Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 10 Ara 2018, 17:28

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 6 mesaj ] 
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 29 Mar 2018, 18:21 
Çevrimiçi
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10879
Bu konuyu facebook'ta paylan!
ResimKELÂMuLLAHta ve RASÛLULLAHta ZÜHD-TAKVÂ-VERÂ.:

ZüHD NEdir?.:

ZüHD; Dünyaya rağbet etmemek. Nefsâni zevk ve arzudan kendini çekerek ibâdete vermek.
ZÜHD; İsteksizlik, rağbetsizlik, aza kanaat. Terim olarak, dünyaya ve maddî menfaate değer vermemek, çıkarcı, menfaatperest ve bencil olmamak, kalpte dünya ve çıkar kaygısı taşımamak, kanaatkâr olmak demektir. "Elde olan dünyalığa sevinmemek ve elden çıkana üzülmemek, elde bulunmayan şeyin gönülde de bulunmamasıdır" şeklinde de tarif edilir.

Zühd sâhibi olanlara; zâhid denilir. Zühd, dünyayı tamamen terk edip çalışmayı bırakmak, dünya ni’metlerine sırt çevirip, kuru ekmek yiyerek aba giymek değil, lezzet verici şeyleri azaltmak, onlara dalmamaktır. Başka bir ifadeyle: “Âhireti unutup, dünyaya esir olmamaktır.” (Süleyman Uludağ, Kuşeyrî Risâlesi, 252 vd).

Hz. Peygamber, zühdün; helâllara haram kılmak veya malı telef etmek değil, elde olana güvenmemek olduğunu bildirmiştir (Tirmizî, Zühd 29; İbn Mâce, Zühd, 1).

ALLAH celle celâlihu, kullarının yararlanması için çeşit çeşit ni’metler yaratmış, dünyayı güzellik ve lezzetlerle donatmıştır. Bunlardan yararlanmak herkes için olduğu gibi müslüman için de tabiî bir haktır. Ancak, müslümanın dikkat etmesi gereken husus, dünya ni’metleri ve zevklerinden istifade etmek için, meşru olmayan yollara sapmamak, israf etmemek ve haramlara dalmamaktır. Müslüman meşru sınırlar içerisinde dünya ni’metlerinden istifade ederken âhireti hiç bir zaman unutmamalı, asıl zevk ve ni’metlerin orada olduğunu bilmelidir. Kısaca, âhireti unutup, dünyaya gönül vermemelidir.

Zühd genelde üç kısma ayrılır:
a-) Haramları terketmek: Zühdün, bu türünün bütün müslümanlarda bulunması gerekir. Herkes için farzdır.
b-)Helâllardan, gerekli olmayanları terketmek: Bu kullukta ileri derecelere ulaşanlarda bulunur.
c-) Allah'la meşgul olmayı engelleyen her şeyi terketmek: Bu da, "ârif ' denilen Allah'ı tam bilip ona itaat eden kullara ait olan zühddür (Süleyman Uludağ, Kuşeyrî Risâlesi, 256).
d-) Dünyadan, Halktan, Haram ve şüphelilerden yüz çevirmektir

ZüHD-ü KaLB: Kalben dünyaya değil, Allah rızasına müteveccih olmak. Kalbin dünya alâkalarından kesilmesi.
ZÂHiD: (Zühd. den) Tas: Borç olan ibadetlerden, aslî vazifelerden başka dünya süs ve makamlarından feragat eden kimse. Sofi. Müttaki. Zühd ve perhizkârlıkla muttasıf..

ZÜHD, üç türlüdür:
1-) Câhilin zühdü, haramlardan uzaklaşmak,
2-) Âlimlerin zühdü, helâl olanların fazlasından sakınmak,
3-) Âriflerin zühdü, ALLAHu TeÂLÂ’yı unutturan her şeyi terk etmektir.
(İmam-ı Ahmed HanbeLî)

Zâhid; Arapça, takdir ve tahmin eden rağbet etmeyen gibi çeşitli anlamları olan bir kelimedir. Kur'ÂN-ı Kerîm'de sadece bir yerde, Yûsuf aleyhisselâm'ın satılması konusunda geçen bu kelime, Yûsuf aleyhisselâm'ın satın alımı konusunda insanların rağbetsiz olduğunu gösteren bir mânâya sâhibdir.
Zâhid; Kur'ÂN-ı Kerîmde 1 âyette geçmektedir.:


وَشَرَوْهُ بِثَمَنٍ بَخْسٍ دَرَاهِمَ مَعْدُودَةٍ وَكَانُواْ فِيهِ مِنَ الزَّاهِدِينَ
Resim---"Ve şerevhu bi semenin bahsin derâhime ma’dûdetin, ve kânû fîhi mine’z- zâhidîn (zâhidîne).: Ve onu (Yusuf’u), az bir fiyatla, birkaç dirheme sattılar. Çünkü; ona karşı zâhidlerden idiler.” (Yûsuf 12/20)


Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem BUYrukLarında Zâhid’in ZüHDü o ki;


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Zühd, ALLAH’ın SEVdiğini SEVmek, SEVmediğini de SEVmemek ve dünyanın helâlinden de sakınmaktır. Zirâ dünyanın helâline hesab, haramına azab vardır. Kendine acıdığı gibi, bütün Müslümanlara da acımak, haram sözden kaçtığı gibi faydasız sözden de kaçınmak, çok mal ve ziynetten ateşten kaçar gibi kaçmak ve dünyada emelini kısa tutmak zühddür.” buyurdu.
(Deylemî)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “ALLAHu TeÂLÂ, bir kuluna hayır murad ettiğinde onu dinde fakih, dünyada zâhid kılar ve ona ayıplarını görecek basiret verir." buyurdu.
(Beyhekî)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Dünyayı SEVmek, bütün hataların başıdır. Dünyadan sakınan, zâhiddir.”
buyurdu.
(Beyhekî, İbni Ebid-dünya, Hâkim, İ. Süyûtî)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Mütevazı olmayan zâhid olamaz.” buyurdu.
(Taberânî)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Dünyada zâhid olanı görürseniz, ona yaklaşın, çünkü o hikmet saçar.” buyurdu.
(Ebu Ya'lâ)


Zâhid; kendisini dünyadan çeken ve dinî hayata veren âhirete yönelen kişiler için kullanılır bir tâbirdir.


Harabatı görenler her biri bir hâletin söyler
Safâsın nakleder rindân, zâhid sıkletin söyler..
Koca Râğıb Paşa

Harabat: Harabeler. Viraneler. Meyhâneler.
Hâlet: Suret. Hâl. Keyfiyet.
Safâ: Gönül şenliği, eğlence. Duru olmak, itmi'nan ve meserret üzere olmak. Temiz, sâfi olmak..
Rindân: f. Kalender. Aldırışsız, dünya işlerini hoş gören. Lâübali meşreb feylesof. Bâtını irfan ile müzeyyen olduğu halde zâhiri sâde görünen hakîm. Dış görünüşü laübâli olduğu halde, aslında kâmil olan kimse.
Sıklet: Ağırlık. Mânevi sıkıntı.


Gerçek ZÂHİDLik;
ALLAHu zü’L- CeLÂL’in, senin için KAZA’sında NÂSİB ettiği sana taksim ettiği maddî, manevî rızk için KADERinde KISMETin Olması için sebebe başvurup oLta atmaktır..
Çünkü, ALLAHu zü’L- CeLÂL’in, senin için NÂSİB ve KISMET ettiğini senin elinden Alacak ya da sana VEReBİLecek bir kimse asla yoktur..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 04 Haz 2018, 01:41 
Çevrimiçi
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10879
Resim TAKVÂ NEdir?.:

TAKVÂ;
Bütün günahlardan kendini korumak. Dinin yasak ettiğinden veya haram olduğunda şüphesi olan şeylerden çekinmek.

TAKVÂ;
Her NEFSin/KULun Bezm-i ELestte ALLAHu zü’L- CeLÂL’e VERDiği “RABBine KULLUK” İLK SÖZ/AHDine Sadık ve KAVİ/sağlam, metin, zorlu, kuvvetli, güçlü, varlıklı, zengin, sâlih, emin, mutemed OLuştur..


Kur'ÂN-ı Kerîmde MUTTAKîn.:

Muttâki: Ehl-i takvâ. İttika eden. Haramdan ve günahtan çekinen, kendisini/nefsini ALLAH celle celâlihu'nun sevmediği fenâ şeylerdan koruyan.
MUTTAKîn: (Mütaki. c.) Takvâlılar. Müttakîler.

Kur'ÂN-ı Kerîmde MUTTAKîn:
Bakara 2/2,66,180,194,241; ÂL-i İmrân3/76,115,133,138; A'râf 7/128; Tevbe 9/36,44,123; Hûd 11/49; Hicr 15/45; Nahl 16/30,31; Meryem 19/85,97; Enbiyâ 21/48; Furkân25/74; Şuarâ 26/90; Kasas 28/83; Sâd 39/28,49; Zümer 39/57; Zuhrûf 43/35,67; Duhân 44/51; Câsiye 45/19..


وَسَارِعُواْ إِلَى مَغْفِرَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَاوَاتُ وَالأَرْضُ أُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِينَ
Resim---"Ve sâriû ilâ magfiretin min rabbikum ve cennetin arduhâ’s- semâvâtu ve’l- ardu, uiddet li’l- muttekîn (muttekîne).: Ve Rabbiniz'den olan mağfirete ve genişliği yerler ve gökler kadar olan, muttekîler için hazırlanmış olan cennete koşun!” (ÂL-i İmrân 3/133)

هَذَا بَيَانٌ لِّلنَّاسِ وَهُدًى وَمَوْعِظَةٌ لِّلْمُتَّقِينَ
Resim---"Hâzâ beyânun li’n- nâsi ve huden ve mev’ızatun li’l- muttekîn (muttekîne).: Bu (âyetler), insanlar için bir açıklama ve bir hidayet ve takvâ sahipleri için bir öğüttür.” (ÂL-i İmrân 3/138)

إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ
Resim---"İnne’l- muttekîne fî cennâtin ve uyûn (uyûnin).: Muhakkak ki; takvâ sahipleri, cennetlerin içinde ve pınarlar başındadırlar.” (Hicr 15/45)

يَوْمَ نَحْشُرُ الْمُتَّقِينَ إِلَى الرَّحْمَنِ وَفْدًا
Resim---"Yevme nahşuru’l- muttekîne ilâ’r- rahmâni vefdâ (vefden).: O gün muttakileri (takvâ sahiplerini), Rahmân’ın huzurunda izzet ve ikramla haşredeceğiz (toplayacağız).” (Meryem 19/85)

وَأُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ
Resim---"Ve uzlifeti’l- cennetu li’l- muttakîn (muttakîne).: Ve cennet, takvâ sahiplerine yaklaştırıldı.” (Şuarâ 26/90)

إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي مَقَامٍ أَمِينٍ
Resim---"İnne’l- muttakîne fî makâmin emîn (emînin).: Muhakkak ki takvâ sahipleri, mutlaka emin makamlardadır.” (Duhân 44/51)

إِنَّهُمْ لَن يُغْنُوا عَنكَ مِنَ اللَّهِ شَيئًا وإِنَّ الظَّالِمِينَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ وَاللَّهُ وَلِيُّ الْمُتَّقِينَ
Resim---"İnnehum len yugnû anke minallâhi şey’â (şey’en), ve innez zâlimîne ba’duhum evliyâu ba’din, vallâhu veliyyu’l- muttakîn (muttakîne).: Muhakkak ki onlar, Allah’tan bir şey (emir) konusunda asla sana fayda veremezler. Muhakkak ki zalimler birbirinin dostudurlar. Ve Allah, takvâ sahiplerinin dostudur.” (Câsiye 45/19)


Resim Kur'ÂN-ı Kerîmde TAKVÂ.:

Bakara 2/197,237; Mâide suresi 5/2,8; Tevbe 9/108; A'râf 7/26; TâHâ 20/132;
Hacc 22/37; MuhaMMed 47/17; Fetih 48/26; Hucurât 49/3; Mücâdile 58/9; Müddessir 74/56; Şems 91/8; Alak 96/12..


وَلَقَدْ آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَقَفَّيْنَا مِن بَعْدِهِ بِالرُّسُلِ وَآتَيْنَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَأَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ أَفَكُلَّمَا جَاءكُمْ رَسُولٌ بِمَا لاَ تَهْوَى أَنفُسُكُمُ اسْتَكْبَرْتُمْ فَفَرِيقاً كَذَّبْتُمْ وَفَرِيقاً تَقْتُلُونَ
Resim---"Ve lekad âteynâ mûsâ’l- kitâbe ve kaffeynâ min ba’dihî bir rusuli ve âteynâ îsâbne meryeme’l- beyyinâti ve eyyednâhu bi rûhi’l- kudus (kudusi), e fe kullemâ câekum resûlun bimâ lâ tehvâ enfusukumustekbertum, fe ferîkan kezzebtum ve ferîkan taktulûn (taktulûne).: Andolsun ki, Biz, Musa’ya kitap verdik ve ondan sonra ardarda resûller gönderdik. Ve Meryem’in oğlu İsa’ya beyyineler (açık deliller) verdik ve onu Ruh’ûl Kudüs ile destekledik. Öyle ki, nefslerinizin hoşlanmadığı bir şeyle gelen resûle karşı, her defasında kibirlendiniz. Bu sebeple bir kısmını yalanladınız ve bir kısmını da öldürüyorsunuz.” (Bakara 2/197)

lâ tehvâ: Hoşlanmadınız..

وَسَارِعُواْ إِلَى مَغْفِرَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَاوَاتُ وَالأَرْضُ أُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِينَ
Resim---"Ve sâriû ilâ magfiretin min rabbikum ve cennetin arduhâ’s- semâvâtu ve’l- ardu, uiddet li’l- muttekîn (muttekîne).: Ve Rabbiniz'den olan mağfirete ve genişliği yerler ve gökler kadar olan, muttekîler için hazırlanmış olan cennete koşun!” (Âl-i İmrân 3/133)

وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ ابْنَيْ آدَمَ بِالْحَقِّ إِذْ قَرَّبَا قُرْبَانًا فَتُقُبِّلَ مِن أَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ الآخَرِ قَالَ لَأَقْتُلَنَّكَ قَالَ إِنَّمَا يَتَقَبَّلُ اللّهُ مِنَ الْمُتَّقِينَ
Resim---"Vetlu aleyhim nebeebney âdeme bi’l- hakkı iz karrabâ kurbânen fe tukubbile min ehadihimâ ve lem yutekabbe’l- mine’l- âhar (âhari) kâle le aktulenneke, kâle innemâ yetekabbelullâhu mine’l- muttekîn (muttekîne).: Ve onlara Adem’in iki oğlunun haberini (kıssasını, aralarında geçen olayı) hakkıyla oku, Allah’a yaklaştıracak kurban sunmuşlardı, (Kurban) ikisinin birinden kabul edilir ve diğerinden ise kabul edilmez. (Kurbanı kabul edilmeyen) “Seni mutlaka öldüreceğim” dedi. O da, “Allah sadece takvâ sahiplerinden kabul eder.” dedi.” (Mâide 5/27)

يَا بَنِي آدَمَ قَدْ أَنزَلْنَا عَلَيْكُمْ لِبَاسًا يُوَارِي سَوْءَاتِكُمْ وَرِيشًا وَلِبَاسُ التَّقْوَىَ ذَلِكَ خَيْرٌ ذَلِكَ مِنْ آيَاتِ اللّهِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ
Resim---"Yâ benî âdeme kad enzelnâ aleykum libâsen yuvârî sev’âtikum ve rîşâ (rîşâen) ve libâsut takvâ zâlike hayr (hayrun), zâlike min âyâtillâhi leallehum yezzekkerûn (yezzekkerûne).: Ey Âdemoğulları! Sizlere ayıp yerlerinizi gizleyip örtecek elbise ve süslenecek şeyler (elbise) ve takvâ elbisesini indirdik. Bu daha hayırlıdır. İşte bu Allah’ın âyetlerindendir. Böylece onlar tezekkür ederler.” (A'râf 7/26)

وَأْمُرْ أَهْلَكَ بِالصَّلَاةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَا لَا نَسْأَلُكَ رِزْقًا نَّحْنُ نَرْزُقُكَ وَالْعَاقِبَةُ لِلتَّقْوَى
Resim---"Ve’mur ehleke bi’s- salâti vastabir aleyhâ, lâ nes’eluke rızkâ (rızkan), nahnu nerzukuke, ve’l- âkıbetu lit takvâ.: Ve ehline (ailene ve etrafındakilere) namazı emret ve onun üzerinde (namazda) sabırlı ol. Senden rızık istemiyoruz. Seni, Biz rızıklandırırız. Akibet (en güzel sonuç) takvâ sahiplerinindir.” (TâHâ 20/132)

إِنَّ الَّذِينَ يَغُضُّونَ أَصْوَاتَهُمْ عِندَ رَسُولِ اللَّهِ أُوْلَئِكَ الَّذِينَ امْتَحَنَ اللَّهُ قُلُوبَهُمْ لِلتَّقْوَى لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ عَظِيمٌ
Resim---"İnnellezîne yeguddûne asvâtehum inde resûlillâhi ulâikellezînemtehanallâhu kulûbehum lit takvâ lehum magfiratun ve ecrun azîm (azîmun).: Allah’ın Resûl’ünün yanında seslerini alçaltanlar; işte onlar, Allah’ın takvâ için kalplerini imtihan ettiği kimselerdir. Onlar için mağfiret ve büyük ecir vardır.” (Hucurât 49/3)

يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ
Resim---"Yâ eyyuhân nâsu innâ halaknâkum min zekerin ve unsâ ve cealnâkum şuûben ve kabâile li teârafû, inne ekramekum indallâhi etkâkum, innallâhe alîmun habîr (habîrun).: Ey insanlar! Muhakkak ki Biz, sizi bir erkek ve bir kadından yarattık. Ve sizi milletler ve kabileler kıldık ki, birbirinizi (soyunuzu, babalarınızı) tanıyasınız. Muhakkak ki Allah’ın indinde en çok kerim olanınız (ikram olunanınız, en şerefli olanınız), (ırk ya da soy olarak değil) en çok takvâ sahibi olanınızdır. Muhakkak ki Allah, en iyi bilen ve haberdar olandır.” (Hucurât 49/13)


Resim RESÛLuLLAH sallallahu aleyhi vesellemde TAKVÂ.:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Takvâ, imanın elbisesidir.” buyurdu.
(Deylemî)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Takvâ, her hayrı içine alır.” buyurdu.
(Ebu Ya'lâ)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Takvâ ehli hesap vermeden Cennete girer.” buyurdu.
(Taberanî)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Üstünlük takvâ iledir. Başka bakımdan üstünlük yoktur.” buyurdu.
(Taberanî)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Âhirette, Allahü teâlâya yakın olanlar, verâ ve zühd sahipleridir.” buyurdu.
(İbni Lâl)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Zühd ile verâ her gece kalbleri dolaşır, iman ve hayâ bulunan kalblere yerleşir, böyle olmayan kalblerde durmaz, geçip giderler. ” buyurdu.
(İ. Gazalî)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “İlmiyle amil olmayan âlim, verâ’sı olmayan da abid olamaz. Zâhid değilse verâ sahibi olamaz. ” buyurdu.
(Askerî)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 01 Ağu 2018, 22:56 
Çevrimiçi
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10879
Resim

VERÂ NEdir?.:

VERÂ;
İslam inanışında haram olmasında şüphe bulunan şeylerden ve yakışıksız işlerden sakınmaktır. Mümin'in kendisini ilgilendirmeyen ve şüpheli olan her şeyi terk etmesi verâdır.

VERÂ;
ALLAHu zü’L CeLÂL’in BUYurduğu, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin DUYurduğu; KULun Ağzından GİRenin Haram değil HeLÂL ve ÇIKanın ise YaLan değil Hak Olmasına var gücüyle sâhib ÇIKMası Cihadıdır..

VERÂ;
Helâl YEmek, Hakkı DEmek ve İnsanlara MuhaMMedî Hasbî Hizmet etmektir.

VERÂ;
Şüpheli görülen şeylerden kaçmak ve her ÂN Nefs Muhasebesi YAPmaktır..

Verâ; hayırlı ve övgüye değer amellere sarılıp, geçici dünya hevesi peşinde koşmayı terk etmeyi gerektirir. Yine verâ; emredilen ve nehyedilen bütün dini hükümleri teferruatı ve incelikleriyle tatbik etmeyi gerektirir. Bunun gereği olarak, ağızdan giren ve çıkanın Allah ve Rasûlü’nün sevdiği şeyler olmasına dikkat etmek, günaha düşmekten ve harama bulaşmaktan kaçınmak için şüpheli şeylerden uzak durmak, zerre kadar da olsa kimsenin hakkını üzerine geçirmemek verâdır.
Haramda verâ dindarlıktır. Fakat bunun da dereceleri vardır.

İmam-ı Gazali verânın dört derecesi olduğunu söyler:
1-) haram olan şeylerden kaçınmak,
2-) Şüpheli şeylere karşı korunmak (ki bu salihlerin verâ’ı dır)
3-) Harama sebep olması ihtimalini düşünerek helâli terk etmek (ki bu muttakilerin verâ’ı dır)
4-) Her ne kadar kendini harama düşürmeyecekse de, Allah’a yakınlığının artmayacak şekilde ömrünün bir kısmının boşa geçeceği korkusundan dolayı , bütün mevcudiyetiyle Allah’a teveccüh edip, Allah’ın dışında her şeyden yüz çevirmek (ki bu da sıddıkların verâ’ı dır).

Verâ'nın en düşük seviyesi Allah'ın nehy ettiklerinden sakınmak, en yüksek seviyesi de Allah'ı zikirden alıkoyacak her şeyden kaçınmaktır.
Verâ, Zühd ve takvâ arasındaki fark nedir?
Verâ şüpheli şeyleri, zühd ise ihtiyaç fazlasını terk etmektir. Verâ'yı takvâ karşılığı kabul edenler olsa da Verâ', takvânın ileri bir merhalesidir. Verâ'nın sevabı ve neticesi, ahirette hesabın hafif olmasını sağlar.

Verâ; Takvânın ileri derecesini ifade eden tasavvuf terimi.

Verâ; hayırlı ve övgüye değer amellere sarılıp, geçici dünya hevesi peşinde koşmayı terk etmeyi gerektirir. Yine verâ; emredilen ve nehyedilen bütün dini hükümleri teferruatı ve incelikleriyle tatbik etmeyi gerektirir. Bunun gereği olarak, ağızdan giren ve çıkanın Allah ve Rasulü’nün sevdiği şeyler olmasına dikkat etmek, günaha düşmekten ve harama bulaşmaktan kaçınmak için şüpheli şeylerden uzak durmak, zerre kadar da olsa kimsenin hakkını üzerine geçirmemek verâdır.


RESûLuLLAH sallallahu aleyhi vesellem BUYruklarında VERÂ;

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Her şeyin esası vardır. İmanın esası da verâ dır.” buyurdu.
(Hatib)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Verâ ehli ol, insanların en abidi olursun." buyurdu.
(İbni Mace, Zühd, 24)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Verâdan daha kolay ve sağlam bir yol görmedim." buyurdu.
(Buharî, Büyu, 3)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Dininizin aslı verâdır." buyurdu.
(el-Mu'cemu'l-müfehres, VII, 194; İbnu'l-Esîr, en-Nihaye fî garîbi'l-hadis, Kâhire 1965, V, 174-175)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Helal bellidir, haram da bellidir. Bu ikisinin arasında şüpheli olan şeyler vardır. Bu şüpheliler Allah Teâlâ'nın koruluğudur. Çünkü koruluk etrafında koyun otlatanın sürüleri koruluğa dalabilir." buyurdu.
(Müslim, Müsakat, 107-108)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Tedbir gibi akıl yoktur. Sakınmak gibi verâ yoktur. İyi huy gibi haseb (itibar vesilesi) yoktur.” buyurdu.
(Ebu Zerr radiyallahu anhu’dan; İmam Rabbanî)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “İmanın esası verâ’dır.” buyurdu.
(Hatib)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Dinimizin direği verâ’dır.” buyurdu.
(Beyhekî)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Hiçbir şey, verâ gibi olamaz.” buyurdu.
( Tirmizî)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Verâ, amellerin efendisidir.” buyurdu.
(Taberanî)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “İman, insanı verâ sahibi yapar.” buyurdu.
(Deylemî)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Verâ, şüpheli şeylerden kaçmaktır.” buyurdu.
(Taberanî)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Dinimizdeki en hayırlı şey verâ’dır.” buyurdu.
(Hakim)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Verâ güzeldir, âlimlerde daha güzeldir.” buyurdu.
(Deylemî)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Verâ sahibi imamla kılınan namaz kabul olur, onunla oturmak ibâdet, onunla sohbet sadaka olur.” buyurdu.
(Deylemî)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Verâ ehli imamla kılınan iki rekat namaz, verâ’sızla kılınan bin rekattan efdaldir." buyurdu.
(Ebu Nuaym)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Şu üç şey bulunan kimsenin imanı kâmildir: Herkesle iyi geçinen güzel ahlak, kendini haramlardan alıkoyan verâ, cehlini örten hilm.” buyurdu.
(Nesaî)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Farzları edâ et ki, insanların en âbidi olasın, haramlardan kaç ki, insanların en verâ ehli olasın, Allahu TeâLâ’nın senin için yaptığı taksime razı ol ki, insanların en zengini olasın.” buyurdu.
(İbni Adiyy)


Verâ ile Zühd arasındaki fark,verâ şüpheli şeyleri, zühd ise ihtiyaç fazlasını terk etmektir.

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “İnsanın (dini ve dünyası bakımından) ihtiyaç duymadığı şeyleri terk etmesi onun Müslümanlığının güzelliklerindendir.” buyurdu.
(İbni Mâce, İbni Hanbel, Tirmizî)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Helâl bellidir, haram da bellidir. Bu ikisinin arasında, insanların bilmediği şüpheli şeyler vardır. Kim ki bu şüpheli şeylerden sakınırsa, dinini ve ırzını korumuş olur. Kim de şüpheli şeylerin içine düşerse, korunun etrafında (sınırda)hayvan otlatan çoban gibi haramın içine düşer. Öyle ki bu çobanın sınırdan öteye geçmesi kaçınılmazdır. Dikkat edin ki, her melikin bir sınırı vardır, Allah’ın sınırı da haramlardır. Dikkat edin, vücudda bir et parçası vardır. O iyi olduğu zaman bütün vücud iyi olur. O kötü olduğu zaman da, bütün vücut kötü olur. Dikkat edin, o KALBdir.” buyurdu.
(Buharî, Müslim, Ebu Davûd, Tirmizî, Nesaî)


Yahya b. Muâz kaddesallahu sırrahu ise şöyle buyurur:
“Verânın iki şekli vardır:
Zâhirî Verâ: Allahu Teâla’nın rızasından başka bir şeyin seni harekete geçirmemesidir.
Bâtınî Verâ: Kalbine Allahu Teâla’dan başka bir şeyin girmemesidir.
Ebû Musa el-Eşari radiyallahu anhu: “Her şeyin bir haddi vardır. İslam’ın hadleri ise, verâdır, tevazu’dur, şükürdür, sabırdır. Verâ, işlerin temelidir. Tevazu, kibirden berattır. Sabır, ateşten necattır. Şükür, ennete nail olmaktır.” buyurmuştur.
Verâ halinin alâmeti insanın kendinde on farzın tatbikini görmüş bulunmasıdır ki, şunlardır:
1-) Dilini gıybetten sakınmak.
2-) Başkalarına karşı kötü zan beslememek.
3-) İnsanlarla alay etmekten sakınmak.
4-) Haramlara gözünü ve gönlünü kapamak.
5-) Doğru konuşmak.
6-) Nefsine Allah’ın ni’metlerini itiraf ettirmek.
7-) Malını hak yolda harcamak.
8-.) Kibirlenmemek.
9-) Beş vakit namazını terk etmemek.
10-) Ehl-i sünnet yolunda istikâmet üzere olmak..


HÜLÂsa-yı KeLÂM O ki;
MuhaMMMedî SAff Sufiler, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’i GönüLden DUYar ve Uyarlar ki;

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Günah gönlünde iz bırakan ve göğsü daraltan şeydir." buyurdu.
(Müslim, Birr, 14)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Müftüler fetva verse de sen gönlüne danış" buyurdu.
(Darimî, Büyü, 2)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Günlüne şüphe düşüren şeyi bırak, şüphe düşürmeyene bak!.” buyurdu.
(Buharî, Büyü, 3)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 19 Eyl 2018, 10:13 
Çevrimiçi
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10879
Resim ZÜHD-TAKVÂ-VERÂ NEDir?.:

ZüHD NEdir?.:

ZüHD; Dünyaya rağbet etmemek. Nefsâni zevk ve arzudan kendini çekerek ibâdete vermek.
ZÜHD; İsteksizlik, rağbetsizlik, aza kanaat. Terim olarak, dünyaya ve maddî menfaate değer vermemek, çıkarcı, menfaatperest ve bencil olmamak, kalpte dünya ve çıkar kaygısı taşımamak, kanaatkâr olmak demektir. "Elde olan dünyalığa sevinmemek ve elden çıkana üzülmemek, elde bulunmayan şeyin gönülde de bulunmamasıdır" şeklinde de tarif edilir.

Zühd sâhibi olanlara; zâhid denilir. Zühd, dünyayı tamamen terk edip çalışmayı bırakmak, dünya ni’metlerine sırt çevirip, kuru ekmek yiyerek aba giymek değil, lezzet verici şeyleri azaltmak, onlara dalmamaktır. Başka bir ifadeyle: “Âhireti unutup, dünyaya esir olmamaktır.” (Süleyman Uludağ, Kuşeyrî Risâlesi, 252 vd).

Hz. Peygamber, zühdün; helâllara haram kılmak veya malı telef etmek değil, elde olana güvenmemek olduğunu bildirmiştir (Tirmizî, Zühd 29; İbn Mâce, Zühd, 1).

ALLAH celle celâlihu kullarının yararlanması için çeşit çeşit ni’metler yaratmış, dünyayı güzellik ve lezzetlerle donatmıştır. Bunlardan yararlanmak herkes için olduğu gibi müslüman için de tabiî bir haktır. Ancak, müslümanın dikkat etmesi gereken husus, dünya ni’metleri ve zevklerinden istifade etmek için, meşru olmayan yollara sapmamak, israf etmemek ve haramlara dalmamaktır. Müslüman meşru sınırlar içerisinde dünya ni’metlerinden istifade ederken âhireti hiç bir zaman unutmamalı, asıl zevk ve ni’metlerin orada olduğunu bilmelidir. Kısaca, âhireti unutup, dünyaya gönül vermemelidir.

ZÜHD genelde üç kısma ayrılır:

a-) Haramları terketmek: Zühdün, bu türünün bütün müslümanlarda bulunması gerekir. Herkes için farzdır.
b-) Helâllardan, gerekli olmayanları terketmek: Bu kullukta ileri derecelere ulaşanlarda bulunur.
c-) Allah'la meşgul olmayı engelleyen her şeyi terketmek: Bu da, "ârif ' denilen Allah'ı tam bilip ona itaat eden kullara ait olan zühddür (Süleyman Uludağ, Kuşeyrî Risâlesi, 256).
d-) Dünyadan, Halktan, Haram ve şüphelilerden yüz çevirmektir

ZüHD: Dünyaya rağbet etmemek. Nefsâni zevk ve arzudan kendini çekerek ibâdete vermek.
ZüHD-ü KaLB: Kalben dünyaya değil, Allah rızasına müteveccih olmak. Kalbin dünya alâkalarından kesilmesi.
ZÂHiD: (Zühd. den) Tas: Borç olan ibadetlerden, aslî vazifelerden başka dünya süs ve makamlarından feragat eden kimse. Sofi. Müttaki. Zühd ve perhizkârlıkla muttasıf..

ZÜHD, üç türlüdür:
1-) Câhilin zühdü, haramlardan uzaklaşmak,
2-) Âlimlerin zühdü, helâl olanların fazlasından sakınmak,
3-) Âriflerin zühdü, ALLAHu TeÂLÂ’yı unutturan her şeyi terk etmektir.
(İmam-ı Ahmed HanbeLî)

Zâhid; Arapça, takdir ve tahmin eden rağbet etmeyen gibi çeşitli anlamları olan bir kelimedir. Kur'ÂN-ı Kerîm'de sadece bir yerde, Yûsuf aleyhisselâm'ın satılması konusunda geçen bu kelime, Yûsuf aleyhisselâm'ın satın alımı konusunda insanların rağbetsiz olduğunu gösteren bir mânâya sâhibdir..


Zâhid; Kur'ÂN-ı Kerîmde 1 âyette geçmektedir.:


وَشَرَوْهُ بِثَمَنٍ بَخْسٍ دَرَاهِمَ مَعْدُودَةٍ وَكَانُواْ فِيهِ مِنَ الزَّاهِدِينَ
Resim---"Ve şerevhu bi semenin bahsin derâhime ma’dûdetin, ve kânû fîhi mine’z- zâhidîn (zâhidîne).: Ve onu (Yusuf’u), az bir fiyatla, birkaç dirheme sattılar. Çünkü; ona karşı zâhidlerden idiler.” (Yûsuf 12/20)


Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem BUYrukLarında Zâhid’in ZüHDü o ki;

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Zühd, ALLAH’ın SEVdiğini SEVmek, SEVmediğini de SEVmemek ve dünyanın helâlinden de sakınmaktır. Zirâ dünyanın helâline hesab, haramına azab vardır. Kendine acıdığı gibi, bütün Müslümanlara da acımak, haram sözden kaçtığı gibi faydasız sözden de kaçınmak, çok mal ve ziynetten ateşten kaçar gibi kaçmak ve dünyada emelini kısa tutmak zühddür.” buyurmuştur.
(Deylemî)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “ALLAHu TeÂLÂ, bir kuluna hayır murad ettiğinde onu dinde fakih, dünyada zâhid kılar ve ona ayıplarını görecek basiret verir." buyurmuştur.
(Beyhekî.)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Dünyayı SEVmek, bütün hataların başıdır. Dünyadan sakınan, zâhiddir.” buyurmuştur.
(Beyhekî, İbni Ebid-dünya, Hâkim, İ. Süyûtî.)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Mütevazı olmayan zâhid olamaz.” buyurmuştur.
(Taberânî.)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Dünyada zâhid olanı görürseniz, ona yaklaşın, çünkü o hikmet saçar.” buyurmuştur.
(Ebu Ya'lâ.)

Gerçek ZÂHİDLik;
Zâhid; kendisini dünyadan çeken ve dinî hayata veren âhirete yönelen kişiler için kullanılır bir tâbirdir.


Resim

Harabatı görenler her biri bir hâletin söyler
Safâsın nakleder rindân, zâhid sıkletin söyler..

Koca Râğıb Paşa

Harabat: Harabeler. Viraneler. Meyhâneler.
Hâlet: Suret. Hâl. Keyfiyet.
Safâ: Gönül şenliği, eğlence. Duru olmak, itmi'nan ve meserret üzere olmak. Temiz, sâfi olmak..
Rindân: f. Kalender. Aldırışsız, dünya işlerini hoş gören. Lâübali meşreb feylesof. Bâtını irfan ile müzeyyen olduğu halde zâhiri sâde görünen hakîm. Dış görünüşü laübali olduğu halde, aslında kâmil olan kimse.
Sıklet: Ağırlık. Mânevi sıkıntı.



ALLAHu zü’L- CeLÂL’in, senin için KAZA’sında NÂSİB ettiği sana taksim ettiği maddî, manevî rızk için KADERinde KISMETin Olması için sebeb başvurup olta atmak..
ALLAHu zü’L- CeLÂL’in, senin için NÂSİB ve KISMET ettiğini senin elinden Alacak ya da sana VEReBİLecek bir kimse asla yoktur..

TAKVÂ;
Bütün günahlardan kendini korumak. Dinin yasak ettiğinden veya haram olduğunda şüphesi olan şeylerden çekinmek..

TAKVÂ;
Her NEFSin/KULun Bezm-i ELestte ALLAHu zü’L- CeLÂL’e VERDiği “RABBine KULLUK” İLK SÖZ/AHDine Sadık ve KAVİ/sağlam, metin, zorlu, kuvvetli, güçlü, varlıklı, zengin, sâlih, emin, mutemed OLuştur..


Kur'ÂN-ı Kerîmde MUTTAKîn.:

Muttâki: Ehl-i takvâ. İttika eden. Haramdan ve günahtan çekinen, kendisini/nefsini ALLAH celle celâlihu'nun sevmediği fenâ şeylerdan koruyan.
MUTTAKîn: (Mütaki. c.) Takvâlılar. Müttakîler.


Bakara 2/2,66,180,194,241; ÂL-i İmrân3/76,115,133,138; A'râf 7/128; Tevbe 9/36,44,123; Hûd 11/49; Hicr 15/45; Nahl 16/30,31; Meryem 19/85,97; Enbiyâ 21/48; Furkân25/74; Şuarâ 26/90; Kasas 28/83; Sâd 39/28,49; Zümer 39/57; Zuhrûf 43/35,67; Duhân 44/51; Câsiye 45/19..

وَسَارِعُواْ إِلَى مَغْفِرَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَاوَاتُ وَالأَرْضُ أُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِينَ
Resim---"Ve sâriû ilâ magfiretin min rabbikum ve cennetin arduhâ’s- semâvâtu ve’l- ardu, uiddet li’l- muttekîn (muttekîne).: Ve Rabbiniz'den olan mağfirete ve genişliği yerler ve gökler kadar olan, muttekîler için hazırlanmış olan cennete koşun!” (ÂL-i İmrân 3/133)

هَذَا بَيَانٌ لِّلنَّاسِ وَهُدًى وَمَوْعِظَةٌ لِّلْمُتَّقِينَ
Resim---"Hâzâ beyânun li’n- nâsi ve huden ve mev’ızatun li’l- muttekîn (muttekîne).: Bu (âyetler), insanlar için bir açıklama ve bir hidayet ve takvâ sahipleri için bir öğüttür.” (ÂL-i İmrân 3/138)

إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ
Resim---"İnne’l- muttekîne fî cennâtin ve uyûn (uyûnin).: Muhakkak ki; takvâ sahipleri, cennetlerin içinde ve pınarlar başındadırlar.” (Hicr 15/45)

يَوْمَ نَحْشُرُ الْمُتَّقِينَ إِلَى الرَّحْمَنِ وَفْدًا
Resim---"Yevme nahşuru’l- muttekîne ilâ’r- rahmâni vefdâ (vefden).: O gün muttakileri (takvâ sahiplerini), Rahmân’ın huzurunda izzet ve ikramla haşredeceğiz (toplayacağız).” (Meryem 19/85)

وَأُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ
Resim---"Ve uzlifeti’l- cennetu li’l- muttakîn (muttakîne).: Ve cennet, takvâ sahiplerine yaklaştırıldı.” (Şuarâ 26/90)

إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي مَقَامٍ أَمِينٍ
Resim---"İnne’l- muttakîne fî makâmin emîn (emînin).: Muhakkak ki takvâ sahipleri, mutlaka emin makamlardadır.” (Duhân 44/51)

إِنَّهُمْ لَن يُغْنُوا عَنكَ مِنَ اللَّهِ شَيئًا وإِنَّ الظَّالِمِينَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ وَاللَّهُ وَلِيُّ الْمُتَّقِينَ
Resim---"İnnehum len yugnû anke minallâhi şey’â (şey’en), ve innez zâlimîne ba’duhum evliyâu ba’din, vallâhu veliyyu’l- muttakîn (muttakîne).: Muhakkak ki onlar, Allah’tan bir şey (emir) konusunda asla sana fayda veremezler. Muhakkak ki zalimler birbirinin dostudurlar. Ve Allah, takvâ sahiplerinin dostudur.” (Câsiye 45/19)


Kur'ÂN-ı Kerîmde TAKVÂ.:

Bakara 2/197,237; Mâide suresi 5/2,8; Tevbe 9/108; A'râf 7/26; TâHâ 20/132; Hacc 22/37; MuhaMMed 47/17; Fetih 48/26; Hucurât 49/3; Mücâdile 58/9; Müddessir 74/56; Şems 91/8; Alak 96/12..


وَلَقَدْ آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَقَفَّيْنَا مِن بَعْدِهِ بِالرُّسُلِ وَآتَيْنَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَأَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ أَفَكُلَّمَا جَاءكُمْ رَسُولٌ بِمَا لاَ تَهْوَى أَنفُسُكُمُ اسْتَكْبَرْتُمْ فَفَرِيقاً كَذَّبْتُمْ وَفَرِيقاً تَقْتُلُونَ
Resim---"Ve lekad âteynâ mûsâ’l- kitâbe ve kaffeynâ min ba’dihî bir rusuli ve âteynâ îsâbne meryeme’l- beyyinâti ve eyyednâhu bi rûhi’l- kudus (kudusi), e fe kullemâ câekum resûlun bimâ lâ tehvâ enfusukumustekbertum, fe ferîkan kezzebtum ve ferîkan taktulûn (taktulûne).: Andolsun ki, Biz, Musa’ya kitap verdik ve ondan sonra ardarda resûller gönderdik. Ve Meryem’in oğlu İsa’ya beyyineler (açık deliller) verdik ve onu Ruh’ûl Kudüs ile destekledik. Öyle ki, nefslerinizin hoşlanmadığı bir şeyle gelen resûle karşı, her defasında kibirlendiniz. Bu sebeple bir kısmını yalanladınız ve bir kısmını da öldürüyorsunuz.” (Bakara 2/197)

وَسَارِعُواْ إِلَى مَغْفِرَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَاوَاتُ وَالأَرْضُ أُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِينَ
Resim---"Ve sâriû ilâ magfiretin min rabbikum ve cennetin arduhâ’s- semâvâtu ve’l- ardu, uiddet li’l- muttekîn (muttekîne).: Ve Rabbiniz'den olan mağfirete ve genişliği yerler ve gökler kadar olan, muttekîler için hazırlanmış olan cennete koşun!” (Âl-i İmrân 3/133)

وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ ابْنَيْ آدَمَ بِالْحَقِّ إِذْ قَرَّبَا قُرْبَانًا فَتُقُبِّلَ مِن أَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ الآخَرِ قَالَ لَأَقْتُلَنَّكَ قَالَ إِنَّمَا يَتَقَبَّلُ اللّهُ مِنَ الْمُتَّقِينَ
Resim---"Vetlu aleyhim nebeebney âdeme bi’l- hakkı iz karrabâ kurbânen fe tukubbile min ehadihimâ ve lem yutekabbe’l- mine’l- âhar (âhari) kâle le aktulenneke, kâle innemâ yetekabbelullâhu mine’l- muttekîn (muttekîne).: Ve onlara Adem’in iki oğlunun haberini (kıssasını, aralarında geçen olayı) hakkıyla oku, Allah’a yaklaştıracak kurban sunmuşlardı, (Kurban) ikisinin birinden kabul edilir ve diğerinden ise kabul edilmez. (Kurbanı kabul edilmeyen) “Seni mutlaka öldüreceğim” dedi. O da, “Allah sadece takvâ sahiplerinden kabul eder.” dedi.” (Mâide 5/27)

يَا بَنِي آدَمَ قَدْ أَنزَلْنَا عَلَيْكُمْ لِبَاسًا يُوَارِي سَوْءَاتِكُمْ وَرِيشًا وَلِبَاسُ التَّقْوَىَ ذَلِكَ خَيْرٌ ذَلِكَ مِنْ آيَاتِ اللّهِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ
Resim---"Yâ benî âdeme kad enzelnâ aleykum libâsen yuvârî sev’âtikum ve rîşâ (rîşâen) ve libâsut takvâ zâlike hayr (hayrun), zâlike min âyâtillâhi leallehum yezzekkerûn (yezzekkerûne).: Ey Âdemoğulları! Sizlere ayıp yerlerinizi gizleyip örtecek elbise ve süslenecek şeyler (elbise) ve takvâ elbisesini indirdik. Bu daha hayırlıdır. İşte bu Allah’ın âyetlerindendir. Böylece onlar tezekkür ederler.” (A'râf 7/26)

وَأْمُرْ أَهْلَكَ بِالصَّلَاةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَا لَا نَسْأَلُكَ رِزْقًا نَّحْنُ نَرْزُقُكَ وَالْعَاقِبَةُ لِلتَّقْوَى
Resim---"Ve’mur ehleke bi’s- salâti vastabir aleyhâ, lâ nes’eluke rızkâ (rızkan), nahnu nerzukuke, ve’l- âkıbetu lit takvâ.: Ve ehline (ailene ve etrafındakilere) namazı emret ve onun üzerinde (namazda) sabırlı ol. Senden rızık istemiyoruz. Seni, Biz rızıklandırırız. Akibet (en güzel sonuç) takvâ sahiplerinindir.” (TâHâ 20/132)

إِنَّ الَّذِينَ يَغُضُّونَ أَصْوَاتَهُمْ عِندَ رَسُولِ اللَّهِ أُوْلَئِكَ الَّذِينَ امْتَحَنَ اللَّهُ قُلُوبَهُمْ لِلتَّقْوَى لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ عَظِيمٌ
Resim---"İnnellezîne yeguddûne asvâtehum inde resûlillâhi ulâikellezînemtehanallâhu kulûbehum lit takvâ lehum magfiratun ve ecrun azîm (azîmun).: Allah’ın Resûl’ünün yanında seslerini alçaltanlar; işte onlar, Allah’ın takvâ için kalplerini imtihan ettiği kimselerdir. Onlar için mağfiret ve büyük ecir vardır.” (Hucurât 49/3)

يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ
Resim---"Yâ eyyuhân nâsu innâ halaknâkum min zekerin ve unsâ ve cealnâkum şuûben ve kabâile li teârafû, inne ekramekum indallâhi etkâkum, innallâhe alîmun habîr (habîrun).: Ey insanlar! Muhakkak ki Biz, sizi bir erkek ve bir kadından yarattık. Ve sizi milletler ve kabileler kıldık ki, birbirinizi (soyunuzu, babalarınızı) tanıyasınız. Muhakkak ki Allah’ın indinde en çok kerim olanınız (ikram olunanınız, en şerefli olanınız), (ırk ya da soy olarak değil) en çok takvâ sahibi olanınızdır. Muhakkak ki Allah, en iyi bilen ve haberdar olandır.” (Hucurât 49/13)

RESÛLuLLAH sallallahu aleyhi vesellemde TAKVÂ.:

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Takvâ, imanın elbisesidir.” buyurmuştur.
(Deylemî.)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Takvâ, her hayrı içine alır.” buyurmuştur.
(Ebu Ya'lâ.)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Takvâ ehli hesap vermeden Cennete girer.” buyurmuştur.
(Taberanî.)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Üstünlük takvâ iledir. Başka bakımdan üstünlük yoktur.” buyurmuştur.
(Taberanî.)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 07 Eki 2018, 21:34 
Çevrimiçi
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10879
Resim

GÜBReyLe GÜL
GÜLLe=>DikEN
=>ÂŞık BÜLBÜL
=>ÇİLLe ÇEKEN!.


AŞK-ü-CEZBe ZÜHD-ü-TAKVÂ
SIDK-u-HUŞÛ’=>HAVF-ü- RECÂ
KİMden =>KİMe =>RIZA ŞEKVÂ
YETmez GÜLüm=>HARF-ü-HECÂ!.


AŞK.: (Işk) Çok ziyâde sevgi. Şiddetli muhabbet. Sevdâ. Candan sevme. * İttibâ'. Alâka.
CEZBe.: Tas: Meczubiyet, istiğrak. Allah'ı hatırlayıp Allah sevgisi ile kendinden geçer bir hale gelme.
SIDK.: Doğru söz. Hakikata muvâfık olan. Bir şeyin her hususu tam ve kâmil olması. * Ahdinde sâbit olmak. * Peygamberlere mahsus en mühim beş hasletten birisi. * Kalb temizliği.
HUŞÛ’.: Alçak gönüllülük. Hayâ etmek ve mütevazi olmak. Korku ile karışık sevgiden gelen edebli bir hâl. Yüksek ve heybetli bir huzurda duyulan alçak gönüllülük. Sükun ve tezellül.
HAVF.: Korku, korkutmak.
RECÂ.: Emel, ümit, yalvarmak. * Cânib, taraf. * İstek, arzu, dilek.
RIZA.: Memnunluk, hoşluk, razı olmak. * İstek, arzu. Kendi isteği.
ŞEKVÂ.: Şikâyet, âciz kaldığını ve zayıflığını haber vermek.
HARF.: Ağızdan çıkan her bir sese âit verilen işaret. Alfabeyi meydana getiren şekilli çizgilerden herbiri. * Müstakil bir mânâya değil de başka harflerle birleşerek, başka muayyen ve müstakil çok mânaların ifadesi için kullanılan şekil. Başkasının mânalarını gösteren işaret. * Vecih, üslub. * Her şeyin ucu, kenarı, sivri ve keskin kıyısı.
HECÂ.: (Hece) Dilin ve ağzın bir hareketi ile çıkan bir veya birkaç harf. Harflerin sesi. Harflerin seslendirilmesi. * Elif-bâ sırasına göre dizili harfler. Bir sözü harfleri ile söylemek..



Resim ZÜHD-VERÂ’-TAKVÂ NEdir?.:

ZÜHD NEdir?.:

ZÜHD; İsteksizlik, rağbetsizlik, aza kanaat. Terim olarak, dünyaya ve maddî menfaate değer vermemek, çıkarcı, menfaatperest ve bencil olmamak, kalpte dünya ve çıkar kaygısı taşımamak, kanaatkâr olmak demektir. "Elde olan dünyalığa sevinmemek ve elden çıkana üzülmemek, elde bulunmayan şeyin gönülde de bulunmamasıdır" şeklinde de tarif edilir.

ZüHD-ü KaLB: Kalben dünyaya değil, Allah rızasına müteveccih olmak. Kalbin dünya alâkalarından kesilmesi.

Zühd Üç Türlüdür.:
1- Câhilin zühdü, haramlardan uzaklaşmak,
2- Âlimlerin zühdü, helâl olanların fazlasından sakınmak,
3- Âriflerin zühdü, ALLAHu TEÂLÂ’yı unutturan her şeyi terk etmektir.
(İmam-ı Ahmed)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Zühd, Allah’ın sevdiğini sevmek, sevmediğini de sevmemek ve dünyanın helâlinden de sakınmaktır. Zira dünyanın helâline hesap, haramına azap vardır. Kendine acıdığı gibi, bütün Müslümanlara da acımak, haram sözden kaçtığı gibi faydasız sözden de kaçınmak, çok mal ve ziynetten ateşten kaçar gibi kaçmak ve dünyada emelini kısa tutmak zühddür.” buyurmuştur.
(Deylemî)

İmam Ali kerremallahu vechehu: “İlim, insanı ALLAH’ın emrettiği şeylere götürür, zühd ise o şeylere erişilmesini kolaylaştırır.” buyurmuştur.

ZÂHiD: (Zühd. den) Ömür boyu Zühdüne Sahib çıkan ZÜHD SÂHiBLeri.Tas: Borç olan ibadetlerden, aslî vazifelerden başka dünya süs ve makamlarından feragat eden kimse. Sofi. Müttaki. Zühd ve perhizkârlıkla muttasıf..

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “ALLAHu TeÂLÂ, bir kula hayır murad ettiğinde onu dinde fâkih, dünyada zâhid kılar ve ona ayıplarını görecek basîret verir.” buyurmuştur.
(Beyhekî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Dünyayı sevmek, bütün hataların başıdır. Dünyadan sakınan, zâhiddir.” buyurmuştur.
(Beyhekî, İbni Ebid-dünya, Hâkim, İ. Süyûtî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Mütevazı olmayan zâhid olamaz.” buyurmuştur.
(Taberânî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Dünyada zâhid olanı görürseniz, ona yaklaşın, çünkü o hikmet saçar.” buyurmuştur.
(Ebu Ya'lâ)

Resim---“ALLAH’ın ve herkesin beni sevmesi için ne yapayım?” diye soran birine, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Dünyadan elini çekip zâhid olursan, ALLAHu TeÂLÂ, seni sever. Halkın elindekilere karşı zâhid olursan (Kimsenin malında gözün olmazsa), insanlar da seni sever.” buyurmuştur.
(İbni Mâce)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Zâhid âlimin iki rekât namazı, zâhid olmayanın ömür boyu kıldığı namazdan daha sevâbdır.” buyurmuştur.
(Konyalı Muhammed Mevlana Ebu Said Hadimi, Tarikat-ı Muhammediye Şerhi Berika)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 23 Kas 2018, 21:46 
Çevrimiçi
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10879
Resim


=>HAKk’ın İKRÂ =>OKU!.su NE?
“NAHNU =>BİZ”in dOKU!.su NE?
HAKk’tan KORku HALk’a HÜRMet
AKLın =>NAKLen =>KORKUsu NE?.



ResimZÜHD-VERÂ’-TAKVÂ..

TAKVÂ.: ALLAHu zü’L- CeLÂL’e inanıp, O’nun emir ve yasaklarına uymak,O’ndan korkup Haramlardan sakınmaktır.
VERÂ’.: Haramlardan sakınmakla beraber harama düşürür korkusuyla Şüphelilerden de sakınmak.
ZÜHD.: Şüpheli olmak korkusu ile Mubahların çoğunu terkedip dünya sevgisinden sakınmaktır. Takvânın ileri derecesi. Bilmediği ve şüphe ettiğini öğrenip iyiye ve doğruya göre hareket edip bütün günahlardan çekinme hâleti..
ZüHD; Dünyaya rağbet etmemek. Nefsâni zevk ve arzudan kendini çekerek ibâdete vermektir.




Resim KELÂMuLLAHta TAKVÂ.:

TAKVÂ.: Bakara 2/197,237; Mâide 5/2,8; A'râf 7/26; Tevbe 9/108; TâHâ 20/132; Hacc 22/37; Muhammed 47/17; Fetih 48/26; Hucurât 49/3; Mücâdele 58/9; Müddessir 74/56; Şems 91/8; Alak 96/12..
ETKâ.: Hucurât 49/13; Leyl 92/17..

TAKVÂ.: Bütün günahlardan kendini korumak. Dinin yasak ettiğinden veya haram olduğunda şüphesi olan şeylerden çekinmek.
ETKâ.: (taki. den) Allah korkusu ile günahtan çok fazla çekinen

وَأْمُرْ أَهْلَكَ بِالصَّلَاةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَا لَا نَسْأَلُكَ رِزْقًا نَّحْنُ نَرْزُقُكَ وَالْعَاقِبَةُ لِلتَّقْوَى
Resim---"Ve’mur ehleke bi’s- salâti vastabir aleyhâ, lâ nes’eluke rızkâ (rızkan), nahnu nerzukuke, ve’l- âkıbetu li’t- takvâ.: Ve ehline (ailene ve etrafındakilere) namazı emret ve onun üzerinde (namazda) sabırlı ol. Senden rızık istemiyoruz. Seni, Biz rızıklandırırız. Akibet (en güzel sonuç) takvâ sahiplerinindir.” (TâHâ 20/132)

يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ
Resim---"Yâ eyyuhân nâsu innâ halaknâkum min zekerin ve unsâ ve cealnâkum şuûben ve kabâile li teârafû, inne ekramekum indallâhi etkâkum, innallâhe alîmun habîr (habîrun).: Ey insanlar! Muhakkak ki Biz, sizi bir erkek ve bir kadından yarattık. Ve sizi milletler ve kabileler kıldık ki, birbirinizi (soyunuzu, babalarınızı) tanıyasınız. Muhakkak ki Allah’ın indinde en çok kerim olanınız (ikram olunanınız, en şerefli olanınız), (ırk ya da soy olarak değil) en çok takvâ sahibi olanınızdır. Muhakkak ki Allah, en iyi bilen ve haberdar olandır.” (Hucurât 49/13)

وَالَّذِينَ اهْتَدَوْا زَادَهُمْ هُدًى وَآتَاهُمْ تَقْواهُمْ
Resim---"Vellezînehtedev zâdehum huden ve âtâhum takvâhum.: Ve onlar ki hidayete ermişlerdir, (Allah) onların hidayetini artırdı ve onlara takvâlarını verdi.” (Muhammed 47/17)

MÜTTÂKîN.: Bakara 2/2,180,194,241,133,138; Mâide 5/27,46; A'râf 7/128; Tevbe 9/4,36,44,123; Hûd 11/49; Hicr 15/45; Nahl 16/30,31; Meryem 19/85,97; Enbiyâ 21/48, 67; Duhân 44/51; Câsiye 4519..

ذَلِكَ الْكِتَابُ لاَ رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِّلْمُتَّقِينَ
Resim---"Zâlikel kitâbu lâ reybe fîh (fîhi), huden li’l- muttekîn (muttekîne).: İşte bu Kitap ki, O’nda hiçbir şüphe yoktur. Takvâ sahipleri için bir hidayettir.” (Bakara 2/2)

وَسَارِعُواْ إِلَى مَغْفِرَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَاوَاتُ وَالأَرْضُ أُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِينَ
Resim---"Ve sâriû ilâ magfiretin min rabbikum ve cennetin arduhâ’s- semâvâtu vel ardu, uiddet li’l- muttekîn (muttekîne).: Ve Rabbiniz'den olan mağfirete ve genişliği yerler ve gökler kadar olan, muttekîler için hazırlanmış olan cennete koşun!” (Âl-i İmrân 3/133)

وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ ابْنَيْ آدَمَ بِالْحَقِّ إِذْ قَرَّبَا قُرْبَانًا فَتُقُبِّلَ مِن أَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ الآخَرِ قَالَ لَأَقْتُلَنَّكَ قَالَ إِنَّمَا يَتَقَبَّلُ اللّهُ مِنَ الْمُتَّقِينَ
Resim---"Vetlu aleyhim nebeebney âdeme bil hakkı iz karrabâ kurbânen fe tukubbile min ehadihimâ ve lem yutekabbe’l- mine’l- âhar (âhari) kâle le aktulenneke, kâle innemâ yetekabbelullâhu mine’l- muttekîn (muttekîne).: Ve onlara Adem’in iki oğlunun haberini (kıssasını, aralarında geçen olayı) hakkıyla oku, Allah’a yaklaştıracak kurban sunmuşlardı, (Kurban) ikisinin birinden kabul edilir ve diğerinden ise kabul edilmez. (Kurbanı kabul edilmeyen) “Seni mutlaka öldüreceğim” dedi. O da, “Allah sadece takvâ sahiplerinden kabul eder.” dedi.” (Mâide 5/27)

إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ
Resim---"İnne’l- muttekîne fî cennâtin ve uyûn (uyûnin).: Muhakkak ki; takvâ sahipleri, cennetlerin içinde ve pınarlar başındadırlar.” (Hicr 15/45)

إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي مَقَامٍ أَمِينٍ
Resim---"İnne’l- muttakîne fî makâmin emîn (emînin).: Muhakkak ki takvâ sahipleri, mutlaka emin makamlardadır.” (Duhân 44/51)




Resim RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’de TAKVÂ.:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Takvâ, imanın elbisesidir.” buyurmuştur.
(Deylemî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Takvâ, her hayrı içine alır.” buyurmuştur.
(Ebu Ya'lâ)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Takvâ ehli hesap vermeden Cennete girer.” buyurmuştur.
(Taberanî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Üstünlük takvâ iledir. Başka bakımdan üstünlük yoktur.” buyurmuştur.
(Taberanî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Nerede ve nasıl olursan ol, Allah’dan kork! Kötülük işlersen, hemen ardından bir iyilik yap ki, o kötülüğü silip yok etsin. İnsanlara karşı da güzel ahlakla muâmele et!” buyurdu..
(Ebu Zer radiyallahu anhu’dan; Tirmizî, Birr, 55/1987)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “ Bir kul günaha girerim korkusuyla, yapılması mahzurlu olmayan bazı şeylerden bile uzak durmadıkça, müttakîler/takvâ sahipleri derecesine ulaşamaz.” buyurdu.
(Atıyye es-Sa’dî radiyallahu anhu’dan; Tirmizî, Kıyâmet, 19/2451. Ayrıca bkz. İbni Mâce, Zühd, 24)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ben öyle bir âyet biliyorum ki, şayet insanların tamamı onunla amel etseydi, hepsine de kâfi gelirdi» buyurmuştu. Ashâb-ı Kirâm: “Ey Allah’ın Resûlü, bu hangi âyettir?» diye sordular. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Kim Allah’a karşı takvâ sahibi olursa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder” âyetini tilâvet buyurdu..
(Ebu Zer radiyallahu anhu’dan; İbni Mâce, Zühd, 24)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Allah Teâlâ müttakî, gönlü zengin, kendi hâlinde işiyle ve ibadetiyle meşgul olan kulunu sever.” buyurdu..
(Sa’d bin Ebû Vakkâs radiyallahu anhu’dan; Müslim, Zühd, 11)

Resim---Ebû Hüreyre radiyallahu anhu der ki: “Peygamber Efendimiz’e: “Yâ Resûlullah! İnsanların en keremlisi (hayırlısı, şereflisi ve değerlisi) kimdir?” diye soruldu. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “En çok takvâ sahibi olanlarıdır” buyurdu..
(Buhârî, Enbiyâ, 8, 14, 19; Menâkıb, 1; Tefsîr, 12/2; Müslim, Fedâil, 168)

Resim---Ebû Ümâme radiyallahu anhu der ki: Resûlullah Efendimiz’i Vedâ Haccı’nda insanlara hitâb ederken dinledim. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “ Rabbiniz olan Allah’a karşı takvâ sahibi olunuz! Beş vakit namazınızı kılınız. Ramazan orucunuzu tutunuz. Mallarınızın zekâtını hakkıyla ödeyiniz. İdârecilerinize itaat ediniz! (Bu takdirde doğruca) Rabbinizin Cennet’ine girersiniz.” buyurdu..
(Tirmizî, Cum’a, 80/616)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Bir şey hakkında yemin eden kişi, sonra takvâya ondan daha uygun bir şey görürse, (yemininden vazgeçip) takvâya uygun olanı yapsın!” buyurdu.
(Müslim, Eymân 15)

Resim---Zeyd bin Erkam radiyallahu anhu der ki: Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle dua ederdi: “…Allah’ım! Nefsime takvâsını ver ve onu tezkiye et! Sen onu en iyi tezkiye edensin. Sen onun velîsi ve Mevlâ’sısın…” buyurmuştur.
(Müslim, Zikir, 73)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 6 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: kulihvani ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye