Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 03 Nis 2020, 09:31

Tüm zamanlar UTC + 2 saat




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 5 mesaj ] 
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 05 Tem 2008, 11:02 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11647
Bu konuyu facebook'ta paylan!
Resim


HASAN DAĞI Yayla Notları…

Kul İhvanî

31.05.08

Zaman… Vakit… Sıla… Özlem… Sıla-yı Rahim…
Özlem, sevgi sırrıncadır…
Sevileni özlemek ve gelsin diye gözlemektir…
Zamanı gelince yollara düşülür…
Kavuşulur da vakit tez gelir-gider…
Bir ay uzunca gibi gelir insana ama tez geçer..
Yine de 30 güne neler sığar neler…
Çuvala yün basar gibi bastıkça tıka basa hatralarımızı yutar…

Yemyeşil meşe ormanından Hasan Dağı’na tırmanırken yukarıdaki Dağ Otelinden bir Neşet Ertaş bozlağı inletiyor ormanı, dağları…
Zink alıyor, yankılar eko oluşturuyor…

“Sultanım Sultanım Sarı Sultanım
Gidiyor ömrümün varı Sultanım…”

Ben, bizim yaylaları bebekliğimden bilirim.
Eskiden daha uzaktaki yaylalarımıza çok sarp yollardan at-eşekle göçler çıkardı…
Sürüler yollara paralel dağlardan izlerdi göçü.
Göç yolları gürültüye boğulurdu.
Gök Yokuş.. Kokar Ot.. Sülüman Kuyusu..
Dik yamaçlardaki enine çığırlardan binbir çaba ile obalara ulaşılırdı..
İri kayalardan yapılmış 5-6 metrekarelik damlara sıkış-tepiş eşyalar, gevrek yufkalar ve ne varsa yerleştirilir de yatacak yer zor kalırdı..
Bayram yerine dönerdi obalar ilk günler..
Çiğdem sökmeye, kar kesmeye, gelingöbeği toplamaya koşardık hemence tüm çocuklar..

Şimdilerde o yüksek ve uzak obalar virâneye dönmüş.
Daha yakın yerlere yeni obalar kurulmuş.
Çukur Oba, Bozboyun, Başoba, Arifin Obası…
Ben de çıkmıştım o obalara 2004 de, sabah namazına kalkınca abdest almak için buzu kırmıştık helkelerde..
Ankakuşu alaca karanlıkta sabah ezanıyla çınlatmıştı yamaçları..

2005 ve 2006 da Kargın Tahta Yaylaya çıktık.
Yardıbaşı Yaylası ile Tahta Yaylası yan yana, arada yer yer yıkılmış eski tarihî kilise kalıntıları vardır.
2007 de yayladan ayrı kalmış çıkamamıştık.
Öksüz bir çocuğun ana özlemiyle özlemiştik dağları, taşları ve o güzelim doğal insanları…

31 mayıs 2008 de Dağ Otelinin asfalt yolunda tırmanırken meşe ormanı içinden ibibik ötüşleri yankılanmaya başladı..
İçimdeki çiçekler birden tomurlanıverdi.
Açtı ve vuslat kokusunu yaydı gönlüme..
Obaya çıktığımızda eski oba yurdumuza yine gelmeyiz diye başkası çadır kurmuştu.

“Bu dağlarda ölenin eri, kalkanın yeri alınır!” dedi Yörük bacısı..
El birliği edildi yeni bir yurt yeri düzlendi binbir zahmet..
Çadırlar kuruldu şükür..
Ekecik Dağı ile Erciyes Dağı arasındaki köyler seyrangâhımız oldu Hasan Dağında yeniden..

En basit ilkel imkanlarla, saatsız, televizyonsuz, habersiz, kayıdsız ve kısıtlamasız geldiği gibi yaşanan hayatın içine dalıverdik biz de..

Çoban Oktay’ın Böğelek Kaya’dan obadaki kadınlara:
“Gııız Fadimana davarı sulamaya Ağeşmeye geliiin!” haykırışı dağdan dağa yankılandı..

Bu hep özlediğim; at, eşek, koyun, keçi, köpek ve kıymetine değer biçilemez insanların özel görüntüleri..
Şehrin insan içini sıktıkça sıkan ve asla bırakmayan stres kıskacı patlamış araba lastiği gibi fosadan iniverdi içimde…
PC ye format atarcasına candan yeni bir hasret-vuslat türküsü başladı yeniden çok şükür özümde…

Resim

Çoban Yahya, doğuştan özürlü, sol tarafı yarı felçli, konuşması gecikmeli ve karmaşık baş hareketleri sonunda beklenmedik bir gür sesle kelimeler..
“Hocam canımızı viririz lâzımsa çoluk-çocuk biz!.” Dedi
“İki merkep var su-suvat getirir çocuklar! İnsanoğlunun eti yenilmez, gönü giyilmez sadece iyiliği anılır!” dedi.
Yüreği avucunda yiğit adam Yahya Çoban..
“Bizim bu köylük yerlerinde tarla-tapan işi bitti, kuraklık-kıtlık aldı başını gitti, ekin tarla kalmadı, mal (koyun-keçi) da para etmedi!” dedi.

Obanın sürüsü sağıma geldi yüzlerce keçi-koyun..
Güçlü ve yavuz olanların boyunlarında sarı çan, çıngıldak, deve çanı takılmış..
Bu muhteşem orkestrayı her gece şafak sökerken sürü yaylıma kalktığında dinlemelisiniz bir..
Sürüyü sağma işi bitince yaylıma çıkar zirveye doğru ..
Bir sessizlik başlar obada sütler hızla peynir yapılır..

Çoban Yahya’nın karısı Emiş Bacı yoğurt kabının dolusu keçi sütü getirdi..
“Bir eksiğiniz olursa Allah aşkına ses ediverin!” dedi..
Yüreği avucunda konuksever Anadolu Kadınının asırlardır değişmeyen o tunç gibi güneş yanığı güleç yüzünü seyredersiniz Emiş Bacı’da..

Resim

Bu dağlarda keven diye bir bitki vardır..
Kökü metrelerce derinlere iner..
Tömek tömek yemyeşil durur dışarıda..
Uzun ve çok sivri dikenleri arasında ufacık yeşil yaprakları gizlenir..
Bu dikenler arasında yer bulan çeşitli türdeki kekikler ve diğer otlar çiçek açma çabasını başarabilir..
Davarlar bu öbekten o öbeğe koşturur dururlar ama ağzı burnu yara bere içinde kalır..

Resim

Mor-çingene pembesi veya bembeyaz ufacık çiçek açan keçi kevenleri öbek öbek dağları doldurur..

Resim

Boz kevenler kirpi gibi yumuktur...

Ben çocukluğumdan beri kökü çok derinlere inen keven ile Anadolu Kadını arasındaki ortak paydanın “ÇİLE” olduğunu iyi bilirim..
İkisi de anasıdır bu dağların ve Anadolu’nun..
Tunçtan yapılmış bir heykel gibi karayağız çehresi, simsiyah gözleri ve içe işleyen derin bakışlarıyla Emiş Bacı güvenilirlik duygusu vermekte insana..
Anadolu insanına hasret yüreklerin, yoksullukla insanlığın böylesine kucaklaştığı ve mahrumiyyetin yurdu olmuş bu yaylalara gelip de, gece-gündüz bir kadının nasıl var gücüyle geçinme derdine duvar olduğunu görmesi gerekir..

Bu dağların doğal kanunudur bu, yüz yıllardır hiç değişmemiş..
Sadece biraz daha modernize olmuş hayat şartları gelmiş yer yer..
Derme-çatma taş duvarlı yayla damları önüne çadırlar kurulmuş..
Tüp gaz ocakları gelmiş..
Gerisi hep aynısı 50 yıldır bildiğim gibi…
Yörükçe sevişler ve yörükçe döğüşler..

Şehir hayatının ürünü, anlamsız çığlıklar müziğinin yerine Meşeli Burnun koynuna oturtulmuş Dağ Evi Lokantasının, tüm dağı dolduran, yankı yapan ve hep devam eden Anadolu bozlakları ve Yörük aşkları hasret türküleri..
Neşet Ertaş’ın tok sazı ve yanık sesi durmadan inler durur sabah akşam…


“Eminem oturmuş daşın üstüne
Daramış zülfünü gaşın üstüne
Selamın gelirse başım üstüne
Eminem Eminem çakır Eminem
Yanğı gamzeli çukur Eminem..”


İşe güce dalarsanız sizi bir uzun hava sallar:

“Zahidem gurbanım sallama beşşik
Ben sana olmuşum genç yaşda aşşık..”


Bizim yöremizin hikayesi bilinen Gara Zeyneb Türküsü:

“Zeynebim Zeynebim allı Zeynebim
Üç köyün içinde şanlı Zeynebim!..”


Bize bizden türkülerimiz bildiğimiz, özlediğimiz ve gizlediğimiz 40 yıllık güzellerimizin yavuklu yanık kara sevda kokuları…

Kar kesmeye giden genç kızların Deli Belende koro karması Kargın Şivesi hasret türküleri:


“Bana deli derler neden deliyim
Üstü ak köpüklü bahar seliyim
Godun gittin gurbet ile vefâsız
Ya çık gel yaylaya ya ben geliyim!..”


“Dere boyu gidelim Nâciyem
Goyun guzu güdelim Nâciyem
İkimizi görmüşler Nâciyem
Nasıl inkar edelim Nâciyem..”


Çekilen nice hasret acıları çığlıklarda tatlanır da türkü diye çığrılır bu dağlarda böylesine gurbetteki sevgililere yarık yürekle..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 05 Tem 2008, 11:35 
ÇOK DEĞERLİ LATİF HOCAM, İNANIN Kİ HASAN DAĞI NOTLARINIZI, İZLENİMLERİNİZİ VE ÖZELİKLE ZEVKLERİNİZİ BÜYÜK ZEVK VE ŞEVKLE OKUYORUZ İNŞAALLAH.
NASIL BU DÜNYADA GEÇİCİ İSEK, KLINİKSEL ÇALIŞMA İÇİNDE BİZLER GECİCİ SÜRE ÜLKEMİZDEYİZ.
EVET KÖY HAYATI VE HAVALARIN ISINMASI İLE YAYLA HAYATI HİÇBİRŞEYE DEĞİŞİLMEYECEK KADAR GÜZEL BİR YAŞANTI, ÖZELLİKLE ŞU ŞEHİR HAYATININ İNSANA SUNDUĞU KOLAYLIKLARIN YANINDA BİR ÇOK GÜRÜLTÜLERİNİN YANINDA...

ACİZÂNE BİZLER DE YAZLARI KÖYÜMÜZE GİDEN ANNE BABAMIZIN YANINA GİTTİK VE UZUN ZAMANDIR DUYDUĞUM AMA BİR TÜRLÜ NASİB OLMAYAN BİR ZİYARETİ GERÇEKLEŞTİRDİK BİR GECELİK ZİYARETİMİZDE.
KÖYÜMÜZ DAĞLAR ARASINDA VE DAĞLARDAN AKIP GELEN DOĞAL SULARIYLA DOLU PINARLARIYLA GÜZEL BİR YERLEŞİM BÖLGESİ VE EĞRİOVA, BELENOVA VE KÜCÜREN YAYLALARIYLA KÖROĞLU ORMANINA KADAR UZANMIŞ BİR ORMAN KÖYÜ...

HEP ANLATILARDI AMA ÇOK ŞÜKÜR SON ZİYARETİMDE SEKSENİNE DAYANMIŞ BABAMLA ERENLER TEPESİNE ÇIKMAK NASİB OLDU.
BİR SABAH, SABAH NAMAZINDAN SONRA KÖYDEKİ EVİMİZİN ARKA KAPISINDAN ÇIKARAK, SADECE İNSANLAR VE HAYVANLARIN YÜRÜDÜĞÜ KÖYÜN EN YÜKSEK TEPESİNE DOĞRU BİR YÜRÜYÜŞE BAŞLADIK KUŞ SESLERİ VE YONCALAR, GELİNCİKLER ARASINDA.
ÇAM, AGAÇLARI VE DİĞER AĞAÇLARIN ARASINDA YAKLAŞIK BİR SAAT SÜRDÜ YOLCULUĞUMUZ VE BABAM İÇİN BİR KAÇ YERDE DİNLENME MOLASI VERDİK.
AMA İKİ AYAK YETMEZ DİYE ANNEM ELİMİZE BİRER ASA NİYETİNE DOĞAL AĞAÇ DALIDA TUTUŞTURDU VE NE GÜZELDİ ÖYLE YÜRÜMEK ÇOBAN MİSALİ...
ZATEN ERENLER TEPESİNE BAKTIĞINIZDA YAKLAŞTIKSA DİYORSUNUZ Kİ İŞTE EN YÜKSEK ÇAM AĞAÇLARININ İÇİNDE MÜBÂREK ZÂT.
EVET BELKİ KİMDİR VE NERELİDİR BİLİNMEZ AMA ZAMANINDA ORADAKİ BÜTÜN ÇAM AĞAÇLARINI KESMEK İSTEMİŞ ORMAN MÜDÜRLÜĞÜ, AMA AĞAÇLARA VURULAN ÂLET YA BOZULMUŞ YA KIRILMIŞ.
ALLAH CC MÜSAADE ETTİRMEMİŞ KESİLMESİNE O AĞAÇLARIN ORADA YATAN ZÂT HÜRMETİNE.
HANİ ANKARA'DA YOL ORTASINDA BULUNAN VE KALDIILMAYA ÇALIŞILAN TEZVEREN VE GÜLBABA TÜRBELERİ GİBİ...
BU ZÂT BELKİDE ÇOBANLIK YAPARKEN ALLAHIN EVLİYALIK YA DA DAHA ÜST BİR MAKAMINA ULAŞAN DEĞERLİ BİRİSİYDİ.
SİZ TEPEDE İKEN HEM DOĞAYLA İÇİÇE HEMDE ZÂTIN YANINDA BAŞKA BİR HUZUR PEŞİNDE...
EVET DOĞA İLE, TOPRAK İLE, AĞAÇ VE KUŞ İLE DOSTLUK VE BERABERLİK NE GÜZEL ŞEY.
ANLATMAKTAN ÇOK YAŞAMAK LÂZIM.

TOPRAKTAN GELDİK TOPRAĞA GERİ DÖNECEĞİZ İNŞAALLAH Kİ BİZDEKİ EMÂNETİ BİZDE TEMİZ TESLİM EDELİMDE AZİZ TOPRAKTA BİZİ KABUL ETSİN...
786


Başa Dön
  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 05 Tem 2008, 18:51 
Çevrimdışı
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 03 Nis 2007, 02:00
Mesajlar: 472
Konum: Solingen
NÜRİ AYNİM CİĞER PÂREM
Allah cc razi olsun. Son gittigimde 7 yaşındaydım ama hiç
unutmadım, oradaki çiçekleri kevenden başkasının ismini de bilmiyorum zaten, ama o karların eriyen sularının kenarlarındaki çiçekler renga renk, kokularını, şimdi alışverişe giderken Almanarın evlerinin önü azda yer olsa kış yaz degişik çiçek türleri ile süslüdür.
Ben hep o yayladaki çiçekleri ararım ama küçük mavi çiçekleri olan bir çiçek türü hâlâ ismini bilmiyorum onu ve başka çiçek türlerini görürüm .
Mutlaka karşılaştırırım.
Demekki özlem taşına topragına köyüne .
Resimleri görünce babacıgımın sözüyle başladım, saklanan mektupların başındaki ilk yazı, evet mektuplarda tarihe karıştı nice güzellikler gibi,ama ben hep saklamışım
iyiyde ol 20, yıl önce neler olmuş okuyorum.
BABACIGIMI RAHMETLE anıyorum biz kendisinden razıyız Rabbimda ondan razı olsun inşallah.

ALLAHcc yâr ve yardımcımız olsun .

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 07 Tem 2008, 09:55 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11647
Resim

En küçüğümüz Hacar canım,
Hasan Dağı yaylalarını anlatmaya devam edeceğiz inşallah,
Gökçe çiçekleri, böcekleri, kuşları ve insanları..
Rahmetli babam her mektubuna “nuri aynım ciğer pârem : gözümün nuru, ciğerimin parçası” diye başlardı.
Adana’da lisede okurken her gün posta beklerdim bir mektup gelse defalarca okurdum.
Ancak sömestri tatilinde Toros ekspresi ile giderdik Ulukışlaya kadar sonra mazot tankerleri ile Aksaray sonra da eşeklerle şehre gelen köylülerle köye çıkardım.
Köyü çok sever bir gece olsun şehirde kalmazdım gece gelsem bile yayan giderdim.
Telefonu hiç hatırlamıyorum.
Ölüm kalım olmazsa şehre inip de telefon edilmezdi.
Ben de tüm mektupları biriktirmişim depoda tomar halinde 36 yıldır beklemekte gördüm geçen sene…

Hoca Amucamda yazmıştı birkaç kere.
O çok âşıktı, ve eğitici idi.
Yeni mezun oldup Yüksek Mühendis çıkmıştım.
Beni çok aşırı överek öptü ve tebrik etti.
Sonra sağ kulağımı yavaşça tutarak :
“Yiğenim Latif Efendi vasiyetim şu ki; bizim neslimizden vali veya paşa çıkmamıştı sen yüksek mühendis çıktın şükür. Ekmeğin çok ve herkese sebil olsun! Ancak sakın ha sakın senin yüzünden kimse neslimize küfretmesin de dua etsin! Bastığın yerden can fışkırsın İnşâallah duacınızım!” demiş ve kulağımı bırakmıştı.
O gündür bu gündür binlerce insana amirlik yaptım, insan hali işler öyle gelişir ki birisi hata eder ben de celalliyim hemen patlarken amucamın eli hemen kualğıma yapışır da boğazım düğümlenirdi hayatım boyunca..
Muhammdi yolu ve herkese hasbi hizmeti önce atalarımızdan öğrendik Allah’ımıza hamd olsun Hacerciğim…
Derin muhabbetlerimle..



ZEVK 3281

Hep Gurbet =>Hep Hasret OLdu =>YıLLar YıLLara EkLendi
Hep ÖzLendk Hep GözLendik =>YoLLar YoLLarda BekLendi
HatraLarı =>HayaL Etti
SiLdi Süpürdü de YıLLar
=>YÜReğimiz=>ÇÖLe DÖNdü!. =>GÖZ YAŞıyLa ÇiÇEKLendi!.…


07.07.08 10:44
G ö l b a ş ı

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 23 Nis 2019, 12:16 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11647
Resim

HASAN DAĞImm!.

kOYUNun KARNında KUZU
İkİ CÂN =>BiR TENde GiBi
YÜREĞİM-de =>KARı-BUZU
YAKtıkça YAK!.makta SEVgi!.


ZEVK 9215

GURBEtte BiR DAMLa HASsREt!. =>BiR DERYÂdır HASAN DAĞImm!.
MECNÛN’un =>KERBELÂ ÇÖLü!. =>BiR LEYyLÂdır HASAN DAĞImm!.
Gâh AĞLAyış!. Gâh GÜLÜşte
GÜNdüz HAYyaL GECE Düşte
İÇte =>KANı DİNmez YÂREmm!. =>SIRR SEVDÂdır HASAN DAĞImm!.


23.04.19 12:54
brsbrsbzrı..tktktrstkkmdeHASsrettt..


BELki BİLmez NİCELeri
AŞk NEFESİni ÖZLErim!.
=>OBALardan GECELeri
>KAŞIk SESini ÖZLErim!.


Resim

TEL TEL SEVDÂ VaR AK SAÇta
KEKLik SESİnde==>kAHkAHa
MANTAR TOPLA!.rım ARKAÇta
KiM BİLir!?.=>BELki Bir dAHA!.


_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 5 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 37 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye