Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 21 Kas 2019, 01:23

Tüm zamanlar UTC + 2 saat




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 8 mesaj ] 
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 27 Eki 2019, 20:34 
Çevrimdışı
Aktif Üye
Aktif Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 10 Ağu 2007, 02:00
Mesajlar: 126
Konum: Almanya
Bu konuyu facebook'ta paylan!
Resim

ResimFATIMATü’z- ZeHRâ aleyha’s- seLÂM

RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem İLe HATİCEt’L- KÜBRÂ aleyhasselâm’ın KEREMLi
GÜLü..


KÜNYEsi.: ÜMMü Ebihâ. ÜMMü’L- HASANeyn. ÜMM'ül- MÜ’MiNiN..
DOĞuM Tarihi.: Hicretin beşinci yılı (m. 605) Cemaziy'ul- Âhir ayının 20′sinde Cuma günü şafak sökmek üzereyken MEKKE-i MUAZZAMA'da dünyaya geldi..
EVLENmesi.: Ali Kerremallahu vechehu ile evlenmesi.: Hicretin 2. yılı Zilkade (Mayıs 624)..
HAKk’a YÜRÜmesi.: Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in ölümünden beş buçuk ay sonra, Hicretin 11. Yılı 3 Ramazan 11 (22 Kasım 632) tarihinde vefât etti. Cennetü’l- Bâki’de ebedî huzurdadır..


LÂKABLARı.:

ZEHRâ.: Zehrâ.: Ay gibi parlak olan. Çok parlak ve safi, berrak..
SıDDîKa.: Doğruluk ve samimiyette çok sâdık olan kadın..
KüBRâ.: (Ekber'in müennesi) Büyük, daha büyük, en büyük..
TâHİRe.: Temiz. Pâk. Abdesti bozacak veyâ guslü icâb ettirecek şeylerden birisiyle özürlü olmayan..
BeTüL.: (Betâl) Erkekten kaçınan nâmuslu kadın. Fatımatüzzehra aleyhasselâm ve Meryem aleyhasselâm 'n sıfatları..
ZüHRe.: Çoban yıldızı. Sabah yıldızı. Berraklık, safilik..



Resim

Yâ RASÛLULLAH sallallahualeyhi vesellem.

47. SALÂVÂT-I ŞERÎFE : FATİMATÜZ- ZEHRÂ ANNEMİZ’in SALÂVÂTI

Resim


الّلهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ رُحُهُ مِحْرَبُ الْاَرْوَاحِ وَ الْمَلاَئِكَةِ وَ ألْكَوْنِ
الّلهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ هُوَ إمَامُ الْأَنْبِيَاءِ وَ الْ مُرْسَلِين
الّلهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ هُو إمَامُ أهلِ الْجَنَّةِ وَ إبَادِاللّهِ الْمُؤْمِنِين


TÜRKÇESİ.:
ALLAHümme salli alâ men ruhuhu mihrâbü'l- ervâhi ve'l- melâiketi ve'l- kevni,
ALLAHümme salli alâ men hüve imâmü
'l- enbiyâi ve'l- mürselin,
ALLAHümme salli alâ men hüve imâmü ehli'l- cenneti ve ibâdillahi'l- 'minin...


MÂNÂSI:
ALLAHım!. Rûhu, kâinâtın, meleklerin ve ruhların Mihrâbı olan O yüce Zâta (sav) salât ü selâm et!.
ALLAHım!. Katından gönderilenlerin ve peygamberlerin İmâmı olan O yüce Zâta (sav) salât ü selâm et!
ALLAHım!. Cennet ehlinin ve ALLAHın mümin kullarının İmamı olan O yüce Zâta (sav) salât ü selâm et!.


7 LETÂİFimizin SALLini-İSÂLini-SILÂsını-ULAŞımını SAĞLa!.


Âmin Yâ Latîf Yâ Kerîm ALLAH celle celâluhu!.
Âmin Yâ Rahîm Yâ Vedûd ALLAH celle celâluhu!.
Âmin Yâ Fettâh Yâ Gaffâr ALLAH celle celâluhu!.
Âmin Yâ Settâr Yâ ALLAH ALLAH celle celâluhu!.

Âmin... Âmin... Âmin... Âmin!.. Yâ Muîn Celle Celâluhu!.




ResimZeH
HRemmmmm..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 31 Eki 2019, 17:36 
Çevrimdışı
Aktif Üye
Aktif Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 10 Ağu 2007, 02:00
Mesajlar: 126
Konum: Almanya
ResimFATIMATü’z- ZeHRâ aleyha’s- seLÂM

RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem İLe HATİCEt’L- KÜBRÂ aleyhasselâm’ın KEREMLi
GÜLü..


M. YAŞAR KANDEMİR
İslâm Asnsiklopedisi..

Bi‘setten yaklaşık bir yıl önce (m. 609), İbn Sa‘d ile (eṭ-Ṭabaḳāt, VIII, 19) bir kısım tarihçilere göre ise Kureyş’in Kâbe’yi yeniden inşası sırasında (m. 605) Mekke’de doğdu. Bazı kaynaklarda Hz. Âişe’den beş yaş kadar büyük olduğu kaydedildiğine göre (meselâ bk. İbn Hacer, el-İṣâbe, VIII, 54) birinci görüş ağırlık kazanmaktadır. Öz kardeşleri Zeyneb ile Rukıyye’den küçük, Ümmü Külsûm’den büyük olduğu söylenmekteyse de Peygamber aleyhisselâm’ın en küçük kızı olduğu görüşü daha doğru kabul edilmektedir (İbn Hacer, Tehẕîbü’t-Tehẕîb, XII, 441; a.mlf., el-İṣâbe, VII, 648) Zehebî’nin belirttiğine göre künyesi “babasının annesi, anam” mânasına gelen “Ümmü ebîhâ” idi. Bu künyeyi almasının sebebi, Fâtıma aleyhasselâm’yı anne sevgisiyle seven Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in kendisine bu şekilde hitap etmesi olmalıdır. Lâkabı “beyaz, parlak ve aydınlık yüzlü kadın” anlamında Zehrâ olmakla beraber “iffetli ve namuslu kadın” anlamındaki “Betûl” Lâkabıyla anıldığı da görülmektedir (Ebû Nuaym, II, 39).

Kaynaklarda Fâtıma aleyhasselâm’ın çocukluk ve gençlik yıllarına dair pek az bilgi bulunmaktadır. Bunlardan biri, Kâbe’de namaz kılmakta olan Resûl-i Ekrem aleyhisselâm’ın secdeye vardığı sırada omuzlarına müşrikler tarafından bir devenin döl yatağının atılması üzerine genç Fâtıma’nın koşarak babasının üzerindeki pislikleri temizlemesi ve bunu yapanlara kızıp söylenmesidir
(Buhârî, “Vuḍûʾ”, 69; Müslim, “Cihâd”, 107-110)
Hicretten bir müddet sonra Fâtıma aleyhasselâm’ın, yanlarında Ali kerremallahu vechehu ile annesi Fâtıma bint Esed olduğu halde Sevde, kız kardeşi Ümmü Külsûm ve Ebû Bekir’in âilesiyle birlikte Medine’ye hicret ettikleri bilinmektedir.
Fâtıma aleyhasselâm on beş yaşını tamamladıktan sonra onunla önce Hz. Ebû Bekir, ardından da Hz. Ömer evlenmek istemiş, Resûl-i Ekrem aleyhisselâm her iki teklife de olumlu cevap vermemiş, bunun ardından Ali kerremallahu vechehu Fâtıma aleyhasselâm’ya tâlip olmuş ve bu talebi Resûlullah tarafından kabul edilmiştir
(İbn Sa‘d, VIII, 19)
O sıralarda fakir bir delikanlı olan Ali kerremallahu vechehu mehir verecek kadar malı bulunmadığından Bedir Gazvesi’nde ganimetten payına düşen zırhı, bazı rivâyetlere göre ise devesini ve bir kısım eşyasını satarak 450 dirhem gümüş civarında bir mehir vermiştir. Fâtıma aleyhasselâm’ın çeyizi de kadife bir örtü, içine hurma lifi doldurulmuş deri bir yastık, iki el değirmeni ve deriden yapılma iki su kabından ibaretti. Düğünleri Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in Hz. Âişe ile evlenmesinden dört buçuk ay sonra 2. yılın Zilkade (Mayıs 624) veya Zilhicce (Haziran 624) ayında gerçekleşti. Hz. Fâtıma aleyhasselâm 3. yılın Ramazan ayında (Şubat 625) ilk çocuğu olan Hasan’ı, bir yıl sonra Şâban (Ocak) ayında Hüseyin’i dünyaya getirdi. Daha sonraki yıllarda küçük yaşta ölen Muhassin ile
(İbn Kuteybe, s. 211; İbn Hacer, el-İṣâbe, VI, 243) Ümmü Külsûm ve Zeyneb doğdu. Evliliklerinin ilk yıllarında Ali kerremallahu vechehu ile Fâtıma aleyhasselâm arasında küçük çapta bazı anlaşmazlıklar olmuş (Buhârî, “Edeb”, 113, “İstiʾẕân”, 40), ancak Resûl-i Ekrem aleyhisselâm’ın aralarını bulması ve Fâtıma aleyhasselâm’a kocasına itaati tavsiye etmesi üzerine kırgınlıklar son bulmuş, Ali kerremallahu vechehu de artık eşini hiçbir şekilde üzmeyeceğini söylemiştir. (İbn Hacer, el-İṣâbe, VIII, 59).
Uhud Gazvesi’nde on hanımla birlikte gazilere yiyecek ve su taşıyan Hz. Fâtıma aleyhasselâm aynı zamanda yaralıları tedavi etti. Bu savaşta Peygamber aleyhisselâm’ın dişinin kırılması üzerine yüzündeki kanları temizlemeye çalıştı. Kanın dinmediğini görünce bir hasır parçasını yakıp küllerini Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in yüzüne bastırmak sûretiyle akan kanı durdurmayı başardı.
(Müslim, “Cihâd”, 101).

Resûl-i Ekrem aleyhisselâm Fâtıma aleyhasselâm’a son hastalığı sırasında Kur’ân-ı Kerîm’i Cebrâil aleyhisselâm ile her yıl bir defa birbirlerine okuduklarını (bk. Arza), bu sene Cebrail aleyhisselâm’ın aynı maksatla iki defa geldiğini, bunun ise vefâtının yaklaştığına işaret olduğunu söylemesi üzerine Fâtıma aleyhasselâm ağlamaya başlamış; Peygamber aleyhisselâm’ın, âilesinden ilk önce kendisine onun kavuşacağını, ayrıca onun mümin kadınların hanım efendisi olduğunu söylemesi üzerine de gülüp sevinmiştir.
(Buhârî, “Feżâʾilü aṣḥâbi’n-nebî”, 12, “İstiʾẕân”, 43; Müslim, “Feżâʾilü’ṣ-ṣaḥâbe”, 97-99).

Hz. Peygamber’e çok düşkün olan Fâtıma aleyhasselâm babasının vefâtından dolayı çok sarsıldı. Resûl-i Ekrem aleyhisselâm defnedildikten sonra gördüğü Enes b. Mâlik’e.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in üzerine çarçabuk toprak atmaya eliniz nasıl vardı, gönlünüz nasıl razı oldu?” diyerek ağladı ve daha sonra da günlerce göz yaşı döktü.

Peygamber aleyhisselâm’ın vefâtının ardından Fâtıma aleyhasselâm ile Abbas b. Abdülmuttalib Halife Ebû Bekir’e gelerek Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in mirasından hisselerini istediler. Bu miras Fedek ve Hayber’deki hurmalıklarla Medine’deki bir bahçeden ibaret olup Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem bu arazilerin gelirini amme işlerine, yolcularla misafirlere ve kendi âilesine harcamaktaydı. Halife onlara, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in peygamberlerin miras bırakmayacağına dair hadisini hatırlatarak onun mirasının söz konusu olamayacağını, fakat âilesinin geçiminin eskiden olduğu gibi yine buraların gelirinden sağlanacağını, kendisinin bu araziyi Peygamber aleyhisselâm’ın yaptığı şekilde bir mütevelli gibi kullanacağını söyledi. Hz. Âişe ile diğer bazı sahâbîlerin bu hadisi tasdik etmeleri üzerine miras iddiasından vazgeçildi.
(Buhârî, “Ḫumus”, 1, “Feżâʾilü aṣḥâbi’n-nebî”, 12, “Meġāzî”, 14, 38, “Nafaḳāt”, 3, “İʿtiṣâm”, 5; Müslim, “Cihâd”, 51-55). Ancak Hz. Fâtıma aleyhasselâm halifenin bu tavrına gücenerek vefât edinceye kadar onunla bir daha bu konu üzerinde konuşmadı. (Buhârî, “Ferâʾiż”, 3). Bir rivâyete göre ise Ebû Bekir, Fâtıma aleyhasselâm’ı vefâtından bir müddet önce ziyaret ederek gönlünü almıştır. (İbn Sa‘d, VIII, 27; Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, II, 121).

Hz. Fâtıma aleyhasselâm, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in ölümünden beş buçuk ay sonra 3 Ramazan 11 (22 Kasım 632) tarihinde vefât etti. Muhammed el-Bâkır’ın belirttiğine göre Fâtıma aleyhasselâm’yı Ali kerremallahu vechehu yıkadı.
(Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, II, 128). Ölümünden sonra vücudunu kimsenin görmemesi için vasiyeti üzerine onu Ali kerremallahu vechehu ile Hz. Ebû Bekir’in hanımı Esmâ bint Umeys’in yıkadığı da zikredilmektedir. (Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, II, 129). Hz. Fâtıma aleyhasselâm, kadın cenazelerinin erkeklerinki gibi üzerine örtülen bir kefenle sarılmış olarak herkesin gözü önünde bulunmasından rahatsız olduğunu Esmâ bint Umeys’e söylediğinde Esmâ ona Habeşistan’da cenazelerin tabut içinde taşındığını anlatmış, bunun üzerine Fâtıma aleyhasselâm kendi cenazesinin de böyle taşınmasını vasiyet etmişti. Nitekim onun cenazesi Esmâ bint Umeys’in tarifi üzerine yapılan tabutla taşındı. Cenaze namazını Hz. Abbas veya Ali kerremallahu vechehu kıldırdı. Vasiyeti üzerine geceleyin Ali kerremallahu vechehu, Hz. Abbas ile oğlu Fazl tarafından Cennetü’l-bakī‘a defnedildi..

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in terbiyesiyle yetişen Hz. Fâtıma aleyhasselâm onun hem hayâ ve edep gibi özelliklerine, hem de konuşma tarzından.
(Tirmizî, “Menâḳıb”, 60) yürüyüşüne kadar (Müslim, “Feżâʾilü’ṣ-ṣaḥâbe”, 98) birçok vasfına sahip oldu. Babasının uygun gördüğü hayat tarzını benimseyerek onun gibi sade yaşadı. El değirmeninde un öğütmekten usanan Fâtıma aleyhasselâm ile kuyudan su çekip taşımaktan yorulduğunu söyleyen Ali bu hususta Hz. Peygamber aleyhisselâm’dan yardım istemeye karar verdiler. Hz. Fâtıma aleyhasselâm Medine’ye bir savaş esirinin geldiğini duyunca babasına giderek ondan kendisine ev işlerinde yardım edecek bir hizmetçi talep etti. Resûlullah da esiri, mescidde yatıp kalkan fakir müslümanların (Ehl-i Suffe) ihtiyaçlarını karşılamak üzere satacağını, bu sebeple kendisine bir hizmetçi veremeyeceğini, buna karşılık yatağa girdiği vakit otuz üçer defa sübhânallah, elhamdülillâh, Allāhüekber demesinin istediği hizmetçiden kendisi için daha hayırlı olacağını söyledi. (Buhârî, “Feżâʾilü aṣḥâbi’n-nebî”, 9, “Nafaḳāt”, 6-7, “Daʿavât”, 11).

Bu güzel vasıfları sebebiyle Resûl-i Ekrem aleyhisselâm Fâtıma aleyhasselâm’yı görünce sevinir, kendisini ayakta karşılar, elini tutarak yanaklarından öper, ona iltifat edip yanına veya kendi yerine oturturdu. Babası kendi evine gelince Fâtıma aleyhasselâm da onu aynı şekilde karşılayıp ağırlardı.
(Müslim, “Feżâʾilü’ṣ-ṣaḥâbe”, 98; Ebû Dâvûd, “Edeb”, 143, 144; Tirmizî, “Menâḳıb”, 60).
Hz. Peygamber sefere giderken âile fertlerinden en son Fâtıma aleyhasselâm ile vedalaşır, seferden dönünce de ilk olarak onunla görüşürdü.
(Ebû Dâvûd, “Tereccül”, 21).
Kadınlardan en çok Fâtıma aleyhasselâm’yı, erkeklerden de Ali’yi sevdiğini söyleyen,
(Tirmizî, “Menâḳıb”, 60)


Resim---Resûl-i Ekrem aleyhisselâm.: “Fâtıma benim bir parçamdır, onu sevindiren beni sevindirmiş, onu üzen de beni üzmüş olur” buyurmuştur.
(Buhârî, “Feżâʾilü aṣḥâbi’n-nebî”, 12, 29; Müslim, “Feżâʾilü’ṣ-ṣaḥâbe”, 93-94; Hâkim, III, 154)

Resim---Resûl-i Ekrem aleyhisselâm.: “Bana melek gelerek Fâtıma’nın cennetliklerin hanımefendisi olduğunu müjdeledi” buyurmuştur.
(Hâkim, III, 151)

Cennetlik kadınların en faziletlilerini saydığı bir başka hadisinde de önce Hz. Hatice ile Fâtıma’nın, sonra da Âsiye ile Meryem’in adlarını söylemiştir.
(İ. AhmedMüsned, I, 293).
Peygamber aleyhisselâm’ın Fâtıma aleyhasselâm’ya olan sevgisini gösteren önemli bir olay, Mekke’nin fethinden sonra Ali kerremallahu vechehu’nin Ebû Cehil’in kızı Cüveyriye ile
(İbn Hacer, Fetḥu’l-bârî, VII, 108) evlenmek istemesi veya Ebû Cehil’in yakınlarının kızlarını Ali kerremallahu vechehu ile evlendirmek için Resûl-i Ekrem aleyhisselâm’ın iznini talep etmeleri üzerine onun gösterdiği tepkidir. Bu vesile ile yaptığı konuşmalarda Fâtıma aleyhasselâm’nın kendisinin bir parçası olduğunu, onun üzülmesini istemediğini, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in kızı ile Allah düşmanının kızının bir araya gelemeyeceğini, Cenâb-ı Hakk’ın helâl kıldığı bir şeyi haram kılmamakla beraber bu evliliğe izin vermeyeceğini, ancak Ali’nin Fâtıma’yı boşadıktan sonra bir başka kadınla evlenebileceğini söyledi. (Buhârî, “Feżâʾilü aṣḥâbi’n-nebî”, 16, “Nikâḥ”, 109). Resûl-i Ekrem aleyhisselâm’ın bu konudaki hassasiyeti, Fâtıma aleyhasselâm’ın itidalini koruyamayacağı düşüncesinden kaynaklanıyordu. (Müslim, “Feżâʾilü’ṣ-ṣaḥâbe”, 95-96).

Diğer taraftan Peygamber aleyhisselâm’ın konuşmasına başlarken öbür damadı Ebü’l-Âs’ın kendisine verdiği sözde durduğunu belirtmesi, Ebü’l-Âs’a Zeyneb’in üzerine bir başka kadınla evlenmemeyi şart koştuğunu hatıra getirmekte, aynı şekilde Ali kerremallahu vechehu’den de böyle bir söz aldığını, fakat Ali’nin bunu unutmuş olabileceğini düşündürmektedir. Bu olaydan sonra Ali kerremallahu vechehu Fâtıma aleyhasselâm’nın vefâtına kadar bir başka kadınla evlenmediği gibi câriye de edinmemiştir. Resûl-i Ekrem aleyhisselâm’ın her fırsatta onların evine gelerek ikisinin arasına oturması, hem kızına hem de damadına beslediği derin sevgiyi ifâde etmesi onları birbirine bağlamış, hatta zaman zaman her biri Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in kendisini daha çok sevdiğini ileri sürerek onun gönlündeki müstesna yerlerinden emin olduklarını göstermişlerdir. Fâtıma aleyhasselâm da fırsat buldukça babasının yanına gider, ona hizmet etmekten zevk duyardı. Mekke’nin fethedildiği yıl Resûlullah evinde yıkanırken Fâtıma aleyhasselâm’nın onu bir perde ile setretmeye çalışması
(Buhârî, “Ġusül”, 21, “Ṣalât”, 4) onların bu yakınlığının derecesini göstermektedir.

Resûl-i Ekrem aleyhisselâm, Hz. Fâtıma aleyhasselâm ile Ali kerremallahu vechehu’yi ve çocukları Hasan ile Hüseyin’i aleyhumusselâm’ın abasının altına alarak.: “ALLAHım! Bunlar benim Ehl-i Beytimdir; onları kötülüklerden koru ve kendilerini tertemiz kıl!.” diye duâ etmiştir.

Hz. Fâtıma aleyhasselâm ile ilgili önemli hususlardan biri de Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in neslinin onun çocukları vasıtasıyla devam etmiş olmasıdır.
Fâtıma aleyhasselâm’dan 18 hadis rivâyet edilmiş olup tamamı Kütüb-i Sitte’de yer almakta, bunlardan ikisi hem Ṣaḥîḥ-i Buḫârî hem de Ṣaḥîḥ-i Müslim’de bulunmaktadır. Kendisinden Ali kerremallahu vechehu, Hz. Hasan ile Hüseyin, Hz. Âişe, Ümmü Seleme, Peygamber aleyhisselâm’ın hizmetkârı Ümmü Râfi‘in karısı Selmâ, Enes b. Mâlik ve başkaları rivâyette bulunmuşlardır. Ayrıca Hz. Hüseyin’in kızı Fâtıma aleyhasselâm’nın ve daha başka râvilerin ondan mürsel rivâyetleri vardır.
Kaynaklarda Fâtıma aleyhasselâm’a nisbet edilen bazı şiirler ve beyitler bulunmakta
(meselâ bk. İbn Seyyidünnâs, s. 358; Ali Fehmi Câbic, s. 126, 128), bunları Peygamber aleyhisselâm’ın vefâtından sonra söylediği belirtilmektedir.

Zehebî, Fâtıma aleyhasselâm’nın Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in vefâtı dolayısıyla söylediği ileri sürülen, “Başıma gündüzü geceye çevirecek büyük musibetler geldi” şeklindeki beytin ona ait olmadığını kaydetmektedir.
(Aʿlâmü’n-nübelâʾ, II, 134).
Fâtımîler, Fâtıma aleyhasselâm’ın soyundan geldiklerini iddia ederek kurdukları hânedana ona izâfeten bu adı vermişlerdir..



ResimGÜL
GONcammmm..
Şİ'İ Kaynaklarına Göre FÂTIMA aleyhasselâm.:

Şiî kaynakları, Fâtıma aleyhasselâm’ın bi‘setin 2 veya 5. yılında doğduğunu iddia ederler. Hatta Hz. Hatice’nin Fâtıma aleyhasselâm’ya isrâ ve mi‘rac hadisesinden sonra hamile kaldığını ileri süren kaynaklar da vardır. Bu tür rivâyetlerde, Peygamber aleyhisselâm’ın mi‘racda bulunduğu sırada kendisine ikram edilen cennet meyvesinden yediği, Fâtıma aleyhasselâm’nın bu meyveden hâsıl olduğu, Resûl-i Ekrem aleyhisselâm’ın o meyvenin kokusunu özledikçe Fâtıma aleyhasselâm’yı öptüğü kaydedilir. Fâtıma aleyhasselâm’ın mi‘rac olayından çok önce doğmuş olması bu tür rivâyetlerin tutarsızlığını ortaya koymaktadır. (bu rivâyet ve tenkidi için bk. Kandemir, s. 185-186).
Yine aynı nitelikteki rivâyetlerde Fâtıma aleyhasselâm’ya hamile olduğu sırada annesinin onunla konuştuğu, doğacağı esnada Sâre, Âsiye, Meryem ve Şuayb Peygamberin kızı Safûrâ’nın yardıma geldiği, doğar doğmaz kelime-i şehâdet getirerek babasının kim olduğunu, kocasının kim olacağını söylediği ve oradakilere adlarıyla hitap ettiği, doğumuyla birlikte olağan üstü hadiselerin meydana geldiği anlatılmakta, daha sonra da Cebrâil aleyhisselâm’ın Resûl-i Ekrem aleyhisselâm’e gelerek Fâtıma aleyhasselâm’nın Ali kerremallahu vechehu ile evlenmesini Allah’ın münasip gördüğünü, eğer Ali olmasaydı yeryüzünde ona bir denk bulunamayacağını haber verdiği iddia edilmekte ve bu düğünün gök ehli tarafından da kutlandığı abartılı ifâdelerle anlatılmaktadır.
(İbn Rüstem et-Taberî, s. 12-13; İbn Şehrâşûb, III, 340, 346; Meclisî, XLIII, 2-4, 92-93; Muhammed Kâzım el-Kazvînî, s. 60-64). L. Veccia Vaglieri, Fâtıma aleyhasselâm’ın dünya ve âhiret hayatına dair Şiîler tarafından nakledilen menkıbevî haberlerin geniş bir özetini vermektedir. (EI2 [Fr.], II, 865-868).
Şiî kaynaklarında Hz. Fâtıma aleyhasselâm hakkındaki abartılı bilgilerden biri de onun isimleriyle ilgilidir. Sünnî kaynaklarında Fâtıma aleyhasselâm’ın sadece Zehrâ, bazan da Betûl Lâkabından söz edildiği halde Şiî kaynaklarında çeşitli âyetlerle zoraki bir ilgi kurularak onun ayrıca Sıddîka, Mübâreke, Tâhire, Zekiyye, kendisine ilham gelen ve meleklerle konuşan anlamında Muhaddese, hayız ve nifas sıkıntısı çekmeyen anlamında Betûl, bâkire anlamında Azrâ gibi isimleri olduğu iddia edilmekte, hatta,
“Ey huzura kavuşmuş insan! Sen O’ndan hoşnut, O da senden hoşnut olarak rabbine dön”
(el-Fecr 89/27-28) meâlindeki âyette “râzıye” ve “marziyye” kelimeleriyle onun kastedildiği ileri sürülmektedir. (İbn Şehrâşûb, III, 357-358; Muhammed Kâzım el-Kazvînî, s. 79-140).

Hilâfetin Ali kerremallahu vechehu ile onun soyuna ait olduğu iddiasının önemli dayanaklarından biri, kocası Ali kerremallahu vechehu ile soylarından gelen on bir imam gibi Fâtıma aleyhasselâm’ın da günahlardan korunmuş olduğu görüşüdür.
(bk. Çârdeh Ma‘sûm-i Pâk). Ehl-i sünnet âlimleri, Resûl-i Ekrem aleyhisselâm’ın Ali kerremallahu vechehu, Fâtıma, Hasan ve Hüseyin’i aleyhumusselâm abasının altına alarak.: “Ey Ehl-i beyt! Allah sizden sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor” (el-Ahzâb 33/33) meâlindeki âyeti okuduğunu kabul etmekle beraber (Müslim, “Feżâʾilü’ṣ-ṣaḥâbe”, 61) bundan onların mâsumiyetinin anlaşılamayacağını, böyle yapmakla Peygamber aleyhisselâm’ın onları ALLAH celle celâlihu’nun emirlerine uymaya çağırdığını, ayrıca ismet sıfatının sadece peygamberlere mahsus olması sebebiyle onların mâsum sayılamayacağını belirtirler (bk. Âl-i Abâ; Ehl-i Beyt).

Şiî kaynaklarında, Fâtıma aleyhasselâm’ın mevcut Kur’ÂN’dan tamamen farklı ve onun üç misli büyüklüğünde bir mushafa sahip olduğu belirtilmektedir. İddiaya göre bu mushaf, Resûl-i Ekrem aleyhisselâm’ın vefâtından sonra Fâtıma aleyhasselâm’ın yaşadığı zaman zarfında Cebrâil aleyhisselâm’in onu teselli maksadıyla söylediği sözlerin Ali kerremallahu vechehu tarafından kaydedilmesiyle meydana gelmiştir. Bu mushafın içinde şer‘î hükümlerin -özellikle cezaların- ayrıntılı bir şekilde bulunduğu, kıyamete kadar gelecek bütün idarecilerin adlarının ve meydana gelecek olayların kaydedildiği söylenmektedir. Mutedil Şiî âlimleri ise Fâtıma aleyhasselâm mushafını kabul etmekle beraber bu mushafın bir Kur’ÂN olmadığını ve eldeki Kur’ÂN’da noksanlık bulunmadığını belirtirler. Bundan başka Fâtıma aleyhasselâm’ın elinde bulunan, kendisiyle Ali kerremallahu vechehu’nin ve daha sonra gelecek vasîlerin adlarının yer aldığı bir sayfadan da söz edilmektedir
(Küleynî, I, 239-242; İbn Rüstem et-Taberî, s. 29-30; Şeyh Müfîd, s. 210; Muhammed Kâzım el-Kazvînî, s. 125-129).

Fedek Arazisinin Resûl-i Ekrem aleyhisselâm’ın şahsî mülkü olduğunu, Ebû Bekir radiyallahu anhu’in bu araziyi Fâtıma aleyhasselâm’ya vermemekle ona haksızlık ettiğini ileri süren Şiîler, peygamberlerin miras bırakmayacağına dair rivâyetin Süleyman’ın Dâvûd’a mirasçı olduğunu belirten Kur’ÂN âyetine
(en-Neml 27/16) ters düştüğünü iddia ederler. Halbuki bu âyette sözü edilen mirasın mal mülk değil peygamberlik olduğu, bazı âyetlerde miras kelimesinin ilim ve hikmet için kullanıldığı bilinmektedir. Öte yandan geride birçok çocuk bırakmış olan Dâvûd’a sadece Süleyman’ın mirasçı olduğu düşüncesinin ilâhî hikmete uygun düşmeyeceği açıktır. Ayrıca Ali kerremallahu vechehu’nin de halife olduktan sonra Fedek arazisini Hz. Ebû Bekir radiyallahu anhu gibi kullanması, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in ilk halifesinin isabetli hüküm verdiğini göstermeye yeterlidir (geniş bilgi için bk. fedek).

Fâtıma aleyhasselâm’ı alet etmek sûretiyle Hz. Ömer radiyallahu anhu’u karalamak için uydurulan ve güvenilir hiçbir kaynakta görülmeyen bir iddiaya göre Fâtıma aleyhasselâm ve kocası Ebû Bekir radiyallahu anhu’ya biat etmeyip evlerine çekilince Ömer radiyallahu anhuonları biat etmedikleri takdirde evlerini yakmakla tehdit etmiş, hatta evlerini basıp kapıyı kırmış, içeri girdiği sırada kapı ile duvar arasına sıkışan Fâtıma aleyhasselâm’nın kaburgaları kırılmış ve bu sırada çocuğu Muhassin’i düşürmüştür
(Meclisî, XLIII, 197-199; İbrâhim Emini, s. 204-210). Seyyid Mukarrib Ali en-Nekavî el-Hüseynî tarafından en-Nârü’l-ḥâṭıma li-kāṣıdi iḥrâkı beyti Fâṭıma (Hindistan 1281) adıyla bir kitap yazılmasına sebep olan bu iddia, muhtemelen Hz. Ömer’in hilâfet konusunda Fâtıma aleyhasselâm’ı ikaz etme hadisesinin tahrif edilmesinden kaynaklanmıştır. Rivâyete göre, Ebû Bekir radiyallahu anhu’n hilâfetine henüz gönülleri yatmamış olan Ali kerremallahu vechehu ve Zübeyr’in Fâtıma aleyhasselâm ile bu konuyu birkaç defa görüştüklerini haber alan Hz. Ömer, çıkabilecek bir fitneyi önlemek maksadıyla Fâtıma aleyhasselâm’ı ziyaret etmiş ve ona dünyada en çok Resûlullah’ı, sonra da onun kızını sevdiğini söylemiş, ancak bu sevginin “hilâfet konusunu karıştırıp duran” kimselerin onun evinde toplanması halinde bu evi onlar içeride iken yakmasına engel olmayacağını belirtmiş, Hz. Fâtıma aleyhasselâm da onlara Ömer’in bu sözünü naklederek artık bir daha hilâfet meselesini kendisine getirmemelerini istemiştir (İbn Ebû Şeybe, VII, 432).

Bazı Şiî kaynaklarında Fâtıma aleyhasselâm’ın faziletleri hakkında pek aşırı ifâdelerin kullanıldığı görülmekte, Ehl-i beyte dahil diğer dört kişi gibi onun da nurdan yaratıldığı, kıyamete kadar olmuş ve olacak her şeyi bildiği, soyundan imamlar ve vasîler geleceğini Cenâb-ı Hakk’ın ona bildirdiği, hatta Ali kerremallahu vechehu ile evlenmesini mi‘racda Allah Teâlâ’nın kararlaştırdığı ve onun tarafını tutanların cehennem azabından kurtulacağı ileri sürülmektedir
(Muhammed Kâzım el-Kazvînî, s. 179; İbrâhim Emînî, s. 133-135).

Şiîler’in, Hz. Fâtıma aleyhasselâm ile Ehl-i beyt’in mevkiini ve üstünlüğünü belirtirken üzerinde önemle durdukları hususlardan biri de mübâhele olayıdır. 10 (631-32) yılında Medine’ye gelen Necran hıristiyanlarının Hz. Îsâ’nın ilâhlığı konusunda ısrar etmeleri üzerine nâzil olan Âl-i İmrân sûresindeki âyetlerden birinde ifâde edildiği gibi (âyet 61), her iki tarafın başta kendileri olmak üzere çocuklarını ve kadınlarını çağırarak Allah’tan yalancılara lânet etmesini istemelerinden ibaret olan bu olayda Şiîler, Peygamber aleyhisselâm’ın arkasına Fâtıma aleyhasselâm’yı (bazı rivâyetlere göre onun arkasına da Ali’yi), yanına Hasan ve Hüseyin’i alarak Necranlılar’ın karşısına çıktığını ve böylece Kur’ÂN’daki “kadınlarımız” ifâdesiyle sadece Fâtıma aleyhasselâm’ın kastedildiğini ileri sürerek onun mâsumiyeti ve yüceliği etrafındaki iddialarını güçlendirmek istemişlerdir. Mübâhele olayından bahseden bazı Sünnî kaynaklarında Fâtıma aleyhasselâm’dan söz edilmezken
(İbn Sa‘d, I, 357-358; Hâkim, II, 593-594) bir kısmında Fâtıma aleyhasselâm’ın da orada bulunduğu kaydedilmektedir (Belâzürî, s. 75; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, II, 293; İbn Kesîr, II, 43-44). Kasım Kufralı İslâm Ansiklopedisi’ne yazdığı Fâtıma maddesinde (IV, 520) mübâhele olayında Fâtıma aleyhasselâm’ın da hazır bulunduğu hususunu bütün müslümanlar kabul ediyormuş gibi göstermekte ve iddiasına kaynak olarak Hâzin ve Beyzâvî tefsirlerini vermektedir. Halbuki Hâzin, olayı rivâyetin zayıflığını gösteren bir ifâde ile nakletmekte, Beyzâvî ise mübâhele konusunda herhangi bir bilgi vermemektedir. Louis Massignon, La Mubāhala de Medine et l’Hyperdulie de Fatıma (Melun 1944; Paris 1955) adıyla yaptığı küçük çaplı çalışmasında ve “La notion du voeu et la dévotion musulman à Fâtıma” (bk. bibl.) adlı makalesinde bu olayı ve bazı dinî grupların Hz. Fâtıma hakkındaki aşırılıklarını ele almaktadır.
Literatür. Fâtıma aleyhasselâm’ın hayatına dair çoğu Şiîler tarafından olmak üzere pek çok eser kaleme alınmıştır. Delâʾilü’l-imâme (Beyrut 1408/1988) adlı kitabında Hz. Fâtıma ile ilgili pek çok uydurma habere yer veren (s. 12-58) Râfizî müellifi Ebû Ca‘fer Muhammed b. Cerîr b. Rüstem et-Taberî’nin yaptığı gibi bu eserlerde zayıf veya asılsız rivâyetlere geniş bölümler ayrılmıştır. Seyyid Muhammed Murtazâ el-Hüseynî el-Cevnfûrî’nin Küḥlü’n-nâẓırîn fî tafḍîli’z-Zehrâʾ ʿale’l-enbiyâʾ ve’l-mürselîn (bs. yeri yok, 1302) adlı eserinin aşırılığı isminden bile anlaşılmaktadır.


ResimGÜL
GONcammmm..


FÂTIMA aleyhasselâm İle İlgili Başlıca KİTABLAR Şunlardır.:

A-) Arapça Eserler.:
Muhammed el-Bâkır (ö. 117/735), Tezvîcü Fâtıma binti’r-Resûl (nşr. Selâhaddin el-Müneccid, Beyrut 1963); Muhammed b. Hârûn er-Rûyânî, Cüz’ fîhi tezvîcü Fâtıma bint Resûlillâh bi- Alî b. Ebî Tâlib Aleyhime’s-selâm (nşr. Selâhaddin el-Müneccid, Beyrut, ts.); İbn Şâhîn, Fezâ’ilü Fâtımati’z-Zehrâ’ (nşr. Muhammed Saîd et-Turayhî, Beyrut 1405/1985); Süyûtî, es-Sügurü’l-bâsime fî feżâ’ili’s-seyyide Fâtıma Aleyhe’s-selâm (nşr. Muhammed Saîd et-Turayhî, Beyrut 1988; nşr. Mecdî Fethi es-Seyyid, Tanta, ts.; es-Sügurü’l-bâsime fî menâkıbi Fâtıma); a.mlf., Müsnedü Fâtımati’z-Zehrâ’ (Beyrut 1413/1993; eserde muhtelif hadis kitaplarından Hz. Fâtı-ma ile ilgili 284 rivâyet derlenmiştir); Muhammed Abdürraûf el-Münâvî, İthâfü’s-sâ’il bimâ li-Fâtımate mine’l-menâkıb: Seyyidetü nisâ’i ehli’l-cenne Fâtımatü’z-Zehrâ’ (Bulak 1987); Muhammed Bâkır el-Meclisî, Târîhu seyyideti nisâ’i’l- âlemîn ve bedAtü seyyidi’l-mürselîn (Beyrut 1404/1983; Bihâru’l-envâr külliyatının XLIII. cildi olan bu eserin baştan 236 sayfası Hz. Fâtıma ile ilgilidir); Abdullah b. İbrâhim el-Mîrganî, ed-Dürretü’l-yetîme fî bazı feżâ’ili’s-seyyideti’l-Azîme (nşr. Muhammed Saîd et-Turayhî, Beyrut 1405/1984-85); Abdülhüseyin b. Şerefüddin el-Mûsevî, el-Kelimetü’l-garrâ’ fî tafdîli’z-Zehrâ’ (Sayda 1347; Necef 1967; eserde bazı âyetlere dayanılarak Fâtıma aleyhasselâm’ın faziletleri anlatılmaktadır); Ömer Ebü’n-Nasr, Fâtıma bint Muhammed (s.a.) (Beyrut 1353/1935; Kahire 1947); Ma‘rûf b. Muhammed el-Arnâvûd, Fâtımatü’l-Betûl (Dımaşk 1942); Abbas Mahmûd el-Akkād, Fâtımatü’z-Zehrâ’ ve’l-Fâtımiyyûn (Kahire 1953); Muhammed Kâzım el-Kifâî, ez-Zehrâ’ fi’s-sünne ve’t-târîh ve’l-edeb (I-II, Necef 1369-1371); Tevfîk Ebû Alem, Fâtımatü’z-Zehrâ’ (Kahire 1972, 1986); Abdüssamed et-Türkî, Fî beyti Fâtıma (Küveyt 1973); Seyyid Tâlib Horasân, el-Lü’lü’ü’l-beyżâ’ fî fezâ’ili Fâtımati’z-Zehrâ’ (Kum 1411; Fâtıma aleyhasselâm’ın faziletiyle ilgili çoğu zayıf olan kırk hadisi ihtiva etmektedir); Abdürrezzâk Mükerrem, Vefâtü’s-Sıddîkati’z-Zehrâ’ (Beyrut 1983); Muhammed Kâzım el-Kazvînî, Fâtımatü’z-Zehrâ’ Aleyhe’s-selâm mine’l-mehd ile’l-lahd (Beyrut 1404/1984, 5. bs.; daha çok Şiî kaynaklarından alınan asılsız pek çok haberi ihtiva etmektedir); Nezîh Kumeyha, Şerhu Hutbeti Fâtımati’z-Zehrâ’ (Beyrut 1984); Abdülfettâh Abdülmaksûd, Fâtımatü’z-Zehrâ’ (I-II, Beyrut 1986); Şerîf Seyyid el-Âmilî, Fâtımatü’z-Zehrâ’: el-Meselü’l-aʿlâ li’l-mer’eti’l-müslime (Beyrut 1409/1988); Muhammed Beyyûmî Mehrân, es-Seyyide Fâtımatü’z-Zehrâ’ (Beyrut 1990); Ahmed er-Rahmânî el-Hemedânî, Fâtımatü’z-Zehrâ’: Behcetü kalbi’l-MuStafâ (Beyrut 1410/1990); Sâdık b. Mehdî el-Hüseynî eş-Şîrâzî, Fâtımatü’z-Zehrâ’ fi’l-Kur’ân (Beyrut 1991).


B) Farsça Eserler.:
Bâkır b. İsmâil b. Abdülazîm, el-HaSâ’iSü’l-Fâtımiyye (Tahran 1318); Hüseyin İmadzâde-i İsfahânî, Fâtımatü’z-Zehrâ’ (Tahran 1336); Abdülhüseyin el-Mü’minî, Zindegânî-yi Hażret-i Fâtıma-i Zehrâ’ Aleyhe’s-selâm (Tahran 1350 hş.); Ali Şerîatî, Fâtıma Fâtıma est (Tahran 1350/1971); Seyyid Ca‘fer eş-Şehîdî, Zindegânî-yi Fâtıma-i Zehrâ’ Aleyhe’s-selâm (1365 hş./1986, 7. bs.; a.mlf., Fâtıma Duhter-i Muhammed, Tahran 1341); Seyyid Hüseyin el-Vâizî es-Sebzevârî, Fâtımiyyât (Meşhed 1351 hş.; Fâtıma aleyhasselâm’ın büyüklüğüne dair çeşitli mevzun sözleri ihtiva eder); Celâleddin Riyâsetî, Fâtıma (Şîraz 1351); Muhammed Rızâ Nusayrî, Fâtıma (Tahran, ts); Nasîrüddin Mîr Sâdıkī Tahrânî, Fâtıma (Tahran 1347); Şeyh Muhammed Vâsıf, Fâtıma-i Zehrâ’ ez-Nazar-ı Rivâyât-ı Ehl-i Sünnet (Kum 1351); Ali Kerbelâî, Fâtıma, Feżâ’îl ve MuSîbet-i Fâtıma-i Zehrâ’ (Tahran 1351) (diğer Farsça eserler için bk. Abdülcebbâr er-Rifâî, s. 57-104).


C) Türkçe Eserler.:
Fâtıma Şâdiye, Kerîme-i Muhtereme-i Hazret-i Fahr-i Âlem Seyyidetü nisâi’l-âlemîn Hazret-i Fâtımatü’z-Zehrâ el-Betûl
(İstanbul 1321; Hanımlara Mahsus Gazete’nin müdîresinin yazdığı bu küçük risâle, devrin teknik imkânlarına göre en mükemmel şekilde iki renkli basılmış ve gazete ile birlikte yayımlanmıştır); Hacı Cemal Öğüt, Fâtımatü’z-Zehrâ (İstanbul 1359/1940; Fâtıma aleyhasselâm’dan bahseden her nevi eserden derlenen bilgilerin yer aldığı kitap devrin âlimlerinin takrizleriyle beraber yayımlanmıştır); Yakup Kenan Necefzâde, Fâtıma Anamız (İstanbul 1968); Mustafa Necati Bursalı, Hz. Fâtıma-i Zehrâ (İstanbul 1982); İbrâhim Emînî, Örnek İslâm Kadını Hz. Fâtıma (trc. Fahrettin Altan – Seyyid Seccâd Hüseynî, Kum 1412/1992; Hz. Fâtıma konusunda hem Ehl-i sünnet’in hem de Şîa’nın ifrat ve tefrite düştüğünü söyleyen müellif Fâtıma hakkındaki Şiî görüşünü yansıtmaktadır).
Abdülcebbâr er-Rifâî, “Muʿcemü mâ kütibe An Fâtımati’z-Zehrâ’” adlı makalesinde (bk. bibl.) Hz. Fâtıma hakkında çoğu Şiîler tarafından yapılan 250’den fazla Arapça, Farsça ve Urduca çalışmayı tesbit etmiştir.



Resim

Yâ RASÛLULLAH sallallahualeyhi vesellem.

47. SALÂVÂT-I ŞERÎFE : FATİMATÜZ- ZEHRÂ ANNEMİZ’in SALÂVÂTI

Resim


الّلهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ رُحُهُ مِحْرَبُ الْاَرْوَاحِ وَ الْمَلاَئِكَةِ وَ ألْكَوْنِ
الّلهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ هُوَ إمَامُ الْأَنْبِيَاءِ وَ الْ مُرْسَلِين
الّلهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ هُو إمَامُ أهلِ الْجَنَّةِ وَ إبَادِاللّهِ الْمُؤْمِنِين


TÜRKÇESİ.:
ALLAHümme salli alâ men ruhuhu mihrâbü'l- ervâhi ve'l- melâiketi ve'l- kevni,
ALLAHümme salli alâ men hüve imâmü
'l- enbiyâi ve'l- mürselin,
ALLAHümme salli alâ men hüve imâmü ehli'l- cenneti ve ibâdillahi'l- 'minin...


MÂNÂSI:
ALLAHım!. Rûhu, kâinâtın, meleklerin ve ruhların Mihrâbı olan O yüce Zâta (sav) salât ü selâm et!.
ALLAHım!. Katından gönderilenlerin ve peygamberlerin İmâmı olan O yüce Zâta (sav) salât ü selâm et!
ALLAHım!. Cennet ehlinin ve ALLAHın mümin kullarının İmamı olan O yüce Zâta (sav) salât ü selâm et!.


7 LETÂİFimizin SALLini-İSÂLini-SILÂsını-ULAŞımını SAĞLa!.


Âmin Yâ Latîf Yâ Kerîm ALLAH celle celâluhu!.
Âmin Yâ Rahîm Yâ Vedûd ALLAH celle celâluhu!.
Âmin Yâ Fettâh Yâ Gaffâr ALLAH celle celâluhu!.
Âmin Yâ Settâr Yâ ALLAH ALLAH celle celâluhu!.

Âmin... Âmin... Âmin... Âmin!.. Yâ Muîn Celle Celâluhu!.


ResimGÜL
GONcammmm..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 31 Eki 2019, 21:28 
Çevrimdışı
Yeni Üye
Yeni Üye

Kayıt: 29 Eki 2019, 17:49
Mesajlar: 2
Resim‎ ﷻ الله razi olsun canim benim!.


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 05 Kas 2019, 22:06 
Çevrimdışı
Aktif Üye
Aktif Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 10 Ağu 2007, 02:00
Mesajlar: 126
Konum: Almanya
Cann dostum
Rabbim cümlemizden razı olsun inşaallah
Yüce Rahman cümlemizi rızasını kazananlardan eylesin inşallah canım benim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 05 Kas 2019, 22:24 
Çevrimdışı
Aktif Üye
Aktif Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 10 Ağu 2007, 02:00
Mesajlar: 126
Konum: Almanya
ResimGÜL
GONcammmm..

O FATIMAtü'z-ZEHRâ ki;

Edeb onun sözlerinden bir ses,
Felek onun kemerinden bir parça,
Melek onun hareminde hizmette,
Cennet hurileri onun kapısında perdecidirler.
İffet onun feyziyle beslenmiş,
Namus onun haliyle vücud bulmuş,
Şefkat onun mayasıyla yoğrulmuş,
Nezâket ve hayâ ondan öğrenilmiştir.
Kadınlar âleminde hiç bir insan ulusu, hiçbir islam velîyyesi, onun derecesine eremedi...

Gül Kokulumun Tomurcuk gülü,

Fahr-i Kâinat'ın vücudunun bir parçası
Onun yetiştirdiği ciğerpâresi
Kadınlık dünyasının tek dürdânesi
Kerimesi gözbebeği Fatımatü'z- Zehrâsı..


ResimGÜL
GONcammmm..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 06 Kas 2019, 15:59 
Çevrimdışı
Üye
Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24 Ara 2007, 02:00
Mesajlar: 49
Konum: Aksaray
"Ben Öldüğüm Zaman Beni Gece Gömün ki, Namahrem Beni Görmesin"
Hz Fatıma Annemiz... [r.a] Allah'ım bızede öyle utanma duygusu ver...

_________________
“Aşk ehli gitti, muhabbet şehri boş kaldı deme,
Cihan Şems-i Tebrizî güneşi ile dolu isteklisi nerede!...”


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 12 Kas 2019, 18:45 
Çevrimdışı
Aktif Üye
Aktif Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 10 Ağu 2007, 02:00
Mesajlar: 126
Konum: Almanya
ResimEDEBİYATımızda FATIMATü’z- ZeHRâ aleyha’s- seLÂM

RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem İLe HATİCEt’L- KÜBRÂ aleyhasselâm’ın KEREMLi
GÜLü..



MUSTAFA UZUN

Peygamberimiz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in neslini devam ettirmesi, onun en sevdiği kızı ve Ehl-i Beyt’in beş rüknünden biri olması dolayısıyla Fâtıma aleyhasselâm’ın Resûl-i Ekrem aleyhisselâm’ın hayatında önemli bir yeri vardır. Bu sebeple Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ve Ehl-i Beyt’inden bahseden birçok manzum ve mensur eserde Fâtıma aleyhasselâm’nın adı ve vasıfları sık sık anıldığı gibi az sayıda da olsa onun bazı edebî eserlere konu teşkil ettiği de görülmektedir. Fâtıma aleyhasselâm’dan bahseden eserleri Türk edebiyatının klasik metinleriyle tekke ve halk edebiyatına ait parçalar, folklorik ürünler ve Türk halk inançlarında yer alanlar olmak üzere gruplandırmak mümkündür. Bu eserlerde Fâtıma aleyhasselâm eşine, evine ve çocuklarına bağlı, onlara hizmet eden, becerikli, sabırlı, güzel ahlâklı örnek bir müslüman hanımı olarak tasvir edilir. Bu tür metinlerde isminin Türk halk ağzında aldığı “Fatma” veya “Fadime” şekilleri yanında “Fatma Ana”, ayrıca beyaz tenli olması sebebiyle “Zehrâ/Fâtımatü’z-Zehrâ”, iffetli oluşundan dolayı “Betûl”, bir hadiste cennetteki en faziletli dört kadından biri diye tanıtıldığı için “Cennet Hatunu”, kıyamette kendisinden şefaat beklendiği için de “Kıyamet Hatunu” ve “Seyyidetü’n-Nisâ” unvanlarıyla anılmaktadır..

Hz. Fâtıma aleyhasselâm, Resûl-i Ekrem aleyhisselâm’ın hayatını anlatan manzum ve mensur siyerlerde onun daima en yakınında bulunan, özellikle kız çocuklarına değer vermeyen Arap toplumunda bu kötü âdetin ortadan kaldırılmasını sağlayan değeri dolayısıyla en sevgili çocuğu olarak anılmıştır..

Başta Süleyman Çelebi’nin Vesîletü’n- Necât’ı olmak üzere birçok mevlid metninde, bilhassa vefât bahri içinde Fâtıma aleyhasselâm’dan bahsedildiği görülmektedir. Bu bölümlerde daha çok Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in hastalanması, vefât edeceğini bildirmesi, Azrâil’in onun ruhunu kabzetmeye geldiğinde Fâtıma aleyhasselâm’nın onu karşılaması, vefâtından sonra üzüntüsünü bir ağıt halinde dile getirmesi söz konusu edilmektedir
(Vesîletü’n-necât - Mevlid, s. 136, 138, 190, 194).
Ayrıca mevlidlerin genellikle matbû nüshalarında vefât bahrinin sonunda “Vefâtü Fâtımate’z-Zehrâ radıyallāhu anhâ” veya “Ahvâl-i Fâtıma” başlıklı müstakil bir bölüm yer almaktadır
(meselâ bk. Hikâye-i Mevlîdü’n-nebî, s. 24-27; Mevlid-i Şerîf, vr. 117a-121b).
Burada Fâtıma aleyhasselâm’ın babasının hastalığı ardından ağlayıp sızladığı, yemekten ve içmekten kesildiği, sonunda Peygamber aleyhisselâm’ın Fâtıma aleyhasselâm’yı yanına çağırtıp kendisine ilk kavuşacak yakınının o olduğu müjdesini vermesi, durumu eşine ve çocuklarına haber veren Fâtıma aleyhasselâm’nın kısa bir vasiyetten sonra babasına kavuştuğu lirik bir üslûpla anlatılmaktadır. Bazı mevlid metinlerine eklenen “Hikâye-i Cemel”in sonunda ise Peygamber aleyhisselâm’ın vefâtına dayanamayarak başını yerlere çarpıp can veren deveyi Fâtıma aleyhasselâm’ın kefenleterek defnettirdiğinden bahseden kısa bir bölüm yer alır.
(bk. Albayrak, s. 124).

Son devrin tanınmış mutasavvıflarından Muhammed Esad Erbîlî, Süleyman Çelebi mevlidinin vezninde (fâilâtün fâilâtün fâilün) “Mevlid-i Şerîf-i Hazret-i Fâtımatü’z-Zehrâ radıyallāhu anhâ” başlıklı yetmiş dört beyitlik Farsça bir manzume kaleme almıştır.
“Evvelâ nâm-ı Hudâ yâd âverîm,
Şükr gûyân fikr-i eltâfeş künîm..” beytiyle başlayan bu manzumeyi Erbîlî’nin oğlu Mehmed Ali Efendi Türkçe’ye çevirmiş ve ilk beytini.:
“Evvel Allah adını zikr edelim,
Fikr edip eltâfına şükr edelim..” şeklinde tercüme etmiştir.
Her iki manzume Esad Erbîlî divânının yeni baskısında yer almaktadır (s. 250-275).
Ancak burada tercümenin Esad Efendi’ye ait olduğu belirtilmektedir ki bu yanlıştır
(bk. İbnülemin, IV, 2155).

Fâtıma aleyhasselâm’ın edebî metinlerde yer almasına vesile olan diğer bir özelliği de Ali kerremallahu vechehu’nin eşi olmasıdır. Dinî-tasavvufî konularda eser yazan pek çok müellifin yanında özellikle Alevî-Bektaşî şâirlerin şiirlerinde Fâtıma aleyhasselâm’ın bu yönüyle söz konusu edildiği görülmektedir.:

Kul Himmet’in;

Gül kokusu Muhammed’in teridir.
Âh ettikçe karlı dağlar eritir.
Hatice Fâtıma Hakk’ın yâridir.
Onun katarından ayırma bizi!.
dörtlüğüyle,

Edib Harâbî’nin;

Nâciye fakîre kemter bacıdır ,
Muhammed Ali’ye kuldur nâcidir,
Cümle erenlerin başı tâcıdır,
İşte Fâtımatü’z-Zehrâ’mız vardır!.
dörtlüğü buna örnek teşkil eder.

Ayrıca Hasan ile Hüseyin’in anneleri olması dolayısıyla özellikle Kerbelâ Vak‘ası üzerine yazılan maktel/bir katlin yapıldığı yer. ve mersiye/birisinin ölümü hakkında yazılan, teessürü anlatan manzumelerle Ehl-i Beyt Sevgisini işleyen diğer edebî ürünlerde Hz. Fâtıma aleyhasselâm ile ilgili fasıllara, beyit, kıta ve mesnevilere daha çok rastlanmaktadır. Meselâ türünün en tanınmış makteli olan Fuzûlî’nin “Hadîkatü’s- Suadâ” adlı eserinin dördüncü bölümü Fâtıma aleyhasselâm’a ayrılmıştır. Burada onun hayat hikâyesi yer yer manzum parçalar eklenerek ana hatlarıyla anlatılır.

Muharrem Ayında dergâhlarda okunan mersiye ve ilâhilerde de Hz. Fâtıma aleyhasselâm çeşitli vasıflarıyla yer almıştır.

Yûnus Emre’ye atfedilen;


Kerbelâ’nın yazıları,
Şehid düşmüş bâzıları,
Fatma Ana kuzuları,
Hasan ile Hüseyin’dir!.

Kerbelâ’da eli bağlı,
Âşıkların kalbi dağlı,
Fatma Ana ciğer dağlı,
Hasan ile Hüseyin’dir!.


Mısralarının yer aldığı Hicaz İlâhi.
(güfte ve notası için bk. Yunus Emre Divânı II-III, s. 569-570, 817) bunlardan biridir.

Bestekârı, Meçhul Hüzzam Makamında;


Kurretü’l-ayn-i habîb-i kibriyâsın yâ Hüseyn,
Nûr-i çeşm-i şâh-ı merdan murtazâsın yâ Hüseyn,
Hem ciğer-pâre-i Zehrâ Fâtıma hayrü’n-nisâ,
Ehl-i Beyt-i murtazâ Âl-i abâ’sın yâ Hüseyn!.


İlâhisi de aynı özellikleri ihtiva eden muharrem ilâhilerindendir.
(notası için bk. Türk Musikisi Klasiklerinden İlâhîler, II, 62).

Bektaşî Dergâhlarında mürşidin postunun sağında Fâtıma aleyhasselâm’ı temsil eden bir ocak bulunur. Niyazlar önce mürşide, on iki imama ve Fâtıma aleyhasselâm’a, sonra da diğer makamlara yapılır. Bütün nikâh duâlarında yer aldığı gibi Bektaşî tekkelerinde yapılan evlenme törenlerinde de gençlere mürşid önünde yapılan duâda.: “Bu gençlerin evliliği Fatma Ana’mızla Ali kerremallahu vechehu’nin evliliği gibi mutlu olsun!.” temennisi tekrar edilir. Yine Bektaşî-Alevî edebiyatında çeşitli renk ve kokuların Ehl-i Beyt’ten birini sembolize ettiği inancı vardır. Buna göre “siyah renk” ve “nar kokusu” Fâtıma aleyhasselâm’ı temsil eder.

Dede Korkut hikâyelerinde üstün ahlâklı kadınlardan söz edilirken bunların Hz. Âişe ve Fâtıma aleyhasselâm’ın soyundan geldikleri söylenir.
(Dede Korkut Kitabı, I, 76).

Türk folklorunda Hz. Fâtıma aleyhasselâm kültünün önemli bir yeri vardır. Anadolu’da kadınlar “Fatma/Fadime Ana” dedikleri Fâtıma aleyhasselâm’ı uğur ve bereketin timsâli saymışlardır. Anadolu’nun birçok yöresinde ocak duvarları sıvanır veya boyanırken is ile el işâreti basılır. Uğur ve bereket getirsin diye basılan bu el “Fatma Ana ELi”dir.

“Pençe-i Âl-i Âbâ” adı verilen elin baş parmağı Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’i, işâret parmağı Ali kv.’yi, orta parmağı Fâtıma as.’yı, yüzük parmağı Hasan as.’ı, serçe parmağı Hüseyin as.’i temsil eder. Bu bakımdan Âl-i Abâ’nın zikredildiği birçok manzumede Hz. Fâtıma da söz konusu edilir..

Anadolu’da hanımlar yoğurt mayalarken, turşu kurarken, hamur yoğururken, evin geçimi iyi olsun diye ocağa şeker atarken, hasta olan kimsenin sırtını sıvazlarken.: “EL benim ELim değil Fatma ANA’nın ELi” diyerek başlar ve bitirirler. Bu motifte bir bakıma Pençe-i Âl-i Abâdan şifa beklendiği görülmektedir. Diğer bir halk inancına göre de Fatma Ana külde ekmek pişirdiğinden bilhassa yaşlı kadınlar külü yere dökmez ve üzerine basmazlar. Örgü ve dantel gibi el işlerine başlayan hanımlara yanındakiler.: “Kolay gelsin, altın taş olsun, elin kuş olsun; Hızır yoldaşın, Fatma Ana komşun olsun!.” derler. Türk halkı iyi komşuları için, “Allah seni âhirette Fatma Ana’mıza komşu etsin!.” temennisinde bulunur.

Ebe doğum yapan kadının sırtını sıvazlarken de.: “EL benim ELim değil Fatma ANA’nın ELi” diyerek doğumun kolay olacağına inandığını belirtir ve hastaya telkinde bulunur. Ayrıca doğum esnâsında kadınlara “Fatma Ana ELi” (anastatika hierochuntica) denilen bir bitki kaynatılıp suyu içirilir. Bu sebeple Anadolu’da bulunmayan ve özellikle çölde yetişen bu bitki hacdan dönenler tarafından getirilir, kıymetli bir hediye olarak hamile kadınlara verilirdi. Bazı yörelerde yeni doğan kız çocuklarına göbek adı olarak “Fatma” adının verildiği de bilinmektedir.

Halk arasında yaygın olan bir rivâyete göre Hz. Fâtıma aleyhasselâm cumartesi günü doğum yapmış, doğum esnâsında leğen aranmış, herkes çamaşır yıkadığı için leğen bulunamamış; bunun üzerine Fâtıma aleyhasselâm.: “Cumartesi günü çamaşır yıkayana şefaat etmem!.” demiş ve bundan dolayı cumartesi günü çamaşır yıkanmaması gerektiği şeklindeki batıl inanç doğmuştur. Nitekim bugün Anadolu’nun birçok yöresinde bilhassa yaşlı hanımlar cumartesi günü çamaşır yıkamazlar.

Hat sanatında Ehl-i Beyt mensuplarının adlarını ihtivâ eden çeşitli istiflerle bazı tekke ve câmilerdeki Hulefâ-yi Râşidîn isimleri yanında Fâtıma aleyhasselâm’ın adı, Hasan ve Hüseyin aleyhumusselâm ile birlikte umumiyetle celî-sülüs hattıyla levhalar halinde yazılmıştır.


Fatma adı, Anadolu’nun değişik bölgelerinde yaygın olarak kullanılmakta, bu arada “Fadime, Fadik, Fadili, Fadiş, Fato, Fatoş, Fattey” şekilleri de kız çocuklarına ad olarak verilmektedir..



Resim

Yâ RASÛLULLAH sallallahualeyhi vesellem.

47. SALÂVÂT-I ŞERÎFE : FATİMATÜZ- ZEHRÂ ANNEMİZ’in SALÂVÂTI

Resim


الّلهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ رُحُهُ مِحْرَبُ الْاَرْوَاحِ وَ الْمَلاَئِكَةِ وَ ألْكَوْنِ
الّلهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ هُوَ إمَامُ الْأَنْبِيَاءِ وَ الْ مُرْسَلِين
الّلهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ هُو إمَامُ أهلِ الْجَنَّةِ وَ إبَادِاللّهِ الْمُؤْمِنِين


TÜRKÇESİ.:
ALLAHümme salli alâ men ruhuhu mihrâbü'l- ervâhi ve'l- melâiketi ve'l- kevni,
ALLAHümme salli alâ men hüve imâmü
'l- enbiyâi ve'l- mürselin,
ALLAHümme salli alâ men hüve imâmü ehli'l- cenneti ve ibâdillahi'l- 'minin...


MÂNÂSI:
ALLAHım!. Rûhu, kâinâtın, meleklerin ve ruhların Mihrâbı olan O yüce Zâta (sav) salât ü selâm et!.
ALLAHım!. Katından gönderilenlerin ve peygamberlerin İmâmı olan O yüce Zâta (sav) salât ü selâm et!
ALLAHım!. Cennet ehlinin ve ALLAHın mümin kullarının İmamı olan O yüce Zâta (sav) salât ü selâm et!.


7 LETÂİFimizin SALLini-İSÂLini-SILÂsını-ULAŞımını SAĞLa!.


Âmin Yâ Latîf Yâ Kerîm ALLAH celle celâluhu!.
Âmin Yâ Rahîm Yâ Vedûd ALLAH celle celâluhu!.
Âmin Yâ Fettâh Yâ Gaffâr ALLAH celle celâluhu!.
Âmin Yâ Settâr Yâ ALLAH ALLAH celle celâluhu!.

Âmin... Âmin... Âmin... Âmin!.. Yâ Muîn Celle Celâluhu!.


ResimGÜL
GONcammmm..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 18 Kas 2019, 23:49 
Çevrimdışı
Aktif Üye
Aktif Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 10 Ağu 2007, 02:00
Mesajlar: 126
Konum: Almanya
ResimGÜL
GONcammmm..

O FATIMAtü'z-ZEHRâ ki;

SEVgisi, gönül aydınlatan bir NÛR,
SAYgısı, düzen kuran bir Düstûr,
SÖZü, sulh yapan bir Hikmet,
SUSması, kusur yakan bir Fazilettir.,

O, ceNNet hatunlarının SultÂNıdır.
Hanımlar için O'nu BİLmemek büyük kayıp,
O'ndan ayrılmak kâfi azâb..
O'nu örnek almak kurtuluş,
O'nun YOLUnda olmak mesûdt OLuştur..

BetüL, O'nun İsmi,
MeLâhat, O'nun Yüzü,
Semâhat, O'nun Huyu,
SeMâ, O'na HayrÂN,
CeNNet, O'na ÂŞIKtır...

GÜL RASÛLümün TOMURcuk GÜLü...

"AsâLet, Şeref, FaziLet ve Soyca
FATIMAtü'z- ZeHRa gibi kim OLaBİLir?.
Onu bizzât ALLAH celle celâlihu Üstün ve ŞerefLi KILmıştır.
Çünkü Arapların ve Arap olmayanların en
HAYIRLısı'nın KIZıdır.."


ResimGÜL
GONcammmm..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 8 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye