KASÎDE-İ BÜRDE

İmam-ı (Buseyrî) Busirî (k.s.) hazretlerinin hayatı ve eserleri.
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8979
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00

KASÎDE-İ BÜRDE

Mesaj gönderen nur-ye »



Resim

Es-selâtu ve's-selâmu aleyke Ya Rasûlullah

Yâ Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem!
RABBâNî RUHuna ve Yüce Yüreğine!
Yeni DOĞmuş BeBeKlerin GÜLücükleriyle,
AÇan Can COŞkulu ÇiÇek ToMuRcuklarıyla,
İÇ-imin; SıFıR-SONsuz ve KoRKu-UMUT HİÇkırıklarıyla
Şimdi Şu ÂN
-da, El ÂN ŞEÂN-da,
OKU-nan ve HEP OKU-makta OL-duğun EZÂN-ından!
DeVR-ÂN-ından!
SeYR-ÂN-ından!
CeVL-ÂN-ından!
HaYR-ÂN-ından!
BENce-SENce GÖNlüne GÖNLümce,
Es SaLLât ü ves-SELLâm OLL-SîNNN!

Resim


Resim
Resim
Allahumme salli ve sellim alâ Seyyidinâ Muhammedini’n- Nebiyyi’l-Ummiyyi’l- Arabiyyi’l- Kureyşiyyi’l- Hâşimiyyi’l- Mekkiyyi’l- Medeniyyi.
Sâhibi’t- Tâc ve’l- Mi’râc.
Sâhibi’l- Şeriat ve Atâyâ.
Sâhibi’l- Makâmi’l- Mahmûdi ve’l- Havdi’l- Mevrûdi.
Sâhibi’s- Sucûdi li Rabbi’l- Ma’bûd.

Mânâsı:
ALLAHım Efendimiz;
Nebiyyil-Ummî, Arabî, Kureyşî, Haşimî, Mekkî, Medenî olana,
Tâc ve Mirâcın Sâhibine,
Şeriat ve Atâ Sâhibine,
Makâm-ı Mahmud ve Havz-ı Mevrûd Sâhibine,
Tek Mabud-İbâdet edilen RABB celle celâluhu için SECDEler Sâhibine,
Salât ve Selâmımızı ulaştır.
Teslimiyet ve Sıla ulaşımımızı sağla İnşâallah..
Âmin Yâ Muîn celle celâlihu


Not: Muhyiddin İbni Arabî (radi Allahu anhu) Salavat-ı Kübrâsının çok önemli olduğunu bildirmiştir.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8979
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00

Re: KASÎDE-İ BÜRDE

Mesaj gönderen nur-ye »

ResimİMAM (BUSAYRÎ) BÛSÎRÎ

http://www.muhammedinur.com/Imam-i_Busi ... -AD46.html
Hayatı:

Doğumu :1212
Ölümü : 1296
Mısır'da, on üçüncü yüzyılda yaşamış ve İslâm dünyasının ünlü şairlerinden birisi olarak şöhrete kavuşmuştur.
Peygamber Efendimiz SALLallahu aleyhi ve SELLem hakkında yazdığı şiirleri, "Kasîde-i Bürde" adlı eseri ve İmam Bûsîrî (Busayrî) ünvanıyla tanınıp meşhur olmuştur.
Asıl adı Muhammed'tir.
Babasının memleketine nispetle Bûsîrî,
Annesi tarafından Delasî nispetiyle anılırken,
Bazen de bu ikisini de barındıran Delasîrî nispesini kullanmıştır.
Ömrü yokluk ve sıkıntılar içinde geçmiştir.
Dürüstlüğü ve hakkaniyet noktasındaki aşırı titizliği, çalıştığı yerlerde uzun süre kalamamasına sebep olmuş,
İş arkadaşlarının yolsuzluğu sürekli kendisini rahatsız etmiştir.

Künyesi, Ebu Abdullah Şerefüddin Muhammed bin Said bin Hammad bin Muhsin el-Bûsîrî şeklindedir.
Muhammed 1212 yılında Mısır'da doğdu.
Ailesi Fas kökenli Berberî'lere dayanmaktadır.
Ailesinin Delas'a yerleşmesi üzerine çocukluğu ve gençliği burada geçti.
Nerede ve hangi eğitimi aldığına dair yeterli kayıt mevcut değildir.
Çocukluğundan itibaren Kur'ân eğitimi aldığı ve Kur'ân-ı Kerim'i ezberlediği bilinmektedir.
Daha sonraki dönemde Kahire'ye giderek eğitimini devam ettirdi.
Şeyh Abdüzzahir Mescidi'nde, İslâm ilimleriyle birlikte dil ve edebiyat derslerini de aldı.
Daha çok siyer ve hadis ilimlerine ilgi duyarak bu alanlarda yoğunlaştı.
Muhammed, eğitimini devam ettirip belli bir bilgi birikimine ulaşırken, semavi kitaplardan olan Tevrat ve İncil'i inceledi.

Bu arada, Hıristiyan ve Yahudilere karşı reddiyeler yazmaya başladı.
Genel ahlâkı ve kamu düzenini koruma faaliyetlerini yürüten,
İslâm devletlerinde genel ahlâk, kamu düzenini koruma ve denetleme görevlerini yerine getirmek maksadıyla teşkil edilmiş bulunan "Hisbe" teşkilatında görev alması teklif edildi, ancak kendisi bu görevi kabul etmedi.
Bir ara devlet hizmetinde bulunan Muhammed, zamanın veziri Zeyneddin bin Yakub'un yanında çalıştıysa da bu görevi kısa sürdü ve bir süre sonra bu işten ayrıldı.
Daha sonra Bilbis Kasabasında maliye, katiplik ve muhasiplik görevlerinde bulundu.
Bilbis'teki yaşantısı ve görevi de fazla uzun sürmedi.
Buradan da Kahire'ye geçti ve burada çalışmalarını sürdürdü.
Bu arada, çocuklara Kur'ân-ı Kerim dersleri verip hafız yetiştirmek maksadıyla bir mektep açtı.
Ancak, umduğu ilgiyi görmediğinden bunu devam ettiremedi ve kapattı.
Muhammed, Kahire'den ayrıldıktan sonra El-Mahalle Şehrine gitti.
Burada kendisine devlet tarafından maaş bağlandı.
Ancak, kendisine tahsis edilen maaşı vermekle görevli Hıristiyan memurların kasten ödemeyi geciktirmelerine sert tepki gösterdi ve şiirlerinde bunları hicvetti.
Burada sebebi kesin olarak bilinmeyen bir kaza geçirdi ve bacağı kırıldı.

Şazeli Tarikatı'na intisap eden Muhammed, şeyhinin vefatı üzerine bir mersiye kaleme aldı. Şeyhinin, zamanın imam ve kutbu olduğunu yazdı.
İmam-ı Muhammed bin Said Busayri sofiyye-i aliyyenin büyüklerindendir.
Şazili olan Ebul-Abbasi Mürsi’nin yetiştirdiği Evliyadandır.
Ebül-Abbasi Mürsi de, Ebül-Hasen-i Şazili’nin talebesidir.

Yazdığı eserlerin büyük bir kısmını manzum şekilde kaleme alan Muhammed Şerefüddin, yine bunların çoğunda Peygamber Efendimiz SALLallahu aleyhi ve SELLem hakkında yazdığı kasîdelere yer verdi.
Kaleme aldığı şiirlerinin, özellikle üslup bakımından sağlam ve lirik olması, asırlarca okunmasında etkili oldu.
Dilden dile dolaşan şiirleri ve kasîdeleri bir çok eserde kendine yer buldu.

Risâle-i Nur'da da, ünlü eseri Kasîde-i Bürde'den alıntı yapılarak ismi zikredildi.
İsmi zikredilirken, "Hakim-i Busayrî" (Muhakemat, 1999, s. 92) ve "İmam-ı Busayrî" (Mektubat, 1997, s.156) şeklinde ifade edildi.
Kelâm ve üslûp arasındaki ilişkiyi izah eden ve bunların insanlar üzerindeki etkilerinden söz ederek açıklamalarda bulunan Bediüzzaman Hazretleri, Muhammed Bûsîrî'nin:
"Haramla dolmuş olan gözlerinden göz yaşı akıt ve pişmanlık perhizine sarıl"
(Muhakemat, s. 92) beytine atıf yaparak izahlarına devam etmiştir.
Peygamber Efendimize SALLallahu aleyhi ve SELLem biat ve hizmet etmek için memleketinden hicret edip gelen kadın sahabenin biricik oğlu vefat etmiş ve bunun üzerine:
"… Benim hayatımda istirahatımı temin edecek tek evlâtcığımı, o Resûlün hürmetine bağışla!" duâ ve yalvarışında bulunmuştu.
Söz konusu duâdan sonra, Peygamber Efendimizin hürmetine, kadının oğlunun dirilmesi olayını hatırlatan Bediüzzaman Hazretleri, bu hadise ile ilgili olarak da şairin:
"Eğer alâmetleri, onun kadrine muvafık derecesinde azametini ve makbuliyetini gösterse idiler, değil yeni ölmüşler, belki onun ismiyle çürümüş kemikler de ihya edilebilirdi"
(Mektubat, s. 156) beytini aktarmıştır.

Muhammed Bûsîrî'nin ömrü sıkıntılar içinde geçti.
Evlendikten sonra çocuklarının çok ve hanımının da geçimsiz olması, sıkıntılarını arttırdı.
Diğer taraftan iş arkadaşlarının da düzgün çalışmamaları ve yolsuzluklarda bulunmaları, kendisini sürekli huzursuz etti.
Kendisinin sağlam kişiliği, hakkaniyet söz konusu olunca çok titiz davranması, çalıştığı yerlerde uzun süre çalışmasına pek imkân vermemekteydi.

Ömrünün sonlarına doğru kısmi felç geçirdi.
Rivayetlere göre, Peygamber Efendimiz için yazdığı kasîde, şifa bulmasına vesile oldu. Hastalıktan kurtulup daha uzun bir süre ömür kendisine ihsan edildi.
Seksen yılı aşkın yaşadıktan sonra 1296 yılında İskenderiye'de vefat etti.


Eserleri :
Şairin eserlerinin büyük bir ekseriyeti manzum olup, Peygamber Efendimiz SALLallahu aleyhi ve SELLem hakkında yazdığı kasîdelerden oluşmaktadır.
Kasîdetü'l-Bürde en ünlü eseridir.
Yüce Peygamber SALLallahu aleyhi ve SELLem’in samîmî bir aşıkı olan şair, bu eser ve kasîdeleriyle haklı bir şöhrete kavuşmuştur.
Felçli durumundan, bu eserini yazdıktan sonra kurtulduğu nakledilmektedir.
Eser, yüz altmış beyitten oluşan kasîdesi olup bir çok baskısı yapılmıştır.
Arûz’un “müstef’ilün fâilün; müstef’ilün fâilün” vezni ile yazılan kasîdenin ilk beyti kendi arasında, sonraki beyitlerin ikinci mısraları birinci beyt ile kafiyelidir.

Kasîdetü'l-Bürde'den sonra gelen önemli eseri Kasîdetü'l-Hemziyye'dir.
Bu eseri de dört yüz elli beş beyitten oluşan bir kasîdedir.
Kasîde müstakil ve başka eserlerle birlikte olmak üzere defalarca basılmıştır.

Bûsîrî, hayatta iken kasîdelerini bir araya toplamamış, daha sonraki dönemde eserleri bir araya getirilmiştir.
Bir kısım kasîdelerinin toplandığı eseri, Divanü'l-Bûsîrî adını taşımaktadır.
Zuhrü'l-Me'ad fi Vezni Bânet Su'ad,
El-Kasîdetü'l-Mudariyye,
El-Muhrec ve'l-Merdûd'ale'n-Nasara ve'l-Yehûd, yazdığı eserlerinden bazılarıdır.
Bu son eserini, Hıristiyanlık ve Yahudilik'e reddiye olarak yazmış, arada nesir tarzı ifadelere yer vermiş olmasından dolayı bu eser nazım-nesir halinde vücuda gelmiştir.
Bunların dışında da şiir ve kasîdeleri kaleme almıştır.

İmam-ı Muhammed bin Saîd Busayrî, sûfiyye-i âliyyenin büyüklerindendir.
Şazelî olan Ebul-Abbasi Mürsî’nin yetiştirdiği evliyadandır.
Ebül-Abbasi Mürsî de, Ebül-Hasen-i Şazelî’nin talebesidir.

İmam Bûsîrî ‘nin kendisine felç hastalığı geldi.
Bedeninin yarısı hareketsiz kaldı.
Resûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem’e tevessül edip, insanların en üstününü öven meşhur kasîdesini hazırladı.
ALLAHu Teâla'ın Resûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem'in hiç bir insanda bulunmayan yüce meziyet ve özelliklerini, ateşli bir ifâdeyle işleyip şefaat talebin­de bulundu.

Rüyada Resûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem’e okudu.
Çok hoşuna gidip arkasından mübarek hırkasını çıkarıp, imama giydirdi.
Bedeninin felçli olan yerlerini mübarek eli ile sığadı.
Uyanınca, bedeni sağlam idi.
Hırka-i sâadet de arkasında idi.
Bunun için, bu kasîdeye “Kasîde-i Bürde” denildi.
Bürde: Hırka. Üstten giyilen libas, elbise, palto demektir.

İmam-ı Busayri sevinerek, sabah namazına giderken, salah ve zühd ile meşhur Hak âşıkı Şeyh Ebûr'Recâ'ya rastladı.
İmama, kasîdeni dinlemek isterim dedi.
“Benim kasîdelerim çoktur. Hepsini herkes bilir!” dedi.
“Kimsenin bilmediği bu gece Resûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem’e okuduğunu istiyorum” deyince,
“Bunu hiç kimseye söylemedim. Nerden anladın?” dedi.
Şeyh Ebûr'Recâ' da, imamın rüyasını, olduğu gibi haber verdi.
Vezir Behaeddin bu kasîdeyi işitince, hepsini okutup, saygı ile ayakta dinledi.

Kasîdetü'l-Bürde; Usulünce ve salih kişilerce hastalara okunduğunda iyi oldukları,
Üzerine okunan yerlerin dertlerden, belâlardan emin oldukları tecrübelerle görülmüştür.
Kaside-i Bürde'nin bilhassa felçli hastalara şi­fa olarak okunduğu meşhurdur.
Elbette, faydalanmak için, inanmak ve hâlis niyet ile okumak lazımdır.
Tertemiz bir kalb ve kabı ile birlikte bir de,
Her beyit arasında Resûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem Efendimiz için şu salât ü selâmın okunması Hak Ehlince bildirilmiştir :

مَوْلاَى صَلِّ وَ سَلِّمْ دَاءِماً أَبَداً
عَلَى حَبِيبِكَ خَيْرِ الْخَلْقٍ كُلُّهُمْ

Mevlâ salli ve sellim dâimen ebeden
Alâ Habîbike’l-halkin küllühum..



.
Şerhleri :
Kaside-i Bürde’nin bir kısmı Türkçe çoğu Arapça olmak üzere pek çok şerhleri açıklamaları yapılmış­tır, bunlardan bir kısmı:
1- Şerhu Celâlü'd-dini'l- Mahallî (864 H.)
2- Şerhu İbni's-Sâiğ (776 H.)
3- Şerhu Şehâbi'd-din İbni'l-Ammâd (808 H.)
4- Şerhu Alâü'd-dini'l-Bistamî (875 H.)
5- Şerhu'ş-Şeyh Hâlidi'l-Ezherî. (905 H.)
6- Şerh u Muhammed İbni Ahmedi'l-Merzûkî (881 H.)
7- Şarhu'ş-Şeyh Zâde Muhyi'd-din. (949 H.)
8 . Şerhu Yusufi'l - Bistâmî.
9- Şerhu'I-Kastalânî. (923 H.) (Şârihu'l-Buhârî.)
10- Şerhu Zekeriyye'l-Ensârî. (926 H.)
11- Şerhu Yusuf İbni Ebi'l-Lutfi'l-Kuddüsî .
12- Şerhu'l-Allâme Yaîş Muhammad Efendi.
13- Şerhu Molla Ali. (1014 H.)
14- Şerhu Muhammedi'l-Mısrî.
15- Şerhu Molla Muhammed.
16-- Şerhu Muhammed İbni Mustafa'l-Müdürnî.
17- Şerh u Abdi'l-Hakkı İbni Abdi'l-Fettâh.
18 - Şerhu Ömeri'l-Harbûdî.
19 - Şerhu Muhammed Osmani'l-Mirğanî.
20- Şerhu'l-Bâcûrî. (1286 H.)
21- Şerhu Haseni'I-Adeviyyi'l-Hamzâvî. (1303 H.)
Kaside-i Bürde, Hindçe, Farsça, Türkçe, Almanca, Fransızca, İngilizce dillerine de tercüme edilmiştir.


Resim
Kasîde : (C.: Kasâid) Onbeş beyitten az olmamak üzere, her beyit kafiyeli olarak, büyük kimseleri veya herhangi bir şeyi medh ü senâ eden, öven manzume şekli. Büyük zatları ve daha çok Cenâb-ı Hakk'ı veya Peygamberi (A.S.M.) medheden manzume.
Nispet : Münasebet, yakınlık, bağlılık, ölçü. * Rağmen. İnat olarak. İnat olsun diye.
Semavî: Gökle alâkalı, semaya dair ve müteallik. * İnsan eseri olmayan, vahiyle gelmiş bulunan.
Reddiye : Bir mes'ele hakkında zıt karşılık. Cevap. Beğenilmeyen bir şeye cevap vermek.
Hisbe : Ecir, sevap. * İslâm hukukunda, devlet muhasebesi. Muhasebe dairesi. * Huk: Hisbe, daha sonraki çağlarda zabıta, çarşı zabıtası, ahlâk zabıtası gibi değişik müesseselerin adı oldu.
Teşkilat : Tertipli ve düzenli çalışan birlik.
Tahsis : (Husus. dan) Belli bir gaye için kullanmak. * Bir şey veya bir kimse için ayırmak. * Kredi. Tazminat.
Hicv : (Hiciv) Birini şiir ile zemmetmek, onu gülünç hale koymak. Bu şekilde yazılan şiir veya manzume. * Alay etmek.
Mersiye : Birisinin ölümü hakkında yazılan, teessürü anlatan manzume.
Sofi : Ehl-i tasavvuf. Riyazet ve nefisle mücahede ile hakikate ermeğe çalışan. Tarikata mensub, mânevi kemâlât için çalışan.
Şazelî : (Ebu Hasan Şazelî) Nureddin Ebu Hasan-ı Şazelî de denildiği gibi Ali bin Abdullah diye de anılmaktadır. Tunus'lu olup Şazeliye Tarikatı kurucusu olarak bilinir. Tasavvufî, ilmî bir çok eseri vardır. Tarikatının tekke ve zaviyesi yoktur. Hicri 654 yılında Mekke-i Mükerreme'ye giderken sahrada dâr-ı bekaya hicret etmiştir. (R. Aleyh)
Muvafık : Uygun. Yerinde. Denk.
Manzum : Ölçülü, mizanlı, tertibli. * Vezni ve kafiyesi olan söz. Edebi ölçüsü olan sözler. (Kaside ve şiirler gibi). * Dizilmiş, sıralanmış, düzenlenmiş.
Tevessül : Allah'ın dergâhına yaklaştıracak amel işlemek. * Sarılmak. * Baş vurmak. * İnanmak. * Sebeb tutmak.
Meziyet : (Meziyyet. C.) Meziyyetler. Üstünlük vasıfları.
Şerh : Açma, genişletme. * Açıklama. Anlaşılanı anlatma. Bir yazı veya konuşmayı kolay anlaşılması için izah etme, tafsil etme. * Bir şeyi dilim dilim kesme. * Bollaştırma. * Bir müşkil ve mübhem makaleyi açıklama, keşif ve izhar etme. * Açıklanmış yazı, risale.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8979
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00

Re: KASÎDE-İ BÜRDE

Mesaj gönderen nur-ye »

ResimKASÎDE-yi BÜRDE

ŞERH eden: KulihvÂNi (Latif Yıldız)

I.inci BöLüM: ReSûLuLLaH SALLallahu aleyhi ve SELLem AŞKı.:

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla…


Resim1-)
اَ مِنْ تَذَكُّرِ جِيراٰنٍ بِذِي سَلَمِ
مَزَجْتَ دَمْعاً جَرٰي مِنْ مُقْلَةٍ بِدَمٍ

E min tezekküri cirânin bi zî selemin,
Mezecte dem'an cerâ min mukletin bi demin.

Resimمَوْلاَى صَلِّ وَ سَلِّمْ دَاءِماً أَبَداً
عَلَى حَبِيبِكَ خَيْرِ الْخَلْقٍ كُلُّهُمْ

ResimMevlâ salli ve sellim dâimen ebeden
Alâ Habîbike’l-halkin küllühum..
Resim


Selem’deki yâranlarını-dostlarını mı hatırladın da,
Gözünden akan gözyaşına kanını katıp karıştırmaktasın?
Kanlı göz yaşı dökmektesin!


MuhaMMedî Aşk’ın muhabbet meşkini ve neş’esini çileler içinde yaşayan İmam-ı Busrî;
Tecîd-i Bedi’ sanatını kullanarak, konuşulan iken konuşan yerine geçip bizlere o yüce pencereden ve Resûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem’ de eriyen kendi benliğinin dışında, Efendimizi dinletmekte…
MuhaMMedî ezel bizliği içinde sanki kendisi de Selemdeki Ashab-ı Güzün içinde imiş de şimdi hasretini çeken bir âşık gibidir.
Gözünün yaşına özünün kanını mezcedip katması çileli ömrünün gerçeği olup bir hayal ürünü de değildir.


Resim
Selem : Resûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem’in Medine-yi Münevvere’de zaman zaman sahabeleri ile birlikte buluşup hoş sohbetler ettikleri ağaçlık ve soğuk sulu kuyusu olan bir mesire yeri.
Tecrid : Açıkta bırakmak. * Yalnız başına bırakmak. Tek başına hapsetmek. * Dünya alâkalarını kalpten çıkarıp Allah'a (C.C.) yönelmek. * Edb: Bir şairin kendini mücerred bir şahıs, yâni ayrı bir adam farzederek ona hitabetmesi. * Soyma, soyulma.
Bedi’ : (Bedia) Eşi, benzeri olmayan. Hayret verici güzellikte olan. * Garib. Acib. * Benzeri olmayan şeyleri vücuda getiren. Kimseye benzemeyen. İcad edici olan. * Hâlık ve Hallak-ı Cihan olan. * Beğenilen. * Yeni bulunmuş ve görülmedik tarzda olan. * Edb: Sözün garib ve güzel olması hâli.
En son nur-ye tarafından 16 Kas 2017, 23:46 tarihinde düzenlendi, toplamda 2 kere düzenlendi.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8979
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00

Re: KASÎDE-İ BÜRDE

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim 2-
اَمْ هَبَّتِ الرِّيحُ مِنْ تِلْقٰآءِ كٰاظِمَةٍ

وَ اَوْمَضَ الْبرْقُ فِي الظَّلْمَاءِ مِنْ اِضَمٍ
ٍ
Em hebbeti'r-rîhu min tilkâi kâzimetin
Ve evmeda’l-berku fi'z-zalmâi min idamin

Resimمَوْلاَى صَلِّ وَ سَلِّمْ دَاءِماً أَبَداً
عَلَى حَبِيبِكَ خَيْرِ الْخَلْقٍ كُلُّهُمْ

ResimMevlâ salli ve sellim dâimen ebeden
Alâ Habîbike’l-halkin küllühum..
Resim


Yoksa, o şerefli şehir Medine-yi Münevvere tarafından bir rüzgâr mı esti?
Yoksa, zifiri karanlık içindeyken İzam Dağı’ndan bir şimşek mi çaktı geçti?


Yoksa senin sıkıntıdan daralan sînene, MuhaMMedî Merkezden, gönülden gönüle umut akıtan bir Bâd-i Sâbâ mı esti?
Veya, içini saran ve içinden çıkılmaz sandığın korku ve umutsuzluk karanlığı içindeyken, Kalb Dağından NuR-u MîM mi şimşek gibi parladı?


Resim
İzam : Medine-yi Münevvere yakınında bir dağ ismi. İzam Dağını bulutlar sarıp şimşekler çaktığında Medine-yi Münevvere’ye yağmur yağacak demek imiş..
Kâzime : (C.: Kezâyim) Yanında bir kuyu daha olup bundan ona, ondan buna su geçen kuyu. * Büyük şehir.
En son nur-ye tarafından 16 Kas 2017, 23:46 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8979
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00

Re: KASÎDE-İ BÜRDE

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim 3-
فَمَا لِعَيْنَيْكَ اِنْ قُلْتَ اكْفُفَا هَمَتَا
وَمَا لِقَلْبِكَ اِنْ قُلْتَ اسْتَفِقْ يَهِمِ

Femâ liayneyke in kulte ekfüfâ hemetâ
Ve mâ likalbike in kulte estefik yehimi

Resimمَوْلاَى صَلِّ وَ سَلِّمْ دَاءِماً أَبَداً
عَلَى حَبِيبِكَ خَيْرِ الْخَلْقٍ كُلُّهُمْ

ResimMevlâ salli ve sellim dâimen ebeden
Alâ Habîbike’l-halkin küllühum..
Resim


Gözlerine ne oldu böyle ki “ağlama artık!” dedikçe coşuyor
Gönlüne ne oldu böyle ki “yapma artık!” dedikçe gamı tasası artıyor…


Kafa gözlerine ne oldu ki:
“Ağlamayı bırak!” dedikçe coşmakta..
Kalb gözüne ne oldu ki:
“Yapma!” dedikçe hıçkırıklara boğulmakta ve öz yaşını göz yaşı eylemekte..
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8979
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00

Re: KASÎDE-İ BÜRDE

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim 4-
اَيَحْسَبُ الصَّبُّ اَنَّ الْحُبَّ مُنْكَتِمٌ
مَا بَيْنَ مُنْسَجِمٍ مِنْهُ وَ مُضْطَرِمٍ


E yahsebu’s-sabbu ennel-hubbe münketimun
Mâ beyne münsecimin minhü ve muztarimin..

Resimمَوْلاَى صَلِّ وَ سَلِّمْ دَاءِماً أَبَداً
عَلَى حَبِيبِكَ خَيْرِ الْخَلْقٍ كُلُّهُمْ

ResimMevlâ salli ve sellim dâimen ebeden
Alâ Habîbike’l-halkin küllühum..
Resim


Gönülden bağlanıp, çok sevip özleyen âşık zanneder mi ki muhabbet hiç gizli kalır!
Âşığın kafa ve kalbi arsındaki bu fıtrî tertib ve alevlenme oldukça…


Durmadan başından aşk ateşi dökülen âşık, sanıyor mu ki kara sevdâ saklanır!..
Kaldı ki zâhir başı ile bâtın gönlü arasındaki insicamın ve bu yangının sebebi, delili, habbesi-tohumu hep o aşktır..

Resim
İnsicam : Suyun dökülüp devamlı akışı. Düzgünlük. Sağlam ve ıttırad ile ârızasız tertib üzere olmak. * Devamlı yağmur yağmak. * Edb: Düzgün, tertibli, pürüzsüz söz. Kitabın ifadesi güzelce ve düzgün tertib üzere olmak.
Muztarim : Alevlenen, ıztıram eden.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8979
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00

Re: KASÎDE-İ BÜRDE

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim 5-
لَوْ لَا الْهَوٰى لَمْ تُرِقْ دَمْعاً عَلَى طَلَلٍ
وَ لَا اَرِقْتَ لِذِكْرِ الْبَانِ وَ الْعَلَمِ



Levlâ’l- hevâ lem turık dem'an alâ talelin
Ve lâ erikte zikri'l- bâni ve'l- âlemi..

Resimمَوْلاَى صَلِّ وَ سَلِّمْ دَاءِماً أَبَداً
عَلَى حَبِيبِكَ خَيْرِ الْخَلْقٍ كُلُّهُمْ

ResimMevlâ salli ve sellim dâimen ebeden
Alâ Habîbike’l-halkin küllühum..
Resim


Bu aşk olmasaydı harâbelerde ağlayıp durmazdın
Bân Ağacı ve Âlem Dağını andıkça ukuyu terk etmezdin.


Eğer bu aşırı düşkünlük başında olmasaydı, bu sevdâ hevâsı ve aşk fırtınası böylesine esmeseydi sen virânelerde kanlı göz yaşı döker mi idin?
O eski günlerin Bân Ağacını ve Âlem Dağını andıkça geceler boyu uykusuz kalır mıydın?.


Resim
Hevâ: Aşırı düşkünlük. Aşk.
Talel: Harabe. Virâne.
Bân Ağacı : Arabistanda yetişen çok güzel bir ağaç, sevgilinin boyu ona benzetilmiştir. Bizdeki Selvi boylum gibi.
Âlem: yüksek dağ anlamında olup; Hıra dağı, Sevr Dağı, Uhud Dağı kasdedilmiş olabilir ki hepsininde Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’de derinizleri ve hatıraları vardır.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8979
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00

Re: KASÎDE-İ BÜRDE

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim 6-)


فَكَيْفَ تُنْكِرُ حُبّاً بَعْدَ مَا شَهِدَتْ
بِهِ عَلَيْكَ عُدُولِ الدَّمْعِ وَ السَّقَمِ

Fe keyfe tunkiru hubben bâ'de mâ şehidet
Bihî aleyke, udûli'd-dem'ı ve's-sekami

Resimمَوْلاَى صَلِّ وَ سَلِّمْ دَاءِماً أَبَداً
عَلَى حَبِيبِكَ خَيْرِ الْخَلْقٍ كُلُّهُمْ

ResimMevlâ salli ve sellim dâimen ebeden
Alâ Habîbike’l-halkin küllühum..
Resim


Artık bundan böyle aşkı nasıl inkar edebilirsin ki,
Yüzündeki zâhirî sakem/hastalık ve özündeki-gözündeki bâtınî kanlı göz yaşın, aşkın şahidi ve senin için bir değer yargısı kıymeti iken?


Yaşanmamış olan, yalandır.
Yaşanmış bir aşkı nasıl unutabilirsin sen?
Aşkın şahidi sensin!
Uykusuz gecelerde bitkin bedenin!
Bitmeyen acıların ve devâsı dert olan aşk derdin!
Özüne işleyen aşkın değeri ve şâhidi, akan-yüzünü yakan sıcak göz yaşların iken aşkı inkar mümkün mü?

Resim

Udul : Eş, misl. Kıymet. Yükün yarısı.
Sekam : Maraz, hastalık. Aşk izi çöküntüsü…
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8979
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00

Re: KASÎDE-İ BÜRDE

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim 7
وَ اَثْبَتَ الْوَجْدُ حَطَّىْ عَبْرَةٍ وَ ضَنَى
مِثْلَ الْبَهَارِ عَلَى خَدَّيْكَ وَ الْعَنَمِ

Ve esbete'l-vecdü hattay abretin ve danâ.
Misle'l-behârı alâ haddeyke ve'l-anemi.

Resimمَوْلاَى صَلِّ وَ سَلِّمْ دَاءِماً أَبَداً
عَلَى حَبِيبِكَ خَيْرِ الْخَلْقٍ كُلُّهُمْ

ResimMevlâ salli ve sellim dâimen ebeden
Alâ Habîbike’l-halkin küllühum..
Resim


Bu yüce aşk kendini, özündeki aşk acısı ve yüzündeki göz yaşı yarıkları ile sabitledi ve itibarlı kıldı.
Yanaklarında yeşil bahar ve kızıl güller misali izi var…



Bu aşkın değil unutulması silinmesi bile mümkün değil.
Öyle ki;
İç âlemindeki ana zannın oldu!
Dış âleminde göz yaşı derelerin oluştu!
Yanaklarında yedi renk bahar misli aşk!
Ne var ki çilekeş Anem Ağacının kızıl gülleri gibi kan damlaları kurumuş al gül olmuş yanaklarında…


Resim
Vecd : Aşk, muhabbet. Kendinden geçecek, unutacak kadar İlâhî bir aşk hali. * Yüksek heyecan. İştiyakın galebesi.
Esbete : Sabit, payedâr ve itibarlı eylemek.
Hatta : Yüzde işaret çizikleri atmak.
Aberat : (Abre. C.) Göz yaşları.
Anem : Arabistanda Bir ağaç cinsi ki, kızıl yumuşak budakları olur.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8979
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00

Re: KASÎDE-İ BÜRDE

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim 8- )
نَعَمْ سَرَى طَيْفُ مَنْ اَهْوٰى فَاَرَّقَنِى
وَ الْحُبُّ يَعْتَرِضُ الْلَذَّاتِ بِالْاَلَمِ

Neam serâ tayfü men ehvâ fe-errekani
Ve'l-hubbu ya'terizu'l-lezzâti bi'l-elemi

Resimمَوْلاَى صَلِّ وَ سَلِّمْ دَاءِماً أَبَداً
عَلَى حَبِيبِكَ خَيْرِ الْخَلْقٍ كُلُّهُمْ

ResimMevlâ salli ve sellim dâimen ebeden
Alâ Habîbike’l-halkin küllühum..
Resim


Beni geceleri uykusuz bırakan O sevgilini hayali!
O’nun aşkı ve elemi tüm lezzetlere i’tiraz edip engelleyen!..


Evet, beni geceleri uykusuz bırakan;
Benim için kara sevdâ tayfı olan ve sadece kendisi gözüken tek sevdâ olan Yâr’in hayali…
Ve o aşk ki ve onun verdiği acı-elem ki tüm lezzetlerimin önünü kesmekte…
Artık aşktan başka tad tanımamaktayım ben!..

Resim

Tayf : Hayâl. Uykuda veya karanlıkta gözde tecessüm eden şekiller. * Gül. * Kavs-ı kuzah. Gökkuşağı.
Ehvâ : (Heva. C.) Nefsin istek ve arzuları. Muhabbetler. Hahişler. * Kasdetmek. * Atmak.
I’terada : Bir şeye engel olup arız olmak.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8979
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00

Re: KASÎDE-İ BÜRDE

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim 9-)
يَا لاَءِمِى فِى الْهَوَى الْعُذْرِيِّ مَعْذِرَةً
مِنِّى اِلَيْكَ وَلَوْ اَنْصَفْتَ لَمْ تَلُمِ

Yâ lâimî fî'l-hevâ'l-uzriyyi mâ'zireten
Minnî ileyke ve lev ensafte lem telümi

Resimمَوْلاَى صَلِّ وَ سَلِّمْ دَاءِماً أَبَداً
عَلَى حَبِيبِكَ خَيْرِ الْخَلْقٍ كُلُّهُمْ

ResimMevlâ salli ve sellim dâimen ebeden
Alâ Habîbike’l-halkin küllühum..
Resim


Ey benim, Üzriyy gençleri gibi ateşli aşkımı kınayan kişi,
Eğer sen özümdeki aşk özrümü bilseydin beni kınamakta insaflı olurdun!

Ey benim ateşli ve şiddetli aşkımı kınayan aşksız kişi!
Keşke benim aşk ma’zeretimi biseydin de beni kınamakta insaf etseydin!

Resim
Lâim : (Lâime) Çekiştiren. Levmeden. Başkasını kötüleyen.
Uzriyy : Şiddetli muhabbet. Şiddetli sevgi.
Uzre : Benî Uzre, Özr Oymağı ki Yemende yaşayan bir kabile olup çok iffetli, yüksek duygulu ve kara sevdâlarıyla meşhur olmuştur. Çoğu gençlerinin ölümle biten aşkları darb-ı mesel olmuşlardır.
Ma’zire : (C: Meâzir) Özür etmek.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8979
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00

Re: KASÎDE-İ BÜRDE

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim 10-)
عَدَتْكَ حَالِيَ لاَ سِرِّي بِمُسْتَتِرٍ
عَنِ الْوُشَاةِ وَلاَ دَاءِي بِمُنْحَسِمٍ

Adetke hâliye lâ sırrî bi müstetirin.
Ani’l- vüşâti ve lâ dâî bi münhasimin.

Resimمَوْلاَى صَلِّ وَ سَلِّمْ دَاءِماً أَبَداً
عَلَى حَبِيبِكَ خَيْرِ الْخَلْقٍ كُلُّهُمْ

ResimMevlâ salli ve sellim dâimen ebeden
Alâ Habîbike’l-halkin küllühum..
Resim


Bizden olmadığın hâlde hâlimi öğrendin!
Gizli sırrım kalmadı, aşkın bana ettiği bitme bilmeyen dertlerim üzerine!


Bu âşık hâlimi artık herkes bilmekte!
Kınayanların başkalarına jurnal edeceği bir şeyim yok artık!
Gizli sırrım da kalmadı bitmeyen derdim de…


Resim
Müstetir : (Setr. den) Örtülü, gizlenen. Gizli, saklı.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8979
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00

Re: KASÎDE-İ BÜRDE

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim 11-)
مَحَضْتَنِي النُّصْحَ لاَكِنْ لَسْتُ اَسْمَعُهُ
اِنَّ الْمُحِبَّ عَنِ الْعُذَّالِ فِي صَمَمٍ

Mehadteni'n - nusha lâkin lestü esmeuhû.
lnne'l-muhibbe ani'l uzzâli fî samemin.


Resimمَوْلاَى صَلِّ وَ سَلِّمْ دَاءِماً أَبَداً
عَلَى حَبِيبِكَ خَيْرِ الْخَلْقٍ كُلُّهُمْ

ResimMevlâ salli ve sellim dâimen ebeden
Alâ Habîbike’l-halkin küllühum..
Resim


Bana candan-gönülden nasihat etmektesin, lâkin ben onu duyamıyorum!
Zâten âşık kişi çok kınanmaya karşı sağırdır.


Bana temiz bir kalb ile sevgi besleyerek öğüt vermektesin, ancak ben onu duyamıyorum!
Elbette, gerçekten çok seven âşık, aşkından dolayı yüzüne karşı çok kınanansa bile bir sağır gibidir.
Aşkını, övseler de sövseler de fark etmez!
Öğüdü duyamayan nasıl öğüt tutsun!
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8979
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00

Re: KASÎDE-İ BÜRDE

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim 12-)

اِنِّي اَتَهَمْتُ نَصِيحَ الشَّيْبِ فِي عَذَلِي
وَ الشَّيْبُ اَبَعْدُ فِي نُصْحٍ عَنِ التُّهَمِ

İnnî e tehemtü nâsîha'ş-şeybi fî azelî,
Ve'ş - şeybü eb'adü fî nushin ani't - tûhemi.

Resimمَوْلاَى صَلِّ وَ سَلِّمْ دَاءِماً أَبَداً
عَلَى حَبِيبِكَ خَيْرِ الْخَلْقٍ كُلُّهُمْ

ResimMevlâ salli ve sellim dâimen ebeden
Alâ Habîbike’l-halkin küllühum..
Resim


Kınandığım için bana nasihat eden ak saçlı yaşlıyı itham ettim!
Oysa o saç sakalı bu yolda ağarmış yaşlı, bana nasihatinden dolayı suçlanmaktan çok uzaktı..



Ben var ya ben!
Kınanmam hakkında bana dost öğüdü veren gün görmüş ihtiyarı kabahatli bulmuştum!
Hâlbuki bu ihtiyar nasihatleri yüzünden töhmet altına sokulmaktan çok uzaktı!


Resim
İtham : Kabahatli görmek. Suç isnad etmek. Töhmetlendirmek. Kabahatli görünmek. Töhmetli olmak.
Şeyb : İhtiyarlık. Yaşlılık. * Saç, sakal ağarması.
Tühem : (Töhmet. C.) Suçlar, töhmetler, kabahatlar.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8979
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00

Re: KASÎDE-İ BÜRDE

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim II- Bölüm: Nefsî Hevânın Kınanması

13-)


فَاِنَّ اَمَّارَتِي بِالسُّءِ مَا اَتَعَظَتْ
مِنْ جَهْلِهَا بِنَذِيرِ الشَّيْبِ واَلْهَرَمِ

Fe inne emmâreti bi's-sûi me't-te'azet
Min cehlihâ bi nezîri'ş - şeybi ve'l- heremi.


Resimمَوْلاَى صَلِّ وَ سَلِّمْ دَاءِماً أَبَداً
عَلَى حَبِيبِكَ خَيْرِ الْخَلْقٍ كُلُّهُمْ

ResimMevlâ salli ve sellim dâimen ebeden
Alâ Habîbike’l-halkin küllühum..
Resim


Bir gerçek var ki nefs-i emmârem kötülükle asla va’zı kabul etmedi.
Cehâletinden ağaran saçımın ve ilerleyen yaşımın uyarmasına aldırış etmedi!


İçinde bulunduğum gerçek hâl şu ki;
Azgın nefs-i emmârem, yine günahı işlemeyi emretmeye devam etmekte!
Hiçbir öğüdü ve vaazı dinleyip ibret almamakta.
Kar gibi ağaran saçımın gelip-geçen ömrümün,
Hesap yaklaştı uyarılarına kulak tıkayıp cehâlet karanlığına gafletle dalıp gitmekte!..


وَمَا أُبَرِّئُ نَفْسِي إِنَّ النَّفْسَ لأَمَّارَةٌ بِالسُّوءِ إِلاَّ مَا رَحِمَ رَبِّيَ إِنَّ رَبِّي غَفُورٌ رَّحِيم

Resim---Ve ma überriü nefsi innen nefse le emmaratüm bis sui illa ma rahime rabbi inne rabbi ğafurur rahiym : (Bununla beraber) nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis aşırı şekilde kötülüğü emreder; Rabbim acıyıp korumuş başka. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir.(Yusuf 12/53)


Resim
İtteazae: Öğüdü kabüllenip, vaazdan hisselenmek.
Herem: Kocamak, yaşlanmak, ihtiyar olmak.
Nezir : (Nezr. den) Bir iş için korkulacak bir şey söyleyip gözdağı vermek. İlerdeki hesap için korkutmak. ("Beşir" in zıddıdır) * Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâmın bir vasfı olup Allaha (C.C.) inanıp itaat etmeyenlere cehennemden haber verdiği için "Nezir" denmiştir.
Şeyb: İhtiyarlık. Yaşlılık. * Saç, sakal ağarması.
Su’: Kötülük. * İyi olmayan. Kötü, fena.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8979
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00

Re: KASÎDE-İ BÜRDE

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim 14-)


وَلاَ اَعَدَّتْ مِنَ الْفِعْلِ الْجَمِيلِ قِرَى
ضَيْفِ اَلَمَّ بِرَأْسِي غَيْرَ مُحْتَشَمِ

Ve lâ eaddet mine'l - fî'li'l -cemili kırâ
Dayfin eleme bi re'sî gayre muhteşemi


Resimمَوْلاَى صَلِّ وَ سَلِّمْ دَاءِماً أَبَداً
عَلَى حَبِيبِكَ خَيْرِ الْخَلْقٍ كُلُّهُمْ

ResimMevlâ salli ve sellim dâimen ebeden
Alâ Habîbike’l-halkin küllühum..
Resim


Güzel ameller ile misafirimi, yaşlılığımı ağırlamadı
Muhteşem bir Reis gibi davranmadı..
Zâten misafir de gösrerişsizce tek başına çıka geldi..



Ne yazık ki nefs-i emârem şu Beden Ülkesinin başı-reisi iken;
Kendisine emredilen güzel amalleri işleyerek İlâhî misafirimiz olan ruha, Ruh-u Mîm’e ev sahipliği yapıp, ziyafetler çekip de ihsanda bulunamadı.
Nefsim, misafirin yüceliğini bu dünyadaki gibi gösteriş ve ihtişamda sandı…
Bu çalışma ve ikram etmeyi âdet hâline getirip değişmeyen huy edinemedi…
Kısacası görevi olan ihtişamlı bir başkan yâni kâmil kul olmayı başaramadı…



Resim
Cemil: Güzel. * Cenab-ı Hakk'ın isimlerinden biri.
Kıra: Konaklık etmek. * İhsan etmek.
Dayf (C.: Ezyâf-Zuyuf-Zayfân) Misafir. * Meyletmek, yönelmek.
Muhteşem: Büyük, debdebeli, tantanalı. * Etraflı ve taraftarlarının çokluğu ile büyük.
Re’s : Baş, kafa. * Tepe. Uç. * Başlangıç. * Reis.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8979
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00

Re: KASÎDE-İ BÜRDE

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim 15-)
لَوْ كُنْتُ اَعْلَمُ اَنِّي مَا اُوَقِّرُهُ
كَتَمْتُ سِرّاً بَدَا لِي مِنْهُ بِالْكَتَمِ

Lev küntü a'lemü ennî mâ uvakkıruhû.
Ketemtü sırren bedâ lî minhü bi'l-ketemi.


Resimمَوْلاَى صَلِّ وَ سَلِّمْ دَاءِماً أَبَداً
عَلَى حَبِيبِكَ خَيْرِ الْخَلْقٍ كُلُّهُمْ

ResimMevlâ salli ve sellim dâimen ebeden
Alâ Habîbike’l-halkin küllühum..
Resim


Bilseydim ki nefsimin ona saygısı yokmuş
Nefsimden saklardım sırrımı ve kendimi açık olmaktan..


Keşke bilebilseydim ki bu ham nefsimin ak saçlarıma ve getirdiği mesaja hiç saygısı yokmuş!
Bana bile açık olmayan bir sırr olarak gizlerdim benden bana gelen bu sırrı…
Karalara boyardım apak saçlarımı..
Ve nefsim, o gençlik çılgınlığı içinde ölümsüzcesine yer, içer tepinir giderdi!...


Resim

Vakkara : saygı göstermek.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8979
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00

Re: KASÎDE-İ BÜRDE

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim 16-)

مَنْ لِي بِرَدِّ جِمَاحٍ مِنْ غَوَايَتِهَا
كَمَا يُرَدُّ جِمَاحُ الْخَيْلِ بِالْلُجُمِ

Men lî bi reddi cimâhin min gavayetihâ
Kemâ yüreddü cimühu'l-hayli bi'l-lücümi


Resimمَوْلاَى صَلِّ وَ سَلِّمْ دَاءِماً أَبَداً
عَلَى حَبِيبِكَ خَيْرِ الْخَلْقٍ كُلُّهُمْ

ResimMevlâ salli ve sellim dâimen ebeden
Alâ Habîbike’l-halkin küllühum..
Resim


Kim kurtarır beni şu serkeş nefsin azgın sapıklığının elinden!
Gemlerin süvarisini dinlemeyen inatçı-azgın atları yola getirdiği gibi!..



Üzerindeki süvarisini savurmaya inat eden isyankâr atlar gibi olan kötülüğü emredici nefsim!
Kim kurtarır özümü acaba senin bitmez tükenmez azgınlıklarından sapıklıklarından!
Tıpkı yola gelmez serkeş atların ağzına geçirilen demir gemler gibi
gemleyip de başını ele geçirip adam edecek kim var?
Nerede at terbiyecisi?
Nerede Mürşid-i Kâmil?

Yetiş Yâ Mürşid-i Mutlak Muhammed aleyhisselâm!


Resim
Radde : Geri dödürmek. Vaz geçirmek. Men’ etmek
Cimah : Binicisi zabtedemediğinden, atın serkeş olup binicisini istememesi.
Gavayat : Dalâlete düşme, hak yoldan sapma. * Azgınlık.
Licüm : (Licâm. C.) Gemler, at dizginleri.
Hayl : At. At sürüsü. * Atlı sürüsü. * Zümre, güruh. * Düşünmek, hıfzetmek.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8979
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00

Re: KASÎDE-İ BÜRDE

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim 17-)

فَلاَ تَرُمْ بِالْمَعَاصِ كَسْرَ شَهْوَتِهَا
أِنَّ اللطَّعَامَ يُقَوِّي شَهْوَةَ النَّهِمِ

Felâ terüm bi'l-meâsi kesre şehvetihâ
lnne't-teâme yukavvî şehvete'n-nehimi


Resimمَوْلاَى صَلِّ وَ سَلِّمْ دَاءِماً أَبَداً
عَلَى حَبِيبِكَ خَيْرِ الْخَلْقٍ كُلُّهُمْ

ResimMevlâ salli ve sellim dâimen ebeden
Alâ Habîbike’l-halkin küllühum..
Resim


İşlemekte olduğun bu isyanla sakın nefsin şehvetini kıracağını umma!
Sen yedikçe aç gözlülük şehveti şiddetle acıkmakta!..




Sakın Muhammed aleyhisselâm’ı duymadan uymadan, kendi başına ve itaatsizce işlediğin amellerle nefsin şehvetini kıracağını sanma boşuna bekleme!
Edebsizce olan işler deniz suyu içmek gibidir, içtikçe susar susadıkça içersin!
Sığır gibi bolca yemek, sadece nefsin doymaz şehvetini artırır!


Resim

Ma’siyet :: İtaatsizlik, günah, isyan.
Şehvet: : Hevâ-yı nefsin meyli ve arzusu. * Bir şeyi fazla istemek.
Taam: : Yemek. Yenilen şey.
Nehim: : Aç gözlü, doymaz. * Yırtıcı. * Arslan kükremesi.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8979
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00

Re: KASÎDE-İ BÜRDE

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim 18-)

وَالنَّفْسُ كَالطِّفْلِ أِنْ ُتهْمِلْهُ شَبَّ علَي
حُبِّ الرُّضَاعِ وَ اِنْ تَفْطِمْهُ يَنْفَطِمِ

Ve'n-nefsü ke't-tıflı in tühmilhü şebbe alâ
Hubbi'r-redâi ve in teftımhü yenfetimi


Resimمَوْلاَى صَلِّ وَ سَلِّمْ دَاءِماً أَبَداً
عَلَى حَبِيبِكَ خَيْرِ الْخَلْقٍ كُلُّهُمْ

ResimMevlâ salli ve sellim dâimen ebeden
Alâ Habîbike’l-halkin küllühum..
Resim


Nefs-i Emâre, süt çocuğu gibidir, memeyi bıraktırmaz isen hep emer.
Annesini emmeyi pek sever ancak, eğer memeden bir kesersen sütten kesiliverir…



Kulluk ikemâlâtı imtihanı gereği yaradılıştan iyiye de kötüye de meyilli olan Nefs-i Emâre,
İçinde yaşadığı peşin âleme karşı süt bebesi gibi tiryakice bağlıdır.
Bitip tükenmez bir aşırı istekle ister durur.
Ne zaman ki Nefs-i Emâreyi islah ve iflah edecek Hasbî hizmetçi bir Hakk Eren terbiyeci vakti geldiğinde ilim öğretir de edeble eğitirse yanlıştan döner..
Sırat-ı müstakîm üzere yol alır…


Resim

Tıfl : Küçük çocuk.
İhmal : Ehemmiyet vermemek. Yapılması lâzım bir işi sonraya bırakma. Dikkatsizlik. Başlayıp bırakmak. Terk etmek.
Şebbe : Genç kadın. Anne.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8979
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00

Re: KASÎDE-İ BÜRDE

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim 19-)
فَاَصْرِفْ هَوَاهَا حَاذِرَانْ تُوَلِّيَّهُ
اِنَّ الْهَوَى مَا تَوَلَّي تُصْمِ اوْ يَصِمِ

Fasrıf hevâhâ ve hâzir en tüvelliyehû
İnne'l-hevâ mâ tevellâ yusım ev yesımi

Resimمَوْلاَى صَلِّ وَ سَلِّمْ دَاءِماً أَبَداً
عَلَى حَبِيبِكَ خَيْرِ الْخَلْقٍ كُلُّهُمْ

ResimMevlâ salli ve sellim dâimen ebeden
Alâ Habîbike’l-halkin küllühum..
Resim

Nefs-i Emâreyin hevâsına hakim ol!
Hevâ ve hevesinden çok çok sakın!
Yoksa geri döner de o sana hükmeder!
Şüphesiz hevâ gücü ele alırsa ya vurdurup öldürtür ya da vurur öldürür...


Sana verile sınırlı iradeyi nefsiyin yaramazlıklarını dizginlemekte sarf et!
Hakkı ve hayrı tercih ettir!
Onun bâtıla ve şerre dönüvermesinden sürekli sakın!
O bir döndümü kötülüğe başına her belâyı getirir ve ya çaığırıp getirtir..

Resim
Sarf : (C.: Süruf) Harcama, masraf, gider. * Fazl. * Hile. * Men etme. Bir kimseyi yolundan ve işinden ayırıp başka tarafa yöneltme. * Farz.
Samâ : av vurulup ölmek.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8979
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00

Re: KASÎDE-İ BÜRDE

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim 20-)

وَ رَاعِهَا وُهْيَ فِي الْاعْمَالِ سَاءِمَةُ
وَ اِنْ هِيَ اَسْتَحْلَتِ الْمَرْعَي فَلاَ تَسُمِ

Ve râihâ vehye fî'l-a'mâli sâimetün
Ve in hiye's-tahleti'l-mer’â felâ tesümi


Resimمَوْلاَى صَلِّ وَ سَلِّمْ دَاءِماً أَبَداً
عَلَى حَبِيبِكَ خَيْرِ الْخَلْقٍ كُلُّهُمْ

ResimMevlâ salli ve sellim dâimen ebeden
Alâ Habîbike’l-halkin küllühum..
Resim


O nefsi iyi güt!
Başıboş yaramaz işler içinde ahmakça başıboş ve istediği yere çekip gitmesin.
Eğer o bolluklar merasında otlamaya bir alışırsa geri getiremezsin!


Yaratan Yüce Rabbımızın sana bahşetttği sayısız organ ve melekelerin ve neticede bunları bu âlemde kullanan nefsin üzerinde bir çobansın.
Bu zıtlıklar içinde imtihan olurken gözü kötülük otlağında olan nefsini gözünden ırma!
Sonra ahmakça başını alır giderde sapıklıklara dalar!
Eğer nefis o zehirli ama çok güzel ve bol gözüken otlak ile hâlleşir ve ayak uydurursa hapı yuttun demektir.
Sakın başını alıp istediği yere salma onu!


Resim--- İbni Ömer'den (r.a.) rivayetle Resûlullah Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüklerinizden sorumlusunuz. Adam çoluk çocuğu arasında çoban sayılır. O bu güttüklerinden sorumludur. Kadın kocasının evinde çobandır. O da güttüklerinden sorumludur. Hizmetçi efendisinin malının çobanıdır. O da güttüğünden sorumludur. Kişi babasının malı üzerinde çobandır. O da güttüğümden sorumludur. Kısaca hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüklerinizden sorumlusunuz.
''
(Buharı, Cum'a: 11; Cenâiz: 32; Itk: 17,19; Ahkâm: 1; Vesâya: 9; İstikraz: 20; Nikâh: 81,90; Müslim, Ifnare: 20; Ebû Davud, İmâre: 1; Timizi, Cihad: 27.)

Resim--- Nu'man İbnu Beşir radıyallahu anhümâ anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Şurası muhakkak ki, haramlar apaçık bellidir, helaller de apaçık bellidir. Bu ikisi arasında (haram veya helal olduğu) şüpheli olanlar vardır. İnsanlardan çoğu bunları bilmez. Bu durumda, kim şüpheli şeylerden kaçınırsa, dinini de, ırzını da terbie etmiş olur. Kim de şüpheli şeylere düşerse harama düşmüş olur, tıpkı koruluğun etrafında sürüsünü otlatan çoban gibi ki, her an koruluğa düşebilecek durumdadır. Haberiniz olsun, her melikin bir koruluğu vardır, Allah'ın koruluğu da haramlarıdır. Haberiniz olsun, cesette bir et parçası var ki, eğer o sağlıklı olursa cesedin tamamı sağlıklı olur, eğer o bozulursa, cesedin tamamı bozulur. Haberiniz olsun bu et parçası kalbdir."

(Buharî, İman 39, Büyû 2; Müslim, Müsakat 107, (1599); Ebu Davud, Büyû 3, (3329, 3330); Tirmizî, Büyû 1, (1205); Nesâî, Büyû 2, (7, 241).


Resim

Rai : Çoban. * Gözetleyici ve koruyan kimse. * Vâli. * Güvercin kuşundan bir kısım.
Saime : Çayıra başı boş olarak salıverilen hayvan.
Vehyen : Ahmakça.
Sâme : Kendi başına olup istediği yere gitmek.
Merâ : Otu bol yaylak.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8979
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00

Re: KASÎDE-İ BÜRDE

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim 21-)

كَمْ حَسَّنْتُ لَذَّةً لِلْمَرْءِ قَاتِلَةً
مِنْ حَيْثُ لَمْ يَدْرِ اَنَّ السَّمَ فِي الدَّسَمِ

Kem hassenet lezzeten li'l-mer'i kâtileten
Min haysü lem yedri enne's-semme fî'd-desemi


Resimمَوْلاَى صَلِّ وَ سَلِّمْ دَاءِماً أَبَداً
عَلَى حَبِيبِكَ خَيْرِ الْخَلْقٍ كُلُّهُمْ

ResimMevlâ salli ve sellim dâimen ebeden
Alâ Habîbike’l-halkin küllühum..
Resim


Nefis her ne kadar otladığı mera’nın kötülüklerini süslese de öldürücülüğü ortadadır.
Bu bakımdan zehiri güzel yiyecekler içinde katık gibi sunarlar.




Nefs-i Emmârenin insana hazz veren lezzetli işleri aslında ölüm zehirleridir.
Zehiri altın tasta bala katıp da sunmak gibidir bu gaflet!


Resim
Tehassene : süslemek, güzelleştirmek.
Meri’ : (C: Emrâ-Emru) Otu çok olan yer. * Ucuzluk olan yer.
Haysü : İtibariyle, bakımından. * Hangi yerde? Hangi?
Semm : Zehir, ağu.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8979
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00

Re: KASÎDE-İ BÜRDE

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim 22-)
وَاخْشَ الدَّسَاءِسَ مِنْ جُوعٍ وَ مِنْ شَبِعٍ
فَرُبَّ مَخْمَصَةٍ شَرٌّ مِنْ التُّخَمِ

Vahşe'd-desâise min cûin 'le min şebiin


Resimمَوْلاَى صَلِّ وَ سَلِّمْ دَاءِماً أَبَداً
عَلَى حَبِيبِكَ خَيْرِ الْخَلْقٍ كُلُّهُمْ

ResimMevlâ salli ve sellim dâimen ebeden
Alâ Habîbike’l-halkin küllühum..
Resim


Açlığın ve tokluğun gizli hilelerinden kork!
Nice açlık hâli vardır ki şerri tıka-basa yemeninkinden beter olur!


Her insan bilir ki can evi, kan evinden beslenir.
Mide ile kalbin arası dört parmaktır.
Ancak sabırsız yokluk ve açlık ile şükürsüz tokluk ve çokluk o kimseye ne dertler getirir!
İkisi de insanoğluna neler yaptırır!
İkisinin de gizli vesveselerinden kork!
Nice açlıktan kıvranmanın getirdiği dertler vardır ki tıka basa yemek o zararı veremez!


Resim

Vahşet: (Vahş - Vahiş) Yabanilik. * Issızlık, tenhalık. * Vehim, ürküntü. Korku. Vahşilik. * Tenha, ıssız, korkunç yer. * Elbise ve silâhını çıkarıp atmak. * Aç kimse.
Desais : (Desise. C.) Vesveseler, desiseler. Gizli hileler.
Cu’ : Açlık.
Şeb’ : Tokluk.
Mahmasa : Azlık. * Açlıktan zayıf düşme.
Tehime : Yemek ağır gelmek.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8979
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00

Re: KASÎDE-İ BÜRDE

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim 23-)
وَ اسْتَفْرِغِ الدَّمْعَ مِنْ عَيْنٍ قَدْ اِمْتَلَاَتْ
مِنْ الْمَحَارِمِ وَ الْزَمْ حِمْيَةَ النَّدَمِ

Ve'stefrigi'd-dem'a min aynin kadi'mteleet
Mine'l-mehârimi ve'l-zem himyete'n-nedemi


Resimمَوْلاَى صَلِّ وَ سَلِّمْ دَاءِماً أَبَداً
عَلَى حَبِيبِكَ خَيْرِ الْخَلْقٍ كُلُّهُمْ

ResimMevlâ salli ve sellim dâimen ebeden
Alâ Habîbike’l-halkin küllühum..
Resim


Gözlerinden yaşlar dök ki zâten haramlarla doluydu..
Sadece pişmanlık için dikkatli olman yetmez dahası lazım!



Özüne bir vakitler doldurduğun türlü türlü haramları kanlı göz yaşınla boşalt!
Kaldı ki bu da yetmez pişmanlık perhizine girmelisin bu çok lazım sana!..


Resim

Maharim : (Mahrem. C.) Mahrem olanlar. Haram olan şeyler.
Himye : Perhiz. Yiyecek ve içecekte sıhhat için gösterilen ihtimam ve dikkat.
Nedem : Pişman olma, nedamet, pişmanlık.
Elzem : Daha lâzım. Çok lâzım. Ziyade mucib. * Küçük parmaklı.
Resim
Cevapla

“►İmam-ı Busiri◄” sayfasına dön