Münir DERMÂN TeKMİL SoHBeTLeRi

Kullanıcı avatarı
nur_umim
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 961
Kayıt: 19 Ağu 2007, 02:00

Re: Münir DERMÂN TeKMİL SoHBeTLeRi

Mesaj gönderen nur_umim »

Resim

ARA BUL!..

UYUyAN=>KÂBUS’un GÖRüR!
=>UYANıKk=>UMUD’a YÜRüR!.
HAKk’ı BULur=>HAKk’La OLur,
CENNet’in->BUrdan GÖTüRüR!.

kuLihvÂNi..


Böyle, böyle soytarılık olmaz azîz cemâat!.
Böyle soytarılık olmaz!. Yapmayın ALLAH rızası için.
Kılma vallahi daha iyidir!. Kılma daha iyidir!.
Hepiniz yaşını başını almış herifler!.
Sonra, öne geçiyorsun, İmamın arkasındasın,
Sahabe-i Kiramın yerinde duruyorsun!.
Birde orda bu edebsizliği yapıyorsun!.
Çıkta dışarıda yap bâri!. Yapmayın ALLAH rızası için!..

Sonra ben de, sizin gibi bir Mü’minim!.
Hepimizin hukuk-i ilahîyemiz vardır birbirimize karşı!.
Benim namazımı önümdekinin bozma hakkı selâhiyeti yoktur dinde!.
Benim namazımı bozma hakkı selâhiyeti yoktur!.
Ben huzur bulmaya geldim!. Burda imam efendinin arkasında!.
Resûlullah’ı taklid eden imam efendinin arkasına uydum!. Allah’ıma ibâdet ediyorum.
Benim öndekinin böğrünü eğip, kafasını eğip benim namazımı bozmağa hakkı yoktur!. Ve hakkımı da helâl etmiyorum!.
Ve benim hakkımda bu dünyada burnundan fitil fitil fitil insanın gelir!.
Yapmayın bunu ALLAH rızası için!. Böyle namaz kılınmaz!.

Bir yobazın biri de gelmiş bir yerde söylemiş!.
Onu da size söyleyeyim. Çarşı Câmisine gelmiş.
Konya’dan bir yobaz, kim ise. Yobaz doludur Konya zâten!.
“Kadukameti selâh kadukameti selâh ALLAHu ekber ALLAHu ekber!.” müezzin okumuş.
Peşine imam efendi bakmış: “ALLAHu ekber!"
Namazdan sonra çıkmış sen demiş: “Kadukameti selâh kadugameti selâh namaz başladı niye bekledin!.” demiş.
Ulan haydut herif!.
Kadukameti selâtü kadukameti selâh” namaz başladı değil!.
Namaz başladı değil: “Hazırsan kalk ayağa kalk!.” demektir.
Ayağa kalk. Kadu kameti selâh artık ayağa kalk!.” demektir.
Bunlar yobaz işi. Zâten bu memleketi yobazlar yıktı. Anladınız mı?
O yarı yarı yarı soytarı herifler. Bunu söylemek mecburîyetindeyim.
Böyle olduğu için bizi herkes hafif görüyor. Başını namaza koyanlar.
Bu yobazlara uymayınız efendim!.
Ben size Kur’ân-ı Kerîmin, aklım erdiği, bilgim hudud-u dahilinde, Resûlullah’ın söylediği emirleri söylüyorum.
İçine cehennem zebanisi, tokmaklar, katran kazanları sokmuyorum!.
Kur’ân-ı Kerîm de böyle bir şey yok.
Böyle yapa yapa yapa bu milleti bu hale getirdiler.
Birisi namaz kıldı mı başka birisi bakıyor: “Ne yobaz adamdır!.” diye.
Yobazlık hiç birimizde yok!. Bu yarı câhil insanlar bu hale soktular!.
Çarşı Câmisinin önünden bir gün geçiyordum ordan.
Bir tesbihçi var orda bir, hoş bir adamcağız. Biri iki de hacı oturuyor orada.
“Ne yazıyor amca dedim bak şurda Arapça bir şey yazıyor?"
Gale ALLAHu Teâlâ diye başlıyordu.
“VALLAHi bilmiyorum efendim!.” dedi.
“Peki!.”
Ordan birisi atıldı, dedi ki: “Efendim dedi. Bunu dedi felân hoca efendi söyledi dedi: “Mescidleri temiz tutunuz!.” diye.
“Hangi hoca efendi söyledi?” dedim.
“Felân hoca efendi!. O hoca efendi öyle söylemez!.” dedim.
“Mescidleri temiz tutunuz!.” nerden çıktı.
Bakın bir adam bir şey söylüyor. Yarım kafalının aklına giriyor.
O gidiyor orda başka söylüyor. O gidiyor orda.
Bunlar asırlarca böyle gele gele bizi soytarı haline sokmuştur!.
Biz yobazlıktır, bir gericiliktir, bir ilericiliktir gidiyor.
Onun için hakiki namaz kılana oğlum hiçbir şey yanaşmaz.
Ama böyle namaz olmaz!. VALLAHi bile olmaz. Billahi de olmaz!.
Bu İsveç cimnastiği bile olmaz!. ALLAH’ın huzurunda alay olmaz!.
Hepiniz alay ediyorsunuz öyle kılanlar.
“Fe veylün lil müsallin. Ellezine hüm an salâtihim sahun
“Vay haline öyle edebsizce namaz kılanların. Vay haline!. Vay haline!.”
İşte âyet-i kerîme.
Yapmayın bunu!. Yapmayın ALLAH razısı için!.
Bak çoğumuz bu kadar daha yaşayacak değiliz.
Mezara yanaştık. Mezara yanaştık!...

Orda yazıyordu ki o kapının üzerinde: “Mescidler ALLAH’ın evidir.
Burada anca ALLAH’ın birliğine ve tekliğine duâ ve ibâdet edilir.
Câmi de kavga olmaz!. Câmide parti işi olmaz!. Câmide dedikodu olmaz!. Kapıdan içeri girdi mi âhiret âleminin namzedisin.
Burada ALLAH ile Resûlile meşgul olunuz demek.
“Câmileri temiz tutunuz!.” dedim de, tuttu.
Git bak!. Gir içeriye beyaz pantolunan veyahut mendilini sür şeye simsiyah çıkarsın. Hani âyet-i kerîmeydi.
Böyle Müslümanlık olmaz azîz cemâat, böyle Müslümanlık olmaz!.
Olmaz!. Olmaz!. Olmaz!.
Yularını nefsine kaptıran insanlar bu lakırtıdan da bir şey anlamaz!.
Sizin çoğunuz yularını nefsinize kaptırmışsınız!.
Teklif et. Kıldım. Kalktım. “ALLAHuekber”
Kendinizi kandırıyorsunuz!. Yularlarınız nefsinizde, Nefsinizde!.
Bu dediklerimi içinizde ancak aşk-ı ilahîye ile yanan, kıvranan insanlar bunları kalblerinde seyredip anlarlar.
O zaman affet içine girerler.
Bunları seyredip anlayabilmek için işte bu ALLAH’ı memnun etmek lâzımdır. ALLAH’ı memnun etmek istersen samimi ol.
Yalandan uydurmasyondan şey yapma.
ALLAH’ı memnun etmek mi istiyorsun haa? Evet.
Doğruluktan ayrılma. Katiyyen yalan söyleme. ALLAH doğrularla beraberdir.
Servet içinde olup da onu kalbine sokmamak en büyük iştir.
Paran olabilir onu kalbine sokma!. Ye, iç, sarf et!.
Yâni şu dur ALLAH’ta kendini yok et!.
Onun aşkınla doğmuş büyük insan olmaya gayret et!.
Bu gayrete girebilmek için de doğru namaz kılmaz lâzım ağalar!.
Böyle namaz olmaz!. VALLAHi de olmaz!. Billahi de olmaz!.
Sonra hacı efendinin öteki hacı efendinin namazını bozdurmağa hakkı yoktur!.
Sen gelmişsin burada huzuru kalb ile namaz kılıyorsun!.
“ALLAHuekber!.” dedin. “Semi’ALLAHu limen hamideh!.” dedin.
Mübârek ruh-u hâli ile dolu Müslüman kalbini Kâbe’ye çevirdin.
Öndeki aşağıya giderse sende gayrı ihtiyari öyle yaparsın.
Bilirsiniz koyunların bir tânesini suya atmışlar da hepisi gitmiş.
Onun gibi, namazda herkes dalmıştır ağam dalmıştır!.
Dalmıştır!. Daldığı için insanın hareketine bakar!.
Şuuru ALLAH’a doğru yükseliyor. Gidiyor böyle!. Onnan hembezm oluyor!.
Senin onun namazını bozmaya hakkın yoktur!.
Ama ehh buradan giriyor buradan çıkıyor!. Yarın belli olur bunlar!.
Bu lakırtıları söyleyip söylese hakiki Müslüman kafasının derisini yonmaya başlar!.
Ne yapıyorum ben diye!. Yonamıyorsunuz değil mi?
Kendi inanışınızdan şüphe ediyorsunuz!. Şüphe içindesiniz hepiniz!.
“Acaba ahret var mı yok mu?” Hâlâ şüphede!. Ben insanın suratından anlarım işi!.
Gençliğinde ALLAH ile irtibatını kesmeyen ihtiyarlığında da ALLAH ondan irtibatını kesmez!.
Öyle yapıyorsan kendini geç bir aynanın karşısında muhasebe-yi ruhiye yap!.
Küçükten, ananın kucağından ve babanın okşamasından kurtulup da mektebe gitmeye başladığın zaman, aklın ermeğe başladığı zaman bu güne kadar ne hatlar işledin onların da hesabını ver!.
O hatlardan muhakkak bir şeyler vardır insanda ki, namazını kılamıyor…

Hasanu’l- Basrî hazretleri 54 yaşındayken iki sene namazdan huzur duyamamış. Duyamamış huzur.
“ALLAHuekber!.” diyor. Kafası başka yerde kılıyor ama.
Bir gece sallallahu aleyhi vesellemin Efendimiz rüyâsına giriyor.
Ve biliyorsunuz Hasanu’l- Basrî Ezvaci’t- Tâhirattan Museb Ümmü Seleme. Resûlullah’ın zevce-i muhteremlerinden.
Bizim vâlidelerimizden ALLAH şefâatine nâil eyleye.
Bunun câriyesi Cafer bin Ensarî’nin kölesiyle evlenmiş.
Bundan Hasanu’l- Basrî doğmuştur. 22 hicrî senesidir.
Resûllah’ın kucağında oturmuş küçükken Hasanu’l- Basrî .
Resûlullah kendi bardağınan su içirmiş bu mübârek adama.
Bu zâtı muhterem 58 yaşında iken 2 sene devam etmiş namazda huzur bulamıyor. Ağlamağa başlamış.
Resûl-i sallallahu aleyhi vessellem ruhaniyetiyle görünmüş:
“Ya Basrî!.” demiş. “Sen bundan 2 sene evvel birinden hurma satın aldın.” demiş.
"Mendiline doldururken yere bir hurma düştü” demiş.
“Hurma düştü yere. Hurmacı senin sanarak senin mendiline attı dedi. Halbuki o tartıda yoktu hurmacınındı dedi. Bu haram içine girdi senin dedi. Git ona helâllaş!.”
Ertesi günü sabahtan Hasanu’l- Basrî yollara düşüyor. Gidip buluyor o hurmacıyı. Diyor ki “ağam” diyor. “Ben 2 sene evvel senden hurma aldım!.
“Valla ağa hatırlamıyorum ben hiç. 10 senedir hurma satarım ben!.” diyor.
“Neyse diyor. Ben senden hurma aldım. Hurmandan bir tâne yere düştü. Onu sen benim mendilime koymuşsun diyor. Yanlışlıknan seninmiş. Bunu helâl et!.” diyor.
Hurmacı bir nârâ atıyor: “Bu ne biçim iştir bu. Ne büyük fazilettir!.” diye. Hurmacı da Veliyullah oluyor.
Ondan sonra helâl ettikten sonra Hasanu’l- Basrî namazını düzgün kılmağa başlıyor…

Onun için çocukluğundan beri bu yaşa gelinceye kadar o yanlış kılanlar “ALLAHuekber!.” deyip de kendinden geçemeyenler hesab etsin!.
Çetele tutsun!.
Bir bokluk vardır içinde!. Bir şey vardır!.
Ya hayvan öldürmüştür!. Ya hırsızlık yapmıştır!.
Ya bilmem midesine haram sokmuştur!.
Bir zinâ yapmıştır!. Yetim hakkı yemiştir!.
Bilmem eşkiyalık yapmıştır!. Bir şey vardır!.
Onu tövbeynen yıkatmağa çalış!. Yıkatmağa çalış!.
Jet fabrikasında git de yıkat elbiseni!.
Geceleyin geçer o Jet fabrikasının islimcileri!. İslâmî islimcileri!.
Yoksa “ALLAHuekber!.” dedi mi. ALLAH’ın yed-i kudretinin denizinin içine girdin. Seni kimse sarsamaz!.
Ama imamı dinlediğin yoksa, sen bit pazarında geziyorsun!.
Bunlar maalesef hakikat haaa!. Bunlar maalesef hakikat söylediklerim!.
Doğruluktan ayrılmaz!. Yalan söylemez!. Midene haram sokmazsan!.
Gençliğinde de başlarsan ALLAH seni ihtiyarlığında da bırakmaz!.
Bu hal sıhhatta kalmanın, dinç ve faziletli olmanın sırrı budur ağam!.
Öyle hakiki Müslümanlar vardır ki 80 sene yaşamış adam!.
80 sene başı ağrımamıştır!. ALLAH’a takmış kancasını be birâder!.
Biz ALLAH’ı gökte arıyoruz. Şah damarımızdan daha yakın.
Çünkü kendimizi göremiyoruz.
Bir de, bir takım mırıltılar ediyor bu adam diyeceksiniz. Bu sözleri herkes söyler.
Söylenmeyenlerin veya söylenemeyenlerin esrarı bu söylediklerimde gizlidir. Arar bulursan bunlarda çok iş vardır.
Sözlerimiz teleskopla laboratuar âletiyle değil başka bir şeyle anlaşılır.
Çünkü öyle sesler vardır ki kulağımız alamaz!.
Bu güzel sözleri duyuracak, aks-i sedâ yaptıracak adam aramak lâzım.
Hani dağa gidersin: “Mehmet!.” diye bağırırsın "Mehmet!." sesin gelir. Öyle adam aramak.
Sende koku var, koku, koku!... Vücudunda koku var!.

Bu kokuyu alman için aksettirecek nurlu bir ayna ara!
Kendini görmek için nasıl aynaya bakıyorsan, onun gibi bu da.
Ayna olmadan kendini göremezsin.
Sende gizli güzel Esmâları sana gösterecek birini bul!
ALLAH’ın el BEDİ’ Esmâsı var. El RAHMÂN Esmâsı var. Es SABÛR Esmâsı var. Eş ŞEKÛR, Eş Şifâ var. Her Esmâ sende var.
Onların menevişlerini çıkar yukarı.
Buğdayı ekersin. Bilirsin ondan sonra çıkmaya başlar.
Diyeceksiniz ki: “Bul ara diyorsun! Bul ara diyorsun!.”
Evet: “Bul ara!..” O kadar işte! Uzakta değil yakında!.
Kıldığın Şeriat Namazını=>Kalb Namazıyla birleştirdiğin dakikada bunlar çıkar. Daha Şeriat Namazını kılamıyorsun!.
Kılamıyorsun işte! Aha deminden beri mırıldanıp duruyorsun!..

Neyse azîz cemâat böyle birbirimizi biraz hırpaladık.
Bitti bu, şimdi vaaza başlarız. Bunlar mâalesef bize lâzım.
Yarın hepiniz aynı zaman haşr olacaksınız.
Olduk. Geldiler hesap. Senlen oturduk hesap görüyoruz!.
Öyle yan yana düşeriz. Ya evet ALLAH düşürür ya.
“Amca ne yapacağız?.” diyeceksin.
Baktık ooooo kıyamet gidiyor orda. Hatırlayacağız bu günü.
“Ya şu şöyleydi. Sen niye söylemedin?.” bana diyeceksin.
“Yav bunu söyleseydin de bunu böyle!.”
“Ulan ben söyledim de sen yapmadın!.”
Şimdi anlaşılmaz ağam, şimdi anlaşılmaz!.
Yarın toz duman kalktığı zaman bu namazlar.
Bu günkülerin hepisi mezar kapısında kalır.
Tiğ-i teber gideceğiz öbür tarafa. Bu tiğ-i teber üzerinde ne kalırsa. Mezarda silkilineceğiz böyle!.
Hani köpekler suya atlar da. Çıktıktan sonra daha sahibine gelmeden şöyle bir silkinir. Üzerinden o yaşları maşları alır.
Bir iki adım gider bir daha silkinir, bir daha silkinir..
Mezarda hep silkileneceğiz.
Bu namazlar niyazlar falan hepisi ortadan kalkacak. Hiçbir şey kalmayacak.
Senin içinde ne kaldı bakalım. Bu seni temizledi mi Esmâları temizledi mi? Onu ararlar onu. Onu ararlar!.
Onun için birbirimizi ikaz etmek mecburîyetindeyiz.
Duâ ediyoruz. İmam Efendi okudu. Şeyi.
Çok dikkat edin, bakıp da görmüyorsunuz siz.
Ne diyecek bu herif!. Görürsünüz bak!.
En aşağı içinizde en genci 10 senedir namaz kılıyor.
Yaşlısı da 50 senedir namaz kılan var içimizde!
Muezzin Efendi, namaz başlamadan evvel: “KulhüvALLAHü” okur.
Ondan sonra, en sonunda da: “Lillahi’l- Fâtiha!.” der.
Hepimiz bir salâvât getiririz, elham okuruz.
Kime okuyorsun bu elhamı?. Cenâze mi var?!.
İmam Efendi okudu mihrabiye duâsını.
“Subhâne RABBike RABBi’l- izzeti ammayesufun veselâmün ale’l- mürselin. Velhamdulillahi RABBi’l- âlemin el Fâtiha!.” dedi.
Bir Fâtiha okudun, kime okuyorsun bunu.
Farkında mısın 50 sene!. Haa!.
“Kime okuyorsunuz?.” soruyorum size!.
Sor. İstediğin hocaya sor. Git Sor. En âlim dediğine sor!.
Bu kitabta yoktur. Bu kitabta yoktur!.
İçini temizlediğin zaman içinde yazılıdır bu insanın.:
“Yâ RABBi! Ben bu Kur’ân-ı okudum, Namazı kıldım, Şunu yaptım, Bunu yaptım! Anlamıyorum ama şu dilden anlamıyorum ama bunda ne varısa ben bunları Kabul ettim Ya RABBi!. Kabul ettim ya RABBi!.”
Onun için bunun hürmetine senin bana hediye ettiğin bir duâ var ya!.
“Elhamdulillahi RABBü’l- âlemîn. Âlemlerin RABBine hamd olsun!
Âhiret gününün sahibidir. Ona kulluk ederim ben.
Ya RABBi beni doğru yoldan bilmem neden ayırma!.”

Kendin için o Fâtiha, kendin için. Kendin için! O Fâtiha kendin içindir. Havaya gitmez onlar!.
Ama bir cenâze için “Lillâhi Fâtiha!” o tarafa gider.
Onu kendimiz için okuruz. Ama kendimiz için okuyorsak o Fâtihanın gireceği yere, evde güzel İslâmî levhalar vardır:
“BismillâhirRahmÂNirrahîm. Lâ ilâhe illâ ALLAH. El Rızkı AlâALLAH. El Kasib Habibullah. İnna fetahnâ leke fethen mübina!” evlerimizde vardır. Bir çok âyetler değil mi? Bazılarının vardır.
“İnnehu süleymâne innehu bismillahi.
Güzel levhalar vardır. Bunları en güzel odaya asarsın.
Mutfaknan afedersiniz hâşâ sümme hâşâ helânın kapısına niye asmazsın? Asamazsınnn!.
O halde o Fâtihayı kendine okumak için kendi içini temiz tut.
Namazı kılamıyoruz ondan sonra kendimize Fâtiha okuyoruz.
İşte o okuduğun hakiki Fâtiha yerine şey ederse âhrete kolunu sallaya sallaya gidersiniz azîz cemâat! Sallaya sallaya gidersiniz. Sual bile sormazlar. Müslümanlık buuu!.
Onun için Kur’ân-ı Kerîmde Resûli sallallahu aleyhi vessellem Efendimizin kendine hitab ederken ALLAH-u Lemyezel.
TâHâ!.. Resûlullah efendimize TâHâ: “Yâ Resûl!” demek.
El Müddesir: “Üstünü örtmüş.” El Müzemmil!. Yâ Sîn!.
Hep Cenâb-ı-ı Peygamberin AhMed, MahMud muhtelif yerlerde Resûli Sallalahu Aleyhi Vesellemin isminden ona öyle hitab ediyor.
Yalınız bir yerde Resûli sallallahu aleyhi vessellem Efendimizin ismi mübârekini söyler Cenâb-ı ALLAH.: “MuhaMMed Resûlullah” diye.
“İnna fetahna leke fethen mübina!” Âyetinin Fetih Sûresinin en son uzun âyetinin başında başlar.
Yalınız bir yerde Cenâb-ı Salallahu Aleyhi Vesellem’in ismi mübârekiyle Cenâb-ı ALLAH şey ediyor. Hitab ediyor Resûli Salallahu Aleyhi Vesseleme.
Onun için Resûli sallallahu Aleyhi Vesselemi memnun etmemiz lâzım.
İki de bir abdestli olmadan mübârek ismini ağzına alma oğlum!.
Ağzına alma!. Ağzına almak lâzımsa Resûlullah Salallahu Aleyhi Vessellem ancak bir “MiM” ile basmayan ismiyle ağzına al!.
Bu çok ince bir iştir. Söylenemez, içinde yazılıdır!.
Sokakta at pazarında bilmem nerde, Hacı Efendi tutuyor el ele.:
“ALLAHümme salli alâ muhaMMedin ve alâ âlihi MuhaMMed!.” diyor.
Eşşeğin yanında, eşşekte afedersiniz abdestini ediyor!.
Söylemeyin ALLAH rızası için bunu!.
Abdestli iken içinden söyle içinden söyle! Gösterişe luzüm yok!.
“Uduu tazarruen ve hufyi.: Herşeyin gizlisinin kıymeti vardır!.”
Onun için içinden abdestli gez ağam da Cenâb-ı Resûli sallallahu Aleyhi Vesseleme salâvâtı şerife getir.
“Efendim hangisidir salâvâtı şerifenin en güzeli.”
Salâvâtı şerifenin güzeli, kötüsü yoktur.
Efendim Salât-ı Nâriye, Salât-ı Fethiye, seksen türlü.
“Bu çok kuvvetliymiş, Efendim bunun 10.000 tâne salâvât-ı şerifeye kıymeti varımış!.” Bir çok yazar öyle kitablar dolu.
Felân: “Efendim işte şu salâtı Fetiye’yi okursan 30.000 salâvâtı şerife yerine geçer!"
Peki 30.000 salâvâtı şerife yerine geçiyorsa Efendi Hazretleri ben o ötekini niye söyleyeyim onu söyleyeyim çıkayım.
Aklınıza hangisi geliyorsa efendim.
“ALLAHümme salli alâ MuhaMMedin ve alâ ehl-i beytihi MuhaMMed.”
Bitti bu kadar. İçinden temiz yerde.
Onun için Resûli sallallahu aleyhi vessellem diyor ki.: “Duâ eden kimse.” Resûllah’ın hadisleridir bu söyleyeceğim.
İbni Taberanî ve İbni Mesud’dan en kuvvetli hadislerden.
“Duâ eden kimse ALLAH’a ellerini kaldıran insan, peygamberine salât etmedikçe duâ perdeli kalır!” diyor.
Dergâh-ı ilâhiye’ye icâbet vaki’ olmaz.
O halde; Fâtiha okuyacaksın, duâ edeceksin.
“Vemâ erselnâke illâ rahmetelli’l- âlemîn!” dedi mi Müezzin Efendi.
Kaldırdık ellerimizi.: “ALLAHumme salli alâ MuhaMMedin ve alâ âli MuhaMMed!.” Oraya bir dafa kapıyı açacaksın. Bunu diyeceksin.
“Her duâ semâya çıkmaktan men’ edilmiştir!.” diyor Cenâb-ı peygamber.
“Anca bana salât-ü selâm olursa duânız yükselmeğe başlar!.”
Onun için bunda soytarılık yoktur.
Hemen duâya başlayacağın zaman Resûli Salllahu Aleyhi Vesseleme salâvâtü şerife getireceksin.
Yâni ilk defâ gelir gelmez, manüpileyi açacaksın. Çekeceksin Telsizi oraya.
“Yâ Resûlullah ben ALLAH’a duâ edeceğim. Aman sen bilin!.” o demektir.
Manüpile kapalı. BURSA hattı kesik. Sen BURSA’yı arıyorsun. Ara işin yoksa!.
Namazda da, mirac-ı Mü’minindir namaz. Namazda da çıkmak için imam efendidir manüpile.
Ondan evvel secdeye gidersen, yatar kalkarsın hayvan gibi. Olmaz o. Manüpile onda. Onlan gideceğiz Efendiler..
Resûli sallallahu aleyhi vessellem’in gine bir hadisi Taberanî ve İbni Mesud’dandır.
“Bir adamın yanında Ben anıldığım zaman, Benim ismim geçtiği zaman Bana salâtü selâm getirmeyen kişinin burnu yere sürünsün!.” diyor Cenâb-ı sallallahu aleyhi vessellem.
Bu, bu şu demektir.: “Benim Nurumdan var sizde. Benim ismim anıldığı yerde sizin içinizde benden olan NÛR var ya ona selâm verin!.” demektir o.
Temiz tut kendini =>“Burnu yere sürünsün!” diyor.
“Kim bana selâmı, salâvâtı unutursa Salâtü selâm getirmeyi unutursa ona cennetin yolu da unutturulur!” diyor Cenâb-ı Peygamber.
Hadis bunlar, insan lakırtısı değil Resûli sallallahu aleyhi ve sellem hadis-i şerifleri.
“Kim kabrim yanında bana salâtü selâm ederse!.” diyor.
Hacılar meselâ gidiyor Kabr-i Resûli sallallahu aleyhi vessellem Ravza-yı Mutahhara’da orada.
“Kim kabrim yanında bana salât ü selâm ederse” diyor.
Hacılar meselâ gidiyor orada Kabr-i Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin Ravza-i mutahara.
Orada “Allahümme salli alâ MuhaMMedün ve alâ ali MuhaMMed” dersen “Ben onu işitirim!” diyor, Resûlullah diyor.
“Ben kabirden onu işitirim, kim uzakta bulunursa!” diyor.
“Bana salât ü selâm getirirse o Bana muhakkak ulaştırılır!” diyor.
Resûlü sallallahu aleyhi vessellem.
“ALLAH’ın yer yüzünde seyahat eden melekleri vardır” diyor.
Cenâbı Resûlsöylüyor. “Salâtü Bana onlar iletirler!” diyor.
“Bilhassa Cuma günü bana çok selât-ü selâm getirin! O gün salâvât-i şerifeler Bana arz olunur” diyor.
Her Müslüman bulunan yerden melek jetleri kalkar Azîz Müslümanlar.
İstersen bir vilâyette 300.000 bin kişi içinde 1 tek İslâm olsun.
Oraya görünmeyen melek jetleri tayyareleri gelirler.
O salâvat-ı Şerifeleri aldığı gibi doğru Ravza’da Resûli sallallahu aleyhi vesellemine arz ederler onlar.
Resûlullah söylüyor, şaka maka yok! İster inan ister, ister inanma!
O halde her islâma salâvat-ı şerife farzdır ağam, farz!
“İnnallâhe ve melâiketehu yusallûne alen nebîyyi, yâ eyyuhâllezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ”
İşte âyet-i kerime.
Yalınız, ömrümde bir defâ getiren bu farzdan kurtulur.
Ömründe bir defâ: “Allahümme salli alâ MuhaMMedin ve alâ ali MuhaMMed!” dedi mi bu âyet-i kerimeye göre salâvat-ı şerife farzından kurtulursun, kurtuldun!
Yalınız müslümsen eğer salâvat-ı şerife getirmek sana vâcibdir.
“Müslüm ne demek, İslâm ne demek?"
İslâm: “Ben İslâm oldum!.” demek.
Müslüm =>“kafasını secdeye koyan” demek.
Teslim olmuş, o da islâmdır demek. “İslâmım evet!” dedi mi tamam oldu. Nüfus kağıdında; Hanifi, Hanbeli, Şâfi ne yazılıysa.. efendim nesin?” “İslâmım elhamdulillah.”
İyi iyi efendim iyi! Hayırlı olsun!
Bir defâ ömründe salâvat-ı şerife getirmek farzdır insana.
Müslüm salâvat-ı şerife vâcibdir oğlum.
Onun için namaz kılanlara Cenâb-ı Peygamber bunlara haber vermeden yaptırıyor bu vâcibi.
Ettehiyatü biter. “Allâhümme Salli alâ muhaMMedin ve alâ ali muhaMMed.
Kemâ sallayte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrahîme inneke hamîdün mecîd.
Allâhümme Salli alâ muhaMMedin ve alâ ali muhaMMed. Kemâ sallayte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrahîme inneke hamîdün mecîd.”


İşte bunlar salâvatı şerife, bu vâcibleri de böyle yapılır.
“Ama ben daha başka yapacağım!.”
Abdest al sokakta giderken, (içinden..) söyle dur söye dur!
Söye dur içinden, ama başkası duymasın! Gösteriş olur, gösteriş olur!.
Salâvat-ı şerife deyipte geçmeyin haaa! Öyle telsiz vasıtasıdır bu ki!.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur_umim
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 961
Kayıt: 19 Ağu 2007, 02:00

Re: Münir DERMÂN TeKMİL SoHBeTLeRi

Mesaj gönderen nur_umim »

Bir gün Ahmed el Rufaî Hazretleri ile Abdulkadir Geylanî Hazretleri oturuyormuşlar, bir duvarın dibinde çölde.
Bir genç bir çocuk gelmiş yanına, on sekiz yaşlarında felân.
Demiş: “Amuca siz şeyh misiniz?” demiş.
Abdulkadir Geylanî, celâlli Allah şefâatine nail eyleye.
Hz Rufaî de mülayim böyle: “Şeyhiz yaa!” demiş.
“Siz demiş hani şöyle bazı şeyler yaparsınız!.”
Kerâmeti anlatacak hani: “Şöyle hiç kimsenin yapamadığı yapabilir misiniz?."
“Hooooo neler yaparım ben!” demiş Abdulkadir Geylanî. “Neler yaparım!” demiş.
“Peki demiş madem yaparsın!” demiş. “Ben bir şey yapayım ondan sonra da sen yap" demiş. "Peki ne yapayım!" “Peki ben demiş gizleneyim beni bul!.” demiş, çocuk diyor.
“Peki gizlen oğlum!” demiş.
Şöyle duvarın arkasına geçmiş çocuk: “Amuca oldu! Ara beni!” demiş.
Abdulkadir Geylanî kalkmış, duvarın arkasında yok. Bir yıkık duvar, şöyle direk gibi bir şey. Ordan bak, buradan bak.
Hazreti Rufaî bakmış, eee ortada kuyu yok, kaçsa görünecek. Vay anasına yok!
Abdulkadir Geylanî Gavsiyyet kuvvetiyle bütün dünyayı dönmüş, ve aramış dünyayı. Yok. Yok. Bir daha, bir saat aramış dünyayı yok!
Hazreti Rufaî Hazretleri de yıldızlarda mutasarrıftı.
“Kardeşim demiş sen bir yıldızlara bak!” demiş.
Bunlar deli sözleri gibi oğlum. Başkası dinlese bizi: “Bunlar deli lakırtılarını anlatıyor!” der.
Asıl delilik bunları anlamamaktadır bütün!
Hazreti Rufaî bütün yıldızları dolaşmış. Yok. Yok Çocuk Yok!
İkisi birden üç saat. Yok çocuk! Nihâyet gelmiş oturmuşlar. “Ulaaaa iş başka!”
Abdulkadir Geylanî demiş ki: “Oğlum seni bulamadık çık bakalım nerdesin!."
Çocuk duvarın arkasından çıkmış gelmiş.
Demiş: “Nerdeydin oğlum?."
“Ben Ravzadaydım.” demiş. “Ravza-yı Mutaharada!”
Taaa Bağdat’tan bir salâvat-ı çeker çekmez salâvat-ı şerifeyi Ravza “şuuuuuup!” çocuğu emiyor.
Çünkü Ravza’ya İzn-i İlahî olmadan ne bir melek-i mukarrib, hiçbir şey yanaşamaz.

“Sakın terki- edebden kûy-i Mahbûb-i Hudâ'dır bu
Nazargâh-ı ilâhîdir makam-ı Mustafâ'dır bû”


Nazarı Akdes-i İlahîye her gün Resûlullah’ın Ravzasına inmektedir.
Kimse giremez oraya, hangi Abdulkadir, hangi Rufaî Hazretleri.
Oraya edeben giremezler.
O halde bir salâvatı çeker çekmez “huuuuuup!” çektiği gibi alıyor.
O çocuk anasından mı öğrendi.
Hepimiz İslâmız: “Allahümme salli alâ MuhaMMedin ve alâ ali MuhaMMed!."
Çek dur mırıldanacağına! Çek dur mırıldanacağına!
Gece horul horul hayvan gibi uyuyacağına kalk bir abdest al!
Aç pencereni bak ne temiz hava, yıldızlar pırıl pırıl, yakında ay çıkacak. Daldın! Kıl iki rekat namaz!
“Allahümme salla alâ MuhaMMedin ve alâ ali MuhaMMed. Allahümme salli alâ MuhaMMedin ve alâ ali MuhaMMed!” gidiyor oraya.
Medine’de ruh-u mübâreki Resûlullah.: “Yahu benim ümmetimden birisi gece yarısı kalkmış yahu. Herkes uyurken nedir bu!”
Mübârek ruhaniyeti gülmeye başlar.
Sen devam et!. Devam et!. Devam et!
Bir gün seni de çekerler oraya! Hüsnü ağanın şeyini biliyorsun değil mi anlatmıştım.
Böyle Hüsnü ağalar çok var. İçinizde de vardır.
Müslüman cevâhir gibidir hiç belli olmaz.
Hırpanî görünür. Bakarsın içinde deryalar gizlidir. Hiç belli olmaz!.

Salâvat-ı şerife getirdiğin gibi Kur’ânda bu demin söylediğim “İnna fetahna leke fetham mübina" Sûresinin sonundadır.
“MuhaMMedül Resûlullah” diye başlayan bir âyet, son âyet.
“MuhaMMedür Rasûlullah”
Tercüme edelim şimdi “MuhaMMedür Resûlullah.”
MuhaMMed sallallahu aleyhi vesellem, ALLAH celle celâlihu’nun peygamberidir. Kur’ân-ı kerim âyetidir bu.
“Onunla beraber bulunanlar kâfirlere karşı metin, birbirine karşı merhametlidir!” diyor Allahu Zülcelâl.
O insanların secdeye kapandıklarını görürsünüz diyor âyet-i kerimede.
Çehreleri, yüzlerindeki secde izinden bellidir:
“ve rıdvânen sîmâhum fî vucûhihim min eseris sucûd”
âyet-i kerimede.
O, Resûlullah’ın ümmetini methediyor, Allah orda Resûlulah’ın ümmetini! Bu âyet, nihâyet beş tâne satırdır.
Ömründe bir defâ oku ağam oku, oku! Oku bu âyeti!
Hem gece yarısı bağırarak oku, mahalle: “Deli!..” desin sana!
Onu okuduktan sonra bir Hafız Efendi bul! Amma Efendi Hafız bul!
Hafızlarda 80 türlüdür.
Hakiki hafız olan yalan söylemeyen, haram yemeyen.
“Hafız haram yer mi doktor hoca?”
Her kes yiyor da hafız yemez mi ne diyorsun sen.
Yemeyenin dimağı çürümez azîzim mezarda.
Onun içine Allah’ın kelâmını sokmuş dünyada.
Kafatasının içinde, onun beynine kurtlar, çiyanlar hürmeten konmazlar. Hafızasında Kur’ân âyetlerini hakiki hıfzetmiş de onu hiç zedelememiş insana hiç sual de yoktur.
“Ama nerdedir?”Benden daha iyi biliyorsunuz.
Yukarıda Hacı Kadir Efendi var idi bilirsiniz, buralı olanlar. Hacı Kadir Efendi Hamamı da vardır burda.
Evvelki sene onun hanımı hastalanmış, beni çağırdılar, gittim.
Oraya hizmet eden bir kadıncağız da var.
Hanımcağız, kadıncağız: “Doktor bey bir şey soracağım!" size dedi.
“Buyur!” dedim. "Teyze sor!” dedim.
“Benim dedi geçen sene kocam öldü. Bu Hacı Kadir Beylerin yanında çalışıyorum. Ayda 50 lira veriyorlar bana dedi. İşte burayı silip süpürüyorum, burada!” dedi.
“Felân câminin hafızı ve imamına söyledim ki benim kocam öldü, ben câhilim, bir şey okuyuver!” demiş. “Hatim getir!” demiş. "Ramazan boyunca!."
“Peki teyze getireyim!” demiş.
“Getirdi Doktor bey, getirdi!” diyor.
Ben Bayramdan sonra gittim..
“Getirdi!” diyor. “Ben diyor. Her ay diyor 25 lira yığdım!” diyor.
"Buna diyor tam 175 lira para gönderdim. Hafız Efendi şunu da al, zahmet ettin, helâl olsun!”
“Yooo! demiş ben bunu almam!” demiş. “Tam 300 kağıt vereceksin, okuduğum Kur’ân-ı geri aldım!” demiş.
Aha burada, yalan söylemiyorum efendiler!
“Ne olacak?” dedi.
Hacı Kadir Efendinin Hanımı dedi ki: “Zeynep Nine dedi bana niye söylemedin?” dedi.
175 mi götürdün, al dedi üzerini 125 lira daha götür ver!” dedi.
Zeynep Nine götürdü verdi, biz bekliyoruz orda. Bekledim akşama kadar: “Verdin mi?"
”Verdim!”
“Hangi Hafız?”
“Felân Hafız!” Bir gece yakaladım ben onu sokakta. “Oğlum dedim sen utanmıyor musun?”
“Yav ne neye utanayım, ne utanması!” İnkar etti. Bu da hafız!
Bunlar cennete gidecek!. “Yok efendim hangi cennet, hangi cennet! Hangi cennetten bahsediyorsun?"

Onun için azîz cemâat Kur’ân-ı Kerimde hakiki bir Hafız Efendi bulun.
Bizim hafız bilir, İmam efendi bilir.
Kur’ân-ı Kerimde 14 yerde ”Elhamdulillahi RABBilâlemin!” le başlayan süre var, 14 yerde.
Bu 14 yerdeki ”Elhamdulillahi RABBilâlemin!” 7 tânesi dünya hakkıdır.
Dünyada bulunduğumuz zaman hamd edeceğiz.
7 tânesi de ahret içindir.
Yâni şudur: Yedi tânesi cesedin için, yedi tânesi ruhun içindir.

Bunlar.:
Elhamdulillahi RABBül âlemin. ErRahmÂNirrahîm.
Elhamdü lillahillezi halakes semâvatı vel erda.
Bütün semâvat ve yerin Allah’ına hamd olsun!
Elhamdü lillahillezi lehu ma fis semâvati ve ma fil erdi.
El hamdü lillahillezi enzele ala abdihil kitabe.. başlayan var âyeti kerime.
"Fe kutia dabirul kavmillezine zalemu .” diye başlayan bir âyeti kerime.
Fe lillahil hamdü RABBis semâvati ve RABBil erdi RABBil âlemin

Bunlar, cesedimiz için yaptığımız hamdlerdir. Bunları ömründe bir defâ oku.
Elhamı okuyoruz.
Âhiret ehli için yâni ruhaniyetimizi “Elhamdulillahi RABBil âlemin. ErRahmÂNirrahîm.
Mâlikiyevmiddin. İyyakenâbudu ve iyyakenestaine”
kadar.
Tekrar “Elhamdulillahi RABBil âlemin.”

"Fe kutia dabirul kavmillezine zalemu .” diye başlayan bir âyeti kerime var.
“… hamdü lillahillezi neccana …” var.

Elhamdulillahi ellezi edâya var.
Elhamdulillahi ziye seba var.
Ve âhiri davaihum innallahu..
Elhamdulillahi RABBil âlemin.
Bunlar var!

Bu âyetleri ömrünüzde bir defâ okuyun, okuyun onları. Birer tek âyet.
Haa; yüzünden oku, birini cesedinin üzerine üfle, birini de yut Ruhuna oku!
“Bunlarda ne faide vardır?”
Vardır işte demin ki Abdulkadir Geylanî ile konuşan herif böyle hazırlamış kendini, küçücük çocuk!
Bu hassaların hepisi hepimizde var. Ama biz kullanmasını bilmiyoruz.
Onun için bunları başkasına anlatırsan: “Efendim menkıbe bunlar!”
Kabul eder şiyi de: “E be oğlum böyle şeyler fevkkatabiye işler olur. Hintliler de yapıyor bu işi!” der bazısı, okumuş.
Bazısı “masal!” der. Bazısı “zırıltı!” der geçer.

Fakat azîz cemâat bu memlekette dilden dile, gönülden gönüle, kalbden kalbe dolaşıp gelen, akılları şaşırtan, ruha hoşluk veren bir çok vaka’lar vardır. Menkıbe bunlardır.
Bu menkıbe vâdisinde dolaşmak çok güçtür, her babayiğidin kârı değildir.
“Herif su üstünde yürümüştür. Yaaa nasıl yürümüştür?”
Güçtür yaa onu anlamak güçtür oğlum!
Yürür yaa. Zaman kendi yürüyor da ona şaşmıyorsun.
Senin sen Allah sana muhatab. Kur’ân-ı Peygamberi senin için göndermiş.
Senin su üstünde yürümene niye şaşacaksın!.
Bu yolda neler olmuş oğlum neler!
Mansur kellesini vermiş! Nesimi derisini yüzdürmüş!
Bu; renklerin, kokuların, güneşlerin, yıldızların dertop olduğu bir âlemdir. Toplandığı bir âlemdir.
Deminde dediğim gibi yularını nefsine kaptıranlar bundan bir şey anlayamazlar.

“Herif safsata söylüyor!” der..
Resim
Kullanıcı avatarı
nur_umim
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 961
Kayıt: 19 Ağu 2007, 02:00

Re: Münir DERMÂN TeKMİL SoHBeTLeRi

Mesaj gönderen nur_umim »

Büyükler, hepisi toprakta. Onun için bir mevsuf hadis vardır.
“İzâ tahayyertüm fi’l- umuri, festaînu min ehli’l- kuburî!.”
Çok başının sıkıldığı zaman, bunaltıda kaldığın zaman kabirlerden yardım isteyiniz. Hadis-i Resûlullah. Mevsuf hadis, Yâni Resûlun böyle bir hadisi var da ona benzeyen başka kelimelerle ifadesi mevsuf hadis.
“Çok bunaldığınız zaman kabirlerden istiâne ediniz, yardım isteyiniz!.”
Gidip de türbeye mum adamak, yahut efendim iplik bağlamak değil bu. Bu şu demek efendim. Bu şu demek.: “Dedelerimiz, babalarımız şimdi kabirlerde yatanlar, öyle müşkil hal olduğu zaman ne yaptılar, onları yapınız!.” demektir.
Dedemiz demiş ki.: “Ak akçe kara gün içindir!.” demiş.
Yâni.: “Helâl kazanılmış, alın teriyle kazanılmış parayı bir yere korsan onun bereketi artar, kara günde sana yardımcı olur.”
İşte tasarrufu koymuşlar ortaya. Damla damla su olur, göl olur.
Her gün beş kuruş koy bir yere, paran varısa 1 lira koy, 30 lira ayda eder. Senede 360 lira eder.
10 lira koy. Al efendim aylığını alıver. Ayda efendim haftada 100 lira alıyorum.
Hemen şunu al bunu al, bir yere unut, bir yere koy, helâlsa koy, helâl değilse kalmaz o!.
Onun için.: “Dedelerimiz babalarımız bu müşkil vaziyette ne yapmıştı onu yapın!” demektir.

Nasrettin Hoca merhum bir gün ölmüş güyâ. O bunları, bu hikayeleri halka anlatabilmek için böyle lâtife şekline sokmuştur.
Cenâzesini almışlar tabutnan götürüyorlar Hocayı. Bir yola gelmişler çamurlu iki yol.
Biri cemâat demiş ki.: “Buradan gidelim!."
“Yok ordan gitmeyelim!.”
demiş. ”Şurda bataklığa saparız buradan gidelim!.”
Ötekisi.: “Yok buradan yok şurdan!” münakaşa başlamışlar.
Hoca açmış şeyi, tabutun kapağını.: “Münakaşe etmeyin oğlum demiş. Ben sağken buradan giderdim, ordan batağa batarız!.” demiş.
Onun için, dedelerimizin büyüklerimizin eskiden yaptığı işlere uymak mecburiyetindeyiz.

Harama “haram!” demiş bitti. Zinâya “şey!” demiş bitti.. “Yetim hakkı yeme!” demiş. Tamam. “Hükümetin kanunlarına boyun eğ!” âmennâ!
“Komşuna yardım et!” evet! “Hırsızlık etme!” evet!.
Bunları sormağa lüzum yok!.
Çok müşkül vaziyette kaldın, boynunu kimseye kırma oğlum!
Başkasından bir şey almak, hediye bile olsun imanın şahsiyyetini zedeler. “Nasıl zedeler efendim?”
Yahu ALLAH yetmiyor mu sana, bilmiyor mu seni?.
Hele bazıları unutur Cenâb-ı ALLAH’ı, başkasının kulu işte.: “Evet bu benim velini’metim!”
“Aha ne oldu?.”
“Benim veli ni’metim. velilik ondan bana geliyor!.”
“Eeee Hangi çeşmeden?”
Karapınar Çeşmesinden!.
Peki çeşmenin menbağından suyu kesersek Karapınar Çeşmesi ne olur?. Kupkuru bir çeşme olur, kurbağa yatağı olur.
Allah’tan, her şey Allah’tan. Hatta öyle makamlar vardır ki azîz cemâat.
Hepimizi Allah o makama irsâl eyleye. Âmin!.
Adam elini kaldırır, evinde çocukları açtır. Belki pantolonunun altında donu yoktur, üşüyorlar çocuklar. Komşusu da var, ondan istese yardım edecek herif. Elini kaldırır, düşünün!.
“Yâ RABBi, sen bir kapı aç!.” demeye utanır, utanır demeye!.
Şöyle düşünür o.: “Yav benim hâlimi ALLAH bilmiyor mu? Ben O’na nasıl utanır da hatırlatırım. Demek ALLAH beni unuttu!.” gibi bir his gelir.
Elini kaldırır: “Elhamdulillahi RABBilâlemin!." söyleyemez derdini.
“Cenâb-ı ALLAH çünkü o bilmiyor mu da ben ona hatırlatıyorum!.” diye.
Bu bir makam. Ama biz aç gözlüyüz.: “Yâ RABBi şunu ver! Yâ RABBi bunu ver!.” biz mırıldanıp dururuz. Kabul eder, etmez başka..
Öyle makamlar vardır ki ALLAH’a teslim olmuştur.
Yâni her şeyin hiç, ALLAH’tan geldiğine katiyetle inanmıştır. İhlas bu demektir.
“Abdestli gezin!.” diyorum size. Abdestli gezmek vücudun dâima.:
“Yâ RABBi benim vücudum her an SEN’in Yed-i Kudretindedir. Belki bir saniye sonra ölürüm. Huzuruna edebsizlik olmasın, abdestli gelirim!” demektir. Bir nevi ikrârdır bu!.

Abdulkadir Geylanî Hazretleri 25 sene riyâzât yapmış, bir hücreye kapanmış. Hücreden çıkacağına kırk gün kalmış.
Demiş ki.: “Ben Yâ RABBi!” demiş “İçime konuşamıyorum!.” demiş.
“Bana lakırtı vermezsen” demiş. “Yemeyeceğim, içmeyeceğim” demiş.
40 gün yiyip içmemiş.
Sonra Resûl-i sallallahu aleyhi ve sellem ruhanîyyeti gelmiş.: “Aç ağzını Abdulkadir oğlum!.” demiş.
Mübârek dudaklarına böyle kendisi sürmüş, Abdulkadir’in dudaklarına sürmüş.: “Git!.” demiş. “Konuş artık!.”
Gelmiş Bağdat’ta Ebul Kasım Câmisi’nde çıkmış kürsiye, emir Resûlullah’tan..
Bir şey gelmiyor ki oğlum, câmi dolu. Yok!.
O sıra da Hazreti Ali Keremullahiveche’nin ruhanîyyeti gelmiş.:
“Yâ Abdulkadir!.” o böyle sıvazlamış böyle.
Abdulkadir Geylanî Şevvâl ayının 12 sinde bir Salı günü başlıyor konuşmaya. Tam 40 sene konuşmuştur efendim. Her ALLAH’ın günü muayyen vakitte..
“Fethü’r- RABBanî” diye öyle o zaman bunları cilt cilt şey etmiştirler. 60 cilttir Fethü’r- RABBanî.
Bir vaazında söylediği bir kelimeyi bir daha tekrar etmemiştir Abdulkadir Geylanî.
Bütün kâinâta dağılıyor.Herkes geliyor onun huzuruna, dinlemeye onu. Şam’dan da âlimler geliyor.
Diyorlar.: “Böyle bir zâtı muhterem var buna sual soralım.” diye.
Geliyorlar şeye, Bağdata huzuruna girdikleri zaman o, sekiz tâne âlim unutuyorlar soracağı sualleri. Oturuyorlar.: “Hoş geldiniz!.” felân.
Abdulkadir Geylanî diyor ki.: Ona aklında olan sualin cevabini söylüyor.
Ona, ona ona hepsine söylüyor. Almış o. Telsizi var oğlum!
Onlarda ondan sonra.: “Pes!” diyorlar.
Ve Abdulkadir Geylanî çıkıyor kürsüye.: “ALLAH’ın emri olmadan” diyor.
O mübâreğin sözüdür bu.
“ALLAH’ın emri olmadan bir toz bile yerinden kımıldamaz!”
Ordaki âlimler böyle.: “İrade-yi Cüziyye ne oluyor?” gibi akıllarından geçiriyor.
Bağdat’a giden varısa Ebul Kasım Câmisi vardır orada, 10.00 kişi alır, tahtadır şeyleri, şimdi belki yapılmıştır.
Böyle bu kalınlıkta gacur gucur bir yılan, kürsünün burasına geliyor.
Bu olmuş bu, bu olmuş, hayal değil, Zâti Sungur üsulu da değil.
Ama dışarıdaki inanmıyor. İsterse inansın, isterse inanmasın!
“Olur mu böyle şey?.”
“Olur yaaa!.”
Teşrif etsinler buraya.: “Öyle Zâti Sungur’luk biz de yaparız!.” diyeceğiz.
Hepimiz toplanırız, bir çadır açarız.: “Bak yılanlar sokmuyor insanı!.” deriz. Gösteririz Müslümanlar.
Aç kalırsak bir çadır da biz açarız hepimiz!.
Büyük bir çadır yaparız, bayram yerinde, kimimiz biletçi olur, kimimiz içerde. Ben içinizden bir iki kişiyle otururum.
Gösteririz, para kazanırız. Olur bu yaaa!. İnanmayan olursa.
Öyle gelmiş yılan!!!. Bütün millet “pırrr!.” dışarı. İçerde pek çok âlimler var.
Abdulkadir Geylanî demiş ki.: “Sizin ne biçim Müslümanlığınız var?.” demiş. “Kaçıyorsunuz!.” da demiş.
Yılana bakmış gülmüş Abdulkadir Geylanî. Yılan dile gelmiş!
“Nasıl Gelmiş?.”
Gelir oğlum geliyor yaa! Buz gib gelir!.
Eşek bile konuşur ama eşekçe bilmek lâzım!.
Her dil vardır, kuş dili muş dili hepsi vardır!.
Yılan demiş ki.: “Ya Abdulkadir, bak dilimi görüyorsun değil mi şöyle bir yaptım mı canını alırım senin!.” demiş.
Hazreti Abdulkadir Geylanî gülmüş.: “Evet demiş sen çok kuvvetlisin. Zehirin var. Şunun var!.”
Hep millet dinliyor bunu. Fethü’r- RABBani’ye yazıyor bunu oğlum.
Bu böyle meclis zaptı, bilmem efendim felân profosörün konferansı değil bu!.
“Eğer Cenâb-ı ALLAH, benim ecelimi sana teslim etmişse, seni vesile etmişse alabilirsin!.” demiş. “Fakat Ben şimdi ALLAH’a sığınıyorum!.” demiş.
“Yaaaa ALLAH!.” der demez yılan su gibi erimiş karşısında.
ALLAH, içinde, şah damarından daha yakin..
Onu biçimine gelip de yoluna geldiğin zaman düğmesine basıp da: “Yaaa ALLAH! ALLAH!.”ınan söylediğin zaman dünya birbirine geçer oğlum!.

Hani tayyâreye biniyor adam da düşeceği zaman düğmeye bastı mı altındaki sandalyeynen beraber fırlatıyor.
Zora geldiğin zaman ALLAH’ınan irtibatını kesmemişsen, o sözü söyleyebilecek kabiliyette abdestliysen, midende haram yoksa, kafandan yalan çıkmamışsa, kimseye gıybet etmemişsen, hased yapmamışsan bir.: “Yaaa ALLAH!” dedi mi dünya birbirine karışır.
Biz.: “ALLAH!. ALLAH!. ALLAH!. ALLAH!.” Bi de.: “ALLAH!. ALLAH!.” etrafı da seyrederiz.
Yok böyle “ALLAH!.” denmez oğlum!
İçindeki ALLAH’ınan “ALLAH!.” demeye bakın!.
Yılan an-ı vahidde erimiş.
İşte içindeki Nûr-u Resûlullah’nan birlikte salâvât-ı şerife getirirsen “vijjjiiiiit!.” diye gidersin. Şeye, Ravza-i Mutahara’da erirsin!.

Resim

BİZe DİRİLik nâsib eyle Yâ RABBî!
Cehennem azabından masum kıl bizi Yâ RABBî!
Âhirettin ilk kapısı olan mezara girdiğimiz zaman bize Resûl-i Kibriyânın hürmetine iltifat melekleriynen karşılamak nâsibi müyesser eyle Yâ RABBî!
Âhirete intikal ettiğimiz zaman Resûlün mübârek yüzünü güler sürette bize göstermek nâsibi müyesser eyle Yâ RABBî!
Ümmet-i MuhaMMedi her türlü afatı semâviye, afat-ı belâiyye, afat-i araziyyeden mahsun kıl Yâ RABBî!
Memleketimizi düşman işgalinden koru Yâ RABBî!
Ordumuza, devletimize zevâl verme Yâ RABBî!
Hastalarımıza şifa ihsân eyle Yâ RABBî!
Son nefesimizde buyurun: “Eşhedu enlâ ilâhe illALLAH ve eşhedü enne muhaMMeden abduhü ve resûluhi" kelime-yi tayyibesiynen ruhumuzu Azrâile teslimi müyesser eyle Yâ RABBî!.
Lillahi’l- Fâtiha!.
Resim
Cevapla

“Münir Derman (k.s) Sohbetleri” sayfasına dön