PROF. DR. MÜNİR DERMAN'dan ANILAR..

User avatar
ahmet
Aktif Üye
Aktif Üye
Posts: 131
Joined: 26 Feb 2007, 02:00

Re: PROF. DR. MÜNİR DERMAN'dan ANILAR..

Post by ahmet »

Image

HAYVANLARLA KONUŞURDU..
(SÜLEYMÂN aleyhisselâm HİKMETi.)

Şeyhü’l- Ekber Muhiddini Arabî Hazretleri, “Fususu’l- Hikem” adlı eserinde peygamberlerin hikmetlerini anlatır, Yâni peygamberlere verilen özel ilim, yetki, bilgi gibi hususlar. Her peygambere değişik hikmetler verilmiştir, Meselâ Hz. İsâ aleyhisselâm ölüleri diriltme, körlerin gözünü açma gibi hikmetlere sahipti. Hz. Süleymân aleyhisselâm hayvanların dilinden anlayıp cinlere hükmederdi. Peygamberlere verilen hikmetlerden bazılarının büyük velîlere de verildiği söylenir. Buna göre Münir Derman Hocamıza hem Hz. İsâ aleyhisselâm, hem de Hz. Süleymân aleyhisselâm hikmetlerinden verildiği anlaşılmaktadır..
Ameliyatsız, kerameten gözlerini açtığı körler var. Cinlere hükmettiği de, bazı kişileri uzaktan ve kerameti ile cinlerin tasallutundan kurtarmasından anlaşılıyor. Hayvanlarla konuştuğunu da onu tanıyan herkes biliyor..
Derman Hocanın, kedi, eşek, akbaba, arı, sinek, fâre, aslan, köpek, kanarya gibi hayvanlarla konuşmaları kitaplarında yer almaktadır.
Münir Derman Hazretleri'nin Almanya'da Frankfurt hayvanat bahçesini gezerken yaşadığı olaylar hayli uzundur.
Özetleyelim: Hayvanat bahçesinde üç saat dolaşıyor. Sinekten file kadar, dünyanın her yerinden getirilmiş hayvanlarla konuşuyor. Parmaklıklar arasındaki genç bir aslana yaklaşıyor Onunla konuşuyor. “Yaklaşmak tehlikeli ve yasaktır!.” levhasını görmemiş. Çevredeki halkın şaşkın bakışları arasında aslanı okşuyor. Aslan ilk defa kükrüyor (Hayvanat bahçesine kapatılan hayvan kükremezmiş), Polisler geliyor.: “Sen çıldırdın mı?” diyorlar. “Görüyorsunuz, okşadım. Bir şey yapmadı.” diyor. Biri.: “Siz necisiniz?” diye soruyor. “Sihirbaz değilim. Doktorum. Hayvan lisânından anlarım. Biraz aslanla konuştum.” diyor. O günkü olay Frankfurt Gazetesi’nde yayınlanmıştır..

Image
FÂRE HELÂL MALA DOKUNMAZ..
(Tecrübe Edilmiştir.)

Derman Hoca bir konuşmasında.: “Fâreler helâl malı yemezler. Haramları temizlerler!.” demişti. Bende o yıl Bursa Karacabey asfaltı üzerindeki tarlamıza buğday ektirmiştim. Karacabey İlçe Tarım Müdürü bana “Kırkpınar” adını verdikleri sıfır yaşında tohumluk buğday vermişti. Hasatta bunu pazara satmayacaksın yine tohumluk olarak ya köylüye ya da bize vereceksin demişti. Çok iyi bir ürün oldu. Hasat zamanı, amcamın çocukları köyden römork getirdi. Tohumluk buğdayı biçerdöverden römorka yükledik. Çuvallara doldurduk. Ziraat Müdürünün sözü üzerine pazara değil, Ekim ayına kadar bekletmek üzere köye götürdük.
Köyde depom yoktu. Amcamın evinin altında bir yer vardı çuvalları oraya yığdık. Etrafı açıktı köylüler dediler ki.: “Ekim ayına kadar fâreler çuvalları deler, bunların hepsini yer. Bizim ambarlarımızı delip giriyor, yiyorlar!..”
“Benim buğdayımı yemezler!.” dedim. “Yahu Hoca, neyine güveniyorsun. Sen Ankara'ya gideceksin. Bunlar burada sürüyle geziyorlar. Kim koruyacak. Gelince çuvalları boşalmış bulacaksın!.” dediler. “Ben bu buğdayın zekâtını daha tarlada ayırdım verdim. İçinde haram kalmadı. Fâreler helâl mala yaklaşmaz!.” dedim (Münir Hocam doğru söyler). “Eh! Görürsün... Dört ay sonra, gelince konuşuruz!.” dediler.
Bizim Köyün halkı zekât deyince canlı hayvandan ve altın gümüş gibi servetten verilir biliyorlardı. Koyun, keçinin kırkta birini herkes veriyordu ama tarım ürünlerine zekât düştüğünü bilmiyorlardı. Münir Hoca ile tanışıncaya kadar bir çiftçi çocuğu olarak ben de bilmiyordum. Oysa kuru tarımda ürünün onda biri, sulu tarımda yirmide biri zekât olarak verilmeliymiş. Belki de köylünün ambarlarına fâreler bunun için giriyordu. Çünkü fâkirin hakkı olan zekât verilmezse o mal, sahibine haramdır. İslâm'da zekât çok mühim bir meseledir..

Image
MEVLİD-İ ŞERİF NASIL YAZILDI?
“Lâ nufferiku beyne ahadinminrusulih.”
Mâlum olduğu üzere Bakara Sûresinin 285.inci âyeti Amene’r-rasulü' nün bir parçasıdır. Bir gün Münir Derman Hocamız bu âyetin anlamı üzerinde konuştu. Meâl kitaplarında.: “Peygamberlerden hiçbiri arasında ayırım yapmayız.” diye tercüme edilmiştir. Bazılarında ise “fark yoktur.” diye açıklanır. Derman Hocamız peygamberlerin görevi görevlendirilişi bakımından görevinin verildiği yer olarak hepsinin ALLAH Katı’nda görevlendirildiği anlamda fark olmadığını açıkladılar. Tabii ki kişilikleri, vazifeleri arasında farklar olacaktır. Görevi veren Makam aynıdır.
Mevlid-i Şerif'in yazılışını teşvik eden bir olay okumuştum. Bu açıklamadan sonra onu hatırladım. Mevlidin yazarı Süleyman Çelebi miladî 1400 yılı başlarında Bursa Ulu Câmi'de imamdır.
Bursa'ya Arabîstan'dan misâfir olarak âlim bir zat gelir, Namazdan sonra vaaz verir. Vaazda “Amenerrasulü”deki âyetin anlamını açıklar ve şerh eder. Der ki.: “Peygamberlerin hepsi birbirine eşittir. Aralarında hiçbir fark yoktur. Birbirlerinden üstünlükleri yoktur.”
Süleyman Çelebi, Hazreti Muhammed aleyhisselâm âşığı bir din adamıdır. Bu açıklamayı içine sindiremez ve hemen orada bir Beyit kaleme alır.:
“Gerçi kim onlar dahi efdâldürür,
Lik Ahmed efdâl ü ekmeldürür.”

O hızla Mevlid-i Şerif'i yazmaya başlar. Büyük bir aşkla 770 Beyit, 1540 mısradan oluşan Mevlid-i Şerif'i yazar. “Vesiletü'n Necât” adını verdiği eserini 1409 yılında tamamlar. Peygamber Aşkını mısra mısra işlemiştir eserine. O aşk 600 yılı aşan bir süredir hiç sönmemiş, artarak devam etmiştir. ALLAH celle celâlihu o'ndan razı olsun!.
User avatar
ahmet
Aktif Üye
Aktif Üye
Posts: 131
Joined: 26 Feb 2007, 02:00

Re: PROF. DR. MÜNİR DERMAN'dan ANILAR..

Post by ahmet »

Image

MÜNİR DERMAN Hz.'nin BİLDİĞİ YABANCI DİLLER.:

Bazı kitaplarda “Dört dili ana dili gibi konuşurdu.” diye yazmışlar. Kesinlikle yanlış. Arapçayı, Araplardan iyi bildiğini, Kur'ÂN'ın 11 cilt Ledunnî Tefsiri’ni yaptığını biliyoruz. Otel resepsiyonunda bir Fransız mühendisle konuşurken söylediği Fransızca deyimi Fransız mühendisin anlayamadığına, deyimi ona açıkladığına ben şâhid oldum. Almanya'da 15 yıl üniversitede hoca olarak görev yaptı. Otele gelen yabancılardan konuşamadığı kimseye rastlamadık. İranlılarla, Ruslarla, Japonlarla rahat konuşuyordu. Kaç dil bildiğini kendisine hiç sormadık ama gelen giden yabancılarla yaptığı konuşmalardan 12 dile kadar tespit ettik. Sorulmazdı... Sormazdık!.. İstemediği soruları manevî otoritesi ile engellerdi. Niyetlenir, karşısına çıkınca unuturduk ama otel salonunda beraber çok vakit geçirdiğimiz için yabancılarla konuştuğunu görüyorduk. Süryâniceye varıncaya kadar bilmediği lisana rastlamadık. Bütün bunlar öğrenmekle elde edilebilecek şeyler değildi. Hayvanlarla konuşma hikmeti verildiği gibi, bütün dünya dillerini konuşma yetkisinin de kendisine manevîyattan verildiğini düşünüyorduk..

Image

DERMAN HOCA'nın YEDİKLERİ, YEMEDİKLERİ.:
Münir Derman Hazretleri'ni tanıyanlar bilir. O, çok az yerdi. Özellikle Keçiören Sanatoryum Hastanesi'nde kaldığı yıllarda ziyâretine akşam geç saatlerde giderdim. Kibrit kutusu kadar bir ekmeğin üzerine acı hardal sürüp yediğini ardından suyunu içip oruca niyetlendiğini çok gördüm. Bazen de yine kibrit kutusu kadar ekmeğin üzerine ince kıyılmış acı biber turşusu koyar, orucunu açar, tekrar niyetlenirdi. Maydanozu çok severdi. Bazen bir bağ maydanoz götürürdüm. Onu çiçek gibi bir bardak suya koyup buzdolabına kaldırırdı. “Bu bana en az bir hafta yeter.” derdi. “Vücudun günlük ihtiyacı olan mineraller miligram cinsindendir. Vücud onları iki tel maydanozdan alır, fazlası atılır. Tuvalet doldurmaya yarar. Bütün yiyecekler böyledir. Vücud ihtiyacı kadarını alır, fazlası atılır.” derdi.
Asma yaprağından yapılan yaprak sarmayı severdi. Eşim bazen bir miktar götürürdü. Bu bana, bir dağın başında olsam bir ay yeter derdi. Günde bir tane yermiş..
Namaz abdestsiz hazırlanan yemeği yemezmiş. Ziyâretine gelen bazı kadınlar yemek getirirlermiş. Tam düzgün abdest olmadan hazırlanmışsa O bilir, yemezmiş. Otel çalışanlarına gönderirmiş. Eşi Cahide Hanım, eşime söylemiş.: “Boşuna getiriyorlar!.” demiş. Abdestsiz kesilen eti de bilir yemezdi. Nasıl bildiği O'nun sırrı... Onun bünyesi öyle yoğrulmuş. Annesi, çocukken onlara abdestsiz süt emzirmemiş. Abdeste çok önem verirdi. Abdestsiz yemeyin, içmeyin, konuşmayın derdi. Kitaplarında da bunlar var..
Meyve yemezdi. Nadiren ince bir dilim elma yediği olurmuş o da kırmamak için. Ona uzun yıllar hizmet eden polis Hüseyin Ayırgan (merhum) sormuş.: “Oğlum! Tam olgunlaşmadan koparıyorlar, zikrini tamamlamadan...” demiş.
Limonu severdi. “Limon asittir fakat bünyeye girdiği zaman alkalen (baz) özelliği gösterir. Kanın asitliğini dengeler.” diyordu. Ben bu sözden hareketle limonu kramplarımda kullanmayı denedim. Kramp laktik asit birikmesi olduğuna göre limonun onu nötrleştirmesi gerektiğini düşündüm. Her kramp olayında bol limon suyu içtim. Çok iyi geldi. Hâlâ ihtiyaç oldukça kullanırım.
Suyu çok soğuk içerdi. Buzluktan yarı donmuş olanı daha çok severdi. “Rahmet soğuktadır.” derdi.
Kahve içmezdi. Sanırım 16. yüzyılda İstanbul'a bir gemi dolusu kahve gelmiş. Zamanın şeyhülislâmı içilmez fetvâsı vermiş. Kahveler denize dökülmüş. ”Haram mı?. Hayır!.” Diyordu.: “Ama fetvâ orada duruyor!.”
Bilmiyorum bu fetvâya hürmeten mi kahve içmezdi. O sadece bu olayı anlatmıştı. Kendisinin niçin kahve içmediği konusu geçmedi. Soğan, sarımsak yemezdi. Bir gün bize.: “Siz yiyebilirsiniz şifâlıdır.” demişti. Kendisinin niçin yemediğini açıklamadı..

Image

MOLLA FENARî HZ.'nin RÜYASI.:
Münir Derman Hoca anlatmıştı. Dört cilt Fatiha tefsiri yapan Molla Fenarî Hz. (Yıldırım Beyazıt dönemi şeyhülislâmı)'nin 80 yaşında gözleri kapanmış. Bir gece rüyasında Resûlullah Efendimizi görmüş.: “Yâ Fenari benim için de Tâ-Hâ Sûresini tefsir et!.” demiş. “Gözlerim görmüyor ya Resûlullah!.” demiş. Resûlullah iki gözünün üzerine pamuk koymuş. Uyandığı zaman pamuklar gözlerinin üzerindeymiş. Pamukları kaldırmış ve gözleri açılmış. Rüyasında Resûlullah Efendimiz'in hay olarak geldiği anlaşılıyor..
Post Reply

Return to “Münir Derman (k.s) Kimdir?”