İSLAM’DA NİŞANLILIK VE NİKÂH

Cevapla
Kullanıcı avatarı
dedekorkut1
Aktif Üye
Aktif Üye
Mesajlar: 142
Kayıt: 18 Ara 2007, 02:00

İSLAM’DA NİŞANLILIK VE NİKÂH

Mesaj gönderen dedekorkut1 »

İSLAM’DA NİŞANLILIK VE NİKÂH
SELİM GÜRBÜZER

Nişanlanma denildiğinde hiç şüphesiz nikâha giden yolda nikâh akdinde çiftlerin şahitler eşliğinde karşılıklı icab (teklif) ve kabulle nikâhlarının kıyılmasından farklı olarak sadece nikâh öncesi hazırlık safhasının adı demek akla gelir elbet. İşte nişanlanmanın bu şekilde akla gelmesi iyi hoşta en çok merak edilen bir husus daha vardır ki, o da malum İslam’da nikâh öncesi hazırlıkta nişanlıların birbirini görmesi caiz midir sorusudur. Bu hususta verilecek cevapta ekser ehlisünnet uleması ortaya koydukları fıkıh kitaplarında şer’i ölçülere riayet edilmek suretiyle caiz olduğunu belirtmişlerdir. Ancak şu da var ki, nişanlılık nikâh gibi bağlayıcı hüküm içermediğinden bu arada olur ya nişanlılık sonlandırılıp başka biriyle nikâh kıyılma durumu vuku bulduğunda nişanlılık sürecinde verilmiş bir mehir varsa iade edilmesi lazım gelir. Hatta mihr zayi olmuşsa hüküm yine aynıdır. Şayet hediye amaçlı verilmişse geri alınmaz.
Öyle anlaşılıyor ki, nişanlılar arasında her hangi bir nikâh bağının oluşabilmesi için nişanlayan erkeğin “seni eş olarak alıyorum”, nişanlananında “kendimi sana eş yaptım” diye karşılık vermesi gerekir ki nikâh akdedilmiş olsun. Yok, eğer nişanlayan “seni eş alacağım”, nişanlanansa “kendimi sana eş yaptım” derse, erkeğin icabı vaat niteliğinde bir teklif sayılacağından nikâh gerçekleşmiş olmaz.
Aslında evlenecek bir erkeğin nikâhlanmasından ziyade nikâh öncesi denklik araştırması yapması daha çok önem arz eden bir husustur. Aksi halde nikâh sonrası son pişmanlık hiç bir fayda vermeyecektir. Bikere denklik meselesi gerek nesep bakımdan olsun, gerek bir dine mensubiyetlik bakımdan olsun, gerek dindarlık yönünden olsun, gerek hür ve kölelik açısından olsun, gerek mal mülk cihetiyle olsun ve gerekse mesleki bakımdan olsun hiç fark etmez araştırılmaya muhtaç bir konudur. Mesela bu hususta düşük nitelikli meslek sahibi bir erkeğin en gözde meslek sahibi bir ailenin kızıyla evlenmesi durumunda, bu evlilik denk bir evlilik olmayacaktır. Bilindiği üzere insanların kahır ekseriyeti makam, mevki, şan, şöhret peşinde koşturup elde ettikleri dünyevi mevkileriyle, ticari unvanlarıyla ve zenginlikleriyle övünebilirken bunun tam aksine bir kısım insanlarda düşük profilli diyebileceğimiz bir takım işleri icra ettiklerinde bir bakıyorsun mesleklerini dile getirip anmaktan imtina edebiliyorlar. İşte bu gerçeklerden hareketle denklik hususunda velilerin ne kadar söz hakkı varsa kadınların da bir o kadar tercih hakkı olsa gerektir. Hani bir atasözümüzde ‘Davul bile dengi dengine çalar’ denilir ya hep, aynen öyle de evlilikte de denklik araştırılmasının yapılması evlenecek çiftler açısından ihmal edilmeye gelmez bir husustur. Sonuçta işin ucunda bir ömür boyu aynı baş yastıkta kocamak vardır, elbette ki evlilik öncesi kader birlikteliğine yönelik denklik araştırması yapmak son derece gayet tabii bir durumdur, aksi bir durumda yukarıda belirttik ya, nikâh sonrası son pişmanlık fayda vermeyecektir. Oldu ya, bir adam evlilik öncesi beyan ettiği nesebin daha da üstünde bir nesebe mensup olduğu ortaya çıktı, bu durumda elbette evlilik sonrasında ne kadının, ne de velinin itiraz etmesine gerek kalmaz. Ancak evlilik öncesi belirtilen nesebin üstünde bir nesep değil de daha düşük düzeyde bir nesebe mensubiyeti ortaya çıktığında işte o zaman itiraz etme hakkı doğar.
Tabii yukarıda izah etmeye çalıştığımız hususlar Hanefi ekolünce ele alınan konulardır. Her ne kadar Hanefi ekolü doğrultusunda evlenecek çiftler arasında denklik araştırmasının birçok faydaları olduğunu dile getirmiş olsak da bu hususta hem fikir olmayanlarda var elbet. Hemfikir olmayanlarsa ‘İnsanlar tıpkı tarağın dişleri gibi eşittir’ ya da ‘Müslümanlar kardeştir, üstünlük takvadadır’ hadis-i şerifini delil olarak gösterirler. Yetmedi buna ilaveten köle Hz. Bilal-i Habeş’inin evliliğini örnek delil olarak gösterirler. Ancak Hanefi uleması örnek delil olarak sunulan böylesi bir evliliğin bizatihi Peygamberimiz (s.a.v)’in talimatları doğrultusunda gerçekleşen Bilal-i Habeşi’ye has bir durum olduğunu, bu nedenle böylesi bir evliliğin genele şamil bir delil örnek olarak gösterilemeyeceğini ileri sürmüşlerdir. Zaten Hanefi fıkhında köle ve cariyenin nikâhı efendisinin iznine tabii olarak kıyılır ilkesi esas alınır. Keza Hanefilerin ‘İnsanlar tarağın dişleri gibi eşittir’ hadis-i şerifte geçen ifadeden maksadında mahşer günü huzurda kişinin dünyevi mevkisine, makamına, kalıbına, cüssesine bakılmaksızın huzurda hesaba çekilmek yönünden eşit muameleye tabii tutulacağı bir ifade olarak anlamlandırılır, asla bu ifadeden dünyevi anlamda bir eşitlik hükmü çıkartmazlar. Buradaki hüküm Allah indinde muteber olan dini vecibelerin yerine getirilmesi esastır. Madem mensubu bulunduğumuz Hanefi mezhebi âlimlerimiz bu doğrultuda hüküm vermişler o vakit bize amel-i salih amelle huzura çıkma doğrultusunda gayret etmek düşer.
Şu bir gerçek; Rabbü’l-Âlemin biz daha dünyaya konuk olmadan yaratılış mayamızı kimimizi kimimize göre farklı meşrebi ve mesleki kabiliyet donanımlarda yaratmıştır. Ki; bu tür farklılıklar olmasaydı sosyal hayat çekilmez bir hal alırdı. Belki erkekler konum bakımdan düşük bir kadınla evlenmekten imtina etmeyebilir, ama söz konusu kadın olunca iş değişir, yani kadın için durum çok daha farklı boyut kazanabiliyor. Kadınlar genel itibariyle kendilerinden düşük seviyelerde birileriyle evlenmekten pek haz etmeyebiliyorlar. Hatta denk olmayan erkeklerle izdivaca girmekten tiksinti duydukları artık bir sır değil de. İşte İmam-ı Azam bu ve buna benzer insanın fıtratıyla alakalı gerçeklerden hareketle denklik araştırmanın gerekliliğini işaret buyurmuşlardır.
Nikâhta Keramet Vardır
Madem denklik bu denli önemli bir kaide, o halde denklik araştırması yapıldıktan sonra nişanlılık işlemlerine geçmek gerekir. Malum bu işlemler ilk evvela ailelerin ön görüşmeleriyle olabileceği gibi vekil tayin etmekle de olur. Nikâh içinde keza öyledir. Nişanlayanın nitekim nişanlanma hususunda vekil tayin ettiği bir kişi “müvekkilim adına seni eş yaptım” dese nikâh geçerlidir. Ancak bu noktada vekilin akıl baliğ ve mümeyyiz olması şartı aranır. Zaten İslam’da pek çok hükmün bağlayıcılığı hür ve akıl melekesi yerinde olmak şartıyla geçerlilik kazanır. Nasıl ki akıl baliğ ve hür yetişkin bir kız kendi malından harcama yetkisine sahipse, aynen öyle de velinin iznini olmaksızın kendi kararıyla kıydığı nikâhta sahihtir. Şafiiler ise bu hususta farklı ictihatta bulunup izin alması gerektiğini vurgulamışlardır.
Malumunuz müvekkil kendisini vekil aracılığıyla temsil ettiren kişi demektir. Vekil ise müvekkilin yerine vekâlet eden kişi demektir. İşte bu nedenledir ki vekil müvekkilin evlilik hususundaki talimatına aykırı yönde hareket edemez, aksi halde nikâh geçersizlik kazanır. Şayet vekil kendisine verilen talimatın dışında, yani kendisine söylenen mihrden düşük bir mihrle evlendirirse müvekkil tercih hakkı kullanır: dilerse emsal mihr talep eder, dilerse de nikâhı reddeder. Mesela bir kadın vekiline; “Beni birine nikâhla” diyerekten yetkilendirmiş olsa da bu demek değildir ki o vekil bu yetkiye dayanarak söz konusu kadını kendisine, babasına veya oğluna da nikâhlayabilir, böyle bir nikâh vuku bulsa da asla bu hoş karşılanmaz. Hatta bu hususta elçi de vekil gibidir. Hani atalarımız “Elçiye zeval olmaz” demişler ya, aynen bu söz nikâh işlemi için de geçerlilik kazanıp, böylece bir elçi kendisine söylenen sözleri şahitler huzurunda aktarmakla nikâh akdedilmiş olur. Öyle ki bu meşhur atasözümüz nikâhta elçi tayin edilmesinin caizliğini pekiştiren bir veciz söz olarak da karşılık bulur.
Nikâh’ın şer’i hükmü şahısların konumuna göre değişebiliyor. Erkeğin kadınlara karşı aşırı zaafı varsa o şahıs için nikâh kaçınılmaz şart derecesinde bir hüküm olur artık, zaten bu tip erkeğin nikâhtan kaçınmasına göz yummak göz göre göre zina fiilinin kucağına atmak olacaktır. Madem öyle, 'Nikâhta keramet var' sözünü yabana atmamak gerekir. Hiç kuşku yoktur ki, bu amaç doğrultusunda böylesi kutsi vecibeyi yerine getirmekle nice bilmediğimiz hikmetler ışığında bizim hayatımıza çok büyük faydalar katacaktır. Yeter ki niyet hayır olsun, akıbet hayır olur elbet. Unutmayalım ki, nikâhtan ne murad ediliyorsa, o murad doğrultusunda hayat şekillenip o istikamette seyretmekte. Şöyle ki, şahitler huzurunda kıyılan nikâhı hem Peygamber kavlince sünneti ihya etmek hem tatbik etmek amaçlı olunca hiç kuşkusuz bu nikâh ‘sünnet-i müekkede’ nikâh olarak anlam kazanacaktır, yok eğer şehvet duygularını bastırmak amaçlı olunca da bu nikâh ‘mubah nikâh’ niteliğinde başka bir anlam ifade etmeyecektir. Hele halis niyetin dışında toplum içerisinde öyleleri de vardır ki, bunlar malum evlendiğinde kadına eza ve cefa vereceği besbelli tiplerdir. İşte önceden ne yapacağı tahmin edilen bu tip maraz tiplerin nikâhı her an harama yakın mekruh türden bir nikâh olarak da karşımıza çıkabiliyor.
Peki, nikâhsız flört tarzı ilişkilere ne demeli? Malumunuz İslam’da nikâh harici birliktelikler gayri meşru ilişkiler olarak nitelenir. Zira böylesi nahoş durumlar nesebin karışması gibi birçok olumsuzluklara kapı aralayacağından hem kadın açısından, hem erkek açısından, hem de toplum açısından felaket bir durum oluşturacağı kaçınılmazdır. Bikere nikâhın toplum hayatının huzur bulmasında önemi o kadar net ortada ki; bizatihi Peygamberimiz (s.a.v)’in büyük bir titizlikle hayatında uyguladığı bir sünnet olduğunu net bir şekilde müşahede edebiliyoruz pekâlâ. Nitekim Resulullah (s.a.v) çok sevdiği ümmetine şöyle çağrıda bulunmayı ihmal etmez de: “Ey Ümmetim evleniniz, çoğalınız, çünkü ben kıyamet günü diğer ümmetlere karşı sizinle iftihar ederim.”
Nikâhta en önemli hususlardan biride hiç kuşkusuz nikâhın ilanı hususudur. Ve bu ilan bizatihi şahitler vasıtasıyla olmaktadır. Öyle ki şahitsiz kıyılan nikâh fasittir. Ancak velayet hususu böyle değildir. Hele fıkhı kaynaklara baktığımızda nikâhta velayete hak kazanmış kişilerin sıralamada şöyle tasniflendiğini görürüz:
-Fürû(çocuklar ve torunlar),
-Usûl (baba ve dedeler, ana ve nineler),
-Baba ve dedenin parçaları,
-Kişinin velayetinde olanlar,
-Azat edilmiş köleler ve cariyelerin efendileri,
-Birinci derecede olmayan bir kısım yakınlar,
-Devlet başkanı veya onun vekilleri hükmünde hâkimler.
Bu arada şunu belirtmekte yarar var; bir erkeğin evlilik teklifi karşısında değil bir bekâr kızın yetişkin dulda olsa hiç fark etmez sükût edip suskun kalması tam rızalık anlamına gelmez. Tabii bu iş sadece velayetle sınırlanamaz, bunun yanı sıra nikâh için meclis birliği de şarttır, yani tarafların ortak bir mekânda bulunması lazım gelir. Gayri yürüyerek ya da bir binek üzerinde (at gibi) nikâh asla caiz değildir, ama gemi bundan istisnadır. Her ne kadar gemi görünürde taşıt gibi gözükse de gerektiğinde kapalı bir mekân hüviyeti bir işlev görebiliyor. Her neyse önemli olan burada icab ve kabul şartların tahakkuk etmesidir. Nasıl mı? Mesela bir kadının ağzından “Kendimi 1000 TL’ye evlendirdim” lafı çıkıp hemen akabinde daha lafını tamamlamadan “Kendimi 2000 TL ile evlendirdim” dese birinci icab batıl, ikinci icabı caiz olur. Bir şahıs; şu kadar meblağ mihrle kadını nikâhlasa nikâh sahih, şart ise muteberlik kazanan bir hüküm olur.
Bir erkek şahitler huzurunda; “Ben seni nikâh ettim” demiş olsa, kadında 'evet' karşılığı verdiğinde aralarında nikâh kıyılmış olur. Kaldı ki, nikâh akdi en az iki erkek şahit ya da bir erkek iki kadının şahitliği ile gerçekleşebiliyor. Ki, bu şart hükmündedir. Zira iki şahit bulunmaksızın yapılan nikâh gizli nikâh olarak addedilir. Hatta böylesi bir nikâh, sonradan yapılacak olan bir çağrıyla duyurulsa da gizlilik hükmünü ortadan kaldırmaya yetmeyecektir. Bu demektir ki; nikâhın aleni yapılması menduptur. Dolayısıyla şahitliği hafife almamak gerekir, tam aksine İslam’da şahitliğin önemine binaen nikâhta hazır bulunmaları elzemdir. Şahitsiz yapılan bir nikâh fesh olacağından çiftler arasında bir talak-ı bain vuku bulduğundan böylesi bir durumda usulen her iki tarafın isteğine bağlı olarak nikâhı yenilemeleri icab eder. Hatta böylesi bir meselede kadına cinsel anlamda yaklaşma olmasa da, ortada bir nikâh akdi emaresi vardır, bu yüzden en düşük emarede olsa neseb belirlemede ölçü teşkil edebiliyor. Zira “şeriat zahire hükmeder” düsturundan hareketle nesebin görünürdeki isbatı nikâhtır. Kaldı ki karı koca arasında ne oldu ne bitti hususu umuma kapalı bir husustur. Yani sadece çiftlerin bildiği özel bir mahrem alan olduğundan neseb için temel ölçü teşkil etmez.
Mümeyyiz çocukların şahitler huzurunda kıyacakları nikâh ancak velilerin iznine tabii olarak gerçekleşebiliyor, yani izin verilmesi durumunda nikâh caizlik kazanır. Kelimenin tam anlamıyla velilerin izniyle çocukların evlenmelerinde hiç bir beis yoktur. Ki, bu hususta ehlisünnet ulemamız hemfikirdir. Şahitlik hususunda aranan en önemli kıstaslardan biride şahitlerin adil olmasıdır. Adil olma hükmü mendup olmakla birlikte bir mümin kadının nikâhında şahitlerin Müslüman olması şart hükmündedir. Peki ya, Müslüman erkeğin nikâhı? Malumunuz erkek olunca şartlık kalkmakta, yani bir Müslüman erkek zimmî bir kadınla evliliğinde zimmîlerin şahitliği kâfi gelip bu nikâh sahih olmaktadır.
Peki ya, özürlünün nikâhı nasıldır derseniz, bunun için fıkhı kaynaklardan misal getirecek olursak, mesela dilsizlerin bildik işaretlerle yapılan nikâhları sahihtir. Fakat şahitlik kısmı öyle değildir. Yani kekeme, dilsiz ve bunakların şahitlikleri nikâh için kâfi gelmez. Hakeza iki sağır kişinin şahitliği de nikâha manidir. Sadece bunun bir istisnası vardır ki, o da malum nikâha konu olan tarafların sözlerini işiten dilsizin ya da dili tutulmuşun şahitliğinin sahihlik kazanmasıdır. Yine bir başka ayrıntı ise nikâh hususunda tarafların birinci ve ikinci derece yakınlarının şahitliği kabul görmesidir. Ancak nikâhı kıyanların her biri işitme engeli olmaması gerekir. Hatta icab ve kabul işleminde biri işiten diğeri işitmeyen durumu söz konusuysa da nikâh gerçekleşmiş addedilmez.
Yazışmak suretiyle de nikâh geçerlidir. Ancak yazının muhteviyatından bahsetmeksizin “Falanı eş yaptım” dense nikâh gerçekleşmez.
Bir kimse nikâhlı hanımının kardeşi, sütkardeşi veya halası teyzesi gibi diğer mahremlerinden biriyle evlense bu nikâh fasiddir. Bir kimsenin keza kendi mahremlerinden biriyle evlenmesi de öyledir. Hakeza aralarında haramlık bulunan (nesep, süt vs.) bir evlilikte caiz değildir.
Bir kadın eşinin kayıp veya öldüğü haberine istinaden iddet müddeti sonunda evlendiğinde bir zaman sonra kayıp ya da ölü sandığı eşinin hayatta olduğu haberini aldığında bu ikinci nikâh fasid olur. Keza geçici nikâhta (mut’a nikâh) fasittir. Bir başka ifadeyle erkeğin; ‘Bir ay müddetle şu kadar mihrle nikâhladım’, kadında buna karşılık cevaben ‘Evet’ derse nikâh sahih olmaz. Malumunuz mut’a nikâhı, hiç bir kuşkuya mahal bırakmaksızın mütevatir derecede ki haberle haramlılığı icma hükmüyle sabitlik kazanmıştır. Şu da var ki; bir kimse kalben (içinden) bir süre sonra boşayacağına düşünerekten niyet etse de şayet nikâhın şartlarına uygun evlenmişse bu nikâh sahihtir. Çünkü kimin ne niyet taşıdığını ancak Allah bilir. Yukarıda da belirttiğimiz üzere hukukta “şeriat zahire hükmeder” kaidesi esastır. Bu nedenle niyete itibar edilmez,
Bir kimse sadece gündüzleri beraber olmak kaydıyla evlenmiş olsa nikâh caizdir, zira gündüz ifadesiyle süre belirlenmiş sayılmaz, ama yinede bu husus izaha muhtaçtır. Mesela bir erkek; “Seni yarın nikâhladım” dese nikâh gerçekleşmiş olmaz. Dikkat edin ifadede gelecek zaman kipi söz konusudur, yani “Yarın” denmekte, dolayısıyla böylesi bir nikâh batıldır ve iptalini gerektirir.
Bir Müslüman’ın gayrimüslimle evlenmesi batıldır, velev ki sonradan Müslüman’da olsa hüküm değişmez. Hele bir nikâh batıl hükmü kazanmaya görsün, artık o noktadan sonra nikâh akdi temize çıkarılamaz. Nitekim Resulullah (s.a.v) bu hususta “Biz ehli kitabın kadınları ile evlenebiliriz, fakat onlar bizim kadınlar ile evlenemezler” beyanıyla ortaya hüküm koymuşta. Hatta bir Müslüman, Mecusi ve putperest kadınla da evlenemez. Keza buna mürted ve dinden çıkan kadında dâhildir. Oldu ya, mesela bir Müslüman’ın ehlikitap hanımı sonradan Mecusiliğe girmiş olsa hüküm yine aynı olup anında nikâhı fesh olunur. Anlaşılan o ki, Mümin erkekler ancak semavi kitaba mensup kadınlarla nikâhlanması caizdir, ama yine de çokta zaruret bir durum olmadıkça bu tür evliliklere tevessül etmemek daha uygun düşer.
Bir kadın; ‘Kendimi şu kadar mihrle nikâh ettim’ dese, erkekte ‘Nikâhı kabul ettim, mihri kabul etmem’ dese nikâh gerçekleşmez, ancak mihr lafını ağzına almadan nikâhı kabul ederse nikâh sahihtir. Evli kadın için mihr önceden belirlenmemişse emsal mihre hak kazanır. Derken peşin peşin mihr’ini almış bir kadın erkeğinin evinde ikamete hak kazanıp böylece kocasının izni dâhilinde dışarıya çıkar da.
Bir kimse bir kadını beldesinden çıkarmamak şartıyla nikâhlasa nikâh sahih, şart ise fasit olur. Bu şarta riayet etmeme durumunda da emsal mihr gerektirir.
Bir kimse bir kadını her ay şu kadar para harcamak üzere nikâhlasa nikâh sahih, şart fasid olur.
Boşama yetkisi elinde bulunan kadının nikâhı kıyıldığında eğer erkek tarafından icab yapılmışsa nikâh sahih, şart boş olur, ancak kadın tarafından icab yapılmışsa nikâh caiz olduğu gibi şartta geçerlilik kazanır. Nitekim boşama yetkisi kadında olduğundan dilerse boşar da.
Bir kimse şu odada ki kadını eş aldım deyip kabul görse, şayet o odada ki kadın tek başınaysa nikâh caizdir, yok eğer o oda da başka bir kadında varsa caiz değildir.
Bir kimse büyük kızını evlendireceği zaman icab anında küçük kızın ismini andığında nikâh küçük kız hakkında kıyılmış olur.
Çok Eşlilik ve Uyum
İslam’da esasen tek eşlilik tavsiye edilir. Ancak şartlarına riayet edilirse dörde kadar ruhsat vardır. Hatta dört kadından biri ölür veya boşanır sonra iddetini tamamladığında başka bir kadınla evlenebiliyor. Bir insan düşünün ki; beş kadınla evlenmiş olsun, bu durumda bunlardan ilk dördünün nikâhı sahih, beşinci kadının nikâhı batıl olur. Zaten Gaylan b. Mesleme on hanımla evlendiğinde Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v):
- Ya Gaylan hanımlarından dördünü seçip diğerlerinden ayrıl diye emir buyurması bunu teyit eden bir husustur.
Çok eşliliğin sorumluluk gerektiren birçok risk taşıdığı gibi birçok faydasının olduğu da inkâr edilemez bir gerçekliktir. Şöyle ki, fayda bakımdan düşünüldüğünde fuhşun yaygınlaşmasını önleyebilecek etken unsur olabileceği gibi nüfusun helal daire içerisinde meşru yollardan artışını da sağlar. Hele ki olağan üstü topyekûn girişilen savaş durumlarında erkek nüfusunun çok daha zayiat verip kayba uğramasını göz önünde bulundurduğumuz da bu noktada kadın açısından sığınacak bir dal ihtiyacı hâsıl olur da. Dolayısıyla böylesi durumlarda kadın nüfusunda çok büyük artış kaydedeceğinden nüfus dengesi ve neslin devamlılığı açısından çok eşlilik tamda bu noktada faydası ortaya çıkar. Hatta çok eşlilik kadına aynı zamanda cinsel anlamda bitkin ve yorgun düşmesine mani, yani dinlenmesine de katkısı sağladığı da bir gerçekliktir.
Bir erkek eşleri yanında kalma konusunda paylaşım sıralamasını belirleme hakkına sahiptir. Ancak her bir eşin yanında konaklama sırasında denklik ve adaletin (eşitliğe) büyük bir titizlikle gözetilmesi lazım gelir. Şayet koca bu hususta ihmalkâr davranıp adaleti gözetmiyorsa kadın kocası hakkında dava açma hakkına sahiptir. Tabii hâkimde haklı bulduğunda gerekirse kocası hapisle cezalandırmaya mahkûm ettirilir de. Madem eşler arasında adil davranmak bu derece mühim mesele, o halde kocanın nikâhındaki eşler arasında ki sıralamaya özen ve itina göstermesi şarttır. Zaten şer'i kurallar gereği çok eşli bir erkeğin eşlerden birinin sırasında sırayı ihlal edip diğerinin yanına gidemez, ama hastalık durumları bundan istisnadır. İcabında bunun tam tersi bir durulmada karış karşıya kalınabilir, mesela koca hiçbir karısıyla konaklamadığı bir evde yapayalnız hastalanıp orada kalmışsa bu durumda yapacağı tek şey her bir karısını kendi sırasında yanına davet ederek meseleyi hal yoluna koymak olmalıdır.
Peki ya, yolculuk durumun da hüküm nedir? Elbette bu durumda koca istediği hanımıyla yolculuk etme hakkına sahiptir. Ancak hanımlar arası ihtilaf çıktığında bu kez koca kura çekerekten meseleyi halletme yoluna gitmelidir.
Şu bir gerçek, kocanın eşler arasında gündüzün sıra gözetmekte tam eşitlik gerekmez. Yani bu demektir ki; koca gündüzleri eşlerinden birinin yanında daha fazla kalmasında bir beis yoktur. Hatta buna kocanın hiçbir hanımının yanında kalmaksızın tek başına gecelemesi de dâhildir.
Eşler arasında eşit paylaşıma dayalı nafaka geçerli değildir. Çünkü nafaka hakkı eşlerin yoksulluk veya zenginlik durumuna göre değişebiliyor. Hakeza eşler arasında denklik hususu da öyledir, yani eski eşin saygınlığı daha öncelikli bir haktır. İşte bu nedenledir ki halk nezdinde “Eskinin saygınlığı yeninin tazeliği” çok büyük meşhurluk derecesinde kabul görmüş bir söz olarak anlam kazanmıştır.
Erkek karısını nafile hac, nafile oruç, nafile gece namazından men edebilir. Zira kocanın hakkı nafile ibadetlerden önce gelir. Hatta evin erkeği karısını ebelik ve temizlikçilik işlerinden de alıkoyabilir. Çünkü kadın çalışmak ve ticaret yapmak zorunda değildir.
Koca terbiye amaçlı karısına sırasıyla öğüt, kınama türünden azarlama, hafif dövme ve en nihayet yatağından uzak kalma gibi bir yol izleyerekten aile içi huzurun sağlanmasına yönelik müeyyideler uygulayabilir. Hiç kuşkusuz aile içi huzurun dengesinde erkeğin hakkı kadından daha üstün olduğu ayetle sabittir. Örnek mi? Mesela izin almakta koca önceliklidir. Ancak izinin de istisnai durumları söz konusudur. Mesela bir kadın babasının ölümcül hastalığında kocasından izinsiz bakma hakkına sahip olması bunun en tipik istisnai örneğini teşkil eder.
Bir erkek aşırıya kaçmaksızın karısını kıskanmasında hiçbir sakıncası yoktur, zira böylesi bir kıskançlık erkeğin kadına değer verdiğine işarettir.
Bir kadın kocasının yemeğini pişirmeye, evini temizlemeye vs. mecbur değildir. Fakat bu hususta yinede yerleşmiş örf teamüllere uymak daha uygun düşer.
Velhasıl-ı kelam, Ömer Nasuhi Bilmenin ‘Hukuk-ı İslamiyye Kamusu’ adlı eserinden büyük ölçüde yararlanarak kendi üslubumca izah etmeye çalıştığım nişanlılık ve nikâh mevzusunun bilhassa yeni evlenecek gençlerimize ışık olur dileğiyle son verirken bu arada okurlardan da şayet sürçülisan olduysa affola deyip helallik dileriz.
Vesselam.
https://www.enpolitik.com/islamda-nisan ... ,4869.html
Resim
Cevapla

“İlim” sayfasına dön