Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 03 Nis 2020, 09:28

Tüm zamanlar UTC + 2 saat




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 30 mesaj ]  Sayfaya git 1, 2  Sonraki
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 24 Ara 2013, 11:04 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Mesajlar: 8923
Konum: BURSA
Bu konuyu facebook'ta paylan!
ResimKul İhvÂNi Hocamızdan SÖZ ToHuMları!..

Kul İhvÂNi Hocamız, GÖNLümüz çiçek açsın diye DEMlikten SÖZ ToHuMlarını, GEMliğe SAÇmaya bAŞlayınca
AKIL İPime ASılı kalamayacaklar diye korkunca, kalanları mandallaMIŞım!

Karaören, Kargın, Helvadere Köyünün Kara BİLgİÇ hikayesi


DANA ve KÜB!Resim

Löğmen (nu'man) EMMinin DANAsı bir gün kafasını KÜPün içine sokmuş.
Ne yaptıysa DANAsının kafasını KÜBün içinden çıkaramamış.
DANAyı kesse danaya yazık olacak, KÜBü kırsa KÜBe yazık olacak.
Çaresiz kalmış.
İKİsinden de vazgeçmek istemiyor.

Köylünün her şeyi danıştığı ve çözüm BULduğu bir Kara BİLgiçi varmış.
Ona gideyim derdimi anlatayım. "DANAnın yanına getireyim, çaresini söyler ne DANAdan, nede KÜBden olurum!" diye düşünmüş.
Varmış yanına söylemiş derdini.
Aramış dermanını.

Kara bilgiç; zorlamış zorlamış DANAnın kafasını çıkaramamış KÜBten.
---"DANAyı kesin KÜBü kurtaralım!"demiş
DANAyı kesmişler. Ama dananın başı yine içerde..
Kesilen DANAnın başını kurtarmak için Kara bilgiç Baba derin derin düşünmüş ve,
---"KÜBü kırın, BAŞı kurtaralım!" demiş.

Löğmen EMMi şaşMIŞ kalMIŞ; ne DANAsı kurtulmuş, nede KÜBü!.
"AŞK Olsun Kara Bilgiç Elimi boşa Çıkardın ya!" DEmiş..mişş..


Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 24 Ara 2013, 11:20 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Mesajlar: 8923
Konum: BURSA
ResimKul İhvÂNi Hocamızdan SÖZ ToHuMları!.. Resim

Kul İhvÂNi Hocamız, GÖNLümüz çiçek açsın diye DEMlikten SÖZ ToHuMlarını, GEMliğe SAÇmaya bAŞlayınca;
AKIL İPime ASılı kalamayacaklar diye korkunca, kalanları mandallaMIŞım!


Sofu EMMi oğlunu dizinin dibine oturtmuş nasihatlere başlıyor.
BİLeceğini-BULacağını izah ederek,
BİLdiğinde ve BULduğunda OLacağını anlatıyor.

Oğulun gözü DALmış derinlere, sessiz sesiz dizinin dibinde oturuyor..

Sofam EMMİ oğluna anlayıp/anlamadığını soruyor?
Oğulda; önünde yatan kızıl ite göstererek;
-- "Havada uçup-uçup kıçına konan, kırk sinek saydım! "diyor



Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 24 Ara 2013, 11:25 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Mesajlar: 8923
Konum: BURSA
ResimKul İhvÂNi Hocamızdan SÖZ ToHuMları!..Resim

Kul İhvÂNi Hocamız, GÖNLümüz çiçek açsın diye DEMlikten SÖZ ToHuMlarını, GEMliğe SAÇmaya bAŞlayınca
AKIL İPime ASılı kalamayacaklar diye korkunca, kalanları mandallaMIŞım!

Derbentli DELİ Hasan’ım -> "Kadından sakın ulan! Kadın dediğin KÂBı KÂBristir, alt tarafı çatlaktır. O çatlaktan da ben çıkmışım!.." devam eder;
"AKLını ÇIKtığın yere sok oğul! RAHÎMsiz-Rahmetsiz Kalma!" derdi.



Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 24 Ara 2013, 11:29 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Mesajlar: 8923
Konum: BURSA
ResimKul İhvÂNi Hocamızdan SÖZ ToHuMları!..Resim

Kul İhvÂNi Hocamız, GÖNLümüz çiçek açsın diye DEMlikten SÖZ ToHuMlarını, GEMliğe SAÇmaya bAŞlayınca
AKIL İPime ASılı kalamayacaklar diye korkunca, kalanları mandallaMIŞım!

EFEMden SÖZ açılınca; bizim komşu Mehmet’ten bir tane daha EFEM istenince bugün yarın diye bekler durur olmuştuk.
---"Mehmet’e söyle sÖZümüz SÖZ! EFEMi beklemekteyiz. SÖZümüzden dönmedik
Sözünden döner ise kendi bilir gerisin!.
"

BUrası BUrsanın Kanarya SEVenler Derneğindeki çaycısı Celâl USta: "DErt etme Hocam sen, yeter ki gel bir çayımızı iç, VERdiğim kuş (darmaduman) ötmezse kafese girer senin için öteriz!"demiş.


DELiye: "DE!" "DERler!"

DELi; ''DER!''
DeLilik parayla satılmaz! Satılsa bir ton alırız Nuriye! Sen de istersen DİNler -> "DER-ER-SÎN!"



Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 24 Ara 2013, 11:32 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Mesajlar: 8923
Konum: BURSA
ResimKul İhvÂNi Hocamızdan SÖZ ToHuMları!..Resim

Kul İhvÂNi Hocamız, GÖNLümüz çiçek açsın diye DEMlikten SÖZ ToHuMlarını, GEMliğe SAÇmaya bAŞlayınca
AKIL İPime ASılı kalamayacaklar diye korkunca, kalanları mandallaMIŞım!

400 azgın Deliyi, başka şehirde yapılan hastaneye nakil etmeleri gerekmekteymiş.
Hastane yönetimi Çareler aramışlar.
400 deliyi otobüsle götürseler olmayacak uçakla götürmeye kara vermişler.
Kim götürse diyede kara kara düşünmeye başlamışlar.
Deliler bir tek DOKTORlarını DİNlemekte ve SEVmekteymişler.
Karar verilmiş 400 delinin başına DOKTORlarını vererek bindirmişler uçağa.
YOL uzun, uçakta sıkış-tepiş sıkılmış deliler oyuna başlamışlar. Uçakta bir sağa koşuyorlar bir sola.
Uçak bir sağa yatıyor bir sola.
Doktor durun diyor dinlemiyorlar azgın deliler ya tutmuş damarları.

Vurmuş kabinin kapısına Doktor Pilota birbir anlatmış içerdeki delilerin yaptıklarını;
Pilot: "AÇ kapıyı dışarıda oynasın hegeleler!"demiş.



Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 24 Ara 2013, 11:36 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Mesajlar: 8923
Konum: BURSA
ResimKul İhvÂNi Hocamızdan SÖZ ToHuMları!..Resim

Kul İhvÂNi Hocamız, GÖNLümüz çiçek açsın diye DEMlikten SÖZ ToHuMlarını, GEMliğe SAÇmaya bAŞlayınca
AKIL İPime ASılı kalamayacaklar diye korkunca, kalanları mandallaMIŞım!

Benim en büyük amcama "Baba" derdik tüm aile..
Katıksız bir Kadirî Dervişi idi..
Çok yaşlı idi, konuşurken susunca, dili ağzında sürekli hareket halindeydi..
bunu sorduğumda :
"Tevhidde dudak kıpırdamadan dil işi halleder riya olamaz sen tevhide daim devam edeblirsin!" demişti..
Seher vakti girdiğinde oturduğu evin üzerine yemyeşil bir ışık hüzmesi inerdi ve Aksarayda mahalle komşuları herkes görürdü.
Kendisine sorduğumda : " Kurân okunmasından ve Resûli Ekremin işi!" derdi..
26 yıl önce Antalya'ya tayin istedim ve gittim.
İzine döndüğümde Hacı Mahmut'la ziyaretine gittik.
Bana :"Yiğen sen aşkı bırak! Çocukların küçük!" dedi
Ben de:"Siz bıraktınız mı?" deyince :
"O zaman; oğlun diyecek ki..., hanımın diyeck ki.., herkes diyecek ki.., Sen ise diyecek dil bulmayacaksın, dinleyeceksin sadece!.. Ettiğini yedirirler oğul! vs.."dedi..
Allah rahmet etsin ve ruhu şâd olsun..



Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 24 Ara 2013, 11:38 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Mesajlar: 8923
Konum: BURSA
ResimKul İhvÂNi Hocamızdan SÖZ ToHuMları!..Resim

Kul İhvÂNi Hocamız, GÖNLümüz çiçek açsın diye DEMlikten SÖZ ToHuMlarını, GEMliğe SAÇmaya bAŞlayınca
AKIL İPime ASılı kalamayacaklar diye korkunca, kalanları mandallaMIŞım!



Kul İhvÂNi;"Renginaz’a haber et gelirse gelir, Gelmezse gönlü kalır!" deyince

Renginaz’a haber ettim "Gelemezsem gerçekten gönlüm kalır, Hocam ne güzel demiş!" dedi
Gönlü kalmadı GELdi!



Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 24 Ara 2013, 12:23 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Mesajlar: 8923
Konum: BURSA
ResimKul İhvÂNi Hocamızdan SÖZ ToHuMları!..Resim

Kul İhvÂNi Hocamız, GÖNLümüz çiçek açsın diye DEMlikten SÖZ ToHuMlarını, GEMliğe SAÇmaya bAŞlayınca AKIL İPime ASılı kalamayacaklar diye korkunca, kalanları mandallaMIŞım!

Siirtli hocama sorardım; "ne var, ne yok!" diye
"Neeee VAR!"
"Neeee YOK!"
Der iç geçirir;
"ALLAH!.." derdi.


Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 25 Ara 2013, 11:02 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Mesajlar: 8923
Konum: BURSA
ResimKul İhvÂNi Hocamızdan SÖZ ToHuMları!..Resim

Kul İhvÂNi Hocamız, GÖNLümüz çiçek açsın diye DEMlikten SÖZ ToHuMlarını, GEMliğe SAÇmaya bAŞlayınca AKIL İPime ASılı kalamayacaklar diye korkunca, kalanları mandallaMIŞım!

Derbentli DeLi HaSaNN BaBamca Demem o ki;
Midye denilen iki kabuk dudak, tek ağızdan ibaret hayvancık koca denizde AVlanırken ağız-boğazına bir ufacık KUM DÂNEsi –ÇİLE ÇEKİRDEĞİ girip de Yüreğine yerleşip da KALınca, cANı yANınca, SîNe SALLgısıyla sarmalarmış ki Canın yakmaya..
Bu ÖZ SUyu öylesine yutarmış ki kucağında KUMcuğu DüRR-i YEKKtâ Eylermiş..
Sine SANNdığında SAKKladığı TeK İNci Avcılara AVV olurmuş CANında..
Kısacası;
Kabuğunun rengarenk GÜZELliği,
İNCisinin TeKeTek ÖZELiği, cAN BâHâsına Bedelmiş,
Güzellerin BOYnunda o günüdür bu gündür SuLTÂNım!..


Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 25 Ara 2013, 11:17 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Mesajlar: 8923
Konum: BURSA
ResimKul İhvÂNi Hocamızdan SÖZ ToHuMları!..Resim

Kul İhvÂNi Hocamız, GÖNLümüz çiçek açsın diye DEMlikten SÖZ ToHuMlarını, GEMliğe SAÇmaya bAŞlayınca AKIL İPime ASılı kalamayacaklar diye korkunca, kalanları mandallaMIŞım!

K e Ş i Ş DAĞıMm
Ç İ L E Ç A Ğ IMm
>ZeVK ZİNCİRiMm
G Ö N Ü L BAĞIMm!..

KeŞiŞ: BUrası BUrsa’da..UlU dağın eski-çile Adıdır


Bir de bu diYÂRda keşiş Dağın tam eteğinde SUyun taKSiM yeri-MaKSeMde.. yaşlı yorgun bir KIRATıyla, sırtında kervÂN kELBi KıTMîRiyle, DarmadumAN-DERDiYOk kanaryalarıyla, AK-KARA güverCİNleriyle, DELi mi ZıRr DELi bir DERvİŞ.. Herkesten habersiz, herkes ONLARdan habersiz…ISSız-SeSsiz İNZİVÂlarında.. ve’l- hÂSIL ve hasbe’l- KaDER YAŞA-GİDerlermİŞş.. MıŞş.. bu da BiRr KeŞiŞ daĞı maSALLıymış.. miŞş..


Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 26 Ara 2013, 23:38 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Mesajlar: 8923
Konum: BURSA
ResimKul İhvÂNi Hocamızdan SÖZ ToHuMları!..Resim

Kul İhvÂNi Hocamız, GÖNLümüz çiçek açsın diye DEMlikten SÖZ ToHuMlarını, GEMliğe SAÇmaya bAŞlayınca AKIL İPime ASılı kalamayacaklar diye korkunca, kalanları mandallaMIŞım!

Resim

ZIDların ZeVKini YERsin -> TeRSinde:

“Öküzün tersi” derler bizim köyde öküz bokuna.. Yörük kibârlığı.. söz edebiydi eskiden..
1982 idi sanırım.. çileler yağmaya başlamıştı göklerden.. Aksaraya izinli geldim rahmetli Hoca Babam sağdı.. bir akşam namazı çamurlu bir yolda kolkola yürürken birden durdu..
“yiğenim AŞK sana göre değil, çocukların küçük!” dedi.. başımda zırdeli rüzgârlar esmekte ve ayak yer tutmamakta.. “size lâzım olan neden bize lâzım olmasın!” dedimm.. yüzüme hayretle baktı ve: “ettiğini yedirirler bak!” dedi.. ben de gülerek: “yerim kendi bokum!” dedim.. bağrıma dürterek:ulaa oğlum doyuncadek değil ölünceyedek yedirirler bu aşk yolu ateştir!..” demiş.. mişş. mâSALLmışş..mişşş..


Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 26 Ara 2013, 23:44 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Mesajlar: 8923
Konum: BURSA
ResimKul İhvÂNi Hocamızdan SÖZ ToHuMları!..Resim

Kul İhvÂNi Hocamız, GÖNLümüz çiçek açsın diye DEMlikten SÖZ ToHuMlarını, GEMliğe SAÇmaya bAŞlayınca AKIL İPime ASılı kalamayacaklar diye korkunca, kalanları mandallaMIŞım!

NErdeyse 40 yıl olacak hey gidi günler HeYy!.
Derbendli Deli HasAN BaBamla ÇİLE ÇEVrimindeydik..
Geceleri uyku tutmaz sabah seherinde erkence ULU Câmi'ye giderdim, O'nunla BULuşmak için.. yine bir gün çokça ERken ve sabah ezânından önce Ulu Câmi’nin kapısına vardım. karakışın çat ayazı kavurucu yerler dondu ve Hasan BaBa da yoktu.. bakındım amma bulamadım, oralarda yoktu!. Câmi’ açılmamıştı daha çok erkendi.. ışık da pek yoktu.. Dikkatlice BAKınca Câmini kapısında yerde bir şey gördüm, düşürülmüş ya da unutulmuş bir palto sandım. Yaklaştım yerdeki bir insan gibiydi.. yanına çömelince baktım ki, yatan O idi. Secde eder gibi idi.. Sadece elleri başından ilerde, başı kollarını arasında idi. Yanağının biri yerde yüzükoyun yatıyordu.
Başını kaldırmadan bana: "Çobaaan!. sen Yörüksün bİLirsin, böyle ne yatar!.."dedi. Sorunun cevabını anında bildim.. Çoban itleri yorgun argın gelir davardan yalını yiyince ön ayaklarını uzatır aralarına başını bırakır uykuya geçerdi Hasan Dağ Yaylalarımda, bir zamanlar kartalken!.. ama utandım da: "Bilmiyorum"dedim. Kükreyerek: "Bilirsin, bilirsin Çobaaaan!... Köpekler yatar böyle, bana mânâmda Dendi ki: "Ulann Hasan sen git Aksaray'a Ulu Câminin kapısına it gibi yat!.. KıTMÎRe KervÂN İtliğini Öğret!" dendi. Sen ne sanıyorsun bu yolu!...Hakk ÂŞIK olacakmış!. daha ANAyın koyduğu ADınan Duruyon ulannn!" dedi homurdanarak.
Sustum, yanına dizçök oturdum, yüzümü ateş gibi bir şey yaktı birden, göz yaşım bıçak atmış gibiydi..
Sonra silkindi kalktı, sırtını duvara dayadı, ensemden çekti, başımı göğsüne bastırdı.. yüzüme gözyaşları düştü alev gibi.. göğsü körük gibi Titriyor ve İnliyordu.. beni bende benle BİZ BİR-İZ Zikrediyordu..
Bâzende basbayağı boğazlanıyor gibi HIRRlıyordu!.. Sanırım Hu Esmâsında idi...
Öylece kalakaldık EZÂNlar OKununcayadek!..
RûHuna RAHMetler yAĞsın Ebeden inşae ALLAHu TeÂLÂ


Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 28 Ara 2013, 09:38 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Mesajlar: 8923
Konum: BURSA
ResimKul İhvÂNi Hocamızdan SÖZ ToHuMları!..Resim

Kul İhvÂNi Hocamız, GÖNLümüz çiçek açsın diye DEMlikten SÖZ ToHuMlarını, GEMliğe SAÇmaya bAŞlayınca AKIL İPime ASılı kalamayacaklar diye korkunca, kalanları mandallaMIŞım!

Lise yıllarımda köye izinli olarak Adana’dan gelince, nerde ekmek yapılıyorsa kokusu duyulur da anam bana yumurtalı börek yapardı.
Sac ekmeği tandırına atılan koyun kığının kokusu burcu burcu kokardı..
Oysa bu YANgına GÜBREde Atsam GÜL de Atsam Kokuları DUYulur ancak 4 saniye sonra sorsam ATEŞe ki: “GÜBREM-GÜLüm Nerede?”
DEr ki o da bANa: “câhillik etme burada MUTLAKa BEN VARım duyduğun Koku, gördüğün Duman ve KüLL sadece İKİlik AKL ŞEY-tÂN-lğın!” der!


Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 04 Oca 2014, 10:22 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Mesajlar: 8923
Konum: BURSA
ResimKul İhvÂNi Hocamızdan SÖZ ToHuMları!..Resim

Kul İhvÂNi Hocamız, GÖNLümüz çiçek açsın diye DEMlikten SÖZ ToHuMlarını, GEMliğe SAÇmaya bAŞlayınca AKIL İPime ASılı kalamayacaklar diye korkunca, kalanları mandallaMIŞım!


1960 yıllarından önce Aksaray’ın karaören köyünde şehir günleri olurMUŞş.

O günlerde arabalar sınırlı. Köylüler ürettikleri yiyecekleri eşeklere yükleyip şehre satmaya giderlerMİŞş.

Köylüler toplu olarak gün aydınlanmadan yola çıkarlarMIŞş.
Şehre varmaları 2 saati geçerMİŞş.
Güneş doğduğunda şehre girmiş olurlarMIŞş.
Müşterileri beklediğinden 2 saat içindede herkes getirdiği ürünü satarMIŞş.
Şehre gidiş ve dönüşlerinde yolda pek çok sohbetler olurMUŞş. Pek çok menkıbeler anlatılırMIŞş.

Köyün sığırtmacı da olan İresim emmi (çolak Rasim emmi) dedikleri zatı muhterem amcamız saçı sakalı birbirine karışmış halde üstüne başına ne bulursa, gelişi güzel giyerMİŞş.
Tabiî ki diğer insanlardan farkı hissedilirMİŞş.
Bir gün çarşı-bazar yolculuğuna o da katılmış.
Eşeği yolda giderken o eşeğe, bu eşeğe sataşıyorMUŞş.
Demişler ki “İresim emmi şu eşeğine bi baksan ya!
İresim emmi ne ettiyse baş edememiş eşşekle elindeki koskoca sopasıyla inmiş eşekten.
Yol arkadaşları: “ İresim emmi şimdi eşeğini, eşek sudan gelenedek dövecek” demişler.
Ama yanılmışlar, İresim emmi eşeği kulaklarından tutup bir sağ gözüne, bir sol gözüne öpücükler kondurMUŞş.
Ahali şaşkın tabiî ki anlam verememişler
Ve sormuşlar “niye dövmedin de gözlerinden öptün? ”
İresim emmi : “ Eşeğe önce bir İNSANlığımızı gösterelim de!” deMİŞş MİŞş


Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 07 Oca 2014, 21:50 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Mesajlar: 8923
Konum: BURSA
ResimKul İhvÂNi Hocamızdan SÖZ ToHuMları!..Resim

Kul İhvÂNi Hocamız, GÖNLümüz çiçek açsın diye DEMlikten SÖZ ToHuMlarını, GEMliğe SAÇmaya bAŞlayınca AKIL İPime ASılı kalamayacaklar diye korkunca, kalanları mandallaMIŞım!


Sanırım 1986 yılları idi...
O zamanlar Çile Çömleğim çatlaktı...
Altı yönden Aşk yağardı ÖZümüze, ÖZümüzde kaynayan acılar buhar olarak dönerdi GÖZümüze...
18 saat süren Antalya yaz gündüzünde 3 ay oruç tutar, ağlar, çağlardım!...
Sonuç hep sıfırdı!...
ALLAH (celle celâluhu)’ımla başbaşa...
Kimse beni dinlemez, dinlese de ANlamazdı...
“Neden bir sonuca ulaşamadım!” diye kendi kendime kahrederdim...
Sonunda sevgili Sahibim Azîz Efendim Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’e ilticâ’ ettim...
Şu hâl zuhûr etti:
Haram-i Şerîf’in içindeyim...
Kâbe’nin Kapısının önünde bekliyorum...
Haram’ın içi çaka çaka insanla dolu ve ayak basacak yer yok...Herkes ihramlı, bir ben sivilim.
Benim dışımdaki insanlar mumya heykelleri gibi olduğu hâlde bekliyorlar. Hiç hareket yok.
Biraz sonra Hacerü’l- Esved’in önündeki kırmızı çizginin öbür ucundaki merdiven başında bir zât belirdi.
Kâbe’ye doğru geliyordu...
Herkesten 40-50 cm daha uzunca idi.
Yürüdükçe yol açılıyor, sonra kapanıyordu...
Ay yüzlü, ceylan gözlü, kirpikleri kıvrık ve hançerîydi.
Ömrüm boyunca kadın olsun erkek olsun böylesi bir güzel yüz görmemiştim.
Kâbe Kapısı önünde 2-3 metre çapında bir boşluk vardı.
Oraya kadar geldi ve:
“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i soran kimdi?” buyurdu. Sessizlik oldu...
Sonra ben: “Benim, Efendim!” dedim.
“Tanıyor musun?” buyurdu.
“Evet, ama burada yok Efendim.” dedim.
“Ben ashabın Alî’si ve Ulusuyum, sorunu bana sor!” buyurdu.
Ben de her zamanki el kol hareketim de dahil: “Efendim, uğraşıyoruz, çabalıyoruz ama olmuyor!” dedim.
İmâm-ı Alî (kerremullahi veche): “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, bize ibâdet ettirirdi...” buyurdu.
Ben ise: “Efendim, biz de ibâdet ediyoruz, elimizden geleni yapıyoruz ama olmuyor!” dedim.
Bu konuşmalar sırasında Hicr-i İsmail hızasına gelmiştik.
İmâm-ı Alî (kerremullahi veche) efendimiz, Hicr-i İsmail Kapısında durup sağ elinin işâret parmağı ile Rükn-i Yemânî Köşesinin önündeki alanı işaret edince orası açıldı, boşaldı ve aydınlandı.
“Şurada; İlim, İrade ve Ahlâk üzerine ibâdet ettirirdi!...” buyurdu.

Günlerce düşündüm bu hususu.
Sonraki zaman içinde neden 4 lü sistemde değilde 3 lü diye düşünüyordum.
Ve “Ahlâk nedir?” diye takılmıştım.
Bir davranış, ne zaman gerçekten ahlâk hâline gelirdi...
Bir zaman sonra imâm-ı Alî (kerremullahi veche) efendimiz: “Ahlâk; İdrak ve İştirâktir!” buyurdu.
Bendeniz, İmâm-ı Alî (kerremullahi veche)’den bâde almış âşıklardanım...
Meşrebim Muhammedî, Aşkım Şahî’dir.
Aşk şarabım, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den, kadehim (bâdem) Alîyyü’l-Murtaza (kerremullahi veche) dendir.
Neticede 4 lü sistem yerine oturdu.
İlim-İrade-İdrak-İştirak...


Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 10 Oca 2014, 13:16 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Mesajlar: 8923
Konum: BURSA
ResimKul İhvÂNi Hocamızdan SÖZ ToHuMları!.. Resim

Kul İhvÂNi Hocamız, GÖNLümüz çiçek açsın diye DEMlikten SÖZ ToHuMlarını, GEMliğe SAÇmaya bAŞlayınca;
AKIL İPime ASılı kalamayacaklar diye korkunca, kalanları mandallaMIŞım!

Rahmetli Hocam: "Abdullatif, Cennette bir Suk-i MuHABBEt, MuhaBBet Meydanı-çarşısı var ki ALLAH için Birbirlerini sevenler orada da CEM' olup sohbetler derler. İnşâe ALLAH BİZ BİRlikte oluruz orada" derdi.


SU’k-ı SIDDIK: Muhammed Sıddık Hekim Hazretlerinin İlahî AŞKı alış-veriş Çarşısı.

Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 10 Oca 2014, 14:11 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 02:00
Mesajlar: 4810
nur-ye yazdı:
Rahmetli Hocam: "Abdullatif, Cennette bir Suk-i MuHABBEt, MuhaBBet Meydanı-çarşısı var ki ALLAH için Birbirlerini sevenler orada da CEM' olup sohbetler derler. İnşâe ALLAH BİZ BİRlikte oluruz orada" derdi.

SU’k-ı SIDDIK: Muhammed Sıddık Hekim Hazretlerinin İlahî AŞKı alış-veriş Çarşısı.

Resim




Kul İhvani Hocamızın 10.defterde "ZEVKLER ÇARŞISI-SÛK-i ZEVÂİK → ON ÜÇ ZEVK…" diye bir bölümü var...O zevkleri burada paylaşmak istedim..


*****************ZEVKLER ÇARŞISI*****************
*******************************SÛK-i ZEVÂİK..
******************************************ON ÜÇ ZEVK…


Resim

ResimResimResimResim
ZEVK 1473

En Uzak Garibdir Bir de En Yakın!
Muhitin Hâli Var -> Merkezde Belli
GÖZ Kendin Göremez AYNasız Farkın
-> Farkına Varamaz SIRR’ın Temelli..


14.07.1999 13:18
Lârâ shllri....




ZEVK 1474

Bâtından Zâhire >NÛRun ZUHÛRu
NÛRunda Azamet ZUHÛRda Şiddet
->BASAR Bakışında -> Basîret NURU
“OL!”-ur ise -> ÜRYÂN GÖRünür ELbet!..


14.07.1999 13:23
Lârâ shllri....





ZEVK 1475

Ubidiyyet BUUDların Son UCU
Rübubiyyet ŞEY’siz ŞEYin ->ASLı Dost!
->Ârifin DUÂsı -> zam-AN ORUCU
Âşıkların “Ah!..” ı >AŞKın FASLı Dost!..


14.07.1999 13:28
Lârâ shllri....


Ubidiyyet: Bendelik, kulluk, kölelik. Kul olduğunu bilip Allah'a itaat etmek. Allah'a teslim olup, Kur'an ve Peygamber (A.S.M.) vasıtası ile verilen emirleri aynen icra ve tatbike çalışmak
Rübubiyyet: Cenab-ı Hakk'ın her zaman her yerde her mahluka, muhtaç olduğu şeyleri vermesi, terbiye ve tedbir etmesi ve mâlikiyyeti ve besleyiciliği keyfiyyeti. * Artırmak. Ziyade kılmak.
FASL: (Fasıl) İki şey arasındaki ek yeri. Mafsal. * Hak söz. Hak ile bâtılın arasını fark ve temyiz ile olan hüküm ve kaza. (Buna "Faysal" da denir) Halletmek. Ayrılma. Çözme. * Bölüm. * Mevsim. * Aynı makamda çalınan şarkı.




ZEVK 1476

Kemiyyetsiz-Keyfiyyetsiz HUDÛD Var!
Aynanın Ardı SIRR! -> Önünde SENsin!
Vücûd-Şühûd-Sücûd-AHD ü Ühûd Var!
Muhabbet Meydanı -> ÜNS-e NEdensin!..


14.07.1999 13:33
Lârâ shllri....


Kemiyyet: Nicelik.(Kemiyet) Miktar, sayı, nice oluş. Az veya çok oluş
Keyfiyyet: Nitelik. Bir şeyin esâsı ve iç yüzü. Nasıl olduğu ciheti. * Kalite. Madde. (Kemmiyetin zıddıdır.)
ÜNS: Alışkanlık, alışma. * Arkadaş. Hemdem.




ZEVK 1477

İlahî Hükümde -> Ezel -> Ebedî
Hâlık’ın Âtâsıdır -> DuÂya Cevâb
İlletsiz - Zilletsiz -> SIRRın Sebebi
HaLKın HAKK’sızlığı -> HâLine Hicâb!..


14.07.1999 13:38
Lârâ shllri....


âtâ: Verme. Bağışlama. Bahşiş. Lütuf. İhsan.

ZEVK 1478

Sırf Kerem Sırf İhsÂN >"OLmuş-OLacak"
->"OL!-AN" RIZASInın ->AŞK Penceresi
SİL-se SIRR-larını -> "BİRR" i BULacak
ARZdan -> ARŞa ÇIKar Hayret NeŞ'esi..


14.07.1999 13:43
Lârâ shllri....


Sırf: Sadece, yalnızca. * Sâfi ve hâlis şey. Karışık olmayan.
BİRR: Temizlik. * Günahtan çekinmek. * Takvâ. * İn'âm ve ihsan etme. * Amel-i sâlih, iyi amel.




ZEVK 1479

Riâyet Rızası’n
-> İnâyet Sırrı
Rahmetine -> Haslar İçin Bir IŞIK
YÂR’e Ağyâr Olmak HAKK’a Aykırı
AHMAK-la AYRIL-ır BURADA >ÂŞIK!..


14.07.1999 13:48
Lârâ shllri....


Riâyet: İyi karşılamak, ağırlamak, hürmet etmek. * Uymak, tâbi olmak. * Otlamak veya otlatmak. * Hıfzetmek, korumak.
İnâyet: Yardım, lütuf meded etmek. * Mühim bir işle karşılaşıp onunla meşgul olmak.




ZEVK 1480

Âyet-Hikmet-Kudret-Vahdetle ->Tefsir
Dört ÂLEM-in -> "Kûn Feyekûn" Kitabı
Buz-Su-Buhar-Bulut
-> Hepsin ASLı BİR
Her NEFS “Huu!” HAKK’ın Halka Hitabı!..


14.07.1999 13:53
Lârâ shllri....


SU-yun Formülü TEK-tir ve GERÇEK-tir:
H2O..2 Hidrojen 1 Oksijen, bir DAMla SU DEnen..





ZEVK 1481

İHSANla -> İnâyet!.. Hizmetle Kemâl!..
Meşiyyet
-> Merkezde!.. Tecellî -> Muhit!..
Mürşid Mir’atında
-> Himmetle -> CEMÂL!..
"ELini TUT!" tuğun
-> E Z E L Î Â H İ D!...


14.07.1999 14:08
Lârâ shllri....


İnâyet: Yardım, lütuf meded etmek. * Mühim bir işle karşılaşıp onunla meşgul olmak.
Meşiyyet: Meşiet. Dilemek. İrade. Arzu. Matlub. Murad. İstek.
Mir’at: AYNa.
Himmet: Kalbin bütün kuvveti ile Cenab-ı Hakk'a ve sâir mukaddesata yönelmesi. Kalb isteği ile gösterilen ciddi gayret. * Allah indinde makbul ve mübârek bir kimsenin mânevi yardımı ile birisini koruması, yardım etmesi. * Tabiî şevk ve meyil ve heves. * Lütuf, yardım.




ZEVK 1482

Mükemmeli SEYR et! >Noksan Arama!
KeMâLî VÂCİB-in -> Vücûd ŞeHRinde
Helâl Havzasından -> Kaçma Harama
HUDûdullah HAKK’tır ->Zemzem-ZeHRnde!..


14.07.1999 14:23
Lârâ shllri....


Mükemmel: Tamam. Olgun. Noksansız. Eksiksiz. Kemal bulmuş. Kemale erdirilmiş. Çok iyi.
Noksan: (Nuksan) Eksik, kusurlu, nâkıs.
* Eksiklik, azlık. Eksilme, azalma. * Yokluk.
Vâcib: (Vücub. dan) (C.: Vâcibât) Lüzumlu, mecburi olan. * Fık: Yerine getirilmesi her müslüman için gerekli ve borç olup, yapılmadığı takdirde büyük günah olan Allah'ın emirleri. Yapılması zannî delil ile belli olan. Terki câiz olmayan. Yapılması şer'an kat'i derecede bir delil ile sâbit olmamakla beraber, her halde pek kuvvetli bir delil ile sâbit bulunan şeydir. (Vitir ve Bayram namazları gibi.) * İlm-i Kelâm'da: Varlığı zaruri olup, olmaması imkânsız bulunan.
Havza: Coğ: Açık ve düz deniz kıyısı. Kenar.
* Memleket. * Taraf. * Sınır için: Bir şeyin çevresi içinde olan.



ZEVK 1483

Zikir - Fikir - Şükür - Sabır SIRATı
RıZa Bazarında -> CANlar Satılır!
Coşup ŞAHa Kalkmaz -> AŞKın Kır ATı
YOL YOKuş-Yorgunsun!.. >YÜK mü Atılır?..


14.07.1999 14:38
Lârâ shllri....


ZEVK 1484

Ne Tefrid, Ne İfrat -> İ’tidal YOLU
Zemherira-Câhim>Bir de CENNET var
SIDDIK Sofrasında -> ALLAH’ın KULU
Fırka-yı Nâciyye -> Ebedî ENVÂR…


14.07.1999 15:17
Lârâ shllri....


İfrat: Aşırılık, Maximum.
Tefrid: Önemszilik, Minumum.
İ’tidâl: Orta Yol. Optimum..
Zemheri: Karakış dönümünden (12 Aralıktan) 31 Ocağa kadar olan şiddetli soğuk devresi.
Fırka-yı Nâciyye: Kur'ân-ı Kerim'e ve Sünnet-i Seniyeye sıkı sıkıya bağlı olup Ehl-i Sünnet ve Cemaat yolundan ayrılmayan müslümanlar. Bunlar kıyamete kadar lütf-u İlahî ile devam eder.
Zemherira: İblis gibi ateşten yaratılanlar için DONDURucu Cehennem…

Câhim: YANDIRıcı Cehennem…


مُتَّكِئِينَ فِيهَا عَلَى الْأَرَائِكِ لَا يَرَوْنَ فِيهَا شَمْسًا وَلَا زَمْهَرِيرًا
Resim---“Muttekiîne fîhâ alel erâik(erâiki), lâ yeravne fîhâ şemsen ve lâ zemherîrâ(zemherîren): Orada tahtlar üzerinde yaslanıp dayanmışlardır. Orada ne (yakıcı) bir güneş ve ne de dondurucu bir soğuk görürler.” (İnsân 76/13)


وَإِذَا الْجَحِيمُ سُعِّرَتْ
Resim---“Ve izel cahîmu su’ıret : Cehennem ateşi çılgınca kızıştırıldığı zaman,” (Tekvîr 81/12)



ZEVK 1485

Zâhir İ’tiraz Bazarı! Rıza Bâtında
Lisânında Duâ
-> ÖZünde Sükût
Ashâb-ı Duâda -> Erbâb-ı Rızada
İKİ Kanatlı bir KUŞ -> KORKUyla UMUT!..


17.07.1999 14:00
Lârâ shllri.. dnzde frtna..


İ’tiraz: (İtiraz) Kabul etmediğini bildirmek. Bir fikir veya işin olmasını kabul etmemek. * Men' eylemek. Men' olmak.
Sükût: Susma. Konuşmama.
Ashâb: (Eshâb) (Sahib. C.) Arkadaş olanlar. Sahip olanlar, kullanma yetkisine sahip kişiler. * Halk, ahali. * Sahabeler, yani Peygamberimiz Hz. Muhammed'i (A.S.M.) görmüş ve mü'min olarak ona ve onun mesleğine bağlı kalmış olan zatlar. Bu kişiler, insanlık, doğruluk ve her türlü faziletlerde en ileri seviyede bulunan şahsiyetlerdir.Onlar Peygamberimizi (A.S.M.) her an yakın alâka ile takip ederler ve O'na, her cihetle ittibaa çalışırlardı. Dâima sıdk ve sadakatten, doğruluk ve faziletten ayrılmamak cehdi içinde idiler. İslâmiyetin neşir ve tâmimi için her çeşit fedakarlıktan çekinmezlerdi. Risale-i Nur Külliyatından Mektubat isimli eserde denildiği gibi: "Âl ve Ashâb nâmında bu zevat-ı kirâm, nev-i beşerin enbiyadan sonra ferâset ve dirâyet ve kemâlâtla en meşhur, en muhterem, en nâmdar, en dindar ve en keskin nazarlı tâife-i azimesi" dirler.(R.A.)
Erbâb: f. Ulu, ulvi, âlâ. * Reis, başkan, şef. İşin Ehli olan.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 24 Oca 2014, 09:55 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Mesajlar: 8923
Konum: BURSA
ResimKul İhvÂNi Hocamızdan SÖZ ToHuMları!.. Resim

Kul İhvÂNi Hocamız, GÖNLümüz çiçek açsın diye DEMlikten SÖZ ToHuMlarını, GEMliğe SAÇmaya bAŞlayınca;
AKIL İPime ASılı kalamayacaklar diye korkunca, kalanları mandallaMIŞım!


BİZim divÂnelerden birisinin yolu ANtalyaya düşmüş..müş.. parası çok ama sonradan GÖRme bir hemşerisi, gösteriş için beş yıldızlı bir otele yemeğe götürmüş..müş.. havuz başında al gülüm ver gülüm derken.. önlerinde havuz başında oynanayan bir BeBe suyla oynarken ANiden düşmüş Havuza.. herkes grandtuvalet bağrış çağrış ama atlayan da yok!.. bir anda BİZimkisi kendini SUda bulmuş.. yüzmek nedir ZÂTen bilmez!.. can havliyle, su yutarak çocuğu da kapmış kıyıya tutunmuş.. bir alkış tufanı kopmuş: "Kahraman Adam!".. vs..
BİZimkisi havuzdan çıkar çıkmaz bağırmış: "ULANn kim itti beni havuza!.." DEmiŞş.. mıŞş.. miŞş..




Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 30 Oca 2014, 13:49 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Mesajlar: 8923
Konum: BURSA
ResimKul İhvÂNi Hocamızdan SÖZ ToHuMları!.. Resim

Resim

Demem o ki;

biLÂd: belde..mekÂN..diYÂR.. dÂimiyet LÂ-sı bİLEliği..
viLÂd: vâlid-BaBa ile vâlide AnA-nın ETTiği İŞ.. Doğurmak.. dÂimiyet LÂ-sının vüCÛDa GELişi işi..
miLÂd: DOĞum günü.. şeÂNda her ÂN dÂimiyet LÂ-sının hakikat-ı muhaMmedî Meşki.. her ÂN YENİden DOĞuşu DUYuş-UYuş UYumu..

ÜMMm-ü MîMMm:

YOKarı: yörükçede yukarı..

kEŞİK: EŞİKte sırasını-İşin VAKTını BEKLEmek.. SU değirmenlerinde UN ÖĞütülürdü çocukluğumda.. yüzlerce seklem-buğday çuvalı dizilirdi ard ardına başında keşik beklenirdi ki buğday dönen değirmen taşı ÜSTündeki Hakk HUNİsine döküle de cÂNlara gıda KINA gibi UN OLa!..

türküler uğuldar kulaklarımda çoKK uzak yılların ötesinden köyde ölüm ağıtları:

"gahbe FELEK Değirmenin DÖNdü mü
DÖNe DÖNe ->Kişik BANA geldi mi?
DÖNe DÖNe ->bet BANA geldi mi?.. anam geldi mi?..


ve de keşik-kişik-nöbet dedim mi aklıma meşhur kişik hikâyemİZ gelir hep;

Hallac-Yorgancı-Derviş Mehmet Amca ANLAtmıştı yıllar önce, Rahmetli Mahmud Sâmi Ramazanoğlu Hazretlerinin ilk dervişlerinden idi ruhları şâd olsun...

Kendisine:
"Şu andaki târikatçılar için ne dersiniz?" diye sorunca derin derin “ahhhh!” çekti ve:
"Efendim bizim Adana’daki köyümüz Kılıçlar'da değirmen yoktu.
Değirmenler yukarıdaki suyu bol köylerde idi ve o zamanlar çoğu Ermeni'lerindi... Osmanlı devri...
Bizim köyden Abdullah emmi 10-12 yaşındaki yiğeninide almış, bir merkebe 3 kile arpa sarmış değirmene gitmiş... Varmış ki değirmenci yok....
Sırada-keşikte seklemler var ama, taş boşa dönüyor, buğday bitmiş...
Abdullah emmi unluğa inmiş, unu aralamış ve kendi arpasını dökmüş tekneye, ögütüyor.
Derken Ermeni Değirmenci geliyor.... “Neden sen de sıraya girmedin ulan!” diye kavga başlıyor. vur ha vur birbirine..
Biraz sonra sarmaş-dolaş unluğa düşüyorlar. Ver Allah ver, yaka paça unun içinde...
Derken Abdullah emmi unluktan yiğenine:
"Ulan şurasını burdan geldiğimin yiğeni, elin gavuru beni dövüyor-öldürecek! sen de seyir mi ediyorsun!" deyince şaşkınca seyreden yeğeni:
"Dayı, dayı; vuruşunuz bir, duruşunuz bir, boyanız bir, boyağınız bir... Hanginiz gavur, hanginiz müslüman ayırıp anlayamadım ki yardım edeyim!"
demiş.
Bu gün hâl bu, ne diyeyim! Biz ALLAH celle celâluhu ve Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve selleme dayanalım yeter"dedi...

hüLÂsa-yı keLÂm
bütün Aksaray
lılara seLÂMmıŞş..miŞş...


Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 04 Şub 2014, 08:16 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Mesajlar: 8923
Konum: BURSA
ResimKul İhvÂNi Hocamızdan SÖZ ToHuMları!.. Resim

Kul İhvÂNi Hocamız, GÖNLümüz çiçek açsın diye DEMlikten SÖZ ToHuMlarını, GEMliğe SAÇmaya bAŞlayınca;
AKIL İPime ASılı kalamayacaklar diye korkunca, kalanları mandallaMIŞım!


Derbentli DeLi HaSaNN BaBamca Demem o ki;
Midye denilen iki kabuk dudak, tek agızdan ibaret hayvancık koca denizde AVlanırken ağız-boğazına bir ufacık KUM DÂNEsi –ÇİLE ÇEKİRDEĞİ girip de Yüreğine yerleşip da KALınca, cANı yANınca, SîNe SALLgısıyla sarmalarmış ki Canın yakmaya..
Bu ÖZ SUyu öylesine yutarmış ki kucağında KUMcuğu DüRR-i YEKKtâ Eylermiş..
Sine SANNdığında SAKKladığı TeK İNci Avcılara AVV olurmuş CANında..
Kısacası;
Kabuğunun rengarenk GÜZELliği,
İNCisinin TeKeTek ÖZELiği, cAN BâHâsına Bedelmiş,
Güzellerin BOYnunda o günüdür bu gündür SuLTÂNım!..


DüRR-i YEKKtâ: TEK-likte bir daha BEN-zeri OL-amayan, Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem

Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 07 Şub 2014, 09:03 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Mesajlar: 8923
Konum: BURSA
ResimKul İhvÂNi Hocamızdan SÖZ ToHuMları!.. Resim

Kul İhvÂNi Hocamız, GÖNLümüz çiçek açsın diye DEMlikten SÖZ ToHuMlarını, GEMliğe SAÇmaya bAŞlayınca;
AKIL İPime ASılı kalamayacaklar diye korkunca, kalanları mandallaMIŞım!


ResimKÖPEK DEyip GEÇme sakın. haa!..
Bir zamanlar; bu kaygan hayat sahnesinde yerler yağlı olduğundan, ayağım kaydı da bir insan için: "Köpek!" vs. dedim.
Bir müddet sonra bir ÂNda uyanıkken-yakaza HÂLinde mânevî bir mahkeme kuruldu: Antalya Yat Limânı çıkışta sağ tarafa kayaların üzerine.. gerçekti ve aklım tamm başımdaydı.. ama TUTukluydum..
Mübâşir ve Hâkim var ama, cismi yok (belki melekler) kendileri oradalar bunu biliyorum göremiyorumm... kürsü var.. ve ben suçlu olarak ayakta, hakimin karşısında, çok heyacanlı ve gerçek olduğum haldeyim..
Mübâşir davayı okudu:

Dava: "Tâhir'den olma, Emine'den doğma Abdullâtif; filândan olma, filândan doğma filâna; "Köpek!..." demiştir.."

Davacı: Köpekleri temsilen 7 cins köpek (adamcağızın kendisi bile yok, sanki 7 cins köpek avukatları sandım)

Dava sebebi: "Köpekler: Biz köpek olarak halkedildik ve bu işi de hakkınca yaptık ve yapıyoruz... Ne koyunluğa ne de kurtluğa kalkışmadık. Biz hayvandan doğma hayvanız. Ancak bu şahsiyet (beni gösterip) bâtıl ve şerli saydığı bir insanla bizi kıyaslayıp benzetti. Oysa insanoğlu;


وَلَقَدْ ذَرَأْنَا لِجَهَنَّمَ كَث۪يراً مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِۘ لَهُمْ قُلُوبٌ لَا يَفْقَهُونَ بِهَاۘ وَلَهُمْ اَعْيُنٌ لَا يُبْصِرُونَ بِهَاۘ وَلَهُمْ اٰذَانٌ لَا يَسْمَعُونَ بِهَاۜ اُو۬لٰٓئِكَ كَالْاَنْعَامِ بَلْ هُمْ اَضَلُّۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ
Resim---"Ve lekad zere’nâ li cehenneme kesîran minel cinni vel insi lehum kulûbun lâ yefkahûne bihâ ve lehum a’yunun lâ yubsırûne bihâ ve lehum âzânun lâ yesmeûne bihâ, ulâike kel en’âmi bel hum edallu, ulâike humul gâfilûn(gâfilûne).: Andolsun biz cinleri ve insanlardan bir çoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalblleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da sapıktırlar (şaşkın) . İşte asıl gafiller onlardır." (A'râf 7/179)

Âyetine muhatab ve bizden aşağıya (esfeline) düşebilir.
Bu zât bize hakaret etmiştir. davacıyız!..."
Deyince Verilen Karar bir saniye sürmedi ve sadece bir ses dudum..

KARAR: "Suçludur!..." dendi..

Ses falezlerde yankılandı gökyüzüne..
İki tarafımdan zebÂNilerin yavaş yavaş üzerime yürüdüğünü gördüm dünyam karardı ve: “Eyvah ebediyen zindana atacaklar!” diye mırıldandım içimden..

Ben ise bir ANda, bir kişi değil de, yan yana 7 kişi olduğumu gördüm HePsi de "bEN"... 7 Ha-Mim üzere tek tek divana dizilmişiz!.
Dehşet ve hayretle tek tek inceledim kendi GÖRüntülerimi-HâL Makamlarımı..

Birincisi gerçekten ben idim. O zamanki hâlimde, kar gibi ak saçlı, omuzu çökük çilekeş bir derviş.. ANLAdım ki bu BEDEN HÂLim...
Hemen sağımda ise 18 yaşındaki hâlim tıpa tıp (sanki oğlum Emre gibi) adetâ civân... Akışkan, konuşkan, kabına sığmaz, sevecen ve atak ve pervasız!. ANLAdım ki bu da meşhur NEFS HÂLim...
Yanındaki sanki camdan bedenli ben gibi, hârika şeffâf ve nefis bir kristal vazo gibi ANLAdım ki bu da KALB HÂLim...
Onun yanındaki ise ışık hüzmesi gibi görüntüsü var ve beden-varlık gibi ama cisim de değil.. ANLAdım ki bu RUH HÂLim..
Ve sırayla zor alatılacak HÂLLerim Sır, Hâfi, Ahfâ ve AKdes GÖRüntülerim…
Tümümüz de suçlu safındayız ve çok tedirgin, kırgın ve çok ama çoook pişmanız!..

ALTı letâifim hepimiz birden sadece sağımdaki gence (NeFSime) yüklenip: "Yazıklar olsun sana; dinimizi, dünyamızı ve âhiretimizi yıktın, EDEBsiz şey!." v.s.diyoruz.
Herkes bir başka sözler söylüyor, ve kendi makamınca yükleniyor..
Ve hepimiz de birlikte AYNı ÜZüntüyü AYNı ANda yaşamaktayız!
Öyle üzgünüz ki hayret ve çâresizlik son sınırında!.

İşte o zaman bir ses gürledi dağılmak üzere olan mahkeme kürsüsünden göklere:
"TüMM Köpekler, suçlu Abdullâtifi, SAHİBİ RESÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellem'e bağışladılar!.."
Öylesine SEVindik ve bir kurtuluş “ALLAH!” narası attık YEDİ Letâifm hep birlikte ve bir ANda “BİZ BİR-İZ” dercesine.. BeyDağlarına doğru ekoyla yANkılandı gitti kendi sesim GÖKlere elhamdulillahi..

O SESi, Şimdi, Şu ANda ve bizZÂT Şe’ÂNda dahi RUHumda duyuyorum Rasûlullah'ımız SALLallahu aleyhi ve SELLem’in o en DÂR-ZÂR ÂNımdaki yüce Şefâatini ve de azîz Şerefini!..


بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
Resim---Bismillâhir rahmânir rahîm: Rahmân ve rahîm olan Allah'ın ismi ile.” (Fâtiha 1/1)

الْحَمْدُ للّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Resim---El hamdu lillâhi rabbil âlemîn: Hamd, tüm alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.” (Fâtiha 1/2)


Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 07 Şub 2014, 09:14 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Mesajlar: 8923
Konum: BURSA
ResimKul İhvÂNi Hocamızdan SÖZ ToHuMları!.. Resim

Kul İhvÂNi Hocamız, GÖNLümüz çiçek açsın diye DEMlikten SÖZ ToHuMlarını, GEMliğe SAÇmaya bAŞlayınca;
AKIL İPime ASılı kalamayacaklar diye korkunca, kalanları mandallaMIŞım!


Resimİşte sana bir köpek masalı!...
İstersen bir de köpek hikayesi anlatayım da sonra sen Bolu'ya git Yıldırım Beyazid Câmisi müezzini İsmail Efendi'den dinle ve kahramanını da sana göstersin.
(Ben Bolu'da iken-2002 de İsmail Efendi, Karamanlı Câmisinde görevli idi. Zirâ, büyük câmi depremden sonra tâmir oluyordu.)

Efendim, kader Kaderullah yol düştü Bolu'ya...
Ne de olsa gurbet... Kimseyi tanımıyorum.
"Yaz, çiz!"derken sıkıldım. Sokağa çıktım...
Gurbet zordur... Gurbeti ve gariblerini, hep omuzlarından tanırım... Mutlaka bir omuzu çökük olur... Bendeniz, bir ömür terazileyemedim... Şikâyet sanma şükrümüzü sakın...
ALLAH celle celâluhu: âşıkların iki yakasını bir araya getirmez ancak, kimselere de yırttırmaz... Çilesiz âşık, artık yaşamıyordur...
Köroğlu heykeline doğru ana caddede giderken iki üç yüz metre ilerden biri geliyor amma yandan çarklı Şirket-i Hayriyye vapuru gibi...
"Bu kişi hırlı değil!"dedim...
Yanıma yaklaşınca sümük bir yana salya bir yana ...
Ancak; gözler âdeta kaynak makinesi gibi ışık saçıyor, rengi meçhul... Bir şey demedim ve geçti gitti...
İçimden bir ses: "Be cimri adam, şu mübârek zâta birazcık para bile vermedin... sen gerçekten ahmaksın lâf âşığısın!.. v.s."deyince geri döndüm, koşup yakaladım.
Para cebimdeki elimde, daha çıkarmadan bana hışımla: "Bu gün olamaz!..." dedi ve döndüm.
İkindiyi Karamanlı Mahallemizdeki câmide kıldık.
Bolu'nun insanı misâfirperverdir. Kim câmiye yeni gelse genellikle hoş beş eder hâl hatır sorarlar...
Müezzin İsmail Efendiyle konuşuyoruz.
"Efendim insan olmak lâzım, insan!..." deyince ben de:
"Ben bugün gördüm birisini caddede insanın şahıydı ismi belki de Hasandır!.."dedim.
İsmail Efendi : "Bildim; o zât hârika birisidir. Ben 17 yıl Yıldırım Beyazid Câmisinde müezzinlik yaptım.
Bu süre içerisinde bahsedilen zât (Ömer de deniliyor Hasan da) sadece sabah namazına 7 köpekle geliyor ve köpekler onu dış kapıda namaz bitinceye dek bekliyorlardı. Sonra câmiden çıkınca birlikte bir yerlere çekip gidiyorlardı. Ancak, bir sabah namazında ben imâmdım, namazı kıldırıp selâm verince bir vaveylâ koptu, dönüp bakınca köpeklerin câmi içine girip birkaç saf geride yanyana dizilip yattıklarını gören halk bağırıp çağırırken, Köpekçi Hasan Baba: "Ulan ben size buraya girmeyin demedim mi? Ne işiniz var mescidlerinde!.." diyerek köpeklerini alıp çıktı, gitti...
Bir daha köpekler dış kapıda değil de ilerki köşede beklediler. Bir köpek gittiyse, başka birisi geldi ki yıllarca sürdü... Şu anda nerede kılıyor sabah namazını bilemeyeceğim!..." dedi...

BOLU’yu SEVerimm!. Bolu, gül ve bülbülün yurdudur.
Bizim evimizi ALLAH celle celâluhu denkleştirdi bahçe içinde idi.
Dut mevsimine kadar gece boyunca bülbül sesinden uyuyamaz idik... Dut yeyince susdular...
Mübârek insan Cemâl Candan'ı tanıdım bir cuma... Komşu sayılırdık.
Sonraki cumalarda beni de alıp câmileri gezdirirdi...
Aslahaddin Efendi ve Câmisi huzurluydu.
Bir cuma Hamdi Baba'ya azmettik. Yolda giderken sohbet açtı: "Efendim bugün cuma duanın kabul günü de, nasıl olacak?" dedi. Bende irticâlen; "Mübârek bir yerde, mübârek bir zamanda, mübârek bir hâlde, mübârek bir dostun senin için dua ederse Biiznillah kabul!..."dedim.

Câmi ıraktı, hızlıca yürüdük sonunda vardık. Cumamızı kıldık.
Hamdi Baba kaddesallahu sırrahu'ya Yâsîn okuduk, dua edip çıktık.
Cemâl abi: "Hamdi Baba Erenlerdenmiş, mübârek yer burası, birbirimize Allah rızası için dua da ettik.. Mübârek gelirken dediğin o mübârek hâl ne idi?"derken köşeden Köpekçi Hasan Baba çıktı ve iki elinin parmakları ile bana “para işareti”yapıyordu...
Ben de:"İşte mübârek hâl bu!..."dedim... Para verdim gülerek aldı..
Cemâl Candan'ın parasını ise zorla aldı... Ama, birkaç hafta sonrası ise, yolda karşılaşmışlar, yakalayıp sırtından ceketini soymuş.. Ahmed Karayel'in mağazasına gömlekle tirtir titreyerek geldi de, Ahmed Karayel'den emânet aldığı kazakla gitti eve...

İşte köpek ve köpekçilerimİZ!...
Bir hadisten bahsediliyor: "Köpekteki 10 vasıftan birisi gerçekten kendisinde olan kişi velîdir..." diye ama, aslına henüz eremedim ben de Hakk Dostlarından duymuştum..

Bende tefekkür ettim, oturup gönül yordum kendimce Son-UÇunu al gözüm seyreyle:

Köpekteki 12 haslet; güzellik ve özellik:


KÖPEKlerimİZ;

1- Sadakâtkârdır : sahibine dâimâ sadıktır.
2- İtâatkârdır : sahibine dâimâ itâat eder.
3- Hamiyetkârdır : sahibini dâimâ korur.
4- Sebâtkârdır : bağlılığına güvenilir.
5- Kanâatkârdır : sahibi ne verirse kanâat eder.
6- Vefâkârdır : asla nankörlük etmez,başkasının peşine düşmez.
7- Fedâkârdır : sahibi için canını bile fedâ eder.
8- Tevâzu'kârdır : sahibine dâima başın eğer, yaltaklanır.
9- Muhabbetkârdır : sahibini çok sever,ayrılırsa o özler ve yolunu gözler.
10- Cefâkârdır : sahibinin sıkıntılarına katlanır ve terkedip gitmez.
11- Hizmetkârdır : emeğini esirgemez, üşenip usanmaz.
12- Hürmetkârdır : sahibine ve ev halkına saygılıdır. Evden bir çocuk başına vursa çeniler de saldırmaz... diyorum...
Diyorum demesine de...
Bir de: "Ey sefil İhvânî; tevhid tasmalı ve tescilli "kûn!...Kervanının kıtmiriyim" der durursun, sahibin (ALLAH celle celâluhu ve Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem) ile hâlin, durumun ve vaziyetin ne hâlde?" diyorum...
Cevâb, doyurucu değil... Estek kerestek!...


ZEVK 2082

"Belhum e dallun"u unutma>Köpek! deyip geçme sakın!
-> Var mı sende hasletleri? -> İnsaf et ->edebin takın!
ÂLEM-de ->Noksan arama -> MükeMMeli SeYRet ÂŞIK!
Müftî-Müfettiş değilsin -> Rahat bırak "HAKK"ın Halkın!.

وَلَقَدْ ذَرَأْنَا لِجَهَنَّمَ كَثِيرًا مِّنَ الْجِنِّ وَالإِنسِ لَهُمْ قُلُوبٌ لاَّ يَفْقَهُونَ بِهَا وَلَهُمْ أَعْيُنٌ لاَّ يُبْصِرُونَ بِهَا وَلَهُمْ آذَانٌ لاَّ يَسْمَعُونَ بِهَا أُوْلَئِكَ كَالأَنْعَامِ بَلْ هُمْ أَضَلُّ أُوْلَئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ
Resim---Ve lekad zere’nâ li cehenneme kesîran minel cinni vel insi lehum kulûbun lâ yefkahûne bihâ ve lehum a’yunun lâ yubsırûne bihâ ve lehum âzânun lâ yesmeûne bihâ, ulâike kel en’âmi bel hum edallu, ulâike humul gâfilûn(gâfilûne):Ve andolsun ki; cehennemi, insanların ve cinlerin çoğuna hazırladık (yarattık). Onların kalpleri vardır, onunla fıkıh (idrak) etmezler. Onların gözleri vardır, onunla görmezler. Onların kulakları vardır, onunla işitmezler. Onlar hayvanlar gibidir. Hatta daha çok dalâlettedirler. İşte onlar, onlar gâfillerdir.” (A’râf 7/179)


Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 07 Şub 2014, 09:18 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 15 Mar 2008, 02:00
Mesajlar: 609
Konum: Kalb Dağı
Ebu Saîd'in Bir Sûfî ve Bir Köpekle Konuşması
( İlâhiname , Feridüddin Attar (K.S.) , S.79-80 ,
Semerkand Yayınları )


Vaktiyle sûfînin biri, bir yere giderken yol
başındaki bir köpeğe sopasıyla ansızın vurdu.
Köpeğe şiddetlice vurduğundan köpek feryadü
figan etmeye başladı. Kızgınlıkla Ebû Saîd'in
huzuruna koştu, kinle coşarak ona ayağını
gösterdi ve o gafil sûfîye kısas yapılmasını istedi. Şeyh sûfîye dedi ki : '''Ey vefasız! Bu ağzı var, dili yok hayvana bu
cefayı niçin ettin? Bak, ayağını kırmışsın.'' Sûfî, ''Şeyhim! Kusur bende değil, köpekte. Elbiseme
süründü. Artık o elbiseyle namaz kılamam. Lâf
olsun diye değil, bu yüzden benden sopa yedi''
dedi. Köpek orada feryat edip duruyordu. Şeyh, köpeğe, ''Sen gönlünü hoş tut'' dedi. ''Aldırma! Sen hangi
cezayı vermemi diliyorsan söyle, ben onun
cezasını vereyim. Yalnız bu cezayı kıyamete
bırakma. Dilersen onu ben cezalandırayım. Yalnız
senin kızgınlığını istemem, hoşnut olmanı
dilerim.'' Köpek, o vakit dedi ki : ''Ey eşi bulunmaz şeyh! Onun elbisesini sûfî
elbisesi gördüm de bana bir zararı dokunmaz
sandım. Beni böyle her yerimden yakıp
yandıracağını nereden bilirdim! Resmî elbiseler
giyinmiş birini görseydim yanına bile
yaklaşmazdım. Fakat selâmet ehlinin elbisesini görünce ona güvendim. Ona ceza vereceksen
hemen şimdi ver. Onun üstünden sûfî elbisesini
çıkar da herkes şerrinden kurtulsun. Çünkü böyle
bir ziyanı rindlerden bile görmedim ben. Ondan
selâmet ehlinin hırkasını çıkar. Bu ceza, kıyamete
kadar yeter ona.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 07 Şub 2014, 09:19 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 15 Mar 2008, 02:00
Mesajlar: 609
Konum: Kalb Dağı
Şeyhle Köpek ( Mantıku't - Tayr | Kuş Dili ,
Feridüddin Attar (K.S.) , S.171 , Kırkambar
Kitaplığı )


Bir Şeyhin yanında pis bir köpek vardı. Şeyh o
köpekten hiç çekinmez, değmesin diye eteğini
toplamazdı.
Birisi, ''Ey temiz ve ulu kişi'' dedi, ''Neden bu
köpekten çekinmiyorsun?'' Şeyh cevap verdi:
''Bu köpeğin dışı pis, halbuki benim içimdeki
pislik görünmüyor. Onun dışında bulunup
görünen pislik bu yoksulun içindedir ve gizlidir.
İçim köpeğin dışı gibi pis olduktan sonra niçin
ondan kaçayım? O da benimle bir!'' Pek küçük bir şey bile madem yolunu kesiyor,
ister dağ olsun, ister saman çöpü, ne fark eder?

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 07 Şub 2014, 09:23 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 15 Mar 2008, 02:00
Mesajlar: 609
Konum: Kalb Dağı
Köpekte bulunan 10 güzel hasleti İsmail Hakkı Bursevî Hazretleri "Ruhu'l-Beyân Tefsiri"nde köpek'de on güzel ahlâk olduğu beyan ediliyor;

1- Sadâkat: Köpek sahibini terk etmez. Kovsa da bırakmaz, küsmez. Hizmet eder.

2- Kanâat: Ne verilirse razı olur. Sofraya sokulmaz, bulduğu ile iktifâ eder. Yerine biri gelse onu
oradan kovmaz.

3- Tevâzu: Yattığı ve gezdiği yer, alelâde yerlerdir. Kendi için yüksek yer aramaz. Ne yedirilirse yer.

4- Tevekkül: Yarını düşünmez, yerini yermez, erzak biriktirmez.

5- Teslimiyet: Sahibini bırakmaz. Dövse de ayağını kırsa da yine çağırınca gelir (kuyruğunu sallayarak) teslimiyyet gösterir. İyilik edeni bilir ve unutmaz.

6- Zühd: Kendisini umûmî zuhûrâta bırakmıştır. Gelecek için bir düşüncesi ve hazırlığı ve esaslı bir
bakımı yoktur.

7- Miskinlik: Her yeri dolaşır. Bir şey verilirse alır, vermezlerse bakar geçer. Kendini dokunmazlarsa,
bir şey yapmaz; yoluna gider.

8- Uyanıklık: Çok az uyur. Şehirlerin, köylerin sokakların da gece bekçisidir. Hırsızları tanır, haber verir. Evleri, bağları, bahçeleri, sürüleri korur.

9- İstiğnâ: Çekingendir. Başkalarının nasîbine tecavuz etmez. (Kedi gibi sofralara sokulmaz) kabları bulaşdırmaz.

10- Edeb: Köpek, haddini bilir. İnsanlar arasında ve hayvan cinsleri içinde, insanlara en çok hizmet edenlerdendir. Emredilen işi tutar. Terbiyeyi kabul eder, terbiye edildiği zaman, tam bir liyakatla, çok büyük işler görür. Sürü, kızak, ev, harb, bekçilik, keşif ve yitik bulma... işlerinde hizmetleri çoktur. Bu on güzel ahlâk köpekde bulunmaktadır. Halbuki bunlar, hâlis mü'minlerin ve sâdık mürîdlerin sıfatlarındandır. kaynak;molla yahya pakiş,Allah cc sevenlerin yolu... Bir gün bir sohbetde bu bahsi okuyunca, kardeşlerden biri, duygulanarak: "- Daha bir köpeğin sahib olduğu ahlâkı tam elde edemedik!.." diye ağladı ve sohbettekileri de ağlattı.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 30 mesaj ]  Sayfaya git 1, 2  Sonraki

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 38 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye