MuhaMMedî Teknik Tasavvuf

Cevapla
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11936
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

MuhaMMedî Teknik Tasavvuf

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

HALka-HAKk’ın->gÖZü İNSÂN,
=>YÜZü-gÖZü==>sÖZü İNSÂN,
==->MuhaMMedî MELÂMî-nin,
=>SÖZü İNSÂN==>ÖZü İNSÂN!.

=>Yobaz İŞidir=->KANdırmak,
=>KÂMiL ŞEREfi->İNANdırmak,
=>HASBî<->HABİBî>HİZMETLe,
MuHABBEt MUMun YANdırmak!.


ZEVK 9799

LÂ ŞERİke =>LEHu=->ALLAH=>MÜLküne SÂHiB KENDİsi,
KÜLLî ŞEYy’in ve HERKEs’in=>MÜKEVVENÂt MÜHENDİsi,
ŞE’ÂNULLAH<->SÜNNEtuLLAH,
KELÂMULLAH<->RESÛLULLAH,
=>“RAHMEten Li’L- ÂLEMîN”dir=->ÂLEMLerin EFENDİsi!.


15.11.20 21:33
brsbrsm...tktktrstkkmdsessizLkkk..


GÜNEŞin GÖLGEsi=->AKıL,
=>GÖLGELerin SEsi->AKıL,
AKL-ı KÜLL’e->KAVUŞursa,
HERKES EFENDİsi ==>AKıL!.

NÛH’un GEMİSİ’ni=>HER NEFs,
=>ŞE’ÂNULLAH’ta=->YAPMALı!.
FIRKA-yı NÂCİYye==>ER NEFs,
TEK-BİRR RABBı’na->TAPMALı!.


celle celâlihu..
aleyhumusselâm..


MÜKEVVENÂt.: Yapılmış ve yaratılmışlar. Bütün mahlukat..
MÜHENDİs.: (c.: Mühendisûn) Hendese bilen. Geometri bilen ve tatbik eden..


Resim

NÛH’un GEMİSİ’ni=>HER NEFs,
=>ŞE’ÂNULLAH’ta=->YAPMALı!.:


فَأَوْحَيْنَا إِلَيْهِ أَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ بِأَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَإِذَا جَاء أَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُ فَاسْلُكْ فِيهَا مِن كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَأَهْلَكَ إِلَّا مَن سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ مِنْهُمْ وَلَا تُخَاطِبْنِي فِي الَّذِينَ ظَلَمُوا إِنَّهُم مُّغْرَقُونَ
Resim---“Fe evhaynâ ileyhi enısnaı’l- fulke bi a’yuninâ ve vahyinâ fe izâ câe emrunâ ve fâret tennûru fesluk fîhâ min kullin zevceynisneyni ve ehleke illâ men sebeka aleyhi’l- kavlu minhum, ve lâ tuhâtıbnî fîllezîne zalemû, innehum mugrakûn (mugrakûne).: Böylece ona, GÖZÜMÜZün ÖNÜnde (Bizim denetimimizde/MühendisLiğinde) ve vahyimizle bir gemi yapmasını VAHYettik. Böylece emrimiz geldiği ve tennur kaynadığı zaman hemen ona (gemiye) her çiftten ikişer tane ve ehlini bindir. Onlardan, haklarında bir söz (hüküm) geçenler hariç. Ve zulmedenler hakkında Bana hitâb etme (onlar için bir şey, bir af isteme). Muhakkak ki onlar, boğulacak olanlardır (boğulmalarına daha önce hükmedilmiş olanlardır).” (Mü’minûn 23/27)


Resim

FIRKA-yı NÂCİYye==>ER NEFs,
TEK-BİRR RABBı’na=>TAPMALı!.:


فَإِذَا اسْتَوَيْتَ أَنتَ وَمَن مَّعَكَ عَلَى الْفُلْكِ فَقُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي نَجَّانَا مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ
Resim---“Fe izesteveyte ente ve men meake ale’l- fulki fe kuli’l- hamdu lillâhillezî NECCÂNÂ minel kavmiz zâlimîn(zâlimîne).: Böylece sen ve seninle beraber olan kimseler, gemiye bindiğiniz zaman.: “Zâlim kavimden BİZİ KURTARAN ALLAH'a HAMD OLsun.” de.” (Mü’minûn 23/28)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “EHL-i BEYtim Nuh’un gemisi gibidir; ona binen kurtulur; uzak duran boğulup helâk olur.” buyurmuştur..
(Hâkim, Müstedrek, III, 151; Ahmed, Müsned, III, 157; Tabarânî, el-Kebîr, No:2636-2638)


=>KÂF KALEsi===>ANKA KUŞu,
SİMURG’a=->SUBHÂNî SEVDÂsı!.
=>ÂLEMLeR==->KIYAM DURUŞu,
==>“ELEstu==>KÂLû=>BEL”sı!.


Yâ RABBenâ!.
BİZe; KELÂMuLLAH, RESULULLAH ve BİSMİLLAH Hörmetine Merhamet et!.



Resim


Yâ RABBenâ!.
BİZi; KÛN NÛRuLLAH/KUDRETuLLAH ÂLEMİ’yin =>feyeKÛN NÛR-u MuhaMMed/RAHMETULLAH KeRvÂNında =>HASBî-HABİBî HİZMette LİVECHiLLAH KITMÎR’in KIL İNŞÂe ALLAHu TeÂLÂ!.



MuhaMMedî MuHABBEtLerimİZLe!....

Resim
Resim
Kullanıcı avatarı
aNKa
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 2715
Kayıt: 02 Eyl 2007, 02:00

Re: MuhaMMedî Teknik Tasavvuf

Mesaj gönderen aNKa »

Resim

ÖLÇÜ<=>ŞEKiL..
DENGE<=>DÜZEN..


Kur'ÂN’da her şeyin bir ÖLÇÜ ile yaratıldığı geçer. Her şeyin ÖLÇÜ ile yaratılması zaman, mekan ve ŞEKiL bakımından ÖLÇÜlebilir, DÜZENli ve matematiksel olarak ifâde edilebilir. Bu da evrende matematiğin ne derece önemli olduğunu gösterir..

“Onu yarattı ve ona ÖLÇÜlü bir şekil verdi.” (Abese 80/9)
“Sonra da ona ÖLÇÜlü bir biçim verdik.” (Mürselât 77/23)
“O, (her şeyi) ÖLÇÜyle yapıp yönlendirendir.” (A’lâ 87/3)

İnsanlık tarihinin en eski bilimlerinden biri olan Matematik sayıların ve şekillerin ilmi olarak tanımlanırdı. Matematik de, diğer bilim dalları gibi, geçen zaman içinde büyük bir gelişme gösterdi; artık onu bir kaç cümle ile tanımlamak mümkün değildir..

Şimdi matematiği tanımlamaktan çok, onun çeşitli yönlerini vurgulamakla başlayalım..

* Matematikçilerin büyük çoğunluğunun bir sanat olarak icra ettiği Matematik bir yönüyle, resim ve müzik gibi bir sanattır..

* Matematik, aslında bir dildir. Eğer bilimin gayesi evreni; evrende olan her şeyi anlamak ise, bunun için tabiatın kitabını okuyabilmemiz gerekir.
Tabiatın kitabı ise, Galileo’nun tabiriyle, matematik dilinde yazılmıştır..
Galileo şöyle der;
“Evren her an gözlemlerimize açıktır; ama onun dilini ve bu dilin yazıldığı harfleri öğrenmeden ve kavramadan anlaşılamaz. Evren matematik diliyle yazılmıştır. Harfleri, üçgenler, daireler ve diğer geometrik biçimlerdir. Bunlar olmadan tek sözcüğü bile anlaşılamaz; bunlarsız ancak karanlık bir labirentte dolanılır.”

* Başka bir yönüyle de satranç gibi entelektüel bir oyun gibi görülür Matematik..

* Matematik, kullanıcısı için ise sadece bir araçtır; ya da yaptıklarını ifâde edebildikleri bir dildir..

Matematiği, onun içine girdikten sonra, bilgimiz ölçüsünde ve ilgimiz yönünde, anlar ve algılarız. Çünkü matematik her hangi bir insanın hükmedebileceği boyutların çok çok ötesindedir. Bu nedenle, matematikle uğraşan bizlerin, matematikten anladığımız ve onu algıladığımızın, file dokunan körün, fili anladığı ve onu algıladığından daha fazla olduğunu hiç sanmıyorum.

Matematik kavramı, ilk kez, M.Ö. 550 lerde, Pisagor okulu üyeleri tarafından kullanılmıştır. Yazılı literatüre girmesi, M.Ö. 380 lerde Platon’la olmuştur. Kelime mânâsı
“öğrenilmesi gereken şey” yâni bilgidir. Bu tarihlerden önceki yıllarda, matematik kelimesi yerine, yer ölçümü mânâsına gelen, geometri ya da eski dillerde ona eşdeğer olan sözcükler kullanılıyordu.

Resim

Sayıların tarihsel gelişimi somuttan soyuta doğru bir seyir izlemiştir. Aklı sâyesinde insan, eşyâ ile ilişkisinde başlangıçta parmaklar, çakıl taşları, çeltikler, sürüler gibi somut şeyler üzerinden sayısal değerlendirmeye girişmişken bu araçlar giderek soyutlaşmış ve simgelere objektif sayı değerleri yüklenmiştir..

İnsanoğlunun hayatında ilk sayım ve hesap makinesi el olduğundan çoğu eski kavim tarihte sayı saymayı 10 parmakla yapmış, bunun bir sonucu olarak şu ÂNda var olan sayma sistemlerinin çoğu 10’lu tabana dayandırılmıştır.


Binlerce yıllık Kadim dönemlerden bu yana yapılan çalışmalar gösterdi ki evrendeki matematik her yerde belli sabit sayılarla kendini gösterir..

* Bunların en önemlileri, bir dairenin çevresinin çapına bölümüyle elde edilen 3, 14 le başlayan ve şimdiye kadar 2.7 trilyon basamağı hesaplanmış ve içinde kendini tekrar eden sayı görülmeyen “π” pi sayısı..

* Organik büyümeyi anlatan sayıların belli ilişkisinden doğan adını Ortaçağın ünlü İtalyan matematikçisi Leonardo Fibonacci’den alan, “Fibonacci Dizisi”..

* Mısır ve Yunan uygarlıklarında görülmesine rağmen ilk olarak kimler tarafından keşfedildiği tam olarak bilinmeyen 1, 618’e karşılık gelen “altın oran” dediğimiz sayılar..
Altın oran Evrende görebileceğimiz tüm nesne ve varlıkların parçaları arasında bir uyum olduğunu ve binlerce yıldır hiç değişmediği için Yaratıcı ALLAH celle celâlihu’nun matematik sistemi olarak bilinen bağıntıdır. Altın Oranı doğadan, mimarî, müzik ve bilime kadar her türlü eserde görmek mümkündür.

Resim

* Sonsuza uzanan değeri ondalık basamakların ilk altısıyla 2,718281 olarak kabul edilen “e” sayısı, kendisini tanıtan matematikçinin ismiyle “Euler Sayısı” olarak bilinir..
Nüfus artışını belirlemede, mühendislikte, finansal matematikle uğraştığımız zamanlarda, olasılık ve istatistik hesaplamalarında önemli yeri olan sabit bir Reel Sayı, doğal logaritmanın tabanı.

Evrenin yaratılışındaki muazzam uyum, denge ve düzen, bu sabit sayılar ve geometrik oranlar “mikro-zerre”den ve “makro-kürre”ye damgasını vurmuştur..

Yaratıcı ALLAH celle celâlihu’nun Evreni yaratırken belli geometrik düzene göre oluşturması ve bu Evrenin tüm bilgisini ve gizemlerini taşıyan varlığımızın İlahî Dengesini göstermesi “Kudsal Geometri” ile adlandırılmıştır..
Bu geometriyi bir çiçekte, kar tanesinde, atomlarda, ayçiçeğinde, DNA da, bir deniz kabuğunda, arının peteğinde bu hayranlık uyandıran oranları fark etmek mümkündür..

Gözümüzün önünde tüm açıklığıyla duran bu muhteşem tasarım daha iyi anlaşılmak için çağlar boyunca bize göz kırptı..

Resim

Matematiği ileri safhada anlamış bir Akıl, MuhaMMedî Melâmet Teknik Tasavvuf için hazır hâle gelmiş olur..


Bir rakamı, muhtevasında tek tek ve toplu olarak tüm varlığı bulundurur. “Bir kâinat”, “bir galaksi”, “bir dünya”, “bir insan”, “bir koyun”, “bir taş”, “bir kitap” ifâdelerinde hiçbir yanlışlık yoktur. Bunların hiç birinin aynı anlamı taşımamasına rağmen “bir” rakamı veyâ kelimesi ile ifâde edilebiliyor olması, insan düşüncesi için üretilebilen fevkalâde bir imkândır..

Genel olarak her varlık;

ya cem’ -> yâni birlik -> Bütünlük Makamında
veyâ fark -> yâni ayrılık -> İkilik Makamındadır..
Bir varlığın bu iki hakikatten soyutlanması mümkün değildir. Ayrıca bir varlıkta bu iki makamın birleştirilmesi de mümkün değildir.
Hakk ve İnsan =>“Cem’ Makamı”ndadır.
Âlem ise “İkilik Makamı”ndadır ve cem’ hâline gelmesi imkânsızdır.

Sayılar belirli mertebelerde el-Vâhid İsmi ile ortaya çıkmışlardır. Dolayısıyla “1=BiR=Vâhid” sayısı diğer sayıların oluşmasına neden olmuştur. Bu şekilde vâhid genişlemiştir ve sayıların hükmü sayılan şeylerle ortaya çıkmıştır.
Sayıların her birinin bir mertebesi olup, hepsi tek bir hakikatten ortaya çıkmasıyla beraber her bir sayının mertebesi aynı değildir.


يَوْمَ هُم بَارِزُونَ لَا يَخْفَى عَلَى اللَّهِ مِنْهُمْ شَيْءٌ لِّمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَ لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ
Resim---"Yevme hum bârizûn (bârizûne) lâ yahfâ alâllâhi min hum şey’un, li meni’l- mulku’l- yevm (yevme), lillâhi’l- VÂHİDi’l- Kahhâr (kahhâri) : O gün, orta yere çıkarlar. Onlardan hiçbir şey ALLAH'a karşı gizli kalmaz. (ALLAH sorar.) "Bugün mülk kimindir? BİR olan, Kahhâr olan ALLAH'ındır." (Mü'min 40/16)

Birlik veyâ ayrıntılı olarak varlıklara bakıldığında, TEVHİDin onlara eşlik ettiğini ve onlardan asla ayrı kalmadığını görürüz. Bu tıpkı “1=BİR”in sayılara eşlik etmesi gibidir. Her tam sayıya “1=BİR” eşlik eder ve onu belirler..
Örneğin; 2, 1’e 1’in eklenmesi ile ortaya çıkar. Eğer 1’e 1 eklenmeseydi 2 ortaya çıkmazdı..

1=>Tek-Öz Sayı..

1=>BİR'in KÜMELeri.:
1+1=2
1+1+1=3
1+1+1+1=4

.............=>SONsuza kadar..

Aynı şekilde 2 ye 1 eklenmeseydi 3 ortaya çıkmazdı. Buna göre 3 ün var olması 1’in eklenmesi sâyesinde olmaktadır.
Sonsuza varıncaya kadar bu böyledir..

Yâni tam sayıların ortaya çıkması
“1=BİR” in hükmüyle olmaktadır..
Dolayısıyla
1 (BİR) bir sayı değildir, 1 (BİR), sayının aynı yâni ÖZüdür.. Çünkü sayılar 1 (BİR) ile ortaya çıkarlar..
Bütün sayılar
1 (BİR)’dir..
1000 den 1 çıksa hiç kuşkusuz 1000 in adı ve hakikati ortadan kalkar ve böylece başka bir hakikat ortaya çıkardı ki, bu hakikatte 999 dur..
Bu tespite göre, bir şeyden 1 çıkarsa o şey yok olur, 1 bulunursa var olur..
Aynen TEVHİD gibidir..
Bu tespitin hakikati
“Her nerede olursanız olun, O sizinle beraberdir.” (Hadîd 57/4) âyetinde ifâde edilmektedir..
1 (BİR) sayısının hakikatindeki bu şaşırtıcı güç ne muazzamdır..
Sonsuza varıncaya kadar çokluk kendisinde ortaya çıkmış, fakat O İsim ve “ZÂT” olarak “TEK” olmuştur..

Reel Sayı ekseninde ise her nokta bir sayıya ve her sayı bir noktaya karşılık gelir..
İki Rasyonel Sayı arasında sonsuz tane Reel Sayı; insan ömrü ortalama 80 yıl ise, 0 ile 80 sayıları arasında sonsuz tane sayı vardır..
Yâni “sınırlılık” içerisinde “sonsuzluk” vardır..
O halde ölüm yok olmak değildir..
Yaşamın devamı iyi ya da kötü o sonsuzlukta devam etmektedir..


Devam edecek İnşâe ALLAH!.


M.M.M. MuhaBBetLerimLe...

Resim
ANKA
En son aNKa tarafından 22 Kas 2020, 21:40 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.
Resim
Kullanıcı avatarı
aNKa
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 2715
Kayıt: 02 Eyl 2007, 02:00

Re: MuhaMMedî Teknik Tasavvuf

Mesaj gönderen aNKa »

Resim

ALTIN ORAN..

Altın Oranın gizemli dünyasından bahsedelim biraz..

Pi (π) gibi irrasyonel bir sayı olan
Altın Oran sayısının da en büyük özelliği virgülden sonraki kısmın sonsuza dek uzayıp gitmesi ve tam olarak sayılamaz oluşudur.
En kısa şekliyle 1,618.. okunan Altın Oran sayısının ilk 4 rakamının Kurân-ı Kerim’deki karşılığına bakarsak 16. sûrenin 18. ayetinde şöyle denmektedir :


وَاِنْ تَعُدُّوا نِعْمَةَ اللّٰهِ لَا تُحْصُوهَاۜ اِنَّ اللّٰهَ لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ
Resim---“Ve-in te’uddû ni’metallâhi lâ tuhsûhâ(k) innallâhe leġafûrun rahîm(un) : Hâlbuki Allah’ın nimetini saymaya kalksanız ONU SAYAMAZSINIZ. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Nahl 16/18)

Peki Altın Oran nasıl hesaplanır?

Resim

Bir |AB| doğru parçasının
Altın Oran'a uygun biçimde iki parçaya bölünmesi gerektiğinde, bu doğru parçası öyle bir noktadan (C noktası) bölünmelidir ki; büyük parçanın |AC|, küçük parçaya |BC| oranı; bütün parçanın |AB|, büyük parçaya |AC| oranına eşit olsun.. İşte bu oran Altın Orandır.. Altın Oranın ifade edilmesi için kullanılan sembol, Fi yani Φ'dir.
Bu Fi sabiti matematikteki üstün tasarım sayısı; kalb atışlarımızda, DNA sarmallarının en ve boy oranında, kâinatın dodecehadron adı verilen özel tasarımında, bitkilerin filotaksi denen yaprak dizilim kurallarında, kar tanesi kristallerinde, pek çok galaksinin spiral yapısında ve sayısız yerde
Yaratıcımız ALLAHu zü’L-CeLÂL hep mucize sayıları kullanmıştır..


اِنَّا كُلَّ شَيْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ
Resim---“İnnâ kulle şey’in halaknâhu bi kader(kaderin).: Şüphesiz biz her şeyi bir kadere (bir ölçü, denge ve düzene) göre yarattık.” (Kamer 54/49)

Altın Oran sayısı yani 1,618... Pek çok ünlü mimari yapıda olduğu gibi Mısır Piramitleri'nin tasarımında dahi bu oranın kullanıldığı görülmektedir.
Ünlü astronom Kepler, bu sayı için büyük bir hazine ifadesini kullanmıştır. Yüzlerce yıldır pek çok ünlü ressam, mühendis ve mimar Leonardo da Vinci gibi neredeyse tüm eserlerinde bu oranı kullanmışlardır..

Resim

Mekke şehrinin güney kutup noktasına olan uzaklığı ile kuzey kutup noktasına olan uzaklığının oranı tam olarak 1,618 yani
Altın Orandır.
Ayrıca Mekke şehrinin Güney kutup noktasına olan uzaklığı ile iki kutup arasındaki uzaklığın birbirine oranı yine 1,618'dir.
Mucize bununla bitmez; tüm insanlığın ortak yer belirleme dili haline gelmiş enlem boylam haritasına göre de Dünyanın
Altın Oran noktası KÂBE’dir.

Resim

Mekke'den günleri değiştiği ve gün dönümü çizgisi olarak belirtilen sınıra olan doğu uzaklığı ile batı uzaklığının birbirine oranı da yine 1,618'dir.
Ayrıca Mekke'nin gündönümü çizgisine batı yönlü uzaklığının, dünyanın o enlemdeki çevre uzunluğuna oranı da şekilde görüldüğü gibi
Altın Oran yani 1,618 sayısını verir..

Başka bir mucize;
Kabe'nin güney kutbuna olan uzaklığı 12348 km demiştik.. Bu uzaklığın karekökünü alırsak;
√12348 = 111 sayısı çıkar ki;
Meridyenler arası 111 km dir.


لِيَعْلَمَ اَنْ قَدْ اَبْلَغُوا رِسَالَاتِ رَبِّهِمْ وَاَحَاطَ بِمَا لَدَيْهِمْ وَاَحْصٰى كُلَّ شَيْءٍ عَدَدًا

Resim---“Liya’leme en kad eblaġû risâlâti rabbihim ve ehâta bimâ ledeyhim ve ahsâ kulle şey-in ‘adedâ(n).: Bilsin diye ki, onlar Rablerinin elçiliklerini yerine getirmişlerdir. Allah onlarda bulunan her şeyi kuşatmış ve her şeyi bir bir saymıştır.” (Cin 72/28])

Asıl çarpıcı noktaya geliyoruz; çünkü evreni Yaratan sınırsız gücün en güzel eserlerinden olan insan; ruhundaki Altın Oran tutkusunu adeta Yaratıcından miras almış gibidir.
Allah celle celâlihu dünyayı ve ayı altın oran üçgenini baz alarak yaratmış olabilir mi?
İnsanoğluna sahipsiz olmadığını ve
“her şeyi bir ölçüye göre, insanı en güzel ölçüye, güneş ve ayı bir hesaba göre” Yaratanın Kelamullahının eşsiz yansımaları gibiydiler.


اَلشَّمْسُ وَالْقَمَرُ بِحُسْبَانٍۖ

Resim---“Eşşemsu velkameru bihusbân : Güneş ve ay bir hesaba göre hareket etmektedir.” (Rahmân 55/5)

Resim

Ay'ın oluşumuna ilişkin en kabul gören teori dünyaya milyarlarca yıl önce çarpan başka bir gezegenin kopardığı büyük parçaların birleşmesi ile oluşması teorisidir.
Ayın günümüzde sürekli dünyadan uzaklaşması ve aydaki elementlerin dünyadakilerle büyük oranda aynı olması milyarlarca yıl önce bize çok yakın olduğunu gösteriyor. Bu açıdan teori son derece güçleniyor.
Ay ilk yaratıldığında, yani dünyadan kopup doğmuşken ortaya, tesadüfen oluşması imkansız bir oran çıkıyor.
Dünyanın yarıçapı 1 birim kabul edilirse,
iki gök cisminin merkezleri arasındaki uzaklık =
Altın Oranın kareköküne,
üçgenin hipotenüs uzunluğu da
Altın Orana eşit oluyor..

Resim

Ayrıca tüm evrende hava (gaz) ve su gibi tüm akışkanlar; bir geçiş kapısından akarken; düz akmak yerine girdap çizerek akarlar. Bir kapıdan geçerken
1,618 'i tesbih ederek; matematiksel olarak ALLAHu zü’L-CeLÂL’in yaratma gücünü boyunlarını büküp tesbih ederek akarlar.

Resim

Peki insanoğlu demiştik..
Said Nursi'nin kaddesallahu sırrahu bir sözü vardır;

"Mâhiyet-i insanîyye, şu kâinatın bir misâl-i musağğarı olduğundan, âdeta âlemde ne varsa insanda nümûnesi vardır.."
Yani her ne varsa ÂLEMde ->örneği var ÂDEMde..

Resim

Canlılığın ve mühendisliğin zirve noktası olan yeryüzünün halifesi insan ise
Altın Oranında zirvesindedir.. Hem vücudunda hem de yüzünde ki oranlar Altın Oran merkezlidir. Bu orana yakın yüzler ve vücutlarda estetik açıdan güzelliğin zirvesini oluştururlar..

Resim

Evrende her yerde olan matematik ve Kudsal geometriyi daha iyi anlamak bize adım adım yaratılışın daha kapsamlı bilgisini verebilir..
İngiliz Fizikçi, gökbilimci ve matematikçi James Jeans’ın dediği gibi;

“Kâinatın mimarı usta bir matematikçi olsa gerek.”
Evet, bu usta mimar en küçük hücremizden, atomlardan, galaksilere kadar belli tasarımlarla geometrik oranları kullanarak maddi âlemde şaheserini ortaya koymuş ve bunu yaparken de zerreden kürreye kadar aynı dili kullanmıştır.
Bizden istediği ise bu dili daha iyi öğrenerek Evrenin ve kendimizin bilgisine daha kolay ulaşmamızdır..

Resim

Fizik ve matematik bilimleri ile uğraşan insanların en etkinleri, hayal gücünü en iyi değerlendirenlerdir. Çünkü onlar hayal âlemlerine atılan olgu ve kavramları en iyi şekilde değerlendirmektedirler. Ancak bunların büyük bir kısmı, hayal âlemindeki yeni ortaya çıkan kavramları ve olguları kendi güçleriyle oluşturduklarını zannederler. Fakat bu bir yanılgıdır. Çünkü bir şeyi âlemlerin
RaBBi Allah celle celâlihu dilemeden, insan dileyemez:


وَمَا تَشَٓاؤُ۫نَ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَل۪يمًا حَك۪يمًاۗ

Resim---“Vemâ teşâûne illâ en yeşâallâh(u)(c) innallâhe kâne ‘alîmen hakîmâ(n).: ALLAH’ın dilemesi olmadıkça siz dileyemezsiniz. Şüphesiz, ALLAH hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (İnsân 76/30)

Eğer bu insanlar, Allah celle celâlihu’nun kendi hayal âlemlerine yerleştirdiği yeni kavramları idrak ettikleri zaman, bunun Allah celle celâlihudan olduğunu düşünseler ve buna şükretseler, kendileri için ne kadar hayırlı bir şey olurdu.
Dosdlar!. Sayılar, matematik ve diğer ilimlerle ilgilenenler, hayal âleminin yapısını ve burada
Allah celle celâlihu’nun bahşettiği verilerin ve güçlerin neler olduğunu düşünmelidir. ALLAHu zü’L- CeLÂL’in bu imkânları yaratıp bizlere bahşetmesinin çok büyük bir ni'met olduğunu bilmeliyiz. Bunun için Cenab-ı Hakk’a ne kadar şükretsek azdır. Çünkü bu bizi diğer yaratıklardan üstün kılan bir özelliktir. Bu özellikle bizler ALLAH’ın Halifesi oluyoruz..
ALLAHu Zü'l-Celâli Ve'l- İkrâm’ın verdiği bütün nimetler için hamdederiz..


Devam edecek İnşâe ALLAH!.


M.M.M. MuhaBBetLerimLe...

Resim
ANKA
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11936
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: MuhaMMedî Teknik Tasavvuf

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

İSLÂM DİNİMİZ'İN,
İLME ve İLİM ADAMLARINA VERDİĞİ ÖNEM..


CÜMLe ÂLEMLer==>KÂİNÂtı,
AKLen-NAKLen>OLAN VAR’ı!.
==>SONsuz SIRLarın SANAtı,
SUBHÂN ALLAH SANATKÂR’ı!.

celle celâlihu..


Sun’.: Yapmak. Eser, yapılan iş. Te'sir. Güzel iş yapmak..
Sani'.:(sun'. dan) Sanatkârca yapan. Yaratan. San'at eseri olarak meydana getiren. İşleyen, yapan.
San’at.: Ustalık, hüner, mârifet..
San’atkâr.: f. Usta, san'atçı..
Es SÂNî.: Kînâtını, sınırsız bir sanat ve erişilmez bir şaheser OLarak her ÂN YENiden ortaya koymakta OLan ALLAH celle celâlihu..

SUN’i-İLAHî.: CeNâB-ı HAKk TeÂLÂ’nın SAN'atı, ESERi..
SUNULLAH.: ALLAHuzü’L- CELÂL’in SANAtı OLaN..

İsLâM DîNimiz=>EDEB-İLİM-İRFÂN-ERKÂN DîNidir..
İsLâM DîNimiz=>RÜŞDe/NAKLe ERmiş AkıL ve Mantık DîNidir..
İsLâM DîNimiz=>İLİM-ÂLİM-ÖĞRenme-ÖĞReci hususunda Kur'ÂN-ı Kerîm ve Sahih Hadis-i ŞerîfLerde sayısız GüZELLikLer ve ÖZeLLikLer AÇIKLamıştır..

Kur'ÂN-ı Kerîm’imiz=>“İKRâ.:OKu!.” EmriyLe İnzaL OLmaya BAŞLamıştır.:


اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ
Resim---"İkra’bismi RABBikellezî halak (halaka).: Yaratan RABB'in adıyla OKU!.” (Alâk 96/1)

خَلَقَ الْإِنسَانَ مِنْ عَلَقٍ
Resim---"Halaka'l- insâne min alak (alakın).: İnsanı bir alaktan (embriyodan) yarattı." (Alâk 96/2)

اقْرَأْ وَرَبُّكَ الْأَكْرَمُ
Resim---"İkra’ ve RABBuke’l- Ekrem (ekremu)..: OKU ve senin RABB'in, sonsuz Kerem Sâhibidir.” (Alak 96/3)

الَّذِي عَلَّمَ بِالْقَلَمِ
Resim---“Ellezî alleme bi’l- kalem (kalemi).: Ki O, kalem ile öğretti.” (Alak 96/4)

عَلَّمَ الْإِنسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ
Resim---“Alleme’l- insâne mâ lem ya’lem.:.: İnsana bilmediği şeyleri öğretti.” (Alâk 92/5)

Kur'ÂN-ı Kerîm’imiz =>ALLAH’a ve RESÛLü’ne İmÂN eden =>Şu Şehâdet ÂLeMinde İmkÂNLa İmtihÂN edilen ALLAH celle celâlihu KuLLarı ve ResûLuLLaH sallallahu aleyhi vesellem ÜMMetleri Hakka ve Hayra Çağırmak =>MuhaMMedî TâLiM/ÖĞRetim İLe DUYmamız ve =>MuhaMMedî TeRBiYe/EĞİTim İLe UYmamız için inzâL OLmuştur..

SÜNNetuLLAH’ta ve SÜNNet-i ResûLuLLaH sallallahu aleyhi vesellem’de ÖĞRetim ve EĞİTim o kadar önemlidir ki.:


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “İlim öğrenmek, beşikten mezara kadar farzdır.” buyurmuştur.
(Riyazü’s-Salihin-Seçme Hadisler; Türkiye Diyanet İşleri Yayn.)

İnsÂNoğlu Yaratanı ALLAHuzü’L- CELÂL’in katında o kadar değerlidir ki Kur'ÂN-ı Kerîmde meleklerden sonra zikredilmiştir.:

شَهِدَ اللّهُ أَنَّهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ وَالْمَلاَئِكَةُ وَأُوْلُواْ الْعِلْمِ قَآئِمَاً بِالْقِسْطِ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
Resim---“Şehidallâhu ennehû lâ ilâhe illâ huve, ve’l- melâiketu ve ulû’l- ilmi kâimen bi’l- kıst (kıstı), lâ ilâhe illâ huve’l- AZÎZu’l- HAKÎM (hakîmu).: ALLAH, şehâdet (şâhidlik) etti: Muhakkak ki O'ndan başka ilâh yoktur. Melekler ve ilim sahibleri de adaletle kâim oldular (şâhid oldular) ki, O'ndan başka ilâh yoktur, (O) AZÎZ'dir, HAKÎM'dir.” (Âl-i İmrân 3/18)

وَتِلْكَ الْأَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ وَمَا يَعْقِلُهَا إِلَّا الْعَالِمُونَ
Resim---“Ve tilke’l- emsâlu nadribuhâ li’n- nâs (nâsi) ve mâ ya’kıluhâ ille’l- âlimûn (âlimûne).: Ve işte bu örnekleri insanlar için veriyoruz. Ve onu, âlimlerden başkası akıl (idrak) edemez.” (Ankebût 29/43)

وَمِنَ النَّاسِ وَالدَّوَابِّ وَالْأَنْعَامِ مُخْتَلِفٌ أَلْوَانُهُ كَذَلِكَ إِنَّمَا يَخْشَى اللَّهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمَاء إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ غَفُورٌ
Resim---“Ve mine’n- nâsi ved devâbbi ve’l- en’âmi muhtelifun elvânuhu kezâlik (kezâlike), innemâ yahşâllâhe min ibâdihi’l- ulemâu, innALLÂHe AZÎZun GAFÛR (gafûrun).: Ve bunun gibi insanlardan, davarlardan, yürüyen hayvanlardan da çeşitli renkte olanlar vardır. Ancak kullarından ulemâ (âlimler), ALLAH'a karşı huşû duyar. Muhakkak ki ALLAH; AZÎZ'dir (üstün, yüce), GAFÛR'dur (mağfiret eden).” (Fatır 35/28)

أَمَّنْ هُوَ قَانِتٌ آنَاء اللَّيْلِ سَاجِدًا وَقَائِمًا يَحْذَرُ الْآخِرَةَ وَيَرْجُو رَحْمَةَ رَبِّهِ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُوْلُوا الْأَلْبَابِ
Resim---“Em men huve kânitun ânâe’l- leyli sâciden ve kâimen yahzeru’l- âhırete ve yercû rahmete RABBih (rabbihî), kul hel yestevîllezîne ya’lemûne vellezîne lâ ya’lemûn (ya’lemûne), innemâ yetezekkeru ulû’l- elbâb (elbâbi).: Gece boyunca secde ederek ve kıyamda (ayakta) durarak kânitin olan, âhiretten çekinen (korkan) ve RABBinin rahmetini dileyen mi? De ki: "(Hiç) bilenle bilmeyen bir olur mu? Ancak ulû’l- elbâb (daimî zikir ve temiz akıl sahibleri) tezekkür eder." (Zümer 39/9)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا قِيلَ لَكُمْ تَفَسَّحُوا فِي الْمَجَالِسِ فَافْسَحُوا يَفْسَحِ اللَّهُ لَكُمْ وَإِذَا قِيلَ انشُزُوا فَانشُزُوا يَرْفَعِ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَالَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ دَرَجَاتٍ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ
Resim---“Yâ eyyuhâllezîne âmenû izâ kîle lekum tefessehû fî’l- mecâlisi fefsehû yefsehıllâhu lekum, ve izâ kîlenşuzû fenşuzû yerfeillahullezîne âmenû minkum vellezîne ûtû’l- ilme derecât (derecâtin), vALLÂHu bi mâ ta’melûne HABÎR (habîrun).: Ey iman edenler! Meclislerde size.: “(Oturmak için) yer açın!” denildiği zaman, o taktirde yer açın. ALLAH da size yer açar (genişlik verir). Ve.: “Kalkın!” denildiği zaman hemen kalkın! ALLAH, sizden iman edenlerin ve ilim verilmiş olanların derecelerini yükseltir. Ve ALLAH, yaptıklarınızdan haberdârdır.” (Bakara 2/146)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Hikmet, özlü bilgi mü’minin yitiğidir. Onu nerede bulursa alır.” buyurmuştur.
(İbn-i Mâce, c. 2, s. 1395, Hadis No: 4169.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “İlim tahsil etmek, kadın- erkek her Müslümana farzdır.” buyurmuştur.
(bn-i Mâce, c. l, s. 81, Hadis No: 224.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Benden bir âyet bile öğrenseniz, onu başkalarına da öğretiniz.” buyurmuştur.
(Buhârî, İlim, 26.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Burada bulunanlarınız, benden işittiklerini, bulunmayanlarınıza duyursun. Olur ki burada bulunan bir kimse, işittiğini kendisinden daha akıllı birisine ulaştırmış bulunur.” buyurmuştur.
(Buhârî, İlim, 9.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Sizden birinize bildiği bir şey sorulduğunda onu derhal söylesin.” buyurmuştur.
(Tirmizî, Tefsir, 1.)

الَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ أَبْنَاءهُمْ وَإِنَّ فَرِيقاً مِّنْهُمْ لَيَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
Resim---“Ellezîne âteynâhumu’l- kitâbe ya’rifûnehu kemâ ya’rifûne ebnâehum ve inne ferîkan minhum le yektumûne’l- hakka ve hum ya’lemûn (ya’lemûne).: Kendilerine kitab verdiklerimiz, O'na ( MuhaMMed aleyhisselâm'a) kendi oğullarına ârif oldukları (tanıdıkları) gibi âriftirler (tanıyıp bilirler). Ve muhakkak ki onlardan bir fırka, hakkı gerçekten bile bile gizliyor .” (Bakara 2/146)

وَإِذَ أَخَذَ اللّهُ مِيثَاقَ الَّذِينَ أُوتُواْ الْكِتَابَ لَتُبَيِّنُنَّهُ لِلنَّاسِ وَلاَ تَكْتُمُونَهُ فَنَبَذُوهُ وَرَاء ظُهُورِهِمْ وَاشْتَرَوْاْ بِهِ ثَمَناً قَلِيلاً فَبِئْسَ مَا يَشْتَرُونَ
Resim---“Ve iz ehazallâhu mîsâkallezîne ûtû’l- kitâbe le tubeyyinunnehu li’n- nâsi ve lâ tektumûneh (tektumûnehu), fe nebezûhu verâe zuhûrihim veşterav bihî semenen kalîlâ (kalîlen), fe bi’se mâ yeşterûn (yeşterûne).: Ve ALLAH, kitab verilenlerden, "Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız ve onu gizlemeyeceksiniz." diye, misâk almıştı. Fakat onu (misâkı), arkalarına attılar (sözlerini tutmadılar) Ve onu az bir değere sattılar. Oysa yaptıkları alışveriş ne kötü.” (Âli İmrân 3/187)

الَّذِينَ يَبْخَلُونَ وَيَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبُخْلِ وَيَكْتُمُونَ مَا آتَاهُمُ اللّهُ مِن فَضْلِهِ وَأَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ عَذَابًا مُّهِينًا
Resim---“Ellezîne yebhalûne ve ye’murûnen nâse bi’l- buhli ve yektumûne mâ âtâhumullâhu min fadlıhî. Ve a’tednâ li’l- kâfirîne azâben muhînâ (muhînen).: Onlar ki, cimrilik ederler ve insanlara cimriliği emrederler. Ve ALLAH'ın kendilerine fazlından verdiği şeyi gizlerler. Ve kâfirler için “alçaltıcı azâb” hazırladık.” (Nisâ 4/37)

İLiM ve FENNin ANAsı, Teknik Düşüncenin Beşiği olan İsLâM DîNimiz, Moğol İstlâlarıyla başlayan Haçlılarla devam eden Dış ve İçerdeki Yahudî Uşaklarının fitnelerine rağmen;
KiMYada =>Cebirin kurucusu Câbir, İbn-i Hayyam, İbn-i Heysem, Birûni, TıPta =>Râzi ve İbn-i Sinâ,
SoSYoLojide =>İbn Haldun,
ASTRoNomide =>Ali Kuşçu, Kadı- zâde Rûmî,
FeLSeFede =>İmam Gazâlî, İbn-i Rüşd ve Fârâbî..
Bunların başında gelenlerdendir.. Bu eski kadim Teknik Medeniyet Bilgileri her yolla çalındı.. ve EL değiştirdi.. Üstüne oturdular..

İsLâm ÂLeMi ise, Kur'ÂN-ı Kerîmi DUYmaktan ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e UYMaktan her hususta uzaklaştığı gibi İLiM ve FENNdende uzaklaştı gitti..

Halbu ki;


فَتَعَالَى اللَّهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ وَلَا تَعْجَلْ بِالْقُرْآنِ مِن قَبْلِ أَن يُقْضَى إِلَيْكَ وَحْيُهُ وَقُل رَّبِّ زِدْنِي عِلْمًا
Resim---“Fe teâlALLÂHu’l- MELİKu’l- HAKk ( hakku), ve lâ ta’cel bi’l- kur’âni min kabli en yukdâ ileyke vahyuhu ve kul RABBi zidnî ılmâ (ılmen).: İşte HAKk ve MELİK olan ALLAH, Yüce'dir. Ve Kur'ân'ın tamamlanması hususunda O'nun vahyi, sana kada edilmeden (tamamlanmadan) önce acele etme. Ve.: “RABBim, benim İLMimi artır.” de.” (Tâ-Hâ 20/114)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Kur'ÂN-ı Kerîm ilim ile fayda verir. Mânâsı anlaşılmadan bir fayda sağlamaz." buyurmuştur.
(İbn Cevzî’nin bu hadisi el-Mevzuat adlı eserinde –Ömer radiyallahu anhu’den rivâyetle- yer verdiğini bildirmiştir. (bk. Irakî, Tahricu ahadisi’l-İhya.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Câhilin, cehâleti üzere susması uygun düşmediği gibi, âlimin de ilmi üzere susması ve onu saklaması uygun değildir.” buyurmuştur.
(Taberânî, el-Evsât, 5361.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Kim ilim öğrenmek için bir yola çıkarsa, ALLAH ona bu sebeble cennete giden yolu kolaylaştırır. Melekler, hoşnutluklarından dolayı ilim öğrenmek isteyenlere kanatlarını gererler (sererler). Sudaki balıklara varıncaya kadar yer ve gök ehli âlim kişinin bağışlanması için ALLAH’a yalvarırlar. Âlimlerin, âbide ( ibâdet edene) üstünlüğü, (parlaklık, görünürlük ve güzellik bakımından) ayın diğer yıldızlara olan üstünlüğü gibidir. Kuşkusuz âlimler peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler miras olarak ne altın ne de gümüş bırakmışlardır; onların bıraktıkları yegâne miras ilimdir. Dolaysıyla kim onu (ilmi) alırsa büyük bir pay almış olur.” buyurmuştur.
(Ebu Derda radiyallahu anhu’dan: Buharî, İlim, 10; Ebu Davûd, İlim,1; Tirmizî, İlim,19. İbn Mâce, Mukaddime, 17.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Kim ilim öğrenmek için bir yola koyulursa, ALLAH onu cennete ulaştıracak bir yola koyar.” buyurmuştur.
(Müslim, 2699.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Ben sizin ALLAH’tan en çok korkanınız ve en ileri takvâ sahibi olanınızım” buyurmuştur.
(Buhârî, Nikâh 1; Müslim, Sıyâm 74.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Bir gün gidip de ilimden bir bölüm öğrenmen, yüz rekât namaz kılmandan daha hayırlıdır.” buyurmuştur.
(İbni Abdilber, 114.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “İlim, birtakım hazinelerdir. Bu hazinelerin anahtarları da sorulardır. Dikkatli olun da sorunuz. Çünkü bu sorma işinden dört kimse mükâfatlanır: Soran kimse, cevap veren âlim, dinleyen ve bir de onları seven adam.” buyurmuştur.
(Ebû Nuaym, Hilye, 3, 192.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Câhilin, cehâleti üzere susması uygun düşmediği gibi, âlimin de ilmi üzere susması ve onu saklaması uygun değildir.” buyurmuştur.
(Ebû Nuaym, Hilye, 3, 192.)
Resim
Cevapla

“Muhammedi Teknik Tasavvuf” sayfasına dön