BUrası BUrsa ZEVKLeriM

Konu başlıkları sadece Kul İhvani'ye aittir.
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11936
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: BUrası BUrsa ZEVKleriM

Mesaj gönderen kulihvani »

ResimTEKe TEKimm..

ÂLeMe ->Nİye GELmiştim
“KENDi ATEŞim”de Piştim
“BUra BURSA”m Vatanımdı
ELde DEğiL AYRı DÜştümm!.


ZEVK 7764

CeVR-i CihÂN ÇARK-ı ÇiLLe ->TEKeTEK-te >“ÇEK!.ÇEK!”Lerim!
->YAŞAmayANa ->YALANdır!. -->GöNüL GİZi ->GERÇEKLerim!
bEN NE Ettim SaNa FeLek!
NELer Ettin ->BaNa FeLek!.
BENsiz AÇtı.. ->SU-SUz SOLdu!. ->YEDi ReNK GÜL-ÇİÇEKLerim!.


03.08.16 12:17
voiciistnbL..kozyatağısümersitesi..
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11936
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: BUrası BUrsa ZEVKleriM

Mesaj gönderen kulihvani »

ResimSeLÂMOLsun!.

Kim AKıLLı KİMdir DELi
YÜReğinde ->YÂRin ELi
KARA SEVdÂsın YAŞAmak
Bir KeRRe ->SEVdi SEVeLi!.

bEN ->ZıRr DELi SEVdÂ-Lara
MeFtÛNum>cÂN LEYyLÂ-Lara
MecNÛN-Luk MuHABBet ÇÖLü
->BAŞın SALmak >BELÂ-Lara!.


ZEVK 7777

CÂNda CÂNÂN CÜMbüşünde ->CihÂN CÂNLarın KAFesi
BEBE-Lerin ->İLk NEFesi.. ->DEDE-Lerin ->sON NEFesi
NİceLeri ->GELir ->GEÇer ->BUrası BURSA ŞEHRimden
KEŞİŞ DAĞLarında İNLer DELi AYTENin “HaSaNn!.” SEsi!.


1O.08.16 11:13
voiciistnbL..dervişalimahllkaragümrük..



FELEK TUZağın KURsa da
SEVenLeri ->SAVURsa da
hER Zaman Bir DELi AYteN
BULuNUR ->BUra BUrSa’da!.


ResimResimAŞKın MEŞK MaSALLı..ResimResimResim

Deli Ayten’in hikâyesi aşkından deli olmuş bir kadının yüreğinin hikâyesidir. Sevmek insanın aklını da başından alır kalbini boğazından yaşatır ne zaman ismi çınlasa kulaklarında ya da dudaklarının ucunda belirse adı gene düğüm düğüm olur o boğaz.
Sabahları çarşıya hep aynı saatte gelirdi Ayten. Esnaf çok severdi Ayten’i. Sabah ona poğaça alırlar ardından Ayten de yola düşerdi. Akşam da hep aynı saatte geri dönerdi. Her gün böyleydi. Sonra bir gün gelmemeye başladı. Öğrendik ki evinde bir başına ölmüş.
Ayten 1935 te Kamberler’de geldi dünyaya..1992 de gene Kamberler’de göçtü bu dünyadan. Öldükten sonra mezarı Bursa esnafı tarafından yapıldı. Pınarbaşı’ndan kaldırılan cenâzesine üç bin kişi katıldı.
Ayten’e toplum deli gözüyle baktı. Aşk için delirecek kaç kişi var ki aramızda?. Ayten deli değildi, onu bir şey deli etti, aşkı için hayatını fedâ etti. Ayten divâne gibi Bursa sokaklarında dolaşıyordu ama aslında o, “Hasan”ını arıyordu..

Deli Ayten, diğer adıyla Ayten Şenışık. 1935 yılında fakir bir roman ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelmişti. 3 yaşında menenjit geçirip, hastalık tedâvisizlikten dolayı gittikçe artarak beyinde hasarlar yaratmıştı. Bu nedenle çocukluğu garip geçen Deli Ayten 13-14 yaşına gelince kendi gibi garip bir alkolik Cümbüş Hasan’a sevdâlanmış. Ailesi: “Bu kız zaten garip, bir de alkoliğe varırsa nice olur hali!.” diye düşünerek: “Hayır Cümbüş Hasan’la evlenemezsin!.” demişler. Ayten, bu olaydan sonra iyice dellenip kontrol edilemez hale gelmiş. Nice doktorlar, hocalar görmüş fakat bir çare bulamamışlar. Herkes: “Sevdâdandır, kara sevdâ çekiyor; vermezseniz Cümbüş'e iyice gider bu kız!.” deyince “OLur!.” demiş ailesi..

Ayten evlenmiş evlenmesine de, onun derdi koca değil, kafaymış aslında. Dellenmesi devam etmiş bir de Cümbüş Hasan’ın alkolikliği derken evlilikleri hiç iyi gitmemiş. Cümbüş Hasan; bir yandan yoksulluk, berduşluk, alkol bağımlılığı diğer yandan Deli Ayten derken meyhâneden çıkmaz olmuş. 1,5 yıl zor dayanmış. Bir sabah almış başını gitmiş Cümbüş Hasan. Gitmiş gitmesine de durumu Ayten’den farklı değilmiş. O da meyhânelerden çıkmaz olmuş. Kısa bir süre sonra meyhâne masalarından ölmüş. Haber tez gelmiş Ayten’e, ve bir kez daha yıkılmış.. “Şenışık” soyadı iyice unutulmuş. Bir marka yaratmış Bursa için “Deli Ayten” diye. Renk renk çantalar asar omzuna, yemeniler kap kacak vs..
Ramazan ayları gündüz gece demeden davuluyla dolaşır dururmuş Bursa sokaklarında. Zararsız, kendi halindeymiş. Ama çarşı esnafı rahat durmaz, kızdırır dururmuş Deli Ayten’i. Zâten esnaf, bu halini görmek için yaparmış bunları. Derken 12 Mart 1992 gününde Kızyakup Mahallesi’ndeki garip kulübesinde ölü bulunur. Ahmet Dâi Câmi’sinde kılınan cenâze namazından sonra Pınarbaşı Mezarlığına defnedilmiştir..

Aşkı için deliren Ayten’in doğup büyüdüğü yerler hep park oldu şimdi, Kanberler Parkı.. Ayten de, bir başına o parkta, hiç durmadan gece-gündüz Bursa’yı seyrediyor!..”
Sebebi AŞK olacaksa DELİrmenin,
Bir parça DeLi AYten cesâreti lâzım gönüllere.
SevdÂyla yanacaksa kalbim,
Bırak sebebi Cümbüş Hasan olsun!..

Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11936
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: BUrası BUrsa ZEVKleriM

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

KeŞİŞ DAĞım AHh!.

ALacağın OLsun EYy KeŞİŞ DAĞım
TEKe TEK TeRasta ->ÇiLLeLi ÇAĞım
KARAKIŞta ŞÂHa KALktı GüL BAĞım
DİvÂNe DEstÂNı DÜŞüm YORmadın?.


*

ZITLarın ZeVKinde ->HAZZ Oldu YÂRı
->EL Ele ->ALLAH’a ->EbdÂL->EBrÂRı
->ReSMî GEÇit Etti ->AHrÂR ->AHyÂRı
DESduR ALıp Dost DivÂNı’ın DURmadın?.


*

EZELden ->MuhaCÎR ->MisâFÎRim bEN
GÖRMEZden mi GELdin!. GÖRmedim NEdEN
UYkuYa mı DALLdın!. ZERHOŞş musun sEN
->“MeLÂMî MEşrEB’e -> MEcLis KUR!.”madın?.

*

“GÂbirÛN G Ö N Ü L Lü ->AŞKı UNUT!.”anLa
“ELESt ->BeLÂ!. SÖZ”ün ->BUrda YUT!”anLa
->“D E L i!. V E L i!. DEyip ->TAŞa TUT!”anla
->“SEfÎL SAZIm >TEVHÎD TELİ”n VURmadın?.


*

AŞK AKLım ->DELirtti >ARŞ’a KAÇtı da
AŞK kOKumuz -> YER YÜZÜne SAÇtı da
->ÇİLE ->ÇİÇEK ->SıRR-ı SIFIR AÇtı da
“EL Edip de GÖZ YAŞLarım DER!.” medin!.


*

cihÂNım SOYundum cÂN ÇıPLak KALdım
->“AŞK’ın >İKLİMi”ne ->İLİKsiz DALdım
->bU SEhER ->“YÂRimin kOKUsu”n ALdım
GELdi GEÇti GİTTi!. ->“HAbER VER!.” medin!.


*

“AHh!” Etti ->YÂRini ->ANdı YÜREğim
“AŞK ALEVi”-n YÂRi -> SANdı YÜREğim
->“İBRAHİMî NÂR”da->YANdı YÜREğim
“GÖK YÜZÜ’nün ÖZÜ >GönLüm” GÖRmedin!.


*

ALTı YÜZÜm KÛN KÂBe’mi BAĞLadım
dÖRT KÖŞEğen MERKEZinde ÇAĞLadım
->SEKiz KÖŞEsinde -> ÖKSÜZ AĞLadım
dÖRT UNusurum GÖZ YAŞImda KARmadın?.


*

“OLsun!. OLmasın!” ım ->OLdu GuRBette
ÖZ YAŞım ->GÖZüme ->DOLdu GuRBette
->KARA KIŞ-ta KALdı ->SOLdu GuRBette
->TOMUR-GONCA YÂRaLarım YARmadın?.


*

İhvÂNî SEFîLim ->ÇÖKertti ->SEVdÂ
MecNÛN’una NEFes VERmedi LEYyLÂ
hER NEFeste YÂRim hER yER kERbeLÂ
->KANı DİNmez YÂRaLarım SARmadın?. HAyy Dostt..


11.03.15 10:37
Brsbrs..tktktrstkkmdgçmktzmnn..
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11936
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: BUrası BUrsa ZEVKleriM

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim hERyERBUrsa..

BURsa >SıRR-ı SıFıR SeLÂM
KÛN feyeKÛN SÖZde KeLÂM
MaDDe MaHŞeRi-m İhvÂNiM
BURsa >BENim MÂNÂ SILÂM!.


BURsa-ya DOĞru!.

ŞeHidLer ŞeHRiydi >SOLmuş İstANBuL
Ben de BİLemedim>N’OLmuş İstANBuL
->PaRa PUTun KULu OLmuş >İstANBuL
KAÇırdım GÖNLümü ->BURsa-ya DOĞru!.


*

ZeVk ZURNasın dOKUz DELik ZıRtında
ZERHOŞ OLdu -->İkİ YUDum FıRtında
DERt-DERmÂN ARAsı >SıRAt SıRtında
GEÇirdim GÖNLümü BURsa-ya DOĞru!.


*


KIRAt-a ->ANAydı TAYdı ->SEVgiLim
YERde DEnİZ GÖKte AYdı ->SEVgiLim
ZEHİRimi>ZEMZEM SAYdı ->SEVgiLim
İÇirdim GÖNLümü ->BURsa-ya DOĞru!.


*

BUZ Dağıydım SUydum BULut BUHaRdım
YEDi MEVsim ->hER SABAHa >BAHaRdım
->ESki YöRük ->YÜKün ->SıRtına SARdım
GÖÇürdüm GÖNLümü -->BURsa-ya DOĞru!.


*

DERDim DELi ÇIKtı ->GURbete KAÇtım
GEÇtiğim YERLere >GÖZ YAŞım SAÇtım
->CÂN KUŞUM-un KANLı KAFesin AÇtım
UÇurdum GÖNLümü >BURsa-ya DOĞru!.
İhvÂNi-min -->SEVd KANAdın ->AÇtım
UÇurdum GÖNLümü ->BURsa-ya DOĞru!.


13.10.16 09:36
11 muHaRreM 1438
voiciistnbL..kozyatağıkritoncuriparkı..
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11936
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: BUrası BUrsa ZEVKleriM

Mesaj gönderen kulihvani »

ResimKALBim KAR..

RABBımın>Abd'Lik BÂZÂRı
NÂZ-NiYÂZa NeHiR BURSA..
HÂL-i HaZıR>HAKK NÂZÂRı
>BEŞinci BAŞŞEHiR BURSA!.


ZEVK 7963

MuhaBBet MEMEsi Kur'ÂN.. ->SEMÂ’dan SEBBiH AĞıYOR
DALLarın AÇMış AĞAÇLar.. ->SUBHÂN SeLÂMın SAĞıYOR
>HASsret KALmışş ÖZLemişim.. GÜZELLiğin GÖZLemişim
->BİNLerce KELEBEK GiBi ->“BURSA” mıza KAR YAĞıYOR!.


29.12.16. 08:20
brsbrsbatnvatnmm..


->ACı - NeŞe KARAKIŞı
BURSAmın BÂTıN BAKıŞı
->YÜREĞiMi ISIt!..ıYOR
->LaPA LaPa KAR YAĞIŞı!.
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11936
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: BUrası BUrsa ZEVKleriM

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

CihÂNda BULunmaz EŞi
MÂNÂ ÂLeMininn ->BEŞi
YüReğimde DOĞar-BATar
BUrası ->BURSA GÜNEŞi!.


ZEVK 6528

GÖKÇe DERemin ÇiLLesi.. “SU”Lar hep AKar ihvÂNim!
İnsÂN KOŞar SAĞa-SOLa. >YILDIZLar bAKar ihvÂNim!

ÖLMek kOLAY!. YAŞAmak >ZOR!.
->ÂŞIKLara >hER NEFes ->KOR!.

GURBEt ELLerde HASsretse ->yAKar da yAKar ihvÂNim!..


18.12.14 >09:10
brsbrsbZÂRı..tktktrstkkmdsnszzrgçrzmÂNn


BUrası ->BURSA BÂZÂRı
NÂZ-NiYÂZ YÂRin NÂZÂRı
BEŞinci BAŞ ŞEHiR BURSA
->ihvÂNim >AŞKın YAZARı..


Resim

BEŞinci BAŞ ŞEHiR BURSA.:

MÂNÂ ÂLeMinin EBDÂL-EBRÂR-AHYÂR-AHRÂRLarından gönüL gönüLe geLe geLmiştir ki;
MeKKe-yi MüKeRReMe ->MeDiNe-yi MüNeVVeRe ->KUDÜS-ü ŞERîF ->ŞAM-ı ŞERîF ->BUrası ->BURSA.. Deyü ->DUYa-UYa GELdik ->GİdiYORuz!. HUu Dost ceLLe ceLâLihu..
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11936
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: BUrası BUrsa ZEVKleriM

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

BURası >BURSA BÂZÂRı
AŞK ALınır AŞK DOKunur
HaZıRda ->YÂRin NÂZÂRı
AŞK YAZıLır >AŞK OKUnur!.

Şe’ÂNuLLAH >şU ZamÂNda
DÜNü - YARıNı bU GÜNdür!.
EŞyâ ->OLay ->ZamÂN-ZÂNda
SÜRgüN>hERyERde SÜRgüNdür!.

ZEVK 8108

->“İKİNdi ÇAYı”n DEMLedik ->KaRaBAŞ VELî DErgÂHın
->fASL-ı Es SeLÂM SALLadık ->SıRR-ı SıFıRın SIRgÂHın
GEÇmiş ->GELeceği DÜRDük
OLÂN >HaZıR>HIZIR GÖRdük
“TEKeTEK”e YOLdaşı OL!.duk YALNIZLIK YuRdu YÂRgÂHın!.


16.04.17 17:28
brsbrsmm..karabaşvelidergÂHı..



RAVZada RaSûLuLLAHtan
>ZITLar ZEVKin ZiMMetini
DOst DUÂmız >ÂLİ ŞÂHtan
->“HÂL-i HAZIR HiMMeti”ni..



Resim

KARABAŞ DERGÂHI


Halvetiyye Tarikayına abğlı olarak h. 957/m. 1550 yılında ölen Şeyh Yakub Çelebi tarafından Bursa İbrahim Paşa Mahallesinde kurulmuştur. Şeyh Yakub Çelebi’nin, “Tecvid-i Karabaş” adlı bir kitabı bulunduğu için tekke “Karabaş” adını almıştır. Tekke, dikdörtgen bir alan üzerine Semâhâne ile aynı yapı tekniğinde yapılmıştır. Semâhâne , 9.33X11.52 m. Ana duavarları ahşab dikme payanda ve çatkılıdır. Kubbe ve çevresindeki ahşab işçilik dönemin en güzel örneklerinden biri olmuştur.

Mülkiyeti Vakıflar Bölge Müdürlüğü'ne ait olan yapının toplam alanı 1720 m2. Bunun 1380 m2 sini yapının bahçesi oluştururken, kapalı alanda 110 m2 tekke binası, 200 m2 büyük müştemilat ve 30 m2 alanda da küçük müştemilat yer alıyor.
19. yy.dan beri Kadiriyye Tarikatı Eşrefiyye Koluna bağlı şeyher tarafından idâre edilmiştir.

1925 yılında tekkeler kapatılınca virâne kalmış, Semâhânesi idman yurdu ve diğer kısımları ev olarak kullanılmıştır. 2005 yılında Bursa Belediyesi tarafından restorasyonu tamamlanan Karabaş-i Tekkesi temsil ettiği kültür ile özdeşleşen Mevlevî Kültürü’nün doyasıya yaşandığı bir mekan olarak hizmet vermektedir..

Eğer Sizinde BURAsı BURsam'a YOLunuz düşerse..
Siz de; sessiz ve huşû veren bahçesinde haftanın her günü akşamı Mevlevî Semâ gösterileri, ney dinletileri, ÖZLü Sohbetler yapılan kültür merkezinde, mekanın kültürümüzle bütünleştiği muhteşem ortamda, her yaştan nice müdâvimleriyle birlikte olarak ve size sunulan ücretsiz çay keyfi ile dinleneceksiniz.. İnşâe ALLAHu Teâlâ!.


nOt:

BİZimde İZ-Lediğimiz bir NÂZ-NiYÂZ NEŞ’esi..

https://www.youtube.com/watch?v=kp9nsjPxOIc
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11936
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: BUrası BUrsa ZEVKleriM

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

->“SÛK-i MuhaBBet GiBi”si
ÇAY kOKUsu ->MiSLer MiSi
KAR GiBi AK ->SAÇ-SAKALı
“SAĞıR DeDe”m ÇAY SERvisi..

MÂZi <-> ÂTiyi ->şU ÂNda
->TEK-BİR-i ALLAH ->Şe’ÂNda
BedEN->Nefis->KaLBim->RÛHum
CEMMü’L- CEM’->CÂNda CÂNÂNda!.

ZEVK 8109

YOL ->SıRat-ı MuSTakîMdir ->YOLCU ->YOLLuk iLe YOLDAŞ
HÂL-i HAZıR ->HUZURda OL! ->HIZIR OLur ->sANa HÂLDAŞ
SIRRın İSTemeden VERir
>CeNNet YELLeri ESTİRir
“ŞÂHÇA”sından.. BAHÇAsından.. ->HÂDİM-i KuR'ÂN KARABAŞ!.


17.04.17 17:34
brsbrsmm..karabaşvelidergÂHı..


NÂZa>NiYÂZ->NAKIŞ İÇin
KALBden KALBe AKIŞ İÇin
BİZ BİR-İZ DUÂmız GÜLüm
HAKk’a HAYRa ÇIK!.IŞ İÇin..

Ve birden GÖKLerden RAHMet BOŞandı;

SOHBette>AŞK KARABAŞıyLa
->SEBBEHAmız SINAndı YÂR!.
->BULUTLarın ->GÖZ YAŞıyLa
->AK SAÇLarım >YIKAndı YÂR!.


Resim

HÂDİM-i KuR'ÂN KARABAŞ.: Şeyh Yakub Çelebi kaddesallahu sırrahu, muhteşemm eseri olan “Tecvid-i Karabaş” ile kıyamete kadar Kur'ÂN-ı Kerîm'e hizmet etmektedir hamd olsun..
MÂZi<->ÂTiyi: GEÇmiş-GELeceği..
SÛK-i MuhaBBet: Bu ÂLeMde Hak-AŞK Sohbeti edenlerin CeNNetteki Sohbet çARŞısı..

ResimResim

nOt:
“SAĞıR DeDe”m..: Başçı İbrahim CÂMİsinde ikindi namazı kılınınca koşarak dergâha gitmekte.. kulakları duymadığı için konuşmayan ancak beni gördüğü zaman koşarak çay getiren ve sessizce yakınımda kalkıncıya kadar oturan bencileyin birisi..

Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11936
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: BUrası BUrsa ZEVKleriM

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

gÖLgemLe bEN
bENdeki ->SEN
->”NÛRun aLâ->
NÛR”dan GEL-EN..



Resim

TEKe TEK ->BAYRAM SABAHı
TEK GERÇEK BAYRAM SABAHı
->ESEN YEL GiBi -->KATILdık
BİLECEK -->BAYRAM SABAHı!.

ZEVK 8219

MERKEZ<-> MUHİTte ->VECHuLLAH ->KIBLEmİZi BELİRLedik
NAHNU->IŞIK.. ENÂ->GÜNEŞ ->HAKke’L- YaKÎN BİZ-BİR-Ledik
DEM Bu DEMimİZ DEM EYyLedik
BAŞçı İBRAHîM->CEM’ EYyLedik
YOKLuk-ÇOKLuk’tan VAZ GEÇtik ->“MUTLAK TEK”i TEKBİR-Ledik!.


25.06.17 02:16
brsbrsmm.. başçibrhmcâmisindramazÂNbyrmsbhı..


GÖNüL GURBet ->GaRibÂNız
->HAKke’L- YaKÎN KaRibÂNız
-->NE AYNı -->NE de gAYRıyız
CEMMü’L- CEM’de>CÂN-CÂNÂNız!.


Resim

وَلِلّهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ فَأَيْنَمَا تُوَلُّواْ فَثَمَّ وَجْهُ اللّهِ إِنَّ اللّهَ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
---"Ve lillâhi’l- meşriku ve’l- magribu fe eynemâ tuvellû fe semme vechullâh (vechullâhi) innallâhe vâsiun alîm (alîmun).: Ve doğu da Allah’ındır batı da. Artık hangi tarafa dönerseniz dönün, Allah’ın Vechi (Zat’ı) işte oradadır. Muhakkak ki Allah Vâsi’dir (rahmeti ve lutfu geniştir, herşeyi ilmi ile kuşatandır).” (Bakara 2/115)

GaRibÂN: Kimsesiz. Zavallı. Yapayalnız. Bu Dünyâ denen gurbette olan.
KaRibÂN: EN ÖZden de ÖZ AKRABA OLan..

ŞÂHDAMARımdan da AKRABa ->RABBım.. NAHNU!. (MeRKEZde):

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ
---“Ve lekad halakne'l-insâne ve na’lemu mâ tuvesvisu bihî nefsuh(nefsuhu), ve nahnu AKREBu ileyhi min habli'l-verîdi : Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha YAKINız.” (Kaf 50/16)

ve ALLAHu zü’L- CeLÂL’im ->“EnALLAH!. (MUHİTte)”:

إِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدْنِي وَأَقِمِ الصَّلَاةَ لِذِكْرِي
---“İnnenî enallâhu lâ ilâhe illâ ene fa’budnî ve ekımis salâte li zikrî: Muhakkak ki BEN, YALNIZCA BEN ALLAH'ım. BENden başka EL İLÂH yoktur. BANA kulluk et; BENi anmak için namaz kıl!.” (TâHâ 20/14)


Resim

BAŞÇI İBRÂHİM CÂMİİ

Bursa-Osmangazi’de Maksem Semtinde XV. yüzyıla ait câmi.
Kendi adını taşıyan sokakta yer alan ve bitişiğinde bir de hamamı bulunan yapı, tek kubbeli câmi mekânı ile buna kuzeyden bitişen etrafı revaklarla çevrili bir avludan oluşan küçük bir külliye şeklindedir. Yapının bânisi Başçı İbrâhim’dir (ö. 885/1481). Bursa’daki câmiinin dışında çok sayıda vakıf eserinin de bânisi olan Başçı İbrâhim Bey’in bunları ihtiva eden vakfiyesi bugün Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi’nde bulunmaktadır (nr. 7080). 1459 tarihli ilk vakfiyeye yapılan 1467 ve 1471 tarihli ilâvelerden Başçı İbrâhim’in Bursa’daki câmiini üç safhada yaptırdığı anlaşılmaktadır. Bunlara göre yapının bugünkü durumunu alması yüzyılın sonlarına doğru yapılan bazı eklemelerle gerçekleşmiştir. İlk safhada tek kubbeli câmi kısmı yapılmış, ikinci safhada bu kısma kuzeyden üç kanatlı revaklı bir avlu bitiştirilmiş, daha sonra ise yapının bitişiğine bir hamam eklenmiştir. Mimarî açıdan bakıldığında da yapının geçirdiği bu safhalar kolaylıkla fark edilebilmektedir. Yapımından sonra zamanla harap olan câmi 1854 depreminde de hasar görmüş ve ilkin 1891 yıllarında tâmir edilmiştir. Cumhuriyet döneminde ise uzun yıllar depo olarak kullanıldıktan sonra Bursa Eski Eserleri Sevenler Kurumu tarafından onarıma tâbi tutularak 1960’ta ibâdete açılmıştır.

Câmi tuğla ve kesme taş sıralı bir duvar örgüsüne sahiptir. Üst kısmı prizmatik üçgenlerden oluşan bir kuşak üzerine oturan bir kubbe ile örtülmüştür. Yapının kuzey cephesini kaplayan üç gözlü son cemaat yerinin örtü sistemi ortada aynalı tonoz, yanlarda kubbedir. Bu kısmın yapının bütününü kapatacak bir son cemaat yerinin örtü sistemi ortada aynalı tonoz, yanlarda kubbedir. Bu kısmın yapının bütününü kapatacak bir kalkan duvar şeklinde düzenlenen ve üç tuğla bir kesme taş sırasıyla örülen cephesi, iki yanda sivri, ortada beş dilimli yüksek bir kemer olmak üzere üç açıklıkla dışarı bağlanmaktadır. Ortadaki dilimli kemer dıştan ikinci bir kemerle kuşatılmış ve bu kemerin köşeliklerine altıgen tuğlalardan oluşan dekoratif bir örgü kuşağı yerleştirilmiştir. Bu şekilde girişe ayrılmış olan orta bölümün hem form hem de süsleme özellikleriyle farklı biçimde belirtilmesi yönüne gidilmiştir. Son cemaat yeri cephesinde yüzey üzerine dağılmış durumda yerleştirilen üçgen formlu yedi adet çini parçası bu kısımda rastlanan diğer süs unsurlarıdır. Son cemaat yerinin üç açıklığına doğu, batı ve kuzey yönlerinden on bir açıklıklı üç kanat eklenmiş ve bu şekilde on dört gözlü bir revak elde edilmiştir. İki yan kanadın son cemaat yeri cephesiyle birleştiği kısımda seviyenin yanı sıra duvar tekniğinin de farklı oluşuyla beliren uyumsuzluk yapının bu eklemeli inşaatını açıkça göstermektedir. Dış yüzleri moloz taşla örülü olan revakın üç kanadında tonozla örtülü on bir hücre sıralanmaktadır. Revakın iç yüzlerini moloz taş ve tuğla sıralı bir örgü kaplar. Duvarları saçak hattında testere dişi frizler kuşatmaktadır. Bunlar câminin dış cephesindeki pencere kemerlerinde de görülür. Buradaki pencerelerin alınlıklarına dekoratif nitelikli dairevî mermer parçaları yerleştirilmiştir. Câminin mihrabı geç dönemde yapılmış yağlı boya bazı süslemelerle asıl niteliğini bugün büyük ölçüde kaybetmiştir. Siyah vernikle yine sonradan boyanmış olan minberi ise geometrik geçme motiflerden oluşan zengin ve özenli bir ahşap işçiliği ile iç mekânın en dikkat çekici unsurudur. Girişi yapının son cemaat yerinde bulunan minaresi batı köşesinde yer almaktadır. Silindirik gövdeli tuğla minârenin şerefe üstü son onarım sırasında yenilenmiştir. Başçı İbrâhim Câmii’nin bitişiğinde yüksek kiremit kaplı kubbesi ile dikkati çeken, kesme taş ve tuğladan inşa edilmiş olan yapı, külliyenin en son eklenen unsuru olan hamamdır.

Hamamla câmi arasında ve câminin güney duvarının arkasında kalan alan, çok sayıda mezarla, doğu kısımda Başçı İbrâhim Bey’in kabrinin de yer aldığı bir hazîredir. Burada Başçı İbrâhim Bey’in kabir taşında vefât tarihi 885 (1481) olarak kayıtlıdır. Ancak Kâzım Baykal kitabına bunu 896 (1491) olarak geçirmiş (bk. s. 84, 184), ikinci baskıya eklediği notlarda (bk. değişiklikler listesi, s. 84) E. Hakkı Ayverdi’ye uyarak metindeki bilgiyi tashih etmiştir.

Başçı İbrâhim Câmii, benzerlerine Osmanlı mimarisinde sıkça rastlanan tek kubbeli yapı tipinin bir örneğidir. Daha sonra revaklı bir avlu eklenmesiyle büyütülen yapı, anlaşıldığına göre buna paralel olarak zaman içinde tekke ve medrese fonksiyonlarını da üstlenmiştir..


Resim

BAŞÇI İBRAHİM EFENDİ

Başçı İbrahim Efendi , aslen başçılık mesleğini icra etmekle beraber müteahhit ve tüccar bir kişidir. Kayıtlarda Cem Sultan Türbesi müteahhidi olarak geçer. Babasının adı Abdullah’tır. Alimleri seven hayır sahenet sahibidir.
Abdal Mehmed kaddesallahu sırrahu’un sevdiklerinden olup rivâyete göre ona her gün pişmiş bir baş verir ve can-u gönülden hizmetinde bulunurmuş. Bir gün Abdal’a sevdiği insanlardan kalabalık bir grup ansızın misâfirliğe gelirler. Abdal onlara nasıl izzet-i ikramda bulunacağını düşünürken başçı, âdeti üzere pişmiş bir tepesi dolu baş ile Abdal’ın kapısını çalar. Bu geliş Abdal’ın çok hoşuna gider ve kendisine himmet ederek hayır duâda bulunur. Ertesi gün Başçı İbrahim Efendi rızkını temin amacı ile başları kazana koyar. Sahur zamanında kazanda başların pişip pişmediğini kontrol için baktığında ne görsün, büyük kazan ve kepçesi Abdal Mehmed’in himmeti ve nefesinin bereketiyle halis altun olmuş.
Bu hali görünce ;
“İşimi altun eyledim (bundan sonra)
Kimden ne derdim var benim..”
Diyerek büyük bir servete kavuşur. Bu para ile Maksem’de kendi adıyla anılan câmii, hamamımı ve zâviyeyi inşa eder. Abdal Mehmed kaddesallahu sırrahu’ya intisab edip onun adına da İki kubbeli Abdal Mehmed câmisini inşa eder.
Hayatını hayır ve hasenatla geçirmeye çalışan Başçı İbrahim efendi 11 Zilhicce 885/1481’de vefat edince Başçı İbrahim Efendi câmii’nin kıble tarafındaki hazirede sırlanır..


Resim
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11936
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: BUrası BUrsa ZEVKleriM

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

TEKe TEKte GECE GÖR!.üş
BİLdiğim BİLMECE GÖR!.üş
GÖZLERimden ->AKar>İNer
->HİÇKIRIKta HECE GÖR!.üş!.


ZEVK 8295

“RABBımın YEDi VAKTı”-nda ->ÂŞIKLar ÜNLer BURSA-da!
YEDi GÖKte ->YANKILanır ->EZÂNLar İNLer ->BURSA-da!
GÖZ YAŞıyLa ÖZÜn YUYANLar
“RABBımın VAKTı”n DUYANLar
MUHAMMED-i MUHEYMÎN’e UYANLar ->DİNLer ->BURSA-da!.

celle celâlihu..
sallallahu aleyhi vesellem..

21.07.17 22:18
brsbrsmmytsısezÂNı..tktktrstkkmdsöznehctt..


ANA YURDum HASAN DAĞI
->KEŞİŞ DAĞI>ÇİLLe ÇAĞI
HEYy AMAN ALLAHım MeDeD
EL MÜHEYMİN -->ÂŞIK BAĞI!.



Resim
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11936
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: BUrası BUrsa ZEVKLeriM

Mesaj gönderen kulihvani »

ResimTEKe TEK TEKKEmm..

BURSA->BİZim mAHşerimİZ
Son NEFES HarmAN YERimİZ
->ÇıRıLÇıPLak CÂN->ÇİLLede
->OMUZumuzda -->DERimİZz!.


ZEVK 8354

GURBette HASsret İhvÂNim..TÜMMLeyen TAMMLayan ->GAMı
“CÂNda ->CÂNÂN ->BİZBİR-İZ”i.. ->CÂNın CihÂN SERENCÂMı
İÇİMde->SIRR SIKıntısı
“YALNIZLIK”ın YIKıntısı
GÜNEŞ ->SonKEZ ->GÜLümsüYOR.. ->yiNE Bir BURSA AKŞAMı!.


19.08.17 1515
brsbrsm..tktktrstkkmdEFfkrr..


bEN bU ŞeHiRde YAŞAdım
HAKk AŞKın>YEDi RENgini
TEKe TEKte->ADım ADım
MuhaBBet MEŞk HeNgini!.


Resim BUrasıBUrsada YAŞAmak ->SEVgi...
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11936
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: BUrası BUrsa ZEVKLeriM

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

->AKL ARŞımı>AŞıYORum
>ARZda AKLım şAŞıYORum
>BURAsı BURSAM AYGÜLüm
->SENsiz SESsiz>AŞıYORum!.


ZEVK 8397


HAKtan HAYRa BİZe YOLdu.. >CÂN TEVHiDin TELÂŞI’nda
NÂSİBimiz KISMEt OLdu.. KÛN feyeKÛN ->“AŞK AŞI”nda
İNSÂNın İÇİn AÇıYOR
İÇİne RAHMet sAÇıYOR
->SILA’ya ->SELÂM SALÂtı ->İKİNDİmiz ->SETBAŞI’nda!.


06.09.17 17:08
brsbrsm..setbaşıcÂmisi..


Resim

SETBAŞI (Karaçelebi-Kurdoğlu) CÂMİSİ:

Kayhan Mah. Cumhuriyet Cad. Ahmetdahi Sokak No: 1 Osmangazi/Bursa


Bursa Setbaşı Köprüsü karşısında, Atatürk Caddesi'nde bulunan Setbaşı Câmisi XVI. yüzyılın ikinci yarısında Karaçelebizâde Hüsameddin Efendi tarafından yaptırılmıştır.
Kara Çelebi'nin torunu olan Müftü Abdülaziz ile torunlarından Aziz Ahmet Paşa'nın Bursa'ya birçok hizmetleri olmuştur.

XVI.yüzyıl eseri olan câmi 8.80x14.15 m. ölçüsünde dikdörtgen planlı bir yapı olup, kuzeyine 3.30 m derinliğinde bir son cemaat yeri yapılmıştır. Câminin ve son cemaat yerinin üzeri ahşap bir çatı ile örtülüdür. Câminin ibadet mekanı 8 pencere ile aydınlatılmıştır. Mihrab beş köşeli olup üzeri kademeli biçimde daralmaktadır.

Caminin minâresi kuzey doğu köşesindedir. Kare kaideli minâre tuğladan silindirik gövdelidir. Yapılışından bu yana değişik zamanlarda yapılan onarımlarla özelliğinden büyük ölçüde uzaklaşmıştır..
Câminin önünde iki adet tarihi çınar ağacı vardır..


SETBAŞI KÖPRÜSÜ:

Gökdere üzerinde yer alan Setbaşı Köprüsü, Osmangazi ve Yıldırım ilçelerini birbirine bağlar. Biri küçük, biri büyük iki sivri kemeri bulunmaktadır. Ne zaman yapıldığı ve yaptıranı belli olmamakla birlikte, kadı sicillerine yansıyan onarımlardan en azından 15. yüzyıl sonlarından bu yana kullanıldığı, 1565, 1585, 1680, 1681, 1738 ve 1847 yıllarında onarım gördüğü bilinmektedir. Cumhuriyet Dönemi’ne kadar döşemesi ahşap olan köprü, 1920 yılından sonra taş ayaklar üzerinde beton tabliyeli olarak yeniden yapılmış, daha sonra da köprü genişletilmiştir..
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11936
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: BUrası BUrsa ZEVKLeriM

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

GÖNüL MEVKimdeki BURSAm.
ZITLar ZEVKimdeki BURSAm.
ŞE’ÂN ŞEVKimdeki BURSAm.
SIRat SEVKimdeki BURSAm..


ZEVK 8434

VAKt-i ZuHuR ->FAZL-ı ZâHiR->ZITLar ZEVKim->ZiYÂDe-de
ALLAH’ın NÛRu ->KÜLLî ŞEYy->BİZ BİR-İZ ->BİLE BÂDe-de
HIZIR DEDEmizi ->ANdık
ÇİLLesin RENgin BOYANdık
ÖĞLe SALÂtın -->SALLadık -->UMUT UFKu -->“ÜFTÂDE”-de!.


19.09.17 13:24
brsbrsmm..üftâdecÂMimİZzzöğlnamzıı..



Resim

ÜFTÂDE
Kaddesallahu sırrahu..


Manyaslı bir baba ile Bursa’nın Hamamlıkızık Köyü’nden bir annenin evlâdı olan Mehmet Muhyiddin Üftâde Hazretleri, 1490 yılında, Bursa’daki İnebey Çarşısı’nın üzerinde Araplar Mahallesi’nde dünyaya geldi.

Rivayete göre, Üftâde Hazretleri dünyaya geldiği zaman, annesi rüyasında oğlunu süt deryasına dalıp çıkarken görmüş ve rüyayı telaşla Üftâde’nin babasına anlatmış o da “İnşallah oğlumuzun ilim erbabı kâmil bir velî olacağına işârettir” demiş.

1580'de yine Bursa'da vefat eylemiştir. Hz. Üftâde, Bursa'da kurulup teşkilatlanan ve daha sonra Anadolu ve Balkanlar'a yayılan Celvetiye Tarikatı'nın Piri ve Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretlerinin de şeyhidir.

On altı yaşlarında, Ulucami'de fahri müezzinliğe ve muhtelif camilerde imamlığa başlayan Üftâde, bu vazifeleri on sekiz yıl sürdürdükten sonra, vaaz ve irşad hizmetlerine başlamıştır. Doğanbey, Namazgah ve Kayhan Camilerinde hitabette bulunmuş, Azîz Mahmûd Hüdâyî de kendisini Kayhan Câmii'nde tanıyarak intisab etmiştir.

Üftâde, halkın ısrarı ve Emir Sultan Hazretleri'nin rüyâdaki ricâsı üzerine, Emir Sultan Câmii Hatibliğine tayin edilmiş ve bu vâzifeyi ömrünün sonuna kadar sürdürmüştür. Aldığı maaşı da dervişlere dağıtmıştır. Fakat, daha sonraları dağın eteğinde yaptırdığı tekke ve bitişiğindeki câmide, Celvetiye Tarikatı'nin tâlimiyle meşgul olmuştur.

Hz. Üftâde, hayatı boyunca ibâdet, zühd ve takvâya son derece önem vermiş, şüpheli şeylerden uzak durmuştur. O daima halk içerisinde Hakk'ı aramış, uzlet yerine ‘celvet’i tercih etmiştir..

Üftâde Hazretleri, Osmanlı pâdişâhlarından Kanunî Sultan Süleymân Hân zamanında, Bursa’da yaşayan evliyânın büyüklerinden. 895 (m. 1490) senesinde Bursa’da doğdu.. İsmi Muhammed olup, babası Manyaslı Mehmed Efendi’dir. “Üftâde” lâkabıyla meşhûr oldu. Bursa’nın çeşitli câmilerinde müezzin ve İmâm olarak vazîfe yaptı. 989 (m. 1581)’da Bursa’da vefât etti.

MuhaMMedî Tasavvuf YOLunu, Karacabeyli Hızır Dede isminde bir velînin Bursa’ya geldiğini ve Ulu Câmi’nin yanında ikâmet ettiğini öğrendi. Onun huzûruna varıp, talebesi olmak istediğini bildirdi. O da kabûl ederek, Muhammed Üftâde’yi yetiştirmeğe başladı. Muhammed Üftâde, Hocasının verdiği her vazîfeyi en güzel şekliyle yaparak hizmet ediyordu. Nefsini terbiye etmek için, nefsinin istediklerini yapmayıp, istemediklerini yapıyordu. Haramlardan şiddetle kaçıyor, şüpheli korkusuyla mübahların bile fazlasını terkediyordu. Bu şekilde hocası Hızır Dede’nin terbiyesinde sekiz yıl canla başla çalıştı..


http://www.muhammedinur.com/photos/_dat ... c23-me.jpg

Üftade CÂmii:

Çakır Ağa Hamamından Yerkapı'ya oradan da Üftade Mahallesine gelinir. Câmi ve Türbe surların yanında inşa edilmiştir. Üftade tarafından yaptırılan câmi geçirdiği depremlerde tıkılmış ve 1869 yılında Serasker Rıza Paşa tarafından yeniden inşa ettirilmiştir. 1969 yılında da Câmi derneği tarafından yeniden inşa ettirilmiştir. Câminin son cemaat yeri dört ayaklı önde 3 yanlarda birer olmak üzere beş kemerle bağlanmıştır. Üstü ortadaki büyük yanlardaki küçük olmak üzeri kubbe ile örtülüdür. Kubbenin etrafı kurşunla kaplanmış düzlükten ibârettir. Mihrabı stelaktitlidir. Minber sonradan yapılmıştır. 36 pencere ile aydınlanmaktadır. Binâ bazen 1 bazen 2 veya 3 sıra tuğla, bir sıra kesme taş ile örülmüştür. Türbe câminin doğusundadır. Kare planlıdır. 18692 da Rıza Paşa tarafından yenilenmiştir. Kitabede Üftâde'nin 1580 yılında vefat ettiği kayıtlıdır. Tavandaki ahşap tavan göbeği ile batıdaki kitabesinden başka herşey yenidir. Türbe ve câminin kuzeyinde devrinin güzel mezar taşı örneklerinden çok azı günümüze gelebilmiştir.

Resim

HIZIR DEDE
kaddesallahu sırrahu


Hızır Dede Hazretleri, Bursa'nın Mihaliç kasabası ovasında koyun otlatırken, ayakları soğuktan donup kötürüm olunca, çobanlıktan vazgeçmiş: "Artık kendi ruhanî güçlerimi gütmek benim için daha hayırlı" diyerek meradan ayrılmış. ÜMMî Çobanlığa gelmiştir BUrası BURSAmıza..
MuhaMMedî Mesleği çobanlık olmuştur. Çobanlık ise; Şuayb aleyhisselâm, Musâ aleyhisselam ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in meslekleridir..

Bursa'ya gelerek Ulu Câmi'de, Eski Minâre denilen yerde oturmuş: "Ayaklarım işe yaramıyorsa ellerim var" diyerek zikir ve ibâdete başlamıştır. El emeğiyle geçinmiştir. Eski püskü elbislere bürünmüş birisi görünmüştür.. Halinden hiç bir zaman şikâyet etmeyip, her zaman ALLAHu zü’l- CeLÂL’e şükür niyâzında bulunmuştur.

Bu sıralarda Emir Sultan Hazretleri'nin ziyârete gelen Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri'ne intisab edip, hal ve makamdan ne bulduysa, bundan sonra yine o minâre dibinde bulunmuştur. Eski minârenin yerinin nerede kaldığı halen bilinmemektedir.

Hızır Dede Hazretleri'nin büyük tasavvuf gücü bulunmakta idi. O sıralarda Ulu Câmi'nin, pencereleri içinde bazı tasarruf erbâbı zâtlar otururdu.
Hızır Dede Hazretleri Bursa'da vefât etmiştir.. Pınarbaşı mezârlığından yukarı çıkarken yol kenarında dinlenmektedir..
Hızır Dede Hazretleri'nin Bursa'daki Akbıyık Sultan ve Göynükteki Ömer Sikkînî Dede(Emir Sikkînî) Hazretleri ile de sohbetlerde bulunduğu bildirilmektedir..


Resim

nOt:

İşte size bir HIZIR DEDE kaddesallahu sırrahu’ya SALLımızz.. ALLAHu zü’L- CELÂL, Sırrını Mukaddes ve Mübârek Kılsın.

Üftâde kaddesallahu sırrahu Hazretlerine neden “Üftâde” denildi diye sorduğum Bursanın Çavuş KUŞU kaddesallahu sırrahu: “OğuLCÂN, sen bırak uydurma söylentileri.. HIZIR DEDE kaddesallahu sırrahu, ZamÂNının VAKTine Sahibdi.. Issız ve sessiz seherlerde Beşinci Başkent BURSAmızda ERENLer SOHbeti olurdu.. Babasıyla birlikte bu sohbetlere katılan ve çok genç olan Mehmet Muhyiddin Efendi sadakatla, HIZIR DEDE kaddesallahu sırrahu’yu takib etmiş ve bu sadakatından dolayı da muhabbetini kazanmıştır.. O günün insanları da bu günkü gibi, yarı kütürüm ve zor yürüyen tam gurebâ HIZIR DEDE kaddesallahu sırrahu’nun Manevî Mertebesini tam takdir edememekteler..
Karakışta her yer kar kaplı iken bir seher sohbetinde meclistekileri gönül ekranından izleyen HIZIR DEDE kaddesallahu sırrahu, bazı talebelerinin “Hocamız bu gence neden değer vermekte?” diye içinden geçirdiklerini görünce: “Canımız bu mevsimde dalından taze üzüm çekti. Bizim Manyas’ta Baba yâdiğârı bir dönüm bağda üzüm vardır amma kim getirecek?” diye konuşur ve etrafına ararcasına bakar. Kimseden çıt çıkmaz. Ancak, genç olan Mehmet Muhyiddin Efendi: “Ben gider bir sepet keser gelirim Efendim!.” der ve fırlar..
Sohbet devam eder.. zaman geçer üzümden haber yok.. İnsanların içinde fitne kaynamaya karışmaya başlar.. Alaylı işâretle ve sözler. "Vakit geçti kalkasak!.” demeler..

HIZIR DEDE kaddesallahu sırrahu: “Ha geldi ha gelecek!.” derken içeri kanter içinde çamura bulanmış ve kucağında bir sepet misk üzümüyle Mehmet Muhyiddin Efendi girer..
Herkes şaşkınlık içindeyken;
HIZIR DEDE kaddesallahu sırrahu: “Evlâd alnındaki çizik de ne? Bir damla kan görüyorum!.” der.
Mehmet Muhyiddin Efendi: “Efendim aceleden bağ çubuğuna çizdirdim!.” deyince gülümseyen HIZIR DEDE kaddesallahu sırrahu: “ÜFTADEsin-GÖZden düşensin” der..
Mehmet Muhyiddin Efendi: “Efendim bundan sonra benim ismim buyurduğunuz “ÜFTADE” kalsın!" der ve ÜFTADE kaddesallahu sırrahu olur.. ve’s- SELÂMmm…


Resim

Ne zamÂN Üç Kuzular ve Sepetçi Baba ziyâretini yapsam, yokuş aşağı inerken yolumu HIZIR DEDE kaddesallahu sırrahu’nun Kabr-i şerifine uğratır Kur'ÂN-ı Kerîm ve salâvâtla selâmlar duâ ederim.. ve yolun içinde kalan garib kabrini birkaç damla göz yaşımla sularım da: “Şu insanlar ne câhilmiş yâ RABBenâ celle celâlihu, yol için kaldırmak istemişler de kaldıracak bir babayiğit çıkmamış ve hâlâ çıkamamış..
Bencileyin Bursa Garib-Karîbi olarak mahşeri beklemektedir.. HIZIR DEDem kaddesallahu sırrahu..


Resim
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11936
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: BUrası BUrsa ZEVKLeriM

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

ZITLar ZEVKin ->ZİNCİRİyİZ
SEVen<->SEViLen ->BİRİyİZ
->HÂLis>MUHLis MuhaMMedî
EZEL <-ü-> EBED ->DİRİyİZ!.


ZEVK 8481

AHi ERENLer DiYÂRı -->GEÇmiş ->GELecek ->şU ÂNda
BİZ BİR-İZ BİLe ->BAŞ ŞEHRi->ŞE’ÂNULLAHta CihÂNda
EL->ELe->ELLer ->YEDuLLAH’a
->KELÂMuLLAH->RESÛLuLLAH’a
KuL İhvÂNi SIRRR-ı SEFÎL ->HASBî HİZMette bU HANda!.


22.10.17 14:04
brsbrsm..tktktrastkkmdearafsıratımm..


DAĞı BİLmez!. ->ÇÖLÜ BİLmez!
MecNÛN ->LEYyLÂmı BİLmezLer!
->DİRİ BİLmez!. -->ÖLÜ BİLmez!
“BURSA SEVDÂm”ı ->BİLmezLer!.


Resim

BURAsı BURSAmda YAŞAmış/YAŞAmakta OLÂN, HAKk’ta HAYy ERENLerimize HUuu!.
kaddesallahu sırrahumm ecmâinn..
GEÇenLerimize İsim sırasına GÖRe kısaca bir GÖZ ATaLım İnşâe ALLAHu TeÂLâ.:


Resim Abdal Mehmed.:
Molla Fenarî’nin de biat ettiği ve el öptüğü Ahi EReni..
20. yy ilk yarısına değin, Bursa’nın tüm derviş ve şeyhleri bayramların ikinci günleri Abdal Mehmed’in Çatalfırın’daki tekkesinde toplanır, ney çalar, sohbet eder ve yemek dağıtırlardı.. GEÇmeyen GEÇmiş zamÂNda..


Resim Abdal Muradd.:
Kabri, Bursa’nın güneyinde, dağ yamacında, kireç ocağının bulunduğu yerdedir.. Alacahırka’da..
Abdallar zümresi’nin ileri gelenlerinden olup Horasan-Buhara’dan Bursa’ya gelmiş halk rızası için gaza etmiş bir ERendir. Bugün türbesinin bulunduğu yere post sermiştir. Kırklardandır. Türbesinin olduğu yerden Bursa Kalesi’ni gözetlemiş ve Orhan Gazi Han ile birlikte bu fetihte bulunmuştur.
Abdal Murad’ın dört arşın uzunluğunda kılıcı ile yılan başlı tunç topuzu 17. yüzyıla kadar türbesinde kalmış ve lâkin 19. yüzyılda ortadan kaybolmuştur. Yalnız Kanunî Sultan Süleyman, Abdal Murad türbesini ziyâretinde bu kılıcın üçte birini kestirmiş ve kudsal emânetler’in yanına koydurtmuştur.


Resim Akbıyık Sultan.:
İstanbul’un fethinde bulunmuş II. Murad ve Fatih dönemi ERenlerindendir. Türbesi Bursa Ulucâmii yakınlarındadır..


Resim Ali Mest Edhemî.:
Elmas DeDe olarak da bilinen ve Yıldırım Bayezid döneminde Buhara’dan Bursa’ya gelen Ahi EReni. Bursa’nın Elmasbahçeler Semtine ismini vERen ERENdir.


Resim Azep Bey.:
Bursa’nın fethinde görev alan Gaziyân-i Rum EReni.


Resim Baba Sultan.:
Bursa’nın doğusunda dergâh kuran aslen Azerbaycan’lı olan Velî.


Resim BaBa Zâkir DeDe.:
Horasan’dan gelen EREN Velîlerden..


Resim Bahar DeDe.:
Bursa’nın fethi esnasında Uludağ’ın kuzeydoğu yamaçlarında dergâh kuran velîlerden..


Resim Başçı İbrahim.:
Abdal Mehmed’e biât eden ve istanbul’un fethinde de bulunan Ahi EReni.


Resim Bayraklı DeDe.:
Asıl adı Abdülvahhab Sancaktarî olan ve Selçuklular döneminde İznik’in fethi esnâsında görev almış Türk Kumandan.


Resim Budala Bey.:
Aslen Horasan-Heratlı olup 14.-15. yy larda Bursa’da dergâh kurmuş ERen.


Resim Buharî Ali DeDe.:
Emir Sultan ile birlikte Buhara’dan Bursa’ya gelen velîlerden olan zât.


Resim Dardâr DeDe.:
Bursa’nın fethinden sonra kurulan vakıfta, Bursa’ya yerleşen Türkmenlere aş dağıtma vazifesini ifâ eden Anadolu EReni..


Resim Duğlu BaBa.:
Uludağ’ın tam ortasında kurduğu dergâhta Bursa’nın fethine katılan erlerin iâşe ihtiyâcını karşılayan Horasanlı ERen. O’nun da mezârını Kanunî Sultan Süleyman yaptırmıştır.


Resim Dursun Fâkih.:
Osmanlı’nın ilk kadısı olup, Osman Gazi’nin bacanağı olan Edebali’nin damadı olan kutlu kişi.


Resim Dürt DeDe.:
Bursa’nın fethi esnasında Horasan’dan gelen ERenlerdendir.


Resim Emir sultan.. Emir Buharî.:
Bursa’nın fethinden sonra Buhara’dan gelen ERenlerden olup Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in soyundan geldiği bilinmektedir. Bursa’yı ve Bursa’lıları koruduğuna inanılır. Her kim ki Emir Sultan’ın türbesi civarında Bursa’lı birine zulm etmeye kalksa taş kesildiğine inanılır, bu durumun Yunan işgalinde gerçekleştiğine şehâdet edenler bulunur.


Resim Eskici BaBa.:
Bursa’nın fethinde bulunan Orhan Gazi’nin silah arkadaşlarından biri olan Ahi EReni.


Resim Et DeDe.:
emir buharî ile birlikte Anadolu’ya gelen ERenlerden.


Resim Fığla BaBa.:
Bursa’nın fethinden sonra Horasan’dan gelmiş ve Bursa ve çevresinin türkleşmesinde önemli katkılarda bulunmuş ERen. Türbesi Dağyenice Köyünde olup mezârı 14 metredir.


Resim Gaib DeDe.:
Bursa’nın fethinde bulunan Orhan Gazi’nin silah arkadaşlarından biri olan Ahi EReni.


Resim Göbekatan Ethem DeDe:.
Horasan’lı ERendir. Lâkin günümüzde batıl i'tikatlarle muhatap olmaktadır.


Resim Gözedici DeDe - Gözetici DeDe-.:
Bursa’nın fethi esnasında 5. kol faaliyetlerinde bulunmuş Anadolu EReni. kendisinin daha sonra tekrar Horasan’a gidip, buradan Türkmenlerin Anadolu’ya gelmesine yardımcı olduğu rivâyet edilir.


Resim Gözcü Mahmud DeDe.:
Orhan Gazi Han tarafından Uludağ’ın keşif ve gözetimi ile vazifelendirilen Anadolu EReni.


Resim Hatırhoş Sultan.:
bir rivâyete göre asıl adı Deveci Sultan’dır. Buhara’dan gelmiş bir ERendir. Yıldırım Bayezid döneminde yaşamış ve bir iftiraya kurban gitmiştir.


Resim Hatice Sultan.:
Bacılar Teşkilatı’na/Baciyân-i Rum’a mensub bir kadın ERen.


Resim Helvacı Bacı.:
Sarı Saltuk ile birlikte Rumeli’ye yerleşen Çepnilerden olup, sonraları tekrar Anadolu’ya göç eden boya mensup olan ve Bursa’nın fethinden sonra bacılar teşkilatı’na /Baciyân-i Rum’a dahil olan, Bursa’ya göç eden Türkmenlere helva yapmasından ötürü bu nam ile anılan türk kadın EReni…


Resim Karaca Ahmet Sultan.:
Şeyh Edebali’nin çağrısı üzerine Anadolu’ya gelen ve bugünkü Yenişehir civarında post sERen Velî.


Resim Kavacık Sultan.:
Bursa’nın fethi öncesi kendisine saldıran 15 Bizans askerini öldürdüğü rivâyet edilen, Baciyân-i Rumlardan olan kadın Velî.


Resim Kaygulu DeDe.:
Kayı boyu’na mensup olan, Beyce’li ERen Velî.


Resim Kudsi DeDe.:
Bursa’nın fethi esnasında görev almış Ahi ERen Velî.


Resim Mecnun DeDe.:
Horasan civarından gelen ERenlerden bir Velî.


Resim Molla Fenarî.:
Osmanlı’nın ilk şeyhülislamı olan Türkmen ERen Velî.


Resim Musa BaBa.:
Bursa’nın fethi esnasında Uludağ’da post sermiş Horasan’lı ERen Velî.


Resim Mürsel DeDe.:
Uludağ’daki Mürseller köyü’ne adını vERen ve Bursa’nın fethinde görev alan Gaziyân-ı Rumlardan olan Velî bir zât.


Resim Okçu BaBa.:
Kırklardandır. asıl adı Nasreddin olup Bursa’nın fethi esnasında surlara attığı ok sayesinde büyük bir gedik açılmış ve Türkler ilk olarak Bursa’ya bu gedikten girmişler ve Bursa’yı fethetmişlerdir.


Resim Pâk Sultan.:
Emir Sultan’ın kızlarından biridir. Bacılar teşkilatına/Baciyân-i Rum’a mensubudur..


Resim Pars Bey.:
Bursa’nın fethinden hemen evvel Bursa’ya gelmiş Horasan’lı Velî.


Resim Sancı DeDe.. At DeDe.:
Horasan’dan gelen ve hekimlik mesleği ile nam salmış ERen Velî.


Resim Seyyid Ali.:
Emir Buharî ile birlikte Bursa’ya gelen ERen Velîlerdendir.


Resim Seyyid Nasır.:
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in sülâlesine mensup olduğu rivâyet edilen ve Bursa’nın fethi için Buhara’dan gelen Ahi EReni Velî. çok uzun bir yaşam sürmüş, rivâyete göre II. Murad han dönemine dek yaşamıştır.


Resim Seyyid Usul.:
Emir Sultan ve Seyyid Nasır ile birlikte Bursa’ya gelen ve Bursa’nın fethinde bulunan Horasanlı ERen Velî.


Resim Siğil DeDe.:
İstanbul’un fethi öncesi Horasan’dan Bursa’ya gelen ve İstanbul’un fethine katılan ERen Velî.


Resim Somuncu BaBa.:
Menşei Horasan Türkmeni olan ve namını Bursa halkını doyurmak için yaptığı ekmeklerden alan ve sırrı açığa çıktığında gaibe karışan ERen Velî..


Resim Şeker Hoca.:
Halk arasında Şeker Hoca olarak bilinen Horasan’lı Velî.


Resim Şeyh Edebali.:
Osmanlı’nın manevî mimarı olan, Osman Gazi Han’ın kayınpederi olan ve aslen Horasan’lı olan ERen Velî.
Bursa’nın fethi için ve yeni bir Türk Devleti’nin tesisi için Horasan’lı diğer ERenleri Anadolu’ya davet etmiş ve Bursa’nın fethedilerek Osmanlı’nın bir devlet haline gelmesine önayak olmuştur..


Resim TezvERen Sultan.. TezERen Sultan.:
Asıl adı Ataullah olan, Horasanlı Derviş Velî. Türbesi özellikle hanımlar tarafından ziyâret edilmektedir.


Resim Yürüyen DeDe.:
Bursa’nın fethinden sonra, Ulucâmii’yi rüyasında görerek Mekke’den geldiği rivâyet edilen bir Velî kişi. daha sonra Rumeli’ye geçmiş, uzun süre burada kaldıktan sonra Bursa’ya geri dönmüş ve burada vefat etmiştir.


Resim Zerde DeDe.:
Horasan menşeili Anadolu ERen Velîlerindendir.

kaddesallahu sırrahumm ecmâinn..
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11936
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: BUrası BUrsa ZEVKLeriM

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

BUnca TaSa BUnca GAMı
BAHtımda BURSA AKŞAMı
ÜZme ÜZüLme>SEV SEViL
SEViYORum bEN BURSAmı!.


ZEVK 8512

MoSMoR İNer de AKŞAMLar yENi Bir GECEde BURSAm
ANLAtıLmaz YAŞAnmadan ->KELiMe-HECEde BURSAm
HAKk ERENLer İLE-Lerin
BİZ BİR-İZ-Le BİLE-Lerin
->ÇIĞLığında ÇİLE-Lerin->BİLdik BİLMECede BURSAm!.


11.11.17 00:51
brsbrsm..tktktrstkkmdbennn..


PÂREmPARça KANLı KAFes
NÂZ-NiYÂZım NEFes NEFes
KaDERimce -->KaDARımca
KaDERin YAŞArken HERKes!.



Resim

Resim BURSA’mın TARİHİ.:

Uygarlıklar beşiği Anadolu’nun cennet köşelerinden Bursa ve çevresi, çok eski çağlardan beri yerleşimlere sahne olmuştur. Bölgede eski yerleşim alanlarının yarattığı uygarlıkların günümüzden 7 bin yıl öncesine gittiği, Ilıpınar Höyüğü kazılarında ortaya çıkmıştır. Höyükte yapılan kazılar sonucunda, m.ö. 5200 yıl öncesine dek inen bir yerleşim alanı bulunmuştur.

Bursa’nın 7 km. kuzeyinde Demirtaş nahiyesinin 2,5 km. güneyinde, 90 m. çevresi 5 m. yüksekliği olan “Demirtaş Höyüğü” yer almaktadır. Bu höyükte genellikle elde, az miktarda da çarkta yapılmış kâse, küp ve testilere ait seramik parçaları bulunmaktadır. Bunlar erken bronz çağdan kalmış olup m.ö. 2500’lü yıllara tarihlenir.

Kentin 14 km batısında, Çayırköyü’nün 1 km. güneybatısındaki “Çayırköy Höyüğü’nün” boyutları da Demirtaş Höyüğü ile aynıdır. Burada bulunan seramik parçalarında gri, kırmızı, kahverengi ve siyah renkler hakimdir. Bulunan seramik parçalarının önemli kısmı elde, çok azı ise çarkta yapılmıştır. Höyüğün en eski buluntusu m.ö. 2700 yılına aittir.

M.ö. 3. yüzyılda Bithynialılar ve Prusiaslılar tarafından kurulan kentin ilk adı “Prusa” idi. Yazılı kaynaklarda “Bitinya” olarak da geçen Bursa ve çevresinin en eski yerleşimleri İznik Gölü çevresindedir. Sadece İznik Gölü çevresinde, taş devirlerinde kurulduğu anlaşılan yedi önemli höyük bulunmaktadır. Bunlardan Orhangazi yakınlarındaki Ilıpınar ve onun 750 m. kadar doğusundaki Hacılartepe Höyüğü, Orhangazi-İznik yolunun Yeniköy altı mevkiinde Tepecik Höyüğü, İznik Gölü’nün doğusunda ise Körüstan, Üyücek Tepe, Höyücek ve Karadin Höyükleri bulunmaktadır.

İnegöl kent merkezinde, Cumatepe Höyüğü ile 3 km doğusunda bulunan Doğutepe Akhisar Höyükleriyle Yenişehir Babasultan Höyüğü tarih öncesi devirlere ait yerleşimleri işaret etmektedir. Demirtaş Köyü Höyüğü ile M. Kemalpaşa’nın Dorak Köyü ile Tahtalı Köyü’ndeki kalıntılar, Bursa bölgesinin en az beş bin yıllık önemli bir uygarlık alanı olduğuna işaret etmektedir.


Resim PRUSA (BURSA)’nın KURULUŞU.:

Bursa bölgesi, m.ö. 4. yüzyılda Bithynia Devleti kurulana dek çeşitli kolonilerin ve ülkelerin egemenliğinde yaşamıştı. Ünlü Herodot Tarihi’ne göre, o tarihte Bursa ve civârında var olan tek kent Cius/Gemlik’tir. Cius kentinin kuruluşu m.ö. 12. yüzyıla kadar uzanır. Apamea/Mudanya kentinin ise, m.ö. 10. yüzyılda kurulduğu sanılmaktadır. Uluabat Gölü’nün üzerinde bir adada bulunan Apollonia/Gölyazı’nın ise, m.ö. 6. yüzyıldan daha önce kurulduğu sanılmaktadır.

Krezus/Kroisos (m.ö. 561-546) döneminde Lidyalıların egemenliğine giren Bursa bölgesi daha sonra, Pers/İran egemenliğiyle tanışmıştı. Bursa bölgesi, bu savaşlar sırasında çok tahrip oldu. Dedalses, İranlara karşı savaşarak Bursa bölgesinde bağımsız bir Bithynia Devleti kurdu. Dedalses’in oğlu Botiras ve onun oğlu Bas/Byas (m.ö. 378-328) Bithynia krallığının ilk kralı sayılmaktadır.

M.ö. 2. yüzyılda M.Kemalpaşa yakınlarındaki Melde Tepesi’nde antik Miletopolis, 356 yılında Orhangazi’de Basilinopolis, Sölöz köyünde Pythopolis, Yenişehir’de Otroia, Orhaneli’de Adriani, Karacabey’de Kremastis, Eşkel’de Daskylium, Çekirge’de Plai, Kurşunlu’da Brillos, İznik’te Nicaea antik kentleri kurulmuştu.

Bursa’nın kent statüsüne yükselip çevresinin surlarla çevrilmesi, Bithynia kralı I. Prusias (m.ö. 232-192) döneminde gerçekleşmişti. Kartaca kralı Hannibal, Roma imparatoru ile yaptığı savaşı kaybedince, askerleriyle birlikte I. Prusias’a sığınmış. Hannibal, I. Prusias tarafından büyük itibar görmesi üzerine, onun onuruna Bursa kentini kurmuş. Kente bu nedenle Prusa adı verilmiştir. Şehir merkezine yakın ilk yerleşimin kesin bulguları m.ö. 2500 – 2700 yıllarını göstermektedir.

Antik kaynaklarca bugünkü Bursa’nın kurucusu olarak bilinen I. Prusias’ın imparatorluğu zamanında Uludağ Bursa’sı (Prusa ad Olympium) adını alan şehirden o döneme ait mermerden bir kadın heykeli ve ostotek bulunmuştur.
İmparator Justinianus (527-565) zamanında Pythia’da (Çekirge’de) yeni hamamlar yaptırılmıştır. 1935 yılında Hisar içinde tonozlu odalar bulunmuştur. Hisar içinde, Yer Kapı’da bulunmuş erken Bizans devrine ait taban mozaiği, önemli arkeolojik kalıntılardandır. Tophane’de Bizans döneminden bir şapel ve manastıra ait mozaikler bulunmaktadır.

Prusa (Bursa) 1204-1261 yılları arasında Nikaia’ya (İznik)’e bağlı sönük bir tekfurluk olarak yaşamını sürdürdü.
M.ö. 74 yılında Roma’ya bağlanan Bithynia krallığı, uzun yıllar Roma egemenliğinde kaldı. Önce Romalıların, sonra da Bizanslıların bir ili olarak varlığını sürdüren Bursa ve civarı Osmanlı Beyliği döneminde dahi yabancı kaynaklarca Bithynia Beyliği veya Krallığı olarak anılmıştır.

Bugün ülkemizin en zengin Bizans devri mezar stelleri ve çeşitli mimarî eser parçaları, seramikler, sikkeler Bursa Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.
Bursa, Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk 200 yıllık döneminde diğer kentlere göre büyük gelişmeler göstermiş, birçok mimarî yapı ile süslenmiş; devrinin tanınmış medreseleri ile bilim âleminin merkezi olmuştur.
I. Murad zamanından başlayan Hüdavendigâr Külliyesi, I. Beyazid’ın yaptırdığı Yıldırım Külliyesi, I. Mehmed (Çelebi) döneminde başlayıp II. Murad zamanında tamamlanan Yeşil Külliye Bursa’nın mekânsal gelişimini etkileyen ve bugün de ayakta duran büyük komplekslerdir.


Resim BURSA KİMİN ŞEHRİ?.:

Bursa ve civarına önceleri Bithynia denilmekteydi. Uludağ’ın güneyi ile batısı ise Mysia adıyla anılmaktaydı. Bursa bölgesinde yaşayan Bithynialılar, Thrak kökenliydi. Asya ile Avrupa’nın geçiş yeri üzerinde bulunduğundan, çok farklı halklar da bölgeye yerleşmişti.
Bithyn’lerden önce bölgede Bebryk’ler oturmuştu. Sonra da Mysi’ler gelmişti. Bithyn’ler, Thrak örf ve adetlerine bağlı oldukları için çoğu kez Asya Thrak’ları olarak anılmıştır. Kullandıkları dilin ise Thrakça olduğu belgelerden anlaşılıyor. Ancak, Yunan kolonilerinin etkisi ile Bithynia halkı da yavaş yavaş Yunanlaşmıştı. Bithyn’lerden önce, bölgede Bebryk, doğuda ise Mygdon dili konuşuluyordu. Batıda ise Mysia dili konuşulmaktaydı.

Bizanslıların 12. yüzyılda Bursa ve civarına çok sayıda Sırp ve Bulgar’ı iskân ettiği bilinmektedir. Osmanlılar bu bölgeye geldiklerinde, Bursa ve çevresinde çok değişik etnik gruplardan olmak üzere, Ortodoks Hıristiyanları bulmuştu.
Ayrıca şu gerçeği de ifade etmek gerekir ki, Osmanlılar Bursa’yı aldıklarında kent sadece hisar içinden ibaretti. Orhan Gazi şehri hisarın dışına çıkararak, surlar dışında bugünkü Bursa’nın çekirdeğini oluşturan yeni bir şehir kurmuştur. Okul, hastane, köprü, aşevleri, kervansaraylar, hamamlar gibi kamu yapıları inşa edilmiş ve bunların çevrelerinde konut alanları yaratılarak bir yerleşme geleneği başlatılmak suretiyle bugünkü “Yeşil Bursa”nın temelleri atılmıştır.


Resim TÜRKLERİN BURSA BÖLGESİNE GELİŞİ.:

Müslümanlar ilk kez, Abbasîler (Harun Reşid) döneminde Bursa’ya kadar gelmişti. 955 yılında ise Halep’teki Hamedanlılar, Bursa’yı ele geçirip 23 yıl boyunca Bursa’ya egemen olmuşlardır. Türklerin Bursa bölgesine ilk kez 1081 yılından sonra geldikleri görülüyor. İznik, 1081-1097 yıllarında Anadolu Selçuklu Devleti’nin başkentliğini yapmıştı. 1097 yılında ise bölge, Haçlı Savaşları’na sahne oldu. İznik Haçlıların eline geçti. Alexias Kommenos’un döneminde (1097) düzenlenen bir seferle Türkler, ilk kez Bursa’yı ele geçirmişti. Bu savaşlar sırasında İstanbul’da Latin Hükümeti kurulunca, Bizans İmparatorluğu’nun başkenti İznik oldu. 1204 yılında Theodor Laskaris’in kurduğu İznik Bizans İmparatorluğu, 1261 yılına kadar varlığını sürdürdü.
Latinler İstanbul’u işgal ettikleri zaman Bizans prensleri bu yeni düşmanın elinden kurtulmak için Müslüman yöneticilerle işbirliği yaparak Bursa’yı ele geçirdiler. 1214 yılına kadar Rumların elinde kalan Bursa, Müslümanlara karşı direnişte halkın gösterdiği isteksizlik nedeniyle imparator II. Andronikos’un gazabına uğradı. Halkın büyük bölümünün malları yağma edilerek içlerinden bazılarına sürgün ve idam cezası verildi. II. Andronikos, Latinleri yenerek imparatorluğu tanımalarını sağlayıncaya kadar Bursa’yı bu şiddet yöntemi ile elde tutabildi.


Resim BEYLİK’ten DEVLET’e .. OSMAN GAZİ Devri (1299-1324).:

Osmanlı Devleti’nin kurucusu ve ilk sultanı Osman Bey, Ertuğrul Gazi’nin oğludur. Osmanlı’nın diğer beyliklere göre Hıristiyan araziye komşu olması çok önemli bir avantaj sağlamış, onları kısa sürede büyük imparatorluk durumuna getirmiştir.
Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda dervişlerin büyük katkısını gören Osman Bey, bu nedenle Bursa ve çevresindeki birçok araziyi dervişlere verdi. Kendisi de, bölgenin en önemli dervişi olan Şeyh Edebali’nin kızını aldı. Bizans topraklarında yaptıkları savaşlarla zenginleşen Osman Bey; Karacahisar, Yarhisar, İnegöl’ü aldı. 1302 yılında Yenişehir’i devletin merkezi yaptı. İznik ve Bursa’yı kuşattı ancak alamadan yaşamını yitirdi. Vasiyeti gereği Tophane’deki Gümüşlü Kubbe’ye (Saint Elia Manastırı) gömüldü. Ölümünde özel mülkü olarak çok az malı çıkmıştı..


Resim BURSA’nın FETHİ.:

Osman Bey 1308 yılında Bizans tekfurlarının birleşmiş ordularını Dimboz/Erdoğan köyü yakınlarında perişan edince, Bursa önlerine gelmişti. Bu tarihten sonra Bursa’yı kuşatarak gözlemek amacıyla biri Kükürtlü Hamamı karşısında Ak Timur’u komutasında, diğeri eski Mollaarap Okulu yerinde, Balaban Bey komutasında iki kule yaptırmıştı. Bursa’nın arkasını güvenlik altına almak için 1325 yılında Orhaneli Kalesi fethedilince tekfur çaresiz kaldı. 6 Nisan 1326 tarihinde Bursa’yı Orhan Bey’e teslim etti.
Böylece Bursa, bir bakıma kılıçla değil, “vire” olarak anılan biçimde teslim yoluyla Türklerin eline geçmiş oldu.
O dönemlerde top ve tüfek olmadığından kaleleri düşürmek için kullanılan en önemli savaş taktiği kaleleri kuleler vasıtasıyla gözetim altına tutarak giriş ve çıkışı engellemekti. Böylece kale halkını aç bırakarak, suyunu keserek kentler kan dökmeden ele geçiriliyordu. Bursa’nın ele geçirilmesinde de “vire” denilen bu metot uygulanmış, aç ve susuz kalan halk tekfura karşı ayaklanmış ve şehir kan dökülmeden Osmanlılara teslim edilmişti..


Resim BURSA’da BİR İMPARATORLUK DOĞUYOR.. ORHAN GAZİ Devri (1324-1360).:

Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Bey’in oğlu ve devletin ikinci sultanı Orhan Bey, 1320 yılında babasının vekili oldu. 1321 yılında Mudanya’yı, 6 Nisan 1326 tarihinde ise Bursa’yı fethederek 1324 yılında tahta geçti. Bizans ordularını 1329 yılında İstanbul yakınlarında Pelekanon’da yendi. 1331 yılında İznik’i teslim alan Orhan Gazi Osmanlıların başkentini 5 yıl süre ile İznik’e taşıdı.
1353’te Bizans’taki iç karışıklıklardan faydalanan Orhan Gazi, Gelibolu’da Çimpe Kalesini aldı. Gelibolu’ya geçip tüm Marmara kıyıları ile Tekirdağ’ı ele geçirdi. Devletin temellerini oluşturan ilk yasal düzenlemeleri yaptı. Orduyu düzenledi. Vergi yasaları getirdi. İlk kez kendi adına para bastırdı. Bilecik Tekfurunun kızı Nilüfer Hatun ile Asporça ve Bizans İmparatoriçesi Thedora’yı eş olarak alan Orhan Gazi, kentte hızlı bir imar çalışması başlatarak sur dışına taşan kentin çekirdeğini oluşturan câmi, hamam, köprü, çeşme, darphâne, medrese gibi birçok anıtsal eseri yaptırdı.
Orhan Gazi 1360 yılında yaşamını yitirdi. O da Tophane’ye, babasının yanına gömüldü..


Resim İLK ŞEHİD SULTAN MURAT HÜDAVENDİGÂR (1360-1389).:

Orhan Bey’in oğlu olan I. Murat, Lala Şahin Paşa’nın yanında yönetim ve savaş dersleri aldı. 1340 yılında Bursa Sancakbeyi; ağabeyi Süleyman Paşa’nın 1359 yılında vefâtıyla da Rumeli ordusunun kumandanı oldu. 1360 yılında tahta geçti. 1362 yılında Edirne’yi fethederek devlet merkezini buraya taşıdı. 1364 yılında, Balkanlar’daki Haçlı ordusuyla yaptığı Sırp Sındığı Savaşı’nı kazanarak büyük ün saldı. Osmanlı akıncıları Adriyatik Denizine dayandı. 1389 yılında, I. Kosova Savaşı sonrasında şehid edilerek yaşamını yitirdi. Bu nedenle Gazi Hüdavendigâr lakabıyla anılmıştır. Mezarı Çekirge’de, adını taşıyan türbesindedir.

Bu dönemde tımar teşkilatı geliştirildi. Yaya, müsellem ve yeniçerilere ilâveten kapıkulu askerinden maaşlı süvari ocağı kuruldu. Çekirge’deki külliyesinde medreseli ilginç bir câmi ile hamam ve türbesi vardır. Ayrıca Hisar içindeki Şahâdet Câmii ile bugün Hisar’daki garnizonun bulunduğu yerdeki sarayı da, Sultan I. Murat yaptırmıştır.


Resim YILDIRIM GİBİ BİR SULTAN I. BAYEZİD (1360-1403).:

Sultan I. Murat ile Gülçiçek Hatun’un oğlu olan Yıldırım Bayezid 1389 yılında sultan oldu. Anadolu’daki birçok beyliğin Osmanlı’nın eline geçmesini sağladı. Rumeli’de Haçlılar ile 1396 yılında Niğbolu Savaşı’nı yaptı ve kazandı. Arkalarına Timur’u alan Anadolu beylikleri sultana kafa tutunca Bayezid, Anadolu beyliklerini kışkırtan Timur ile 28 Temmuz 1402 tarihinde Ankara yakınlarında yapılan savaşı kaybetti. Bu savaşta Timur’a tutsak olan Bayezid’in kendini zehirleyerek intihar ettiği iddia edilir. (1403)
“Yıldırım” lakabını alan Bayezid, Bursa’da çok sayıda güzel yapı yaptırarak Bursa’nın, devrinin en görkemli kenti konumuna gelmesini sağladı. Bursa’da Ulucâmi ile, Yıldırım semtindeki külliyesi içinde câmi, hastane ve hamam ile medrese yaptırmıştır. Ancak onun Bursa’daki en önemli yapıtı Darüşşifâ adını taşıyan Osmanlı Devleti’nin ilk hastanesidir. Bugünkü Bursa Çarşısı’nın temelini oluşturan Bedesten’i de Yıldırım Bayezid yaptırmıştır. Türbesi, Yıldırım Külliyesi’ndedir..


Resim KARANLIĞIN YÜZÜ FETRET DÖNEMİ (1402-1413).:

Bursa, Osmanlı döneminde mâmur bir başkent olarak gelişirken, Anadolu beyliklerinin desteğini alan Timur karşısında Osmanlı’nın yenilgiye uğraması sonucu yağma edilmiş ve Timur’un askerleri tarafından kent Ulucâmi ile birlikte yakılmıştır. Bundan sonra Bursa, bir zaman, Yıldırım Bayezid’in oğulları arasında el değiştirip durmuştur.
Ankara Savaşı’nın ardından Yıldırım’ın oğullarından İsâ Çelebi’nin bazı paşalarla Bursa’ya gelip tahta oturmasıyla şehzâdeler arasında başlayan kanlı çatışmalar, Çelebi Mehmet’in 1413 yılında tahtı ele geçirmesiyle son bulmuştur..


Resim DEVLETİ İKİNCİ KEZ KURAN SULTAN ÇELEBİ MEHMET (1413-1421).:

Sultan I. Bayezid ile Devlet Hatun’un oğlu olan Çelebi Mehmet, Osmanlı padişahlarının beşincisi ve Osmanlı Devleti’nin ikinci kurucusudur. Çelebi Mehmet, Ankara savaşından (1402) sonra parçalanan Osmanlı topraklarını yeniden bir idare altında birleştirmek için kardeşleri Süleyman, İsâ ve Musa Çelebi ile mücâdele etti. Böylece Osmanlı Devleti’ni karşılaştığı bu büyük bunalımdan kurtararak devletin birliğini sağlayan Çelebi Sultan Mehmet, her şeyden önce elden çıkan toprakları geri almaya çalıştı.

Şeyh Bedreddin isyanını bastıran Çelebi Mehmet, 26 Mayıs 1421 tarihinde Bursa’da yaşamını yitirdi. Yeşil Semtinde bulunan eşsiz güzellikteki Yeşil Türbe’ye defnedildi. Çelebi Mehmet sağlığında, türbenin bulunduğu mekana içinde medrese, câmi ve imâret bulunan “Külliye”yi inşa etmişti. Aynı zamanda divan şâiri olan Çelebi Mehmet Edirne’de bir câmi ve bedesten, Amasya’da da oğlu Kasım için bir türbe yaptırmıştır..


Resim DERVİŞÂNE BİR SULTAN II. MURAT (1421-1451).:

Çelebi Mehmet ile Emine Hatun’un oğludur. 1415 yılında Amasya Sancakbeyi oldu. 1420 yılında Börklüce Mustafa ile Anadolu Beyliklerinden Germiyanoğulları, Ramazanoğulları ve Menteşoğulları’nın isyanlarını bastırdı.
1430 yılına Venedikliler’den Selanik kalesini aldı. 1444’te Varna, 1448’de II. Kosova Savaşı’nda kazandığı başarılarla Balkanlar’da devletin sınırlarını genişletti.

Karacabey’de topladığı devlet yöneticilerinin huzurunda saltanattan vazgeçtiğini ilân etti. Bir süre Karacabey’de inzivâya çekildi. Daha sonra Çandarlı Halil’in baskısı ile tekrar tahta geçmek zorunda kaldı. 47 yaşında iken 3 Şubat 1451 günü yaşamını yitirince, Muradiye’deki türbesine gömüldü. Vasiyeti üzerine türbesinin üstü açık, sandukası üzerinde de toprak vardır.
Sultan II. Murat’ın Muradiye Semtinde yaptırdığı külliyesinde; câmi, hamam, medrese ve imâret bulunup tümü günümüze gelebilmiştir. Sultan Murat, duygusal ve şâir yönü olan bir kişi olup ayna zamanda divan şâiri, müzisyen ve hattattır..


Resim MANEVÎ BAŞKENT BURSA.:

Fatih (1451-1481), İstanbul’u aldıktan sonra Bursa ikinci plana itilmiştir. Bu nedenle de Bursa, hep ikinci ya da manevî başkent oldu. Örneğin Fatih vefât edip II. Bayezid padişah olunca (1481-1512), kardeşi Cem de 1481 yılında Bursa’ya gelip padişahlığını ilan etmişti. Bahtsız Şehzâde Cem, Bursa’da 18 gün süren padişahlık yaptı, burada kendi adına para bastırdı. Sonradan bu durum, Bursalıların Sultan tarafından cezâlandırılmasına neden oldu. II. Bayezid, 1512’de Bursa’ya girince, Yeniçeriler şehri yağma etmek istediler, yağma son anda önlendi.

Yavuz Selim padişah olunca da, bu kez kardeşi Korkut aynı şeyi yaparak Bursa’da padişah olmak istedi. Ancak Şehzade Korkut’un Bursa’daki saray-ı âmire’den tüfekleri almak istemesine Bursalılar engel oldu. Daha sonra Şehzâde Ahmet de, Bursa’yı alarak hükmetmek istemiş, ama başaramamıştı.


Resim ZOR YILLAR: İŞGALDEN KURTULUŞA BURSA.:

Birinci Dünya Savaşı sonrasında Türkiye İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmişti. 1920 yılında Yunanlılar önce İzmir ve çevresini ardından 2 Temmuz 1920 tarihinde Mustafakemalpaşa ve Karacabey’i işgal ettiler. 6 Temmuz’da ise Gemlik İngilizler tarafından işgal edildi.
Bursa’da, Osmanlı döneminden sonra en büyük acı Yunan işgali ile yaşandı. Ankara’daki TBMM kürsüsü üzerine, Bursa düşman işgalinden kurtuluncaya kadar kalmak üzere siyah bir örtü örtüldü.

O zor yıllarda Bursa’da yaşayanların neredeyse üçte biri gayrimüslim olduğu için bazı Bursalılar silahını alıp dağlara çıkmıştı. Kentte kalanlar ise, Kuvvay-ı Milliye için istihbarat çalışmaları yapmıştı. Yunanlıların Osman Gazi türbesine hakarette bulunmaları Bursalıların işgalcilere karşı daha da kinlenmesine sebep oldu. Bursa, 2 yıl, 2 ay 2 günlük işgalden sonra 11 Eylül 1922 günü kurtarıldı. Yunan askerlerinin şehirden çekilmesinde, Türk ordusunun olduğu kadar, silahlı milislerin de katkısı büyük olmuştur..


Resim ÇAĞDAŞ BURSA’nın KARŞILAŞTIĞI SORUNLAR.:

İşgal döneminde Bursa halkı çok zor yıllar yaşadı. Özellikle köylerde çok sayıda insan ölmüş, birçok köy de yakılmıştı. İşgal yıllarında Bursa’da da birçok mahalle yakılmış, yıkılmıştı. Cumhuriyet sonrasında; Bursa nüfusunun yaklaşık üçte birini oluşturan gayrimüslimlerin kenti terk etmesiyle yeni, farklı bir bunalım yaşandı. Giden gayrimüslimlerin yerine gelen “Mübadele göçmenleri” her şeye yeniden başlamak zorundaydı. Zaten Bursa, 1880’li yıllardan beri yoğun bir göçmen akınına uğramıştı. Daha bu göçmenleri bünyesinde hazmedemeden, önce Balkanlar’dan gelen göçmenler, daha sonra mübadele ile Yunanistan’dan gelen göçmenler Bursa’yı, Cumhuriyet’in ilk yıllarında büyük bir sosyal ve ekonomik sorunlar yumağı haline getirdi. Çünkü Bursa’yı terk eden gayrimüslimlerin çoğu esnaf ve tüccar iken, yerlerine gelen göçmenlerin hemen tamamının çiftçi olması sorunları daha da artırmıştı. Gelen göçmenlerin büyük bölümünün Türkçe dahi bilmeyip, faklı geleneksel ve kültürel özellikler taşıması, Cumhuriyet Bursa’sı için farklı ve ciddi sorunların ortaya çıkmasına sebep oldu. Ancak Cumhuriyet yönetimi, kısa sürede Bursa’daki bu toplumsal ve kültürel sorunları aşmayı bildi.
Genç Cumhuriyet, yakılmış, yıkılmış bir Bursa’dan kısa sürede modern bir kent yaratmayı başardı. Yeniden ipek fabrikaları kuruldu, gerek kent merkezi, gerekse ilçe ve köylerinde büyük bir imar atılımı başladı. Cumhuriyet devrimlerine de sahip çıkan Bursa, çok kısa süre içinde büyük bir gelişme göstererek ülkenin dördüncü büyük kenti haline geldi..


Resim ATATÜRK ve BURSA.:

Atatürk, milli mücadelenin merkezi olan Ankara’yı başkent yaptı ama Bursa’yı da çok sever ve ilgi gösterirdi. Nitekim Atatürk’ün en çok ziyâret ettiği illerin başında Bursa gelir. Atatürk, 1922 yılından ölümüne kadar Bursa’ya 18 kez gelmiştir.
Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nın hemen ertesinde, 17 Ekim 1922 tarihinde Bursa’ya ilk ziyâretini yapmıştı. Bu gezisi sırasında yaptığı konuşmasında Atatürk: “Artık ordularımızın yaptığı savaş bitti. Şimdi eğitim ve ekonomik alanda bir savaşa hazırlanıyoruz” demişti.
31 Ağustos – 11 Eylül 1924 tarihlerindeki üçüncü gelişinde ise Atatürk artık cumhurbaşkanıdır. Bursa’nın kurtuluş törenlerinde yaptığı konuşmada şunları söylemiştir: “Devrimlerimiz, Türkiye’nin yüzyıllar için mutluluğunu yüklenmiştir. Bize düşen, onu anlatmak ve değerlendirerek çalışmaktır”.
Atatürk, yapacağı her devrim öncesinde mutlaka Anadolu’yu gezer, nabız yoklardı. Bu gezilerine de Bursa’dan başlardı. Yine Harf Devrimi öncesinde, 27 Ağustos 1928 tarihinde Bursa’ya gelmişti.
26 Mart 1937 tarihindeki gelişinde ise Bursa gençlerine bir söylev vermişti: “Yorulmadan beni izleyeceğinizi söylüyorsunuz. Fakat arkadaşlar, benim sizden istediğim, yorulduğunuz zaman dahi, durmadan yürümek, dinlenmeden beni takip etmektir. Sizler, yani yeni Türkiye’nin genç evlatları, yorulsanız dahi beni izleyeceksiniz. Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler asla yorulmazlar.”

Atatürk, en renkli gezisini de aramızdan ayrıldığı yıl, 1 Şubat 1938 tarihinde Bursa’ya yapmıştı. Uzun süredir hasta olan Atatürk, Bursa’da dans etti, eğlendi. Âdeta son baharını yaşadı Bursa’da… Atatürk kendisi için Bursa Belediye salonunda verilen baloda öylesine neşelendi ki, orkestrayı durdurup zeybek çaldırdı. Salonun ortasına geçip zeybek oynadı..
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11936
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: BUrası BUrsa ZEVKLeriM

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

GÜNdüzü NÛR->GECEsi NÛR
SEHER SEYRiyse SıRf SüRÛR
EZÂNı ULU DAĞdan>OKUnur
=>BURSA CÂMiLeri MEŞHUR!.


ZEVK 8589

=>“ARAP MEHMEt CÂMİsi”nde =>İKİNDimiz=>TEK-BİR-Ledik!
RABB-ımız =>VAKT-ımız BİLdik =>BİR BİR-İZ-imizi BİR-Ledik!
TEŞEKküLün TEŞEKküRü
TEZEKküRün TEFEKküRü
AŞKULLAH-ı MEŞK EYyLedik =>HAKkLa HAKkta HAK-BİR-Ledik!.


11.12.17 15:23
brsbrsm..arapmhmetcâmisindbİZz..


NEre NİYyet NEre KISmet
EZÂNın SESinde -->İSmet
DUYunca UYduk>KIBLeye
NÂZLı YÂRe NİYÂZ NİSbet..


Resim

ARAP MEHMET CÂMİİ.:

Arap Mehmet Câmi, Ali Paşa Mahallesi Maksem Caddesi Osmangazi/Bursa..

1490 yılında, Arap Mehmet adlı bir tüccâr tarafından yaptırılmıştır. 8,65 x 8,65 metre iç ölçülerinde bulunan caminin girişinde, 3,90 metrelik bir son cemaat yeri vardır. Asıl ibâdet mekanının üzeri, 8,65 metre çapında bir kubbe ile örtülüdür, üç bölümlü son cemaat yeri, ortada daha dar ve yüksek kasnaklı bir kubbe ile örtülüdür. İki yan bölümlerin üzerileri ise aynalı tonozlarla örtülüdür. Kemer aralıkları demir doğramalı camekânla kapatılmıştır. Câminin batısında bulunan minare tek şerefeli, silindirik tuğla gövdeli, tuğla süslemeli ve sivri külahlıdır. Giriş bölümünün alınlığı üçgen olup, ahşaptan önünde bir – iki metrelik sundurma vardır. Üç bölümlü son cemaat yeriyle tipik tek kubbeli cami örneklerinden olan yapı 1968 yılında Bursa Eski Eserleri Sevenler Kurumu tarafından aslına uygun olarak onarılmıştır. Son cemaat yeri de muhtemelen bu onarımda kapatılmış.


nOt:
"TEKe TEK TEKKemiz"den aşağı SALLanıp da, ULU CÂMimiz'de SALLa YOLLanırken bâzen, Maksem YOKuşunda EZÂNımız OKUnur da, her köşede var OLan tarihî camilerden birisinde TEKBİRLerizz..
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11936
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: BUrası BUrsa ZEVKLeriM

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

BİZ BİR-İZ BAŞŞEHRi BURSA
HAKkın HAYRın NEHRi BURSA
==>HAKk ERENLerin HİMMeti
ZEMZEM EDer =>ZEHRi BURSA..


KÛN feyeKÛN HAKk KÂRiBi
DOst DOsta GURBet GÂRiBi
=>EL EDer->TİMÂRım EDer
HABîBuLLAH =>HÂL TABîBi..


ZEVK 8856

TEKe TEK TERas TEKkemİZ =>NÂZa =>NiYÂZ NÂZÂR Ettik
=>YALNIZLIKta =>YÂRi ÖZLedik =>İÇerden İNTİZÂR Ettik
FAKRiyLe FAHR=>RASÛLuLLAH HUZURUnda=>İFTİHÂR Ettik
ÜÇ KURNALı CÂMimİZde
AKŞAM SALÂtı BİZ BİZde
=>“ESKİCi MeMMeD DeDe”-mde=>ERENLerLe =>İFTÂR Ettik!.


23.05.18 20:37
brsbrsm..üçkurnalıcâmimizdecevlÂNn..



Resim

BİZ Bu ÂLEM NEŞE’sinden
HASsrete vUSLât ULA-dık!.
ÜÇ KURNALı ÇEŞMESi-nden
GÜLü-BÜLBÜLü ->SULA-dık!.


YÂ HAYyu’L- HUuu!. ALLAH celle celâlihuu!.

Resim


Resim

Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve
Nebiyyike ve
Rasûlike ve
Nebiyyi'l- UMMîyi ve alâ âlihi, ehl-i beytihi ve's-sahbihi ve ÜMMetihi...

ALLAHımız celle celâluhu!
BİZe MuhaMMedî Gayret,
PÎRimizden Hâl-i HiMMet,
RASÛLünden ŞiFâ-yı ŞeFâat,
ZÂTından İnâyet-Hidâyet-SeLâmet
İZZet-i İhsÂNınLa LûTFet-CEM’ et RAMAZÂNımıza İnşae ALLAH!..


Resim

MuhaMMedi MuHABBEtLerimİZLe!....



Resim

VELED-i VEZİRİ ÜÇ KURNALAR CÂMİsi

Pınarbaşı Mezârlığı, Tahtakale arası Osmangazi/Bursa..

II. Murad dönemi (1421-1451) vezirlerinden Üzeyir Efendi tarafından, 15. yüzyılın ilk yarısında yaptırılmıştır. Üzeyir Efendi’nin Bursa’da yaptırdığı ikinci camidir. Kiremitle kaplı ahşap bir çatıyla örtülmüştür. İnebey’deki diğer câmi gibi bunun da, son cemaat yeri sıvanarak özgünlüğü bozulmuştur.

Bir başka rivâyette ise; Sultan II. Bayezid‘in (salt. 1481-1512) bir Veziri tarafından yaptırıldığı söylenmektedir. Kazım Baykal‘a göre mescit, II. Bayezid döneminde yaşamış Vezir Üzeyir Oğlu adlı bir kişiyle alakalıdır. Bu nedenle bu adla anılmıştır.
6,10 x 7.40 metre iç ölçülerinde olan câminin girişine 3,70 metre derinliğinde bir son cemaat yeri eklenmiştir. Dikdörtgen planlı câmii asıl ibadet mekanı ve kuzeyindeki son cemaat yerinden oluşmaktadır. Üzeri ahşap çatı ile örtülü bulunan câminin duvarları moloz taşı ile örülmüştür. Bir dönem özel mülkiyete geçerek câmi, uzun süre ticarethâne olarak kullanılmıştır. Daha sonra onarılıp ibâdete açılmıştır. Câminin batısındaki Pınarbaşı Mezarlığının alt ucunda, Üç Kurnası bulunan bir çeşme yer almaktadır. Bu yüzden yapı, Üçkurnalı Câmi, ya da Üç Kurnalar Câmi olarak da anılmıştır.
Veled-i Veziri Câmi için Kazım Baykal’ın söyledikleri doğru olabilir, çünkü daha önce tanıtmış olduğumuz Veziri Cami‘nin yaptıranı Vezir Üzeyir'dir ve bu câminin ismi de Veled-i Vezir olduğuna göre ve mimarîde benzer ufak tefek mescid tipinde câmiler olduğuna göre, Kazım Baykal‘ın söylediklerinin doğru olduğu kanaatındayım.
Veled-i Vezir (Üç Kurnalar) Câmi, Bursa’da Tahtakale semtinde bulunmaktadır. Yol üzerinde İvaz Paşa‘ya çıkarken mezarlığın başlangıcında yer almaktadır. Yanında Eskici Mehmed Dede Aşevi ve Türbesi bulunmaktadır..



Resim


Resim

ESKİCİ BABA/ESKİCİ MEHMED DEDE.. Kaddesallahu sırrahu..

Bursa’nın fethinde bulunan Orhan Gazi’nin silah arkadaşlarından biri olan Ahi EReni.

Anadolu velîlerinden. On altıncı yüzyılın sonunda ve on yedinci yüzyılın başında yaşamıştır. Pamuklu bez ticâretiyle meşgûl olduğu için Eskici Mehmed Dede diye meşhûr oldu. Aslen Amasyalı olup, 1619 (H.1028) senesinde Bursa'da vefât etti. Kabri, Abdülmümin Efendi Câmii bahçesindedir.

İlk tahsilini memleketi olan Amasya'da gördükten sonra, Bursa'ya gelen Mehmed Efendi, ilk zamanlar pamuklu dokuma/bez ticâretiyle meşgûl oldu ve bundan dolayı “Eskici” dendi. Kıdvetü'l-ârifîn Abdülmümin Efendinin sohbetlerinde bulunmaya başladı. Ona talebe olup ondan ilim ve feyz aldı. Abdülmü'min Efendinin torunu ile evlendi. Onun yaptırdığı câminin civârında yerleşti. Velî zâtların sohbetlerinde bulundu ve tasavvuf yolunda ilerledi. Bir ara pamuklu dokuma ticâretini bırakıp, insanlardan uzaklaşarak uzlete kendi köşesine çekildi. İbâdet ve ALLAHu TeÂLÂ'nın ismini zikirle meşgûl oldu. Mânevî derecelere kavuştu. Daha sonra; "Çalışan, ALLAHu TeÂLÂ’nın sevgilisidir." sözü gereğince, âilesinin nafakasını temin etmek için pamuklu dokuma ticâretine tekrar başladı. Bursa Bezzazcı/Bez satanları arasında önemli bir yeri olmasına rağmen hiçbir zaman dünyâ malına gönül vermedi. Kazandıklarını, ALLAHu TeÂLÂ’nın rızâsını kazanmak için ihtiyaç sâhiplerine sadaka verirdi.

Ömrünün sonlarına doğru pamuklu dokuma ticâretini tamâmen bırakıp, nefsinin istediklerini yapmamak, istemediklerini yapmak suretiyle ALLAHu TeÂLÂ’nın rızâsını kazanmaya çalıştı. Hoş sohbeti ve güzel ahlâkıyla insanların gönüllerini almaya gayret etti. Birçok halleri ve kerâmetleri görüldü.

Zamânın Bursa kâdısı Aziz Mahmûd Hüdâyî Hazretlerinin kâdılığı ve dünyânın debdebesini bırakıp Üftâde Hazretlerine talebe olmasına Eskici Mehmed Dede vesîle olmuştur.

Bursa kâdısı Aziz Mahmûd Hüdâyî bir gece rüyâsında Cehennem'i gördü. Cehennem'in şiddetli ateşinde tanıdığı bâzı kimseler de vardı. Bu korkunç rüyânın verdiği dehşet ve üzüntü içinde bulunduğu günlerde bir hanım bir dâvâ getirdi. Dâvâcı kadın, kocasından ayrılmak istediğini bildirdi. Kadının ayrılmak istediği kocası Muhammed Üftâde Hazretlerini seven fakir bir kimseydi. Bu fakir kimse her sene hacca gitmek ister fakat gidecek parası olmadığı için de bir türlü arzûsuna kavuşamazdı. Üzüntüsünden hiç yüzü gülmez, gözleri hep hacca gidenlerin yolu üzerine takılır kalırdı. Evdeki hanımı yüzü gülmeyen kocasının bu hâline oldukça üzülürdü.

Yine bir sene hac mevsiminde parası olmadığı için hacca gidemeyen bu fakir, bir gün üzüntüsünden ne yapacağını şaşırdı ve hanımına: "Eğer bu sene de hacca gidemezsem seni üç talakla boşadım." dedi. Günler geçti. Hac için hazırlananlar yola çıktı. Kurban Bayramı yaklaştı. Fakir kimseyi bir düşünce aldı. Hem hacca gidememenin üzüntüsü, hem de hanımının üç talakla boş olacağı için çâresizlik içinde kıvranmaya başladı. Bir yerlerden borç para bulup, hacca gidememişti. Ne yapacağını şaşırdığı ve çâresiz kaldığı bu günlerde büyük Velî Muhammed Üftâde Hazretlerine gidip durumunu arzetti. Üftâde Hazretleri onu dinledikten sonra: "Bizim Eskici Mehmed Dede'ye git, selâmımızı söyle. O seni hacca götürüp derdine dermân olur." buyurdu.

Fakir sevinerek Üftâde Hazretlerinin huzûrundan ayrılıp Mehmed Dede'nin dükkanına koştu. Mehmed Dede'ye, hocasının selâmını söyleyip, derdini anlattı. Mehmed Dede: "Ey Fakir! Gözlerini kapa. Aç demeden sakın açma!" dedi. Fakir gözlerini açtığında, kendini Mehmed Dede ile birlikte Mekke-i Mükerreme'de buldu. Mehmed Dede, ALLAHu TeÂLÂnın izniyle, kerâmet olarak fakiri bir anda Hicâz'a götürdü. O gün arefe idi. Hacılar Arafat'a çıkmışlar, vakfeye duruyorlardı. Fakir de Eskici Mehmed Dede ile birlikte ihrâm giyip Arafat'a çıkarak vakfeye durdular. Ertesi günü Kâbe-i Muazzamayı tavâf ettiler. Hac ibâdetini tamamlayıp, ziyâret edilecek yerleri ziyâret ettikten sonra, Bursalı hacıları buldular. Onlar Eskici Mehmed Dede'yi ve fakiri görünce sevindiler. Fakir bâzı hediyeler alıp, bir kısmını da getirmeleri için emânet etti. Vedâlaşarak ayrıldılar. Yine Eskici Mehmed Dede'nin kerâmetiyle Mekke-i Mükerreme'den Bursa'ya geldiler. Fakir, getirdiği bâzı hediyelerle eve gelince, hanımı birkaç gündür eve gelmeyen kocasını eve almak istemedi ve: "Sen beni boşamadın mı? Hangi yüzle bana hediye getirerek eve giriyorsun." dedi. Fakir: "Hanım ben hacca gittim geldim. İşte bu getirdiklerimi de Mekke'den aldım." dediyse de kadın; "Bir de yalan söylüyorsun. Üç beş gün içinde hacca gidilip gelinir mi? Seni mahkemeye verip, senden ayrılacağım." dedi. Kâdı Aziz Mahmûd Hüdâyî'ye giderek durumu anlattı ve: "Nikâhımızın fesh edilmesini istiyorum. Çünkü nikahsız olarak yaşamayı dînimiz yasaklamaktadır. Bu sebeple haram işlemek istemiyorum." dedi.

Kâdı Aziz Mahmûd Hüdâyî, kadının kocasını çağırtarak ifâdesini dinledi. Fakir; hacca gittiğini, Kâbe-i muazzamayı tavâf edip, ziyâret yerlerini gezdiğini, Bursalı hacılarla görüştüğünü, hattâ getirmeleri için bâzı eşyâlarını onlara emânet bıraktığını söyledi. Bu sebeple talak yâni boşanmanın vâki olmadığını söyledi ve Eskici Mehmed Dede'yi şâhid gösterdi. Eskici Mehmed Dede birlikte hacca gidip geldiklerini söyledi ve: "Şeytan, ALLAHu TeÂLÂnın düşmanı olduğu halde bir anda dünyânın bir ucundan bir ucuna gittiği kabûl edilir de bir velînin bir anda Kâbe-i Muazzamaya gitmesi niçin kabûl edilmez." dedi. Kâdı Aziz Mahmûd Hüdâyî anlatılanları hayretle dinledikten sonra, mahkemeyi hacıların geleceği zamâna tehir etti. Aradan günler geçti. Bursalı hacılar döndü. Mahkeme gününde şâhid olarak fakirin hac vazîfesini yaptığını hattâ verdiği emânetleri getirdiklerini bildirdiler. Kâdı, şâhidlerin verdiği ifâdeler üzerine dâvâcı hanımın nikâhı fesh etme isteğini reddetti. Böylece boşanma olmadı.

Bu hâdisenin günlerce etkisinden kurtulamayan Aziz Mahmûd Hüdâyî, Eskici Mehmed Dede'ye gitti ve: "Beni talebeliğe kabûl buyurmanız için geldim." dedi. Eskici Memed Dede ona: "Sizin nasîbiniz bizde değil. Şeyh Muhammed Üftâde Hazretlerindedir. Onun huzûruna giderek mürâcaatınızı bildirin." dedi. Kâdı Mahmûd Hüdâyî, Üftâde Hazretlerine gidip ona talebe oldu. Üftâde Hazretlerinin isteği üzerine sırmalı kaftanıyla Bursa sokaklarında ciğer sattı. Kâdılığı bırakıp, Muhammed Üftâde Hazretlerinin hizmetinde ve sohbetinde olgunlaştı. Bursalıların kınamalarına rağmen bu yola devâm etti. Dünyânın debdebesini bırakıp gönül sultanlığına yükseldi. Aziz Mahmûd Hüdâyî Hazretlerinin bu yola kavuşmasına vesîle olan Eskici Mehmed Dede'dir.

Eskici Mehmed Dede'nin halleri ve kerâmetleri insanlar arasında dilden dile anlatılır oldu. Devletin merkezi olan İstanbul'daki vezirlerle öteki devlet adamları, askerler ve ulemâ onun yüksek hallerini ve menkıbelerini dinleyip, onu görmedikleri halde, sevenlerinden oldular. Duâsını almak için pek kıymetli hediyeler, ihsânlar ve kitaplar gönderdiler. Fakat o, dünyâya ve dünyâdakilere gönül vermediği için kendine gönderilen hediyeleri ihtiyaç sâhiplerine ihsân etti. İbâdet ve tâat ederek ALLAHu TeÂLÂnın rızâsına kavuşmaya ve insanlara İslâmiyetin emir ve yasaklarını anlatarak onların dünyâda ve âhirette saâdete, mutluluğa kavuşmaları için çalıştı. Günleri ve geceleri böyle geçerken, 1619 (H.1028) senesinde Bursa'da vefât etti. Abdülmümin Efendi Câmii hazîresinde defnedildi.
Vefâtına Hâşimî Efendi;

“Gitti Eskici Dede köhne cihândan virdi cân” (1028)
Mısraını târih düşürmüştür. Kabri, Abdülmümin Efendinin kabrinin yanındadır. Sevenleri kabrini ziyâret edip, rûhuna Fâtiha okumaktadırlar..


VASİYETİ.:

Eskici Mehmed Dede vefâtına yakın şöyle vasiyet etti: "Kıymetli oğlum!. Mubâhların/işlenmesinde sevab ve günah olmayan şeylerin fazlasından sakınmalısın. Mubâhları, lüzûmu kadar kullanmalısın. Bunları da, ALLAHu TeÂLÂya kulluk etmek niyeti ile yapmalısın. Meselâ, bir şey yerken, ALLAHu TeÂLÂnın emirlerini yerine getirmek için kuvvetlenmeye, giyinirken avret yerini örtmeye ve soğuktan, sıcaktan korunmaya niyet etmeli ve her mubâh için gerekli niyetler yapmalıdır. Büyüklerimiz azîmet ile hareket etmiş, ruhsattan elden geldiği kadar kaçınmıştır. Mubâhları, zarûret miktârı kullanmak da azîmettir. Bu devlet, bu nî’met ele geçmezse, mubâhlardan dışarı çıkmamalı, haram ve şüphelilere taşmamalıdır. Pek çok şey mubahtır...
ALLAHu TeÂLÂ kullarına çok merhamet ve ikrâm ederek, mubâh olan şeylerle zevklenmeye izin vermiştir. Pek çok şeyleri mubâh etmiştir. Helâl olan bu sayısız zevkleri, lezzetleri bırakıp da, haram edilen birkaç zevke sapmak, ALLAHu TeÂLÂ’ya karşı, ne kadar edebsizlik olur. Hem de, haram ettiği lezzetleri, daha fazlası ile mubâhlarda da yaratmıştır. Helâl olan çeşit çeşit nî’metlerin zevkleri bir yana, insanın işinden, Rabbinin râzı olmasından daha büyük zevk olur mu?. Bir kimsenin işini, efendisinin beğenmemesinden daha büyük cefâ, sıkıntı olur mu?. Cennette ALLAHu TeÂLÂ’nın râzı olması, Cennet nî’metlerinin hepsinden daha tatlıdır. Cehennemdekilerden ALLAHu TeÂLÂnın râzı olmaması, Cehennem azâblarından daha acıdır... "


BİZE PİLAV GÖNDER.:

Tüccardan Akkaşzâde Seyyid Abdurrahmân Efendi anlatır: "Bir zaman ticâret için bir mikdâr pirinç satın alıp, Bursa'da Yeni Han'daki bir anbara koydum. Bir müddet sonra gidip kontrol ettim. Fakat ne göreyim pirincin tamamı böceklenmiş. Pirinci bu halde görür görmez çok üzüldüm. Handan üzgün bir halde çıkarken Eskici Mehmed Dede'yi kapı önünde oturur gördüm. Eskici Mehmed Dede bana yönelerek: "Emir Molla bizden tarafa bak. Bize pilav gönder." dedi. Ben ona: "Çuval gönder ne kadar pirinç istersen göndereyim." dedim. Biraz sonra gönderdiği çuvalı alıp pirinç koymak üzere anbara girdiğimde, gördüm ki, pirinçte böcekten eser kalmamıştı. Bu hâli görünce içim açıldı. Gam ve üzüntüm gitti. Çuvalı doldurup Eskici Mehmed Dede'ye gönderdim. Bu hâlin Eskici Mehmed Dede'nin kerâmeti olduğuna şâhid oldum."

KaynakLar.:
1-) Baldırzâde; s.27
2-) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.15, s.187
3-) Güldeste-i Riyâz-ı İrfan; s.223



Resim

AZİZ MAHMUT HÜDAÎ
kaddesallahu sırrahu,


Anadolu’da yetişen büyük velilerden biridir. Celveti Tarikatı’nın da kurucusudur.
Mahmud Hüdaî kaddesallahu sırrahu, 33 yaşındayken hocası Nazırzâde’yle birlikte kentimize yani, Bursa’ya geliyor.
Burada 3 sene Ferhadiye Medresesi’nde müderrislik yaptıktan sonra hocası vefât edince onun yerine kadılığa getiriliyor..
Bursa-Yıldırım İlçesi'mizde, İncirli Caddesi üzerinde, Yıldırım Beyazıt'ın hazinedârı ve sonra veziri olan Ferhat Paşa tarafından yaptırılan Ferhadiye Medresesi bu gün ne yazık ki ayakta değildir.

Aziz Mahmud Hüdaî kaddesallahu sırrahu, Bursa’da kadılığa başladıktan sonra;
Bir gün rüyasında Cehennemi görüyor. Ve orada yanmakta olan tanıdığı bazı insanları görür.
İşte bu rüyasının etkisinde uyandığı ertesi gün, bir kadın geliyor makamına ve kocasının kendisini boşadığı halde evine girmeye çalıştığı için şikayetçi oluyor.
Fakir bir insanmış bu adam ama, en büyük arzusu da hacca gitmekmiş.
Çok istemesine rağmen de yıllar yılı bir türlü gidememiş.
Kendi kendisine teşvik olsun diye para biriktirebilmek için senenin başında bir gün karısına: “Hanım, eğer bu yıl da gidemezsem seni 3 talakla boşuyorum haberin olsun!.” demiş.
Kadın çâresiz, ne yapsın, söz ağızdan çıkmış bir kere. Üç talakın İslamiyet’te çâresi yok!
Aradan günler, aylar geçmiş, hac için hazırlanan kafileler çoktan yola çıkmışlar bile. Adamcağız kalmış Bursa’da.
Ancak hem yine gidememenin üzüntüsü, hem de gidemezse karısını 3 talakla boşamış sayılacağının çâresizliği içinde perişan bir vaziyette kalmış.
Bunun üzerine yine türbe ve dergâhı Bursa’da bulunan Üftade Hazretleri’ne baş vurup çâre aramış.
Üftade’deyse: “Git sen bizim Eskici Mehmet DeDe’ye selâmımızı söyle, gerekeni yapsın!.” demiş.
Eskici Mehmet Dede’nin imâreti Tahtakale Meydanı’ndan, Pınarbaşı’na doğru çıkarken solda, Helvacı Bacı’nın biraz üst tarafındadır.
Şimdiki Aş evinde artık yoksullara yemek çıkarılıyor..
Bahsettiğim fâkir adamcağız, Üftade Hazretleri’nin yanından sevinçle Eskici Mehmet Dede’ye koşmuş.
Eskici Dede adamı kuytu bir yere çekerek: “Kapa gözlerini, ben demeden de sakın açma!.” demiş.
“Aç!.” deyince bir de bakmış ki birlikte Mekke’deler!.”
Elbette o yıllarda öyle uçak, tren filan yok. Kafileler Hicaz’a varmak için aylar öncesinden bulabildikleri deve at ve eşeklerle çıkıp gidiyorlar yollarına.
O gün de tam Kurban Bayramı arifesiymiş. Hacı adayları Arafat’a çıkıp, vakfeye de durmuş haldelermiş.
Bursalı fakir de, Eskici Mehmet Dede’yle birlikte ihram kuşanıp, Arafat’a çıkmış.
Ertesi gün de Kâbe’yi tavaf ederek, gezilecek yerleri de dolaştıktan sonra Bursalı hacı kafilesiyle karşılaşmışlar. Adamın nasıl geldiğini hiç anlayamasalar da sevinmiş konu komşusu.
Aldığı ufak tefek hediyelerden ağır olanlarını getirmeleri için arkadaşlarına emânet eden, karısı için de yanına sadece taşıyabileceği bir şeyler alan adam aynı yolla, Mehmet Dede’yle birlikte gözünü kapatıp açarak Bursa’ya dönmüş..
Hiç haber vermeden birkaç günden beri ortalıktan yok olan adama çıkışmış karısı:
“Sen hangi yüzle bana bana hem “hacca gittim” diye yalan söyleyip, hem de “oradan sana hediye getirdim” diyebiliyorsun be adam?!. Üç günde Oraya mı gidilir? Üstelik sen beni artık boşamış sayılıyorsun. Bu yıl hac görevinin süresi bitti ve ben de senden boş oldum!.. Var git yoluna.” Demiş bağırıp çağırmış..
Adamcağız ne söylediyse inandıramamış karısını..

İşte, Kadı Aziz Mahmud Hüdaî’ye: “Evine zorla girmek isteyen kocasını şikâyet etmek için” giden bu kadınmış.
Kadı adamı çağırıp sormuş.
Yeminler etmiş adam, “bana inanmıyorsanız Eskici Mehmet Dede’ye ve bir-iki aya kadar geri dönecek olan hacı kafilesine sorun.” demiş.
Eskici Mehmet Efendi’yi de dinlemiş Mahmud Hüdaî.
O da: “kendisine şüpheli gözlerle bakan kadıyı: “Allah’ın isyankârı Şeytan bile dilediği anda dünyanın bir ucundan öte yakasına gidebiliyorken, bir velî niye gidemesin ey efendi!.” diye yanıtlamış?!.
Anlatılanlar inanılır gibi değilmiş ama Kadı yine de karar vermek için hacıların dönmesini beklemiş.
Ve dönmüş hacılar..
Her biri: “Kadının kocasını Mekke’de gördüklerine dâir Kur'ÂN-ı Kerîm üzerine yeminler edip, emânet hediyelerini de göstermişler” kadıya.
Dehşete kapılmış Aziz Mahmud Hüdaî!..
Derhal Eskici Mehmet Dede’nin yanına koşup ayağına kapanarak: “Kendisini dergâhına kabul etmesini” istemiş.
O da: “Senin kısmetin burada değil, Şeyh Muhammet Üftade kaddesallahu sırrahu Hazretleri’nin yanındadır” buyurmuş.
Eskici Mehmet Dede’den sonra yanına vardığı Şeyh Muhammet Üftade kaddesallahu sırrahu şöyle konuşmuş kadıya: “Senin şu üzerindeki sırmalı kaftana bak! Bu kapı varlık, makam kapısı değil, yokluk kapısıdır. Bu günden sonra hemen makamını bırakacak, malını mülkünü yoksullara dağıtacak ve şu üstündeki kaftanla her gün Tahtakale’de ciğer satacaksın!.” demiş.

Böylece kibir ve nefsi törpülenmeye başlanan Aziz Mahmud Hüdaî yıllar sonra günün birinde çile yolunu tamamlamış ve daha sonra da İstanbul’a gönderilmiş.
Önce Küçük Ayasofya Camisinin Tekkesinde hocalık yapmaya başlayan Hüdai, Fatih Camisinde de tefsir, hadis ve fıkıh dersleri vermiş.
Bu süre içerisinde ilmiyle bilim ve devlet erkanından geniş bir muhit edinmiş.
Sonra da kendi dergahını kurmuş Üsküdar’da..
O devirde hüküm süren III. üncü Murat, III. üncü Mehmet, I. inci Ahmet, II. inci Osman ve IV. üncü Murat’a nasihatlerde bulunmuş..
Hatta IV. üncü Murat’a saltanat kılıcını o kuşatmıştır..



Resim

ESKİCİ MEHMED DEDE AŞEVİ.:

Eskici Mehmed Dede'nin halleri ve kerâmetleri Bursa'da dilden dile dolaşmaya başlamış. Devlet erkânı ona bir takım hediyeler göndererek duasını almak istedilerse de o hiçbir zaman mütevazı halini bırakmamış, nafakasından fazlasını dağıtmış ve hep ibâdet ve taatle meşgul olmaya devam etmiştir..

Mehmed Efendi işlerini bitirdikten sonra bu sofraya oturur, hem dünya hem ahiret rızıklarından nasiblenirdi. Sohbet sabah ezanına kadar sürerdi, gözler bir ara teheccüd abdestiyle dirilir, seher vaktinin ferahlığına kadar dinlenirdi. Memleketi Amasya’dan ilk tahsilini yapıp Bursa’ya gelmişti. Pamuklu dokuma ticaretiyle rızkını kazanır, Abdülmümin Efendi'nin sohbet halkasından ilim ve feyz alırdı. İftar sofrasında ikram ederdi..

Yöre halkı, himmet almak için hâlen kabrini ziyarete devam etmektedirler..
Ve fâkir fukara, çoluk çocuk, genç yaşlı insanlar Ramazan Oruçlarını Aş Evinde iftar etmetedirler. Ramazan ayında sevginin, bereketin, birlik ve beraberliğin bir arada olduğu iftar sofralarında..


Ben de, bu günkü 8 Ramazan 1439 dizi dizi iftar sofrasında ERENLerLe sâfâ buldum hamdolsun!.

Uzun yıllar yıkık ve virane bir türbe olarak kalan Aşevi Yapısı, Osmangazi Belediyesi’nin 2006 yılında hazırladığı röleve, restitüsyon, restorasyon ve rekonktrüksiyon projeleri ile yeniden şehre kazandırılmıştır. Yaklaşık iki yılda tamamlanan çalışmalar sonucunda türbe, Eskici Mehmed Dede Aşevi olarak 2008 yılında hizmete açılmıştır. Aşevi iki farklı yapıdan oluşmaktadır. Birincisi Vakıflar Genel Müdürlüğü mülkiyetinde olup tahsisi alınan, kümbetsi görünümlü tonozlu anıtsal özellikteki yapı; diğeri ise Osmangazi Belediyesi mülkiyetindeki sivil mimari örneği yapıdır. Toplam kapalı alanı 120 m2 olan sivil mimarî yapının; alt katında bir mutfak ve 2 oda, üst katında ise 3 oda ve bir salon bulunmaktadır. Kümbetsi anıtsal yapı ise 70 m2 kapalı alana sahiptir.
Haziresinde/mezarlık kısmında, Eskici Mehmed Dede ve ölümünden sonra aşevinin çalışmasında emeği geçmiş insanların kabirleri bulunmaktadır. Yapının toplam 313 m2 lik bahçesi ise çınar ağaçlarının verdiği serinlik ile çay ve kahvelerin tatlı sohbetlerle huzur içerisinde yudumlandığı ayrıcalıklı bir mekan haline getirilmiştir. Halen aşevi olarak hizmet veren tarihi mekan, yılın 12 ayı ihtiyaç sahiplerine sıcak yemek ve ekmek sunmaktadır..
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11936
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: BUrası BUrsa ZEVKLeriM

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

ÇİLLeLer ÇAĞI’nda>BURSAm,
CENNetLer BAĞInda BURSAm,
ANLAŞıLmaz =>AŞKk MaSALLı,
Şu=>KEŞiŞ DAĞI’nda BURSAm!.

KAÇan<->KOVan->GÖLge GiBi,
=>ÇİLLeLer=>DÜŞtü->PEŞime!.
=>SEHER YELi=>OLdu=>SEVgi,
=>SÖNmeyEN=>AŞKk ATEŞime!.


ZEVK 9802

ISsIZ<->SESsİZ=>“TEKe TEKk”te =>ÇIGLık ÇIGLık SAÇta AKLar!
=>İÇİMdeki=>TEKk GERÇEK’te=>Ahh KAVAKLar Ahh KAVAKLar!
YÂR YANGINı=>HARMAN YERİnde,
=>GÖZ YAŞI’mın==>MAHŞERİnde,
=>İÇİM’in======>EN DERİNinde===>YÂRimin YÂREsi=>KANar!.


18.11.20 04:18
brsbrsm...tktktrstkkmdsessizLkkk..


Resim

KUL İHVÂNi OLdu===>ADım,
AŞKk ACIsı=>DAMAKk TADım,
SEN Gİttin>BOŞALdı BURSAm,
BEN==>NE ÇİLLeLer YAŞAdım!.

TEL TEL=>SAÇımın AKLarı,
İLMek İLMek ÖMRüm ÖRdü!.
AHh->Şu BURSA SOKAKLarı,
YÂRim GETİRdi<->GÖTÜRdü!.

MECNÛN’a=>LEYyLÂ ZEVKLerim,
HÜZÜN KOKaN==->SEVDÂLarım!.
YAŞA!.nmaz SEVDÂ=>ZEVKLerim,
GÖKk KUŞşAĞı===>LEYyLÂLarım!.


Resim Ahh KAVAKLar.:

Bedenim üşür, yüreğim sızlar.
Ah kavaklar, kavaklar!.

Beni hoyrat bir makasla
Eski bir fotoğraftan oydular..

Orda kaldı yanağımın yarısı,
Kendini boşlukla tamamlar..

Omzumda bir kesik el,
Ki durmadan kanar..

Ah kavaklar, kavaklar!.
Acı düştü peşime ardımdan ıslık çalar..

Şâir: Metin Altıok..


https://www.youtube.com/watch?v=lLUHIA4XHTI
Resim
Cevapla

“►Kul ihvâni ZEVKleri◄” sayfasına dön