Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 05 Ara 2019, 21:24

Tüm zamanlar UTC + 2 saat




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 2 mesaj ] 
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 12 Kas 2019, 15:07 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 3962
Bu konuyu facebook'ta paylan!
Resim

KUL İHVANÎ MERYEM aleyhasselâm SÛRESİ SOHBETİ.:

Resim

ALLAHumme saLLi ve seLLim ve bârik aLâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve
Nebiyyike ve
RasûLike ve
Nebîyyi'L- ÜMMîyyi ve aLâ ÂLihi, EhL-i Beytihi ve's- Sahbihi ve ÜMMetihi...

ALLAHımız celle celâluhu!
BİZe MuhaMMedî Gayret,
PÎRimizden Hâl-i HiMMet,
RASÛLünden ŞiFâ-yı ŞeFâat,
ZÂTından İnâyet-Hidâyet-Selâmet İZZet-i İhsÂNınLa =>İSLÂM ÂLEMi'nin =>İffet, İsmet, İzzet TimSÂLi MERYEM aleyhasselâm ANNEmizin =>Şu ÂNda ŞE’ÂNuLLAHta ŞEFâatına =>MuhaMMedî Mü’min- Mü’minat CÜMMLemİZi NÂiL EYyLe =>HAKk ve HAYRda CEM’ et LûTFet Et YAŞAt!.
İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!..

ÂMiN!. Yâ MuîN!. Yâ RABBenâ!..


ResimMuhaMMedi MuhabbetlerimLe...


Resim

ÂDEM =>BaBasız AnAsız
AnAsız =>HAVVA AnAmız
AnA-BaBa OLanı =>AHMED
İSÂ İbn MeRYeM =>BaBasız..


ZEVK 7596

AKLın NAKLen ANLAdığı => DOst DivÂNın DEM bU DEMi
=>“MekÂNen KasıYyâ” SıRRı =>MÂRİFetin MîM MAHReMi

=>ANA RAHMİnden SESLenEN
=>BEŞİkte VAHy NEFESLenEN

=>İSÂ RÛHuLLAH =>ANNesi =>ÇeTiN ÇİLLEnin MeRYeMi!.

aleyhumu’s- selâm..

08.05.16 18:05
Brsbrsmm..tktktrstkkmdcvLÂNnn..



KuL İhvÂNim ->şU İşe BAKk!
KÛN feyeKÛN EYyLeyEN HAKk
“MuhaMMedî ->M â R i F e t”tir
AKLını ->NAKLeN YAŞA!..maKk!.


MERYEM aleyhasselâm’a Vahy.:

فَكُلِي وَاشْرَبِي وَقَرِّي عَيْنًا فَإِمَّا تَرَيِنَّ مِنَ الْبَشَرِ أَحَدًا فَقُولِي إِنِّي نَذَرْتُ لِلرَّحْمَنِ صَوْمًا فَلَنْ أُكَلِّمَ الْيَوْمَ إِنسِيًّا
Resim---"Fe kulî veşrabî ve karrî aynâ (aynen), fe immâ terayinne mine’l- beşeri ehaden fe kûlî innî nezertu li’r- rahmâni savmen fe len ukellime’l- yevme insiyyâ (insiyyen).: Artık ye ve iç, gözün aydın olsun! Bundan sonra eğer beşerden bir kimseyi görürsen, o zaman (ona şöyle) söyle: “Muhakkak ki ben, Rahmân’a (konuşmama) orucu nezrettim (adadım). Bu sebeple bugün bir insanla asla konuşmayacağım.” (Meryem 19/26)

“MekÂNen KasıYyâ” SıRRı
MÂRİFetin MîM MAHReMi.:


فَحَمَلَتْهُ فَانتَبَذَتْ بِهِ مَكَانًا قَصِيًّا
Resim---"Fe hamelethu fentebezet bihî mekânen kasıyyâ (kasıyyen).: Böylece ona hamile kaldı. Bundan sonra onunla uzak-ıssız bir mekâna (yere) çekildi.” (Meryem 19/22)


->İSÂ RÛHuLLAH ->ANNesi
->ÇeTiN ÇİLLEnin MeRYeMi!.:


يَا أُخْتَ هَارُونَ مَا كَانَ أَبُوكِ امْرَأَ سَوْءٍ وَمَا كَانَتْ أُمُّكِ بَغِيًّا
Resim---"Yâ uhte hârûne mâ kâne ebûkimrae sev’in ve mâ kânet ummuki bagıyyâ (begıyyan).: Ey Harun’un (kız) kardeşi! Senin baban kötü bir adam değildi. Ve senin annen de azgın (iffetsiz) değildi.” (Meryem 19/28)

فَنَادَاهَا مِن تَحْتِهَا أَلَّا تَحْزَنِي قَدْ جَعَلَ رَبُّكِ تَحْتَكِ سَرِيًّا
Resim---"Fe nâdâhâ min tahtihâ ellâ tahzenî kad ceale rabbuki tahteki seriyyâ (seriyyen).: O zaman onun (Hz. Meryem’in) alt yanından, ona “mahzun olma (üzülme)” diye bir nida (geldi): “Rabbin, senin alt yanından bir su yolu kıldı (oluşturdu).” (Meryem 19/24)

قَالَ إِنِّي عَبْدُ اللَّهِ آتَانِيَ الْكِتَابَ وَجَعَلَنِي نَبِيًّا
Resim---"Kâle innî abdullâhi, âtâniye’l- kitâbe ve cealenî nebiyyâ (nebiyyen).: (Bebek) şöyle dedi: “Muhakkak ki ben, Allah’ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni nebî (peygamber) kıldı.” (Meryem 19/30)


Elhamdülillâhirabbiâlemîn!..


ResimMuhaMMedî
Kul İhvÂNi
ResimMuhaBBetLe..



Resim

MERYEM aleyhasselâm SÛRESİ FâZiLeti.:

ـ1ـ عن المغيرة بن شعبة رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: )لَمَّا قَدِمْتُ نَجْرَانَ سَألُونِى وَقَالُوا إنَّكُمْ تَقْرَءُونَ: يَا أُخْتَ هرُونَ؛ وَمُوسى قَبْلَ عِيسَى بِكَذَا وَكَذَا. فَلَمَّا قَدِمْتُ عَلَى رسول اللّهِ # سَألْتُهُ عَنْ ذلِكَ. فَقَالَ: إنَّهُمْ كانُوا يَتَسمَّوْنَ بأنْبِيَائِهِمْ وَالصَّالِحِينَ قَبْلَهُمْ(. أخرجه مسلم والترمذى .

1. (702)- Mugîre İbnu Şu'be (radıyallahu anh) anlatıyor: "Ben, Necrân'a gelince bana sordular: "Sizler şu âyeti okuyorsunuz: "Ey Harun'un kız kardeşi: Baban kötü bir kimse değildi..." (Meryem 28). Halbuki, Hz. Musâ, Hz. İsa (aleyhimâ'sselam)'dan yüzlerce yıl önce yaşamıştır. (Nasıl olur da Hz. İsa'nın annesi olan Hz. Meryem, Hz. Musâ'nın erkek kardeşi olan Hz. Hârun'un kız kardeşi olur?)" Ben Medine'ye Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın yanına gelince, bu meseleyi ona sordum: "Onlar, kendilerinden önce yaşamış olan peygamberlerinin ve sâlih kişilerin isimleriyle isimleniyorlardı." buyurdu.
(Müslim, Adâb 9, (2135); Tirmizî, Tefsir, Meryem, (3154)

يَا أُخْتَ هَارُونَ مَا كَانَ أَبُوكِ امْرَأَ سَوْءٍ وَمَا كَانَتْ أُمُّكِ بَغِيًّا
Resim---"Yâ uhte hârûne mâ kâne ebûkimrae sev’in ve mâ kânet ummuki bagıyyâ (begıyyan).: Ey Harun’un (kız) kardeşi! Senin baban kötü bir adam değildi. Ve senin annen de azgın (iffetsiz) değildi.” (Meryem 19/28)

AÇIKLAMA.:

1-) Âlimlerimiz büyük çoğunluğuyla, bu hadise dayanarak, peygamberlerin isimlerinin çocuklara verilebileceği görüşüne varmışlardır. Nitekim Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) de, oğluna İbrahîm adını koymuştur. Ashab arasında da pek çok kimse daha önceki peygamberlerin isimlerini taşıyorlardı. Bazı âlimler, meleklerin ismini çocuklara koymanın câiz olduğunu söylemiştir. İmam Mâlik gibi Cibril ve Yâsin isimlerinin verilmesini mekrûh addeden de olmuştur.
İsimle ilgili geniş açıklamayı ilgili bahiste yaptık, oraya bakılsın (113-120) hadisler.

2-) Hadiste geçen Necrân yer ismidir. Bu ismi taşıyan birden fazla yer mevcuttur: en-Nihâye'nin verdiği bilgiye göre Hicâz'la Şam ve Yemen arasında bir yerin adıdır. Yemen'de, Bahreyn'de, Dımeşk yakınlarında da Necrân adını taşıyan yerlerin bulunduğu belirtilir.
Necran ahâlisi Hıristiyandır. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın sağlığında Medine'ye gönderdikleri bir heyetle Müslümanlarla sulh anlaşması yapmışlardır.
Bura ahâlisi Hıristiyan olduğu için Hz. Mugire'ye, Hz. Meryem'in Hz. Hârun'un kız kardeşi olamayacağını söyleyerek, "Kur'ân'da geçen "Ey Hârun'un kız kardeşi" tâbirine itirazî soru sorarlar. Rivâyetin Tirmizî'deki metninde şu ziyâde var: Hz. Mugire İbnu Şu'be der ki: "Ben bu soruya nasıl cevap vereceğimi bilemedim, dönüp durumu Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e haber verdim..."
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Onlar kendilerinden önceki peygamberlerinin ve sâlihlerin adlarını koyarlardı" buyurarak, Hz. Meryem'in Hârun isminde bir kardeşi olduğunu haber veriyor. Yani, âyetteki: "Ey Hârun'un kız kardeşi" tabirinde geçen Hârun, Hz. Musâ (aleyhumussselam)'nın kardeşi olan, fesâhatiyle meşhur Hârun (aleyhisselam) değildir.
Bazı âlimler Kur’ÂN'ın bu tabirinden hareketle, Hz. Meryem'in, Hz. Musâ'nın kardeşi olan Hz. Harun'un neslinden olduğu kanaatine varmışlardır. Bu kanaatte olanlara göre, aradaki bu kan bağı sebebiyle Hz. Meryem'in cedd-i emced'i olan Hz. Hârun (aleyhisselam)'a nisbet edilerek "Hârun'un kızkardeşi" diye isimlendirilmesi câizdir. Çünkü, Arap örfünde, bir Temimli'ye, "Ey Temim'in kardeşi", Mudarlı'ya da "Ey Mudar'ın kardeşi" denmesi câizdir.
Hatta, bu hitabı yorumlayanlar arasında şöyle diyen de olmuştur: "Harun ismindeki bu zat belki de açıktan fısk işleyen birisi idi, bu sebeple Hz. Meryem'i ona nisbet ettiler."
En doğru te'vil, şüphesiz Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'tan kaydedilen açıklamadır.


Resim

ـ2ـ وعن أبى سعيد رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: قَرَأ سولُ اللّه #: وَأنْذِرْهُمْ
يَوْمَ الْحَسْرَةِ، وَقَالَ: يُؤْتَى بِالْمَوْتِ كَأنّهُ كَبْشٌ أمْلَحُ حَتَّى يُوقَفَ عَلَى السُّرورِ بَيْنَ الْجَنَّةِ والنَّارِ. فَيُقَالُ: يَا أهْلَ الجَنَّةِ فَيَشْرَئِبُّونَ، وَيُقَالُ: يَا أهْلَ النَّارِ فَيَشْرَئِبُّونَ. فَيُقَالُ هَلْ تَعْرِفُونَ هذَا؟ فَيَقُولُونَ: نَعَمْ، هَذَا الْمَوْتُ فَيُضْجَعُ وَيُذبَحُ، فَلَوَْ أنَّ اللّه قَضَى ‘هْلِ الْجَنَّةِ بِالْحَيَاةِ وَالْبَقَاءِ لَمَاتُوا فَرَحاً. وَلَوَْ أنَّ اللّهَ قَضَى ‘هْلِ النَّارِ بِالْحَيَاةِ وَالْبَقَاءِ لَمَاتُوا تَرَحاً(. أخرجه الترمذى وصححه.»ا‘مْلَحُ« الذى بياضه أكثر من سواده، وقيل: هو النقىُّ البياض.وقوله: »فَيَشْرَئِبُونَ« أي يرفعون رؤسهم لينظروا إليه. »وَالتَّرحُ« ضدّ الفرح، وهو الحزن .

2. (703)- Ebu Said (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) okudu: "Ey Muhammed!. Hâlâ gaflet içinde bulunanları ve hâlâ inanmayanları, onları işin bitmiş olacağı o hasret günü ile uyar" (Meryem 19/39). Sonra dedi ki: "(Kıyâmet günü) ölüm alaca bir koç sûretinde getirilir. Cennetle cehennem arasında yer alan sur üzerinde durdurulur. Önce:
"- Ey cennet ahalisi!" diye bağırılır, onlar başlarını kaldırırlar. Sonra:
"- Ey cehennem ahâlisi!" diye bağırılır, onlar da başlarını kaldırırlar. Sonra sorulur:
"- Bunu tanıdınız mı, nedir bu?" Hepsi birden:
"- Evet tanıdık, derler. Bu ölümdür"
Koç yatırılır ve kesilir. Eğer, Allah cennet ahâlisi için hayâta hükmetmemiş olsaydı, neşeyle ölürlerdi. Cehennem ahalisi için de Allah hayata, bekaya hükmetmemiş olsaydı onlar da üzülerek ölürlerdi."

(Tirmizî, Tefsir, Meryem (3155)
Tirmizî hadisin sahih olduğunu söylemiştir. Bu hadis biraz farklı şekilde de rivâyet edilmiştir. (Buhârî, Tefsîr, Meryem 2; Müslim, Sıfatu'n-Nâr; Tirmizî, Cennet 20, (2561).)

وَأَنذِرْهُمْ يَوْمَ الْحَسْرَةِ إِذْ قُضِيَ الْأَمْرُ وَهُمْ فِي غَفْلَةٍ وَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
Resim---"Ve enzirhum yevmel hasreti iz kudıye’l- emru, ve hum fî gafletin ve hum lâ yu’minûn (yu’minûne).: Ve emrin yerine getirileceği hasret günüyle onları uyar. Ve onlar, gaflet içindeler ve onlar, mü’min değillerdir.” (Meryem 19/39)

AÇIKLAMA.:

Kurtubî'ye göre, hadiste ölümün koç şeklinde getirilip kesilme teşbihiyle, Hz. İbrahîm (aleyhisselam)'in oğlu İsmail'e koçun fidye kılınması gibi, koçla insanlara da fidye hasıl olduğuna bir işarette bulunulmuş olmaktadır. Yine Kurtubi'ye göre koçun, alacalı, yâni siyah beyaz olması, cennetlikleri de, cehennemlikleri de temsil etmesi sebebiyledir. Yani her iki taraftaki ahali için ölüm kaldırılmıştır, ebediyet başlamıştır.
Ölümün öldürülmesi meselesini ifade için Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın başvurduğu latif teşbih, yani bir koç olarak herkesin gözünün önünde ölümün kesilmesi teşbihi hususunda âlimler farklı yorumlar yapmışlardır.
İbni'l-Arabî şunları söyler: "Bu hadis akla muhâlif olduğu için anlaşılması zorluk arz etmiştir. Çünkü ölüm, cevher değil, ârazdır. Ârazın cisme dönüşmesi (inkılabı) mümkün değildir, öyle ise onun kesilmesi mümkün değildir. Bu sebeple bazı âlimler bu hadisin sahih olmadığını ileri sürdüler. Bazıları da sıhhatini kabul edip, te'vil ettiler. Dediler ki: Bu bir temsildir, gerçek bir kesme söz konusu değildir. Bazıları da: Bilâkis, hakikatine uygun bir kesme mevzubahistir, kesilen şey ölümü üzerine alandır. Onu herkes tanır, çünkü ruhlarını kabzetme işini üzerine almıştı, demiştir.
Mâzirî der ki: "Bizce ölüm diğer ârazlar gibi bir ârazdır. Mutezile'ye göre, ölüm mâna değildir, aksine onun mânası hayatın yokluğudur. Ancak bu mülâhaza şu âyet mucibince hatalıdır: "Allah hayatı da ölümü de yaratmıştır"
(Mülk 2). Şu halde âyet, ölümün mahluk olduğunu kesinlikle ifade ediyor. Kaydettiğimiz iki görüşe göre ise onun koç olması da, cisim olması da mümkün olmaz, bundan maksad bir teşbih ve temsildir." Mâzirî devamla der ki: "Allah bu cismi yaratır, sonra kesilir, sonra bunu bir temsil yapar, çünkü ölüm artık âhiret ehline ârız olmaz."
Kurtubî, et-Tezkire'de şunu söyler: "Ölüm, mânadır. Mânalar cevhere dönüşemez, Allah amellerin sevabından (onları temsil eden) eşhâs yaratır. Ölüm de böyledir, (ona bedel) ölüm diye isimlendireceği bir koç yaratır ve hem cennetliklerin hem de cehennemliklerin kalplerine, ölümün kesilişini her iki tarafta da ebedî olacaklarına dair delil olarak atar."
Şöyle diyen de olmuştur: "Allah'ın arazlardan cesedler inşa edip, bunları arazlar için madde kılmasına bir mani yoktur. Nitekim, Müslim'de geldiği üzere, hadiste, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Bakara ve Âl-i İmrân Sûrelerinin, iki bulut olarak geleceklerini beyan buyurmuştur. Hadislerde bu çeşit açıklamalar mevcuttur."


Resim

ـ3ـ وعن قتادة في قوله تعالى: )وَرَفَعْنَاهُ مَكاناً عليّاً. قال: قالَ أنَسٌ رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ إنَّ النَّبىَّ # قَالَ: لَمَّا عُرِجَ بِى رَأيْتُ إدْرِيسَ في السَّمَاءِ الرَّابِعَةِ(. أخرجه الترمذى

3. (704)- Katâde (merhum), şu âyet hakkında: "Onu yüce bir yere yükselttik" (Meryem 57). Hz. Enes (radıyallahu anh) Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'tan şu rivâyeti yaptığını belirtir:
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Ben Mirac'ta iken dödüncü kat semâda Hz. İdris (aleyhi'sselam)'i gördüm." buyurdu.

(Tirmizî, Tefsir, Meryem, (3156).)

وَرَفَعْنَاهُ مَكَانًا عَلِيًّا
Resim---"Ve rafa’nâhu mekânen aliyyâ (aliyyen).: Ve onu, yüce bir mekâna (makama, cennete) yükselttik.” (Meryem 19/57)

AÇIKLAMA.:

Hz. İdris (aleyhisselam)'le alakalı olarak Meryem sûresinde: "Kitap'ta İdris'i de an. Çünkü o, çok sâdık bir peygamberdi. Biz onu pek yüce bir yere yükselttik" buyurulur. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bu âyeti açıklama zımnında: "Ben Mi’rac'ta iken dördüncü kat semâda Hz. İdris'i gördüm" buyuruyor.
Hz. İdris (aleyhisselam)'in diğer peygamberler arasında mümtaz bir yeri vardır. Rivâyetlere göre, kendisine 30 sahifelik kitap gelmiştir. Bu beşerin medenî terakkisinde mühim bir merhale teşkil eder: Kendisinden önce insanlar hayvan postu giyerken, ilk defa elbise dikerek mamul elbise giymiştir. Bu sebeple terzilik sanatının pîri kabul edilir. Yazının ilk defa onun tarafından kullanıldığına dair rivâyetler de mevcuttur. İslâmî an'ane, yıldız ve hesap ilmini de onunla başlatır (Aleyhisselam).
Ayrıca Hz. İdris'in, aynen Hz. İsa gibi dünyevî cesedleriyle yaşamakta olduğuna da inanılır. Bunun hayat tabakası hakkında Bediüzzaman şu açıklamayı yapar:
"Üçüncü Tabaka-i Hayat: Hazret-i İdris ve İsa (aleyhisselam)'nın tabaka-i hayatlarıdır ki, beşeriyet levâzımâtından tecerrüd ile, melek hayatı gibi bir hayata girerek nuranî bir letâfet kesbeder. Adetâ beden-i misalî letâfetine ve cesed-i necmî nuraniyetinde olan cism-i dünyevîleri ile semâvatta bulunurlar..."


Resim

ـ4ـ وعن ابن عباس رَضِىَ اللّهُ عَنْهُما قال: )قال رسولُ اللّه # لِجِبْرِيلَ: مَا يَمْنَعُكَ أنْ تَزُورَنَا أكْثَر مِمَّا تَزُورَنَا فَنَزلتْ: وَمَا نَتَنَزَّلُ إّ بِأمْرِ رَبِّكَ اŒية(. أخرجه البخارى والترمذى .

4. (705)- İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Hz. Cibril (aleyhisselam)'e: "Bana, niye hâlen yapmakta olduğundan daha fazla ziyarette bulunmuyorsun?" diye sormuştu, şu âyet indi: "Cebrâil Muhammed'e şöyle dedi: "Biz ancak Rabbinin buyruğuyla ineriz, geçmişimizi, geleceğimizi ve ikisinin arasındakileri bilmek O'na mahsustur. Rabbin unutkan değildir" (Meryem 64).
(Buhârî, Tefsir, Meryem 2, Bed'ü'l-Halk 6, Tevhid 28; Tirmizî, Tefsir, Meryem, (3157).)


وَمَا نَتَنَزَّلُ إِلَّا بِأَمْرِ رَبِّكَ لَهُ مَا بَيْنَ أَيْدِينَا وَمَا خَلْفَنَا وَمَا بَيْنَ ذَلِكَ وَمَا كَانَ رَبُّكَ نَسِيًّا
Resim---"Ve mâ netenezzelu illâ bi emri rabbike, lehu mâ beyne eydînâ ve mâ halfenâ ve mâ beyne zâlike, ve mâ kâne rabbuke nesiyyâ (nesiyyen).: Ve biz (resûl melekler), Rabbinin emri olmaksızın inmeyiz. Bizim önümüzde, arkamızda ve bunların arasında olanlar, O’nundur. Ve senin Rabbin, (seni) unutmuş değildir.” (Meryem 19/64)

AÇIKLAMA.:

Bir rivâyet Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın, Cebrâil ile daha çok görüşme arzusu içerisinde bulunduğunu ve bu arzusunu da Hz. Cebrâil'e açtığını bildiriyor. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın bu talebi üzerine gelen vahiy gösteriyor ki, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in risâlet hayatına giren her mes'ele Cenâb-ı Hakk'ın tanzim ve takdiriyle cereyan etmekte, O'nun hikmetinin iktizasına göre, nübüvvet hayatının vukuatı husul bulmaktadır. Bunda ne Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in arzusu, ne diğer haricî sebepler müessir değillerdir. Risâletle ilgili her bir mesele hem öndeki âhiret hayatına, hem geçmişteki dünya hayatına baktığı için, bunlara müteallik meseleler ancak, bunların sâhibi Allah tarafından bilinebilir, bildirilebilir, ilmi sınırlı beşerin tedbiriyle yürüyemez.
Risâletin mahiyet ve mekanizmasını Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e öğretici mahiyette, yukarıdakine benzeyen vahiylere, bilhassa risâlet hayatının bidâyetinde sıkca rastlanır. Müzzemmil, Abese, Müddessir sûreleri bu açıdan da değerlendirilebilir.

Resim

ـ5ـ وعن أم مبشر ا‘نصارية رَضِىَ اللّهُ عَنْها قالت: )سَمِعْتُ رسولَ اللّه # يقول: َ يَدْخُلُ النَّارَ إنْ شَاءَ اللّهُ تعالَى مِنْ أصْحَابِ الشَّجَرَة أحَدٌ. فقَالتْ حَفْصَةُ رَضِىَ اللّهُ عَنْها: بَلَى يَا رَسولَ اللّهِ فَانْتَرَهَا. فَقالَتْ: وَإنْ مِنْكُمْ إَّ وَارِدُهَا.
فقَالَ رسولُ اللّهِ #: قَدْ قَالَ اللّهُ: ثُمَّ نُنَجّى الَّذِينَ اتَّقُوا اŒية(. أخرجه مسلم .

5. (706)- Ümmü Mübeşşir el-Ensâriyye (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı dinledim şöyle buyurmuştu:"
(Hudeybiye biatına katılan) ashâbu'şşecere'den hiç kimse inşaallah cehenneme girmeyecektir."
Bunun üzerine Hafsa (radıyallahu anhâ) validemiz: "Hayır ey Allah'ın Resulü!" dediyse de Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) onu azarladı.
Bunun üzerine Hz. Hafsa (radıyallahu anhâ) şu âyeti okudu: "Sizden cehenneme uğramayacak yoktur. Bu, Rabbinin, yapmayı üzerine aldığı kesinleşmiş bir hükümdür"
(Meryem 71).
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ona şu cevâbı verdi: "Allah şöyle de buyurmaktadır: "Sora biz, Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanları kurtarır, zâlimleri de orada diz üstü çökmüş olarak bırakırız"
(Meryem 72)
(Müslim, Fedâilu's-Sahâbe 163, (2496).)


وَإِن مِّنكُمْ إِلَّا وَارِدُهَا كَانَ عَلَى رَبِّكَ حَتْمًا مَّقْضِيًّا
Resim---"Ve in minkum illâ vâriduhâ, kâne alâ rabbike hatmen makdıyyâ (makdıyyen).: Ve sizden biriniz (bile hariç olmamak üzere hepiniz), illâ (muhakkak) ona (cehenneme) varacaksınız. (Bu), senin Rabbinin üzerine (aldığı) kesinleşmiş bir hükümdür.” (Meryem 19/71)

Resim

ـ6ـ وعن السدى قال: سألتُ مُرَّةَ الْهَمَدَانِّى عَنْ قولِهِ تعالى: )وَإنْ مِنْكُمْ إَّ وَارِدُهَا. فَحَدَّثَنِى عن ابنِ مَسْعودٍ رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ. أنَّ النَّبىَّ # قالَ: يَرِدُ النَّاسُ النَّارَ ثُمَّ يَصْدُرُونَ عَنْهَا بِأَعْمَالِهِمْ. فَأوَّلُهُمْ: كَلَمْحِ الْبَرْقِ، ثُمَّ كالرِّيح، ثُمَّ كَحُضْرِ الْفَرَسِ، ثُمَّ كالرَّاكِبِ المُسْرِعِ، ثُمَّ كَشَدِّ الرَّجُلِ، ثُمَّ كَمَشْيِهِ(. أخرجه الترمذى.»الحضْرُ« بضم الحاء المهملة وسكون الضاد المعجمة: العدْوُ. »وَالشَّدُّ« أيضاً العدو .

6. (707)- Süddî anlatıyor: "Mürre el-Hemedânî'ye, "Sizden cehenneme uğramayacak yoktur" (Meryem 71) âyetinden sordum. Bunun üzerine bana İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ)'ın Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'den rivâyet ettiği şu hadisi rivâyet etti: "İnsanlar ateşe girerler, sonra amellerine göre ondan çıkarlar: Onların ilk grubu şimşek hızıyla çıkar, ikinci grub rüzgâr gibi çıkar. Sonra at sür'atiyle, at binicisi süratiyle, sonra yaya koşusuyla, en sonra da yaya yürüyüşüyle çıkar."(Tirmizî, Tefsir, Meryem (3158).)

وَإِن مِّنكُمْ إِلَّا وَارِدُهَا كَانَ عَلَى رَبِّكَ حَتْمًا مَّقْضِيًّا
Resim---"Ve in minkum illâ vâriduhâ, kâne alâ rabbike hatmen makdıyyâ (makdıyyen).: Ve sizden biriniz (bile hariç olmamak üzere hepiniz), illâ (muhakkak) ona (cehenneme) varacaksınız. (Bu), senin Rabbinin üzerine (aldığı) kesinleşmiş bir hükümdür.” (Meryem 19/71)

AÇIKLAMA.:

Âyette geçen vürud'la ne kastedildiği âlimler tarafından münâkaşa edilmiştir. Uğramak diye tercüme ettiğimiz bu kelime bazılarınca "girmek" demektir. Nitekim bu mânayı te'yid eden merfu bir rivâyeti Hz. Câbir (radıyallahu anh) nakletmektedir. Buna göre Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Vürud, dühul (girme) demektir. İyi ve kötü hiç kimse istisnâ edilmeden herkes cehenneme girecektir. Ancak mü'minlere serin ve selâmetli olacaktır" buyurmuştur.
Abdullah İbnu Mes'ud (radıyallahu anh) da şu açıklamayı yapmıştır: "Âyet, "cehenneme girerler" mânasını taşır. Ancak herkes, ameline göre oradan çabuk (veya geç) çıkar."
Vürûd'dan maksadın, "üzerinden geçme" olduğunu söyleyenler de olmuştur. Nitekim Ebû Hüreyre, Abdullah İbnu Mes'ud, Katâde ve Kâ'bu'l-Ahbâr'dan bu mânayı teyid eder rivâyetler gelmiştir.
Bazılarında şu ziyade mevcuttur:
"Sonra bir münâdi: "Ey cehennem sen kendi adamlarını tut, benimkileri bırak" diye nida eder. Böylece mü'minler daha bedenlerinin rutubeti kurumadan oradan çıkarlar."
Âyetin yorumuyla ilgili olarak gelen rivâyetlerin en sahihi bu iki görüştür. Aslında bunlar arasında fark da yoktur. Çünkü "vürud"dan girmeyi anlayan, geçmeyi de ifâde etmiş olur. Zira, sırat'ın yukarısından cehennemi geçen ona girmiş demektir. Ancak geçenlerin hepsi aynı vaziyette geçmez. Halleri, amel durumlarına göre farklılık arz eder. Amelce en üstün derecelere ulaşmış olanlar şimşek gibi sür'atli geçerler. Hayal sür'atiyle geçeceklerden bile söz edilebilir.
Nitekim bu yorumu te'yid eden bir rivâyet Müslim'den gelmiştir. Hz. Hafsa (radıyallahu anhâ), Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın: "Hudeybiye'de bey'ata katılanlardan hiç kimse ateşe girmeyecektir" demesi üzerine, şu âyeti hatırlatmıştı: "Sizden cehenneme uğramayacak yoktur. Bu, Rabbinin yapmayı üzerine aldığı kesinleşmiş bir hükümdür"
(Meryem 19/71). (Bu hadisi 706 numarada tam olarak kaydettik.)
Bu rivâyet esas alınınca, "cehenneme uğrama (vürud) küffâra hastır" diyenlerin; "vürudun mânası cehenneme yaklaşmaktır" diyenlerin; "bunun mânası cehenneme geriden nezâret etmektir" diyenlerin; "oraya vüruddan maksad, mü'mine dünyada gelen hummâdır (ateşli hastâlik)" diyenlerin sözlerindeki zayıflık anlaşılır.
Öyle ise, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), "İnsanlar ateşe girerler" sözüyle, "İnsanlar, altında cehennem bulunan sırat köprüsünün üzerinden geçerler, ateşi müşâhede ederler, ateşle yüz yüze gelirler" demek istemiştir.
Türbüştî, "vürud" kelimesinin lügat olarak "suya gitmek" olduğunu, sonradan başka maksadla gitmeler için de kullanıldığını, âyette ise cehennem köprüsünü geçmek mânasına geldiğini belirtmiştir.
"Sonra amellerine göre ondan çıkarlar" tâbiri ateşten kurtulmayı ifade eder.
Tîbî der ki: "Sonra amellerine göre ondan çıkarlar" cümlesinde geçen "sonra" kelimesi, "Sonra biz, Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanları kurtarırız..."
(Meryem 19/72)âyetindeki sonra kelimesinin bir mislidir. Buradaki sıralama zaman yönünden sıralamayı değil, rütbe yönünden sıralamayı ifade eder. Âyette, Cenab-ı Hakk, insanların ateşe girişi ile müttakilerin ondan kurtuluşları arasındaki farkı beyan etmiştir. Hadiste de Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) aynı şekilde insanların ateşe girişi ile oradan çıkışları arasındaki farkı beyân etmektedir. Zira, hadiste geçen sudur (çıkış) kelimesi, insiraf (dönüş) manasına gelir.
Aliyyu'l-Kârî, açıklamaları şöyle özetler: "Elhasıl, insanlar girmeye başladıkları andan itibâren cehennemin korkusundan, manzarasının müşâhedesinden, alev ve dumanının değmesinden, çengellerinin takılmasından vs.'den sâlih amellerinin derecesine göre çok farklı sür'at ve ağırlıklarda kurtulup çıkarlar."
Hadis, ilk çıkanların şimşek sür'atinde olacaklarını, sonra çok hızlı koşan at sür'atinde, normal giden insan sür'atinde yol alarak cehennemin üzerinden geçeceklerini ifade etmektedir.


Resim

وَإِن مِّنكُمْ إِلَّا وَارِدُهَا كَانَ عَلَى رَبِّكَ حَتْمًا مَّقْضِيًّا
Resim---"Ve in minkum illâ vâriduhâ, kâne alâ rabbike hatmen makdıyyâ (makdıyyen).: Ve sizden biriniz (bile hariç olmamak üzere hepiniz), illâ (muhakkak) ona (cehenneme) varacaksınız. (Bu), senin Rabbinin üzerine (aldığı) kesinleşmiş bir hükümdür.” (Meryem 19/71)

ثُمَّ نُنَجِّي الَّذِينَ اتَّقَوا وَّنَذَرُ الظَّالِمِينَ فِيهَا جِثِيًّا
Resim---"Summe nuneccîllezînettekav ve nezeru’z- zâlimîne fîhâ cisiyyâ (cisiyyen).: Sonra takva sahiplerini kurtaracağız. Ve zalimleri, diz üstü çökmüş olarak bırakacağız.” (Meryem 19/72)

Resim

ـ7ـ وعن خباب بن ا‘رَتِّ قال: )كُنْتُ قَيْناً في الجَاهِلِيَّةِ فََعَمِلْتُ لِلْعَاصِ ابنِ وَائِلِ السَّهْمِىِّ سَيْفاً فَجِئْتُ أتَقَاضَاهُ. فقَالَ: َ أُعْطِيكَ حَتَّى تَكْفُرَ بِمُحَمَّدٍ. فقُلتُ: َ أكْفُرُ حَتَّى يُمِيتَكَ
اللّه تعالى ثُمَّ تُبْعَثَ. قَالَ: وَإنِّى لَمَيِّتٌ ثُمَّ مَبْعُوثٌ؟ قُلْتُ: بَلََى. قَالَ: دَعْنِى حَتَّى أمُوتَ وَأبْعَثَ فَسَأُوتِى مَاً وََوَلداً فأقْضِيَكَ. فنزلَتْ: أفَرَأيْتَ الَّذِى كَفَرَ بِآيَاتِنَا وَقَالَ ‘وتَيَنَّ مَاً وَوَلداً اŒية(. أخرجه الشيخان والترمذى.»القين« الحدّاد .

7. (708)- Habbâb İbnu'l-Eret anlatıyor: "Cahiliye devrinde demirci idim. Âs İbnu Vâil es-Sehmi'ye bir kılıç yaptım. Ücretimi almaya gelmiştim.
- "Hayır, Muhammed'i inkâr etmedikçe vermeyeceğim" dedi. Kendisine:
- "Asla! Sen ölüp, Allah seni yeniden diriltinceye kadar ebediyyen onu inkâr etmeyeceğim" dedim.
- "Yani ben, öldükten sonra tekrar dirileceğim ha!" diye alaya aldı. Ben:
- "Bundan ne şüphe!" deyince:
- "Öyleyse bırak beni, öleyim de yeniden dirileyim. Bana bol mal ve evlât verilecek. O zaman sana olan borcumu eda ederim" dedi.
Bunun üzerine şu âyet indi: "Ey Muhammed!. Âyetlerimizi inkâr eden ve: "Bana elbette mal ve çocuk verilecektir" diyeni gördün mü? O görülmeyeni mi biliyor, yoksa Rahmân katından bir söz mü almıştır? Hayır söylediğini yazacağız ve onun azabını uzattıkça uzatacağız. Bahsettikleri şeyler bize kalacaktır. Kendisi bize tek başına gelecektir"
(Meryem 80).
(Buhârî, Tefsir, Meryem 3, 4, 6, İcâre 15, Husûmât 10, Büyû 29; Müslim, Münafikûn 35, (2795); Tirmizî, Tefsir, (3161).)

وَنَرِثُهُ مَا يَقُولُ وَيَأْتِينَا فَرْدًا
Resim---"Ve nerisuhu mâ yekûlu ve ye’tînâ ferdâ (ferden).: Ve onun söylediği şeylere, Biz varis olacağız. Ve o, Bize fert olarak (tek başına, mal ve evlâdı olmaksızın) gelecek.” (Meryem 19/80)

AÇIKLAMA:

Habbâb İbnu'l-Eret'in yukarıdaki rivâyeti, ilk Müslümanların müşriklerden maruz kaldıkları istihzâ ve işkencelere bir örnek teşkil eder. Rivâyeti yapan Habbâb (radıyallahu anh) da bu işkencelere en ziyade mâruz kalan Müslümanlardan biridir.
Habbâb'ın diğerlerinden çok işkence çekmesi, onun Mekke'nin yerlisi olmayışından ileri gelir. Huzâî veya Temîmî oluşu hususunda ihtilaf edilmiştir. Arap asıllı bir köle olarak cahiliye devrinde Mekke'de satılmış idi. Efendisinin kim olduğu bile ihtilâflıdır.
Habbâb ilk Müslümanlardandır. Hattâ ilk altıdan altıncısı olduğu belirtilir.
Mücâhid'in bir rivâyetine göre İslam'ı ilk izhâr edenler şunlardır: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm), Hz. Ebû Bekir, Habbâb, Süheyb, Bilâl, Ammâr ve Sümeyye (radıyallahu anhüm ecmain).
Mücâhid, açıklamasına devamla Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in amcası Ebû Talib, Hz. Ebû Bekir'in de kavmi tarafından himaye edildiğini belirttikten sonra diğerlerine müşriklerin demir zırhlar giydirerek güneşe atmak sûretiyle işkenceler yaptıklarını, güneş ve demirin harareti altında yaktıklarını belirtir.
Habbâb her şeye sabredip, müşriklere boyun eğmeyenlerdendir. Sırtına kızgın demirler koyup derisini ve etini yakmışlardır.
Habbâb şunu anlatır: Bir gün Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı üzerinde bürdesi, gölgede Kâbe'ye dayalı vaziyette gördük.
"- Bize yardım etmeyecek misin?" dedik. Hemen oturdu ve yüzü de kızarmış olarak şu cevâbı verdi:
- "Sizden önce, öyleleri vardı ki, inancı sebebiyle yere çukur açılır, sonra bir testere getirilip başının ortasına konulur, vücudu ikiye bölündüğü halde yine de dininden dönmezdi. Öyleleri de vardı ki, dininden dönmesi için vücudu demir taraklarla taranır, derisi, eti, kasları ne varsa taranır, yine de dininden dönmezlerdi. Sabredin, kasem olsun, Allah bu dini tamamlayacak hedefine ulaştıracaktır. Öyle ki, San'a'dan Hadramevt'e gitmek isteyen bir kimse Allah'tan başka hiç kimseden korkmaksızın emniyet içerisinde gidecektir, koyunu için de sâdece kurttan korkacaktır. Ne var ki, siz acele ediyorsunuz!"
Habbâb demirci idi, kılınç yapardı. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) zaman zaman kendisine uğrardı. Bu durum, hanımefendisine ihbâr edildi. Hanımefendisi, kızgın demiri alarak onunla başını dağladı. Bu muameleyi Hz. Peygamber'e gidip şikâyet etti. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) "Rabbim Habbâb'a yardım et!" diye dua buyurdu. Hanımefendisi derhal başından ah vah etmeye başladı, ızdırabından köpekler gibi havlıyordu. Kendisine: "Başına dağ vurdur!" dediler. Habbâb (radıyallahu anh) kızgın demirle elleriyle zâlimenin başını dağladı.
Habbâb İbnu'l-Eret, Bedir, Uhud başta olmak üzere bütün gazvelere Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'le birlikte katıldı.
Hz. Ömer (radıyallahu anh), müşriklerin kendisine neler yaptığını sorunca Habbâb (radıyallahu anh) sırtını gösterir. Hz. Ömer bakınca şöyle der: "Bugüne kadar böyle bir insan sırtı görmedim!" diye çığlık atar. Habbâb açıklar: "Yere ateş yakıldı. Üzerine beni yatırdılar. Ateşi söndüren sırtımdan eriyip akan yağlar olmuştur."
Habbâb İbnu'l-Eret, İslâm'ın ilk yıllarında çekilen ızdırapları anlatırken, "Öyle sıkıntılı günler yaşadık ki, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yasaklamasaydı ölmeyi tercih ederdik!" der.
Bir seferinde vücuduna, eski işkencelerin kalıntısı sebebiyle yedi yerden dağ vurdurur.
Hastalığı sırasında kendisine "geçmiş olsun" ziyaretine gelen bir grub sahabi: "Ne mutlu sana, kardeşlerinle Kevser Havzı'nda buluşacaksın!" derler. Şu cevâbı verir:
"- Bana geçmiş kardeşlerimi hatırlattınız. Onlar hizmetlerine, çektiklerine mukabil dünyada hiç bir şey görmediler. Biz ise, arkada kaldık, çok dünyâliklara mazhar olduk. Bize bu gelenlerin, önceki hizmetlerimizin dünyada yenen, âhirete kalmayan ücreti olmasından korkuyoruz."
Bir gün, Habbab İbnu'l-Eret mescide uğrar, bir kenara sessiz sedasız oturur. Orada bulunan cemaat kendisine: Arkadaşların seni dinlemek için toplandılar, ya hadis rivâyet et, ya da hayırlar emret!" derler. Şu cevâbı verir:
"- Ne emredeyim onlara? Olur ki, kendi yapmadığım bir şeyi emrederim."
Habbâb İbnu'l-Eret, Kûfe'ye yerleşmiş ve orada yetmiş üç yaşında olduğu halde ölmüştür. Ölüm yılı hicri 37'dir. Habbâb'ın vefatına kadar herkes ölüsünü, evinin avlusuna, veya yakın bir yerine defnediyorlardı. İlk defa Habbâb, vasiyet ederek, cenazesini Kûfe'nin dışına gömdürür. Rivâyete göre Hz. Ali (radıyallahu anh) Sıffin dönüşü uğradığı Kûfe'nin giriş kısmında sağ kol üzerinde yedi aded kabir görür:
"- Bunlar da ne?" diye sorar. Kendisine açıklarlar:
"- Ey Mü'minlerin emiri! Sen Sıffin'e çıktıktan az sonra Habbâb vefat etti. Kûfe'nin dışına defnini vasiyet etti. Halk , onun buraya gömülmeyi vasiyet ettiğini görünce, başkaları da ölülerini buraya defnetti."
Hz. Ali bunun üzerine şunları söyler:
"- Allah Habbâb'a rahmetini bol kılsın. Kendi arzusu ile Müslüman oldu, itaat ederek hicret etti. Mücâhid olarak yaşadı. Bedenî işkenceler çekti. Allah iyi amelde bulunanın ücretini zâyi etmeyecektir!"
Habbab'ın, Hz. Ali ile birlikte Sıffin'e ve Nehrevan'a katıldığı, namazını Hz. Ali'nin kıldırdığı da söylenmiştir. Hz. Ömer zamanında 19. senede öldüğü de söylenmiştir.


Resim

ـ8ـ وعن أبى هريرة رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: )قال رسولُ اللّه #: إذَا أحَبَّ اللّهُ عَبْداً نَادَى جِبْرِيلَ عَلَيْهِ السّمُ: إنِّى قَدْ أحْبَبْتُ فَُناً فأحَبُّهُ، فَيُنَادِى في السَّمَاءِ ثُمَّ تَنْزِلُ لَهُ الْمَحَبَّةُ في أهْلِ ا‘رْضِ. فذلِكَ قولِه تعالى: إنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَيَجْعَلُ لَهُمُ الرَّحْمنُ وُدّاً. وقَالَ في الْبُغْضِ مِثْلَ ذلِكَ(. أخرجه الترمذى .

8. (709)- Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: "Allah bir kulu sevdi mi, Cebrâil (aleyhisselam)'e şöyle seslenir: "Ben falanca kişiyi seviyorum, sen de sev!" Bunun üzerine semâda aynı şekilde nida edilir. Sonra, arz ehli arasına onun sevgisi indirilir. Bunu şu âyet ifade etmektedir: "İnanıp hayırlı iş işleyenleri Rahmân sevgili kılacaktır" (Meryem 96). "Allah bir kula buğzetti mi, Cibril (aleyhisselam)'e seslenir: Ben falancaya buğz ediyorum. Bu şekilde semâda nida edilir. Sonra, yeryüzüne onun hakkında buğz indirilir."
(Tirmizî, Tefsir, Meryem, (3160).)

إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَيَجْعَلُ لَهُمُ الرَّحْمَنُ وُدًّا
Resim---"İnnellezîne âmenû ve amilu’s- sâlihâti se yec’alu lehumu’r- rahmânu vuddâ (vudden).: İman edenler ve salih amellerde bulunanlar ise, Rahman (olan Allah), onlar için bir sevgi kılacaktır.” (Meryem 19/96)

AÇIKLAMA.:

[b]Ulemâ şöyle demiştir: "Allah'ın kulunu sevmesi demek, onun için hayır ve hidâyet irâde etmesi, ona nimet vermesi ve rahmette bulunmasıdır. Allah'ın buğzu da, kulunu cezalandırmak istemesi, şekavetini irade etmesidir. Cebrâil'in ve meleklerin sevgisi ise iki ihtimal üzeredir:
1-) Onların kula istiğfarları (Cenab-ı Hakk'tan affedilmesini dilemeleri), övmeleri, duada bulunmaları;
2-) Muhabbetleri, mahlukatta mevcut ve herkesce bilinen zâhirî sevgidir. Bu da kalbin bir şeye meyli ve ona kavuşmak için duyduğu iştiyâktır. Şu halde meleğin kula karşı bu çeşitten bir sevgisinin sebebi, Allah Teâla'ya mutî olması ve Allah tarafından sevilmesidir."
İbnu Hacer der ki: Bu hadisin bir vechinde, söz konusu sevginin sebebi ve bundan maksadın ne olduğu açıklanmaktadır.
Sevbân'ın rivâyetinde geldiğine göre; kul, Allah'ın rızasını aramaya arâliksız devam eder de Allah sonunda şöyle buyurur: "Ey Cibril, falan kulum benim rızamı arıyor. Bilesin , ona benim rahmetim galebe çalmıştır." Cibril: "Allah'ın rahmeti falancanın üzerine olsun" der. Bunu Hamele-i Arş da söyler, aynı şeyi onların etrafındakiler de söyler. Böylece halka halka söyleme sırası yedi semâ ehline kadar gelir, en sonunda o kimse için (rahmet) arza indirilir."
Bu hadise Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)'nin yaptığı şu rivâyet de destek olmaktadır: "...Kulum nafile ibadetlerle bana yaklaşmaya devam eder. Öyle ki ben onu severim de bir şey benden istese hemen veririm, bana dua etse derhal icabet ederim. Ben yaptıklarım arasında en çok bu kimsenin vefatında tereddüde düşerim. Çünkü o kulum ölümü sevmez, ben de onu incitmeyi sevmem..."
Nevevî, insanların kalbindeki sevgi ile ilgili olarak şunları söyler: "Kişiyi insanların sevmesi ve ondan razı olması kalblerin ona meyletmesi ve ondan razı olmasıdır."
İbnu Kesîr, buradaki sevgiden, sâlih amel işleyen kimseler için, salih kimselerin kalbindeki sevgiyi anlar ve der ki: "Cenab-ı Hakk haber veriyor ki, Şeriat-ı Muhammediye'ye uyduğu için Allah'ın razı olacağı amelleri işleyen kimse için, sâlihlerin kalbine sevgi ve muhabbet ekecektir. Bu husus va'd-i İlahîye binâen kesin ve kaçınılmaz bir keyfiyettir."
Bu hadisten şu husus da anlaşılmaktadır: İnsanlar tarafından gerçekten sevilmek isteyen kimse, öncelikle Allah'ın rızasını aramalı, ona sevgili olmaya çalışmalıdır. Bunda muvaffak olan kimse, yüryüzünde gerçek sevgiye mazhar olur. Başka şekilde kazanılan sevgi, sevgi değil, belki riyakârlıktır, sathidir, geçicidir. Mevki, makam, maddî imkânlar yoluyla kazanılan sevgi ve dostlukların riyâkarlık ve yapmacıklıktan ibâret olduğunu, "düşenin dostu olmaz" sözü teyid eder. Halbuki Allah için birbirini sevenlerin sevgisini hiç bir şey izâle edemez.
Bu sevginin de yolu, yine Kur’ÂN'ın ifadesiyle dindarlıktan geçer. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in sünnetine uymaktan geçer: "De ki: "Allah'ı seviyorsanız bana uyun, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah affeder ve merhamet eder."
(Âl-i İmrân 31).
Şunu da belirtelim ki, Allah'ın bir kul hakkında hayır ve hidâyet irade etmesi ona nimet vermesi, rahmette bulunması demektir; buğzetmesi de cezalandırması, şekâvete uğratması demektir.
Rabbimiz! Hayrını diler, buğzundan rahmetine iltica ederiz!


قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Resim---"Kul in kuntum tuhibbûnallâhe fettebiûnî yuhbibkumullâhu ve yagfir lekum zunûbekum, vallâhu gafûrun rahîm (rahîmun).: De ki: “Eğer siz Allah'ı seviyorsanız, o taktirde bana tâbi olunuz ki Allah da sizi sevsin ve sizin günahlarınızı mağfiret etsin (sevaba çevirsin). Ve Allah "Gafur"dur, "Rahîm"dir.” (Âl-i İmrân 3/31)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 19 Kas 2019, 19:16 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 3962
Resim

Es Selâmu aLeykum ve RahmetuLLAHi ve Berekâtuhu..

ALLAHumme saLLi ve seLLim ve bârik aLâ seyyidinâ MuhaMMedîn
Abdike ve
Nebiyyike ve
RasûLike ve
Nebîyyi'L- ÜMMîyyi ve aLâ ÂLihi, EhL-i Beytihi ve's- Sahbihi ve ÜMMetihi...

SubhÂNeke ALLAHumme ve bî hamdike,
Eşhedu en Lâ İLâHe ente vahdeke Lâ şerike Leke estağfiruke ve etûbu İLeyke..


EstağfiruLLAH eL AZÎM!.
EstağfiruLLAH eL AZÎM!.
EstağfiruLLAH eL AZÎM!.
EL KERİM ellezi Lâ İLâHe İLLâ Huve’L- HAYyumu’L- KAYyum ve etûbu İLeyk ve Huve’r- RAHîMu’L- VEDÛD celle celâlihu!.


Ve’L- HaMDuLiLLAHi RABBu’L- ÂLEMîn!.


Çok şükür Yâ RABBunâ TeÂLÂ!.
Zâhirde, şükrümüz SANA.. Bâtında hamdımız SANA!.
Ey Yüceler Yücesi RABBımız TeÂLÂ; kusurumuza bakma, affet bağışla, merhametinde muamele et, adaletinle sana sığınırız!.
Biz Meryem sûresine girecektik Hakan.. Meryem aleyhasselam’ın çok iyi anlaşılması gerekir!.
Bu gır gır gır!. diye okunan Kur'ÂN-ı Kerîm’de değil de yüreği Kur'ÂN-ı Kerîm kesenlerin Kur'ÂN-ı Kerîmi..
Kur'ÂN-ı Kerîm BİZe =>Ekmek gibi, SU gibi geldi.. Hayatımız için geldi.. İşte bu inançta olanlardan bahsediyorum yâni!.
Yoksa ne acıdır, ne yürekler acısıdır ki, hiç mi hiç elini dahi değmeden, dilini dahi değmeden, iki üç tane sûreyi ne dediğini bilmeden okuyarak, bir ömür harcayıp bütün hayatını kendi hevâ hevesi.. Ya da, ondan bundan derlediği topladığı Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den ve Kur'ÂN-ı Kerîm’den bir haber bir hayat yaşayarak, ne için böyle oldu sorusunu sormadan bir yanlış içinde yürüdü İsLÂM ÂLeMi.. Geldiği yer ise, ortada ve bu bir gönül körlüğüdür.. ALLAH celle celâlihu kimseye vermesin!.
Kur’ÂN-ı Kerîm ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i anlamadan, dinlemeden, kulaktan dolma şeylerle bir takım yanlışları kendisine din kabul ederek ya da, onların öyle olduğunu zannederek!.
Halbuki İsLÂM, teknik bir dindir.. Tarik tekniktir yâni.. İsLÂMda herşey haktır!. Yalancı Dünyâ, yalancı Dünyâ!. Kime yalancı Dünyâ?. Yalancılara yalancı Dünyâ!. Hakikattekilere ise, Şehâdet Tarlası..
Pep böyle tersden gidilmiştir!. Evet Dünyâ’ya tapıldığı zaman, Sırat-ı Mustakîm’den Sapan Sapıklardan olunca Dünyâ bir KOKmuş LEŞtir!.


Resim“BELhum e DALLÛN EHLi”-ne
=>BATmışsa CÂHİL CEHLi-ne.:


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Dünya bir leştir. Onu elde etmek isteyenler de köpeklerdir.” buyurdu.
(Aclûnî, Keşfü’l- Hâfâ, I, 409.)

صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لاَ يَرْجِعُونَ
Resim---“Summun bukmun umyun fe hum lâ yerciûn (yerciûne).: SAĞIRdırlar, DİLsizdirler, KÖRdürler. Bundan dolayı dönmezler." (Bakara 2/18)

وَلَقَدْ ذَرَأْنَا لِجَهَنَّمَ كَثِيرًا مِّنَ الْجِنِّ وَالإِنسِ لَهُمْ قُلُوبٌ لاَّ يَفْقَهُونَ بِهَا وَلَهُمْ أَعْيُنٌ لاَّ يُبْصِرُونَ بِهَا وَلَهُمْ آذَانٌ لاَّ يَسْمَعُونَ بِهَا أُوْلَئِكَ كَالأَنْعَامِ بَلْ هُمْ أَضَلُّ أُوْلَئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ
Resim---“Ve lekad zere’nâ li CeheNNeMe kesîran minel cinni vel insi lehum kulûbun lâ yefkahûne bihâ ve lehum a’yunun lâ yubsırûne bihâ ve lehum âzânun lâ yesmeûne bihâ, ulâike kel en’âmi BELHUM eDALLUn ulâike humul gâfilûn(gâfilûne): Ve andolsun ki; CeheNNeMi, insanların ve cinlerin çoğuna hazırladık (yarattık). Onların kalbleri vardır, onunla fıkıh (idrak) etmezler. Onların gözleri vardır, onunla görmezler. Onların kulakları vardır, onunla işitmezler. ONLAR HAYVANLAR GİBİDİR. HATTA DAHA ÇOK DALÂLETTE-dirler-Sapıktırlar.. İşte onlar, onlar gâfillerdir.” (A’râf 7/179)

وَلَقَدْ ذَرَأْنَا لِجَهَنَّمَ كَثِيرًا مِّنَ الْجِنِّ وَالإِنسِ لَهُمْ قُلُوبٌ لاَّ يَفْقَهُونَ بِهَا وَلَهُمْ أَعْيُنٌ لاَّ يُبْصِرُونَ بِهَا وَلَهُمْ آذَانٌ لاَّ يَسْمَعُونَ بِهَا أُوْلَئِكَ كَالأَنْعَامِ بَلْ هُمْ أَضَلُّ أُوْلَئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ
Resim---“Ve lekad zere’nâ li CeheNNeMe kesîran mine’l- cinni ve’l- insi lehum kulûbun lâ yefkahûne bihâ ve lehum a’yunun lâ yubsırûne bihâ ve lehum âzânun lâ yesmeûne bihâ, ulâike ke’l- en’âmi BELHUM eDALLUn ulâike humu’l- gâfilûn (gâfilûne): Ve andolsun ki; CeheNNeMi, insanların ve cinlerin çoğuna hazırladık (yarattık). Onların kalbleri vardır, onunla fıkıh (idrak) etmezler. Onların gözleri vardır, onunla görmezler. Onların kulakları vardır, onunla işitmezler. ONLAR HAYVANLAR GİBİDİR. HATTA DAHA ÇOK DALÂLETTE-dirler-Sapıktırlar.. İşte onlar, onlar gâfillerdir.” (A’râf 7/179)


Ancak, Dünyâda HAKk’a KULLuk yapıldığı zaman, Dünyâ bir CeNNettir. Aksi takdirde CeheNNeM’in Zümarasıdır.. Zâten kendi başına bir CeheNNeMdir.. İnsanlar; sözden uzaklaştı, gözden uzalaştı, gözden düştü yâni sözden de düştü, özden de düştü!. Bir garib halde yürüyor ama YOL nerde?.
MeLÂMet YoLu.. MeLÂMet dediğimiz şey; MeLÂnetle, lânetlenenlerle =>“Lâ İLâHe” gibi.. İnkârla =>Gübre gibi.. Yuh çekilenlerle böyle sıralayabilirsiniz.. tüm böyle bir takım.. ANA RAHMİ gelir, bakarsınız hepimiz doğduğu ANA RAHMİ’ne.. Beyinsiz insanlar onu, Şehvet Çukuru görür.. Ama Hakka ve Hayra inananlar ise ona, ALLAH celle celâlihu’nun er Rahîm Esmâsı’nın niçin isim olarak verildiğini düşünür de.: “İşte Şehâdet Şehrine Çıkış Kapımız!.” der. Bu kadar önemlidir, bu kadar doğrudur ve bu kadar haktır!. Bunlar bir araya getirilmediği sürece her şeyi yapan, fiilen yapan, konuşan, hayatının içinde tutan bir insan’a “gübre” dediğin zaman burnunu kvırıp “aaa!..”der.. Niye?!. Sen her şeyi yapıyorsun, her şeyi söylüyorsun ve fiilen uyguluyorsun!. Niye doğru söylemekten kaçınıyorsun ki!. Hayatın gerçeklerini neden anlamıyorsun ki!.
Bu hep böyle olmuştur!. “Zıtların Zevki” diye tâbir ettiğimiz “DIŞ DÜZEN” ve “İÇ DENGE”yi KURaBİLmek için.. iç ve dışı.. düzen ve dengeyi kurabilmek için.. İÇ ve DIŞı.. MERKEZ ve MUHİTi vicdÂNımızda.. DIŞta AKLımızı KAFAmızda.. İÇte NAKLimizi KALBimizde.. Akıl ve Nakili BİRLeştireBİLmek için doğru düşünmek durumundayız biz!. Nakil, NÛRLanmış AKıLdır..
İşte kendimiz, kaderimiz gereği sâdece İnşâe ALLAH LîVECHiLLAH ALLAH rızası için =>SeBîLiLLAH-ALLAH YoLunda RaSûLuLLAH sallallahu aleyhi vesellem’i ve KeLÂMuLLAH’ımızı =>BİLmeye =>BULmaya =>OLmaya =>YAŞA!.maya ve =>YAŞAT!.maya =>BİZ sâdece MuhaMMedî HASBî Hizmetçiyiz RABBımız TeÂLÂ’ya Hamdolsun!.
Sadece Hizmetli olarak bir gönül çabası yürütmekteyiz ve hiç kimseden ALLAHa hamd olsun alacağımız-vereceğimiz de olmadı, olmaz da İnşâe ALLAH!.

Acı olan şudur ki, Bu Cihanda cânlar cengi eksik olmaz.. Herkes Herşey ve Herkesle DENENeBİLmektedir!.

Meryem aleyhaselam’dan bahsediyoruz.. Meryem aleyhasselam, halkın zulmüne tahammül etmiştir!. Halkın zulmune tahammül etmiştir!. Öyle bir Hanım Efendi düşünün ki, anasının karnında “ALLAH Yolu”na adansın ve en akıllı insanın da aklının ermeyeceği bir hayat yaşasın!.
Her türlü iftiraya uğrasın bunları fiilen yaşasın ve halka tahammül etsin, beddua etmesin, karşı gelmesin!. Amma Jakka ve Hayra çıkışta da sabretsin!.
Demek ki sabır, onun bunun zulmüne sabır değil de, tahammül!. Bir adamın gücü yetiyor eşeğini dövüyor ve eşek mecburen tahammül ediyor, ne yapsın ki yâni!. Ya da bir zâlim, birisini kolay bulmuş dövüyor da dövüyor!. Yapacak bir şey yok!. O, tahammül ediyor sabretmiyor!.

İnsanlar, kuduz köpekler gibi, kuduz hayvanlar gibi, canavarlar gibi bitmez tükenmez bir hırs hased fesad kin kibir içinde bütün Dünyâyı yutacakçasına doyumsuz ve RABB’ısına güvenmeyen teslim olmamış, Kefîl ve Vekîl kabul etmemiş bir insan ki, bugün nerdeyse çoğu böyle olmaya başladı!. Yâni çok miktarda demek istiyorum. Ve bu doyumsuzluk bütün Dünyâsını yıktı gitti.. Yâni doğduğumuz topraklarda, insanların yerini şimdi aklımızın fikrimizin ermeyeceği hayatlar yaşanıyor ve kanımızı, tenimizi taşıyan insanların nasıl hebâ olup gittiğini gözlerimizle görüyoruz.. Kendimiz yaşıyoruz ALLAH celle celâlihu kimseye vermesin!.

Bunlar hep hayatın içinde görülüyor bu bozulma o kadar hızlı oluyor ki, o bizim eski dediğimiz atmışını yetmişini bulmuş insanları da kısa sürede kendilerine çevirip hatta onların liderleri oluyor, önlerine düşüyor.: “daha da yap!. haram mı, daha da yap!. yalan mı söyledin durmadan yap!.” böyle bir çılgınlık içinde gidiyorlar!. Bunu hepimiz görüyoruz bu bir gelişme değildir, değişme değildir aslına ihanettir!. Biz basit inanırız, bizim ALLAHımız celle celalehu; ne rüzgarı, ne bulutu, ne kâinâtı, ne de zerresi ne kürresi değişmemiştir!. Aynı minvâl üzere yürümektedir!. Kurt kurtluğunu yapıyor, koyun koyunluğunu yapıyor ve fıtrî işleri de buydu zâten!.

Mesele.: “Bizim kudurmuşlar ne olacak ve bu kudurmuşların içerisinden kudurmadan nasıl geçip gidilecek?.” Sorusudur.
Bunu doğru anlamanın yollarından birisi de Meryem aleyhisselam’ı çok iyi anlamaktır!. Biz MuhaMMedî MeLÂMette, neden bir terazinin eski teraziden bahsediyorum iki kefeli teraziden neden onun elle tutulan yeriyle, şundan dolayı zâhir ve bâtını tartar.. “Lâ İLâHe” burada da, “İLLâ ALLAH” ARŞ’ta olmaz.. Onu tartar SEVİYELer..
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ayağının altına girmez, omuzuna çıkmaz da arkasında safa geçeip.: “ALLAHu EKBER!.” Dedirtir, silkeler..
Bu ise çok basit şeyleri yapmak ya da yapmamakla ölçülü veriyor. Ne kader kalıyor ne öte kalıyor ne böte kalıyor!. Halbuki ALLAH celle celalehu Mutlak Muradını işliyor ve fiilen uyguluyor toplumlara da, millete de, kâinâta da!. Efendim işte mevsim değişiyor da, sular eriyor da, şöyle oluyor da, böyle oluyor da, ozon’dan oldu, bozandan oldu vs..
ALLAHu zü’L- CeLÂL, zü’L- İntikamdır, intikam alıcıdır!.


El Müntâkimü celle celâlihu.:
Resim

Yoksa bu yapılan bu azgınlıklar, zulümler sürmez!. Küfür sürer ancak zulümler sürmez!.
Küfür kalkarsa ortadan, herkes melek olur o zaman KuLLuk İmtihÂNına insan kalmaz.. Ancak zulüm ebedi değildir, bir yere gelir kendi kendini akrep gibi sokar öldürür!.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 2 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 8 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye