Muhammed-i Nur

Ana Menü
 
· Ana Sayfa
· FORUM
· Haber/Makale Arama
· Haber Gönder
· Arkadaşlarına Öner
· Favorilerine Ekle
· Giriş Sayfası Yap
· Tasavvuf Sözlük
· İletişim
Kul İhvâni Divanı
 
Muhammed-i Nur Şiir Kitapları
Kategori Şiir Kitabı Cilt I
Kategori Şiir Kitabı Cilt II
Kategori Şiir Kitabı Cilt III
Kategori Şiir Kitabı Cilt IV
Kategori Şiir Kitabı Cilt V
Kategori Şiir Kitabı Cilt VI
Kategori Şiir Kitabı Cilt VII
Kategori Şiir Kitabı Cilt VIII
Kategori Şiir Kitabı Cilt IX
Kategori Şiir Kitabı Cilt X

Muhammed-i Nur Kitapları
Kategori Tasavvuf
Kategori Sall ve Namaz
Kategori İnsan ve Hâ Mîm

Muhammed-i Nur Sohbetleri
Kategori Kur'an İniş Zevki

Gönülden Esintiler
 
Muhammed-i Nur Mehmet Emin
Kategori Dostu Bildik
Kategori Dostu Bulduk
Kategori Gönül Gözü

Muhammed-i Nur Halim Kök
Kategori Sevmek Ateştir
Kategori Sohbet Zevkleri
Kategori Şiirlerim

Muhammed-i Nur Aziz Kurtuluş
Kategori Binbir Esma Bir Elif
Kategori Sohbet Zevkler
Kategori Şiirler ve Dörtlükler

Muhammed-i Nur Âşık Cemâl
Kategori İlahi ve Ezgiler
Kategori Şiirleri

Muhammed-i Nur Mehmet Kahraman
Kategori Tablolarım

·


Üye Tanımlama
 

Bilgileriniz sistemimizde kayıt altına alınmaktadır.
HaNGi BEYin FıRTıNaSı

Resim

HaNGi BEYin FıRTıNaSı


GARiBaN-AKSiSeDa

“Sâmirî, şöyle dedi: "Ben onların görmediği şeyi gördüm. Elçinin izinden bir avuç aldım ve onun üzerine attım.
Böyle yapmayı bana nefsim güzel gösterdi." (20/96 )


قَالَ بَصُرْتُ بِمَا لَمْ يَبْصُرُوا بِهٖ فَقَبَضْتُ قَبْضَةً مِنْ اَثَرِ الرَّسُولِ فَنَبَذْتُهَا وَكَذٰلِكَ سَوَّلَتْ لٖى نَفْسٖی
20.96 - Gâle besurtu bimâ lem yebsurû bihî fegabedtu gabdatem min eseri'r- rasûli fenebeztuhâ ve kezâlike sevvelet lî nefsî.

Muhyiddin-î Arabî diyor ki;
Sâmirî, Cebrail (as) ın bastığı yerden aldığı toprağı, buzağı heykelinin değil de bir insan heykelinin üzerine atmış olsaydı o heykelin konuştuğunu görürdü…

Bunu okuduğumda çok hayret içinde kalmıştım ben... Halen de düşündükçe hayret ediyorum.
Hocamın KeBaN-aMPüL misâlini her duyduğumda aynı duygular kaplar içimi...
CeRRYaN geldiği anda her âlet var oluşu gereği olan işini yapıyor..

Çok şükür CaN CeRRyanım benimle-tenimle henüz..
Benim işim, MuHaSeBe… Yani?..
HeSaB işi!.
HeSaB işi tamam da… Baştaki “M” Ne?.

İş arasında ibadete karşı olan birçok işverenin.: “Çalışmak ta ibadettir” sözünü Allah’ ın Âyeti gibi savunduklarına şâhid olmuşumdur.

İşte! HeSaB, onların işi…
BiZiM işimizse; HeSaB değil… MuHaSeBe…
M yoksa… “MuH” yoksa bana kalan, aSaBî’lik oluyor yalnızca…
aSHaB’ım da HeSaB’ım da bozuluyor çünkü…


İçinde bulunduğum HeNGâMe ortamında her hesap birbirine karışıyor haliyle…
HeNGâME; “HaNGi M?... Sen neden bahsediyorsun kardeşim! ‘M’ de neyin nesi? Hesabına bak sen” Der gibi bir ortam yani…

Hani fabrikalarda yürüyen bant sistemi vardır ya… Otomasyon mu deniyordu… Öyle bir işleyiş içindeyiz yani…
Çok şükür münâfık değilim de içim başka dışım başka bir hâlde…

Bu ortamda işimi yapabilmek için kulaklık takıyor ve ruhuma huzur verecek bir şeyler dinlemeye çalışıyorum ki, dikkatimi yaptığım işe verebileyim.
Fakat gelin görün ki bu sefer de dışarıdan bana seslenenleri duymadığım oluyor.
Öyle olunca çok yüksek sesle bir şey dinlediğimi zannediyor ve yüksek sesle seslenmek zorunda kalıyorlar…
Zâten ortamda sesten gürültüden geçilmiyor…
Bir de ben katkıda bulunmuş olmayayım diye sık aralıklarla kulağımdan kulaklığı çıkarıyor ilgilenmemi gerektiren bir husus var mı diye bakıyorum..

Kimi faturasını soruyor, kimi câri hesabını… Bir yandan da kargoya verilecek ürünlerin faturaları kesiliyor. Diğer yandan benim hesap birikiyor önümde bi dolu evrak… Telefonlar sık sık çalıyor…

Hangi birini düşüneceğimi, hangi birine yetiştireceğimi bilemiyorum ama, gözümden kaçacak bir şeyin malî yaptırımları olacağını biliyorum. O da yetmez; benim açımdan manevî yaptırımları da olacağı MuHaKkak!.
Zirâ; Emin ve güvenilir olma şartı vardır İslâm Ahlâkında… “Allah cc. Sağlam ve güzel iş yapanları sever!.” anlayışı vardır.

Neler neler geçiyor aklımdan gönlümden...
Ben mi bir fırtınanın içindeyim fırtına mı benim içimde…

Beyin Fırtınası tabiri geliyor aklıma… Bakıyorum bu “Beyin Fırtınası” dedikleri şey neymiş diye;

Birçok yerde şöyle târif edilmiş;
Beyin Fırtınası, birden fazla kişinin bir araya gelerek bir konuyla ilgili fikirlerini tartışmaksızın açıklayarak,
birbirleriyle fikir alışverişinde bulundukları, bireyin yaratıcı düşünme gücünü geliştiren bir öğretim tekniğidir..


Hiç içime sinmiyor… Nasıl SîN-SîN ki?.
Öğretim TeKniği de TeKliği de bellidir BiZiM için…

“Fırtına” dan çıkacak tek şey enkazdır, yıkımdır…Bizim fırtınalarımız ise bizi yıkmak için değil… Onarmak inŞe etmek içindir…

İkincisi Beyin’deki fırtına dinmeden, sükuna, huzura ermeden bırakın yaratıcı düşünceyi,
herhangi bir şeye dâir doğru bir düşünce çıkması mümkün mü?. BiZ beynimizde fırtınalardan kaçarız, sükûnet ararız ki YaRaTıCı’ ya MeKâN bildiğimiz GöNüL sesimizi duyalım ve uyalım…

Ayrıca Yaratıcı’nın düşünceyi yarattığını bilmeyenin düşüncesi ne kadar yaratıcı olabilir ve ne yaratabilir ki o düşünce!

Velhasılı daha birçok şey söylenebilir ama söz uzar…O türlü fırtınalara yelken açmaya niyetim yok.
BiZiM SaHiL’lere kaçıyorum hemen ilk fırsatta…
Canım Hocamın Fetih Sûresi ile ilgili sohbetini okuyorum beş on dakikalık molalar bulduğumda…

“…Evet üç yaşındaki beş yaşındaki çocuğu öldüren adama merhamet verilmemiş değil, kefere yapıyor kendinde yüklü olan merhametin üzerini örtüyor...
Kendi örtüyor, toplum örttürüyor, ana baba her türlü özellikler birleşiyor birleşiyor neticede yok oluyor, kullanamaz hale geçiyor ve öbürleri üstün bastırdığı içinde tümünün canına okuyor!.”


http://www.muhammedinur.com/forum/viewt ... 82&t=10127

Burada kalmıştım….

Okuyorum ama okuduğum yerde dolanıp duruyor gözlerim.
Dışarıdaki fırtına odaklanmamı engelliyor…. Müziği duyamıyorum.
Açmamış mıydım… Açtım…
İnternet mi gitti acaba? Bakıyorum! Yooo… internette var…
Sesini mi kıstım bilgisayarın ya da müziği yürüten proğramın? Hayır!.
Arka planda çalan müzik olmayınca olmuyor ki dışarıdaki gürültüden…
HaYY ALLaH… Şimdi araya yine bir iş bir şey girecek…

“…merhamet verilmemiş değil kefere yapıyor, kendinde yüklü olan merhametin üzerini örtüyor...”
Bu cümleye de takıldım…


Amerika’ da yakalanan seri bir kâtile soruyor gazeteciler.: “Hiç mi vicdanın sızlamadı onca insanı öldürürken?.”
“Sızlamadı!.” diyor kâtil… “Sızlasa yapabilir miydim!” diyor…
Çok önceden duymuş-okumuştum bu olayı… Nasıl bir anda bağlantı kuruyorsa akıl… Hayranlık duymamak elde değil, hayret etmemek elde değil!

“Burada denmek istenen şey; işte şu… “der gibi…
“Vicdanı sızlamadı değil… Sızladı… Ama kendisi duymayınca… Suçu vicdanına atıyor…”
Düşüncesi doğdu içimde…
O halde diyorum; İnsan ne yaparsa yapsın, Ona verilenler niçin verilmişlerse onun gereğini yapıyorlar…
İnsan o sisteme bir zarar veremiyor ama kendini ondan mahrum etmek sûretiyle kendine zarar veriyor.

Bir yandan bunları düşünüyorum diğer yandan neden müzik çalmıyor diye takılıyor aklıma…
Herhalde o sistemi değilse bile bu sistemi bozdum. diye düşünüyorum.
Dikkatimi dağıtıyor… Halletmem lâzım sorun neyse…

Acaba bilgisayarın ses kartında mı bir şey oldu ki… Ama az önce bir sorun yoktu…
Hem şimdi iş arası ona ayıracak vaktim yok ki…

Kulaklığı taktığım jak denen yerde bir gevşeme veya bozulma… vs..
Neler düşündüm neler aradım derken “Offf…” der gibi ellerimi başıma doğru götürürken baktım ki kulaklık kulağımda değil…
Omuzlarımda…

Bu… Normalde basit bir unutma olayı…
Ama o kadar çok anlam yükledi o kadar şey öğretti ki içime…
Kendimden başka her yerde ve her şeyde aradım kusuru…
Az önce işine hayranlık duyduğum aklımın basit bir unutkanlıktan dolayı bu kadar süre debelenip durmasına hayret ettim..
İşte diyorum BiZiM öğrenme TeKniğimiz…Kendimize rağmen çoğu zaman…

Ya BiZiM gibi olmayanlar….

Sabahleyin bir haber görmüştüm gazetede (internette)
28 Yaşında, dünyaca ünlü bir müzik yıldızı intihar etmiş.

28 Yaşında… Dünyaca ünlü… Bir buçuk milyon takipçisi varmış sosyal medyada…
Gençlik var, şöhret var, para var, hayranlık duyan bir sürü insan var…
Ama sonuç intihar!.

Öylesine acıdım, öylesine içim yandı ki bu insanın ölümüne…Neden diye düşünmeden edemedim.
Benim tanıdığım, beğendiğim biri değil… İlk defa duydum adını…
Neden bu yaşta bir insan canına kıyar ki diye içim yanmıştı…
Üstelik nice benzer örnekler var…

BiR de, böyle BiR öĞReTMe-öĞReNMe TeKniğimiz var işte BiZim….
Tüm bunlar öğretti ki BiZe;

HeSaB yapanların hiçbir hesapları tutmuyor… İşte; Para, mal-mülk, şöhret, gençlik vs. vs…
Hiç birisi yetmiyor BeYiNDeKi FıRTıNaLaRa… Nice PaŞa’ nın, BeYiN FıRTıNaSı koptuğunda daha iyi anlıyor insan…
Ama anlamayan yine anlamıyor. Hırs ile HeSaB yapmaya devam edenler eksik olmuyor âlemde…
Parasına para katmak, biraz daha mal-mülk yığmak için HeBâ ediyor ona HiBe edilen ne varsa…

MuHaSeBe ile HeSaB arasındaki fark bu olsa gerek…
M’ye, MuH’a SaHiB çıkmak gerek…
HaK’kıyla KuL’lanmak gerek…

Yoksa KuL-aKLı’ğı takmayan nasıl duyabilir ki âLeMDeKi aŞK şarkısını…

HâLimce...
25-26 Kasım 2019 arasında ara-sıra...

Resim
ResimResim
ResimResimResim
ResimResimResimResim

:) Halim can, her gün yaşadığımız hengameyi ne güzel anlatmışsın.
Geçen diyordum bir gün böyle bir yazı yazıp anlatmam lazım gün nasıl geçiyor her gün. BİZ BİR İZ.
Akıl öyle meşgul ediliyor ki artık merkezle irtibatı kesiyorsun haliyle.
Aspirin v.b. ilaçlar baş ağrısını keser, keser de başındaki ağrı gider mi peki?
Aspirin beyindeki fırtınalar.
Hayır hayır, ağrı orada , bir kablonun ortasında yalıtkan bölge oluşturur aspirin ve işaret iletimini durdurur, akım geçemediği için beyinde ağrıyı hissetmeyiz. Bunun gibi bunca olay bu düzende aklı uyuşturur ise merkeze ne zaman SaLL edecek akıl?
Akşam olup evine gidince kafa yarın yapılacak işlere dair planlar yaparken ve yeni işleri sıralarken seccadede nasıl SaLL edilecek ?

İyi de bu işi sen seçtin diyor içimden bir ses, daha aza kanaat edeydin daha az meşgul edeni bulaydın olmaz mıydı diyor.
Evet bu da doğru diyorum da sonra daha az kazançlı olan işlerdeki insanların durumunu görünce yine halime şükrediyorum çünkü onlarda ayrı bir ağırlık altındalar ve az kazanç ağırlığı hafifletmiyor her zaman!.. İşin içinden çıkamıyorum.
İyi ki Basildon'daki süreçte bu siteye gelmiş kardeşlerimi tanımışım, bu güzel dostlukları kurmuşum, yoksa şimdi feci durumda olurduk diyorum, iyi ki burada bu hizmet yoluna girmişiz yoksa halimiz ne olurdu diyorum.

O zaman işi pratiğe dökmek en güzeli belki de, bu ne demek şimdi ?
Şimdiye kadar öğrenilenleri işinde yaşamak, etrafını okumak , sezinlemek, yaşadıklarından ders çıkarıp yeni öğrenimler yapmak gibi.
O an geldi mi , bir örnek olup ta bu neden oldu şimdi dedim mi o fırtınaların ortasında bir sığınacak kulübeye giriyor insan.
Senin şimdi girdiğin kulübe gibi. Aziz Mahmud Hüdai (k.s)'nin Hüdai yolu varmış , hava fırtınalıyken atlarmış üsküdardan kayığa istanbulun karşı yakasına namaza gelirmiş , kayığın gittiği yol süt limanı olurmuş. Bu yolu eski kayıkçılar bilir o yoldan giderlermiş fırtına çıkınca. Hz.Musa a.s denize girince denizin yarılması gibi.

İhvÂNi Hocamı şimdi duyuyorum içimden.: "Oğlum bizim içine girdiğimiz kulübe Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin gönlüdür, orası da VASİ'dir ama aynı zamanda iğnenin de ucundadır, damla da deniz ..." diyor.

Muhyiddin İbn Arabi (k.s)'nin kitabındaki kısımı Avni Konuk hatırladığım kadarıyla Fusus şerhinde şu şekilde yorumluyordu, El-Musavvir Esmâsı ile E-Hayy Esmâsının işleyişi gibi. Hz. Musâ (a.s)'a Cebrâil a.s geldiğinde insan kılığında yürürken bastığı topraktan yeşillik çıktığını görünce Samiri bunun normal bir hadise olmadığını anlamış, Cebrâil bir melek olduğu için nurani bedeniyle temas ettiği toprakta Hayy akışından dolayı çimen bitttiğini görünce bu basılan topraktan bir avuç alarak bunu altından yapılan buzağı heykelini dökerlerken içine atmış. Hayy Esmâsı ile sûretler arasındaki ilişkiyi anlatıyor senin dediğin cereyan can ve sûret ilişkisi gibi. Bu yüzden sûret-i insan olsa idi ondan bu çıkacaktı demesi ondan.

İsâ a.s'ın bedeni yapısında Cebrâil a.s'ın ruhu üfürürken insan sûretinde Meryem a.s'a göründüğü bir hal var.
Bu hal İsâ a.s 'ın bazı mucizeleri gösterirken , ALLAH'ın izniyle ölüleri diriltirken aldığı haldi.
Yapısı Cebrâil a.s'ın insan suretindeki hali gibi olarak bunu yapardı demekte.
Bu sebeple cüzzam v.b hastalığı olanlar , kör olanlar, o bu haldeyken ona temas ettiklerinde Hayy eEmâsı onlara akar, belki de bu cereyan onlardaki bozuk sinirleri tâmir eder , hastalığa neden olan mikrobu öldüren sistemleri ilahi bir güçle takviye eder sorunu çözer şifaya sebep olurdu.
Hocam'a Mesih ne demek diye sormuştum seneler evvel, meshetmekten gelir demişti.


İnsanların Hz. İsâ a.s'ın bedenine dokunmaya çalışması ya da onun hastaları meshetmesinden dolayı bu isim sanki orada diye düşünüyorum.
Yine bu Hayy Esmâsı akışı, "Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in dokunmasıyla hızla hurma veren çabuk gelişen ve meyve veren ağaçlar yahut memesine dokunduğu hayvanın memelerinin birden sütle dolması" gibi hadiselerde de görülmekte diye düşünüyorum. Bir anda işleyen yapının hızlı işlemesine sebebiyet veriyor.
Sıcakta mikroplar nasıl daha hızlı ve çabuk ürerse , organizmalar sıcaktan etkilenirse, dirilik esması kendine daha fazla akan bir sistemde neler olmaz ki? SU 'u düşünelim SU, el-Hayy Esmâsı için bir tecellî örtüsü. SU sebillerini örtü ile örterler. Niye? Çünkü su yapısına ne değerse onu besler. Mikrop bir su bulsun, ışık bulsun, çoğalır da çoğalır, suyu çiçeğe dök büyütür, hiç bir yere dökmesen kendi içinde yosun yapar yine bir organizmaya DİRİLik verir onu besler çoğaltır. HAYY Esmâsını CÂN'ında bulan İNSÂN'ın hali nicedir?
Neyse toparlamak lâzım yoksa işten çıkamıyacağım.
Es Selâm ve sevgiyle..


garibAN


Gönderen : kulihvani Tarih : 16-12-2019
Okunma : 178

Yorum yazabilmek için üye girişi yapmalısınız.
Arşiv Haberler

Ana Sayfa | FORUM | Videolar | Sesli Sohbet | Dualar | İletişim
Copyright (C) 2010 Muhammedi Nur | Tüm Hakları Saklıdır