İlâhî AŞK İBN ARABÎ

Muhiddin-i Arabî (k.s.) hazretlerinin hayatı ve eserleri.
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8944
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Re: İlâhî AŞK İBN ARABÎ

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim — Âşık, hem kendi durumunu hem de Sevgilisinin durumunu unutmalıdır.

Aşk âşığı öylesine meşgul eder ki sonunda âşık hem sevgiliyi unutur hem de kendini unutur. İşte bu duruma “sevgi aşkı” adı verilir. İlâhi hakikatten sudur eden bu hakikat hiç kuşkusuz kelimelerle anlatılamaz; Evet, bu hakikat kelimelerle ifade edilemez! Bu hakikat kelimelerle açıklanamayan sırlardan biridir. Ancak bu hakikati keşfeden âşık onu tanıyabilir. O da onu başkasına anlatamaz. Başkasına onu anlatması âşığa caiz değlidir, uygun düşmez. Bu konuyla ilgili ayet şudur: "... Onlar Allah’ı unuttular, Allah da onları unuttu...’’ (Kur’an, 9/67), yani kim kendi suretini unutursa, kendi kendini unutmuş demektir.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8944
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Re: İlâhî AŞK İBN ARABÎ

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim —Aşık, bütün sıfatlardan arınmış olmalıdır.


Âşığın kendisini niteleyen ne bir sıfatı ne de belirgin bir tutumu vardır, çünkü âşık, sevgilisi onun nasıl olmasını istiyorsa öyledir. Âşığın tek sıfatı, kendisinden istenilen gibi olmasıdır. Âşık, Kendisinden ne istenildiğini bile bilmez, çünkü o bütün sıfatlardan soyutlanmıştır. Seven, Allah olunca; Allah Kendi zatı içinde Kamildir, Mükemmeldir. O’nun mükemmelliği artan bir mükemmellik değildir, dolayısıyla O’nun bir niteleyicisi, bir sıfatı yoktur, çünkü “O’nun Zatına benzer hiçbir şey yoktur.” (Kur’an, 42/11). Bu nedenle, “izzet ve kudret sahibi Rabb’itı onların atfettikleri sıfatlardan ne kadar münezzehtir! ne kadar uzaktır!” (Kur'an, 37/180).
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8944
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Re: İlâhî AŞK İBN ARABÎ

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim — Aşığın isimleri, meçhul olmalıdır.


Şair şöyle diyor:
"Beni çağırırsa sadece “Ey kulum!’’ diye çağırıyor,
[İşte bu ad, benim en şerefli adımdır”

Bu konuda az önceki konuya, yani âşığım bütün sıfatlardan arınmasına benziyor. Buna göre, âşık için kulluk temel esastır, zatî bir şeydir. Sevgilisinin ona verdiği isimden başka, âşığın belli bir ismi yoktur. Sevgilisi onu bir isimle adlandırırsa ya da onu hangi adla çağırırsa çağırsın, o, O'na cevap verir ve O’na doğru hızla yönelir. Âşığa “Senin adın nedir?” diye sorulduğunda, âşık “Ben ne bileyim, sevgilime sor, O bana ne ad koymuşsa, benim adım odur, çünkü benim adım sanım yoktur, hiçbir isim bana ait değildir. Ben meçhulüm. Tanınmayan bir “nekreyim ben.”der 117*.

Seven, Allah olunca; aslında O’nun zatına uygun düşen ve O’nun zatını tam anlamıyla veren hiçbir isim yoktur. Ancak ve ancak O’nu, ilâh kabul eden kul, O’nun sevgilisi olur. Allah o kulda, Kendisi için yapılan esere bakar. O eserleri Kendi eserleri olarak adlandırır. İşte o zaman Hakk Teâlâ âşığın kendisine takdığı isimleri kabul eder.

Sadece Allah’ı ilâh olarak tanıyan kul, “Ya! Allah” der. Allah da o kula “Lebbeyk! işte buradayım ey kulum” diye seslenir. Sadece Allah’ı Rabb olarak gören kul, “Ya! Rabb” diye seslenir. Rabb’i de ona “Lebbeyk! İşte buradayım ey kulum” diye cevap verir. Sadece Allah’ı Halik (Yaratıcı) olarak gören kul, “Ya! Halik”, (ey ulu Yaratan!) diye seslenir, Yaratan da ona “Lebbeyk!” “işte buradayım ey kulum” diye cevap verir. Rızık verici olarak sadece Allah’ı gören kul, “Ya! Razık” (ey rızık veren) diye seslenir, “Rezzak” olan, bütün varlıklar rızkım veren Allah da “Lebbeyk! işte buradayım ey kulum” diye cevap verir. Zayıf olan kul “Ey! biricik kuvvet sahibi” diye seslenir, kuvvet sahibi olan Allah da ona “seni sevdim ey kulum!” diye cevap verir.

İşte bizim bu durumlarımız tahkiki olarak O’nu çağırır. O da bizim bu durumlarımıza uygun isimler verir. Bunun için o durumların lafızları dillere göre farklı olduğu gibi, o kelimelerin harfleri de farklıdır. Bu isim için gerekli olan anlam, insanlar tarafından anlaşılırdır. Şöyle ki: Araplar: “Ya Allah!”, Farslar: “Ey Hûda!"; Rumlar: “Işa!"; Ermeniler: "Esfâc!”; Türkler: “Ey Tanrı!”; Frenkler: "Kreatör!” (Createur); Habeşler: “Vak!" derler. Görüldüğü gibi, bütün bu farklı kelimeler tek bir anlam içindir. Lafızlar, kelimeler farklıdır ama bütün bu yaratıkların (milletlerin) maksadı tek bir anlamdır. İşte bu nedenle âşığın isimleri “meçhul” olmalıdır, dedik. Çünkü isimler basit birer göstergedir. Sonuçta, âşık, sevgiliyi hangi isimle çağırırsa çağırsın, sevgili âşığa karşılık verecektir.

DiPNoT;

117*Arapça dilbilgisinde belirli isme “ma’rife", belirsiz isme “nekre” denir.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8944
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Re: İlâhî AŞK İBN ARABÎ

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim — Aşık, gerçekte dalgın olmadığı halde, âdeta dalgınmış gibi olmalıdır.

Âşığın bu sıfatı “şaşkınlık" (baht) ve “baygınlık” (şubat) olarak adlandırılır. Bu sıfat ancak, âşık, sevgilisinin sevgisiyle istiğrak halindeyken görülür. Öyle ki sevgilisi önüne gelir dikilir de âşık onu tanıyamaz ya da sevgilisi âşığa seslenir de, âşık onun sesini duyamaz, oysaki ona bakmaktadır. Dolayısıyla âşık bu haliyle dalgın biri gibidir. Aşk derdiyle iyice sarhoş olmuştur.

Seven, Allah olunca; Allah şöyle buyurmaktadır: “Allah (hiç kimseye muhtaç değildir) bütün âlemlerden zengindir.” (Kur’an, 3/97). Allah onlardan, nefes alıp vermelerinin ancak O’nun zikri demek olduğunu, bizzat nefesleriyle dile getirmelerini ister, çünkü “duayı işiten O’dur” (Kur’an, 3/38).
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8944
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Re: İlâhî AŞK İBN ARABÎ

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim — Aşık, kavuşmayla ayrılık arasında bir fark görmemelidir.

Âşık, sevgilisiyle ilgili her şeyle öylesine ilgilenir, öylesine ilgilenir ki ayrılıkla kavuşma arasında bir fark göremez bir hale gelir. Âşık daima Sevgilisini müşahede eder ya da şairin:

“Gece gelmiş ona kavuşmuşum
Gece gelmiş ondan ayrılmışım
Ne çıkar, şikayetçiyim ben
Uzunluğundan da kısalığından da gecenin. ”

dediği gibi olur. Bu âşık her iki durumda da halinden şikayetçidir, çünkü hangi durumda olursa olsun, hali değişmiyor ve sürekli azap içinde kıvranıyor.

Biz ise, birinci durum üzerindeyiz. Bizim için Allah’la ilgilenmenin dışında bir şey söz konusu değildir. Biz daima O’nu müşahede etm ekleyiz. O’ndan başkasını tanımayız. O’ndan başkasını müşahede etmeyiz. İşte şu şiirimiz bununla ilgilidir:

“Bütün uğraşım, bütün ilgim O’ndan yanadır
Gece olmuş O’na kavuşmuşum
Gece olmuş O’ndan ayrılmışım, ne çıkar?
Gece uzamış, gece kısalmış umrumda mı?”

Seven, Allah olunca; İlâhi Kelime biriciktir. Nitekim Allah şöyle buyurmaktadır: “Bizim buyruğumuz yalnız bir tektir, göz açıp yummak gibidir” (Kur’an, 54/50), çünkü Allah katında fark diye bir şey yoktur. Dolayısıyla O’nun uzaklığı yakınlığıyla, yakınlığı uzaklığıyla aynıdır. Bu nedenle O , hem çok yakındır hem çok uzaktır. O’nun katında bizimle kavuşma diye bir şey söz konusu olamaz. O ayrılığı kabul eder, fakat O’nun için ayrılık diye bir şey yoktur. O kavuşmayı kabul eder, fakat kavuşma diye bir şey yoktur.

“Öyleyse O’nda kavuşmayla ayrılık aynı şeydir
Fakat bunu ancak O’nu gören, O’nu bilen bilir.”
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8944
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Re: İlâhî AŞK İBN ARABÎ

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim — Âşık, kendisini köleleştirenin içtenlikle kölesi olmalıdır.

Aşk, âşığı bir köle yapar. Sevgilinin yanında hüsn-ü kabul görse bile, aşk âşığı zelil eder. Bu alçaltmanın sebebini âşık bilemez, ancak gerçeklerin elverdiği kadarını bilebilir. Şöyle ki; âşık, sevgiliye kendisi üzerinde bir üstünlük, bir otorite kurmasını sağlar, adetâ sevgili, âşığın Velisi olur. Böyle bir duruma ulaşan âşık, tam bir huşu, hudu ve tevazu için içtenlik kokusunu duymalıdır. Böyle bir durumu insana ancak aşk (sevgi) makamı sağlayabilir.

Seven, Allah olunca; Hz. Peygamberin ağzından Allah şöyle buyurmaktadır: "Ey kulum, Ben acıktım fakat sen Beni doyurmadın; Ben susadım fakat sen Bana su vermedin; Ben hastalandım, fakat sen Beni ziyaret etmedin.”118* “Kim Bana bir karış yaklaşırsa, Ben ona bir kulaç yaklaşırım .” Görülüyor ki Allah kuluna daha çok yaklaşmaktadır119*. “Kimdir o, Allah'a güzel bir borç verecek olan ki, Allah da onun verdiğini kat kat artırsın ve onun için şerefli bir ödül versin?” (Kur’an, 57/11). Görülüyor ki, ödül kat kat verilmekte, ecir, içtenliği artırmaktadır. Fakat ayetteki soru, her zaman soru olarak kalmaktadır120.*

DiPNoT:
118*Hadisin tamamı Sahih-i Müslim’de yer almaktadır. Ebu Hureyre’den nakildir.
119*Ebu Hureyre’nin naklettiği şu hadisi şerife değini var: “Ben kulumun zannına göreyim. Beni andığı an Ben onunlayım. Eğer Beni kendi kendine anarsa, Ben de onu anarım. Eğer Beni bir mecliste anarsa, Ben de onu daha iyi bir mecliste anarım. Kulum Bana bir karış yaklaşırsa, Bende ona bir kulaç yaklaşırım. Kulum Bana yürüyerek gelirse, Bende ona koşarak giderim." Bu hadis Bukari’de ve Müslim'de yer almıştır.
120*Bkz; Füsusü'l-Hikem., A.g.e. 5. Fass, s. 60.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8944
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Re: İlâhî AŞK İBN ARABÎ

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim — Aşık, devamlı bir karışıklık içinde olmalıdır.

Bu karışıklığın nedeni, âşığın bizzat durumunu bilmemesidir. Âşık, sevgilinin kendisine karşı nasıl bir tutum içinde olduğunu bilmez, bilemez.

Ancak âşığın sevgilisi Hakk Teâlâ olursa, âşık Hakk Teâlâ’yı Allah’ın kendisine bildirdiği vahiyle bilir. Fakat gene de kalbinde bir burukluk sürer gider, çünkü O’nun bildirdiği şeyler sırlarla doludur. O’nun bağışladığı iyilikler ise birer letaifür.

Âşık, Allah’ı, mahlukata sevdirmeye uğraşır. Bütün dileklerin, bütün yönelişlerin ve bütün kalblerin O’na yönelmesini, O’nun üzerinde toplanmasını ister. Fakat bunun gerçekleşmesi ancak O’nun sırlarını yaymakla mümkün olur. Çünkü ruhlar, Tanrı’nın bağışlarını, hibelerini ve hediyelerini sevmek üzere yaratılmışlardır.

Ayrıca, âşık bu sırları yaymanın Tanrı'yı razı edip etmeyeceğini de bilemez. İşte bu durum, Allah’ı sevenlerin kalblerin de devamlı bir burukluğun olmasına neden olur121*.

Seven, Allah olunca; Allah’ın ilminde önceden bildirilen yasaya göre, inansın ya da inanmasın her insan hakkında İlâhi Emir yerine gelir. Allah’ın sözü ve ilmi birdir, ikisi de aynı hakikattir. Fakat bu hakikat ne olursa olsun, Allah emrederek konuşur. O’nun Emrine uymayı bilmeyen insanlar, isyana sürüklenmiş olurlar. Oysa ki Allah Hakim’dir ve Alim’dir. İşte âlemde tesbit edilen karışıklığın ve inşalardaki gaye ve eğilim farklılığının ve münakaşaların kaynağı budur.

DiPNoT;
121* “Âşıkların Çeşitli Halleri Hakkında Anlatılan Öyküler” bölümünde bu konu anlatılmaktadır. Bkz. “Sevgilisinin sırrını başkasına yayan âşık" kısmı.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8944
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Re: İlâhî AŞK İBN ARABÎ

Mesaj gönderen nur-ye »

İlâhî AŞK

Yazar;Şeyh-ul Ekber Muhiddîn İbn-i Arabî k.s
Çeviren; Mahmut Kanık hocamız 28/09/2020'de HAKK'a yürümüştür.


الَّذِينَ إِذَا أَصَابَتْهُم مُّصِيبَةٌ قَالُواْ إِنَّا لِلّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعونَ
Resim---Ellezîne izâ esâbethum musîbetun, kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn(râciûne).: O sabırlı kimseler ki, bir musibete uğradıklarında: “Biz Allah'ın kuluyuz ve (öldükten sonra) yine O'na döneceğiz.” derler.(Bakara 2/156)


Kıymetli Hocamıza ALLAHu Zü'l-CeLÂLimizden mağfiretini niyaz ederiz.
Makamı Resûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem efendimizin yüreği olsun.
HaKK celle celâlihu Yâr ve Yardımcısı olsun.. إِن شَاء اللَّهُ
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8944
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Re: İlâhî AŞK İBN ARABÎ

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim —Aşık davranışlarında ölçünün dışına taşmalıdır.

Gerçekten de âşık, sağlıklı bir düşüncenin gerektirdiği hikmet içerisinde belirtilen genel ölçüler üzerine kurulu davranışların dışına çıkar, fakat kâinatın idaresi hakkındaki konulara kulak asmaz. Âşığın biricik özlemi ve yegane uğraşısı Sevgilisidir, Sevgilisini sürekli hatırında tutmasıdır. O’nun dışındaki şeylere gönlü kapalıdır âşığın. Bu konuda âşığın hayali “ifrat" noktasına varır. Bu yüzden olayları değerlendirmeyi tam olarak bilemez.
Eğer âşığın sevgilisi Allah olursa; Allah âşığın kalbine sığacağı için122*, âşık genel ölçülerin dışına taşar, artık hiçbir şeye hiçbir ölçüye sığmaz.

O’nun zikri nasıl, görmüyor musun? Lafzına bir baksana! “La ilahe illallah" lafzı, yaratılmış hiçbir ölçüye sığmıyor! Bu şekilde, levhalar üzerine ya da parşömen kağıtları üzerine, inanmış insanlarca yazılan yazılar, bir ölçüye bir tartıya vurulsa, onların ağırlığına denk olabilecek hiçbir şey olmayacaktır, çünkü bütün âlem bir kefeye, kelime-i tevhid öbür kefeye konsa, kelime-i tevhid daha ağır gelir123*. O’nun sevgisi dışında hiçbir sevgiyle avunmayan, dolmayan mü’min insanın söylediği, bu İlâhî sözün değeri budur işte. Peki bu İlâhî sözü âşık söylerse, onun hakkında ne düşünürsün? O âşığın durumu hakkında, ne düşünürsün? Allah’ın rahmetinden daha geniş olan âşığın kalbi hakkında neler düşünürsün? Hiç kuşkusuz âşığın kalbinin genişliği de gene Allah’ın rahmetinden ileri gelmektedir. Varoluş içinde zuhur eden en şaşırtıcı durumlardan birisi, Allah’ın rahmetinden ileri gelen kalp genişlemesidir. Oysaki genişleyen bu kalp rahmetten daha geniş olmaktadır. Ebu Yezid elBistami bu konuda şunları söylemiştir: “Eğer Arş, kapsadığı şeylerle birlikte yüz milyon kere, “ariF’in kalbinin köşesinin bir kenarında toplanmış olsaydı, arif gene de onları hissetmezdi!” Peki, arifin durumu buysa, acaba âşığın durumu nasıldır ki? 124*

Seven, Allah olunca; Allahu Teâlâ her türlü ölçünün ötesindedir. Hakk’ın sevgilisi Hakk’ın yanındadır, çünkü âşık, sevgilisinden ayırdedilemez. Nitekim Allah şöyle buyuruyor: “Allah’ın yanındaki bakidir.” (Kur’an, 16/96). Buna göre, sevgili bakidir ve baki olanı, fani olan kendi ölçüsüne sığdıramaz; baki olan, jünî olanla kıyaslanamaz.


DiPNoT;

122*Bkz; not 16.
123*Burada söz konusu olan “kozmik terazi”dir. Flatıatların ihlasla yazdıkları yazılar, alimlerin yazdıkları sayfalar bu bağlamda değerlendirilir.
124*Bkz; Fususü'l-Hikem, A.g.e. 12. Fass, Şuayb kelimesindeki “kalbi" hikmetin aslı. s. 113.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8944
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Re: İlâhî AŞK İBN ARABÎ

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim — Aşık sevgilinin aynısı olduğunu söylemelidir.

Âşık bu duruma gelir, çünkü sevgilide helâk olur, O’nda fen a olur. Dolayısıyla O’nu kendinden farklı olarak görmez. Âşıklardan biri bu konuda şöyle demiştir:
“Seven benim! Sevdiğim de ben!” Ebu Yezid el-Bistami'nin durumu böyleydi.

Seven, Allah olunca; Allah kullarından bazılarım öylesine sever ki, sonunda onların kulağı, gözü, dili ve tüm azalan olur.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8944
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Re: İlâhî AŞK İBN ARABÎ

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim — Aşık, kendinden geçmeli, bitkin olmalıdır.

Âşık, sevgilisine “N için böyle yaptın?”, “Niçin şöyle dedin?” gibi bir şey söylemez.

Allah kendisinden razı olsun. Enes bin Malik şöyle söylemiştir: “Selât ve selâm üzerine olsun, Allah’ın Resulü’ne on yılı aşkın bir sûre hizmet ettim. Bu süre içinde yaptığım herhangi bir şey için “Bunu niçin yaptın?” demediği gibi, yapmadığım bir şey için de “Bunu niçin yapmadın?” dememiştir.” Çünkü Hz. Peygamber, orada, Sevgili’nin, seven üzerindeki tasarrufu çözümlenemez, aksine ona teslim olunur, halta ondan lezzet alınır, zevk duyulur, çünkü âşık, sevgilisinin dışında, kalbinde bulunan diğer her şeyi yakan, yakıp kül eden bir ateşle yanmaktadır. Alev alev yanan kalbine âşık, sevgilisinden başka her şey için bir kıskançlık yerleştirir. Kendini tamamen sevgiliye vermeye çalışa çalışa bitkin düşer, çünkü O’na olan borcunu kesinlikle ödeyemeyeceğini bilir. Sevgilisini razı edecek tarzda hareket etmediğini hatırlar.

Seven, Allah olunca; bu aşk yurdunda, en küçük zerre bile, ancak O'nun izniyle hareket eder. Öyleyse, nasıl olur da sevgili “N için?” diyebilir ki!... Çünkü bu durumda sevgili, hadisi şerifte geçen, kendisine gerekli olan duruma göre “ben senin elin, dilin, gözün olurum...” sözüne uygun olarak, ancak Hakk’ın söylediği şeyleri yapar. .

Genel olarak her sevgili için, sadece kendisini ilgilendiren bir teceLli vardır, dolayısıyla sevgilide iki aynı tecelli biraraya gelemez125*, bu doğru da olmaz. İşte bu kendinden geçme olayı ve bitkinlik vasfı, bir tereddüdün sonucudur.


DiPNoT;

125*Bkz; Rene Guenon, Les Etats multiples de l'étre, 1932. Paris.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8944
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Re: İlâhî AŞK İBN ARABÎ

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim — Aşık, utangaç bir şekilde sırrını açığa vurmalıdır.

Bu aşamada âşığın sırrı artık alenî olmuştur ve herkesin diline düşmüştür. Artık âşık sırrını saklamayı bilem ez. Nitekim sadık bir âşık şöyle demiştir:

“Aşık mı değil mi kuşku duyulsun diye,
Yalandır, kim aşkını gizleyebileceğim ileri sürse
Aşkın öyle bir gücü var ki gönül üzerinde
Gerilen perdelerin bir etkisi olmaz gönülde

Gönüle giren varlığın sırrı başlayınca faş olmaya
Bir şey görülmez aşka yenik düşmüş delikanlıdan başka
Bu yüzden gıpta ederim âşığa ihtiyatlıca
Ne gözler ne de kalpler kuşkulanmasın diye. ”

Sevgi, âşığa öylesine galip gelir ki açılmadık örtü, ifşa edilmedik sır bırakmaz. Aşkın neden olduğu derin iç çekmeler sürekli devam eder, akıttığı göz yaşları dinmek bilmez. Bütün azalan ve bütün yetenekleri, âşığın hasta olduğunu, devamlı uyanık kaldığını açıkça gösterir. Âşığın bütün halleri aşkının kokusunu yayar. Konuşacak olsa âşık, ne konuştuğunu bilmeden konuşur. Ne sabrı vardır ne metaneti. Sıkıntıları durmadan âşığı tedirgin eder. Kederli anlan kat kat artar.

Seven, Allah olunca; Allah kulunu sevdiğinde, o kulu sevdiğini göklerde duyurması için bir meleğe vahyeder. O meleği bu işle görevlendirir. Melekler de severler o kulu, aynı zamanda gök ehli de sever o kulu. Daha sonra Allah yeryüzüne, sevdiği bu kulu kabul etmesini emreder. Bunun üzerine, zahirde bazı insanlar bazı özel sebeblerden ötürü onu inkâr etseler bile, batında bütün varlıklar onu kabul ederler. O zaman o varlıklar, tıpkı Allah’a secde eden varlıkların tutumu gibi bir tutum içine girerler. Âlemde herkes, her şey Allah’a secde etmektedir. Allah’ın Kitabı’nda da belirtildiği gibi, bütün insanlar değilse bile, insanların çoğu Allah’a secde etmektedirler.

İşte onların kalblerinde bu kulun sevgisi böyledir. Yeryüzüne onu kabul etmesi önerilmiştir. Yeryüzünün bütün bölgeleri ve o bölgelerde bulunan her şey ve herkes onu sever. İnsanların çoğu, asılları bir olmasından dolayı, Allah’a secde etme konusunda eşittirler.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8944
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Re: İlâhî AŞK İBN ARABÎ

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim — Aşık, kendisinin âşık olduğunu bilmemelidir.

Âşık, kendisinin âşık olduğunu bilmez. Bu kadar çok sevgi ve şevki kim in için duyduğunu bilemez. Bu kadar büyük bir coşkuyu kimin için duyduğunu bilemez. Bu nedenle, sevgilisi ona açıkça gözükmez. Sevgilinin aşırı yakınlığı bile, âşığa bir perdedir, öyle ki âşık kendinde sadece aşkın eserlerini bulur. Sevgilinin sureti âşığın hayalindeki surete göre âşığı kuşatır, öyle ki âşık onu dışarıda arar. Batındaki letafetin, inceliğin tersine zahirdeki kesafetten, yoğunluktan dolayı âşık, sevgilinin somut İlâhi Aşk suretine bağlanma gücünü kendinde göremez. Dolayısıyla âşık, sevgiliden edindiği mana ile beraber olur ve o manayı kendinde yüceltir. Bununla birlikle, Sevgiliye ait bu yüceltmiş mana âşığı altüst eder, onu rahatsız eder, çünkü sevgili âşıktadır, fakat âşık sevgilinin kendinde olduğunu bilmez, öyle ki âşık sevgiliyi gene sevgili vasıtasıyla tanır. Sevgili, latif olduğundan, duyguların ötesindedir. Bu nedenle, hatta “Kalbim sevgilimin yanındadır” dese bile âşık konuşur ama ne konuştuğunu akledemez, anlayamaz.

“Kalbim kayboldu, Sevgilimi nerede bulayım ki?
Vücudumu O’nun bir yurdu olarak görmüyorum ki.”

Hatta “Sevgilim kalbimdedir” dese bile, ne söylediğini anlamaz. Bilemiyorum bu iki durumdan hangisi daha doğrudur, çünkü âşık iki zıt hakikatin arasında bulunmaktadır:

“Sevgilim hem yanım da hem yanım da değil.”
sözünde olduğu gibi.

Seven, Allah olunca; Allah, kabz halinde yani iki elini yummuş bir halde Hz. Âdem’e tecelli etti. Bir hadisi şerife göre, Allah Âdem’e şöyle dedi: “Ey Adem, istediğini seç!”. Âdem de “Rabb’imin Sağ Elini seçtim, fakat Rabb’imin her iki Eli de Sağ Eldir, Mübarektir"126* dedi. Bunun üzerine Allah Ellerini açtı, bast hali oldu. Bir de baktı ki, Avucunda Hz. Âdem ve Âdem’in zürriyeti var Hz. Âdem, hem Allah'ın Avucunun içindeydi hem de dışındaydı.

İşte âşıkla birlikte Sevgilinin sureti böyledir. Âşık hem Sevgilidedir hem de Sevgilinin dışındadır!
DiPNoT;

126*Ebu Hureyre’nin rivayet ettiği bu hadis Tirmizi’de yer almaktadır.
Resim
Cevapla

“►Muhiddin-i Arabi◄” sayfasına dön