Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 17 Ağu 2018, 09:04

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 7 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: BEDEN SAĞLIĞI!....
MesajGönderilme zamanı: 15 Eki 2008, 13:33 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 03:00
Mesajlar: 8639
Konum: BURSA
Bu konuyu facebook'ta paylan!
Peygamberimiz Resulallah sav Efendimiz; her hastalığın tedâvisinin mümkün olduğunu beyan etmiştir:

*Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Yüce Allah, şifasını vermediği hiçbir hastalık yaratmamıştır”
(Buhari, tıp Hadis 7/12)


*Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ey Allah'ın kulları tedavi olunuz! Çünkü yüce Allah, ölüm ve ihtiyarlıktan başka şifasını vermediği hiçbir hastalık yaratmamıştır”
(İbni Mâce, tıp Hadis 3436)
.




SİRKENCÜBİN

Bir selçuklu içeceği olan sirkencubinin tarifini ben vermiyorum Mevlana veriyor.

MEVLANA'DAN TARİF
Sirkencübin tarifi, Mevlana tarafından verilen ender tarifelerden.
4 tatlı kaşığı bal,
4 tatlı kaşığı üzüm sirkesi,
4 bardak su.
Bütün malzeme karıştırılıp içiliyor.
Midevi ve sağlıklı bir içecek. İlginçtir kaynaklarda kahvenin 15-16. yüzyıllarda İstanbul'a geldiği belirtilir; oysa 13. yüzyılda kahvenin Konya'da kullanıldığı Mesnevi, Divan-ı Kebir ve diğer eserlerde görülmektedir.

Sirkencubini bende net aracılığıyla tanıdım ve nette sirkencubin hakkında bulduğum bazı yazıları aktarıyorum

sirke ve baldan hazırlanan şerbettir kendileri, içinizi ısıtır, hoş bir tad bırakır damağınızda. mevlevi mutfağında ayrı bir yeri vardır. hz. mevlana'da mesnevi'sinde şöyle der "bal sirkeden az olursa sirkencübin olmaz." arife bir işaret yeter der eskiler....

müntahab-i şifa'ya göre yerakan (sarılık), taun (veba) ve nikris (gut vb.) tedavisinde kullanılan ilaç. yâdigâr-ı ibn-i şerif'e göre sade olanı şekerle veya balla hazırlanıyor. ballı olanın hazırlanışı: iki yüz dirhem bala iki yüz dirhem su ilave edilir. kaynatıp köpüğü alınır ve koyulaştırılır. yirmi beş dirhem sirke azar azar karıştırarak ilave edilir. (metinde tam açıklanmıyor, ama bu arada karışım kaynamaya devam ediyor zannımca.) sonra su gidip bal kalıncaya kadar kaynatmaya devam edilir. (yani karışımın miktarı eklenen su miktarı kadar azalınca, 200-225 dirhem miktarına inince ateşten indiriliyor.) kullanılacağı zaman karışımın bir kaşığı dört kaşık su içinde ezilerek kullanılıyor. sade sirkencübinden başka, bezûrî (raziyane tohumu, kereviz tohumu ve anason ile hazırlanan), sefercelî (ayva ile hazırlanan), rummânî (narla hazırlanan) gibi başka türleri de mevcut.



klasik tıpta sirke ve baldan hazırlanan bir ilaç. terim farsça sirke ve encübîn (=bal) kelimelerinden meydana gelmektedir. iskencebin gibi farklı şekillerde de yazılabilmektedir. hipokrat'ın en sık tercih ettiği ilaçlardandır. batı dillerindeki karşılığı oxymeldir.

BİRLİKTE DEVAM EDELİM İNŞAALLAH

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 15 Eki 2008, 14:21 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10733
canım bu güzel katkınız ne kadar yerinde ve bereketli..
çünkü sirkeyi sevgili Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz övmüştür..
şifâsı açık ve çoktur..
derviş katığıdır..


ـ3941 ـ1ـ عن جابر رَضِىَ اللّهُ عَنْه: ]أنَّ رَسُولَ اللّهِ # سَألَ أهْلَهُ ا‘دْمَ، فقَالُوا: مَا عِنْدَنَا إَّ الخَلُّ فَدَعَا بِهِ، فَجَعَلَ يأكُلُ وَيَقُولُ نِعْمَ ا“دَامُ الخَلُّ، نِعْمَ ا“دَامُ الْخَلُّ. نعْمََ ا“دَامُ الْخَلُّ[. أخرجه الخمسة إ البخارى .

Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: " Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) ailesine katık sormuştu. "Yanımızda sirkeden başka bir şey yok!" dediler. Aleyhissalâtu vesselâm onu istedi ve gelince yemeye başladı. Hem yiyor, hem de: "Sirke ne iyi katık! Sirke ne iyi katık! Sirke ne iyi katık!" diyordu."

[Müslim, Eşribe 166, (2052); Ebû Dâvud, Et'ime 40, (3820, 3821); Tirmizî, Et'ime 35, (1843); Nesâî, Eymân 21, (7, 14).]

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 15 Eki 2008, 15:42 
Çevrimdışı
Aktif Üye
Aktif Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 01 Ağu 2007, 03:00
Mesajlar: 133
Konum: İstanbul/TURKİYE
Resim
GİLABURU

Gilaburu endemik bir bitki her yerde yetişmiyor doğal olarak türkiyede sadece Kayseride yetişiyormuş..

Gilaburu (Viburnum opulus), Adoxacea familyasından kırmızı renkli, nohut büyüklüğünde bir meyve veren ağaç türü. Daha ziyade Kayseri ve civarında yetişir. Bol miktarda su ile yetiştirilir. Acımsı bir tadı vardır. Gilaburu, suyu sıkılarak tüketilir. Bol miktarda şeker karıştırılarak içilen gilaburu suyunun böbrek taşı rahatsızlığına iyi geldiği söylenir.

Dİspacales (Rubiales) takımının Caprifoliaceae (Hanımeli) familyasından olan Gilaburu bitkisinin gövde,kabuk ve meyveleri farmakolojide geniş bir kullanım alanı bulmaktadır.Gilaburu üzerinde yapılan bir çalışmada bitkinin gövdesinde,kabuğunda ve neyvelerinde saptanan bazı bileşikler aşağıdaki tabloda verilmiştir.(Anon.,2003b;Bolat ve Özcan,1995).Tabloda belirtilen bileşiklerin yanı sıra,gilaburu ayrıca vitamin K,viburnin,isovalerianik asit,salisin,salik asit ve reçine de içermektedir


Alıntı:
Gilaburu Bitkisinde Bulunan Bazı Bileşikler (mg/kg)

BİLEŞEN KABUK GÖVDE MEYVE
Ursolik asit - - +
Valerianik asit - + -
Klorojenik asit - - +
Sinamik asit - - +
B-Sitosterol - - +
Tanen - - 30.000
Pektin + - 50.000
Protein 86.000 - -
Arbutin - + -
Viopudial + - -
Demir 880 - 3.42
Magnezyum 3.110 - 60.78
Silikon 99 - -
Fosfor 650 - -
Potasyum 7.360 - 2473.8
Kalsiyum 23.540 - 60.35
Sodyum 184 - 402.62
Bakır - - 0.86
Çinko 17 - 5.0



Gilaburunun diğer aktif bileşenleri ise hidrokinonlar,arbutin,metilarbutin,skopoletin ve skopolin gibi kumarinler ile tanenlerdir.(Anon.2002b;Anon.2002c;baytop 1963,1984;Demircan 1998).

GİLABURU suyunun böbrekte oluşan kum ve taşları eritici özelliğinin de olduğu bildirilmektedir.Anadolu'da safra ve karaciğer hastalıklarının tedavisinde de bu bitkiden yararlanılmaktadır.
Gilaburuda bulunan galaktoz,arabi-noz ve ramnoz gibi bazı şekerlerin bağışıklık sistemini uyaran bir etkiye sahip oldukları tespit edilmiştir.Bunlar,fagozitik indeks ve peritonal makrofajlarla lizozomal enzimlerin salgılanmasında etkilidirler.Gilaburudaki asidik polisakkaritlerin uyarıcı etkilerinin olması için kalsiyum iyonlarına ihtiyaç duyulmaktadır.(Ovodova et.al,2000)

Gilaburu meyvesinin bileşimindeki bazı unsurlar kuşburnu ve alıç gibi bazı yabani meyvelerle karşılaştırılmıştır.
Buna göre gilaburu,kuşburnu ve alıçta potasyum sırasıyla 2473.80 mg/kg,4203 mg/kg;sodyum ise 402.62 mg(kg,18 mg/kg ve 23 mg/kg kadardır (Bolat ve Özcan,1995).

Gilaburu,kuşburnu ve alıçta sırasıyla indirgen şeker %5.83,%15 ve %4.9;Ham selüloz ise %19.86,%2.80 kadardır (Bolat ve Özcan,1995).Meyve sularında portakaldan 5-10 kat fazla oranda askorbikasit (C vitamini) bulunması dikkat çekicidir.
Harward Medicine School'da yapılan ve The New England Journal of Medicine'de yayınlanan çalışmada günde 250 gram gilaburu suyu tüketiminin sağlık üzerinde olumlu etkilerinin olduğu belirtilmektedir.Üriner enfeksiyonlar ile kanser tümörlerindeki azalmaların gilaburuda bulunan antioksidan maddelerle olan ilgisi üzerindeki çalışmalar ise halen devam etmektedir.

Gilaburunun gövde ve kabuklarından elde edilen sıvının dahili ve harici kullanım alanları vardır.Hafif astım,epilepsi nöbetleri,yüksek tansiyon,bazı kalp rahatsızlıkları,kramplar,mentrüel sancılar,kabakulak,doğum sonrası sancıları,uyku bozuklukları,romatizma ve bazı sinir rahatsızlıklarında dahili olarak,egzama gibi bazı cilt problemlerinde ise harici olarak kullanılmaktadır.Diğer bir kullanım alanı da kramplar ve mentrüel sancılardır.Kasın gevşemesini sağlayan bileşenin "viopu-dial" olduğu düşünülmektedir.Gilaburuda bulunan valerik asit bitkiye valerian (teskin edici) bir koku vermektedir.

Gilaburu meyvesinin çekirdek ve pulplarında önemli oranda sterol bulunmaktadır.Gilaburu çekirdeklerinin espartik asit,treonin,serin,glutamik asit,prolin,glisin,alanin,valin,lösin,izolösin,trozin,fenialanin,histidin,lisin ve arjinin olmak üzere toplam 15 farklı aminoasit içerdiği belirlenmiştir (Karimova et.al 2000).


İNŞAALLAH BU FAYDALI BİLGİLERDEN HEPİMİZ ALLAH(C.C.) İZNİYLE YARALANIRIZ.....ALLAH ŞİFALAR VERSİN HEPİMİZE...

AMİN.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 18 Eki 2008, 02:48 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 03:00
Mesajlar: 8639
Konum: BURSA
Nisa77 CANım GİLABURUyu hiç duymamıştım bilgilendik çok sağolasın var olasın.



SİRKEnin Sağlığa faydaları;

-Kalp kasları dahil tüm kas yapısı güçlenir
-Hazmı kolaylaştırır
-Mide hararetini giderir
-Safrayı keser, safra rahatsızlıklarını giderir, akıntıları düzenler
-Diş etlerini ve diplerini düzeltir, onarır, mikroplardan arındırır
-Sirke ve bal ile hazırlanan preparatlar kolestrolü düşürür
-Nezle ve soğuk algınlığına sirkeli sıcak su ile buğu yapılabilir
-Ateşi düşürür
-Hemoroit için sirke katkılı sıcak su banyoları önerilir
-Ergenlik sivilcileri için her yemekten yarım saat önce 1 tatlı kaşığı elma sirkesi eklenmiş ılık su tavsiye edilir
-Varise iyi gelir
-Ekzema ve yaralara sürülürse kısa sürede iyileşme sağlanır
-Sirke ile sinameki kaynatılırsa saçların dökülmesini önler

Ev bakımında; -Mikroplara karşı etkili
-Cam ve aynada iz bırakmıyor
-Lekeleri çıkartıyor
-Krom, bakır ve pirinç parlatıyor

Yemeklerde; -Eti yumuşatıyor
-Sebzelerin ömrünü uzatıyor

Çamaşır yıkarken;
-Renkleri koyulaştırıyor
-Beyazlarda parlaklık sağlıyor
-Deodorant lekelerini çıkarıyor
-Ütülemede oluşan parlaklıkları gideriyor

Mutfakta;
-Porselenlere parlaklık veriyor
-Tencerelerin ömrünü uzatıyor
-Ovmaya gerek kalmadan fırını temizliyor
-Kötü kokuları yok ediyor

Vücut bakımında;
-Tazelik verici bir banyo toniği kabul ediliyor
-Kepeklere karşı son derece etkili
-Arı sokmalarını tedavi ediyor
-Su kaçarsa kulağa damlatılıyor
___________________________
Haber: Yasemin YURTMAN

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 20 Eki 2008, 10:17 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 03:00
Mesajlar: 8639
Konum: BURSA
Mikroorganizmalar ile Gelen Şifa Kaynağı: Sirke



Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: ''Ya Rabbi, sirkeye bereket ver. Sirke, ne güzel nimettir. Benden önceki enbiyanın katığı da sirke idi. Sirke olan evin, başka katığa ihtiyacı yoktur.''

Hadis-i Şerif [İbn-i Mace]


Üzerinde binlerle mikroorganizma yaşamayan bir toprak parçası, havada bir toz, bir su damlası ve hatta hiç bir insan kılı mevcut değildir. Mikroorganizmalar, diğer hayvan ve bitkiler gibi canlı mahluklar olmakla birlikte, bunların insanlara zararlı veya faydalı olmak gibi bir gayeleri yoktur. Bunların yegane gayeleri, her canlı da olduğu üzere yaşama arzusu olmakla birlikte, insanoğlu için sağladıkları yararlar inkâr edilemez. Bir önceki konumuzda, sütten yoğurdu oluşturan iki mikroorganizma Lactobacillus bulgaricus ve Streptococcus thermophilus ile başlamıştık, "adı küçük" canlıların marifetleri arasındaki yolculuğumuza. Yolculuğumuz, bu yazımızda hazmı kolaylaştırıcı ve iştah açıcı etkisinden dolayı bir çok yemek ve salatada çeşni olarak kullandığımız sirkenin oluşumu ve bu oluşum sürecine katılan mikroorganizmalar ile devam edecek.

Sirke, oluşum süreciyle ibrete haiz bir besin maddesidir. Sirkenin oluşum süreci iki aşamalı gerçekleşmektedir. Vurgu yapmaya değer nokta şudur ki, birinci aşamada insanoğlu için damlası zehir sayılan etil alkol oluşmakta, bunu takip eden ikinci aşamada ise bir çok meşhur hadis-i şerifte kendisinden övgü ile söz edilen, tabii bir ilaç olarak nitelendirilebilecek sirke teşekkül etmektedir. Sirkenin ayrıca mikroorganizmaları öldürücü özelliği bilinmektedir.

Oluşumun birinci aşamasında, etkin olan mayalar Saccharomyces cinsi mayalar olup, bu mayalar başlıcaları üzüm ve elma olmak üzere çeşitli yaş ve kuru meyvelerde (incir, armut vb.) ve maltta (çimlenmiş arpa) bulunan şekerleri etil alkole (etanola) dönüştürürler ki, bu dönüşüm mutlak oksijensiz (anerobik) bir ortam gerektirmektedir. Bu reaksiyon kimyasal olarak aşağıdaki şekilde özetlenebilir:
C6H12O6 + 2 CO2

C2H5OH (Etil alkol)
İkinci aşamada ise çeşitli Acetobacter spp. türleri, kendileri için en uygun sıcaklık derecesinde (28 - 30 °C civarlarında) ve oksijen varlığında (hava ile temas eden bir ortamda) etil alkolü, asetik aside parçalarlar. Bu reaksiyonu da kimyasal olarak şu şekilde özetleyebiliriz:
C2H5OH + O2

CH3COOH (Asetik asit) + H2O

Sirke'nin "sirke" olarak nitelendirilebilmesi için içerdiği asetik asit miktarının en az % 4 olması gerekmektedir. Sirke üretiminde yaygın olarak kullanılan Acetobacter spp. (Acetobacter acetogenum, Acetobacter curum vb.) türlerinin yanında, Gluconobacter türleri de kullanılabilir. Sonuçta başlangıçta kullanılan meyve ve kullanılan bakteriye göre değişik aroma ve lezzetlerde sirke oluşur.

Geleneksel sirke üretiminde, meyve suyunda önce alkol fermentasyonu gerçekleştirilir ve ortamdaki alkol oranı % 11 - % 13 düzeylerine çıkar. Bunu takiben oluşan etil alkol, asetik asit bakterileri tarafından asetik asite parçalanırlar. Bu yöntemle sirke üretimi oldukça yavaş gerçekleştiğinden ve oluşumun ilerleyen seviyelerinde yüzeyde bazı maya ve küflerin gelişmesine yol açacağından ve sirkenin lezzetini bozacağından pek tavsiye edilmez. Bir diğer metot, etil alkole dönüşmüş meyve suyunu içeren sıvının kazana konup, üzerine aktif sirke bakterisi içeren sirke ilavesini kullanır ki bu metot yavaş metot olarak bilinir. İlave edilecek sirke toplam hacmin üçte biri kadar olmalıdır.
Gelelim, yazımızın başında doğal şifa kaynağı olarak nitelendirdiğimiz

sirkenin bazı yararlarına:
(1) Sirke, ateş düşürücü, vücuda sakinlik ve ferahlık verici en zararsız maddedir.
(2) Ferahlatıcı kokusu sayesinde, baygınlıklarda hastayı uyandırıcı tesire sahiptir.
(3) Kanı sulandırır.
(4) Safrayı keserek, safra akıntısını düzenler.
(5) Kanamaları kısa zamanda kestiği bazı kaynaklarda belirtilmektedir.
(6) Hıçkırıkların giderilmesine yardım eder. (Sirke suyuna batırılmış bir parça şeker, yavaş yavaş emilir.)
(7) Sirke ile yapılacak gargara diş etlerini ve dişleri sağlığa kavuşturur.
(8) Sinemekiyle kaynatılıp içildiği takdirde, kabızlığa iyi geldiği kaynaklarda geçmektedir.


Alıntıdır

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 07 Eyl 2009, 04:40 
Çevrimdışı
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24 Mar 2008, 03:00
Mesajlar: 487
Hocamında buyurduğu gibi ''DERVİŞ KATIĞI''nı bizlerle paylaştığınız için çok teşekür ederim...İyiki varsınız

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: BEDEN SAĞLIĞI!....
MesajGönderilme zamanı: 02 Ağu 2014, 12:55 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 03:00
Mesajlar: 8639
Konum: BURSA
ELMA SİRKESİ

Hakiki sirkeyi herkes mutlaka evde bulundurmalı, hem yemek amaçlı hem de eski tıp hekimlerinin kullandığı gibi acil durumlar için! Peki, eski hekimler hangi hastalıkları sirke ile tedavi etmişler? Prof. Dr. Ayten Altıntaş sorularımızı cevapladı.
Rumeli kökenli bir ailenden gelmiş olmak, beslenme alanında çok önemli bir konuda doğru bilgi ve tecrübe sahibi olmama vesile oldu. Her yıl kurulan turşular, yaz aylarında yaptığımız sirkeler… Her ne kadar çocukluğumda sirke sineklerine karşı savaş ilan etmiş olsam da, onların faydalarını ve sirke yapımında önemli görevlerini öğrendikten sonra onlarla barıştım. Artık sirke sinekleri ile aramızda tatlı bir muhabbet ve sevgi var, onlar kıymetli sirkelerimin büyük emektarları…
Sirkeden böyle tatlı tatlı bahsederken, etrafımda bulunan ve “hakiki” sirkenin tadını bilmeyenlerin bir anda ekşiyen surat ifadeleriyle karşılaşıyorum. Belki kendilerince haklılar! Çünkü market raflarında bulunan fabrikasyon sirkenin tadı ve kokusundan sonra kim olsa aynı tepkiyi verir. Peki, hakiki sirke ile günümüzde market raflarında satılan sözde doğal sirke arasında ne fark var? Eski tıp hekimleri sirkeye neden çok önem veriyorlardı? Sirke hangi hastalıkların ilacı? Neden her evde mutlaka hakiki sirke bulunmalı?
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ayten Altıntaş, sorularımızı cevapladı.
Hakiki sirke, geleneksel beslenme kültürümüzde sofraların baş tacı, İbn-i Sina gibi eski hekimlerin de sirkeyi ilaç olarak kullandığını görüyoruz. Eski tıpta neden sirkeye çok önem veriliyor?
Yazılı kaynaklardan elde ettiğimiz bilgilere göre, eski tıpta çok önemli bir yere sahip olan sirke, hem ilaç hem de ilaçların önemli bir malzemesi olarak kullanılmış. Günümüzde şurup, hap veya kapsül şeklindeki ilaç kullanımı, eski tıpta daha farklı idi. İslamiyet’ten önce şarap veya sirke kullanılarak ilaç yapılıyordu.
İlaç etkisi olan bitki, “sirke” ya da “şarap” içinde kaynatılıyor veya bir tülbent içine konularak etken maddesini bırakması için yine sirke ya da şarap içinde bekletiliyordu. Birinci yüzyıldan, sekizinci yüzyıla kadar ilaç yapılışı böyle devam ediyor ancak İslamiyet’in yayılması ile birlikte sekizinci yüzyıldan itibaren “İslam Tıbbı” ağır basıyor, şarap yasaklanıyor, ilaç yapımında “şeker” devreye giriyor. İslam âlimleri şekerin ilacı hızla kana iletme özelliğini keşfediyor ancak sirke önemini hiç kaybetmiyor. Tüm evrensel tıpta sirke kullanımı hep devam ediyor. Şeker devreye girdikten sonra sirkenin ilaç malzemesi olarak kullanımı azalıyor, ancak tek başına ilaç olarak kullanılmaya devam ediyor.
Bu bağlamda “sirke tek başına ilaç” diyebilir miyiz?
Eski tıbba göre evet.
Peki, hangi hastalıkların tedavisinde sirke kullanılmış?
Eski tıpta sirke genellikle iki ayrı şekilde kullanılmış, birincisi dâhilen yani içilerek, ikincisi haricen cilde sürülerek. Ayrıca, bazı ilaçların sirke ile karıştırılarak hastaya verildiğini görüyoruz.
Eski hekimlerin kullandığı en önemli sirke üzüm sirkesi, o zamanda yetiştirme üzüm ve dağ üzümü olmak üzere iki farklı üzümden doğal fermantasyon yöntemi ile sirke yapmışlar.
Diğer meyveleri kullanmamışlar mı?
Ağırlıklı olarak üzüm sirkesi yapmışlar. Ancak günümüzde antioksidan etkileri bilimsel olarak kanıtlanan elma, nar, vişne gibi meyvelerin önemli özellikleri eski tıp kitaplarında da ön plana çıkıyor. Bu gibi meyvelerden de sirke yapılabilir…
Sirkeyi içtiğimiz zaman vücudumuza nasıl etki ediyor?
Eski tıpta balgami mizaçlılara sirke tavsiye edilmiyor. Ancak safravi mizaçlılar için çok faydalı olduğu belirtiliyor. Eski hekimler insanların yüzüne bakarak mizaçlarını anlarlarmış. Balgami mizaçlılar soluk beyaz benizli, safravi mizaçlılar ise sarı veya kara sarı benizli olarak ifade ediyorlar.
Eski tıp kitaplarındaki bilgilere göre;
• Sirke safrayı giderir,
• Yemek iştahını keser,
• Hazmı kolaylaştırır,
• Vücudu zayıflatır
• Müzmin öksürük ve nefes darlığında faydalıdır,
• Zehirlenmelere karşı ısıtılarak içilir.
Sirke yemekle beraber veya yemeklerden sonra alınırsa hazmı kolaylaştırıcı etkisi bulunuyor. Günümüzde salataya sirke koyularak tüketiliyor, bu da çok doğru bir yöntem. Eski tıbba göre salatalar hazmı zor yiyeceklerdir, bu sebeple o dönemde mide sağlığı için yiyecekler genellikle pişmiş olarak tüketilmiş. Meyveler de genellikle hoşaf olarak kullanılmış.
Vücudu zayıflatıyor
Sirke safrayı azaltır, iştahı keser ve vücudu zayıflatır. Yemeklerden önce bir miktar sirkeli su içmek iştahı kesiyor çünkü safrayı azaltıyor. Sirke vücuda alındığı zaman karaciğer safra imal etmiyor. İştahın çok olması vücutta safranın çok olduğunun işareti! Safra yapıcı gıdalar tüketildiği zaman karaciğer safra üretip öd kesesine gönderiyor, öd kesesi de mideye gönderiyor ve midede açlık hissi uyanıyor. Yedikçe açlık hissi uyandıran hazır gıdaların çoğunu safra üretici olarak örnek gösterebiliriz.
Eski tıbba göre zehirlenmelerde sirkeyi ısıtarak içmek gerekiyor. Sirkenin serinletici özelliği vardır. Herhangi bir gıdadan veya bitkiden zehirlendiğini hisseden insanlar sirkeyi ısıtıp ılık olarak içmesi gerekiyor sade içemeyenler su ile karıştırabilir. Yeni yapılan bir sirkeyi sade olarak içebilirler ama bekletilmiş sirke çok keskin olduğu için çok yakabilir bu yüzden keskinleşmiş sirkenin su ile karıştırılmasında fayda var.
Müzmin öksürük ve nefes darlığında eski hekimler sirkenin faydalı olduğunu ifade etmişler her ikisi de akciğerle ilgili yani eski tıbba göre sirkenin akciğerler üzerinde olumlu etkisinin olduğunu söyleyebiliriz.
Cilt sorunlarında “başucu” ilacı: SİRKE
Cilt sorunlarında nasıl bir etkisi var?
Eski tıpta, cilt sorunlarında “başucu” ilacı olarak sirke kullanılmış. O dönemde pamuk veya yün sirkeye batırıldıktan sonra sorunlu bölgenin üzerine koyularak, cilt hastalıkları tedavi edilmiş.
Eski hekimler, morarma ve şişme gibi problemlerde özellikle şiş ve ödem olan yerlerde, şişmeyi önleyici ve giderici olarak sirkenin çok faydalı olduğunu belirtiyor.
Sirke, kanayan yaralarda hem kanamayı durdurucu hem de iltihap kurutucu özelliği vardır.
Yaramaz çıbanlarda fayda eder.
Kaşıntıyı giderir.
Böcek ve arı sokmasında da, ısırılan bölgeye hemen sirke sürülüyor.
Ateş yanıklarında hemen sirkeli bez sarılıyor.
Uyuz, kaşıntı, abraşlık (alaca ve baras) hastalıklarında da sirke faydalıdır.
Kangrenin ilerlemesini engeller.
Dolamaya faydalı
Bitlenmeye karşı da sirkenin olumlu etkisi bulunuyor.
Gözaltı şiş ve morluklarında bal ve sirke karıştırılarak kullanılıyor.
Soğuk etkili ilaçlar da sirke ile karıştırılarak kullanılıyor.
“Diş temizliğinde sirke kullananların ölene kadar dişlerle ilgili problemi olmaz”
Eski tıp hekimlerinin hemen hemen hepsinin tekrar ettiği konu, sirkenin dişlere olan etkisi. Bu konuyu bütün eski tıp kitaplarında görmek mümkün. Bu kitaplarda yer alan bilgilere göre, sirke sallanan dişleri kuvvetlendirir,
• Çürüklere mani olur
• Ağız kokusunu giderir
• Ağız ve diş temizliğinde sirke kullananların dişleri çürümez ve dökülmez.
• Hekimler, “Diş problemi yaşamak istemiyorsanız bal ve sirkeyi karıştırın” diyorlar.
Peki, bunu günümüzde uygulamak istersek ne yapmalıyız?
Doğal fermantasyon sirkeyi sade olarak veya balla karıştırıp, dişlerinizi hergün düzenli olarak bu karışımla fırçalayabilir ve eskilerin yaptığı gibi ağzınızda çalkalayarak yani gargara yaparak uygulayabilirsiniz.
Sirke ayrıca kulakta oluşan çınlama, uğultu ve ağrı durumlarında da faydalı. Eski tıp, kulakta çınlama ve uğultu için, kulağı sirkenin buharına tutarsan bu şikâyetlere mani olur diyor. Eski hekimler, kulakta oluşan kurtçuk, parazit, iltihap ve akıntıyı kulağa sirke damlatarak tedavi etmişler.
Atalarımız sirkeyi doğal fermantasyon yöntemi ile yapmışlar. Tabi doğal fermantasyon uzun zaman alan bir yöntem. Günümüzde yapay asit katılarak hızlandırılmış fermantasyon yöntemi, asetik asit ve koruyucu kimyasal katkılarla 24 saatte üretilen mamul, sirke niyetine satılıyor ve hem ağır kokusu hem de yakıcı tadı ile kullananlara itici geliyor. Hatta birçok insan hakiki sirkenin tadını bilmiyor diyebiliriz.
Günümüzde fabrikasyon yöntem ile üretilmiş sirke için eski tıbbın söyledikleri geçerli mi?
Hayır. Sirke rafa girdiği zaman mertlik bozuldu, çünkü sirke canlı bir madde. Günümüzde market raflarında satılan sirkelerin büyük çoğunluğu “sirke asidi” ile yapılıyor. Bunlar çok kısa zamanda fabrikasyon yöntemler ve kimyasal katkılarla üretilmiş sadece adı sirke olan mamuller. İnsan sağılığı üzerinde faydadan çok zararı olabilir!
İnsanlar neden doğal fermantasyon yani hakiki sirke kullanmalı?
Hakiki sirke, sirke bakterilerin yaptığı sirkedir. Bu inanılmaz faydalıdır. Hakiki sirke taze meyvelerin sıcak ortamda doğal fermantasyonu ile oluşur. Uzun zaman içinde ve emekle oluşan hakiki sirke inanılmaz faydalı özelliklere sahiptir. Eski hekimler bu sebeple yıllanmış sirkeyi hem ilaç, hem ilaç malzemesi, hem içecek, hem de yemek malzemesi olarak kullanmışlar.
Hakiki sirkeyi herkes mutlaka evde bulundurmalı, hem yemek amaçlı hem de eski tıp hekimlerinin kullandığı gibi acil durumlar için!
Son zamanlarda alanında uzman birçok hekim sebzeleri, özellikle de çiğ olarak tüketilen ve salatada kullanılan yeşilliklerin sirkeli suda yıkanmasını tavsiye ediyor. Peki, bunun için fabrikasyon sirkeyi kullanmak uygun olur mu?
Sirke, sebzelerde ve yeşilliklerde bulanan, insan sağlığına zararlı bakterileri öldürdüğü ve üzerindeki kimyasal atıkları da temizleme özelliğine sahip olduğu için tabiî ki kullanılmalı. Ancak doğal yani hakiki sirke diye tanımladığımız sirke bu özelliklere sahip olduğu için sebzeleri temizlerken de mümkünse doğal fermantasyon sirke tercih edilmeli. “Yapay” sirke asidi ile yapılan sirkeler hiçbir zaman ve hiçbir yerde “hakiki” sirkenin etkilerini göstermez.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 7 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
Powered by phpBB® Forum Software © phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye