Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 20 Kas 2019, 09:54

Tüm zamanlar UTC + 2 saat




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 7 mesaj ] 
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 27 Ağu 2019, 17:17 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11391
Bu konuyu facebook'ta paylan!
Resim

TAPDUK EMRE
kaddesallahu sırrahu..


HAKk ERENLer SEYRÂNGÂHı
BEDiR MUHTAR->EREN ŞÂHı
=->MUHAMMEDÎ MELÂMEtte
TAPDUKk EMRE’min DERGÂHı!.


ZEVK 9372

HASAN DAĞI’n ETEĞİnde =>HAKk ÂŞIKLar OTAGI-dır,
ŞEMS’in ÂRİFçe TÂRİFi=>NÂZ-NİYÂZ NEHRi AKSARAY!.
OĞUL BALI=>PETEĞİnde =>HAKk ÂŞIKLar YATAGI-dır,
SOMUNCu BABAm VATANı =>ERENLer ŞEHRi AKSARAY!.


27.08.19 15:45
brsbrsmmm..tktkttrstkkmdhayrÂNnn..


AKSARAY=>GiZ GÖNüL GÂRı,
>HAKk ERENLer DERGÂHında!.
=>SIRR EVLİYÂLar =>DİYÂRı,
=>EZEL<->EBED>ERVÂHI-nda!.


KUL İHVÂNİ’min SILÂsı
SIRR-ı SEVDÂ Es SELÂsı
ZÂHiR-BÂTıN ARASI-nda
MAHŞERi!. KÂLÛ BELÂ!.sı!.


kaddesallahu sırrahum..

ResimResimDİNLe!. ResimkenDİNLe!..


=>ŞEMS’in ÂRİFçe TÂRİFi
=>NÂZ-NİYÂZ NEHRi AKSARAY!.:


“Şimdi DALgıç Mevlânâ'dır; Cevâhir Tüccârı da Ben (Şemseddin-i Tebrizî) İNCİ de İKİmizin ARAsındadır.
Diyorlar ki: “İNCİye giden YOL sizin ARA-nızdadır. Biz ona YOL BUL-alım!.”
“Evet!.” DEdim,
“Fakat YOL budur!. Ben sana bir şey ver demiyorum, ben.: “ALLAH YOLU-na GEL!.” diyorum!”
NiYÂZ YOLUyla ve HÂL DİLİyle biri sordu.: “ALLAH YOLU hangisidir?. Söyler misin?.”
Ben.: “ALLAH YOLU BUdur!.” diyorum.
ELbette =>AKSARAY'a gidilirken bir KÖPRÜden GEÇiLecektir!.”


ŞeMSî TEBRİZî
kaddesallahu sırrahu..

Resim(MaKaLaT-ı ŞeMS)

"Fakat yol budur ResimBen sana bir şey ver demiyorum!. Ben ResimALLAH YOLU-na gel diyorum!.»
Niyaz yoluyla ve hâl diliyle biri sordu: "ALLAH YOLU hangisidir?. Söyler misin?."
Ben Resim "ALLAH YOLU BUdur" diyorum. “ResimELbette AKSARAY'a gidilirken bir köprüden geçilecektir.”

Resim(Şems-i Tebrizi'nin eseri MakaLât; Mehmed Nuri Gençosman)


Resim nOt: 30 yıl önceleriydi.. Antalya’da ÇİLLe çARKında çalıp oynarkendi.. yakaza HÂLimde, seyrek ve uzunca kızıl sarı sakallı, başında soluk yeşil sarıklı, yüzü ekin biçen rençber gibi yanıkça olan bir derviş sOL Omuzuma sağ Omuzunu vurdu..beni fırrr döndürüp sırrlar üfürdü yüreğime..: “ALLAH’a giden YOL Aksaray’dan geçer.. makalâtımı okumadın mı?.” dedi.. bu zât Şems BaBam kaddesallahu sırrahu, Aksaray ise SıLam idi.. eserini yayınladım MuhaMMediNÛR RaVzamızda hamd olsun.. bak deli gönlümü nerelere sürükledinn cÂNnn..


Resim

EVLİYÂ ÇELEBİ TABELÂSI.:

Evliyâ Çelebi Aksaray’ı ziyâretinde bu şehir için şu cümleleri sarf edecektir: “Bu şehirde yedi binden ziyâde büyük evliyâullah olduğu tevâtürle sabittir. “Dâr-ı Ervah” denilen bu cephâneye nice kerre “NÛR” nâzil olmuştur. Mağdum olan ziyâret etse şâd ve handân olur.."
Resim(Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi)


Resim

TAPTUK EMRE TÜRBESİ.:

Aksaray İli Aksaray İlçesi Taptık Köyünde türbesi vardır.Taptuk Emre, Anadolu’nun ve Türklerin en önemli tasavvuf ulularından olan Yunus Emre’nin hocasıdır. Hacı Bektaş-ı Veli kapısına gelen Yunus Emre’yi ona yönlendirir ve yetiştirme görevini ona verir. Yunus Emre’nin 40 yıl dergâha dosdoğru odunlar taşıdığı anlatılır. Taptık Emre Türbesinden Ekeceik Dağına giden taş kaplı bir Yunus Emre Yolu vardır. Sonradan yapılan câmiden önce yerinde bir külliyye kalıntısı olduğu biinmekredir. Velayetnâmede adı çok az geçmektedir. Horasan erenidir. 1210-1215 yıllarında doğduğu sanılmaktadır.Yurdumuzun bir çok yerinde Yunus Emre mezarı gibi Taptuk Emre türbesi de bulunmaktadır..

Taptık Köyü adını Tapduk Emre Türbesinden almıştır. Tarihi kayıtlarda Tapduk (Oflagu) olarak geçen köye ait vakfiyelerde c ve Dergâhına ait bilgiler yer almaktadır.
Başbakanlık Arşivinde 455 numarda kayıtlı bir defterdeburayla ilgili bilgiler bulunmaktadır.:

“Bu Köy Tapduk Emre’nin evlâdının tasarrufundadır. Ellerinde Karamanoğlu İbrahim Bey’in ve Şehzâde Cem Çelebi’nin, Şehzâde Abdullah Çelebi’nin mektupları/beratları vardır. Saltıkzâde Derviş Tapduk buköyde bir zâviye/küçük tekke yapmıştır. Bu köyün geliri ile bu zâviyeyi ihyâ edermiş. Şimdi evlâdı ihyâ ediyorlar. Eskiden beri kimseye rüsum/vergi vermiyorlar..”

Tapduk Emre’ye verilen berat daha sonra Cem Çelebi ve Şehzâde Abdullah Çelebi tarafından da onun ahfadına verilmiştir. Hülâsa Taptuk Köyünde yatan Derviş Taptuk, Taptuk Sultân olarak da zikredilen Yunus Emre’nin şeyhi Taptuktur.

Hacı Bektaşi Velî Velâyetnâmesinde bahsedildiği üzere.: “Rum EERENleri, Hacı Bektaşi Velî’ye gideckleri vakit Tapduk Emre’ye.: “Haydi sen debizimle gel!.” dediler. Tapduk Emre çok kuvvetli bir Er idi.: “Dost Divânı’nda bütün ERENLere nâsib üleştirilirken Hacı Bektaş adlı ER görmedik!.” dedi ve Hacı Bektaş’a gitmedi. Hacı Bektaşi Velî’ye Tapduk Emre’nin sözünü haber verdiler. Hünkâr Sulucakarahöyük’e yerleşince, her taraftan muhib ve müridleri dergâha gelmeye başladı. c Sarı İsmâl’i gönderip Tapduk Emre’yi çagırttı. Tapduk Emre yanına gelince Tapduk Emre’ye.: “Siz, Dost Divânı’nda bütün ERENLere nâsib üleştirilirken Hacı Bektaş adlı ER görmedik!.” Demişsiniz o nâsib üleştiren elin nişânesi vardır. Onuda bilir misiniz?” dedi. Tapduk Emre.: “O divânda yeşil birperde vardı” dedi. “Onun ardından bir el çıktı bize nâsib üleştirdi. O elin avucunda lâtif, yeşil bir ben vardı. Şimdi bile görsem tanırım.” dedi. Hacı Bektaşi Velî elini açtı. Hacı Bektaşi Velî’nin avucunda o güzelim yşil beni görünce üç kere.: “Tapduk Hünkârım!. Tapduk Hünkârım!. Tapduk Hünkârım!.”
Tapduk Hünkârım!.” Diye haykırdı. (Tapduk =>Tanıdım!. Bildim!.)
Bundan sonra adı Tapduk Emre oldu. Tapduk Emre başındaki tâcı çıkarıp Hünkâr’a teslim etti. Hünkâr, tâcını tekbirleyip giydirdi. Tapduk Emre de izin alıp makamına döndü.”

İsmail Hakkı Konyalı’nın önemli eseri “Aksaray Tarihi”nde burada yatan şahsın
“DervişTapduk” veya “Saltukzâde Derviş Tapduk”olduğunu söylemektedir.Türbe Taptık Köyündeki câminin minberinin karşısındadır. Türbenin yanıbaşında Yûnus EMRe YOLu başında çapı 2,5 mt. olan üstü düz taş Tapduk Emre’nin müritleriyle beraber yemek yediği SOFRA Taşıdır..


Resim

ŞİFÂ TOKMAĞI.:

Şu Ânda câmisinde bulunan elden ele gelen ve ayrıca şifâ dağıtan Tapduk Emre’nin şimşir ağacından yapılma Şifâ Tokmağı da bulunmaktadır.Türbenin üstü açıktır ve mezar pencereli yüksek bir duvarla çevrilmiştir. Halk tarafından hayır duası ve değişik dilekler için yoğun olarak ziyâret edilmektedir..

TAPTUK EMRE CâMİİ.:

Cami Aksaray İl merkezinin kuzeyinde 27 km. mesafede bulunan Taptuk Köyü’nün güney doğusunda köye hakim bir tepe üzerindedir. Köylülerce Taptuk Emre Câmii olarak adlandırılmıştır. Câmi enine dikdörtgen planlıdır. Taş beden duvarları içte ve son cemaat kısmında harç sıvalıdır. Dört cephesinde küçük dikdörtgen pencerelerle aydınlatılmıştır. Batı duvarına bitişik tek şerefeli taş minaresi bulunmaktadır. Üst örtüsü ağaç kirişlemeli tavan, çinko örtü ve beşik çatılıdır. Cami yeni bir yapı olup mihrabı ve minberi özellik arz etmektedir.. İçinde Saltık Baba kaddesallahu sırrahu ait şimşirden yapılmış şifâ tokmağı bulunmaktadır..

Resim

TAPTUK EMRE.:
https://www.youtube.com/watch?v=3UbegjIPQJ0

7 Tem 2017 tarihinde yayınlandı
Aksaray - taptık köyünde bulunan, Yûnus Emre’nin Hocası Taptuk Emre
ye ait mezar. müridlerinin mezârları ve yemek yedikleri yuvarlak taş..



Resim

İşte YÛNUS EMREm BaBamın Mürşidi TAPDUK EMREm kaddesallahu sırrahum Hakkında DERûnî DEyişi.:

ELHAMDÜLİLLAH!.

Haktan gelen şerbeti içtik elhamdülillah
Şol kudret denizini geçtik elhamdülillah
Şol karşıki dağları meşeleri bağları
Sağlık sefalık ile geçtik elhamdülillah!.

Kuruyuduk yaş olduk ayak olduk baş olduk
Kanatlandık kuş olduk uçtuk elhamdülillah
Vardığımız illere şol sefa gönüllere
Baba Tapduk ma'nisin saçtık elhamdülillah!.

Beri gel barışalım yâd isen bilişelim
Atımız eğerlendi eştik elhamdülillah
İndik Rum'u kışladık çok hayr ü şer işledik
Uş bahar geldi geri göçtük elhamdülillah!.

Dirildik pınar olduk ırıldık ırmak olduk
Aktık denize daldık taştık elhamdülillah
Taptuğun tapusunda kul olduk kapusunda
Yunus miskin çiğ idik piştik elhamdülillah!.

Yûnus EMRE
kaddesallahu sırrahu..



Resim Yûnus EMRE kaddesallahu sırrahu, Erdiği Manevî Mertebenin hikmetinin Mürşidinin himmetinde görmekte ve hayatta en büyük dayanağı olan Hocası Tapduk Emre kaddesallahu sırrahu için CÜMMLe ÂLEMe BUYURmakta ve DUYURmakta ki.:

CANLAR CANINI BULDUM!.

Canlar canını buldum bu canım yağma olsun
Assı ziyandan geçdim dükkanım yağma olsun!.

Ben benliğimden geçdim gözüm hicabın açdım
Dost vaslına ulaşdım gümanım yağma olsun!.

Benden benliğim gitdi hep mülkümü dost tutdu
Lâ-mekan kavmi oldum mekanım yağma olsun!.

İkilikden usandım aşk donunu donandım
Derdi hanına kandım dermanım yağma olsun!.

Varlık çün sefer kıldı ondan dost bize geldi
Viran gönül nur doldu cihanım yağma olsun!.

Geçdim bitmez sağınçdan usandım yaz-u kışdan
Bostanlar başın buldum bostanım yağma olsun!.

Taalluktan üzüştüm ol dostdan yana uçtum
Aşk divanına düştüm divanım yağma olsun!.

Yunus ne hoş demişsin bal u şeker yemişsin
Ballar balını buldum kovanım yağma olsun!.


Yûnus EMRE
kaddesallahu sırrahu..


Resim

KuL İHVÂNim DiZ ÇÖKtü
=>TAPDUK’un AYAGI-na
ÖZÜn=>GÖZünden DÖKtü
=>HAKk ERENLer BAGI-na!.


15.08.19 18:24
brsaksaray..taptıkköyütapdukbabaziyâretimİZz..


3. SALÂVÂT-I ŞERÎFE : İmâm-ı Alî kerremullahi vecheye ait salâvâtı şerîfe

Resim

TÜRKÇESİ: Lebbeyke Allahümme Rabbiye ve sâ’deyke Resim Salâvâtu’llahi’l-Berri’r-Rahîm Ve’l-melâiketi’l-mukarrebîn Resim Ve’n- nebîyyine ve’s-sıddıkîne ve’ş-şühedâi ve’s-sâlihîn Resim Vemâ sebbiha leke min şey’in yâ Rabbe’l-âlemîne Resim Alâ seyyidinâ ve Mevlânâ Muhammedin ibni Abdillahi hâtemi’n- nebîyyîne Resim Ve Seyyidi’l-mürselîne ve imâmi’l-mûttâkîne Resim Ve Resûli Rabbü’l-âlemîne’ş-şâhidi’l-beşiri’d- dâi ileyke bi iznike es sirâce’l-münir Resim Ve aleyhi’s- salâtü ve’s- selâmû ve rahmetullahi ve berâkâtuhu.

MÂNÂSI:
“Emret (buyur) ALLAH’ım! Ve başim-gözüm üstüne (emret, saâdetle Senden mutluluk istiyorum), RABB’im, ALLAH’ım! İyilik ve merhamet dolu Salâvâtullahı, gözde (yakîn) meleklerin salâvâtı, peygamberlerin, sıddıkların, şehîdlerin, sâlihlerin; Ey âlemlerin RABBi Seni tesbih (ve tenzih) eden herşeyin salâvâtı, Efendimiz Abdullah oğlu Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’e, Hatemü’l-Enbiyâya (peygamberlerin sonuncusuna), peygamberlerin Efendisine, müttakîlerin (günâhlardan korunup ALLAH'a sığınanların) imâmına; âlemlerin RABBinin, şâhid ve müjdeci Resûlüne, Senin izninde Sana dâvet eden ve aydınlatan kandile (sayısız- sonsuz) selâm (sıla, salâvât, rahmet, istiğfâr, dua, ulaşım) olsun!”

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 31 Ağu 2019, 19:36 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11391
Resim


CANLAR CANINI BULDUM!.

Canlar canını buldum, bu canım yağma olsun
Assı ziyandan geçtim, dükkânım yağma olsun..


CÂNLarı Yaratan CÂNÂNı BULdum, bu CÂNım yağma OLsun!
KÂRdan ZiyÂNdan GEÇtim, DükkÂNım yağma OLsun!.


Resim

Ben benliğimden geçtim, gözüm hicâbın açtım
Dost vaslinâ iriştim, gümanım yağma olsun..


Şu Yalan DÜnyâda KULluk İmtihÂNım İçin geçici Olarak VERilen iz’afî “bEN”-liğimden vaz GEÇtim. Ve de GÖZümün PERDEsin Açtım!.
bENEL VELî ALLAH celle celâlihu DOst Kavuşmasına ULAŞtım ve bundan sonra şüphelerim yağma OLsun!.


Resim

İkilikten usandım, birlik hânına kandım
Derd-i şarabın içtim, dermânım yağma olsun..


İKİLik Şey-tÂN-Lığından usandım, TEKe TEK-BİRLik Ziyâfetine KANdım.
Ben AŞKuLLAH DERdinin DERMÂNı OLan AŞKuLLAH DERdinin Şehâdet Şarabını İçtim!. Bu ÂLemde başka dermÂNım yağma OLsun!.


Resim

Varlık çün sefer kıldı, Dost andan bize geldi
Viran gönül nur doldu, cihânım yağma olsun..


Ne zamÂN ki kendi geçici BENliğime ait izâfî VARlığım ben den uzaklaştı işte o zaman/ondan sonra DOSt CÂNıma GELdi.
Ve AğyÂRe VirÂNe OLan Gönlüm YÂRin NÛRuyla DOLdu ki, bundan sonra başkalarının önem verip bağlandığı cihÂNım yağma OLsun!.


Resim

Geçtim bitmez sağınçtan, usandım yaz-ü kiştan
Bostanlar başın buldum, bostanım yağma olsun..


Ben bu iğreti Dünyanın içinde bitip tükenmeyen Nefsin Hevâ ve Heves isteklerinden vazgeçtim.. Artık usandım yazından da kışından da..
Ben, Ezel Ebed Çiçek BahçeLeri ve GüL BağLarı BUSTÂNımı BULdum.. Bu Yalan Dünyadaki bostanım yağma OLsun!.


Resim

Yûnus ne hoş demişsin, bal-ü şeker yemişsin
Ballar balını buldum, kovanım yağma olsun..


Yûnus EMREm BaBam kaddesallahu sırrahu sen ne hoş demişsin!. Sanki Bal ve Şeker Yemişsin!.
Ben ASL ASELini/BALını BULdum!. Artım bu âlemdeki Beden Kovanım yağma OLsun!.


Resim

Assı (t): Kar, fayda.
Hicâb.: Perde. Örtü. Hâil.
Vasl.: Âşığın sevdiğine kavuşması. Kavuşmak. * Birleştirmek, ulaştırmak.
Güman.: f. Zan. Tahmin. Sanmak. şüphe.
Han-hun (f): Yemek, sofra.
Sağınç (t): İstek, hülya, düşün¬ce. Kazanç. Keder..



Resim


EL HAMDü LİLLAH!.

Haktan gelen şerbeti içtik Elhamdü lillâh
Şol kudret denizini geçtik Elhamdü lillâh..


HAKk TeÂLÂ’dan gelen Bezm-i ELest Şehâdet Şerbetini İÇtik Elhamdü lillâh
HAKk TeÂLÂ Muradı KudretuLLAH Denizini GEÇtik Elhamdü lillah..


Resim

Şu karşıki dağları, meşeleri, bağları
Sağlık, safalıkla aştık Elhamdü lillâh..


Ve Bu Hayatın Dağlarını, Meşeliklerini, Bağlarını,
DIŞta Sağlık İÇte Sâfalıkla AŞtık Elhamdü lillah..


Resim

Kuru idik yaş olduk, ayak idik baş olduk
Havalandık kuş olduk, uçtuk Elhamdü lillah..


Şu Yalan Dünya Sahnesinde bir şeye yaramaz kupkuru bir yürek taşırken RAHMete kavuşup YAŞ OLduk,
Halkın yanında ayak idik MuhaMMedî HAKk AŞK ile HAKk Katında BAŞ OLduk,
Mânâ gök yüzünde gönül ikliminde kanat AÇan KUŞ Olduk ve havalandık UÇtuk Elhamdü lillah..


Resim

Vardığımız illere, şol sefâ gönüllere
Halka Taptuk mânisin, saçtık Elhamdü lillâh..


DevrÂN SeyrÂNımızı CevLÂN edip diyâr diyâr dolaşıp vardığımız illere, sefâ diler gönüllere ki,
HAKk TeÂLÂ’nın HALkına Taptuk Baba kaddesallahu sırrahu’nun mânâ cevherlerini SAÇtık Elhamdü lillah..


Resim

Beri gel baribarışalım, yâd isen bilişelim
Atımız eğerlendi, eştik Elhamdü lillâh..


MuhaMmedî MeLÂMette BİZi kınayan kişi, beri gel bari barışalım, eğer AŞKuLLAHa yâd/yabancı isen BİLişelim,
AŞK Atımız eğerlendi, hazırda ve biz Eştik/AŞK Yoluna çıktık Elhamdü lillah..


Resim

İndik Rûm'u kışladık, çok hayr-ü şer işledik
Üş bahar geldi, geri göçtük Elhamdü lillâh..


İndik Rûm Diyârı ANADOLu’da kışladık, insan olarak çok çok hayr ve şer işledik. İşte bak bahar geldi geri dönüp bu illerden GÖÇtük Elhamdü lillah..

Resim

Derildik pinâr olduk, irkildik ırmak olduk
Aktık denize daldık, taştık Elhamdü lillah..


AŞKuLLAH RAHmeti Damlalarıyken CEM’ Olduk toparlandık Pınar OLduk, AŞK UMMANın düşünüp kendimize gelip AŞK Irmağı OLduk.
Aktık DOSt’un VAHDet DENİZine DALdık ve Gönlümüzde AŞKuLLAH COŞtu ve de, sığmadı Beden Kabımızdan TAŞtık Elhamdü lillah..


Resim

Taptuğun tapusunda, kul olduk kapusunda
Yûnus Miskin çiğ idik, piştik Elhamdü lillah..


Biz, Taduk Emre kaddesallahu sırrahu huzurunda/ tapısında, MuhaMmedî Hasbî Hizmette kul olduk kapısında
Yûnus Emre Miskin kaddesallahu sırrahu ÇİĞ idik, PİŞtik Elhamdü lillah..


Resim

Safa: Gönül şenliği, eğlence.
İrkilmek: ürküp korkarak geri çekilir gibi olmak ya da korkup şaşırarak duraksamak.
Tapı (t): Huzur.
Eşmek: atın hızlı gitmesi. hareket etmek, yola çıkmak. At sahibine göre eşer. -atasözü-
Üş: işte
Diyâr-ı Rûm.: Türkler ve diğer Müslüman milletler, Anadolu'ya “Diyârı Rûm” da demişlerdir.
Derilmek.: Toplanmak. Derli toplu olmak..


Resim Aksaray/Taptık Köyü..

TAPDUK EMRE
Kaddesallahu sırrahu..

Tapduk Emre, kesin olmamakla beraber 1200 ile 1300’lü yıllar arasında günümüzde Aksaray olarak adlandırılan İç Anadolu bölgesinde yaşamıştır.
Mezârı da Aksaray Vilâyetinde Taptuk Köyündedir..
Tapduk Emre, Hacı Bektaş Veli, Mevlâna ile aynı çağda yaşamıştır. Tapduk Emre ile ilgili bilgiler oldukça azdır. Hâlbuki Tapduk Emre, Yûnus Emre’nin Hocasıdır. Yûnus Emre gibi bir Ulu şahsiyeti yetiştirmiştir. Bu mânâda o, dergâh sahibi bir pîr, rehber ve mürşiddir. Büyük ihtimalle Yûnus Emre kadar gelişen olmasa da, o başka aydınlatıcılar, gönül erenleri yetiştirmiştir. Tapduk Emre, Hacı Bektaş Velî ile aynı çağda yaşamış ve o Ulu Hünkâr ile ilişkiler geliştirmiştir. Rum erenleri, Hacı Bektaş Velî’ye giderken Tapduk Emre’ye: “Haydi sen de bizimle gel!” dediler. Tapduk Emre, çok güçlü bir erdi. “Dost divânında erenlere nâsib veren Hacı Bektaş adında bir er görmedik!” dedi ve Hacı Bektaş’a gitmedi. Emre’nin sözünü Hünkâr’a ilettiler. Hünkâr, Sulucakarahöyük’te Kadıncık Ana’nın evine yerleşince, çeşitli bölgelerden gelen muhibler, müridler ıhtırılmaya başlandı. Bu arada Hünkâr, Saru İsmail’i gönderip Emre’yi çağırttı. Emre yanına gelince Hacı Bektaş: “Siz, dost divânında erenlere nâsib veren Hacı Bektaş adında bir kimse görmedik demişsiniz, siz o nâsib veren elin bir nişânesi/işâreti olduğunu da bilir misiniz?” diye sordu. Tapduk Emre: “O divânda bir yeşil perde vardı, onun ardından bir el çıktı, bize nâsib verdi. O elin avucunda güzel, yeşil bir ben vardı, şimdi bile görsem tanırım” dedi. Bunun üzerine Hacı Bektaş elini açtı. Emre, Hacı Bektaş’ın avucunda o güzelim yeşil beni görür görmez üç kez: “Tapduk Hünkârım!.” dedi. Bundan sonrada adı, Tapduk Emre kaldı. Emre başındaki tacı çıkarıp Hünkâr’a teslim etti. Hünkâr, tacını tekbirleyip giydirdi. O da izin alıp makamına döndü.

Tapduk Emre bir Anadolu Erenidir. Ehl-i Beyt öğretisiyle onlarca derviş yetiştirmiştir. Bunlar arasında ünü günümüze kadar gelen ve düşünceleri ile bütün insanlığı kucaklayan Yûnus Emre de vardır. Yûnus isminde çiftçilikle geçinen çok fakir bir adam vardı. Bir sene kıtlık oldu. Daha da fakirleşen Yûnus, bir çok kerâmetlerini duyduğu Hacı Bektaş-ı Velî’den yardım almak fikrine düştü. Sığırının üstüne bir miktar alıç (yabanî meyve) koyup dergâha geldi. Pirin ayağına yüz sürerek hediyesini verdi ve bir miktar buğday istedi. Hacı Bektaş-ı Velî ona lutf ile muamele ederek, bir kaç gün dergâhta misafir etti. Yûnus geri dönmek için acele ediyordu. Dervişler Pîr’e Yûnus’un acelesini anlattılar. O da: “Buğday mı ister, yoksa erenler himmeti mi?” diye haber gönderdi. Gafil Yûnus buğday istedi. Bunu duyan Pîr: “İsterse o alıcın her tanesine nefes edeyim” dedi Yûnus buğdayda ısrar ediyordu. Hacı Bektaşi üçüncü kez haber gönderip: “İsterse her çekirdek sayısınca himmet edeyim” dedi. Yûnus tekrar buğday isteyince hatanın büyüklüğünü anlayıp pişman oldu. Derhal geri dönerek kusurunu itiraf etti. Hacı Bektaş onun kilidini Tapduk Emre’ye verdiğini bu yüzden isterse ona gitmesini söyledi. Bir Fırsat kuşunu kaçıran Yûnus, o himmete kavuşmak için tam kırk yıl Tapduk Emre dergâhında hizmet etti. İşte Yûnus’u asırlardır gönül Sultanı yapan bu himmettir. Eli böğründe dönen Yûnus yüzgeri gider Tapduk’un kapısına. Tapduk’a âdeta kul olur. Yıllar yılı şeyhine odun taşır. Yıllar yılı ondan feyz alır. Olgunlaşır ye pişer. Yûnus’un Şeyhine taşıdığı odunların içinde hiç eğrisi bulunmaması Tapduk’un gözünden kaçmaz. Sonra Yûnus’a odunluktaki odunları gösterir: ”A Yûnus!. Bakıyorum, dağdan kestiğin odunların hepsi kuru, hepsi düz. Meraklandım. Acaba Ormanda hiç eğri odun yok mu?” der.
Yûnus gülümser, tatlı tatlı, içten içe bir gülüş. Vereceği cevabı ne düşünmüş ne de hazırlamıştı. Öylece, dudaklarına geldiği gibi söyleyiverdi: “Ormanda eğri odun var olmasına var amma, Senin dergâhından içeri odunun bile eğrisi giremez, Efendim.”
Yûnus’un Sarıköy de yatmakta olduğu pek çok yazar, tarihçi ve araştırmacı tarafından kabul edilmektedir. Biz burada şunu ilave etmek istiyoruz. 0, şurada veya burada nasıl kabul edilse edilsin, Onun gerçek gömülü olduğu yer Türk Milletinin ve bütün Müslümanların cefâkar ve vefâkar göğsüdür. Bu Yûnusu anlayabilmek ve anlatabilmek için yeter bir kanıttır.


Resim

TAPDUK EMRE
Kaddesallahu sırrahu..

XIII. yüzyılda yaşayan Babaî-Haydarî Dervişi.

Horasan’dan Anadolu’ya geldiği tahmin edilmektedir. Yaşadığı dönem hakkında kaynaklarda farklı rivayetler yer alır. Âşıkpaşazâde onun Orhan Gazi zamanında (1324-1362) yaşadığını ve Yıldırım Bayezid devrinde (1389-1402) öldüğünü kabul ederken (Târih, s. 199-200) Mecdî onu Yıldırım Bayezid dönemi dervişleri arasında sayar. Saltuknâme yazarı Ebülhayr Rûmî de Tapduk Emre’yi Orhan Gazi devrinde yaşadığı bilinen Karaca Ahmed’in çağdaşı olarak gösterir. Fakat gerek müridi Yûnus Emre’nin gerekse şeyhi Barak Baba’nın dönemleri göz önünde tutulursa Tapduk Emre’nin bundan elli yıl kadar önceki bir tarihte, yani XIII. yüzyılın ikinci yarısında yaşadığı söylenebilir. Tapduk kelimesinin onun adı mı yoksa lakabı mı olduğu konusu belirsizdir. Bektaşî geleneği kendisine Tapduk adının verilmesini Hacı Bektâş-ı Velî ile olan ilişkisine bağlar ve bu hususta yaygın bir menkıbeyi esas alır (Vilâyetnâme, s. 21). Öte yandan Tapduk Emre’nin Bektaşîlik’le ilgisinin olamayacağından hareketle son dönemde yapılan bazı araştırmalarda Yûnus Emre’nin şiirlerinde geçen “tapduk” kelimesinin Tanrı’yı nitelemek için kullanıldığı, dolayısıyla Tapduk isminde bir şahsın mevcut olmadığı ileri sürülür (Kabaklı, s. 12-14). Babaî zümrelerine mensub pek çok derviş gibi Tapduk Emre’nin de baba unvanını taşıdığı Yûnus Emre’nin bazı mısralarından anlaşılmakta, ayrıca Tapduk Emre’nin yaşadığı dönemde Anadolu’da bu ismi kullanan şahsiyetlerin varlığı bilinmektedir. Mecdî, onun Sakarya nehri yakınlarında bulunan köyünde münzevî bir hayat sürdüğünü ifade eder (Şekāik Tercümesi, s. 78). Tapduk Emre’nin dönemindeki birçok derviş gibi çiftçilikle uğraştığı ve müridlerinin eğitimiyle meşgul olduğu tahmin edilebilir. Onun Sakarya nehri yakınlarında bugün kendi adıyla bilinen köyde yaşadığı konusunda kaynakların büyük çoğunluğu ittifak etmekle beraber Manisa’da Kula ile Salihli arasında bir köyde yaşadığına dair bazı rivayetler de vardır. Hatta Tapduk Emre’nin Saruhan Bey’in kızı Hacı Fatma Sultan’la evlendiği rivayet edilir; fakat bu görüş akademik çevrelerce pek kabul görmemiştir.

Tapduk Emre’nin mensub olduğu tarikat ve mürşidinin kimliğine dair bilgiler de birbirinden farklıdır. Vilâyetnâme-i Hacı Bektâş-ı Velî’de, onu Sarı Saltuk ve Barak Baba ile birlikte Hacı Bektâş-ı Velî’nin müridleri arasında gösterilerek Bektaşî geleneğine dahil edilir. Vilâyetnâme’de (s. 21) Tapduk Emre’nin Hacı Bektâş-ı Velî’nin üstünlüğünü tanıdığına, hatta kendisine Tapduk adının aralarındaki bir görüşme sırasında verildiğine işaret edilir. Ancak bizzat müridi Yûnus Emre, “Yûnus’a Tapdug u Saltug u Barak’tandur nasib/Çün gönülden cûş kıldı ben nice pinhân olam” mısralarıyla (Risâlat al-Nushiyye ve Dîvân, s. 100) Tapduk Emre’yi Barak Baba’nın müridleri arasında gösterip konuya daha somut delillerle yaklaşılmasına imkân verir. Yûnus Emre’nin bu ifadelerinden Tapduk Emre’nin Barak Baba’nın müridi olduğu kesin biçimde ortaya çıkar. M. Fuad Köprülü’ye göre Tapduk Emre, Babaî çevreleriyle yakın ilişki içerisinde bulunduğundan tıpkı şeyhi gibi bir Türkmen babası hüviyeti göstermektedir (Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, s. 266). Onun silsilesi şeyhi Barak Baba vasıtasıyla Sarı Saltuk’a ulaşır. Barak Baba’nın bir Haydarî dervişi olduğu bilinmektedir (Ocak, Sarı Saltık, s. 76). Bu durum Tapduk Emre’nin de bir Babaî-Haydarî dervişi olabileceğinin delilidir ve baba unvanını taşıması da bunu desteklemektedir. Baba unvanı onun aynı zamanda abdalân-ı Rûm zümresiyle bir ilgisinin bulunabileceğini düşündürmektedir. Nitekim Abdülbaki Gölpınarlı onun “tâife-i abdalân”dan olduğu kanaatindedir (Yûnus Emre, s. 28). Saltuknâme müellifi Barak Baba’dan bahsetmeden Tapduk Emre’yi doğrudan Sarı Saltuk’un müridlerinden sayar. Rivayete göre zikir meclisinde kadın ve erkekleri bir arada toplayan Tapduk Baba başlangıçta Sarı Saltuk tarafından eleştirilse de daha sonra onu ikna etmeyi başarır ve müridi olur (Saltuknâme, vr. 302a-304a). Aynı şekilde Hızırnâme’de Sarı Saltuk ile Tapduk Emre’nin isimleri birlikte zikredilir. İsmâil Hakkı Bursevî ise onun şeyhi olarak, Moğol istilâsı öncesinde Buhara’dan Anadolu’ya göç eden ve Sinan Efendi yahut Sinan Ata adıyla bilinen Orta Asyalı Nakşibendiyye tarikatı mensubu bir Türkmen şeyhinin ismini zikreder.

Tapduk Emre’nin ailesi hakkında verilen bilgiler menkıbevî rivayetlerle bezenmiştir. Bir kızının Yûnus Emre ile evlendiği rivayet edilmekteyse de bu rivayet gerek Yûnus’un divanında gerekse diğer çağdaş kaynaklarda yer almamaktadır. Ankara Nallıhan yakınlarındaki Emre Sultan köyünde mezarı bulunan Bacı Sultan adlı bir kızının daha olduğu nakledilir. Abdülbaki Gölpınarlı, Yûnus Emre’nin Tapduk Emre’nin oğlu olabileceği ihtimaline dikkati çeker (Yunus Emre, s. 197). Kaynaklarda yer alan ifadelerden Tapduk Emre’nin çok sayıda müridi bulunduğu anlaşılmaktadır. el-Veledü’ş-şefîk müellifi Niğdeli Kadı Ahmed, Tapduklular adını taşıyan bu müridlerin dinî kurallara riayet etmediklerini, kadınlarını, kızlarını saygıları gereği misafirlerine sunarak konuk severlik gösterdiklerini söyler (Ocak, Babaîler İsyanı, s. 198). Gerçeği yansıtması mümkün görülmeyen bu ifadeler, gayri Sünnî tarikat mensubları ile mutaassıp Ehl-i sünnet mensubları arasındaki çekişmeyi göstermekten öte bir anlam taşımaz. Tapduk Emre’nin en tanınan müridi Yûnus Emre’dir. Uzun yıllar hizmetinde bulunan Yûnus Emre onun görüşlerini Anadolu ve Şam’da yaymış, kendisinden saygı ve övgüyle söz etmiştir (Risâlat al-Nushiyye ve Dîvân, s. 48, 104, 109, 187). Şeyhinin kapısına kırk yıl boyunca hizmet ettiğine dair meşhur menkıbe birçok kaynakta yer almaktadır (Vilâyetnâme, s. 48; Lâmiî, s. 842). Yûnus Emre şeyhi gibi Kalenderî-Melâmetî düşünceyi benimsemiş (Ocak, Kalenderîler, s. 69), şeyhinin fikirlerini yaymaya çalıştığını ve bunu başardığını, “Vardığımız ellere şol safâ gönüllere/Halka Tapduk mânisin saçtık elhamdülillâh” mısralarıyla dile getirmiştir (Risâlat al-Nushiyye ve Dîvân, s. 116). Tapduk Emre’nin Şeyh Ömer ve Şeyh Câfer isimli iki müridi daha olduğu kaynaklarda belirtilmektedir.

Tapduk Emre’nin ölüm tarihi ve mezarının bulunduğu yer konusu da ihtilâflıdır. Âşıkpaşazâde onun Yıldırım Bayezid döneminde (1389-1402) öldüğünü söyler. Ancak Yûnus Emre’nin XIII. yüzyılın sonları ve XIV. yüzyılın ilk çeyreğinde yaşadığı dikkate alındığında bir şiirinde öldüğünü haber verdiği mürşidinin XIII. yüzyılın sonlarında vefat etmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Bursa’da, Manisa’da Kula ile Salihli arasındaki Emre adlı bir köyde, Afyon-Sandıklı, Karaman, Sivas, Erzurum, Aksaray, Isparta-Keçiborlu gibi yerlerde Tapduk Emre’ye izâfe edilen mezarlar vardır. Bunlardan bazıları hem Yûnus Emre’ye hem Tapduk Emre’ye ait kabul edilmektedir. Bununla birlikte en muteber görüş, Tapduk Emre’nin mezarının Ankara’nın Nallıhan ilçesine bağlı Emresultan Köyünde bulunduğu şeklindedir. Nitekim bu bilgi birçok kaynağın yanı sıra Afyonkarahisar Şer‘iyye Sicilleri’nde de yer almaktadır (Öztelli, s. 52). Bu köydeki türbede ailesine mensub oldukları ileri sürülen daha pek çok kişinin mezarı vardır. Tapduk Emre’nin ve müridlerinin faaliyet sahasının Anadolu coğrafyası ile sınırlı kalmayıp Balkanlar’a da ulaştığı bazı köy adlarının onun adıyla anılmasından anlaşılmaktadır. Meselâ Anadolu’da Aksaray ilinin merkez nahiyesine ve Edirne’nin Havsa ilçesine bağlı birer köy, ayrıca Varna’ya bağlı bir köy Tapduk adını taşımaktadır. Bu bilgi, Tapduk Emre’nin sözü edilen bölgelere gittiğini doğrulamasa bile müridlerinin yayılma sahasının tahmini konusunda önem arz etmektedir..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 05 Eyl 2019, 20:31 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11391
Resim BİZİM YÛNUS!.


YUNUS EMRE’nin AKSARAY ORTAKÖY’deki MEZARI ÜZERİNE DÜŞÜNCELER.:

Yard. Doç. Dr. Doğan Kaya

Türk Tasavvuf Edebiyatının en büyük temsilcisi kabul ettiğimiz Yunus Emre’nin yattığı yer hususunda maalesef kesin bir neticeye varılamamıştır. Buna sebep; eldeki iddiaların yetersiz oluşu, karşı tezlerle bu iddiaların geçersiz kılınmasıdır. Yunus Emre hakkında yapılmış olan çalışmalara baktığımızda, bu ulu zâta ait Anadolu’nun muhtelif yörelerinde çok sayıda makam veya mezar zikredilir. Bunlardan Eskişehir-Sivrihisar, Aksaray-Ortaköy, Karaman, Bursa, Kula ile Salihli arası, Erzurum Duzcu Köyü, Keçiborlu, Sandıklı, Ünye ve Sivas Hafik’teki türbe veya makamlar adı geçen yerler arasındadır. Zikredilen yerler içinde bugüne kadar daha ziyade, Sivrihisar ve Karaman’daki türbeler üzerinde durulmuştur. Diğerleri ise kayda değer bir vesikaya veya iddiaya rastlanamadığından önemsenmemiştir. Bugün “Yunus Karaman’dadır.” ya da “Yunus Eskişehir’dedir.” diyenler karşı tezlerle birbirlerinin iddialarını çürütmüşlerdir.(1)

Sonuç olarak Yunus’un adları zikredilen yerlerde olmadığı ortaya çıkmıştır. Yani yunus ne Eskişehir’de, ne de Karaman’dadır. Savunulan türbeler başka şahıslara aittir. O halde Yunus Emre’nin yattığı yer neresidir?


AKSARAY ORTAKÖY.:

Milletimizin değer verdiği şahısları gönüllerinde yaşatırken, onlara sahip çıkıp kendi beldelerinde olduğunu ileri sürmeleri de gayet tabiidir. Yunus’un on yerde mezarının ya da makamının olması da bu yüzdendir. Aranılan gerçek Yunus’tur; ama hangisi? Bizim burada üzerinde duracağımız yer, Kitaplarda Konya Aksarayı olarak geçmektedir. Yunus’a izâfe edilen mezar, bugün Ortaköy ilçesinin Reşadiye köyündedir. Ortaköy, 1957’de ilçe olmazdan evvel, Aksaray’a bağlı idi. Aksaray ise bugün Konya’ya bağlı bir ilçe değil, 68 plakalı ilimizdir. Bu yüzden kaynaklarda Konya Aksaray’ı ibâresini yeri gelmişken Aksaray Ortaköy olarak düzeltmek istiyoruz. Araştırmacılar, buradan söz ederken, hemen hemen hiç üzerinde durmamışlardır. Bu konuda derinlemesine bir araştırma yapmadan, gerçeklik ihtimalinin çok az olduğundan, hatta hiç olmadığından söz ederler.

VİLÂYETNÂMEDEKİ YUNUS.:

Yunus Emre’nin yattığı yer hakkında elde sağlam belgeler bulunmamaktadır. Vakfiyeler, tezkireler vb.. bunlarda anlatılanların hepsi de kifâyetsizdir. Müracaat edilen eserlerin başında da Hacı Bektaş Velî’yi anlatan, onu yücelten Vilâyetnâme gelir. Bu eserin bazı bölümlerinde hurafeye kaçılmış, destanımsı özelliklere yer verilmiştir. Fakat içinde hakikati yansıtan epey mankabenin varlığını de göz önünde bulundurmak gerekir. Bu bakımdan Vilâyetnâmeleri biz araştırmacılar olarak yabana atamayız. Abdülbaki Gölpınarlı, Vilâyetnâmelerden istifade edileceği yolunda şunları yazıyor: “... bu eserler, tarihe de faydalı olabilir ve bunlardan faydalanmak imkânı vardır. Ancak şunu bilhassa söyleyelim ki, bu çeşit eserler, ne gibi bir bilgi verirse versinler, önce inanmamak, sonra bu bilgiyi o devrin yahut o devre yakın devirlerin tarihi kaynaklarıyla karşılaştırmamak, çok sıkı eleştirmeye tabi tutmak gerekir.” (2)

Vilayetnâmenin 48 ve 49. sayfalarında Yunus’tan söz edilmektedir. Aynen vermeyi uygun görüyorum.: “Sivrihisar’ın kuzeyinde* Sarıgök derler, bir köy vardı. O köyde doğmuş Yunus Emre adlı biri vardı. Bu erin mezarı da gene doğduğu yere yakındır. Yunus, ekincilikle geçinir, yoksul bir adamdı. Bir yıllık kıtlık olmuştu, ekin bitmemişti. Hacı Bektaş’ın vasfını o da duymuştu. ’Gideyim, biraz bir şey isteyeyim’ dedi. Bir öküze alıç yükledi, vara vara Karaöyük’e geldi. Hünkâr’a.:
“Yoksul bir adamım, ekinimden bir şey alamadım, yemişimi alın, karşılığını lütfedin, ehlimle ayâlimle aşkınıza yiyeyim!.” dedi. Hünkâr emretti, alıcı yüklediler. Bir-iki gün sonra Yunus, memleketine dönmeyi kararlaştırdı. Hünkâr bir derviş gönderdi. “Sorun” dedi, “Buğday mı verelim, nefes mi?” Yunus’a sordular.: “Ben nefesi ne yapayım, bana buğday gerek.” dedi. Hünkâr’a bildirdiler. Buyurdu ki.: “Her alıcın çekirdeği başına on nefes verelim.” Bunu söylediler. “Ehlim var, ayâlim var, bana buğday gerek!.” dedi. Bunun üzerine öküzüne buğday yüklediler. Yola düştü. Fakat köyün aşağısına gelince hamamın öte yanındaki yokuşu çıkar çıkmaz.: “Ne olmayacak iş ettim ben!.” dedi. “Vilâyet Eri’ne vardım, bana nasib sundu, her alıcın çekirdeği başına on nefes verdi, kabul etmedim. Verilen buğday birkaç gün yenir, biter. Bu yüzden o nasiblerden mahrum kaldım. Döneyim varayım belki gene himmet eder!.”
Bu fikirle dönüp tekrar tekkeye geldi. Buğdayı indirdi. “Erenler” dedi, “Bana himmet ettiği nasibi versin, buğday gerekmez bana.” Halifeler, gidip Hünkâra bildirdiler. Hünkâr.: “O iş, bundan böyle olmaz. O kilidin anahtarını Tapduk Emre’ye sunduk. Ona gitsin. Nasibini ondan alsın!.” dedi. Halifeler, Hünkâr’ın sözünü Yunus Emre’ye söyledi. O da Tabduk Emre’ye gitti, Hünkâr’ın selâmını söyledi, olanı biteni anlattı. Tabduk selâmı aldı.: “Safa geldin, kademler getirdin. Hâlin bize mâlum oldu. Hizmet et, emek ver, nasibini al!.” dedi. Yunus, Tabduk Emre’nin tekkesinde odun çeker, arkasıyla getirirdi. Yaş ağaç kesmez, eğri odun getirmezdi. kırk yıl hizmet etti. Günün birinde Tabduk Emre’ye bir neş’e geldi, hâllendi. Meclisinde “Yunus-ı Guyende” adlı bir şâir vardı. Ona.: “Söyle!.” dedi. O, mırın kırın etti, söylemedi. Tabduk.: “Yunus!” dedi, “Sohbet et, şevkimiz var, işitelim!.” Yunus gene söylemedi. Bu sefer Tabduk, Yunus Emre’ye döndü.:”Hünkâr’ın nefesi yerine geldi, vakit tamam oldu, o hazinenin kilidini açtık, nasibini verdik, hadi söyle!.” dedi.
Hemen Yunus Emre’nin gözünden bir perde kalktı, söylemeye başladı. Söylediği nefesler, büyük bir divan oldu.
(3)

Burada sözü edilen Sivrihisar ve Sarıköy, hemen belirtelim ki, Eskişehir Sivrihisar ve Sarıköy değildir. Bu, araştırmacıların.: “Acaba, Türkiye’de aynı özellikte bir yer daha var mıdır?” diye akıllarına getiremedikleri Aksaray’daki Sivrihisar ve onun kuzeyindeki Sarıköy bugünkü ismiyle Sarıkaraman köyüdür..


SİVRİHİSAR KÖYÜ ve KALESİ.:

Sivrihisar köyü, Aksaray ilinin Gelveri bucağına bağlı, buraya 5 km. mesâfede bir köydür. 27 hâneye sahip olup, Aksaray’a 55 km. mesâfededir. Halkı Selanik muhaciridir. Bugün altyapı tesisleri bakımından çok geridir, fakat geçmişte önemli bir merkez olduğu kesin. Köyün kuzeyinde ve hemen üstünde Sivrihisar Kalesi (Halk, “kale” diyor.) bulunmaktadır. Köy, bu kalenin eteğindedir. Sivrihisar Kalesini tetkik etmek için, buraya 1983 Eylülünde bir ekiple gittik. Ekipte Etnografya Müzesi Müdürü Osman Aksoy, Kültür ve Turizm Bakanlığı Millî Folklor Araştırma Dairesi Başkan Yardımcısı Hayrettin İvgin, Arkeoloji Asistanı İsmail Hakkı Beyoğlu, Yunus Emre hakkında bir hayli emek vermiş olan Kırşehirli Ekrem Kültepe ile birlikteydik. Osman ve İsmail Hakkı Beyler, Kele’de Horasan harcı kullanıldığını, muhtemelen önceki yapıya ilâveler yapıldığını söylediler. Kale, bugün harabe durumdadır. Kale’nin içinde aşağılara doğru inen gizli yolun ağzı/kapısı durumunda bir delik bulunmaktadır. Bu yeraltı yolu, Damlacık denilen pınara kadar kadar iniyormuş. İniyormuş diyoruz, çünkü Gelveri-Sivrihisar yolunun yapılışında atılan dinamitlerle iyice kapatılmış. Çalışmalarını ve eserlerini takdirle karşıladığımız İbrahim Hakkı Konyalı, Sivrihisar’ın geçmişi hakkında önemli bilgiler vermektedir.:
“Sivrihisar, Eyüphisar ile Niğde arasında büyük bir kale idi. birçok asi Türk kuvvetleri oraya sığınmıştı. Mücirü’d-din, bu kale üzerine yürüdü. İki yıldan beri yağma ve çapullarla vilâyet halkını perişan bir hâle koyan bu eşkıyâyı da yola getirmek istiyordu. Asiler Naib ve Sutay için atlar gönderdiler. Fakat Mücirü’d-din aldırmadı. Vilâyet halkının hayat ve emniyetini korumak cihetini düşündüğü için Tanrı da kendisine yardım etti. Bu kaleyi zapt ve eşkıyadan temizledi. Hisarı harap bir hale getirdikten sonra Aksaray’a geçtiler . (Müsameretü’l-Ahbar)
Sivrihisar kalesinde bu topraklardan gelip geçen bütün milletlerin payı vardır. Bu kalenin Hititler’in Kapadokyalılar’ın, Romalılar’ın Bizanslılar’ın ve hatta İranlılar’ın faydalandıklarında hiç şüphe yoktur.”
(4)


Kale isyancıların sığınmasına çok elverişli olduğu için, birtakım çarpışmalara sahne olmuştur. 1285 yıllarında Sultan Gıyaseddin (III. Keyhusrev) burayı annesi Argun Han’a tahsis etmiştir. Daha sonra buraya Moğollar sahip olmuştur. Geçmişte çok önemli bir yerleşme merkezi olan Sivrihisar Kalesi, günümüzde artık eski şöhretini yitirdiği için kimsenin dikkatini çekmeyecek kadar unutulmuştur.


ResimDiP nOtLar.:

(1-) Ayrıca; Naki TEZEL, Nallıhan ve Yunus Emre, Ülkü, S. 63, Ank., 1944, s. 18-19. İ. Hakkı KONYALI, Yunus Emre Nerelidir? Yedigün, S. 626, İst., 1945, s. 5. Kâmil KEPECİOĞLU, Yunus Emre Nerede Yatıyor?, Nilüfer, S. 4, Bursa 1945, s. 6-7. Cahit ÖZTELLİ, Yunus Emre’nin Mezarı ile İlgili Yeni Belgeler, Türk Dili, C. 4, S. 38, Ank., 1954, s. 100-103. Burhan TOPRAK, Yunus Emre Divanı, İst., 1960. Abdülbaki GÖLPINARLI, Yunus Emre ve Tasavvuf, İst., 1961. Abdülbaki GÖLPINARLI, Yunus Emre, İst., 1965. M. Fuat KÖPRÜLÜ, Yunus Emre’nin Mezarı, Meydan, S. 20, 1 Haziran 1965, s. 24. M. Fuat KÖPRÜLÜ, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, Ank., 1966. Türk Yurdu Dergisi, Yunus Emre Özel Sayısı, İst., 1966 (Yunus’un Makamı ile ilgili makaleler.) Halim Baki KUNTER, Yunus Emre Bilgiler-Belgeler, Eskişehir, 1966, s. 78. Osman ATİLLA, Büyük Mutasavvıf Yunus Emre’nin Mezarı Sandıklı’dadır, Kocatepe Gazetesi, Afyon, S. 616, 30 Ağustos 1967, s. 3. Ahmet KABAKLI, Yunus Emre, İst., 1971. F. Kadri TİMURTAŞ, Yunus Emre Divanı, İst., 1972. İ. Hakkı KONYALI, Aksaray ve Ortaköy Tarihi, C. 3, İst., 1975, s. 2995-2999. Cahit ÖZTELLİ, Belgelerle Yunus Emre, Ank., 1977. İsmail TOSUN, Yunus Emre ve Hocası Tabduk Emre’nin Yaşam Öyküsü, İzmir, 1981. Mikail BAYRAM, Yunus Emre Eskişehir (Sivrihisar)li Olabilir mi? 25. Türk Dili Bayramı ve Yunus Emre Anma Törenleri, 6-7 Temmuz 1985, S. 4, Karaman 1985, s. 50. İ. Hulusi GÜNGÖR, Yunus Emre’nin Mezarı Hakkında Yeni Bir Yorum, 25. Türk Dili Bayramı ve Yunus Emre Anma Törenleri, 6-7 Temmuz 1985, S. 4, Karaman 1985, s. 50, Mustafa TATÇI, Yunus Emre Divanı-İnceleme, C. I, Ank., 1990, s. 34-43.
(2-) Abdülbaki GÖLPINARLI, Vilayetnâme, İst., 1958, s. VI. * Eserin orijinalinde “şimal” geçmektedir (Bkz. Abdülbaki GÖLPINARLI, Yunus Emre ve Tasavvuf, İst., 1961, s. 51) ve Gölpınarlı bu kelimeyi “kuzey” yerine sehven “güney” diye çevirmiştir.
(3-) Abdülbaki GÖLPINARLI, Vilâyetnâme, Menakıb-ı Hünkâr Hacı Bektaş-ı Velî, İst., 1990, s. 47-48. 4. İ. Hakkı KONYALI, Aksaray Tarihi, C. I, İst., 1974, s. 1067.
(4-) Abdülbaki GÖLPINARLI, Vilâyetname, Menakıb-ı Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli, İst., 1990, s. 47-48.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 11 Eyl 2019, 15:47 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11391
SARIKARAMAN.:

Vilâyetnâme’de sözü edilen Sarıköy, bugün Aksaray Ortaköy ilçesine bağlı olan Sarıkaraman köyüdür. Ortaköy’e 20 km. mesâfededir. Köy, beş ayrı yerleşme merkezinden oluşur: Sarıkaraman, Beşağıl, Sarıkaya, Ayvazlı, Aşağı Mahalle. Köy, adını ilkinden alır. Kelimenin sonundaki “Karaman” ibâresi sonradan ilâve edilmiştir. Bölgede “sarı” ismi çok yerde kullanılmaktadır.
Meselâ, köy halkı arasında yaygın olan soyisimlerden Sarı’dır. Bu, diğer soyisimlerin arasında %30 kadardır. Civarda Satansarı, Sarıyahşi, Sarıhasanlı, Sarıağıl gibi önemli yerlerin bulunması dikkatimizi çekmektedir. Sarıkaraman köyü, Bozdağ’ın güney ve güneybatı yamacına kurulmuştur. Köyde hayvancılık ve ziraat gelişmiştir..


ZİYÂRET TEPE ve YUNUS EMRE.:

Sarıkaraman köyünün kuzeyinde, 4 km. mesâfesinde halkın “Ziyâret Tepe” dediği mevki bulunmaktadır. Yunus Emre’nin türbesi, işte bu tepe üzerindedir. Halk, yüzyıllardır burada yatanı Yunus Emre bilir. Türbe, şu anda Ortaköy’ün Kırşehir sınırındaki son köyü olan Reşadiye arazisindedir. Reşadiye arazisi, daha önceleri, Sarıkaraman köyü yaylaları arasında idi. Ziyâret Tepe’nin rakımı 1267 m. dir. Türbenin çevresinde, burada daha önceleri evlerin ve zikir yerlerinin bulunduğunu gösteren duvar kalıntıları vardır. Türbe üzerinde hiç bir kitâbe yoktur. Fakat 1944 yılına kadar mevcut olduğu ileri sürülür.
Bu konuda Refik Soykut şu bilgileri vermektedir.: “Nevşehir’in Nar Kasabasına şaraphâne yapıldığı 1944 yılında aslen Sulhanlı (Ulupınar)’dan olan Mehmet Cingi ile kardeşi Sami Cingi de (İkisi de mühendis imiş.) burada faaliyet gösterirler. Aldıkları krom madeni arasında mezardan çıkardıkları yazılı taşı da götürürler. Ekrem Kültepe’ye göre bu taş, herhalde Konya’ya götürülmüş olabilirmiş.”
(5)

Şimdiki türbe yapılmadan önceki türbe yaklaşık 12 m2 lik olup oda şeklindeydi. Batı ve güney duvarları düz, diğer duvarlar ise dairemsi şekilde birleşiyordu. Yunus’un yattığı yer, girişte sağda kıbleye düşen köşedeydi. Türbenin batısında bir badem ağacı, kıble tarafında da halkın dilek bezi bağladığı bir çitlembik bulunmaktadır. Türbeye giriş, güneybatı yönündeydi ve üstü açıktı. (Halk bir türlü örtü tutturamamış.) Birkaç ağaç ile kapatılmaya çalışılmıştı.

1982 yılında A.Ü. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Paleoantoloji Anabilim Dalınca türbede yatanın kemikleri üzerine yapılan inceleme sonucu yazılan raporda bizim için oldukça önemli sayabileceğimiz bulgular ortaya konulmuştur. Raporun bir bölümünde şu bilgiler yer almaktadır.: “Kültür ve Turizm Bakanlığının 3 Eylül 1982 gün ve 18-18 sayılı, ayrıca eski eserler ve müzeler Genel Müdürlüğünün 13 Eylül 1982 gün ve 02.3 (06) 7091 sayılı yazı ve onayları gereğince, Kırşehir merkez ilçe köylerinden Sulhanlı (Ulupınar) köyü yakınlarındaki 1267 rakımlı Ziyâret Tepe’de yetkili resmi ve bilim kurulu tarafından açılan Yunus Emre’ye ait olduğu söylenen mezardan alınmış 12 parça kemik, bilimsel incelemesi yapılmak üzere Emekli Albay Refik H. Soykut tarafından Anabilim Dalımıza getirildi. Söz konusu olan 12 kemikten 11 adedinin insana ve bireye ait olması, morfolojik yapılarının benzerliği bakımından kuvvetle muhtemeldir. Diğer kemiğin bir keçiye (adak hayvanı) ait olduğu, bu konunun uzmanı olan arkadaşlarımız tarafından belirtilmiştir.
..........................

1-)Femur (uyluk kemiği)’a ait olan 2 parça yapıştırılarak aynı kemiğe ait olduğu görülmüştür... Özellikle linea asperanın çok belirgin ve çıkıntılı oluşu, kemiğin sağlam ve iri yapılı erişkin bir erkeğe ait olduğunu göstermektedir....
2-) Talus (aşık kemiği): Kemiğin Caput tali, Collum tali ve Processus posterior kısımlarının bazı yerleri kopmuş ve kayıptır.. Collum talus’un üzerinde tibia’nın oluşturduğu iz (çömelme faseti) mevcuttur ve kemiğin ait olduğu ferdin çömelme alışkanlığı olduğunu göstermektedir...”
(6)

Burada dikkatimizi çeken nokta, kemiklerin çömelme alışkanlığı olan bir erkeğe ait olduğunun ortaya çıkmasıdır ki, Yunus bu özellikleri taşıyan birisidir. Halk, buraya senenin belirli günlerinde yağmur duasına gelir. Türbedeki Yunus Emre, bazan kişilerin gözüne gözükür.
Ekrem Kültepe’nin bu konudaki tespiti şöyledir.:
“... Sebzeleri sulayım diye uğraşırken, akşam oldu. Korkmağa başladım. Bildiğim sûreleri hem okuyor, hem de işimi bitireyim diye, acele acele çalışıyordum. Ziyâret Tepe’den aşağı doğru, benim bulunduğum tarafa bir insan geliyor. Önce iyice baktım, tanıdığım bir kimse değildi. Sırtında kıldan dokuma bir şal vardı. Sarı benizli, elmacık kemikleri çıkık, sakalı beyaz, fakat kısa, yetmiş yaşlarında, elinde bir asası var. Şu taşın yanına kadar geldi.: “Kızım korkma ben buradayım, işini bitir!.” dedi ve taşın yanına durdu. “Baba kimsin, nereye gidiyorsun? Akşamleyin buyur bize gidelim, işimi bitirince.” dedim. “Sağol kızım. Ben bir yere gitmem, buradayım.” dedi ve devam etti. “Sen ne zaman gelirsen yavrum, ben buradayım.” “Baba kimlerdensin, adın ne, diye sordum.” “Ben Ziyâretliyim. Adım Yunus Emre.” dedi. İşim bitinceye kadar, o taşın yanında durdu. Ben de işimi bitirdim. “Allah razı olsun!.” dedim.
(7)

Kitaplarda sözü edilen batın topunun atılması da yaşayan vatandaşlar tarafından yemin billah anlatılır. Ayrıca buraya çocuğu olmayanlar yahut olup yaşamayanlar, yağmur ve bolluk bekleyenler, hayatta muvaffak olmak isteyenler hülâsa her türlü dileği olanlar ziyârete gelirler. Doğan erkek çocuklarına Yunus, Dede Yunus, Emre gibi isimler konulur. Gerçekten de Sarıkaraman halkının isimleri arasında sözünü ettiğimiz isimler belli bir yekun tutacak derecede fazladır. Ziyâret Tepe çevresinde şu anda yok olan bir “Zâviye Köyü” vardı. Yeri hâlâ bellidir. Reşadiye halkı evlerini yaparken, kalıntının taşlarından istifâde etmişler. Tepenin eteğinde Yunus Emre’nin “Çile Damı” bulunmaktadır. Çile Damı ile ilgili olarak Refik Soykut Bizlere şu bilgileri vermektedir.:
“Ziyâret Tepe’nin hemen doğu eteğinde, kuru dereyi geçince düzlükte, iç ölçüleri 3.5 X 3.7 m. olan tonoz kubbeli, Horasan harçlı, epeyce yaşlı, harap bir yapı bulunuyor. Yaklaşık 110 cm. kalınlıktaki duvarları bir hayli dökülmüş, tonoz kubbe delinip çatlamış, nerede ise çökecek. Batıya dönük bir kapıdan ayrı hiçbir pece-penceresi yok. İçi ve çevresi epeyce dolmuşa benziyor. Köylülerin anlatımına göre, çok eskiden kalma bu yapıyı Yunus, bir süre Çile Damı olarak kullanmış. Ondan sonraki zamanlarda, dervişler burada toplanmışlar, zikir etmişler, riyâzete çekilmişler, çile doldurmuşlar. Zaman zaman eşkıyâlar da barınmak istemiş ama, onlara tekin gelmemiş, tutunamamışlar.”
(8)

Yunus’un makamı ne gariptir, Aksaray ile Kırşehir sınırının bulunduğu yerdedir. Bu yüzden onun Kırşehir’de yattığını da ileri sürerler. Edindiğim bilgiye göre türbe Reşadiye Köyü sınırındadır. Yani Aksaray Ortaköy’e aittir. Kırşehir veya Ortaköy’e ait olup olmaması meselenin başka bir boyutu. Bizi ilgilendiren burada yatan kişinin kimliğidir ve biz de bunu açıklığa kavuşturmaya çalışıyoruz..



ResimDiP nOtLar.:

(5-) Refik SOYKUT, Hedef Dergisi, Yıl 3, S. 34, Ank., 1981, s. 18.
(6-) Refik SOYKUT, Emrem Yunus, Ahiliği-Kültürü-Yurdu, Ank., 1982, s. 102-103.
(7-) Ekrem KÜLTEPE, İlimiz Kırşehir Gazetesi, 24 Haziran 1982.
(8-) Refik SOYKUT, Emrem Yunus, Ahiliği-Kültürü-Yurdu, Ank., 1982, s. 18..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 15 Eyl 2019, 20:20 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11391
TAPDUK EMRE ve TAPDUK KÖYÜ.:

Yunus Emre’nin yanında kırk yıl çile doldurduğu Tapduk Emre’nin makamı da aynı coğrafî bölgede bulunmaktadır. Tapduk Emre bugün kendi adıyla bilinen Tapduk Köyünde yatmaktadır. Tapduk Köyü, Aksaray’ın 34 km. kuzeyindedir. Tapduk Sultan’ın burada yatmasından ve vaktiyle onun tasarrufu altında olduğundan dolayı, bu ismi almıştır. Eskiden “Oflagu” denirdi. Beştepe Dağının eteklerinde kurulmuştur. Tepede meşelerin bulunması bize, Yunus’un şeyhine getirdiği meşeleri hatırlatıyor. Tapduk Emre hakkında bilgilerimiz, maalesef çok azdır. Vilayetnâme’de bir nebze olsun bilgi bulabilmekteyiz.:
“Rum Erenleri, Hacı Bektaş-ı Velî’ye gidecekleri vakit, Emre’ye.: “Haydi” dediler “Sen bizimle gel.” Emre çok kuvvetli bir erdi.: “Dost divânında bütün erenlere nasib üleştirilirken, Hacı Bektaş adlı ER görmedik!.” dedi, Hacı Bektaş’a gitmedi. Hacı Bektaş’a, Emre’nin sözünü haber verdiler. Hünkâr Sulucakarahöyük’te, Kadıncık Ana’nın evine yerleşince, her taraftan muhib, mürid gelip ıhtırılmaya başlandı. Hünkâr Saru İsmail’i gönderip Emre’yi çağırttı. Emre, yanına gelince Hacı Bektaş.: “Siz” dedi, “Dost divânında erenlere nasib üleştirirken Hacı Bektaş adlı bir kimse görmedik.” demişsiniz. “O nasib üleştiren elin nişânesi vardır. Onu da bilir misiniz?” Emre.: “O divânda yeşil bir perde vardı.” dedi. “Onun ardından bir el çıktı, bize nasib üleştirdi. O elin avucunda lâtif, yeşil bir ben vardı. Şimdi bile görsem tanırım!.” Hacı Bektaş elini açtı. Hacı Bektaş’ın avucunda, o güzelim yeşil beni görür görmez, üç kere.: “Tapduk Hünkârım!.” dedi.
Bundan sonra adı Tapduk Emre oldu. Emre başındaki tacı çıkartıp Hünkâra teslim etti. Hankâr, tacını tekbirleyip giydirdi. O da izin alıp makamına döndü.” (9)

Türkiye’de Tapduk isminde yerleşme merkezlerinde iki tane olması (Diğeri Edirne’nin Havsa ilçesinin 15 km. kadar doğusunda bir köyün adıdır.) ve bunlardan birinin Hacı Bektaş’a yakın olması tesadüf müdür? Tapduk Emre, bugün köydeki câminin minberi karşısında yatmaktadır. Câmi yapılmazdan evvel burası bir külliye imiş, fakat kendiliğinden yıkılmıştır. Câmie girerken tabaka halinde, daire şeklinde tahminen 2,5 m. Çapında, üstü düz bir taş mevcuttur. Bu taş Tapduk Emre’nin müridleriyle birlikte yemek yediği “Yemek Taşı”dır. Ayrıca Tapduk’un insanlara ilahî yolla şifâ verdiği, sapı ve tokmağı ağaç olan “Şifa Tokmağı” da buradadır. Eldeki bilgiler burada yatanın Tapduk Emre olduğunu göstermesine rağmen, İbrahim Hakkı Konyalı, Başbakanlık Arşivinde 455 numarada kayıtılı bir deftere dayanarak burada yatanın Yunus Emre’nin şeyhi Tapduk Emre değil de, Derviş Tapduk olduğunu ileri sürer. Belgede şu bilgiler yer almaktadır.: “Bu köy Derviş Tapduğ’un evlâdının tasarrufundadır. Ellerinde Karamanoğlu İbrahim Bey’in ve Şehzâde Cem Çelebi’nin, Şehzâde Abdullah Çelebi’nin mektupları (beratları) vardır. Saltukzâde Derviş Tapduk, bu köyde bir zâviye yapmıştır. Bu köyün geliri ile bu zâviyeyi ihyâ edermiş. Şimdi evlâdı ihyâ ediyorlar. Eskiden beri kimseye rüsum vermiyorlar.” (10)

Konyalı, öteden beri Yunus Emre’nin Karaman (Larende)’da olduğunu savunmuştur. Sanırız bu yüzden verdiği belge üzerinde fazla zahmet etmemiştir. Konyalı’nın belirtiği ve burada adı geçen Karaman Beylerinden II. İbrahim’dir. Bu Bey, 1433-1460 yıllarında Osmanlı Devleti bünyesinde idarecilik yapmıştır. Hâlbuki Tapduk Emre, Mahmut Bey oğlu Bedreddin İbrahim Bey zamanını idrak etmiştir.(11)


Bu konuda İsmail Hakkı UZUNÇARŞILI, Osmanlı Tarihi adlı eserinde (TTK Basımevi, C. I, Ank., 1972, s. 45.) şöyle yazıyor.:
“Güneri Bey’den sonra Karaman Beyliği, kardeşlerden Mahmud Bey’e geçmiş ve 1307 veya az daha sonra vefâtı üzerine, aile arasındaki birlik sarsılmış, Mahmud’un iki oğlu Burhaneddin Musa ve Bedreddin İbrahim Beyler arasında ihtilaf çıkmış ve bu münasebetle Karaman Beyliği üzerinde Memluk Sultanlarının te’siri görülmüştür. Bedreddin’den sonra yerine oğlu Halil Bey Karaman Beyi olmuştur. Halil Bey’in H.745/M.1344 tarihli Larende Vakfiyesine göre bu tarihlerde hükümdar olduğu anlaşılıyor.”


Sözü edilen berat ilk defâ ne zaman, kim tarafından verilmiştir? Belki de adı geçen II. Değil I. İbrahim’dir!. Tabduk Emre’ye verilen berat, daha sonra Şehzâde Cem Çelebi ve Şehzâde Abdullah Çelebi tarafından da onun ahvadına verilmiştir.
Hülâsa, Tapduk köyünde yatan Derviş Tapduk, Tapduk Emre, Tapduk Sultan olarak da zikredilen Yunus’un şeyhi Tapduk’tur.


ResimDiP nOtLar.:

(9-) Abdülbaki GÖLPINARLI, Vilâyetnâme, s. 21. 10 İ. Hakkı KONYALI, Aksaray Tarihi, C. 2, İst., 1974, s. 2085. 11.
(10-) İ. Hakkı KONYALI, Aksaray Tarihi, C. 2, İst., 1974, s. 2085.
(11-) Bu konuda İsmail Hakkı UZUNÇARŞILI, Osmanlı Tarihi adlı eserinde (TTK Basımevi, C. I, Ank., 1972, s. 45.) şöyle yazıyor: “Güneri Bey’den sonra Karaman Beyliği, kardeşlerden Mahmud Bey’e geçmiş ve 1307 veya az daha sonra vefatı üzerine, aile arasındaki birlik sarsılmış, Mahmud’un iki oğlu Burhaneddin Musa ve Bedreddin İbrahim Beyler arasında ihtilaf çıkmış ve bu münasebetle Karaman Beyliği üzerinde Memluk Sultanlarının te’siri görülmüştür. Bedreddin’den sonra yerine oğlu Halil Bey Karaman beyi olmuştur. Halil Bey’in H.745 / M.1344 tarihli Larende Vakfiyesine göre bu tarihlerde hükümdar olduğu anlaşılıyor.”

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 21 Eyl 2019, 21:28 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11391
YUNUS’un DİLİ ve KIRŞEHİR.:

XIII. ve XIV. yüzyılda Kırşehir, önemli bir kültür merkezi idi. Hacı Bayram Velî (1208-1271), Gülşehri (XIII-XIV. yüzyıl) Ahi Evren (Öl. 1261), Âşık Paşa (1272-1333) bu çevrede faaliyet göstermişlerdir. Ayrıca Konya’da mânâ âleminin sultanı Mevlânâ Celâleddin Rûmî (1207-1273)’nin de bu yüzyılda yaşadığını unutmayalım.

Gönül ordusunun kumandanı Yunus Emre (1240/41- 1320/21)’nin bu çevrede yaşadığına şüphemiz yoktur.
Şöyleki; Yunus’un şiirlerinde kullandığı dil, Âşık paşa ile Sultan Veled’in kullandığı dil ile aynıdır. (12)
Demek oluyor ki, Mes’eleye dil açısından bakıldığında da Yunus bu bölgenin insanı olduğu ihtimali kuvvetlenmektedir..


SARIKARAMAN ve HACI BEKTAŞ.:

Başta hikâyesini verdiğimiz Yunus’la ilgili bölümde, Yunus’un öküzüne alıç yükleyip –ki konu ettiğimiz bu bölgede hâlâ çok sayıda alıç ağaçları vardır. Hünkâr Hacı Bektaş Velî’nin yanına, köyü Sarıkaraman’dan kalkıp gitmiştir. Bu mesâfe düz hatla 34 km.’dir. Beri taraftan Konya Karaman’ın Sulucakaraöyük (Hacı Bektaş)’e mesâfesi 240 km., Eskişehir’deki Sarıköy’ün mesâfesi ise 275 km.’dir. O devrin imkânlarıyla kağnı arabasıyla her iki mesâfeden de Hacı Bektaş’a gitmek, en iyi ihtimalle bir ay gibi zamanı gerektirir. Bilindiği gibi alıcın, dalından koparıldıktan sonra kısa sürede yenilmesi gerekir. Kağnıya istif edilmiş alıçların tâzeliğini koruması bu zaman zarfında mümkün değildir. Bu duruma göre, Yunus’un Karaman’dan yahut Eskişehir’den Hacı Bektaş’a gitmesini düşünmek bize biraz mantık dışı gelmektedir.

Yunus, Hünkâr Hacı Bektaş’ın verdiği buğdayı yükleyip köyüne dönmek için yola koyulur.. Bir yandan yol alırken, bir yandan da düşünür. Köyün alt başındaki hamamın yanına gelince “nefes” almadığına pişman olur, geri döner. Dönmeye karar verdiği köy, Hacı Bektaş değildir. Zira o kadar ısrara rağmen buğdayda karar kıldığı ve birkaç yüz metre sonra vazgeçtiği düşünülemez. Kafasını toplaması ve düşünmesi için mesâfe gerekir. Vilâyetnâme’de zikredilen yer Hacı Bektaş’ın güneyinde ve buraya 16 km. uzaklıkta Gümüşkent (Eski ismi: Salanda) köyüdür. Sözü edilen hamam bugün bile durmaktadır..


YUNUS EMRE-TAPDUK EMRE.:

Yunus’un şeyhi Tapduk Emre’nin bu bölgede yattığını söylemiştik. Yukarıda bahsettiğimiz Ziyâret Tepe ile Tapduk Köyü’nün mesâfesi düz hatla 22 km.’dir. Tapduk’un makamı aynı zamanda Hacı Bektaş’a ve Aksaray Sivrihisar’a 41 km. dir. Şiirlerinden öğrendiğimize göre Yunus, gezdiği yerlerde Tapduk Emre’nin tasavvufî görüşünü anlatmıştır.:

Varduğumuz illere, şol safa gönüllere
Halka Tapduk mânâsın saçtık elhamdülillah!.


Sonunda, şeyhinin yanına gelmeye karar verir. Niyeti, artık ondan ayrılmamaktır.:

İndük Rum’u kışladık, çok hayr u şer işledük,
Uş bahar geldi girü, göçtük elhamdülillah!.

Ne yürüyem ne hod irem, ne uzak sefere varam,
Çün dostu bunda buldum, ayruk neye seferüm var!.


Sonuç itibariyle, Tapduk ile Yunus birbirlerine çok yakın yerlerde yaşamış ve ömürlerini tamamlamışlardır.

YOKSUL YUNUS.:

Yunus ömrünü Sarıkaraman’da tamamlamıştır.. Çiftçilikle uğraşmıştır. Öyle iddia edildiği gibi, çiftlik sahibi ve varlıklı biri değildir. Burası, önceden de söylediğimiz gibi, verimli bir arazidir. Bunu kendisi de şiirlerinde açık açık dile getirmiştir. Halbuki, Eskişehir’deki Sarıköy’ün çıplak tepeleri, çorak bir vâdisi vardır. Bunun yanında orada yatan bizim Yoksul Yunus değil tersine mal-mülk sahibi, varlıklı Yunus Emir Bey’dir.

Bir şiirinde evli olduğunu söyleyen Yunus’u, ömrünün belli bir döneminden sonra yerleşik hayatı seçmiş biri olarak görürüz.


Bunda dahi virdün bize, ol huriyi cüft ü halal,
Andan dahi geçti arzum, azmüm sana kaçmağ içüm!.


Onun gurbette öldüğünü ileri sürenler, şiirlerinde bu ve buna benzer ifadeleri göz önüne almak durumundadırlar.
............................

Yunus’un yattığı yer hakkında en doğru teşhisi 1966’da Prof. Dr. Şehabeddin Tekindağ koymuştur. Tekindağ, Türk Yurdu’nda birtakım tezler ileri sürdükten sonra şunları söylemektedir:

“... Onun yattığı yeri Karaman’da yahut Eskişehir’de değil, divânda isimleri geçen şehirlerde, meselâ Konya veya Kayseri’de aramak en doğru harekettir kanaatindeyiz.” (13)

Fakat bu sözlere ehemmiyet veren olmamıştır. İleri sürülen tezler de yabana atılacak cinsten değildir. Sözgelişi, Risaletü’n-Nushiyye’deki bir mısraa dayanarak, onun Eskişehir’de ömrünü geçirmediğini iddia eder. Yunus;


Gah bir gazi olam, Efreng ile ceng eyleyem!.


derken, gayr-ı müslimlerle savaşmak istediğini bildirir. Eskişehir gibi Tekfurlara yakın bölgede yaşayan bir insan bunları söyleyemez. Bu sözler Anadolu’nun daha içlerinde yaşayan birisine aittir. Bu demektir ki, Yunus, Tekfurlara sınır olan bölgede yaşamamıştır.
Tekindağ ayrıca Konya, Niğde ve Kayseri’de oynanan ve eski bir Türk oyunu olan çevgandan söz eder. Yunus’un da şiirlerinde çevgana yer vermesine dikkati çeker:


Kim ala bu topu çevganımızdan
Top uran meydana çevgan benümdür..

Ele çevgan almadın, meydan arzu kılarsın..

Erenler meydanında yuvarlanır top idim
Padişah çevganında kaldum ise ne oldu..


Yukarıdan beri ortaya koyduğumuz tespitler bize göstermektedir ki, Yunus Orta Anadolu’da mekan tutmuştur ve mezarı da yine Orta Anadolu’da büyük ihtimalle Aksaray Ortaköy’dedir. Nitekim XVIII. Yüzyıla ait bir yazma eserdeki ifâdeler bizim bu düşüncemizi teyid etmektedir. Eserde geçen.:
“Şimdi merkad-i şerifleri Sivrihisar kurbında mevludı olan Aksaray’a yakındır.” (14) ifadeleri iki yüz yıl önceden bize Yunus’un yattığı yerin burası olduğunu söylemektedir. Öyle sanıyoruz ki, ileride bu bölge ile ilgili çalışmalara daha fazla ağırlık verilirse, farklı ipuçları da elde edilecektir. Bizlere düşen, hiçbir zaman duygularımıza kapılarak gerçeği aramak olmamalıdır. Zira duygu, aklın önüne geçtiğinde gerçekten uzaklaşmak da kaçınılmazdır.

(Bu yazı Halk Kültürü l984/2, (İstanbul 1984, s. 41-54)’de Yunus Emre Niğde Ortaköy’de Yatıyor başlığı ile yayımlanmıştır..



ResimDiP nOtLar.:

(12-) Abdülbaki GÖLPINARLI, Yunus’un Dili, Yunus Emre ve Tasavvuf, s. 113-118.
(13-) Şehabeddin TEKİNDAĞ, Yunus Emre Hakkında Araştırmalar, Türk Yurdu;Yunus Emre Özel Sayısı, İst., 1966, s. 174.
(14-) Diyanet İşleri Başkanlığı Kütüphanesi, Yazma no. 714, varak 128.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 01 Eki 2019, 20:02 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11391
Resim EMRE-Ler..

TAPDUK EMRE
Kaddesallahu sırrahu..


HAŞİM ŞAHİN
Diyânet İsLâm ANSiklopedisi..


Horasan’dan Anadolu’ya geldiği tahmin edilmektedir. Yaşadığı dönem hakkında kaynaklarda farklı rivâyetler yer alır. Âşıkpaşazâde onun Orhan Gazi zamanında (1324-1362) yaşadığını ve Yıldırım Bayezid devrinde (1389-1402) öldüğünü kabul ederken (Târih, s. 199-200) Mecdî onu Yıldırım Bayezid dönemi dervişleri arasında sayar. Saltuknâme yazarı Ebülhayr Rûmî de Tapduk Emre’yi Orhan Gazi devrinde yaşadığı bilinen Karaca Ahmed’in çağdaşı olarak gösterir. Fakat gerek müridi Yûnus Emre’nin gerekse şeyhi Barak Baba’nın dönemleri göz önünde tutulursa Tapduk Emre’nin bundan elli yıl kadar önceki bir tarihte, yani XIII. yüzyılın ikinci yarısında yaşadığı söylenebilir. “Tapduk” kelimesinin onun adı mı yoksa lakabı mı olduğu konusu belirsizdir. Bektaşî geleneği kendisine “Tapduk” adının verilmesini Hacı Bektâş-ı Velî ile olan ilişkisine bağlar ve bu hususta yaygın bir menkıbeyi esas alır. (Vilâyetnâme, s. 21)

Öte yandan Tapduk Emre’nin Bektaşîlik’le ilgisinin olamayacağından hareketle son dönemde yapılan bazı araştırmalarda Yûnus Emre’nin şiirlerinde geçen “tapduk” kelimesinin Tanrı’yı nitelemek için kullanıldığı, dolayısıyla Tapduk isminde bir şahsın mevcud olmadığı ileri sürülür
(Kabaklı, s. 12-14).
Babaî Zümrelerine mensub pek çok derviş gibi Tapduk Emre’nin de “BaBa” unvanını taşıdığı Yûnus Emre’nin bazı mısralarından anlaşılmakta, ayrıca Tapduk Emre’nin yaşadığı dönemde Anadolu’da bu ismi kullanan şahsiyetlerin varlığı bilinmektedir. Mecdî, onun Sakarya nehri yakınlarında bulunan köyünde münzevi bir hayat sürdüğünü ifâde eder
(Şekāik Tercümesi, s. 78) Tapduk Emre’nin dönemindeki birçok derviş gibi çiftçilikle uğraştığı ve müridlerinin eğitimiyle meşgul olduğu tahmin edilebilir. Onun Sakarya nehri yakınlarında bugün kendi adıyla bilinen köyde yaşadığı konusunda kaynakların büyük çoğunluğu ittifâk etmekle beraber Manisa’da Kula ile Salihli arasında bir köyde yaşadığına dâir bazı rivâyetler de vardır. Hatta Tapduk Emre’nin Saruhan Bey’in kızı Hacı Fatma Sultan’la evlendiği rivâyet edilir; fakat bu görüş akademik çevrelerce pek kabul görmemiştir.

Tapduk Emre’nin mensub olduğu tarikat ve mürşidinin kimliğine dair bilgiler de birbirinden farklıdır. Vilâyetnâme-i Hacı Bektâş-ı Velî’de, onu Sarı Saltuk ve Barak Baba ile birlikte Hacı Bektâş-ı Velî’nin müridleri arasında gösterilerek Bektaşî geleneğine dahil edilir.
(Vilâyetnâme’de (s. 21) Tapduk Emre’nin Hacı Bektâş-ı Velî’nin üstünlüğünü tanıdığına, hatta kendisine Tapduk adının aralarındaki bir görüşme sırasında verildiğine işâret edilir. Ancak bizzât müridi Yûnus Emre.:

“Yûnus’a Tapdug u Saltug u Barak’tandur nasib,
Çün gönülden cûş kıldı ben nice pinhân olam..”


Mısralarıyla (Risâlat al-Nushiyye ve Dîvân, s. 100) Tapduk Emre’yi Barak Baba’nın müridleri arasında gösterip konuya daha somut delillerle yaklaşılmasına imkân verir. Yûnus Emre’nin bu ifâdelerinden Tapduk Emre’nin, Barak Baba’nın müridi olduğu kesin biçimde ortaya çıkar.
M. Fuad Köprülü’ye göre Tapduk Emre, Babaî çevreleriyle yakın ilişki içerisinde bulunduğundan tıpkı şeyhi gibi bir Türkmen Babası hüviyeti göstermektedir
(Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, s. 266).
Onun silsilesi şeyhi Barak Baba vasıtasıyla Sarı Saltuk’a ulaşır. Barak Baba’nın bir Haydarî Dervişi olduğu bilinmektedir
(Ocak, Sarı Saltık, s. 76)
Bu durum Tapduk Emre’nin de bir Babaî-Haydarî dervişi olabileceğinin delilidir ve baba unvanını taşıması da bunu desteklemektedir. Baba unvanı onun aynı zamanda “Abdalân-ı Rûm” Zümresiyle bir ilgisinin bulunabileceğini düşündürmektedir. Nitekim Abdülbaki Gölpınarlı onun “Tâife-i Abdalân”dan olduğu kanaatindedir.
(Yûnus Emre, s. 28)
Saltuknâme müellifi, Barak Baba’dan bahsetmeden Tapduk Emre’yi doğrudan Sarı Saltuk’un müridlerinden sayar. Rivâyete göre zikir meclisinde kadın ve erkekleri bir arada toplayan Tapduk Baba, başlangıçta Sarı Saltuk tarafından eleştirilse de daha sonra onu iknâ etmeyi başarır ve müridi olur.
(Saltuknâme, vr. 302a-304a)
Aynı şekilde Hızırnâme’de Sarı Saltuk ile Tapduk Emre’nin isimleri birlikte zikredilir. İsmâil Hakkı Bursevî ise onun şeyhi olarak, Moğol istilâsı öncesinde Buhara’dan Anadolu’ya göç eden ve Sinan Efendi yahut Sinan Ata adıyla bilinen Orta Asyalı Nakşibendiyye tarikatı mensubu bir Türkmen şeyhinin ismini zikreder.

Tapduk Emre’nin âilesi hakkında verilen bilgiler menkıbevî rivâyetlerle bezenmiştir. Bir kızının Yûnus Emre ile evlendiği rivâyet edilmekteyse de bu rivâyet gerek Yûnus’un divanında gerekse diğer çağdaş kaynaklarda yer almamaktadır. Ankara Nallıhan yakınlarındaki Emre Sultan Köyünde mezarı bulunan Bacı Sultan adlı bir kızının daha olduğu nakledilir. Abdülbaki Gölpınarlı, Yûnus Emre’nin Tapduk Emre’nin oğlu olabileceği ihtimaline dikkati çeker.
(Yunus Emre, s. 197)
Kaynaklarda yer alan ifâdelerden Tapduk Emre’nin çok sayıda müridi bulunduğu anlaşılmaktadır. El-Veledü’ş-şefîk müellifi Niğdeli Kadı Ahmed, “Tapduklular” adını taşıyan bu müridlerin dinî kurallara riâyet etmediklerini, kadınlarını, kızlarını saygıları gereği misafirlerine sunarak konuk severlik gösterdiklerini söyler.
(Ocak, Babaîler İsyanı, s. 198).
Gerçeği yansıtması mümkün görülmeyen bu ifâdeler, gayri Sünnî tarikat mensubları ile mutaassıp Ehl-i Sünnet mensubları arasındaki çekişmeyi göstermekten öte bir anlam taşımaz.
Tapduk Emre’nin en tanınan müridi Yûnus Emre’dir. Uzun yıllar hizmetinde bulunan Yûnus Emre onun görüşlerini Anadolu ve Şam’da yaymış, kendisinden saygı ve övgüyle söz etmiştir.
(Risâlat al-Nushiyye ve Dîvân, s. 48, 104, 109, 187)
Şeyhinin kapısına kırk yıl boyunca hizmet ettiğine dair meşhur menkıbe birçok kaynakta yer almaktadır.
(Vilâyetnâme, s. 48; Lâmiî, s. 842)
Yûnus Emre şeyhi gibi Kalenderî-Melâmetî düşünceyi benimsemiş
(Ocak, Kalenderîler, s. 69), şeyhinin fikirlerini yaymaya çalıştığını ve bunu başardığını.:

“Vardığımız ellere şol safâ gönüllere,
Halka Tapduk mânisin saçtık elhamdülillâh..”


]Mısralarıyla dile getirmiştir. (Risâlat al-Nushiyye ve Dîvân, s. 116).
Tapduk Emre’nin Şeyh Ömer ve Şeyh Câfer isimli iki müridi daha olduğu kaynaklarda belirtilmektedir..

Tapduk Emre’nin ölüm tarihi ve mezarının bulunduğu yer konusu da ihtilâflıdır. Âşıkpaşazâde onun Yıldırım Bayezid döneminde (1389-1402) öldüğünü söyler. Ancak Yûnus Emre’nin XIII. yüzyılın sonları ve XIV. yüzyılın ilk çeyreğinde yaşadığı dikkate alındığında bir şiirinde öldüğünü haber verdiği mürşidinin XIII. yüzyılın sonlarında vefât etmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Bursa’da, Manisa’da Kula ile Salihli arasındaki Emre adlı bir köyde, Afyon-Sandıklı, Karaman, Sivas, Erzurum, Aksaray, Isparta-Keçiborlu gibi yerlerde Tapduk Emre’ye izâfe edilen mezarlar vardır. Bunlardan bazıları hem Yûnus Emre’ye hem Tapduk Emre’ye ait kabul edilmektedir. Bununla birlikte en muteber görüş, Tapduk Emre’nin mezarının Ankara’nın Nallıhan ilçesine bağlı Emresultan köyünde bulunduğu şeklindedir. Nitekim bu bilgi birçok kaynağın yanı sıra Afyonkarahisar Şer‘iyye Sicilleri’nde de yer almaktadır.
(Öztelli, s. 52). Bu köydeki türbede ailesine mensub oldukları ileri sürülen daha pek çok kişinin mezarı vardır..

Tapduk Emre’nin ve müridlerinin faaliyet sahasının Anadolu coğrafyası ile sınırlı kalmayıp Balkanlar’a da ulaştığı bazı köy adlarının onun adıyla anılmasından anlaşılmaktadır.
Meselâ Anadolu’da Aksaray ilinin merkez nahiyesine ve Edirne’nin Havsa ilçesine bağlı birer köy, ayrıca Varna’ya bağlı bir köy “Tapduk” adını taşımaktadır. Bu bilgi, Tapduk Emre’nin sözü edilen bölgelere gittiğini doğrulamasa bile müridlerinin yayılma sahasının tahmini konusunda önem arz etmektedir..



ResimBİBLİYOGRAFYA.:

Yunus Emre, Risâlat al-Nushiyye ve Dîvân (haz. Abdülbâki Gölpınarlı), İstanbul 1965, tür.yer.;
Muhyiddin Çelebi, Hızırnâme, İÜ Ktp., TY, nr. 9495, vr. 27a;
Niğdeli Kadı Ahmed, el-Veledü’ş-şefîk, Süleymaniye Ktp., Fâtih, nr. 4518; Âşıkpaşazâde, Târih, s. 199-200;
Ebülhayr Rûmî, Saltuknâme (nşr. Fahir İz), Harvard 1975, vr. 302a-304a;
Manakıb-ı Hacı Bektâş-ı Velî: Vilâyetnâme (haz. Abdülbâki Gölpınarlı), İstanbul 1958, s. 21, 48-49;
Lâmiî, Nefehât Tercümesi, s. 842-843; Mecdî, Şekāik Tercümesi, s. 78; Osmanlı Müellifleri, I, 194;
M. Fuad Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar (İstanbul 1919), Ankara 1993, s. 259-291;
Abdülbâki Gölpınarlı, Yunus Emre: Hayatı, İstanbul 1936, tür.yer.;
J. K. Birge, The Bektashi Order of Dervishes, London 1965, s. 53-55;
Macit Aray, Yunus Emre’nin Yeni Araştırmalar Sonunda Kişiliği, Divanı, Hayatı, Yattığı Yer ve Bununla İlgili Bazı Şiirler, Manisa 1974, s. 5-8;
Cahit Öztelli, Belgelerle Yunus Emre, Ankara 1977, s. 52-55;
Ahmet Kabaklı, Yunus Emre, İstanbul 1991, s. 12-21;
Ahmet T. Karamustafa, God’s Unruly Friends: Dervish Groups in the Islamic Later Middle Period, 1200-1550, Salt Lake City 1994, s. 62;
Rıza Koç, “Tabduk Emre Türbesi ile Yunus Emre Mezarında Yapılan Proje ve Restorasyon Çalışmaları Hakkında Tebliğ”, 1. Ulusal Yunus Emre Sempozyumu (20-24 Nisan 1994, Manisa), Ankara 1995, s. 87-103;
Ahmet Yaşar Ocak, Babaîler İsyanı, İstanbul 1996, s. 196-198; a.mlf., Osmanlı İmparatorluğu’nda Marjinal Sûfîlik: Kalenderîler (XIV-XVII. Yüzyıllar), Ankara 1999, s. 62, 69; a.mlf., Sarı Saltık: Popüler İslâm’ın Balkanlardaki Destanî Öncüsü, Ankara 2002, s. 76-80; Tahsin Ünal, Büyük Türk Düşünürü Yunus Emre: Hayatı, Çevresi, Düşünceleri, Ankara 2001, s. 10-16; H. Adnan Erzi, “Yunus ve Tapduk Emre Hakkında”, Ülkü, XIV/83, Ankara 1940, s. 455-457.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 7 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 8 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye