Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 21 Kas 2019, 01:24

Tüm zamanlar UTC + 2 saat




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 10 mesaj ] 
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 14 Eki 2019, 21:13 
Çevrimdışı
Aktif Üye
Aktif Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 10 Ağu 2007, 02:00
Mesajlar: 126
Konum: Almanya
Bu konuyu facebook'ta paylan!
GÜL RASÛLüm sallallahu aleyhi vesellem’e CÂN'da CÂNÂN SALÂVÂT..

ResimŞEYHÜL HAZİN HAZRETLERİN'İN SALÂVATI..
GAYÂTÜ'L-HAYRÂT..



ŞeYh MuhaMMed EL HaZîN

Resimkaddesallahu sırrahu..

(DOĞumu.: h.1231-m.1816ResimVEFÂtı.: h.1309-m.1892)

Şeyh Muhammed el-Hazîn kaddesallahu sırrahu, Osmanlı Devleti’nin son döneminde, Anadolu’da yetişen büyük evliyâdan biridir. Neseb bakımından Şeriftir. Yani Hz. Hasan aleyhisselâm soyundan gelmektedir. Bilindiği üzere Hz. Hasan aleyhisselâm’ın soyundan gelenlere “Şerif”, Hz. Hüseyin aleyhisselâm’ın soyundan gelenlere ise “Seyyid” denir. Kısaca Şeyhü’l-Hazîn kaddesallahu sırrahu olarak anılan bu büyük velî, h.1231/m.1816 yılında Siirt’in Fersaf köyünde dünyaya geldi. Onun için Şeyh Muhammed el-Fersâfî unvanıyla da bilinmektedir. İlk tahsilini babasının talebe yetiştirdiği aile medresesinde yaptı. Daha sekiz yaşındayken Kur’ân-ı Kerim’i hıfzetti.

Yüksek ilimleri tahsil etmek üzere babası Şeyh Musa Efendi Hazretleri Onu Siirt'e götürdü. Devrin en büyük ilim merkezlerinden olan Hamid Ağa Medresesine Onu kaydetti. Bu Üniversitenin baş müderrisi, Molla Halil Efendi Hazretleri idi. Bu zat, Hz. Ömer’in otuzuncu göbek torunlarındandır. Hayatında yüzlerce talebe yetiştirip mezun etmiş ve çok kıymetli eserler bırakmıştır. Bursalı merhum Mehmed Tâhir Efendi, Osmanlı Müellifleri adlı eserinde bu şöhretli âlimin hayatı ve eserleri hakkında bilgi vermektedir.

Molla Halil el-Ömerî Hazretleri, kendisine emânet edilen Muhammed’i çok sevdi ve ona daima iltifatta bulundu. İlk başlarda Onu, mâiyetindeki âlimlerden birinin ders halkasına tâyin etti ise de çok geçmeden huzuruna çağırarak bizzât halkasına katılmasını emretti. Ondan sonra Muhammed el-Fersâfî tam on dört yıl boyunca bu üstadın rahle-i tedrisinde ilim tahsil etti. Bu müddet içerisinde hocasının derin sevgisini kazandı ve hususi sohbetlerinde de bulundu. Molla Halil Efendi Hazretleri (rahmetullahi aleyh), bazen talebesi Muhammed el-Fersafî’yi çağırır, saçını ona tıraş ettirir, bu vesile ile de kendisine dua ederdi.

Muhammed el-Fersafî, Siirt’de Hamid Ağa Medresesinden büyük bir muvaffakiyetle mezun olduktan sonra Mardin’e giderek burada Kasım Padişah Medresesinde iki yıl daha ilim tahsil etti ve yüksek icâzetle mezun oldu. Zâhir ilimlerde kazandığı bu üstün derecelerden sonra tasavvuf yoluna girmek üzere Irak’a gitti. Bağdad’da bir müddet, Şeyh Mahmud el-Behdinî, Şeyh Haydar es-Sohranî ve Şeyh Abbas El-Bağdadî’nin manevî terbiyesinde pişti. Sonra tekrar memleketine dönerek Şeyh Salih Sipkî Hazretlerini ziyâret etti. Onun işâreti üzerine, uzaktan akrabası ve medrese arkadaşı olan Hakkarili Seyyid Tâhâ kaddesallahu sırrahu
Hazretlerine müracaat ederek onun tavsiyelerini aldı.

Seyyid Tâhâ Hazretleri, Şeyh Muhammed el-Fersafî’den yaşça büyüktü. Onun için Şeyh Muhammed ona derin bir saygı gösterir, nasihatlerini dinlerdi. Gıyabında, “Amcamız, büyük üstadımız” diye kendisinden bahsederdi. Seyyid Tâhâ Hazretleri, Muhammed el-Fersafî’ye.: “Sevgili yeğenim, senin kalbinin anahtarı Halepçe’de, Şeyh Osman Efendi Hazretlerinin elindedir” buyurdu. Bunun üzerine Muhammed el-Fersafî, Halepçe’ye giderek Şeyh Osman Tavilî kaddesallahu sırrahu
Hazretlerinin manevi terbiyesine girdi. Şeyh Osman Hazretleri, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî kaddesallahu sırrahu Hazretlerinin halifelerindendir. Muhammed el-Fersafî burada bir müddet seyrü sülûk ile olgunlaştıktan sonra tasavvuf icâzetnamesini de aldı ve üstadı tarafından irşâd vazifesiyle görevlendirildi.

Böylece zâhir ve bâtın ilimlerde kemâle eren Şeyh Muhammed el-Fersafî, 1844 yılında, Irak’tan dönerek doğduğu Fersaf Köyüne gelip yerleşti. Burada irşâd ve tedris hayatına başladı. Kurduğu medresede yüzlerce talebe yetiştirdi. İnsanlara daima zühd ve takvâ yolunu gösterdi. Çok geçmeden bölgenin âlimleri Ona büyük bir hürmet duymaya başladılar. Onu ziyâret ederek ilminden istifâde etmeye çalıştılar.

Bunların başında vaktiyle ona ders veren Molla Halil Efendi Hazretlerinin çocukları ve yakınları gelmektedir. Bunlardan, Molla Ömer Efendi ve Zokaydalı Molla Abdülkahhâr Efendi en meşhurlarıdır. Ayrıca Nuvinli Şeyh İbrahim Efendi, Halid bin Velid radyallahu anhu’n soyundan gelen Siirtli Şeyh Abdullah Efendi, Siirtli Mahmud Cemâleddin Efendi, Siirtli Şeyh Hattâb Efendi, Zadolu Şeyh Muhammed Efendi, Huvitli Şeyh Abdullah Efendi, İskambolu Şeyh Derviş Efendi, Fersaflı Şeyh Abdülhakim Efendi ve Verkânisli Şeyh Fethullâh Efendi gibi şahsiyetler, onun yanında tasavvuf terbiyesi aldılar. Bu zatlardan Fersaflı Şeyh Abdülhakim Efendi, Zokaydalı Şeyh Abdülkahhâr ve Verkanisli Şeyh Fethullah Efendi Hazretleri, daha sonra Üstadları Şeyh Muhammed Fersafî’nin işâreti üzerine Seyda-yi Tâğî Hazretlerine giderek seyrü sülûk terbiyesini Onun yanında tamamlamışlardır.

İsimleri geçen bu zatlardan Verkanisli Şeyh Fethullah Efendi, Hz. Ömeri radyallahu anhu’n soyundan gelmektedir ve Hocası Fersaflı Şeyh Muhammed el-Hazîn’in kayın birâderidir. Fersaflı Şeyh Abdülhakim Efendi ise Onun yeğenidir..

Milâdî 1258 de Bağdad'ın Moğollar tarafından istila edilmesi üzerine Şeyh Muhammed’in ataları gelip Siirt’in Fersaf köyüne yerleşmişlerdir. Burası, Siirt’in bugünkü Tillo (Aydınlar) ilçesinin bir mahallesi gibidir. Aynı tarihlerde Abbasi saray erkânından bazı şahsiyetler de Moğol zulmünden kurtulup hicret ederek buraya yerleşmişlerdir. Siirt eşrafından bu meşhur âile, bilindiği üzere Hz. Abbas’ın soyundan gelmektedir. İsmail Fakirullah Hazretleri bu ailenin son büyüklerindendir. Osmanlı son devrinin büyük evliyâ ve ulemâsından, (Marifetnâme’nin müellifi) Erzurumlu İbrahim Hakkı Efendi Hazretleri, bu zâtın yanında yetişmiştir.

Şeyh Muhammed el-Fersafî Hazretleri, Asırlar boyu bir ilim ve irfan merkezi haline gelen bu muhitte doğup büyümüştür. II. Sultan Mahmud Hân, Sultan Abdülmecid Hân ve II. Abdülhamid Hân dönemlerini idrak etmiştir. Onun, on iki oğlu da birer âlim olarak yine bu muhitte yetişmişlerdir.

Şeyh Muhammed, bir gün derin bir cezbeye kapılarak söylediği kudsî kasidede “Ya Hazinî” diye muhatab olduğu ilham üzerine o günden sonra “Şeyhü’l-Hazîn” olarak tanınmaya başlamıştır. Muhitinde ve adının zikredildiği kitaplarda Şeyh Muhammed el-Fersâfî, ayrıca Şeyh Muhammed el-Hazîn diye anılmaktadır. İlâhi aşka dair kasidelerinden başka Onun Peygamberimiz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e “Gayâtü’l-Hayrât” adı altında manzum olarak yazıp hediye ettiği ön üç kıta salevâtı şerifeleri vardır. Bu salevât, doğuda geniş bir muhitte namazlardan sonra okunmaktadır..


Resim
MuhaMMed El Hazîn El Fersafî'nin Siirt-Fersaf'taki türbesi..

Doğduğu Fersaf köyünde, h.1309/m.1892 yılında vefât eden Şeyh Muhammed el-Hazîn, köyün yukarısında önceden gösterdiği yere defnedilmiştir. Henüz hayattayken burayı işâret ederek.: “Beni buraya defin ediniz, Çünkü Halid bin Velîd Hazretleri Siirt’i fethettiği sırada çadırını buraya kurmuştur” der idi.
Nitekim, vefâtından bir yıl sonra, üzerine yapılan türbenin inşaatı sırasında temel hafriyatında kıvırcık saçlı bir şehid ile ona ait yay ve oklar bulunmuştur..

Birçok kerâmetleri olan Şeyh Muhammed el-Hazîn’in soyundan birçok değerli âlim yetişmiştir. Başta oğullarından Şeyh Fahreddin, Şeyh Muhiddin, Şeyh Abdullah, Şeyh Alaaddin ve Şeyh Şerafeddin Efendiler olmak üzere bütün çocukları ve günümüzde yaşayan torunları onun ilim ve irfanına layıkıyla veraset etmişlerdir. Bunlardan bilhassa, Şeyh Zeynelabidin, Şeyh Muhammed Musa Kâzım ve Şeyh Takyeddin Efendiler, insanlara daima zühd ve takvâ yolunu göstermiş, birçok talebe yetiştirmiş ve ehl-i Sünnet ve’l- cemaat i’tikadı anlatmaya çalışmışlardır.

Şeyh Muhammed el-Hazîn Hazretlerinin mahdumlarından Şeyh Şerafeddin Efendi Hazretleri, birinci dünya harbi sırasında mâiyetindeki üç bin kişilik milis mücahid kuvvetlerle Ruslara karşı verdiği cihadda büyük bir üstünlük göstermiştir. Bu sayede Rusların Bitlis’i geçmeleri engellenmiştir..


ResimMuhaMMedî MuhaBBetLerimLe...

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 15 Eki 2019, 17:50 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11393
Resim

MuhaMMed El Hazîn El Fersafî'nin Siirt-Fersaf'taki türbe kapısı..

HAZİNELER KAYNAğı-HüZüN MaKaMı ŞeYyhi:
MuhaMMed El HaZîN El Fersafî kaddesallahu sırrahu..

Şeyhu’l- Hazîn kaddesallahu sırrahu, 1819-1890 yıllarında yaşamış Abdulkadir Geylanî kaddesallahu sırrahu Efendimizin torunlarındandır. Siirt civarında yaşamıştır. iyi bir tahsil görmüştür. Bağdatta en büyük bir zât yetiştirmiştir kendisini.. Devrin en büyük insanlarından birisidir.. Meşhur insan diye biliniyor, anılıyor, kendisi özellikle tasavvufun hakikatı konusunda büyük bir zât..
Çocukları, torunları tarafından yolları yürütülmüştür.. Ancak pek çok yollar gibi, o yollar da neticede siyasete vs. bulaşmıştır..
Ama ALLAH celle celâlihu yardım etsin..
Siirtli Azîz Hocam Muhammed Sıddık kaddesallahu sırrahu da, Şeyhu’l- Hazîn kaddesallahu sırrahu'nun oğlu Şeyh Alaaddin kaddesallahu sırrahu tarafından yetiştirilmiş bir zât idi..

Şeyhu’l- Hazin Hazretleri 1819 yılında doğmuştur.
Miladi 1890-hicrî 1308’de vefât eden Şeyhü’l Hazîn kaddesallahu sırrahu, Sultan Abdulhamid devrinde hacca gitmiştir.. Büyük bir kervanla ve kalabalıkla gitmiştir.. Medine’ye ulaştıkları zaman kendisi girmemiştir.. Siiertli Hocamdan bildiğim kadarıyla pazartesi sabahı varmıştır ama, perşembe akşamına kadar Medine dışarılarda hurmalıklarda dolaşmıştır.. İnsanlar telâş etmişlerdir.. Sanki deli bir mecnun hali gibi hâl gözükmüştür.. 12 beyitlik "Gayatu’l- Hayrat" o’nun Salâvât-ı Şerifidir.. Bu salâvâtı Medine’de o hurma bahçeleri arasında, bizim tâbirimizle türkü çağırır gibi söylemiştir durmadan.. Ve pek çok insanın şehâdetiyle cuma sabah namazından önce, Mescid-i Nebî’den selâ edilerek okunmaya başlanmıştır..

Şeyh Muhammed Hazretleri Mescid-i Nebî’ye girdiğinde ise, bizzât insanlarca görüldüğü üzere Mescid-i Nebevî Türbedârı olan zât tarafından kapıda karşılanılmıştır.
İçeri girdiğinde Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e.: “Es Selâmu aleyküm yâ Ceddî!.:Es Selâm SANA OLsun Eyy ATAm!. ” buyurduğunda,
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin de: “Ve aleyküm es selâm yâ Şeyhu’l- Hazîn!.” buyurmuştur.
Esas ismi MuhaMMeddir ve o zamana kadar “Şeyhu’l- Hazin” diye bir kelime duyulmamıştır..

Ama, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin o mübârek sesi ve sözü duyulmuştur ve “Hazîn” ismini almıştır o gündür bu gündür.. Doğuda meşhurdur çocuklarına şeyhlerin ismi verilir.. Ama asla “Hazin” ismi verilmemiştir, verilenler de telef olmuştur yaşamamıştır.. Ve bu ismi kimseye verilememiştir..
Şehmuz “Şeh Musa” demektir.. Mardinli meşhur bir zâttır.. “Şeyh Musa”yı =>“Şehmuz” yapmışlardır ve bu ismi veriyorlar, güneydoğuda pek çok Şehmuz ismi vardır.. Fakat, "Şeyhu’l- Hazîn" ismi verilemez, verildiği takdirde zayiat olmuştur ve yaşamamışlardır..
Hazin, hüzünlü anlamında ya da hazine anlamında bir kelimedir..

Hazîn.: Hüzünlü. Keder meydana getiren. Acı uyandıran..
Hazin.: (Hızane. den) Hazine nâzırı. Bekçi.
Hazine.: Define. Kıymetli şeyleri saklayacak sağlam yer.

Şeyhü’l Hazîn kaddesallahu sırrahu Hazretlerinin bu salâvâtını vird edinmiş özellikle bizim yolumuzda olanlardan, bizden kadın erkek çekmektedirler ve çekerizz.. Antalya’da Yaşar can, mutlaka her sabah namazından önce çekmektedir çeken kızlarımız da vardır..
Meselâ Aksaray'da Hacı Mahmud ve Almanya'da Yiğenim Zehrâ onlardandır..

Ben kendimin de bizzât yaşadığım, Şeyhü’l Hazîn kaddesallahu sırrahu Hazretlerinin Gayatu’l- Hayrat Salâvât-ı Şerifi ile ilgili ilginç bir hatıram vardır..
Biz yaz aylarında Lara Sahilindeki DSİ Kampında, tahta barakalarda kalmaktaydı. Benim hazırladığım, Siirtli Hocamın Kitapları yeni basılmıştı ve yenilerini hazırlamakta idim..
Gayatu’l- Hayrat Salâvât-ı Şerifi’nin olduğu kısmı her gün okuyordum.. Vird edinmiştim..
Ama bir gün, bir cumartesi gecesi, çok sevdiğim bir kovboy filmi olduğu için okuyamadım, daha doğrusu vakit çok geçti, çok uykum vardı ve hemen uyumam lâzımdı.. Yattım.. Ama, ben tam uyumaya hazırlanırken içerde, iç odada ahşaptan yapılmış bir rafımız vardı, kendimiz yapmıştık tahtalardan felân.. Rafların üzerinde yanyana değil üst üste duran kitapların orta yerinde bulunan kitapların birazı gürültüyle döküldü.. Kalkıp koştum ki, Gayatu’l- Hayrat Salâvât-ı Şerifi olan kitap da düşmüş ve Şeyhu’l- Hazin Hazretlerinin salâvât sayfası açıktı.. Halbuki o yeni basılmış kitaptaki bu sayfayı insan eliyle açsa bile anında kapanmaktaydı.. Çünkü öyle bir ayrım yok, yeni basılmış bir kitap.. Ama o salâvât sayfası ayrık duruyordu.. Hemence abdest alıp salâvâtı ALLAH celle celâlihu’nun izniyle okudum..

Bir gün sonra Siirtli Hocamın meşhur ikindi sohbetine gittiğimde, MuhaMMed Sıddık kaddesallahu sırrahu Hocam sohbetine başlamadan önce her zaman yaptığı gibi bu salâvâtla başladı..
Sonra bana baktı ve gözlerinin içinden gülerek-gülümseyerek.: “Abdullatiiif gördün değil mi Mübârek Şeyhü’l Hazîn kaddesallahu sırrahu Hazretlerinin kendi salâvâtına sahıp çıkmasına ne dersin!?.” dedi.. Kimseler bir şey anlamadı ama benim feleğim şaştı ve anladım ki =>GÖRene VAR!. KÖRe=>Ne Var?!.

Biz bunları bizzat yaşadık ALLAH celle celâlihu rızası için söylüyorum.. Bunlar gerçekten HAYy insanlardır.. Bunlar için; yokluk, ölmek, doğmak yokktur!.
MuhaMMed Sıddık kaddesallahu sırrahu Hocama.: “Gayatu’l- Hayrat Salâvât-ı Şerifi”nin faziletini ve sevâbını sorduğumda.: “Abdullatif, hiç değilse 1.inci beytini her gün anlayarak ve düşünerek okuyup MuhaMMedî HAKk ÂŞIKLar KervÂNına katılmak sevâbını ALLAH celle celâlihu RIZAsına bırakmak gerekir!.” buyurmuştur..



Yâ ŞEYHÜ’l-HAZÎN!.
kaddesallahu sırrahu..

ZEVK 1628


HAKK’ın HALKına Hazine =>ŞEYH HAZÎNisin RASÛL’un
Şe’ÂN ŞAFAğın ŞAHBÂZı=>GAVSu’L- ŞAHısın her KULun
MEVLÂNÂ ÂLÂADDİN ÖZü =>MuhaMMed SIDDIK’ın sÖZü
=>ÂŞIKLARın IŞIĞIsın =>Hem ŞÜHÛDun Hem MEÇHÛLun!.


celle celâluhu..
sallallahu aleyhi ve sellem..
kaddesallahu sırrahu..


17.01.2000 13:03 antlya..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 15 Eki 2019, 21:32 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11393
Resim

MuhaMMed El Hazîn El Fersafî'nin Siirt-Fersaf'taki türbesi..

HAZİNELER KAYNAğı-HüZüN MaKaMı ŞeYyhi:
MuhaMMed El HaZîN El Fersafî kaddesallahu sırrahu..

Sûfîlerin gerçek dünyası, varmak istedikleri vatan muhabbet ve yüce ruhların buluştuğu sonsuzluk âlemi olur. Amaç dünyada hakikati bilip sonsuzluk âleminde yaşamaktır. Zât-ı bârî ile bir olma halidir. Bunu da elde etmek için çile çeker, ölmeden önce ölürler. İşte tanıyıp öğrenmemiz gereken, sözlerini bilip bellememiz icâp eden mutasavvıflardan biri Şeyh Muhammed El Hazîn kaddesallahu sırrahu hazretleridir.

Bazı büyükler, mutasavvıflar için ”Dünyada ama, dünyadan değil” tâbirini kullanır. Dünyayı kokuşmuş ete benzeten bu insanlar, dünyadan ne kadar rahatsız olduklarını belirtmişlerdir. Hayattaki vaktimizin büyük çoğunluğunu gafletle geçiren bizler için, sâhibü’l-zamân olan mutasavvıfların hallerini ve sözlerini tanıyıp bilmek, görünenin ötesindekini kavramak elzemdir. Tasavvufun bir yol-yolculuk olduğu düşünüldüğünde bir kılavuz olmadan menzile varılamayacağı âşikârdır.
İmam Gazâlî: “İmkân dairesinde, şu varlık âleminden daha mükemmeli, daha üstünü yoktur.” buyurmuştur..

Eğer imkân dairesi bu kadar mükemmel ise, lâ-mekânın keyfiyeti ne olur?
Dünyayı değersiz, boş, sanal olarak târif edersek, sûfîlerin gerçek dünyası, varmak istedikleri vatan muhabbet ve yüce ruhların buluştuğu sonsuzluk âlemi olur. Amaç dünyada hakikati bilip sonsuzluk âleminde yaşamaktır. Zât-ı bârî ile bir olma halidir. Bunu da elde etmek için çile çeker, ölmeden önce ölürler. İşte tanıyıp öğrenmemiz gereken, sözlerini bilip bellememiz icâb eden mutasavvıflardan birisi de, Şeyh Muhammed El Hazîn kaddesallahu sırrahu hazretleridir..

“AHh mine’l- mevt!. AHh mine’l- coğ!.: Ölümden AHh!. AÇLıktan AHh!.”
Şeyh Muhammed El Hazîn El Fersafî kaddesallahu sırrahu, Siirt’in Fersaf köyünde 1819 yılında doğmuştur. Babası Kâdirî şeyhi Molla Musa Efendi, annesi ise sâlihâ bir hanım olan Fatıma Hatun’dur. Şeyh Musa Efendi’nin şeceresi Şeyh Muhammed Kazım Hazretleri’nin verdiği bilgiye göre şöyledir: Şeyh Molla Mûsâ bin El Hâcı Hıdır bin El Hâcı Abdullah. Hacı Abdullah ise, Fersaf köyünün altında Siirt yolu üzerinde medfun Şeyh Şeref'in zürriyetindendir. Denildiği ve pederimden duyduğum gibi Şeyh Şeref, iki kardeşi Şeyh Mahmûd ve Şeyh Ahmed, amcası oğlu Siirt'e kendi adıyla zikredilen câmide medfûn Şeyh Halef ile birlikte Bağdat'tan Diyarbakır'ın Hazro Kazasına gelmişlerdir. Oradan ayrılıp, Şeyh Halef Siirt'te, Şeyh Şeref ise Fersaf'ta ikâmet etmiş ve orada vefât etmiş olup kabri malumdur. Şeyh Mahmûd ve Şeyh Ahmed ise Erbin Köyünde ikâmet etmiş ve orada defnedilmişlerdir. “Mevahibü's-sermediyye” adlı kitapta Kâdirî tarikatı silsilesi Şeyh Şerefü’l-Kattâle'ye ulaşır. O da, tarikatı Abdürrazzâk'tan almıştır. Şeyh Şeref, Gavs-i Geylâni'nin oğlu Şeyh Abdülvehhâb'ın oğludur..

Şeyh Muhammed kaddesallahu sırrahu, küçük yaşta babasının yanında temel dini bilgileri öğrenir. 8 yaşına girdiğinde ise Kur’an-ı Kerim’i ezberler. Babası onu, daha iyi bir eğitim alması için Siirt’teki Hamid Ağa Medresesi’ne kaydeder. Bu medresenin baş müderrisi ise Allame Molla Halil Es-Siirdî El Ömeri’dir.. Molla Halil Hazretleri, Şeyh Muhammed’i kaddesallahu sırrahuyu önce diğer müderrislere emânet eder. Çok geçmeden onu kendi ders halkasına katar. Molla Halil kaddesallahu sırrahu, Şeyh Muhammed’i kaddesallahu sırrahu çok sever; hatta saçı uzadığında talebelere: “Bana berber getirmeyin, Muhammed’i getirin. Belki Allahu TeÂLÂ onun hatırına başımı cehennemde yakmaz” buyurur..

Bir sözünde Şeyhü’l Hazîn kaddesallahu sırrahu: “Yedi yaşında iken Hâlid-i Bağdâdi bana hırka giydirdi” buyurmuştur. Bu da Şeyh Hazretlerinin Üveysîliğine işârettir.
Şeyh Muhammed, Siirt’teki Hamid Ağa Medresesi’nden mezun olduktan sonra, burada okutulmayan ilimleri tahsil etmek üzere Mardin’e giderek bir ihtisas medresesi olan Kasım Padişâh (Kasımiyye) Medresesi’ne kaydolur. Burada şer’î ve fennî ilimler ile aruz ilmini öğrenir. Muhammed el-Ensâri’nin “El-Endelüsiyye” adlı kitabın şerhini kendi el yazısı ile yazar ve h. 1256/m.1840 yılında 21 yaşındayken eserin yazımını tamamlar. İstinsah ettiği her sayfanın altına:
“Ah minel mevt, ah minel coğ; Ah şu ölümün elinden, ah şu açlığın elinden” notunu düşer.

Şeyh Muhammed El Hazîn El Fersafî kaddesallahu sırrahu, 6 tarikatten icâzetliydi..
Şeyh Muhammed kaddesallahu sırrahu, bu medresede iki yıl ilim tahsil ettikten sonra icâzetini alır. Buradan ayrıldıktan sonra Bağdat’a gider. Orada Şeyh Mahmud El Behdinî ve Şeyh Haydar Es-Soranî’den bir müddet tasavvuf dersi alır. Tekrar Siirt’te gelir. Bir müddet mürşid-i kâmil arayışına girer. Hakkari’nin Nehri Köyüne giderek Seyyid Taha Hazretleri’ne durumu anlatır.
Seyyid Taha kaddesallahu sırrahu ona: “Sevgili yeğenim. Senin fütuhatın bende değil, Mevlânâ Halid-i Bağdadî’nin en büyük halifesi Şeyh Osman Tavilanî’nin elindedir. Ona gitmen lazım.” diye buyurur.
Şeyh Osman Tavilanî kaddesallahu sırrahu ise, Mevlânâ Halid-i Bağdadî’nin ilk halifesidir. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî onun hakkında: "Ben gurbete ve meşakkate tahammül ettim. Bende makamlar ve haller hâsıl oldu. Onları da benden Osman et-Tavilanî aldı." diye buyurmuştur.
Şeyh Muhammed kaddesallahu sırrahu, Şeyh Osman Tavilanî’nin kaddesallahu sırrahu yanına gelir, manevî yolculuğuna burada devam eder. Hakikat odur ki Şeyh manevî terbiyecisini bulmuştur.
Şeyh, Tavilan’da kaldığı süre içinde kendisine “Şeyhü’l Meczûb” adı takılır. Şeyh Osman Tavilanî’nin dergâhına yakın bir yerde câmi yapılır. Şeyh de câminin inşaat işinde çalışır. Şeyh Osman kaddesallahu sırrahu, dergahtaki pencereden onu görünce yalın ayak hızlıca dışarı çıkar ve Şeyh’in elindeki taşı, tuğlayı alır ve: “Senden kıyamet günü bize şefâat etmeni umuyoruz. Sen bunun için yaratılmadın!.” der.
Şeyh Osman Tavilanî, Şeyh Muhammed için: “Mevlânâ Halid-i Bağdadî Kur'ÂN-ı Kerîm’in sırlarını bana öğretti. Ben de bu sırları Şeyh Muhammed’e öğrettim!.” buyurmuştur.
Şeyh, Tavilan’da 8 ay kalır ve Tarikat-ı Aliyye’den icâzet alarak irşad için görevlendirilir. Şeyh Osman Sirâceddin Hazretleri, şeyhi olan Şeyh Hâlid-i Bağdâdi’den beş tarikatte irşâd için icâzet almıştı. O da halifesi Şeyh Muhammed el-Hazîn kaddesallahu sırrahu’e Nakşibendî, Kâdirî, Sühreverdî, Kübrevî ve Çeştî Tarikatlarında irşâd için mutlak izin ve icâzet verir. Şeyh Osman kaddesallahu sırrahu Şeyh’e icâzet verdikten sonra şöyle nasihatte bulunur: “Şeyh Muhammed kaddesallahu sırrahu, seni o muhite irşat için gönderiyoruz fakat giderken geçeceğin yerlerden birinde Şeyh Salih Sipkî kaddesallahu sırrahu var. Oradan geçerken kendisine irşat için benim tarafımdan gönderildiğini söyle. Çünkü bu tarikatın ana temeli edebdir. Senin oraya irşad için gönderilmeni hoş görmesini dileriz.” buyurur.
Şeyh Muhammed kaddesallahu sırrahu memleketine dönmeden önce rivâyete göre önce Bağdat’a gider ve burada Bedevî Tarikatinin şeyhi Abbas el-Bağdâdî Hazretleriyle görüşür ve sohbetinde bulunur. Şeyh Abbas el-Bağdâdi hazretleri, Şeyh Muhammed’e kaddesallahu sırrahu Bedevi Tarikatinden icâzet verir. Bağdat dönüşü Şeyh Osman’ın emri üzere Şeyh Salih Sipki’ye kaddesallahu sırrahu uğrar. Şeyh Salih’i kaddesallahu sırrahu bir sedirin üzerinde oturmuş bulur ve Şeyh Salih’e kaddesallahu sırrahu Şeyh Osman Siraceddin’in kaddesallahu sırrahu emrettiği şeyleri aynen aktarır. Şeyh Salih kaddesallahu sırrahu ayaklarını yerden keser ve yeri işâret ederek: “Ya Şeyh! Bu bastığım yer de senin hükmündedir” buyurur..

“Gerçekten mahzun olsaydın nefes almaya takatin olmazdı!.”
Şeyh Muhammed kaddesallahu sırrahu, Fersaf’a geldikten sonra medrese kurar. Talebeleri arasında ona ilk icâzeti veren Molla Halil Es-Siirdî’nin çocukları olur. Bu talebeler arasında en meşhuru allame Hasan Fehmi Efendi’dir. Medrese Hocalığının yanında tasavvufî terbiye vermeye başlar. Siirt’ten her gece 100-150 mürid Fersaf’a giderek sohbet dinler, zikir yapar, teveccühe girer ve Hatme-i Hâcegân’da bulunurdu.
Şeyh Muhammed kaddesallahu sırrahu, her zaman hüzünlü bir şekilde bulunur, Allah’tan visal ister. Hatta bir münacatında: “Allahım! İki dünyadan da beni fânî kıl, lâmekânda vahdetle seni bâki kıl. Çünkü ben Senden cennetleri istemiyorum, Musa’ya söylediğin gibi bana “Beni göremezsin deme.”
O günlerde Miskinli Molla Abdülaziz, Şeyh Muhammed’in kaddesallahu sırrahu bu kavline itiraz eder ve uykusunda gördüğü rüyâda, şeyhe itirazı dolayısıyla uyarılır. Bu rüyadan sonra tekrar şeyhin yanına gider ve ona biat ederek, Hazîn ünvanını alır..

Ebu Ali Dekkak’ın buyurduğu gibi: “Hüzün sahibi kimseler hüzünlü olmayanların senelerce kat edemedikleri Allah’a giden yolu bir ayda kat ederler.”
Rabia’tü’l- Adaviyye bir gün bir adamın “Ah şu hüznün elinden.” dediğini duyar ve ona: “Ah ne kadar hüzünlüyüm de!… Gerçekten mahzun olsaydın nefes almaya takatin olmazdı!.” der.
“Hüzün kalbden yok olursa o kalb yıkılır”
Âriflerin önderi Şeyh Muhyiddin Ibnü’l-Arabî kaddesallahu sırrahu, “Mevâkiu’n-“Nücûm” adlı kitabında Hüzün Makamını: “Hüzün, edeb ehlinin süsüdür.” ifâdesiyle övmüştür. Ve şöyle devam etmiştir: “Allah mahzûn olanlardan razı olsun. Keşke hazin olan birini gören birisini görseydim. Ey hazin ne mutlu sana, ne mutlu sana!. Vallahi sen saadete ermiş hakikat sahibisin!. Vallahi sadık dostsun!. Keşke Allah cömertlik ve kerem hazînelerinden bana hüzün nimetini verseydi!. Hüznün öyle hazîneleri vardır ki, Allah o hazîneleri ârif ve sâdık kullarına verir. Ârif kişi, hüznündeki, mertebesine göre âriftir. Hazin âriftir, hazin vâristir, hazin, Allah’ın yeryüzündeki sırrıdır. Hüzün kalbden yok olursa o kalb yıkılır. Ne mutlu o kişiye ki; şiârı hüzün, giysisi hüzün, evi hüzün, yiyeceği hüzün, içeceği hüzündür. Sıddıklar ve nebiler hüzünle lezzetlenirler. Hüzün, bütün hayırları toplar. Allah bir kulunu severse kalbine hüzün verir. Hüznü tatmayan ibâdetin tadını alamaz. Keşke Allah, minnetiyle kalbime hüznü lutf eyleseydi!.”
Molla Abdurrahman Camî kaddesallahu sırrahu de: “Hâcegân ulularının nisbeti, çoğunlukla hüzün sûretinde ortaya çıkar." demektedir.
.


Şeyhü’l Hazîn kaddesallahu sırrahu, bir şiirinde Allah’ın kendisine verdiği nimetleri şöyle anlatır:

Allah, bütün evliyânın ilmiyle peygamberlerin hallerini
Şeyh’in kalbine akıttı ki şeyh de onların vârisi oldu..

Şeyh Muhammed el-Hazîn lâmekâna gitti, evliyânın makamını aştı
Allah ona âriflerin ilminden fazla, bâtınî ilimler ihsân etti..

Bütün âbidlerin kuvveti, bütün zâhidlerin hâli
Peygamberlere yemin ederim ki Hazîn’in ilminin yanında tek bir damladır..

Şeyh, Allah’ın zât ve sıfatları denizinde yüzer
Göz açılıp kapayana kadar milyonlarca yıllık yol gider..


“Gökler, kendilerine doğru yükselen iyi amellerin kesilmesinden dolayı ağlarlar..”

Şeyhü’l Hazîn kaddesallahu sırrahu Bitlis’teki Kızıl Mescid adlı câmide kürsüye çıkar ve Kur’ân-ı Kerim’den:


وَعَلَّمَ آدَمَ الأَسْمَاء كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلاَئِكَةِ فَقَالَ أَنبِئُونِي بِأَسْمَاء هَؤُلاء إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ
Resim--- "Ve alleme âdeme’l- esmâe kullehâ summe aradahum ale’l- melâiketi fe kâle enbiûnî bi esmâi hâulâi in kuntum sadikîn (sadikîne).: Ve (Allah), Âdem’e, (Allah’ın) isimlerinin hepsini (bu isimlerdeki hikmetleri) öğretti. Sonra onları meleklere arz ederek dedi ki: “Haydi sadıklardan iseniz bunları isimleri ile bana haber verin (söyleyin).” (Bakra 2/31)

Âyetini okur, müfessirlerin âyetin zâhirî mânâsıyla ilgili açıklamalarını anlattıktan sonra, âyetin bâtıni mânâ ve sırlarını açıklar. Bu ara insanların câmiye gidip bu sohbeti merakla dinlediğini duyan hocalar da sohbeti dinlemek için câmiye gider, kendisini dinler. Bu tefsirler karşısında hocalar hayranlıklarını gizleyemezler.
Şeyhü’l Hazîn, oğullarından Şeyh Sadeddin’e der ki: “Bu son zamanlarımda Kur'ÂN-ı Kerîm okumak bana çok ağır gelmektedir. Çünkü her harfin altında bana esrârlardan bir deniz görülmektedir.”
Şeyhü’l Hazîn kendisinden tavsiye isteyenlere: “Tâlib o kimsedir ki sadece Allah’ı ister. Galib o kimsedir ki ilmi hevâsına üstün gelir. Ben size sîyer ilmini okumanızı tavsiye ederim ki onunla iman fazlalaşır. Allah kime muhabbetini nasib etmişse sultan odur. Elhamdülillah evvelde ve ahirde Allah bize muhabbetini nasib etmiştir.”
Miladi 1890-hicrî 1308’de vefât eden Şeyhü’l Hazîn kaddesallahu sırrahu’nun vefâtını, oğlu Şeyh Şerafeddin şöyle anlatır:
"Şeyh kaddesallahu sırrahu, vefâtından hemen önce müezzini Şeyh Yusuf’un kucağında olduğu halde bir âyet-i kerime okudu ve bu âyetin tefsirine başlayıp şöyle dedi:

“Allah’ın kullarından bazıları, öldüklerinde, gökler kendilerine doğru yükselen iyi amellerin kesilmesinden dolayı ağlarlar…:


Resim--- "Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Bir mü'min için mutlaka (semâdan) iki kapı vardır: Birinden ameli yükselir, diğerinden de rızkı iner. Bu mü'min ölünce, her iki kapı da ağlarlar. Şu âyet bu duruma işaret eder: "Ne gök ne yer onların üzerine ağlamadı." buyurdu.
(Enes radiyallahu anhu’dan; Tirmizî, Tefsir, Duhân, (3252)


فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ السَّمَاء وَالْأَرْضُ وَمَا كَانُوا مُنظَرِينَ
Resim--- "Fe mâ beket aleyhimus semâu vel ardu ve mâ kânû munzarîn(munzarîne).: Onlara yer ve gök ağlamadı. Ve onlara mühlet verilmedi.” (Duhân 44/29)

تُسَبِّحُ لَهُ السَّمَاوَاتُ السَّبْعُ وَالأَرْضُ وَمَن فِيهِنَّ وَإِن مِّن شَيْءٍ إِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدَهِ وَلَكِن لاَّ تَفْقَهُونَ تَسْبِيحَهُمْ إِنَّهُ كَانَ حَلِيمًا غَفُورًا
Resim--- "Tusebbihu lehu’s- semâvâtu’s- seb’u ve’l- ardu ve men fîhinne, ve in min şey’in illâ yusebbihu bi hamdihî ve lâkin lâ tefkahûne tesbîhahum, innehu kâne halîmen gafûrâ (gafûran).: 7 kat gökler ve yeryüzü ve onlarda bulunanlar, O’nu (ALLAH’ı) tesbih ederler. O’nu hamd ile tesbih etmeyen bir şey yoktur. Ve fakat onların tesbihlerini siz fıkıh edemezsiniz (anlayamazsınız, idrak edemezsiniz). Muhakkak ki O; Halîm’dir, Gafûr’dur (mağfiret edendir).” (İsrâ 17/44)

“Allah’ın kullarından bazıları, öldüklerinde, gökler kendilerine doğru yükselen iyi amellerin kesilmesinden dolayı ağlarlar. Yine aynı şekilde yerler de üzerinde yapılan ibâdetlerin kesildiği için ağlar. Göğün ağlayışı hafif yağmur yağışı gibi bazen hissedilir. Melekler de garib kuşlar şeklinde gelip, cenâze ile birlikte giderler.” der. Daha sonra “Sübhannallah, velîlerin ruhları ne kadar hızlıdır. Meleklerden daha çabuk gelip giderler.” der. Sonra Şeyh’in işâreti ile selâm almakla meşgul olduğunu gördük. Daha sonra mezkur Şeyh Yusuf’a: “Kur'ÂN-ı Kerîm okumaya başla, fakat sesini kıs. Rabbim ile meşgulüm.” der.
Müezzini Şeyh Yusuf Kur'ÂN-ı Kerîm’i okumaya devam ettikçe nurlar da artmaktadır. Tâa ki, Şeyh Allah’ın rahmetine kavuşana kadar...

Cenâze musallaya götürülmek üzere evden çıkarıldığında hafifçe yağmur yağmaya başlamıştır. Cenâzenin etrafında garip kuşlar uçuşmaktadır. Şeyh’in torunu Şeyh Muhammed Kazım kaddesallahu sırrahu cenâzede hazır bulunan Molla Abdülmecid’e bu kuşları sorar. Molla Abdülmecid: “Garip kuşlardı. Buralarda daha önce onlar gibi kuşlar görmemiştik.” cevabını verir.
“Kıyamete kadar anlatsam, kalbimdeki İhlas Sûresi’nin anlamı bitmez..”
Şeyhü’l Hazîn Hazretleri hakkında çok az bilgi ve belge bulunmaktadır. Bunun ilk nedeni kendisini şöhretten uzak tutması, diğeri ise Şeyh hazretlerinin evinde çıkan bir yangın nedeniyle kütüphânesinin bir kısmının yanmış olmasıdır. Şeyhü’l Hazîn’in kaddesallahu sırrahu Hac yolculuğu dönüşü İstanbul’da uğradığı, Muhammed İstanbulî adlı bir halifesi olduğu bilinmektedir. Hakikatleri açıklamada Hz Mevlânâ kaddesallahu sırrahu ne güzel buyurur: “Gaflet tendedir. Ten ruh olunca sırlar Hazînesi ona açılır.”
Şeyhü’l Hazîn kaddesallahu sırrahu Siirt Ulu Câmi’de 40 gün boyunca İhlas Sûresi’nin tefsirini yapmış: “Kıyamete kadar anlatsam, kalbimdeki İhlas Sûresi’nin anlamı bitmez” buyurmuştur.
Vaaz ve nasihat ettiği zamanlar dışında yüzünü örttüğü, Rus harbi sırasında halkı Sultan Abdülhamid’e itaate ve cihada çağırdığını Hasan Fehmi Efendi’nin yazmış olduğu bir kasideden biliyoruz.
Bu vesile ile Şeyh Muhammed El Hazîn kaddesallahu sırrahu hakkında son dönemde yayınlanmış olan bir kitaptan bahsetmek isterim:


Şeyh Muhammed El Hazin ve DivÂNı.
Eseri yayına hazırlayanlar, Mugisiddin Aydın Efendi ve Prof. Dr. Ali Bulut’tur.
Prof. Dr. Ahmed Turan Arslan nâif bir sunuş yazısı ve,
Prof. Dr. Necdet Tosun bir takriz ile kitaba katkıda bulunmuşlardır..


Kitap 6 bölümden oluşmaktadır.:
1.inci bölümde Şeyh Muhammed El Hazîn Hazretlerinin doğumu, köyü, tahsili, eğitim gördüğü medreseler ve hocalar, talebeleri, vefâtı, ilmî ve tasavvufî yönleri, halifeleri, şemâili, şeceresi, hanımı ve çocukları, bazı kerâmet ve menâkıbı, kendisinden sonra gelen Silsile-i Aliye’si hakkında bilgilere yer veriliyor.
2.inci bölümde Şeyh Hazretlerinin Divan’ının tercümesi;
3.üncü bölümde Şeyh hazretlerinin 2 kasidesi için yapılan şerhlerin çevirileri;
4.üncü bölümde araştırmacılara kolaylık olması için Divan’ın aslı;
5. inci bölümde Şeyh hazretleri hakkında yazılmış methiye ve mersiyeler ve
6.ıncı bölümde ise icâzetnâmeler, belgeler ve sözlük bulunmaktadır..

Ayrıca 12-13 Mayıs 2017 tarihlerinde Siirt’te Şeyh Muhammed El Hazîn Sempozyumu düzenlenmiştir..
Şunu belirtmeliyim ki değerli vaktini bana ayırıp yazımı okumaya ayıran fikir verip düzelten kadim dostum Nevşehir Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi araştırma görevlisi Kadri Yılmaz’a teşekkürü borç bilirim. Allah’u TeÂLÂ ebeden razı olsun…


Faysal Kalkan

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 15 Eki 2019, 21:35 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11393
Resim

Şeyh Muhammed El Hazin (kaddesallahu sırrahu)

Önceleri merkeze bağlı bir köy konumundayken ilçe olması üzerine Tillo’ya bağlanan Fersaf köyünde dünyaya gelen Muhammed El Fersafî (1816-1891)’nin lakabı Hazin’dir. Bu lakabın bir istiğrak halinde kendisine ait salavat-ı şerifesini söylerken, “Kul Ya Hâzin, Kul!.” hitabına mazhar olduğu ve kendisine bizzâtihi Hazret-i MuhaMMed aleyhisselâm tarafından verildiği, nakledilir.

Moğolların Bağdad’ı işgal etmeleri üzerine şerif olduğu (Hazret-i Hasan’ın soyundan geldiği) belirtilen cedlerinin Anadolu’ya göç ettikleri ve Fersaf köyüne yerleşerek halkı irşada başladıkları anlatılır. Babası Şeyh Musa Efendidir. İlk tahsilini Siirt’te Hamid Ağa Medresesinde yapmıştır. Siirt’teki Hocası Molla Halil el Siirdî’dir. Molla Halil el-Ömeri Hazretleri, kendisine emânet edilen Muhammed’i çok sever ve ona dâima iltifatta bulunur. Başlangıçta onu, mâiyetindeki âlimlerden birinin ders halkasına tâyin ederse de çok geçmeden huzuruna çağırarak bizzât kendi halkasına katılmasını emreder. Ondan sonra Muhammed el-Fersafî tam on dört yıl boyunca bu üstadın rahle-i tedrisinde ilim tahsil eder. Bu müddet içerisinde hocasının derin sevgisini kazanır ve hususî sohbetlerinde bulunur. Molla Halil Efendi Hazretleri (rahmetullahi aleyh), bazen talebesi Muhammed el-Fersafî’yi çağırır, saçını ona tıraş ettirir, bu vesile ile de kendisine dua eder.

Daha sonra Mardin’e giden ve iki yıl süreyle Kasımpaşa Medresesinde ilim tahsil eden Muhammed el Hazin oradan Irak’a geçerek Şeyh Muhammed El Behdinî, Şeyh Haydar el Sohranî ve Şeyh Abbas el Bağdadî’den tasavvuf dersleri alır.
Sonra memleketine dönerek Şeyh Salih Sipkî Hazretlerini ziyâret eder. Onun işâreti üzerine, uzaktan akrabası ve medrese arkadaşı olan Hakkarili Seyyid Taha (kaddesallahu sırrahu) Hazretlerine müracaat ederek onun tavsiyelerini alır.
Seyyid Taha Hazretleri, Şeyh Muhammed el- Fersafî’den yaşça büyüktür. Onun için Şeyh Muhammed ona derin bir saygı gösterir, nasihatlerini dinler. Gıyabında: “Amcamız, büyük üstadımız”, diye kendisinden bahsetmektedir. Seyyid Taha Hazretleri, Muhammed el-Fersafî’ye: “Sevgili yeğenim, senin kalbinin anahtarı Halepçe’de, Şeyh Osman Efendi Hazretlerinin elindedir”, diye buyurur112. Bunun üzerine Muhammed el-Fersafî, Halepçe’ye giderek Şeyh Osman Tavilî (kaddesallahu sırrahu) Hazretlerinin manevî terbiyesine girer. Şeyh Osman Hazretleri, Mevlana Halid-i Bağdadî (kaddesallahu sırrahu), Hazretlerinin halifelerindendir113. Muhammed el-Fersafî burada bir müddet seyr ü süluk ile olgunlaştıktan sonra tasavvuf icâzetnamesini de alarak üstadı tarafından irşad vazifesiyle görevlendirilir.

Şeyh Muhammed el-Fersafî, 1844 yılında, Irak’tan dönerek doğduğu Fersaf köyüne gelip yerleşir. Burada irşad ve tedris hayatına başlar. Kurduğu medresede yüzlerce talebe yetiştirir. İnsanlara daima zühd ve takvâ yolunu gösterir. Çok geçmeden bölgenin âlimleri ona büyük bir hürmet duymaya başlar ve onu ziyâret ederek ilminden istifade etmeye çalışırlar.
Bunların başında vaktiyle ona ders veren Molla Halil Efendi Hazretlerinin çocukları ve yakınları gelmektedir. Bunlardan, Molla Ömer Efendi ve Zokaydalı Molla Abdülkahhar Efendi en meşhurlarıdır. Ayrıca Nuvinli Şeyh İbrahim Efendi, Halid bin Velid (radiyallahu anhu)’in soyundan gelen Siirtli Şeyh Abdullah Efendi, Siirtli Mahmud Cemaleddin Efendi, Siirtli Şeyh Hattab Efendi, Zadolu Şeyh Muhammed Efendi, Huvitli Şeyh Abdullah Efendi, İskambolu Şeyh Derviş Efendi, Fersaflı Şeyh Abdülhakim Efendi ve Verkanisli Şeyh Fethullah Efendi gibi şahsiyetler, onun yanında tasavvuf terbiyesi alırlar. Bu zatlardan Fersaflı Şeyh Abdülhakim Efendi, Zokaydalı Şeyh Abdülkahhar ve Verkanisli Şeyh Fethullah Efendi Hazretleri, daha sonra üstadları Şeyh Muhammed Fersafî’nin işâreti üzerine Seydâ-yi Taği Hazretlerine giderek seyr ü süluk terbiyesini onun yanında tamamlamışlardır.

Şeyh-ül Hazin Hazretleri hayatta iken, defnedileceği yeri göstererek Halid Bin Velid’in (radiyallahu anhu) savaş sırasında çadırını oraya kurmuş olduğunu söylediği, rivâyet edilir. Türbenin yapımı sırasında toprağın altında birkaç ok ve kıvırcık saçlı bir şehid bulunur.
Şeyh Muhammed El Hazin’in Türbesine götürülen akıl hastalarının iyileştiklerine inanılmaktadır. Türbede bulunan bir zincire bağlanan ve geceyi orada geçiren hastaların ertesi gün iyileşmiş olarak evlerine döndükleri anlatılır. Diğer taraftan, Şeyhü’l Hazin türbesindeki ağaç, hamile kalmak isteyen kadınlar için kudsal kabul edilir.
İlahî aşka dair kasidelerinden başka onun Hazreti Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’e “Gayatü’l-Hayrat” adı altında manzum olarak yazıp hediye ettiği on üç kıta salâvât-ı şerifeleri vardır. Bu salâvât, doğuda geniş bir muhitte namazlardan sonra okunmaktadır.
Şeyh Muhammed el Hazin’in Arapça bir münâcaatı bulunmaktadır. Münâcaatında, Allah’tan visâli istemiş, ALLAHu TeâLâ ise ilhamla ona şöyle cevab vermiştir: “Ya Hazinu kad karrabtüke ileyye bi’l- visali Ve refe’tü lekennikabe an vechi Cemâli”
Yani: “Ey Hazin, seni visâlim ile kendime yaklaştırdım. Ve perdeyi cemâlimin yüzünden sana kaldırdım.” (Dördüncü beyitin sonuna kadar devâm eder.)

Bazı kasidelerinde, “Mevlana Halid-i Bağdaîi, Zülcenaheyn, yedi yaşımda iken bana hırka giydirdi” demiştir. Mevlana Halid, vefât ettiğinde Şeyhü’l- Hazin yedi yaşındadır. Şeyh Muhammed el Hazin’in bazısı Arapça, bazıları Kürtçe olmak üzere kasideleri vardır. Şeyh, bu kasidelerin bazılarında ALLAH’ın kendisine ihsan ettiği ni’metlerden bahseder.

Muhammed el Hazin’in kerâmetlerinden biri de, vefâtından hemen önce: “Gök ve yer onların ardından (helakine) ağlamadı, onlara mühlet de verilmedi” (Duhân süresi:29) mealindeki âyet-i kerimeyi okuyup, tefsir ettikten sonra şöyle der: “Melekler kuş sûretine bürünüp Allah’ın bazı velîlerinin cenâzeleri ile birlikte giderler.”
Nakledilir ki, cenâzesi ile birlikte hazır olanlar, bu yabancı kuşları görmüşlerdir.

Şeyh-el Hazin Hazretlerinin ilk hanımı olan Şeyyide Fatım Hanımdan Muhyeddin, Kutbeddin, Abdullah, ikinci hanımı Şeyyide Hanife hanımdan Fahreddin, Necmeddin, Sadeddin, Kemaleddin, Nureddin, üçüncü hanımı Şeyyide Halime hanımdan Vefaeddin, Şerafeddin, Alaeddin, ve Diyaeddin isimli çocukları olur..

Anlatılır ki, Siirt ve havalisinde uzun süre yağmur yağmamıştır. Dereler kurumuş, değirmenler çalışmaz olmuştur. Muhammed Hazin bu günlerde talebelerine: “Kalkın! Unumuz kalmadı, değirmene gidip un öğütelim!.” der. Talebelerinin: “Değirmenler su olmadığı için çalışmıyor.” demesine rağmen, “Gidelim!” der. Bir çuval buğday alıp değirmene giderler. Muhammed Hazin talebelerine değirmeni temizlemelerini söyler. Kendisi dolabı tâmir eder. Bu sırada gökyüzünü yavaş yavaş bulutlar kaplar. Bir süre sonra yağmur yağmaya başlar. Bardaktan boşanırcasına yağan yağmur dereyi coşturur ve değirmen çalışmaya başlar. Buğday öğütme işi tamamlanınca, yağmur diner.

Muhammed Hazin Hazretleri, ömrünün sonuna doğru rahatsızlanıp, yatağa düşer. Vefât anı yaklaştığında yanında talebelerinden olan müezzini Yusuf Efendi vardır. Muhammed Hazin bir âyet-i kerime okuduktan sonra şöyle buyurur: “ALLAHu TeâLâ’nın kullarından bazıları öldüklerinde, gökler kendilerine doğru yükselen amellerin son bulması sebebiyle ağlarlar. Yine aynı şekilde yerler de üzerlerinde yapılan iyi amellerin kesilmesinden dolayı ağlarlar. Melekler bu sırada garib kuşlar şeklinde gelip, cenâze ile birlikte giderler. Sübhanallah velîlerin ruhları ne kadar hızlı!. Meleklerden daha çabuk gelip gidiyorlar.” der. Daha sonra Yusuf Efendiden Kur’ÂN-ı kerim okumasını ister. Yusuf Efendi Kur’ÂN-ı kerim okurken Muhammed Hazin vefât eder. Cenâzesi evden çıkarıldığında hafiften yağmur yağmaya ve etrafta kalabalık halde garib kuşlar uçmaya başlar.

Dereyamaç köyündeki türbesi, halk tarafından ziyaret edilir. Türbeye asabî olan insanlar götürülür, şifâ bulacağına inanılır. Ayrıca ağlayan çocuklara da burası ziyâret ettirilir. Hastalar buradaki odada zincirlere bağlanır ve birkaç saat durmaları sağlanır. Yine türbede bulunulan tokmağı ağrısı olanlar, ağrıyan yerlerine vurarak ağrılarının geçeceğine inanırlar. Konuşamayan insanları da, bu türbeye ziyârete götürürler ve buradaki hayvan gemine benzeyen tahtayı, hastaların ağızlarına koyarak, konuşacaklarına inanırlar.


Kaynak; Siirt Evliyâları , Abdulhalim Durma , sayfa 153-158

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 16 Eki 2019, 00:36 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11393
Resim

MUHAMMED SIDDIK HEKİM
SİİRTLi HOCAMIZ

kaddasallahu sırruhu..

İnsanoğlunun kaderinde neşe-keder atbaşı gider.
1971 yılında Antalya’ya ayak bastığımda Yivli Minâre Câmisi önünde bahçede ufacık bir sohbet odası görmüştüm.
İkindi namazından çıkan insanların bir kısmı oraya yönelirdi.
Kapısındaki küçük gök mavisi levhada:
“BUYURUNUZ” yazardı..
Ben de dâvetsiz ve teklisiz girip, nefis demli çay eşliğinde ilk sohbetini dinlemiştim.
Sonra kaderimiz BİLişitirdi, BULuşturdu, OLuşturdu ve harika hâller YAŞAttı çok şükürler Olsun RABBımız TeÂLÂmıza…

“Hekim” soyadını almalarına sebeb olan BaBa ANNEsinin o gün için Halk Hekimi olup doğal ilaçlarla beş kuruş almadan pek çok hastalığa çâre bulduğu için
“HEKİM ANA” dendiğini ve bir EhL-i Beyt aleyhumusselâm Kızı olduğunu sorduğum zaman bana söylemiştir..

Benim, Hocama ve onun da bana olan muhabbet bağının sadece ve sadece Resûlullah sallallahu eleyhi vessellem olduğunu söylerdi sohbetlerinde ve bu sözü hak idi.. “Kalb kalbe olalım” diye tam karşısına oturtmuştu..
Gece-gündüz her mevsim süren yıllarca BİZ-BİR-İZ-Liğimizden geriye ANılarımız kaldı bir de sohbetler de alınan sayısız video kasetleri..

1921 Yılında Siirt’te doğan Hocam,
Kendisi a’mâ iken yine a’mâ olan veşark Bülbülü denilen bir Hafızdan yazısız olarak Kur'ân-ı Kerim’i yedi yaşında öğrenip hıfz etmiştir.
O kadar yüksek hıfzı vardı ki bir Kadir Gecesinde bir teravihte tüm Kur'ân-ı Kerim'i 6 saatte 33 rekata bölerek hatm etmiştir..
Tüm namazın teyple alınmış kasetleri elimizde mevcuddur şu anda ve sitemizdedir dinleyebilirsiniz..
Hafızasında, Hıfzında ise binlerce hadis vardı..

Sanırım 8 yaşında olduğunu demişti babasının omuzunda Şeyhü'l- Hazîn kaddesallahu sırrahu Hazretlerinin Türbesine girip de duâ edince sol gözünün ışıyıp gördüğünü kendisinden duymuştum..

“Türkçe ve Arapça harflerle okuyup yazmayı ancak 34 yaşında öğrendim” derdi.
Askerlik anıları ilginçti ve ilerde yazılır inşallah..

Siirtli Hocamız kaddesallahu sırrahu,
Abdülkadir Geylanî kaddasallahu sırruhu PÎRimizin nun torunlarından Siirt'li Şeyhü'l- Hazîn kaddesallahu sırrahu’dan icâzetli/bağlı Iraklı Ail Hüsammeddin kaddesallahu sırrahu ve ona bağlı Şeyhü'l- Hazîn kaddesallahu sırrahunun oğlu Şeyh Alâaddin kaddesallahu sırrahu Hazretlerine candan bağlı idi.
Nakşî Tarikatında hizmet ederdi ancak, rabıta ve hatm-i haceğan yaptırmazdı.
Çok kolay ve etkili yol izletirdi ve yolunda sohbet esastı. 50 yıl sürmüştür sohbeti ve Antalya'da meşhurdur..

Mısırdaki el Ezher Üniversitesine Kur'ân-ı Kerim'i öğrenmeye gitmek için Mersin'e gelmiş.
Ancak el Ezher mezunu bir Hafız kendisine.: "gitmene gerek yok sen yeterlisin şu anda, oradaöğreneceğin bir husus yok!." deyince Antalya'ya uğramıştır.
Kader, Hocamızı orada bağlamış, evlenmiş ve zaman uçmuş gitmiştir..

Bendeniz de kendisinin sohbetlerini yazıya döküp kitaplar hâlinde sağlığında yayınlanmasına hizmet etmişimdir hamd olsun!.

Eserleri sitemizde yayınlanmıştır.. Okursunuz İnşâe ALLAH!.


ESERLERİ:
1- Fırka-yı Nâciyye
2- Mürşidlerin Hâller
3- Âhir Zaman Fitnesi
4- Pala Defteri..
5- Çok sayıda video kasetleri…


Hayatı boyunca Muhammedî Şuur ve Nuru anlatıp fiilen yaşayan Rahmetli Sıddık Hocam kaddesallahu sırrahu, etrafındakilerden toplu iğneye bile tenezzül etmeyen yiğit yürekli bir MuhaMMedî Mürşid idi..

Kasket giydiği için taşa tutulurdu câhillerce de: "Abdullatif, 8 köşe kasket BİZim Siperimiz MuhaMMedî MeLâMette!" derdi..


MUHAMMED SIDDIK HEKİM SİİRTLi HOCAM
kaddasallahu sırruhu..

Cân-ciğer bir Dosttu benimle.. O’nunla teklifsizce komuşurdumher soruma cevab verir ve birkaç gün göremese hep sorardı herkeslere..

“hafızanda kırk bin hadis var mı?.” dediğimde başını sallayan “elli bin” dediğimdeyse: “ne yapacaksın Abdulllatif!.” diyen rahmetli Siirtli Hocam: “ben altı buçuk yaşında hafız oldum, yedi yaşım dolmamıştı ablam beni tek eliyle havaya kaldırdı bütün Siirt halkına dedi ki: “hafızımıza bakın hafızımıza bakın maşallah deyin!” dedi.. babam 5 tane koç kesmişti pilavla et dağıtmıştı bir şehre.. Hamid Efendi ki babası.. ve Hocam o zaman kendisi kördü, öğrten hocası da kördü.. körden kör öğrenmişti, tek öğrenmişti.. yalınız Hocası asabî ve çok şiddetliydi uzun bir sopası vardı.. karısı derdi ki: “MuhaMMed Sıddık, Hocan biraz celâllidir anladın ki sopa felân vuracak şu yastık yanında dursun kafana tut da ikiniz de görmüyorsunuz bir tarafına vurmasın!.”
bir cüz’ü okur “tekrar et!” derdi diyor.. gözle okumak yok, bir yere bakmak yok, dışarda çalışmak yok.. bir keresinde cumalar tatildi o zaman.. perşembe son gün.. cuma tatil diye sıkılmış nasıl yolunu bulduysa çıkmış oradan duvarı takip ederek eve gelmiş arkasından da Hocası gelmiş uzaktan bağırıyormuş: “Abdulhamid! Abdulhamid buraya kara bir küçük köpek yavrusu geldi mi?.” Babam da: “evet hocam!.” “onun tut al gel buraya!.” deyip bana cuma cezâsı vermişti!.” Diyor sevgili Siirtli Hocam Rahmetlim..


Tanıyp birlikte yaşayanlar bilir ki, Siirtli Hocam kaddesallahu sırrahunun gözleri doğuştan amâ imiş. Kendisinden de duydum ki.: “ Sekiz yaşımda Babam beni omuzuna birdirip Şeyhü’L- Hazîn kaddesallahu sırrahu’nun Türbesine götürdü ve Bana ALLAHu Zü’l- CeLÂL’e, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e Ali kerremallahu vechehu’yae, PîRimiz Abdülkadir Geylanî kaddesallahu sırrahu’ya ve Şeyhü’L- Hazîn kaddesallahu sırrahu’ya DUÂ edelim birlikte!.” Dedi ve beni omuzunda baş taşına yaklaştırdı ve.: “Sarıl DUÂ et!” dedi..
Bir Müüddet sonra.: “Sol gözümde ışılar var!.” Diye bağırmaya başladığımda babam rahmetli ağlayarak şükürler etti.
Siirtli Hocam kaddesallahu sırrahunun sadece sol gözü dikkatli bakınca görürdü. Ve Göz ekseni eğikolduğu için karşısındaki kitaba başını sağa çevirerek yan bakışla okurdu.
Kız kardeşim Hacerin Almanyadan gönderdiği mercek sol elinde ve sağ elinde kitabı..şimdi görür gibiyim Azîz MuhaMmedî HAKk ÂŞık MuhaMMed Sıddık kaddesallahu sırrahu Hocamı..
RÛHun Ebediyyen RahmetuLLAHLa ŞÂD OLsun!. Çok SEVdiğin ve Hizmet ettiğin NûR-u MîM İÇinde YAŞA Hocam İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!.


Resim

EZEL-EBED=->BİZ BİR-İZ-de,
DAMLALar OLduk=>DENİZ-de,
SEVdik-SEVİLdik=>ÇOk ŞÜKÜR,
==>HASBî HİZMet SEVgimİZ-de!.


ZEVK 1453

BÖYLe BİLYE giBi BAŞsız-AYAKsız==>KALdık BİZ DOStLar!
AKAN gÖZ YAŞımız gibi==>SAFF AŞKa DALdık BİZ DostLar!
HAk>SIRR-ı SIDDIK’ın SIFIR YURDUnda=>AŞKa ÇAĞRImız!
=>GöNüL İKLiMine GÖÇ VAR!.>DAVULun ÇALdık BİZ DostLar!..


11.05.1999 11:54
A n t a l y a..BİR zamÂNda…


Resim

HUu DOSt!..

ÂŞIK AğYÂRe SIRR SÖYLEmez,
Dİyen>BİLmez.. BİLen>DEmez,
=>KENDİsiNden>SÖZ EYLEmez,
=>AR’ı =>MuhaMMed SıDDıK’ın!.


Resim

DÖNDÜRür =>HAKk’tan AZANı
=>ÇAĞIRır =>AKLı ==>İZ’ANı
=>ALLAH İÇİN==>AŞKk EZANı
CÂRi’ ==>MuhaMMed SıDDıK’ın!.


Resim

DİVÂNda DESTur DURULmuş
VUSLÂTta=>VELÎ VURULmuş
=>BELÂ BAZARI=>KURULmuş
DÂR’ı==>MuhaMMed SıDDıK’ın!.


Resim

gÖZü=>MuHABBet Merceği
sÖZü==>TEVHİDin Gerçeği
SANki CeNNet==>Can Çiçeği
HÂR’ı=>MuhaMMed SıDDıK’ın!.


Resim

TEZi =>SıFıR-SoNSuZ DİLdir
>SIDDIK’ın SIRRIn TEMSİLdir
DÜNYÂ-ÂHİREt=>SELSEBİLdir
VAR’ı==>MuhaMMed SıDDıK’ın!.


Resim

==>ŞÂH-ı ŞERİAt==>SÂHİBi
KıRıK KALBLerin ===>TÂBİBi
HALLâKu’L- HAKk’ın=>HABÎBi
=>YÂR’i>MuhaMMed SıDDıK’ın!.


Resim

=>HİZMEt İÇİN=>SÎNE SAZI
HAKk’ın HALKı =>NÂZ-NiYAZı
ARZ’dan>ARŞ’a =>AŞK AVAZı
ZÂR’ı =>MuhaMMed SıDDıK’ın!.


Resim

ŞÂH-ı ŞÜHÛD ŞEYHü’l- HAZÎN
=>PÎRi=>ALİ HÜSAMEDDDİN
==->ŞEREF-i ŞEYH ÂLÂADDİN
ER’i ==>MuhaMMed SıDDıK’ın!.


Resim

GEÇmiş BEN-Lik NEFESİnden
YALAN DÜNYÂ=>HEVESİnden
NÂZİK NEFSi>ŞERR SESİnden
BERİ =>MuhaMMed SıDDıK’ın!.


Resim

ALLAH İÇİN =>RESÛL İÇİN
SORULamaz>NEdEN-NİÇİN?
KALBden İÇRe =>FUAD İÇİN
YERi =>MuhaMMed SıDDıK’ın!.


Resim

==>AŞKın =>ŞEMÂİL-ŞEKİLi
=>VUSLÂt VÂLİSİn =>VEKİLi
EL-ÂN=>DÖRT SANCAK ÇEKİLi
BİRi ==>MuhaMMed SıDDıK’ın!.


Resim

HAKk’ı DERim>DEM bU DEMde
=>LÂZIMı=>LÂYIKı=>HEM de
==>“YEDİ CEVÂHİR-i CEM’”de
DİRİ =>MuhaMMed SıDDıK’ın!.


Resim

KALBİ=>KALBLE kARŞı GÖRür
CENNET İÇRE==>çARŞı GÖRür
=>Bî-İZNİLLAH =>ARŞı GÖRür
KÖRü =>MuhaMMed SıDDıK’ın!.


Resim

=>TERBİYEde===TEZKİYEde
=>TASFİYEde ==>TECLİYEde
=>KALBi==>SEYRÂN EDe EDe
DURU =>MuhaMMed SıDDıK’ın!.


Resim

DİLi =>DOStun DOSt DİLidir
>MESt MuHABBEt MENZİLidir
=>KALBİMİZin =>KANDİLidir
NUR’u=>MuhaMMed SıDDıK’ın!.


Resim

SERine =>SÜRMe SÜRÜLmüş
DEFTERi=>BURDa DÜRÜLmüş
EZEL<-<EBED =>ÜFÜRÜLmüş
SÛR’u=>MuhaMMed SıDDıK’ın!.


Resim

Zü’L- CELÂL>CEMÂL ÇAĞIdır
DOSt MuhaMMed MENBAĞIdır
SÂADATLarın =>SIRR DAĞIdır
TÛR’u=>MuhaMMed SıDDıK’ın!.


Resim

=>İNADın =>DÖRDe BÖLesi
=>“ÖLmeden ÖNce ÖL!.”-esi
=>ÇOĞu DÜNYÂnın=>KÖLEsi
HÜR'ü=>MuhaMMed SıDDıK’ın!.


Resim

KUL İhvÂNim=>UYAN>DavrAN
NEFEs NEFEs GEÇer==>hER ÂN
MEDİNE’ye==>GİDEN KERV-ÂN
YÜRÜ!.. =>MuhaMMed SıDDıK’ın!.


04.04.1999 15:15
A n t a l y a..BİR zamÂNda…



Resim


Resim

الَّذِينَ إِذَا أَصَابَتْهُم مُّصِيبَةٌ قَالُواْ إِنَّا لِلّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعونَ
Resim---“Ellezîne izâ esâbethum musîbetun, kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn (râciûne).:Onlar ki, kendilerine bir musîbet isabet ettiği zaman: “Biz muhakkak ki ALLAH içiniz (O'na ulaşmak ve teslim olmak için yaratıldık) ve muhakkak O'na döneceğiz (ulaşacağız).” derler.” (Bakara 2/156)

MuhaMMed Sıddık kaddasallahu sırruhu Hocamın Azîz RÛHuna;
ÖMRünce DİLinden düşürmediği ve hadis olan Meşhur SaLâvâtımızLa BİRLikte bir FÂTİHA OKUyalım inşâe ALLAHu TeÂLÂ!.


ALLAHumme saLLi ve seLLim ve bârik aLâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve
Nebiyyike ve
RasûLike ve
Nebiyyi'L- ÜMMiyyi ve aLâ ÂLihi, EHL-i Beytihi ve's- Sahbihi ve ÜMMetihi...

bî-RAHMetike yâ erhame'r- RAHÎMiyn!
bî-RAHMetike yâ erhame'r- RAHÎMiyn!
bî-RAHMetike yâ erhame'r- RAHÎMiyn!.
İrhamNÂ yâ RABBBeNâ ceLLe ceLÂLihuu!..


Âmin Yâ Latîf Yâ Kerîm ALLAH celle celâluhu!
Âmin Yâ Rahîm Yâ Vedûd ALLAH celle celâluhu!
Âmin Yâ Fettâh Yâ Gaffâr ALLAH celle celâluhu!
Âmin Yâ Settâr Yâ ALLAH ALLAH celle celâluhu!..

Âmin... Âmin... Âmin... Âmin!.. Yâ Muîn Celle Celâluhu.


Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 16 Eki 2019, 00:59 
Çevrimdışı
Aktif Üye
Aktif Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 10 Ağu 2007, 02:00
Mesajlar: 126
Konum: Almanya
GÜL RASÛLüm sallallahu aleyhi vesellem’e CÂN'da CÂNÂN SALÂVÂT..


ResimŞEYHÜL HAZİN HAZRETLERİN'İN SALÂVATI..
GAYÂTÜ'L-HAYRÂT.. 1.inci BEyit..


Resim

Resim ALLAHümme salli adde mesâkîli zerreyati'l- vücûdi bi'd- devâmi..
* Ve adde ma kad ehâta bihi ilmüke yâ ALLâmi..
*Mimma kâne ve mâ kad yekûnü ebede'l- âbidine..
* Alâ Seyyidinâ MuhaMMedin ve âlihi ve sahbihi ve cemii'l- enbiyâi aleyhimü's- selâmi..

Resim Ey ALLAH'ım!.
* Mevcûd zerrelerin ağırlığı ve devamınca,
* Ey Alîm, ilmiyin kuşattığınca,
* Ebediyete kadar olacaklar ve olanlarca,
* Efendimiz MUHAMMED sallallahu aleyhi ve sellem'e-âline-ashabına cemîi'l-enbiyâya salât getir!..


ResimMuhaMMedî MuhaBBetLerimLe...

_________________
Resim


En son Zehra tarafından 23 Eki 2019, 21:18 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.

Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 23 Eki 2019, 21:18 
Çevrimdışı
Aktif Üye
Aktif Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 10 Ağu 2007, 02:00
Mesajlar: 126
Konum: Almanya
GÜL RASÛLüm sallallahu aleyhi vesellem’e CÂN'da CÂNÂN SALÂVÂT..

ResimŞEYHÜL HAZİN HAZRETLERİN'İN SALÂVATI..
GAYÂTÜ'L-HAYRÂT.. 2.inci BEyit..


Resim

Resim Ve salli RABBi adde mesâkîli mâ kad hasale bit temâmi..
* Min darbi zerreyâti'l-vücûdi fi nefsiha bi'd-devâmi..
*Ve mislihi âlâfi ulufi elfi merreten yâ Kerîmû..
* Alâ Resûlike'l-Mustafa MuhaMMedin Seyyidi'l-enâmi..

Resim Yâ RABBî!.
* Tam olarak meydana gelen (kemâlât)lerin sayısınca,
* Mevcûdâtın zerreleri ve devâmları sayısınca,
* Ey Kerîm; bir milyar mislince,
* Peygamberin MUHAMMED MUSTAFA'ya sallallahu aleyhi ve sellem bütün varlıkların Efendisine salât et!.


ResimMuhaMMedî MuhaBBetLerimLe...

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 03 Kas 2019, 22:42 
Çevrimdışı
Aktif Üye
Aktif Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 10 Ağu 2007, 02:00
Mesajlar: 126
Konum: Almanya
GÜL RASÛLüm sallallahu aleyhi vesellem’e CÂN'da CÂNÂN SALÂVÂT..

ResimŞEYHÜL HAZİN HAZRETLERİN'İN SALÂVATI..
GAYÂTÜ'L-HAYRÂT.. 3. üncü BEyit..


Resim

Resim Ve salli Rabbi adde mesâkîli ma takdiru entucîdehu mine'l-a'demi..
* Fi'l-kevni ve lâ mekâni' hatte mâ ba'de'l-haşri yevme'l-kıyâmi..
*Ve adde mâ yahsilü min darbihâ fi nefsiha dâimen yâ Alîmu..
* Alâ menillezî ihtertehü alâ küllü'l-halâiki ve rafa'tehü ilâ ağlel makâmi ..

Resim Yâ RABBî!.
* Takdir edip yoktan vucûda getirdiğin ve getireceğin şeyler sayısınca,
* Kâinâtta ve Lâ mekânda kıyâmete kadar .... hatta haşirdan sonra bile...
* Ey Alîm, dâimâ meydana gelecek şeyler ve bir katı sayısınca,
* Bütün varlıklara Peygamber olarak seçip, en yüce makama yükselttiğin Zât'a salât et!.


ResimMuhaMMedî MuhaBBetLerimLe...

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 08 Kas 2019, 17:32 
Çevrimdışı
Aktif Üye
Aktif Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 10 Ağu 2007, 02:00
Mesajlar: 126
Konum: Almanya
GÜL RASÛLüm sallallahu aleyhi vesellem’e CÂN'da CÂNÂN SALÂVÂT..

ResimŞEYHÜL HAZİN HAZRETLERİN'İN SALÂVATI..
GAYÂTÜ'L-HAYRÂT.. 4. üncü BEyit..




Resim

Resim Ve salli Rabbi adde'l-evâmiri vennevâhî ve'l-âyâti ve'l-ahkâmi..
* Ve addemâ veka'a fi'l-kulûbi minel havâtiri ve'l-vesvâsi ve'l-ilhâmi..
*Ve addel harekâti ve's- sekenâti ve'l-enfâsi ve elvâni'l-halâiki..
* Alâ menillezî faddaltehü ve karrabtehü ve nezzelte aleyhi ahsene'l-kelâmi..

Resim Yâ RABBî!.
* Emirler, nehiyler, âyetler, hükümler sayısınca,
* Kalbde meydana gelen düşünceler, ilhâmlar, vesveseler sayısınca..
* Hareketler, sükûnetler, nefes alıp vermeler ve mahlûkatın renkleri sayısınca,
* Üstün kıldığın, kendine yaklaştırdığın ve en güzel sözü indirdiğin Zât'a salât et!.


ResimMuhaMMedî MuhaBBetLerimLe...

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 18 Kas 2019, 22:25 
Çevrimdışı
Aktif Üye
Aktif Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 10 Ağu 2007, 02:00
Mesajlar: 126
Konum: Almanya
GÜL RASÛLüm sallallahu aleyhi vesellem’e CÂN'da CÂNÂN SALÂVÂT..

ResimŞEYHÜL HAZİN HAZRETLERİN'İN SALÂVÂTI..
GAYÂTÜ'L-HAYRÂT.. 5. inci BEyit..




Resim

Resim Ve SaLLi RABBî adde efradi cüziyyâti envâi'l- ervâhi ve'l- ecsâmi Ve adde mâ halaktehu..
* Ve kevventehü fi haze'd- dâri ve fi dâri's- seLâmi..
*Ve adde mevcûdâti'l- kevneyni vemâ fihâ mine'l- hakaiki ve'd- dekâik..
* ALâ menillezi levlâhü lemâ halakte'l- halka vele'l- eflâke'l- azâmi..

Resim Yâ RABBî!.
* Ferdler, parçalar, envâi çeşit ruhlar ve bedenler sayısınca..
* Bu âLemde ve seLâmet yurdunda yarattıklarıyın ve var ettikleriyin sayısınca..
* İki âLemdeki varlıklar ve içlerindeki hakikatler ve incelikler sayısınca..
* "O, OLmasaydı halkı ve büyük felekleri yaratmazdım!." buyurduğun Zât'a SaLât et!.


ResimMuhaMMedî MuhaBBetLerimLe...

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 10 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye