Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 26 Oca 2020, 14:53

Tüm zamanlar UTC + 2 saat




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 13 mesaj ] 
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 18 Kas 2019, 12:42 
Çevrimiçi
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11513
Bu konuyu facebook'ta paylan!
Resim

ANADOLU’nun ULU ÇINARı OSMANLı..

TAHiR EMRE’mLe AZMettik,
=>ZİYÂREte=->Edebâli’m!.
NÂZ-NiYÂZımız->NAZMettik,
RIZA VAKti =>HAZıR HÂlim!.


ZEVK 9472

=>OSMANLı’nın =>TEMEL TAŞı.. =>ADABALı=>EDEBÂLi,
ISsIZ-SESsİZ-YÜKSEKLerde =>DERGÂHı KARTAL YUVAsı!.
CELÂL’indEN =>CEMÂL İÇin =>UZLEtLe->KULLuk KEMÂLi,
ÇINAR’ın ANAsı>KIZı.. =>OSMAN BEY’e>OSMANLI DUAsı!.


15.11.19 12:13
bilecikk.. Edebâlitürbesi..


ALLAH’a KULLuk ASÂLEt,
KULU’na KULLuk REZÂLEt!.
KELÂMuLLAH-RESÛLuLLAH,
=>İKİ ELİMİZde=>RİSÂLEt!.


İNsÂNoğLun NÂSiB-KISMEti,
NERDEyse=>ÇEKer GÖTÜRür!.
SÂLiH AMEL=>HÜSN-ü NİYEti,
NELer YAŞAr==>NELer GÖRür!.




Resim


ULU ÇINARLar ÜLKesi BURAsı BURSAmda OSMANLI VARLığının TEVHiD İMZAsı İNKAYA ÇINARı-ULU ÇINAR.:

Türkiye’nin en uzun ömürlü ağacı olduğu belirtilen Bursa’da ki 610 yıllık tarihi çınar ağacı, Osmanlı döneminde dikilmiş en diri çınar olma özelliğini taşıyor..

Bursa'nın simgelerinden biri olan ve bu yıl 610 yaşına giren ''İnkaya Çınarı'', Osmanlı döneminde dikilmiş “En Diri Çınar” OLma ÖZELLiğini TAŞıYOR..

BURSA'nın merkez OSMANGAZİ İlçesinde bulunan doğa harikası ağaç adını, OSMANLI DEVLETİ'NİN ilk köylerinden biri olan BURSA-ULUDAĞ YoLu üzerindeki İnkaya Köyünden alan ULU ÇINAR, OSMANLI'nın neredeyse tüm dönemlerine şâhidlik etmiştir..

Daha önce harman yeri olarak kullanılan yere dikilen çınar ağacının İlk filizlenme zamanı Yıldırım Beyazıd ile Fetret Devri arasında bir tarihte olan ULU ÇINAR’ın; çapı 3 metre, 18,2 metre gövde genişliği ile Türkiye’nin en büyük ağacıdır.. Yüksekliği 35 metre olan çınarın, 13 ana kolu 920 metrelik çevre alanı vardır. Dallarının kalınlığı ise 3-4 metre olup neredeyse normal bir ağaç gövdesi kadardır..

BURAsı BURSA’mda; ULU ÇINAR’dan başka, Halkalı ve Dudaklı Çınarı ile, her yıl içinde leyleklerin yuva yaptığı Kiremitçi Çınarı, Osmanlı ile yaşıt Bursa çınarları vardır.
Bu tarihi ULU ÇINAR Ağacının altında yüzyıllar boyunca tarihte yaşamış bir çok insan dinlendi, zaman geçirdi, gölgelendi. Çıkarttığı her dalda bir dönemin izleri gizli. Bu koca çınara bakarken bunları düşünmeniz ve hayal etmeniz sizleri bir mola yerinden çok tarihsel bir gezintiye çıkaracaktır YOLunuz düşerse BURAsı BURSA’ma DOStLar..



Resim

ANADOLU’nun ULU ÇINARı OSMAN BEY’in KAYIN ATA’sı-HOCAsı,
İ‘LÂ-yi KELİMETULLAH’ın TEVHİDULLAH TARLAsı,
AHİ ŞEYHi EDEBÂLi kaddesallahu sırrahu.:


ŞEYH EDEBÂLİ kaddesallahu sırrahu, OSMAN BEY’in RÛHundaki İ‘LÂ-yi KELİMETULLAH ile =>AKLındaki CihÂDuLLAH’ı ÖZLEŞtirmiştir..

OSMANLI DEVLETİ’nin Kuruluş Amacı İ‘LÂ-yi KELİMETULLAH
Ve Kuruluş Temelinde MaDDe ve MâNâ EŞLeşmesi VARdır..

İ‘LÂ-yi KELİMETULLAH=>SEBiLİLLAH için =>LiVeCHİLLAH/Sadece ALLAH celle celâlihu RIZAsı için, İslam Ordularından ÖNce/ÖNcü OLarak Bizans Topraklarında, zulümden bıkan yöre halkına İSLâM DİNİnin MuhaMmedî MuHABBet ve MERHAMet Dini OLduğunu KURÂNî-MuhaMMedî AhLâkLarıyla ÖNnek gösterip tatbikatta paylaşarak ve ikrâm ederek YAŞAtmışlardır..

Tıpkı Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in Ashâbı Suffâ'sı radiyallahu anhum gibi; Cihâd İMÂNıyLa İNÂNıp =>Cihâd AMELini İŞLemişlerdir..


ŞEYH EDEBÂLİ kaddesallahu sırrahu =>OSMAN BEY’in RÛHundaki İ‘LÂ-yi KELİMETULLAH ile =>AKLındaki CihÂDuLLAH’ı ÖZLEŞtirmiştir..



Resim

NE İdi KUR'ÂN-ı KERÎMde =>İ‘LÂ-yi KELİMETULLAH.:

إعلاء كلمة الله
Sözlükte, “yükseltmek, yüceltmek” anlamındaki “i‘lâ” masdarıyla “ALLAH’ın Sözü” mânasındaki “KELİMETULLAH”tan OLuşan bu terkibde yer alan KELİMETULLAHın, Tevhid İnancının esasını teşkil eden “LÂ İLÂHE =>İLLÂ ALLAH.: ALLAH’tan başka İLÂHyoktur!.” sözünü ve daha genel olarak ALLAH’ın insanlığa gönderdiği Son Dini ifâde eder.
Bu durumda “
İ‘Lâ-yi KELİMETULLAH” tâbiri, ALLAH’ın Dininin ve Tevhid İnancının YÜCELtiLip YAYgınLaştırıLması YOLUnda gösterilen gayret ve faaliyetleri kapsamakta, Cihâd ve Savaş kelimeleriyle BİRLikte Kur’ÂN-ı Kerîm’de sıkça zikredilen “FÎ-SEBÎLİLLÂH.: ALLAH YOLUnda” kavramıyla yakından ilgilidir.. Müslümanları düşmanlara karşı ALLAH celle celâlihu YOLUnda savaşa teşvik için Kur'ÂN-ı Kerîmde KELİMETULLAH;


إِلاَّ تَنصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللّهُ إِذْ أَخْرَجَهُ الَّذِينَ كَفَرُواْ ثَانِيَ اثْنَيْنِ إِذْ هُمَا فِي الْغَارِ إِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِهِ لاَ تَحْزَنْ إِنَّ اللّهَ مَعَنَا فَأَنزَلَ اللّهُ سَكِينَتَهُ عَلَيْهِ وَأَيَّدَهُ بِجُنُودٍ لَّمْ تَرَوْهَا وَجَعَلَ كَلِمَةَ الَّذِينَ كَفَرُواْ السُّفْلَى وَكَلِمَةُ اللّهِ هِيَ الْعُلْيَا وَاللّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
Resim---“İlla tensurûhu fe kad nasarahullâhu iz ahracehullezîne keferû sâniyesneyni iz humâ fî’l- gâri iz yekûlu li sâhibihî lâ tahzen innallâhe meanâ, fe enzelallâhu sekînetehu aleyhi ve eyyedehu bicunûdin lem terevhâ ve ceale kelimetellezîne keferû’s- suflâ, ve KELİMETULLÂHi hiye’l- ulyâ vALLÂHu AZÎZun HAKÎM (hakîmun).: Siz O'na (peygambere) yardım etmezseniz, ALLAH O'na yardım etmiştir. Hani kâfirler ikiden biri olarak O'nu (Mekke'den) çıkarmışlardı; ikisi mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu.: "Hüzne kapılma, elbette ALLAH bizimle beraberdir." Böylece ALLAH O'na 'huzur ve güvenlik duygusunu' indirmişti, O'nu sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş, inkâr edenlerin de kelimesini (inkâr çağrılarını) alçaltmıştı. Oysa ALLAH'IN KELİMESİ, yüce olandır. ALLAH üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe 9/40)

Bazı insanların ganimet, bazılarının şöhret, bazılarının gösteriş için savaştığı, hangisinin ALLAH Yolunda OLduğu sorulunca Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: yalnız ALLAH’ın Kelimesi’nin yüceltilmesi için savaşanın ALLAH Yolunda olduğunu belirtmiştir.. (Buhârî, “Cihâd”, 15; “Tevḥîd”, 28; Müslim, “İmâre”, 149-151).

Yeryüzünde dengeleri ve düzeni bozmak isteyenleri kötüleyen, istilâ, tecavüz ve sömürü amacı taşıyan savaşları tanımayan İSLÂMiyet.:
Bakara 2/11-12, 205; Nisâ 4/94; A‘râf 7/85-86; Kasas 28/77, 83..


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِذَا ضَرَبْتُمْ فِي سَبِيلِ اللّهِ فَتَبَيَّنُواْ وَلاَ تَقُولُواْ لِمَنْ أَلْقَى إِلَيْكُمُ السَّلاَمَ لَسْتَ مُؤْمِنًا تَبْتَغُونَ عَرَضَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا فَعِندَ اللّهِ مَغَانِمُ كَثِيرَةٌ كَذَلِكَ كُنتُم مِّن قَبْلُ فَمَنَّ اللّهُ عَلَيْكُمْ فَتَبَيَّنُواْ إِنَّ اللّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا
Resim---“Yâ eyyuhâllezîne âmenû izâ darabtum fî sebîlillâhi fe tebeyyenû ve lâ tekûlû li men elkâ ileykumu’s- selâme leste mu’minâ (mu’minen), tebtegûne arada’l- hayâti’d- dunyâ, fe indallâhi megânimu kesîrah (kesîratun). Kezâlike kuntum min kablu fe mennallâhu aleykum fe tebeyyenû. İnnallâhe kâne bimâ ta’melûne habîrâ (habîran).: Ey iman edenler! ALLAH'ın yolunda (savaşmak üzere) sefere çıktığınız zaman artık (mü'mini kâfirden ayırt etmek için) iyice araştırıp açığa çıkarın. Ve size selâm verip (teslim olan) kimseye, dünya hayatının geçici meta’ını (çıkarını) isteyerek: “Sen mü'min değilsin!.” demeyin. Oysa ALLAH'ın katında ganimet çoktur. Daha önce siz de öyle idiniz, o zaman ALLAH (lütufta bulunup) sizin üzerinize ni'met verdi. O halde iyice araştırıp açığa çıkarın. Muhakkak ki ALLAH, yaptığınız şeylerden haberdardır.” (Nisâ 4/94)

Ancak müslümanların can ve mal güvenliğini sağlamak, inançları konusunda baskı altında kalmalarını önlemek, kendilerine ve ülkelerine yönelik tehdidlere karşı koymak için yapılan savaşı ALLAH YOLUnda verilen mücâdele olarak Meşrû’ CİHÂD kabul etmiştir. Müslümanın ALLAH’a kulluk ve onun rızâsını temin için İslâm esaslarını öğrenme, öğretme, ferdî ve içtimaî planda yaşama, yaşanmasını sağlamaya çalışma, İslâm’ı tebliğ ve bu hususta karşılaşacağı engelleri aşmak için göstermesi gereken gayreti ifâde eden cihâdın kapsamı içinde yer alan bu savaşın hedefi bazı âyetlerde “fitne sona erip din tamamen ALLAH’ın oluncaya kadar savaşma” şeklinde buyrulmuştur.:

وَقَاتِلُوهُمْ حَتَّى لاَ تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدِّينُ لِلّهِ فَإِنِ انتَهَواْ فَلاَ عُدْوَانَ إِلاَّ عَلَى الظَّالِمِينَ
Resim---"Ve kâtilûhum hattâ lâ tekûne fitnetun ve yekûne’d- dînu lillâh (lillâhi), fe inintehev fe lâ udvâne illâ ale’z- zâlimîn (zâlimîne).: Ve fitne kalmayıncaya ve dîn, ALLAH için oluncaya kadar onlarla savaşın (onları öldürün). Bundan sonra eğer vazgeçerlerse o zaman zâlimlerden başkasına karşı düşmanlık yoktur.” (Bakara 2/193)

وَقَاتِلُوهُمْ حَتَّى لاَ تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدِّينُ كُلُّهُ لِلّه فَإِنِ انتَهَوْاْ فَإِنَّ اللّهَ بِمَا يَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
Resim---“Ve kâtilûhum hattâ lâ tekûne fitnetun ve yekûne’d- dînu kulluhu lillâhi, fe inintehev fe innallâhe bimâ ya'melûne basîr (basîrun).: Ve hiçbir fitne kalmayıncaya ve bütün dîn ALLAH için oluncaya kadar, onlarla kıtalde bulunun (savaşın). Eğer onlar (küfürden) vazgeçerlerse o taktirde muhakkak ki ALLAH, yaptığınız şeyleri en iyi görendir.”(Enfâl 8/39)

Hiçbir Müslümanın, inancı konusunda baskı altında kalmaması, insanların her türlü beşerî ihtirastan uzak olarak ALLAH’a inanmaları ve inançlarının gereğini yerine getirme imkânına kavuşmalarıyla ALLAH Yolunda yapılması istenen savaş hedefine ulaşmış, diğer bir ifâdeyle, “İ‘LÂ-yi KELİMETULLAH” gerçekleşmiş olur. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’den itibâren müslümanların gerek inançları konusunda uğradıkları baskılar gerekse İslâm’ı tebliğ hususunda karşılaştıkları engeller sebebiyle giriştikleri, beşerî ihtirasların hâkim olduğu istilâlardan ayrılması için “FETİH” diye adlandırılan savaşların temel amacı da İ‘LÂ-yi KELİMETULLAH olmuştur..



HAKk’a AŞKk’ın=>ANALİZ-SENTEZi,
HAKk ERENLer KARAGÂHI BURSAm!.
=>İ‘LÂ-yi KELİMETULLAH=>MERKEZi,
KUL İHVÂNim DOSt DERGÂHI BURSAm!.



Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 21 Kas 2019, 17:52 
Çevrimiçi
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11513
Resim RESÛLuLLAH sallallahu aleyhi vesellemde
=>İ‘LÂ-yi KELİMETULLAH.:


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Men kâtele litekûne KELİMETULLAHi hiye’l- ulyâ fehüve fî SebîLiLLAH.: Kim ALLAH’ın KELİMESİni (dini) YÜCE OLsun diye Savaşırsa o ALLAH YOLUndadır!.” buyurmuştur.
(Buharî, Cihâd, 4:51; Müslim, İmâret, 3:1513; Tirmizî, Fezâil-i Cihâd, 4:179)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “ALLAH Yolunda dine hizmet için bir şey infâk edene ALLAH yedi yüz misli arttırır” buyurmuştur.
(Müslim, İmâret, 1892; Tirmizî, Sünen, Cihâd, Fî Sebilillah infâk babı, 3:90; Nesaî, Cihâd, 6: 49; İbn-i Hibbân, Sahih, 396; Hâkim, Müstedrek, İnfâk, 2:87; Müsned-i Ahmed, 4:345)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “İlim öğrenmek namazdan oruçtan, hacdan ve ALLAH Yolunda savaşmaktan daha faziletlidir.”buyurmuştur.
(Kenzü’l- Ummal, Hadis no: 28615.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “İlim öğrenin, ilmin tahsili ALLAH korkusu verir, İlmi öğrenmeyi istemek ibâdettir. İlmî müzakere ALLAH’ı tesbih etmektir. İlimden bahsetmek cihâddır.” buyurmuştur.
(Gazalî, İhya, 1: 11.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Yemen’e gönderdiği Muaz b. Cebel radiyallahu anhu’ya hitaben.: “Senin dâvetinle bir kişinin iman ederek hidâyete ermesi bütün dünyadan ve içindekilerden daha hayırlıdır”buyurmuştur.
(Ebu Davûd, İlim, 10; Müslim, Fedail, 34)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Sizden birinizin ALLAH Yolunda çalışması evinde yetmiş sene namaz kılmasından hayırlıdır. ALLAHu TeÂLÂ’nın sizi mağfiret etmesini ve cennete koymasını isterseniz ALLAH Yolunda cihâd ediniz!.” buyurmuştur.
(İmam Nevevî, Riyazu’s-Sâlihin, 2:537)

Tıpkı Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in Ashâbı Suffâ radiyallahu anhum gibi; Cihâd İMÂNıyLa İNÂNıp =>Cihâd AMELini İŞLemişlerdir..


MuhaMMedî TÂLiM/ÖĞRETim ve TERBiye/EĞİTim de ASHÂB-ı SUFFÂ ÖRNEĞİ.:

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemde, Tebliğ ve Cihâd, Vahiyle ve İlimle başlamıştır. Mekke döneminde “Dâru’l- Erkâm” ile başlayan öğretim ve eğitim faaliyeti Medine’de “Mescid-i Nebevî”de devam etmiştir. “Ashâb-ı Suffâ” burada kalan yatılı öğrencilerden oluşmaktaydı..

Daha sonra İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam-ı Mâlik, Hasen-i Basrî gibi büyük bilginler hep mescidlerde talebe yetiştirmişlerdir. Zamanla câmilerin yanına Mektebler inşâ edilerek câmi ibâdete ve yanındaki mektebler ve medreseler de öğretim ve eğitime tahsis edilerek birer külliye haline getirilmişlerdir.
“Ashâb-ı Suffâ”, Mekke’deki “Dâru’l- Erkâm”ın vazifesini görüyordu. Burada kendini ilme vermiş, ne ticâret ve ne de ziraat ile meşgul olmayan sahabeler vardı. Kur'ÂN-ı Kerîm’i öğrenir ve Peygamberimiz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in sohbetleri ile kendilerini yetiştirirlerdi. Feragat ve fedakârlık örneği olan ve kendilerini ilme veren bu sahabeler çoğu zaman oruç tutarak idâre ederlerdi. Peygamberimiz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in Medine’de bulunduğu süre içinde eğitim alan sahabelerin toplam adedi 500’ü geçtiği rivâyet edilmektedir.
Suffâ EhLi de, son derece ihtiyaç ve zaruret içinde olsalar da izzet ve şereflerini, iffet ve vakarlarını koruyarak başkalarından bir şey istemezler ve dağdan sırtlarında odun taşıyarak, zengin ve varlıklı kimselerin Müslüman ve Yahudi ayırmaksızın işlerini yapar ve ücretlerini alın teri ile alırlardı. Bunun için ALLAHu zü’L- CeLÂL Kur’ân’da övmüş ve Bakara Sûresi 273 âyeti onlar hakkında nazil olmuştur..

(Kurtubi, El-Câmiu’l-Ahkâmü’l-Kur’an, 3:340.)

لِلْفُقَرَاء الَّذِينَ أُحصِرُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ لاَ يَسْتَطِيعُونَ ضَرْبًا فِي الأَرْضِ يَحْسَبُهُمُ الْجَاهِلُ أَغْنِيَاء مِنَ التَّعَفُّفِ تَعْرِفُهُم بِسِيمَاهُمْ لاَ يَسْأَلُونَ النَّاسَ إِلْحَافًا وَمَا تُنفِقُواْ مِنْ خَيْرٍ فَإِنَّ اللّهَ بِهِ عَلِيمٌ
Resim---“Lil fukarâillezîne uhsirû fî sebîlillâhi lâ yestatîûne darben fî’l- ardı, yahsebuhumu’l- câhilu agniyâe mine’t- teaffuf (teaffufi), ta’rifuhum bi sîmâhum, lâ yes’elûne’n- nâse ilhâfâ (ilhâfen), ve mâ tunfikû min hayrin fe innALLÂHe bihî ALÎM (alîmun).: (İnfâklarınız ve sadakalarınız), kendilerini ALLAH yoluna hasreden (adayan), yeryüzünde dolaşmaya (ticâret yapıp kazanmaya) gücü yetmeyen fâkirler içindir. Onların durumlarını bilmeyen, onları iffetlerinden dolayı zengin zanneder. Onları sen, yüzlerinden tanırsın. Zorla insanlardan bir şey istemezler. Hayır olarak ne infâk ederseniz (verirseniz), o taktirde muhakkak ki ALLAH, onu en iyi bilendir.” (Bakara 2/ 273)

Suffâ EhLi, gündüzleri mescidde ilim ve ibâdetle meşgul olur, Suffâ’yı da müzâkere meclisi ve yatakhâne olarak kullanırlardı..(Ebu Davûd, Büyu’, 36)


Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 27 Kas 2019, 21:20 
Çevrimiçi
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11513
Resim

Bu SaHaBeLerin MuhaMMedî TÂLiM/ÖĞRETim ve TERBiye/EĞİTim ÖĞRETmenLeri.:

Abdullah b. Mesûd, Ubey b. Kaab, Muaz b. Cebel, Ebu’d-Derdâ; Ubâde b. Sâmit radiyallahu anhum gibi meşhur Âlim Sahabelerden oluşmaktaydı..
Sahabeler içinde binden fazla hadis rivâyet eden ve “Müksirûn” unvânına lâyık olan meşhur yedi sahabenin üçü olan Ebu Hureyre radiyallahu anhu, Abdullah b. Ömer radiyallahu anhu, ve Ebu Said el-Hudrî radiyallahu anhu bu mektebin talebelerindendir..

Peygamberimiz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, burada kendini yetiştiren sahabeleri çevre kabilelerden taleb edenlere muallim ve mürşid olarak gönderirdi. “Raci’” ve “Bi’r-i Mâune” de kalleşçe pusuya düşürülerek şehîd edilen 70 “Kurra” sahabe böyle bir göreve giderken şehîd olmuşlardır.

Suffâ EhLi’nin ihtiyaçları ile Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem bizzat ilgilenir ve kendisine gelen sadaka ve zekâtları onlara ayırırdı. Ashâbın zenginlerine de yardımcı olmalarını tavsiye ederdi. Ayrıca sahabelerine Suffâ Ehlinden götürebilecekleri kadar misâfir almalarını da tavsiye ederdi. Onun için bunlara ayrıca “Edyâfu’l- Müslimîn” denirdi.
(Buharî, Rikak, 17)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “İki kişilik yiyeceği olan (Ashâb-ı Suffâden) bir üçüncüsünü götürsün, dört kişilik yiyeceği olan bir beşincisini ya da altıncı kişiyi misâfir etsin!.” buyurmuştur.
(Buharî, Mevâkit, 41)

Ebubekir radiyallahu anhu 3 kişiyi, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem de 10 talebeyi alarak evine götürmüştür.. (Tecrid-i Sarih, 2/540)

Ashâb-ı Suffâ’nın geçimini Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem üslenmiştir. Suffânın gelirleri sahabelerin zenginlerinden aldığı zekât, sadaka ve diğer bağışlardan oluşurdu. Çünkü bu sahabeler ne ticâretle ve ne de bir san’atla meşgul olmadıkları için para kazanamazlardı. Suffâ’nın önde gelen talebelerinden en çok hadis rivâyet eden Ebu Hureyre radiyallahu anhu.: “Benim çok hadis rivâyet etmem, Ensar’ın ziraat ve ticâret ile meşgul oldukları halde benim sadece Peygamberimiz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in sözlerini ve nasihatlerini öğrenmekle meşgul olmamdandır.” demiştir..
(Kâmil Miras, Tecrid-i Sarih Tercümesi, 7:47.)

Peygamberimiz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, sahabelerin Suffâ için verdikleri zekât ve sadakaları onların şahıslarına vermez, müessese namına alır ve Suffâ’da bulunan sahabelerin mâişetleri için harcardı. Zaman zaman onlarla sohbet eder, yaptıkları hizmetin ALLAH katında makbul olduğunu belirtir ve önemini şu sözlerle ifâde ederdi.: “Şayet sizler kendiniz için ALLAH katında neler hazırlandığınızı bir bilseniz, yoksulluğunuzun artmasını ve ihtiyaçlarınızın çoğalmasını isterdiniz.”
(Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, 2:941.)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Ashâb-ı Suffâ’ye o derece değer verir ve ilgilenirdi ki, kendi hâne-i saadetlerini ihmal eder, önce onların ihtiyaçlarını gidermekle uğraşırdı. En değerli kızı Fatıma aleyhasselâm el değirmeni ile un öğütmekten yorulduğu için Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’den bir köle ve hizmetçi istemesi üzerine;

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Kızım, sen ne diyorsun? Ben henüz Ehl-i Suffâ’nin ihtiyaçlarını karşılayarak yoluna koyamadım!.” diyerek isteğini reddettiği meşhurdur..
(İbn-i Saad, Tabakat, 8:25)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 01 Ara 2019, 20:09 
Çevrimiçi
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11513
Resim

BİLECİk’te=->BİZ BİR-İZ’de,
OSMANLI ÇINARı=>TARLAsı!.
LİVECHİLLAH=>HASBî İZ’de,
===>EDEBÂLi TEVHiD DUAsı!.


ZEVK 9473

İSLÂM DİNin==>HAKk ERENi..=>EDEBÂLi==>TEVHİD PINARı,
MADDE>MÂNÂ’yLa BULuştu...=>TOHUM>TARLA’yLa KOŞLandı!.
==>ÇAĞLarın>YAZ-KIŞın YAŞAdı.. ==>OSMANLI ÇİLLE ÇINARı,
GÜNü GELdi =>ALKIŞLandı.. ==>BiR GÜN GELdi ki =>TAŞLandı!.


15.11.19 15:19
bilecikk.. Edebâlitürbesi..



İSLÂM’ın SuLH SİLAHDÂRı,
=>YILLar YILı=>EMEKDÂRı,
ALLAH’ın LÛTFuyLa TÜRKLer,
İLE’L- EBED==>BAYRAKDÂRı!.


=>“FİTNE ÂLEMİ”n==>TASAsı,
HAKk’ın HÜKMün DUYMAmaktır!
=>“KELÂMuLLAH”ın ==>YASAsı,
“FİTNE ÂLEMİ”ne=>UYMAmaktır!.


=>“UÇURUM”a==>GÖTÜRÜRLer,
=>“ASLI’nı=->İNKÂR EDENLER”i!.
İNANÇLARI’ndAN===>SÜRÜRLer,
=>“PEŞLERİ-ndEN=>GİDENLER”i!.



Resim KAYı BAYrağı 2 OK 1 YaY..

AHİ ŞEYHi EDEBÂLi kaddesallahu sırrahu..:

OĞUZun IŞIğı EDABALı.. Şeyh EdebâLi (1206-1326), Osmanlı DevLeti'nin kuruluş yıllarında yaşamış bir İslam ilahiyatçısı, Din Bilgini, Ahi Şeyhi, Osmanlı DevLeti’nin Mânevî Bânîsi, Osman Gâzi'nin Kayınbabası ve Hocası/Üstâdı, Osmanlı Devleti'nin Zikir-Fikir-Şükür-Sabır Babasıdır..

1206 yılında Kırşehir’in Mucur İlçesi İnaç Köyü’nde dünyaya geldi. Cihan Devleti Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucusu olan Osman Gâzi’nin kayınbabasıdır. İlk öğrenimden sonra medrese eğitimini Karaman’da Hânefi fıkhı âlimi olan Necmeddin ez-Zâhidî’den almıştır.. Daha sonra Şam’a gitti, orada dönemin tanınmış, bilgili âlimlerinden olan Süleyman bin Ebu’l- İz ve Cemâleddin el-Hasırî’den yüksek ilim tahsilini yapan Edebâli, İslami usulleri alanında derin bilgileri öğrendi, dersler aldı ve tekrardan vatanına döndü.

Şam’daki medrese eğitimi ardından Anadolu’ya döndü. Anadolu’da tasavvufa yöneldi. İslam hukuku, tefsir ve hadis alanlarında ciddi anlamda bilgiye ve bu alanlarda uzmanlaşmış bir manevî donanımına sahib oldu. Şeyh Edebâli Eskişehir yakınlarında bir köyde tekke kurdu. Burada halk tarafından çok sevildi. Ayrıca dönemin en ünlü âlimlerinden olan Mevlânâ Celaleddin Rumî ve Hacı Bektaşî Velî’nin sohbetlerine katıldı. Ayrıca Şeyh Edebâli de, Anadolu Ahi Reislerindendir..

AHİ ŞEYHi EDEBÂLi kaddesallahu sırrahu, Moğol istilâsının ardından büyük bir çalkantı ve buhran yaşayan MüsLüman AnadoLu’nun, içinde bulunduğu bu girdabdan kurtulması için büyük gayretler sarf eden şahsiyetlerin başında gelmektedir.. O, beyliklere bölünüp parçalanarak ciddî yara almış olan Anadolu birliğini yeniden tesis ile İslâm sancağını EhL-i Küfür karşısında muzafferen dalgalandırmak için çırpınıyordu. Bu gâyesini gerçekleştirebilmek yolunda bütün Anadolu Beyliklerini hassas bir değerlendirmeye tâbî tutmuştu. Birbirleriyle Selçuklu’nun yerini almak maksadıyla devamlı ve kıyasıya bir sûrette kavga hâlinde olan Beyliklerin durumu, Şeyh Edebâli kaddesallahu sırrahu’ye ümit vermiyordu. Nihâyet henüz dört yüz atlı kadar bir kuvvete mâlik olup “Uç Beyliği” yapmakta olan ve hiç kimsenin ilerisi hakkında parlak şeyler düşünmediği “Osmanlı Beyliği”ni tahlil eden Edebâli Hazretleri, bu küçük beylikte aradığı ulvî cevheri buldu..

Tasavvuf ’ta ilk işi Bilecik’te zâviye kurmak oldu. Zâviye kurup burada halkı irşâda başladı.
Âşıkpaşazâde, zâviyesinin hiç boş kalmadığını, şeyhin gelip geçen fukaranın her türlü ihtiyacını gidermeye çalıştığını, hatta bu maksatla koyun sürüsü bulundurduğunu kaydeder..
(Âşıkpaşazâde, Târih, s. 6).

Bilecik’te kurduğu zâviyede halka sohbet ve talebelere eğitim veren Şeyh Edebâli kaddesallahu sırrahu, Osmanlı Devleti’nin Söğüt’teki faaliyetleriyle Osman Gâzi ile tanışmış oldu. Söğüt yöresi civârında Selçuklu Devleti tarafından aşiretine yaylak ve kışlak olarak verilen Osman Gâzi ile sık sık görüşmüş ve onu devamlı olarak yanında bulundurmuştur. Çocukluk yıllarından itibâren Osman Gâzi, Şeyh Edebâli kaddesallahu sırrahu’nun yanında yer almış onunla oturup onunla kalkmıştır. Osman Gâzi, Velîleri çocukluktan padişahlık yıllarına değin sevip saymış, mübârek günlerde daima şeyhin zâviyesine giderek dinî ve idarî konularda Hocasının görüşlerine başvururdu..

Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarından itibâren başlayıp dünyaya hakim olma sürecine değin Şeyh Edebâli kaddesallahu sırrahu, mutasavvıf olması yanında ilk Osmanlı Kadısı ve Müftüsü olmuştur. Dönemin bütün âlimlerinden istifâde etmiş, bir çok fakih âlimiyle görüşüp onlardan ders almış ve bunların neticesinde çok sayıda talebe yetiştirmiştir. Yetiştirdiği talebelerden ve damadı olan Dursun Fakih, Osmanlı Devleti’nin ikinci müftüsü ve kadısı olmuştur..

Gerek Osmanlı Beyliği’nin mevcut coğrafî durumu, gerekse fertlerindeki İSLâM’a hizmet heyecan ve aşkı ile dolu bir
“FÎ-SEBÎLİLLÂH.: ALLAH YOLUnda” “İ‘Lâ-yi KELİMETULLAH” ANLAyışı, Şeyh Edebâli kaddesallahu sırrahu Hazretleri için mükemmel bir zemin idi.
Bunun için bütün yakınlarıyla birlikte Osmanlı Mülkü’ne yerleşti ve cümle gayret ve himmetini bu beyliğin madden ve mânen büyüyüp gelişmesi için sarf etmeye başladı. Öncelikle Bilecik’te bir zâviye kurarak halkı ve bilhassa başta Osman Gâzi olmak üzere Beyliğin idârecilerini irşâd seferberliğine girişti. Tarihçi Âşıkpaşazâde, zâviyesinin hiç boş kalmadığını, Şeyh Edebâli kaddesallahu sırrahu’nun gelip geçen derviş ve fukarânın her türlü ihtiyacını giderdiğini, hattâ bu gâye ile dâimâ bir koyun sürüsü bulundurduğunu kaydeder..

Evvelce bahsinde anlatılmış olduğu üzere Osman Gâzi, gençliğinden itibâren İlim ve Tasavvuf EhLini çok sever, husûsiyle mübârek günlerde üstâdı Edebâli kaddesallahu sırrahu Hazretleri’nin yanına giderek ondan feyz alırdı. Şeyhin, Osman Gâzi’nin Kur’ÂN-ı Kerîm’e hürmet ve tâzîminin neticesinde gördüğü rüyâyı tâbir etmesi ve ona kızını zevce olarak vermesi meşhurdur..
Şeyh Edebâli kaddesallahu sırrahu Hazretleri’nden sonra mensub olduğu Ahî Şeyhliği’nin kime intikâl ettiği bilinmemekle beraber talebesi Dursun Fakîh’e icâzet vermiş olduğu rivâyeti kuvvetlidir. Ancak bu İcâzet ve Hilâfet daha sonraları torunu 1. MuRaD Hân’a intikal etmiştir..

Edebâli kaddesallahu sırrahu Hazretleri, aynı zamanda ilk Osmanlı kadısı ve müftüsüdür. Yıllarca halkına huzur ve feyiz saçarak uzun bir ömür sürmüş, 1326’da vefât etmiştir.
Edebâli Hazretleri çok sayıda talebe yetiştirmiştir. Önde gelen talebelerinden Dursun Fakîh, kendisinden sonra Osmanlı Devleti’nin ikinci Müftüsü ve Başkadısı olmuştur..


İ‘Lâ-yi KELİMETULLAH.:
ALLAHu zü’L- CeLÂL’in BİRLiğini ÎLÂN etmek ve de İSLÂMiyeti YÜCELtmek ANLAmLarına GELmektedir. ÎLâ-yı KELİMetuLLAH, ALLAH ADInın ve KELİMe-i TEVHİDde HüLâsa EdiLen İSLÂM DÎNİnin YAŞAnarak TEBLİĞ EDİLmesi ve YÜCELtiLmesi DEmektir..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 06 Ara 2019, 19:51 
Çevrimiçi
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11513
ResimKayı-Osmanlı bayrağı.:

OSMAN GÂZİ’nin RÜYÂSI.:

Âlim ve Sûfîleri çok seven Osman Gâzi, mübârek günlerde EDEBÂLİ kaddesallahu sırrahu zâviyesine giderek dinî ve idarî konularda her zaman onun görüşlerine başvururdu..
(Cenâbî Mustafa Efendi, vr. 555)

Âşıkpaşazâde’nin, Osman Gâzi’nin İmamı İshak Fakih’in oğlu Yahşı Fakih ve Edebâli’nin oğlu Mahmud Paşa’nın rivâyetlerine dayanarak anlattığına göre;
Osman Gâzi bir gece Edebâli’nin zâviyesinde kalmış, rüyâsında şeyhin koynundan doğan bir ayın kendi koynuna girdiğini, aynı anda göbeğinden bir ağaç bittiğini ve bu ağacın gölgesinin dünyaya yayıldığını, altından dağlar yükseldiğini ve her dağın altından da suların çıktığını görmüş.
Osman Gâzi rüyâsını Şeyh Edebâli kaddesallahu sırrahu’ye anlatınca Şeyh.:

“HAKk TeÂLÂ sana ve nesline padişahlık verdi. Mübârek olsun. Kızım Malhun Hatun da senin helâlin oldu!.” der. Edebâli kaddesallahu sırrahu’nun bu yorumu üzerine Osman Gâzii Malhun Hatun ile evlenmiştir.
(Âşıkpaşazâde, s. 6; ayrıca bk. Terceme-i Menâkıb-ı Tâcü’l-ârifîn, vr. 3b; Mecdî, s. 20-21; Cenâbî Mustafa Efendi, vr. 556.)

Aşıkpaşazâde’nin rivâyet ettiği bilgiler ışığında, Yine bir gün Osman Bey, Şeyh Edebâli’yi ziyâret eder. Osman Bey, misâfir olarak o gece orada kalır. Kaldığı odada rahledeki Kur'ÂN-ı Kerîmi koyacak yüksek yer bulamayınca ayaklarını uzatmadan uyuklayan Osman Bey, şöyle de bir rüyâ görür.: ”Şeyh Edebâli’nin göğsünden çıkan bir ay geldi kendi göğsüne girdi. Göbeğinde de bir ağaç yeşerdi. Öylesine büyük bir ağaç oldu ki dalları gökleri, kökleri tüm dünyayı sardı. Gölgesi bütün yeryüzünü tutu. İnsanlar o ağacın gölgesinde toplandılar. AltındanUlu dağlara ve dağların eteğinden çıkan coşkun sulara hep o ağaç gölge etti.”
Osman Bey uyanır uyanmaz rüyâsını Şeyhine anlatır. Şey Edebâli kaddesallahu sırrahu rüyâyı şöyle yorumlar.:

”Sen Ertuğrul Gâzi oğlu Osman!. Babandan sonra “Bey” olacaksın. Kızım Malhun Hatun ile evleneceksin. Benden çıkıp sana gelen NÛR budur. Sizin soyunuzdan nice hükümdârlar gelecek ve nice devletleri tek çatı altında toplayacaklar. ALLAH nice insanın İSLâM’a kavuşmasına senin soyunu vesile edecektir.”
”Oğul Osman!. ALLAHu TeÂLÂ sana ve soyuna hükümrânlık verdi mübârek olsun, kızım Malhun Hatun senin helâlin olsun!.” der.
Şeyh Edebâli kaddesallahu sırrahu’nun bu yorumu üzerine Osman Bey Malhun Hatun (Rabia Bâlâ Hatun) ile evlenir..


ŞEYH EDBÂLİ kaddesallahu sırrahu’nun TARİKATı.:

Ebü’l-Vefâ el-Bağdâdî kaddesallahu sırrahu’ye (ö. 501/1107) nisbet edilen Vefâiyye Tarikatına mensub olan Edebâli kaddesallahu sırrahu..
(Terceme-i Menâkıb-ı Tâcü’l-ârifîn, vr. 2 a-b, 10b; Kâtib Çelebi, vr. 43b)

Aynı zamanda Ahî Teşkilâtı'nın Reisidir. Ahî Şeyhliğinin Edebâli kaddesallahu sırrahu’den sonra kime geçtiği ise bilinmemektedir; ancak daha sonra I. Murad’a intikal etmiştir..
(Barkan, II, 288; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, I, 531)

Son zamanlarında kızı ve torunu Alâeddin Bey ile Bilecik’te oturan Edebâli kaddesallahu sırrahu’ye, Kozağaç Köyünün öşür ve hâsılatı verilmiş, kızı Râbia Hatun (veya Bâlâ Hatun) kendilerine verilen bu köyü Tekke’ye vakfetmiştir..
(BA, MD, nr. 31, s. 217, hk. 481; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, I, 561)

Edebâli kaddesallahu sırrahu’nun kızı Mal Hatun adına Eskişehir’de bir Mal Hatun Ünâs Mektebi’nin mevcud olduğu da belgelerden öğrenilmektedir..
(Şer‘iyye Sicilleri, Ankara-Ayaş, Defter, nr. 34, s. 42, Belge, nr. 237)

Edebâli kaddesallahu sırrahu, uzun bir ömür sürdükten sonra 726 (1326) yılında vefât etti. Hezârfen Hüseyin Efendi ise diğer kaynakların aksine vefât tarihi olarak 727 (1327) yılını kaydeder. (Tenkıhu’t-tevârîh, vr. 104b).
Edebâli kaddesallahu sırrahu, mutasavvıf olması yanında ilk Osmanlı kadısı ve müftüsüdür. Döneminin birçok fakihi ile görüşmüş ve onlardan ders almış, çok sayıda talebe yetiştirmiştir. Önde gelen öğrencilerinden damadı Dursun Fakih, şeyhten sonra Osmanlı Devleti’nin ikinci müftüsü ve kadısı olmuştur. (Leknevî, s. 85). Çandarlı Kara Halil’in de Edebâli’nin talebesi olabileceği ihtimali üzerinde durulmuşsa da bunu doğrulayan herhangi bir belge yoktur. (İA, III, 352).



Resim

ŞEYH EDEBÂLİ TÜRBESİ ve MALHUN HATUN TÜRBESİ.:

BiLeCik İLimizin Kısaca Tarihi.: Tam olarak detayları bilinmese de “Agrillion” adı altında antik bir kentin varlığı ve 3000 yıl kadar geçmişi olduğu bilinmekte. Şehir aslında 1500’lü yıllara gelindiğin de bile 700 kişinin yaşadığı bir yerleşim olarak kayıtlara geçiyor. Hatta şehir özelliğini ancak Cumhuriyet Döneminde alıyor. Özellikle coğrafî sebeblerden ötürü bugün bile yerleşim alanı ve nüfusu olarak Türkiye’nin en küçük şehirlerindendir..

Şeyh Edebâli kaddesallahu sırrahu, 1326 yılında Bilecik’de 120 yaşında vefât etti. Türbesi Osman Gâzi tarafından yaptırılmıştır..
Şeyh EDEBÂLİ Türbesi, Bilecik kent merkezindedir. Bilecik Otogarı’nın hemen karşısında türbeye giden bir yol bulunmaktadır. Halk arasında bu yol, ”Türbe Yolu” olarak da bilinmektedir. Otogarın karşısında bu yolu takib ederek yaklaşık 2-3 kilometre uzaklıktaki Orhan Gâzi Câmii’ne ulaşılmaktadır. Şeyh Edebâli Türbesi, bu câminin sol tarafında bulunan geniş merdivenlerin sonunda yer almaktadır..


“Anadolu Türk Tarihinin belki de en önemli şahsiyeti kim?.” deseler, akla ilk sıralarda gelmeyebilir ama, bugün bile bu topraklarda Türkçe konuşulması, Şeyh Edebâli kaddesallahu sırrahu’nun, Osman Gâzi altında Türklerin birleşmesini desteklemesi ile mümkün olmuştur. Bu BİRLeşmenin Manevî Mimârı ise Şeyh Edebâli kaddesallahu sırrahudur..
Bu sebeple, Türk tarihinin büyük isimlerinden olan ve 1326 yılında yaklaşık 120 yaşında vefât etmiş Şeyh Edebâli kaddesallahu sırrahu’nun Bilecik’teki bu türbesi de, tarihi açıdan çok önemlidir. Ancak gerek gösterilen özen, gerekse ziyâret edenlerin davranışları maalesef bu büyüklüğe yakışmamakta. Osmanlı’nın ilk Kadısı ve Müftüsü olan, Osman Gâzi’nin aynı zamanda kayınpederi olan Şeyh Edebâli kaddesallahu sırrahu Hazretlerini, şehri ziyâret eden herkes ziyâret etmeli..

Türbe kompleksi, Eski Bilecik’te, Orhan Gâzi Câmisi’nden 50 m. uzaklıktadır.
Küçük bir külliye durumunda olan Şeyh Edebâli Türbesi ve Malhun Hatun Türbesi’yle mescid ve dergâhı günümüze kadar gelebilmiştir.
Bir kayalıkta yer alan yapılar, avlu içindedir. Edebâli Türbesi ve dergâh aynı yapı içinde, Malhun Hatun Türbesi bunların doğusundadır.

Külliyenin batısındaki Orhan Gâzi’ce yaptırıldığı kabul edilen yapı, onarımlarla XIV. yy. daki durumunu yitirmiştir. Günümüzde sıvalı, üstü kiremit örtülü bir yapıdır. Kubbeli mekanın iki yanında, iki eyvanın oluşturduğu dikdörtgen planlıdır. Ortada, sandukaların bulunduğu ana kubbeli bölüm, kare biçimindedir. Tek bir girişi vardır. Yanlarda eyvan duvarlarındaki değişik, güzel işçilik gösteren pencereler, XVI. XVII. yy. işidir. Türbede Edebâli’nin ve yakınlarının yedi büyük, dört küçük sandukası bulunmaktadır..

Türbe yanındaki büyük oda, mihrablı bir mescid biçimindedir. Tavanı XIX. yy. dan ve ampir üslubundadır. Bu odanın üstündeki 1889 tarihi ve Sultan Abdülhamid’in tuğrası, onarım zamanını belirtmektedir..

Edebâli Türbesi’nin yakınında, külliyenin en doğusunda, yine bir kaya üstünde Şeyh Edebâli’nin kızı ve Osman Gâzi’nin eşi Rabia Malhun Hatun’un Türbesi yer almaktadır. Dört köşeli, kubbeli küçük bir yapıdır. Kubbe eteğinde iki pencere vardır. Osmanlı türbe mimarîsi özelliklerini gösteren yapının öbür türbeyle yükseklik ayrılığı birkaç basamakla giderilmiştir..



Resim

ZİNCİRLİ KAYA.:

Edebâli Türbesi’nin yolu üzerinde ve çok yakınında, Büyük bir Blok olarak ana kayadan ayrık “Zincirli Kaya” denilen ve ana gövdeye zincirle bağlanmıştır..
Hakkındaki çeşitli rivâyetlerle yıllardır gizemini koruyan "Zincirli Kaya" kente gelen yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekiyor.
İstiklâl Mahallesi sâkinlerinden yaşayan Ömer Ersin (67) ise, zincirli kayanın Osmanlı döneminde idâm infazların burada yapıldığından esas isminin "Sicilli Kaya" olarak büyüklerinden duyduklarını dile getirmiştir..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 14 Ara 2019, 19:13 
Çevrimiçi
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11513
Resim

ŞEYH EDEBÂLİ’nin OSMAN BEY’e VÂSİYETi.:

Ey OĞUL!.
Bundan sonra öfke bize, uysallık sana..
Güceniklik bize, gönül almak sana..
Suçlama bize, katlanmak sana..
Âcizlik bize, yanılgı bize, hoş görmek sana..
Geçimsizlikler, çatışmalar, anlaşmazlıklar bize, adalet sana..
Kötü göz, şom ağız haksız yorum bize, bağışlamak sana!.


Ey OĞUL!.
Bundan sonra bölmek bize, bütünlenmek sana..
Üşengeçlik bize, uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana!.


Ey OĞUL!.
Sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaz..
İnsanı yaşat ki, Devlet yaşasın!.


Ey OĞUL!.
Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı..
ALLAH celle celâlihu yardımcın olsun!.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 18 Ara 2019, 19:47 
Çevrimiçi
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11513
Resim

ŞEYH EDEBÂLİ’nin OSMAN BEY’e VÂSİYETi.:

Ey OĞUL!.
GEÇmişini BİLmeyen, GELeceğini de BİLemez!.


Ey OĞUL!.
BİLesin ki, aTın iyisine DORU, YİĞİDin iyisine DELİ DERLer!.


Ey OĞUL!.
UKaLâyLa DOst OLma!. =>Çok Konuşur =>Boş Konuşur =>Kem Konuşur..
ÜzüLürsün!.


Ey OĞUL!.
CâHiL iLe dost OLma!. =>İLim BİLmez =>İrfÂN BİLmez, söz BİLmez..
ÜzüLürsün!.


Ey OĞUL!.
SaygısızLa Dost OLma!. =>USuL BİLmez =>AdÂb BİLmez, =>SıNıR BİLmez..
ÜzüLürsün!.


Ey OĞUL!.
KibirLiyLe Dost OLma!. =>HâL BİLmez =>AHVâL BİLmez =>GöNüL BİLmez.. ÜzüLürsün!.


Ey OĞUL!.
GörgüsüzLe Dost oLma!. =>YoL BİLmez =>Yordam BİLmez, =>KuRaL BİLmez.. ÜzüLürsün!.

Ey OĞUL!.
AÇ GÖZLü iLe dost OLma!. =>İkram BİLmez =>Kural BİLmez =>Doymak BİLmez.. ÜzüLürsün!.

Ey OĞUL!.
Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını BİLmezsen sabah rüzgarlarında savrulur gidersin!.


Ey OĞUL!.
Üç KİŞİye Acı =>CâhiLLer arasındaki ÂLiMe =>Zenginken fÂkir düşene =>Hatırlı iken itibârını kaybedene!.

Ey OĞUL!.
ALLAH celle celâlihu =>Sana yükünü taşıyacak güç ve ayağını sürçtürmeyecek=> AKIL ve KALB VERsin!.


Ey OĞUL!.
Kişinin gücü, günün birinde tükenir ama BİLgi yaşar. BİLginin ışığı kapalı gözlerden bile içeri sızar aydınlığa kavuşturur!.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 25 Ara 2019, 22:19 
Çevrimiçi
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11513
Resim

ŞEYH EDEBÂLİ’nin OSMAN BEY’e VÂSİYETi.:

Ey OĞUL!.
SABRetmesini BİL!.


Ey OĞUL!.
İnsÂN ÖLür =>ESeRi KaLır!.


Ey OĞUL!.
HayvÂN ÖLür =>SeMeRi KaLır!.


Ey OĞUL!.
GÖRdün SÖYLEme!. BİLdin BİLme!.

Ey OĞUL!.
HakLı OLduğun MücâdeLeden Korkma!.

Ey OĞUL!.
=>İNSANı->YAŞAt ki =>DEVLEt->YAŞAsın!.

Ey OĞUL!.
Çok Konuşma!. Boş Konuşma!. Kem Konuşma!.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 03 Oca 2020, 01:15 
Çevrimiçi
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11513
Resim

ŞEYH EDEBÂLİ’nin OSMAN BEY’e VÂSİYETi.:

Ey OĞUL!.
Yükün Ağır =>İşin Çetin =>Gücün KıLa BağLı =>ALLAH TeÂLÂ YARdımcın OLsun!.


Ey OĞUL!.
Bundan sonra =>Acizlik>Bize =>YanıLgı>Bize =>Hoş GÖRmek SaNa!.

Ey OĞUL!.
Bundan sonra =>GücenikLik>Bize =>GöNüL ALmak SaNa!.

Ey OĞUL!.
Bundan sonra =>BöLmek>Bize =>BütünLemek>SaNa!.

Ey OĞUL!.
Bundan sonra =>SuçLamak>Bize =>KatLanmak SaNa..!.


Ey OĞUL!.
Bundan sonra =>Öfke->Bize =>UYSaLLık->SaNa!.


Ey OĞUL!.
Sen =>Seni BİL!. =>Ömrünce bu yeter SaNa!.

Ey OĞUL!.
İkram BİL!. Kural BİL!. Doyum BİL!.


Ey OĞUL!.
İLim BİL!. İrfÂN BİL!. SÖZ BİL!.


Ey OĞUL!.
Usul BİL!. Adâb BİL!., Sınır BİL!.

Ey OĞUL!.
Hal BİL!. Ahvâl BİL!. GönüL BİL!.

Ey OĞUL!.
KİMsenin UMUDunu KıRma!.

Ey OĞUL!.
Mert OL!. YürekLi OL!.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 07 Oca 2020, 14:47 
Çevrimiçi
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11513
Resim

ŞEYH EDEBÂLİ’nin OSMAN BEY’e VÂSİYETi.:

Ey OĞUL!.
Sabretmesini BİL!. Vaktinden önce çiçek açmaz. Şunu da unutma =>İNSANı>YAŞAt ki =>DEVLEt>YAŞAsın!.


Ey OĞUL!.
Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı!. Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli!.

Ey OĞUL!.
HAKLı OLduğun mücâdeleden korkma!. BİLesin ki AT'ın iyisine DORu, YİĞİD'in iyisine DELi derler!.

Ey OĞUL!.
MiLLetin, kendi İrfÂNın içinde yaşasın. Ona sırt çevirme!. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu İrfÂNdır!.

Ey OĞUL!.
Unutma ki =>Yüksekte yer tutanlar =>Aşağıdakiler kadar emniyette değildir!.


Ey OĞUL!.
GEÇmişini BİLmeyen, GELeceğini de BİLemez. GEÇmişini iyi bil ki =>GELeceğe SAGLam BAS!.asın. Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın!.


Ey OĞUL!.
Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize =>AdaLet sana!.

Ey OĞUL!.
En büyük zafer NEFSini TANImaktır. Düşman =>İnsanın kendisidir. Dost ise =>NEFSi TANIyanın kendisidir!.


Ey OĞUL!.
Bu dünyada İNANCını kaybedersen =>yeşilken çorak olur, ÇÖLLere DÖNersin!.


Ey OĞUL!.
ÖFken ve NEFSin bir olup AKLını mağlup eder. Bunun için =>Dâima sabırlı, sebatkâr ve iradene sahip olasın! Sabır çok önemlidir. Bir BEY sabretmesini BİLmelidir. =>VAKtinden ÖNce çiçek AÇmaz!.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 11 Oca 2020, 19:05 
Çevrimiçi
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11513
Resim

ŞEYH EDEBÂLİ’nin OSMAN BEY’e VÂSİYETi.:

Ey OĞUL!.
Sevildiğin yere sık gidip gelme; muhabbet ve itibârın zedelenir!.


Ey OĞUL!.
Kişinin gücü günün birinde tükenir ama BİLgi yaşar. BİLginin ışığı kapalı gözlerden BİLe içeri sızar aydınlığa kavuşturur!.

Ey OĞUL!.
Açık sözlü ol!. Her sözü üstüne alma! GÖRdün, söyleme; BİLdin deme!.

Ey OĞUL!.
Dünya senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizemler, bilinmeyenler, görülmeyenler, ancak; senin fazilet ve erdemlerinle gün ışığına çıkacaktır!.

Ey OĞUL!.
Unutma ki =>Yüksekte yer tutanlar =>Ananı ve Atanı say!. BiL ki bereket, büyüklerle beraberdir!.


Ey OĞUL!.
Hayvan ÖLür semeri kalır; insan ÖLür eseri kalır. Gidenin değil bırakmayanın ardından ağlamalı!.


_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 18 Oca 2020, 14:06 
Çevrimiçi
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11513
Resim

ŞEYH EDEBÂLİ’nin OSMAN BEY’e VÂSİYETi.:

Ey OĞUL!.
DURmaya, DİNLENmeye hakkımız yok!. Çünkü zaman yok, süre az!.


Ey OĞUL!.
Sabır kara bir dikeni yutmak, diken içini parçalayıp geçerken de hiç ses çıkarmamaktadır!.

Ey OĞUL!.
Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana!!.

Ey OĞUL!.
Yalnızlık korkanadır. Toprağın EKim zamanını BİLen çiftçi başkasına danışmaz. Yalnız başına kalsa da!. Yeter ki toprağın tavda olduğunu BİLeBİLsin!.

Ey OĞUL!.
Unutma ki => Bey memleketten öte değildir. Bir savaş yalnızca bey için yapılmaz. Durmaya dinlenmeye hakkımız yok çünkü zaman yok süre az!.


Ey OĞUL!.
Beyliğini mübârek KILsin. Hak yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın. Uzaklara iletsin!.
Ey OĞUL!. Namertle dost olma: mertlik bilmez, yürek bilmez, dost bilmez; üzülürsün!.


Ey OĞUL!.
SEVgi davanın esası olmalıdır. SEVmek ise SESsizliktedir. Bağırarak SEVilmez. Görünerek de SEVilmez!!.

Ey OĞUL!.
Faydalı ile faydasızı ayırt edeBİLenler, BİLgi sahibi OLanlardır!.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 22 Oca 2020, 21:36 
Çevrimiçi
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11513
Resim

ŞEYH EDEBÂLİ’nin OSMAN BEY’e VÂSİYETi.:

Ey OĞUL!.
Sen ve arkadaşlarınız kılıçla, bizim gibi dervişler de düşünce, fikir ve dualarla bize va’dedilenin önünü açmalıyız. Tıkanıklığı temizlemeliyiz!.


Ey OĞUL!.
Yüksekte yer tutanlar aşağıdakiler kadar emniyette değildir!.

Ey OĞUL!.
Ey OĞUL!. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir!.

Ey OĞUL!.
Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur!.

Ey OĞUL!.
SEVgi davanın esası olmalıdır. SEVmek ise, sessizliktedir. Bağırarak SEVilmez. Görünerek de SEVilmez!.

Ey OĞUL!.
Yalnızlık korkanadır. Toprağın ekim zamanını bilen çiftçi, başkasına danışmaz. Yalnız başına kalsa da!. Yeter ki, toprağın tavda olduğunu bilebilsin!.


Ey OĞUL!.
Ülke, idâre edenin, oğulları ve kardeşleriyle bölüştüğü ortak malı değildir. Ülke sadece idâre edene aittir. Ölünce, yerine kim geçerse, ülkenin idâresi onun olur. Vaktiyle yanılan atalarımız, sağlıklarında devletlerini oğulları ve kardeşleri arasında bölüştüler. Bunun içindir ki, yaşayamadılar.


Ey OĞUL!.
İnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay kolay kalkmaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca laflamaya başlar. Laf dedikoduya dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflah etmez. Dost, düşman olur; düşman, canavar kesilir!.

Ey OĞUL!.
Savaşı sevmem. Kan akıtmaktan hoşlanmam. Yine de, bilirim ki, kılıç kalkıp inmelidir. Fakat bu kalkıp-iniş yaşatmak için olmalıdır. Hele kişinin kişiye kılıç indirmesi bir cinayettir. Bey memleketten öte değildir. Bir savaş, yalnızca bey için yapılmaz!.

Ey OĞUL!.
İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezânında ölürler. Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizlilikler, bilinmeyenler, ancak senin fazilet ve adaletinle gün ışığına çıkacaktır!.

Ey OĞUL!.
Namertle dost olma: mertlik bilmez, yürek bilmez, dost bilmez; üzülürsün!.


_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 13 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: kulihvani ve 4 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye