Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 02 Nis 2020, 05:02

Tüm zamanlar UTC + 2 saat




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 8 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Kul İhvÂNi HÂL hatıraları
MesajGönderilme zamanı: 22 Şub 2013, 11:04 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Mesajlar: 8923
Konum: BURSA
Bu konuyu facebook'ta paylan!
ResimKul İhvÂNi HÂL hatıraları!


Es-Selâmu aleykum ve Rahmetullâhi ve Berekâtuhu aziz kardeşlerim,

Bismillâhirrahmânirrahîm

يُسَبِّحُ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ الْمَلِكِ الْقُدُّوسِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ
Resim---Yesebbihu lillahi ma fiyssemavati ve ma fiyl'ardil elmelikilkuddûsil'aziyzilhakiymi: Göklerde ve yerde olanların hepsi padişah, mukaddes, azîz ve hakîm olan Allah'ı tesbih etmektedir.''”
(Cuma 62/1)


Cumâ Sûresi 1.inci Âyet-i Kerim'in benim Kur’'ÂN’-ı Kerim'i, Kur’'ÂN-ı Kerim'’ce okuyuşumda çok önemli ve dipdiri ''HÂL!'' hatırası vardır âcizane:

Çile çalkantıları akıl bağımı koparmış, aşk paçayı sarmıştı.
Kur’ân elifbası aldım. Ama, olmuyordu. Tak, tuk okurdum, sonu yoktu.
Antalya’ya gelmiştim. 1982 civarıydı...
Antalya’nın Temmuz sıcağını bilen bilir...
Uzun yaz gündüzleri 3 ay oruç tutuyor ve geceleri seher seyrinde gözyaşı dökülüyordu...
Dua ediyor ve diyordum ki:
“Ey sistemin sahibi Subhân ALLAH Celle celâluhu!
Sana inandığımı biliyorsun!.
Sistemine saygımı, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e ''Evvel, Âhir, Zâhir ve Bâtın bağlılığımı ve aşkımı biliyorsun!..
Başka bir şey ve kimsenin beni avutamayacağını biliyorsun!..
Kur’'ÂN-ı Kerîm’'e sevgimi ve özlemimi biliyorsun!..
Neden ihsân etmiyorsun ki bilişelim, görüşelim, tanışalım, konuşalım haşr-û-neşr olalım!”

Bir gece yarısı gusl abdesti aldım.
Salondaki bir koltuğa diz çöktüm oturdum...
Yine aynı dualar naz-niyâzlar...
Bir anda bir hâl geçti...
Dışardayım ve yalnızım...
Göklerin dolusu bir eûzü besmele ile bir âyet okundu...
Heyecanla “Ben unuturum!” dedim!
Ve uyandım ki âyet-i celiyeli unutmuştum.
Çok üzüldüm... Gündüz iş güç olsa da kafam orada kaldı.
Eve geldim gece yine aynı minvâl üzlere aynı yere oturdum.
Aynı âyet-i celîle okundu. Yine unuttum. Uyku gitti-bitti.
Gündüz geçti... Âdetâ Mecnun gibi oldum...
Akşam oldu yine aynı şeyleri yaptım...
Unuttuğundan dolayı nefsimi ve aklımı elimden gelse boğacaktım.
Tekrar aynı olay yaşanmaya başladı...
Kâbe’deki gibi net ve gür bir sesle eûzü besmele ile:
“''Yusebbihu lillahi mâ fi’s-semâvâti vemâ fi’l-arz''” (Cuma 62/1) âyet-i celîlesi okundu ve Türkçe olarak: “Artık unutmazsın!” denildi.
Uyandım ki unutmamıştım.
Sevincim ve teşekkürüm sonsuzdu.
Sabahı bekledim. Sabah erkence İmâm Hatîbte öğretmen bir dostumu aradım sordum.
“Evet bu âyet, çeşitli şekillerde 7 yerde geçer ve: “Şimdi şu ANda göklerdeki ve yerlerdekiler ALLAH’ı tesbih ediyorlar!” anlamındadır...”dedi...
Birkaç gün içinde Kur’ân’ı kendimce söktüm.
ALLAH Teâlâ Merhameten ve Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'’in Şerefine bana lûtfen, keremen ve ihsânen izin vermiş inâyet buyurmuştu.
O gün bu gündür Kur’ân-ı Kerîm, benim kalbimden üstündür, kanımdan kıymetlidir ve canımdan azîzdir hamdolsun...
Sizlere cankardeşiniz olarak teşvik için arz ettim inşâe ALLAH!..

MuhaMMedî MuhaBBetle!…


Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 19 Mar 2013, 22:04 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Mesajlar: 8923
Konum: BURSA
ResimKul İhvÂNi HÂL hatıraları!


SADAKAT SIRRI


ZEVK 1491

Kâinâtın Kölesi Oldum! Kanaat Yok-Tevekkül Yok!
Tamahla-Hırs-Şehvet-Gazab, Kalbimi Virân Eyledi!
Ehl-i Nifâk, Ehl-i Riyâ, Ehl-i Dünyayyım! Derdim Çok!
Sordum Sırrın SIDDIK’ına :“Otur Oğlum!..Otur!..” Dedi..


28.07.1999 12:59
Lârâ Sahilleri..

Kanaat: Aç gözlü olmayıp hırs göstermemek. Kısmetinden fazlasına göz dikmemek. Helâl ile yetinip haramı istememek. Az şeyi de olsa kısmetine razı olmak.
Tevekkül: İşi başkasına ısmarlamak. * Sebeblere tevessül ettikten sonra neticesini Allah'a bırakmak. Allah'tan gelene razı olmak. Kendine ait vazifeyi yaptıktan sonra neticelerini Allah'dan istemek. Kadere razı olmak. Hakka güvenmek. * Yeis ve kederden uzak olmak. * Âcizlik göstermek.
Tamah: (Tımah - Tumuh) Bir şeye göz dikip bakma.
Gazab: Hiddet, öfke, dargınlık, kızgınlık.
Nifâk: Müslüman gibi görünüp kâfir olmak. İki yüzlülük. * Bozuşukluk, ara açılmak. * Dinde riyâ etmek. * İhtiyaca sarf olunacak şeyler.
Riyâ: Özü sözü bir olmamak. İnandığı gibi hareket etmeyiş. İki yüzlülük etmek. Gösteriş için yapılan hareket.






Bu bir ZEVKtir ki NEFSim!..
Doğru OKU!
AŞKı Anla!..


Resim

Ömrümün o zamAN Dilimleri çok ilginç İmtihan Sorularıyla geçmekte idi..
Çok erken emekli olmuş, Mimar olduğunu söyleyen oğlumla bir de ortak alıp büro açmış iş yapmaya uğraşmaktaydık..
Resûlullah sav’in Özel ve Güzel yardımıyla 1954 yılından beri Antalya’da yaşayan ve Siirtli Hafız diye meşhur olan Muhammed SIDDIK Hekim Hocamla Benden taleb ve O’ndan dâvet olmaksızın Resûllah sallalahü aleyhi vesellem’de yeniden buluşmuştuk.
İlk defa 1971 yılında görüşmüş ama Aksarayda olunca yakınlaşamamıştık.
1980 sonrası sadece dinlemeye zaman zaman gider tek kelime olmaz sadece: “Nasılsın?” derdik…
Bir zamAN geldi ki hep BİZ ve BİR OLduk!..


Her ikindi namazından sonra belki 40 yıldır süren SOHBETHÂNEsinde buluşurduk.
Kapısında hâlâ asılı duran “BUYURUN!” küçük levhasıyla orası meczub, akıllı, yerli, yabancı olup olmadığı sorulmayan ve harika çaydan yeter deyinceye kadar içilen ZEVKHÂNE idi…

SIDDIK Hocam daha 7 yaşını bitirmeden kendi iki gözü kör iken yine iki gözü doğuştan âmâ olan Meşhur bir Hafızdan, harfsiz-okumasız sadece SES ile Kur’ân-ı Kerîmi HIFZ etmiş nâdir HAFIZlardan idi.
Sanırım 1967 de ise bir Kadir Gecesinde tüm Kur’ân-ı Kerîmi Yatsı ve Teravih Namazı olmak üzere 33 rekatta hatmetmiş ve kayda alınmıştır..
Baştan sona bu kayıt-kasetleri şu anda bendenizde de mevcuttur.
Hızlı okumayı takib etmek için Kudsal Gecelerde 5,5 saatte Hatmederiz şükür..

İşte bu ortam içindeydik..
O akşama Kandil Gecesiydi..
Fatma Ana ve kızım Ahsen oruç tuttular ve akşama dondurma getirmemi istediler..

Sohbete katıldım..
O zamanlar bendeniz gelmeden Hocam sohbete başlamazdı, beklerdi de insanlar elimde olmadan geç kalsam:
“Hocamı bekletme!” derlerdi..
Hocam çok severdi bendenizi: “Vallahi-Billahi-Tallahi Abdüllatifi çok seviyorum!” dedi bir gün!
“Seni benimle buluşturan RABB’ime hamd olsun!” dedi..
Dedi amma bu kıskançlık ateşini de yaktı!..
Kasetlere aldığı sohbetlerini 4 cilt kitab hâline getirdim..
Yüzlerce kasete sohbetlerini aldım..
Hocamla bazı hususları paylaşamazdık.
Kendisi eski tasavvuf sistemini aynen uygulardı..
Oysa Zaman yeni AŞK, MEŞK ve İNSANlara gebeydi..
Tarikatın karışmış zinciri yerine bizzât Resûllah sallalahü aleyhi vesellem’i İmam-ı Mutlak ve Mürşid-i Mutlak BİLmek-BULmak-OLmak ve YAŞAmak zamANındaydık…
Bunda hem fikirdi ancak alıştığını da uygulardı..

Neyse..
O gün karşılıklı otururken içimden: “Acaba BİZ bu İŞin neresindeyiz? Bir görsek de Kalbimiz yatışsa!” dedim.
Sohbet 1-2 saat sürerdi.
Bitti, çıktım büroya uğrayıp bir şey aldım ve dondurmacıya yürüdüm..

Ama kendimi bir ANda bir mahalle içinde buldum.
Aklım yerinde ama hatırlamam-hafızam sıfırdı.
“Burası nere?” diye sordum bazılarına ama çıkaramamaktaydım.
Anladım ki bir yakaza içindeydim.
Akşama 1 saat yoktu.
Yaşlı bir kimseye: “Bakınız ben yabancı oldum buralarda bir mescid var mıdır? Lütfen beni ulaştırsan!” dedim.
Merkez Bankasının arkasındaki ufacık ve çok eski Mescide getirdi gitti..
İçeri girdiğimde tam ortada tıraşı çok uzamış gibi kısa sakallı rençber gibi yanık yüzlü birisi âdeta taş gibi donmuş kalmıştı.
Selâmı vs alacak hâli yoktu.
Kafamın bir kısmı çalışmataydı.
2 rekat namaz kıldım.
Ben de oturdum ZİKRe..


Ama bir ANda Kerbelâ Çölünün dağlarla buluştuğu bir Vâdi başında buldum kendimi..
1989 yılında Ümre haccına giderken hepimiz uyuyakalmışız da, Kerbelâ Ziyaretine vakit harcamak istemeyen Adana’lı şöfürümüz yolu sapıtıp buralar gelmiş ve askerlerle epey uğraşmıştık da tekrar İmam Hüseyin (as) a dönmüştük çölden çıkabilmek için…

Tek başıma kan-ter içinde idim.
Bana: “ 9 Şiir Şehrin harab olmakta!.. Kum Seli basmakta koş-yetiş!” denmişti.
O zamanlar 9.uncu AŞK Defterim bitmişdi.
Vâdiye girdim ki yukarıdan aşağı korkunç bir Kum Seli akmakta ve her şeyi yutmakta idi...
“Demek ki KIYAMET kopmuş ben anlamamışım!” dedim..
Öylesine sert bir rüzgâr esmekte idi ki:
“Bu ne rüzgârı Yâ RABBî!” diye haykırdım.
Gökler dolusu bir ses Türkçe olarak:

“Azîzü’l- Hakîm Rüzgârı!” buyurdu.
Bana en yakın ve son 9.uncu Şiir Şehrimin binbir GÜL-Çiçek ve Köşkleri de kuma teslim olmakta ve yutulmaktaydı..

O ANda hemen önümde 7 Mezar oluştu.
“Hayret bunlar Benim Mezarlarım! Ben ne zaman ölmüşüm?” dedim.
Hemen ayaklarımın ucundakini rüzgâr kazımış-açmıştı..
Kol ve bacak kemiklerim çıkmıştı dışarı.
Birisini aldım, elimde un-ufak oldu.
“Belki de 500 yıl olmuş BEN öleli! Bu BENim BEDEN MEZARIM!” dedim.
İkincisinde çoğu kurumuş ala kanlı bir deri parçası vardı.
“Bu da NEFS MEZARIM!” dedim.
Üçüncüsü âdeta leğende bir SU gibi idi.
“Bu da KALB MEZARIM!” dedim.
Dördüncüsü ise Yakamoz hâlinde bir Şûle pırıltısı idi..
“Bu da RUH MEZARIM!” dedim.

Ben mezarlarıma bakarken bir anda Kum Selinin ayaklarımı geçip dizime çıkıverdiğini görünce var gücümle Vâdinin sol yamacına koştum.
Çok dik ve sarp yamaçta tuttuğum her şey elime gelmekte ve Kum Seli ise benle yükselmekte idi.
Sağ olduğumdan emindim ve korkum korkunçtu..
Bâzen bir köklü ota tutunup çıkarken tırnaklarımın söküldüğünü ve kanlar aktığını görmekteydim..
Kan-ter içinde çabaladım durdum var gücümle..

Ve binbir ZORlukla bir yere çıktım ki aşağıda kıyamet koparken burası âdeta CENNET gibi idi..
Oturdum SEYR ettim..
Çok yorgun ve yapayalnız idim.
Anlatılmaz serinlik, güzellik ve kokusu olan bir rüzgâr esmekteydi.
“Bu ne rüzgârı Yâ RABBî!” diye yalvardım.
Yine Gökler dolusu bir ses Türkçe olarak:

“Rahmânü’r- Rahîm Rüzgârı!” buyurdu…

Çok rahatladım ama yapayalnız kalıştan korktum!
Kalkıp da tepenin zirvesine çıkınca az ilerde tek bir ağaç ve tek dalı sanki şemsiye gibi!
Altında ise Muahmmed SIDDIK Hocam..
Sırtını ağaca dayamış, sol bacağı üzerine oturmuş sağ dizi dikili, elinde İnciden bir tesbih var ve tek tek ZİKR etmekte..
Ve aşağıdaki fırtınayı SEYR etmekte idi..
Sadece koyu gri bir bulut kaplamıştı aşağıyı..
Onu görünce nasıl heyecanlandım anlatamam!
Yanına koşarak ve bitkin bir hâlde vardım.
Belki anlatacaktım neler olduğunu!
Ama dilim boğazıma dolmuş gibiydi ağlayamamaktaydım!
Hocamın altında bir kişilik Bizim Aksaray el dokuması Halı Seccade vardı.
Sağ tarafında az bir yer kalmıştı.
Hocam orayı göstererek bana bakmadan ve SEYRini bozmadan:
“Otur Oğlum!..Otur!..” dedi..


Bendeniz başımdan geçenleri insanlara yararı olsun diye anlatırım bu nedenle de bazı kısımları sanırım sansürlenir ki hatırlayamam.
Burada da sonra neler oldu hatırlamamaktayım.
Hatırladığım ise;

Baktım ki her yön sonsuz sayıda ve büyüklükte dağlar-tepeler ile çevrilmişti..
“Hocam BİZ burada hapis gibi ebediyen kaldık mı? Yol yok! Yön yok!” dedim..
Hocam tesbihli sağ elini çevirerek KIBLE YÖNÜne getirdi ki az ilerde gözleri kamaştıran bir NUR Hüzmesi İçinde
RAVZA-yı MUTAHHARA gözüktü..

Resim

Allahümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin Abdike ve Nebîyyike, ve Rasülûke ve Nebîyyi’l-Ümmiyi ve alâ âlihi, ehl-i beytihi vessahbihi!
El hamdülillahi Rabbülâlemîn! dedik..

Bir gün sonraki sohbete geldiğimiz de Hocam:
“ANLAt bakalım Abdüllatif oğlum! Resûllah sallalahü aleyhi vesellem’e güvenenin eli hiç boşta kalır mıymış?” dedi..
“Allahü Zülcelâl ve Resûllah sallalahü aleyhi vesellem BİZe GÜVENmekte! Biz ise Allahü Zülcelâl’e ve Resûllah sallalahü aleyhi vesellem’e GÜVENip GÜVENmemekte denenmek olan KULluk İmtihanı içindeyiz!” buyurdu..

Ve aktı gitti Söz-Sohbet-Zevk-Hazz Seli..
Gönülden Gönüle..
İşte bu ZEVK o günün ve ANın hatırası…


MuhaMMedi MuhaBBetlerimle

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 13 Nis 2014, 11:56 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Mesajlar: 8923
Konum: BURSA
ResimKul İhvÂNi HÂL hatıraları!



Bilmiyorum yıllar öncesiydi.. bir kere sanıyorum anlatmıştım..
Bir denemede, yâni dört Halife-yi Raşidin dördünün de olduğu bir denemede fiilen yaşamıştım..
Ali kerremullahi veche: “Bu dağdan öbür tarafa geçeceksin!” buyurduğunda, baktım ki YOLum öyle ki, iki elinizi birleştirin iki eliniz kadar bir yerden, 500 metre kadar uzaktaki öbür uca yürüyeceksiniz.. Çünkü çok uzak gözüküyor dağların ve ara YOLun yapısı bir kalın şişenin altındaki hani o koyu mavi bir şey olurya öyle bir yapı.. koyu mavi gök gibi bir yapı ve hepsi öyle.. sağ ayağımı koyduğum zaman, iki tarafı uçurum ve bir uğultu duyuyorsunuz yâni.. öyle korku var ki İÇimde, benim sallanmamdan dağ sallanıyor.. daha geçme felân yok.. bu çok zor bir şey..


MuhaMMedî MuhaBBetle!…



viewtopic.php?f=82&t=10145&p=83223#p83223

Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 24 Nis 2014, 21:32 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Mesajlar: 8923
Konum: BURSA
ResimKul İhvÂNi HÂL hatıraları!


Resim

YÂ HUUUU!. DOST!..

Zor Yolda, zoru yaşamak zevk..
7 ses içinde sessizlik, sükût..
7 yerde ıssızlık, sükûn..
Cihanda ’ Canevinde Can Cim'i..
Nûn için, Nûr-u Mim’..
Duydu – Uydu da O'na..
Ne söylesem boştur!..
Dinlemez gerçek sarhoştur..

Koca İmam (kv) dan bâdesi..
İçindeki şu ney sesi..
İnleten kanlı kafesi..
Can kuşunun neşesi..
Her şeyi ve herkesi..
Aşk Dağında ünlüyor..
Sâhillerde dinliyor..

Bir Devranda Seyran Açan Rahmeten li'l-Âlemîn (sav)..
"Yâ Ali! Kelime-i TEVHÎDi 3 kez sen söyle Ben dinleyim
3 kez de diz dize Ben sana TEVHİD inleyim!..
" buyurdu..

Cevlan âlemi açıldı..
Hayranda kalan Ali (kv) kalkınca, sendeledi,
sağ eli göklere sol eli yerlere doğru döndü, döndü, döndü...
Sırr-ı Süveydasın semâ etti...

İçimde dönen bu Sırr-ı Sıfır, sunulan o saff SU'dandır DOST!..

Bu ıssızlık,
Bu sükûn,
Bu sessizlik,
Bu sükût...
Dağlara vurdu Ali Şah! (kv)..

Suyu derûnda bir kuyuya "SIRR" ın dedi...
Kurudu kahrından kuyu..
Kalb kamışına öz oldu suyu..
Bir dalından, BİR NEYY eyledi..
HUUUU! Hecesin Heyyyy eyledi!..
Sırrını sistem dinledi..
Kürre - zerreler inledi..

İçimdeki dilli düdük Şahımın Yâr yâdigârı..
Üflemek için efkârı..
Zârı zârı..
Nazlı Yârı..
Raksla renkle
Hazzla zevkle
..

Gelecek diye bekle !!!!....
Sînemizle...

Sevgi, BİZ imle..

Es Selâm, SAV'e ve BİZ'e olsun Canda Can...

Söyledi, Âşık Kul İhvanî Sefîl Sultan….

Resim

MuhaMMedî MuhaBBetle!…

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 26 Ağu 2015, 11:35 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Mesajlar: 8923
Konum: BURSA
ResimKul İhvÂNi HÂL hatıraları!

M e h M e t çAVuş CÂMiSÎ..:

Ceviz Bağçesi.. Koz Yatağı..

Çıktım Erik DALına
ANda YEDim ÜZÜMü
BostÂN ISsı ->KaKıdı
Der: “Ne YERsin KOZumu?”
Yûnus EMrem Babam kaddesallahu sırrahu..

Çıktım Erik DALına
Onda YEDim ÜZÜMü
BostÂN Sahibi çok Kızdı
Diyor ki: “Neden Yiyorsun Cevizimi!”..



İstanbuL’un Kozyatağı'nda bir câmii.
Modern ve kübik bir tasarımla yapılmış. Kubbenin kenarlarindan eğimli biçimde yere kadar uzanan tüp geçitimsi tonozlarla aerodinamik bir görüntü.. İŞine Hazır bir RAKKase gibi..
Sanki namazını HUŞÛ’ İÇİnde bitiren DELİ DERvİŞime, o tüplere atlayarak COŞşmasını fısıldayan ZIRZIR DELi bir süflör gibi KOLONLar, yarım ay güyâ.. gerçi garib şekilli pencerelerine CAM yerine bi şeyler tıkamışlar öküzler, pimapen mi ne ise işte!. Amma olsun varsın!. Şeylik parayınan değil ya..

Bir yaşlı BaBaya ki ZİLLeri gİZLi.. sordum: "NEden “moDERn câmi” denmekte?" deyü..
"Câmiye mi yoksa Mehmet Çavuşa m MoDERn dediklerini ben de ANLAyamadım KıtMÎRiİZz!” dedi..
ve EKLedi: “bu Mehmet Çavuş, epeycene UÇukmuş.. ASLındaysa hep astronot olmak istermiş.. aMma olamamış o zamanlar.. aMma câmimi moDERn, Mehmet çavuş mu moDERn ben de ANLayamadım ki yAVvv!” dedi.. RÛHuna Fâtiha OKUdukk..

ben hemen MAL BULmuş Mağribi gibi: “SENde HIRLı değilsin BuBamm!” diyecektim.. "HIR" ne ki HIRsızı Desem SİZe.. NEyse.. hemence o daha hızlı davrandı da, enfes bir NaNik çekti, çaktırarakktÂNN.. el kol hareketi tamm nott.. ve 99 DELi işâretiyle SeLÂMladı ve’s- SeLÂM!. "BAkaKAL!."dım!.. Belki de yıllardır yıkanmamış, kırçıl ve hiç tıraşsız, kirden bukle bukle upuzun saçlarıyla, bir CeyLÂN gibi kaydı gitti baş-aşağı.. çunku.. Şe’ÂN->ŞeKiL->ŞaHıSs-> ŞeHÂDEti YAŞAdı ve de YAŞAtttı.. YAŞAdıkk!.. haYy Dost!.. Huuu!..

bu CÂMi-yi ŞERîfin ŞEKLi ŞemÂLİ ŞeYyimi karışırdı.. HÂL-i HAZIRımda dosdoğrusu.. hologramlı-Dalga sınırının yeniden yapılanmasını, 3 boyutlu yaşatan, tüm hareket değişikliklerini ve alan derinliğini açıkça ve HACımca ki, AKıLca, ifâde EDiVERen şeffaf kuBBesi..
ve de, kendi etrafında 3600 dönen miNÂResi.. sankime gerçek bir moDERn uzay GEMisi gibi.. yok bee.. CâMisi.. gibi GELiVERdi bana bir ÂNda..

Yapımı, epey uzunca yıllar sürmüşmüşş.. çocukluktan ergenliğe, nice yıLLar geçmişmişş kendine has mimarisiyle.. epeyce dedikodusu edilmiş, KENDİnce DiNi bütünlerce.. AMMa, bence-sence.. yâni BİZce.. SANki ve de İNÂN ki.. yan taraflarındaki silindirlerin, bir ÂNda ALev ALıp da fezâya doğru “FıRRr!” diye câmîiyi UÇuruVERecek roketler gibi, harkete "HAZIR OL!."uşuna.. ŞAŞırdım da ŞAŞaKALdımm..

nOT: UÇuşta, bENde İÇİndeyken ELbette!..


26.12.14 12:28
brsistnbLkozyatağımhmtçvşcÂMisi..


MuhaMMedî MuhaBBetle!…



Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 07 Tem 2017, 11:18 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Mesajlar: 8923
Konum: BURSA
ResimKul İhvÂNi HÂL hatıraları!


Bir zamanlardı 40 yıll öncesi, Meczub Melâmi SUNİSî BaBa, Lara Sahilinde: “Yaz oğulcan sana hedâyem olsun!.” deyip yazdırmıştı:
“Cezâkallahu HAYRan kesirâ: ALLAH celle celâlihu Sana Çok Hayırlı Mükafaatlar Versin!.”
Ve eklemişti:
“Rabbî yessir.: Rabbim kolaylaştır Ve lâ tuassir.: Zorlaştırma
Rabbî TEMMim bi’l- HAYR.: RABBim HAYRımızı TAÜMMLe-TAMMla HAYIRla sonuçlandır!. ÂMinn!.”

Yıllar sonra gördüm ki, DUÂSı Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin DUÂSı imiş;

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Kim kendine yapılan bir iyiliğe karşı, bunu yapana: “CezâkeALLAHu HAYRan” derse teşekkürün en mükemmelini yapmış olur!.” buyurdu.
(Usame İbni Zeyd radiyallahu anhu’dan; Tirmizî, Birr 86 (2036)



MuhaMMedî MuhaBBetle!…




Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 20 Eyl 2017, 13:23 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Mesajlar: 8923
Konum: BURSA
ResimKul İhvÂNi HÂL hatıraları!

Muttârif b. Abdullah b. Eş Şihhir babasından naklediyor ki:"Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ı namaz kılarken gördüm. Göğsünde ağlamaktan meydana gelen ve tıpkı değirmen iniltisi (sesi) gibi bir inilti (eziz) vardı." (Ebu Dâvud, Salât 1, 57/904 rivâyeti)

"Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)ı namaz kılarken gördüm. Göğsünde tıpkı kaynamak üzere olan tencerenin cızıltısı (iniltisi) gibi eziz duyuluyordu. Yâni (çok içli) ağlıyordu..." (Nesâî, Sahv 18/1213 rivâyeti böyledir. İbni Huzeyme ve İbni Hibban da böyle rivâyet ettiler)


Azîz kardeşim;
Sırası olduğu ve ALLAH rızası için "Eziz Namazı" ile ilgili açık bir rûyamı arzedeyim:

Rüyâmda Antalya'dayım.
Şehir bağlık bahçelik hâlde.
Batı kesiminde bendenize ait çok geniş bağlar bahçeler ve konaklar var.
Doğu kesminde ise Siirtli Hocam Muhammed Sıddık Efendiye ait bağlık bahçelik var.
Bana bir haber getirildi ki çok acele oraya gitmem isteniyordu...
Benim vardığımda etrafı duvarla çevrili tek kapısı olan ve içi yeşil çayırla kaplı bir avluda insanlar vardı.
Hoca Efendi bana: "Ebu Bekir radiyallahu anhu ve misâfirler Medine'den geldiler, bize Duhâ namazını cemâatle kıldıracaklar. Namazı kılınca sen çok çabuk şekilde evine dön çoluk çouğuna imâm olup öğle namazını kıldır ve gel ki misâfirlerimiz ikindiden önce gidecekler!" dedi.

Ebu Bekir radiyallahu anhu ı çok kereler görmüştüm ve tanıyordum. Hemen imâm oldu.
Birinci safta 12 kişi vardı.
İkinci saf sağdan tutulunca Hocamdan sonra ben yedinci oldum ve safta 5 kişilik yer eksikti.
Namazın kılınışını ve bitişini hatırlamıyorum.
Ancak ben çıkmak için kapıya gelince eşim Fatima hanımı ve kızım Ahsen'i beyaz hac kıyafeti içinde bekler buldum.
Onlar da dışardan imâma uymuşlardı.
Ve binlerce insanın herbir yerlerden namaza durmuş olduklarını henüz bozulmamış saflardan anladım.
Kızım Ahsen: "Babacığım, bu nasıl namaz kılış, vallahi ben böylesini hiç görmedim.
Sadece bir inilti ve hıçkırık sesi duydum..." dedi.
Ben de: "Kızım bu namaza "Eziz Namazı" denilir ki bunu ancak Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ve Ebu Bekir (radiyallahu anhu) gibi sahabeleri kıldırılabilir..." dedim.
Bu kadarı yeterlidir.

Rahmetli koca Âşık Hacı Osman Aksarayî Baba'da çoğu kez böyle kılardı yalnızken veya berâberken...
Bir keresinde Aksaray'a ziyârete gitmiştik arkadaşlarla...
Akşam namazı dergâhda kılınacaktı.
Bendenizi, zorla imâm yaptı.
Elim ayağım karıştı amma çâre yok...
İmâm oldum.
Fâtiha'ya girince arkamdaki safta kıyâmet koptu...
Sanki inleyen insan gögsü değil de tencereler cızıldıyordu. Abartıyorum sanma sakın...
Tasavvuf yaşayınca anlaşılan ve anlaşıldıkça yaşanan ilâhî, kudsî ve Muhammedî bir
SIR İLMİ'dir.
Tasavvufta halka verilecek şey muhabbet, merhamet ve hasbî hizmettir. Halktan alınabilecek tek şey ise hayr duadır...
Anlatılan ve yaşanan hâller hoş ve hayırlı ise "BİZ" e aittir, "bana" değil hâşâ... Çünkü biz bir bütünüz ve Muhammedîyiz...
Tevbemiz bir, duamız bir ve rızamız da birdir...
Her şeyimiz birdir, biledir ve bize aittir!
Bu "BİLELİK" sırrı, "RABBANÎ RIZA" nın MuhaMMedî zuhûrudur...




MuhaMMedî MuhaBBetle!…




Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 24 Mar 2018, 21:11 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Mesajlar: 8923
Konum: BURSA
Resim


DAĞda TAŞta -> Ayak İZi
Kurt
-kOYUNa çobÂN BİZ-i
BİZ BİR-İZ-in AŞK müHüRü
>A L N I ndaki -> SeCDe İZ-i

ZEVK 5316

TEKe TEKte "BİZ BİR-iZ"mİŞ!.. -> Bunca çİLE -> Bunca ÇaBa!
TaKDiR -> TeRCiH -> TeCELLîsi -> bAŞKa YOL var mı aCaBa!
-> ÖYLe HAssret ki YÜREĞİm! -> SıRR-ı SıFıR -> SoHBeTine..
zamAN NASIL da -> AKıyor!. -> yalAN giBi!. -> ÇobAN BaBA!..



Kul İhvÂNi

11.03.13 07:14
brsbrs..zmngldğgbgçr…

Resim

ResimÇoban BaBam Hacı Osman Efendi ki, Aksarayda “Şıhh Osman” diye meşhurdu.. kendisi daima “Garib Osman” derdi.. 40 yıl dağlarda ağaların koyununu gütmüş, sefâletin yaşananı yazmış.. mış miş....
“Babam İstklâl Savaşında Sakarya Nehrini geçerken Yunan köprüyü vurmuş nehirde boğulup şehid olmuş.. küçüktüm ama tek erkeketim gızlar çoktu, geçim işi bana kaldı evlâd!” derdi..

Ömrünün son yıllarında ben Antalyada görevliydim, işlerim yoğundu.. ben gidemesem de dert değildi.. sanki âşıktık birbirimİZe.. zâten Rahmetli Molla MehMed Amca-BaBamla adlarını demezler de “sevgilim!” diye konuşurlardı birbirlerine..
Biraz zaman geçse bakarsın sabahtan gelmiş lojmanın parkındaki meşhur kayada oturuyor..
“ Evlâd, dayanamadım gUşşların ganadını ödünç aldım da, geldim oğulcanım!” derdi..

Sohbetten önce epeyce sessizce oturur, sonra yavaş yavaş kaynamaya başlardı Tevhid Tenceresi İÇinde..

Evlad davarı vurdum Ulukışla Yamacına sere sepe yayılıyo mübarek koyunlar.. dinliyomm dağı-taşı, gökleri, her yeri.. hiç ses yok amma herkes gonuşuyo!.. bir inilti duydum derinden.. ne ki ola diye gulak gabarttım iyice.. bir tilki, kurt kapanına tutulmuş feryad ediyor: “Yetiş ulan kör Osman! Gündoğanda öldürürler beni!” diye..
“Duydum amma davar ne olcak gardaşım!” didim..
Tilki gurnaz hayvandır amma o da öteki hayvanlar gibi mübareketir vel hasıl.. dedi ki:
“Buralar çok otludur sürünü de sür al gel gurtar beni!”
Ne idelim evlâd delilik bu!.. parayla değil ki, sürdük davarı geremine Ulukışla bağları..
Sağ ayak kırılmış amma kopmamış.. el uzattım, hırrlıyo.. ceketi başına geçirip GOLCAKla bağladım.. kapanı açtım kurtardım.. az ilerde köhne bir bağ damı vardı oraya götürüp belinden golcakla bağladım, süt sağdım ekmek doğradım çoban tenceremle verdim, su da koydum. Dallardan tahta yaptım kırığı sardım..
“Tilki gardaşım artık, adam gibi dur ulan, ses etme ben aşını suyunu virdim, otur keyfine bak, ben gece gelirim!” dedim.. masumdu ve gözleri yaşlıydı, sanki de ki insandı...
Aradan günler geçti, git-gel oldu.. Murdar hayvanın canı tezdir, kemiği tez tutar, ayak duttu, düzeldi salıverdim.. gitti gider dedim amma gitmedi.. kör Osman nire gitse Tilkisi arkasında bu meşhur oldu bizim GIRGILda..

Hayyy oğulcankıtmirim, bu tilki gardaşım, ne zaman ezan sesi duysa, arka ayaklarının üstüne kalkar, ön ayaklarıyla başını tutar beklerdi ezan bitenedek! Benim hocalarımdan ne olacak oğul, dağda daşta it-köpek, tilki, gurt-guşştu!” der de kıkıkır güler, sonra işte böylesine melül mahzun bakakalırdı can BaBam..
Ruhun ŞÂD olsun RahmetimİZ ebedî olsun adı güzel MuhaMMed aleyhi's-selâmımızda inşae ALLAHu Teâlâ…


*

GOLCAK: Çobanların sürüyü arkaça yatırıp uyuyacağı zaman kurt saldırısında ya da sürü kalakıp giderse kendisni uyandırması için en güçlü koça kolundan bağladığı ip KOLÇAK..
GIRGIL: Hacı Osman Babanın ana vatanı Aksaray’ın Tuz Gölü kenarındaki Kırgıl Kasabası..


Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 8 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 41 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye