Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 16 Eki 2019, 12:38

Tüm zamanlar UTC + 2 saat




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 8 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: DeDe KorkutMA MaSâLLarı
MesajGönderilme zamanı: 16 Eyl 2019, 14:12 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2012, 10:01
Mesajlar: 1042
Konum: Cümle; Âlem... ÖzNe; Aşk... Yüklem; Kulluk..
Bu konuyu facebook'ta paylan!
Resim

“Dede” deyince, “Torun” gelir aklımıza…
Sıcak bir sevgi, sıkı bir dostluk-sırdaşlık duygusu kaplar içimizi.

Dede” deyince; Rüyalarımıza giren ak sakallı dedeler, bilge kişiler canlanır zihnimizde…

En önemlisi de "Dede" deyince; Rasulullah (SAV) gelir aklımıza; Altı yaşında annesini kaybedince,
Dedesi Abdulmuttalip'in şefkat ve merhamet kanatları altına alınmıştı torunların En Güzel' i...

Masallar da gelir aklımıza dede dendiğinde;
Dede Korkut Masalları meselâ!
Korkutmaz ama dedeler; Sevdirirler ve kolaylaştırırlar hayatımızı tecrübeleriyle...

De; “Söyle” demektir … De de; “Söyle-söyle” demektir…
Ayrıca; “Söyle de (Söyle fakat…)” Demektir.
Söyledikçe söylesin ister torun, anlattıkça anlatsın ister dedesi.
Dede deyince bunlar da gelir benim aklıma;

Dede ve torun bir arada geçmiş ve geleceğin bir araya gelmiş hali gibidir. Ana-Baba An ‘da oluş hali gibi...

Velhasılı, dede-torun ilişkisinin çok özel ve güzel bir yeri vardır bir çoğumuzun hatıralarında-hayatında... Dolayısıyla kültürümüzde.

Bunları diyorum ama dede torun ilişkisini bizzat yaşamış biri değilim ben.
Belki de yaşamadığım için idealleştiriyorumdur zihnimde bu şekilde… Tüm dedeler böyle değildirler belki…
Bilmem ki! Her iki dedem ben doğmadan önce terk-i diyar eylemişler. Torun olamadım yani dedelerimin yanında...
E henüz torunum da olmadığı için dede olmuş ta değilim. Öyle olunca bize hayalini kurmak düşüyor haliyle...

Öyle yaptım ben de… İftar öncesi sohbet eyleyen dedeyle torununu misafir eyledim hayal dünyamda.
Yeri geldi dede oldum gönlümce yeri geldi torun! Sizler hayalimi hayra yorun!


- İyi ama dede! Dedi çocuk; Deniz nasıl ikiye ayrılır ki?
- Onu bir arada tutan isterse ikiye değil, yetmiş ikiye de ayrılır evlat. Hem ikiye ayrılmayan ne var ki bu âlemde… ne var olabilir ki! Diyerek başını pencereden yana çevirdi yaşlı adam; Ufuklardan-uzaklardan çıkıp gelecek birini beklercesine...
- Daha vakit var mı dede?
- Hı?
- Neye bakıyorsun dede?
- Hiiiççç! Öylesine…
- Daha vakit var mı diye mi baktın?
- Neye vakit var mı diye?...
- İftara!
- Acıktın mı yoksa?
- Hiç acıkmadım dede… Vakit ne çabuk geçiyor seninle konuşurken… Nasıl akşam olmuş anlamadım bile.
(Ben anlayabildim mi ki bunca zaman sen anlayasın çocuk. Sabah yeni oldu senin için. Oysa bizim için akşamı da geçti ömür vaktinin yatsısı da…) diye geçirdi içinden yaşlı adam.
- Dedeee?
- Hııı!
- İkiye ayrılmayan var olamaz yani öyle mi dede?
- Var olamaz ya!
- Ben de mi ikiye ayrılacağım yani?
- Elbet! İkiye de ayrılırsın, yetmiş ikiye de…
- İnsan nasıl ikiye ayrılır dede? Sihirbazların yaptığı gibi mi? Hani onlar ikiye bölüyorlar ya ama sonra birleştiriyorlar…

İftar hazırlığı nedeniyle mutfakla salon arasında mekik dokuyan hanımı seslendi yanlarından geçip giderken;
- Beeyyy! Bey!... Neler anlatıyorsun el kadar sabiye…
- Ne biliyorum ki ne anlatayım hanım…
- Baksana sihirlerden, ikiye bölmelerden dem vuruyor seninki…
- Amma yaptın Hanım! Firavun’ un sarayı mı burası! Onu mu anlatıyorum ben.
- O'nun dediği başka, bakma sen!
- Neymiş o başka?
- Allah’ ın kerametleri Hanım… Hz. Musa (as) asasıyla vurunca deniz nasıl ikiye ayrıldı onu soruyor seninki...
- Hep eskidenmiş onlar... Ne kerameti kaldı âlemin ne de bereketi … Ne güzelmiş eskiden.
- Allah her daim Allah'tır cancağızım. Eski de O’ nun takdiridir yeni de! Keramet te bereket te Allah'tandır. Âlem’ den ya da Âdem’ den değil.
- Öyledir elbet.
- Bize düşen rızadır… Bize düşen kulluktur.
- Aaa… Yemek vardı fırında…. Durmuş burada sizinle çene çalışıyorum. Dede-torun beni de kendinize benzettiniz. Diyerek mutfağa doğru gitti kadın.
Yaşlı adam çocuğun kulağına doğru eğilerek;
"Gördün mü bak! İnsan nasıl bölünürmüş" Dedi muzip bir ifadeyle.
Güldü çocuk hafifçe…
- O başka dede! Kadınlar işte!
- Bak hele! Ne biliyorsun ki kadınlar hakkında de bakalım!
- Ne bileceğim dede... Nenemi biliyorum işte!
- Hele hele?
- Ya dede yaa! Ne güzel anlatıyordun işte.
- Anlatıyorduk da nenen turp suyu sıktı içine! Neyse! En azından konuşan insan nasıl bölünürmüş onu öğrenmiş oldun ya değil mi?
- Hıı! Dedi çocuk.
- Dedesiyle birlik olmuş ta nenesine laf ediyor. Seni hınzır seni!
- Nene! Sen de bazen kulaklarım duymuyor dersin bazen de fısıltımızı duyarsın ha! Anlamadım valla!
- İllâ ki kulakla mı duyar insan…
- Ya neyle duyar nene?
- Aklıyla da duyar, gönlüyle de duyar. Hele de sevdikleriyse...
- Nasıl duyar nene?
- Hah! Dedi yaşlı adam… Hadi şimdi sen anlat!
- Bir sürü işim gücüm var benim, uğraşamam sizinle… Ezan okundu okunacak. Dede torun laf cambazlığı edeceğinize gidin de pide alın gelin hadi…
- Merak etme hanım, alır geliriz şimdi.
- Benim merak ettiğim başka… Diyerek çocuğu işaret etti kaşıyla gözüyle… Öyle sihirdi, sihirbazdı doldurma kafasını çocuğun.
- Onu mu anlatıyorum ben Hanım aşk olsun sana!
- Derslerine çalışacak o… Büyük adam olacak…
- Olsun Hanım, büyük adam olsun! Bir şey dediğimiz yok! Dedikten sonra; Adam olsun kâfidir. Büyüğünü-küçüğünü bilsin kâfidir... Büyüklük kimin haddine..." diye mırıldandı.
- Ne mırıldanıyorsun Efendi kendi kendine...
- Diyorum ki Hanım, Sihirbazı da Allah’ın kuludur büyücüsü de…İlahi Takdir'in gereğidir. Allah dilerse eşkıyayı evliya eder. Firavun’ un saray dolusu sihirbazı anında imana geldi… Hem de canları pahasına açıkladılar imanlarını Firavun’ un yüzüne karşı….
- Her şeye de bir cevabın var maşallah... Ne haliniz varsa görün! Haydi pide alın da sofraya buyurun. Dedi hafif sitemkâr.
- Haydi Bismillah. Diyerek kalktı yaşlı adam… Üstüne başına baktı şöyle bir. Ceplerini yokladı sezdirmeden… … O esnada çocuk çoktan kapıda hazır bekler durumdaydı.
- Hadi dede… Pide kalmaz sonra…
- Dur çocuk dur telaş yapma… Pide kalmazsa ekmek alırız.
- Olur mu dede! İftar pidesiz olur mu hiç!
- Bak hele… Sen değil miydin daha demin hiç acıkmadım diyen…
- Acıkmadım tabi… Ama acıkmasam da seviyorum iftarda pideyi… İftarı da seviyorum. Ne güzel dede ya…
- Güzel ya çocuk, güzel olmaz mı hiç. Hep iftar olsa hayat…
-

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: DeDe KorkutMA MaSâLLarı
MesajGönderilme zamanı: 16 Eyl 2019, 14:13 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2012, 10:01
Mesajlar: 1042
Konum: Cümle; Âlem... ÖzNe; Aşk... Yüklem; Kulluk..
Dede! Nenem de bölemez şimdi anlatsana hadi. Nasıl ikiye ayrılıyormuş insan.
- İkiye ayrılan kabuktur… Tohum aynı tohum… Dedi yaşlı adam, kendi kendine mırıldanırcasına…
Merakından sabırsızlanan çocuk onun ağzından çıkacak sözü öylesine heyecanla bekliyordu ki;
- Kabuk mudur?... Neyin kabuğu dede? Diye sordu daha artan bir hayret ve heyecanla…
- Ney’in kabuğu… Dedi dedesi…
- Ben sana soruyorum dede. Sen de bana mı soruyorsun!
- Sormadım da…
- Neyin kabuğu dedin ya!
- Onu sen dedin evlat.
- Eğleniyor musun benimle dede…
- Yapar mıyım hiç öyle şey!
- Kabuk dedin ya dede! İkiye ayrılan kabuktur dedin; Neyin kabuğu onu soruyorum!
- Kabuk yarılıp ta içindeki ortaya çıkmalı ki Neyin kabuğu olduğu belli olsun evlat.
- İnsan kabuk mu yani dede...
- E öyle tabi.
- Aaaa???
- Niye şaştın öyle! Nenen göreydi fırçayı yemiştik yine...
- Ben nasıl kabuk oluyorum onu anlamadım!
- İyi ya mâdem söyle o vakit; Parmağının ucuna bir iğne batırsam ne olur söyle bakalım?
- Canım acır dede!
- Gördün mü bak; Canım acır diyorsun. Parmağım acır demiyorsun. Demek ki sen canının kabuğusun işte... Anladın mı?
- Heee! Ee peki dede; Nasıl ikiye ayrılıyorum peki?
- E işte gördün ya evlat; Nenen benim diğer yarımdır ve diğer yanımdır. Bir Ademle (as) bir Havva (as) yetmiş iki millete ayrıldı bak!
- Ha sen öylesini diyon yani!
- Öylesi de vaaarr başka türlüsü de...
- Onu da desen ya dede!
- E sen de her şeyi bir çırpıda belleyim istiyorsun çocuk. Demiyorsun hiç dedem nefeslensin biraz!
- Aaaa! Yoruldun mu dede?
- Yok yok... Geldik zaten neredeyse...
Fırının önü çok kalabalık değildi... Ramazan' ın ilk günlerindeki o canlı kalabalık günden güne azalıyor, eriyordu...
- Bak çocuk! Korkuyordun pide kalmazsa diye... Al sana pide... Üç tane mi yersin beş tane mi?

- Yok dede amma yaptın ha! Diyerek bir yandan pideleri almaya çalışırken bir yandan da elleri yanar diye sakınıyordu sıcak pidelerden... Dedesi de onu gözlüyordu bir yanını yakmasın diye…
Selâm verenler oldu yaşlı adama... Ayak üstü adetten hâl hatır soranlar oldu. Herkes bir an önce evine-sofrasına varma telaşındaydı...
Her şenlik dağılır bir gün dedi yaşlı adam kendi kendine...
Elinde pideler dedesinin koluna giren çocuk;

- Başka türlüsünü de desen ya dede!
- Neyin başka türlüsünü?
- Hani! Öyle de ayrılır insan başka türlü de dedin ya…
- Biraz önce sen bir yandan bir an önce pideleri almak isterken bir yandan da yanmamak için sakındın pidelerden… Kararınla ikiye bölündün mesela değil mi?
- Haa! Ama ben gene tekim… Ben bölünmedim dede…
- Allah'tan başkası TEK değildir çocuk!
- Ben çift miyim dede?
- Sizi eşler halinde yarattık buyuruyor Allah cc…
- Nenemle senin gibi mi?
- Öyle de denebilir.
- Ama ben evli değilim yani eşim yok ki dede. Ondan dedim tekim diye…
- E sen de evleneceksin günü gelince merak etme…
- Ben evlenmeyeceğim!
- Hep öyle söylenir bu yaşta…
- Tabi evlenmeyeceğim! Yalan mı söylüyorum sanki!
- İyi ya! Sen öyle diyorsan öyledir.
- …
- Pekiii! Musa (as) ile Firavun gibi mesela dersem!
- Firavun kadın mı ki dede?
- E sen demedin mi çocuk başka türlüsünü desen ya diye…
- Hee… Musa (as)’ ın diğer yarısı Firavun mu yani… Ama Firavun kötü dede… Musa (as) kaçıyor ya O’ndan…
- “Allah iki doğunun ve iki batının Rabbidir” dedi yaşlı adam…
- Nasıl dedeeee? İki doğu ne?
- Bak sen de ayırdın işte insanları iyi-kötü diyerek… Firavun’a kötü dedin.
- Firavun kötü değil mi dede? Kötülük yapıyor işte… Niye kaçıyor o vakit Musa (as) onca insanla birlikte…
- Ama öyle olmasa bugün bunları konuşuyor olmazdık çocuk. Sen de soramazdın deniz nasıl ikiye ayrılıyor diye…
- Doğru! Dedi çocuk.
- Haydi çocuk haydi. Ayakların çalışsın biraz da...
(Hep çenen çalışıyor… Hep aklın çalışıyor… Gönlün çalışsın biraz… Amma velâkin o vakit nasıl cevap bulacağız senin sorularına bakalım.) diye düşündü yaşlı adam. İmrendi çocuğa. Keşke ben de senin yaşında sorabileydim senin sorduğun bunca soruyu…
- Dedeee? Ne düşünüyorsun?
- …

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: DeDe KorkutMA MaSâLLarı
MesajGönderilme zamanı: 23 Eyl 2019, 11:33 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11320
Resim

ANcak YAŞA!.yANLAr=>GÖRÜR,
HAL İÇİnde ==>BiNBiR HALLar!.
=>AL!.ır=>SİLÂ’ya=>GÖTÜRÜR,
=>“İÇİMİZ”deki===>MASALLar!.


23.09.19 12:29
brsbrsmmm..tktktrstkkemdebirÂNnn..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: DeDe KorkutMA MaSâLLarı
MesajGönderilme zamanı: 23 Eyl 2019, 15:00 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2642
Konum: Kamiloba
ResimDeDem anlattıydı ben çok küçükken, unutamadım, rahmetliden hatıra kalan bir masal da biz ekleyelim mâdem âlem dedin âdem dedin ikiye böldün birleştirdin aklıma getirdin bu masalı..
Evvel zaman içinde köyün birinde iki kardeş varmış aha bizim bu Firavun'un sihirbazları gibi bunlar da olayları farklı gösterip sahtekârlık yaparak geçiniyorlarmış, köy köy geziniyorlarmış, birisi ölü taklidi yaparken diğer kardeş.: "kardeşim öldü, ah kardeşim vah kardeşim!." derken köylü kardeşini kefenliyor sonra gömüldükten sonra kardeşini mezardan çıkarıp kefeni alıp satıyor, parasıyla geçiniyorlarmış.
Bir köy iki köy derken bunların ünü de artmış tabi ki. Yine bir gün böyle bir köye geldiklerinde o köyde de bunu yapmışlar. Kardeşini kefenle gömecekken kırk haramîler gelmiş o bölgeye, köylüler onların geldiğini görünce kardeşini, imamı ve kefenle ölü taklidi yapan kardeşi orada bırakıp kaçmışlar. "Ah vah!." eden kardeş bir kayanın arkasına saklanmış, ölü taklidi yapan kefenle ağacın altındaki musalla taşının üstündeymiş, imam da ağacın tepesine çıkıvermiş. Haramîler oturmuşlar ceset gibi yatan kardeşin etrafına, taksim etmeye başlamışlar ganimeti, "bu senin bu benim şu senin şu benim" diye derken en sonunda kıymetli bir kılıç kalmış som altından. Haramîler bunu paylaşamamışlar bir türlü. Tam birbirlerini yerken haramîlerin başı demiş ki.: “şu musalladaki ölüyü bu kılıçla tek vuruşta ikiye bölen kılıcı alır!”. “Tamam” demişler. Birisi gelmiş. "ben yaparım!." demiş. Tam kılıcı kaldırmış, ölü taklidi yapan kardeş kafasını kefen içinden kıpırdatmış, kayanın arkasındaki da.: "yapmaa!." deyince "eyvah ölü hortladı!." demiş kaçmış. İkinci de de aynı şey olmuş . Her biri böyle yaparken Haramîlerin başı demiş.: "çekilin siz ben yaparım anlaşıldı!." demiş. Kılıcı alıp gerilmiş derken kayanın arkasındaki kardeşin takkesi kılıcın ucuna takılmış ve kılıcın ucuna takke gelmiş, birden kefendeki ayağa fırlamış, imamda ağacın tepesinden haramî başının üstüne atlayınca haramîler kaçışmaya başlamış, "imdad bu köyün her yerinde hortlaklar var kaçın kaçın!." diyerek ganimeti orda bırakıp kaçmışlar. İmam ve iki kardeşi o ganimeti köye dağıtmışlar, iki kardeşte tevbe edip doğru yola girmişler.

Benim dedem de vefât edeli 20 yıl oldu Halim can, ben 25’ime kadar dedemi gördüm çok şükür, çocukken bir masal dinledim amma bir türlü bu akıllı çocuk gibi o soruyu soramadım. Haramînin kılıcının ucuna takılan takkeye ve dedemin anlatışına, ağaçtan "ALLAH!." diye atlayan imamın haline, haramîlerin "ölüler hortladı!." diye kaçışına gülerken bizim hikaye de gitti güme, derken güme gitmemiş, Halim can’ın dedesiyle sohbeti ve benim dedemin dedikleri birleşmiş.

Kabil’in Habil’i öldürüp gömmesi gibi bu iki kardeşten biri diğerini kefenliyor gömüyor ve sonra kefenden çıkarıyor kefeni dünyalığa satıp bu işi mekan mekan tekrar tekrar yapıyorlar. Habil bilelik lütfunun hakikati olduğu için bâtında gömülü kalıyor ve Kabil ise bilelik lütfunun kevniyeti olduğu için zuhurda görünen oluyor. İblis nasıl elbise giydiriyorsa insan aklına, insan kendi hakikatini nasıl gömüyorsa ve negatif yönde gömüyorsa; Eşyâ, Olay, Zaman, Zann dörtlüsünde habirem kefeni yırtıyor ama kefenden bir türlü adam gibi çıkamıyor, hep yeni bir KeFeNde akıl. Habuki ölümle hakikaten yüzleştiğinde aha bu haraminin kılıcıyla ikiye ayrılacağını anlayınca musalla taşında bu sefer anlıyor işi ve kefeni adam gibi yırtıyor "ALLAH!." diyerek. Firavun'un sihirbazları iki kardeş gibi imana geliyorlar. Aklın, Zann Kefenini İlahi Nakil Musallasına yatırması gerekiyor ki kefeni yırtabilsin!.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: DeDe KorkutMA MaSâLLarı
MesajGönderilme zamanı: 24 Eyl 2019, 21:29 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2012, 10:01
Mesajlar: 1042
Konum: Cümle; Âlem... ÖzNe; Aşk... Yüklem; Kulluk..
Ne güzel bir maSâLL Gariban Can... Nur olasın...
MaSaLLını oKurken düşündüm de... (Aslında hep düşünüyorum da bakma sen... Çoğu düşündüklerimin bir işe yaradığını görmedim :) )
O iki kardeş, karınlarını doyurmak için böyle bir hileye veya oyuna başvuruyorlar ya...
Bunda şaşılacak bir şey yok ta benim asıl dikkatimi çeken şey şu oldu;
İnsanların diriden çok ölüye acımaları, vermeleri...

Ölü taklidi yapınca insanlardan istediklerini alacaklarını biliyor o iki kardeş ki böyle bir hileye başvuruyor.
Adam gibi isteseler istediklerini alamayacaklarını mı düşündüler yoksa denediler gördüler mi bilmiyorum ama...
İnsanların ölen biri için yaptıklarını diri biri için yapmamaları ne tuhaf.

Nur içinde yatsın Rahmetli DeDemiz...
MaSaLLı ile SaLLındı geldi günümüze...

Daha diyeceklerim vardı amma...
Geçen Hocama da dedimdi ; En zorunu en sona saklamış...
Bırakmıyor ki dünya...
Lâkin Gönlümüz BiR Elhamdulillah...

Muhammedi Muhabbetlerimle...

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: DeDe KorkutMA MaSâLLarı
MesajGönderilme zamanı: 25 Eyl 2019, 22:45 
Çevrimdışı
Admin
Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 27 Şub 2010, 02:00
Mesajlar: 922
Konum: BURSA
Rahmetli babam bir masal anlatırdı:
"Zamanın birinde çok iyi bir hırsız varmış. Bir türlü yakalanmıyormuş. Bütün millet illallah etmiş. En sonunda yakalanmış. Çıkarmışlar hakim karşısına binbir türlü suç tabii sonuç idam. Sormuşlar son bir isteğin var mı? Demiş anamı görmek isterim. Getirmişler kadını oğlunun karşısına parmaklıklar aralarındayken. Oğlu demiş: "Ana az yaklaşsana, bana dilini göster." Anası anlayamamış ama oğlunun son isteği diye göstermiş dilini. Oğlan da kapmış ısırmış oracıkta koparmış anasının dilini. Gardiyanlar şaşkın şaşkın bakarlarken oğlan demiş:" Ben küçüklüğümden beri hırsızlık yaptığımda anam hep bana -aferim oğlum, ne güzel yaptın.- derdi. Hiç yaptıklarımın kötü ve eğri işler olduğunu söylemezdi. Şimdi, onun beni şerre ve kötülüğe alıştırmasından dolayı idam edileceğim, işte bu yüzden ısırdım bana hayrı ve şerri öğretmeyen, kötü ve pis işleri öven dilini."
Rahmetli babam da bu masalı anlatıp bana : " Biz sana eğriyi doğruyu anlattık hep oğul, yarın Huzurda veya mahşerde karşılaşırsak ve bu senin oğlan ne kötüymüş hep şerr işlemiş derlerse bacağına tekmeyi yersin, bugünün yarını da var." derdi. Allah rahmet etsin atalarımıza. Bize hak ve hayrı öğrettikleri için.

_________________
***"En Kötü KÖRlük, gÖZünü GÖRmeyiştir!.." Kul İhvani


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: DeDe KorkutMA MaSâLLarı
MesajGönderilme zamanı: 26 Eyl 2019, 01:10 
Çevrimdışı
Aktif Üye
Aktif Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 10 Ağu 2007, 02:00
Mesajlar: 107
Konum: Almanya
Saygıdeğer abiler;
Anlattığınız masallar mükemmel okumaya doyamadım,
Kiminiz hayaliyle kiminiz birebir yaşanmışlıkları anlattınız.
Halim abi çok güzel bir sayfa açmışsın.
Dedeler özeldir, dedeler çoook güzeldir.
Ben kulihvanimm ve annemin babası olan Tahir dedemle 20 yıl,
Babamın babası olan Mustafa dedemle 15 yılım geçti.
Dedeler çook başkadır çook tatlıdır.
Mustafa dedem köyden bize gelirdi ben küçüktüm ona Peygamber Efendimizin hayatını okurdum o da can kulağıyla dinler beni severdi.
Mustafa dedem kardeşi Hidayet amcamla birlikte gelirdi,
Ama görüntü şu şekil,
İkisi de yaşlı, ikisinde de uzun beyaz sakallar vee ikisinin elinde de baston ama hep el ele tutuşurlar,
Gelirken giderken hep el ele..
O kadar güzel bir görüntüydüki küçüktüm hiç unutmadım şu an gözümde canlandı.
Mustafa dedem bizde kalırdı arada,
Evde beyaz sakallı tontiş bir dedenin olması mükemmel muhteşem bişeydi benim için..
Yazdıklarınızı okuyunca dedelerim gözlerimin önüne geliverdi.
Şimdi elimde çoook sevdiğim iki tane tontişim kaldı,
Biri kulihvanimm diğeri babamm..
Rabbim haklarında ve hakkımızda hayrlar versin inşallah.
Dedelere hiiç kıyamam sizleri okuyunca ben de bunları yazıverdim..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: DeDe KorkutMA MaSâLLarı
MesajGönderilme zamanı: 26 Eyl 2019, 10:08 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2012, 10:01
Mesajlar: 1042
Konum: Cümle; Âlem... ÖzNe; Aşk... Yüklem; Kulluk..
Rahmetli büyüklerimiz bu hikayelerle oyun isteyen bizleri oyalarken bir yandan da aklımızı gönlümüzü ne güzel OYA’ lamış, nakış nakış işlemişler…
Sonradan farkına varıyor insan… Nur içinde yatsınlar inşallah…
Allah cc. Gani gani rahmetler eylesin inşallah Ümmed-i Muhammed’ in cümle geçmişlerine…

Çakır Can’ ın Rahmetli Babasının anlattığı masalda ne güzel bir ibret vardır.

Sözün değirmeni DiL’ dir…
Döner, döndürür nefesi…
Gönülden alırsa gücünü nefesi manalı bir söze dönüştürür.
Yoksa boş lakırtı, gürültü öğütür durur…
Ya hayır söylemeli insan ya da susmalı- ki hayırsızlığa sebebiyet vermesin


Hani der ya Yunus Emre;
Söz ola kese savaşı,
Söz ola kestire başı,
Söz ola ağulu aşı,
Yağ ile bal ede bir söz.


Bir söz ile başlamadı mı alem imtihanımız; “Elesti bi rabbikum” buyurdu.
Biz de “Gâlu Belâ” dedik.
Sonra yine bir söz kaydırdı ayağımızı Cennet’ ten; “Size ebedilik ağacını göstereyim mi!”

Hz. Adem ile Havva Anamız da sonradan öğrendiler kandırıldıklarını…
Tıpkı Çakır kardeşimin hikayesindeki hırsız gibi…

İnsanın , "Doğru" diye öğretilenin, eğri olduğunu çok geç anlıyor olması aslında doğuştan doğruluk üzere doğduğunun ve kötülüğü sonradan öğreniyor olduğunun bir göstergesi.

Eğriliğini görünceye kadar her şey doğru görünüyor insana…
Belki de eğri ile birlikte insanın kendisi de eğrildiği için bu böyledir.
Bu söz aklıma bir şey getirdi;
Matrix filminde Kahin’ in evinde kaşığı eğen çocuk ile Neo arasında geçen konuşmayı hatırladım;
- Kaşığı eğmeyi boşuna deneme…. Bu imkansızdır… Bunun yerine sadece gerçeği anlamaya çalış…
- Hangi gerçeği?
- Bir kaşık yok!
- Bir kaşık yok mu?
- Bu yüzden! Eğdiğin şey kaşık değil; SADECE KENDİNSİN



“Ta ki bilelim…” (47/31)
Ne zaman ki doğrulur insan, doğruyu görür.


Zehra kardeşimiz;
“Ne güzel bir sayfa açmışsın Halim abi…” diyor.
Sayfayı ben açmadım aslında Zehra kardeş… Sayfa beni açtı.
Ve sayfaya aktardığınız güzelliklerle içim açıldı.
Ak sakallı tontiş dedeleriniz canlandı gözümde-gönlümde…
El ele halleriyle SALL’ ınarak gelirken canlanıverdiler iç alemimde…



Dediler ki; “EL” ele eldir…
BiR olan, BİZ olanların elleri de BiR’ dir GöNüL’ leri de…

Çakır kardeşimin “DİL” ile hikayesinden sonra tontiş dedelerimizin “EL-ELE” hallerinden bahsetmiş olmanız ne kadar isabet olmuş Zehra Can…

Rasulullah Sav Efendimiz ; “Mü’min elinden ve dilinden emin olunan kimsedir” buyurmuş.

İnsan meramını diliyle olduğu kadar eliyle de anlatır.
Anlatmanın-anlamanın ve anlaşmanın sonucudur birleşen eller.

Dedeler-Neneler torunda, torunlarda birleşirler.
Kanları, canları BiR’ dir torunlarında…
Elleri de BiR’ leşir elbet, gönülleri de…

Muhammedi Muhabbetlerimle Canlar…

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 8 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 4 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye