-ü-selâm eyle!"


Resim
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11929
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: ESMAUL- HÜSNA'NIN KUR'AN-I KERİM AÇILIMI

Mesaj gönderen kulihvani »

ESMÂü’l- HüsNÂ ÂŞIKları:

Esmâ-i hüsnâ ile ilgili olarak Arapça, Farsça, Türkçe dillerinde Nazım esmâr Nesir şekillerinde bir çok eserler yazılmıştır.

Gazzâli'nin "el masadü'l-esna fi şerhi esma'illahi'l-hüsna"sı,
Ebû Bekir İbnü'l-Arabî’nin "el-Emedü'l-aksâ" ı,
Fahreddin er-Razi’nin "Leesmâamiu'l-Beyyinât" adlı eseri sayılabilir.
(Topaloğlu, Bekir; Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, "Esma-i Hüsna" maddesi, c. ll, s. 417.)

Türk edebiyatında ise;
İbn-i İsa Saruhanî'nin yazdığı "Esma-i Hüsna Şerhi"
Lami Çelebi’nin, “Şerh-i Şâfî
1402 yılında yazılmış olan fakat yazarı bilinmeyen "Cevâhirü'l-Maanî" (esma-i hüsnâ şerhi),
1512 yılında Hatiboğlu Habibullah Şirvânî tarafından yazılan "Esmâü’l-Hüsna Şerhi",
Bursalı Subhi Mehmed Ali Çelebi tarafından yazılan "Esmâ-i Hüsna Şerhi"
1795 yılında Trabzonlu Şakir Ahmed Paşa tarafından yazılan "Ravzâ-i Vird" (Esmâ-i Hüsna Şerhi, manzum),
Kemal Sadık Paşa tarafından yazılan “Âsâr-i Kemâl”,
Behcet b. Mehmed Salim tarafından yazılan "Behcetü'l-Leâli" (Abdü'l-Gani Nabülüsi'nin Esma-i Hüsna kasidesinin şerhi),
Bıçakçı-zâde İsmail Hakkı b. Osman İzmirli tarafından yazılan "Esma-i Hüsna Şerhi",
Trabzonlu Cüdı Efendi tarafından yazılan "el-Kenzü'l-esnâ fî şerhi'l-esmâ'ül-hüsna".
Eseleri meşhurlarındandır.
ALLAH celle celâluhu hepsini rahmetine gark etsin!..
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11929
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: ESMAUL- HÜSNA'NIN KUR'AN-I KERİM AÇILIMI

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

Bir Kara SEVdÂdır EsMÂ
Ve "Kâlû BeLÂ!"dır MüseMMâ...


EsMÂ: ZâT Resim SıFaT Resim ESMâ Resim EŞYâ (MüseMMâ)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11929
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: ESMAUL- HÜSNA'NIN KUR'AN-I KERİM AÇILIMI

Mesaj gönderen kulihvani »


10- EL ALİYY celle celâluhu

Resim
Resim

11- EL A'LÂ celle celâluhu

Resim
Resim

12- EL MÜTEÂLÎ celle celâluhu


Resim
Resim

Ulüv, alâ' (yükseklik, yücelik; şan, şeref, kuvvet ve kudret sahibi olmak) kökünden sıfat isimdir.
Alâi : Yüksek olmak.Yücelik, yükseklik ve şerîflikte tek olan. Aşkı aşkın olan!...
Alâ : Şerefte yüksek olmak.
İlliyyü : En yüksek makam, derece ve sahib olan.
Ali: Üstün. Yüce. Çok büyük. Meşhur. Necib.
Alî yüksekliği ifade eder Mübalağa ve sübut ifade eden fail kalıbında sıfattır, yüce anlamındadır.. mekân ve mekÂNet -kuvvet, güç- yüceliği..
A’lâ, ismi tafdil olup çok yüce ve yüce demektir
Müteâl, mübalağa ifade eder, en yüce anlamındadır…

Resim---Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) duasına: "Subhâne Rabbiye'l-Alîyyü'l-A'lâ'l-Vehhâb" ile başlardı.
(Fezü'l-Kâdir, V-shf 219)

Onun içindir ki HİBEsini KULuna hakkı kılan ALLAH celle celâluhu:
Resim---Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kul, yâ Rabbî! yâ Rabbî! yâ Rabbî!" dediği zaman ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL: "Lebbeyke abdî sel tu'tâ : Kulum ne istiyorsun (söyle) iste, verilecektir." buyurur" buyurmuştur.
(Et Tegib ve'l-Terhib, II-shf 488)

ASLî SILAmıza SALL Duâmız SALÂTımızın-Namazımızın sonundaysa: “Sen A’lâsın, En Yüce Olansın!” la bitirirdi:

Resim---Sevbân radıyallahu anh anlatıyor: "Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem selâm verip (namazdan çıkınca) üç kere istiğfarda bulunup: "Âllahümme entes-selâm ve minke's-seIâm tebârekte ve teÂLEyte yâ ze'l-celâli ve'I-ikrâm: Allahım sen selâmsın. Selâmet de sendendir. Ey celâl ve ikrâm sâhibi sen münezzehsin, sen YÜCEsin!" derdi."
(Müslim, Mesâcid 135, (591); Tirmizi, Salât 224, (300); Ebu Dâvud, Salât 360 (1513); Nesâi, Sehv 80, (3, 68)

El Alîyyü celle celâluhu ismi, Kur'ân-ı Kerîm'de; 2 âyette Alîyyü'l-Azîm,
2 âyette Alîyyü'l-Hakîm,
5 âyette Alîyyü'l-Kebîr olarak geçmektedir.
1 âyette Kur'ân-ı Kerimi,
2 âyette de bazı peygamberlerin derecelerini vasfeder
ALLAH celle celâluhu hakkında tek başına hiç kullanılmamıştır

EL ALİYYÜ'L-AZÎMÜ celle celâluhu - Yüce-Azamet Sahibi ALLAH celle celâluhu (2 defa) :

لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ
Resim---Lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı), ve huvel aliyyul azîm(azîmu): Göklerdeki varlıklar ve imkânlar yerdeki varlıklar ve imkânlar tamamen O’na aittir, O’nun tasarrufundadır. Yüce ve büyük olan O’dur.”
(Şurâ 42/4)

اللّهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ لاَ تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ لَّهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ مَن ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلاَّ بِإِذْنِهِ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلاَ يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِّنْ عِلْمِهِ إِلاَّ بِمَا شَاء وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَلاَ يَؤُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ
Resim---Allâhu lâ ilâhe illâ huvel hayyul kayyûm(kayyûmu), lâ te’huzuhu sinetun ve lâ nevm(nevmun), lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fil ard(ardı), menzellezî yeşfeu indehû illâ bi iznih(iznihî) ya’lemu mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum, ve lâ yuhîtûne bi şey’in min ilmihî illâ bi mâ şâe, vesia kursiyyuhus semâvâti vel ard(arda), ve lâ yeûduhu hıfzuhumâ ve huvel aliyyul azîm(azîmu): O Allah’tır, Allah. Hak ilâh yalnızca O’dur. Ebedî hayat ile diri, ölümlü olmaktan uzaktır. Varlık âlemini ayakta tutan ve düzenini elinde bulunduran O’dur. Onu ne gaflet basar ne de uyku. Göklerdeki varlıkların ve imkânların hepsi ve yerdeki varlıkların ve imkânların tamamı O’nun mülkündedir, O’nun tasarrufundadır. O’nun yanında, benzer sıfatların tecellîsiyle kudret ve tasarruf kullanan eş bir varlık olmak kimin haddine? Yalnızca O’nun izniyle ilâhî planlamayı yürütenlere görev dağılımı yapılır. O kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını, bildiklerini, bilgi ve idrakları dışında olanı, dünyalarını ve âhiretlerini bilir. Onlar ise, O’nun sünneti, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellîsine uygun olan kadarının dışında, O’nun ilminden hiçbir şeyi kavrayamazlar. Onun hâkimiyeti, saltanatı, kudreti, otoritesi ve düzeni bütün gökleri ve yeri içine alır. Gökleri ve yeri bir bütünlük içinde tek elden tedbir ile idare etmek, gözetmek, korumak, taahhütlerini yerine getirmek Allah’ı yormaz, Allah’a ağır da gelmez. O şanı yüce Allah pek yüce, pek büyüktür.” (Bakara 2/255).

EL ALİYYÜ'L-HAKÎMÜ celle celâluhu - Yüce-Hikmet Sahibi ALLAH celle celâluhu (2 defa):

وَمَا كَانَ لِبَشَرٍ أَن يُكَلِّمَهُ اللَّهُ إِلَّا وَحْيًا أَوْ مِن وَرَاء حِجَابٍ أَوْ يُرْسِلَ رَسُولًا فَيُوحِيَ بِإِذْنِهِ مَا يَشَاء إِنَّهُ عَلِيٌّ حَكِيمٌ
Resim---Ve mâ kâne li beşerin en yukellimehullâhu illâ vahyen ev min verâi hıcâbin ev yursile resûlen fe yûhıye bi iznihî mâ yeşâu, innehu aliyyun hakîm(hakîmun): Allah, bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur, yahut bir Rasul gönderir, ilmi, planı dâhilinde izniyle sünnetinin, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellîsine uygun olanları vahyeder. O yücedir, hikmet sahibi ve hükümrandır.”
(Şurâ 42/51)

وَإِنَّهُ فِي أُمِّ الْكِتَابِ لَدَيْنَا لَعَلِيٌّ حَكِيمٌ
Resim---Ve innehu fî ummil kitâbi ledeynâ le alîyyun hakîm(hakîmun): Nezdimizdeki ana kitapta, Levh-i Mahfuz’da mevcut olan Kur’ân elbette yücedir, hikmetlerle doludur, hükümranlık sağlar.”
(Zuhruf 43/4)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11929
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: ESMAUL- HÜSNA'NIN KUR'AN-I KERİM AÇILIMI

Mesaj gönderen kulihvani »

EL ALİYYÜ'L-KEBÎRU celle celâluhu - Yüce-Azamet Sahibi ALLAH celle celâluhu (5 defa) :

الرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَاء بِمَا فَضَّلَ اللّهُ بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ وَبِمَا أَنفَقُواْ مِنْ أَمْوَالِهِمْ فَالصَّالِحَاتُ قَانِتَاتٌ حَافِظَاتٌ لِّلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ اللّهُ وَاللاَّتِي تَخَافُونَ نُشُوزَهُنَّ فَعِظُوهُنَّ وَاهْجُرُوهُنَّ فِي الْمَضَاجِعِ وَاضْرِبُوهُنَّ فَإِنْ أَطَعْنَكُمْ فَلاَ تَبْغُواْ عَلَيْهِنَّ سَبِيلاً إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلِيًّا كَبِيرًا
Resim---“Er ricâlu kavvâmûne alân nisâi bi mâ faddalallâhu ba’dahum alâ ba’dın ve bi mâ enfekû min emvâlihim. Fes sâlihâtu kânitâtun hâfizâtun lil gaybi bi mâ hafizallâh(hafizallâhu). Vellâtî tehâfûne nuşûzehunne fe ızûhunne vahcurûhunn (vahcurûhunne) fîl medâcıı vadrıbûhunne, fe in ata’nekum fe lâ tebgû aleyhinne sebîlâ(sebîlen). İnnallâhe kâne aliyyen kebîrâ(kebîran): Allah’ın, lütufta bulunarak, birbirlerine üstün olmasına vesile kıldığı özellikleri, ailenin nafakasını ve ihtiyaçlarını kendi mallarından karşılamaları, mallarından karşılık beklemeden, gönüllü harcamaları sebebiyle erkekler, hanımları üzerinde, ailede, aileyi ayakta tutmakla, eğitimlerini, gelişmelerini, aile fertlerinin İslam’da sebatını temin ile mükellef; denetleyerek sorumluluklarının gereğini yapmalarını sağlayan, hizmet eden, ailede işleyen, kalıcı bir düzen kuran, sorumlu meşrû bir otorite sahibi, aile reisidirler.
Dindar, ahlâklı, hayır-hasenât sahibi müslüman sâliha kadınlar, itaatkâr, uzun uzun kıyamda durarak sorumluluk şuuruyla namaz kılan, saygılı, kocalarına karşılık vermeyen, aile içindeki dinî, insanî ve vicdanî sorumluluklarını yerine getiren kadınlardır. Allah’ın koruduğu, korunmasını emrettiği hususları, kendilerini, çocuklarını, kocalarının haklarını ve mallarını, kendi haklarını, namuslarını kocalarının bulunmadığı zamanlarda koruyanlardır.
Kafa tutup, başına buyruk hareket ederek, kurulu aile düzenini bozmalarından, şiddete başvurmalarından korktuğunuz kadınların önce gönüllerini alın, öğüt verin, davranışlarının doğuracağı istenmeyen sonuçları anlatın, itaatsizliğe devam ederlerse yataklarında yalnız bırakın. Buna rağmen yola gelmeyenlerin kaba yerine (bir demet ot-çöple) vurun, evinizden ayırmayarak, ilişkilerinizi devam ettirin. Eğer size itaat ederlerse, olanları olmamış sayıp, sözle veya fiilen onları incitecek vesileler aramayın. Allah yücedir ve büyüktür.”
(Nisâ 4/34)

ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْحَقُّ وَأَنَّ مَا يَدْعُونَ مِن دُونِهِ هُوَ الْبَاطِلُ وَأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْعَلِيُّ الْكَبِيرُ
Resim---“Zâlike bi ennallâhe huvel hakku ve enne mâ yed’ûne min dûnihî huvel bâtılu ve ennallâhe huvel aliyyul kebîr(kebîru) : Bu mükemmel kudret ve ilimle tanımlama, Allah’ın bizâtihî varlığında şüphe olmayan hak bir ilâh olmasından, Allah’ı bırakıp, kulları durumundaki taptıkları, yalvardıkları şeylerin bâtıl oluşundan, bizâtihî Allah’ın yüce ve büyük olmasından kaynaklanmaktadır.” (Hacc 22/ 62)

ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْحَقُّ وَأَنَّ مَا يَدْعُونَ مِن دُونِهِ الْبَاطِلُ وَأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْعَلِيُّ الْكَبِيرُ
Resim---“Zâlike bi ennellâhe huvel hakku ve enne mâ yed’ûne min dûnihil bâtılu ve ennallâhe huvel aliyyul kebîr(kebîru) : Bunlar, bizâtihi Allah’ın varlığında şüphe olmayan hak bir ilâh olmasından; onların, Allah’ı bırakıp, kulları durumundakilerden taptıklarının, yalvardıklarının bâtıl olmasından kaynaklanmaktadır. Yüce ve ulu olan O’dur, Allah’tır.” (Lokman 31/30)

وَلَا تَنفَعُ الشَّفَاعَةُ عِندَهُ إِلَّا لِمَنْ أَذِنَ لَهُ حَتَّى إِذَا فُزِّعَ عَن قُلُوبِهِمْ قَالُوا مَاذَا قَالَ رَبُّكُمْ قَالُوا الْحَقَّ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْكَبِيرُ
Resim---“Ve lâ tenfeuş şefâatu indehû illâ li men ezine leh(lehu), hattâ izâ fuzzia an kulûbihim kâlû mâzâ kâle rabbukum, kâlûl hakk(hakka), ve huvel aliyyul kebîr(kebîru): Allah’ın huzurunda, kendisinin izin verdiği kimselerden başkasına şefaat fayda sağlamayacak, izin verdiği kimselerden başkasının şefaati de fayda vermeyecek. Nihayet şefaat edenlerin ve edilenlerin yüreklerinden korku giderilince: “Rabbiniz ne buyurdu?” diye sorarlar. Onlar da: “Hakkı, doğruları söyledi” derler. Yüce ve büyük olan O’dur.” (Sebe' 34/23)

ذَلِكُم بِأَنَّهُ إِذَا دُعِيَ اللَّهُ وَحْدَهُ كَفَرْتُمْ وَإِن يُشْرَكْ بِهِ تُؤْمِنُوا فَالْحُكْمُ لِلَّهِ الْعَلِيِّ الْكَبِيرِ
Resim---“Zâlikum bi ennehû izâ duiyallâhu vahdehu kefertum, ve in yuşrek bihî tu’minû, fel hukmu lillâhil aliyyil kebîr(kebîri): Bu ceza, sizin, bir olan Allah’a dâvet edilirken inkâra, küfre sapmanız; ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında O’na ortak koşulunca da, şirki tasdik etmeniz, kabullenmeniz sebebiyledir. Hükümranlık, yargı ve icra yüceler yücesi ve büyük olan Allah’ındır.” (Mü'min 40/12)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11929
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: ESMAUL- HÜSNA'NIN KUR'AN-I KERİM AÇILIMI

Mesaj gönderen kulihvani »

El A'lâ celle celâluhu: (Daha, pek, en) yüksek şerefte mutlak yüksekliğe sahib olan ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL.
EL A'lâ (en üstün, en kudretli) celle celâluhu ismi, Kur'ân-ı Kerîm'de doğrudan ve dolaylı olarak RABB ismiyle birlikte ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL'e nisbet edilmiştir.

سَبِّحِ اسْمَ رَبِّكَ الْأَعْلَى
Resim---Sebbihısme rabbikel a’lâ: Yüce Rabbinin adını tesbihe, zikre devam et.”
(A'lâ 87/1)

إِلَّا ابْتِغَاء وَجْهِ رَبِّهِ الْأَعْلَى
Resim---İllebtigâe vechi rabbihil a’lâ: Yalnız yüce Rabbinin rızasını talep etmek için malından gönüllü verir.”
(Leyl 92/20)

El Müteâlî celle celâluhu: Mutlak alî, yüce olan ve dilediğini yücelten ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL.
Mahlûkatının sıfatlarından beri, münezzeh, izzetli, şerefli, yüce ve âli olan...
EL KEBîRü’l- Müteali celle celâluhu - Çok büyük ve yüce olan ALLAH celle celâluhu:


عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْكَبِيرُ الْمُتَعَالِ
Resim---"Âlimul gaybi veş şehâdetil kebîrul muteâl(muteâli): O duyu ve bilgi alanı ötesini, gayb âlemini ve görülen âlemi bilir. Çok büyüktür. Yücelerden yücedir."
(Ra'd 13/9)


Yüce olmak (a’lâ-ulüvv) ile cüz’ ve parçalardan var edilen cihet ve mekan mevcudları bakımından benzeri bir yücelik ve üstünlüğün kasdedilemeyeceği açıktır.
Vahdaniyyet ve Ahadiyyet konularımızı iyi okumak gerekmektedir.
İnsanoğlu AKLına anlatım bakımından ALLAH celle celâluhu sıfat İsimleri AKLın tanıyıp-algılayabildiği varlık ve kavramlarla İFÂDEsini daima;
Kudretullah ve ULÜVVİYYetinde Yarattıkları benzeri-denği olamaz, küllîşeye ilmen ve fiilen HAKÎM tasarruf kabzasında tutan ve ZÂTen Her ÂN yeniden ŞE’ENULLAHta yaratıp duran ALLAH celle celâluhudur

Alî: “ZÂTî Mâhiyyeti-Naklî Sıfatları-Aklî İsimleri açısından İnsanın İDRAK sınırlarını yutan bir YÜCElik, Muhteşemlik ve Mükemmellik SAHİBidir!” demektir.
ALLAH celle celâluhu;
Zâhirî AZAMET ve Bâtınî KUDRET EKBERiyyet Kibryâsı bakımından İNSanların AKLen İlim-İrade-İdrakından,
Zâhirî ve Bâtınî İHSAN ettiği NİMETlerinin sayısız miktar ve çeşitte oluşu bakımından İNSanların Şükrü ve Hamdinden,
Hakku’l-HAKK ise Zâhirî ve Bâtınî iman ve amellerimizden elbette El Aliyy celle celâluhudur..
Aliyy; ZÂTen Yücelik kavaramının künhüdür, izahtan uzaktır,
A’lâ sıfatı ise, Muttasıf-Sıfatlanmış ve Müsemmâ-İsimlenmişlikleri kapsar ve en A’lâ olanıdır..
MüteÂLİ ise, Ulüvviyyet sahibi olan, bunu el ÂN fiilen KULLanmakta olan ve Zât-Sıfat-Esmâ-Eşyâve Fiilerde Mutlak Yüce olandır..
Burada benim kendi aklım-vicdanım ULÜVViyyeti anlamakta sıkışınca;
Bu kadar Kesret-Çokluk içinde kalışın AKLımı şaşırttığını görürüm.
Tüm CANLIları Tek HÜCReye AKLen ve FeNNen çekerim
Tüm CANsIzları da Tek ATOMa İndirgerim ki tekniken böyledir zâten..
AKLımın İkİlik GÖZlükleriyle, Zâhirî ve Bâtınî SEBBEHâ-DeVrÂN DÖNgüsü YÜCEliğini Seyr ederim ve DEVR ederim-zamAN kılarım yaşarım hamdolsun!..

Yine doğru ANlamak için ALLAH celle celâluhuya nisbet edilen;
Keyd: Tuzak. Kötülük, hile.
Mekr: Hile. Aldatma. Oyun. Düzen.
İntikam: Öç almak. Hınç ve acı çıkarmak.
ANalamı açık olan Sıfat ve İsimlerindeki ULüVViyyetinin ANalaşılması için,
GÜBRenin yenilip-koklanmak için yaratılmadığını gÜL Tohumunun ANAsı olarak yaratıldığını ve Yemeye-Kokalamaya kalkan Hamm Akılların neyle karşılaşacakları açıktır..
Toplu iğnesini Elektirik Pirizine sokan zavallı eli çarpması Hile değil Bilmesi gekecek dizayndaki aklı çarpışıdır..
Kur'ân-ı Kerimimizin 8. sırasında inen A’lâ Sûremizin başındaki El A’lâ olan Er RABB ALLAH celle celâluhunun SEBBeha Dâveti muhteşemdir:

سَبِّحِ اسْمَ رَبِّكَ الْأَعْلَى
Resim---''Sebbihısme rabbikel a’lâ: Tesbih et Rabbinin A'la (yüce) ismini.
(A’lâ 87/1)

“SeBBaha”:

يُسَبِّحُ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ الْمَلِكِ الْقُدُّوسِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ
Resim---YUSEBBİHU lillâhi mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardıl melikil kuddûsil azîzil hakîm(hakîmi) : Göklerde ne var, yerde ne varsa (HEPSİ) O mülk-ü melekûtun eşsiz hükümrânı, noksaanı mucib herşeyden pâk ve münezzeh, gaalib-i mutlak, yegâne hukûm ve hikmet saahibi ALLÂHI TESBÎH (VE TENZÎH) ETMEKDEDİR.”
(Cuma 62/1)

Yusebbihu: tesbih eder.
Sebbaha: yüzmek..
Yerdeki göklerdeki ZeRReler yani ATOMlar;
NeşRlerinden HaŞRlerine kadar döndüler, dönmekteler ve dönecekler.
Bu SeBBaHa yüzüşRAKSı hep sürecek her AN yeniden Yaratılara ŞEENULLAHta..
Ve ne zamAN AKILlarımız DEVR-ÂNı Anlarsa ve DEVRe İştirak ederse Yusebbuhu Zikr-i Dâmindeyiz inşae ALLAH..

Kur'ân-ı Kerimimizi, ULVî Uhreviyyeti açısından OKU!mak-ANlamak İsalm Olmuş AKILlarca başlı başına bir ibâdettir
ALLAH celle celâluhuyu hiç akıl mutlak ulviyetine yakışır bir şekilde ANalyıp ANlatamaz ancak Kadarınca-Kaderincedir..
ALLAH celle celâluhunun ULÎyyetini, kendini beğenmişlik ifadesi olmaktan münezzeh anlatım olarak ANalamlıyız İnşâe ALLAH
Bu ANlatımı yorumlarken de Ulvîyet-i Hakk’ı korumak gerektiğini iyi düşünmeliyiz Bu anlatım kendisiyle ilgili değil, bizim imanımızın sıhhati ile ilgilidir.

Bunun için Sevgili Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz duâlarına:

Resim

Subhâne RaBBi’l- Aliyyi’l- A’lâ’l- VehhâB!” ile başlaması çok mânidârdır

ZâT Resim Sıfat Resim Esmâ Resim Eşyâ ki ALLAH celle celâluhu Nûrudur..

NuruLLaHın Mazhar-Masdar Menbağı Nûr-u MuhaMmed aleyhi's-selâm olduğu için Ulüvviyyetin en Baş-Son uç HATMi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in YÜCEliğini Hakkınca ANlamamız Mutlak İman olan MuhaMmedî İNANca iştirakimizi SaĞlayacaktır İnşâe ALLAH!.
Resim
Kullanıcı avatarı
Gariban
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 2713
Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Konum: Kamiloba
İletişim:

Re: ESMAUL- HÜSNA'NIN KUR'AN-I KERİM AÇILIMI

Mesaj gönderen Gariban »

Geçmiş sayfalarda buraya kadar şu Esma-i Şerifler açıklandı:
1- ALLAH celle celâlihu
2- Er RAHMÂNU ALLAH celle celâlihu
3- Er RAHÎMU ALLAH celle celâlihu.
4- Er RABBU celle celâluhu
5- EL-MELİKU ALLAH celle celâluhu
6- El MÂLİKU'L MULKİ ALLAH celle celâluhu
7- El ADLU ALLAH celle celâluhu
8- EL AFÜVVÜ ALLAH celle celâluhu
a- EL AFUVVU'L-ĞAFÛRU celle celâluhu :
b- EL AFUVVU'L-KADÎRU celle celâluhu :
9- EL AHADU ALLAH celle celâluhu
10-El ÂHİRU celle celâluhu
11-El Muâhhiru celle celâluhu
12-EL ALİYY celle celâluhu
13-EL A'LÂ celle celâluhu
14-EL MÜTEÂLÎ celle celâluhu
EL ALİYYÜ'L-AZÎMÜ celle celâluhu
EL ALİYYÜ'L-HAKÎMÜ celle celâluhu
EL ALİYYÜ'L-KEBÎRU celle celâluhu
El A'lâ celle celâluhu
Devam edecektir inşa Allah....
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11929
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: ESMAU'L- HÜSNA'NIN KUR'AN-I KERİM AÇILIMI

Mesaj gönderen kulihvani »

El-Aliyy, el-A’lâ ve el-Muteâli ALLAH celle celâluhu nun,
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de ZEvK ve HaZZı;


1 – Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Vâcibu’l VüCÛD dan NÛRen MevCÛDlar-Varlıklar kategorisinde ALLAH celle celâluhu’dan sonra en yüce yaratılan varlıktır ve bu bir övgü değil Haktır.
2 – Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemdeki zuhur Yücelik sıfatları ALLAH celle celâluhu'nun yücelttiği sıfatlardır.
3 – Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bu sıfatları Lâzım-Lâyıkınca ANlamış-ANlatmış-Yaşamış ve Hayy olarak HaYYatta YAŞAtmaktadır BİZlere HAMDolsun!.
4 – Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Tebliğ-Tenzir-Tebşir-teŞHiD GÖRevi Ulûhiyyet ULVîyyetini ABDuLLaH aleyhi's-selâm KUL-u OLarak; Zikrinde, Fikrinde, Şükründe, Sabrında, korkusunda, Umûdunda, kısacası İBÂDET KULLuğunda İnsan Sûretinde yaratılan ve AKLı olan her İNS-âN için tek Örnek ve TEK-EŞsiz URVETU'L-VUSKâmızdır.

URVETU'L-VUSKâ;Çok sağlam kulp, tutanak, sap" anlamında Kur'ânî bir kavramdır.


لاَ إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ قَد تَّبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِن بِاللّهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَىَ لاَ انفِصَامَ لَهَا وَاللّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

Resim---Lâ ikrâhe fî'd-dîni kad tebeyyene'r-ruşdu mine'l-gayy(gayyi), fe men yekfur bi't-tâgûti ve yu’min billâhi fe kadistemseke bi'l-urveti'l-vuskâ, lenfisâme lehâ, vallâhu semîun alîm(alîmun): Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp ALLAH'a inanırsa, o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır; bunun kopması yoktur. ALLAH, işitendir, bilendir.”
(Bakara 2/256)


"Ve-su-ka”, “Kuvvetli, dayanıklı, sağlam oldu" fiilinden türeyen "vuska" ise "mevsık (ahd)" kelimesinin mânâsına çok yakın olup "çok sağlam, muhkem, güvenilir" anlamındadır.
(Rağıp el-İsfahanî, el Müfredad Fi Garib'il-Kur'ân, 496, 804, el-Mu'cem'ul-Vasit, V, 597, 1011).


Bu konuyla ilgili Abdullah b. Selâm'dan şöyle bir hadis-i şerif rivâyet edilmektedir:

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem döneminde bir rüyâ gördüm. Onu Peygamber aleyhi's-selâma anlattım. Rûya şuydu: Yemyeşil bir bahçe içindeymişim. (İbn Amr şöyle dedi: Bu bahçenin yeşilliğini ve genişliğini de zikretti) Onun ortasında demirden bir direk vardı. Bunun alt tarafı yerde, üst tarafı da semâdaydı. En üst tarafından da bir kulp bulunmakta idi. Bana "Bu direğe çık" dediler. Ben "Gücüm yetmez" dedim. Derken bir hizmetçi geldi. Arkamdan elbiselerimi kaldırıp "tırman" dedi. Ben de kulpu yakalayıncaya kadar tırmandım. Bana: "Kulpa yapış" dedi. Derken bu kulp elimde olduğu halde uyandım. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına gittim. Bana şöyle dedi: "Gördüğün bahçe İslâm bahçesidir. Direk de İslâm'ın direğidir. O kulp ise sapasağlam olan kulptur. Sen ölene kadar İslâm üzere kalacaksın" Bu bakımdan sahâbe-i kiram Abdullah b. Selâm radiyallâhu anhu hakkında şöyle derlenmiş: "Cennet ehlinden bir kişi görmek isteyen, buna (Abdullah b. Sellam)'a baksın
(Müslim, Fedailu's-Sahabe,150; İbn Mâce, Rüya, 10; Buharî, Tabir, 23).


Kısacası İNS-ÂN AKLının yapışacağı TEK KULP-Dayanak MESNEDi, AKL-ı Küll OL-AN Habli'l- VerÎD Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'dir..
Rasûl ve ALLAH kavramlarının EZEL-EBED BİLEliğini Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in BEŞERİYet-MuhaMMediyyetiyle RasÛliyyet-AhMediyyetinde
BİZ BİR-İZkılamayan nice CüCe Profesörler gördük ki İnsanlığı;
Gaflet, Cehâlet, Dalâlet ve İhânetlerinin doğurduğu Hizbü’ş-Şeytanlıklarının Firavunluk, Nemrudluk, Sihirbazlık, Kâhinlik, Şeytanlık TAGUTlarının Azgın ve sahte kulplarının KULluğuna ÇAĞırmaktalar..
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemi, hâşâ bir postacı gibi Kur'ân-ı Kerim'i getirdi, öldü gitti zannedenler
RASÛLsüz ALLAHlarıyla AKILLarını kandırıp İlâhi NAKİLsizle göçüp gideceklerdir..
BİZler Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemin
BİZ BİR-İZLivâu’l-HAMD Sancağı ALTında, TAHTında;
MuhaMMedî Teslimiyyetle İslâm olmuş Aklımızla Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemi AKLen BİLip-BULup,
MuhaMMedî İstikâmetle RüŞDe ERmiş Aklımızla NAKlen Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemi HaVZ-ı Kevserinde OLup-YAŞAmak ŞEREFine-Şifâ Şefâatına şu AN Şe’enullahta ŞÂHİD olalım İnşâe ALLAH Aziz MuhaMMedî CANlarımız!..
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimize sonsuz sınırsız ve İlmullahça salât ve selâm olsun!..


Resim

SALÂVATU'S-SAÂDETİ

Salâtu's-saâdeti de denilen bu salâvâtı okuma husûsunda gönül ehli: “cuma günleri çokça okuyanlar dünyâ ve âhiret saadetine ulaşır” demişlerdir. Saâdet salâvâtını cuma günleri çokça okuyan dünyâ ve âhirette saâdete ulaşır "İnşallahu'r-Rahman".

Resim

Türkçe harflerle yazılışı: Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ Seyyidinâ ve Mevlânâ Muhammedîn ve alâ âlihi ve sahbihi ve ehli beytihi Resim Adede mâ fi ilmillâhi Resim Salâten dâimeten bi devâmi mülkillah.

MÂNÂSI: “ALLAH'ım! Efendimiz ve Sâhibimiz Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e âilesine, ashâbına ve ehli beytine; selâm, salât, teslimiyet ve bereket ulaşım arzumuzu ulaştır. ALLAH'ın ilminde olanların adedince ve ALLAH'ın mülkünün devâmınca bir salâtla...”

Resim
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11929
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: ESMAUL- HÜSNA'NIN KUR'AN-I KERİM AÇILIMI

Mesaj gönderen kulihvani »

ÂYET SONLARINDA GELEN El ALİYYU ile İKİLi İSİMLERin GÜLcesi:

a- EL ALİYYU'L-AZÎMU celle celâluhu : Yüce-Azamet Sâhibi. (2 defa)

Resim

(Şurâ 42/4)(Bakara 2/255).


لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ

Resim---“Lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı), ve huvel aliyyul azîm(azîmu) : Göklerdeki varlıklar ve imkânlar yerdeki varlıklar ve imkânlar tamamen O’na aittir, O’nun tasarrufundadır. Yüce ve büyük olan O’dur.”
(Şurâ 42/4)



اللّهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ لاَ تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ لَّهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ مَن ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلاَّ بِإِذْنِهِ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلاَ يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِّنْ عِلْمِهِ إِلاَّ بِمَا شَاء وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَلاَ يَؤُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ

Resim---“Allâhu lâ ilâhe illâ huvel hayyul kayyûm(kayyûmu), lâ te’huzuhu sinetun ve lâ nevm(nevmun), lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fil ard(ardı), menzellezî yeşfeu indehû illâ bi iznih(iznihî) ya’lemu mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum, ve lâ yuhîtûne bi şey’in min ilmihî illâ bi mâ şâe, vesia kursiyyuhus semâvâti vel ard(arda), ve lâ yeûduhu hıfzuhumâ ve huvel aliyyul azîm(azîmu) : O Allah’tır, Allah. Hak ilâh yalnızca O’dur. Ebedî hayat ile diri, ölümlü olmaktan uzaktır. Varlık âlemini ayakta tutan ve düzenini elinde bulunduran O’dur. Onu ne gaflet basar ne de uyku. Göklerdeki varlıkların ve imkânların hepsi ve yerdeki varlıkların ve imkânların tamamı O’nun mülkündedir, O’nun tasarrufundadır. O’nun yanında, benzer sıfatların tecellîsiyle kudret ve tasarruf kullanan eş bir varlık olmak kimin haddine? Yalnızca O’nun izniyle ilâhî planlamayı yürütenlere görev dağılımı yapılır. O kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını, bildiklerini, bilgi ve idrakları dışında olanı, dünyalarını ve âhiretlerini bilir. Onlar ise, O’nun sünneti, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellîsine uygun olan kadarının dışında, O’nun ilminden hiçbir şeyi kavrayamazlar. Onun hâkimiyeti, saltanatı, kudreti, otoritesi ve düzeni bütün gökleri ve yeri içine alır. Gökleri ve yeri bir bütünlük içinde tek elden tedbir ile idare etmek, gözetmek, korumak, taahhütlerini yerine getirmek Allah’ı yormaz, Allah’a ağır da gelmez. O şanı yüce Allah pek yüce, pek büyüktür.” (Bakara 2/255).
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11929
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: ESMAUL- HÜSNA'NIN KUR'AN-I KERİM AÇILIMI

Mesaj gönderen kulihvani »

ÂYET SONLARINDA GELEN El ALİYYU ile İKİLi İSİMLERin GÜLcesi:

b- EL ALİYYU'L-HAKÎMU celle celâluhu : Yüce-Hikmet Sâhibi. (2 defa)

Resim

(Şurâ 42/51)(Zuhruf 43/4)


وَمَا كَانَ لِبَشَرٍ أَن يُكَلِّمَهُ اللَّهُ إِلَّا وَحْيًا أَوْ مِن وَرَاء حِجَابٍ أَوْ يُرْسِلَ رَسُولًا فَيُوحِيَ بِإِذْنِهِ مَا يَشَاء إِنَّهُ عَلِيٌّ حَكِيمٌ
Resim---“Ve mâ kâne li beşerin en yukellimehullâhu illâ vahyen ev min verâi hıcâbin ev yursile resûlen fe yûhıye bi iznihî mâ yeşâu, innehu aliyyun hakîm(hakîmun) : Allah, bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur, yahut bir Rasul gönderir, ilmi, planı dâhilinde izniyle sünnetinin, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellîsine uygun olanları vahyeder. O yücedir, hikmet sahibi ve hükümrandır.” (Şurâ 42/51)

وَإِنَّهُ فِي أُمِّ الْكِتَابِ لَدَيْنَا لَعَلِيٌّ حَكِيمٌ
Resim---“Ve innehu fî ummil kitâbi ledeynâ le alîyyun hakîm(hakîmun) : Nezdimizdeki ana kitapta, Levh-i Mahfuz’da mevcut olan Kur’ân elbette yücedir, hikmetlerle doludur, hükümranlık sağlar.” (Zuhruf 43/4)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11929
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: ESMAUL- HÜSNA'NIN KUR'AN-I KERİM AÇILIMI

Mesaj gönderen kulihvani »

ÂYET SONLARINDA GELEN El ALİYYU ile İKİLi İSİMLERin GÜLcesi:

c- EL ALİYYÜ'L-KEBÎRU celle celâluhu : Yüce-Azamet Sahibi ALLAH celle celâluhu (5 defa)

Resim

(Nisâ 4/34)-(Hacc 22/ 62)(Lokman 31/30)(Sebe' 34/23) (Mü'min 40/12)

الرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَاء بِمَا فَضَّلَ اللّهُ بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ وَبِمَا أَنفَقُواْ مِنْ أَمْوَالِهِمْ فَالصَّالِحَاتُ قَانِتَاتٌ حَافِظَاتٌ لِّلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ اللّهُ وَاللاَّتِي تَخَافُونَ نُشُوزَهُنَّ فَعِظُوهُنَّ وَاهْجُرُوهُنَّ فِي الْمَضَاجِعِ وَاضْرِبُوهُنَّ فَإِنْ أَطَعْنَكُمْ فَلاَ تَبْغُواْ عَلَيْهِنَّ سَبِيلاً إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلِيًّا كَبِيرًا
Resim---“Er ricâlu kavvâmûne alân nisâi bi mâ faddalallâhu ba’dahum alâ ba’dın ve bi mâ enfekû min emvâlihim. Fes sâlihâtu kânitâtun hâfizâtun lil gaybi bi mâ hafizallâh(hafizallâhu). Vellâtî tehâfûne nuşûzehunne fe ızûhunne vahcurûhunn (vahcurûhunne) fîl medâcıı vadrıbûhunne, fe in ata’nekum fe lâ tebgû aleyhinne sebîlâ(sebîlen). İnnallâhe kâne aliyyen kebîrâ(kebîran): Allah’ın, lütufta bulunarak, birbirlerine üstün olmasına vesile kıldığı özellikleri, ailenin nafakasını ve ihtiyaçlarını kendi mallarından karşılamaları, mallarından karşılık beklemeden, gönüllü harcamaları sebebiyle erkekler, hanımları üzerinde, ailede, aileyi ayakta tutmakla, eğitimlerini, gelişmelerini, aile fertlerinin İslam’da sebatını temin ile mükellef; denetleyerek sorumluluklarının gereğini yapmalarını sağlayan, hizmet eden, ailede işleyen, kalıcı bir düzen kuran, sorumlu meşrû bir otorite sahibi, aile reisidirler.
Dindar, ahlâklı, hayır-hasenât sahibi müslüman sâliha kadınlar, itaatkâr, uzun uzun kıyamda durarak sorumluluk şuuruyla namaz kılan, saygılı, kocalarına karşılık vermeyen, aile içindeki dinî, insanî ve vicdanî sorumluluklarını yerine getiren kadınlardır. Allah’ın koruduğu, korunmasını emrettiği hususları, kendilerini, çocuklarını, kocalarının haklarını ve mallarını, kendi haklarını, namuslarını kocalarının bulunmadığı zamanlarda koruyanlardır.
Kafa tutup, başına buyruk hareket ederek, kurulu aile düzenini bozmalarından, şiddete başvurmalarından korktuğunuz kadınların önce gönüllerini alın, öğüt verin, davranışlarının doğuracağı istenmeyen sonuçları anlatın, itaatsizliğe devam ederlerse yataklarında yalnız bırakın. Buna rağmen yola gelmeyenlerin kaba yerine (bir demet ot-çöple) vurun, evinizden ayırmayarak, ilişkilerinizi devam ettirin. Eğer size itaat ederlerse, olanları olmamış sayıp, sözle veya fiilen onları incitecek vesileler aramayın. Allah yücedir ve büyüktür.”
(Nisâ 4/34)

ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْحَقُّ وَأَنَّ مَا يَدْعُونَ مِن دُونِهِ هُوَ الْبَاطِلُ وَأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْعَلِيُّ الْكَبِيرُ
Resim---“Zâlike bi ennallâhe huvel hakku ve enne mâ yed’ûne min dûnihî huvel bâtılu ve ennallâhe huvel aliyyul kebîr(kebîru) : Bu mükemmel kudret ve ilimle tanımlama, Allah’ın bizâtihî varlığında şüphe olmayan hak bir ilâh olmasından, Allah’ı bırakıp, kulları durumundaki taptıkları, yalvardıkları şeylerin bâtıl oluşundan, bizâtihî Allah’ın yüce ve büyük olmasından kaynaklanmaktadır.” (Hacc 22/ 62)

ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْحَقُّ وَأَنَّ مَا يَدْعُونَ مِن دُونِهِ الْبَاطِلُ وَأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْعَلِيُّ الْكَبِيرُ
Resim---“Zâlike bi ennellâhe huvel hakku ve enne mâ yed’ûne min dûnihil bâtılu ve ennallâhe huvel aliyyul kebîr(kebîru) : Bunlar, bizâtihi Allah’ın varlığında şüphe olmayan hak bir ilâh olmasından; onların, Allah’ı bırakıp, kulları durumundakilerden taptıklarının, yalvardıklarının bâtıl olmasından kaynaklanmaktadır. Yüce ve ulu olan O’dur, Allah’tır.” (Lokman 31/30)

وَلَا تَنفَعُ الشَّفَاعَةُ عِندَهُ إِلَّا لِمَنْ أَذِنَ لَهُ حَتَّى إِذَا فُزِّعَ عَن قُلُوبِهِمْ قَالُوا مَاذَا قَالَ رَبُّكُمْ قَالُوا الْحَقَّ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْكَبِيرُ
Resim---“Ve lâ tenfeuş şefâatu indehû illâ li men ezine leh(lehu), hattâ izâ fuzzia an kulûbihim kâlû mâzâ kâle rabbukum, kâlûl hakk(hakka), ve huvel aliyyul kebîr(kebîru): Allah’ın huzurunda, kendisinin izin verdiği kimselerden başkasına şefaat fayda sağlamayacak, izin verdiği kimselerden başkasının şefaati de fayda vermeyecek. Nihayet şefaat edenlerin ve edilenlerin yüreklerinden korku giderilince: “Rabbiniz ne buyurdu?” diye sorarlar. Onlar da: “Hakkı, doğruları söyledi” derler. Yüce ve büyük olan O’dur.” (Sebe' 34/23)

ذَلِكُم بِأَنَّهُ إِذَا دُعِيَ اللَّهُ وَحْدَهُ كَفَرْتُمْ وَإِن يُشْرَكْ بِهِ تُؤْمِنُوا فَالْحُكْمُ لِلَّهِ الْعَلِيِّ الْكَبِيرِ
Resim---“Zâlikum bi ennehû izâ duiyallâhu vahdehu kefertum, ve in yuşrek bihî tu’minû, fel hukmu lillâhil aliyyil kebîr(kebîri): Bu ceza, sizin, bir olan Allah’a dâvet edilirken inkâra, küfre sapmanız; ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında O’na ortak koşulunca da, şirki tasdik etmeniz, kabullenmeniz sebebiyledir. Hükümranlık, yargı ve icra yüceler yücesi ve büyük olan Allah’ındır.” (Mü'min 40/12)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11929
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: ESMAUL- HÜSNA'NIN KUR'AN-I KERİM AÇILIMI

Mesaj gönderen kulihvani »

13- El Âlim celle celâluhu

Resim
Resim

14- El Alîm celle celâluhu


Resim

Resim


El Alîm : Hakkıyla mutlak bilen. İlmi; evvel-âhir-zâhir-bâtın olan. Mutlak bilici olan ALLAH-U ZU'L-CELÂL.
El Âlim : Çok bilgin, ilminin gereği herşeyi bilici olan.İlmin mutlak sahibi. İlmin mutlak sâhibi olan. İlmiyle, büyük-küçük, mümkün-muhal, gizli-aşikâr her şeyi bilen. İlmi, yaratılmış ve yaratılmamış her şeyi birlikte ihâta eden (kaplayan, içine alan). ALLAH-U ZU'L-CELÂL.
El Alîm (mutlak bilen), ilm kökünden mübâlâğa sıfat olup hakkıyla bilendir. Kur'ân-ı Kerîm'de 153 yerde geçmekte ve daha çok Hakîm, Semî', Vâsi', Azîz, Habîr, Kadîr, Halîm, Şâkir ve Fettâh isimleriyle birlikte kullanılmıştır.
El Âlim (bilen) gayb kelimesine muzaf (tamlayan) olarak, El Allâm (çok bilen, yegâne bilen) ise guyûb kelimesine tamlayan ve baglı olarak kullanılıp tek başlarına birer isim olarak ALLAH-U ZU'L-CELÂL'e nisbet edilerek kullanılmamışlardır.

Alime : Bilmek. Hakikatını idrak etmek. Anlamak. Tanımak.
E'leme : Öğretmek. Bildimek.
Tealleme : Öğrenmek. Kültürlü olmak.
Âlem : Âlem.Yaratık katmanları.
Alîm : Âlim, çok bilen kişi.
Ulâmâ : Ulemâ, çok âlim kişi.
İlm : İlim, cehâletin zıttı. Bir şey'in hakikatını anlama, bilme. Mârifet. Yakîn.


El Âlim celle celâluhu Kur'ÂN-ı Kerimde;


هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ
Resim--- “Huvallâhullezî lâ ilâhe illâ huve, âlimu’l- gaybi ve’ş- şehâdeti, huve’r- rahmânu’r- rahîm (rahîmu).: O Allah ki, O’ndan başka İlâh yoktur. Gaybı (görünmeyeni) ve görüneni de O bilir. O; Rahmân’dır, Rahîm’dir.” (Haşr 59/22)



وَلِلّهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ فَأَيْنَمَا تُوَلُّواْ فَثَمَّ وَجْهُ اللّهِ إِنَّ اللّهَ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Resim---Ve lillâhi'l-meşriku ve'l-mağribu fe eynemâ tuvellû fe semme vechullâh(vechullâhi) innallâhe vâsiun ALÎM (alîmun): Doğu da ALLAH'ındır, batı da. Her nereye dönerseniz ALLAH'ın yüzü (kıblesi) orasıdır. Şüphesiz ki ALLAH, kuşatandır, bilendir.”
(Bakara 27115)

ALLAH celle celâluhu’nun zâtı hiçbir mahlukuna benzemediği gibi ilmi de mahluk ilmine benzemez.
Ezelî ilim ancak O’nundur ve O’na mahsustur. Olmuş ve olacak her şey O’nun ilminde daima hazırdır.

Evveli ve âhiri olan ve her şeyi sonradan öğrenen insanoğlu, bu dar, kısıtlı, kayıldı, kasıdlı ve sınırlı, sorumlu ilmiyle, ALLAH’ın ezelî ilminin varlığını bilse de hakîkatini bilemez.

İnsanın, irâdesi ve aklı gibi düşünmesi ve hatırlaması da cüz’îdir. Bir anda iki şey düşünemez ve hatırlayamaz.
ALLAH celle celâluhu’nun İlmi ise:
Küllîdir, “her şeyi birlikte bilir”.
Mutlaktır. “hiçbir kayıt altına girmez” ve.
Muhittir, ”her şeyi içine alır, ihata eder.”


Bu hakîkat, Risâle-i Nurda “güneş” misâliyle çok güzel açıklanır:

Güneşin ziyası hangi sahaları kaplıyorsa, o sahadaki bütün varlıkları birlikte görür, hepsini beraber bilir ve her biriyle aynı anda beraber ilgilenir.
Burada sıraya koyma söz konusu değildir.
Güneşi şuurlu farz etsek ve ziyasına ilim desek, güneş bütün çiçekleri, ağaçları, yaprakları, otları, karıncaları, insanları ve daha nice varlıkları bir anda ve beraber bilir.
Onun bilmesinde az-çok, büyük-küçük fark etmez.

ALLAH celle celâluhu “Fiilen bilir”

أَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ
Resim---Elâ ya’lemu men halak(halaka), ve huvel latîful habîr(habîru): Yaratan yarattığını bilmez olur mu? O, Latîf ve Habîr’dir.”
(Mülk 67/14)

Her şeyi bilerek ve hikmetle yaratan ALLAH celle celâluhu’nun, eşya hakkındaki ilmi “fiilî bir ilimdir” mahlûkatın ilmine benzemez.

İnsan kendisine ihsan edilen o cüz’î akıl ilmiyle ALLAH celle celâluhu’nun el Alîm ismini tanır.
Her şeyin ilimle vücut bulduğunu, hikmetli ve mânâlı yaratıldığını silm aklıyla NAKLen anlar.
Arzın halifesi olan insan, AKLen kendini okuduğu gibi, ÂLEMleri de okur bilir ANlar kaderince kadarınca..
Resim
Cevapla

“Kul İhvani Divanında Esmalar” sayfasına dön