İMÂM-I BUSEYRÎ ve KASÎDE-İ BÜRDE

Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8923
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »

121-
تَمْضِي الَيَالِي وَلَا يَدْرُونَ عِدَّتَهَا

مَا لَمْ تَكُنْ مِنْ لَيَالِي الْاَشْهُرِ الْحُرُمِ


Temdl'l-leyâli velâ yedrune iddetehâ
Mâlem tekün min leyâli'l-eşhurı'l-hurumi


Gelip geçen gece-gündüzlerini saşırmşlardı..
Haram ayları gelmese bilmezlerdi ayı, günü sayısını..


Harem Aylar: İslam'dan önce Arabların hasımlarını pu­suya düşürseler bile vurmadıkları savaşmayı durdurdıkları aylar ki geçim vs temini serbestti. Bu aylar: Zi'l-ka'de, Zi'l­-hicce, Muharrem; Receb.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8923
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »

122-
كَاَنَّمَا الدِّينُ ضَيْفٌ حَلَّ سَاحَتَهُمْ

بِكُلِّ قَرْمٍ اِلَى لَحْمِ الْعِدَى قَرِمٍ


Keennemâ'd-dînü dayfün hâlle sâhatehûm
Bi'külli karmin ilâ lahmi'l-idâ karimi


Sanki misafir gibi olan İslam Dini o mücahidlerin savaş sahalarında yurt buldu.
Onlar öylesine iştahlı ki alıcı kuşlar gibi düşman etine…
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8923
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »

123-
يَجُرُّ بَحْرَ خَمِيسٍ فَوْقَ سَابِحَةٍ

يَرْمِي بِمَوْجٍ مِنَ الْاَبْطَالِ مُلْتَطِمٍ


Yecurru bâhre hamîsin fevka sâbihâtin
Yermi bi mevcin mine'l-ebtâii mültatımi


Sanki bahadırlık denine dalan ordular gibi
Kahramanca vuruşup çarpışan dalgalar gibi İslam mücahidleri…


Hamaset : Yaradılıştan olan cesâret. Bahadırlık. Cesurluk. Kahramanlık. Yiğitlik.
Sâbih : Yüzen, yüzücü.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8923
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »

124-

مِنْ كُلِّ مُنْتَدِبٍ لِلّٰهِ مُحْتَسِبٍ

يَسْطُوا بِمُسْتَأْصِلٍ لِلْكُفْرِ مُصْطَلِمِ


Min külli müntedibin lillâhi muhtesibin
Yestû bi müste'sılin li'l-küfri mustalimi


Onlar ki Allah’ın davetçileridirler, bildikleri tek şey O’nun için koşmaktır.
Küfrü kökünden söküp atmaktır hesabları, hamleleri onun içindir…


Nedebe : Davet etmek.
Müste’sil : (İstisal. dan) Kökünden koparan. * Ele geçiren.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8923
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »

125-

حَتَّى غَدَتْ مِلَّةُ الْاِسْلَامِ وَهْيَ بِهِمْ

مِنَ بَعْدِ غُرْبَتِهَا مَوْصُولَةَ الرَّحِيمِ


Hattâ gadet milletü'l-İslami vehye bihim
Min bâ'di gurbetihâ mevsûlete'r-rahimi


Hem de o bahadırlar ile bu Millet-i İslam kurtuldu yalnızlıktan, yaşadığı gurbetten Sila-yı Rahîm’e kavuştu, yurdunu buldu…
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8923
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »

126-
مَكْفُولَةَ اَبَداً مِنْهُمْ بِخَيْرِ اَبٍ

وَ خَيْرِ بَعْلٍ فَلَمْ تَيْتَمْ وَ لَمْ تَءِمِ


Mekfûleten ebeden minhûm bi hayri ebin
Ve hayri bâ'lin felem teytem velem teimi


Artık bu İslam dinini Allah, ordusuyla ebediyen koruyacak.
En hayırlı ana baba elinde olup yetim kalmayacak.
En hayırlı karı-koca elinde olup dul da kalmayacak..


Mekful : (Kefâlet. den) Kefil olmuş veya kefil olunmuş.
Ba’l : Karıkocadan herbiri.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8923
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »

127-

هُمُ الْجِبَالُ فَسَلْ عَنْهُمْ مُصَادِمَهُمْ

مَاذَا رَأَوْ مِنْهُمُ فِي كُلِّ مُصْطَدَمِ


Hümü'l-cibâlü fesel anhûm müsadimehüm
Mâzâ reev minhum fî külli mustademi


Onlar savaşta yüce dağlar gibidir.
Sen onları, onlarla vuruşanlara sor!
Tüm savaş meydanlarında neler gördüklerini onlarla çapışanlara sor!


Müsadime : Çarpışan, vuruşan.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8923
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »

128-

وَ سَلْ حُنَيْناً وَ سَلْ بَدْراً وَ سَلْ اُحُداً

فُصُولَ حَتْفٍ لَهُمْ اَدْهٰى مِنَ الْوَخَمِ


Ve sel Huneynen ve sel Bedren ve sel Uhuden
Fusûle hatfîn lehüm edhâ mine'l-vehami


Huneyne sor, Bedire sor, Uhuda sor!..
Hepsine sor!
O sıralarda taundan beter idi onlar, düşman için ölümde..



Hatf : Ölüm. Ölmek. Vefat etmek.
Vehamet : Zor, güçlük. * Ağırlık. Tehlike. Muhatara. Neticesi fena. * Hazım güçlüğü, sindirim zorluğu. * Korkulacak hal, tehlikeli vaziyet.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8923
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »

129-

اَلْمُصْدِرِّي الْبِيْضِ خُمْراً بَعْدَ مَا وَرَدَتْ

مِنَ الْعِدٰى كُلَّ مُسْوَدِّ مِنَ الْلِمَمِ


El musdiri'l-biyzi humren bâ'de mâ veredet
Mine'l-ıdâ külle müsveddin mine'l-limemi


Düşmanın kapkara omuzlarını yardığında yalın-parlak-bembeyaz kılıçları, alkızıl çiçekler açardı..
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8923
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »

130-

وَلْكَاتِبِينَ بِسُمْرِ الْحَطِّ مَا تَرَكَتْ

اَقْلَامُهُمْ ححَرْفَ جِسْمٍ غَيْرَ مُنْعَجِمِ


Ve'l-kâtibine bisümri'l-hattı mâ tereket
Aklâmühüm harfe cismin gayre mun'acimi


Onlar süngüleri kalem olan kâtiblerdi sanki.
Ve düşman vücutlarında noktalamadık harf bırakmazlardı..
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8923
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »

131-

شَاكِي السِّلَاحِ لَهُمْ سِيمَا تُمَيِّيزُهُمْ

وَ الْوَرْدُ يَمْتَازُ بِالسِّيمَا مِنَ السَّلَمِ


Şâki's-silâhi lehüm simâ tümeyyizühüm
Ve'l-verdü yemtâzü bi's-sîmâ mine's-selemi


Harp âletleri her zaman keskin ve hazır olan kimseler onlar, yüzlerinden bellidir tekmil silah yiğitlikleri.
Nasıl ki gül simâsıyla ayrılırsa gülsüz selem ağacından..


Şâki's-silâh : Harp âletleri keskin ve hazır olan kimse.
İmtiyaz : Diğerlerinden ayrılmak. Farklı olmak, benzerlerinden ayrılmak.
Selem : Gülgillerden bir ağaç.
En son nur-ye tarafından 14 Haz 2009, 07:47 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8923
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »

132-

تَهْدِي اِلَيْكَ رِيَاحُ النَّصْرِ نَشْرَهُمُ

فَتَحْسَبُ الزَّهْرَ فِي الْاَكْمَامِ كُلَّ كَمِي


Tühdi ileyke riyâhu'n-nâsri neşrehümü
Fe tahsebü'z-zehre fî'l-ekmâmi külle kemî


Onların kokularını zafer rüzgarları getirir.
Sen her bir yiğidin ter damlasını, tomurcuğundan çıkan çiçek bil-say!..


Ekmâm : (Kimm. C.) Tomurcuklar. Ağaç çiçeklerinin kapçıkları.
Kemî : (C.: Kümât) Yiğit, kahraman, bahadır. Savaşçı, cengâver.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8923
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »

133-

كَاَنَّهُمْ فِي ظُهُورِ الْحَيْلِ نَبْتُ رُباً

مِنْ شِدَّةِ الْحَزْمِ لَا مِنْ شِدَّةِ الْحُزُمِ


Keennehüm fî zuhûri'l-h'ayli nebtü ruben
Min şiddeti'l-hazmi lâ min şiddeti'l-huzumi


Sanki onlar atların sırtında sarp dağların ağacı gibi sağlam ve dik dururlar.
Bu hâlleri ata çekilen sağlam kolndan değil, cihaddakii azim ve sabırlarındadı…



Hazame : İşinde akıllı, tedbirli sağlam olan kişi.
Şidddeti’l- Hızam : Ata kolan çakmek.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8923
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »

134-
طَارَتْ قُلُوبُ الْعِدٰى مِنْ بَأْسِهِمْ فَرَقاً

فَمَا تُفَرِّقُ بَيْننَ الْبَهْمِ وَالْبُهَمِ


Târet kulübü'l-ıdâ min-be'sihim ferekan
Femâ tüferriku beyne'l-behmi ve'l-bühemi



Savaşta mücahidin narasının şiddetinden düşmanın ödü kopup ağzına gelirdi.
Fark edemez olurdu koyun melemesi mi? Aslan kükremesi mi?



Be’s : Azab, şiddet. Korku. * Zarar, ziyan. * Zorluk, meşakkat, zahmet. * Fenalık. (Arapçada: "Savaşta şiddetli harekette bulunmak veya sıkıntı ve fakirlikten fenâ durumda olmak" mânâlarına gelir.)
Ferak : (C: Efrâk) Korku.
Behim : (Behime) Dört ayaklı hayvan.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8923
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »

135-

وَ مَنْ تَكُنء بِرَسُولِ اللّهِ نُصْرضتُهُ

اِنْ تَلْقَه الْاُسْدُ فِي اٰجَامِهَا تَجِمِ


Ve men tekün bi Resûlillâhi nusretühû
İn telkahü'l-üsdü fî ecâmihâ tecimi


Kim Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yardıyla birlikte olursa,
Ormanda asalana rastlasa aslan yabancılığı bırakır, uslanır, saygı duyar.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8923
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »

136-

وَلَنْ تَرَى مِنْ وَلِيٍّ غَيْرِ مُنْتَصِرٍ

بِهِ وَ لَا مِنء عَدُوٍّ غَيْرَ مُنْقَصِمٍ


Ve len terâ min veliyyin gayri muntesırın
Bihî velâ min aduvvin gayre munkasımı


O yüce Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile olup da, nusrete ermemiş bir tek dostunu göremeyeceksin!
Yardımını görmeyen dostu yoktur.
Yine O’na düşman olan birinin de hezimetten kurtulduğunu göremeyeceksin!
Tokadını yemeyen düşmanı da olamaz, er-geç yer!


Nusret : (Nusrat) Yardım. Cenab-ı Hakkın yardımı, hususen ruhani muavenet. Zafer, galebe, fetih, üstünlük, başarı, düşmana gâlib olmak.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8923
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »


137-
اَحَلَّ اُمَّتَهُ فِي حِرْزِ مِلَّتِهِ

كَالْلَيْثِ حَلَّ مَعَ الْاَشْبَالِ فِي اَجَمِ


Ehâlle ümmetehû fî hırzı milletihî
Ke'l-leysi hâlle meâ'l-eşbâli rı ecemi


Ümmetinin üstüne İslam dininin koruyucu kanatlarını gerdi.
Aslan yavrularını ormanın koruduğu gibi…




Hırz : Melce'. Sığınılacak yer. * Tılsım. Cenab-ı Hakk'ın muhafaza etmesine dair yazılı duâ. * Fık: Bir malın âdet üzere muhafazasına mahsus yer. * Muhafaza etmek.
Hırz-ı milletihî :
İslam dininin koruyucu kanatları
Eşbal : (Şibl. C.) Arslan yavruları.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8923
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »

138-

كَمْ جَدَّلَتْ كَلِمَاتُ اللّهِ مِنْ جَدَلٍ

فِيهِ وَ كَمْ خَصَّمَ الْبُرْهَانُ مِنْ خَصِمِ


Kem Ceddelet kelimâtüllâhi min cedelin
Fihi ve kem hassame'l-bürhânü min hasımı


Nice kendisi hakkında cedele kalkışan azgını çarptı Kelimetullah!
Ve nice hasmını karşı delilleriyle yere indirdi Kurân-ı Kerîm!..


Cedel : Konuşmada kavga etme. Niza. Hakkı bulmak için olmayıp, galib görünmek için çekişme. (Diyalektik) * Man: Meşhur veya müsellem mukaddemelerden terekküb eden kıyastır.
Hasm : (Hasım) Muhâlif. Karşı taraf. Düşman.
Bürhan : Delil, hüccet, isbat vasıtası.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8923
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »

139-

كَقَاكَ بِالْعِلْمِ فِي الْاُمِّيِّ مُعْجِزَةَ

فِي الْجَاهِلِيَّةِ وَ التَّأْدِيبِ فِي الْيُتُمِ


Kefâke bi'l-ilmi fî'l-ûmmiyyi mu'cizeten
Fi'l-câhiliyyeti ve't-te'dibi fî'l-yütümi


Bilnemezlik a’masından mu’cizeleri, ilim olarak yeter Sana!
O, câhiliyyet içinde yetim iken muhteşem edebi..
Terbiyesi azim ahlâkı..
Ve Sen!
Ey A’mâ Âleminden-akılla bilinemezlik diyarından haber getiren Nebiyyü’l-Ümmî!..
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8923
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »

IX- Bölüm: Allahu Zü’l-Celâl’den Mağfiret Dileme


140-
خضدَمْتُهُ بِمَدِيحٍ اَسْتَقِيلُ بِهِ

ذُنُبَ عُمْرٍ مَضَى فِي الشِّعْرِ وَالْخِدَمِ


Hademtühâ bi medihin estekîlü bihî
Zünûbe-umrin medâ fî'ş-şi'ri ve'l-hıdemi



O’nu överek hizmetinmi sunup kabul buyurmasını dilerim.
Memurlukta ve şâirlikte günah içinde geçen ömrüme yanarım da affımı dilerim
!
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8923
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »

141-

اِذْ قَلَّدَانِيَ مَا تُخْشَى عَوَاقِبُهُ

كَاَنَّنِي بِهِمَا هَدْيٌ مِنَ النَّعَمِ


İz kalledâniye mâ tuhşâ avâkibuhû
Keennenî bihimâ hedyün mine'n-neami


Geçen yılların hevâ şiirleri sanki boynuma geçen bir boyunduruk da korkunç sonuca doğru beni sürüklüyor.
Geçen yıllardaki memurluk ve şâirlik boyunduruğuyla ben, gerdanlık takılıp süslenmiş kurbanlık bir koyuna benziyorum.


Kalledân : Boyunduruk.
Avakib : (Akibet. C.) Encamlar. Akibetler. Sonlar.
Haşyet : Korku ve dehşet.
Hedy : Kurbanlık
Neam : At, deve, sığır, koyun gibi dört ayaklı hayvana da denir.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8923
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »

142-
اَطَعْتُ غَيَّ الصِّبَا فِي الْحَالَتَيْنِ وَمَا

حَصَّلْتُ اِلَّا عَلَى الْاٰثَامِ وَ النَّدَمِ


Eta'tü gayye's-sıbâ fî'l-hâleteyni vemâ
Hassaltü illâ alâ'l-âsâmi ve'n-nedemi


Bu iki hâl içinde süt emen bebe aldandım uydum gittim yâd elleri övmeye yermeye..
Ben böylece yıllarca günah ve pişmanlık topladım durdum!...
Ben ne çocukluk yapmış da toplamışım bu kadar suç ve pişmanlığı bilemem!..


Sabi : Henüz süt emen çocuk. * Büluğ çağına gelmemiş olan çocuk. * Üç yaşını tamamlamayan erkek çocuk.
Gayy : Aklın istikametini, yolun doğrusunu kaybetmek. Rüşdün zıddı.
Nedem : Pişman olma, nedamet, pişmanlık.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8923
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »

143-
فَيَا خَسَارَةَ نَفْسٍ فِي تَجَارَتِهَا

لَمْ تَشْتَرِ الدِّينَ بِالدُّنْيَا وَلَمْ تَسُمِ


Feyâ hasârete nefsin fî ticâretihâ
Lem teşteri'd-dîne bi'd-dünyâ velem tesümi


Ne kadar yazık o nefse ki;
Ömür ticaretinde dinini verip dünyayı satın alıyor!
Hiçbir kural tanımdan istediğini yapıyor da sonunu düşünmüyor!
Hüsran o ki, kâr için ticarete girişir de, bırak kazanç elde etmeyi ana parayı da yer bitirirse hüsran düşmüş demektir!



Sâme : başını alıp istediği yere çekip gitmek..
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8923
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »

144-

وَمَنْ يَبْعِ اَجَلاً مِنْهُ بِعَاجِلِهِ

يَبْنِ لَهُ الْغَبْنُ فِي بَيعٍ وَ فِي سَلَمٍ


Ve men yebi' ecilen. minhü bi âcilihi
Yebni lehü'l-gâbnü fî beyı'in ve fî Selemi


Kim ki sonuçta vaat edilen en önemli şeyi şimdi, basit, geçici ve nefsî lezzetler uğruna hemen peşince alırsa..
Akılsızlık üzerine buz üstünde bina yapmış gibi olur.
Onun peşin parasını ticaret diye çarçur etmesi tercih ve tedbirden mahrumluğudur!..



Acil : Sonraya bırakılmış. Bir vâdeye bağlı. * Ahiret.
Selem : Peşin para ile veresiye mal alma.
Bey’ : Satmak. * Fık: Bir malı diğer bir mal ile değiştirmek.
Beâ : Bir şeyi ödünç ve iğreti almak.
Gaben : Rey ve tedbirin zayıf ve eksik olması.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8923
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim



145-
اِنْ اٰتِ ذَنْباً فَمَا عَهْدِي بِمُنْتَقِضٍ

مِنَ النَّبِيِّ وَلاَ حَبْلِي بِمُنْصَرِمِ


İn âti zenben femâ ahdi bi müntekıdin
Mine'n-nebiyyi velâ hablî bi munsarimi


Ben her ne kadar günahkâr olarak huzuruna gelsem de sözümden dönmüş değilim!
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e teslimyyet-iman-tâbi oluş ve itâat ediş ahdim ve bağım asla kesilmiş değildir..



Nakz-ı ahd : Anlaşmayı bozma, muâhede hükümlerini bozma. Verilen sözde durmama. (Nebz-i ahd da denir)
Munsarım : Kesilen, kat edilen.


بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيم

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ


21.Ve ma erselnake illa rahmetel lil âlemin
21. (Resûlüm!) Biz seni âlemlere ancak rahmet olarak gönderdik.
(ENBİYÂ 21/107)

Allahümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin
Abdike ve
Nebîyyike, ve
Rasülûke ve
Nebîyyi’l-Ümmiyi ve alâ âlihi, ehl-i beytihi vessahbihi ve ümmetihi...

Yâ Latîf! Celle Celalihu
Yâ Kerîm! Celle Celalihu
Yâ Rahîm! Celle Celalihu
Yâ Vedûd! Celle Celalihu
Yâ ALLAH Celle Celalihu

Âmin! Âmin!
Resim
Cevapla

“►Allah Dostları Divan Şerhleri◄” sayfasına dön