ESMAUL- HÜSNA'NIN KUR'AN-I KERİM AÇILIMI

Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11729
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: ESMAUL- HÜSNA'NIN KUR'AN-I KERİM AÇILIMI

Mesaj gönderen kulihvani »

ResimEZMİZ..


بلال الحبشي

L-i HABEŞî..

Ebû Abdillâh (Ebû Abdilkerîm veya Ebû Amr) BiLâL b. Rebâh (ö. 20/641)


RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’in İLk Müezzini OLan Sahâbîsi.

Hicretten kırk yıl kadar önce (581 civarı) Habeş asıllı bir köle olarak Arabistan’ın batı tarafındaki Serât’ta veya Mekke’de Cumah kabilesi içinde dünyaya geldi. Babası Rebâh ve müslüman olduğu için çeşitli işkencelere mâruz kalan annesi Hamâme de köle idi. Annesine nisbetle İbn Hamâme diye de anılan Bilâl İslâmiyet’i Hz. Ebû Bekir radiyallahu anhu
vasıtasıyla kabul etti..

Bilâl, Benî Cumah’tan adı bilinmeyen birinin veya daha yaygın olan rivâyete göre aynı kabileden Ümeyye b. Halef’in kölesi idi. Mekke’de müslüman olduğunu açıkça söyleyen ilk yedi kişiden biri olduğu için Ümeyye b. Halef öğle vakitlerinde onu kızgın güneş altında sırt üstü yatırır, büyük bir kaya parçasını göğsü üzerine koydurur, sonra da İslâmiyet’ten vazgeçerek Lât ve Uzzâ’ya tapmaya zorlardı. Fakat o her defâsında.:
“Rabbim ALLAH’tır; O AHADdir/BİRdir!.” diyerek bu dayanılmaz işkenceye imanıyla göğüs gererdi. Sav. onun bu şekilde işkence görmesine son derecede üzülürdü. Hz. Ebû Bekir radiyallahu anhu
müslüman olmayan güçlü siyahî bir köleyi vererek Bilâl’i Ümeyye b. Halef’in elinden kurtardı ve âzad etti. Bazı rivâyetlerde onu para ile satın alıp âzad ettiği de zikredilir.


Hz. Ömer radiyallahu anhu bu olaya işaretle.: “Ebû Bekir efendimizdir; efendimizi (Bilâl’i) âzad etmiştir” derdi.
(Buhârî, “Feżâʾilü aṣḥâbi’n-nebî”, 23).

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Bilâl’i Mekke’de Ubeyde b. Hâris ile, Medine’ye hicretten sonra da Ebû Ruveyha Abdullah b. Abdurrahman el-Has‘amî radiyallahu anhu ile kardeş yaptı. Medine’nin havasına alışamayan bazı sahâbîler gibi Hz. Ebû Bekir ile Bilâl’in de hastalandıkları, Mekke’ye duydukları derin hasretle şiirler söyledikleri hadis kitaplarında zikredilir.

Bilâl-i Habeşî radiyallahu anhu, hicretin 1. yılında Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in öğrettiği ezânı onun emriyle ilk defâ okumakla meşhur oldu ve hayatı boyunca hazarda ve seferde Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in müezzinliğini yaptı. Sabah ezânını çok erken okuyan Bilâl’in bu ezâna.: “Es-salâtü hayrün mine’n-nevm.:namaz uykudan hayırlıdır.” ibâresini eklemesi Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’i memnun etti ve bunu her sabah ezânında tekrarlamasına izin verdi. Bilâl başta Bedir olmak üzere Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in bütün gazvelerine katıldı.
Bedir’de esir alınan Ümeyye b. Halef’i görünce.:
“İşte küfrün başı! Eğer o kurtulursa ben ölürüm!.” diyerek onun öldürülmesini sağladı. Mekke’nin fethedildiği gün Hz. Peygamber Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ile Kâbe’nin içine girdi ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in emri üzerine Kâbe’nin damına çıkarak Fetih Ezânı’nı okudu. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in Kâbe’nin içinde soldaki iki direk arasında iki rekât namaz kıldığını rivâyet eden de odur.
(Buhârî, “Ṣalât”, 30).

Bilâl-i Habeşî radiyallahu anhu, hayatı boyunca Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in yanından hiç ayrılmadı, Vedâ Haccında da bulundu. Onun abdest suyunu temin etmek, sütre/perde olarak kullandığı harbeyi taşımak, şahsî ihtiyaçlarını karşılamak, savaşta özellikle geceleri korunmasını, gündüzleri ise gölgelenmesini sağlamak, yemek hazırlamak, beytülmâl işlerine bakmak, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in emriyle bazı ödemeler yapmak, elçileri ağırlamak, seriyye kumandanlarına sancak vermek, Resûl-i Ekrem Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in emirlerini halka duyurmak, kadın esirleri muhafaza etmek gibi işlerde görev almıştır..

Yaygın olan rivâyetlere göre Bilâl-i Habeşî Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in vefâtından sonra ezân okumamıştır. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in kendisine.:
“Ey Bilâl! ALLAH yolunda cihaddan daha faziletli bir amel yoktur!.” dediğini hatırlatıp cihad için Suriye’ye gitmek üzere Hz. Ebû Bekirradiyallahu anhu’den izin istemiş, ancak halifenin ısrarı üzerine Medine’de kalmış, Hz. Ömer radiyallahu anhu halife olunca Medine’den ayrılarak Suriye’de birçok şehir ve bölgenin fethine iştirak etmiştir.

Hz. Ömer radiyallahu anhu, Suriye’de Şam divanını tedvin ederken Bilâl’in isteği üzerine onu ve diğer Habeşliler’i, Ebû Ruveyha’nın kabilesi olan Has‘amlılar’la birlikte aynı divan defterine yazdırdı. Bazı müslümanlar Bilâl radiyallahu anhu’n ezân okuması için halifeye müracaat ettiler; halifenin isteği üzerine Bilâl radiyallahu anhu Suriye’de bir defâ ezân okudu ve dinleyenleri ağlattı.

Bilâl-i Habeşî radiyallahu anhu, altmış küsur yaşında Dımaşk’ta (veya Halep yahut Dâreyyâ’da) vefât etti ve Bâbüssagīr’deki kabristana defnedildi. Bilâl-i Habeşî’nin nesli devam etmedi. Kaynaklarda hanımı ve çocukları hakkında bilgi bulunmamakta, sadece Hâlid adlı bir erkek ve Gufre (Gufeyre) adlı bir kız kardeşi olduğu zikredilmektedir.

Uzun boylu, zayıf ve kuru yüzlü, kamburca, gür ve kır saçlı, siyah tenli idi. Bir defâsında Hz. Peygamber Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ona.: “Bu gece cennette, önümde senin pabuçlarının tıkırtısını duydum!.” diyerek kendisinin cennetlik olduğunu müjdelemiş ve hangi ameli sebebiyle bu dereceyi elde etmiş olabileceğini sormuştu. O da her abdest aldıktan sonra.:
“ALLAH TeÂLÂ’nın nâsib ettiği kadar” nafile namaz kılma âdetinden söz etmişti..
(Buhârî, “Teheccüd”, 17; Müslim, “Feżâilü’s-saḥâbe”, 108).

Bilâl-i Habeşî radiyallahu anhu’den hadis rivâyet edenler arasında Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Üsâme b. Zeyd, Abdullah b. Ömer ve Berâ b. Âzib radiyallahu anhum gibi bazı meşhur sahâbîlerle Ebû İdrîs el-Havlânî, Saîd b. Müseyyeb ve İbn Ebû Leylâ gibi tâbiîler bulunmaktadır. Onun rivâyet ettiği 44 hadisten 2 si Buhârî’de, 1 i Müslim’de, 1 tanesi de her ikisinde yer almıştır. Ebû Ali ez-Za‘ferânî’nin, Bilâl radiyallahu anhu’n merfû’ olarak rivâyet ettiği bazı hadisleri derlediği “Müsned-ü Bilâl” adlı risâlesi Mecmûʿatü’l-buhûsi’l-İslâmiyye’de (XIV, s. 227-243) yayımlanmıştır. Kamboçya’da ve Endonezya’nın bazı bölgelerinde müezzinlere “Bilâl” veya “Bilâl-i gayr-i Habeşî” denilir. Amerika’daki bazı zenci müslümanlar da, kendilerine “Bilâlîler” mânasında “The Bilalians” derler; ayrıca bu isimle bir de gazete çıkarmaktadırlar..
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11729
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: ESMAUL- HÜSNA'NIN KUR'AN-I KERİM AÇILIMI

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

142- EL VÂKîyyu celle celâluhu.:


Resim

Resim


EL VÂKîyyu: Kullarını koruyan, arka çıkan, kayıran vikâye eden... Hakka ve hayra inanan kullarını bâtıl ve şerden koruma ve muhafaza hakkına sahib olan ALLAHu zü’l- CELÂL.

El Vâkîyyu.: KuLLarını koruyan, arka çıkan, kayıran...Hakka ve Hayra inanan kuLLarını bâtıL ve şerden koruma ve muhafaza hakkına sahib olan ALLAHu zü’l- CELÂL..

Vâkî.: (Vikâye. den) Saklayan, koruyan, vikâye eden, esirgeyen.
Vikâye.: Koruma. Koruyuculuk. Sahib olma. Arka çıkma. Kayırma. Tıb: Herhangi bir hastalık için önleyici tedbir alma..
Vekâ.: Bir şeyi koruyup himâye etmek.
Vekâ.: Bir şeyi islah edip düzene sokmak. bir şeyi korumak.
İttekâ.: Bir şeyden sakınmak.
İttekâllah.: ALLAH'ın ikâbından korkmak, korunmak, çekinmek.
İttikâ.: Sakınmak. Çekinmek. Günahlardan ve bütün kötülüklerden kendini çekmek. Takvâ ile amel etmek.
Tükâ.: Korku. Haşyet. Saygı.
Haşyetullah.: ALLAH'dan korkup emrine uyup nehyinden kaçınma.
Muttâki.: ALLAH'dan korkan, sakınan, çekinen. Ehl-i takvâ. İttikâ eden. Haramdan ve günahtan çekinen, kendisini ALLAH celle celâlihu'nun sevmediği fenâ şeylerdan koruyan..
TAKVÂ.: Samimî bir Teslimiyetve tevâzû’ ile sınırsız saygı ve hürmete dayalı ALLAH korkusu.. Bütün günahlardan kendini korumak. Dinin yasak ettiğinden veya haram olduğunda şüphesi olan şeylerden çekinmek..


EL VÂKÎ celle celâlihu,
İBNİ MÂCE'nin LİSTESİNDEKİ 100 ESMÂü'L-HÜSNÂ içindedir..
ALLAHu zü’L- CELÂL, KuLLarının tercihine göre HAYRı ve ŞERRi TeceLLî-Vuku’ ettiren ve Koruyup Himâye eden El VÂKÎ ALLAH celle celâlihudur..


لَّهُمْ عَذَابٌ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَلَعَذَابُ الآخِرَةِ أَشَقُّ وَمَا لَهُم مِّنَ اللّهِ مِن وَاقٍ
Resim---"Lehum azâbun fî’l- hayâti’d- dunyâ ve le azâbu’l- âhırati eşakk (eşakku), ve mâ lehum minallâhi min VÂK (vâkın).: Onlar için dünya hayatında bir azâb vardır ve âhiretin azabı daha da meşakkatli/ şiddetli dir. Ve onların ALLAH’tan (ALLAH’ın azabından) koruyan bir koruyucusu yoktur.”(Ra’d 13/34)

اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِرِضَاكَ مِنْ سَخَطِكَ وَأَعُوذُ بِمُعَافَاتِكَ مِنْ عُقُوبَتِكَ وَأَعُوذُ بِكَ مِنْكَ
Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “ALLAH’ım! Gazabından rızana, cezândan affına ve SENden yine SANA sığınırım…” buyurmuştur.
(Müslim, Salât, 222 (486)

TAKVÂ; İnsÂNoğLunun, Bezm-i ELest’te RABBü’L- ÂLEMîN’in.: “elestü bi RABBiküm?.” Olumsuz SORusuna VERmiş OLduğu.. “BeLâ.. BİLâkis Evete RABBimiZsin!.”
AHDini =>KORuyup=> Bu ÂLEMde KULLuk İmtihÂNında SÖZünün ERi OLUŞtur..


وَإِذْ أَخَذَ رَبُّكَ مِن بَنِي آدَمَ مِن ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَأَشْهَدَهُمْ عَلَى أَنفُسِهِمْ أَلَسْتَ بِرَبِّكُمْ قَالُواْ بَلَى شَهِدْنَا أَن تَقُولُواْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّا كُنَّا عَنْ هَذَا غَافِلِينَ
Resim---"Ve iz ehaze RABBüke mim beni âdeme min zuhurihim zürriyyetehüm ve eşhedehüm alâ enfüsihim elestü bi RABBiküm kâlû belâ şehidnâ en tekulu yevme’l- kiyameti innâ künnâ an hazâ ğafilin.: Kıyâmet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye RABBin Âdem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şâhid tuttu ve dedi ki: BEN sizin RABBiniz değil miyim? (Onlar da), Evet (buna) şâhid olduk, dediler."(A’râf 7/172)

TAKVÂ ; Dini Konuda zararından korkulan herşeyden sakınma. ALLAHU ZÜ’L- CELÂL’in cezâlandırmasından O'na itaat ederek korunma. Kelimenin aslında, korkulan şeyle kendi arasına kalkan gibi bir koruyucu koymak sûretiyle ondan korunmak anlamı vardır.
TAKVÂ ; kulun, ibadet ve taati sanki onu ateşten koruyacak siper durumundadır.
TAKVÂ ; Mâsivâ dan/ALLAHU ZÜ’L- CELÂL’in dışında herşeyden korunma, Şeriatın Edeblerini gözetme, ALLAH'tan uzaklaştıran her şeyden kaçınma, nefsin sünnet dışı isteklerini terketme, nefsinde KeLÂMuLLAH-EMRuLLAH'ı DUYma SüNNet-i RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem'e UYma..
MuhaMMedî Muttakî/EHL-i TAKVÂ OLuş, Kur'ÂN-ı Kerîmimizin İLk sayfasında;


ذَلِكَ الْكِتَابُ لاَ رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِّلْمُتَّقِينَ
Resim---“Zâlike’l- kitâbu lâ reybe fîh (fîhi), huden li’l- MUTTEKÎN (muttekîne).: İşte bu Kitap ki, O'nda hiçbir şüphe yoktur. Takvâ sahibleri için bir hidâyettir.”(Bakara 2/2)

الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ
Resim---“Ellezîne yu’minûne bi’l- gaybi ve yukîmûne’s- salâte ve mimmâ razaknâhum yunfikûn (yunfikûne).: Onlar (takvâ sahibleridir) ki, gaybe (gaybde ALLAH'a) îmân ederler, namazlarını kılarlar ve kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden infâk ederler (başkalarına verirler).” (Bakara 2/3)

والَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ وَبِالآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ
Resim---“Vellezîne yu’minûne bi mâ unzile ileyke ve mâ unzile min kablik (kablike) ve bi’l- âhireti hum yûkınûn (yûkınûne).: Onlar (takvâ sahibleri) ki, sana indirilene ve senden önce indirilenlere (bütün semavî kitaplara) îmân ederler ve onlar ahirete yakîn hasıl ederler (yakîn seviyesinde kesin olarak inanırlar).” (Bakara 2/4)

أُوْلَئِكَ عَلَى هُدًى مِّن رَّبِّهِمْ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
Resim---“Ulâike alâ huden min rabbihim ve ulâike humu’l- muflihûn (muflihûne).: İşte onlar, Rab'lerinden bir hidâyet üzeredirler. Ve işte onlar,onlar muflihundurlar (felâha, kurtuluşa erenlerdir).” (Bakara 2/5)

TAKVÂ kavramı, arapça “وقى” kökünden gelir. “v-k-y” kökünden türetilmiş, bir şeyi başka bir şeye karşı “korumak/muhafaza etmek” ya da “savunmak” anlamına gelen TAKVÂ'nın Kur’ÂNî anlamı hürmet ya da saygıdan kaynaklanan bir ALLAH korkusu, bir mü’mine yakışmayan eylemlerden ve bunun uzantısı olarak âhiretteki cezâsından kişinin kendisini koruması olarak da anlaşılır.
Kur'ÂN-ı Kerîmde birçok âyette kök anlamıyla kullanılmıştır..


الَّذِينَ يَحْمِلُونَ الْعَرْشَ وَمَنْ حَوْلَهُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيُؤْمِنُونَ بِهِ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِلَّذِينَ آمَنُوا رَبَّنَا وَسِعْتَ كُلَّ شَيْءٍ رَّحْمَةً وَعِلْمًا فَاغْفِرْ لِلَّذِينَ تَابُوا وَاتَّبَعُوا سَبِيلَكَ وَقِهِمْ عَذَابَ الْجَحِيمِ
Resim---“Ellezîne yahmilûne’l- arşa ve men havlehu yusebbihûne bi hamdi rabbihim ve yu’minûne bihî ve yestagfirûne lillezîne âmenû, rabbenâ vesi’te kulle şey’in rahmeten ve ilmen fagfir lillezîne tâbû vettebeû sebîleke VEKIhim azâbe’l- cahîm (cahîmi).: Arş'ı yüklenmekte olanlar ve çevresinde bulunanlar, Rablerini hamd ile tesbih etmekte, O'na iman etmekte ve iman edenlere mağfiret dilemektedirler: "RABBimiz, rahmet ve ilim bakımından her şeyi kuşatıp sardın, tevbe edenler ve senin yoluna tabi olanlara mağfiret et ve onları cehennem azâbından koru.” (Mü’min 40/7)

Kur’ÂN’da TAKVÂ kavramı kök anlamı ve türevleriyle birlikte toplam 258 defâ kullanılmıştır. ALLAH’tan sakınmak anlamında Kur’ÂN’da fiil olarak “tettegu” (sakınmak) biçimiyle 54 kez kullanılmıştır..

وَإِنِ امْرَأَةٌ خَافَتْ مِن بَعْلِهَا نُشُوزًا أَوْ إِعْرَاضًا فَلاَ جُنَاْحَ عَلَيْهِمَا أَن يُصْلِحَا بَيْنَهُمَا صُلْحًا وَالصُّلْحُ خَيْرٌ وَأُحْضِرَتِ الأَنفُسُ الشُّحَّ وَإِن تُحْسِنُواْ وَتَتَّقُواْ فَإِنَّ اللّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا
Resim---“Ve in imraetun hâfet min ba’lihâ nuşûzen ev ı’râdan fe lâ cunâha aleyhimâ en yuslıhâ beynehumâ sulhâ (sulhan). Ve’s- sulhu hayr (hayrun). Ve uhdırati’l- enfusu’ş- şuhh (şuhha). Ve in tuhsinû ve TETTEKû fe innallâhe kâne bi mâ ta’melûne habîrâ (habîran).: Ve şâyet bir kadın kocasının ilgisizliğinden veya ondan yüz çevirmesinden korkarsa, artık ikisinin arasında sulh (anlaşma) yapılarak ıslah edilmesinde (uzlaşmasında) onların ikisine de bir günah yoktur ve sulh (anlaşma) daha hayırlıdır. Nefsler cimriliğe (kıskançlığa ve hırsa) hazır kılınmıştır (meyilli yaratılmıştır). Ve eğer ihsanla davranır ve takva sahibi olursanız, o takdirde, muhakkak ki ALLAH, yaptıklarınızdan haberdâr olandır.” (Nisâ 4/128)

Ragıb el-İsfehanî’nin “Müfredat” isimli eserinde bu kavram, bir nesneyi kendisine ezâ ve zarar verecek şeylerden korumak anlamında tanımlanmıştır. İslami anlamda ise günaha girmeye neden olacak şeylerden nefsi korumak olarak anlaşılır.
“Vekâ” fiilinin mastarı “Vikâye”dir. Vikâye kavramının if’âl babı
"İTTİKÂ" dır. İttikâ’nın ismi faili de "MUTTAKî" dir. İttikâ, vikâyeye girmek yani elem ve zarar verecek şeylerden sakınıp kendini iyice koruma altına almak ve bir şeyden sakınmak anlamındadır. "İTTİKÂ" ve onun mastarı olan TAKVÂ sözlük anlamı itibariyle kuvvetli bir himâyeye girerek korunmak, sakınmak, kendini muhafaza altına almak, bunun gereği olarak korkmak ve çekinmek demektir..
(Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ÂN Dili)
Mustafa el-Merağî’ye göre “ittikâ” iki şey arasına engel koymak anlamına gelir. Muttakî ise ALLAH’ın emirlerine sarılmak ve yasaklarından kaçınmakla birlikte kendisi ile İlahî cezâ arasına engel koyan kimsedir.
Çünkü muttakîlerin hidâyet bulacağı yegane şey, ALLAHu zü’L- CELÂL’in göndermiş olduğu kitaplardır..
Bakara 2/2; Hakka 69/48; Mâide 5/46; En’âm 6/153,155..


ذَلِكَ الْكِتَابُ لاَ رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِّلْمُتَّقِينَ
Resim---“Zâlike’l- kitâbu lâ reybe fîh (fîhi), huden li’l- MUTTEKÎN (muttekîne).: İşte bu Kitap ki, O'nda hiçbir şüphe yoktur. Takvâ sahibleri için bir hidâyettir.”(Bakara 2/2)

مَّا كَانَ اللّهُ لِيَذَرَ الْمُؤْمِنِينَ عَلَى مَآ أَنتُمْ عَلَيْهِ حَتَّىَ يَمِيزَ الْخَبِيثَ مِنَ الطَّيِّبِ وَمَا كَانَ اللّهُ لِيُطْلِعَكُمْ عَلَى الْغَيْبِ وَلَكِنَّ اللّهَ يَجْتَبِي مِن رُّسُلِهِ مَن يَشَاء فَآمِنُواْ بِاللّهِ وَرُسُلِهِ وَإِن تُؤْمِنُواْ وَتَتَّقُواْ فَلَكُمْ أَجْرٌ عَظِيمٌ
Resim---“Mâ kânallâhu li yezere’l- mu’minîne alâ mâ entum aleyhi hattâ yemîzel habîse mine’t- Tayyib (tayyibi), ve mâ kânallâhu li yutliakum ale’l- gaybi ve lâkinnallâhe yectebî min rusulihî men yeşâu fe âminû billâhi ve rusulih (rusulihî), ve in tu’minû ve tETTEKû fe lekum ecrun azîm (azîmun).: ALLAH, habis olanı (kötüyü), temiz olandan (mü'min olanı, mü'min gözükenden) ayırıncaya kadar mü'minleri, sizin bulunduğunuz hâl üzere (mü'min olanla mü'min gözükenin bir arada olduğu bir durumda) terk edecek değildir. Ve ALLAH sizi gayba muttali edecek (gaybı bildirecek) değildir. Ve lâkin ALLAH, resûllerinden dilediği kimseyi seçer (gaybı o resûlüne bildirir). O halde, ALLAH'a ve O'nun resûllerine îmân edin. Ve eğer âmenû olur ve takvâ sahibi olursanız, o zaman sizin için "Büyük Ecir" vardır.” (Âl-i İmrân 3/179)

وَلَوْ أَنَّهُمْ آمَنُواْ واتَّقَوْا لَمَثُوبَةٌ مِّنْ عِندِ اللَّه خَيْرٌ لَّوْ كَانُواْ يَعْلَمُونَ
Resim---“Ve lev ennehum âmenû vETTEKav le mesûbetun min indillâhi hayr (hayrun), lev kânû ya’lemûn (ya’lemûne).: Eğer onlar iman edip ve takvâ sahibi olsalardı, mutlaka ALLAH'ın katından (kendilerine verilecek) sevâb, elbette daha hayırlı olurdu, keşke bilselerdi”(Bakara 2/103)

إِذْ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ يَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ هَلْ يَسْتَطِيعُ رَبُّكَ أَن يُنَزِّلَ عَلَيْنَا مَآئِدَةً مِّنَ السَّمَاء قَالَ اتَّقُواْ اللّهَ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
Resim---“İz kâle’l- havâriyyûne yâ îsebne meryeme hel yestetîu rabbuke en yunezzile aleynâ mâideten mine’s- semâ (semâi) kâlETTEKullâhe in kuntum mu’minîn (mu’minîne).: Havârîler; "Ey Meryem oğlu İsâ! RABB'in gökten bize bir mâide (sofra) indirebilir mi?" demişlerdi. (Bunun üzerine İsâ aleyhisselâm); "Eğer mü'minlerseniz ALLAH'a karşı takvâ sahibi olun." dedi.” (Mâide 5/112)

Kur'ÂN-ı Kerîmde;
ALLAHu zü’L- CELÂL'den korkmak (sakınmak/takvâ hali), doğrularla beraber olmayı gerektirir..: Tevbe 9/119..
TAKVÂ lı Kimseler/Muttakîler, kevni âyetleri de okumayı bilirler..: Yûnus 10/6-31..
TAKVÂ Duygusu, insana
ALLAHu zü’L- CELÂL'in velî edinmeyi kazandırır..: Yûnus 10/63, Câsiye 45/19..
TAKVÂ Duygusu, insana RABB’inin hükümlerine boyun eğme teslimiyetini kazandırır.: Hacc 22/32..
TAKVÂ Duygusu, mü’minlere sözün hakikatini söyletir.: Ahzâb 33/70..
TAKVÂ Sahibleri, doğruluğu/doğruyu getiren ve tasdik edendir.: Zümer 39/33..
TAKVÂ Sahibi olmak, RESÛL’e itaati gerektirir.: Zuhruf 43/63, Haşr 59/7..
TAKVÂ lı OLmak, ALLAH ve RESÛL’ünün önüne geçmemeyi zorunlu kılar.: Hucurât 49/1..
TAKVÂ Sahibi OLmak, RESÛL’ün karşısında sesi alçaltır.: Hucurât 49/3..
TAKVÂ Duygusu, Mü’minlerin kardeş olmasını ve bu kardeşliğin esası olarak kardeşler arası ihtilaf oluştuğunda ıslah edici olmayı/davranmayı ilke haline getirir.: Hucurât 49/10..
TAKVÂ Duygusu, zandan ve dedikodudan kaçınmayı öğretir.: Hucurât 49/12..

ALLAHu zü’L- CELÂL, TAKVÂ.: Sahiblerini helâkten korur.: Neml 27/53..
Yalnızca TAKVÂ.: Sahibi OLanlar, Âhiret Gününde birbirlerine velî olabilecektir.: Zuhruf 43/67..
ALLAHu zü’L- CELÂL, mü’min olmakta ısrar eden kimseleri TAKVÂ.: üzere sabitler.: Fetih 48/26..
ALLAHu zü’L- CELÂL katında en kıymetli kişi, TAKVÂ.: ca en üstün olan kimsedir.: Hucurât 49/13..
ALLAHu zü’L- CELÂL, küfürle savaş halinde olan mü’minlere düşmanlarına karşı melekleriyle yardım eder/korur.: Âl-i İmrân 3/125..
Muttakî OLanlar, ALLAHu zü’L- CELÂL’i velî edinmişlerdir.: Câsiye 45/19, Yûnus 10/63, Enfâl 8/34..
Velî OLarak ALLAHu zü’L- CELÂL’i kazanan kimselere karşısında galib gelecek başka bir güç yoktur, olamaz.ALLAHu zü’L- CELÂL muttakîlere hak ile batılı ayıran bir anlayış verir.: Enfâl 8/29..
ALLAHu zü’L- CELÂL, muttakîlere işlerinde kolaylık ihsan eder.: Leyl 92/5,7..
ALLAHu zü’L- CELÂL, muttakîleri kafirlerin hile ve desiselerinden korur.: Âl-i İmrân 3/120..

Muttakî Olanlar, ALLAHu zü’L- CELÂL;
Merhametine.: A’râf 7/63..
Rızasına.: Âl-i İmrân 3/15..
Affına.: Âl-i İmrân 3/136..
İkramına.: Âl-i İmrân 3/198..
Sevâbına.: Bakara 2/103..
Ve büyük ikramına.: Âl-i İmrân 3/172, 179.. MAZHAR ve NÂiL OLmuşLardır..

TAKVÂ.: Duygusu, insanı “Yaratılış Fıtratı”na döndürür ve onu en güzel biçimde inşâ’ eder. Ve KALBlerdeki Kiri-Pisi-Pası Tathir eder-TemizLer..



MuhaMMedî MuhaBBetLerimLe...

ResimKUL İHVÂNi
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11729
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: ESMAUL- HÜSNA'NIN KUR'AN-I KERİM AÇILIMI

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim KUR'ÂN-ı KERÎMde TAKVÂ.:

Bakara 2/66,197,237; Mâide 5/2,8; Tevbe 9/36,44,108,123, Hûd 11/49; yûsf 12/57;Ra’d 13/35; Hicr 15/45; Nahl 16/30,31; Meryem 19/13,18,63,72,85; Tâhâ 20/132; Enbiyâ 21/48; Hacc 22/32,33; Nûr 24/34; Furkân 25/15,74; Şuarâ 26/70; Kasas 28/83; Zümer 39/61;MuhaMMed 47/15,17; Fetih 48/26; Hucurât 49/3,13; Mücâdele 58/9; Müddesir 74/56; Alak 96/12..

KUR'ÂN-ı KERÎMde MUTTAKîN.:

Bakara 2/2,66,180,194,241;İmrân 3/76,115,133,138; Mâide 5/27,46; A'râf 7/128; (Tevbe 9/4,36,44,123; Hûd 11/49; Hicr 15/45; Nahl 16/30,31; Meryem 19/85,97; Enbiyâ 21/48; Furkân 25/74; Şuarâ 26/90; Kasas 28/83; Sâd 38/28,49; Zümer 39/57; ayet) (Zuhruf 43/35,67; Duhân 44/51; Câsiye 45/19..

TAKVÂ; Yarattığı KULunun, ALLAHU ZÜ’L- CELÂL’e karşı KULLuk EMÂNeti Sorumlulukların farkında olarak günahlardan korunma ve günahlara karşı savunmadır.
TAKVÂ; Yarattığı KULunun, ALLAHU ZÜ’L- CELÂL’e şükredip ona olan minnet borcunun bilincinde olarak Kendini-Nefsini, günahlardan-kötülüklerden -kibir, kin, yalancılık, azgınlık, hased, hainlik, zulüm, israf vs..- koruyarak Yaşamasıdır..
TAKVÂ Sahibi/muttakîLer, Peygamber Efendimiz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’i örnek alarak SüNNet-i SEnîyyede, ALLAHU ZÜ’L- CELÂL’in Rızasını kazanmaya MuhaMmedî Gayret gösterenlerdir..


ALLAHU ZÜ’L- CELÂL, Kur’ÂN-ı Kerimde pek çok âyetlerde TAKVÂ İBREt ve HiKMet SAHNesine SUNmuştur..:


TAKVÂ ÂHİRETin MüKâFaTıdır.:

وَلَأَجْرُ الآخِرَةِ خَيْرٌ لِّلَّذِينَ آمَنُواْ وَكَانُواْ يَتَّقُونَ
Resim---“Ve le ecrul âhireti hayrun lillezîne âmenû ve kânû yettekûn (yettekûne).: Ahiretin karşılığı ise, iman edenler ve takvada bulunanlar için daha hayırlıdır.” (Yûsuf 12/57)


SâLiH AMeL, TAKVÂnın.. KöTü AMeL ise, ALLAH'ın Azâbının Âşikâr İşâretidir.:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تُحِلُّواْ شَعَآئِرَ اللّهِ وَلاَ الشَّهْرَ الْحَرَامَ وَلاَ الْهَدْيَ وَلاَ الْقَلآئِدَ وَلا آمِّينَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِّن رَّبِّهِمْ وَرِضْوَانًا وَإِذَا حَلَلْتُمْ فَاصْطَادُواْ وَلاَ يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَآنُ قَوْمٍ أَن صَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ أَن تَعْتَدُواْ وَتَعَاوَنُواْ عَلَى الْبرِّ وَالتَّقْوَى وَلاَ تَعَاوَنُواْ عَلَى الإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاتَّقُواْ اللّهَ إِنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
Resim---“Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tuhıllû şe’âirallâhi vele’ş- şehra’l- harâme ve lâ’l- hedye ve lâ’l- kalâide ve lâ ammînel beyte’l- harâme yebtegûne fadlan min rabbihim ve rıdvânâ (rıdvânen) ve izâ haleltum fastâdû ve lâ yecrimennekum şeneânu kavmin en saddûkum ani’l- mescidi’l- harâmi en ta’tedû, ve teâvenû ale’l- birri vet takva ve lâ teâvenû ale’l- ismi vel udvâni vETTEKullâh (vettekullâhe) innallâhe şedîdul ıkâb(ıkâbi).: Ey iman edenler, ALLAH'ın şiârlarına, haram olan ay'a, kurbanlık hayvanlara, (onlardaki) gerdanlıklara ve RABBlerinden bir fazl ve hoşnutluk isteyerek Beyt-i Haram'a gelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktınız mı artık avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram'dan alıkoyduklarından dolayı bir topluluğa olan kininiz, sakın sizi haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva konusunda yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah'tan korkup sakının. Gerçekten ALLAH (cezâ ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.” (Mâide 5/2)


TAKVÂ En HaYıRLı ELBiSedir.:

يَا بَنِي آدَمَ قَدْ أَنزَلْنَا عَلَيْكُمْ لِبَاسًا يُوَارِي سَوْءَاتِكُمْ وَرِيشًا وَلِبَاسُ التَّقْوَىَ ذَلِكَ خَيْرٌ ذَلِكَ مِنْ آيَاتِ اللّهِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ
Resim---“Yâ benî âdeme kad enzelnâ aleykum libâsen yuvârî sev’âtikum ve rîşâ (rîşâen) ve libâsu’t- TAKVÂ zâlike hayr (hayrun), zâlike min âyâtillâhi leallehum yezzekkerûn (yezzekkerûne).: Ey Âdemoğulları! Sizlere ayıp yerlerinizi gizleyip örtecek elbise ve süslenecek şeyler (elbise) ve takvâ elbisesini indirdik. Bu daha hayırlıdır. İşte bu ALLAH'ın âyetlerindendir. Böylece onlar tezekkür ederler.” (A’râf 7/7)


İBLİS ELBİSELeRi, İşLenilen hata, kusur ve günahları örtemez.
Ancak
İBLİS ELBİSELeRini Çıkarıp, NEFSimize TAKVÂ ELBİSEsi GİY!.dirirsek MuhaMmedî Muttakî KULLardan OLuruz İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!.


DüNYasını ÂHiRet ve ALLAHU ZÜ’L- CELÂL İçin Harcayanlar MUTTAKÎLERdir.:

لاَ يَسْتَأْذِنُكَ الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ أَن يُجَاهِدُواْ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ وَاللّهُ عَلِيمٌ بِالْمُتَّقِينَ
Resim---“Lâ yeste'zinukellezîne yu'minûne billâhi ve’l- yevmi’l- âhiri en yucâhidû bi emvâlihim ve enfusihim, vallâhu alîmun bi’l- MUTTAKÎN (muttakîne).: ALLAH'a ve âhiret gününe (ölmeden evvel ALLAH'a ulaşma gününe) îmân eden kimseler, malları ve canları ile cihad etmek konusunda senden izin istemezler. Ve ALLAH, takvâ sahiblerini bilir.” (Tevbe 9/44)


ALLAHU ZÜ’L- CELÂL, MUTTAKÎLERLe BeRaBeRdir.:

أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ قَاتِلُواْ الَّذِينَ يَلُونَكُم مِّنَ الْكُفَّارِ وَلِيَجِدُواْ فِيكُمْ غِلْظَةً وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ مَعَ الْمُتَّقِينَ
Resim---“Yâ eyyuhâllezîne âmenû kâtilûllezîne yelûnekum mine’l- kuffâri velyecidû fîkum gilzah (gilzaten), va’lemû ennallâhe mea’l- MUTTAKÎN (muttakîne).: Ey iman edenler, inkâr edenlerden size en yakın olanlarla savaşın; sizde “bir güç ve caydırıcılık” görsünler. Ve bilin ki gerçekten ALLAH takvâ sahibleriyle beraberdir.” (Tevbe 9/123)


MUTTAKÎLER CeNNet Vaad EdiLenLerdir.:

مَّثَلُ الْجَنَّةِ الَّتِي وُعِدَ الْمُتَّقُونَ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ أُكُلُهَا دَآئِمٌ وِظِلُّهَا تِلْكَ عُقْبَى الَّذِينَ اتَّقَواْ وَّعُقْبَى الْكَافِرِينَ النَّارُ
Resim---“Meselu’l- cennetilletî vuide’l- MUTTEKÛN (muttekûne), tecrî min tahtihe’l- enhâr (enhâru), ukuluhâ dâimun ve zilluhâ, tilke ukbellezînettekav ve ukbe’l- kâfirînen nâr (nâru).: Muttakîlere vaadolunan cennet, altından nehirler akan ve onun meyvesi ve gölgesi daimî olan (bahçe) gibidir. İşte bu, takvâ sahiblerinin sonudur. Kâfirlerin sonu ise ateştir.” (Rad 13/35)


GüZeL BiR ÂKiBet MUTTAKÎLerindir.:

أْمُرْ أَهْلَكَ بِالصَّلَاةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَا لَا نَسْأَلُكَ رِزْقًا نَّحْنُ نَرْزُقُكَ وَالْعَاقِبَةُ لِلتَّقْوَى
Resim---“Ve’mur ehleke bi’s- salâti vastabir aleyhâ, lâ nes’eluke rızkâ (rızkan), nahnu nerzukuk (nerzukuke), ve’l- âkıbetu li’t- takvâ.: Ve ehline (ailene ve etrafındakilere) namazı emret ve onun üzerinde (namazda) sabırlı ol. Senden rızık istemiyoruz. Seni, Biz rızıklandırırız. Akibet (en güzel sonuç) takvâ sahiblerinindir.” (TâHâ /132)


Kur'ÂN-ı Kerîm ÂyetLeri TAKVÂya ULAŞmayı BİLdirmiştir.:

وَلَقَدْ أَنزَلْنَا إِلَيْكُمْ آيَاتٍ مُّبَيِّنَاتٍ وَمَثَلًا مِّنَ الَّذِينَ خَلَوْا مِن قَبْلِكُمْ وَمَوْعِظَةً لِّلْمُتَّقِينَ
Resim---“Ve lekad enzelnâ ileykum âyâtin mubeyyinâtin ve meselen minellezîne halev min kablikum ve mev’izaten li’l- MUTTEKÎN (muttekîne).: Ve andolsun ki size, açıklanmış âyetler ve sizden önce geçmiş (nesillerden) örnek(ler) ve muttakîler (takvâ sahibleri) için öğütler (emirler) indirdik.” (Nûr 24/34)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11729
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: ESMAUL- HÜSNA'NIN KUR'AN-I KERİM AÇILIMI

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

TAKVÂ.: Korkma, sakınma, ALLAH korkusuyla günahtan kaçınmakta, ALLAH'ın emir ve yasaklarına uymakta titizlik gösterme. ALLAH'ın himâyesine girmek, emrini tutup azabından korunma anlamında Kur'ÂNî bir terim.
MUTTAKÎ.: Bu şekilde titiz davranan insana, muttakî denir.

(Rağıb el-İsfahânî, el-Müfredât fi Caribi'l-Kur'an, Mısır, 1961, s. 530).

Kur'ÂN-ı Kerîm'de TAKVÂ üç mertebede ifâde buyurulmuştur:

1-) Ebedî olarak Cehennem azabında kalmamak için, imân edip şirkten korunmak.:


إِذْ جَعَلَ الَّذِينَ كَفَرُوا فِي قُلُوبِهِمُ الْحَمِيَّةَ حَمِيَّةَ الْجَاهِلِيَّةِ فَأَنزَلَ اللَّهُ سَكِينَتَهُ عَلَى رَسُولِهِ وَعَلَى الْمُؤْمِنِينَ وَأَلْزَمَهُمْ كَلِمَةَ التَّقْوَى وَكَانُوا أَحَقَّ بِهَا وَأَهْلَهَا وَكَانَ اللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمًا
Resim---“İz cealellezîne keferû fî kulûbihimul hamiyyete hamiyyete’l- câhiliyyeti fe enzelallâhu sekînetehu alâ resûlihî ve ale’l- mû’minîne ve elzemehum kelimete’t- TAKVÂ ve kânû e hakka bihâ ve ehlehâ ve kânallâhu bi kulli şey’in alîmâ (alîmen).: Kâfirler hamiyeti, cahiliye taassubunu kalblerine yerleştirince, ALLAH da Resûl'ünün ve mü'minlerin üzerine sekînetini indirdi. Ve TAKVÂ sözü onlara elzem oldu (hakettiler). Ve onu (takva sahibi olmayı), en çok onlar hak ettiler. Ve ona ehil (lâyık) oldular. Ve ALLAH, herşeyi en iyi bilendir.” (Fetih 48/26)

2-) Büyük günahlardan kaçınmak, küçük günahları tekrar tekrar işlemekten uzak durmak ve farzları edâ etmek.:

وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ الْقُرَى آمَنُواْ وَاتَّقَواْ لَفَتَحْنَا عَلَيْهِم بَرَكَاتٍ مِّنَ السَّمَاء وَالأَرْضِ وَلَكِن كَذَّبُواْ فَأَخَذْنَاهُم بِمَا كَانُواْ يَكْسِبُونَ
Resim---“Ve lev enne ehlel kurâ âmenû vettekav le fetahnâ aleyhim berekâtin mines semâi ve’l- ardı ve lâkin kezzebû fe ehaznâhum bimâ kânû yeksibûn (yeksibûne).: O ülkenin halkı eğer inansalardı ve TAKVÂ sahibi olsalardı elbette onlara semadan ve yerden bereketler (bolluk) açardık. Fakat onlar yalanladılar. Böylece kazandıklarından dolayı onları aldık (cezalandırdık)." (A'râf 7/96)

3-) Bütün benliği ile ALLAH'a dönmek ve insanı ALLAH'tan alıkoyan her şeyden uzak durmak.:

فَاتَّقُوا اللَّهَ مَا اسْتَطَعْتُمْ وَاسْمَعُوا وَأَطِيعُوا وَأَنفِقُوا خَيْرًا لِّأَنفُسِكُمْ وَمَن يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
Resim---“FETTEKÛLLÂHe mesteta’tum vesmeû ve etîû ve enfikû hayren li enfusikum, ve men yûka şuhha nefsihî fe ulâike humu’l- muflihûn (muflihûne).: Artık ALLAH'a karşı gücünüzün yettiği kadar (en üst seviyede) TAKVÂ sahibi olun. Dinleyin ve itaat edin! Ve kendiniz için hayır olarak infâk edin (verin). Ve kim nefsinin cimriliğinden kendini korursa (sakındırırsa), o taktirde işte onlar; onlar felaha (kurtuluşa) erenlerdir.”(Teğabun 64/16)

TAKVÂnın bu üç mertebesi Kur'ÂN-ı Kerîm’in bir âyetinde bir arada zikredilmiştir.:

لَيْسَ عَلَى الَّذِينَ آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ جُنَاحٌ فِيمَا طَعِمُواْ إِذَا مَا اتَّقَواْ وَّآمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ ثُمَّ اتَّقَواْ وَّآمَنُواْ ثُمَّ اتَّقَواْ وَّأَحْسَنُواْ وَاللّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ
Resim---“Leyse alellezîne âmenû ve amilû’s- sâlihâti cunâhun fîmâ taimû izâ mettekav ve âmenû ve amilû’s- sâlihâti summettekav ve âmenû summETTEKAv ve ahsenû vallâhu yuhibbu’l- muhsinîn (muhsinîne).: İman edenler ve sâlih amel yapanlar (ıslâh edici amel, nefs tezkiyesi yapanlar) üzerine, TAKVÂ (1. TAKVÂ) sahibi olmadıkları zaman yediklerinden dolayı bir günah yoktur. İman edin ve amilûssâlihat yapın! Sonra da TAKVÂ sahibi olun (2. TAKVÂya ulaşın)! İman edin sonra da takvâ sahibi olun (3. TAKVÂya ulaşın) ve ahsen olun! ALLAH muhsinleri (AHSEN olanları, 4. TAKVÂya ulaşanları) sever.”(Mâide 5/93)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem de.: “İhsÂN nedir?" şeklindeki bir soruya, "İhsÂN, ALLAH'ı görüyormuş gibi hareket etmendir. Sen O'nu görmüyorsan, şüphesiz O seni görmektedir" diyerek cevâb vermiştir..
(Buhâr İman, 37; Müslim, İman 57; Ebu Dâvud, Sünne, 16; Tirmizî, İmân, 4; İbn Mace, Mukaddime, 9; Ahmed b. Hanbel, 1, 27, II, 7)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem başka bir hadisiyle, burada söz konusu olan TAKVÂnın ikinci çeşidini şöyle açıklar.:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Helâl belli. haram da bellidir. Fakat bu ikisinin arasında şüpheli şeyler vardır. Bu nedenle şüphelerden korunan, dinini ve ırzını temiz tutmuş olur. Şüphelere düsen, harama da düşer. Nasıl koruluğun kenarında koyun otlatan çobanın koyunlarının her an koruluğa girme ihtimali varsa, şüpheli şeylerden korunmayanın harama düşme ihtimali de öylece vardır. Haberiniz olsun ki, her hükümdarın koruluğu vardır. ALLAH'ın korusu da haramlardır” buyurmuştur.
(Buhârî, İmân, 39; Müslim, Müsâkat, 107; Ebu Davûd, Büyû', 3; Tirmizî Büyû', 1; Neseî, Büyû', 2; İbn Mâce, Fiten, 14; Ahmed b. Hanbel, IV, 267)

Kur'ÂN-ı Kerîm'de TAKVÂyı över mahiyette daha çok âyet vardır. Bunlardan bazılarının meâli şöyledir:

فَإِذَا بَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ فَأَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ أَوْ فَارِقُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ وَأَشْهِدُوا ذَوَيْ عَدْلٍ مِّنكُمْ وَأَقِيمُوا الشَّهَادَةَ لِلَّهِ ذَلِكُمْ يُوعَظُ بِهِ مَن كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَمَن يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَل لَّهُ مَخْرَجًا
Resim---“Fe izâ belagne ecelehunne fe emsikûhunne bi ma’rûfin evfârikûhunne bi ma’rûfin ve eşhidû zevey adlin minkum ve ekîmû’ş- şehâdete lillâh (lillâhi), zâlikum yûazu bihî men kâne yû’minu billâhi ve’l- yevmi’l- âhir (âhiri), ve men yETTEKILLÂHe yec’al lehu mahrecâ(mahrecen).: Böylece onların (boşadığınız hanımlarınızın) bekleme süreleri tamamlandığı (iddetleri sona erdiği) zaman artık onları marufla (örfe uygun olarak güzellikle ve iyilikle) tutun (barındırın) veya ma'rufla onlardan ayrılın (onları iyilikle serbest bırakın). Ve sizden adalet sahibi iki kişi şâhidlik etsin (şâhid olsun). Şâhidliği ALLAH için yapın. ALLAH'a ve ahir güne (ALLAH'a ulaşma gününe) inanan kimseye işte bununla vaazedilir (böyle yapması istenir). Ve kim ALLAH'a karşı TAKVÂ sahibi olursa, (ALLAH) ona bir çıkış yeri nasib kılar.” (Talâk 65/2)

وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُ وَمَن يَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ فَهُوَ حَسْبُهُ إِنَّ اللَّهَ بَالِغُ أَمْرِهِ قَدْ جَعَلَ اللَّهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْرًا
Resim---“Ve yerzukhu min haysu lâ yahtesib (yahtesibu), ve men yetevekkel alâllâhi fe huve hasbuh (hasbuhu), innallâhe bâligu emrih (emrihî), kad cealallâhu li kulli şey’in kadrâ (kadren).: Ve hesap etmediği (aklına gelmeyen) bir yerden onu rızıklandırır. Kim ALLAH'a tevekkül ederse, artık ona O (ALLAH) kâfidir. Muhakkak ki ALLAH, emrini (işini) yerine getirendir. ALLAH her şey için bir kader tâyin etmiştir.” (Talâk 65/3)

يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ
Resim---“Yâ eyyuhen nâsu innâ halaknâkum min zekerin ve unsâ ve cealnâkum şuûben ve kabâile li teârefû, inne ekremekum indallâhi etkâkum, innallâhe alîmun habîr (habîrun).: Ey insanlar! Muhakkak ki Biz, sizi bir erkek ve bir kadından yarattık. Ve sizi milletler ve kabileler kıldık ki, birbirinizi (soyunuzu, babalarınızı) tanıyasınız. Muhakkak ki ALLAH'ın indinde en çok kerim olanınız (ikram olunanınız, en şerefli olanınız), (ırk ya da soy olarak değil) en çok TAKVÂ sahibi olanınızdır. Muhakkak ki ALLAH, en iyi bilen ve haberdâr olandır.” (Hucurât 49/13)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem de, vedâ hutbesinde aynı durumu şöyle izâh etmiştir.: "Ey insanlar! RABBiniz birdir. Babanız birdir. Hepiniz Âdemdensiniz ve Âdem de topraktandır. ALLAH'ın yanında en üstün olanınız TAKVÂsı en fazla olanınızdır. Araplarla Arap olmayanların birbirine karşı üstünlüğü ancak TAKVÂ iledir" buyurmuştur.
(Ahmed Zeki Safve, Cemheretu Hutebi'l-Arab, Mısır 1962, I, 157)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Arabın Arab olmayana hiç bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak TAKVÂ iledir" buyurmuştur.
(Ahmed b. Hanbel, V, 411)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "ALLAH'a karşı TAKVÂ sahibi olmanızı tavsiye ederim." buyurmuştur.
(Ebu Davûd, Sünen, 5; Tirmiz, İlim, 16; Ahmed b. Hanbel, II, 325)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "İnsanın Cennete girmesine en çok sebep olan şey, onun ALLAH'a karşı duyduğu TAKVÂsıdır" buyurmuştur.
(Ahmed b. Hanbel, II, 392, 442)

Resim---Ebu Hureyre radiyallahu anhu'n naklettiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Birbirinize hased etmeyin. Kendiniz almak istemediğiniz halde diğerini zarara sokmak için bir malı medh edip fiyatını artırma yarışına kalkışmayın. Birbirinize buğz etmeyin. Birbirinize yüz çevirip arka dönmeyin. Sizden bazınız diğer bazınızın alış verişi üzerine alış verişe girişmesin. Ey ALLAH'ın kulları! Birbirinizle kardeşler olunuz. Müslüman Müslümanın kardeşidir. Müslüman Müslüman'a zulmetmez. Yardıma muhtaç olduğu zaman da onu yalnız ve yardımcısız bırakmaz. Onu hor ve hakir görmez. TAKVÂ işte budur!.”
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “
TAKVÂ işte budur."
sözünü üç defâ tekrarlamış ve her seferinde de eli ile göğsüne işâret etmiştir.
(Müslim, Birr, 32; Tirmiz, Birr, 18; Ahmed b. Hanbel, II, 325)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem burada TAKVÂnın çok geniş bir mana ifâde ettiğini ve bunun da kalbe dayanan manevî bir duygu ile olduğunu ifâde etmiştir..

Resim---Ömer radiyallahu anhu da TAKVÂ için.: "Mü’minin keremi, TAKVÂsıdır!." buyurmuştur.
(Muvatta, Cihâd, 35)

TAKVÂ, ALLAHu zü’L- CELÂL’in inanan kulları için işâret buyurduğu bir toplanma ve yardımlaşma noktasıdır.:
ALLAHu zü’L- CELÂL =>Kur'ÂN-ı Kerîm'de.: “BİRR-İyilik ve TAKVÂda yardımlaşın. Günah ve düşmanlıkta yardımlaşmayın" buyurarak TAKVÂnın İSLÂM DİNİ'ndeki yerini göstermiştir.:


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تُحِلُّواْ شَعَآئِرَ اللّهِ وَلاَ الشَّهْرَ الْحَرَامَ وَلاَ الْهَدْيَ وَلاَ الْقَلآئِدَ وَلا آمِّينَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِّن رَّبِّهِمْ وَرِضْوَانًا وَإِذَا حَلَلْتُمْ فَاصْطَادُواْ وَلاَ يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَآنُ قَوْمٍ أَن صَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ أَن تَعْتَدُواْ وَتَعَاوَنُواْ عَلَى الْبرِّ وَالتَّقْوَى وَلاَ تَعَاوَنُواْ عَلَى الإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاتَّقُواْ اللّهَ إِنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
Resim---“Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tuhıllû şe’âirallâhi veleş şehra’l- harâme ve lâ’l- hedye ve lâ’l- kalâide ve lâ ammîne’l- beyte’l- harâme yebtegûne fadlan min rabbihim ve rıdvânâ (rıdvânen) ve izâ haleltum fastâdû ve lâ yecrimennekum şeneânu kavmin en saddûkum ani’l- mescidi’l- harâmi en ta’tedû, ve teâvenû ale’l- birri ve’t- TAKVÂ ve lâ teâvenû ale’l- ismi ve’l- udvâni vettekullâh (vettekullâhe) innallâhe şedîdu’l- ıkâb (ıkâbi).: Ey iman edenler! ALLAH'ın (koyduğu) şeriat hükümlerine, Haram ay'a, (hediye olarak Kâbe'ye gönderilen) kurbanlıklara, gerdanlıklı (boyunları bağlı) kurbanlık develere, Rabb'lerinden bir fazl ve (O'nun) rızasını isteyerek, Beyt-el Haram'a gelenlerin güvenliğine saygısızlık etmeyin.Ve ihramdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-il Haram'dan alıkoymalarından (çevirmelerinden) dolayı bir kavme beslediğiniz kin, sakın sizi haddi aşmaya sevk etmesin. Birr ve takva üzerine yardımlaşın. Günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. ALLAH'a karşı TAKVÂ sahibi olun. Muhakkak ki ALLAH ikâbı (azâbı) şiddetli olandır."(Mâide 5/2)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11729
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: ESMAUL- HÜSNA'NIN KUR'AN-I KERİM AÇILIMI

Mesaj gönderen kulihvani »

ResimÂLEMLerin İNCİsi RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem..


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Takvâ sahibi bir kşmse için zenginliğin sakıncası yoktur (ama) takvâlı kimse için sağlık, zenginlikten gönül hoşluğu danimetlerden daha hayırlıdır.” buyurmuştur.
(İbn Hanbel, V, 372.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, minber üzerinde bulunduğu bir gün cemâattan birisi kalkarak.: “İnsanların en hayırlısı hangisidir?.” diye sorunca,
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “İnsanların en hayırlısı Kur'ÂN-ı Kerîmi en çok kouyan,en muttakî olan, iyiliği en çok emredip kötülükten en çok sakındıran ve akarabaalarına en çok ilgi gösterendir.”
buyurmuştur.

(İbn Mâce, Ticâret, 1; İbn Hanbel, VI, 432.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.’e insanların cennetegirmesine en çok vesile olan şeyin ne olduğu sorulduğunda Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “ALLAH’a karşı takvâlı OLmak ve güzel ahlâk.” buyurmuştur.
(Tirmizî, Birr, 62; İM4246 İbn Mâce, Zühd.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Süleym b.Câbir el Hüceymî’ye.: “ALLAH’a karşı takvâlı OL!. (Kuyudan” su çekmek isteyenin kabına kendi kabından su boşaltman, ya da kardeşinle güler yüzle konuşman dahil hiçbir iyiliği küçük görme!.” buyurmuştur.
(Buhârî, el-Edebü’l-müfred, 403.)

يَا بَنِي آدَمَ قَدْ أَنزَلْنَا عَلَيْكُمْ لِبَاسًا يُوَارِي سَوْءَاتِكُمْ وَرِيشًا وَلِبَاسُ التَّقْوَىَ ذَلِكَ خَيْرٌ ذَلِكَ مِنْ آيَاتِ اللّهِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ
Resim---"Yâ benî âdeme kad enzelnâ aleykum libâsen yuvârî sev’âtikum ve rîşâ (rîşâen) ve libâsu’t- takvâ zâlike hayr (hayrun), zâlike min âyâtillâhi leallehum yezzekkerûn (yezzekkerûne).: Ey Âdemoğulları! Sizlere ayıp yerlerinizi gizleyip örtecek elbise ve süslenecek şeyler (elbise) ve takvâ elbisesini indirdik. Bu daha hayırlıdır. İşte bu ALLAH’ın âyetlerindendir. Böylece onlar tezekkür ederler.” (A’râf 7/26)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, kendisinden öğüt isteyen Süleym b.Câbir el Hüceymî’ye.: “Elbiseni yere sarkıtıp sürümekten sakın!. Çünkü bu kibirdendir ve ALLAH kibiri sevmez. Eğer bir kimse sende bildiği birkusurla seni ayıplarsa, sen onda bildiğin bir kusurla onu ayıplama, bırak onu yaptığının günahı ona sevâbı sana olsun. Hiçbir şeye sövme!.” buyurmuştur.
Süleym.: “Bundan sonra hiçbir hayvana veya insana sövmedim!.”
demiştir.

(İbn Mâce, Zühd, 24.)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اتَّقُواْ اللّهَ حَقَّ تُقَاتِهِ وَلاَ تَمُوتُنَّ إِلاَّ وَأَنتُم مُّسْلِمُونَ
Resim---"Yâ eyyuhâllezîne âmenûttekullâhe hakka tukâtihî ve lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn (muslimûne).: Ey iman edenler! karşı “O’nun hak takvâsı” ile (bi hakkın takvâ, en üst derece takvâ ile) takvâ sahibi olun! Ve sakın siz, (ALLAH’a) teslim olmadan ölmeyin!” (Âl-i İmrân 3/102)

وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعًا وَلاَ تَفَرَّقُواْ وَاذْكُرُواْ نِعْمَةَ اللّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنتُمْ أَعْدَاء فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُم بِنِعْمَتِهِ إِخْوَانًا وَكُنتُمْ عَلَىَ شَفَا حُفْرَةٍ مِّنَ النَّارِ فَأَنقَذَكُم مِّنْهَا كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
Resim---"Va’tasımû bihablillâhi cemîân ve lâ teferrakû, vezkurû ni’metallâhi aleykum iz kuntum a’dâen fe ellefe beyne kulûbikum fe asbahtum bi ni’metihî ihvânâ (ihvânen), ve kuntum alâ şefâ hufratin minen nâri fe enkazekum minhâ, kezâlike yubeyyinullâhu lekum âyâtihî leallekum tehtedûn (tehtedûne).: Ve hepiniz, ALLAH’ın ipine sımsıkı tutunun, fırkalara ayrılmayın! Ve ALLAH’ın sizin üzerinizdeki ni’metini hatırlayın; siz (birbirinize) düşman olmuştunuz. Sonra sizin kalplerinizin arasını birleştirdi, böylece O’nun (ALLAH’ın) nimeti ile kardeşler oldunuz. Ve siz ateşten bir çukurun kenarında iken sizi ondan kurtardı. İşte ALLAH, âyetlerini size böyle açıklıyor. Umulur ki böylece siz hidâyete erersiniz.” (Âl-i İmrân 3/103)

وَلْتَكُن مِّنكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
Resim---"Veltekun minkum ummetun yed’ûne ilel hayri ve ye’murûne bil ma’rûfi ve yenhevne anil munker(munkeri), ve ulâike humul muflihûn(muflihûne).: Sizin içinizden hayra davet eden (mürşidlerden) bir cemaat olsun ve mârufla emretsin, ve münkerden nehyetsin (men etsin). İşte onlar, onlar felâha erenlerdir.”
(Âl-i İmrân 3/104)


MuhaMMedî MuhaBBetLerimLe...

ResimKUL İHVÂNi
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11729
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: ESMAUL- HÜSNA'NIN KUR'AN-I KERİM AÇILIMI

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

143- EL VÂRİSu celle celâluhu.:


Resim

Resim


EL VÂRİSu: Mahlûkatının yok olmasından sonra da bâki kalan (mülküne vâris olan). Bütün mahlükatını yok ettikten sonra bâkî ve dâimî olan ve küllî şey'in kendisine kesinlikle dönücü olduğu mutlak mîras sahibi olan ALLAHu zü’l- CELÂL..
MevCÛDatın İzâfî Zâtına, Fikrine-Düşüncesine ve Fiillerine Vâris ALLAHu zü’l- CELÂL..


Vâris İsmi, lügattaki anlamıyla “Veraset” kökünden türemiş olan el-Vâris İsmi=>El-HAKk, el HAYy, el-Bâki celle celâlihu İsimleriyle anlam münâsebeti vardır.
Ölümsüz Hayat Sahibi =>ZÂTı, Kuralları ve Ni’metleri Dâim OLan anlamlarına gelmektedir..

Vâris isminin ıstilâh/lügat mânasından çıkararak başka bir mânada kullanmalarımı ise.:
Vâris; ölümsüz, dâim ve kalıcı olandır.
Vâris; zâtı, sıfatları, kuralları ve ni’metleri dâim olandır.
Vâris; yeryüzünde ilk olan ve en son kalacak olandır.
Vâris; her şeyin ilk sahibi ve vârisidir..

Verese : Vâris olmak, ölenin malında hakkı olmak.
Vâris.:
Cenâb-ı HAKk'ın bir ismi. Mîrasçı. Kendisine mîras düşen. Mîrasa konan. Vefât eden birisinin maddî veya manevî mal ve mülkünde kullanmaya, tasarrufa salâhiyetli olan..
Vârisîn.: (Vârisûn) Vâris olanlar. Vârisler..
Mîrâs.: Mîras.
Virs.: Mîras..


Resim

VÂCiBü’L- VüCÛD OLan ALLAHu zü’l- CELÂL MâLikü’l- MüLk’tür.
KÜLLî ŞEYi Yaratıp, MevCÛD KILıp ve SONunda YerLe YeksÂN eden MutLak SÂHİBİdir..
O’nun Zâhir OLan Mülküne =>İnsÂNoğLu KULLuk İmtihÂNı gereği geçici bir zamÂN DiLiminde iğreti ve emâneten tasarruf yetkisiyle Sâhib OLur.
Kimi KULLar =>
MuhaMmedî ŞÛURa ULAŞır Emânet ve Kanaat içinde Hakk ve Hayrda sarf eder.
Kimi KULLarın Ham Aklı Nefsinin hevâ-Hevesini ateşLer =>
MuhaMmedî ŞÛUR Yoksunluğunu seçer Mala Hırs ve Tamah Bataklığında boğulur.
Mal ve Dünya için ÖLenLer ve ÖLdürenlerin sapıklıkları onlarla gider MaLları ise birilerine mirâs Kalır..


Benim oturmakta olduğum Maksem Osmanbey ÇIKmazındaki Çınar Apartmanının yerinde bir zamanlar Osman Beyin Köşkü ve tapusu varmış.. Şimdilerdeyse bir sürü tapular el değiştirip havalarda uçuyor.. Torunlarıysa kim BİLir nerelere gittiler zamÂN SELİnde!.

Oysa, ALLAHu zü’l- CELÂL, Kur'ÂN-ı Kerîminde;


كُلُّ نَفْسٍ ذَآئِقَةُ الْمَوْتِ وَإِنَّمَا تُوَفَّوْنَ أُجُورَكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَمَن زُحْزِحَ عَنِ النَّارِ وَأُدْخِلَ الْجَنَّةَ فَقَدْ فَازَ وَما الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلاَّ مَتَاعُ الْغُرُورِ
Resim---“Kullu nefsin zâikatu’l- mevt (mevti), ve innemâ tuveffevne ucûrekum yevme’l- kıyâmeh (kıyâmeti), fe men zuhziha anin nâri ve udhıle’l- cennete fe kad fâz (fâze), ve mâ’l- hâyâtu’d-dunyâ illâ metâu’l-gurûr (gurûri).: Her nefs, ölümü tadıcıdır ve lâkin ecirleriniz (amellerinizin karşılığı) kıyamet günü ödenir. O vakit kim ateşten uzaklaştırılır ve cennete sokulursa o takdirde o kurtulmuştur. Ve dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir.” (Âl-i İmrân 3/185)

لَتُبْلَوُنَّ فِي أَمْوَالِكُمْ وَأَنفُسِكُمْ وَلَتَسْمَعُنَّ مِنَ الَّذِينَ أُوتُواْ الْكِتَابَ مِن قَبْلِكُمْ وَمِنَ الَّذِينَ أَشْرَكُواْ أَذًى كَثِيرًا وَإِن تَصْبِرُواْ وَتَتَّقُواْ فَإِنَّ ذَلِكَ مِنْ عَزْمِ الأُمُورِ
Resim---“Le tublevunne fî emvâlikum ve enfusikum ve le tesmeunne minellezîne ûtû’l- kitâbe min kablikum ve minellezîne eşrakû ezen kesîrâ (kesîran), ve in tasbirû ve tettekû fe inne zâlike min azmi’l- umûr(umûri).: Mallarınız ve canlarınız hususunda siz mutlaka imtihan olunacaksınız. Sizden önce kitap verilenlerden ve şirk koşanlardan elbette birçok incitici (sözler) duyacaksınız. Eğer siz sabrederseniz ve takvâsahibi olursanız, ki bu muhakkak, işlerin “âzim” olanlarındandır.” (Âl-i İmrân 3/186)

اعْلَمُوا أَنَّمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزِينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِي الْأَمْوَالِ وَالْأَوْلَادِ كَمَثَلِ غَيْثٍ أَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَبَاتُهُ ثُمَّ يَهِيجُ فَتَرَاهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَكُونُ حُطَامًا وَفِي الْآخِرَةِ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَمَغْفِرَةٌ مِّنَ اللَّهِ وَرِضْوَانٌ وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ
Resim---“İ’lemû enneme’l-hayâtu’d- dunyâ leibun ve lehvun ve zînetun ve tefâhurun beynekum ve tekâsurun fî’l-emvâli ve’l-evlâd (evlâdi), ke meseli gaysin a’cebe’l-kuffâre nebâtuhu summe yehîcu fe terâhu musferren summe yekûnu hutâmâ (hutâmen), ve fî’l-âhıreti azâbun şedîdun ve magfiretun minallâhi ve rıdvân (rıdvânun), ve me’l-hayâtu’d- dunyâ illâ metâu’l-gurûr (gurûri).: Dünya hayatının oyun, eğlence ve bir süs olduğunu bilin, aranızda bir övünme ve mal ve evlât çokluğudur. (Dünya hayatı), yağmurun bitirdiği, ekincinin hoşuna giden ekin gibidir. Bir süre sonra kurur, böylece onu sararmış görürsün. Sonra da o çöp olur. Ahirette şiddetli azap, ALLAH'tan mağfiret ve ALLAH'ın rızası vardır. Ve dünya hayatı aldatıcı metâ’dan başka bir şey değildir.” (Hadîd 57/20)

Resim

El Vâris celle celâlihu İSMİ Kur’ÂN-ı Kerîmde ALLAHu zü’l- CELÂL’e izâfeten;

وَإنَّا لَنَحْنُ نُحْيِي وَنُمِيتُ وَنَحْنُ الْوَارِثُونَ
Resim---“Ve innâ le nahnu nuhyî ve numîtu ve nahnu’l- vârisûn (vârisûne).: Ve muhakkak ki; Biz, sadece Biz hayat veririz. Ve Biz öldürürüz. Ve vâris olanlar da Biziz.” (Hicr 15/23)

إِنَّا نَحْنُ نَرِثُ الْأَرْضَ وَمَنْ عَلَيْهَا وَإِلَيْنَا يُرْجَعُونَ
Resim---“İnnâ nahnu nerisu’l- arda ve men aleyhâ ve ileynâ yurceûn (yurceûne).: Muhakkak ki BİZ, yeryüzüne ve onun üzerinde olan kimselere BİZ, vâris olacağız. Ve onlar, BİZ'e döndürülecekler.” (Meryem 19/40)

وَكَمْ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ بَطِرَتْ مَعِيشَتَهَا فَتِلْكَ مَسَاكِنُهُمْ لَمْ تُسْكَن مِّن بَعْدِهِمْ إِلَّا قَلِيلًا وَكُنَّا نَحْنُ الْوَارِثِينَ
Resim---“Ve kem ehleknâ min karyetin batırat maîşetehâ, fe tilke mesâkinuhum lem tusken min ba’dihim illâ kalîlâ (kalîlen), ve kunnâ NAHNU’L- VÂRİSÎN (vârisîne).: Ve azarak, mâişetlerine şükretmeyen nice ülkeyi helâk ettik. İşte bunlar, onların meskenleri, onlardan sonra (çok) az bir süre hariç, iskân edilmedi (oturulmadı). Ve BİZ, onların vârisleri, BİZiz.” (Kasas 28/58)

وَزَكَرِيَّا إِذْ نَادَى رَبَّهُ رَبِّ لَا تَذَرْنِي فَرْدًا وَأَنتَ خَيْرُ الْوَارِثِينَ
Resim---“Ve zekeriyyâ iz nâdâ rabbehu rabbi lâ tezernî ferden ve ente hayru’l- vârisîn (vârisîne).: Ve Hz. Zekeriyâ, RABBine (şöyle) nidâ etmişti.: “RABBim, beni tek başıma bırakma ve SEN, vârislerin en hayırlısısın.” (Enbiyâ 21/89)

وَمَا لَكُمْ أَلَّا تُنفِقُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلِلَّهِ مِيرَاثُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ لَا يَسْتَوِي مِنكُم مَّنْ أَنفَقَ مِن قَبْلِ الْفَتْحِ وَقَاتَلَ أُوْلَئِكَ أَعْظَمُ دَرَجَةً مِّنَ الَّذِينَ أَنفَقُوا مِن بَعْدُ وَقَاتَلُوا وَكُلًّا وَعَدَ اللَّهُ الْحُسْنَى وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ
Resim---“Ve mâ lekum ellâ tunfikû fî sebîlillâhi, ve lillâhi mîrâsus’- semâvâti ve’l-ard (ardı), lâ yestevî minkum men enfeka min kabli’l-fethi ve kâtel (kâtele), ulâike a’zamu dereceten minellezîne enfekû min ba’du ve kâtelû ve kullen ve adallâhu’l- husnâ, vallâhu bi mâ ta’melûne habîr (habîrun).: Ve size ne oluyor ki, ALLAH'ın yolunda infâk etmiyorsunuz? Göklerin ve yerin mîrası ALLAH'ındır. İçinizden, fetihten önce infâk eden ve savaşanlar, işte onlar, daha sonra (fetihten sonra) infâk eden ve savaşanlarla bir değildir, onlardan daha yüksek (azamî) derece sahibidirler. Ve ALLAH, hepsine hüsnâ'yı vaadetti. Ve ALLAH, yaptıklarınızdan en iyi haberdâr olandır.” (Hadîd 57/10)

Kur'ÂN-ı Kerîmde İnsÂNLara izâfeten;

وَالْوَالِدَاتُ يُرْضِعْنَ أَوْلاَدَهُنَّ حَوْلَيْنِ كَامِلَيْنِ لِمَنْ أَرَادَ أَن يُتِمَّ الرَّضَاعَةَ وَعلَى الْمَوْلُودِ لَهُ رِزْقُهُنَّ وَكِسْوَتُهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ لاَ تُكَلَّفُ نَفْسٌ إِلاَّ وُسْعَهَا لاَ تُضَآرَّ وَالِدَةٌ بِوَلَدِهَا وَلاَ مَوْلُودٌ لَّهُ بِوَلَدِهِ وَعَلَى الْوَارِثِ مِثْلُ ذَلِكَ فَإِنْ أَرَادَا فِصَالاً عَن تَرَاضٍ مِّنْهُمَا وَتَشَاوُرٍ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِمَا وَإِنْ أَرَدتُّمْ أَن تَسْتَرْضِعُواْ أَوْلاَدَكُمْ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ إِذَا سَلَّمْتُم مَّآ آتَيْتُم بِالْمَعْرُوفِ وَاتَّقُواْ اللّهَ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
Resim---“Ve’l-vâlidâtu yurdı’ne evlâdehunne havleyni kâmileyni li men erâde en yutimmer radâah (radâate), ve ale’l- mevlûdi lehu rızkuhunne ve kisvetuhunne bi’l-ma’rûf (ma’rûfi), lâ tukellefu nefsun illâ vus’ahâ, lâ tudârra vâlidetun bi veledihâ ve lâ mevlûdun lehu bi veledihî ve ale’l- vârisi mislu zâlik (zâlike), fe in erâdâ fısâlen an terâdın min humâ ve teşâvurin fe lâ cunâha aleyhimâ ve in eradtum en testerdıû evlâdekum fe lâ cunâha aleykum izâ sellemtum mâ âteytum bi’l- ma’rûf (ma’rûfi), vettekullâhe va’lemû ennellâhe bi mâ ta’melûne basîr (basîrun).: Anneler, (nikâhlı olsun veya boşanmış olsun, doğan) çocuklarını tam iki sene emzirirler. (Bu hüküm) süt emzirmeyi tamamlamak isteyen kimseler içindir. (Annelerin) yiyecekleri ve giyecekleri ma’rufla (örf ve adete uygun olarak) kendisi için doğurulmuş olanın (babanın) üzerinedir. (Hiç) kimse kendi gücünün yettiğinden fazlasıyla mükellef (sorumlu) tutulmasın. Ne bir anne çocuğu ile, ne de kendisi için doğurulmuş olan (baba), çocuğu ile zarara uğratılmasın. Ve mîrasçının üzerindeki (sorumluluk) da bunun gibidir. Fakat eğer (ana ile baba) müşâvere ederek (görüşerek) rızalarıyla çocuğu sütten kesmek isterlerse, o takdirde onların ikisi üzerine bir günah yoktur. Ve eğer çocuklarınızı (süt anne tutup) emzirtmek isterseniz, vereceğinizi (takdir ettiğiniz emzirme ücretini), marufla (örf ve âdete uygun olarak süt anneye) teslim ettiğiniz zaman artık sizin üzerinize bir günah yoktur. Ve ALLAH'a karşı takvâ sahibi olun. ALLAH'ın yaptıklarınızı çok iyi gördüğünü bilin!.” (Bakara 2/233)

أُوْلَئِكَ هُمُ الْوَارِثُونَ
Resim---“Ulâike humu’l- vârisûn (vârisûne).: İşte onlar, vâris olanlardır (mîrasın sâhibleridir).” (Mü'minun 23/10)

وَنُرِيدُ أَن نَّمُنَّ عَلَى الَّذِينَ اسْتُضْعِفُوا فِي الْأَرْضِ وَنَجْعَلَهُمْ أَئِمَّةً وَنَجْعَلَهُمُ الْوَارِثِينَ
Resim---“Ve nurîdu en nemunne alellezînestud’ıfû fî’l- ardı ve nec’alehum eimmeten ve nec’alehumu’l- vârisîn (vârisîne).: Ve Biz, yeryüzünde güçsüz olanları ni'metlendirmek ve onları imamlar kılmak ve vârisler yapmak istiyoruz (istiyorduk).” (Kasas 28/5)

Resim

YüCe RABBimiz TeÂLâ =>Biz ÂdemoğLuna Tümm Esmâlarını AKLen YÜKLeyip Yeryüzüne Halifesi ve Emânetçisi olarak yaratmıştır.. SınırLı SORumLu KULLuk İmtihÂNında =>Hakkı ve Hayrı Tercih edip =>KeLâmuLLAHı DUYup RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’e UYmayı ve =>O'nun verdiği mülk ve saltanatı O'nun rızasına uygun bir şekilde kullanmayı EMRetmiştir..

Biz =>Bu ÂLEMe VÂRİS değil, EMÂNETçiyiz.
Biz =>O ÂLEMde EMÂNETçi değil FİRDEVs CENNetine VÂRİSiyiz..


وَالَّذِينَ هُمْ لِأَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَ
Resim---“Vellezîne hum li emânâtihim ve ahdihim râûn (râûne)..: Yine Ve onlar (o mü’minler) ki, emânetlerine ve ahdlerine riâyet edenlerdir (uyanlar, sâdık olanlardır).” (Mü'minun 23/8)

وَالَّذِينَ هُمْ عَلَى صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ
Resim---“Vellezîne hum alâ salavâtihim yuhâfızûn (yuhâfızûne).: Ve onlar, salâvâtlarını (namazlarını) muhafaza edenler (devam ettirenler)dir.” (Mü'minun 23/9)

أُوْلَئِكَ هُمُ الْوَارِثُونَ
Resim---“Ulâike humu’l- vârisûn (vârisûne).: İşte onlar, vâris olanlardır (mîrasın sâhibleridir).” (Mü'minun 23/10)

الَّذِينَ يَرِثُونَ الْفِرْدَوْسَ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
Resim---“Ellezîne yerisûne’l- firdevs (firdevse), hum fîhâ hâlidûn (hâlidûne).: Onlar, Firdevs CeNNetine VÂRİS olacaklardır. Onlar, orada ebedî kalacaklardır.” (Mü'minun 23/11)

Merhâmet “RaHM" dendir.
Şefkât gösterme, acıma ve esirgemeyi içerir.

RABBu’l-ÂLeMîn celle celâluhu’nun Rahmeti, Rahmâniyyeti ve Rahîmiyyeti ma’lûmdur.
“RaHMetenli’l- ÂLEmîn” Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemdir..
Biz ÜMMeti olarak ise, HAKk celle celâluhu’nun HALK-ına Merhâmete Me’mur OLuşumuzu, merhâmet göstermekle emredilmiş olduğumuzu anlamaya ve anlatmaya azmediyoruz..
Rahmetenli’l-Âlemin olan Muhammed aleyhi's-selâm merhâmetin yâni rahmetin ta kendisidir.
MuhaMMedî olarak biz ise; onun İZ-inde, SÖZ-ünde, AMEL-FİİLinde, AHLÂKında ve Hâlinde
İLEyiz, BİLEyiz ve VÂRİSiyiz!. İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!.


Resim

Hâdî-Hafîz-Hakem-Vâsi'-VÂRİS-VâLî-Cebbâr ALLAH celle celâluhu..
Vedûd-VekîL-VeLîyy-Lâtîf-Fettâh-Gafûr-Gaffâr ALLAH celle celâluhu..
Yâ Musavvir-Mutekebbir-Tevvâb-Vehhâb-Kahhâr ALLAH celle celâluhu..
Kâbıd-Hafîd-Mumîd-MuziLL-EvveL-Ganîyy-Ed Dârr ALLAH celle celâluhu..


Resim

ALLAHumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve
Nebîyyike ve
RasûLike ve
Nebîyyi'L- ÜMMiyi ve alâ âlihi, EHL-i BeYtihi ve's- Sahbihi ve ÜMMetihi...

ALLAHımız celle celâluhu!
BİZe MuhaMMedî Gayret,
PÎRimizden Hâl-i HiMMet,
RASÛLünden ŞiFâ-yı ŞeFâat,
ZÂTından İnâyet-Hidâyet-SeLâMet
İZZet-i İhsÂNınLa LûTFet =>HABîBuLLAH'ımıza CÂNLarımızı CEM’ et!.
DÜNümüze =>KaBuL KILdığın TÖVBemizi,
GÜNümüze ===>KaBuL KILdığın RIZAmızı,
YARINımıza =>KaBuL KILdığın HAk ve HAYR DUÂMızı KALBLerimize İLHaM et!.

YARDıM Et!. ÖMRümüzün SONUnda BİZi => FİRDEVS CeNNetine vâris EyLe ve,
EBEDî KALacağımız SILÂmız KıL!. İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!..


Âmin Yâ Latîf Yâ Kerîm ALLAH celle celâluhu!.
Âmin Yâ Rahîm Yâ Vedûd ALLAH celle celâluhu!.
Âmin Yâ Fettâh Yâ Gaffâr ALLAH celle celâluhu!.
Âmin Yâ Settâr Yâ ALLAH ALLAH celle celâluhu!.

Âmin... Âmin... Âmin... Âmin!.. Yâ Muîn!.
celle celâluhu!.




M.M.M. MuhaBBetLerimLe...

Resim KUL İHVÂNİm..
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11729
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: ESMAUL- HÜSNA'NIN KUR'AN-I KERİM AÇILIMI

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

144- EL VÂSİ'u celle celâluhu.:

Resim
Resim
EL VÂSİ'u : İlmi, merhameti, muhabbeti ve gınâsı/zenginliği tüm fakrları bürüyüp kapsayan. İhtiyacı olana vergisi bol olan. İlmi muhît, rızkı şâmil, rahmeti geniş olup mahlûkatını kaplayan ALLAH celle celâluhu... İlmiyle küllî şeyi kaplayıp kapsayan, her isteyene bol ihsânı olan, rahmeti her şeye şâmil, bütün mahlükâtına rızkını veren ALLAHu zü’l- CELÂL..

KuL =>El Vâsi'u ALLAH celle celâlihu’dan;
=>Edebi =>İLmi =>İrfÂNınca =ErkÂNınca,
=>Söz =>FiiL =>AhLâk =>HÂLLerinde,
=>Lâzımı ve Lâyıkınca GenişLik DiLer ve İkrâma Kavuşur..


KuL =>El Vâsi'u ALLAH celle celâlihu İsmini vird edinirse, ALLAH celle celâlihu o KuLuna her bakımdan GenişLik İhsÂN eder. GöRüşü GönLü GenişLer, Fikri, DÜŞÜNcesi GenişLer, Hayata BAKışı GenişLer, Rızkı GenişLer, MuhaBBeti GenişLer, DOStLuğu GenişLer, MERHAMeti GenişLer, YAPtığı DUÂLara İCÂBet GenişLer.

Vesea.: ALLAHu zü’l- CELÂL için, birinin rızkını genişletmek, bollaştırmak.
Vesaa.: Dar olmamak. İçine alıp sığdırmak. Câiz olmak. Gücü yetmek. İhata etmek. Kuşatmak.
Vâsi' (Vasia).: Geniş, enli. Bol. Engin. Meydanlı. Her ihtiyacı olana vergisi kâfi ve bol bol ihsân eden. İlmi cümle eşyâyı muhit, rızkı bütün mahlukata şâmil ve rahmeti bütün şeyleri kaplamış olan ALLAH celle celâlihu..

Vâsi' İsmi, lügat anlâmı olarak “Vesia” kelimesinden türemiştir..
El Vâsi' İsmi; sözlükte zenginlik, imkan, değerli olmak, güçlü ve kudretli olmak, ekonomik genişlik, her şeyi içine almak ve kuşatmak-kapsamak gibi anlamlara gelir..


El Vasi'u celle celâlihu İsmi, RABB’imizin el-Ğâniy celle celâlihu İsminden daha geniş ve daha umumîdir.

Vâsi' isminin ıstilâh/lügat mânasından çıkararak başka bir mânada kullanmalarımı ise.:
Vâsi'; ilmi, rahmeti, mağfiret ve kudreti her şeyi kapsayandır.
Vâsi'; zenginliği kullarının bütün ihtiyaçlarını gidermeye kâfi olandır.
Vâsi'; rızık hazineleri bütün mahlukatı rızıklandıracak kadar geniş olandır..


Resim

Kur’ÂN-ı Kerîm de 5 Fiil Sigasında, 9 İsim Sigası OLmak üzere 14 âyette geçer.:

FiiL Sigası İLe.:

وَحَآجَّهُ قَوْمُهُ قَالَ أَتُحَاجُّونِّي فِي اللّهِ وَقَدْ هَدَانِ وَلاَ أَخَافُ مَا تُشْرِكُونَ بِهِ إِلاَّ أَن يَشَاء رَبِّي شَيْئًا وَسِعَ رَبِّي كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًا أَفَلاَ تَتَذَكَّرُونَ
Resim---“Ve hâccehu kavmuh (kavmuhu), kâle e tuhâccûnnî fîllâhi ve kad hedân (hedâni), ve lâ ehâfu mâ tuşrıkûne bihî illâ en yeşâe rabbî şey’â (şeyen), VESİA RABBî kulle şey’in ilmâ(ilmen), e fe lâ tetezekkerûn (tetezekkerûne).: Kavmi onunla çekişip tartışmaya girdi. Dedi ki: "O beni doğru yola erdirmişken, siz benimle ALLAH konusunda çekişip tartışmaya mı girişiyorsunuz? Sizin O'na şirk koştuklarınızdan ben korkmuyorum, ancak ALLAH'ın benim hakkımda bir şey dilemesi başka. RABBim, ilim bakımından her şeyi kuşatmıştır. Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz?”(En’âm 6/80)

قَدِ افْتَرَيْنَا عَلَى اللّهِ كَذِبًا إِنْ عُدْنَا فِي مِلَّتِكُم بَعْدَ إِذْ نَجَّانَا اللّهُ مِنْهَا وَمَا يَكُونُ لَنَا أَن نَّعُودَ فِيهَا إِلاَّ أَن يَشَاء اللّهُ رَبُّنَا وَسِعَ رَبُّنَا كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًا عَلَى اللّهِ تَوَكَّلْنَا رَبَّنَا افْتَحْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ قَوْمِنَا بِالْحَقِّ وَأَنتَ خَيْرُ الْفَاتِحِينَ
Resim---“Kadiftereynâ alallâhi keziben in udnâ fî milletikum ba’de iz necceynallâhu minhâ, ve mâ yekûnu lenâ en neûde fîhâ illâ en yeşâALLAHu RABBunâ, VESİA RABBunâ kulle şey’in ilmen, alallâhi tevekkelnâ, RABBeneftah beynenâ ve beyne kavminâ bi’l- hakkı ve ente hayru’l- fâtihîn (fâtihîne).: “ALLAH'ın, bizi ondan kurtarmasından sonra, sizin milletinize dönersek ALLAH'a yalanla iftira etmiş oluruz. Ve RABBimizin dilemesi hariç bizim oraya geri dönmemiz olamaz. RABBimiz ilmiyle herşeyi kuşatmıştır. ALLAH'a tevekkül ettik. RABBimiz, kavmimiz ile bizim aramızı hak ile aç (ayır). Sen fethedenlerin (fatihlerin) en hayırlısısın.” (A’râf 7/89)

إِنَّمَا إِلَهُكُمُ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ وَسِعَ كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًا
Resim---“İnnemâ ilâhukumullâhullezî lâ ilâhe illâ hûv (huve), VESİA kulle şey’in ilmâ (ilmen).: Sizin İLÂHınız sadece ALLAH'tır ki, O'ndan başka İlâh yoktur. İlim (ilmi) ile herşeyi kaplamıştır (kuşatmıştır).” (Tâ-Hâ 20/98)

وَاكْتُبْ لَنَا فِي هَذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الآخِرَةِ إِنَّا هُدْنَا إِلَيْكَ قَالَ عَذَابِي أُصِيبُ بِهِ مَنْ أَشَاء وَرَحْمَتِي وَسِعَتْ كُلَّ شَيْءٍ فَسَأَكْتُبُهَا لِلَّذِينَ يَتَّقُونَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَالَّذِينَ هُم بِآيَاتِنَا يُؤْمِنُونَ
Resim---“Vektub lenâ fî hâzihi’d- dunyâ haseneten ve fî’l- âhıreti innâ hudnâ ileyk (ileyke), kâle azâbî usîbu bihî men eşâu ve rahmetî VESİAt kulle şey’(şey’in), fe se ektubuhâ lillezîne yettekûne ve yu’tûne’z- zekâte vellezîne hum bi âyâtinâ yu’minûn (yu’minûne).: Bize bu dünyada ve ahirette (yevm'il âhirde, kıyâmet gününde, hayat gününde) haseneler (güzel ameller, derecat kazandıran ameller) yaz (pozitif derecelerimizi, negatif derecelerimizden daha çok kazandır). Gerçekten biz tövbe edip, Sana döndük. ALLAHû Tealâ, şöyle buyurdu: “Azabımı dilediğime isabet ettiririm. Ve rahmetim herşeyi kuşattı. Böylece onu (haseneyi) takva sahiplerine ve zekâtı veren kimselere yazacağım. Ve onlar ki; onlar, âyetlerimize îmân ederler (mü'minlerdir).” (A’râf 7/156)

الَّذِينَ يَحْمِلُونَ الْعَرْشَ وَمَنْ حَوْلَهُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيُؤْمِنُونَ بِهِ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِلَّذِينَ آمَنُوا رَبَّنَا وَسِعْتَ كُلَّ شَيْءٍ رَّحْمَةً وَعِلْمًا فَاغْفِرْ لِلَّذِينَ تَابُوا وَاتَّبَعُوا سَبِيلَكَ وَقِهِمْ عَذَابَ الْجَحِيمِ
Resim---“Ellezîne yahmilûnel arşa ve men havlehu yusebbihûne bi hamdi RABBihim ve yu’minûne bihî ve yestagfirûne lillezîne âmenû, RABBenâ VESİ’te kulle şey’in rahmeten ve ilmen fagfir lillezîne tâbû vettebeû sebîleke vekıhim azâbe’l- cahîm (cahîmi).: Arş'ı yüklenmekte olanlar ve çevresinde bulunanlar, RABBlerini hamd ile tesbih etmekte, O'na iman etmekte ve iman edenlere mağfiret dilemektedirler: "RABBimiz, rahmet ve ilim bakımından her şeyi kuşatıp sardın, tevbe edenler ve senin yoluna tabi olanlara mağfiret et ve onları cehennem azabından koru.” (Mü’min 40/7)

İSiM Sigası İLe.:

وَلِلّهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ فَأَيْنَمَا تُوَلُّواْ فَثَمَّ وَجْهُ اللّهِ إِنَّ اللّهَ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Resim---“Ve lillâhi’l- meşriku ve’l- magribu fe eynemâ tuvellû fe semme vechullâh (vechullâhi) innallâhe VÂSİun alîm (alîmun).: Ve doğu da ALLAH'ındır batı da. Artık hangi tarafa dönerseniz dönün, ALLAH'ın Vechi (Zat'ı) işte oradadır. Muhakkak ki ALLAH Vâsi'dir (rahmeti ve lutfu geniştir, herşeyi ilmi ile kuşatandır).” (Bakara 2/115)

وَقَالَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ إِنَّ اللّهَ قَدْ بَعَثَ لَكُمْ طَالُوتَ مَلِكًا قَالُوَاْ أَنَّى يَكُونُ لَهُ الْمُلْكُ عَلَيْنَا وَنَحْنُ أَحَقُّ بِالْمُلْكِ مِنْهُ وَلَمْ يُؤْتَ سَعَةً مِّنَ الْمَالِ قَالَ إِنَّ اللّهَ اصْطَفَاهُ عَلَيْكُمْ وَزَادَهُ بَسْطَةً فِي الْعِلْمِ وَالْجِسْمِ وَاللّهُ يُؤْتِي مُلْكَهُ مَن يَشَاء وَاللّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Resim---“Ve kâle lehum nebiyyuhum innallâhe kad bease lekum tâlûtemelikâ (meliken), kâlû ennâ yekûnu lehu’l- mulku aleynâ ve nahnu ehakku bi’l- mulki minhu ve lem yu’te seaten mine’l- mâl (mâli), kâle innallâhestafâhu aleykum ve zâdehu bestaten fî’l- ilmi vel cism (cismi), vallâhu yu’tî mulkehu men yeşâu, vALLAHU VÂSİUN ALÎM (alîmun).: Onların Peygamber'i onlara dedi ki: “Muhakkak ki ALLAH, sizin için melik olarak Talut'u beas etmişti (görevlendirmişti).” Dediler ki: “Bizim üzerimize onun melikliği nasıl olur? Melikliğe biz ondan daha çok hak sahibiyiz (daha çok lâyıkız). Ve de ona maldan bir genişlik (servetçe bolluk) verilmedi.”(Peygamber de) “Muhakkak ki ALLAH, onu sizin üzerinize (melik) seçti ve onun ilmini (bilgisini) ve cismini (kuvvetini) artırdı.î Ve ALLAH, mülkünü dilediği kimseye verir. Ve ALLAH, VÂSİ'dir (rahmeti ve ilmi herşeyi ihata eder), ALÎM'dir (en iyi bilendir).” (Bakara 2/247)

مَّثَلُ الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ فِي سَبِيلِ اللّهِ كَمَثَلِ حَبَّةٍ أَنبَتَتْ سَبْعَ سَنَابِلَ فِي كُلِّ سُنبُلَةٍ مِّئَةُ حَبَّةٍ وَاللّهُ يُضَاعِفُ لِمَن يَشَاء وَاللّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Resim---“Meselullezîne yunfikûne emvâlehum fî sebîlillâhi ke meseli habbetin enbetet seb’a senâbile fî kulli sunbuletin mietu habbeh (habbetin), vallâhu yudâifu li men yeşâu, vALLAHU VÂSİUN ALÎM (alîmun).: Mallarını ALLAH yolunda harcayanların durumu, her sünbülünde (başağında) yüz adet tane (tohum) olmak üzere, yedi sünbül (başak) veren bir tek tohumun durumu gibidir. ALLAH, dilediği kimse için (onun rızkını) kat kat artırıp verir. Ve ALLAH VÂSİ'dir, ALÎM'dir.” (Bakara 2/261)

الشَّيْطَانُ يَعِدُكُمُ الْفَقْرَ وَيَأْمُرُكُم بِالْفَحْشَاء وَاللّهُ يَعِدُكُم مَّغْفِرَةً مِّنْهُ وَفَضْلاً وَاللّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Resim---“Eş şeytânu yeidukumu’l- fakra ve ye’murukumbi’l- fahşâi vallâhu yeidukum magfireten minhuve fadlâ (fadlan), vALLAHU VÂSİUN ALÎM (alîmun).: Şeytan size fâkirlik vaadeder ve size fuhşuyatı emreder. Ve ALLAH ise, size kendinden mağfiret ve fazl vaadediyor. ALLAH, VÂSİ'dir, ALÎM'dir.” (Bakara 2/268)

وَلاَ تُؤْمِنُواْ إِلاَّ لِمَن تَبِعَ دِينَكُمْ قُلْ إِنَّ الْهُدَى هُدَى اللّهِ أَن يُؤْتَى أَحَدٌ مِّثْلَ مَا أُوتِيتُمْ أَوْ يُحَآجُّوكُمْ عِندَ رَبِّكُمْ قُلْ إِنَّ الْفَضْلَ بِيَدِ اللّهِ يُؤْتِيهِ مَن يَشَاء وَاللّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Resim---“Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dînekum, kul inne’l- hudâ hudallâhi en yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde RABBikum, kul innel fadla bi yedillâh (yedillâhi), yu’tîhi men yeşâu, vALLAHU VÂSİUN ALÎM (alîmun).: "Dininize tâbi olmayana inanmayın!" De ki: "Hidâyet, Allâh hidâyetidir (hakikatiniz olan Allâh Esmâ'sının hidâyeti esastır). Size verilenin bir benzeri de başka birine veriliyor diye ya da (verilenle) RABBinizin huzurunda size galip gelecekler diye mi muhalefetiniz?" De ki: "Muhakkak ki fazl Allâh elindedir, onu dilediğine verir. ALLAH, VÂSİ'dir, ALÎM'dir.” (Âl-i İmrân 3/73)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ مَن يَرْتَدَّ مِنكُمْ عَن دِينِهِ فَسَوْفَ يَأْتِي اللّهُ بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُ أَذِلَّةٍ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ أَعِزَّةٍ عَلَى الْكَافِرِينَ يُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَلاَ يَخَافُونَ لَوْمَةَ لآئِمٍ ذَلِكَ فَضْلُ اللّهِ يُؤْتِيهِ مَن يَشَاء وَاللّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Resim---“Yâ eyyuhâllezîne âmenû men yertedde minkum an dînihî fe sevfe ye’tîllâhu bi kavmin yuhıbbuhum ve yuhıbbûnehû ezilletin alâ’l- mu’minîne eizzetin alâ’l- kâfirîn (kâfirîne), yucâhidûne fî sebîlillâhi ve lâ yehâfûne levmete lâim (lâimin) zâlike fadlullâhi yu’tîhi men yeşâ (yeşâu) vALLAHU VÂSİUN ALÎM (alîmun).: Ey iman edenler, içinizden kim dininden geri döner (irtidat eder)se, ALLAH (yerine) kendisinin onları sevdiği, onların da kendisini sevdiği, mü'minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı ise 'güçlü ve onurlu', ALLAH yolunda cihad eden ve kınayıcının kınamasından korkmayan bir topluluk getirir. Bu, ALLAH'ın bir fazlıdır, onu dilediğine verir. ALLAH (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir.” (Mâide 5/54)

وَأَنكِحُوا الْأَيَامَى مِنكُمْ وَالصَّالِحِينَ مِنْ عِبَادِكُمْ وَإِمَائِكُمْ إِن يَكُونُوا فُقَرَاء يُغْنِهِمُ اللَّهُ مِن فَضْلِهِ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Resim---“Ve enkihûl eyâmâ minkum ve’s- sâlihîne min ibâdikum ve imâikum, in yekûnû fukarâe yugnihimullâhu min fadlih (fadlihî), vALLAHU VÂSİUN ALÎM (alîmun).: Ve sizden eşi olmayan erkekleri ve kölelerinizden salih olanları ve eşi olmayan kadınlarınızı nikâhlayınız (evlendiriniz). Eğer onlar fakir iseler ALLAH onları fazlından gani (zengin) kılar. Ve ALLAH, VÂSİ'dir (ihsanı, ni'meti çok olandır), ALÎM'dir (en iyi bilendir).” (Nûr 24/32)

الَّذِينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَائِرَ الْإِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ إِلَّا اللَّمَمَ إِنَّ رَبَّكَ وَاسِعُ الْمَغْفِرَةِ هُوَ أَعْلَمُ بِكُمْ إِذْ أَنشَأَكُم مِّنَ الْأَرْضِ وَإِذْ أَنتُمْ أَجِنَّةٌ فِي بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ فَلَا تُزَكُّوا أَنفُسَكُمْ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ اتَّقَى
Resim---“Ellezîne yectenibûne kebâire’l- ismi ve’l- fevâhışe illâ’l- lemem (lememe), inne RABBeke VÂSİu’l- magfireh (magfireti), huve a'lemu bikum iz enşeekum mine’l- ardı ve iz entum e cinnetun fî butûni ummehâtikum, fe lâ tuzekkû enfusekum, huve a'lemu bi menittekâ.: Onlar ki, küçük günahlar hariç, büyük günahlardan ve fuhuştan içtinap ederler (sakınırlar). Muhakkak ki RABBin, mağfireti geniş olandır. O, sizi daha iyi bilendir. O, sizi topraktan yaratmıştı. Ve siz, annelerinizin karnında cenin idiniz. Öyleyse nefslerinizi temize çıkarmayın (nefslerinizi tezkiye ettiğinizi iddia etmeyin). O (ALLAH), kimin takva sahibi olduğunu daha iyi bilendir.” (Necm 53/32)

وَإِن يَتَفَرَّقَا يُغْنِ اللّهُ كُلاًّ مِّن سَعَتِهِ وَكَانَ اللّهُ وَاسِعًا حَكِيمًا
Resim---“Ve in yeteferrekâ yugnillâhu kullen min seatihî. Ve kânallahu VÂSİan hakîmâ (hakîmen).: Ve eğer ayrılırlarsa, ALLAH kendi genişliğinden (bol nimetinden rızık ve ihsanı ile) hepsini gani kılar (muhtaç etmez). Ve ALLAH, Vâsi'dir (rahmeti keremi geniştir), Hakîm'dir (hüküm ve hikmet sahibidir).” (Nisâ 4/130)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11729
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: ESMAUL- HÜSNA'NIN KUR'AN-I KERİM AÇILIMI

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

El VÂSi'u celle celâlihu İsmi,
=>Kur’ÂN-ı Kerîm'de ÂYEt SONLARında İKİLİ OLarak 7 Âyet-i Celîle’de,
el-ALîM celle celâlihu İsmiyLe Beraber Zikredilmiştir.:

EL VÂSİ'U'L-ALÎMU celle celâluhu :
Lûtfu geniş-bilici olan. (7 defa)

(Bakara 2/115, 247, 261, 268);
(Âl-i İmrân 3/73);(Mâide 5/54);( Nûr 24/32)..


وَلِلّهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ فَأَيْنَمَا تُوَلُّواْ فَثَمَّ وَجْهُ اللّهِ إِنَّ اللّهَ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Resim---"Ve lillâhi’l- meşriku ve’l- magribu fe eynemâ tuvellû fe semme vechullâh (vechullâhi) innALLAHE VÂSİ’UN ALÎM(alîmun).: Doğu da, Batı da (tüm yeryüzü) ALLAH’ındır. Nereye dönerseniz ALLAH’ın yüzü işte oradadır. Şüphesiz ALLAH, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir." (Bakara 2/115)

وَقَالَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ إِنَّ اللّهَ قَدْ بَعَثَ لَكُمْ طَالُوتَ مَلِكًا قَالُوَاْ أَنَّى يَكُونُ لَهُ الْمُلْكُ عَلَيْنَا وَنَحْنُ أَحَقُّ بِالْمُلْكِ مِنْهُ وَلَمْ يُؤْتَ سَعَةً مِّنَ الْمَالِ قَالَ إِنَّ اللّهَ اصْطَفَاهُ عَلَيْكُمْ وَزَادَهُ بَسْطَةً فِي الْعِلْمِ وَالْجِسْمِ وَاللّهُ يُؤْتِي مُلْكَهُ مَن يَشَاء وَاللّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Resim---"Ve kâle lehum nebiyyuhum innallâhe kad bease lekum tâlûtemelikâ (meliken), kâlû ennâ yekûnu lehu’l- mulku aleynâ ve nahnu ehakku bi’l- mulki minhu ve lem yu’te seaten mine’l- mâl (mâli), kâle innallâhestafâhu aleykum ve zâdehu bestaten fî’l- ilmi ve’l- cism (cismi), vallâhu yu’tî mulkehu men yeşâu, vALLAHU VÂSİ’UN ALÎM (alîmun).: Peygamberleri onlara, “ALLAH, size Tâlût’u hükümdar olarak gönderdi” dedi. Onlar.: “O bizim üzerimize nasıl hükümdar olabilir? Biz hükümdarlığa ondan daha lâyığız. Ona zenginlik de verilmemiştir” dediler. Peygamberleri şöyle dedi.: “Şüphesiz ALLAH, onu sizin üzerinize (hükümdar) seçti, onun bilgisini ve gücünü artırdı.” ALLAH, mülkünü dilediğine verir. ALLAH, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir." (Bakara 2/247)

مَّثَلُ الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ فِي سَبِيلِ اللّهِ كَمَثَلِ حَبَّةٍ أَنبَتَتْ سَبْعَ سَنَابِلَ فِي كُلِّ سُنبُلَةٍ مِّئَةُ حَبَّةٍ وَاللّهُ يُضَاعِفُ لِمَن يَشَاء وَاللّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Resim---"Meselullezîne yunfikûne emvâlehum fî sebîlillâhi ke meseli habbetin enbetet seb’a senâbile fî kulli sunbuletin mietu habbeh (habbetin), vallâhu yudâifu li men yeşâu, vALLAHu VÂSİUN ALÎM (alîmun).: Mallarını ALLAH yolunda harcayanların durumu, yedi başak bitiren ve her başakta yüz tane bulunan bir tohum gibidir. ALLAH, dilediğine kat kat verir. ALLAH, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir." (Bakara 2/261)

الشَّيْطَانُ يَعِدُكُمُ الْفَقْرَ وَيَأْمُرُكُم بِالْفَحْشَاء وَاللّهُ يَعِدُكُم مَّغْفِرَةً مِّنْهُ وَفَضْلاً وَاللّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Resim---"Eş şeytânu yeidukumul fakra ve ye’murukumbi’l- fahşâi vallâhu yeidukum magfireten minhuve fadlâ (fadlan), vALLAHU VÂSİUN ALÎM (alîmun).: Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size, çirkinliği ve hayâsızlığı emreder. ALLAH ise size kendi katından mağfiret ve bol nimet va’dediyor. Şüphesiz ALLAH, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir." (Bakara 2/268)

وَلاَ تُؤْمِنُواْ إِلاَّ لِمَن تَبِعَ دِينَكُمْ قُلْ إِنَّ الْهُدَى هُدَى اللّهِ أَن يُؤْتَى أَحَدٌ مِّثْلَ مَا أُوتِيتُمْ أَوْ يُحَآجُّوكُمْ عِندَ رَبِّكُمْ قُلْ إِنَّ الْفَضْلَ بِيَدِ اللّهِ يُؤْتِيهِ مَن يَشَاء وَاللّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Resim---"Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dînekum, kul inne’l- hudâ hudallâhi en yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde RABBikum, kul innel fadla bi yedillâh (yedillâhi), yu’tîhi men yeşâ’(yeşâu), vALLAHU VÂSİUN ALÎM (alîmun).: “Sizin dininize uyandan başkasına inanmayın” (dediler). De ki.: “Şüphesiz hidayet, ALLAH’ın hidayetidir. Birine, size verilenin benzerinin verilmesinden veya RABBinizin huzurunda aleyhinize deliller getireceklerinden ötürü mü (böyle söylüyorsunuz)?” De ki.: “Lütuf ALLAH’ın elindedir. Onu dilediğine verir. ALLAH, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.” (Âl-i İmrân 3/73)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ مَن يَرْتَدَّ مِنكُمْ عَن دِينِهِ فَسَوْفَ يَأْتِي اللّهُ بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُ أَذِلَّةٍ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ أَعِزَّةٍ عَلَى الْكَافِرِينَ يُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَلاَ يَخَافُونَ لَوْمَةَ لآئِمٍ ذَلِكَ فَضْلُ اللّهِ يُؤْتِيهِ مَن يَشَاء وَاللّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Resim---"Yâ eyyuhellezîne âmenû men yertedde minkum an dînihî fe sevfe ye’tîllâhu bi kavmin yuhıbbuhum ve yuhıbbûnehû ezilletin alâ’l- mu’minîne eizzetin alâ’l- kâfirîn (kâfirîne), yucâhidûne fî sebîlillâhi ve lâ yehâfûne levmete lâim (lâimin) zâlike fadlullâhi yu’tîhi men yeşâ (yeşâu) vALLAHU VÂSİUN ALÎM(alîmun).: Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, (bilin ki) ALLAH onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, ALLAH onları sever, onlar da ALLAH’ı severler. Onlar mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü ve onurludurlar. ALLAH yolunda cihad ederler. (Bu yolda) hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. İşte bu, ALLAH’ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. ALLAH, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir." (Mâide 5/54)

وَأَنكِحُوا الْأَيَامَى مِنكُمْ وَالصَّالِحِينَ مِنْ عِبَادِكُمْ وَإِمَائِكُمْ إِن يَكُونُوا فُقَرَاء يُغْنِهِمُ اللَّهُ مِن فَضْلِهِ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Resim---"Ve enkihû’l- eyâmâ minkum ves sâlihîne min ibâdikum ve imâikum, in yekûnû fukarâe yugnihimullâhu min fadlih (fadlihî), vALLAHU VÂSİUN ALÎM (alîmun).: Sizden bekâr olanları, kölelerinizden ve câriyelerinizden durumu uygun olanları evlendirin. Eğer bunlar yoksul iseler, ALLAH onları lütfuyla zenginleştirir. ALLAH, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir." (Nûr 24/32)

El VÂSi'u celle celâlihu İsmi, ALLAHu zü’l- CELÂL’in Lütfu ve Rahmeti çok geniş olan anlamında.:

وَلاَ تُؤْمِنُواْ إِلاَّ لِمَن تَبِعَ دِينَكُمْ قُلْ إِنَّ الْهُدَى هُدَى اللّهِ أَن يُؤْتَى أَحَدٌ مِّثْلَ مَا أُوتِيتُمْ أَوْ يُحَآجُّوكُمْ عِندَ رَبِّكُمْ قُلْ إِنَّ الْفَضْلَ بِيَدِ اللّهِ يُؤْتِيهِ مَن يَشَاء وَاللّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Resim---“Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dînekum, kul inne’l- hudâ hudallâhi en yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde RABBikum, kul innel fadla bi yedillâh (yedillâhi), yu’tîhi men yeşâu, vALLAHU VÂSİUN ALÎM (alîmun).: "Dininize tâbi olmayana inanmayın!" De ki: "Hidâyet, Allâh hidâyetidir (hakikatiniz olan Allâh Esmâ'sının hidâyeti esastır). Size verilenin bir benzeri de başka birine veriliyor diye ya da (verilenle) RABBinizin huzurunda size galip gelecekler diye mi muhalefetiniz?" De ki: "Muhakkak ki fazl Allâh elindedir, onu dilediğine verir. ALLAH, VÂSİ'dir, ALÎM'dir.” (Âl-i İmrân 3/73)

Resim---Ebu Hüreyre radıyallahu anhu anlatıyor.: "Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "ALLAH celle celâlihu mahlukatın olmasına hükmettiği zaman -Müslim'in rivayetinde: "ALLAH celle celâlihu mahlükatı yarattığı zaman"- yanında bulunan, Arş'ın gerisindeki bir kitaba şunu yazdı.: "Muhakkak ki rahmetim gazabıma galebe çalmıştır."
Buharî nin bir diğer rivâyetinde.: "Rahmetim gazabıma galebe çaldı." denmiştir.
Buharî ve Müslim'in bir rivâyetlerinde: "(Rahmetim) gazabımı geçti." denmiştir.
(Buharî, Tevhid 15, 22, 28, 55, Bediü’l-Halk 1; Müslim, Tevbe 14, (2751); Tirmizî, Daavat 109, (3537))
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: ALLAH celle celâlihu, mahlûkâtı yarattığı vakit, kendi nezdinde Arş’ın üstünde bulunan kitabına.: “Rahmetim gazabıma üstün geldi”
diye yazdı.

(Buhârî, Tevhid 15, 22, 28 55; Müslim, Tevbe, 14-16)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: ALLAHu zü’l- CELÂL.: “BEN mehametlilerin en merhametlisiyim. Bana hiçbir şeyi ortak koşmayanları cennetime koyun!.” buyurur ve bunun üzerine onlar cennete girerler.” buyurmuştur.
(Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1, 4.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: Ben MuhaMMed’im, AhMed’im, (peygamberlerin izinden giden) Mukaffî’yim, (insanları etrafına toplayan) Hâşir’im, Tevbe Peygamberiyim, RAHMet Peygamberiyim." buyurmuştur.
(Müslim, Fedâil, 126.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Ben lânetçi olarak gönderilmedim. Ben ancak RAHMEt olarak gönderildim.” buyurmuştur.
(Müslim, Birr, 87.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Ey ALLAH’ım!. Ben kendime çok zulmettim, günahları ancak sen bağışlarsın. Mağfiretinle beni bağışla ve bana merhamet et. Şüphesiz SEN çok bağışlayan ve çok merhamet edensin.” buyurmuştur.
(Tirmizî, Daavât, 96.)

ALLAH celle celâlihu, fâkir olup da iffetlerini korumak için evlenenleri kendi lütfuyla zengin kılacaktır.:

وَأَنكِحُوا الْأَيَامَى مِنكُمْ وَالصَّالِحِينَ مِنْ عِبَادِكُمْ وَإِمَائِكُمْ إِن يَكُونُوا فُقَرَاء يُغْنِهِمُ اللَّهُ مِن فَضْلِهِ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Resim---“Ve enkihûl eyâmâ minkum ve’s- sâlihîne min ibâdikum ve imâikum, in yekûnû fukarâe yugnihimullâhu min fadlih (fadlihî), vALLAHU VÂSİUN ALÎM (alîmun).: Ve sizden eşi olmayan erkekleri ve kölelerinizden salih olanları ve eşi olmayan kadınlarınızı nikâhlayınız (evlendiriniz). Eğer onlar fakir iseler ALLAH onları fazlından gani (zengin) kılar. Ve ALLAH, VÂSİ'dir (ihsanı, ni'meti çok olandır), ALÎM'dir (en iyi bilendir).” (Nûr 24/32)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Üç kişi vardır ki, onlara yardım etmek, ALLAH üzerine bir haktır: ALLAH YOLUnda cihad eden kişi, bedelini verip kendisini hürriyetine kavuşturmak isteyen köle, namus ve iffetini muhafaza etmek düşüncesiyle evlenmek isteyen kimse.” buyurmuştur.
(Tirmizî;/Fezâilül Cihâd 20. İbni Mâce, Itk 3. Nesaî/Nikah 5.)

ALLAHu zü’l- CELÂL, bütün çabalarına rağmen evliliklerini yürütemeyen eşlere, boşandıkları zaman yardım edecektir. Onları birbirlerine muhtaç olmaktan kurtaracak ve lütfuyla her birini zengin kılacaktır.:

وَإِن يَتَفَرَّقَا يُغْنِ اللّهُ كُلاًّ مِّن سَعَتِهِ وَكَانَ اللّهُ وَاسِعًا حَكِيمًا
Resim---“Ve in yeteferrekâ yugnillâhu kullen min seatihî. Ve kânallahu VÂSİan hakîmâ (hakîmen).: Ve eğer ayrılırlarsa, ALLAH kendi genişliğinden (bol nimetinden rızık ve ihsanı ile) hepsini gani kılar (muhtaç etmez). Ve ALLAH, Vâsi'dir (rahmeti keremi geniştir), Hakîm'dir (hüküm ve hikmet sahibidir).” (Nisâ 4/130)

ALLAHu zü’l- CELÂL’in Mağfiretinin ve İhsâının bol olması, kâfirleri cezâlandırmasına engel değildir.:

فَإِن كَذَّبُوكَ فَقُل رَّبُّكُمْ ذُو رَحْمَةٍ وَاسِعَةٍ وَلاَ يُرَدُّ بَأْسُهُ عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِمِينَ
Resim---“Fe in kezzebûke fe kul RABBukum zû rahmetin VÂSİ’Ah (vâsi’atin), ve lâ yureddu be’suhu ani’l- kavmi’l- mucrimîn (mucrimîne).: Artık seni yalanlarlarsa, o zaman de ki: “Sizin RABBiniz geniş bir rahmetin sahibidir ve O'nun azabı, mücrimler (suçlular) kavminden geri çevrilemez.” (Enâm 6/147)

ResimALLAHu zü’l- CELÂL’in;
Zâtı, SıfatLarı, FiiL ve İsimLeri MutLaktır. MutLak OLuşu, AkıLa sınırlandırılamaz oluşundandır.
Çeşitli âyetlerde ALLAHu zü’l- CELÂL’in; bu kuşatıcı ve mutlak geniş olan isim ve sıfatlarından ve El VÂSi'u celle celâlihu İsmi gibi örnekLer vardır.:


1-) ALLAHu zü’l- CELÂL’in İLMi geniştir.:

وَحَآجَّهُ قَوْمُهُ قَالَ أَتُحَاجُّونِّي فِي اللّهِ وَقَدْ هَدَانِ وَلاَ أَخَافُ مَا تُشْرِكُونَ بِهِ إِلاَّ أَن يَشَاء رَبِّي شَيْئًا وَسِعَ رَبِّي كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًا أَفَلاَ تَتَذَكَّرُونَ
Resim---“Ve hâccehu kavmuh (kavmuhu), kâle e tuhâccûnnî fîllâhi ve kad hedân (hedâni), ve lâ ehâfu mâ tuşrıkûne bihî illâ en yeşâe rabbî şey’â (şeyen), VESİA RABBî kulle şey’in ilmâ(ilmen), e fe lâ tetezekkerûn (tetezekkerûne).: Kavmi onunla çekişip tartışmaya girdi. Dedi ki: "O beni doğru yola erdirmişken, siz benimle ALLAH konusunda çekişip tartışmaya mı girişiyorsunuz? Sizin O'na şirk koştuklarınızdan ben korkmuyorum, ancak ALLAH'ın benim hakkımda bir şey dilemesi başka. RABBim, ilim bakımından her şeyi kuşatmıştır. Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz?”(En’âm 6/80)

قُل لَّوْ كَانَ الْبَحْرُ مِدَادًا لِّكَلِمَاتِ رَبِّي لَنَفِدَ الْبَحْرُ قَبْلَ أَن تَنفَدَ كَلِمَاتُ رَبِّي وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِهِ مَدَدًا
Resim---“Kul lev kâne’l- bahru midâden li kelimâti RABBî le nefide’l- bahru kable en tenfede kelimâtu RABBî ve lev ci’nâ bi mislihî mededâ (mededen).: De ki: “Denizler, RABBimin kelimeleri için (kelimelerini yazmak için) mürekkep olsaydı ve onun bir mislini daha imdada (yardıma) getirmiş olsaydık bile, RABBimin kelimeleri bitmeden, denizler mutlaka tükenirdi.” (Kehf 18/109)

2-) ALLAHu zü’l- CELÂL’in RAHMeti GENİŞtir.:

فَإِن كَذَّبُوكَ فَقُل رَّبُّكُمْ ذُو رَحْمَةٍ وَاسِعَةٍ وَلاَ يُرَدُّ بَأْسُهُ عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِمِينَ
Resim---“Fe in kezzebûke fe kul RABBukum zû rahmetin VÂSİ’Ah (vâsi’atin), ve lâ yureddu be’suhu ani’l- kavmi’l- mucrimîn (mucrimîne).: Artık seni yalanlarlarsa, o zaman de ki: “Sizin RABBiniz geniş bir rahmetin sahibidir ve O'nun azabı, mücrimler (suçlular) kavminden geri çevrilemez.” (Enâm 6/147)

وَاكْتُبْ لَنَا فِي هَذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الآخِرَةِ إِنَّا هُدْنَا إِلَيْكَ قَالَ عَذَابِي أُصِيبُ بِهِ مَنْ أَشَاء وَرَحْمَتِي وَسِعَتْ كُلَّ شَيْءٍ فَسَأَكْتُبُهَا لِلَّذِينَ يَتَّقُونَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَالَّذِينَ هُم بِآيَاتِنَا يُؤْمِنُونَ
Resim---“Vektub lenâ fî hâzihi’d- dunyâ haseneten ve fî’l- âhıreti innâ hudnâ ileyk (ileyke), kâle azâbî usîbu bihî men eşâu ve rahmetî VESİAt kulle şey’(şey’in), fe se ektubuhâ lillezîne yettekûne ve yu’tûne’z- zekâte vellezîne hum bi âyâtinâ yu’minûn (yu’minûne).: Bize bu dünyada ve ahirette (yevm'il âhirde, kıyâmet gününde, hayat gününde) haseneler (güzel ameller, derecat kazandıran ameller) yaz (pozitif derecelerimizi, negatif derecelerimizden daha çok kazandır). Gerçekten biz tövbe edip, Sana döndük. ALLAHû Tealâ, şöyle buyurdu: “Azabımı dilediğime isabet ettiririm. Ve rahmetim herşeyi kuşattı. Böylece onu (haseneyi) takva sahiplerine ve zekâtı veren kimselere yazacağım. Ve onlar ki; onlar, âyetlerimize îmân ederler (mü'minlerdir).” (A’râf 7/156)

3-) ALLAHu zü’l- CELÂL’in MAĞFİReti GENİŞtir.:

الَّذِينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَائِرَ الْإِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ إِلَّا اللَّمَمَ إِنَّ رَبَّكَ وَاسِعُ الْمَغْفِرَةِ هُوَ أَعْلَمُ بِكُمْ إِذْ أَنشَأَكُم مِّنَ الْأَرْضِ وَإِذْ أَنتُمْ أَجِنَّةٌ فِي بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ فَلَا تُزَكُّوا أَنفُسَكُمْ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ اتَّقَى
Resim---“Ellezîne yectenibûne kebâire’l- ismi ve’l- fevâhışe illâ’l- lemem (lememe), inne RABBeke VÂSİu’l- magfireh (magfireti), huve a'lemu bikum iz enşeekum mine’l- ardı ve iz entum e cinnetun fî butûni ummehâtikum, fe lâ tuzekkû enfusekum, huve a'lemu bi menittekâ.: Onlar ki, küçük günahlar hariç, büyük günahlardan ve fuhuştan içtinap ederler (sakınırlar). Muhakkak ki RABBin, mağfireti geniş olandır. O, sizi daha iyi bilendir. O, sizi topraktan yaratmıştı. Ve siz, annelerinizin karnında cenin idiniz. Öyleyse nefslerinizi temize çıkarmayın (nefslerinizi tezkiye ettiğinizi iddia etmeyin). O (ALLAH), kimin takva sahibi olduğunu daha iyi bilendir.” (Necm 53/32)

4-) ALLAHu zü’l- CELÂL’in MüLkü, İdâre ve Otoritesi GENİŞtir.:

وَقَالَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ إِنَّ اللّهَ قَدْ بَعَثَ لَكُمْ طَالُوتَ مَلِكًا قَالُوَاْ أَنَّى يَكُونُ لَهُ الْمُلْكُ عَلَيْنَا وَنَحْنُ أَحَقُّ بِالْمُلْكِ مِنْهُ وَلَمْ يُؤْتَ سَعَةً مِّنَ الْمَالِ قَالَ إِنَّ اللّهَ اصْطَفَاهُ عَلَيْكُمْ وَزَادَهُ بَسْطَةً فِي الْعِلْمِ وَالْجِسْمِ وَاللّهُ يُؤْتِي مُلْكَهُ مَن يَشَاء وَاللّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Resim---"Ve kâle lehum nebiyyuhum innallâhe kad bease lekum tâlûtemelikâ (meliken), kâlû ennâ yekûnu lehu’l- mulku aleynâ ve nahnu ehakku bi’l- mulki minhu ve lem yu’te seaten mine’l- mâl (mâli), kâle innallâhestafâhu aleykum ve zâdehu bestaten fî’l- ilmi ve’l- cism (cismi), vallâhu yu’tî mulkehu men yeşâu, vALLAHU VÂSİ’UN ALÎM (alîmun).: Peygamberleri onlara, “ALLAH, size Tâlût’u hükümdar olarak gönderdi” dedi. Onlar.: “O bizim üzerimize nasıl hükümdar olabilir? Biz hükümdarlığa ondan daha lâyığız. Ona zenginlik de verilmemiştir” dediler. Peygamberleri şöyle dedi.: “Şüphesiz ALLAH, onu sizin üzerinize (hükümdar) seçti, onun bilgisini ve gücünü artırdı.” ALLAH, mülkünü dilediğine verir. ALLAH, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir." (Bakara 2/247)

5-) ALLAHu zü’l- CELÂL’in FaZLı, LüTFü GENİŞtir.:

وَأَنكِحُوا الْأَيَامَى مِنكُمْ وَالصَّالِحِينَ مِنْ عِبَادِكُمْ وَإِمَائِكُمْ إِن يَكُونُوا فُقَرَاء يُغْنِهِمُ اللَّهُ مِن فَضْلِهِ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Resim---"Ve enkihû’l- eyâmâ minkum ves sâlihîne min ibâdikum ve imâikum, in yekûnû fukarâe yugnihimullâhu min fadlih (fadlihî), vALLAHU VÂSİUN ALÎM (alîmun).: Sizden bekâr olanları, kölelerinizden ve câriyelerinizden durumu uygun olanları evlendirin. Eğer bunlar yoksul iseler, ALLAH onları lütfuyla zenginleştirir. ALLAH, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir." (Nûr 24/32)

6-) ALLAHu zü’l- CELÂL’in Zâtı, Zaman ve Mekândan, SınırLıLıktan MüNeZzehtir. Anacak; Zaman, Mekân, Yön ve Ciheti ihata eder ve Her Şeyi KuŞaTıR.:

وَلِلّهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ فَأَيْنَمَا تُوَلُّواْ فَثَمَّ وَجْهُ اللّهِ إِنَّ اللّهَ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Resim---"Ve lillâhi’l- meşriku ve’l- magribu fe eynemâ tuvellû fe semme vechullâh (vechullâhi) innALLAHE VÂSİ’UN ALÎM(alîmun).: Doğu da, Batı da (tüm yeryüzü) ALLAH’ındır. Nereye dönerseniz ALLAH’ın yüzü işte oradadır. Şüphesiz ALLAH, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir." (Bakara 2/115)


M.M.M. MuhaBBetLerimLe...

Resim KUL İHVÂNİm..
Resim
Cevapla

“Kul İhvani Divanında Esmalar” sayfasına dön