PROF. DR. MÜNİR DERMAN'dan ANILAR..

Cevapla
Kullanıcı avatarı
ahmet
Aktif Üye
Aktif Üye
Mesajlar: 109
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

PROF. DR. MÜNİR DERMAN'dan ANILAR..

Mesaj gönderen ahmet »

Resim

PROF. DR. MÜNİR DERMAN'dan
ANILAR, KERÂMETLER, HAYATI'ndan KESİTLER.:

HÜSEYİN KANYILMAZ



İÇİNDEKİLER.:

NEDEN YAZDIM.:

I. BÖLÜM.:

BAKRAÇLI AMA HAFIZ'dan MÜNİR DERMAN HAZRETLERİ'ne
YURDANUR HANIM.
İLK TANIŞMA.
TESÂDÜF YOKTUR.
BİR AİLE GİBİ OLMUŞTUK.
ABDESTSİZ ZİYARETÇİ.
ABDESTSİZ HAZIRLANAN YEMEĞİ YEMEZDİ.
ABDESTİN LEDÜNNî MANASI.
YALAN VE KIZILDERİLİLER.
TAYY-ı MEKÂN NEDİR.
TAYY-ı MEKÂN HALİNE ŞÂHİD OLDUM.
MESUDE HANIM ÖRNEĞİ.
İNANILMAZ TAYY-ı MEKÂN OLAYLARI: ŞAZİYE ANNE.
MERKEZ EFENDİ'NİN MANEVİ TELEFONU.
ATATÜRK'ün SINAV SORUSU.
HAZRETİ ÖMER'İN NİL NEHRİNE MEKTUBU.
NECİP FAZIL'ın GIYABINDA BİR DAMLA GÖZYAŞI.
MİLLİ EĞİTİM BAKANI HASAN ALİ YÜCEL İLE.
HAVA KİRLİLİĞİ VE SAD SÛRESİ 36. ÂYET.
RUS SAVAŞ GEMİSİNDEN TRABZON'a BOMBARDIMAN.
HAÇKALI HOCA'dan TAYY-ı MEKAN.
EPİLEPSİYE UZAKTAN TEŞHİS VE TEDAVİ.
İSTESEK ONU YAKARIZ.
ESKİŞEHİR'de Büyücü TATAR HOCA.
KÂiNÂTIN SIRRI ONDA.
MANSUR EFENDİ'den MEKTUP.: "ONU GÖREN ONA YAKLAŞAMAZ."
MEVLÂNÂ TÜRBESİ'NDE.
TARİKAT FAALİYETİ İCRA ETMEZDİ.
KUR'ÂN-ı KERİM VE ONBİR CİLTLİK LEDÜNNî TEFSİRİ.
CELÂLLENİNCE SESİNİ FISILTIYA ÇEVİRİRDİ.
NEDEN "SIRLAR" DEMİŞ.?
HERŞEY ALLAH'da HAZIR ve NAZIRDIR.
BUDA, PİSAGOR ve VAHİY.
KURŞUNDAN KORUYAN MUSKA.
BÖCEKLERE EMİR.
BÜYÜ ÇÖZME.
HAYVANLARLA KONUŞURDU. (HAZRETİ SÜLEYMAN HİKMETİ).
FARE HELÂL MALA DOKUNMAZ. (TECRÜBE EDİLMİŞTİR.)
MEVLİD-i ŞERİF NASIL YAZILDI?.
MÜNİR DERMAN HAZRETLERİ'nin BİLDİĞİ YABANCI DİLLER.
DERMAN HOCA'nın YEDİKLERİ, YEMEDİKLERİ.
MOLLA FENARİ HAZRETLERİ'nin RÜYÂSI.
ÇAR NİKOLA ve ŞEYH ŞAMİL.
TEŞEKKÜRÜN GERÇEK MÂNÂSI.
AKVARYUMDA BALIK, SAKSIDA ÇİÇEK.
OLTA İLE BALIK TUTMAK DOĞRU DEĞİLDİR. (HİLENİN, ALDATMANIN HER ÇEŞİDİNE KARŞIYDI)
ÜRPERTEN BİR ANI: SON NEFESTE İMAN.
SAĞ ELİNİN AVUÇİÇİ PROJEKTÖR ve AYNA GİBİYDİ.
İHLÂS... İLLE İHLÂS.
YENİ DOĞAN BEBEĞİN SONU ATILMASIN.
PROF. DR. DERMAN HZ'nin SAĞLIK İÇiN TAVSİYELERİ.
EşRARENGİZ Bill HASTALIĞIN ESRARENGİZ TEDAVİSİ.
TELEFONLA TEDAVİ.
NAR KABUĞU.
İNCİ MERCAN.
HASTALARA OKUMANIN ETKİSİ.
SES KASEDİNDEN SESLENİŞ.
SİVRİHİSAR'da KIBLE DÜZELTME.
İZNi OLMADAN ÇEKİLEN FİLM ve FOTOĞRAFLAR ÇIKMAZ, YANARDI.

II. BÖLÜM.:

HAYATINDAN KESİTLER.
ÖZ GEÇMİŞİ.
HALVET.
OKUDUĞU OKULLAR.
ESRARENGİZ ZİYARETÇİLER.
FRANSA DöNüşü.
ARABİSTAN DöNüşü.
ŞARK HİZMETİ.
BOZÜYÜK'te HÜKÜMET TABİPLİĞİ.
ESKİŞEHİR'de 22 YIL.
KORE SAVAŞINDA.
ALMANYA'da 15 YIL.
HANECİOĞLU OTELİ'nde.
KEÇİÖREN SANATORYUM'unda.
ODASI EĞİTİM SINIFI GİBİYDİ.
1989 SONBAHAR.: "BIRAKIN ARTIK GİDEYİM!."
VEFÂTI..
KABRİ.
GAVS MAKAMI.
KIRKLAR MECLİSİ.
ŞECERESİ ve ÂİLESİ..
KİTAPLARINI NASIL YAZARDI?
MEKTUPLARI.
TASAVVUF HAKKINDA.
TARİKATLAR HAKKINDA.
YAKIN DOSTLARI.
KADINLAR HAKKINDA.
NASİHATLARI ve TAVSİYELERİ.
SAHTE HALİFELER..

SONUÇ.:
FOTOĞRAFLAR.
ÂHiR KELÂM FASLI..
Kullanıcı avatarı
ahmet
Aktif Üye
Aktif Üye
Mesajlar: 109
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: PROF. DR. MÜNİR DERMAN'dan ANILAR..

Mesaj gönderen ahmet »

Resim

NEDEN YAZDIM.:
Münir Derman Hz. ile 1978 yılında tanıştık. Vefât ettiği 1989 yılına kadar on bir yıl çok sık görüştük ve sohbetlerinde bulunduk. Sohbetleri öyle bir mutluluk ve haz veriyordu ki söylediklerini yazmak aklımızdan geçmezdi.
Vefâtından iki yıl sonra eşim rüyâsında görmüş.: "Hüşeyin beyaz bir defter alsın ve benden öğrendiklerini yazsın.” demiş. Güzel, ciltli bir defter aldım. Üzerine etiketini de yapıştırdım. Ama bir türlü başlayamadım.
Dost toplantılarında illa Derman Hoca'dan bir anı anlatmamı istiyorlardı. Aklıma gelen bir anıyı anlatıyordum. Çok etkileniyorlardı. "Bunları neden yazmıyorsun? Yaz da hepsini okuyalım” diyorlardı.
Üniversiteli öğrenciler, tez hazırlayanlar, kitap yazmak isteyenler geliyor, bilgi istiyorlardı. Elimde yazılı bir şey olmayınca nasıl yardımcı olabilirdim?
Sonunda, vefâtından 25 yıl sonra, 2O14 yılında hatırlayabildiğim kadar anıyı kaleme almaya karar verdim. Böylece hem eşime rüyâsında söylenen sözü yerine getirmiş olacak, hem de Derman Hoca hakkında bilgi isteyenlere bu notları çoğaltıp çoğaltıp verecektim.
Dostumuz merhum Ahmet Kılıçarslan "Evliyaullah'tan Dr. Münir Derman'ın Hayatı ve Mektupları” adlı, çok kıymetli bir kitap yazmıştı. Bizim böyle bir iddiamız yok. Biz sadece bize ait olan kişisel anılarımızdan bir kısmını kaleme aldık. Derman Hoca'mızın anısına ve onu sevenlere bir hizmetimiz dokunursa kendimizi mutlu sayacağız..

Hüseyin Kanyılmaz..
Ankara 2O14..
Kullanıcı avatarı
ahmet
Aktif Üye
Aktif Üye
Mesajlar: 109
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: PROF. DR. MÜNİR DERMAN'dan ANILAR..

Mesaj gönderen ahmet »

Resim
kaddesallahu sırrahu..

I. BÖLÜM..

BAKRAÇ'Lı Â’MÂ HAFIZ'dan =>MÜNİR DERMAN HAZRETLERİ'ne...

Yıl 1975. TRT Ankara TV'de “Saz ile Söz ile” adıyla 6 bölümlük bir program hazırlıyordum. İLk Bölüm Maraş İli Halk Ozanlarız Program araştırmasına Elbistan'dan başladım. Yörenin tanınmış halk ozanlarını soruyordum. "Bakraç Köyünde bir Â'mâ Hafız var: İrticâlen şiir söyler!." dediler.
Bakraç Köyü yakınmış. Afşin'e 10 km. mesafede. Hafızın evini buldum. 70 yaşın üzerindeydi. Gözleri görmüyordu. Gerçekten kafiyeli, dörtlükler halinde, şiirle konuşuyordu. Bana şiirle “hoş geldin” dedi. Dörtlükler ağzından su gibi akıyordu. Konuşmaya, niyetimi söylemeye fırsat bulamıyordum. Birden fark ettim ki söylediği şiirler konu ile ilgiliydi. Ben sormadan soracağım sorulara cevap veriyordu. Çok şaşırmıştım. Bu ne tesâdüf diye düşünürken, tesâdüf diye bir şey olmadığı anlamında sözler dökülüyordu ağzından. İçimden sınamayı düşündüm. Tahmin edilmesi mümkün olmayan konularda sorular kurguladım. Eksiksiz cevaplar geliyordu. Ne söyleyeceğimi şaşırmıştım, Gerçi tasavvuf literatürümüz Evliyâ Kerâmetleri ile doluydu. Amma, biz onları hoş, tatlı menkıbeler olarak okurduk.
TV program çekimi için söz alıp kalktığım sırada.: “Dur sana bir duâ vereyim, otobüse binerken korkmazsın!.” dedi.
Yâ sabır!. Otobüs, uçak gibi araçlarla yolculuktan biraz korkuyordum. Ama bunu kimseye söylenmemiştim. Duâyı almadan çıktım. Ankara'ya döndüğümde Âmâ Hafız’ın etkisi halâ devam ediyordu. Bir türlü aklımdan çıkaramıyordum. Bir iş için apartman komşumuz Yurdanur Hanım’ın evine gittim..

YURDANUR HANIM.:
Yurdanur Şendir Danıştay'da yüksek hâkimdi. İlk fırsatta söze girdim ve Bakraç Köyünde yaşadığım inanılmaz olayı anlattım. “Nasıl olur?” diyordum. “Böyle bir şey olabilir mi?” Yurdanur Hanım dedi ki.: “O da bir şey mi, daha neler var neler... Dr. Münir Derman Hazretleri'ni görsen, tanısan...”
Dr. Münir Derman Hazretleri'nin kerâmetlerini uzun uzun anlattı Yurdanur Hanım. Eskişehir Devlet Hastanesi'nde yaptığı ameliyatları, doğuştan âmâ (kör) bir gencin gözlerini kerâmeten nasıl açtığını, bacağını hızara kaptıran bir işçinin kopan bacağını iki gün sonra nasıl yerine taktığını, yine bir lise öğrencisinin otobüsün altında parçalanan bacağını nasıl yerine diktiğini... Tıbben imkânsız görünen bu ameliyatları kerâmeten gerçekleştirdiğinin apaçık olduğunu ve daha nice kerâmetlerini anlattı. Artık yadırgamıyordum. Afşin'li Hafız buzları eritmişti. Demek kerâmet ehli ve kerâmetler sadece kitaplarda değilmiş. İnsanın karşısına capcanlı çıkabiliyormuş.

Sıra Operatör Dr. Münir Derman Hazretleri ile tanışmaya gelmişti. Ankara'da değilmiş. Almanya'daymış. Yurdanur Hanım, Ankara'ya geldiğinde bizi tanıştırmaya söz verdi. Bu arada Almanya'dan gönderdiği mektuplarından söz ediyordu. Yurdanur Hanım Derman âilesinden biri gibiydi. Eşinin çok yakın dostuydu. Kızı ve torunlarının öz teyzeleri gibi yakındı. Münir Derman Hoca bâzen Almanya'ya yalnız gidiyormuş. Eşi Ankara'da kaldığı zaman, bir ilacını içmeyi unutsa Hoca’nın sesini duyarmış.: “Cahide ilacını iç!.” ya da.: “Ateşte yemeği unuttun. Dikkat et yanmasın!.” gibi... Cahide Hanım.: “Yapma Münir korkuyorum!.” dermiş.
Üç yıl kadar bir süre Münir Derman Hazretleri ile tanışamadık. Haberlerini Yurdanur Hanım
dan aldık. Nice kerâmetlerini dinledik..

İLK TANIŞMA.:
Yıl 1978 idi (Tanışmamızın 41. yılı) Yurdanur Hanım kapıyı çaldı.: “Münir Hocam gelmiş hadi gidiyoruz!.” dedi.
Münir Derman Hoca Ulucanlar 'da Hanecioğlu Oteli'nde kalıyordu. Evi yoktu. Otelde bir süit dâire ayırtmış, Almanya'da olduğu zamanlarda da o dâire kapalı kalıyormuş.
Merhum Ahmet Kılıçarslan, “Dr. Münir Derman'ın Hayatı ve Mektupları.” kitabında Münir Hocanın 22 yıl çalıştığı Eskişehir Devlet Hastanesi'nde 120 bin kayıtlı ameliyatı bulunduğunu yazıyor. Almanya'da yaptığı ameliyatların sayısını bilen yok..
(40 bin ameliyatla ünlü kalp cerrahı M. De Bakey'i Guinness Rekorlar kitabına alanlara duyurulur.)

Demek istiyoruz ki, bir evi ve bir tek dikili ağacı yoktu. Hastalardan para almıyormuş. Para karşılığı ameliyat ve tedavi yapmazmış.: “Aldığım maaş bana yeter!” diyormuş.
Yurdanur Hanım’ın ile beraber Hanecioğlu Oteli'nin birinci katındaki büyük salona çıktık. Derman Hoca bir masada 5-6 kişi ile sohbet ediyordu. Biz boş bir masaya oturduk. Yurdanur Hanım.: “Hoca misâfirlerini yolcu edince buraya gelir.” demişti. Öyle de oldu. Münir Hoca misâfirlerini merdiven başına kadar geçirdi, uğurladı.: “Bunu herkes için yapıyormuş. Çok çok ince bir insan.” diyordu Yurdanur Hanım.: “Bir nezâket timsalidir O!.”

Dönüşte masamıza geldi, Hâl hatırdan sonra sohbete başladı. Yıllardan beri aklıma takılan bir konu vardı. Kimse ile konuşup tartışmadığım, kendi kendime sorduğum ve cevabını bulamadığım bir soru.: “Dünyada bu kadar zulüm var, işkence var. ALLAH bunlara nasıl izin veriyor?” diyordum. O anda aklımda öyle bir soru yoktu. O benim takıntımdı. Münir Hoca tam da bu konu ile söze başladı.: “Bazıları derler ki.: "ALLAH dünyadaki kötülüklere, zulme nasıl izin veriyor?”
ALLAH, dünyaya bir pencereden bakmaz. Kâinat Penceresinden bakar. Meselâ bir kurt ceylanı parçalarsa, bu ceylan için bir felâket olur. Canı gider yavruları yetim kalır. Bu ceylanın penceresinden böyledir. Oysa kurdun penceresinden bu bambaşka görünür. Onun için büyük bir şölendir. Yavrularına bir ziyafettir. Büyük mutluluk ve sevinçtir. Kâinat penceresinden bakılınca tam bir denge kurulmuştur. Bir tarafın felâketi ve üzüntüsü, diğer tarafta neşe ve mutluluğa dönüşmüştür..”
Kullanıcı avatarı
ahmet
Aktif Üye
Aktif Üye
Mesajlar: 109
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: PROF. DR. MÜNİR DERMAN'dan ANILAR..

Mesaj gönderen ahmet »

Resim

TESÂDÜF YOKTUR.:
O gün konuşulan diğer konuları hatırlamıyorum. Bu konuşma beni çok etkilemişti. Benim düşünce dünyamdaki bu takıntı ile söze başlaması tesâdüf olabilir miydi? Tesâdüf deyince aklıma geldi. Münir Hoca zaman zaman söylerdi.: “Tesâdüf diye bir şey yoktur. O kelime sadece lügatlerde vardın Gerçekte ise Tertib-i İlahî vardır. Tesâdüf denen her şey Tertib-i İlahî, Takdir-i İlahî'dir."

BİR ÂİLE GİBİ OLMUŞTUK.:
Ziyârtlerimiz oldukça sık devam etti, Çoğu zaman Yurdanur Hanım ile beraber gidiyorduk. İki gün gitmesek Üçüncü gün Yurdanur Hanım.: “gidelim!:” diyordu. O, âileden biri gibiydi. Biz de zamanla öyle olduk. Hocanın sohbetlerinin tiryakisi olmuştuk. Eşim ile Yurdanur Hanım ve Hocamın eşi Cahide Hanım çoğu zaman salonun başka bir köşesine çekilir, aralarında sohbet ederler, ben de Hocamın masasında onunla baş başa kalırdım. Bâzen birkaç ziyâretçi gelir, masada 3-5 kişi olurduk. Münir Hoca etrafına fazla insan toplamazdı. Ona pek yaklaşamazlardı.
Kimseyi kovmazdı ama abdestsiz ona yaklaşılamazdı. Anlaşılmaz bir şekilde daha gelmeden engellenir, karşısına çıkamazlardı. Böyle birkaç olaya tanık olduk..

ABDESTSİZ ZİYÂRETÇİ.:
Yurdanur Hanım anlatmıştı. Bir arkadaşı ile ziyârete gitmişler. Yalnız kaldıklarında Hoca ona söylenmiş.: “Biliyorsun ben abdestsiz ziyâretçi kabul etmiyorum. Niçin o abdestsiz arkadaşınla geldin?.” demiş Hoca. “Hocam ben ona söylemiştim. Abdest aldım.” demişti. “Hayır, o abdestsizdi.” demiş Hoca...
Yurdanur Hanım’ın dikkatini çekmiş. Arkadaşının saçları hiç bozulmuyormuş. “Saçların hiç bozulmuyor. Sen her gün kuaföre mi gidiyorsun? Abdest alırken saçların bozulmuyor mu?” demiş. Arkadaşı.: “Naylon bone takıyorum saçım bozulmasın diye.” Demiş. O zaman arkadaşının abdestinin sahih olmadığını anlamış..
Kullanıcı avatarı
ahmet
Aktif Üye
Aktif Üye
Mesajlar: 109
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: PROF. DR. MÜNİR DERMAN'dan ANILAR..

Mesaj gönderen ahmet »

Resim

TESÂDÜF YOKTUR.:
Münir Derman Hoca çok farklı özelliklere sahip bir İnsÂNdı. Abdestsiz hazırlanan yemeği, abdestsiz kesilen hayvanın etini yemezdi, Eşim bunu bildiği için titizlikle abdestini alır ve ona götüreceği yemeği öyle hazırlardı. Yaprak sarmasını pek severdi. Ama bir veya en çok iki tane yer, buzdolabına kaldırırdı. Onu, birer ikişer günlerce yer bitiremezmiş..
Cahide Hanım (eşi) eşime söylemiş.: “Bazıları yemek getiriyor ama senin yemeğinden başkasını yemiyor, otel çalışanlarına gönderiyor.”
Abdestsiz hazırlananı bilirdi. Nasıl bildiği de onun sırrı. Bir gün yemeğe dâvet etmiştik. Çok az yerdi. Biraz biftek aldı ve kalktı. Lavaboda onu çıkarmış. Eşim bunu fark etmiş. O da eşimin fark ettiğini anlamış.: “Kızım üzülme, senin bir kabahatin, kusurun yok. Hayvanı kesen kasap abdestsizmiş!.” demiş. ALLAH sırrını takdis etsin. Annesi ona abdestsiz süt vermemiş. Annesi de devamlı abdestli bulunurmuş.
Kitaplarında da sık sık tekrarlar.: “Abdestsiz yemeğin, içmeyin, konuşmayın...”
Mürşidi Ömer İnan Efendi de öyle yaparmış. Bir gün kırda bir grup yürüyorlarmış. Ömer İnan Efendi durmuş ve toprakla teyemmüm etmiş. “Hocam!” demişler, “50 metre ileride bir çeşme var. Orada abdestinizi tazeleyebilirsiniz." Omer İnan Efendi.: "Oraya kadar yaşayacağımı nereden bileyim. Ölürsem ALLAHin huzuruna abdestsiz mi çıkayım!." demiş.

ABDESTİN LEDÜNNÎ MÂNÂSI.:
Bir akşam televizyon seyrediyordum. Dini-Ahlâk programı yayınlanıyordu. Programda abdest konusu geçti. Meâlen söylüyorum: Arabistan çok tozlu bir ülke inmiş. Burada İnsÂNlar çok kirleniyormuş. Temizlik için abdest emredilmiş vs... vs... Ertesi gün dâireye gittiğimde programın sorumlusu ile karşılaştım.: "Akşam ki programda böyle bir konuşma geçti sen o metni görmedin mi?.” dedim. “Gördüm” dedi. “Abdest temizlik için mi emredildi?.” dedim. “Ya ne için?” dedi. “Peki, kutuplar kar altında, orada toz yok. Abdest almayacak mıyız? Ya da sen biraz önce abdest aldın ve tutamadın yellendin. Neren tozlandı? Neren kirlendi? Niçin yeniden abdest alıyorsun?” dedim. Program yapımcısı hiç bir şey söyleyemedi. Gitti. Hanecioğlu Oteli'ne gidip Münir Hoca ile görüştüğümde konuyu anlattım. “Program sorumlusu bir şey söylemedi.” dedim. Münir Hoca.: “Onlar bilmez oğlum, söyleyemez. Abdest temizlik değil, abdest akittir. ALLAHa söz vermedir. Temiz olmayan zaten abdest alamaz. Abdest ellerimizle yüzümüzdeki uzuvlarla (ağız, dil, göz), dimağımızla, kulaklarımız ve ayaklarımızla ALLAH'ın emirlerine aykırı bir iş yapmayacağımıza söz vermektir. Su bu sözleşmede şâhiddir. “Ve cealnaminel mai külli şey-in Hay” âyetinde ALLAH.: "Her şeyi “SU”dan halk ettik” diyor. İşte her şeyin halk edildiği suyu şâhid göstermiş oluyoruz. SU bulamadığımız yerde teyemmümün mânâsı da budur. O zaman da toprağı şâhid tutuyoruz. Tabii ki bu sözü unutmayalım, sık sık tekrarlayalım diye abdesti bozan şeyler konmuş. Bunun mânâsını bilen kişi abdestli iken hiçbir kötülüğe tevessül edemez. Dâima abdestli gezen kişi ALLAH’a verdiği sözün sorumluluğunu hiç aklından çıkarmaz!.” dedi..


أَوَلَمْ يَرَ الَّذِينَ كَفَرُوا أَنَّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ كَانَتَا رَتْقًا فَفَتَقْنَاهُمَا وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَاء كُلَّ شَيْءٍ حَيٍّ أَفَلَا يُؤْمِنُونَ
Resim---“E ve lem yerellezîne keferû enne’s- semâvâti ve’l- arda kânetâ retkan fe fetaknâhuma, ve cealnâ mine’l- mâi kulle şey’in hayy (hayyin), e fe lâ yu’minûn (yu’minûne).: İnkâr edenler (kâfirler), semâların ve arzın bitişik olduğunu görmediler mi? Sonra BİZ, o ikisini (birbirinden) ayırdık. Ve her canlı şeyi “SU”dan yarattık. Hâlâ inanmazlar mı?” (Enbiyâ 21/30)
Kullanıcı avatarı
ahmet
Aktif Üye
Aktif Üye
Mesajlar: 109
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: PROF. DR. MÜNİR DERMAN'dan ANILAR..

Mesaj gönderen ahmet »

YALAN ve KIZILDERİLİLER.:
“Yalan çok mühim bir meseledir. Yalanın tövbesi yoktur. Küfürdür. Dinden çıkmaktır. Yalanın her türlüsü ALLAH'ı inkârdır. Şah damarınızdan yakınım diyor. ALLAH her şeyi bilendir. Yalana cüret eden işte bu gerçeği inkâr etmiş oluyor. Yalan içkiden, kumardan, zinâdan daha kötü bir şeydir. Bunların tövbesi var ama yalanın tövbesi yoktur.” diyordu Derman Hoca...
Kızılderilileri çok severdi. Bir gün dedi ki.: “Kızılderililer yalan söylemez, isteseler de söyleyemezler. Onların kanında bir madde eksik. Onun için yalan söyleyemezler, (Bir kimyasal madde. Hoca o maddenin adını söylemişti ama yazmamıştım, unuttum.)”
M. Derman Hoca'nın yakınında bulunmak, onu dinlemek öyle bir haz veriyordu ki, adeta İnsÂNı sarhoş ediyordu. Not almayı aklımdan bile geçiremiyordum. Şimdi çok pişmanım. Neleri kaybettiğimi O aramızdan ayrıldıktan sonra fark ettim..

Eski Türklerde de yalan yoktu. Dede Korkut Hikâyelerinde bunu görüyoruz. Nadiren bir yalancı çıksa cezâsı ölümdü. Herhalde bugün artık kanımız karıştı, o madde bize de bulaştı (Bu da benim yorumum olsun). Kızılderililer de artık melezleşti. Belki onların da kanı karışmıştır.
Biliyoruz ki Kızılderililerin de soyu Türk'dür. 10-15 bin sene önce Sibirya'dan Bering Boğazını geçerek Alaska'ya çıkmış, oradan Amerika'ya yayılmışlar. Bering Boğazı'nın genişliği 50 km kadardır. Çukçi Yarımadası'ndan (Asya) bakıldığında Alaska (Amerika) görülür. Tam da Kuzey Kutup dairesinde bulunan boğazın suları öyle donar ki, kervanlar rahatlıkla geçer.
Bu konuyu merak edenler Reha Oğuz Türkkan'ın “Kizılderililer ve Türkler” kitabını okuyabilirler. Orada Reha Oğuz Bey, Kızılderililerin Türk soylu olduğunu çok açık delillerle ispat ediyor. Kızılderililer de artık okuyor, bunları biliyor Teksas'da iş kuran bir dostum anlatmıştı, yanında çalışan bir Kızılderili.: “Men Türkem, men Türkem.” diyormus. Kendisi de Kızılderili dilinde yüzden fazla Türkçe kökenli kelime tespit etmiş..
Kullanıcı avatarı
ahmet
Aktif Üye
Aktif Üye
Mesajlar: 109
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: PROF. DR. MÜNİR DERMAN'dan ANILAR..

Mesaj gönderen ahmet »

Resim

TAYy-ı MEKÂN NEDİR?..

M. Derman Hazretleri'ni ziyâret için Hanecioğlu Oteli'ne gitmiştim. Salonda bir masada oturuyordu. Önünde daktilo ile yazılmış on sayfalık bir metin vardı. Almanya'dan bir Türk, M. Derman Hoca'ya mektup yazmış.: “Siz "Tayy-ı Mekân" yapmayı biliyormuşsunuz. Bana da öğretin.” mealinde bir mektup. Münir Hoca üşenmemiş, ona on sayfalık bir yazı ile cevap yazmış. Adamın adresini verdi. Bunu ona gönder dedi. İstersen önce oku. Yazıyı okudum. Gönderilecek kişi ile ilgili tek kelime yok. Yazı mükemmel bilimsel üslupta bir makaleydi. Sonuna kendi el yazısı ile birkaç cümlelik bir paragraf eklemişti. Özeldir diye edeben o paragrafı okumadım.
“Hocam, göndermeden önce bunun fotokopisini alabilir miyim?” dedim. İzin verdi. Fotokopiyi alırken de el yazılı paragrafı kapattım. Orada ne yazmıştı bilmiyorum..
Tayy-l Mekân konusunda böyle bir yazı belki hiç yazılmamıştı. Televizyon kanallarında yayınlanan dini programlarda bir, iki yerde rastlamıştım. Tayy-ı Mekânı ışınlanma olarak tanımlıyorlardı. Bir büyük Velî’nin kendi kendisini ışınlayarak başka yere göndermesi gibi. Oysa Derman Hoca'nın yazısına göre Tayy-ı Mekân ışınlanma değildi. Işık hızı, elektrik hızı, elektro manyetik dalgaların (radyo, Tv, telsiz) hızı saniyede 300.000 km. Oysa Tayy-ı Mekân saniyede “300.000 + delta” gibi bir hızla yapılır diye formüle etmişti. Bu rakamlarla ifâde edilemeyecek bir hız. Rûh Hızı veya Düşünce Hızıydı. Işık, Kutup Yıldızı’ndan ancak 45 yılda gelir. Oysa düşündüğün ÂN oradasın veya RÛH’un oradadır. Binler, milyonlarca ışık yılı uzaklıktaki galaksilere bile, ruh hızıyla, düşünce hızıyla anında ulaşılır..

Yazıda Tayy-ı Mekân'ı kimler yapabilir, nasıl yapılır uzun uzun anlatılıyordu. Çok doyurucu bulmuştum. Hoşuma gitmişti. İnançlı arkadaşlarımla paylaşmak istiyordum. Dâirede oda arkadaşlarımdan biri çok dindârdı. Namaz vakitlerini kaçırmazdı. Dini konularda bilgiliydi. Fotokopiyi ona verdim. Okudu. Son derece rencide edici uygunsuz bir şey söyledi. Kırıldığımı belli etmedim ama çok kırılmış, üzülmüştüm. Bir daha herkese göstermedim. Sene 2014...yaklaşık 35 yıldır o yazıyı saklıyorum..
1997 yılında Hocamın vefâtından 8 yıl sonra “ALLAH Dostu Der Ki” serisinin 3., IV. ve V. ciltleri çıktı. ALLAH razı olsun. Notlarını saklayan yakın dostları bu ciltleri kitap dünyasına kazandırdı. III. cildin 114. sayfasına da “Tayy-ı Mekân Nedir?” yazısını koymuşlar. İnceledim. Baştan dokuz sayfa (122'ye kadar) bendeki, Almanya'ya gönderdiğim orijinal fotokopinin kelimesi kelimesine aynı. 123., 124. ve 125. sayfalar sonradan ilâve edilmiş. Belli ki Hocam yazıyı biraz daha genişletmiş. Tamamını okumak isteyenlere III. cildi bulmalarını öneririm..

TAYy-ı MEKÂN HALİNE ŞÂHİD OLDUM.:

M. Derman Hocam bir gün.: “İman dediğin abdest gibidir. Çok çabuk kaçabilir.” demişti. “Yalan söyleyince de iman gider ve ALLAH korusun geri gelmez.”
Yalandan çok korktuğum için Tayy-ı Mekân halini gördüm demiyorum. Şâhid oldum diyorum. Büyük Velîler kerâmetlerini şov yapar gibi göstermezler. Gizlerler. Ancak bazı olayları kafanızı çevirince fark eder, şâhid olabilirsiniz.. Öyle oldu..
Bir Pazar günü 2-3 yaşlarındaki kızımı Ayrancı'daki çocuk parkına götürmüştüm. Demir borulardan oluşan, çemberleri yükseldikçe daralan, koni biçiminde bir kuleye tırmanıyordu. Ayağı kaydı ve kafasını demir borulara çarpa çarpa düştü. Baygın halde eve getirdim. Daraldığımız zaman Münir Hoca'ya koşardık. Yine öyle oldu. Otelden çıkmış, nereye gider? Meşrutiyet Caddesi’nde küçücük bir dükkânı olan Muharrem Bey dostuydu. Oraya koştum. Sordum. “Gelmedi.” dedi. Dükkânın sokağa açılan küçük bir kapısı vardı. Başka kapı ve penceresi yoktu. Muharrem Bey tezgâhın arkasında yalnızdı. Tezgâhın önünde 3-4 müşterinin ayakta alışveriş yapabileceği çok dar bir alan vardı. İçeride kimse yoktu. Başımdan kaynar sular dökülüyordu. Nerede bulacaktım Hocayı? Çocuğun hali ne olacaktı? Kapıya çıktım. Sağa sola baktım. Sokağın öbür ucundan geliyor olabilir mi? Gelen yoktu. Bütün hücrelerim “imdad!.” çağırıyordu.
Muharrem Bey'e haber bırakayım dedim. Kafamı çevirdim Münir Hoca içerde bir tabure üzerinde oturuyordu. Ben kapının ortasındaydım. Beni iteklemeden kimse geçemezdi. Belli ki “Tayy-ı Mekân” ile gelmişti. O dar alanda tabure, sandalye de yoktu. Belli ki taburesiyle gelmişti. Tabii ki bunları sonradan düşünüyorum. O an bir şey düşünecek halde değildim.
Hemen elini öptüm, çocuğun halini anlattım. Hiçbir şey söylemedi. Sadece dudakları kıpırdamaya başladı. Görünüşte duâ ediyordu. Duâ hali epey uzun sürdü. Sonra, “Tamam oğlum, git.” dedi. Eve döndüğümde çocuk oynuyordu, Bir operatör doktor, bir cerrah, kafası demirIere çarpmış, baygın yatan bir çocuğa uzaktan.: “Tamam oğlunu git.” der mi? Daha sonra bütün bunları düşündükçe bir tahmin yürüttüm. O duâ eder görünüp beni orda oyalamış; Tayy-ı Mekân ile gidip manevî ameliyatını yapıp dönmüştü. Tabii ki buna inanmak kolay değil. Ama daha nice örnekler var..
Kullanıcı avatarı
ahmet
Aktif Üye
Aktif Üye
Mesajlar: 109
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: PROF. DR. MÜNİR DERMAN'dan ANILAR..

Mesaj gönderen ahmet »

Resim

MESUDE HANIM ÖRNEĞİ.:

Eşim anlattı. Bir nikâh dâveti için dostumuz Ekmel Bey'in evindeymişler. Salondaki camlı dolapta M. Derman Hoca'nın çerçevelî bir fotoğrafı varmış. Dâvetlilerden tanımadığı bir Hanım fotoğrafla ilgilenmiş.: “Kim bu? Nerede şimdi?” gibi sorular sormuş. "Dr. M. Derman Hoca, vefât etti." demişler. Hanım anlatmış.: “20 sene önce beni Almanya'da ameliyat eden doktor bu...” demiş. Kendisi Dikmen Semti’nde oturuyormuş. 20 yıl kadar önce karnında, rahim yakınlarında, şiddetli ağrı yapan bir hastalığa yakalanmış. Doktorlar sebebini bulamıyorlarmış. Bir gün yine ağrıları artmış. Kocası telefonla doktoruna ulaşmaya çalışıyormuş. O sırada yatak odasının yüklük tarafından bir kapı açılmış. İki sağlık görevlisi onu bir sedyeye yatırıp evden çıkarmışlar. “Seni ameliyat için Almanya'ya götürüyoruz!.” demişler. “Ben hazır değilim. Yakınlarımla vedâlaşmadan nasıl gelirim?” demiş. Birden yakınları etrafında toplanmış. Vedâlaşmışlar ve kendisini Almanya'da bir hastaneye götürmüşler. Oradaki doktor.: “Seni ameliyat edeceğim.” demiş. “Siz kimsiniz?” diye sorunca.: “Doktorum, adım Münir.” demiş. Ameliyatla karnından büyükçe bir parça ur çıkartmış. “İşte buydu seni hasta eden. Bir organın arkasında kaldığı ve rengi de rahimle aynı olduğu için doktorlar bunu görememiş.” demiş. Ameliyattan sonra tekrar evine bırakmışlar. Geldiğinde kocası telefonun başında halâ doktoruna ulaşmaya çalışıyormuş. Kocasına.: “Bırak arama, ben ameliyat oldum iyiyim.” demiş, Kocası önce inanmamış.: “Ne zaman? Nerede ameliyat oldun?.” Olanları anlatınca kocası bir türlü inanamıyormuş. Kapanmış ameliyat yarasını ve çıkan parçayı göstermiş. Bütün bunlar saniye veya dakikalar içinde oluyor. Belli ki Tayy-ı Mekân ile hasta götürülüp getirilmiş. Ameliyat normal değil mânevî bir ameliyattır.
Ondan sonraki zamanlarda, dost âileler arasında yapılan sohbet toplantılarına eşiyle birlikte Mesude Hanım da geldi. Tanıştık. Birkaç kez biz de onlara gittik. Sohbetlerde olayı duymamış olanların ısrarı üzerine tekrar anlattığı oldu. Aydın bir me’mur emeklisi olan kocası da tanık oluyor ve bu İnsÂN idrakinin sınırlarını çok çok aşan olaya artık o da inanıyordu. Zâten Mesude Hanım'ı tanıyanlar onun ne kadar ciddi, ne kadar doğru sözlü olduğunu bilirler..

ŞAZİYE ANNE ÖRNEĞİ.:

Başka Velîlerin Tayy-ı Mekân olaylarına da tanık oldum. Derman Hocam ile ilgili olmasa da Tayy-ı Mekân konusu geçmeden anlatmak istiyorum..
1993 yılı Ramazan ayındaydı. “Ramazan geldi, hoş geldi.” adıyla bir TV filmi çekiyorduk. Ekip ve sanatçılarla Hacı Bayram Câmii önüne gelmiştik. Epey uzaktan kısa boylu bir adam üzerime doğru geliyordu. Beni hedef aldığı belliydi. Üzerinde morumsu kızıl renkte bir elbise (ceket-pantolon) vardı. Başı açık saçları çok kısaydı.
Orta Asyalı tipi vardı. Tam önüme geldi ve durdu.: “Bana 20 Lira ver, Ramazan boyu sana duâ edeyim.” dedi. Dilenciye hiç benzemiyordu. Vermeye niyetlendim. Cüzdanım arka cebimdeydi. Meydanın ortasında elimi arkaya atıp cüzdan çıkartmak ayıp olacak gibi geldi. 3-4 metre ileride câmi köşesini siper alıp, parayı çıkartmayı düşündüm. “Az bekle, şimdi geliyorum.” dedim. Köşeyi siper alıp parayı çıkarttım. Yanlış hatırlamıyorsam 50 lira çıkartmıştım. Döndüğümde adam yoktu. Câminin dört tarafını dolaştım. Çay bahçelerini aradım. Nedense bulmak için ısrarla arıyordum. O morumsu kızıl elbisesiyle uzaklardan görülecek biriydi ama bulamadım..

Sabahtan eşimi Ayrancı'da çok yakınımızda oturan Şâziye Anne'ye bırakmıştım. Şâziye Anne akraba değildi. Tanıyan herkesin mânevî annesi, nur yüzlü muhterem bir hanımdı. Ona “evliyâ” derlerdi. Kendisine söylendiğinde kabul etmez.: “O sizsiniz çocuklarım. Benim aynamda kendinizi görüyorsunuz.” derdi.
Mesâi bitince eşimi almak için doğru Şâziye Anne'ye gittim. Kapıyı Şâziye Anne açtı. Elinde 20 lira vardı. Anne şefkatiyle takılması, lâtife etmesi hoşuma giderdi. Yine öyle yaptı. Gülümseyerek.: “Seni cimri seni, sen bugün bana 20 liraya kıyamadın. Al şu parayı...” Zorla 20 lirayı cebime koydu. İçerde eşimle arkadaşı Semirâmis Hanım bir şey anlamadan bizi seyrediyorlardı. Eve gidince olayı anlattım, “Şâziye Anne bugün Hacı Bayram'da, değişik bir görünümle beni sınadı.” dedim. “Bütün gün beraberdik. Yanımızdan hiç ayrılmadı. Hacı Bayram'a ne zaman, nasıl geldi?” diyordu eşim.
Daha başka tanık olduğum Tayy-ı Mekân olayları da oldu.. Burada bu kadarı yeter diye düşünüyorum..
Cevapla

“Münir Derman (k.s) Kimdir?” sayfasına dön