Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 11 Ara 2018, 22:27

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 196 mesaj ]  Sayfaya git Önceki  1 ... 4, 5, 6, 7, 8  Sonraki
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Re: İLAHÎ ARMAĞAN
MesajGönderilme zamanı: 07 Eki 2010, 10:58 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 20 Şub 2009, 03:00
Mesajlar: 943
Bu konuyu facebook'ta paylan!

Resim

Kulun kalbine ilâhî sırlardan öyle bir sır konmuştur ki, ona kimsenin aklı ermez. Ona ne şeytan, ne melek, ne de başkası yakın olabilir.

Mevhum varlığını yok etmek yolu ile HAKK'ın yakınlığını ara. O'nun rızâsına ermeye bak. O, senden hoşnut olursa seni sever. Sevince sırların kapısını sana açar, sohbet hâline erdirir. İlmî delillerinle birlikte onun sohbetine devam eder olursun.

HAKK'a dâimâ ibâdet eden kimse O'nunla sohbet ediyor demektir.

İç âlemine dalınca, özüne iki kapı aç. Onların biri HAKK, öbürü de halk. Böylece hem HAKK'a olan borcunu ödersin, hem de kulların hakkını. Halka karışıp onlarla sohbet ettiğin zaman HAKK için yaptığını unutma. Böylelikle, halkın şerrinden emin olursun. Ve HAkK yakınlığına âit duygu kalbinde devam eder.

Halk, HAKK Teâlâ'nın Zât'ından başka olan varlıktır. Zâhirî olup biraz da maddîdir. Bu halk tâbiri, bütün hâllere şümulludur.

Halk arasına karışıp onlarla sohbet etmenin buradaki mânâsı, onlara öğüt vermek ve nasihatte bulunmaktır ki, bu vazîfe, HAKK'ın varlığını insan benliğinde sezince başlar. HAKK'ın varlık duygusunu kalbine yerleştirir, her an anarsan, O'nunla sohbet etmiş olursun. Bu hâli benliğine sindirdikten sonra halka karışıp onlarla yapacağın sohbet HAKK için olur ve sen O'nunlasın demektir. Bu hâle göre halkın varlığı silinip gitmiş demektir.

Kullarla yapılan sohbetin gerçeğe uyması için iyiliği kötülüğü onlardan bilmemelisin. Onların hepsini ALLAH tarafından sana salınmış ve emrine verilmiş kimseler olarak bilmelisin.

Asıl saadet bulan kalbler öyle bir hâl aldılar ki, onlar, HAKK'ın fazîlet taamını yedi. O'nun sesini işitti. Ve O'nun verdiği yakınlıkla ferah buldu. Bu kalpler büyük zatlarda bulunur.

O büyük zatlar, dâimâ HAKK'ın hitâbına mazhar olurlar. Dünyâdaki o hitâbı kalpleri duyar, âhirette ise karşılıklı konuşmalar olur.

HAKK'ın kelâm tecellisine mazhar olarak konuşma asıl öbür âlemde olacak. Aynı tecellîyi bu âlemde bulanlar pek azdır, tek tek sayılabilecek kadar mahdut bâzı fertlerdir.

Ebu'l-Kasım Cüneyd şöyle diyor: "Ben konuşmalarıma, ebdal zümresinden en az dört büyük zâtın hazır olması ile başlarım."

Sonra Cüneyd Hazretleri, o büyüklerin emri ile konuşmaz, o anda Peygamberi de görmek isterdi. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in rûhâniyeti hazır bulunur, şu emri verirdi: "Yâ Cüneyd, konuş; konuşma zamanın geldi."



Gavsu'-lazâm Abdulkadir Geylâni (k.s.)
”

_________________
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيم

O Peygamber, inananlara kendi canlarından daha yakındır..…

Ahzâb Sûresi, 6


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İLAHÎ ARMAĞAN
MesajGönderilme zamanı: 08 Eki 2010, 21:45 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 20 Şub 2009, 03:00
Mesajlar: 943

HAKK Teâlâ beni üzerinize yaman bir ateş etti. Tevbe eder, sözlerimi tutar, ayrıca sözlerimin sertliğine dayanırsanız, ateşim sizin için soğur ve selâm evi olur!..

Resim

Şâh-ı Geylâni (k.s.)


_________________
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيم

O Peygamber, inananlara kendi canlarından daha yakındır..…

Ahzâb Sûresi, 6


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İLAHÎ ARMAĞAN
MesajGönderilme zamanı: 13 Eki 2010, 23:05 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 20 Şub 2009, 03:00
Mesajlar: 943

Tasavvuf ehli cimri olmaz. Çünkü cimrilik yapması için elinde bir şeyi yoktur. Çünkü o, her şeyi bıraktığı iddiasındadır. Birine bir şey verse HAKK'ın rızâsı için verir; kendisi için değil. Onun kalbi, varlıklardan ve sûretlerden temizlenmiştir. Tasavvuf ehlinin verdiği kendi malı olsa cimrilik eder. Hâlbuki o, bütün vârını bir başkasına adamıştır. Kendisine âit olmayan şeyde nice cimrilik eder? Onun dostu da, düşmanı da olmaz; bu yüzden ne övenin sözüne sevinir, ne ­de sövene üzülür. Vermek, almak onun için bir mâna taşımaz; zarar ve kâr onun için önemli değildir. Hepsini ALLAH'tan bilir. Yaşamakla ferahlık duymadığı gibi ölümle de üzüntü çekmez. Ona göre ölmek HAKK'ı darıltmaktır, hayat ise onu hoşnut etmek mânâsını taşır. Halk arasına girdiği zaman sıkılır, çekinir, yalnız kaldığı zaman ferahlar ve HAKK ülfetine geçer. Onun gıdâsı HAKK'ın zikri olup içkisi ise ülfet şarabıdır.

Şüphesiz o, dünyâ malı için cimrilik etmez. Çünkü onun yanında dünyâ malından çok üstün şeyler var; onlarla zengin olur.

"RABBimiz, bize dünyâda iyilik ver; âhiret âleminde de ver. Ve bizi ateş azabından koru."”
(el-Bakara, 2/201)

Âmin!..

Resim

Gavsu'l-azâm Abdulkadir Geylâni (k.s.)

İlâhi Armağan


_________________
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيم

O Peygamber, inananlara kendi canlarından daha yakındır..…

Ahzâb Sûresi, 6


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İLAHÎ ARMAĞAN
MesajGönderilme zamanı: 15 Eki 2010, 07:51 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 20 Şub 2009, 03:00
Mesajlar: 943

Resim

Kendini bataklığa kaptırma. ALLAH'a güven ve O'nun yoluna gir. O’nun yolunda devam ettikçe, seni dünyâ yutamaz. Kötülük selleri seni sürükleyemez. Çünkü ona, şu hitap gelir:

Ey dünyâ denizi ve seli, şu adamı boğma. O sevgili kuldur. O tarafımdan istenen zattır. Onu Zât'ıma bırak.”

Bu hitabın eriştiği zat boğulmaz. Mûsâ'yı (a.s) deniz yuttu mu? Kavmi denizde boğuldu mu? ALLAH fazlını dilediğine verir. “Sevdik­lerini hesapsız rızıklandırır.”
(el-Bakara, 2/212)
Bütün hayır onun elindedir. Hâl böyle olunca nasıl başkasına gidersin? O'nun yolunu nasıl bırakırsın?

Sana verilen, O'nun eli ile gelir; alan yine O'nun kuvvet elidir. Kendinde bir kuvvet mi biliyorsun? O dilerse zengin eder; dilerse fakra düşürür. Öyle mi biliyorsun ki, izzet başkasından gelir, zillete başkası düşürür! O'nunla boy ölçüşmek kimin haddine? O'nunla kim cenge hazırlanır? Meğerki aklını yitirmiş ola. Akıllı adam, O'nun kapısına koşar. Başka kapıları aklının köşesinden bile geçir­mez.

Ey tedbir eden kişi, yolun yanlışa çıkıyor. Yaptığın iş halkı se­vindirmekten ibâret mi olmalı idi? HÂLIK'ı darıltıp halkı sevindirmek ha! Öyle mi? Dünyâyı yapmak için âhireti yıkmak! Bu iş sana yakışmıyor. Yakında her şeyin elinden çıkacak.

Yakalayışı çetin olan biri, her vârını senden alacak. O alıcı, biz­zat ALLAH'tır. O, tuttuğunu bırakmaz. O'nun tutuşu başka şeye ben­zemez. O'nun tutuşu bir yönden gelmez; birçok şekli vardır. Senin tek renk ve düzensiz işlerine benzemez.

İlk defa bulunduğun makamdan atılmanla olur. Uslanırsan pek­âlâ! Uslanmazsan hasta eder. Sonra fakir eder. Zelil eder; kimsenin yanında yüzün kalmaz. Perîşan ve derbeder olursun.

Bunlar da seni yola getirmezse, artık dert ve belânın çeşitleri üzerine yıkılmaya başlar. Hepsinden büyüğü, iç sıkıntısı gelir. Öyle zaman olur ki, içinden kopup gelen sıkıntı, seni bir yana bile oynat­maz. Bunların dışında, bir de halkın diline düşmek var. Sokağa dö­külen bir sürü reziller seni dillerine dolarlar. Şerefini bir paraya indirirler. ALLAH, herkesin eli ve dili ile seni yıkıp viran etmeye muk­tedirdir. Yeryüzünde gezen ufak bir karınca, seni ve yuvanı dağıtmaya kâfidir. ALLAH'ın, en ufak bir mahlûkunda en büyük kuvveti gizlidir. Uyan, ey gâfil! Uykuyu bırak, ey zavallı!

ALLAH'ım, bizi Sen uyandır; uyanıklığımız Seninle ve senin için olsun. Âmin!


Gavsu'l-azâm Abdulkadir Geylâni (k.s.)


_________________
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيم

O Peygamber, inananlara kendi canlarından daha yakındır..…

Ahzâb Sûresi, 6


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İLAHÎ ARMAĞAN
MesajGönderilme zamanı: 16 Eki 2010, 12:06 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 20 Şub 2009, 03:00
Mesajlar: 943

Resim

Ne konuşursun, henüz ALLAH'ın has kullarından olmadın ki! Hal­kın değil, HAKK'ın has kulu oluncaya dek ses etme. Hele sebepler... Onların da bendeliğinden çıkmak gerek.

Bu yolda sana kolayca söz hakkı tanımaz; tâ ki, dünyâya kul olmayasın. Şehvetler ve şeytanlar çevreni sarmaya. Kulların yanında bir şöhret kapma hevesi seni yere sermeye. Onların varışı ve terki sen bağlamaya. Övmeleri ve zem eylemeleri yolunu HAKK'’tan çevirme­ye. Bu hâller, sâlih kullarda olmaz.

Kalbini HAKK'a bir adım bile attırmadan; nefsinle, değersiz ar­zunla oturmakta ve tabiî isteklerine uymaktasın.

Ömrün asra yakın. Bütün ömrü, halka bağlanmak, sebeplere gü­venmekle geçirmektesin ki, bu hâlini görmekteyim. Onlara dayan­makla daha nice ömür tüketeceksin? Bana gel, onların kaydından halâs yolunu sana göstereyim, öğreteyim.

Ey evlat, kalbin HAKK'ı nasıl görebilir ki, halk onu doldurmuş. Câmi kapısını nasıl görebilirsin ki, evinde oturmaktasın. Evinden çı­karken yavrularını, ehlini bir yana atar, câmiye doğru yol alırsan o câminin kapısını görürsün. Demek ki, bir grubu arkaya atmadıktan sonra ikincisini görmek kâbil olmuyor.

Halkla olduktan sonra HAKK'ı görmen mümkün olmaz. Dünyâyı gördükten sonra âhireti bilmen nasib olmaz. Bir yanında dünyâ bağı, öbür yanında âhiret sevgisi olursa, onların Yaratan'ını bulmayı nice umarsın? Her fâni varlıktan tamâmen sıyrılırsan, sır âlemin RABB'inle karşılaşır. Bu dıştan anlaşılmaz, iç âlemin hâlleridir.

Yapılan iyi işler kalbe yarar, mâna âlemini bulmak sırra hastır, ALLAH yolcuları, kendi yaptıkları iyi işi görmezler. Yaptıkları güzel işe onlar karşılık beklemez. Şüphesiz bu hâlle onlar, en güzel ma­kâma erdiler; HAKK'ın fazlı yetişti, onları yüce makâma götürdü. O makamda ne bir yorgunluk, ne de bir geçim derdi bulunur. İnsan orada ne kesiklik bilir, ne de bir zayıflama... Orada kazanç derdi ve çalışma yoktur. “O makamda, bize nasab değmez.”
(el-Fâtır, 35/35)

Bu âyetteki “nasab” kelimesini, bâzı tefsirci zâtlar: “Ekmek gâi­lesi, onu kazanma derdi ve ayal geçindirme sıkıntısı...” olarak açık­larlar.

Cennet, fazîletle, hayırla doludur. Rahat, oranın ayrılmaz vas­fı sayılır. Orada hesapsız ihsan yapılır.

Bütün mesele, kalbin huzûra ermesindedir. Bu huzur, dünyâya âhirete dayanan bir iş için olmamalı. Hele halka âit bir dilek için hiç olmamalı. Kalbin tam huzûra varması için ölüm gerek. HAKK'ın zik­rinde hakîkate varmak lâzım. HAKK'ı zikirde öyle bir hakîkat bulu­nur ki, neye baksan onu asıl şekli ile görürsün. Herhangi bir şeyi dü­şünmek de öyledir. Devamlı ölümü düşünsen, baktığın her şeyde onu görürsün; işittiğin her şeyde onu duyarsın. Asıl ölümü düşünmek ayıklığın tâ kendisidir; bunu da unutma. Ölümü düşününce, şehvet arzun azalır. Herhangi bir aşırı ferah anında duygularına sâhib ola­bilirsin. Size düşen dâimâ ölümü düşünmek, çünkü ondan kurtuluş yoktur.

Kalp sağlık bulursa HAKK'ın Zât’ından başkasını unutur. Bilir ki, ezelî, ebedî, dâimî var olan yalnız HAKK'tır; O'nun Zât’ından gayri her şey sonradan yaratıldı.

Kalp sağlık bulunca konuştuğu her kelâm hak olur, doğru olur. Onu kimse reddedemez. Onda kalpten ileri bir kalp konuşur. Sırrın sır­rı hitâb eder. Açıktan açık konuşur. Mânânın mânâsı, özün özü, doğ­runun doğrusu onun varlığından kelâm eder. İşte bu zattan çıkan sözler, kalplere işler. Onun her sözü yerine ekilen bir tohumdur. O to­humun ekildiği yerler, yumuşak topraklı ve mümbit bir arâzidir; ona saçılan hiçbir tohum boşa gitmez.

Sağlığını bulan kalpte bir ağaç olur; onun dalları, yaprakları ve meyveleri bulunur; halk ondan faydalanır.

Bir kalbin ki, sağlığı olmaz, o hayvanattaki kalbe benzer... İçi ol­maz, dışı olur. İçinde su taşınmayan ibrik o kalbe misal getirilir.

İnsan olsun, melek olsun, sağlam kalbi bulmadıktan sonra, mey­vesiz ağaç gibidir. Kuşu olmayan kafes, içi boş eve benzer. İçinde al­tın, gümüş dolu olan ve kimseye verilmeyen hazîne ne ise sıhhati ol­mayan kalp de öyledir. Kalbi sağ olmayanlar, ruhsuz cesede benzer ve kuru taş gibidir. Taşın dış görünüşünden gayri neyi olabilir ki?

ALLAH'tan yüz çeviren ve HAKK'ı inkâr eden bir kalp esas şeklini yitirmiştir. ALLAH kâfirlerin kalbini taşa benzetti ve şöyle buyurdu: “O taş gibidir; hayır, ondan da katıdır.”
(el-Bakara, 2/74)

Bu âyet-i kerime, Beni İsrâil'i anlatır. Onlar Tevrat ahkâmına göre amel etmedikleri için HAKK Teâlâ onların şeklini değiştirdi; rah­met kapısından uzak etti.

Ey Muhammed ümmeti, siz de Kur'ân'a göre amel etmez ve onun hükmünü benimsemezseniz kalbiniz iyi şeklini yitirir; HAKK'ın rah­met kapısından uzak olursunuz. Bildiği şeyler yüzünden sapıtanlardan olmayınız. ALLAH, birçok kimseleri ilim yolunda şaşırttı; sizi onlara karıştırmaması için duâ ediniz.

Her işini ALLAH için yap. Bir işe kimin için başlarsan netîcesi yine onun için olur. İlmini halk için tahsil edersen eline halk geçer. ALLAH için ilim yoluna koyulursan sonunda O'nu bulursun. Dünyâya dâir bilgi toplarsan, dünyâyı bulursun. Âhiret işlerini öğrenirsen ona ka­vuşursun. Hâsılı neye çalışıyorsan ona nâil olursun. Her şey böyle... Yaptığını görür, ettiğini bulursun. Her kap, içindekini sızdırır. Kabı­nı neft yağı ile doldurunca, gül yağı akmasını beklemek olur mu?


Gavsu'l-azam Abdulkadir Geylâni (k.s.)

İlâhi Armağan


_________________
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيم

O Peygamber, inananlara kendi canlarından daha yakındır..…

Ahzâb Sûresi, 6


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İLAHÎ ARMAĞAN
MesajGönderilme zamanı: 22 Eki 2010, 07:54 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 20 Şub 2009, 03:00
Mesajlar: 943

Resim

Kendini bırakmana gelince: HAKK’a (CC) teslim olman ve sebepleri bir yana atmanla olabilir.

Kendinden hiçbir hareket görme, gücüne kuvvetine mağrur olma. Bu hâlinde kendini hor görüp, özünden nefret etme. HAKK Celle Celâluhu'ya teslim ol; O’nun (CC) emirlerine göre hareket et. Şunu iyi bil ki, her şeyi evvel âhir yapan ALLAH Celle Celâluhu'dur…

Sen ana karnında bilinmez bir nesne iken, O (CC) besledi ve bu âleme getirdi. Ve yine sen, beşikte her şeyden habersiz yatarken esirgeyen O (CC) oldu. İşte o eski hallerini düşün ve HAKK Celle Celâluhu'ya güven.

İlâhi tecelliler önünde yok olmak şöyle olur: Başta hiçbir istek sâhibi olmamak gerekir. Bunu yaptığın an, her arzun yavaş yavaş ölmeye başlar. Dileklerin yok olur. Daha sonra irâden ölmeye başlar. İşte bundan sonradır ki, ilâhi tecellî seni kaplar. Hiçbir merâmın olmaz. HAKK Celle Celâluhu'nun isteğinden başkası sende hüküm süremez olur. Kalbin sâkin, vücûdun rahat, gönlün geniş, yüzün nurlu… Her şeyden elini çeker, yalnız Yaratanla (CC) meşgul olursun. HAKK Celle Celâluhu'nun varlığı ile zengin olursun…

Bu hâlinle seni kudret eli çevirir, ezel dili seni çağırır. HAKK Celle Celâluhu sana bilgiler öğretir. Türlü nevi kisveler giydirir. Ezelî ilimlerden sana nasib gelir. Gönlün açık olur. Kötülükler onda eğlenmez. Her kötülük onda erir. Varlığın HAKK Celle Celâluhu arzusu ile dolar. Böylece senden çeşitli kerâmetler zuhûra gelir. O haller senden görünür, ama aslında HAKK Celle Celâluhu'dan gelir. İşte böylece, HAKK Celle Celâluhu için gönlü kırıklar zümresine dâhil olursun. Bunlara, “Munkesîretu'l – Kulûb” tâbiri kullanılır. Mânâsı: gönlü HAKK Celle Celâluhu için mahzun, demektir. Zikrettiğimiz o değerli insanlar için ALLAHu Teâlâ Celle Celâluhu şöyle buyurur:

- “Benim için kalbi mahzun olanlarla olurum.”

Bu Kudsî bir hadistir.

Muayyen bir zaman için hâlin böyle gider, aradan zaman geçer; evvelce mahrumu olduğun pekçok dünyâca hoş tanınan nefsî zararsız isteklerine kavuşursun. Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Efendimiz bu duruma işâret ederek şöyle buyurur:

- “ Bana dünyânızdan üç şey sevdirildi. Kadın, güzel koku, gönlümü hoş eden namaz…”

Bütün kötü arzun, hevesin kırılmadıkça, HAKK Celle Celâluhu, seninle olmaz. Bu hevan ve hevesin yok olunca da sende hiçbir şey durmaz olur artık. Sende ne iyilik eğlenebilir, ne de kötülük. Ne akıl kalır, ne de fikir. Hiçbir şeyi seçemez olursun. Varla yok arasında bir hal alırsın. ALLAH Celle Celâluhu seni öldürür, yeniden diriltir. Sende, yeni ve bambaşka bir irâde zuhûra getirir. Her isteğini o irâde ile istersin. Bu hâle ki geldin ve her isteğin buna ki uydu; HAKK Teâlâ Celle Celâluhu kendine izâfe ettiğin mevhum varlığını alır, seni yok eder. Bu halle sonunda: Munkesiretu'l-kulûb zümresine dâhil olursun… Bu makamda haberin olmadan çeşit çeşit hikmetli işler olur. Sonra benliğin erimeğe başlar. Böylece iş sonuna varmış olur. Ve HAKK Celle Celâluhu'ya kavuşmuş olursun; yâni, likâ hâsıl olur… Her iş tamam olur. Bütün çalışmalar bunun içindi zaten… İşte: Munkesiretu'l-kulûb’un asıl mânâsı budur.

Yukarıda bahsedilen “bâkiye kalan varlık” cümlesini biraz îzah edelim: Bunun mânâsı, tam bir sükûn ve tu'maninet hâlidir… Yâni yukarıda arzedilen hâle girmek ve onda tam bir olgunluk peydâ etmek demektir. Bunu daha açık anlatmak için ALLAHu Teâlâ’nın (CC) Peygamberi Sallallâhu Aleyhi ve Sellem lisânı ile buyurduğunu dinleyelim:

- “Kulum bana ibâdet etmekle yaklaşır, ve onu severim… Sevince de tutan eli, işiten kulağı, gören gözü, yürüyen ayağı olurum, hep işlerini benimle görür…”

Diğer bir rivâyette şu cümleler de vardır.

- “Benimle işitir, benimle tutar, benimle aklı erer…”

Bu hal ancak “Fenâ” - kendinden geçiş – ile başlar. Bu iş, güç değildir, halkı bırakman kâfî…

Halk; hayır ve şerden ibârettir. Sen de böylesin, hem hayırlısın hem de şerli… Halkın hayrını ve şerrini isteme… Yalnız HAKK’ı (CC) tut, ötesini bırak. Yine Kader-i İlahî’de hayır ve şer vardır. Sen bu halde bulunmadıkça ALLAH Celle Celâluhu seni şerrinden korur, hayır denizine atar. O zaman hayrına kab olur, her çeşit nîmete kavuşursun… Sükûna rahata, hoşluğa ve nihâyet her güzelliğe kaynak olursun…

Fenâ, Munâ, Müptegâ bunlar ayrı ayrı tasavvuf mertebesidir. Velîlerin son durağı buralardır. Bunlara yönelmek öyle bir istikâmettir ki, geçmişteki evliyâ ve ebdal hep bunları istediler. Tâ ki, irâdelerini ALLAH Celle Celâluhu'ya bırakalar ve O’nun (CC) irâdesine göre hareket edeler. Zâten bu yolun yolcularına “Ebdal” demek, bu mânâyı anlatmak içindir…

Bunların günahı nefsâni arzularını HAKK Celle Celâluhu irâdesine ortak etmektir. Haddi zâtında onlar bunu unutarak yaparlar. Mânevî bir hâle kapılır, dehşete düşerler, bu arada kendilerini kaybederler. İsteklerine kapılma neticesi HAKK Celle Celâluhu'ya şirk koşmuş olurlar. Sonra, ALLAH Celle Celâluhu tarafından kendilerine bir ayıklık gelir; ALLAH Celle Celâluhu rahmeti, merhâmeti yetişir, bulundukları halden uyandırır. Onlar da hatâlarını anlar, istiğfar eder, tevbe ederler… ALLAH Celle Celâluhu'da tevbelerini kabul eder. Çünkü yalnız melekler irâdeden mâsumdur… Peygamberler de Aleyhimu's-Selâm irâdeden değil, kötülükten mâsumdur. Geri kalan mükellef insan ve cinler, ne irâdeden, ne de kötülükten mâsumdur. Şu var ki; velîler, kötü arzudan, ebdal de irâdeden mahfuzdur, ama mâsum değildir. Bu şu mânâya gelir; bâzen ufak tefek meyil ederler, sonra ALLAH Celle Celâluhu merhâmeti îcâbı onlara yine doğru yolu nasib eder…



Gavsu'l-a'zam Abdulkadir Geylâni (k.s.)

_________________
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيم

O Peygamber, inananlara kendi canlarından daha yakındır..…

Ahzâb Sûresi, 6


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İLAHÎ ARMAĞAN
MesajGönderilme zamanı: 04 Kas 2010, 08:55 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 20 Şub 2009, 03:00
Mesajlar: 943





ALLAH yolcularının iç âleminde aksaklık göremezsin. Onlar, kurtulmuşlardır. Onlar, tam îmâna sâhibtir. Muvahhid onlardır. İhlâslı işi onlar tutar. Belâya onlar sabırla karşı koyar. Bir âfet indiğinde sızlanmazlar; inlemezler. Metin ve vakur olarak işlerin sonunu beklerler. İyilik geldiği zaman şükür yoluna koyulurlar. İyiliği ilân eder, kötülüğü saklı tutarlar. Başlarında olan felâketli işlerden, kim­seye şikâyet etmezler. Ellerinde bir bolluk varsa, herkese dağıtırlar. Dağıttıkları elde kalandan fazladır. Bu verişi severek yaparlar. Ver­dikten sonra üzüntü duymazlar. Kendi kazançlarından diğer kardeş­lerine fayda sağladıkları için sevinirler.

Bu kullar ilk başta dilleri ile şükrederler. Sonra kalpleri ile, da­ha sonra da gönülleri ile... Halkı bilmezler. Halktan onlara bir ezâ gelirse sâdece tebessüm ederler. Dünyâ Şahları onların katında hiç­tir. Yeryüzünde gezenler, onlara fakir, hasta ve ölü görünür. Onlar için cennet, tavanı çökmüş bir virânedir. Cehennemi, ateşi sönük, küllük bilirler. Ne cennete yerleşmek için fazla arzu duyarlar; ne de cehennem korkusundan titrerler. Cennete girmekle cehennemde kalmak onlar için eşittir. Semânın yüceliği, onları HAKK’tan ayrı ede­mez. Yer, tabiî güzelliği ile onları aldatamaz. Onlar, yeryüzünde ya­şayanlarla gökyüzünde uçanlar arasında eşit şart görürler. Hepsini tek kuvvetin esiri bilirler. O da, ALLAH'tır.

Onları bir zaman dünyâ ehline karışmış görürsün. Gâfillerden biri bilirsin; ama değil. Bir zaman sonra âhiret ehline karışırlar. Onlarla sohbet ederler. Az sonra kendi iç âlemlerine tâbi olurlar. Gözlerinde dünyâ yok olur. Âhiret silinip gider. Her iki cihanın RABB'i ile olurlar; zâten aradıkları da bundan başka bir şey değildi. O'na gider ve koşarlar. Sevdikleri yalnız O'dur. Gönül kapıları bu kez HAKK'a açıktır. Başkasını ne ederler; yalnız HAKK sevgisi ile dolarlar. Kalpleri HAKK'a karşı yürümeye koyulur. O’na tam vâsıl oluncaya kadar yolculukları devam eder. Artık onlara HAKK dostluğu hâsıl olmuş olur.

Yukarıda belirtilen yolculuk mecâzîdir. Kalbin maddî yolu yok­tur. Yol tâbiri, yolcuya anlatmak için kullanılır. Yoksa ne yol var, ne de yolculuk. Hepsi bir an işidir. HAKK'a varma arzusu akla ge­lince, yol görünmeden varılmış olur. Menzil alınır, yol kat edilir. Ka­pı açılmadan eve girilir.

İşte hâl böyle… her şey ALLAH'ı anmakla başlar. Bu duygu kalpte yerleşince işler bitmiş olur. Evvelâ anmak, son nefeste yine O... Herkes, HAKK'ı andığı kadar erebilir. Bu sebeptendir ki, büyükler dâimâ ALLAH'ı anarlar. Bu anış onların benliklerini yıkar. İç âlemlerini kaplayan her cins kötülüğü eritir. HAKK'tan gayrı ne ki var, ben­liklerinden silinir; kaybolur. Cümle varlık, HAKK varlığı ile dolar.

O büyük insanlar, HAK Teâlâ'nın şu emrini işitmişlerdir:

-Beni anın; sizi anarım. Şükür yolumu tutun; küfür yolunu tutmayın.” (el-Bakara, 2/152)

O büyükler, ALLAH'ı anmak için ellerinden geldiği kadar doğru yola koşarlar. Bunu severek yaparlar. Onlar, şu yüce kelâmı dinler­ler:

-Ben, beni zikredenin yanındayım.”

O sevgili kullar, uygunsuz yerlerden kaçarlar, iyi şeylerle uğra­şırlar. Her hâllerinde ALLAH'ı anar ve O’nunla ülfet ederler.



Gavsu'l-a'zâm Abdulkadir Geylâni (k.s.)
İlahi Armağan



_________________
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيم

O Peygamber, inananlara kendi canlarından daha yakındır..…

Ahzâb Sûresi, 6


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İLAHÎ ARMAĞAN
MesajGönderilme zamanı: 04 Kas 2010, 12:18 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Eki 2008, 03:00
Mesajlar: 2740
Konum: Kimi dosta varır Dosta bend olur
meryemnur yazdı:


ALLAH yolcularının iç âleminde aksaklık göremezsin.
Yukarıda belirtilen yolculuk mecazîdir. Kalbin maddî yolu yok­tur. Yol tabiri, yolcuya anlatmak için kullanılır. Yoksa ne yol var, ne de yolculuk. Hepsi bir an işidir. HAKK'a varma arzusu akla ge­lince, yol görünmeden varılmış olur. Menzil alınır, yol kat edilir. Ka­pı açılmadan eve girilir.

İşte hâl böyle… Her şey ALLAH'ı anmakla başlar. Bu duygu kalpte yerleşince işler bitmiş olur. Evvelâ anmak, son nefeste yine O... Herkes, HAKK'ı andığı kadar erebilir. Bu sebeptendir ki, büyükler daima ALLAH'ı anarlar. Bu anış onların benliklerini yıkar. İç âlemlerini kaplayan her cins kötülüğü eritir. HAK'tan gayrı ne ki var, ben­liklerinden silinir; kaybolur. Cümle varlık, HAK varlığı ile dolar.


O sevgili kullar, uygunsuz yerlerden kaçarlar, iyi şeylerle uğra­şırlar. Her hâllerinde ALLAH'ı anar ve O’nunla ülfet ederler.



Gavsulazam Abdulkadir Geylani (k.s.)
İlahi Armağan


SebepSİZ sonuç OLurmu...
Cenab-ı Hak razı olsun...

sevgiyle...


Resim

_________________
''Ve Allah'a Sımsıkı Sarılın...''

Hacc / 78


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İLAHÎ ARMAĞAN
MesajGönderilme zamanı: 08 Kas 2010, 08:48 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 20 Şub 2009, 03:00
Mesajlar: 943
Resim

Resim çok tatlı olsa da, biz bu yazıyı, "Mü’min kardeşlerimle herşeyimi paylaşırım" şekilinde değiştirelim. MEVLAM yazdığımızı yaşamayı da nasip eylesin inşALLAH minam..

*

HAKK yolcuları, HAKK'tan uzak kalmışlara baktıkları zaman huzur verirler. HAKK katında sükûna davet ederler. Yaratılmışlara bağlı kalmayı onların gözünden silerler, önce her şeye muteriz olan kimseler, sonra teslim olur kalırlar. HAKK yolcuları bir yere nazar etmeye görsün. Sonrası malûm. O nazarın izi artık silinmez. Günler geçer, aylar biter, yıllar tükenir, ama o izler değişmez.

O büyükler insanların en akıllı olanlarıdır. Siz onları görseniz akıllı olduklarına inanamazsınız. “Bunlar delidir!” dersiniz.

Onların da sizin hakkınızda düşündükleri vardır, kıyamete inanmadığınızı ispat ederler.

Onların gönlünde hazine saklıdır. Halka karşı kalpleri sert değildir, HAKK'tan korkar ve çekinirler. Her ne zaman ki, celâl perdesi açılır, o zaman onlara bir yıkıntı ve perişanlık gelir. Kalpleri parçalanıyormuş gibi olur. Bütün bitişik kemikleri ayrılıyormuş gibi olur. HAKK Teâlâ onların bu hâline göre tecellisini verir. Rahmet kapısını açar. Cemâl perdesini açar, lütfünü onlara yağdırır.

Ben, HAKK'ı arayanlara bakarım. Âhireti arayan kimseleri severim. Başkalarından pek hoşlanmam. Dünyâ bekçisi, nefsin ve şahsî arzusunun peşinde koşan benim işime yaramaz. Onlarla benim işim yok. Ancak, onlar hastadır, tedâvi için yanıma gelmelerini arzu ederim. Hasta için en sabırlı sâhib, doktordur.

İşlerini benden saklı tutuyorsun, sana yazık oluyor. Benden saklı şey az olur. Sen saklıyorsun, hâlbuki o bana gözüküyor. Görüyorum, “Sen dünyâ arıyorsun ve ey şahıs, sen de âhiret arıyorsun.” diye söylüyorum.

Bunlar bir hevestir. Bu hevesler kalbine yazılmış, sonra alnında açıkça gözükmektedir. İçin dışa vurmuş, her şeyin kıymetsiz bir hâl almış. Elinde bir miktar dünyâlığın var, onunla böbürleniyorsun. Hâlbuki onun ancak zerresi işe yarar. Sana göre elindeki altın sayılır, hâlbuki onun altın kısmı azdır, ötesi ya gümüş veya işe yaramaz şeydir. Bunlarla bana çalım satma, onların çoğunu gördüm. Bana geldiler, teslim oldular. Ben onların içinden seçtim. Ancak işe yarayan altın kısmını aldım, ötesini attım. İyi olan az, işe yaramaz çoktan iyidir. “Altın babası” diye lakap alman, seni kurtaramaz. Ben sikkeciyim, yanımda âletler vardır, onlarla ölçer, değerini veririm. Riyâdan dön, nifakı bırak, bunları bıraktığını varlığına anlat. Boş gurûra kapılıp kendini aldatma. Nefsini ıslâh etmeyen ve riyâdan vazgeçmeyen çoğu ihlâs sâhibleri, münâfık oldular. Bu sebeple rahmetle yad ettiğimiz bâzı büyükler şöyle der:

Boş yere ihlâs satmayı riyakârlar bilir.”

İşin önünden sonuna kadar doğruluğu bırakmayan azdır, azdan da azdır. Her şey tedricî olarak aslını bulur. Küçük hatâ zamanla büyür. Meselâ; huysuz çocuklar ilk başta yalan yolunu tutarlar. Sonra kötü toprak ve pislikle oynarlar. Daha sonra kötü yollara düşer, anasının sandığını açar, babasının kesesinden para aşırır, herkesi çekiştirmeye başlarlar. İşte bu hâlde iyi bir baba ve iyi bir öğretmen onu bu hâlden kurtarır. ALLAH, bir kimse hakkında hayır murâd ederse terbiyeli kılar, ölünceye kadar öyle götürür ve bir kimse hakkında şer diliyorsa o adam da bulunduğu hâlde yaşar ve öyle ölür. Ancak ALLAH'a yalvaran ve O'na sığınan her zaman kurtulur.

ALLAH, hem AZÎZ, hem de CELÎL'dir. Her derd için bir devâ yaratır.



Gavsu'l-a'zâm Abdulkadir Geylâni (k.s.)
İlâhi Armağan

_________________
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيم

O Peygamber, inananlara kendi canlarından daha yakındır..…

Ahzâb Sûresi, 6


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İLAHÎ ARMAĞAN
MesajGönderilme zamanı: 09 Kas 2010, 10:38 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 20 Şub 2009, 03:00
Mesajlar: 943

Resim


Söz hakkın olamaz. Meğer ki nefsini ve hevânı, uygunsuz, tabii arzularını bırakasın. Bu gibi şeyleri kapıda bırak. Kalbini dehlize at. Sır âlemini hile ile çalıştırma. Esâsa koş, teferruatla uğraşma. Teme­li iyi yaptıktan sonra binâya başla.

Esas nedir bilir misiniz? Dinî meselelere âit incelikleri öğren­mektir. Kalbine yarayan şeyleri iyi öğren; dilden çıkacak şeyler se­ni kurtaramaz.

Kalp âlemine dâir, ince meseleleri iyi öğrenirsen, HAKK'a yakın olursun. Dilden olan, kalbe yararı olmayan şeyleri öğrenirsen yalnız, maddî ve fâni varlıklara yanaşabilirsin.

Kalbe dâir bilgiler, seni fâni köşkünden alır, HAKK'ın yüce tâatına götürür.


Yazık sana; ömrünü ilim tahsili için harcadın. Ama hiç amel et­medin. Şahsî heveslerine kapıldığın için cahilsin. İşin dâimâ ALLAH düşmanlarına hizmet etmek oldu. Onları HAKK'a ortak koşarsın. Hâlbuki HAKK Teâlâ senden ve ortak koştuğun kimselerden çok zengindir.

Senin şirk etmen hoş görülmez. Çünkü kul olduğunu anlıyorsun. Yakan efendinin elindedir. Kurtuluş istiyorsan kalbini HAKK'a bağ­la. O'na tevekkül et, O'na hizmet et. O'nu her şeyde ithama kalkış­ma. O itham edilemez. O her şeyi senden çok iyi bilir. Sana yarayanları gönderir. Senin bilmediğin çok şeyleri O bilir. O'nun kudreti önünde sana susmak düşer.

Sesini kes, gözlerini yum, başını eğ, lâl ol; izin gelinceye kadar bekle. Konuşma zamânı gelince seni konuştururlar. O'nunla konu­şursun, ama o zaman varlığını yitirmiş olursun. Ve o zaman konuş­maların bütün dertlere devâ olur. Rûhî hastalıklara tutulanlara, ko­nuşmanla şifa bulunur. Her konuşman akıllara nur saçar.

ALLAH'ım, kalbimizi nurlandır. Kalbimiz için Zât'ına varma yo­lunu göster. İçimizi temizle. Sana yakınlık ver.

"Dünyâda bize iyilik ver. Âhirette de iyilik ver. Ateş azÂbından bizleri koru."

(el-Bakara, 2/201)

Âmin!


Gavsu'l-azam Abdulkadir Geylâni (k.s.)
İlâhi Armağan


_________________
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيم

O Peygamber, inananlara kendi canlarından daha yakındır..…

Ahzâb Sûresi, 6


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İLAHÎ ARMAĞAN
MesajGönderilme zamanı: 21 Kas 2010, 11:05 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 20 Şub 2009, 03:00
Mesajlar: 943


Resim


Ey cemaat! ALLAH Teâlâ ile hoş olunuz. O'nun verdiği emri yap­madığınız takdirde, kendinizi koruyunuz. Her hükmünü yerine ge­tiriniz. O'nun verdiği hükümler, yapılacak işlere dayanır. Zahirde belirli işleri yapmak varken kaderinizin önce vermiş olduğu hükümle meşgul olmaktan korkunuz.

Şu anda elimizde ilâhî ahkâm mevcuttur. Onun hakkını ödeyi­niz. Onunla iş tutarsanız elinizden tutar; kimin için iş yaptınızsa onun kapısına vardırır. O kapıda bilmediğinizi o dem öğrenirsiniz. O kapının sahibi bilgi yoluyla sizinle olur. Halk da onun vermiş olduğu hüküm sayesinde sizinle kalır. Sen: “Şu veya bu...” deme.

Önce iş tut. Sonra onu ara. Başka türlüsü yoktur, önce ayakla­rın yer tutmalı; sonra başka işlere bakarsın. Tahsil çağındaki yavru­lar nasıl bilgi edinirler, hiç görmedin mi?

Şimdiye kadar boşa yol aldın; geriye dön. İlim tahsil et. Sonra amel sahibi ol. Daha sonra da ihlâs yolunu bul. Peygamber (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurdu: “Başladığın işe dair bilgini derinleştir, bitir. Başka işlere sonra...”


İman sahibi, kendine gerekeni öğrenir; sonra kulları bırakır, Yaratan'ın hizmetine koşar. Halkın iyi olmayan taraflarını anlar, sevmez. Mevlâ'nın yüce yönünü bilir, sever. Her işinde ona talip olur. Halkı da O'nun yoluna vardırmak ister. Halkın zayıf tarafı o zâtı üzer ve kaçırır. İman sahibi, kullara ilk zaman sevgi duyar.

Aradan zaman geçer, ilâhî bilgiye yakınlık bulur; kullar gözün­den düşer. İnsanları çok iyi anlar. Bilir ki, onların vasıtası ile gelse de ellerinde hiç bir kuvvet yoktur.

Ne yapıyorlarsa ALLAH tarafından oluyor. O hâlde kullara yas­lanmanın ne faydası var; onlara yakın olmaktansa uzak durmak da­ha hayırlıdır.

Ve kaçar...

Her şeyin özünü seçer, öze döner. Teferruatı bırakır. Teferruatın çok olduğunu, aslın bir olduğunu anlar, ona yapışır.

Fikir aynasını karşısına alıp bakar. Bir kapıda beklemenin kapı kapı gezip dilenmekten daha hayırlı olduğunu görür. Bunu iyi bildi­ği için kulları bırakır. HAKK'ın kapısında durur.

İman sahibi, ikan ve ihlâs yollarını tutarsa, aklın özüne sahib olur. Bu akıl sayesinde fâni kulları bırakır. Onların birer zavallı ol­duklarını anlar; onlara yüz vermez.




Gavsulazam Abdulkadir Geylani (k.s.)
İlahi Armağan



_________________
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيم

O Peygamber, inananlara kendi canlarından daha yakındır..…

Ahzâb Sûresi, 6


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İLAHÎ ARMAĞAN
MesajGönderilme zamanı: 24 Kas 2010, 10:12 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 20 Şub 2009, 03:00
Mesajlar: 943

Resim

Ey evlat! Şiarın sessizlik olmalı. Varlığına hâkim olarak sükûtu libas gibi giymelisin. Bütün arzun, halkın şerlilerinden kaçmak olmalı. Hatta bütün yaratıkları birden bırakmalısın. Bu hâli kazanmak için yere sığınak eşip girmek gerekirse yap. Ve orada gizlen. Bunu âdet edin, ta ki imanın ölmesin, ikan hâlin -tam imanın- kuvvet bulsun. Doğruluk kanatların böyle açılır, gelişir. Kalp gözlerin de görmeye başlar. Varlığın genişler. İlâhî bilginin boşluğunda uçmaya başlarsın. Şarkı, garbı, denizi, deryayı gezersin. Sahilleri ve dağları dolaşırsın.

Semaya yükselirsin, yere iner, sessiz gezersin. Çünkü himmetin yücedir. Arkadaşın büyüktür, işte bundan sonra dilin çözülür, sözlerin anlaşılır. Sessizlik libasını çıkarır atarsın, halktan kaçmana artık lüzum kalmaz.

Sırrınla halka gidersin, onların derdini iyileştirecek bir tabip olursun. Sen bizzat onlara şifasın. Senden zarar beklenmez. Onların azlığı, çokluğu, senin için bir mana taşımaz. Seni övmeleri, kötülemeleri bir kıymet teşkil etmez.

Aldırma, artık işi nereye bırakırsan orada bulursun. Çünkü Mevlâ ilesin; RABBin sana yardımcıdır.



Gavsu'l-Âzam Abdulkadir Geylânî (k.s.)


_________________
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيم

O Peygamber, inananlara kendi canlarından daha yakındır..…

Ahzâb Sûresi, 6


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İLAHÎ ARMAĞAN
MesajGönderilme zamanı: 01 Ara 2010, 13:22 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 20 Şub 2009, 03:00
Mesajlar: 943


ALLAH yolcularının darlığı geçmez. Sancıları dinmez. Gözleri ay­dın olmaz. Musibetleri eksik olmaz; ta HAK Teâlâ'ya kavuşuncaya kadar. HAK Teâlâ'ya kavuşmaları iki yönden olur: Biri dünyada, öbürü âhirette. Kalp ve sır âlemi ile dünyada HAKK'a vasıl olan az­dır. Âhirette bütün varlıkları ile O'na kavuşurlar. Kavuşan rahat ve huzura erer. Ama önceleri, ağlamakla sızlamakla geçer.


Ey evlat! Nefsine helâl yedir. Temiz lokma aldır. Onun kibrine sebep olan haramı aldırma; sonra kibirli olur. Kendini beğenir, ede­bini bozar.

ALLAH'ım, Zâtını bize bildir ki, seni öyle bilelim.

Âmin!


Resim

Gavsu'l-Âzam Abdulkadir Geylânî (k.s.)


_________________
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيم

O Peygamber, inananlara kendi canlarından daha yakındır..…

Ahzâb Sûresi, 6


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İLAHÎ ARMAĞAN
MesajGönderilme zamanı: 08 Ara 2010, 09:23 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 20 Şub 2009, 03:00
Mesajlar: 943

Resim

Peygamber (s.a.v) Efendimiz şöyle buyuruyor:

“ALLAH sevdiği kimseyi üzmez; ama tecrübe için bâzı belâ verir.”

Îman sâhibi odur ki, bu belâ geldiği zaman sabreder. ALLAH, yararsız hiç bir belâ indirmez. Her belâ bir iyiliğin öncüsüdür. Bu iyilik ya dünyâ için veya âhiret için olur. Îmanlı kimse belâya sabırla karşı koyar. ALLAH gönderdiği için râzı olur. RABBini itham etmez. “Niçin geldi?” diye çıkışmaz.

Mü'min, inandığı ile uğraşır. Bu uğraşmak, îmanlıya belâyı hatırlatmaz.

Ey dünyâ ile uğraşanlar, onu bırakın. Söz etmeyin. Yalnız dille konuşuyorsunuz, kalbinizle konuşmuyorsunuz. ALLAH'tan kaçmaktasınız. O'nun yüce kelâmını dinlemek işinize gelmiyor. Peygamberin sözleri hoşunuza gitmiyor. Peygambere uyanları da tanımıyorsunuz. Hâlbuki, bunlar ALLAH'ın halîfesi ve Peygamber’in vârisleridir; sizi hiç bir şey iknâ edemiyor. Nedir bu hâliniz? Kadere de inanmıyorsunuz. O kaderi yapanla da nizâ çıkarıyorsunuz.

Kulların verdiği ile yetinmektesiniz. HAKK'ın vergisi sizi ilgilendirmiyor. Bu durumda HAKK katında sizin bir sözünüz bile işitilmez. İyiler de sizi dinlemez. Tâ ki tevbe edesiniz ve bu tevbenizde de ihlâs sâhibi olasınız. Yapmamayı kararlaştırdığınız yanlış işi bir daha yapmadığınız takdirde sözünüz dinlenir, hatânız bağışlanır. Bundan sonra kadere uymalısınız. ALLAH'ın vermiş olduğu hükümlere boyun eğmelisiniz. Bu hükümler aleyhinize bile çıksa, yine hoş karşılamanız gerekir. Gerekirse, zillete atılırsınız, aziz de olabilirsiniz. Zengin olmanız da mukadder olabilir, fakir de olabilirsiniz. Âfiyet de gelir, hastalık da... Hepsi O'nun emri ile olur. ALLAH, yaptığının hesâbını vermek zorunda değildir. Sana sevimsiz olan, O'nun için sevimli olabilir.



* * *


Ey cemaat! Uyunuz, size de uyan olur. Kaza ve kadere boyun eğin, hizmetinizi eksik etmeyin. Hükümlere râzı olursanız, öyle olursunuz. Nasıl olursanız, öyle de idâreciler bulursunuz. Nasıl çalışırsanız, öyle karşılık görürsünüz.

HAKK, Azîz'’dir, Celîl’'dir. Kullara zulmetmez. Az iyiliğe çok mükâfat verir. Temiz ve doğru olan, kötü olarak anılmaz. Doğruya hiç bir zaman “yalancı” ismi verilmez.

Ey evlat! Hizmet edersen, sana hizmet edilir. Uysal olursan, kafa tutanın olmaz. Azîz ve Celîl olana hizmetçi ol. Şu dünyânın sahte sultanlarına hizmet etmekle eline ne girer? Onlar ne fayda verir, ne de zarar getirir. Şimdiye kadar, sana ne verdiler? Kendi yararları için ne yaptılar? Hangisi ölümü geri çevirebildi? Kısmetinde olmayanı, bir tânesi sana verebiliyor mu? HAKK'ın sana nasip etmediği şeyi sana vermeye kimin gücü yeter? Ellerinden çıkan bir iyiliği çevirmek onların haddi mi? Yapabiliyorlar dersen, îman sâhibi olmadığın meydana çıkar.

Bilmiyor musun, veren yoktur, alan olmaz, zarar getiren olmaz, iyilik veren bulunmaz, sonu öne, önü de sona alan yoktur; ancak bunları ALLAH yapabilir. Bunları bildiğini söylersen, sana sorarım: Bildiğin hâlde nasıl başkasını MEVLÂ'ya tercih ediyorsun?


Yazık sana, âhireti dünyâ ile nasıl kirlettin? MEVLÂ'nın itaatini, nefsin itaati ile nasıl karıştırdın? Halkı HAKK'a nasıl kattın? Bir yandan takva dâvası, bir yandan da HAKK'ı kullara şekvâ! Olur mu, yaptığını sen de beğenmedin değil mi?

Bilmez misin, ALLAH muttakîleri esirger. Onlara yardım eder. Kötülükleri onlardan def eder. Çeşitli bilgiler öğretir. Nefislerini tanıtır. Onların kalplerine bakar, bilmedikleri taraftan rızıklar verir. ALLAH Teâlâ bâzı kitaplarında şöyle buyurmuştur:

“Ey Âdemoğlu, iyi komşundan utandığın kadar, benden de utan.”

Peygamber (s.a.v) Efendimiz de buna benzer bir hadîs-i şerif beyan eylemiştir:

“Bir kul, hatâ işleyeceği zaman, kapılarını kapar, perdelerini çeker, kullardan saklar; ama ona şöyle hitap edilir: Ey Âdemoğlu! Beni, görenlerin en küçüğü yaptın! Hâlbuki hepsinden önce Beni düşünmeliydin.”


Gavsu'l-A'zam Abdulkadir Geylâni (k.s.)
İlâhi Armağan

_________________
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيم

O Peygamber, inananlara kendi canlarından daha yakındır..…

Ahzâb Sûresi, 6


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İLAHÎ ARMAĞAN
MesajGönderilme zamanı: 11 Ara 2010, 00:04 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 20 Şub 2009, 03:00
Mesajlar: 943
Resim



HAKK Teâlâ sevdiği kulların sâfiyetini arttırmak için onları ufak yollu imtihan eder. Bu sebeple o kullar ebedî bir çekinme ayağı üs­tünde dururlar. En çok korktukları şey, hâllerinin kötülüğe çevril­mesi ve iyi olmayan hâlin gelmesidir. Bir emniyet duygusu gelince üzülürler, çünkü hemen nefisleri ile çekişme yoluna koyulurlar. Nef­si, yaptığı işlerin her zerresinden hesâba çekerler. HAKK o kulları öz varlığına yerleştirdiği an uçarlar. Verdiği zenginlik kadar ihtiyaç beyan ederler. Korkuları, dışta ne kadar yok görünürse görünsün, yine de korkarlar. Hattâ, daha çok korkuya alışıktırlar. Şâyet onla­ra bir sükûn hâli gelecek olsa, yerlerinde ne kadar sağlam kalacak­ları belli olursa olsun, yine de korku onlarda esastır. HAKK onlara ne kadar verse, yine de “Yeter!” demez, durmadan almak isterler.

Her gülüşleri bir ağlamanın eseridir. Herkes onları ferah görür, ama onlar ferahı buldukça içinde üzüntüyü ararlar. HAKK'tan gayri her şeyin değişmekte olduğunu bildikleri için korkar ve sonlarını düşünürler. Son demlerinin îmansız geçmesi korkusu, onlara en bü­yük korkuyu verir. Bu olmayacak iş değildir. Bunu onlar da bilir. HAKK Teâlâ dilediğini yapar, yaptığı işten O'nu kimse sorguya çeke­mez, ama kendileri dâima mesuliyet altındadır.


Gavsu'l-Âzam Abdulkadir Geylânî (k.s.)
İlâhî Armağan


_________________
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيم

O Peygamber, inananlara kendi canlarından daha yakındır..…

Ahzâb Sûresi, 6


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İLAHÎ ARMAĞAN
MesajGönderilme zamanı: 14 Ara 2010, 19:52 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 20 Şub 2009, 03:00
Mesajlar: 943
Resim



ALLAH'ım, büyük Peygamberimiz'e salât ve selâm eyle. Bu salât ve selâm ondan sonra gelen ve zamânında yaşayan yakınlarına da olsun! “Bize bol sabır ver. Bu yolda yürümemiz için bize kuvvet ihsan eyle.” (el-Bakara, 2/250) Bizlere iyiliğini arttır. Verdiklerine de şükretmeyi nasip et!

*

Ey cemaat! Sabırlı olun. İçinde bulunduğunuz dünyâ, âfet ve musîbet doludur. Bunların gayrisi nâdirdir. Yok denecek kadar azdır. Arkasına belâyı saklamayan iyilik bulunmaz. Her genişliğin bir sıkıntısı çıkar. Her ferahlıkta bir darlık saklıdır.

Maddî hayâtınızı dünyâya verin. Kısmetinizi meşrû yoldan alın. Dertlerinizin devâsı budur. İyi yollardan gelen dünyâlık size yeter.

*

Ey evlat! Kısmetini, meşrû olduğuna inanınca al, alırken îman eliyle al. Hakîki yolu arıyorsan, böyle seçmelerdensen, doğrulara katışmışsan, emirle al. HAKK'ı bulmuş ve hâl âlemine ermişsen, HAKK yakınlığında kendini kaybetmişsen, o zaman başka hâl olur. Senin hükmün orada geçmez. Sana gönderirler. Emir seni yürütür. O âlem seni kötülüklerden korur. HAKK işler varlığını, harekete geçirir. Olanlar olur, ama sen yoksun onlarda.

İnsanları senin için üçe böleceğim:

Birincisi; câhil, hakîkî âleme sevgisi yok.

İkincisi; seçme ve iyilerle olan.

Üçüncüsü; iyilerin bizzat kendileri ve esâsen iyiler.

Hakîkî âleme sezisi ve duygusu olmayan “âmî” ta'bir edilir. Bu, İslâm dîninin temel prensiplerine uyar. Hiç ayrılmaksızın, ALLAH ne buyurmuş, Peygamber (s.a.v) Efendimiz ne demişse onu bilir. Ve bu bilgisinin dış kabuğunu bir türlü yırtamaz, dolayısıyla ötelere geçemez. Bu adam, şu ilâhi fermanın hükmü altındadır:

“Peygamber size ne ki getirmiş, ona uyunuz. Ve her neyi ki, yasak etmiş, onu da yapmayınız.” (el-Haşr, 59/7)

O “âmî” tabir ettiğimiz, bu yolu kendine seçer, işlerini yukarıda beyan edilen ferman dâhilinde yürütürse, saf bir gönül sâhibi olur. Ama biraz da iç âleme yönelmesi şarttır. Biraz daha ilerler, hakîkatlere daha çok anlayış peydâ ederse, MEVL ona ilham kapısını açar. İyiliğini ve kötülüğünü o ilhamla seçer. Bir âyet-i kerîmede şöyle beyan edilir:

“ALLAH ona iyiliğini ve kötülüğünü ilham etti.” (eş-Şems, 91/8)

İşbu anlatılan vasıflar, “âmî” kulun vasfıdır. Bu zâtın kalbi, yanlış yol tutmaktan titrer. Her şeyde bir işâret bekler. Kur'ân-ı Kerim okur. Orada bulamayınca, Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in emirlerine bakar; orada da bulamazsa bekler. İşinde çalışırken, bir melek onu idâre eder. Yolunu aydınlatır. Bu anlatılanlar, İslâm dîninin zâhirde beyan edilen emirlerini yerine getirdikten sonra başlar. Îmanı kuvvet bulur. Tevhid nûru kalbe yerleşir. Sonra dünyâ kalbinden çıkar. Daha sonra halkın hayrını ve şerrini görmek de kaybolur. Her türlü maddî iş ve korku gidince, ilâhî ilham gözükmeye başlar; ama bu gözün göreceği cinsten değil.


Artık sabah olmuştur. İkinci hâl başlar. İyilere mensup olur. Îman NÛRu gelir. Takvâ ışığı peydâ olur. Amel NÛRu, sabır NÛRu, sevgi ve olgunluk NÛRu da gelir; cümle NURlar birleşir ve artık o da bir insan olur. Bunlar, tek tek birer meyvedir. Ancak İslâm dîninin hakkı ödendikten sonra başlar ve onun bereketi ile olgunlaşır.

Artık ebdallık başlamıştır. Ebdallar bizzat iyilerdir. Seçmelerin seçmesidir. Bunlardan öte kulluk makâmı yoktur. Bunlarda bir iş için evvelâ İslâm dîninin emri gözetilir. Sonra bizzat emir alınır; sonra bizzat ilâhî hareket ve ilham beklenir.


Saydığımız üç şeyin ötesinde hayat yoktur. Mânevî ölüm vardır. Haram üstüne haram, hastalık üstüne hastalık, dert üstüne dert vardır. Ve sâdece baş ağrısı vardır. Çünkü dînin baş emirlerini zedelemişlerdir. Kalp de ezginliğe ve bezginliğe uğramıştır. Ve artık ceset de yara ve bere içindedir.



Gavsu'l-Âzam Abdulkadir Geylânî (k.s.)
İlâhi Armağan

_________________
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيم

O Peygamber, inananlara kendi canlarından daha yakındır..…

Ahzâb Sûresi, 6


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İLAHÎ ARMAĞAN
MesajGönderilme zamanı: 16 Ara 2010, 10:51 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 20 Şub 2009, 03:00
Mesajlar: 943
Resim


Ey cemaat! MEVLÂ'nın tasarrufu sizde devamlıdır. Her an biraz daha tekâmül eder. Bu tekâmül sonunda, işlerinize dikkat edilir. Sebat gösterebiliyor musunuz, yoksa hemen dağılıyor musunuz? Yalancılığınız ve doğruluğunuz meydana çıksın.

Kadere uymayan, şefkat bulamaz ve kimse ona uymaz. İlâhî hükümlere boyun eğmeyene rıza yolu kapalıdır ve hiç kimse ondan memnun değildir. Vermeyene kimse bir şey vermez. Yolculuğa çıkmayan ata binemez.

Cahil adam! Tağyir ve tebdil etmek mi istiyorsun? İstediğini, dilediğin şekle sokmak senin hakkın değildir. Kendini bir ilâh mı sanıyorsun? ALLAH birdir. Kimsenin keyfine göre hareket etmez. Zaten Ondan gayrı varlık yoktur. Nefsinden gelen bu kötü düşünceden dön, tam dur. Kader seni sarmamış olsaydı, bu yalancı iddia yüzüne vurulurdu. Cevher, tecrübe sonu meydana çıkar. Tecrübeden mahrum her şey boştur.

Nefsini kabul etme; HAKK'ı tanırsın. Çünkü nefsin kendisi için HAKK'ı inkâr etmeni istiyor. İnkâr ve tanımamaya önce nefsinden başla; onu yola koyarsan sonrası kolay olur. Ve yavaş yavaş aradığını bulursun. İmanın kuvvet bulur. İmanın kuvvet buldukça, kötülükler senden uzak olur. İmanın zayıfladıkça kötü şeyler evine dolar. Öyle zaman gelir ki, evden bir kötülüğü kapıya atmaya gücün yetmez, iman kuvvetin tam olsaydı, onlar giremezdi.

İman kuvveti lafla ortaya atılacak şey değildir. O, şeytanla karşılaştığın zaman belli olur. Kötülerin karşısında imanın sarsılmadan durabiliyorsan korkma, iman kuvvetin vardır. Aksi olunca, boş iddiaya yeltenme, imanın zayıf, kuvvetlendirmeye bak.

Bela ve felaket karşısında dimdik durabiliyor musun? Duruyorsan, imanlısın ve kuvvetlisin. İman ayağı kötülüğe kaymaz. Kayıyorsa iman değildir. Boşuna iddia etme, yazıktır.

Her şeye hürmet et. Her şeyin yaratanını sev. O, bir şeyin sevilmesini isterse sev. O sevdirirse senden kabahat kalkar. Çünkü sevdiren O'dur. Sen O'nunsun, sen yoksun ortada, sadece O var.



Buna işaret olarak, Peygamber (s.a.v) Efendimiz şöyle buyuruyor:

“Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi: Güzel koku, kadın, ruhumu hoş eden namaz.”

Bunlar sevdirilmiştir. İlk başta hepsi bırakılmış, sonra Mevlâ tarafından sevdirilmiştir.

Sen de kalbini temizle. Yalnız MEVLÂ kalsın. O'na teslim ol; icap edenin sevgisini kalbine getirir. O Kerimdir, istediğini sevdirmesini bilir.


Gavsu'l-a'zâm Abdulkadir Geylâni (k.s.)
İlahi Armağan

_________________
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيم

O Peygamber, inananlara kendi canlarından daha yakındır..…

Ahzâb Sûresi, 6


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İLAHÎ ARMAĞAN
MesajGönderilme zamanı: 16 Ara 2010, 12:18 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Eki 2008, 03:00
Mesajlar: 2740
Konum: Kimi dosta varır Dosta bend olur
meryemnur canım Mübarek'ten yazdı:


Nefsini kabul etme; HAKK'ı tanırsın. Çünkü nefsin kendisi için HAKK'ı inkâr etmeni istiyor. İnkâr ve tanımamaya önce nefsinden başla; onu yola koyarsan sonrası kolay olur. Ve yavaş yavaş aradığını bulursun. İmanın kuvvet bulur. İmanın kuvvet buldukça, kötülükler senden uzak olur.

Sen de kalbini temizle. Yalnız MEVLÂ kalsın. O'na teslim ol; icap edenin sevgisini kalbine getirir. O Kerimdir, istediğini sevdirmesini bilir.



Gavsu'l-a'zâm Abdulkadir Geylâni (k.s.)
İlahi Armağan


Resim

_________________
''Ve Allah'a Sımsıkı Sarılın...''

Hacc / 78


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İLAHÎ ARMAĞAN
MesajGönderilme zamanı: 22 Ara 2010, 10:05 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 20 Şub 2009, 03:00
Mesajlar: 943
Resim

Bu yolda tam teslim olarak İslâmiyeti kabul edersen, nefsini O'nun kudret eline ve kaderine terk etmiş olursun.

İslâmiyete girdikten sonra, dışın bir kisve giymiş olur. Ondan hâsıl olacak neticeye göre de için. Ve o hâlde bugün ölürsün, ölümün de şöyle şöyle olur, sonra dirilirsin. Sonsuz hayata geçersin. Sonra birçok şeyler olur. İçinden bütün kötülükler gider. Bütün iç hastalıklarından beri olursun.

Bu hâli bulan insan, her ne zaman halka karışsa, kendini ölü bilir; HAK Teâlâ'nın tecellisine dalınca da dirilir. O zat, halkı gördüğü zaman onları çaresiz, zelil, fakir bilir. Kötü hâlleri bırakması ile hâsıl olan iyi âdetleri, onu halka karşı öldürür. Bu hâl sonunda ilâhî tecelliyi bulursa onunla hayata kavuşur, canlanır, yükselir, halktan tamamen ayrılır. Yani o kimse, daima HAKK'ın zatı ile yaşar. Halk arasında kendisini ölü bilir.

HAK yolcularının kendilerine göre kitapları var. Ona, daima müracaat ederler. O kervana her ne zaman yeni bir yolcu katılmak isterse, ona önce mahviyet emrini verirler. O da bu emir gereğince, halkı ve nefsi bırakır, dünyadan, âhiretten geçer. Bu hâlde kemâle erince HAK Teâlâ'nın çevirici kuvveti, onu hâlden hâle istediği yöne geçirir.

Bu makama kadar terakki eder, yükselirsen şüpheli ve haram işlerden korunman gerek. Şüphelilere yanaşma. Bu makamı da aştıktan sonra helâlliği ile haramlığı belli olmayan şüphelileri de bırakırsın. Bu hâlleri kazandıktan sonra mutlak olan helâle sarılmalısın. Mutlak helâl; gerek hükmün icmâ ile ve gerekse ilmin -ki zahirî ve bâtınî delillerin birleşmesidir- helâl dediği şeylerdir. Bunlar da kimsenin mülkiyetinde olmayan, meselâ sahralarda, sahillerde, dağlarda olan şeylerdir ki, sen o kısmetin gelişini beklemezsin. Uykuda dahi olsan, o, seni gelip bulur.

Kalp gözünü açtığın zaman etrafını meleklerle çevrili bulursun. Nebilerin ruhlarını yer yanını sarmış görürsün. Onlar sana yedirir. Gerçek ilim, o verilen şeylerin yenmesi için fetva verir. Selâmete ermene delil olur. Bu selâmet gerçekten Hak yakınlığıdır.


Halkı gönlünden at ve ayağa kalk. Onların övmesini, kötülemesini görme. Her şeyi bir yana devret, kendi hâline bak. Yanlışın varsa düzelt. Halkın sureti senin için bir mana taşımasın, iç âlemlerini de karıştırma. Böyle yaparsan Hak tarafından iyilik gelir ve seni manen diriltir. Sonra O'nun yakınlığını bulursun, O'nun varlığı ile zengin olursun. Ve Hak'la sohbetin devam eder. Halkın varlığını uzak bilirsen kendi mevhum varlığını bir yana atar, O'nunla olursun.

HAKK'ın varlığına kavuştuktan sonra mahva varmayı talep ediniz. O varlığı bulunca ondan yok olmayı isteyiniz. Halkın, yakınlığını bir yana attıktan sonra HAK yakınlığını bulmaya gayret ediniz. Bir sürü kederden kurtulma hâlini bulduktan sonra kendinize safa âlemini açmaya bakınız. Maddî olan her şeyden kesilince vuslatı bekleyiniz. Hayli ayrı kaldıktan sonra sizi birden saracak yakınlığı bekleyiniz.

Kalbin sıhhati, HAKK'a uzanacak dilin bulunmaması ile olur. İç âlemin sağlığı, değişme ihtimali olmamasıdır. Ve iç âlemin sağlığı kendine varlık izafesinde bulunmamasındandır. "Orada bütün saltanat ALLAH Teâlâ'nındır!" (el-Kehf, 18/44) fermanı açıktır.

Böyle olunca HAK dilerse, onu irşad için yine halk arasına salar. Kullarını onun vasıtasıyla ıslah eder ve Zât'ına yaklaştırır.

Ey evlat, ey heveslerle beslenen, sebepleri gönlünden sil. Putları kır. Bunları yap, hemen vâsıl olursun. Terk edip gittiklerin orada seni karşılar. Kaybın olmaz, korkma. Orada arzu ettiğin taamlar tabak içinde önüne gelir. Gönlün yaralı ise, sevgiliye koş, tabip orada. O'nun yakınlık evinde.


Gavsu'l-a'zâm Abdulkadir Geylâni (k.s.)
İlahi Armağan


_________________
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيم

O Peygamber, inananlara kendi canlarından daha yakındır..…

Ahzâb Sûresi, 6


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İLAHÎ ARMAĞAN
MesajGönderilme zamanı: 23 Ara 2010, 07:14 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 26 Eki 2008, 03:00
Mesajlar: 1059
Gel yâr, gel uçurum kokmuyor düşlerim.Düşüşlerimi vuslata biledim.Bileklerinden kavrayıp ayrılığa rest çektim.Ellerimde gül kokusu var. Başımın dumanı ol yâr. ...


Resim

İç âlem Hakk’a vasıl olmadıktan sonra açılmaz. O’nun kapısına vasıl olmayınca manevi bir hâl beklemek yersiz temenniden ibaret kalır. Bu yolda tek olanların yani seçilmişlerin ve tevbe yolu ile Hakk’a bağlı olanların yeri O’nun kapısıdır.

Hakk’ın kapısına varır, iyi edeple orayı beklersen, boynunu eğer O’ndan gelecek emre intizar edersen, O’nun yüce kapısı kalp yüzüne açılır. Ve cezbe işlerini elinde tutan kalbine bir kıvılcım atar. Kalpleri zatına yaklaştıran senin kalbini de yaklaştırır. O âlemleri hoşluğunda uyutmaya güçlü olan sana da tatlı uykular verir. Kalpleri süsleyen O olduğu için kalbini süsler, kalp gözüne sürmeler çeker ve tatlılık ihsan eyler. Ve ferah emniyet konuşma duyguları verir. Çünkü bunları vermek O’nun elindedir.



Abdülkadir Geylanî Hz.


Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İLAHÎ ARMAĞAN
MesajGönderilme zamanı: 31 Ara 2010, 12:23 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 20 Şub 2009, 03:00
Mesajlar: 943


ALLAH razı olsun Canlar, himmetleri daim üzerimize olsun
Cumamız mübarek olsun inşALLAH..

Resim


Ey evlat! Yetinmeyi öğren, boş ümitlerden dön, çabukça rahata kavuşursun. Dünyadan sana bir kısmet varsa onun gelmesi kafidir, kısmetlerin gelir. Sen azizsin, şerefli ve sorumlusun. Nefsinle yeme, alacağını boş yere alma. Bu sana perde olur, kalbine Hak Teâlâ'dan perdeler iner.

İman sahibi, ne nefsi için, ne de nefsi ile yer. Giydiğini de onun için giymez ve onun emri ile mal yığmaz. İbadet işlerinde kuvvet bul­sun diye yer, hak yolda ayaklarının titrememesi için gıda alır. Dinin emri ile yer, boş hevese uymaz. Allah'ın velî kulu, O'nun emri ile yer. Bedel ki, kutbun veziridir, bu da ilâhî fiil tecellisine uyarak yer. Kutub ise, yemesinde ve bütün işlerinde Peygamber (s.a.v) Efendimiz gibi olur? Neden onun gibi olmasın? Olur... Çünkü onun evladı, ve­kili ve ümmeti için halifesidir. Kutub, Peygamber (s.a.v) Efendimiz'in halifesidir; Allah Teâlâ'nın halifesidir. Bu hilâfet gizlidir. Müslü­manların başına geçen halife ise zahirdedir. Hiç bir Müslüman ona uymayı terk edemez, saygıyı bırakamaz. Denilir ki; "Müslümanların başında bulunan padişah âdil olursa, zamanın kutbudur." Bu padişa­hın işlerini kolay sanmayın. O, başınıza getirilmiştir. Zahirdeki işleri­nizi o tanzim eder. Bâtındaki kutub ise, derûnî işlerinizi tanzim eder.

Sizden herkes, kıyamet günü hesap meydanına getirilir. Yanın­da, dünyada iken defterini tutan melekler bulunur. Onlar, o kulun dünyada iyiliğini ve kötülüğünü yazarlar. Meleklerin elinde doksan dokuz sicil defteri vardır. Sicillerin her birinde göz kırpmak dahi ya­zılıdır; iyilik veya kötülükten yana her şey belirtilmiştir. Kulun bü­tün hareketi o defterde toplu durur. Defter kula verilir, okuması için emredilir. Şayet iyilik görmeyecek olursa okuyamaz, mahcup olur.

İyiliğini okuması için dünyada çalışması lazımdı; çünkü dünya hik­met yeri, âhiret ise kudret!

Dünyada âletler ve sebepler konuşur; âhirette bunlara ihtiyaç yoktur. Sizden biri, o hesap günü defterini okumak istemezse, duy­guları konuşmaya başlar; her duygu dünyada yaptığını anlatır.

Siz büyük işler için yaratıldınız, ama haberiniz yok. Allah Teâlâ şöyle buyurdu: "Siz bize dönmeyeceğinizi ve başı boş yaratıldığınızı mı san­dınız?" (el-Mu'minûn, 23/115)



Gavsu'l-a'zâm Abdulkadir Geylâni (k.s.)
İlahi Armağan

_________________
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيم

O Peygamber, inananlara kendi canlarından daha yakındır..…

Ahzâb Sûresi, 6


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İLAHÎ ARMAĞAN
MesajGönderilme zamanı: 06 Oca 2011, 12:03 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 20 Şub 2009, 03:00
Mesajlar: 943

Resim


Ey evlat, işte kapı açık, içeri gir. Kapılar ancak iki tanedir. Onların biri açık, öbürü de kapalıdır. Şu açık kapıdan gir.

Peygamber (s.a.v) Efendimizin sünnetini ihya için sebepleri bırakma. Bu yoldan yürü ve sebeplerin sahibini bulmaya bak. Bunu yaparken Peygamber'e (s.a.v) uyduğunu bil; onun hâlini benimsediği­ni sez. Çalışmak onun âdeti, sebepleri bırakıp sahibine karşı tevekkül göstermek ise, onun hâlidir. Bunları yaptıktan sonra, varlığını at­maya gücün yeterse yap. Sebepleri bir yana at. Hâli bırak, işlerini HAKK'a ısmarla; O sana yeter. Seni yükseltir, yakınlığını verir. Ve an­lamadığın şeyleri sana anlatır. Her şeyi ALLAH bilir, hâlbuki siz bile­mezsiniz. Onun kader dalgalarına teslim ol. Artık nerede kalsan, ilâhî fazlı orada bulursun. Ne yana dönerseniz, ilâhî tecelli oradadır.

O'na dön, dönmek iste; yakınlığını, ünsünü ve şefkatini görür­sün.


Gavsu'l-a'zâm Abdulkadir Geylâni (k.s.)
İlahi Armağan


_________________
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيم

O Peygamber, inananlara kendi canlarından daha yakındır..…

Ahzâb Sûresi, 6


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İLAHÎ ARMAĞAN
MesajGönderilme zamanı: 11 Oca 2011, 22:51 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 20 Şub 2009, 03:00
Mesajlar: 943
Resim



Yapılan öfke, ALLAH için olursa iyi sayılır. Başka sebeplerle du­yulan öfke iyi sayılmaz.

İman sahibi, hiddetini ALLAH'ın emri olmadan göstermez. Nefsi için hiç bir hiddete kapılmaz. İslâm dininin zaferi için hiddet eder; fakat nefsin arzusunu yerine getirmek için sertleşmez. İman sahibi, dinî emirlerin biri zedelenecek olursa sonsuz hiddete kapılır; onun hiddeti şiddetlidir. Evi elinden alınan bir kaplan, belki onun kadar hiddete gelemez.

Şüphesiz, ALLAH Teâlâ de öfkelenir. İman sahibinin öfkesi, ilâhi öfkeye benzer. İmanı bütün olan Yaratan'ın darıldığı şeylere darılır, hoşlandığı şeylerden hoşlanır, sevinç duyar.


Aslında nefsin için olan, fakat dışta ALLAH için olduğu görülen hiddeti etme. Sonra münafık olursun. Münafık olmasan bile benzer­sin. ALLAH için olan şey devamlı, ömürlü olur. Başkası için yapılacak hiddet az zaman durur, sonra geçer.


Bir işi yapacağın zaman, nefsini bırak. Şeytanî ve uygunsuz duy­guları at; yalnız ALLAH için yap. Ve ALLAH'ın emirlerine uy. ALLAH ta­rafından verilmiş bir emir olmadan hiç bir işe el atma. İlâhî emir, ya şeriat veya ilham yolu ile gelir. Hangi yoldan gelirse gelsin. Kal­bine sahib olmalısın.


Kendi varlığına, halka ve dünyaya güvenme, rahat edersin. HAK'la ülfet etmeye rağbetli ol. Rahat yalnız O'nunla olmaktadır. Ülfet, yalnız O'nunla olur. Ruh serinliği, yalnız O'nun varlığı ile ol­maktadır. O'nu bulma işi, nefsin hastalıkları geçince başlar. Onun safiyet hâline geçmesinden, şahsî varlık ve kötü arzuların kirini on­dan giderdikten sonra olabilir.


Varlığını HAK yoluna vakfeden kimselerle ol. Onların kuvveti ile kuvvet bul. Görüşlerini onların görüşlerine uydur. Bunları yaparsan Yaratan, onları övdüğü gibi seni de över. Seni meleklere medheder. Daha başka tâbirle, seninle övünür. Her şey zıddından ve sevmediği şeyden kaçar. Kuvvetler çeşitlidir. O zıtlar arasında kudsî kuvvetler ve onun karşısında kudsî olmayan kuvvetler vardır; sana düşen ilâhî kuvveti alıp aksini bir yana atmak. Varlığını HAK varlığı ile doldur. O kudsî varlığı yitirirsen, hiç bir şey bulman kabil değildir. Görür­sün. Sonra yine O'nu görürsün. O'nun dışında varlık görmek mümkün olmaz. Yeter ki, varlığını temizlemen kabil ola. Neler görmezsin ki? Ancak temizlik şarttır. Bir padişahın katına dış pis liği ile girilmediği gibi mukaddes varlığa da derûnî kirle girmek mümkün değildir.


Gavsu'l-a'zâm Abdulkadir Geylâni (k.s.)
İlahi Armağan



_________________
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيم

O Peygamber, inananlara kendi canlarından daha yakındır..…

Ahzâb Sûresi, 6


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İLAHÎ ARMAĞAN
MesajGönderilme zamanı: 16 Oca 2011, 13:41 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 20 Şub 2009, 03:00
Mesajlar: 943

Resim

Ey cemaat! HAKK'la iş yaparsanız etmiş olduğunuz kötü şeyler te­mizlenir. Nehirleriniz coşar. Ağaçlarınız yapraklanır. Dalları uzar. Meyveleri bollaşır.

Daima iyilik söyleyiniz. Kötü işleri yaptırmayınız. ALLAH yolunda yardım ediniz. O'nun dinine hizmet ediniz. Doğrulukla O’nun yoluna koşunuz. O'nun uğruna doğru olan, her zaman doğrudur. Gizli za­manda, açık zamanda ve her zamanda doğrudur. Darlıkta yine doğ­ru olur. Sıkıntılı zamanlarda yine doğru kalmasını bilir.

Bütün ihtiyaçlarınızı HAKKtan isteyiniz. Halka avuç açmayınız. HAKK varken halkın lafı olmaz. Zahirde kullardan isteseniz bile, kal­biniz O'nunla olmalı. Her şeyin HAKKtan olduğuna inanınız. Birinden istemek zorunda kalırsanız, kalbiniz tam mânası ile HAKK'a bağlı olur­sa, o istek ve arzunun, MEVLÂ'nın ilhamı olduğunu bilirsiniz. ALLAH'ın varlığına inanınız, kimden isterseniz isteyiniz. O, gideceğiniz yönü tâyin eder. Verilirse, HAKKtan olur, olmazsa yine O'ndan.


ALLAH yolcuları kalplerine dünyâlık koymaz. Orası HAKK'ın tecel­li yeridir; bu yüzden maddî nesneleri oradan atarlar. Gelecek bir şey varsa, vakti olduğunu bilirler. O vakit gelince her şey yerini alır. Onu artık aramazlar, bırakırlar; hâliyle geleceğine inanırlar. Şahlarının kapısında yerleşirler. Her şeyden gına duyarlar. ALLAH'ın fazlı onları zengin eder. O'nun yakınlığı onlara yeter. İç âlemleri nurlanınca, halkın yöneldiği yöne dönerler. Halka, HAKK tarafından gönderilen bir hatip olurlar. Şâyet, halktan bir grup şahın huzuruna gidecek olsa, önlerinde sözcüleri bu büyükler olur. Onlar, halkın kalp elini tutar. Şahın yanına aparırlar; onların hürmetleri için herkese iyilik edilir. Onların şerefine bütün kullara ihsan yapılır.

Bazı büyükler, iyi kulları anlatırken şöyle der: “ALLAH'ın kulları, tam kul oldukları için RABBlerinden gayrisini istemezler. Dünyâyı düşünmezler, âhireti beklemezler. Yalnız MEVLÂ'yı isterler. Başka dilekleri yoktur.

ALLAH'ım, bütün halkı Sana yönelmiş kıl. Bütün dileğim budur. Yapacağını Sana ısmarlarım, iş Senindir. Bu benim duamdır; umu­mîdir. Bu duâyı yapanlar, mükâfat alır. ALLAH, dilediğini yapar. Halk, O'nun elindedir.



Gavsu'l-a'zâm Abdulkadir Geylâni (k.s.)
İlahi Armağan


_________________
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيم

O Peygamber, inananlara kendi canlarından daha yakındır..…

Ahzâb Sûresi, 6


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İLAHÎ ARMAĞAN
MesajGönderilme zamanı: 29 Oca 2011, 12:22 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 20 Şub 2009, 03:00
Mesajlar: 943

Resim

Can ve başları ile HAKK tarafında olanlar, HAKK'ın emir ve teklif­lerinden dışarı çıkmazlar. Sabra dayanırlar. Sabır hâlinin MEVLÂ'nın teklif ve kaderinde saklı olduğunu bilirler. Bu sebeple kader, kazâ ve ilâhî teklifler ne yönde ise oraya koşarlar. Dünyâ ve âhiretin bol hayrına böylece kavuşurlar.

İlâhi tasarruf büyüklerin uyduğu şeydir. O tasarruf, büyükleri bir defâ sabra götürür; sonra da şükre kavuşturur. Bulunca alır şükre­derler. Olmayınca sabra devam ederler. İlâhî tasarruf onları bu hâle getirir. Bir kere uzaklığa düşer, sonra yakınlığa ererler. Güçlük ve darlık duygusuna kapılırlar. Zengin veya fakir olabilirler. Hastalık ve âfiyete de düşmeleri olur. Bütün bu hâllerinde, bir ellerinde sabır, öbüründe ise şükür bulunur. Ne olursa olsun cümle hâlde, düşünce­lerinin yükünü kalpleri taşır; kalpleri HAK tarafından muhafaza altı­na alınırsa üzüntüleri geçer, arzularına ermiş olurlar. Onlara göre kalpten daha önemlisi yoktur. Halkın ve kendilerinin selâmet üzere olmalarını dilerler. Herkes Yaratanını bulsun, O'nunla hoş olsun, bü­tün duâları budur.

Ey evlat! Sağlam ol; açık sözlü ve iyi olursun. Bir hüküm verir­ken için temiz olursa konuşman güzel olur; yaptığın işler iyi olur. İçi­ni temiz tutarsan dışın da hoş olur. Bütün selâmet, HAKK'a tâattedir. Tâat ise, ALLAH'ın emrini tutmak ve yasak ettiğini yapmamaktır. Ay­rıca, ALLAH'ın vermiş olduğu bütün emirlere boyun eğmek, emri dâhi­lindedir. ALLAH'ın emirlerine koşana ALLAH yardım eder. O'nun tâatine koşana bütün yaratılmışlar yardımcı olur.


Gavsu'l-Âzâm Abdulkadir Geylâni (k.s.)
İlahi Armağan

_________________
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيم

O Peygamber, inananlara kendi canlarından daha yakındır..…

Ahzâb Sûresi, 6


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 196 mesaj ]  Sayfaya git Önceki  1 ... 4, 5, 6, 7, 8  Sonraki

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 4 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye