Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 06 Nis 2020, 21:04

Tüm zamanlar UTC + 2 saat




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 9 mesaj ] 
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 27 Haz 2012, 13:29 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2686
Konum: Kamiloba
Bu konuyu facebook'ta paylan!
Resim

HADİS-i ŞERÎF

مَنْ لاَ يَرْحَمِ النَّاسَ لاَ يَرْحَمْهُ اللَّهُ

ResimRasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez” buyurdu.
(Müslim, Fedâil, 66; Tirmizî, Birr, 16.)

“Allah does not show mercy to the one who does not show mercy to people” said Rasulullah sallallahu alaihi wa sallam (Muslim, Fedail, 66, Tirmizi, Birr, 16.)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 27 Haz 2012, 17:15 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 01 Haz 2009, 02:00
Mesajlar: 928
Hadis-i Şerif'emizi okuyunca birden fazla mânâ anladım sanırım.
Bu Hadis-i Şerif de, evvelce okumuş olduğumuz halde,
hakkında düşünmeye vakit ayırmayarak, incelemediğimiz için,
büyük kayıplarımızdan biri olan, Hadis-i şerifelerimizden.

İnsan Hadis-i Şerifeyi anlamaya çalışmaktan evvel,
"merhamet" kelimesini düşünmeden edemiyor.

Ve "Merhamet" kelimesini düşünürken de,
kibir, şirk ve riya vs. gibi hastalıkları hala iyileşmemişken,
Bu kelimeyi, kalbimize nasıl anlatabiliriz onun derdine düşüyor.

"Merhamet makamı" diye bir tabir kullansak acaba nasıl olur.
Çünkü her mânâ bir makam demek gibi gelmekte bana,
bir basamak, aşama, kademe, hasılı kelam, başlıbaşına derli toplu bir Âlem'i var gibi anlamaktayım kelimeleri.
Çünkü Âlem-İlim arasında köprü durumunda bu kelimeler ve ruhları da olduğu kesin.
her mânâ bir ruh demek belkide.

Biz daima "merhamet"i tek yönlü düşünmekteyiz,
(pekçok kelimede olduğu gibi).

Aslında bu kelime de hatem edip tamamlanmak muradı ile çift yönlü çalışmakta olan bir mânâ barındırmakta bünyesinde.

Şöyle ki,
Merhamet EDEN- Merhamet EDİLEN.
Elbetteki mânâyı BİRR ve dosdoğru anlamak çok önemli,
ancak kevniyetin tecellisinden Murad-ı İlahî'nin,
birşeyi aslı ve ayinesi ile birlikte görebilmek,
bu şekilde ÖZ'ü anlayabilmek,
ve mânâyı Tümm-Tamm'layabilmek kasdı var sanırım.

Bu şekilde izah etmeye çalıştıktan sonra,
Merhamet Eden tarafında olduğumuzu sanmakta olduğumuzu hemen görebiliyoruz.
Hiç bir zaman, merhamet edilecek derekelere düşmek arzusu olmayan bir tarafımız var nefsimizde.

"Bunun için merhamet edene, merhamet edilmez" Hadis-i Şerifinin ilk mânâsı
elbetteki merhametli olmamızın emir ve tavsiye edilmesi,
Sonra; Merhamet etmekle de, merhamete muhtaç olana kibir etmeyiniz mânâsı var.
Çünkü bugün bizi merhamet eden durumunda bulunduran Rabbimiz
başka bir Sırr-ı Kader ile merhamete muhtac duruma da düşürebilir.
(Ve zâten ve esasen Biz'ler Merhamete daimen ve en çok muhtac olanlarız).

Eğer bu muhtaclığımızın farkında olabilirsek,
Yegane Merhamet Sahibi OL-AN'ında ancak ve ancak Rabbi Teâlâmız olduğunu anlar ve bilirsek,
Rabbimiz'in emr-i İlahîyesine muhalefet etmekten haşyet eder ve bu hususta çok titizleniriz.

Zirâ, insan sormadan edemiyor.
"Bu dünya KİM'in?"

Dünyanın Hakimi, Efendisi, Ebedi ikametçisi olmadığımıza göre,
Selamet ve huzur içinde, yaratılmış tüm mahlukat ile birlik ve beraberlik ile yaşamamız esas Murad edilen.
"Merhamet" kelimesi de Biz'e bunu özet “Habbe” halinde anlatan çok bereketli ve feyizli bir kelime işte.

Her canlıya Hürmet etmek, Hakikat-ı Muhammediyye'yi hiç göz ardı etmemek,
hatta zâhir-bâtın bütün dünyamızın çekirdeğini bu oluşturacak şekilde tanzim ederek yaşamamız
Hakiki İman sahibi olmamızdan tutalımda, pek çok mânâya gelmekte.

"Önce CANAN/ Sonra Can" demek olarak da bakabilirz ayrıca bu Hadis-i Şerifemize.

Rabbim ebedi Merhamet Dairesinde İlim-Edeb-İrfan-Erkan ile OL'mak ve YAŞA'mak nasib etsin inşaallah. Âmin.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 28 Haz 2012, 00:03 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2686
Konum: Kamiloba
Allah razı olsun Simurg can,
Çok güzel açmışsınız. Dediklerinize ek olarak:
Insana yüklü olan esmalardan biriside Er-Rahim esması olduğundan başkalarına merhamet gösteren kişi otomatik olarak Allah'ın rahmetini kendisinden amele dökecek ve rahmetin ulaşması için bir âlet olarak kullanılacaktır. Bunu yapmayan kişi ise bundan mahrum kalır diye düşünmekteyim. Burada rahmet kelimesinin kullanılması çok önemli çünkü bütün esmalar Rahmet kapısından zuhur edeceklerdir, o halde rahmet kelimesi içinde insanlara gösterilen cömertlik (kerim), sevgi, yardım, ve bir çok yönden yapılan faydalarda bu esma vasıtasıyla zuhur edeceklerdir. O yüzden bu sadece birisine acımaktan ziyade sizin dediğiniz gibi daha geniş kapsamda düşünülmelidir.

Es Selam ve Sevgiyle
garibAN

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 28 Haz 2012, 10:32 
I commented to GaribAN on Facebook:

"My dear friends Ritu and Afsheen were discussing something similar over tea last night. You reap what you sow! And while generosity might not be appreciated while living, surely God takes note."

Response from GaribAN on Facebook:

The term "mercy" used in this hadith is "rahmad" which has more extensive meanings than feeling sorry for someone or showing compassion emotionally. It has a relationship with the Divine Name Ar-Rahiym: Most Compassionate, Most Merciful one. In Bismallah-Ar-Rahman Ar-Rahiym: By the Name of Allah Who is Most Beneficent Most Merciful, which is the beginning verse of the Qur'an, we see two Divine Names. One of them is Ar-Rahman, the other one Ar-Rahiym. These two names include the term Rahmad within them and they are "Zawj" like Adam and Eve a.s. Rahman is said to be Azali (without beginning) grace and beneficence which means God's grace, love, and mercy encompass whole creation without making separation in creating them. This grace is common to all creation so anyone who is acting good or evil way can have its benefit from it. It is the foundation of all creation while being created, e.g., your eyes are in their proper places not in your palm!. This is due to this quality of God manifesting in creation. As well as this, due to the mind given to human beings, God gives mankind the use of the name Ar-Rahiym (most compassionate one) as well and holds mankind responsible for his actions. The one who chooses to help others, become generous to the others, love others, show compassion to the others, and all good features manifest through this name Ar-Rahiym, who brings benefits to the one who uses it. It becomes womb for manifesting kindness, beneficence and other good qualities. The one who shows these attitudes will automatically use this name in this world and will get the mercy and grace of God while showing this to the others right at that moment Jann. The one who does not grow this quality of God within himself is the one who loses the benefit of it. It is the human being who seals and blocks the mercy of God within himself and does not allow it to manifest by his own actions and choices. No one should accuse God for his own evil attitudes. This is one meaning of it! These are deeper issues in this Hadith than its usual understanding jann. This is enough for us for the moment insha'ALLAH. When the creation is created in every moment newly, Bismallah-Ar-Rahman Ar-Rahiym works in a cycle like breathing in and out. Everything opens from the "dot" under the letter "B" in Bismillah then, Ismillah comes and Ar-Rahman appears, and in turn Ar-Rahiym appears from Ar-Rahman, e.g., Eve manifesting from Adam a.s. On the way back, everything returns to that dot under the letter "B" again. Rahiym melts in Rahman and polarity and duality turns into oneness. Those who don't understand this can never approach the hadiths of Rasulullah sallallahu alaihi wa sallam and prejudice will block him from entering the meanings of verses and living the Qur'an. Was salam.



Başa Dön
  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 30 Haz 2012, 16:16 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 20 Şub 2009, 02:00
Mesajlar: 943

Resim

Hayır iki kelime üzerine toplanmıştır:
- ALLAH'ın emrini yüce bilmek ve kullarına şefkat göstermek..

ALLAH'ın emrini yüce bilmeyen yaratılmışlara şefkat duyamaz. ALLAH'a yakın olamaz rahmetinden nasip alamaz.

ALLAHu Teâla, Mûsa (a.s.) peygambere şöyle vahyetti:
-"Yâ Mûsa, şefkat duygusu besle ki Ben de sana rahmet nazarımla bakayım. Şefkat duygusuna sahip olana rahmetimi yağdırırım. Cennetime koyarım. Kalbinde merhamet duygusu taşıyana saadetler olsun."


Gavsu'l-azâm Abdulkadir Geylâni (k.s.)

_________________
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيم

O Peygamber, inananlara kendi canlarından daha yakındır..…

Ahzâb Sûresi, 6


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 08 Tem 2012, 22:12 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2686
Konum: Kamiloba
ResimRasulullah sallallahu alaihi wa sallam said: "The one who does not have a MIND (AQL), does not have religion (DiN)."(Ibn Abi'd-Dunya, Al-Aqlu wa Fadluhu, p.61; Bayhaki, Shuabu'l-Iman, IV, 157; Daylami, al-Firdaws, III, 217; Heysami, Bughyatu'l-Bahis II, 803; Busiri, Ithadu'l-Mahara, VII, 368; Ibn Hajar, al-Matalibu'l-Aliya, XII, 95; Ibn Arrak, Tanzihu'sh-Sharia, I, 215; Ali al-Kari, al-Masnu, 207; Ajluni, Kashfu'l-Hafa, II, 487.)

Translated from the Turkish translation of the hadith below:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “AKLı olmayanın dini yoktur.” buyurmuştur.
(İbn Ebi’d-Dünya, el-Aklu ve Fadluhu, s. 61; Beyhakî, Şuabu’l-İman, IV, 157; Deylemî, el-Firdevs, III, 217; Heysemî, Buğyetu’l-Bâhis II, 803; Bûsirî, İthafu’l-Mehera, VII, 368; İbn Hacer, el-Metâlibu’l-Âliye, XII, 95; İbn Arrâk, Tenzîhu’ş-Şerîa, I, 215; Ali el-Karî, el-Masnû, 207; Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, II, 487.)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 08 Tem 2012, 22:49 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 01 Haz 2009, 02:00
Mesajlar: 928
Komşu tatile gidiyordu balıklarını emanet bıraktı bize.
Birkaç gündür bakıyorum onlara,
yeni doğmuş nokta kadar üç tane yavru, gözle zor görünmekte
onları aynı akvaryumun içindeki başka bir küçük havuza koymuş,
ki; büyük olanlar onları yem diye yemesin.
Büyük dediklerim de en büyüğü (kuyruklarını saymazsak) 1 cm bile değil.

Suyun içerisi koca bir kainat onlar için,
sabahtan akşama kadar hatta tüm gün,gece ve gündüz daima yüzmekteler.
Ve onlar için dört unsur diye bir şey yok.
ateş,hava-toprak-su gerçekliği söz konusu değil.
Sadece su var.
bütün hayat su'dan ibaret.
Ve akıl da gerekmiyor bu hayatın içerisinde onlara.
Bu sebeple din'leri dünyaları herşeyleri sadece su.

Sessizler, hava olmayınca ne ses var ne söz,
konuşmaları kendi hal ve beden lisanları ile.
Yem atınca (ki yemleride dört tane pirinç tanesi kadar şeyi ufalayıp suya serpmekten ibaret)
suyun üzerine teğet yüzüp yemleri yiyorlar.
ne yemler görünüyor nede ağızlarının hareketi.

Akıl; dört unsurlu, dört yönlü, altı cepheli, madde-manası olan, sonsuz mana vecheleri olan bir mevcudat aleminin algılayıcısı.
Algılamaksızın yaşamak Hakk olsa idi, akıl gerekmeyecekti.
Zahir ve Batın cihazatları ile insan algılamak için yaratılmış hiç şüphesiz.
İlim-İrade-İdrak-İştirak şartlarının tamamı akıl'a nisbetle çalışmakta.

Akıl Hiç ile Hep'in arakesitinde, manayı
Hakk ile ayırt etmek
Hakk'ta tesbit etmek
Hakk'ka teslim etmek
Hakk'tan olduğuna iman etmek için yegane koşul,şart ve gereklilik.

Akıl kullanılamayınca, Rabbimizin bilinmek istemekten muradı nedir onu hiç anlayamayacağız.
Bilmek-Bulmak-Olmak-Yaşamak esasen hep Akıl cevherimizin algılamasıyla nimet olacak inşaallah. Amin.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 09 Tem 2012, 13:54 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2686
Konum: Kamiloba
Cok doğru söylemektesiniz Simurg can, Allah razı olsun.
Aklın insan için bir ehemmiyeti olmasa idi o zaman yaratılması beyhude olmuş olurdu halbuki şehadet alemini algılamak için ara kesit operasyon elemanıdır. Rabbimizin Adem'e yüklediklerini akıl olmasa nasıl bilebilirdik ki? Onu inkar etmek ve hor kullanmak, kendimizde olanı anlamamıza yarayan bu nimet ve lutfa karşı büyük bir zulmet değil midir? En basitinden zahirde ki bedenimizi örnek alalım, kendi iç organlarımızın işleyişinden dahi habiremiz yok iken bugün akil nimeti ile ve Cenab-ı Allah’ın ilim sıfatının bir tecellisi olan fen ilimlerini geliştirerek, bu bedenin içindeki isleyişin ancak akıl ile farkına varabiliyoruz ve hayretler içinde kalıyoruz. Demek ki akıl olmadan bedenimizin nasıl islediğinin ve onda neler olduğunun dahi farkında değiliz biz. Bu ise aklın sadece zahire yönelik bakışına dair bir husus. Musibet ilimler dediğimiz kısım ancak tasavvuf antipotu ile tevhidi yaşayabilecek, zahir ve batını birleştirmeyen sade zahirde kalan yahut hayali olarak sade batın diyen bir akıl ise tevhitsizlik çölünde çorak kalacak.
Şirketimizdeki bazi mühendisler bazı beyin cimnastiği aletleri sipariş etmişler, almışlar ellerine bir takım çengellenmiş halkalar güya onları çözecekler ve akılları gelişecek. Bunun gibi şeylerin hastaları vardır, sabahtan aksama kadar bulmaca çözer, sudoku mudoku çözüp dururlar. Halbuki bunlar aklın zahirdeki bazı sistemleri belli yönde programlama ile çözüm yolunu kolaylaştırmak ve ona hız kazandırmaktan başka bir şey değildir ki, bu aklı olgunlaştırmaz sadece bir boyutundaki bir işlevi kuvvetlendirir. Bu çabanın özünde dahi daha akıllıyım kibri ve bir çeşit avantaj ve üstünlük sağlama isteği vardır. Ilim -irade-idrak -iştirak safhaları ise daha başka bir mevzu olup aklın derinlemesine olgunlaşmasını ve hatta eriyip çözülmesini ve böylece de daha latif ma'na ları anlayabilme kabiliyetini kazana bilmesini sağlayan bir mekanizmanın isleyiş safhalarıdır. Bu ise aklın nakil sahasından faydalanıp, nakil akıl bile liginden öğrenilenlerin uygulamada bilinip bulunup olunup yaşanması ile mümkündür ki, bu iste akla kamalat getirir.
Akıl buz iken onun isleyişindeki bazı metodları öğrenip bunun üzerinde master yapmak ile aklını sulaştırmış kişinin hali bir midir? Su buzun halini anlarda buz suyu bilemez sudan olduğunu ANlayamaz.
Bahsettiğiniz balıklar ile ilgili örneğiniz çok güzel. Balıkların kuyruğu zaten şeffaf ve küçükken sadece GOZ gibiler suyun içinde. Anne ve babalarının yavrularını yiyişi onları algılayamamış olup yiyecek sanmaktan mı yoksa bunun başka ne sebebi var bu husus beni düşündürmüştür hep. Yengecleride olduklerinde yavrulari yerler. Neden Er-Rahim esması bazı hayvanlarda ana yavru iliksisinde bariz görülmekte iken bazı hayvanlarda bu ilişki farklı bu ilginç iste. Yine ilginçtir ki bu tip hayvanlar yumurtladıklarında yüzlerce yavru yaparlar ve çok doğurgandırlar. El-Adl esmasının doğum ölüm oranı dengesini El-Haliku ve El-Mumitu esmaları ile ayarlayışı ve yasamın denge içinde akisini saglamasınıd a hesaba katmak gerekir sanırım.

Bunları ise dışarıdan değerlendiren yine aklımız. Lakin bunları incelerken nakil ile inceleyen bir göz olmalı insaALLAH. Insanlar hayvanların yasayışını değerlendirirken bazen hayvanlara insan seviyesinde akla sahiplermiş gibi muamele edip onların tavırlarına üzülürler yahut yererler onları. "Maymun erkekler dişilerine zulmediyormuş, iste siz erkekler böylesiniz hep" deyip erkekliği yerin dibine sokan ve maymunlara insan aklındaki kıyas ve idrak kabiliyetini atayarak onu örnek vererek bu kıyasla feminist düşünce sistemine delil temin edenlerin düştüğü komik durumu görmüştüm. Bu erkeğini yiyen karadul örümceğine bakıp kadınlar hakkında hüküm vermek kadar saçma bir mevzudur. Akla her mantıklı gelen şey doğru değildir der Munir Derman hocam!!!

Bunun yanında Simurg can, yavru balıkları korumanın bir başka yöntemi, pastanelerde hediye kutularının üzerine dört yönden bağlanıp ortada fiyonk atılan konfetiler vardır, hatta fiyakalı olsun diye ucunu bıçakla çektirip kıvır kıvır yaparlar. Onlardan bir kac metre alıp kıvır kıvır yapıcaksın bıçakla ve renk renk alırsan bunlar suyun içinde kıvırcık yüzlerce girinti çıkıntı meydana getirir, akvaryumun bir kösesinde toplarsan küçük balıklar onların arasında saklanırlar ve büyük balıklar içeriye girmezler hiç. Hem çok güzel renkli bir dekorasyon sağlarlar. Biz böyle yapar idik, yeterince büyüdüklerinde onlar dışarı otomatik çıkarlar zaten.
Sevgiyle
garibAN

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 24 Kas 2012, 13:17 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2686
Konum: Kamiloba
HADİS-i ŞERÎF

ثَلاَثُ دَعَوَاتٍ يُسْتَجَابُ لَهُنَّ لاَ شَكَّ فِيهِنَّ:
دَعْوَةُ الْمَظْلُومِ، وَدَعْوَةُ الْمُسَافِرِ ، وَدَعْوَةُ الْوَالِدِ لِوَلَدِهِ

Resim Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Hiçbir baba, çocuğuna, güzel terbiyeden daha üstün bir hediye veremez. ” buyurdu.
(Tirmizî, Birr, 33)


Rasulullah sallallahu alaihi wa sallam said “No father can give his children a better gift than beautiful manners (tarbiyya) ” (Tirmidhi, Birr, 33)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 9 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 15 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye