Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 26 Oca 2020, 13:05

Tüm zamanlar UTC + 2 saat




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 8 mesaj ] 
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 12 Kas 2019, 15:07 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 3971
Bu konuyu facebook'ta paylan!
Resim

KUL İHVANÎ MERYEM aleyhasselâm SÛRESİ SOHBETİ.:

Resim

ALLAHumme saLLi ve seLLim ve bârik aLâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve
Nebiyyike ve
RasûLike ve
Nebîyyi'L- ÜMMîyyi ve aLâ ÂLihi, EhL-i Beytihi ve's- Sahbihi ve ÜMMetihi...

ALLAHımız celle celâluhu!
BİZe MuhaMMedî Gayret,
PÎRimizden Hâl-i HiMMet,
RASÛLünden ŞiFâ-yı ŞeFâat,
ZÂTından İnâyet-Hidâyet-Selâmet İZZet-i İhsÂNınLa =>İSLÂM ÂLEMi'nin =>İffet, İsmet, İzzet TimSÂLi MERYEM aleyhasselâm ANNEmizin =>Şu ÂNda ŞE’ÂNuLLAHta ŞEFâatına =>MuhaMMedî Mü’min- Mü’minat CÜMMLemİZi NÂiL EYyLe =>HAKk ve HAYRda CEM’ et LûTFet Et YAŞAt!.
İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!..

ÂMiN!. Yâ MuîN!. Yâ RABBenâ!..


ResimMuhaMMedi MuhabbetlerimLe...


Resim

ÂDEM =>BaBasız AnAsız
AnAsız =>HAVVA AnAmız
AnA-BaBa OLanı =>AHMED
İSÂ İbn MeRYeM =>BaBasız..


ZEVK 7596

AKLın NAKLen ANLAdığı => DOst DivÂNın DEM bU DEMi
=>“MekÂNen KasıYyâ” SıRRı =>MÂRİFetin MîM MAHReMi

=>ANA RAHMİnden SESLenEN
=>BEŞİkte VAHy NEFESLenEN

=>İSÂ RÛHuLLAH =>ANNesi =>ÇeTiN ÇİLLEnin MeRYeMi!.

aleyhumu’s- selâm..

08.05.16 18:05
Brsbrsmm..tktktrstkkmdcvLÂNnn..



KuL İhvÂNim ->şU İşe BAKk!
KÛN feyeKÛN EYyLeyEN HAKk
“MuhaMMedî ->M â R i F e t”tir
AKLını ->NAKLeN YAŞA!..maKk!.


MERYEM aleyhasselâm’a Vahy.:

فَكُلِي وَاشْرَبِي وَقَرِّي عَيْنًا فَإِمَّا تَرَيِنَّ مِنَ الْبَشَرِ أَحَدًا فَقُولِي إِنِّي نَذَرْتُ لِلرَّحْمَنِ صَوْمًا فَلَنْ أُكَلِّمَ الْيَوْمَ إِنسِيًّا
Resim---"Fe kulî veşrabî ve karrî aynâ (aynen), fe immâ terayinne mine’l- beşeri ehaden fe kûlî innî nezertu li’r- rahmâni savmen fe len ukellime’l- yevme insiyyâ (insiyyen).: Artık ye ve iç, gözün aydın olsun! Bundan sonra eğer beşerden bir kimseyi görürsen, o zaman (ona şöyle) söyle: “Muhakkak ki ben, Rahmân’a (konuşmama) orucu nezrettim (adadım). Bu sebeple bugün bir insanla asla konuşmayacağım.” (Meryem 19/26)

“MekÂNen KasıYyâ” SıRRı
MÂRİFetin MîM MAHReMi.:


فَحَمَلَتْهُ فَانتَبَذَتْ بِهِ مَكَانًا قَصِيًّا
Resim---"Fe hamelethu fentebezet bihî mekânen kasıyyâ (kasıyyen).: Böylece ona hamile kaldı. Bundan sonra onunla uzak-ıssız bir mekâna (yere) çekildi.” (Meryem 19/22)


->İSÂ RÛHuLLAH ->ANNesi
->ÇeTiN ÇİLLEnin MeRYeMi!.:


يَا أُخْتَ هَارُونَ مَا كَانَ أَبُوكِ امْرَأَ سَوْءٍ وَمَا كَانَتْ أُمُّكِ بَغِيًّا
Resim---"Yâ uhte hârûne mâ kâne ebûkimrae sev’in ve mâ kânet ummuki bagıyyâ (begıyyan).: Ey Harun’un (kız) kardeşi! Senin baban kötü bir adam değildi. Ve senin annen de azgın (iffetsiz) değildi.” (Meryem 19/28)

فَنَادَاهَا مِن تَحْتِهَا أَلَّا تَحْزَنِي قَدْ جَعَلَ رَبُّكِ تَحْتَكِ سَرِيًّا
Resim---"Fe nâdâhâ min tahtihâ ellâ tahzenî kad ceale rabbuki tahteki seriyyâ (seriyyen).: O zaman onun (Hz. Meryem’in) alt yanından, ona “mahzun olma (üzülme)” diye bir nida (geldi): “Rabbin, senin alt yanından bir su yolu kıldı (oluşturdu).” (Meryem 19/24)

قَالَ إِنِّي عَبْدُ اللَّهِ آتَانِيَ الْكِتَابَ وَجَعَلَنِي نَبِيًّا
Resim---"Kâle innî abdullâhi, âtâniye’l- kitâbe ve cealenî nebiyyâ (nebiyyen).: (Bebek) şöyle dedi: “Muhakkak ki ben, Allah’ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni nebî (peygamber) kıldı.” (Meryem 19/30)


Elhamdülillâhirabbiâlemîn!..


ResimMuhaMMedî
Kul İhvÂNi
ResimMuhaBBetLe..



Resim

MERYEM aleyhasselâm SÛRESİ FâZiLeti.:

ـ1ـ عن المغيرة بن شعبة رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: )لَمَّا قَدِمْتُ نَجْرَانَ سَألُونِى وَقَالُوا إنَّكُمْ تَقْرَءُونَ: يَا أُخْتَ هرُونَ؛ وَمُوسى قَبْلَ عِيسَى بِكَذَا وَكَذَا. فَلَمَّا قَدِمْتُ عَلَى رسول اللّهِ # سَألْتُهُ عَنْ ذلِكَ. فَقَالَ: إنَّهُمْ كانُوا يَتَسمَّوْنَ بأنْبِيَائِهِمْ وَالصَّالِحِينَ قَبْلَهُمْ(. أخرجه مسلم والترمذى .

1. (702)- Mugîre İbnu Şu'be (radıyallahu anh) anlatıyor: "Ben, Necrân'a gelince bana sordular: "Sizler şu âyeti okuyorsunuz: "Ey Harun'un kız kardeşi: Baban kötü bir kimse değildi..." (Meryem 28). Halbuki, Hz. Musâ, Hz. İsa (aleyhimâ'sselam)'dan yüzlerce yıl önce yaşamıştır. (Nasıl olur da Hz. İsa'nın annesi olan Hz. Meryem, Hz. Musâ'nın erkek kardeşi olan Hz. Hârun'un kız kardeşi olur?)" Ben Medine'ye Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın yanına gelince, bu meseleyi ona sordum: "Onlar, kendilerinden önce yaşamış olan peygamberlerinin ve sâlih kişilerin isimleriyle isimleniyorlardı." buyurdu.
(Müslim, Adâb 9, (2135); Tirmizî, Tefsir, Meryem, (3154)

يَا أُخْتَ هَارُونَ مَا كَانَ أَبُوكِ امْرَأَ سَوْءٍ وَمَا كَانَتْ أُمُّكِ بَغِيًّا
Resim---"Yâ uhte hârûne mâ kâne ebûkimrae sev’in ve mâ kânet ummuki bagıyyâ (begıyyan).: Ey Harun’un (kız) kardeşi! Senin baban kötü bir adam değildi. Ve senin annen de azgın (iffetsiz) değildi.” (Meryem 19/28)

AÇIKLAMA.:

1-) Âlimlerimiz büyük çoğunluğuyla, bu hadise dayanarak, peygamberlerin isimlerinin çocuklara verilebileceği görüşüne varmışlardır. Nitekim Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) de, oğluna İbrahîm adını koymuştur. Ashab arasında da pek çok kimse daha önceki peygamberlerin isimlerini taşıyorlardı. Bazı âlimler, meleklerin ismini çocuklara koymanın câiz olduğunu söylemiştir. İmam Mâlik gibi Cibril ve Yâsin isimlerinin verilmesini mekrûh addeden de olmuştur.
İsimle ilgili geniş açıklamayı ilgili bahiste yaptık, oraya bakılsın (113-120) hadisler.

2-) Hadiste geçen Necrân yer ismidir. Bu ismi taşıyan birden fazla yer mevcuttur: en-Nihâye'nin verdiği bilgiye göre Hicâz'la Şam ve Yemen arasında bir yerin adıdır. Yemen'de, Bahreyn'de, Dımeşk yakınlarında da Necrân adını taşıyan yerlerin bulunduğu belirtilir.
Necran ahâlisi Hıristiyandır. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın sağlığında Medine'ye gönderdikleri bir heyetle Müslümanlarla sulh anlaşması yapmışlardır.
Bura ahâlisi Hıristiyan olduğu için Hz. Mugire'ye, Hz. Meryem'in Hz. Hârun'un kız kardeşi olamayacağını söyleyerek, "Kur'ân'da geçen "Ey Hârun'un kız kardeşi" tâbirine itirazî soru sorarlar. Rivâyetin Tirmizî'deki metninde şu ziyâde var: Hz. Mugire İbnu Şu'be der ki: "Ben bu soruya nasıl cevap vereceğimi bilemedim, dönüp durumu Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e haber verdim..."
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Onlar kendilerinden önceki peygamberlerinin ve sâlihlerin adlarını koyarlardı" buyurarak, Hz. Meryem'in Hârun isminde bir kardeşi olduğunu haber veriyor. Yani, âyetteki: "Ey Hârun'un kız kardeşi" tabirinde geçen Hârun, Hz. Musâ (aleyhumussselam)'nın kardeşi olan, fesâhatiyle meşhur Hârun (aleyhisselam) değildir.
Bazı âlimler Kur’ÂN'ın bu tabirinden hareketle, Hz. Meryem'in, Hz. Musâ'nın kardeşi olan Hz. Harun'un neslinden olduğu kanaatine varmışlardır. Bu kanaatte olanlara göre, aradaki bu kan bağı sebebiyle Hz. Meryem'in cedd-i emced'i olan Hz. Hârun (aleyhisselam)'a nisbet edilerek "Hârun'un kızkardeşi" diye isimlendirilmesi câizdir. Çünkü, Arap örfünde, bir Temimli'ye, "Ey Temim'in kardeşi", Mudarlı'ya da "Ey Mudar'ın kardeşi" denmesi câizdir.
Hatta, bu hitabı yorumlayanlar arasında şöyle diyen de olmuştur: "Harun ismindeki bu zat belki de açıktan fısk işleyen birisi idi, bu sebeple Hz. Meryem'i ona nisbet ettiler."
En doğru te'vil, şüphesiz Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'tan kaydedilen açıklamadır.


Resim

ـ2ـ وعن أبى سعيد رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: قَرَأ سولُ اللّه #: وَأنْذِرْهُمْ
يَوْمَ الْحَسْرَةِ، وَقَالَ: يُؤْتَى بِالْمَوْتِ كَأنّهُ كَبْشٌ أمْلَحُ حَتَّى يُوقَفَ عَلَى السُّرورِ بَيْنَ الْجَنَّةِ والنَّارِ. فَيُقَالُ: يَا أهْلَ الجَنَّةِ فَيَشْرَئِبُّونَ، وَيُقَالُ: يَا أهْلَ النَّارِ فَيَشْرَئِبُّونَ. فَيُقَالُ هَلْ تَعْرِفُونَ هذَا؟ فَيَقُولُونَ: نَعَمْ، هَذَا الْمَوْتُ فَيُضْجَعُ وَيُذبَحُ، فَلَوَْ أنَّ اللّه قَضَى ‘هْلِ الْجَنَّةِ بِالْحَيَاةِ وَالْبَقَاءِ لَمَاتُوا فَرَحاً. وَلَوَْ أنَّ اللّهَ قَضَى ‘هْلِ النَّارِ بِالْحَيَاةِ وَالْبَقَاءِ لَمَاتُوا تَرَحاً(. أخرجه الترمذى وصححه.»ا‘مْلَحُ« الذى بياضه أكثر من سواده، وقيل: هو النقىُّ البياض.وقوله: »فَيَشْرَئِبُونَ« أي يرفعون رؤسهم لينظروا إليه. »وَالتَّرحُ« ضدّ الفرح، وهو الحزن .

2. (703)- Ebu Said (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) okudu: "Ey Muhammed!. Hâlâ gaflet içinde bulunanları ve hâlâ inanmayanları, onları işin bitmiş olacağı o hasret günü ile uyar" (Meryem 19/39). Sonra dedi ki: "(Kıyâmet günü) ölüm alaca bir koç sûretinde getirilir. Cennetle cehennem arasında yer alan sur üzerinde durdurulur. Önce:
"- Ey cennet ahalisi!" diye bağırılır, onlar başlarını kaldırırlar. Sonra:
"- Ey cehennem ahâlisi!" diye bağırılır, onlar da başlarını kaldırırlar. Sonra sorulur:
"- Bunu tanıdınız mı, nedir bu?" Hepsi birden:
"- Evet tanıdık, derler. Bu ölümdür"
Koç yatırılır ve kesilir. Eğer, Allah cennet ahâlisi için hayâta hükmetmemiş olsaydı, neşeyle ölürlerdi. Cehennem ahalisi için de Allah hayata, bekaya hükmetmemiş olsaydı onlar da üzülerek ölürlerdi."

(Tirmizî, Tefsir, Meryem (3155)
Tirmizî hadisin sahih olduğunu söylemiştir. Bu hadis biraz farklı şekilde de rivâyet edilmiştir. (Buhârî, Tefsîr, Meryem 2; Müslim, Sıfatu'n-Nâr; Tirmizî, Cennet 20, (2561).)

وَأَنذِرْهُمْ يَوْمَ الْحَسْرَةِ إِذْ قُضِيَ الْأَمْرُ وَهُمْ فِي غَفْلَةٍ وَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
Resim---"Ve enzirhum yevmel hasreti iz kudıye’l- emru, ve hum fî gafletin ve hum lâ yu’minûn (yu’minûne).: Ve emrin yerine getirileceği hasret günüyle onları uyar. Ve onlar, gaflet içindeler ve onlar, mü’min değillerdir.” (Meryem 19/39)

AÇIKLAMA.:

Kurtubî'ye göre, hadiste ölümün koç şeklinde getirilip kesilme teşbihiyle, Hz. İbrahîm (aleyhisselam)'in oğlu İsmail'e koçun fidye kılınması gibi, koçla insanlara da fidye hasıl olduğuna bir işarette bulunulmuş olmaktadır. Yine Kurtubi'ye göre koçun, alacalı, yâni siyah beyaz olması, cennetlikleri de, cehennemlikleri de temsil etmesi sebebiyledir. Yani her iki taraftaki ahali için ölüm kaldırılmıştır, ebediyet başlamıştır.
Ölümün öldürülmesi meselesini ifade için Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın başvurduğu latif teşbih, yani bir koç olarak herkesin gözünün önünde ölümün kesilmesi teşbihi hususunda âlimler farklı yorumlar yapmışlardır.
İbni'l-Arabî şunları söyler: "Bu hadis akla muhâlif olduğu için anlaşılması zorluk arz etmiştir. Çünkü ölüm, cevher değil, ârazdır. Ârazın cisme dönüşmesi (inkılabı) mümkün değildir, öyle ise onun kesilmesi mümkün değildir. Bu sebeple bazı âlimler bu hadisin sahih olmadığını ileri sürdüler. Bazıları da sıhhatini kabul edip, te'vil ettiler. Dediler ki: Bu bir temsildir, gerçek bir kesme söz konusu değildir. Bazıları da: Bilâkis, hakikatine uygun bir kesme mevzubahistir, kesilen şey ölümü üzerine alandır. Onu herkes tanır, çünkü ruhlarını kabzetme işini üzerine almıştı, demiştir.
Mâzirî der ki: "Bizce ölüm diğer ârazlar gibi bir ârazdır. Mutezile'ye göre, ölüm mâna değildir, aksine onun mânası hayatın yokluğudur. Ancak bu mülâhaza şu âyet mucibince hatalıdır: "Allah hayatı da ölümü de yaratmıştır"
(Mülk 2). Şu halde âyet, ölümün mahluk olduğunu kesinlikle ifade ediyor. Kaydettiğimiz iki görüşe göre ise onun koç olması da, cisim olması da mümkün olmaz, bundan maksad bir teşbih ve temsildir." Mâzirî devamla der ki: "Allah bu cismi yaratır, sonra kesilir, sonra bunu bir temsil yapar, çünkü ölüm artık âhiret ehline ârız olmaz."
Kurtubî, et-Tezkire'de şunu söyler: "Ölüm, mânadır. Mânalar cevhere dönüşemez, Allah amellerin sevabından (onları temsil eden) eşhâs yaratır. Ölüm de böyledir, (ona bedel) ölüm diye isimlendireceği bir koç yaratır ve hem cennetliklerin hem de cehennemliklerin kalplerine, ölümün kesilişini her iki tarafta da ebedî olacaklarına dair delil olarak atar."
Şöyle diyen de olmuştur: "Allah'ın arazlardan cesedler inşa edip, bunları arazlar için madde kılmasına bir mani yoktur. Nitekim, Müslim'de geldiği üzere, hadiste, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Bakara ve Âl-i İmrân Sûrelerinin, iki bulut olarak geleceklerini beyan buyurmuştur. Hadislerde bu çeşit açıklamalar mevcuttur."


Resim

ـ3ـ وعن قتادة في قوله تعالى: )وَرَفَعْنَاهُ مَكاناً عليّاً. قال: قالَ أنَسٌ رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ إنَّ النَّبىَّ # قَالَ: لَمَّا عُرِجَ بِى رَأيْتُ إدْرِيسَ في السَّمَاءِ الرَّابِعَةِ(. أخرجه الترمذى

3. (704)- Katâde (merhum), şu âyet hakkında: "Onu yüce bir yere yükselttik" (Meryem 57). Hz. Enes (radıyallahu anh) Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'tan şu rivâyeti yaptığını belirtir:
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Ben Mirac'ta iken dödüncü kat semâda Hz. İdris (aleyhi'sselam)'i gördüm." buyurdu.

(Tirmizî, Tefsir, Meryem, (3156).)

وَرَفَعْنَاهُ مَكَانًا عَلِيًّا
Resim---"Ve rafa’nâhu mekânen aliyyâ (aliyyen).: Ve onu, yüce bir mekâna (makama, cennete) yükselttik.” (Meryem 19/57)

AÇIKLAMA.:

Hz. İdris (aleyhisselam)'le alakalı olarak Meryem sûresinde: "Kitap'ta İdris'i de an. Çünkü o, çok sâdık bir peygamberdi. Biz onu pek yüce bir yere yükselttik" buyurulur. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bu âyeti açıklama zımnında: "Ben Mi’rac'ta iken dördüncü kat semâda Hz. İdris'i gördüm" buyuruyor.
Hz. İdris (aleyhisselam)'in diğer peygamberler arasında mümtaz bir yeri vardır. Rivâyetlere göre, kendisine 30 sahifelik kitap gelmiştir. Bu beşerin medenî terakkisinde mühim bir merhale teşkil eder: Kendisinden önce insanlar hayvan postu giyerken, ilk defa elbise dikerek mamul elbise giymiştir. Bu sebeple terzilik sanatının pîri kabul edilir. Yazının ilk defa onun tarafından kullanıldığına dair rivâyetler de mevcuttur. İslâmî an'ane, yıldız ve hesap ilmini de onunla başlatır (Aleyhisselam).
Ayrıca Hz. İdris'in, aynen Hz. İsa gibi dünyevî cesedleriyle yaşamakta olduğuna da inanılır. Bunun hayat tabakası hakkında Bediüzzaman şu açıklamayı yapar:
"Üçüncü Tabaka-i Hayat: Hazret-i İdris ve İsa (aleyhisselam)'nın tabaka-i hayatlarıdır ki, beşeriyet levâzımâtından tecerrüd ile, melek hayatı gibi bir hayata girerek nuranî bir letâfet kesbeder. Adetâ beden-i misalî letâfetine ve cesed-i necmî nuraniyetinde olan cism-i dünyevîleri ile semâvatta bulunurlar..."


Resim

ـ4ـ وعن ابن عباس رَضِىَ اللّهُ عَنْهُما قال: )قال رسولُ اللّه # لِجِبْرِيلَ: مَا يَمْنَعُكَ أنْ تَزُورَنَا أكْثَر مِمَّا تَزُورَنَا فَنَزلتْ: وَمَا نَتَنَزَّلُ إّ بِأمْرِ رَبِّكَ اŒية(. أخرجه البخارى والترمذى .

4. (705)- İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Hz. Cibril (aleyhisselam)'e: "Bana, niye hâlen yapmakta olduğundan daha fazla ziyarette bulunmuyorsun?" diye sormuştu, şu âyet indi: "Cebrâil Muhammed'e şöyle dedi: "Biz ancak Rabbinin buyruğuyla ineriz, geçmişimizi, geleceğimizi ve ikisinin arasındakileri bilmek O'na mahsustur. Rabbin unutkan değildir" (Meryem 64).
(Buhârî, Tefsir, Meryem 2, Bed'ü'l-Halk 6, Tevhid 28; Tirmizî, Tefsir, Meryem, (3157).)


وَمَا نَتَنَزَّلُ إِلَّا بِأَمْرِ رَبِّكَ لَهُ مَا بَيْنَ أَيْدِينَا وَمَا خَلْفَنَا وَمَا بَيْنَ ذَلِكَ وَمَا كَانَ رَبُّكَ نَسِيًّا
Resim---"Ve mâ netenezzelu illâ bi emri rabbike, lehu mâ beyne eydînâ ve mâ halfenâ ve mâ beyne zâlike, ve mâ kâne rabbuke nesiyyâ (nesiyyen).: Ve biz (resûl melekler), Rabbinin emri olmaksızın inmeyiz. Bizim önümüzde, arkamızda ve bunların arasında olanlar, O’nundur. Ve senin Rabbin, (seni) unutmuş değildir.” (Meryem 19/64)

AÇIKLAMA.:

Bir rivâyet Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın, Cebrâil ile daha çok görüşme arzusu içerisinde bulunduğunu ve bu arzusunu da Hz. Cebrâil'e açtığını bildiriyor. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın bu talebi üzerine gelen vahiy gösteriyor ki, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in risâlet hayatına giren her mes'ele Cenâb-ı Hakk'ın tanzim ve takdiriyle cereyan etmekte, O'nun hikmetinin iktizasına göre, nübüvvet hayatının vukuatı husul bulmaktadır. Bunda ne Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in arzusu, ne diğer haricî sebepler müessir değillerdir. Risâletle ilgili her bir mesele hem öndeki âhiret hayatına, hem geçmişteki dünya hayatına baktığı için, bunlara müteallik meseleler ancak, bunların sâhibi Allah tarafından bilinebilir, bildirilebilir, ilmi sınırlı beşerin tedbiriyle yürüyemez.
Risâletin mahiyet ve mekanizmasını Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e öğretici mahiyette, yukarıdakine benzeyen vahiylere, bilhassa risâlet hayatının bidâyetinde sıkca rastlanır. Müzzemmil, Abese, Müddessir sûreleri bu açıdan da değerlendirilebilir.

Resim

ـ5ـ وعن أم مبشر ا‘نصارية رَضِىَ اللّهُ عَنْها قالت: )سَمِعْتُ رسولَ اللّه # يقول: َ يَدْخُلُ النَّارَ إنْ شَاءَ اللّهُ تعالَى مِنْ أصْحَابِ الشَّجَرَة أحَدٌ. فقَالتْ حَفْصَةُ رَضِىَ اللّهُ عَنْها: بَلَى يَا رَسولَ اللّهِ فَانْتَرَهَا. فَقالَتْ: وَإنْ مِنْكُمْ إَّ وَارِدُهَا.
فقَالَ رسولُ اللّهِ #: قَدْ قَالَ اللّهُ: ثُمَّ نُنَجّى الَّذِينَ اتَّقُوا اŒية(. أخرجه مسلم .

5. (706)- Ümmü Mübeşşir el-Ensâriyye (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı dinledim şöyle buyurmuştu:"
(Hudeybiye biatına katılan) ashâbu'şşecere'den hiç kimse inşaallah cehenneme girmeyecektir."
Bunun üzerine Hafsa (radıyallahu anhâ) validemiz: "Hayır ey Allah'ın Resulü!" dediyse de Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) onu azarladı.
Bunun üzerine Hz. Hafsa (radıyallahu anhâ) şu âyeti okudu: "Sizden cehenneme uğramayacak yoktur. Bu, Rabbinin, yapmayı üzerine aldığı kesinleşmiş bir hükümdür"
(Meryem 71).
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ona şu cevâbı verdi: "Allah şöyle de buyurmaktadır: "Sora biz, Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanları kurtarır, zâlimleri de orada diz üstü çökmüş olarak bırakırız"
(Meryem 72)
(Müslim, Fedâilu's-Sahâbe 163, (2496).)


وَإِن مِّنكُمْ إِلَّا وَارِدُهَا كَانَ عَلَى رَبِّكَ حَتْمًا مَّقْضِيًّا
Resim---"Ve in minkum illâ vâriduhâ, kâne alâ rabbike hatmen makdıyyâ (makdıyyen).: Ve sizden biriniz (bile hariç olmamak üzere hepiniz), illâ (muhakkak) ona (cehenneme) varacaksınız. (Bu), senin Rabbinin üzerine (aldığı) kesinleşmiş bir hükümdür.” (Meryem 19/71)

Resim

ـ6ـ وعن السدى قال: سألتُ مُرَّةَ الْهَمَدَانِّى عَنْ قولِهِ تعالى: )وَإنْ مِنْكُمْ إَّ وَارِدُهَا. فَحَدَّثَنِى عن ابنِ مَسْعودٍ رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ. أنَّ النَّبىَّ # قالَ: يَرِدُ النَّاسُ النَّارَ ثُمَّ يَصْدُرُونَ عَنْهَا بِأَعْمَالِهِمْ. فَأوَّلُهُمْ: كَلَمْحِ الْبَرْقِ، ثُمَّ كالرِّيح، ثُمَّ كَحُضْرِ الْفَرَسِ، ثُمَّ كالرَّاكِبِ المُسْرِعِ، ثُمَّ كَشَدِّ الرَّجُلِ، ثُمَّ كَمَشْيِهِ(. أخرجه الترمذى.»الحضْرُ« بضم الحاء المهملة وسكون الضاد المعجمة: العدْوُ. »وَالشَّدُّ« أيضاً العدو .

6. (707)- Süddî anlatıyor: "Mürre el-Hemedânî'ye, "Sizden cehenneme uğramayacak yoktur" (Meryem 71) âyetinden sordum. Bunun üzerine bana İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ)'ın Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'den rivâyet ettiği şu hadisi rivâyet etti: "İnsanlar ateşe girerler, sonra amellerine göre ondan çıkarlar: Onların ilk grubu şimşek hızıyla çıkar, ikinci grub rüzgâr gibi çıkar. Sonra at sür'atiyle, at binicisi süratiyle, sonra yaya koşusuyla, en sonra da yaya yürüyüşüyle çıkar."(Tirmizî, Tefsir, Meryem (3158).)

وَإِن مِّنكُمْ إِلَّا وَارِدُهَا كَانَ عَلَى رَبِّكَ حَتْمًا مَّقْضِيًّا
Resim---"Ve in minkum illâ vâriduhâ, kâne alâ rabbike hatmen makdıyyâ (makdıyyen).: Ve sizden biriniz (bile hariç olmamak üzere hepiniz), illâ (muhakkak) ona (cehenneme) varacaksınız. (Bu), senin Rabbinin üzerine (aldığı) kesinleşmiş bir hükümdür.” (Meryem 19/71)

AÇIKLAMA.:

Âyette geçen vürud'la ne kastedildiği âlimler tarafından münâkaşa edilmiştir. Uğramak diye tercüme ettiğimiz bu kelime bazılarınca "girmek" demektir. Nitekim bu mânayı te'yid eden merfu bir rivâyeti Hz. Câbir (radıyallahu anh) nakletmektedir. Buna göre Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Vürud, dühul (girme) demektir. İyi ve kötü hiç kimse istisnâ edilmeden herkes cehenneme girecektir. Ancak mü'minlere serin ve selâmetli olacaktır" buyurmuştur.
Abdullah İbnu Mes'ud (radıyallahu anh) da şu açıklamayı yapmıştır: "Âyet, "cehenneme girerler" mânasını taşır. Ancak herkes, ameline göre oradan çabuk (veya geç) çıkar."
Vürûd'dan maksadın, "üzerinden geçme" olduğunu söyleyenler de olmuştur. Nitekim Ebû Hüreyre, Abdullah İbnu Mes'ud, Katâde ve Kâ'bu'l-Ahbâr'dan bu mânayı teyid eder rivâyetler gelmiştir.
Bazılarında şu ziyade mevcuttur:
"Sonra bir münâdi: "Ey cehennem sen kendi adamlarını tut, benimkileri bırak" diye nida eder. Böylece mü'minler daha bedenlerinin rutubeti kurumadan oradan çıkarlar."
Âyetin yorumuyla ilgili olarak gelen rivâyetlerin en sahihi bu iki görüştür. Aslında bunlar arasında fark da yoktur. Çünkü "vürud"dan girmeyi anlayan, geçmeyi de ifâde etmiş olur. Zira, sırat'ın yukarısından cehennemi geçen ona girmiş demektir. Ancak geçenlerin hepsi aynı vaziyette geçmez. Halleri, amel durumlarına göre farklılık arz eder. Amelce en üstün derecelere ulaşmış olanlar şimşek gibi sür'atli geçerler. Hayal sür'atiyle geçeceklerden bile söz edilebilir.
Nitekim bu yorumu te'yid eden bir rivâyet Müslim'den gelmiştir. Hz. Hafsa (radıyallahu anhâ), Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın: "Hudeybiye'de bey'ata katılanlardan hiç kimse ateşe girmeyecektir" demesi üzerine, şu âyeti hatırlatmıştı: "Sizden cehenneme uğramayacak yoktur. Bu, Rabbinin yapmayı üzerine aldığı kesinleşmiş bir hükümdür"
(Meryem 19/71). (Bu hadisi 706 numarada tam olarak kaydettik.)
Bu rivâyet esas alınınca, "cehenneme uğrama (vürud) küffâra hastır" diyenlerin; "vürudun mânası cehenneme yaklaşmaktır" diyenlerin; "bunun mânası cehenneme geriden nezâret etmektir" diyenlerin; "oraya vüruddan maksad, mü'mine dünyada gelen hummâdır (ateşli hastâlik)" diyenlerin sözlerindeki zayıflık anlaşılır.
Öyle ise, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), "İnsanlar ateşe girerler" sözüyle, "İnsanlar, altında cehennem bulunan sırat köprüsünün üzerinden geçerler, ateşi müşâhede ederler, ateşle yüz yüze gelirler" demek istemiştir.
Türbüştî, "vürud" kelimesinin lügat olarak "suya gitmek" olduğunu, sonradan başka maksadla gitmeler için de kullanıldığını, âyette ise cehennem köprüsünü geçmek mânasına geldiğini belirtmiştir.
"Sonra amellerine göre ondan çıkarlar" tâbiri ateşten kurtulmayı ifade eder.
Tîbî der ki: "Sonra amellerine göre ondan çıkarlar" cümlesinde geçen "sonra" kelimesi, "Sonra biz, Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanları kurtarırız..."
(Meryem 19/72)âyetindeki sonra kelimesinin bir mislidir. Buradaki sıralama zaman yönünden sıralamayı değil, rütbe yönünden sıralamayı ifade eder. Âyette, Cenab-ı Hakk, insanların ateşe girişi ile müttakilerin ondan kurtuluşları arasındaki farkı beyan etmiştir. Hadiste de Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) aynı şekilde insanların ateşe girişi ile oradan çıkışları arasındaki farkı beyân etmektedir. Zira, hadiste geçen sudur (çıkış) kelimesi, insiraf (dönüş) manasına gelir.
Aliyyu'l-Kârî, açıklamaları şöyle özetler: "Elhasıl, insanlar girmeye başladıkları andan itibâren cehennemin korkusundan, manzarasının müşâhedesinden, alev ve dumanının değmesinden, çengellerinin takılmasından vs.'den sâlih amellerinin derecesine göre çok farklı sür'at ve ağırlıklarda kurtulup çıkarlar."
Hadis, ilk çıkanların şimşek sür'atinde olacaklarını, sonra çok hızlı koşan at sür'atinde, normal giden insan sür'atinde yol alarak cehennemin üzerinden geçeceklerini ifade etmektedir.


Resim

وَإِن مِّنكُمْ إِلَّا وَارِدُهَا كَانَ عَلَى رَبِّكَ حَتْمًا مَّقْضِيًّا
Resim---"Ve in minkum illâ vâriduhâ, kâne alâ rabbike hatmen makdıyyâ (makdıyyen).: Ve sizden biriniz (bile hariç olmamak üzere hepiniz), illâ (muhakkak) ona (cehenneme) varacaksınız. (Bu), senin Rabbinin üzerine (aldığı) kesinleşmiş bir hükümdür.” (Meryem 19/71)

ثُمَّ نُنَجِّي الَّذِينَ اتَّقَوا وَّنَذَرُ الظَّالِمِينَ فِيهَا جِثِيًّا
Resim---"Summe nuneccîllezînettekav ve nezeru’z- zâlimîne fîhâ cisiyyâ (cisiyyen).: Sonra takva sahiplerini kurtaracağız. Ve zalimleri, diz üstü çökmüş olarak bırakacağız.” (Meryem 19/72)

Resim

ـ7ـ وعن خباب بن ا‘رَتِّ قال: )كُنْتُ قَيْناً في الجَاهِلِيَّةِ فََعَمِلْتُ لِلْعَاصِ ابنِ وَائِلِ السَّهْمِىِّ سَيْفاً فَجِئْتُ أتَقَاضَاهُ. فقَالَ: َ أُعْطِيكَ حَتَّى تَكْفُرَ بِمُحَمَّدٍ. فقُلتُ: َ أكْفُرُ حَتَّى يُمِيتَكَ
اللّه تعالى ثُمَّ تُبْعَثَ. قَالَ: وَإنِّى لَمَيِّتٌ ثُمَّ مَبْعُوثٌ؟ قُلْتُ: بَلََى. قَالَ: دَعْنِى حَتَّى أمُوتَ وَأبْعَثَ فَسَأُوتِى مَاً وََوَلداً فأقْضِيَكَ. فنزلَتْ: أفَرَأيْتَ الَّذِى كَفَرَ بِآيَاتِنَا وَقَالَ ‘وتَيَنَّ مَاً وَوَلداً اŒية(. أخرجه الشيخان والترمذى.»القين« الحدّاد .

7. (708)- Habbâb İbnu'l-Eret anlatıyor: "Cahiliye devrinde demirci idim. Âs İbnu Vâil es-Sehmi'ye bir kılıç yaptım. Ücretimi almaya gelmiştim.
- "Hayır, Muhammed'i inkâr etmedikçe vermeyeceğim" dedi. Kendisine:
- "Asla! Sen ölüp, Allah seni yeniden diriltinceye kadar ebediyyen onu inkâr etmeyeceğim" dedim.
- "Yani ben, öldükten sonra tekrar dirileceğim ha!" diye alaya aldı. Ben:
- "Bundan ne şüphe!" deyince:
- "Öyleyse bırak beni, öleyim de yeniden dirileyim. Bana bol mal ve evlât verilecek. O zaman sana olan borcumu eda ederim" dedi.
Bunun üzerine şu âyet indi: "Ey Muhammed!. Âyetlerimizi inkâr eden ve: "Bana elbette mal ve çocuk verilecektir" diyeni gördün mü? O görülmeyeni mi biliyor, yoksa Rahmân katından bir söz mü almıştır? Hayır söylediğini yazacağız ve onun azabını uzattıkça uzatacağız. Bahsettikleri şeyler bize kalacaktır. Kendisi bize tek başına gelecektir"
(Meryem 80).
(Buhârî, Tefsir, Meryem 3, 4, 6, İcâre 15, Husûmât 10, Büyû 29; Müslim, Münafikûn 35, (2795); Tirmizî, Tefsir, (3161).)

وَنَرِثُهُ مَا يَقُولُ وَيَأْتِينَا فَرْدًا
Resim---"Ve nerisuhu mâ yekûlu ve ye’tînâ ferdâ (ferden).: Ve onun söylediği şeylere, Biz varis olacağız. Ve o, Bize fert olarak (tek başına, mal ve evlâdı olmaksızın) gelecek.” (Meryem 19/80)

AÇIKLAMA:

Habbâb İbnu'l-Eret'in yukarıdaki rivâyeti, ilk Müslümanların müşriklerden maruz kaldıkları istihzâ ve işkencelere bir örnek teşkil eder. Rivâyeti yapan Habbâb (radıyallahu anh) da bu işkencelere en ziyade mâruz kalan Müslümanlardan biridir.
Habbâb'ın diğerlerinden çok işkence çekmesi, onun Mekke'nin yerlisi olmayışından ileri gelir. Huzâî veya Temîmî oluşu hususunda ihtilaf edilmiştir. Arap asıllı bir köle olarak cahiliye devrinde Mekke'de satılmış idi. Efendisinin kim olduğu bile ihtilâflıdır.
Habbâb ilk Müslümanlardandır. Hattâ ilk altıdan altıncısı olduğu belirtilir.
Mücâhid'in bir rivâyetine göre İslam'ı ilk izhâr edenler şunlardır: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm), Hz. Ebû Bekir, Habbâb, Süheyb, Bilâl, Ammâr ve Sümeyye (radıyallahu anhüm ecmain).
Mücâhid, açıklamasına devamla Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in amcası Ebû Talib, Hz. Ebû Bekir'in de kavmi tarafından himaye edildiğini belirttikten sonra diğerlerine müşriklerin demir zırhlar giydirerek güneşe atmak sûretiyle işkenceler yaptıklarını, güneş ve demirin harareti altında yaktıklarını belirtir.
Habbâb her şeye sabredip, müşriklere boyun eğmeyenlerdendir. Sırtına kızgın demirler koyup derisini ve etini yakmışlardır.
Habbâb şunu anlatır: Bir gün Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı üzerinde bürdesi, gölgede Kâbe'ye dayalı vaziyette gördük.
"- Bize yardım etmeyecek misin?" dedik. Hemen oturdu ve yüzü de kızarmış olarak şu cevâbı verdi:
- "Sizden önce, öyleleri vardı ki, inancı sebebiyle yere çukur açılır, sonra bir testere getirilip başının ortasına konulur, vücudu ikiye bölündüğü halde yine de dininden dönmezdi. Öyleleri de vardı ki, dininden dönmesi için vücudu demir taraklarla taranır, derisi, eti, kasları ne varsa taranır, yine de dininden dönmezlerdi. Sabredin, kasem olsun, Allah bu dini tamamlayacak hedefine ulaştıracaktır. Öyle ki, San'a'dan Hadramevt'e gitmek isteyen bir kimse Allah'tan başka hiç kimseden korkmaksızın emniyet içerisinde gidecektir, koyunu için de sâdece kurttan korkacaktır. Ne var ki, siz acele ediyorsunuz!"
Habbâb demirci idi, kılınç yapardı. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) zaman zaman kendisine uğrardı. Bu durum, hanımefendisine ihbâr edildi. Hanımefendisi, kızgın demiri alarak onunla başını dağladı. Bu muameleyi Hz. Peygamber'e gidip şikâyet etti. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) "Rabbim Habbâb'a yardım et!" diye dua buyurdu. Hanımefendisi derhal başından ah vah etmeye başladı, ızdırabından köpekler gibi havlıyordu. Kendisine: "Başına dağ vurdur!" dediler. Habbâb (radıyallahu anh) kızgın demirle elleriyle zâlimenin başını dağladı.
Habbâb İbnu'l-Eret, Bedir, Uhud başta olmak üzere bütün gazvelere Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'le birlikte katıldı.
Hz. Ömer (radıyallahu anh), müşriklerin kendisine neler yaptığını sorunca Habbâb (radıyallahu anh) sırtını gösterir. Hz. Ömer bakınca şöyle der: "Bugüne kadar böyle bir insan sırtı görmedim!" diye çığlık atar. Habbâb açıklar: "Yere ateş yakıldı. Üzerine beni yatırdılar. Ateşi söndüren sırtımdan eriyip akan yağlar olmuştur."
Habbâb İbnu'l-Eret, İslâm'ın ilk yıllarında çekilen ızdırapları anlatırken, "Öyle sıkıntılı günler yaşadık ki, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yasaklamasaydı ölmeyi tercih ederdik!" der.
Bir seferinde vücuduna, eski işkencelerin kalıntısı sebebiyle yedi yerden dağ vurdurur.
Hastalığı sırasında kendisine "geçmiş olsun" ziyaretine gelen bir grub sahabi: "Ne mutlu sana, kardeşlerinle Kevser Havzı'nda buluşacaksın!" derler. Şu cevâbı verir:
"- Bana geçmiş kardeşlerimi hatırlattınız. Onlar hizmetlerine, çektiklerine mukabil dünyada hiç bir şey görmediler. Biz ise, arkada kaldık, çok dünyâliklara mazhar olduk. Bize bu gelenlerin, önceki hizmetlerimizin dünyada yenen, âhirete kalmayan ücreti olmasından korkuyoruz."
Bir gün, Habbab İbnu'l-Eret mescide uğrar, bir kenara sessiz sedasız oturur. Orada bulunan cemaat kendisine: Arkadaşların seni dinlemek için toplandılar, ya hadis rivâyet et, ya da hayırlar emret!" derler. Şu cevâbı verir:
"- Ne emredeyim onlara? Olur ki, kendi yapmadığım bir şeyi emrederim."
Habbâb İbnu'l-Eret, Kûfe'ye yerleşmiş ve orada yetmiş üç yaşında olduğu halde ölmüştür. Ölüm yılı hicri 37'dir. Habbâb'ın vefatına kadar herkes ölüsünü, evinin avlusuna, veya yakın bir yerine defnediyorlardı. İlk defa Habbâb, vasiyet ederek, cenazesini Kûfe'nin dışına gömdürür. Rivâyete göre Hz. Ali (radıyallahu anh) Sıffin dönüşü uğradığı Kûfe'nin giriş kısmında sağ kol üzerinde yedi aded kabir görür:
"- Bunlar da ne?" diye sorar. Kendisine açıklarlar:
"- Ey Mü'minlerin emiri! Sen Sıffin'e çıktıktan az sonra Habbâb vefat etti. Kûfe'nin dışına defnini vasiyet etti. Halk , onun buraya gömülmeyi vasiyet ettiğini görünce, başkaları da ölülerini buraya defnetti."
Hz. Ali bunun üzerine şunları söyler:
"- Allah Habbâb'a rahmetini bol kılsın. Kendi arzusu ile Müslüman oldu, itaat ederek hicret etti. Mücâhid olarak yaşadı. Bedenî işkenceler çekti. Allah iyi amelde bulunanın ücretini zâyi etmeyecektir!"
Habbab'ın, Hz. Ali ile birlikte Sıffin'e ve Nehrevan'a katıldığı, namazını Hz. Ali'nin kıldırdığı da söylenmiştir. Hz. Ömer zamanında 19. senede öldüğü de söylenmiştir.


Resim

ـ8ـ وعن أبى هريرة رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: )قال رسولُ اللّه #: إذَا أحَبَّ اللّهُ عَبْداً نَادَى جِبْرِيلَ عَلَيْهِ السّمُ: إنِّى قَدْ أحْبَبْتُ فَُناً فأحَبُّهُ، فَيُنَادِى في السَّمَاءِ ثُمَّ تَنْزِلُ لَهُ الْمَحَبَّةُ في أهْلِ ا‘رْضِ. فذلِكَ قولِه تعالى: إنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَيَجْعَلُ لَهُمُ الرَّحْمنُ وُدّاً. وقَالَ في الْبُغْضِ مِثْلَ ذلِكَ(. أخرجه الترمذى .

8. (709)- Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: "Allah bir kulu sevdi mi, Cebrâil (aleyhisselam)'e şöyle seslenir: "Ben falanca kişiyi seviyorum, sen de sev!" Bunun üzerine semâda aynı şekilde nida edilir. Sonra, arz ehli arasına onun sevgisi indirilir. Bunu şu âyet ifade etmektedir: "İnanıp hayırlı iş işleyenleri Rahmân sevgili kılacaktır" (Meryem 96). "Allah bir kula buğzetti mi, Cibril (aleyhisselam)'e seslenir: Ben falancaya buğz ediyorum. Bu şekilde semâda nida edilir. Sonra, yeryüzüne onun hakkında buğz indirilir."
(Tirmizî, Tefsir, Meryem, (3160).)

إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَيَجْعَلُ لَهُمُ الرَّحْمَنُ وُدًّا
Resim---"İnnellezîne âmenû ve amilu’s- sâlihâti se yec’alu lehumu’r- rahmânu vuddâ (vudden).: İman edenler ve salih amellerde bulunanlar ise, Rahman (olan Allah), onlar için bir sevgi kılacaktır.” (Meryem 19/96)

AÇIKLAMA.:

[b]Ulemâ şöyle demiştir: "Allah'ın kulunu sevmesi demek, onun için hayır ve hidâyet irâde etmesi, ona nimet vermesi ve rahmette bulunmasıdır. Allah'ın buğzu da, kulunu cezalandırmak istemesi, şekavetini irade etmesidir. Cebrâil'in ve meleklerin sevgisi ise iki ihtimal üzeredir:
1-) Onların kula istiğfarları (Cenab-ı Hakk'tan affedilmesini dilemeleri), övmeleri, duada bulunmaları;
2-) Muhabbetleri, mahlukatta mevcut ve herkesce bilinen zâhirî sevgidir. Bu da kalbin bir şeye meyli ve ona kavuşmak için duyduğu iştiyâktır. Şu halde meleğin kula karşı bu çeşitten bir sevgisinin sebebi, Allah Teâla'ya mutî olması ve Allah tarafından sevilmesidir."
İbnu Hacer der ki: Bu hadisin bir vechinde, söz konusu sevginin sebebi ve bundan maksadın ne olduğu açıklanmaktadır.
Sevbân'ın rivâyetinde geldiğine göre; kul, Allah'ın rızasını aramaya arâliksız devam eder de Allah sonunda şöyle buyurur: "Ey Cibril, falan kulum benim rızamı arıyor. Bilesin , ona benim rahmetim galebe çalmıştır." Cibril: "Allah'ın rahmeti falancanın üzerine olsun" der. Bunu Hamele-i Arş da söyler, aynı şeyi onların etrafındakiler de söyler. Böylece halka halka söyleme sırası yedi semâ ehline kadar gelir, en sonunda o kimse için (rahmet) arza indirilir."
Bu hadise Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)'nin yaptığı şu rivâyet de destek olmaktadır: "...Kulum nafile ibadetlerle bana yaklaşmaya devam eder. Öyle ki ben onu severim de bir şey benden istese hemen veririm, bana dua etse derhal icabet ederim. Ben yaptıklarım arasında en çok bu kimsenin vefatında tereddüde düşerim. Çünkü o kulum ölümü sevmez, ben de onu incitmeyi sevmem..."
Nevevî, insanların kalbindeki sevgi ile ilgili olarak şunları söyler: "Kişiyi insanların sevmesi ve ondan razı olması kalblerin ona meyletmesi ve ondan razı olmasıdır."
İbnu Kesîr, buradaki sevgiden, sâlih amel işleyen kimseler için, salih kimselerin kalbindeki sevgiyi anlar ve der ki: "Cenab-ı Hakk haber veriyor ki, Şeriat-ı Muhammediye'ye uyduğu için Allah'ın razı olacağı amelleri işleyen kimse için, sâlihlerin kalbine sevgi ve muhabbet ekecektir. Bu husus va'd-i İlahîye binâen kesin ve kaçınılmaz bir keyfiyettir."
Bu hadisten şu husus da anlaşılmaktadır: İnsanlar tarafından gerçekten sevilmek isteyen kimse, öncelikle Allah'ın rızasını aramalı, ona sevgili olmaya çalışmalıdır. Bunda muvaffak olan kimse, yüryüzünde gerçek sevgiye mazhar olur. Başka şekilde kazanılan sevgi, sevgi değil, belki riyakârlıktır, sathidir, geçicidir. Mevki, makam, maddî imkânlar yoluyla kazanılan sevgi ve dostlukların riyâkarlık ve yapmacıklıktan ibâret olduğunu, "düşenin dostu olmaz" sözü teyid eder. Halbuki Allah için birbirini sevenlerin sevgisini hiç bir şey izâle edemez.
Bu sevginin de yolu, yine Kur’ÂN'ın ifadesiyle dindarlıktan geçer. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in sünnetine uymaktan geçer: "De ki: "Allah'ı seviyorsanız bana uyun, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah affeder ve merhamet eder."
(Âl-i İmrân 31).
Şunu da belirtelim ki, Allah'ın bir kul hakkında hayır ve hidâyet irade etmesi ona nimet vermesi, rahmette bulunması demektir; buğzetmesi de cezalandırması, şekâvete uğratması demektir.
Rabbimiz! Hayrını diler, buğzundan rahmetine iltica ederiz!


قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Resim---"Kul in kuntum tuhibbûnallâhe fettebiûnî yuhbibkumullâhu ve yagfir lekum zunûbekum, vallâhu gafûrun rahîm (rahîmun).: De ki: “Eğer siz Allah'ı seviyorsanız, o taktirde bana tâbi olunuz ki Allah da sizi sevsin ve sizin günahlarınızı mağfiret etsin (sevaba çevirsin). Ve Allah "Gafur"dur, "Rahîm"dir.” (Âl-i İmrân 3/31)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 19 Kas 2019, 19:16 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 3971
Resim

Es Selâmu aLeykum ve RahmetuLLAHi ve Berekâtuhu..

ALLAHumme saLLi ve seLLim ve bârik aLâ seyyidinâ MuhaMMedîn
Abdike ve
Nebiyyike ve
RasûLike ve
Nebîyyi'L- ÜMMîyyi ve aLâ ÂLihi, EhL-i Beytihi ve's- Sahbihi ve ÜMMetihi...

SubhÂNeke ALLAHumme ve bî hamdike,
Eşhedu en Lâ İLâHe ente vahdeke Lâ şerike Leke estağfiruke ve etûbu İLeyke..


EstağfiruLLAH eL AZÎM!.
EstağfiruLLAH eL AZÎM!.
EstağfiruLLAH eL AZÎM!.
EL KERİM ellezi Lâ İLâHe İLLâ Huve’L- HAYyumu’L- KAYyum ve etûbu İLeyk ve Huve’r- RAHîMu’L- VEDÛD celle celâlihu!.


Ve’L- HaMDuLiLLAHi RABBu’L- ÂLEMîn!.


Çok şükür Yâ RABBunâ TeÂLÂ!.
Zâhirde, şükrümüz SANA.. Bâtında hamdımız SANA!.
Ey Yüceler Yücesi RABBımız TeÂLÂ; kusurumuza bakma, affet bağışla, merhametinde muamele et, adaletinle sana sığınırız!.
Biz Meryem sûresine girecektik Hakan.. Meryem aleyhasselam’ın çok iyi anlaşılması gerekir!.
Bu gır gır gır!. diye okunan Kur'ÂN-ı Kerîm’de değil de yüreği Kur'ÂN-ı Kerîm kesenlerin Kur'ÂN-ı Kerîmi..
Kur'ÂN-ı Kerîm BİZe =>Ekmek gibi, SU gibi geldi.. Hayatımız için geldi.. İşte bu inançta olanlardan bahsediyorum yâni!.
Yoksa ne acıdır, ne yürekler acısıdır ki, hiç mi hiç elini dahi değmeden, dilini dahi değmeden, iki üç tane sûreyi ne dediğini bilmeden okuyarak, bir ömür harcayıp bütün hayatını kendi hevâ hevesi.. Ya da, ondan bundan derlediği topladığı Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den ve Kur'ÂN-ı Kerîm’den bir haber bir hayat yaşayarak, ne için böyle oldu sorusunu sormadan bir yanlış içinde yürüdü İsLÂM ÂLeMi.. Geldiği yer ise, ortada ve bu bir gönül körlüğüdür.. ALLAH celle celâlihu kimseye vermesin!.
Kur’ÂN-ı Kerîm ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i anlamadan, dinlemeden, kulaktan dolma şeylerle bir takım yanlışları kendisine din kabul ederek ya da, onların öyle olduğunu zannederek!.
Halbuki İsLÂM, teknik bir dindir.. Tarik tekniktir yâni.. İsLÂMda herşey haktır!. Yalancı Dünyâ, yalancı Dünyâ!. Kime yalancı Dünyâ?. Yalancılara yalancı Dünyâ!. Hakikattekilere ise, Şehâdet Tarlası..
Pep böyle tersden gidilmiştir!. Evet Dünyâ’ya tapıldığı zaman, Sırat-ı Mustakîm’den Sapan Sapıklardan olunca Dünyâ bir KOKmuş LEŞtir!.


Resim“BELhum e DALLÛN EHLi”-ne
=>BATmışsa CÂHİL CEHLi-ne.:


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Dünya bir leştir. Onu elde etmek isteyenler de köpeklerdir.” buyurdu.
(Aclûnî, Keşfü’l- Hâfâ, I, 409.)

صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لاَ يَرْجِعُونَ
Resim---“Summun bukmun umyun fe hum lâ yerciûn (yerciûne).: SAĞIRdırlar, DİLsizdirler, KÖRdürler. Bundan dolayı dönmezler." (Bakara 2/18)

وَلَقَدْ ذَرَأْنَا لِجَهَنَّمَ كَثِيرًا مِّنَ الْجِنِّ وَالإِنسِ لَهُمْ قُلُوبٌ لاَّ يَفْقَهُونَ بِهَا وَلَهُمْ أَعْيُنٌ لاَّ يُبْصِرُونَ بِهَا وَلَهُمْ آذَانٌ لاَّ يَسْمَعُونَ بِهَا أُوْلَئِكَ كَالأَنْعَامِ بَلْ هُمْ أَضَلُّ أُوْلَئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ
Resim---“Ve lekad zere’nâ li CeheNNeMe kesîran minel cinni vel insi lehum kulûbun lâ yefkahûne bihâ ve lehum a’yunun lâ yubsırûne bihâ ve lehum âzânun lâ yesmeûne bihâ, ulâike kel en’âmi BELHUM eDALLUn ulâike humul gâfilûn(gâfilûne): Ve andolsun ki; CeheNNeMi, insanların ve cinlerin çoğuna hazırladık (yarattık). Onların kalbleri vardır, onunla fıkıh (idrak) etmezler. Onların gözleri vardır, onunla görmezler. Onların kulakları vardır, onunla işitmezler. ONLAR HAYVANLAR GİBİDİR. HATTA DAHA ÇOK DALÂLETTE-dirler-Sapıktırlar.. İşte onlar, onlar gâfillerdir.” (A’râf 7/179)

وَلَقَدْ ذَرَأْنَا لِجَهَنَّمَ كَثِيرًا مِّنَ الْجِنِّ وَالإِنسِ لَهُمْ قُلُوبٌ لاَّ يَفْقَهُونَ بِهَا وَلَهُمْ أَعْيُنٌ لاَّ يُبْصِرُونَ بِهَا وَلَهُمْ آذَانٌ لاَّ يَسْمَعُونَ بِهَا أُوْلَئِكَ كَالأَنْعَامِ بَلْ هُمْ أَضَلُّ أُوْلَئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ
Resim---“Ve lekad zere’nâ li CeheNNeMe kesîran mine’l- cinni ve’l- insi lehum kulûbun lâ yefkahûne bihâ ve lehum a’yunun lâ yubsırûne bihâ ve lehum âzânun lâ yesmeûne bihâ, ulâike ke’l- en’âmi BELHUM eDALLUn ulâike humu’l- gâfilûn (gâfilûne): Ve andolsun ki; CeheNNeMi, insanların ve cinlerin çoğuna hazırladık (yarattık). Onların kalbleri vardır, onunla fıkıh (idrak) etmezler. Onların gözleri vardır, onunla görmezler. Onların kulakları vardır, onunla işitmezler. ONLAR HAYVANLAR GİBİDİR. HATTA DAHA ÇOK DALÂLETTE-dirler-Sapıktırlar.. İşte onlar, onlar gâfillerdir.” (A’râf 7/179)


Ancak, Dünyâda HAKk’a KULLuk yapıldığı zaman, Dünyâ bir CeNNettir. Aksi takdirde CeheNNeM’in Zümarasıdır.. Zâten kendi başına bir CeheNNeMdir.. İnsanlar; sözden uzaklaştı, gözden uzalaştı, gözden düştü yâni sözden de düştü, özden de düştü!. Bir garib halde yürüyor ama YOL nerde?.
MeLÂMet YoLu.. MeLÂMet dediğimiz şey; MeLÂnetle, lânetlenenlerle =>“Lâ İLâHe” gibi.. İnkârla =>Gübre gibi.. Yuh çekilenlerle böyle sıralayabilirsiniz.. tüm böyle bir takım.. ANA RAHMİ gelir, bakarsınız hepimiz doğduğu ANA RAHMİ’ne.. Beyinsiz insanlar onu, Şehvet Çukuru görür.. Ama Hakka ve Hayra inananlar ise ona, ALLAH celle celâlihu’nun er Rahîm Esmâsı’nın niçin isim olarak verildiğini düşünür de.: “İşte Şehâdet Şehrine Çıkış Kapımız!.” der. Bu kadar önemlidir, bu kadar doğrudur ve bu kadar haktır!. Bunlar bir araya getirilmediği sürece her şeyi yapan, fiilen yapan, konuşan, hayatının içinde tutan bir insan’a “gübre” dediğin zaman burnunu kvırıp “aaa!..”der.. Niye?!. Sen her şeyi yapıyorsun, her şeyi söylüyorsun ve fiilen uyguluyorsun!. Niye doğru söylemekten kaçınıyorsun ki!. Hayatın gerçeklerini neden anlamıyorsun ki!.
Bu hep böyle olmuştur!. “Zıtların Zevki” diye tâbir ettiğimiz “DIŞ DÜZEN” ve “İÇ DENGE”yi KURaBİLmek için.. iç ve dışı.. düzen ve dengeyi kurabilmek için.. İÇ ve DIŞı.. MERKEZ ve MUHİTi vicdÂNımızda.. DIŞta AKLımızı KAFAmızda.. İÇte NAKLimizi KALBimizde.. Akıl ve Nakili BİRLeştireBİLmek için doğru düşünmek durumundayız biz!. Nakil, NÛRLanmış AKıLdır..
İşte kendimiz, kaderimiz gereği sâdece İnşâe ALLAH LîVECHiLLAH ALLAH rızası için =>SeBîLiLLAH-ALLAH YoLunda RaSûLuLLAH sallallahu aleyhi vesellem’i ve KeLÂMuLLAH’ımızı =>BİLmeye =>BULmaya =>OLmaya =>YAŞA!.maya ve =>YAŞAT!.maya =>BİZ sâdece MuhaMMedî HASBî Hizmetçiyiz RABBımız TeÂLÂ’ya Hamdolsun!.
Sadece Hizmetli olarak bir gönül çabası yürütmekteyiz ve hiç kimseden ALLAHa hamd olsun alacağımız-vereceğimiz de olmadı, olmaz da İnşâe ALLAH!.

Acı olan şudur ki, Bu Cihanda cânlar cengi eksik olmaz.. Herkes Herşey ve Herkesle DENENeBİLmektedir!.

Meryem aleyhaselam’dan bahsediyoruz.. Meryem aleyhasselam, halkın zulmüne tahammül etmiştir!. Halkın zulmune tahammül etmiştir!. Öyle bir Hanım Efendi düşünün ki, anasının karnında “ALLAH Yolu”na adansın ve en akıllı insanın da aklının ermeyeceği bir hayat yaşasın!.
Her türlü iftiraya uğrasın bunları fiilen yaşasın ve halka tahammül etsin, beddua etmesin, karşı gelmesin!. Amma Jakka ve Hayra çıkışta da sabretsin!.
Demek ki sabır, onun bunun zulmüne sabır değil de, tahammül!. Bir adamın gücü yetiyor eşeğini dövüyor ve eşek mecburen tahammül ediyor, ne yapsın ki yâni!. Ya da bir zâlim, birisini kolay bulmuş dövüyor da dövüyor!. Yapacak bir şey yok!. O, tahammül ediyor sabretmiyor!.

İnsanlar, kuduz köpekler gibi, kuduz hayvanlar gibi, canavarlar gibi bitmez tükenmez bir hırs hased fesad kin kibir içinde bütün Dünyâyı yutacakçasına doyumsuz ve RABB’ısına güvenmeyen teslim olmamış, Kefîl ve Vekîl kabul etmemiş bir insan ki, bugün nerdeyse çoğu böyle olmaya başladı!. Yâni çok miktarda demek istiyorum. Ve bu doyumsuzluk bütün Dünyâsını yıktı gitti.. Yâni doğduğumuz topraklarda, insanların yerini şimdi aklımızın fikrimizin ermeyeceği hayatlar yaşanıyor ve kanımızı, tenimizi taşıyan insanların nasıl hebâ olup gittiğini gözlerimizle görüyoruz.. Kendimiz yaşıyoruz ALLAH celle celâlihu kimseye vermesin!.

Bunlar hep hayatın içinde görülüyor bu bozulma o kadar hızlı oluyor ki, o bizim eski dediğimiz atmışını yetmişini bulmuş insanları da kısa sürede kendilerine çevirip hatta onların liderleri oluyor, önlerine düşüyor.: “daha da yap!. haram mı, daha da yap!. yalan mı söyledin durmadan yap!.” böyle bir çılgınlık içinde gidiyorlar!. Bunu hepimiz görüyoruz bu bir gelişme değildir, değişme değildir aslına ihanettir!. Biz basit inanırız, bizim ALLAHımız celle celalehu; ne rüzgarı, ne bulutu, ne kâinâtı, ne de zerresi ne kürresi değişmemiştir!. Aynı minvâl üzere yürümektedir!. Kurt kurtluğunu yapıyor, koyun koyunluğunu yapıyor ve fıtrî işleri de buydu zâten!.

Mesele.: “Bizim kudurmuşlar ne olacak ve bu kudurmuşların içerisinden kudurmadan nasıl geçip gidilecek?.” Sorusudur.
Bunu doğru anlamanın yollarından birisi de Meryem aleyhisselam’ı çok iyi anlamaktır!. Biz MuhaMMedî MeLÂMette, neden bir terazinin eski teraziden bahsediyorum iki kefeli teraziden neden onun elle tutulan yeriyle, şundan dolayı zâhir ve bâtını tartar.. “Lâ İLâHe” burada da, “İLLâ ALLAH” ARŞ’ta olmaz.. Onu tartar SEVİYELer..
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ayağının altına girmez, omuzuna çıkmaz da arkasında safa geçeip.: “ALLAHu EKBER!.” Dedirtir, silkeler..
Bu ise çok basit şeyleri yapmak ya da yapmamakla ölçülü veriyor. Ne kader kalıyor ne öte kalıyor ne böte kalıyor!. Halbuki ALLAH celle celalehu Mutlak Muradını işliyor ve fiilen uyguluyor toplumlara da, millete de, kâinâta da!. Efendim işte mevsim değişiyor da, sular eriyor da, şöyle oluyor da, böyle oluyor da, ozon’dan oldu, bozandan oldu vs..
ALLAHu zü’L- CeLÂL, zü’L- İntikamdır, intikam alıcıdır!.


El Müntâkimü celle celâlihu.:
Resim

Yoksa bu yapılan bu azgınlıklar, zulümler sürmez!. Küfür sürer ancak zulümler sürmez!.
Küfür kalkarsa ortadan, herkes melek olur o zaman KuLLuk İmtihÂNına insan kalmaz.. Ancak zulüm ebedi değildir, bir yere gelir kendi kendini akrep gibi sokar öldürür!.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 16 Ara 2019, 12:22 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 3971
Resim

NEdir RaCÛL?. NEdir NiSâ?
MuSâ KİMdir?. NEdir A’Sâ?
MuhaMMMed İBni AbduLLAH
->ANNesÎnin ->OĞLu ->İSÂ!..

..aLeyhumu’s-SeLâm…

ZEVK 7519

ELEStten MAHŞERe şU ÂN ->SıRRR-ı SIFıR SERÂNCaMı
YÂRım NEFes KULLuk İÇin Zu’R-RAHMEt Zu’L- İntiKâMı
EYy MuHeYMiNu’L- VeDÛD HAKk
->Ve EL HUVe Lâ YeMÛT ->HAKk
“MÂRifetin ->MERYEMi”ne ->ANA RAHMinde ->İKRâMı!.


18.03.16 01:16
brbrsmm..tktktrstkkkmdcvLÂNnn..


hER ÂSİYE’ye biR FiRAVÛN
KULLuk DEvrÂNı hER DEMde
ZITLar ZEVKidir ->bU OYUN
TEKe TEK ÇiLE ->MERYEM-de..

..aleyhunne’s-selâm…

وَضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا لِّلَّذِينَ آمَنُوا اِمْرَأَةَ فِرْعَوْنَ إِذْ قَالَتْ رَبِّ ابْنِ لِي عِندَكَ بَيْتًا فِي الْجَنَّةِ وَنَجِّنِي مِن فِرْعَوْنَ وَعَمَلِهِ وَنَجِّنِي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ
Resim---"Ve dareballâhu meselen lillezîne âmenûmreete fir’avn (fir’avne), iz kâlet rabbibni lî indeke beyten fî’l- cenneti ve neccinî min fir’avne ve amelihî ve neccinî mine’l- kavmi’z- zâlimîn (zâlimîne).: Allah, iman edenlere de Firavun'un karısını örnek verdi. Hani demişti ki: "Rabbim bana kendi katında, cennette bir ev yap; beni Firavun'dan ve onun yaptıklarından kurtar ve beni o zalimler topluluğundan da kurtar."[/b] (Tahrîm 66/11)

وَمَرْيَمَ ابْنَتَ عِمْرَانَ الَّتِي أَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا فِيهِ مِن رُّوحِنَا وَصَدَّقَتْ بِكَلِمَاتِ رَبِّهَا وَكُتُبِهِ وَكَانَتْ مِنَ الْقَانِتِينَ
Resim---"Ve meryemebnete ımrânelletî ahsanet fercehâ fe nefahnâ fîhi min rûhınâ ve saddekat bi kelimâti rabbihâ ve kutubihî ve kânet mine’l- kânitîn (kânitîne).: İmran’ın kızı Meryem ki, onun iffeti ahsendi. Bu sebeple onun içine Ruhumuzdan üfledik. Ve o, Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti. Ve o, kanitin olanlardan oldu.” (Tahrîm 66/12)


ReCÛL: Yetişkin erkekler. Bir işin ehli. Er kişi. Adam.
NiSâ: (C.: Nisvân) Kadınlar.
SERÂNCaM: f. Başa gelen, baştan geçen ibretli hadise. * Bir işin sonu. * Vak'a.


Zu’R-RAHMEt:


er Rahmân:
Resim

er RahîM:

Resim

[size=160]Sekiz CeNNet NÂRıM ARŞi'stivâda...
Resim
Yedi CeheNNem NÛRuM tahte's-SERÂda!



AHd-ı MERYEM,
BAHt-ı MERYEM,
TAHt-ı CENNETt,
TAHt-ı MERYEM!.


Sonsuz SaLât u SeLâM OLsun!..

ELhamdüLiLLâHiRaBBiLâLemîn!..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 16 Ara 2019, 12:22 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 3971
Resim

Resim

NEdir RaCÛL?. NEdir NiSâ?
MuSâ KİMdir?. NEdir A’Sâ?
MuhaMMMed İBni AbduLLAH
->ANNesÎnin ->OĞLu ->İSÂ!..

..aLeyhumu’s-SeLâm…


ZEVK 7519

ELEStten MAHŞERe şU ÂN ->SıRRR-ı SIFıR SERÂNCaMı
YÂRım NEFes KULLuk İÇin Zu’R-RAHMEt Zu’L- İntiKâMı
EYy MuHeYMiNu’L- VeDÛD HAKk
->Ve EL HUVe Lâ YeMÛT ->HAKk
“MÂRifetin ->MERYEMi”ne ->ANA RAHMinde ->İKRâMı!.


18.03.16 01:16
brbrsmm..tktktrstkkkmdcvLÂNnn..


hER ÂSİYE’ye biR FiRAVÛN
KULLuk DEvrÂNı hER DEMde
ZITLar ZEVKidir ->bU OYUN
TEKe TEK ÇiLE ->MERYEM-de..

..aleyhunne’s-selâm…


وَضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا لِّلَّذِينَ آمَنُوا اِمْرَأَةَ فِرْعَوْنَ إِذْ قَالَتْ رَبِّ ابْنِ لِي عِندَكَ بَيْتًا فِي الْجَنَّةِ وَنَجِّنِي مِن فِرْعَوْنَ وَعَمَلِهِ وَنَجِّنِي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ
Resim---"Ve dareballâhu meselen lillezîne âmenûmreete fir’avn (fir’avne), iz kâlet rabbibni lî indeke beyten fî’l- cenneti ve neccinî min fir’avne ve amelihî ve neccinî mine’l- kavmi’z- zâlimîn (zâlimîne).: Allah, iman edenlere de Firavun'un karısını örnek verdi. Hani demişti ki: "Rabbim bana kendi katında, cennette bir ev yap; beni Firavun'dan ve onun yaptıklarından kurtar ve beni o zalimler topluluğundan da kurtar." (Tahrîm 66/11)

وَمَرْيَمَ ابْنَتَ عِمْرَانَ الَّتِي أَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا فِيهِ مِن رُّوحِنَا وَصَدَّقَتْ بِكَلِمَاتِ رَبِّهَا وَكُتُبِهِ وَكَانَتْ مِنَ الْقَانِتِينَ
Resim---"Ve meryemebnete ımrânelletî ahsanet fercehâ fe nefahnâ fîhi min rûhınâ ve saddekat bi kelimâti rabbihâ ve kutubihî ve kânet mine’l- kânitîn (kânitîne).: İmran’ın kızı Meryem ki, onun iffeti ahsendi. Bu sebeple onun içine Ruhumuzdan üfledik. Ve o, Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti. Ve o, kanitin olanlardan oldu.” (Tahrîm 66/12)

ReCÛL: Yetişkin erkekler. Bir işin ehli. Er kişi. Adam.
NiSâ: (C.: Nisvân) Kadınlar.
SERÂNCaM: f. Başa gelen, baştan geçen ibretli hadise. * Bir işin sonu. * Vak'a.


er Rahmân:
Resim

er RahîM:

Resim

Sekiz CeNNet NÂRıM ARŞi'stivâda...
Resim
Yedi CeheNNem NÛRuM tahte's-SERÂda!



AHd-ı MERYEM,
BAHt-ı MERYEM,
TAHt-ı CENNETt,
TAHt-ı MERYEM!.


Sonsuz SaLât u SeLâM OLsun!..

ELhamdüLiLLâHiRaBBiLâLemîn!..


Meryem aleyhisselâmda çok dikkat edilmesi gereken üç özellik vardır ve güzellik vardır..
Meryem aleyhisselâm, Mârifet-i MuhaMMed aleyhisselâtü vesselâmdadır. benim gönlümce böyledir..


Şeriat-ı MuhaMMed aleyhisselâtü vesselâm,
Tarikat-ı MuhaMMed aleyhisselâtü vesselâm,
Mârifet-i MuhaMMed aleyhisselâtü vesselâm,
Hakikat-ı MuhaMMed aleyhisselâtü vesselâm..

Meryem aleyhisselâm bu KULLuk Kademelerini ana karnından başlayarak son nefesine kadar yaşamış ve fiilen BİLmiş BULmuş OLmuş ve YAŞAmıştır Hakan’ım!.
Çok iyi biliriz ki, bu hayatın olmazsa olmazı, en son hayatın varlığının devamı için en son ne gerekir dersen, BESLEN!.mek ve ÜRE!.mek gerekir bu kâinât beslenmek ve üremek üzere kurulmuştur. Yoksa sistem kurur bütün can taşıyanlar beslenmek ve üremek üzere dizayn edilmiştir ister biter. Bitki olsun, hayvan olsun isterse insan olsun fark etmez. Üremeyenler melekler vs. bizi ilgilendiren şeyler değildir. Beslenmeyenler de onlardırı gerektiği için söylüyorum. Biz Meryem Sûresini geçen de söyledim birkaç dakikanın içinde dırrıt diye geçeriz. Hiçbir harfini anlamadan hecesini anlamadan sabahtan akşama kadar gır gır gır nice hatim inen insanlar var ki, Meryem aleyhisselâm’ın “mim” inden “re” sinden “ye” sinden “me” sinden habersizdir. Hiç de ilgilendirmez onları. Ama hiç ilgilendirmez onu. Zâten hiçbir şey ilgilendirmez onu aslında hakikatta. Rasûlullah sallALLAHu aleyhi ve sellem de ilgilendirmez, o kendi bildiğinin, kör alışkanlıklarının kuludur o..
Hayatıma Kur'ÂN-ı Kerîm ve Rasûlullah sallALLAHu aleyhi ve sellem’e göre bir çekidüzen vereyim diye bir derdi yoktur o kimsenin. Sadece ne gördüyse, atalarının dini üzeredir demek istiyorum. Atalarını kötülemek için söylemiyorum. Herkes kendi çağında kendi çilesi ile KemâLâta ve CemâLâta erer. Meryem aleyhisselâm Mânâya ana karnında adanmıştır. Annesi demiştir ki.:
“Hiç çocuğum olmuyordu böyle geç vakitte bana bir çocuk verdin ya, eğer bunu verirsen verdin değil verirsen senin yolunda adayacağım!.”
Ve olmayan şey olmuştur ve annesi daha yeni doğmuş bebeğini götürmüş ve kadınların önünden geçmesi bile imkansız olan Havraya teslim etmiştir.. Yahudilikte de öyledir hâlâ. Yahudilikte şimdi bile aybaşı/hayz hâli olmuş, ay hâli olmuş bir kadın, yemek yapamaz evde. Yenmez onun yemeği. Şimdi yapıyorlar mı bilmiyorum. Hayz olduğu zaman, o halleri geçene kadar ıssız yerlere çekilirler. Haaa zulüm etmişlerdir.. Onun için daha yeni doğmuş bir çocukken götürmüştür Zekeriyâ aleyhisselâma. Teyzesinin kocasıdır ve peygamberdir. “Ben bunu erkek diye doğurdum nerden bileyim ki kız olacağını.” âyet bunlar biliyorsunuz.
“Nerden bileymi ki kız olacağını. Amma yine de adını “Meryem” koydum." “Meryem” diye bir isim yoktu önce çünkü. Meryem, “hademe” demektir hizmetçi demektir. Bizim mesleğimizdir ki, MeLÂMet mesleğidir. Bizi, zâhirde bâtında taşa tutmayanda akıl yok demektir. Yâni en azından gülle taşlarlar demek istiyorum. Onun için de dönüp “bunlar ne yapıyorlar!?.” diye bakmak bizim için ar olmuştur. Meryem aleyhisselâm şeriatta denenmiş midir?. Evet denenmiştir. Kim söylüyor Kur’ÂN-ı Kerîm söylüyor, ne diyor?. Meryem şarka çekildi çocuğunu doğurdu. Şark Kudüs’ün şarkı, Kudüs'ün bağları dağları mı?. Yoksa, Kâbe’deki Rükn-ü Yemanî mi?. Yoksa!.sı Yokk. KüLLî ŞEYy’y’in Kadîr olan ALLAH celle celâlihu, Mârifet Makamı içinizde, hacca gidenler bilirler ki KÂBE’nin her tarafı tıklım tıklım doludur hacılarla. Ne zaman ki Hicr-i İsmâil’i geçip dönerken beraber Meryem Meydanı’na girersiniz. Orada bir felâh ve rahatlık vardır. Diğer taraftaki sıkış tıkışıklık kalkar Rükn-ü Yemanîye doğru bir ferahlık alır oh çekersiniz. Orasının öyle özellik ve güzelliği vardır. Ana karnında adanan Meryem’in kendi karnında ALLAH celle celâlihu’ya adanan Meryem’in kendi RAHMindeki oğlu İsâ aleyhisselâm konuşuyor.: “Üzülme!.” diyor. “Sen kuru hurma ağacına sarıl ben doğarım. kuru hurma ağacından ceninler/canlar döküldüğünü göreceksin!.” ve görüyor.
Neticede Kudüs’e kucağında çocuğuyla gelince ne diyor Kur’ÂN-ı Kerîm’de.. Şeriat Terazisinde hemen tartıveriyorlar.:
“Ey Meryem, senin annen iffetliydi, haysiyetli şerefli bir kadındı!.” Yâni bunun zıddı nedir kime söylüyorlar bunu?. Meryem aleyhasselâm’a!. “Sen bu çocuğu nerden peydahladın?.” Cevâp işaretle konuşuyor.: “Ben oruçluyum konuşma oruçlusuyum benim yerime bebek, mehdi beşikteki kehlen konuşacak!.” Ne oldu bu arada.. Bir şey oldu değil mi?. İnkâr ettiler küfrettiler ve küfürle suçladılar, müthiş bir “TEFRİD”e düştüler.. Şeriatta böyle taşlanmıştır Meryem aleyhasselâm!. ve “Sen bizimle eğleniyor musun dalga mı geçiyorsun beşikteki çocuk bizimle nazıl konuşur?.” deyince bebek çocuk ne diyor.: “Ben ALLAH’ın Rasûlullahıyım!.” dediği anda onlardan bir grup diyorlar ki.: “İşte ALLAH’ın oğlu geldi!.”Dediler ve onlarda “İFRAT”a geçiverdiler!. İsâ aleyhisselâm.: “Ben ALLAH’ın Rasûlullahıyım!.” diyor amma, onlar da diyorlar ki.: “Hayır sen ALLAH’ın oğlusun!. biz teslis yaparız!. ALLAH, Karısı Meryem oğlu İsâ!.” deriz” diyorlar ve hâlâ devam ediyor bu saçmalıkları..

Teslis.: Üçleme. Hristiyanların sonradan uydurdukları ve dinlerinin esâsında olmayan bir akidedir ki; bazılarının hâşâ, Cenâb-ı Hakk Üçdür, bazıları da Üçü birdir diyerek, ALLAH celle celâlihu'ya şerik ve ortak tanımaları. Cenâb-ı Hakk'ı Üç Unsurdur diye tevehhüm etmeleridir.

Meryem aleyhisselâm, işte böyle bir şeriat cenderesiden geçti. Bu yaptıkları zülme “sabır ediyor” demiyorum, çünkü SASBIR Hakkta ve Hayrda devamlı sabit kalışa yapılır.. Tahammül etti.. Yâni şeriattaki Meryem aleyhisselâm’ı bilmem tanıtabildim mi birazcık!. Kur’ÂN-ı Kerîm tanıtıyor siz de göreceksiniz ki geleceğiz oralara göreceksiniz böyle bir Meryem aleyhisselâmdan bahseiyoruz..
Tarikatta da denenmiştir. Tarikat-ı MuhaMMedîyede de denenmiştir YOLda.. Neydi YOLU? Anası doğurmuş Zekeriyâ aleyhisselâm’a teslim etmişti. O mâbedin içinde kadının girmesi ve gezmesi felân mümkün değildir.. Nasıl yaşadığı konusu hâlâ bir sırdır!. Yâni küçük bir yerde, bir Secdegâhta mihrâbı olan küçük bir alanda/yerde kalıyor hep.. Ne zaman ki Zekeriyâ aleyhisselâm, her ne zaman oraya girse her türlü yiyeceği önünde görüyor ki mevsimi felân yok!.
“Bu ne iştir Meryem?!.” diyor. “Bu ne biçim yoldur. Bunlar sana nerden geliyor?.” diyor Kur'ÂN-ı Kerîmde.. Ne buyuruyor.: esteiûzubillah bismillâhirrahmânirrahim. “Huve min indillah.:İşte bunlar ALLAH katından!.”
Şu Tarikat-ı MuhaMMedîye ye bakar mısınız!. Kime söylüyor?. ALLAH’ın peygamberi Zekeriyâ aleyhisselâm’a söylüyor ve fiilen yapıyor..

Zekeriyâ aleyhisselâm da.: Mâdem ki öyleyse ey RABBım ben çok yaşlandım benim arkamdan gelecek bir vârisim/kimse kalmadı neslimi yürütecek. Ben de bir oğlan çocuğu istiyorum!.” deyince zokayı yutmuştur. Yâni Yahyâ aleyhisselâm gelmiştir ve Yahyâ aleyhisselâm İsâ aleyhisselâm’dan önce olduğu için Meryem aleyhisselâm’ın karnında rahmindeki İsâ aleyhisselâm’ı mücdelemiştir. Teyze çocuklarıdır..

Bunlar düz kontak anlaşılacak şeyler değildir amma bilmek de güzel şeydir. Tarikatta da denenmiş değil mi?. Evet denenmiş..
“Hüve min indillah!.” ALLAH celle celâlihu, Sırat-ı Mustakîm YoLunu açtı mı, ne sağ kalır ne sol!. MuhaMMedî Mârifet de KüLLî ŞEYy’in Kadîr olan ALLAH celle celâlihu Meryem aleyhisselâm.. Kur’ÂN-ı Kerîm’de ki son Makamıdır.. Peygamber değildir.. Vahiy edilmiştir bir ÜMMeti olan peygamber değildir. Yâni peygamber değildir ama vahyedilmiştir kendisine, âyetler vardır. Ne buyuruyor buna sabretmiştir Meryem aleyhisselâm. “Hüve min indillah”a sabretmiştir. Canı üzüm mü çekti, hemen önünde.. Burada aklınıza ne geliyorsa önünde bütün bunlara sabretti, şükretti, hamdetti.. Hiç te bir ALLAH’ın kuluna ben buyum böyleyin bir harf hece dahi çıkarmadı bu özellik ve güzellikleri RABBı TeÂLÂ’dan bildi ve sabretti sabır hakka ve hayra yapılır.. Tahammül bâtıla ve şerre başka çâresi olmadığı için tahammül edilir. Biz de yanlış anlaşılmaktadır sabrediyorum felân yâni biri zulmediyor ona o da sabrediyorum tahammül ediyorum de işte bu ikili Zâhir ve Bâtın Lâ İLâHe İLLÂ ALLAH teşekkül ettiği için ALLAHu zü’L- CeLÂL buyuruyor ki.: “Ey Meryem sen âlemdeki kadınların en faziletlisin!.”
Dahası yok yâni ne geçmişte ne gelecekte ne şu ÂNda yok!. Bunun aksini düşünmek dahi küfürdür. Kur’ÂN-ı Kerîm’de bunu düşünürken elbette Hristiyanların düşündüğü gibi ahmakça, Meryem aleyhisselâmı rastgele bir kadın, kafası, eli, ayağı, şurası burası olan bir kadın gibi yahutta hayvanca düşünmenin üstünde ve ötesindedir..

Değerli kardeşlerim;
Bizim söylediğimiz şeyler dikkat etmek gerekiyor!. At gözlüklerini takmış, ana rahmiyle mezar taşı arasında hayvanlık oyunu oynayanlara değil bizim sözümüz!. SÖZümüz ve Sohbetimiz;

Şeriat-ı MuhaMMedîye,
Tarikat-ı MuhaMMedîye,
Mârifet-i MuhaMMedîye,
Hakikat-ı MuhaMMedîyeyi,
BİLip =>BULup =>OLup da =>YAŞA!.yanlaradır!.
Hamd Olsun RABBımız TeÂLÂ’ya!.

Bu tâbirleri biz uydurmuyoruz Kur’ÂN-ı Kerîmin kendisinde var zâten. Elbette MuhaMMedî Teknik Tasavvuf =>Zâhir ve Bâtını CEM’ eden Tasavvuf tur materyalist felsefe değildir!.

Gariban Barbaros katılamadı okumuşunuzdur sitede..
Aha Barbaros da geldi!. Tam “Gariban” derken geldi..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 30 Ara 2019, 00:04 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 3971
ResimÂLEMLerin İNCİsi..


Meryem aleyhasselâm’ın Şahsında halktan gelene Şeriatte, ZAHMete TAHAMMÜLünü..
HAKk TeÂLÂ’dan gelen RAHMEt’e Tarikatta SABRını göreceğiz!.
Halkın Tefritte kalanların bir kısmı.: “Bu senin oğlun mudur?. Sen bunu birisinden peydahlamışsın -hâşâ- zinâ ettin!.” diyorlar!.
Söz Orucunda olan Meryem aleyhasselâm, çocuğunu işâret ediyor!. Mesih/ beşikteki çocuk/İsâ aleyhisselâm konuşunca halkın bir kısmı İfrat ediiyor ve.: “Aha işte bu çocuk beklediğimiz “ALLAH’ın oğlu!.” diyorlar!.
İşte böylece Tefrit ve İfrat Dârağacına çekilmiştir Meryem aleyhisselâmla İsâ aleyhisselâm halk katında!.
Halkın çillesi ağır bir tahammülü gerektirmiştir bu iş!.
Sabır demiyorum!. Sabır Kur'ÂN-ı Kerîmdeki.: “Ey Meryem sana bu yiyecekler nerden geliyor" dendiğinde.: “Hüve min inde ALLAH”.. ALLAH katından’tan geliyor!. Sırrına sabırdır..
Zekeriyâ aleyhisselâm’a ki, bir peygamber aleyhisselâm’a söylüyor bunu..
Çünkü onun makamı değil Meryem aleyhasselâm’ın MuhaBBet Makamı!.
Halkın anladığı alçaklık yükseklik meselesi değil bu HÂL!.
Yâni SÜNNetuLLAHtan habersiz birisi ahmaklığından.: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de, çocuk doğursun!.” diyemez hâşâ!. Yâni zâhirdeki annelik!. Ayrı şeyler bunlar!. Ne alâkası var birisi.: “Ben tabanımla da görüyüm parmağımın ucuyla da görüyüm!.” dese..
“Oyun mu oynuyorsun ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Sünnetini kendi ham aklına uydurmaya mı çalışıyorsun!.” Der aklı başında birimiz..

İşte bu özellik ve güzellikleri çok iyi anladığımız zaman; Meryem aleyhisselâm’ın Şeriatı, Tarikatı ve Mârifeti'nde nasıl âlemlerin en faziletli kadını özellik ve güzelliği”ni görüyor ve yaşıyorsak!. Ve bunları dörtlü sistemler beşli sistemler bir sürü sistemlere dökebiliriz!.
Şimdi ben eski Şiir Defterlerimi yazıyorum. Çünkü hiçbir yerde yazılı değildi. Hayretler içinde kalıyorum yâni yıllar öncesinde RABB’imin yardımıyla bu konular çalışılmış. Bazıları değişmiş, değiştiriyorum. Bazıları orada donmuş kalmış ve gelişmemiş. Ama.: “Ne kadar fuzuli/boş şeylerle uğraşıyorsun ey Kul İhvani, ya da Gariban!.” diyebilirler. Yoo fuzuli şeylerle uğraşmıyoruz!. Teşekkür ediyorum Barbaros!. İşte gönderdim insanlara ibret olsun diye!. Başka dinden insanlar dahi kendileri bunu bilmiyorlar!. Bence hiç bilmiyorlar onlar hâlâ atalarının üç-dörtyüz, beş-altıyüz, bin ikiyüz incilden.. Onun bunun adına derledikleri şeylerden bir şeyler çıkarmaya çalışıyorlar, hiç alâkasız!. Yâni Atina tanrılarından farkı yok onların inançlarının!.

Onun için bu bir Hasbî Hizmetimizdir. Nerede lâzımsa ALLAH oraya onu ulaştırır!. Bu gün değilse, yarın ulaştırır!. Yeter ki sen candan yürekten Hasbî Hizmete katıl!. Bu bir ALLAH’a İbâdet Hizmeti.. Şeriat-ı Garra.. MuhaMMed aleyhisselâm’a Habîbî Hizmet Teslimiyeti için şarttır ki, ALLAHu zü’L- CeLÂL’e Hasbî Hizmet İstikâmet İbâdetine erişebilelim.. Lâmı cimi yoktur!. Meryem aleyhasselâmda bu çok çok yaşanmıştır.. Fiilen yaşanmıştır!. ve SİZ de Meryemleşin!. Meryem =>siz, siz de=>Meryem OLun =>Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in NEBÎ-lLğinde, NEBÎyyü’-l ÜMMî-Liğinde siz de MeryemLeşin!. Bu BÂTINîdir.. Bu bir ÖZELLik ve GÜZELLiktir!.

Ancak şimdi, ağzını sadece haramın girmesi ve yalanın çıkması için kullanan bir mahluktan da mahluk “belhum e dallun” birisi, ANA RAHMini, ŞEHVEt ÇUKURUna GİRİŞ KAPIsı bilip de, ŞEHÂDEt ŞEHRİne ÇIKış KAPIsı BİLmeyen BİLemeyenler elbette BİZi ANLAyamazLar!.

Meryem aleyhasselâm’a dikkat edin!.
Başlarken dedim ki, bu hayatın temeli bu sistem, BESLENmek ve ÜREmek üzere kurulmuştur netice olarak.. Meryem aleyhasselâm bunun ikisinde de suçlanmıştır!. Yâni beslenme hususunda ALLAH gökten bütün ni’metlerini indirmiştir bütün ni’metlerini ÜREme ki HAYy ZİNCİRİ için halk etmektedir. Meryem aleyhasselâm’ın ise başına gelmedik kalmamıştır!.
Anlayışsız insanlar o günde bu günde, ALLAHu zü’L- CeLÂL’in tüm esmâlarını solda sıfıra alıvermişlerdir. Ne deyip ne ettiğini kendi de bilmemektedir. İşte böyle içi boş, mantıksız ve şuursuz bir din anlayışı almış gidiyor başını!.
“Benim oğlum okur okur, döner yine okur, bir daha okur, bir daha okur!. okur da okur!. Şakır da şakır!. Takır da takır!."
Yâni böyle anlatılmayacak bir rezâlet var cehâlet var!. Ama kime ne diyeceksin ki!. Yâni sen desen de, dinlenmezsin!. “Mal müşteriye satılır!.” derdi Anam rahmetlim.. Mal müşteriye satılır, adam domates arıyorsa sen ona altın satamazsın!. Altın arıyorsa domates satamazsın!. Alacağını da bulur satacağını da bulur..
Onun için İFRATa ya da TEFRİTe saplanmadan İ'TİDÂLde YÜRÜmek..
“İşte ben şöyle birisi olacağım!.” diyene “Kim için?.” sorusunun cevâbı yine açıkta.. “Bana o desin ki, şu desin ki, bu desin ki!.” Yokk!.
ALLAHu zü’L- CeLÂL’den, KeLÂMuLLAHtan, RASÛLULLAHtan ve ALLAH Dostlarından bir haber olduğu için kendi zannınca bir yol tutmaya çalışacaktır!. Siz de bakınız hayatımızda neler yaşadık ve yaşıyoruz!. Hayırlar olsun yaşayacağız da.. Her şey bu âlemde OLur!. OLmaz diyenler câhillerdir!. RABBım hayırlar versin!. Öyle de olur, böyle de olur, şöyle de olur!. Fakat şuna dikkat etmek gerekir ki, biz elimizden geldiği kadar =>KeLÂMuLLAHı DUYmaya =>RASÛLULLAHa UYmaya ve =>ALLAHu zü’L- CeLÂL’e YoL ALmaya ÇALIŞacağız!. PeygamberimİZ aleyhisselâm’a UYarak ve “ALLAHu EKBER!.”ine =>“ALLAHu EKBER!.” diyerek SILÂ SALLI/HAYyat Namazında BİZ BİR-İZde NAHNU SIRRInda!.
KULLuk böyle olur!. Yoksa böyle bir takım mürâyilikler, bir takım giysilerle felân feşmekan böyle şeylerle değil!. Onun içindir ki, MuhaMMedî MeLÂMette ÜRYÂN OLmak vardır!. Ve bu çok güzel bir şeydir..
Dünyânın her yerindeki insanlar ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Kuludur!. Âdem aleyhisselâm’ın zahrında Firavun da vardır Musâ aleyhisselâm da vardır!. Kıyamet Günü enson kişinin dahi tohumu oradan beri gelmektedir!. İlahî Sistemde tebdil değişikliği yoktur!. Bu sistemde Firavunluğunu Musâlık yapabiliyorsan, Şeytanını müslüman yapabiliyorsan sana, Cebrâil aleyhisselâm gibi hakk ve hayrı söyleyecektir bildirecektir!.


Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de: "Sizden her birinizin bir şeytanı vardır. Evet, benim de şeytanım var, fakat ALLAHu Teâlâ bana yardım etti ve şeytanım müslümÂN oldu, bana yalnız iyiliği emr eder!" buyurdu.
(İbn-i Mes'ud’dan; Müslim)

Ben şeytanımı MüslümÂN ettim, Rabbım’ın yardımıyla o bana iyiliği emreder.
Şeytan emrediyor iyiliği. Kim hangi şeytan?
MüslümÂN olmuş şeytÂN.
MüslümÂN olmuş Hizbuşeytanlık, Hizbullahlıktır.
MüslümÂN olmuş Firavun’un adı, yeri, Musâ aleyhi’s-selâm gibidir.
MüslümÂN olmuş Nemrud’un DUYuşu-UYuşu, İbrahîm aleyhi’s-selâm gibidir.
MuhaMMedî Teslimiyyet bu kadar önemlidir..


Ben şeytÂNımı müslümÂN ettim, ey ÜMMetim siz de müslümÂN edin kurtulursunuz!.
Yâni bilelim ki, bende ikilik kalmadı..


Resim---Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu: Nefsini BİLen-Tanıyan RABB’isini BİLir-Tanır.” buyurmuştur.
(Aclunî, Keşfü’l-Hâfâ II/343 (2532)

Lâ İLâhe” İNKÂRımı => “İLLâ ALLAH” İKRÂRımla BULuşturdum =>Lâ İLâhe İLLâ ALLAH Sırat-ı Müstakîmim OLdu.. KALBimde =>MuhaMMedî TAHKiK İMÂNım budur..

Ama, CâhiLce Benliğine tapan adamın kendisi zâten firavunsa yapacak bir şey yoktur!. Yâni onu seçmişse onun kulluğunu yapıyorsa arada sırada bir şeyler yapıyorsa yapsın bakalım sonUÇ-una katlanacaktır elbette!.
MuhaMMedî ŞÛuR başka bir şeydir!. Şuur etmek, hakikatini öğrenmek!. İnsan bir işin ilmine vakıf olursa, rahat bir insandır ki, onu yapar ya da yapamaz!. Der ki.: “Bu böyledir kardeşim!. Ömür boyunca “a” mıdır “be” midir “ce” midir bitmez tükenmez bir kargaşa içerisinde bir ömrün tümünü harcıyor, şunun için bunun için!. Balon gibi havalarda uçuyor ancak bir tarafından bir toplu iğne batıversen “güm!.” diye patlayıp gidiyor, neden?!.
Çünkü zâten temeli yoktu, astarı yoktu inancının da amelinin de!.
İşte bunun için biz.: “MuhaMMedî MeLÂMette Hasbî-HabîBî Hizmette, NAHNU BİZ BİR-İZ İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!.” Diyoruz..

Onun için de bu gün yine Meryem aleyhasselâm’ın önemini biraz daha anlatmayı uygun gördüm. Biz tabi ki, Meryem aleyhasselâm’a devâm edeceğiz, ederiz tabi.. Meryem aleyhasselâm’ı çok iyi anlamamız gerektiğini de çok iyi bilmemiz lâzım!.
Ben bu gün böyle düşünüyorum ki, bu konuda RABBımın lütfuna mazhar olmuşum..

Derûnumda Dost kOKUsu,
Dünyâmdaki DEM bu DEM’im
CELÂLİ CEMİL ÇİÇEĞİ’m!.
CeLâL’in CEMİL Çiçeğidir MERYEM aleyhasselâm!.
Ateşin içinden çıkan CeNNet Çiçeğidir!.


Sekiz CeNNeti CÂNında CÂNÂN CEM’i etmiş bir ANNEmizsin!.
Sıyırdın çıktın peçeni yüreğimin YÂR YıLDıZı!.
MuhaMMedî Kâmilin Kalbindeki “KÛN!.”um!.
Feye KÛN doğur beni artık MERYEMim Efendim!.

Bu İŞLer BöyLedir Kardeşim!.

Meryem aleyhasselâm, o Meşhur Mâbed’e adandı diye mübârek olmadı!. Mâbed, Meryem aleyhisselâm ile mübârekleşti!.
Bu kader Meryem aleyhisselâm’a yazılmadı!.
Kaderin üstüne Meryem aleyhisselâm yazıldı!.
Meryem aleyhisselâm’ın ibâdeti ÇİLLEsiydi!.
Rükû edenlerle rükû et!.
Gereğinin hepsini yaptı!. İyi dinle “namazı” demiyorum, “kulluğu” diyorum!.
Meryem aleyhisselâm ÇİLLEsi; öyle Şerefli, Haysiyetli, İzzetli İffetli Kudretli bir BEDEL elde etti ki YAŞAnmadan ANLAtılamaz!.


İşte böyle CEYLÂN Yürekli bir ANNEdir Meryem aleyhasselâm!.
AVuç İÇİnde kaç günlükken MERYEM MÂBEDi’ne TesLim edilmiş bir bebekti bilmiyorum!. HAKk’a adanan bir bebek!. Yâni yeni doğmuş bir bebek!. Ve o güne kadar bütün tarihler içerisinde ERLER MAKAMI-nda MuHABBEt Mihrâbı-nda SALL eden/Namaz KILan ÂLEMLerin TEKe TEKk FaziletLi KADINıdır.. OKUnan YAZInın adı MERYEM ÇİLLEsi değil!. ÇİLLEnin adı MERYEM OKUnuYOR!.
Ben de SIRR SEHERLerimde MERYEM ÇİLLEsi ZEVKLerimi NEFESLEdim SESLEdim çok Şükürler OLsun!.


Çünkü MERYEM aleyhasselâm da kadınlar içinde ER MEYDANInda, MUSTAFA aleyhisselâm gibi seçilmiştir!.
ALLAHu zü’L- CeLÂL, kadınların içinden Meryem aleyhasselâm’ı seçmiştir!.
“Ey Meryem âlemlerin faziletlisisin!.”
“ER” dediğimiz, hani erkek elbisesi/kisvesi içinde gezip gözükenler değildir!.


Son nefes SONUnda MUSALLa TAŞInda “ER KİŞİ” niyetine LÂYık OLANLardır!.

BİLiYORsunuz ki ALLAHu zü’L- CeLÂL.: “RAHMETENLİ’L- ÂLEMİN”sin yâ MuhaMMed sallallahu aleyhi ve sellem!.” buyurup SEÇmiştir!.
MuhaMMed aleyhisselâtü vesselâm=>KÂBEtü’r- RAHMÂN..
MERYEM aleyhasselâm=>KÂBEtü’r- RAHÎM..
“MUSTAFEYN”dirLer..


Onun için, Meryem aleyhasselâm’ın ilginçlikleri çoktur!.
Bütün kadınlar =>ŞEHVEtten =>ŞEHÂDEte!.
Şehveti Yaşamayarak =>Şehâdete Geçerek =>Şehvetsiz Şehâdetin Şâhidi OLmuştur Meryem aleyhasselâm!.
El MEVLÂ celle celâlehunun MERYEMidir!.
Bu sözlerin Kur’ÂN-ı Kerîm’de çok âyetleri vardır-meâlleri vardır!.
Çok şeyler OKUnaBİLir!.
Bizim söylediğimiz ZEVKLer-HAZZLar bAŞKadır!.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 08 Oca 2020, 20:53 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 3971
Resim

sohbet tarihi.: 16.10.2018
sohbeti yazan.: Hakan Ârif Yıldız..


كهيعص
Resim---“Kâf, hâ, yâ, ayn, sâd.: Kâf. Hâ. Yâ. Ayn. Sâd.” (Meryem 19/1)

Meryem Sûresi beş harfle başlar. Beş parmak gibidir. Onun için İmam Ali kerremallahu vechehu Efendimiz hadiste.: “Kâf, hâ, yâ, ayn, sâd beni bağışla!.” buyurmuştur ve bağışlanmıştır.
Şifrelidir.. Beşli ve en uzun harf-i mukatta şifreli harfler
Meryem aleyhasselâm Sûresindedir. Bu o kadar muhteşem ve mübârektir ki..


ذِكْرُ رَحْمَةِ رَبِّكَ عَبْدَهُ زَكَرِيَّا
Resim---“Zikru rahmeti rabbike abdehu zekeriyyâ.: (Bu sure), senin Rabbinin, kulu Zekeriya (aleyhisselâm)'a rahmetinin zikridir (kıssasıdır).” (Meryem 19/2)

Bu zikir/sûre, senin RABB’inin Zekeriyâ kuluna olan rahmetinin zikridir/kıssası, anılmasıdır.. Zekeriyâ aleyhisselâm, zâhir ve bâtın yaşayış kevnîyyetinin ALLAH celle celâlihu adına sahibi olmuş, çilenin her türlüsünü yaşamış ve ihlâs ve duânın zirvesi bir peygamber aleyhisselâmdır.
Onun içinde
Meryem aleyhasselâm’ın kefîli olmuştur.. kura çekmek için fal okları atılmıştır. On atışta, on iki kere Zekeriyâ aleyhisselâma gelmiştir tek ok..


إِذْ نَادَى رَبَّهُ نِدَاء خَفِيًّا
Resim---“İz nâdâ rabbehu nidâen hafiyyâ(hafiyyen).: O, gizlice seslenerek, Rabbine nidâ etmişti.” (Meryem 19/3)

Zekeriyâ aleyhisselâm, gizliyi açığı duyana duâ ediyordu ya açık ve gizliyi duyan RABB’ine duâ ediyordu ya.. Nefs-i Hafîyde.. Yâni en üst seviyedeki nefse, oraya yakın nefse.. O, RABBine gizlice duâ ettiğinde.. gizlice duâ ettiğinde açıkça duâ ettiğinde, gizliyi açığı duyan RABB’ine..
Gözüken yönüyle çoluk çocuk onun için hayal olmuş, yaşlanmış, Pîr-i Fâni olmuş, çocuk sahibi normal yolla olacak iş değil!.
Amma duâ ehli olduğu için,
ALLAH’ın kulu olduğu için..
ALLAHu zü’l- CeLÂLimiz, Kur'ÂN'ı Kerim'imizde;


قُلْ مَا يَعْبَأُ بِكُمْ رَبِّي لَوْلَا دُعَاؤُكُمْ فَقَدْ كَذَّبْتُمْ فَسَوْفَ يَكُونُ لِزَامًا
Resim---“Kul mâ ya’beu bikum rabbî lev lâ duâukum, fe kad kezzebtum fe sevfe yekûnu lizâmâ(lizâmen).: De ki: "Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi? Fakat siz gerçekten yalanladınız; artık (bunun azabı da) kaçınılmaz olacaktır." (Furkân 25/77)

Buyruğunca duâ ve niyaz ediyor Zekeriyâ aleyhisselâm..
Bir şeye bakar mısınız, Zekeriyâ aleyhisselâm’ın duâ kapısının anahtarı Meryem aleyhasselâm.. O’nu bekliyor, nidâ ediyor, aslına çağırıyor.. yâni
“NAHNU=BİZ BİR-İZ” diyor.. Nerede?. Mihrabda.. ALLAHu zü’L- CeLÂL, SALL-Namzda kıyamda Kur’ÂN-ı Kerîmi okumayı farz kılmıştır. Çünkü nidâdır.. candan çağrıdır.. Meryem aleyhasselâm sûresiyle beraber diğer sûrelerde de âyetler vardır.
Zekeriyâ aleyhisselâm’ı iyi anlarsak ki, onunla başlar sûre zâten.. Meryem aleyhasselâm’ı çok iyi anlamalıyız. Çünkü,
Meryem aleyhasselâm oradaki hahamlara teslim edilmemiştir. Haham deniliyor Yahudilerin din adamlarına. Hristiyanlıktaki papazlar, haham değil onlar..
Meryem aleyhasselâm bir peygambere teslim edilmiştir. Peygamber de tektir Zekeriyâ aleyhisselâmdır.. Ötekiler nasıl görüyorlarsa görsünler.. Yok efendim o da onlardandı bunlardandı boşşeyler Kur'ÂN-ı Kerîm karşısında..
Adam ifratta câhil ise soruyor.:
“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem insanmıydı?.” Evet, insandı!. Herkes gibiydi!. Beşerî kısmı.. Abduhu..
“Herkes gibi değildi!.” Söylediğin Peygamberlik kısmı.. Resûlühu.. desen de anlamaz!. Onlarla uğraşacak zaaman yok!.


فَنَادَتْهُ الْمَلآئِكَةُ وَهُوَ قَائِمٌ يُصَلِّي فِي الْمِحْرَابِ أَنَّ اللّهَ يُبَشِّرُكَ بِيَحْيَى مُصَدِّقًا بِكَلِمَةٍ مِّنَ اللّهِ وَسَيِّدًا وَحَصُورًا وَنَبِيًّا مِّنَ الصَّالِحِينَ
Resim---“Fe nâdethu’l- melâiketu ve huve kâimun yusallî fîl mihrâbi, ennallâhe yubeşşiruke bi yahyâ musaddikan bi kelimetin minallâhi ve seyyiden ve hasûran ve nebiyyen mine’s- sâlihîn(sâlihîne).: Bunun üzerine, o (Zekeriyyâ aleyhisselâm) mihrabda kâim olarak namaz kılarken, melekler, "ALLAH'ın, onu, "ALLAH'tan bir kelimeyi (Hazreti İsâ'yı) tasdik edici olarak, seyyid, nefsine hakim, ve Nebî olan, sâlihlerden "Yahya" ile müjdelediğini" nidâ ettiler (bildirdiler).” (Âl-i İmrân 3/39)

Meryem aleyhasselâmla görüşen melekler ona şöyle nidâ ettiler ki.. ALLAH celle celâlihu, sana kendisi tarafından gelen bir kelimeyi tasdik edici, seyyiden.. bir seyyid/efendi.. seyyid=>dâimîyeti zâhir bâtın yaşayış yaşatış senliği-ne denilir.. öyle uydur kaydırla olmaz bu iş..
Hani piyasada çokça var ya adamlar.:
“ben de seyyidim!.” diyor ya.. Kürttür, Türktür ne bileyim ben.. bir şeyler uydurmaya çalışıyor ki, oradan nemâlanmak için veya nefsî hevâ ve hevesini tatmin için!.
Halbuki ahmak adam bilmiyor ki =>Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in en yakınındaki öz amcası Ebu Leheb iki göbek farkı bile yoktur ama kâfirdir. Kur'ÂN-ı Kerîmde Leheb Sûresi inmiştir aleyhinde.. Boş konuşan dünyacı bunun farkında değildir.. Öyle olsa bile ne olacak inançsız olduktan sonra!. Ama anlamıyor!.

İşte Zekeriyâ aleyhisselâm mâbedde..
Meryem aleyhasselâm mâbedde.. İbâdet edilen HAkk’a kulluk edilen yerde.. İbâdet nedir ibâdet?. İbâdet, kulluk etmektir. ALLAH’ın kulu olmaktır..
Yâni Türkçesi namaz kılarken melekler ne diyorlar.:
“ALLAH sana kendisi tarafından gelen bir kelimeyi tasdik edici seyyid iffetli sâlihlerden bir peygamber olarak Yahyâyı müjdeler..”
Gizlice yapılan duânın cevâbı bu yâni..


قَالَ رَبِّ إِنِّي وَهَنَ الْعَظْمُ مِنِّي وَاشْتَعَلَ الرَّأْسُ شَيْبًا وَلَمْ أَكُن بِدُعَائِكَ رَبِّ شَقِيًّا
Resim---“Kâle rabbî innî ve henel azmu minnî veştealer re’su şeyben ve lem ekun bi duâike rabbî şakıyyâ (şakıyyen).: (Zekeriya aleyhisselâm): “Rabbim, gerçekten ben (zayıfladım) ve benim kemiklerim (de) zayıfladı ve başım (saçlarım) ağardı. Ve Rabbim, ben Sana duâ ederek şâkî olmadım.” dedi.” (Meryem 19/4)

Zekeriyâ aleyhisselâm.: “RABBim benim çökmüş bir vücudum var.. yâni zaman geçmiş yaşlanmışım, kemiklerim zayıfladı, saçım başım ağırdı ve ben RABBim sana duâ sâyesinde hiç bedbaht olmadım!.” Diyor.
Bundan vazgeçmem duâdan, ben her ne kadar zayıf güçsüz kuvvetsiz dıştan baktığımda saçlarıma ak alevler yakmışsa içimde gözükmeyen kemiklerim eriyip gitmişse de dâima sen duâlarımıza icâbet edensin.. daha önceki zamanlarda aklen fikren düşündüğümde yâni hep yerine getirirdin bunu da getirirsin.. diyor işte
ALLAH’ın kelimesi İsâ aleyhisselâm’ı müjdeleyici/tebşir edici Yahyâ aleyhisselâm’ın babası Zekeriyâ aleyhisselâm peygamberimiz.. Meryemin çilesi Meryem oğlu İsâ aleyhisselâm.. Oysa İsâ aleyhisselâm, ALLAHu zü’L- CeLÂL’in kelimesi Cebrâil aleyhisselâmın nefesi, Ruhu’l- Kuds nefesi, çilenin adı.. ve MeRyeM aleyhisselâm’ın doğurduğu daha doğrusu acının adı Meryem’in doğurduğu ÇİLE.. sanki Meryem aleyhasselâm anasının karnına erkek niyetiyle İsâ aleyhisselâm için düşen bir kadın oluvermiş..

O nasıl İsâ aleyhisselâmdır ki, anasını kadınların önünden bile geçmesi yasak/haram olan o mâbedde Erler Mâbedinde, rükû’ ettirmiş, secde ettirmiştir!.
O nasıl bir İsâ aleyhisselâmdır ki, halkın gözünde babasız doğan..
Onasıl bir İsâ aleyhisselâmdır ki, doğuranı âlemlerin en faziletlisi annesi kılan o nasıl güzel bir gözyaşıdır..
O nasıl bir İsâ aleyhisselâmdır ki, Annesinin taht’ından/rahminden can ırmakları fışkırtan..
İşte bu gözyaşının adı İsâ Suyu.. Yâni İsâ aleyhisselâm anasının rahminden akan gözyaşının şehadetidir.. Çilenin taa kendisidir!.
Meryem Çilesini biz uydurmadık!.
Hatırlarsanız Barbaros, yirmisekiz peygamberi.. O zamanlar ben bu zamanlarda çok şey olurdum yâni bunların üzerinde çok dururdum ve çok zevkler yazmışımdır..

ALLAH razı olsun Hakanım çoğunu yazdı, yazıyor da..
Ama ben onları bir daha elden geçireceğim alt notları felân oradaki kelimeler açılmadığı takdirde kapalı kalıyor..


Meryem aleyhasselâm Sûresini çok iyi okumamız gerekir. Bunlar böyle birbirine girmiş ilginçtir ki, yüreklendirmek için söylüyorum =>Şeriat-Tarikat-Mârifet’e girdin de, nereye girdin Barbaros!.
Ne yapıyor zamane şıhları.. işte kırk kere şunu çekeceğim, seksen kere bunu çekeceğim!. Ne olacak çekince.. çek bakalım!.
Yâni çekmeyle olacak iş değil bu..
Çekeceksen
Meryem Çilesini çek!. Yâni hep beraber demek istiyorum..
Zekeriyâ aleyhisselâm ki, yüreğini
Meryem aleyhisselâm’a verip mâbed yapmıştır ve Meryem aleyhasselâm’ı yâni İsâ aleyhisselâm’ı Zekeriyâ aleyhisselâm kendi yüreğinde bulmuştur pek çok âyette..


وَإِنِّي خِفْتُ الْمَوَالِيَ مِن وَرَائِي وَكَانَتِ امْرَأَتِي عَاقِرًا فَهَبْ لِي مِن لَّدُنكَ وَلِيًّا
Resim---“Ve innî hıftul mevâliye min verâî ve kânetimreetî âkıran feheb lî min ledunke veliyyâ (veliyyen).: Ve gerçekten ben, arkamdan (benden sonra) vali olanlar (benim soyumdan gelenler benim gibi davranmazlar diye) korktum. Ve benim kadınım (artık) akir/kısır oldu. Bu sebeple bana, Senin katından bir velî (dost, yardımcı, evlât) bağışla.” (Meryem 19/5)

Doğrusu ben arkamdan iş başına geçecek yakınlarımın benim gibi velî olmayacağından endişe ediyorum.. yâni bunlar yolsuz olacaklar diye.. karım da kısır.. Sen benim yerime, Lütfullahı vücûda geçirecek birini bağışla..

هُنَالِكَ دَعَا زَكَرِيَّا رَبَّهُ قَالَ رَبِّ هَبْ لِي مِن لَّدُنْكَ ذُرِّيَّةً طَيِّبَةً إِنَّكَ سَمِيعُ الدُّعَاء
Resim---“Hunâlike deâ zekeriyyâ rabbeh(rabbehu), kâle rabbi heblî min ledunke zurriyyeten tayyibeh(tayyibeten), inneke semîud duâ’(duâi).: Zekeriyya (aleyhisselâm), işte orada Rabbine duâ etti: "Rabbim, bana Senin katından temiz bir nesil bağışla, muhakkak ki sen duâyı en iyi işitensin" dedi.” (Âl-i İmrân 3/38)

“Ey yüce RABBım bana tarafından hayırlı bir nesil bağışla şüphesiz ki duâyı sen hakkıyla işitensin” dedi.
burada bir başka sûredede geçiyor.:


وَزَكَرِيَّا إِذْ نَادَى رَبَّهُ رَبِّ لَا تَذَرْنِي فَرْدًا وَأَنتَ خَيْرُ الْوَارِثِينَ
Resim---“Ve zekeriyyâ iz nâdâ rabbehu rabbi lâ tezernî ferden ve ente hayrul vârisîn(vârisîne).: Ve Hz. Zekeriya, Rabbine (şöyle) nidâ etmişti: “Rabbim, beni tek başıma bırakma ve Sen, vârislerin en hayırlısısın.” (Enbiyâ 21/89)

Zekeriyâyı da an, zikret. Hani o RABBine şöyle niyaz etmişti.: “RABBim beni yalnız bırakma sen vârislerin en hayırlısısın..” diye duâ etmişti.

يَرِثُنِي وَيَرِثُ مِنْ آلِ يَعْقُوبَ وَاجْعَلْهُ رَبِّ رَضِيًّا
Resim---“Yerisunî ve yerisu min âli ya’kûbe vec’alhu rabbî radıyyâ(radıyyen).: Bana ve Yâkub (aleyhisselâm)'ın ailesine vâris olsun. Ve Rabbim, onu (Senden) razı (olan) kıl.” (Meryem 19/6)

Yâ RABBi ki o, bana vâris olsun, benden önceki Ya’kûb Hanedânı’na da Ya’kûb Tevhidine de yâni İbrahîm aleyhisselâm’dan gelen Hanif Tevhidine de vâris olsun.. ve RABBim o’nu rızana lâyık kıl!.

Burada peygamber aleyhisselâtü vesselâm’e vârislikte, mal-mülkten ziyâde İLİM Verâsetini buyuruLuyor.:


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:”Kim ilim taleb etme isteğiyle bir yol tutarsa ALLAH onun yolunu CeNNete ulaştırır. Melekler ilim tâlebesine, hoşnutlukla kanatlarını sererler. Muhakkak ki âlim için göklerde ve yerde bulunanlar istiğfar dilerler. Hatta denizdeki balıklar bile. Âlimin âbide (ibadet eden kişiye) üstünlüğü, ayın (bazı rivayetlerde “dolunay halindeyken”) diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir. Şüphesiz ki Âlimler Nebîlerin Vârisleridir (إِنَّ الْعُلَمَاءَ وَرَثَةُالأَنْبِيَاءِ). Nebîler dinar veya dirhem miras bırakmazlar. Onlar sadece ilmi miras bırakırlar. Kim bu mirası alırsa çokça nasib almış demektir.” buyurdu.
(Ebu’d-Derdâ radiyallahu anhu’dan; Rivâyeti bu metinle İmam Tirmizî kaydetmiştir.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in vefatından sonra hanımları, Hayber ve Fedek’teki Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in hisselerinden mirâslarını istemek için Hz. Osman’ı (ş. 35/656), Hz. Ebu Bekir’e gönderdiler. Bunun üzerine kendisi de Hz. Peygamberin eşlerinden birisi olmasına rağmen Hz. Âişe radiyallahu anha.: “ALLAH’tan korkmuyor musunuz? Sizler, Rasûlullah’ın (aleyhisselâm şu hadisini işitmediniz mi? “Biz (Peygamberler) mîrâs bırakmayız. Bizim bıraktıklarımız sadakadır.” buyurdu.
(İ. Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1: 10)

Buharîde ilâveten;

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Bu mallar, MuhaMMed’in ailesinin ânî ihtiyaçları ve misâfirler için sarf edilir. Ben öldükten sonra bu mallar, benden sonra iş başına geçen kimsenin tasarrufundadır.” buyurdu.
(Buhâri, Ferâiz, 3, İ’tisâm, 5)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in esas mirâsı; ÜMMetini Hakka ve Hayra yürütecek olan MuhaMMedî Hasbî Hizmettir!.

Meryem Sûresi muhteşem bir sûredir, hep söylüyorum..
İnşâe ALLAH..

Bir Meryem Çilesi ŞİİRim.. 04.01.2009 da aksaraydaymış.. nasılsa aksaraydaymış..


Resim


ÇÖL ÇİÇEĞİ..

ÖPmüşem MeRyeM ELini
>ZuHûRat ZEVKin TELini
>Es SeLâM SIRRIn GELini
YALVARış YAŞmağı>AKtır!.


*

RaHmâN Nefhası HAVAsı
SU-yu->Hıra-nın MAYÂsı
AT-EŞ-i==>İFFEt-HAYÂsı
MeRyeM ANAdır-TOPRAKtır!.


*

NÛRuLLAH ne? Kim NÛR-u MiM
CiSiM-CeSed-CÂN-CÂNÂN->CiM
MeRyeM-in SIRRın SORan>KiM?
=>OL-AN-La=>İSÂ OL!.maktır!.


*

NEdEN KuDSaNmış=>O DOĞum!
DENmez>GıRTLak Kırkbir BOĞum
TEk SÖZ İLe===>VARım-YOĞum
İSÂ HAKktır!.==>MeRyeM PÂKtır!.


*

Kul İHVANî=->SÖZüm sANa
ALıp<->SATma=>ONa BUNa
==>İKİ KAPILı==>BU HANa
GİRen HAKktır! ÇIKan HAKktır!.


01.04.09 18:20
a k s a r a y..


Adamın Kur'ÂN-ı Kerîmin mânâsından haberi yoksa.. İsâ aleyhisselâm’a hristiyanların peygamberi diyor.. benimle alâkası yok diyor..
Biliyorsunuz tüm peygamberler BİZim de peygamberimiz ve Anneleri de Annelerimizdir..


آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ آمَنَ بِاللّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ وَقَالُواْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ
Resim---Âmener resûlu bimâ unzile ileyhi min rabbihî vel mu’minûn(mu’minûne), kullun âmene billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulih(rusulihî), lâ nuferriku beyne ehadin min rusulih(rusulihî), ve kâlû semi’nâ ve ata’nâ gufrâneke rabbenâ ve ileykel masîr: Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de (iman ettiler). Her biri Allah a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler. "Allah'ın peygamberlerinden hiçbiri arasında ayırım yapmayız. İşittik, itaat ettik. Ey Rabbimiz, affına sığındık! Dönüş sanadır" dediler.” (Bakara 2/285)

Burada herkes kendi adına bir şeyler olmaktadır, Firavunluk yapan kendi adına Firavunluk yapmaktadır.. Musâ’lık yapan kendi adına yapmaktadır.. Onun için ALLAH’ın izni ve inâyetiyle biz böyle yavaş yavaş tıklayalım bakalım hayırlısıyla nereye kadar gidecek.. önümüzdeki haftada devâm edelim..
Evet Barbaros nasılsın iyisin
İnşâe ALLAH!.

Barbaros: çok şükür hocam iyiyim çalışıyorum..

Kulihvani.: Evet öyle işte ben onu defterlerde diyorum ya çok net görüyorum.. Yaa nasıl işlemişiz biz onu kısılmış kalmış yâni meselâ Ondördüncü defterin içerisine bakıyorsun.. zaman zaman böyle şeyler olmuş yâni.. o dönemlerde Teslimiyet İstikamet öyle işlenmiş ki, Teslimiyet nedir, İsLÂMiyet nedir?. Belki yüz tane zevkin içerisinde o yandan bu yandan işlenmiş.. Bunları yazarken bazılarına not düşmüşüm şöyle hadis var dikkat et diye.. bilgisayar yok.. ama tabi ki zaman da geçtiği için buna ne gerekir bunlarla ilgili âyet hadis var bir şey mi anlatıyor tak diye buluyorsun ve de kolay oluyor.. ve de çok güzel bir şey onun içinde..

Bağışla bizi yâ RABBi Sencileyin zikrimiz yok!.
Düştük Dünyânın eline fahri fakri fikrimiz yok!.
Fakrıyla fahreden fikrimiz yok!.
Emrin duyup muradın anlayamadık!.
Yâ Vedûd ALLAH celle celâlihu..
Senden razı olamadık sabrımız yok şükrümüz yok!.


İşte Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem burada âyetlerde hadislerde ne buyuruyor..
“Fakrımla fahrederim!.” buyruğunu desen ne anlaşılır..
Haa fakir olmak iyidir!. Öyle demiyor, öyle demiyor..
KüLLî ŞEYy’in
ALLAH’ın olduğuna inanırım, ben de ALLAH’ın olduğuna inanırım..
Onun için de bunlara sahip çıkıp bunların köleliğini yapmam. Bunun için de o dediğiniz gibi geçmiş zaman içinde çok ilginç şeyler var. Ama güzel şeylerdir..
Başka nasıl olaydı ki Barbaros?!. Ne olaydı ki?. Reisicumhur olmak ister miydin bilmiyorum!. Ama ne olsan ne olurdu ki.. Ya da başka bir şey olsan ne olurdu ki..

Onun için zâten Hasbî Hizmet çok önemlidir.. İbâdet başka bir şeydir. İbâdet,
ALLAHu zü’L- CeLÂL’eyapılır ve O’nun bileceği iştir.. Yâni biz onu bilemeyiz, herkesin yüreği kendi mâbedi..
Yüreğinde bir şey olmayan ya da sirke olan adamın yüreğine bal koysan da boşa gider, pekmez koysan da boşa gider.. Çünkü yüreğinde berbatlık var.. yüreksiz yâni.. yürek bozuk, imansız Türkçesi.. Yâni beklesen ne bekleyeceksin.. yâni o, riyâkârdır başka şeydir iman sağlam değil ki amel sağlam olsun.. Haa iman var da ameli yok. O da, yanlış bir şey!. Onu demiyorum oradaki Denge ve Düzenin çok iyi kurulması gerekiyor..
Ve bütün bunlar
İnşâe ALLAH ALLAH İNANCInın DENGEsi, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem AMELİnin DÜZENidir.. yâni bunu bilmemiz lâzım dışta.. Çünkü ameli, ancak Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yolunda yapabilirsin.. Onun için de ona, öyle inanmamız gerekir ki;
Peki yarın siz yine işlerinize gideceksiniz
ALLAH celle celâlehu razı olsun güzel bir şey!. Ben inancımı söylüyorum Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem mutlaka ALLAH’ın izniyle memnun oluyordur ki, bir insan SeBîLiLLAH birisine yol açıyorsa, Hakka ve Hayra çağırıyorsa, ışıksa ve kendi hesabına yapmıyorsa; ALLAHu zü’L- CeLÂL’in, KeLÂMuLLAH’ın ve RASÛLULLAH’ın Adına Hesabına Şanına Şerefine yapıyorsa ve,
BİZ bir denizin damlaları gibiyiz..
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “BİZ BİR-İZ!.” buyuruyorsa mesele bitmiştir..

Yâni bu hayat kader ne ise öyle gelir geçer yapacak bir şey yok.
Ama hiç değilse boşa geçmez doğru geçer düzgün geçer her ne yaparsa düzgün geçer.. su içerse de düzgün içer.. idrar yaparsa da düzgün yapar.. İkisi de çok kıymetlidir, ikisi de lâzımdır ve lâyıktır..
Bunları doğru anlamak doğru yaşamak çok önemlidir..


Subhâneke ALLAHümme vebihamdike estağfiruke eşhedu enLâ İLâHe ille ente vehdeke la şerike leke estağfiruku ve etubu ileyk.
Subhâneke ALLAHümme vebihamdike estağfiruke eşhedu enLâ İLâHe ille ente vehdeke la şerike leke estağfiruku ve etubu ileyk.
Subhâneke ALLAHümme vebihamdike estağfiruke eşhedu enLâ İLâHe ille ente vehdeke la şerike leke estağfiruku ve etubu ileyk.
ALLAHümme salli ala seydine MuhaMMedîn abdike ve nebiyyike ve resûlike ve nebîyyi’l- ÜMMiyyi ve alâ âlihi ve sahbihi ve EHL-i BEYTihi ve ÜMMetihi..


ALLAHu zü’L- CeLÂL bize, yaşayanlarımıza, gelenlerimize bütün ÜMMet-i MuhaMMede merhamet etsin, rahmet etsin, hakkta, hayrda, rızasında kılsın!. Tahkik iman, sâlih amel ehli kılsın!.
Hayırlı İş, Helâl Aş, Sâlih-Sâliha Eş, Nesl-i Necib versin!.
MuhaMMedî Baş, MuhaMMedî Kalb versin bize İnşâe ALLAH!.
Bizi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in KeLÂMuLLAHımızı’n Hasbi Habibi Hizmetçisi Kılsın!.
Benlik Başlarımızı Çıkarmasın ve
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin o Derunî Deryâsında DamLaLar KILsın!. İnşâe ALLAH!.
Peygamber İmam-ı Mutlak, Mürşid-i Mutlak RESÛLULLAH MuhaMMed aleyhisselâtü vesselâm’ın arkasında Hayat Namazında “ALLAHu EKBER!.” deyip aynen İsâ aleyhisselâm gibi, Meryem aleyhisselâm gibi SÖZ ORUCU içinde geçirmek nâsib etsin, ona buna dalaşmadan-bulaşmadan ya da, işi karıştırmadan Hayr OLsun İnşâe ALLAH!.
Zâten ALLAHu zü’L- CeLÂL’in buyurduğu olacaktır!.
Ondan asla kaçış yoktur Kader
KADERULLAH Hayır OLsun İnşâe ALLAH!.
es SeLâMu aleykum ve rahmetullah..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 17 Oca 2020, 19:02 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 3971
ResimMuhaMMedî
Kul İhvÂNi
ResimMuhaBBetLe..



Resim

MERYEM aleyhasselâm SÛRESİ.:

Resim

Es Selâmu aLeykum ve RahmetuLLAHi ve Berekâtuhu..

ALLAHumme saLLi ve seLLim ve bârik aLâ seyyidinâ MuhaMMedîn
Abdike ve
Nebiyyike ve
RasûLike ve
Nebîyyi'L- ÜMMîyyi ve aLâ ÂLihi, EhL-i Beytihi ve's- Sahbihi ve ÜMMetihi...

SubhÂNeke ALLAHumme ve bî hamdike,
Eşhedu en Lâ İLâHe ente vahdeke Lâ şerike Leke estağfiruke ve etûbu İLeyke..


EstağfiruLLAH eL AZÎM!.
EstağfiruLLAH eL AZÎM!.
EstağfiruLLAH eL AZÎM!.
EL KERİM ellezi Lâ İLâHe İLLâ Huve’L- HAYyumu’L- KAYyum ve etûbu İLeyk ve Huve’r- RAHîMu’L- VEDÛD celle celâlihu!.


Ve’L- HaMDuLiLLAHi RABBu’L- ÂLEMîn!.


ALLAHu zü’L- CeLÂL’e sonsuz şükrümüz olsun, hamdimiz olsun, kusurumuza bakmasın, bizi affetsin, bağışlasın, merhametiyle muamele etsin!. İnşâe ALLAH!.
Bizi; KeLÂMuLLAHı DUYup, Rasûlullaha UYanlardan kılsın!. Ömrümüzü hebâya verenlerden etmesin!. Aklımızı naklimizi kafamızda ve kalbimizde BİZ BİR-İZ etsin!. Bizi NAHNU SIRRIna sarsın!. Bize güzellikler bahşetsin!.
Bizi yaşarken şâhid olunanlardan kılsın, şüpheli meçhul değil, raziyeten merdiyeten Razı yapsın Razı OLsun yapsın
ALLAHu zü’L- CeLÂL Lütf-i Kereminden İzzet-i Şerefinden bizi Rahmetenli’l- âlemîn MuhaMMed aleyhisselâtü vesselâm Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize bağışlasın!.
RABBulâlemine ibâdet Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize Hasbî-Habibî Hizmetçi kılsın, bizi yâr ve yâranı kılsın
İnşâe ALLAH!.
Bizi elektrik direkleri gibi
NÛRULLAHı taşıyan Tahkik ALLAH Dostlarıyla Hâlis Muhlis Sıddık ve Âdil ALLAH Dostlarıyla BİZi BİZ etsin!.
Yâni lambalarımız yansın, cân ceryanlarımız gelsin!. hayal içinde hayalin içinde geçmeyelim, bizzât yaşayarak, yaşamayı yaratan
EL HAYy RABBımızla beraber.. Yaşayan yaşatan NÛRuyla Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem beraber ve OKUnsun, BİLinsin BULunsun OLunsun ve YAŞAnsın diye gelen KeLÂMuLLAHın hükümlerini icrâ edenlerden kılsın İnşâe ALLAH!.
ALLAH celle celâlihu yâr Yardımcımız OLsun!.

Biz, bir avuç insan MuhaMMedî MeLÂMet YOLUnda bir şeyler BİLmeyi BULmayı OLmayı ve YAŞAmayı AMAÇLAyan İnsÂNlarız.. Ama, dışardan ayrı değiliz.. Tıpkı Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem gibi, su içer idrar yaparız, beşerî münasebet, beşerî, rasulî ve abduhu-yu yaşarız!. “abduhu”yu biz de yaşarız beşer olarak yaşarız, bunda hiçbir sorun yok!. Çünkü bunun için geldik zâten. Beşer âleminde beşâreti duyup, müjdeyi duyup da, UYmak için geldik!. Bu köprüden geçilecek!. Geçerken de aşama aşama geçilecek, tıpkı ana karnına düşen cenin gibi!. Hani öyle olmuyor mu, iki aylıkken canlandı, karnı burnuna geldi.. ha bu gün ha yarın doğuracak.. haaa doğurdu.. işte şöyle oldu böyle oldu aşamaları geçirdi.. neticede karşımıza çıktı, Hakan diye bir BeBe..
Bu iş, mânevîyatta da böyledir.. Eğer öyle değilse, uyduruktur.. gelişmiyorsa, kördür.. yol almıyorsa, sağırdır.. summun, bukmun umyundur..


صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لاَ يَرْجِعُونَ
Resim---“Summun bukmun umyun fe hum lâ yerciûn (yerciûne).: SAĞIRdırlar, DİLsizdirler, KÖRdürler. Bundan dolayı dönmezler." (Bakara 2/18)

Yapacak bir şey yok!. Hep boş konuşmalar, boş dilekler, içi boş duâlar ne yaptığını bilmemezlikler; bu GAFLETten gelebilir, Cehâletten gelebilir, DALÂLetten gelebilir, İHANETten gelebilir!.
ALLAH celle celâlihu bunlardan bizi korusun ve kurtarsın ve bunun yerine MuhaMMedî bir EDEB İLİM İRFÂN ve ERKÂN içinde Radiyeten Merdiyeten sırrıyla, RABBı-yla BİZ BİR-İZ OLmuş NAHNU SIRRInı YAŞAyan kullarından eylesin âmin âmin!.
Âmin de, bunlar gereken şeyler
ALLAH celle celâlihu.: “Dostoğru ol!.” buyururken Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şahsında.. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, hâşâ eğrimiydi de dostoğru olsun!. Bu bütün ÜMMetine GENEL bir HÜKÜMdür..
Bu KüLLî ŞEYy’ için geçerlidir, her şey de dostoğrudur zâten.. Ondandır ki hiçbir güvercine kartallık yaptıramazsınız.. Ya da ne bileyim ben sivrisineğe arılık yaptıramazsınız.. Kara sineğe arılık yaptıramazsınız.. Arıya da kara sineklik yaptıramazsınız!.
Dostoğruluklar Sistemi içerisinde zerreden kürreye her şey dosdoğrudur, yaratıldığı gibidir FITRÎdir/yaradılıştandır ve asla değişmez!.
Ancak İnsan =>aklından dolayı türlü türlü boyaklarla boyanır ve imtihan olur!. Bu hususu bizzât yaşamak bir şereftir!. Onun için nice insanlar vardır, nice kaderler ya da nice şeyler vardır ki, bu erdeme ermeden geçer gider bu dünyadan!.
Bunlar tıpkı muhteşem bir vâdiden geçerken muhteşem manzaraların seyredildiği bir ortamda, otobüste uyuyan kimse gibi, hiçbir şey görmez rüyâlarıyla, kendi samurdanmalarıyla, safsatalarıyla “ALLAH!.” dese de “yALLAH!.” dese de geçersiz hale gelir!.
Bu hususlara dikkat etmemiz icâb ediyor ve siz de dikkat ediyorsunuz ki, nereden nerelere gidiyoruz!. Ne bileyim ben bir siteye binlerce üye olabiliyor, yüzbinler olabiliyor, milyonlarca olabiliyor televizyonlarda görüyoruz!. İşte “şu kadar kişi takip ediyor beni” diyor bu kadar.. yâni bir türlü, her türlü hayat ortada.. “Görene var!. Köre ne var?.” Köre, körlükten başka bir şey yok!.

Onun içindir ki, MuhaMMedî MeLÂMet =>SeLÂMet Kapısıdır. Mutlaka SeLÂMet kapısıdır.. “MeLÂMetten kasıd nedir?” sorusuna cevâb çok basittir.:
“Halktan hiçbir şey beklemez, ummaz asla.. denizdeki bir damla gibidir.. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in arkasında “ALLAHu EKBER!.” deyip namaz kılan birisi gibidir.. Kıyamet de kopsa, namazı terk etmez!. Hayat Namazında Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e UYmayı asla terketmez!. Her ne yapacaksa onun içinde yapar!.”

Bu basit bir şey değildir!. İnsanların altını üstüne getiren, nevrini döndüren, ters düz eden bütün sıkıntılarının temelinde yatan =>Sadakatla Samimiyetle Sabırla SeLÂMet Duâsının dışında oluştur!.
Dünya Hayatını İlahlaştırmıştır o kişi artık!. İster duâ etsin, isterse bedduâ etsin hiç fark etmez!. Çünkü açık hükümler vardır.. Bu insanlar, saf insanlar değildir. Yâni saftan kastım Kargın Köyündeki Deli Anşa Bacım değildir. Ya da, Çoban Kilis de değildir.. Yâni aklı her şeye ermekte ve imkanları da vardır..
“24 saatın 24 saatını nerede kullanıyorum?!.” diye oturup düşünmekten âciz, zavallıdır efendim kalkıyor iki rekat ne bileyim ben namaz kılıyor felân.. Doğrudur.. Doğrudur da, vaktini bilmiyor!. VAKTini BİLmeyen kimse, kENDİni BİLemez!. KENDİni BİLmeyen bir kişi RABB’ini de BİLemez!.
İmza =>
MuhaMMed aleyhisselâtu vesselâm!.


Resim---Sevgili Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz: “Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu: Kim ki NEFSini BİLdi/TANIdı, kesinlikle RABBını da BİLdi/TANIdı!.” buyurmuştur.
(Aclunî, Keşfü’l- Hâfâ II/343 (2532)

VAKİT NEdir?. ALLAHu zü’l- CeLÂL’in sana verdiği “sen”lik “Hakan”lık “Ahmet”lik “Melek”lik diye var ya.. “Âdem”lik diye gidiyorsun.. Bu “sen”-liğin fiilen hayatta KÛN feyeKÛN OLuşu, ortaya çıkışı!.
“Bak görüyor musun benim adım Ahmet Çakır.. benim adım Hakan Ârif Yıldız..” gibi böyle fiilen ortaya çıkışıdır.. Çıkışının vücuda gelişidir yâni..
Bu böyledir.. VüCÛDa GELecek MevCÛD OLacak!. “Ben buradayım!.” Diyecek!.
“Eşhedu enLâ İLâHe İLLâ ALLAH!.” diyecek "HİZBULLAH”ı seçecek!.
Ya da “Demiyorum!.” diyecek ve
"HİZBUŞŞEYTAN"ı seçecek!.
Yâni AKLı varsa mecbur buna!. İşte VAKİT böyle bir şeydir!.
Ne diyor Boncukcu Baba.:
“Vaktimi bildim=>RABBimi bildim!. Gerisi de hiç umurumda olmadı!.” diyor..
“Vaktimi bildim” derken.. yâni, ezân vaktini bildi.. ezân vaktini zâten biliyor.. vakit, ezân değildir!.

Her İŞin Bir VAKTi VARdır.:


وَكَذَّبَ بِهِ قَوْمُكَ وَهُوَ الْحَقُّ قُل لَّسْتُ عَلَيْكُم بِوَكِي
Resim---“Ve kezzebe bihî kavmuke ve huve’l- hakk (hakku),kul lestu aleykum bi vekîl (vekîlin).: Senin kavmin, O (Kur'ÂN) hak iken onu yalanladı. De ki: "Ben, üzerinize bir vekil değilim." (En’âm 6/66)

لِّكُلِّ نَبَإٍ مُّسْتَقَرٌّ وَسَوْفَ تَعْلَمُونَ
Resim---“Likulli nebein mustekar (mustekarrun), ve sevfe ta’lemûn (ta’lemûne).: Her bir haber için “kararlaştırılmış bir zaman (müstakar)” vardır. Siz de yakında bileceksiniz.” (En’âm 6/67)

وَكَذَّبُوا وَاتَّبَعُوا أَهْوَاءهُمْ وَكُلُّ أَمْرٍ مُّسْتَقِرٌّ
Resim---“Ve kezzebû vettebeû ehvâehum ve kullu emrin mustekırr (mustekırrun).: Yalanladılar ve kendi hevâ (istek ve tutku)larına uydular; oysa her İŞ =>Sonunda kararlaştırılmış, belirlenmiş kendi amacına varıp (vaktinde) karar kılacaktır.” (Kamer 54/3)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in azadlısı, dostu ve dostunun oğlu olan Ebû Zeyd Üsâme İbni Zeyd İbni Hârise radıyallahu anhümâ’dan nakledildiğine göre o şöyle dedi.:
“Kızı (Zeyneb), Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e: “Oğlum ölmek üzeredir, lütfen bize kadar geliniz!.” diye haber gönderdi.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem.:
“Alan da veren de ALLAH’tır. O’nun katında her şeyin belli bir VAKTi vardır. Sabretsin ve ecrini ALLAH’tan beklesin!.” buyurarak kızına selâm gönderdi.
Bunun üzerine Kızı, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e.: “Ne olur, mutlaka gelsin!.” diye tekrar haber yolladı.
Bu defa Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yanında Sa’d İbni Ubâde, Muâz İbni Cebel, Übeyy İbni Kâ’b, Zeyd İbni Sâbit ve başka bazı sahâbîler olduğu halde kalkıp kızına gitti. Çocuğu Hz. Peygamber aleyhisselâm’a verdiler, kucağına aldı. Yavrucak pek zor nefes almaktaydı. Resûlullah’ın gözlerinden yaşlar boşandı.
Durumu gören Sa’d İbni Ubâde.: "Yâ Resûlullah! Bu ne haldir?" dedi.
Nebî sallallahu aleyhi ve sellem de.: “Bu, ALLAH’ın, kullarının kalbine koymuş olduğu merhamet duygusudur!.” buyurdu.
Hadisin bir başka rivâyetinde Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Bu, dilediği kullarının kalbine ALLAH’ın koyduğu bir rahmettir. Zâten ALLAH ancak, merhametli kullarına rahmet eder!.”
buyurmuştur..

(Buhârî, Cenâiz 33, Müslim, Cenâiz, 9, 11. Ayrıca bk. Buhârî, Eymân 9, Merdâ 9, Tevhîd 25; Ebû Dâvûd, Cenâiz 24, Edeb 58; Nesâî, Cenâiz 22; İbni Mâce, Cenâiz 53.)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 25 Oca 2020, 22:01 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 3971
Resim Es SeLÂMmm.:

Her işin vakti vardır. Elbette susadıysam, RABBımla su içerim.. İdrar yapacaksam RABBımla BİZ BİR-İZ iken CERYÂNLa ÂLEt gibi yaparım.. Başka yol yok çünkü!. Fırını yakar yandırırım, buzdolabını açar dondururum.. Ona ihtiyaç buna ihtiyaç bu âlem böyle bir şey!. Zıtlar içerisinde, zıtlıklar içerisinde RABBu’l- Âlemîn ile birlikte yaşamaktayız!. Buna dikkatinizi çekeriz!. Biz binlerce insan ve nerden nerelere geldik ve içimizden insanlar çok uzun yıllar yürüdüler ve sonra oldu işte!.

Ahmet Çakırcanım Hakkın ve Hayrın hizmetçisidir ALLAH razı olsun!.
Bütün bunlar hepsi hayr olarak karşımıza çıkacak. Bu gün değilse yarın çıkacak ve bunu göreceğiz hep birlikte.. Bu bir inançtır, hayatta oluş inancıdır, yaratan inancıdır!.
Bunun dışında bir hayat, hayvandan da aşağıya bir hayattır!. Aklına ihânet ettiği için, aklı yok saydığı için, aklını kullanmadığı için; Gafildir Câhildir Sapıktır ve Hâindir netice olarak. Kendi kendine bunları yapmaktadır.. Kötü olduğu için söylemiyorum!. Bu yol, kötü olduğu için söylüyorum. Onun içindir ki hep biz söylemiyoruz, ALLAHu zü’L- CeLÂL Kur’ÂN-ı Kerîminde Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem o yüce ağzıyla buyuruyor Hasbî Hizmet ALLAH’a Habibî Hizmet Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e o kadar önemli ki peygamber aleyhisselâtu vesselâm için ibâdet demiyorum bak sohbet için hizmet diyorum. Bu çok önemli bir şeydir çünkü kalblerin anahtarı KeLÂMuLLAH ve Rasûlullah sohbetiyle açılır allâme-yi cihân olsa kitaplar yazar alkışlanır, siyasetçiler gibi binlerce insan.. Demirel’in bir şapkası vardı “Baba!. Baba!.” herkes onun kızı oğluydu sanki!. Sonra yerin dibine gitti adam, ne baba kaldı ne oğul kız kaldı!.
İşte böyledir hayat, genetik kullanmaya bağlıdır. Ama bunun yanında bir Yunus Emre ya da ne bileyim ben bir Gaybi Baba bir Niyazi Mısri gibi zâtlar, gök yüzünde yıldız gibidir, parıl parıl parlıyorlar!. Efendim bunlar meşhur değil?!. Hangi mahşerde meşhur değil, hangi pazarda meşhur değil?. Hayvan pazarında mı, sebze pazarında mı?!. Hayvandan da aşağı olan İnsan pazarında mı?. Yoksa “ALLAH Dostlarının Pazarında” diyorsan merak etme!. Onlar, gökteki yıldızlar gibidir ALLAH’ın kıskançlık kubbesi altındaki gelinleridir onlar!.


Resim--- "Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Kudsî Hadisinde CeNâB-ı ALLAH buyuruyor.: "Evliyaî tahte kubabî la yârifühüm ğayri.: BENim gök kubbemin altında öyle dostlarım vardır ki onları benden başka kimseler BİLmez!." buyurdu..
NiYaZi MıSRî kaddesallahu sırrahu Hazretleri bu hadisi açıklamıştır.

Onlar ALLAHu zü’L- CeLÂL’in şerefini, haysiyetini taşırlar!. Kendi adlarına, kendi hesaplarına ve kendileri için bir iğne ucu dahi istemeden ALLAH için İbâdeti, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem için KeLÂMuLLAHı ve Hizmeti seçerler.. Ve ALLAH celle celâlihu, onların işlerini hiçbir yerde insanın aklının fikrinin ermeyeceği şekilde rastgetirir.. Yeterki rotayı düzeltsin!.

Bu gün böyle bir haber aldım ve hayretler içinde kaldım!. Dün konuşulup da bu gün böyle hayırlı bir netice almayı, böyle bir şeyi değil, şöyle olsun böyle olsun değil.. Konuşulan şuydu;


HasbunALLAHu ve ni’me’l- VEkîL.. =>ALLAHu zü’L- CeLÂL Vekîlimizdir
HasbunALLAHu ve ni’me’l- KEfîL.. =>ALLAHu zü’L- CeLÂL Kefîlimizdir
HasbunALLAHu ve ni’me’l- NASîR.. =>ALLAHu zü’L- CeLÂL YAEDIMcmızdır
HasbunALLAHu ve ni’me’l- MEVLâ.. =>ALLAHu zü’L- CeLÂL VeLîmizdir-DOStumuzdur..


Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, canımızdır ciğerimizdir.
KeLÂMuLLAH bizim, kanımızdır canımızdır. Biz ALLAH’ın izniyle bu yolda Sadakatla Samimiyetle Sabırla yürürsek SeLÂMet Anamızın ak sütü gibi avucumuzun içindedir ve ALLAHımızın vaadi vardır, Radıyeten Merdiyeten..


ALLAHU zü’L- CeLÂLimiz ise Kur'ÂN-ı Kerîmde;

كَلَّا لَا تُطِعْهُ وَاسْجُدْ وَاقْتَرِبْ*
Resim---"Kellâ, lâ tutı’hu vescud vakterib.: Hayır! Ona itaat etme ve secde et ve (Allah’a) yakın ol!” (Secde Âyeti) (Alak 96/19)

Elbette SALÂt, her mü’minin mi’racıdır.. Nedir mi’rac?. RABBu’-L ÂLEMîNe rucû’ etmektir. Rucû’ etmek ne demektir?. Geldiği yere dönüştür..

RAZİYyetEN =>MERZİYyetEN RÜCÛ’.:

يَا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ
Resim---“Yâ eyyetuhân nefsu'l- mutmainnetu.: Ey mutmain (tatmin bulmuş) nefis,” (Fecr 89/27)

ارْجِعِي إِلَى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَّرْضِيَّةً
Resim---“İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten.: Razı olmuş ve kendisinden razı olunmuş bir halde Rabbine dön.” (Fecr 89/28)

فَادْخُلِي فِي عِبَادِي
Resim---“Fedhulî fî ibâdî.: Gir kullarımın içine!” (Fecr 89/29)

وَادْخُلِي جَنَّتِي
Resim---“Vedhulî cennetî.: Ve cennetime gir!” (Fecr 89/30)

Cennetî.. Dünyâ CeNNetidir bu.. Âhiret CeNNetini âhirete gittimiz de görürürüz.. Burada eksiklikleri tamamlamak istemeyenler orada ne yapacaklarsa yapsınlar!.
Ama bizim bildiğimiz “mülk kimin diye sorarız” “Mülk Vâhidu’l- Kahhâr olan ALLAH’ındır!.”

Bu mülk için insanlar neler yapmadılar!. Ana oldular, baba oldular, çocuk oldular, yâr oldular, dost oldular, düşman oldular.. Birbirini öldürdüler!. Sonra aşama aşama nereye gittiler.. Mezar TAŞIna..
Güneşin ışığı güneşe gitti.. Yaratan ALLAH celle celâlihu böyle buyurmaktadır. Ve bunu asla unutmamız gerekiyor. Zorla bir insan, kendisini zorlayarak işte “şöyle yapayım böyle çatayım!.” “İşte benim Kur’ÂN-ı Kerîm’e ruhum fedâ olsun!.”
Biliyorsunuz ki, çok candan bir bütün, vücudumdan önemlidir demek istiyorum. Aklımdan fikrimden kıymetlidir. Bunun önemine kâniyim demek istiyorum. Ama bu Kur’ÂN-ı Kerîm, vırrt vırrt gırrt gırrt için gelmedi ey insanlar!. vırrt vırrt bir hatim.. fırrt fırrt bir hatim daha!. Ne hatimi!. Hatim matim yok ortada!. Ne hatimi!. Başlamadın ki, hatim olsun!.

“Bismillâhirrahmanirrahîm” demedin daha.. Yâni hakikatta “Bismillâhirrahmanirrahîm” ne demektir?. Aklın her şeye ererken “Bismillâhirrahmanirrahîm” ne demektir, kimdir Rahmân ve Rahîm olan ALLAH celle celâlihu.. Hakikaten O!nun adıyla mı başladın, O’nun adıyla mı bitirdin gerçekten!. Yoksa dalga mı geçiyorsun gibi!.
Basit bir hayat haa!. Ama öyle olursa, sırtımıza Keşiş Dağını sarıyorsun, Hasan Dağını sarıyorsun!. Haa o, bizim İsLÂM Dini değil!. O, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ve ALLAHu zü’L- CeLÂL’in İsLÂM Dini değil!.


إِنَّ الدِّينَ عِندَ اللّهِ الإِسْلاَمُ وَمَا اخْتَلَفَ الَّذِينَ أُوْتُواْ الْكِتَابَ إِلاَّ مِن بَعْدِ مَا جَاءهُمُ الْعِلْمُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ وَمَن يَكْفُرْ بِآيَاتِ اللّهِ فَإِنَّ اللّهِ سَرِيعُ الْحِسَابِ
Resim---“İnned dîne indâllâhil islâm(islâmu), ve mahtelefellezîne ûtûl kitâbe illâ min ba’di mâ câehumulılmu bagyen beynehum, ve men yekfur bi âyâtillâhi fe innallâhe serîul hısâb(hısâbı).: Muhakkak ki Allah'ın indinde dîn, İslâm'dır (teslim dînidir). Kendilerine kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki hased sebebiyle ihtilâfa düştüler. Ve kim Allah'ın âyetlerini örterse (inkâr ederse), o taktirde, muhakkak ki Allah, hesabı çabuk görendir.” (ÂL-i İmrân 3/19)

Bizim dinimiz bize iğne ucu kadar yük getirmez, şeref getirir, güzellik getirir, huzur getirir, rahat getirir, salâh falâh getirir ve YAŞAnır!.
Çünkü bizim dinimiz yaşanır!. Yaşanır!. Uydurulma kaydırılma olmaz!. ALLAH celle celâlihu DİNİni ona buna devretmez!. Yâni Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem görevini devretmiş mi birine hâşâ!. ALLAHu zü’L- CeLÂL işini “al sen mi yap” demiş hâşâ!.
MuhaMMedî MeLÂMî “ALLAHu EKBER!.” der MuhaMMed aleyhisselâtü vesselâm; İmam-ı Mutlak, Mürşid-i Mutlak, Muhammedî Mutlaktır o Mübârek, Muhteşem, Muazzam Mustafâ aleyhisselâm!.


بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
Resim---Bismillâhi’r- Rahmâni’r- Rahîm..: Rahmân ve rahîm olan Allah'ın ismi ile." (Fatiha 1/1)

الْحَمْدُ للّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Resim---El hamdu lillâhi RABBi’l- âlemîn (âlemîne).: Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'adır." (Fatiha 1/2)

Derken SÖZ =>ALLAH celle celâlihu’nun.. SES =>Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’indir.. Bütün KÂİNÂT canlı cansız zannettiğimiz KüLLî ŞEYy’, atomun dönüşü gibi SALLât-NAMAZdadır!. Ancak ve ancak, AKLına ihânet edenler, AKLını HAKta ve HAYRda kullanmaktan imtina edenler, Şeytanlaşmışlar ve Şeytanlaştırmaya uğraşanlar kısaca =>Hizbuşşeytanlar bu imtihânda yenilmişlerdir!. Kendi kendilerini yenmişlerdir!. Yazık etmişlerdir!. Vız gelir tırıs gider sen ne dersen de, onlar DUYup Uyamazlar, kendi alışkanlılarından kendi ürettiği pisliklerden kurtulamazlar!. Çünkü onlar MuhaMMed aleyhisselâtü vesselâm’a TESLİM OLmadılar ki, İsLÂM Olsunlar!. Onlar, MuhaMMed aleyhisselâtü vesselâm’ın “Sırat-ı Mustakîm=ALLAH’a İstikamet YoLu”nda “ALLAHu EKBER!.” deyip arkasında SAFFa geçmediler ki =>İSTİKÂMET BULsunlar!.

Dikkat edin ki, bu çok acı gerçektir!. Bugün milyarları bulan İsLÂM Dünyâsının topunu birden yıkmıştır, diz çöktürmüştür en büyük düşmanlara!. Siyonistlerin önünde diz çöktürmüştür!.

Kimi?. Suud Kralını!. Hâşâ Hadim-i Harameyn, iki haram bölgesinin hizmeçisiymiş güya!. Şeytanın oğlu şeytan, kafirin oğlu kafir!. İsmi de ona yazık, cismi de ona yazık!. Ne bileyim ben Veliaht CartCurt ne yapıyor, Amerikanın emrinde, şuranın emrinde, buranın emrinde KÂBE’ye zulmetmeye devâm ediyor!. ALLAH celle celâlihu yerle bir edecektir ha bugün ha yarın!. ALLAH celle celâlihu, küfrü devâm ettirir ama zulmü devâm ettirmez!.

Bunu, şunun için söylüyorum İsLÂM ÂLeMinin ne kadar acı bir yere düştüğünü, Kur’ÂNdan ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den ayrıldığı zaman ne kadar yanlışa düştüğünü, TEVHİDden uzaklaştıkça saplandıkça saplanıp İBLis ELbisesi GİYmişlerdir!.

Sebe Sûresinde bir âyet vardır.:


وَلَقَدْ صَدَّقَ عَلَيْهِمْ إِبْلِيسُ ظَنَّهُ فَاتَّبَعُوهُ إِلَّا فَرِيقًا مِّنَ الْمُؤْمِنِينَ
Resim---“Ve lekad saddaka aleyhim iblîsu zannehu fettebeûhu illâ ferîkan minel mûminîn(mûminîne).: Ve andolsun ki İblis, onlar üzerindeki zannını (hedefini) yerine getirdi. Böylece mü'minleri oluşturan bir fırka (ALLAH'a ulaşmayı dileyenler) hariç, hepsi ona (şeytana) tâbî oldular.” (Sebe’ 34/20)

Mü’minlerin bir kısmı hariç saptırdı.. Mü’min olduğu halde.. Müslümanı bırak..
Bu gün böyle bir şey yaşamaktayız, toplumda ya da her tarafta!. Onun için de, bu kalıp içinde kaldık, yâni toplum kaldı!.

Bu arada bir şeyi düşündüm Ahmet can konuşmuştuk. Barbaros siz de çok ilgilendiğiniz için size söylüyorum bunu. Münir Derman hocamın torunu da anlattı bana bunu.. “ALLAH rızası için söylüyorum, internette hepsini inceledim. ALLAH rızası için Dede’me tek hizmet eden sizsiniz hocam” dedi. Hiçbir şey düşünmeden ben de dedim ki.: “Ben Hasbî Hizmeti Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e yapıyorum!. Çünkü deden de öyleydi.. Biz el ele el, Rasûlullaha Rasûlullah ki ALLAH’a bağlıyız!.”

ALLAH yardımcımız olsun!. Çünkü bu yol, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yolu.. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e baş kaldırış yolu değildir, KeLÂMuLLAHa baş kaldırış yolu değildir!. ALLAH celle celâlihu’ya baş eğme yoludur, ALLAH’a ve RASÛLÜ’ne Yeslimiyet ve İstikamet YOLUdur!. Hiç birimiz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ayağının altında değiliz!. Hâşâ başı üstğnde-tepesinde de değiliz!. Hepimiz bizzât “ALLAHu EKBER!.” Biz de.: “ALLAHu EKBER!.” Deriz Uyarız, nerede, nasılsak, kimsek fark etmez Hayat Namazı’ndayız demek istiyorum. Bunu anlamalıyız, SILAdayız SALLdayız!. Bu özellik ve güzelliği YAŞAmak YAŞATabilmek için!.
İnşâe ALLAH!.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 8 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye