Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 18 Şub 2020, 00:24

Tüm zamanlar UTC + 2 saat




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 5 mesaj ] 
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 22 Eki 2019, 11:44 
Çevrimiçi
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11566
Bu konuyu facebook'ta paylan!
ResimEZÂmız..


KeLÂMuLLAH-ta ve RESÛLuLLAH-ta EZÂN ve MÜEZZİN..

ISsIZ SESsİZ==>GECELerde,
SEHER SIRRı =>SABAHLanır!.
HAYy BİZ-BİR-İZ HECELerde,
ŞEHÂDEt==>ARŞ’a ŞAHLanır!.


SEHERe=>ŞAFAk SÖKTÜRür,
DÂİM DOSt’a>DİZ ÇÖKTÜRür,
=>GÖNLünü=>GÖKLereÇEKer,
GÖZ YAŞın=>YERE DÖKTÜRür!.


RESÛLuLLAH>NEFESİ-ndEN,
SONSUZa UZANan==>SELÂ!.
CÜMMLe ÜMMetin SESİ-ndEN,
MAHŞeR-ELESt=>KâLû>BELÂ!.


ZEVK 9445

ULU DAĞda YANKILanır =>BİZ BİR-İZ=NAHNU EZÂNı!
GÖNÜLLer =>UMUDa UYanır ==>İLÂHî DUYGU EZÂNı!
HABLi’L- VERîD ==>HAYy ÖZÜne,
HAYyu’L- KAYyuM=>HAYy SÖZÜne,
EZELî=>EBED ÇAĞRI-sı =>“LÂ HUVe İLLÂ HU!.” EZÂNı!.


22.10.19 06:12
brsbrsmmm.. tktktrstkkmdsbAHezÂNımızzz..


CÂN YÜREKLer->NEFESLenir,
BURSA’da->GÖKLer SESLenir,
RASÛLULLAH=>NAHNU SIRRı,
“HAYy ALLAHu EKBER!.” DEnir!.


celle celâlihu..
sallallahu aleyhi vesellem..


EZÂN.: İslam Dininde, namaz vaktinin geldiğini bildirmek ve müslümanları namaz kılmaya çağırmak için müezzinin yüksek sesle okuduğu kudsal sözlerdir..
EZÂN.: Namaza dâvet ve Vahdaniyet-i İlâhiyyeyi ve Hakaik-ı İslâmiyyeyi âleme, kâinâta ilân etmek için minâre ve emsâli mahallerde edilen nidâ. Kamet getirmek. Çağrı. Bildirmek..
MÜEZZiN.: (c.: Müezzinîn) Ezân okuyan..

EZÂN.: İSLâM ÂLEMİnde namaz vakitlerini bildiren sözlü SeLAHa-FeLAHa dâvet ve ilân şeklidir..

EZÂN.: Arapça aslı ve tertibi bozulmadan, VAKti girdiğinde, Erkeklere vâcib derecesinde sünnet olan, ALLAHu zü’L- CELÂL’in VARLığını BİRLİğini ve RESÛLULLAh sallallahu aleyhi vesellem’in O’nun KULu ve ELÇİsi OLduğunu ilân şeklidir..

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا نُودِي لِلصَّلَاةِ مِن يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ وَذَرُوا الْبَيْعَ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
Resim---“Yâ eyyuhâllezîne âmenû izâ NÛDİYE li’s- salâti min yevmi’l- cumuati fes’av ilâ zikrillâhi ve zerûl bey’a, zâlikum hayrun lekum in kuntum ta’lemûn (ta’lemûne).: Ey iman edenler! Cuma günü namaza NİDÂ olunduğu zaman (çağrıldığınız zaman) hemen ALLAH'ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. İşte bu, sizin için daha hayırlıdır, keşke bilseniz.” (Cumâ 62/9)

وَمَنْ أَحْسَنُ قَوْلًا مِّمَّن دَعَا إِلَى اللَّهِ وَعَمِلَ صَالِحًا وَقَالَ إِنَّنِي مِنَ الْمُسْلِمِينَ
Resim---“Ve men ahsenu kavlen mimmen deâ ilâllâhi ve amile sâlihan ve kâle innenî mine’l- muslimîn (muslimîne).: (İnsanları) ALLAH'a çağıran/ALLAH’a kulluk ve ibâdete, ALLAH YOLUna dâvet eden, hâlis niyet ve amaçlarla, İslâm esaslarını, İslâmî düzeni hayata geçiren, iş barışı içinde bilinçli, planlı, mükemmel, meşrû’, faydalı, verimli çalişârak nimetin-ürünün bollaşmasını sağlayan, yerinde, haklı çıkışlar yaparak, düzelmeye, iyiliğe, iyileştirmeye ön ayak olan, cârî-kalıcı hayırlar-sâlih ameller işleyen.: “Ben de İslâm’ı yaşayan müslümanlardan biriyim!.” diyen, sorumluluk şûuruyla görevini yerine getiren kimseden, müslümandan daha güzel sözlü kim olabilir?” (Fussilet /33)

Bu âyetin müezzinlerin fazileti HAKkında nâzil olduğu rivâyet edilmektedir..

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Kıyamet gününde simsiyah miskten yapılmış bir tepenin üzerinde üç grup insan beklemektedir. Onların bu bekleyişleri diğer insanların hesabı bitinceye kadar devam eder. Bu kişiler ne hesaptan korkmaktadırlar ve ne de manzaranın fecaati kendilerini ürkütmektedir. Bunlar; ALLAH rızası için Kur'ÂN-ı Kerîm okuyan ve kendisinden razı olan bir cemaate imamlık yapan kişi. Allah rızası için bir mescidde ezân okuyan ve halkı ALLAH'a ibâdet etmeye DÂVEtt eden kişi. Dünyada rızk darlığına mübtelâ olduğu halde âhiret amellerini terk etmeyen kişidir.” buyurmuştur..
(İbn Ömer radiyallahu anhu’dan hasen bir senedle; Tirmizî.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “MÜEZZiN'in sesini işiten cinler, insanlar ve her şey kıyamet gününde onun HAKkında şâhidlik yaparlar.” buyurmuştur..
(Ebu Said radiyallahu anhu’dan hasen bir senedle; Buhârî.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “ALLAHu TeÂL´nın Kudret Eli, EZÂNını bitirinceye kadar MÜEZZiN'in başındadır.” buyurmuştur..
(Taberânî el-Evsat, Hasan b. Said, Müsned.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “EZÂNı işittiğiniz zaman, MÜEZZiN'in sözlerini aynen tekrarlayınız!.” buyurmuştur..
(Ebu Said radiyallahu anhu’dan; Buharî, Ezân,7; Müslim)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 26 Eki 2019, 12:26 
Çevrimiçi
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11566
Resim

KeLÂMuLLAH-ta EZÂN ve MÜEZZİN..

وَإِذَا نَادَيْتُمْ إِلَى الصَّلاَةِ اتَّخَذُوهَا هُزُوًا وَلَعِبًا ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لاَّ يَعْقِلُونَ
Resim---“Ve izâ nâdeytum ile’s- salâtittehazûhâ huzuven ve leıbâ (leıben) zâlike bi ennehum kavmun lâ ya’kılûn (ya’kılûne).: Ve namaza çağırdığınız (ezân okuduğunuz) zaman, onu oyun ve alay konusu edindiler. Bu, onların akıl etmeyen (aklını kullanmayan) bir kavim olmaları sebebiyledir.” (Mâide 5/58)

وَنَادَى أَصْحَابُ الْجَنَّةِ أَصْحَابَ النَّارِ أَن قَدْ وَجَدْنَا مَا وَعَدَنَا رَبُّنَا حَقًّا فَهَلْ وَجَدتُّم مَّا وَعَدَ رَبُّكُمْ حَقًّا قَالُواْ نَعَمْ فَأَذَّنَ مُؤَذِّنٌ بَيْنَهُمْ أَن لَّعْنَةُ اللّهِ عَلَى الظَّالِمِينَ
Resim---“Ve nâdâ ashâbu’l- cenneti ashâbe’n- nâri en kad vecednâ mâ vâadenâ rabbunâ HAKka (HAKkan) fe hel vecedtum mâ vaade rabbukum HAKka (HAKkan) kâlû neam fe ezzene muezzinun beynehum en lâ'netullâhi ale’z- zâlimîn (zâlimîne).: Ve cennet ehli, ateş (cehennem) ehline seslendi. “Biz, RABBimizin bize vaadettiğini hak olarak bulduk. Siz de, RABBimizin size vaadettiğini hak olarak buldunuz mu?” “Evet” dediler. O zaman onların arasından bir MÜEZZİN (münâdi, seslenme görevi olan kişi) seslendi: “ALLAH'ın lâneti zâlimlerin üzerine olsun.” (A’râf 7/44)

وَأَذَانٌ مِّنَ اللّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى النَّاسِ يَوْمَ الْحَجِّ الأَكْبَرِ أَنَّ اللّهَ بَرِيءٌ مِّنَ الْمُشْرِكِينَ وَرَسُولُهُ فَإِن تُبْتُمْ فَهُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ وَإِن تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُواْ أَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللّهِ وَبَشِّرِ الَّذِينَ كَفَرُواْ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ
Resim---“Ve EZÂNun minallâhi ve resûlihî ilâ’n- nâsi yevme’l- haccı’l- ekberi ennallâhe berîun mine’l- muşrikîne ve resûluhu, fe in tubtum fe huve hayrun lekum, ve in tevelleytum fa'lemû ennekum gayru mu'cizîllâh (mu'cizîllâhi), ve beşşirillezîne keferû bi azâbin elîm (elîmin).: Ve büyük hac (Hacc'ul ekber) günü, Allah'tan ve O'nun resûlünden insanlara bir bildiridir (ezân-ilândır). MuHAKkak ki; ALLAH ve O'nun RESÛLÜ, müşriklerden berîdir (uzaktır). Bundan sonra eğer tövbe ederseniz, artık o (tövbe etmeniz) sizin için daha hayırlıdır ve eğer yüz çevirirseniz, siz ALLAH'ı aciz bırakamayacağınızı biliniz. Ve kâfir kimseleri elîm bir azâb ile uyar (ikaz et).” (Tevbe 9/3)

وَمَنْ أَحْسَنُ قَوْلًا مِّمَّن دَعَا إِلَى اللَّهِ وَعَمِلَ صَالِحًا وَقَالَ إِنَّنِي مِنَ الْمُسْلِمِينَ
Resim---“Ve men ahsenu kavlen mimmen deâ ilâllâhi ve amile sâlihan ve kâle innenî mine’l- muslimîn (muslimîne).: (İnsanları) ALLAH'a çağıran/Allah’a kulluk ve ibâdete, ALLAH YOLUna dâvet eden, hâlis niyet ve amaçlarla, İslâm esaslarını, İslâmî düzeni hayata geçiren, iş barışı içinde bilinçli, planlı, mükemmel, meşrû’, faydalı, verimli çalişârak nimetin-ürünün bollaşmasını sağlayan, yerinde, haklı çıkışlar yaparak, düzelmeye, iyiliğe, iyileştirmeye ön ayak olan, cârî-kalıcı hayırlar-sâlih ameller işleyen.: “Ben de İslâm’ı yaşayan müslümanlardan biriyim!.” diyen, sorumluluk şûuruyla görevini yerine getiren kimseden, müslümandan daha güzel sözlü kim olabilir?” (Fussilet /33)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا نُودِي لِلصَّلَاةِ مِن يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ وَذَرُوا الْبَيْعَ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
Resim---“Yâ eyyuhâllezîne âmenû izâ NÛDİYE li’s- salâti min yevmi’l- cumuati fes’av ilâ zikrillâhi ve zerûl bey’a, zâlikum hayrun lekum in kuntum ta’lemûn (ta’lemûne).: Ey iman edenler! Cuma günü namaza NİDÂ olunduğu zaman (çağrıldığınız zaman) hemen ALLAH'ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. İşte bu, sizin için daha hayırlıdır, keşke bilseniz.” (Cumâ 62/9)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 31 Eki 2019, 20:06 
Çevrimiçi
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11566
Resim

RESÛLuLLAH-ta EZÂN ve MÜEZZİN..

sallallahualeyhi vesellem..



Resim---Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “İnsanlar EZÂN okumanın ve namazda birinci safta bulunmanın ne kadar faziletli olduğunu bilselerdi, sonra bunları yapabilmek için kur’a çekmek zorunda kalsalardı kur’a çekerlerdi. Şâyet câmide cemaate erken yetişmenin ne kadar faziletli olduğunu bilselerdi, birbirleriyle yarışa girerlerdi. Eğer yatsı namazı ile sabah namazındaki fazileti bilselerdi, emekleyerek ve sürünerek de olsa bu iki namaza gelirlerdi.” buyurdu.
(Buhârî, Ezân 9, 32, Şehâdât 30; Müslim, Salât 129. Ayrıca bk. Tirmizî, Mevâkît 52; Nesâî, Mevâkît 22, Ezân 31.)

AÇIKLAMALAR.:
EZÂNın sözlük anlamı bildirmek demektir. Din örfündeki anlamı ise, belirlenmiş vakitlerde, belirlenmiş sözlerle belirlenmiş bildirimdir. Vakitler namaz vakitleri, sözler şeriat koyucunun tayin ettiği ve her vakitte tekrarlanan kelimelerdir. Hepimizin bildiği gibi EZÂN şu kelimelerden meydana gelir.:

ALLAHü ekber.. (4 defa)
Eşhedü en lâ ilâhe illallah.. (2 defa)
Eşhedü enne MuhaMMeden resûlullah.. (2 defa)
Hayye’ale’s-salâh.. (2 defa)
Hayye’ale’l-felâh.. (2 defa)
ALLAHü ekber.. (2 defa)
LÂ İLÂHE İLLALLAH!!. (1 defa)

İslâm Âlimleri, EZÂNın bu kadar az sözle itikadî ve amelî hükümlerin tamamını ihtiva ettiğini söylerler.:

“Allahü ekber”..: Cenâb-ı HAKk’ı tasdike delâlet ettiği gibi, O’nun bütün kemâl sıfatlarını da isbat eder.
“Eşhedü en lâ ilâhe illallah”..: Tevhid akîdesini tasdiki ve şirkin her çeşidini reddi içine alır.
“Eşhedü enne MuhaMMeden Resûlullah”..: Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in risâletini ve bunun yanında bütün resûl ve nebîlerin peygamberliklerini tasdîke delâlet eder.
“Hayye’ale’s-salâh”..: Resûl-i Ekrem Efendimiz sâyesinde bilinen ALLAH celle celâlihu’ya itaat ve tâate emir sigasiyle dâvettir.
“Hayye’ale’l-felâh”..: Dünya ve âhirette ebedî kurtuluş demek olan felâha, yegâne hak yola çağırmaktır ki, bu kıyameti, âhireti ve mahşeri tasdik demektir.
Bu lafızların tekrarlanmasının sebebi, ihtiva ettikleri bu engin anlamları tekit içindir..

EZÂNın pek çok faydaları vardır. Bunların en başta geleni, EZÂN okunan yerde müslümanların varlığının isbat edilmiş olmasıdır. Bu yer İslâm Toprağıdır veya böyle olmaya adaydır. Çünkü müslümanların hedefi ve gayesi, yeryüzünü islâmlaştırmak veya Müslümanlığı kabul etmeyen insanların yaşadığı yerleri sürekli ALLAHu zü’L- CELÂL’in dinini tebliğe müsâid bir hale getirmek, bu yöndeki engelleri ortadan kaldırmaktır. Ayrıca ibâdet vaktinin girdiği müslümanlara EZÂNla haber verilir. EZÂN, müslümanları cemaat olmaya ve bir araya getirmeye dâvettir. İslâm’ın temel esasları bütün insanlara günde beş defa EZÂN sayesinde açıkça duyurulmuş olur. İslâm âlimleri EZÂNda dört hikmet bulunduğunu söylerler. Bunlar.: Şiâr-ı İslâm oluşu, yani İslâmın bir parolası, bir sembolü olması, kelime-i tevhîdi ve kelime-i şehâdeti herkese açıkça ilân etmesi, namaz vaktinin ve kılınacağı yerin duyurulması ve müslümanları cemaate dâvettir.

Kur'ÂN-ı Kerîm’de EZÂNa şu âyet-i kerîmelerle işâret edilir.:


وَإِذَا نَادَيْتُمْ إِلَى الصَّلاَةِ اتَّخَذُوهَا هُزُوًا وَلَعِبًا ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لاَّ يَعْقِلُونَ
Resim---“Ve izâ nâdeytum ile’s- salâtittehazûhâ huzuven ve leıbâ (leıben) zâlike bi ennehum kavmun lâ ya’kılûn (ya’kılûne).: Ve namaza çağırdığınız (EZÂN okuduğunuz) zaman, onu oyun ve alay konusu edindiler. Bu, onların akıl etmeyen (aklını kullanmayan) bir kavim olmaları sebebiyledir.” (Mâide 5/58)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا نُودِي لِلصَّلَاةِ مِن يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ وَذَرُوا الْبَيْعَ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
Resim---“Yâ eyyuhâllezîne âmenû izâ NÛDİYE li’s- salâti min yevmi’l- cumuati fes’av ilâ zikrillâhi ve zerûl bey’a, zâlikum hayrun lekum in kuntum ta’lemûn (ta’lemûne).: Ey iman edenler! Cuma günü namaza NİDÂ olunduğu zaman (çağrıldığınız zaman) hemen ALLAH'ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. İşte bu, sizin için daha hayırlıdır, keşke bilseniz.” (Cumâ 62/9)

EZÂN okumanın önemi ve fazileti böylelikle iyice anlaşılmış olmaktadır. İşte bu sebeble Resûl-i Ekrem Efendimiz, bu fazileti kavrayanların EZÂN okumakta âdeta birbirleriyle yarışacaklarını, hatta kur’a atmak zorunda kalabileceklerini ifade buyurmuşlardır. Nitekim İslâm tarihinde bu gerçekleşmiş, meselâ Kâdisiye Harbi’nde bir grup müslüman EZÂN okuma hususunda aralarında münakaşa etmişler, kimin EZÂN okuyacağı HAKkında Sa’d İbni Ebî Vakkâs kur’a çektirmek zorunda kalmıştır.
Namazda ilk safta bulunmak da aynı şekilde büyük faziletlerden biridir. İlk saf imamın hemen arkasında bulunan saftır. Bir arkada bulunana göre onun önündekinin ilk saf olduğunu söyleyenler, bundan da öte vakit namazını ilk cemaatle kılanlar demek olduğunu iddia edenler de olmuştur. Fakat doğru olan ilk görüş olsa gerektir. İlk safta bulunmanın neden faziletli olduğu üzerinde durulmuş, buna karşılık imam cehren okuduğunda Kur’an dinlemek, Fâtiha sûresi’nin okunmasından sonra “âmin!.” diyebilmek, imamın tekbirlerinden hemen sonra tekbir almak, imam birini yerine geçirecek olursa kendisi geçmek gibi büyük ecir ve sevabı olan işler sayılmıştır. Bir başka yönü teşvik unsuru oluşudur. Cemaatin ön saflarında boş yer varken, arkada olanlar daima oraları doldurmakla mükelleftirler. Nitekim bir hadiste:


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “İlk saffı, sonra onun arkasındakini, sonra sırayla diğerlerini tamamlayınız, eksik kalırsa son safta kalsın” buyurmuştur..
(Ebû Dâvûd, Salât 94.)

Erkeklerin ilk saflarının, kadınların da son saflarının daha hayırlı olduğunu Peygamberimiz haber vermiştir.:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Erkeklerin saflarının en hayırlısı ilkleridir, sevabı en az olanları geridekilerdir. Kadınların saflarının en hayırlısı da geridekileridir. Sevabı en az olanları ise öndekilerdir” buyurmuştur..
(İbni Mâce, İkâme 52.)

Hadisimizde anılan faziletlerden biri de, câmiye erken gitmektir. Bundan maksat cemaate yetişmek ve ön saflarda yer almaktır. Ayrıca câmiye gitmek üzere vaktinde hareket eden kimse hem yolda rahat yürüme imkânına sahip olur, hem de câmide bir süre dinlenmek, tefekkür etmek, tahiyyetü’l-mescid veya nâfile namaz kılmak ya da Allah’ın zikriyle meşgul olmak suretiyle kendini farz namaza hazırlar. Bu ise nefes nefese câmiye gitmek ve arka saflarda yer almaktan çok faziletlidir..

Allah’ın üzerimize farz kıldığı her namazın faziletli olduğu şüphesizdir. Ancak bunlar arasında derece farkı vardır. Sabah ve yatsı namazı gecenin iki ucundaki namazlardır. Biri gecenin bitip yeni bir günün başladığı zamanda, diğeri de gündüzün bitip karanlığın tamamen bastırdığı vakitte kılınır. İnsanlar içinde münafıklara en ağır gelen namaz bu ikisidir. İnsanın bu iki namazın vaktinde uyanık olması, bir de câmiye cemaate gitmesi, sağlam bir imanın, ibâdet ve tâate düşkünlüğün, ALLAHu zü’L- CELÂL’in rızasını kazanmak için ciddî bir azim ve gayretin eseridir. Bu açılardan da son derece faziletlidir. İşte bunun faziletine işâret için Efendimiz, “Emekleyerek veya oturakları üzerinde sürtünerek de olsa bu namazlara giderlerdi” buyurmuşlardır.


HADİSTEN ÖĞRENDİKLERİMİZ.:
1-) EZÂN okumak İslâm’ın vazgeçilmez esaslarından ve sünnetlerinden biridir.
2-) EZÂNın pek çok faydası, fazileti ve hikmeti vardır. İslâm’ın itikad ve amel esaslarını bünyesinde barındıran EZÂN, inanmayanları dine, inananları ibâdete dâvetdir.
3-) MÜEZZİNlik, ALLAHu zü’L- CELÂL katında ecri ve sevabı büyük hayırlardan biri olup, Efendimiz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem tarafından teşvik edilmiştir.
4-) Namazda ilk safta bulunmanın sevabı ve fazileti diğer saflardan daha çoktur.
5-) Câmiye ve cemaate erken gelmek ve ilk saflarda yer almak sünnette teşvik edilmiştir.
6-) Cemaatle kılınan namazın fazileti, tek kılınan namazdan kat kat fazladır.
7-) Sabah ve yatsı namazlarında câmiye gitmek ve cemaatle namaz kılmak, diğer vakitlerde cemaatle kılınan namazlardan daha faziletlidir. Çünkü bu ikisi münafıklara en ağır gelen namazlardır.
8-.) Münakaşalı işlerde kur’a çekmek câizdir..


وعنْ مُعاوِيةَ رضي اللَّه عنْهُ قَال : سمِعْتُ رسُولَ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم يَقُولُ : « المُؤذِّنُونَ أَطْولُ النَّاسِ أعْنَاقاً يوْمَ القِيامةِ » رواه مسلم .
Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Kıyamet günü boyunları en uzun olanlar MÜEZZİNlerdir” buyurmuştur..
(Müslim, Salât 14. Ayrıca bk. İbni Mâce, Ezân 5.)

AÇIKLAMALAR.:
Kıyamet gününde MÜEZZİNlerin boyunlarının uzun olmasının ne anlama geldiği konusunda âlimler çeşitli görüşler ileri sürmüşlerdir. Boynun uzunluğu, bir kimsenin iyi ve hayır işlerinin çokluğuna delâlet eder. MÜEZZİNler insanları Allah’a dâvet çağırısı yapan kimseler oldukları için hayırlarının çokluğu sebebiyle böyle nitelendirilmiştir. Bazı âlimlere göre, onlar ilâhî rahmeti görmeye en çok özenen kimselerdir. Bir şeyi görmeye özenen boynunu ona doğru uzatır. İlâhî rahmeti görmek, çok ecir ve sevâb kazanmak demektir. Bu sebeble boyunları uzun diye nitelenirler. Araplar, kendi büyüklerini ve reislerini uzun boyunlulukla vasıflandırırlar. Bu anlama göre MÜEZZİNler kıyamet gününde reis mevkiinde olacak ve arkalarında bir cemaat bulunacak demektir. Bir başka yoruma göre kıyamet gününde MÜEZZİNler topluluğu sayıca çok olacak, dünyada onların dâvetlerine icâbet edip ibâdete koşanlar da kendileriyle bir arada bulunacaklardır. Faziletleri, hayırlı işleri ve güzel davranışları çok anlamında kendilerine uzun boyunlu denilmiştir. Çünkü boynun uzunluğu, hayırdan, iyi davranıştan, sevinçli ve üstün mertebede olmaktan kinâyedir. Bazı hadis şârihlerine göre, boynun uzunluğu onların istikamet üzere, yani Allah’ın gösterdiği dosdoğru yol üzere olmalarını, kalplerinin mânevî tatmine ve doyuma ulaştığını, kıymetlerinin kıyamet gününde açıkça ortaya çıkacağını ifade eder. Görüldüğü gibi, bu hadise pek çok ve değişik anlamlar verilmiştir. Fakat bu anlamların her birinde iyilik, hayır, fazilet, sahih itikad, sâlih amel ön plana çıkarılmıştır. Bütün bunlardan sonra söylenecek söz, MÜEZZİNliğin faziletli bir vazife ve büyük bir hayır olduğudur..


HADİSTEN ÖĞRENDİKLERİMİZ.:
1-) MÜEZZİNlik hayırlı ve faziletli işlerdendir.
2-) MÜEZZİNlerin kıyamet günündeki mertebeleri de üstün olacaktır.
3-) Dünyada hayırlı ve faziletli işler yapanlar, kıyamette de hayra ve fazilete nâil olurlar..


وعنْ عَبْدِ اللَّه بْنِ عبدِ الرَّحْمنِ بنِ أَبي صَعْصعَةَ أَن أَبَا سعِيدٍ الخُدْرِيِّ رضِيَ اللَّه عنْهُ قَالَ لَهُ : إني أراكَ تُحِبُّ الْغَنَم والْبادِيةَ فإِذا كُنْتَ في غَنَمِكَ ¬ أَوْ بادِيَتِكَ ¬ فَأَذَّنْتَ للصلاةِ ، فَارْفَعْ صَوْتَكَ بالنِّدَاءِ ، فَإِنَّهُ لا يْسمعُ مَدَى صوْتِ المُؤذِّن جِنُّ ، ولا إِنْسٌ ، وَلا شَيْءٌ ، إِلاَّ شَهِد لَهُ يوْمَ الْقِيامَةِ » قال أبو سعيدٍ : سَمِعْتُهُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم . رواه البخاري .
Resim---"Abdullah İbni Abdurrahman İbni Ebû Sa‘saa’dan rivâyet edildiğine göre, Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh ona şöyle dedi.: “Ben senin koyunu ve kır hayatını sevdiğini görüyorum. Koyunlar arasında veya kırda iken, namaz için EZÂN okuduğunda sesini iyice yükselt. Çünkü MÜEZZİNin sesinin ulaştığı yere kadarki alanda olup da onu işiten cin, insan ve her varlık, kıyamet gününde EZÂN okuyanın lehine şâhidlik yaparlar.”
Ebû Saîd: “Ben bunu Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den işittim.”
dedi..

(Buhârî, Ezân 5, Tevhîd 52, Bed’ü’l-halk 12. Ayrıca bk. Nesâî, Ezân 14.)

AÇIKLAMALAR.:
Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, EZÂN İslâm’ın şiârı, parolasıdır. Onu mümkün olduğu kadar en yüksek ve gür sesle duyurmak gerekir. Bu sebeble MÜEZZİNin gür, güzel ve yanık sesli olması müstehab kabul edilmiştir. Hatta İmâm Nevevî’nin bildirdiğine göre, biri güzel sesli olup EZÂN okumak için ücret isteyen, diğeri çirkin sesli fakat ücret istemeyen iki kişiden MÜEZZİNlik için hangisinin seçileceği hususunda iki görüş vardır. Ama bu görüşlerin tercih edileni ve esas görüş diye nitelendirileni, güzel sesli olana ücret verilmek suretiyle tercih edilmesidir. Bu konu her dönemde üzerinde durulan ve durulması gereken ciddî işlerden biridir. Her câmiye, her mescide, her köye istenilen evsafta MÜEZZİN bulma imkânı olmayacağını herkes kabul eder. Fakat özellikle büyük şehirlerimizin selâtin câmileri başta olmak üzere, sırayla diğer câmilerimize güzel ve gür sesli, duyanları etkileyici MÜEZZİNler yetiştirmeyi, öncelikle ilgili teşkilâtlar, dînî nitelikli vakıflar, İmam-Hatip liseleri, Kur’an kursları ve hatta İlahiyât fakülteleri kendilerine bir görev kabul etmelidir. Günümüzde bunun ne kadar büyük bir gereklilik olduğunu hepimiz yakînen müşâhede etmekteyiz. İyi bir MÜEZZİNin cemaatsiz câmiyi cemaatle doldurduğu, çirkin sesli birinin de cemaati dağıttığı bilinen ve görülen gerçeklerdir. İslâm’dan tamamen habersiz olduğu halde, anlamını da bilmeden çok güzel okuyan birinden Kur’an dinleyerek veya nitelikli bir MÜEZZİNden EZÂN dinleyerek İslâm’ı seçen ve ebedî cehennemden kurtulan insanlar görüyoruz. Bundan daha büyük bir hayır olabilir mi? Anadolumuzun pek çok köyünde, o köyün en güzel sesli insanlarına EZÂN okuttuklarını bilmeyenimiz yoktur. Bu çok önemli ve isabetli bir tercihtir.

Resûl-i Ekrem Efendimiz’in, bir insanın sesini ulaştırabildiği yere kadar EZÂNı duyurması yönündeki tavsiyesi son derece önemlidir. EZÂN sesini duyacak olanları sayarken cinlerden başlaması, en aşağı tabakadan en üstün olana doğru bir sıralamadır. Çünkü insandan sonra anılan diğer varlıkların içinde melekler ilk sırayı alır. Fakat onlarla sınırlı olmayıp, diğer canlılar, bitkiler ve dağlar taşlar da buna dahildir. Çünkü bunların her birinin kendine göre bir idraki ve tesbihâtı vardır.
Nitekim şu âyet-i kerîme çok dikkat çekicidir:


ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُم مِّن بَعْدِ ذَلِكَ فَهِيَ كَالْحِجَارَةِ أَوْ أَشَدُّ قَسْوَةً وَإِنَّ مِنَ الْحِجَارَةِ لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنْهُ الأَنْهَارُ وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَشَّقَّقُ فَيَخْرُجُ مِنْهُ الْمَاء وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَهْبِطُ مِنْ خَشْيَةِ اللّهِ وَمَا اللّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
Resim---“Summe kaset kulûbukum min ba’di zâlike fe hiye kel hıcâreti ev eşeddu kasveh (kasveten), ve inne mine’l- hıcâreti lemâ yetefecceru minhul enhâr (enhâru), ve inne minhâ lemâ yeşşakkaku fe yahrucu minhu’l- mâu, ve inne minhâ lemâyehbitu min haşyetillâh (haşyetillâhi), ve mâllâhu bi gâfilin ammâ ta’melûn (ta’melûne).: Sonra, bunun (bu mucizenin) arkasından kalpleriniz (gene) kasiyet bağladı (katılaştı ve karardı), öyle ki taş gibi hatta daha da katı oldu. Ve gerçekten, taşlardan öyleleri vardır ki, ondan nehirler fışkırır. Ve gerçekten, onlardan (taşlardan) öyleleri vardır ki, yarılır, böylece içinden su çıkar. Ve mutlaka onlardan (taşlardan) öyleleri vardır ki, ALLAH'a karşı duyduğu huşûdan yuvarlanıp aşağı düşer. Ve ALLAH yaptıklarınızdan gâfil değildir.” (Bakara 2/74)

Şu âyet de önemle üzerinde durulması gereken muhtevadadır.:

تُسَبِّحُ لَهُ السَّمَاوَاتُ السَّبْعُ وَالأَرْضُ وَمَن فِيهِنَّ وَإِن مِّن شَيْءٍ إِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدَهِ وَلَكِن لاَّ تَفْقَهُونَ تَسْبِيحَهُمْ إِنَّهُ كَانَ حَلِيمًا غَفُورًا
Resim---“Tusebbihu lehu’s- semâvâtu’s- seb’u ve’l- ardu ve men fîhinn (fîhinne), ve in min şey’in illâ yusebbihu bi hamdihî ve lâkin lâ tefkahûne tesbîhahum, innehu kâne halîmen gafûrâ (gafûren).: 7 kat gökler ve yeryüzü ve onlarda bulunanlar, O'nu (ALLAH'ı) tesbih ederler. O'nu hamd ile tesbih etmeyen bir şey yoktur. Ve fakat onların tesbihlerini siz fıkıh edemezsiniz (anlayamazsınız, idrak edemezsiniz). Muhakkak ki O; HAKÎM'dir, GAFÛR'dur (mağfiret edendir).” (İsrâ 17/44)

İşte bütün cinler, insanlar, melekler, hayvanlar, bitkiler ve cansız varlıklar EZÂN okuyan kimseye kıyamet gününde şâhidlik yaparlar. Bu ise o kimsenin derecesinin ne kadar yüce olacağının bir isbatıdır..

HADİSTEN ÖĞRENDİKLERİMİZ.:
1-) EZÂNı yüksek ve gür sesle okumak müstehabtır.
2-) MÜEZZİNler güzel, gür ve etkileyici seslilerden seçilmelidir.
3-) Kırda, bayırda ve çölde de olsa namaz için EZÂN okumak gerekir.
4-) EZÂN sesini sadece insanlar değil, cinler, melekler, diğer canlı varlıklar, bitkiler ve dağlar taşlar da duyar.
5-) EZÂNı duyanlar, kıyamet gününde EZÂN okuyan kişinin lehinde Allah huzurunda şâhidlik yaparlar.
6-) EZÂN okuyan MÜEZZİNlerin mahşerdeki mevkii yüksek olacaktır..


وعَنْ أَبي هُريْرَةَ رضي اللَّه عنْهُ قَال : قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم : «إِذا نُودِي بالصَّلاةِ ، أَدْبرَ الشيْطَانُ و لهُ ضُرَاطٌ حتَّى لا يسْمع التَّأْذِينَ ، فَإِذا قُضِيَ النِّداءُ أَقْبَل ، حتَّى إِذا ثُوِّبَ للصَّلاةِ أَدْبَر ، حَتَّى إِذا قُضِيَ التَّثْويِبُ أَقْبلَ ، حَتَّى يخْطِر بَيْنَ المرْءِ ونَفْسِهِ يقُولُ : اذْكُرْ كَذا ، واذكُرْ كذا ¬ لمَا لَمْ يذْكُرْ منْ قَبْلُ ¬ حَتَّى يظَلَّ الرَّجُلُ مَا يدرَي كَمْ صلَّى » متفقٌ عليه . « التَّثْوِيبُ » : الإِقَامةُ .
Resim---Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Namaz için EZÂN okunduğu zaman, şeytan EZÂNı duymamak için arkasını dönüp yellenerek kaçar. EZÂN bitince tekrar geri gelir. Namaz için kamet edilince yine arkasını dönüp kaçar. Kâmet bittiğinde yine gelir ve kişi ile nefsi arasına sokulur ve ona: “Filân şeyi hatırla, filân şeyi hatırla!.” diyerek, namazdan önce aklında olmayan şeyleri hatırlatır da, neticede insan kaç rek’at namaz kıldığını bilemez olur.” buyurdu..
(Buhârî, Ezân 4, Amel fis’-salât 18, Sehv 6, Bed’ü’l-halk 11; Müslim, Salât 19, Mesâcid 83. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 31; Nesâî, Ezân 20, 30.)

AÇIKLAMALAR.:
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz’in bu hadisleri, EZÂNdan kaçan şeytanın halini güzel bir benzetme ile ortaya koymaktadır. Onun EZÂNdan kaçtığı sıradaki hali, ansızın büyük bir korku ve dehşete düşen insanın haline benzetilmiştir. Böyle bir kimsenin dizlerinin bağı çözülür, mafsalları gevşer ve sinir sistemi alt üst olur. Neticede büyük ve küçük abdestini tutamaz hale gelir. EZÂNı işiten şeytan da böyle bir korkuya kapıldığı için ne yapacağını şaşırır; onun bu hali, bir felâkete uğradığında ne yapacağını şaşıran insanın haline benzer. Şeytana yellenme isnad edilmiş olması, bu korku halinin şiddetini anlatmak içindir. Yoksa onun gerçekte yellenmesi söz konusu değildir. Meşhur hadis âlimi Tîbî, şeytanın EZÂNı işitmemek için kendi sesiyle kendisini meşgul ettiğini, onun bu tavrının çirkinliği sebebiyle, çıkardığı sesin çirkinliğinin yellenmeye benzetildiğini söyler..


HADİSTEN ÖĞRENDİKLERİMİZ.:
1-) Şeytanın EZÂNı işitince deliye dönmesi, EZÂNın faziletini ve büyüklüğünü gösterir.
2-) EZÂNı gür ve yüksek sesle okuyan MÜEZZİNin A ALLAHu zü’L- CELÂL’in katındaki ecri ve mükâfatı çok büyüktür.
3-) Şeytanın EZÂNdan süratle kaçmasının sebebi, onun namaza ve cemaate dâvet, İslâm’ın parolası, dinin itikadî ve amelî bütün ahkâmını kapsayıcı oluşundandır. Çünkü şeytan bunlardan nefret eder.
4-) Şeytan, namaz da dahil her zaman mü’minlere musallat olur. Onun şerrinden ve zararlarından korunmanın tedbirlerini almak gerekir.
5-) Şeytanın tasallutundan kurtulmanın çaresi namazı huşû ve huzû içinde kılmaktır..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 04 Kas 2019, 18:20 
Çevrimiçi
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11566
وَعَنْ عبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمرِو بْنِ العاصِ رضِيَ اللَّه عنْهُما أَنه سَمِع رسُولَ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم يقُولُ : « إِذا سمِعْتُمُ النِّداءَ فَقُولُوا مِثْلَ ما يَقُولُ ، ثُمَّ صَلُّوا علَيَّ ، فَإِنَّهُ مَنْ صَلَّى علَيَّ صَلاةً صَلَّى اللَّه عَلَيْهِ بِهَا عشْراً ، ثُمَّ سلُوا اللَّه لي الْوسِيلَةَ ، فَإِنَّهَا مَنزِلَةٌ في الجنَّةِ لا تَنْبَغِي إِلاَّ لعَبْدٍ منْ عِباد اللَّه وَأَرْجُو أَنْ أَكُونَ أَنَا هُو ، فَمنْ سَأَل ليَ الْوسِيلَة حَلَّتْ لَهُ الشَّفاعَةُ » رواه مسلم .
Resim---Abdullah İbni Amr İbni Âs radıyallahu anhümâ’dan rivâyet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “EZÂNı işittiğiniz zaman, MÜEZZİNin söylediklerinin aynısını siz de söyleyin. Sonra bana salâvat getirin. Çünkü bir kimse bana bir defa salâvat getirirse, ALLAHu zü’L- CELÂL buna karşılık ona on defa salât eder. Daha sonra benim için ALLAH celle celâlihu’dan VESÎLEyi isteyin. Çünkü VESÎLE, cennette ALLAHu zü’L- CELÂL’in kullarından bir tek kuluna lâyık olan bir makamdır. O kulun ben olacağımı umuyorum. Benim için VESÎLEyi isteyen kimseye şefatim vâcib olur.” buyurdu.
(Müslim, Salât 11. Ayrıca bk. Ebû Dâvud, Salât 36; Tirmizî, Menâkıb 1; Nesâî, Ezân 37.)

وعن أَبي سعيدٍ الخُدْرِيِّ رضيَ اللَّه عنْهُ أَنَّ رسُول اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قال : « إِذا سمِعْتُمُ النِّداءَ ، فَقُولُوا كَما يقُولُ المُؤذِّنُ » . متفق عليه .
Resim---Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle.: “EZÂNı işittiğiniz zaman siz de MÜEZZİNin söylediklerini söyleyiniz.” buyurdu.
(Buhârî, Ezân 7; Müslim, Salât 10-11. Ayrıca bk. Tirmizî, Salât 40; Menâkıb 1; Nesâî, Ezân 33, 35, 37; İbni Mâce, Ezân 4.)

AÇIKLAMALAR.:
MÜEZZİNin EZÂNını duyan her müslümanın onun söylediklerini tekrar etmesi gerektiğinde bütün İslâm âlimleri görüş birliği içindedirler. Ancak bunun dînî hükmünün ne olduğu konusunda farklı görüşleri vardır. Hanefîlere göre, EZÂNı duyanların MÜEZZİNe icâbet edip onun sözünü tekrarlamaları vâcibtir. Çünkü bu konuya dair hadislerdeki emirler vücûb ifâde eder. Nitekim EZÂNın okunduğunu işitenlerin Kur’ÂN okumayı, konuşmayı, selâm alıp vermeyi terketmeleri vâcibtir. Bunlar HAKkındaki hüküm vâcib olunca, EZÂNı tekrarlamak da vâcib olur..
İmâm Mâlik, Şâfiî, Ahmed İbni Hanbel ve fukahânın büyük çoğunluğuna göre ise, bu hadislerdeki emir vâciblik değil, müstehablık ifâde eder; dolayısıyla MÜEZZİNin söylediklerini tekrarlamak müstehabtır. Hanefî fakihlerden Tahâvî de aynı kanaattedir. İmam Nevevî, abdestli, abdestsiz, cünüb, hayızlı herkesin EZÂNı tekrarlamasının müstehab olduğunu söyler. Tekrarlamaya engel olan sebebler ise, helâda olmak, eşiyle ilişki halinde bulunmak veya namaz kılmak gibi hallerdir. Bu hallerde EZÂN tekrarlanmaz. Ancak namaz kılan kimse, namazını bitirince EZÂNı tekrarlar denilmiştir. Kur’ÂN okuyan veya tesbih çeken kimse EZÂNı duyunca bunları bırakır ve MÜEZZİNin söylediklerini tekrar eder. Kametin hükmü de aynen EZÂN gibidir. Hanefî fakih Kemâl İbni Hümâm kameti tekrar etmenin müstehab olduğunu söyler.

MÜEZZİNin sözlerinden
"hayye’ale’s-salâh" ve "hayye’ale’l-felâh" ile sabah EZÂNındaki "es-salâtü hayrun mine’n-nevm" tekrarlanmaz. Kâmette de "kad kameti’s-salâh" tekrar edilmez.
Bunların yerine, MÜEZZİN.:

"Hayye’ale’s-salâh" dediğinde =>“Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîm”
"Hayye’ale’l-felâh" dediğinde =>“Mâ şâallâhu kâne ve mâ lem yeşe’ lem yekün”
"Es-salâtü hayrun mine’n-nevm" dediğinde de =>"sadakte ve bererte”
Kamette
"kad kameti’s-salâh" dediğinde ise =>“ekamehallâhu ve edâmehâ” denilir.

Bunların her biri MÜEZZİN aralarda durduğunda söylenir.
EZÂN okunurken ve kamet getirilirken konuşmamak, Kur’ÂN okumamak, selâm verip almamak, kısacası MÜEZZİNin sözlerini tekrardan başka bir şeyle meşgul olmamak gerekir. Birkaç câmide EZÂN okununca her MÜEZZİNe icâbet gerekir mi konusu üzerinde durulmuş, bir câmide veya mescidde bulunan kimsenin sadece o câmi veya mescidin MÜEZZİNine icâbet etmesi yeterli görülmüştür. Evinde, işinde veya mescidlerden dişârıda bulunan kimsenin de sadece kendi mahalle mescidinin MÜEZZİNine icâbeti kâfidir denilmiştir.
Resûl-i Ekrem Efendimiz EZÂN bittikten sonra kendisine salâvât getirilmesini ve onun için vesîleyi istememizi tavsiye buyurmuştur. Peygamber’e salâvât getirene ALLAHu zü’L- CELÂL’in on defa salât etmesinden maksad, kuluna rahmet ve mağfiret etmesi, günah ve kusurlarını bağışlamasıdır. Vesîleyi nasıl isteyeceğimiz, her namazdan sonra okunması müstehab olan ve Buhârî’nin rivâyet ettiği hadisten anlaşılmaktadır. Bundan sonra gelen hadis, her EZÂNdan sonra okumamız tavsiye edilen bu duâyı bize öğretecektir.
Vesîlenin sözlük anlamı, başkasına yaklaşmaya vasıta olan şey demektir. Sultanların yanında mevki sahibi olmaya da bu ad verilir. Burada onunla kastedilen ise, hadisten anlaşıldığı gibi cennette çok üstün bir makamın adıdır. Müslümanlar, her EZÂNdan sonra okudukları duâda bu makama ulaşması için Allah Resûlüne duâ ederler. Aslında bu duâ kendileri içindir; çünkü bu duâyı yapanlara Efendimiz kıyamet gününde şefaat edecektir.


HADİSTEN ÖĞRENDİKLERİMİZ.:
1-) MÜEZZİN EZÂN okurken onun söylediklerini tekrar etmek gerekir.
2-) EZÂNdaki
"Hayye’ale’s-salâh vehayye’ale’l-felâh" ve sabah EZÂNındaki "es-salâtü hayrun mine’n-nevm" tekrar edilmez, bunlar söylenince biraz önce açıkladığımız duâlar okunur.
3-) EZÂN gibi kamet de tekrar edilir. Kamette EZÂNdakilere ilâveten
"kad kameti’s-salâh" da tekrar edilmez.
4-) EZÂNın okunduğu vakitler, duâların en makbul olduğu zamanlardır.
5-) EZÂNdan sonra Peygamberimize salâtü selâm getirmek ve kendisi için cennette üstün bir makam olan vesîleyi istemek müstehabtır. Bunun için EZÂN duâsını öğrenmek gerekir.
6-) Ümmetin günahkârlarına da günahsızlarına da şefaat edilecektir. Bu, günahkârların azâbını azaltmak, günahsızların sevâblarını artırmak içindir.


وَعنْ جابرٍ رضَي اللَّه عنْهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قَالَ : « من قَال حِين يسْمعُ النِّداءَ : اللَّهُمَّ رَبَّ هذِهِ الدَّعوةِ التَّامَّةِ ، والصَّلاةِ الْقَائِمةِ، آت مُحَمَّداً الْوسِيلَةَ ، والْفَضَيِلَة، وابْعثْهُ مقَامًا محْمُوداً الَّذي وعَدْتَه ، حلَّتْ لَهُ شَفَاعتي يوْم الْقِيامِة » رواه البخاري .
Resim---Câbir radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Kim EZÂNı işittiği zaman: Ey şu eksiksiz dâvetin ve kılınacak namazın RABBi ALLAHım! MuhaMMed’e vesîleyi ve fazîleti ver. Onu, kendisine vaadettiğin Makâm-ı Mahmûda ulaştır, diye duâ ederse, kıyamet gününde o kimseye şefâatim vâcib olur.” buyurdu.
(Buhârî, Ezân 8, Tefsîru sûre(17), 11. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 37; Tirmizî, Mevâkît 43; Nesâî, Ezân 38; İbni Mâce, Ezân 4.)

وعنْ سَعْدِ بْن أَبي وقَّاصٍ رضِيَ اللَّه عنْهُ عَن النبي صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم أَنَّهُ قَالَ: مَنْ قَال حِينَ يسْمعُ المُؤذِّنَ : أَشْهَد أَنْ لا إِله إِلاَّ اللَّه وحْدهُ لا شَريك لهُ ، وَأَنَّ مُحمَّداً عبْدُهُ وَرسُولُهُ ، رضِيتُ بِاللَّهِ ربًّا ، وبمُحَمَّدٍ رَسُولاً ، وبالإِسْلامِ دِينًا ، غُفِر لَهُ ذَنْبُهُ » رواه مسلم .
Resim---Sa’d İbni Ebî Vakkas radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem.: “Kim MÜEZZİNi işittiği zaman: Tek olan ve ortağı bulunmayan ALLAH’tan başka İLÂH olmadığına, MuhaMMed’in O’nun kulu ve resûlü olduğuna şâhidlik ederim. RABB olarak ALLAH’tan, RESÛL olarak MuhaMMed’den, din olarak İSLÂM’dan razı oldum, derse, o kimsenin günahları bağışlanır.” buyurdu.
(Müslim, Salât 13. Ayrıca bk. Tirmizî, Salât 42; Nesâî, Ezân 38; İbni Mâce, Ezân 4.)

AÇIKLAMALAR.:
Her iki hadiste geçen “EZÂNı işittiği zaman” sözüyle anlatılmak istenen, EZÂNın tamamını işittikten sonra demektir. Çünkü EZÂNı işiten kimsenin MÜEZZİNin söylediklerini aynen tekrar etmesi gerektiğini ve bunun Resûl-i Ekrem tarafından emredildiğini önceki hadiste açıklamıştık. EZÂN bittikten sonra ise, Peygamber Efendimiz’e salâtü selâm getirilir; sonra da EZÂN duâsı okunur. Yaygın olarak bilinen ve okunan ilk hadiste geçen duâ ise de, bundan başkasının da okunabileceğine bu ikinci hadis delil teşkil eder. Hatta bunlar dışında me’sûr olan yani Peygamber Efendimiz’den rivâyet edilen ve hadis kitablarında yer alan duâlardan herhangi biri de yapılabilir.
Beyhakî’nin rivâyetinde ilk duânın sonunda bir de: “İnneke lâ tühlifü’l-mîâd = Şüphesiz ki sen vaadinden caymazsın” ilâvesi vardır ki, biz de duâlarımıza bunu ilâve ederiz.
Yaygın olan bu duânın çok kısa tahlilini yapacak olursak.:
Buradaki “dâvet” EZÂNın lâfızlarıdır. Daha önce izâh edildiği gibi, bu tevhîde dâvettir. “Tam” olmasının anlamı EZÂNda kelime-i tevhîd ve kelime-i şehâdetin bulunmasıdır. Tam ve kâmil olmanın bir yönü de değişikliğe ve bozulmaya uğramadan kıyamete kadar hem lâfzının hem muhtevâsının korunacak olması ve itikad esaslarının hiçbir zaman değişmeyeceğidir. “Vesîle”nin buradaki anlamı önceki hadiste de işâret edildiği gibi cennetteki çok yüce bir makamdır. “Fazilet” de üstün bir makamın adı olup, diğer mahlûkattan yüce bir mertebedir. “Makâm-ı Mahmûd”, her lisânın övgü ve yüceltmesine lâyık makam demektir. O makamda olanı ilk yaratılan insandan son yaratılacak olana kadar herkes över ve yüceltir. Makâm-ı mahmûd, şefaat makamıdır ki, Resûlullah Efendimiz’e ihsân olunmuştur. Kur'ÂN-ı Kerîm.:


وَمِنَ اللَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِ نَافِلَةً لَّكَ عَسَى أَن يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَّحْمُودًا
Resim---“Ve mine’l- leyli fe tehecced bihî nâfileten lek (leke), asâ en yeb’aseke rabbuke makâmen mahmûdâ (mahmûden).: Gecenin bir kısmında uyan ve sana özel nâfile (ilâve) olarak O'nunla (Kur'ân'la) teheccüd namazı kıl! RABBinin seni Makam-ı Mahmud'a beas etmesi (ulaştırması) yakındır.” (İsrâ 17/79)

İbni Abbâs’ın açıklamasına göre: “Öyle bir makam ki, orada öncekiler ve sonrakiler sana hamd ve senâ eder ve mertebece bütün yaratılmışların önünde olursun. Şefaat edersin de şefaatin makbul olur. Senin sancağın altında olmadık kimse bulunmayacaktır” diye tarif edilir. (Alî el-Kârî, el-Mirkât, II, 353).

Peygamberimiz çeşitli hadislerinde bu makamdan bahsetmiş ve onun vasıflarını anlatmıştır.
Önce de ifâde ettiğimiz gibi, EZÂN İslâm’ın temel prensiplerini kendinde toplayan bir dînî tebliğ, bir dâvettir. Bunu duyup dinleyen ve kalben inanarak tekrar eden bir mü’min, istikamet üzere olduğu, sahih bir iman ve sâlih bir amele sahip bulunduğu için Allah’a her EZÂNdan sonra duâ eder. Bu duânın mahiyet ve muhtevâsını da böylece özet olarak bile olsa görüp anlayan bir müslüman artık bu fazileti işlemekten kendini müstağni göremez. Bütün bunları pekiştirmek üzere, EZÂNdan ayrı olarak her farz namazdan önce bir de kamet getirilir..


HADİSTEN ÖĞRENDİKLERİMİZ.:
1-) EZÂNı, MÜEZZİNin söylediklerini tekrar ederek sonuna kadar dinlemek, bitince de duâ etmek faziletli sünnetlerdendir.
2-) EZÂN vakitleri duâların reddedilmediği vakitler olup, her EZÂNdan sonra duâ etmek bu sebeble faziletli kabul edilmiştir.
3-) EZÂNdan sonra duâya devâm etmek hayırlara ulaşmanın sebebi olduğu gibi, kıyamet gününde Peygamberimizin şefaatine nâil olabilmenin de vesilesidir.
4-) EZÂN bittikten sonra Peygamber Efendimiz’in öğrettiği duâlardan biri EZÂN duâsı olarak okunmalıdır.
5-) Vesîle, fazîlet ve makâm-ı mahmûd kıyamet gününde sadece Peygamber Efendimiz’e has üstün mertebe ve makamlardır.


وعنْ أَنَسٍ رضيَ اللَّه عنْهُ قَالَ : قَال رسُولُ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم : « الدُّعَاءُ لا يُردُّ بين الأَذانِ والإِقامةِ » رواه أبو داود والترمذي وقال : حديث حسن .
Resim---Enes radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “EZÂN ile kamet arasında yapılan duâ reddedilmez.” buyurdu.
(Ebû Dâvûd, Salât 35; Tirmizî, Salât 158.)

AÇIKLAMALAR.:
Bu hadis, önceki hadislerde söylenilenlerin bir neticesi mahiyetindedir. EZÂNdan sonra yapılacak duâların vakti böylece daha da belirlenmiş olmaktadır. Resûl-i Ekrem Efendimiz, ümmetine olan şefkat ve merhametinden dolayı ALLAHu zü’L- CELÂL’in duâları en çok kabul edeceği vakitleri de haber vermiştir. İşte o vakitlerden birinin günde beş vakit EZÂNla farz namaz için getirilen kamet arasındaki zaman olduğunu bu hadislerinde bildirmişlerdir..

HADİSTEN ÖĞRENDİKLERİMİZ.:
1-) Duânın daha makbul olduğu belirli vakitler vardır. Bunların bazısını Peygamber Efendimiz ümmetine haber vermiştir.
2-) EZÂNla kamet arasındaki zaman dilimi, duâların makbul olduğu zamanlardan biridir..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 16 Oca 2020, 20:15 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 19 Ağu 2007, 02:00
Mesajlar: 913
ResimEZÂmız..

RESÛLuLLAHsallallahu aleyhi vesellem'in MÜEZZİNLERi..

Fatih KOCa ÖĞR. GÖR. aNKaRa ÜNiVERSitESi iLÂhiYat FaKÜLtESi..

ÖZET.:
Her din, kendisine tabi olan insanları ibâdetlerine çağırırken birbirinden farklı metodları kullanmıştır. İslam dininin ibâdete çağrı yöntemi, diğer dinlerin uygulamalarına nazaran çok daha farklıdır. Çünkü Ezân, bizzat insanın kendi sesidir. Hz. Peygamber aleyhisselâm güzel ve gür sese hayatı boyunca önem vermiş, islamın sembollerinden birisi olan “Ezân”ın ise güzel sesli ve mûsikîye vâkıf insanlar tarafından okunmasını tavsiye etmiştir. Kendi müezzinlerini de güzel sesli insanlardan seçmiştir. Bu makalede Hz. Peygamber aleyhisselâm’ın en çok bilinen müezzini Hz. Bilâl ve diğer müezzinleri ele alınmış ve bu müezzinlerin seslerine ve mûsikîye olan vukûfiyeti üzerinde durulmuştur..

Anahtar kelimeler: Ezân, Müezzin, Mescid, Ses, Mûsikî, Salât..

Abstract all the religions have used different ways to invite their belivers to the prayer. the way adopted in Islam is quite different. Because this invitation is realised by human voice. the Prophet Muhammad (Pbuh) attributed great importance to beautiful and strong human voice and wanted azan to be called by people who had a beautiful voice and a good knowledge of music. he chose muezzins who called the faithful to prayer from those people who had such a bautiful voice. this article is intended to introduce the muezzins choosed by the Prophet Muhammad (Pbuh) and to give information about their voice characteristics and musical knowledge. Key terms: azan, Muezzin, Mosque, Masjid, Music, Voice, Salât, Prayer

GİRİŞ.:
Konuya başlamadan önce, müezzinlerin yaptıkları çok önemli bir görev olan Ezân okuma (Çağrı) hakkında bilgi vermek istiyoruz. Daha sonra Hz. Peygamber aleyhisselâm’ın müezzinlerini konu edinen bölümü detaylı bir şekilde inceleyeceğiz..
Ezân, insan sesiyle ve belirli lafızlarla namaz vaktinin geldiğini bildiren ve müminleri namaza çağıran bir dâvettir. Ezân’ın en önemli dini fonksiyonu, Müslümanları namaza dâvet ederken aynı zamanda tevhîd (ALLAH’ın varlığı ve birliği), Nübüvvet (Hz. MuhaMMed’in ALLAH’ın elçisi olması), ve ibâdetle ebedî saadet ve kurtuluş (felâh) arasındaki ilişki gibi islam’ın bu önemli esaslarını günde beş kez Müslümanlara hatırlatmasıdır.
(Abdurrahman Çetin, “Ezan”, DİA, istanbul 1995, XII, 36.)
Namaza çağrı olan Ezân’ın, diğer dinlerin ibâdete dâvet şekillerinden en önemli farkı insan sesiyle olmasıdır. Güzel sesin varlıklar üzerindeki etkisi yadsınamaz.
(İbn haldun, Mukaddime, terc. Zakir Kadiri Ugan, MEB, istanbul 1991, II, 423-437.)
Yaradan tarafından insana verilen ni’metlerden birisi olan güzel sesin tüm canlılar üzerinde güçlü bir tesiri vardır. Çünkü güzel ses ve mûsikî, insanın duygularını ahenkli nağmelerle ifâde etmesini sağlayan yardımcı bir dildir.
[/b] (Ruhi Kalender, “Mûsikî ve insan”, AÜİFD, ankara 1998, XXXVII, 265.)
Bundan dolayı islâm, ibâdete çağrıda diğer dâvet yöntemleri yerine insan sesini tercih etmiştir. Dolayısıyla bu tercih her zaman islâm mûsikîsi’nde insan sesinin ön planda olmasına sebep olmuştur. tarih boyunca güzel sesli insanlar, diğerlerine göre daha fazla itibâr görmüştür.
(İrfan aycan, “islam toplumunda Eğlence Sektörünün Ortaya Çıkışı”, AÜİF D, ankara 1998, XXXVIII, 155-193.)
Çünkü güzel ve terbiyeli sesin insanlar ve hayvanlar üzerindeki tesiri oldukça yüksektir.
(Ruhi Kalender, “Ruh hastalıkları tedavisinde Mûsikî”, AÜİFD, ankara 1989, XXXI, 274.)
Sesi iyi kullanma sanatı olan mûsikînin başlangıcını, insanlığın varoluşundan itibâren başlatabiliriz.
(İsmail hakkı Özkan, Türk Mûsikîsi Nazariyatı ve Usûlleri Kudüm Velveleleri, Ötüken Yayınları, istanbul 2000, 17-18.)

Sonuçta mûsikî, zamanla insanın duygu ve düşüncelerini yansıtabildiği önemli bir sanat dalı haline gelmiştir. Hz. Peygamber aleyhisselâm, sonuçta bir beşerdir; bu beşerî fıtratına binâen, O da güzel sesten etkilenmiştir. Ezân’ın ilk defa okunması gündeme geldiğinde, Hz. Peygamber aleyhisselâm’ın Ezân’ı Hz. Bilâl’in okumasını istemesindeki sebep Hz. Bilâl’in sesinin gür ve güzel olmasıdır.
(Süleyman Uludağ, İslam Açısından Mûsikî ve Sema, Uludağ Yayınları, Bursa 1992, 14.)
Muhtemelen Hz. Peygamber aleyhisselâm, Hz. Bilâl’in sesini daha önceden dinlemiş ve bundan etkilenmiştir. Nitekim Hz. Bilâl aslen Habeşistanlıydı. Bazı araştırmalarda Habeşlilerin seslerini iyi kullandıkları ve güzel şarkı söylediklerine dair bilgiler aktarılmaktadır.
(Süleyman Uludağ, İslam Açısından Mûsikî ve Sema, Uludağ Yayınları, Bursa 1992, 90.)
Bir hadîs-i şerif’de de
Hz. Peygamber aleyhisselâm.: “Ezân Habeşîlere aittir”
(İ. Ahmed b. Hanbel, Müsned, thk: Şuayb el-Ernaût, Müessesetü’r-Risâle, Beyrût 1999, hadis no: 8761, XIV, 368.)

Buyurarak Habeşlilerin sesinin güzelliğine vurgu yapmıştır.
Hz. Peygamber aleyhisselâm’ın, müezzinlerini güzel ve gür sesli insanlardan seçtiği bilinmektedir. Hz. Bilâl dışındaki müezzinlerinin seslerinin de güzel olduğuna dair bilgiler mevcuttur. Bu da dine dâvette güzel ve gür sesin önemli olduğunu açıkça göstermektedir. Hz. Peygamber aleyhisselâm gibi kendisinden önceki peygamberlerin de güzel sese önem verdikleri bilinmektedir.
(Mustafa Kılıç, “islam Kültür tarihinde Mûsikî”, AÜİFD, XXXI, 40. Yıl Özel Sayısı, ankara 1989, 405.)
Güzel sesin tesiri, sadece Ezân okuma ile sınırlı değildir. Güzel ses, Kur’ân tilâveti açısından da son derece önemli ve gereklidir. Çünkü Kur’ÂN, hem mânâ hem de lafız açısından mûcizevî bir etkiye sahiptir.
(Mustafa Kılıç, “islam Kültür tarihinde Mûsikî”, AÜİFD, XXXI,I, 405.)
Mâna açısından i’câzını ortaya koyabilmek için nasıl müctehidlere ihtiyaç var ise lafız güzelliğini ve ses insicâmını ortaya koyabilmek için de güzel sesli okuyuculara ihtiyaç vardır.
Nitekim Hz. Peygamber aleyhisselâmde hadislerinde güzel sese vurgu yapmış.: “Kur’ÂN’ı (güzel) seslerinizle süsleyiniz”
(MuhaMMed b. ismâîl Ebû abdillâh el-Buhârî, el-Câmiu’s-Sahîh, Dâru İbn Kesîr, Beyrût 1987, tevhîd 52; Süleyman b. el-Eş’as Ebû Dâvud, Sünen, Dâru’l-Kitâbi’l-arabî, Beyrût (t.y.), Vitr 20.)
Buyurarak güzel sesin önemini ortaya koymuştur.

İbn Mes’ûd’un Kur’ÂN okuması ile Hz. Peygamber aleyhisselâm’ın duygulanmasını buna örnek gösterebiliriz.
(Mehmet akif Koç, “Kur’ÂN Kıraatinde türklere Özgü Mahalli Okuyuş Sorunu” , AÜİFD, Ankara 2010, c. 51, S. 2, 79-91.)
Kezâ, sahabîlerin Kur’ÂN’ı güzel bir ses ile okumalarının, müşriklerin îman etmelerine vesile olduğunu gösteren örnekler de yaşanmıştır. Müşriklerin Hz. Ebû Bekir’in evinin avlusuna gelip onun lâhûtî sesinden Kur’ÂN dinlemeleri ve bunu dfalarca tekrar etmeleri.
(Bkz. MuhaMMed hamîdullah, İslam Peygamberi, terc. Salih tuğ, istanbul 1993, I, 97-98); Hattaboğlu Ömer, Hz. Peygamber aleyhisselâm’i öldürme görevini alarak onu öldürmeye giderken kız kardeşi ile eniştesinin de Müslüman olduğunu öğrendi; hiddetle önce onları öldürmek için evlerine gitti. Evin önüne ulaştığında evlerinde Tâ-Hâ Sûresinin okunduğunu işitti ve câzibesine kapılarak onlara ne okuduklarını sordu. Onların bilgi vermemesi karşısında onları dövdü. ancak bu sûreyi okuyunca derhal Hz. Peygamber aleyhisselâm’a giden Hz. Ömer, islam ile şereflendi. (Bkz: Tâ-Hâ Sûresi’nin açıklaması, hasan tahsin Feyizli, Feyzü’l-Furkân Kur’ÂN-ı Kerim ve Açıklamalı Meali, istanbul 2007, 311.)
Günümüzde de güzel bir ses ve edâ ile okunan Kur’ÂN-ı Kerim ya da Ezân’ın tesiriyle îman ile şereflenmiş birçok insan mevcuttur..


A-) TERİM OLARAK EZÂN.:
Arapça bir kelime olan Ezân, e-z-n (أذن) kökünden gelmektedir. “ بالشيءَ نِ ذَ أ ناْإذ”ً ifâdesi, “bir şeyi BİLdi/ÖĞRENdi” anlamını taşımaktadır.
Kelime bu anlamda Kur’ân-ı Kerîm’de kullanılmaktadır.:


fe’zenû.. bilin.. Bakara 2/279..
fe ezzene.. çağrıcı.. A'râf 7/44..
teezzene.. ilân etti.. A'râf 7/167..
ezzene.. seslendi… Yûsuf 12/70..
ezzene.. seslendi… İbrâhim 14/7..


فَإِن لَّمْ تَفْعَلُواْ فَأْذَنُواْ بِحَرْبٍ مِّنَ اللّهِ وَرَسُولِهِ وَإِن تُبْتُمْ فَلَكُمْ رُؤُوسُ أَمْوَالِكُمْ لاَ تَظْلِمُونَ وَلاَ تُظْلَمُونَ
Resim---“Fe in lem tef’alû fE’ZENû bi harbin minallâhi ve resûlih(resûlihî), ve in tubtum fe lekum ruûsu emvâlikum, lâ tazlimûne ve lâ tuzlemûn(tuzlemûne).: Bundan sonra eğer (bunu) yapmazsanız, o zaman Allah ve O'nun Resûl'ü tarafından savaşa maruz kalacağınızı BİLin (savaşa hazır olun). Ve şâyet tövbe ederseniz o taktirde ana malınız (sermayeniz) sizindir. Ve zulmetmezsiniz ve zulmedilmezsiniz.” (Bakara 2/279)

وَإِذْ تَأَذَّنَ رَبُّكَ لَيَبْعَثَنَّ عَلَيْهِمْ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ مَن يَسُومُهُمْ سُوءَ الْعَذَابِ إِنَّ رَبَّكَ لَسَرِيعُ الْعِقَابِ وَإِنَّهُ لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ
Resim---“Ve iz teezzene rabbuke le yeb’asenne aleyhim ilâ yevmil kıyâmeti men yesûmuhum sûel azâb(azâbi), inne rabbeke le serîul ıkâbi ve innehu le gafûrun rahîm(rahîmun).: Ve senin Rabbin kıyâmet gününe kadar, onlara azabın en kötüsünü yapacak kişileri mutlaka göndereceğini bildirmişti. Muhakkak ki senin Rabbin ikabı (cezası) çabuk olandır. Ve gerçekten O, elbette Gafur ve Rahîm'dir.” (A’râf 7/167)

Kelime olarak “bildirmek, duyurmak, çağrıda bulunmak, ilan etmek” anlamlarına gelen Ezân özellikle “namaz vaktini bildirmek” anlamında kullanılmaktadır. (İbn Manzûr, “e-z-n” mad., XIII, 9.)

Terim olarak ise Ezân, vahiy ve rüyâ ile belirlenen sözlerle, farz namazların vaktinin geldiğini, müminlere duyurmayı ifâde eder.
(Çetin, “Ezan”, DİA, XII, 36)
Ezân; İslâm Dini’nin Şiârı,
(Zeynuddîn Ahmed b. Ahmed b. abillatif ez-Zebîdi, Sahih-i Buharî Muhtasarı Tecrid-i Sarîh Tercemesi ve Şerhi, çev. ve şerh: Ahmed Naim, Diyanet işleri Başkanlığı Yayınları, ankara 1988, II, 568.)
Namaza dâvet; namaz ise insanı Yüce Yaradan’a yaklaştıran en kudsal ibâdettir. (Zebîdi, II, 562.)
Çeşitli sebeplerle okunacak olan Ezân’ı, sesi daha uzaklara duyurabilmek için yüksek sesle, yüksek bir mekândan okuyan kimseye de müezzin denir.
(Hamîdullah, II, 1084.)

Müezzin; sözlük olarak çağrıda bulunan, ezân okuyan, kâmet getiren kimsedir. Kur’ÂN-ı Kerîm’de iki âyette geçmektedir;


وَنَادَى أَصْحَابُ الْجَنَّةِ أَصْحَابَ النَّارِ أَن قَدْ وَجَدْنَا مَا وَعَدَنَا رَبُّنَا حَقًّا فَهَلْ وَجَدتُّم مَّا وَعَدَ رَبُّكُمْ حَقًّا قَالُواْ نَعَمْ فَأَذَّنَ مُؤَذِّنٌ بَيْنَهُمْ أَن لَّعْنَةُ اللّهِ عَلَى الظَّالِمِينَ
Resim---“Ve nâdâ ashâbul cenneti ashâben nâri en kad vecednâ mâ vâadenâ rabbunâ hakka(hakkan) fe hel vecedtum mâ vaade rabbukum hakka(hakkan) kâlû neam fe ezzene muezzinun beynehum en lâ'netullâhi alez zâlimîn(zâlimîne).: Ve cennet ehli, ateş (cehennem) ehline seslendi. “Biz, Rabbimizin bize vaadettiğini hak olarak bulduk. Siz de, Rabbimizin size vaadettiğini hak olarak buldunuz mu?” “Evet” dediler. O zaman onların arasından bir müezzin (münadi, seslenme görevi olan kişi) seslendi: “Allah'ın lâneti zalimlerin üzerine olsun.” (A’râf 7/44)

فَلَمَّا جَهَّزَهُم بِجَهَازِهِمْ جَعَلَ السِّقَايَةَ فِي رَحْلِ أَخِيهِ ثُمَّ أَذَّنَ مُؤَذِّنٌ أَيَّتُهَا الْعِيرُ إِنَّكُمْ لَسَارِقُونَ
Resim---“Fe lemmâ cehhezehum bi cehâzihim ceales sikâyete fî rahli ahîhi, summe ezzene muezzinun eyyetuhel îru innekum le sârikûn(sârikûne).: Artık onların yükünü hazırladığı zaman su kabını, kardeşinin yükünün içine koydu. Sonra müezzin: “Ey kafile, muhakkak ki; siz gerçekten hırsızlarsınız!” diye seslendi.” (Yûsuf 12/70)

Münâdîlik, islam öncesi araplar arasında mevcuttur. Mekke’de Dârü’n-Nedve’de yapılan toplantılara insanlar münâdîler vasıtasıyla çağırılırdı. (Bkz. Mustafa Sabri Küçükaşçı, “Müezzin”, DİA, XXXI, 491-495.)

Hz. Âdem aleyhisselâm, yeryüzüne indirildiği zaman Cebrâil’in onun için Ezân okuduğu bilgisi de bazı eserlerde geçmektedir.
(İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Muhtasarı, ankara 1989, VIII, 367.)
Bu bilgiye dayanarak Cebrâil’in ilk müezzin olduğu kanısına varılabilir. Ezân, Hz. İbrâhim aleyhisselâm’ın çağrısından alınmış diyebiliriz.
(Hacc 22/27).
O, insanları hacca çağırmış, Hz. Peygamber aleyhisselâmise namaza çağrı olarak Ezân ile dâvet etmiştir.
(Küçükaşçı, “Müezzin”, DİA, XXXI, 491-495.)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 5 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 6 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye