Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 10 Ara 2018, 17:28

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 7 mesaj ] 
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 20 Mar 2018, 18:57 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 3705
Bu konuyu facebook'ta paylan!
Resim


Kul İhvÂNi CİNN Sûresi Sohbeti.. 27.02.2018


ResimEs-Selâmu aleykum ve Rahmetullâhi ve Berekâtuhu.

EÛZU BİLLÂHİ MİNE'Ş-ŞEYTÂNİ'R-RACÎM
Bİ'SMİ'LLÂHİ'R-RAHMÂNİ'R-RAHÎM..

istiğfar antivirüsüMüz:
Subhâneke allahümme ve bi hamdike, eşhedu en lâ ilâhe illâ ente vahdeke lâ şerike leke estağfiruke ve’etubileyke!. Ve Huve’r- Rahîmu’l- Vedûd celle celâlihu..
Ve'l-HaMduliLLÂhiraBBu’l-ÂleMîNN!.

Ya RaBBulâlemin, ya Rasûllallah sallallahu aleyhi ve sellem istecertu!.
ALLAH! ALLAH! ALLAH! RaBBî lâ uşrike bî şeyin!
Ve Lâ Havle Velâ Kuvvete İllâ Billlahi'l- Aliyyi'l- Aziym!.
Es salâtu ve’s- selâmu aleyke Yâ Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem!.


Resim
Resim''Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin
Abdike (Muhammediyyeti) ve
Nebiyyike (Mahmudiyyeti) , ve
Rasûlike (Ahmediyyeti) ve
Nebiyyi’l-Ummiyyi (Habîbiyyeti) ve alâ âlihi, ehl-i beytihi ve sahbihi ve ummetihi... ''
Resim

Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ Seyyidinâ ve Mevlânâ Muhammedin Nûri'z-Zâti. Ve's-sirri's-sâriî fî cemi'i'l-âsâri. Ve'l-esmâi ve's-sıfâti Ve alâ âlihi ve sahbihi ve sellim adede kemâl'illâhi ve kemâ yelîku bikemâlihi. Biadedi ilmiken dâimen kesiren mübâreken tayyiben fîh yâ RaBBu'l -Âlemîn!..


Evet Beyefendi Babamız!.
Kur'ÂN-ı Kerîm, o kadar ince bir İŞtir ki.. SIRRdır ki, kâinâtta tek gerçek Kur’ÂN-ı Kerîmdir bana göre.. Kur’ÂN-ı Kerîm kabloların içinde gelen CÂN ceryÂNıdır.. Diğer şeyler hep miadlıdır/müsaade edilen zaman içinde yaratılır, yaşar ve SONunda ise, çürür, ölür, ve kâinâttan yok olur.. Gözden kaybolur gider.. Fakat ceryÂN, ne ele geçer ne de kaybolur sadece yaptığı İŞ İLe belli olur.. Ne idiği belirsizdir ve ancak ettiği İŞ ile bellidir.. Gaybîdir, OLduğu HALde GÖZükmez CÂN gibidir.. Kayıp/yitik değildir gaybîdir.. Kayıb, yitik demektir.. Bir şey kaybetmiş gibi.. Gayb öyle değildir olduğu halde gözükmeyendir.. Var ama gözükmesi için bir İŞ yapması lâzımdır tıpkı ceryÂN gibi.. Yoksa anlayamazsınız yok gibi durur, koca şehre ışık veren bir parmak kalınlığındaki kablonun içindeki ceryÂN kesildiğinde koskoca şehir BURSA susar, yok olur karanlığa gömülür.. Fakat ceryÂN geldiğinde bütün şehir ayağa kalkar, ışıklar yanar, âletler çalışır ve kıyametler kopar.. İşte böyle bir şeydir ki, RABBanî ve Rasulî bir sıfattır.. yâni yaradılışın temelinde olan bir şeydirler bunlar..
Bütün dillerde “kö”kler vardır Türkçede meselâ “gel” dersin ve “gel”mekten bir çok şeyler üretirsin.. “göz” dersin gözden işte gözle ilgili şeyler üretirsin, GÖZlük, GÖZLemek vs. Artık ekler takarak.. herbirinin kendine mahsus bir temeli vardır.. Ama temelinde bir kök vardır o kök çalıştırılır.. Arapça da çok güçlü bir dildir, eski bir dildir.. Ayrıca Kur'ÂNca da kendine mahsus bir dildir ve Arapçanın çok ötesindedir.. yâni bir Arap, Arapça Dilini bilir ama, Kur'ÂNca bilmez bilmeyebilir.. Kur'ÂNca bilmeyebilir, Rasûlullahça bilmeyebilir.. yâni MuhaMMedçe bilmeyebilir.. Arapça bilebilir meselâ “felân kavim şöyle” diyor “öteki böyle diyor” diye bilebilir ama, bütün burda esas olan şey Kur’ÂN-ı Kerîmin kendisinin HAYy OLuşu daha doğrusu ALLAHu zü’L- CeLÂL’in El HAYy OLuşu Kelâmullahın El HAYy OLuşu ki, HAYyatta OLuşu ve RaSûLuLLAHın HAYyatta OLuşu ve sonra bütün sistemin/KâinÂtın HAYyatta OLuşu söz konusu OLAN..
Onun için dedim ki: “Kablodaki bir CÂNdır, ceryÂN gibidir NÛRULLAH!.”
NÛRULLAH => RubububîYyet ki, Yaratış Sıfatıdır ve yine SıfatUULLAH OLan NÛR-u MUHAMMEDe ki, RaSûLuLLAHa geçer.. Sıfat olarak RaSûLuLLAHa geçer.. Nûr-u MuhaMMed olarak geçer ve Nûr-u MuhaMMed OLduğu ÂNda artık binbir, sayısız ve sonsuz KüLLî ŞEYye dönüşür.. Âdete bir beyaz ışığın tayfı gibi sonsuz sürekler açar, cümbüşler başlar ve HAYyat başlar ki TÜMM bunlar, ALLAHu zü’L- CeLÂL’in El HAYy celle celâlihu İSMİnin el ÂN Şe’ÂNuLLAH TeCELLîsidir..

Biz şU ÂNda Kur’ÂN-ı Kerîmi zevk ederken, zevk edip de eğlenmiyoruz.. Biz Kur’ÂN-ı Kerîme hizmet etmekle mükellefiz/ Hasbî Hizmet yapmağa mecburuz.. Kur’ÂN-ı Kerîmi anlamak ve anlatmaktır MuhaMMedî MeLÂMet İŞİmiz.. Rasûlullahça Kur'ÂNca Dosdoğru anlamazsak neyi anlatıp neyi YAŞAyacağız ki?!.
“vıdı vıdı vıdı vıdı!.” sabah vıdı vıdı.. akşam vıdı vıdı.. seksen sene vıdı vıdı gıdı gıdı.. Ortada HAKkça bir şey yok ki, netice sıfır!. Durmadan düşünde konuşmakta ayakta uyuyan zavallı adam.. ne demekte bilmiyorum.. bilmiyorsan “CÂNın ceheNNeme” diyecek!. bir şey yok.. nasıl iş ki bu dediğini bilmiyor.. ama bir şey diyor bunu sokakta birine desen “vıdı vıdı!.” desen o da kabarıpkızarak: “Ne diyon kardeşim sen gel bakıyım buraya derdin ne senin bir şey mi diyorsun bana vıdı vıdı dedin!.” der.
Çocuğa bile diyemiyorsun çocuğa.. Ama Hakancanım, şu insÂNoğlu öyle arsız, öyle utanmaz ki on tane namaz sûrelerinin mânâsını bilmeden RABBısıyla hâşâ dalga geçiyor gibi çıt çıt çıt çıt!..

Kur'ÂN-ı Kerîme gereken önemi vermemiz için bunu söylüyorum.. çünkü biz başkaları gibi hiç değiliz.. hele hele şimdi hiç değiliz.. ALLAH celle celâlihu korusun!.
Yâni sisteme iyi bakmamız gerekiyor biz Cin Sûresine gireriz veard ardıan soluk allmadan, birinci âyet şudur tak tak tak, iki budur, üç budur ve bir şeyler de anlatır geçer gideriz!. güzel oldu mu?. Oldu!. Oldu da “Cin nedir?.” onu bilmiyoruz.. Bilmiyoruz ben bilmiyorum Cin nedir, CÂN nedir CeNNet nedir, CeNiN nedir?.. Bu “ceNNe” kökü nasıl bir köktür.. nasıl bir kökmüş bu kök.. bir kelimenin kökü yâni, kökeni iğnenin ucundaki en başlangıcındaki nedir?. bir CeNN çıkıyor ortaya.. bir CeNN kökü var.. bu kökten CÂNN oluyor, CİNN oluyor, başka CÂNÂN oluyor, CeNNe oluyor, CiNNe oluyor biliyorsunuz..
Bu “ceNNe” en sonuna “kapalı te” alıyorlar yâni ne alıyor “ceNNet”.. bizdeki türkçede ceNNet geçmiştir.. halbuki cNNetin sonundaki “kapalı te”dir “cenneh”tir aslında ama, Türkçede ceNNet olarak orda ceNNet olarak geçer.. Ama arkası devam ediyorsa cennettir.. bitiriyorsan ceNNehtir.. Hülâsa her ne iyse cennet yâni cinnet, cunnet.. nerden başladık CÂNdan başladık birer daha giderek daha da üretebiliriz, başka şeyler üretebiliriz.. “ecinne” de vardır başına ek alır, sonuna ek alır felân feşmekan.. fakat bu bilgisizlik ve kapalılık İslam Âlemi’nin içinde hayat boyunca sürdü çağlar boyunca..

Kur’ÂN-ı Kerîm Cin Sûresindeki “cin”i nasıl anlattı, peygamber aleyhisselâm cini nasıl anlattı, cin diye bir şey var mı hakikaten..

Kur'ÂN-ı Kerîmde ALAHu zü’l- CeLÂL nasıl anlatıldı, melekler nasıl anlatıldı, Cin ve İns nasıl anlatıldı?. Ve sisteme bir bakar mısınız, sistemde ne var?. “Keşiş Dağı’nın başında kayalar var ne ürüyorlar ne türüyorlar ne de ölüyorlar ve öylece duruyorlar!.” diyoruz.. Güya CÂNsız öyle duruyorlarmış.. güzel de, başka bitkiler de var.. Onlar da bir yerde çakılı kalıyorlar, orada bekliyorlar, özellikleri belli, dereye inip su içemiyorlar ve orda oldukları yerde ne ise yaratıldıkları şartlar altında bitkiliklerine devam ediyorlar!.
Peki canlılar hareket eden, yürüyen hale geçti mi ne oluyor?. Hayvan hâli.. yâni evet..
İşte bunlara, bunların tümünün; şu ÂNa kadar bedenleri var dikkat ediyorsanız, taşın da var, bitkinin de var, hayvanın da var.. ben bir şeyi çok konuşmak için konuşmuyorum Hakan oğlumm..
Bir şeyi çok iyi anlaman gerektiği için konuşuyorum, anlamamız gerekiyor.. Bir şeyi anlamadığımız takdirde hiç gerek yok, 6666 âyeti akşama kadar okuyalım evir çevir evir çevir bir şey anlamadan geçeriz!. Onun için diyorum “Cin nedir?” iyi anlamak için bunları söylüyorum ve teknik olarak da söylemeye çalışıyorum..
Çünkü Akıl öyle yaratılmıştır ki, maddî olarak anlamazsa manevî olarak katiyyen anlamaz uğraşırsınız sen boşuna uğraşırsınız haa.. maddî olarak anlar da mânâya geçer mi, geçer..
İnsÂN AKLı NAKLen RaSûLuLLAH ve KeLâMLLaHı bulursa meseleyokk!.

Yoksa Barbaros çok iyi biliyor ki, dünyanın en zeki insÂNları japon proföserler şunlar bunlar bangdir bingdir caktur cuktur felân dünya şişti patladı çatladı eee.. Çünkü KÛN feyeKÛNdan haberi yok!. Yok ve olmuyor!. Neden?. Çünkü iman başka şeydir ve onu ancak oraya varanlar yaşarlar ve anlarlar.. Yoksa içi boş lafınan olsaydı şu anda Türkiye de ne bileyim yüz milyon insÂN yaşıyorsa yüz milyon mü’min olurdu.. Ya da dünyada beş milyar üç milyar müslüman olurdu!.. Öyle de olmuyor ve olmadı.. Çünkü hep içi bpş elbise gibi imanlar.. hâşâ, ayakkabı gibi imanlar.. Ya da gözlük gibi imanlar.. Eşya gibi imanlar car curt ediyor vebir şeyler söylüyor ve SONunda bir yer ve HÂSLde çıkarıp atıyorlar!.
Bunlar yanlış, korkunç yanlışlar ALLAH celle celâlihu esirgesin!.
insÂN nedir?. insÂN; Beden, Nefis, Kalb ve Ruh.. Bu dördü ilk “Anasır-ı Erba” dediğimiz dört unsurdur.. daha var içeri doğru gider ancak bu dördü mükelleftir.. bunlar islam teklifine sokar insÂNı.. İnsÂNoğlu; gaybî bir insÂN değildir, hayali bir insÂN değildir Fiilî bir insÂNdır..
Başka imkanlar sağlandığı takdirde Türkçe ne demek istiyorsun?.
Şunu demek istiyorum ki, İnsÂNoğlu EsmâuLLAH yüklüdür, AKIL yüklüdür daha doğrusu o AKILla Beden, Nefis, Kalb ve Ruh organizesini kurar.. Kurar da, kendi;
Kalb Kur'ÂN-ını okumaya başlar,
Kafa Kur'ÂN-ını okumaya başlar,
Kâinât kuranını okumaya başlar,
KÛN feyeKÛN Kur'ÂN-ını okumaya başlar İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 25 Nis 2018, 17:59 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 3705
Hülâsa anlamaya başlar anladıkça doğruyu bulur. Doğruyu BİLdikçe BULdukça doğruda OLur ve doğruda oldukça doğruyu YAŞAr!. Doğrudan kasdımız Sırat-ı Müstakîmdir.. Onun bunun cennet cehennem yolu değildir.. Terket onları ne hal edeceklerse etsinler, yâni onlara bir sözümüz yok!. Zâten laf anlamazlar ahmaklıktır.. Onlarla uğraşmak bir anlamda yâni gerçekten ahmaklıktır ALLAH celle celâlihu affetsin.. yâni yapamaz çünkü ahmak, döner yine oraya gider.. Sığır desen sığır bile bir tercübe kazanır ya da: “burdan dayak yedik şuraya dönelim!” der felân feşmekan.. o, onu da demez yâni.. Şimdi Beden Nefis Kalb ve Ruh Olanlardan bedeni soyarsak ne olur bedeni olmasa ne olur?. Nefsi olsa kalbi olsa ruhu olsa?. Ben anladığım şekilde anlatmaya çalışıyorum Hakan!. “Dayı neye göre?.” diyorsan Kur’ÂN-ı Kerîme göre anlatmaya çalışıyorum.. Ben Kur’ÂN-ı Kerîmden ve RaSûLuLLAH sallallahu aleyhi ve sellemden anlayabiliyorum çünkü, diğer taraflaraa biraz afedersin gerizekalıyım.. Başkasının lafı kulağımın birinden girip birinden çıkıyor çünkü.. ömrümüz boşa geçiyor onlarla bedeni olmayan ama nefsi olan, nefsi var aynı insÂN gibi kalbi var ruhu var ama beden yok bu varlıklar kimlerdir?. Direk cevap “CİN”lerdir.. Pekiyi nefsini de soyarsak, kalbi ve ruhu kalırsa “MELEK”lerdir.. hadi kalbini de soysak, ruhu kalsa?. Ruh, Mükerrem KILınan insanoğluna Emr Âlemindendir;

وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِي آدَمَ وَحَمَلْنَاهُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَرَزَقْنَاهُم مِّنَ الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلَى كَثِيرٍ مِّمَّنْ خَلَقْنَا تَفْضِيلاً
Resim---“Ve lekad kerremnâ benî âdeme ve hamelnâhum fî’l- berri ve’l- bahri ve razaknâhum minet tayyibâti ve faddalnâhum alâ kesîrin mimmen halaknâ tafdîlâ: Andolsun, biz Âdemoğlunu yücelttik-mükerrem kıldık; onları karada ve denizde (çeşitli araçlarla) taşıdık, temiz, güzel şeylerden rızıklandırdık ve yarattıklarımızın bir çoğundan üstün kıldık.” (İsrâ 17/70)

وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الرُّوحِ قُلِ الرُّوحُ مِنْ أَمْرِ رَبِّي وَمَا أُوتِيتُم مِّن الْعِلْمِ إِلاَّ قَلِيلاً
Resim---"Ve yes’elûneke anir rûhı, kulir rûhu min emri rabbî ve mâ ûtîtum minel ilmi illâ kalîlâ(kalîlen).: Sana ruh'tan sorarlar; de ki: "Ruh, Rabbimin emrindendir, size ilimden yalnızca az bir şey verilmiştir." (İsrâ 17/85)

Bu hususta size fazla bilgi verilmedi. Emr Âlemindendir.. Emr Âlemi ne?. Emr Âlemi, Bursa vâlisi mi, ya da ordu komutanı mı?. yooo KÛN fe yeKÛN diyen.. “KÛN!.” Buyuran, “fe yekûn” yapan… haaa evet evet işte bu rayha bu radiyeten merdiyeten reyhası, reyhanı kokusu, rızası, BİZ BİR-İZliği insÂNı, “NAHNU”dan nereye çeker?. “EN”ya.. ALLAHu zü’L- CeLÂL’e çeker, CERR eder CEZM eder..

Cinlerin yerini katogarilerini sistemdeki yerini umarım anlatabilmişimdir. Bunları anlamazsak ne olur?. Bu güne kadar ne olduysa öyle olur anlamadan dinlemeden başka işlerle uğraşmış oluruz ben çok işler yapmış insÂNım barajlar yaptım cart curtlar şunu yaptım bunu yaptım sonra bağlar gazeli çekti yerle bir oldu geldi geçti gitti ama bir şey daha var elim daima; RaSûLuLLAH sallallahu aleyhi ve sellemin elinde oldu, Kelâmullahın elinde oldu.. Bu üstünlük değildi normaldi böyle olmayış alçaklıktı, böyle olmak şarttı bu ise, zâten istenendi ve doğrusu buydu mutlaka olmalıydı.. Yücelik yükseklik vermez RaSûLuLLAH sallallahu aleyhi ve sellemin arkasında “ALLAHUEKBER!.” demek normal seviyeyi getirir.. Böyle olmayışa yuh olsun, yazıklar olsun.. Onun için çok doğru düşünmemiz ve doğru inanmamız lâzım.. Haa olabilir ki Hakan der ki ben: “Daha küçüğüm biraz oyun oynamak istiyorum!.” “OLur oğlum OLur, Bitlis’te felân çoktur çalıp oynayan, felân hele!.”
İyi bilirim ben oraları of of of gırla gider böyle yâni kimin kime taptığını bulamazsın oyun oynamak istiyorsan!. Çok hanları hamamları medreseleri tekkeleri mekkeleri çekkeleri hep hazırdır.. Bütün kafa ve kalb.. Nerde sorusuyla gelince bunlardan sorumlu.. ALLAH celle celâlihu bana onu bunu sormayacak.. “Bu kafa ve kalbi ne yaptın?” dediğin anda ise: “Sen merak etme, biz seni kurtarırız!.” derler.. Çok acı çok acı..
Cin Sûresi üzerinde duruyorum.. Bâzen tabi üzülüyorum çeşitli hallerim gereği..

Siirtli Hocam çok yiğit bir insÂNdı çokk.. En zor zamanlarımda hele manevî sistemimdeki şey halinde akıl fikir ermeyecek şekilde fiilen maddî olarak yâni senin yanında değildir ama fiilen yaşar seninle olayları gün boyunca yaşar.. Sana o merhaleleri o şeyleri fiilen gösterir, senin yüreğini tatmin ettirir.. ALLAH’a imanını perçinler.. Ve bir gün sonra da: “Anlat bakalım Abdullatif!.” der. Sen ne kadar kıvırtırsan kıvırt “anlat anlat” der ve eksiklerini tamamlar senin.. Ne yüce insÂNlardı ki gaybı yaşattılar onu demek istiyorum gaybî gaybî.. Bunu niye söylüyorum şunun için. Hocam, Abdullatif İnşâe ALLAHu TeÂLÂ bir zaman olsun seni Siirt’e götüreyim. Sofi Numan’ın Şeyhu’l- Hazîn kaddesallahu sırrahu Hazretlerinin sonra da, Şeyh Alaaddin kaddesallahu sırrahu Efendimiz zamanında yaşamış Sofi Numan meczub.. Karda kışda yalın ayakla gezen böyle.. Ama çok büyük Evliyaullah ama öyle yâni.. Hocam Sofi Numan’ın Cinler Vâdisi’ne götürecekti..
Hocam : “Sofi Numan dediki diyor MuhaMMed Sıddık seni ve Ahmeti küçük rahmetli ahmet kardeşi vardı.. TÂbi hocam Antalya-dayken gelirdi ve ayrı tek başına namaz kılardı.. insÂNlar içinde kılamazdı.. Akıl erecek bir insÂN değildi.. Bir keresinde böyle Hocaya felân çok ağır yüklendi yâni ben toplantıya geç gelmiştim.. Hocama: “Neden Ahmedî Rufaî kaddesallahu sırrahu Hazretlerinin namazını anlatmıyorsun Abdullatif’e?.” Dedi.. “Neden oyun oynuyorsun felân böyle!. “Of of of tamam Ahmet tamam, Ahmet tamam Ahmet!.”
Böyle bir insÂNdı alnının çatında sanki: “ALLAH ALLAH ALLAH MuhaMMeden RaSûLuLLAH” yazardı böyle bir yiğit insÂNdı.. Ben kendim şâhid oldum.. cemaat halinde kıldık Hocam imam oldu.. O’na da bir oda gösterdiler, orda kıldı.. Geldikten sonra zâten hiç konuşamadı hep sarhoş gibi kaldı ayıkamadı demek istiyorum..
İşte bu Ahmet Abi ile Hocamı almış Sufi Numan o Cinler Vâdisine götürmüş.. Diyelim ki sabah ezanında çıkmışlar öğleye doğru oraya varmışlar, bir müddet kalmışlar geri dönmüşler. Orda ne olduğunu ne yaşattığını Hocam anlatmıyor bana diyor ki: “Seni götüreyim gör ki tatmin olursun!.” Diyor. “Şöyle oldu böyle oldu” anlatmıyor “sen de bak bi oraya götüreyim seni..”
Ama ben, kader Kaderullah babamın cenâzesine gidemedim, anamın cenâzesine gidemedim, abimin cenâzesine gidemedim İnşâe ALLAHu TeÂLÂ senle gideriz!.” dedi ama gidemedik.. ben görmedim orayı..
Bunu da, bu Cin Sûresi vesilesiyle söylüyorum.. Cin, demek ki insÂNla melek arasında, insÂNlara benzeyen bütün özellikleri esmâ yüklü.. Ama ne kadar yüklü?. Bedensel esmâlar yüklü değil herhalde.. ama uyku değil gerçek varlıktır, melekler gibidir ve şeytanlar da cinlerdendir.. çünkü şeytanların beden haline geçmeleri mümkün değildir. onun içinde açık âyet vardır CÂNlardan yâni CÂN cinlerden..


وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَائِكَةِ اسْجُدُوا لِآدَمَ فَسَجَدُوا إِلَّا إِبْلِيسَ كَانَ مِنَ الْجِنِّ فَفَسَقَ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِ أَفَتَتَّخِذُونَهُ وَذُرِّيَّتَهُ أَوْلِيَاء مِن دُونِي وَهُمْ لَكُمْ عَدُوٌّ بِئْسَ لِلظَّالِمِينَ بَدَلًا
Resim---"Ve iz kulnâ lil melâiketiscudû li âdeme fe secedû illâ iblis (iblîse), kâne mine’l- cinni fe feseka an emri rabbihî, e fe tettehızûnehu ve zurriyyetehû evliyâe min dûnî ve hum lekum aduvvun, bi'se liz zâlimîne bedelâ (bedelen).: Hani meleklere: "Âdem'e secde edin" demiştik; İblis'in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi. O cinlerdendi, böylelikle Rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı. Bu durumda Beni bırakıp onu ve onun soyunu veliler mi edineceksiniz? Oysa onlar sizin düşmanlarınızdır. (Bu,) Zâlimler için ne kadar kötü bir (tercih) değiştirmedir.” (Kehf 18/50)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Allah sizden her biri için, bir cinnî arkadaş kılmıştır. " Ashab: "Size de mi yâ Rasûlallah?" diye sorduklarında, Rasûlullah: "Bana da, ancak Allah ona karşı bana yardım etti de, o (cin) Müslüman oldu, artık o, bana ancak hayır emrediyor. " buyurmuştur.
(et-Tâc, V/233)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Benim şeytanım bana teslim oldu.” buyurmuştur.
(Tirmizi, Rada 17; Müsned, III/309)

Bu hadiste geçen “esleme” kelimesi hem teslim olup boyun eğmeye mecbur oldu hem de Müslüman oldu, manalarına gelmektedir..

Resim---İbnu Mes'ud (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Sizden hiç kimse yoktur ki ona, biri şeytandan diğeri melekten olmak üzere yanından ayrılmayan iki "karîn" tevkil/ kendine birisini vekil etmek edilmemiş olsun!" buyurmuştur.
"Size de mi Yâ Resûlullah!." denildi. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Bana da! Ancak, Allah ona karşı bana yardım etti de o bana teslim oldu. Artık o bana hayırdan başka bir şey emretmiyor!"
buyurmuştur.
(Müslim, Münâfıkûn 69, (2814)

قَالَ قَرِينُهُ رَبَّنَا مَا أَطْغَيْتُهُ وَلَكِن كَانَ فِي ضَلَالٍ بَعِيدٍ
Resim---"Kâle karînuhu rabbenâ mâ etgaytuhu ve lâkin kâne fî dalâlin baîdin.: Onun karîni/onun yakını, yakınında olan, yakın dostu, saptırıcısı: “Rabbimiz onu ben azdırmadım, fakat o uzak bir dalâlet içindeydi.” der.” (Kaf 50/27)

قَالَ لَا تَخْتَصِمُوا لَدَيَّ وَقَدْ قَدَّمْتُ إِلَيْكُم بِالْوَعِيدِ
Resim---"Kâle lâ tahtesımû ledeyye ve kad kaddemtu ileykum bil vaîdi.: (Allah buyurur:) "Benim huzurumda çekişip durmayın. Ben size daha önce 'kesin bir uyarı' göndermiştim." (Kaf 50/28)

مَا يُبَدَّلُ الْقَوْلُ لَدَيَّ وَمَا أَنَا بِظَلَّامٍ لِّلْعَبِيدِ
Resim---"Mâ yubeddelu’l- kavlu ledeyye ve mâ ene bi zallâmin li’l- abîd (abîdi).: "Huzurumda söz değişikliğe uğratılmaz ve Ben kullara zulmedici değilim." (Kaf 50/29)

ALLAHu TeâLâ her bir insana bir karîn kılmıştır. Bu şeytan insanı daima şerre ve isyana sevk eder. Bundan Peygamber Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz müstesnâdır..

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Her bir kimsenin cinlerden bir karîni vardır. Bunun üzerine ashab: “Yâ Resûlullah! Sizin de var mıdır?” diye sorduğunda Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Evet benim de var, ancak ALLAHu TeâLâ bana yardım etti de “esleme” o Müslüman oldu yahut bana boyun eğdi bu yüzden ancak bana hayrı emrediyor.” buyurmuştur.
(Abdullah bin Mesud radiyallahu anhu’dan; Müslim, 2814)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Sizlerden biri namaz kılarken bir kimse önünden geçmek isterse ona müsaade etmesin hala da geçmeye kalkarsa onunla dövüşsün çünkü o bir şeytandır.” buyurmuştur.
(Abdullah bin Ömer radiyallahu anhu’dan; Müslim, 506)

Resim---Ebû Said radiyallahu anhu da: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'i şöyle buyururken işittim: "Sizden biriniz kendisini insanlardan koruyacak bir sütreye doğru namaz kılarken, birisi önünden geçmek isterse, ona mâni olsun. Eğer o kimse diretirse, onunla kavga etsin. Çünkü o şeytandan başka bir şey değildir.” buyurmuştur.
(Buhari, 3100. Müslim, 505)

Cinden kurtulmak için en tesirli silah Kelime-i Temcid/Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahi’l- alîyyi’l- azîm ve istigfar duasıdır..
Âyete’l- Kürsi, İhlâs, Muavvizeteyn ve Fâtiha Sûrelerini sık sık okumak da, insanı cinden muhafaza eder..

Bunların tümü de, açıklanması gereken şeylerdir. Ama nerede açıklanması gereken şeylerdir?. 3 yaşındaki çocuğa mı, 18 yaşındakine mi, 40 yaşındakine mi?. Aklı başındaki birine mi anlatılacak şeyler bunlar bunu da tam bilemeyiz.. Meziyetlerimiz vardır bunu anlayıp anlamamakta farfara bir insÂNı siz tutamazsınız, zaptedemezsiniz onun yapısında uçarılık vardır.. O, hakikatı öğrenip hakikatı yaşamayı değil de, kelebek gibi bugün burda yarın orda.. O fikirde, bu fikirde, o da olmazsa bu olsun gibi uydur gaydır gider.. Ama bazı insÂNların çoğu genellikle vardır ki, hakikatı öğrendikten sonra: “Haa anladım anladım!.” der ve ona göre yaşar..

Şimdi ben bunları Cin Sûresinde bir geç vakitte hazırlık yapsam belki de daha iyi idi. ama şöyle ALLAH celle celâlihu’ya sığınarak dedim ki: “Böyle tak tak yapmayımda şu CİN nedir?. Ben de öğrenmiş olayım şu cini..” Ondan sonra da Cin Sûresine girelim diye düşündüm.. Cin hakkında çeşitli bilgiler vermemiz gerekir.. Cin kelimesi kökü “CiNN”.. Cim, Nun, Nun dur.. yâni “ce ne ne” dir yâni “cenne” cenni.. bir “ce” iki “ne” demek istiyorum.. “cenne” kökündendir.. “cenne” kökü..
Arapçada kök olarak iki tane “örtmek” fiili vardır.. Biri “kefere”dir örtmek, bir şeyin üstünü örtmek, onu göstermemek anlamında gizli kalmasını sağlamak, örtmek ve örtünmek anlamında “kefere” vardır..
Ama “kefere” nerde kullanılır?. kötü şeyleri örtmek anlamında ya da insÂN aklına kötü gözüken bir pisliği örtecekse “kefere” fiilini kullanır Araplar.. “Cenne” fiilini kullanmaz ikisi de örtmek ama “cenne”yi kullanmaz ki onu güzel şeyleri örtmekte kullanacağını bilir.. Cenin, cân, cennet vd. gibi..
Ama kefere de burda “kefere”yi kullanır ama ne yapmış Araplar küffar nedir çok kâfirdir.. Küffar/ (Kâfir. C.) Gâvurlar. Hak din olan İslâmiyeti inkâr edenler. Kâfirler..

Ama bir de, açın şimdi Arapça sözlüğü “küffar nedir?” diye, çiftçi diyecek.. niye?. Araplar demişler ki “yav buğdayı atıyoruz toprağa gömdük eyvah ki ne eyvah örttük üstünü bekleyip de yedi başak verinceye kadar bir zarar oldu bir çuval buğdayı attık toprağa kaybolup gitti” gibi görülmüş herhalde..
Meselâ “CeNNet”de “güzel şeyleri örtmek” anlamındadır cenneden türeyen kelimeler Cindir, CÂNdır, Cennet, meselâ zırh ya da zıhr değil mi öyle tutuyorsun önüne oklar attığında cenneh “cünneh”tir öyle çok kelimeler vardır..

Cinler bedeni olmayan Nefsi Kalbi ve Ruhu olan varlıklardır.. gözükmeyen varlıklardır.. Nefsi de olmazsa nefsi olmayan yaratıklar meleklerdir, onların nefisleri yoktur, akılları da yoktur, akılda düşünülemez onlarda.. o zaman onlar için yâni şöyle yapmış böyle çatmış yoktur.. yâni alavere daleveresi yoktur.. onun içinde işte doğrudan doğruya söylenmektedir ya biz burda sana her şeyi yaparken sen şimdi gidip de ya RABBi kan dökecek insÂN mı yaratıyorsun felân.. i’tiraz anlamında değildir..


وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلاَئِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الأَرْضِ خَلِيفَةً قَالُواْ أَتَجْعَلُ فِيهَا مَن يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَاء وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ قَالَ إِنِّي أَعْلَمُ مَا لاَ تَعْلَمُونَ
Resim---"Ve iz kâle rabbuke li’l- melâiketi innî câilun fî’l- ardı halîfeten, kâlû e tec’alu fîhâ men yufsidu fîhâ ve yesfiku’d- dimâe, ve nahnu nusebbihu bi hamdike ve nukaddisu lek (leke), kâle innî a’lemu mâ lâ tâ’lemûn (tâ’lemûne).: Hani RABBin, Meleklere: "Muhakkak ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim" demişti. Onlar da: "Biz seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin?" dediler. (ALLAH:) "Şüphesiz sizin bilmediğinizi ben bilirim" dedi.” (Bakara 2/30)

Cinler, insÂN duyularıyla idrak edilemeyen ama, nefis taşıdığı için insÂN gibi şuur ve iradeye sahib esmâ yüklü oldukları için akıl sahibi oldukları için esmâdan kasıd bu zâten ALLAHu zü’L- CeLÂL’in emirlerine tâbi tutulmuş mükellef, kendi sisteminde mükllef varlıklardır..
Nasıl bitkiler, Bitkilik Âleminde yaşıyorlarsa hayvanlar Hayvanlık Âleminde yaşıyorlarsa çünkü imkanı o kadardır..
“Efendim bitkilerde uçsaydı bitkilerde kaçsaydı koşsaydı!.” dur kardeşim bir dakika.. yâni sen bırak onu da sen şimdi bizim Bitkiler Âlemini, Hayvanlar Âlemini, Cinler Âlemini, Melekler Âlemini ANLA!.maya çalış, anlamaya çalış önce!.

Demek ki CİNLer, ALLAHu zü’L- CeLÂL’in emirlerini tabi ve akılları oldukları için mükellef varlıklardır, kendi sistemleri içindedirler, mü’min ve kâfirlerden meydana gelirler.. İnsÂNlardan daha az sorumludurlar. Çünkü bedenleri yoktur. Bedenleri olmadığı için şeytanlarda nefis sahibi varlıklardır meleklerin içinde.. Bence ALLAHu zü’L- CeLÂL, melekleri yaratmıştır sonra nefis verip toptan CÂN yâni Cinleri yarattı geçiş olarak ordaki incelik geçiş gibi demek istiyorum melekle cinler arasındaki ara kesit bence CÂN denilen İblis ve Şeytan var yâni.. Onlar onlarında bedenleri yok nefisleri var sorumlulukları var vs.. var amma, bedenleri yok bunlar bedenleri olan varlıklara çok ilgi duyuyorlar, göreceğiz âyetlerde.. çok ilgi duyuyorlar insÂNlarda onlara çok ilgi duyuyor bilerek bilmeyerek hisler gibi içindeki pis hisler dürtüler ve çok iyi bildiği halde hevâ ve hevesine uyarar Rablık ve İlâhlıklara kalkışlar.. Peki kim bunu dürtüştürüyor, kim sokuşturuyor..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 20 May 2018, 16:32 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 3705
Resim

EÛZU BİLLÂHİ MİNE'Ş-ŞEYTÂNİ'R-RACÎM
Bİ'SMİ'LLÂHİ'R-RAHMÂNİ'R-RAHÎM..


Euzu billahissemi’l- alîmu min eş şeytani’r racîm min hemezitihi ve nefhahi ve nefsihi.. Bismillahirrahmânirrahîm

Euzu bike rabbî yahdurunu.. Bismillahirrahmânirrahîm
Elhamdulillahirrabbü’l- âlemin..


هَمَّازٍ مَّشَّاء بِنَمِيمٍ
Resim---"Hemmâzin meşşâin bi nemim (nemîmin).: Devâmlı kusur arayanlara, lâf taşıyanlara (itaat etme).” (Kalem 68/11)

"Hemmâzin”.. bunlar çok yeminci, ihânetci, gammaz..
Meşşâin bi nemim” bunların yürüdükleri yol, neşeleri, devâmlı gittikleri geldikleri izledikleri yol nemim/söz götürme, lâf taşıma, bir kimse aleyhindeki sözleri ifsad maksadıyla kendisine eriştirmedir, koğuculuktur laf götürüp getirmektir.. yâni sadece hemezeyle kalmaz.. hemeze, hatırlarsanız “eûzu billahîmine’ş- şeytani’r- racîm min hemezitihi” demekteyiz. hemezetihi.. hemeze, gizliden gizliye sokuşturmalar.. gizliden gizliye şey gibi, savaş gazı gibi hiç fark etmeden zehirlemeler, öldürücülük getirmeler.. bir de açıktan böyle yürüye yürüye doğrudan doğruya laf götürüp getirerek bozgunculuk yaparlar..

Bakınız Kur'ÂN-ı Kerîmimize;


وَقُل رَّبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ
Resim---"Ve kul rabbi eûzu bike min hemezâti’ş- şeyâtîn (şeyâtîni).: Ve “Şeytanların kışkırtmalarından (vesveselerinden) sana sığınırım.” de.” (Mü’minun 23/97)

ALLAHu Zü'l-Celâl'imizin İZni ve İNAYETi ile RABBü’L- ÂLeminimiz SÖZünü, RESÛLALLAH SALLallahu aleyhi ve sellem efendimizin SESinden buyuruyor:

"Euzu billâhi’s-semî'il-alîmi mine’ş-şeytani’r-racîmi min hemzihi ve nefsihi ve nefesih.:Kovulmuş şeytanın dürtmesinden, üflemesinden ve kötü nefesinden her şeyi en iyi işiten ve bilen ALLAH'a sığınırım."


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "ALLAHu Ekber! ALLAHu Ekber! ALLAHu Ekber! ALLAH'a çok çok hamd-ü senâlar. ALLAH'a çok çok hamd-ü senâlar. ALLAH'a çok çok hamd-ü senâlar. Sabah-akşam ALLAH'ı eksikliklerden tenzih ederim. Sabah-akşam ALLAH'ı eksikliklerden tenzih ederim. Sabah-akşam AL-LAH'ı eksikliklerden tenzih ederim. Şeytanın kışkırtmasından, üflemesinden ve fısıldamasından Sana sığınırım!."
buyurdu.
(İ. Ahmed, 4/80, 85; Ebu Davud, 764; İbn Mâce, 807. Senedinde bir tartışmalı râvi varsa da îbn Hibbân (443) ve Hâkim (1/235) onun bu hadisini sahih saymışlar, Zehebî de buna katılmıştır.) )

Resim---"Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, gece kıyama kalktığında Tekbir alır, sonra Subhâneke duasını okur. üç kere "Lâ ilahe illallah", üç kere "ALLAHu ekberu kebîran" der ve "Eûzü billahisemîi’l- alîmi mine’ş-şeytani’r-racîmi min hemzihi ve nefhihî ve nefsihî!." diyerek kıraate başlardı."
Hadisin senedi hasendir.

(Müslim (601))

Resim---Ve Ebu Avâne'nin rivâyetlerine göre İbn Ömer anlatıyor: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ile beraber namaz kılıyorduk. Birden cemaatten birisi: "Allahu ekberu kebîran. Velhamdu lillahi kesîran ve Sübhânallahi bükraten ve asîlâ." dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Şöyle şöyle diyen kimdir?" diye sordu. Cemaattan birisi: "Benim, ey Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem!" dedi. Hz. Peygamber aleyhisselâm: "Şaştım kaldım. Bu söz üzerine göğün kapılan açıldı!"
buyurdu.
(İbn Kayyım el-Cevziyye, Zâdu'l-Mead)

Kısacası İKİLik ŞEY-tÂN-Lığının, dıştan sokuşturmasından, içten dürtüştürmesinden.. Âyet ve hadislerle “ALLAHu zü’L- CeLÂL’e sığınırım” neden?. Çünkü Cinler, hevâ ve heves sahibi insÂNın âletlerini kullanmak istiyorlar, maddeyi onu demek istiyorum.. Bedenini onun için de, buna dikkat etmemiz gerekir demek istiyorum. Bizim kitabımız Kur'ÂN-ı Kerîmde ya da inanç sistemimizde ALLAHu zü’L- CeLÂL, RaSûLuLLAH sallallahu aleyhi ve sellemi bütün cinlere ve insÂNlara, aklı olan varlıklar olduğu için peygamber olarak göndermiştir.. Daha doğrusu KÜLLî ŞEYy’in temelinde yaratış olarak vardır..
Bitki olmuş, hayvan olmuş asla fark etmez, KüLLî ŞEYy EMRuLLAHı DUYar ve EMRe UYar..

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’den, Cinlerin Hidayetine Vesile Olan Ağaç Mu’cizesini Hadis âlimleri sahih rivâyet zincirleri ile İbni Mes’ud’dan naklediyorlar..


Resim---İbni Mesud radiyallahu anhu anlatıyor: “Batn-ı Nahl" denilen yerde, Nusaybin cinleri Müslüman olmak için Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in yanına geldiklerinde bir ağaç cinlerin geldiklerini haber verdi. İmam-ı Mücahid, aynı hadiste İbni Mes’ud’dan nakleder ki: “O cinler bir delil yani mu’cize istediler. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, bir ağaca emretti; ağaç yerinden çıkıp geldi, sonra yine yerine gitti.”
(Buharî, Menâkıbu’l-Ensâr: 32 (Bâb: Zikru’l-Cin); Müslim, Salât: 150; Ali el-Karî, Şerhu’ş-Şifâ, 1:619)

İşte, Cin Taifesine birtek mu’cize kâfi geldi. Acaba bu mu’cize gibi bin mu’cizeyi duyan bir insan imana gelmezse, Kur'ÂN-ı Kerîmde Cinlerin:

وَأَنَّهُ كَانَ يَقُولُ سَفِيهُنَا عَلَى اللَّهِ شَطَطًا
Resim---"Ve ennehu kâne yekûlu sefîhunâ alâllâhi şetatâ(şetatan).: Ve o bizim sefih (ahmak) olanımızın (İblisin), Allah’a karşı asılsız (saçma sapan şeyler) söylemiş olduğuna (inanıyoruz).” (Cin sûresi 72/4)

Şeklinde tâbir ettikleri şeytanlardan daha şeytan olmaz mı?.

Başta İmam-ı İbn-i Mâce, Dârimî, İmam-ı Beyhakî, Hazreti Enes ibni Mâlik ve Hazreti Ali’den, Bezzaz ve İmam-ı Beyhakî ise Hazreti Ömer’den aynı mu’cizeyi nakletmişlerdir..


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, kâfirlerin yalanlamalarından dolayı hüzünlü olduğu bir zamanda: “Ey Rabbim, bana öyle bir âyet (mu’cize) göster ki, bundan böyle beni yalanlayanlara aldırmayayım.”
Hazreti Enes’in rivâyetinde, bu hadise vuku bulmadan evvel Hazreti Cebrâil aleyhisselâm da oradaydı. Vâdi kenarında bir ağaç vardı. Hazreti Cebrâil aleyhisselâm’ın haber vermesiyle Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem o ağacı çağırdı, ağaç yanına geldi. Sonra: “Git!” dedi. Tekrar gitti, yerine yerleşti.”

(İbni Mâce, Fiten: 23, no. 4028; Dârîmî, Mukaddime: 3; Müsned, 1:223, 3:113, 4:177; Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:302; Ali el-Kari, Şerhu’ş-Şifâ, 1:620; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 9:10; el-Hindî, Kenzü’l-Ummâl, 2:354)

Endülüs’ün büyük İslam âlimi Kadı İyaz, Şifâ-i Şerif isimli eserinde kuvvetli senetlerle ve rivâyet silsilesi ile bize Abdullah ibni Ömer radiyallahu anhum’dan, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in şu mu’cizesini naklediyor:

Resim---Bir seferde, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in yanına bir bedevî geldi. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ona sordu: “Nereye gidiyorsun Bedevî?.” dedi. Bedevî: “Aileme.” diye cevap verdi.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem tekrar sordu: “Ondan daha iyi bir hayır istemiyor musun?” Bedevî sordu: “Nedir?” Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem cevap verdi:
“Allah’tan başka hiçbir ilâh olmadığına, Onun bir olduğuna, hiçbir şeriki bulunmadığına ve MuhaMMed’in, Onun kulu ve resulü olduğuna şehadet etmendir.”
Bedevî sordu: “Bu şehâdete şâhid nedir?”
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem cevap verdi: “Vâdi kenarındaki şu ağaç şâhid olacak.”
İbni Ömer der ki: “O ağaç yerinden sallanarak çıktı, yeri ikiye yardı, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in yanına kadar geldi. Efendimiz aleyhisselâm üç defa kendisinin Allah’ın Elçisi olduğuna dair o ağacı şâhid gösterdi ve ağaç da Efendimiz aleyhisselâmı doğruladı. Sonra Efendimiz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ağaca emretti, ağaç tekrar yerine gidip yerleşti.”

(Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:298; Ali el-Kari, Şerhu’ş-Şifâ, 1:615; Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve: 6:14; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 8:292; İbn-i Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, 6:125; el-Askalânî, el-Metâlibü’l-Âliye, 4:16, no. 3836; el-Hâkim, el-Müstedrek, 2:620; İbni Hibban, Sahih, 8:150)

Bu başta Sahih-i Müslim olmak üzere sahih hadis kitaplarında nakledilen bir mu’cizedir..

Resim---Câbir radiyallahu anhu anlatıyor: “Biz bir seferde Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ile beraberdik. Tuvalet ihtiyacı için bir yer aradı. Kapalı bir yer bulamadı. Sonra iki ağacın yanına gitti, bir ağacın dalını tuttu, çekti. Ağaç itaat ederek beraber gitti; öteki ağacın yanına getirdi. Bir devenin yularını tutup çekildiğinde geldiği gibi, o iki ağaç da öyle yan yana getirildi. Sonra Efendimiz aleyhisselâm o ağaçlar:a “Üstüme birleşiniz.” dedi. İkisi birleşerek örtü oldular. Efendimiz aleyhisselâm bu ağaçların arkasında ihtiyacını gördükten sonra ağaçlara emretti, tekrar yerlerine gittiler.”
(Müslim, Zühd: 74, no. 3012)

Hadis İmamı Ebu Ya’lâ, sahih bir şekilde haber veriyor ki.:

Resim---Bir seferde, “talha” veya “semure” denilen bir ağaç geldi, Asav.’in etrafında tavaf eder gibi döndü, sonra yine yerine gitti. Sonra Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “O ağaç Cenâb-ı Hakk’tan istedi ki, bana selâm etsin.”
buyurdu.
(Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:301; Ali el-Kari, Şerhu’ş-Şifâ, 1:619; Hafâcî, Şerhu’ş-Şifâ, 3:53; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 9:6-7; Müsned, 4:170, 172; el-Hâkim, el-Müstedrek, 2:617)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in ağaçlarla ilgili mu’cizeleri içerisinde en kuvvetli senedlerle ve çok sahabelerden birden nakledilen bir mu’cize de kuru hurma kütüğünün ağlaması mu’cizesidir.:
“Peygamber Efendimiz aleyhisselâm Mescid-i Şerifte hutbe verirken dayandığı hurma ağacından olan kuru bir direk vardı. Daha sonrasında minber yapılınca Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem hutbe verdiği zaman onun üzerine çıkıp hutbeye başladı. Tam bu esnâda artık üzerinde hutbe okunmayan kuru direk, deve gibi inleyerek ağladı. Ağlama sesini bütün cemaat işitti. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem minberden inerek direğin yanına geldi, elini üstüne koydu, onunla konuştu teselli verdi. Direğin ağlama sesi bunun üzerine kesildi.”

(Buhârî, Menâkıb, 25, Cum’a, 26; İbni Mâce, İkâme, 199; Nesâî, Cum’a 17; Tirmizî, Cum’a, 10, Me nâkıb, 6; Dârimî, Mukaddime, 6, Salât, 202; Müsned, 1:249)

Resim---Hazreti Büreyde’nin rivâyetinde der ki: Direk ağladıktan sonra, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem elini üstüne koyup ona dedi ki: “İstersen seni eski yerine nakledeyim. Orada kök salar, büyüyüp gelişirsin, yaprakların tazelenir ve defalarca meyve verirsin. Eğer cenneti istersen seni cennette dikeyim; orada meyvelerinden Allah’ın sevgili kulları yer.”
Ardından direk cevap verdi, verdiği cevabı yanındaki sahabeler duydular. Direk dedi ki: “Cennette beni dik ki, benim meyvelerimden, Cenâb-ı Hakk’ın sevgili kulları yesin. Hem bir mekân ki, orada bekà bulup, çürümek yoktur.” Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ona “Öyle yaptım.” diye cevap verdi. Sonra sahabelerine dedi ki: “Bâki olan âhireti fâni dünyaya tercih etti.”

HÜbeyy ibni Kâ’b radiyallahu anhu der ki: Bu harika hadiseden sonra Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem emretti ki: “Direk minberin altına konulsun.” Mescid-i Şerif’in tâmirine kadar minberin altında kaldı. O zaman, Hazreti Übeyy ibni Kâ’b yanına aldı; çürüyünceye kadar muhafaza edildi.”

(Kadı İyâz, eş-Şifâ, 1:304; İbni Mâce, İkametü’s-Salât: 199; Dârîmî,Mukaddime: 6; Kadı İyâz, eş- Şifâ, 1:304)

Bu hadisler açık seçiktir.. Biz böyle inanırız.. Biz böyle inanırız kardeşim, biz böyle inanırız!. Haa başka inanç olabilirse o da gitsin öyle inansın yâni.. Ne yapalım yâni adam ineğe tapıyor diye.. Şimdi Hindistandaki ineğe tapanları kurşuna mı dizeceğiz!.

Bir daha başa dönmek istiyorum.. şimdi devam edeceğim de efendim Cinler ateşten yaratılmışlardır denmektedir.. TOPRAKtan yaratılanlar BEDEN sahipleridir.. NEFİS, ATEŞtir biliyorsunuz.. KALB, SU’dur.. RUH, HAVAdır.. Dört Unsur böyle denkleşir.. Uydurmuyorum gerçeği böyledir..
Ee tabi toprak olmayınca ateş, su ve hava kalıyor.. Çok ilginç bir şeydir ve gerçekten bu bir aşamadır hakikaten bu ATEŞte; bu SU, BUHARlaşır ki, gökyüzünde ALLAHu zü’L- CELÂL’in bereket BULUTları gibi insÂN “CÂN olan CeheNNeMinde, İbrahîm aleyhisselâm gibi CeNNeti doğrurur” demek istiyorum.. ve arada cin, cem’ felân kalmaz.. Tüm küllühum o güzellikleri görür yaşar.. İnsÂN, bedeni olduğu için daha sorumlu daha temeldir ama cinlerin de aklı şuuru vardır.. hakk ve hayra iman, şerr ve batıla da isyan edebilirler.. onların da peygamber ve kitapları takip etme imkanları vardır. Onlar da kemâlât bulabilirler, cehâlete sürüklenebilirler.. onlar da insÂNlar gibi yap yapma ile emredilmişlerdir.. yâni keyfi değildir..

Onlar da insÂNlar gibi bu âlemi yaşarlar kendi ortamlarında kıyamet ve haşra girerler; kazananlar cennetine, kaybedenler cehennemine gider.. Cinler hakkındaki bilgilerin en doğrusunu veren kaynak Kur’ÂN-ı Kerîmdir. RaSûLuLLAH sallallahu aleyhi ve sellem’in sahih hadisleridir.. Ancak burada bir şey vardır bütün dinlerde Yahudilik ve Hrıstiyanlıkta da cinler çeşitli şekilde tahripler yaptığı için zaman içinde İslamiyete yansıdığı için çok dikkat etmek gerekir.. Uydurma hadisler ya da hadislerin içine sokulan şeyler olabilir diye âyetlere daha sıkı sıkı sarılıp hadisleri de biraz tedbirli olarak takip etmek lâzımdır.

Cinler bedensiz varlıkları olduğu için hava gibi böyle rahat haber götürüp getirme çeşitli şeyler böyle sanki ilham veriyormuş gibi ya da ne bileyim ben bir şey doğuruyormuş gibi onu sürüklemeler, götürmeler, getirmeler hele inanç sistemi zayıf insÂNlarda olur bunlar..
Açıkca insÂNları kullanmaya da başlayabilirler.. Bunların çoklarını da gördük elini attığı yerde ateş çıkaranlar.. Böyle cart curt çeşitli şeyleri gördük.. Zincirlere bağlananları bile gördük.. Bağlatılanları başka şeyleri de gördük..

Hakan çok iyi bilir ki; Orhan Ağaçlı, Aksaraylı o meşhur İsmet Hoca, Bizim İrfan’ın hastalığında getirdiklerinde hiç bir şey yapamadı. Uğraştı ama olmaayınca: “Vallahi Latif Hocam, benim askerler içeriye girmiyor sen varsın diye hiç birini içeriye sokamıyorum ki, dış kapıdan giremediler!.” dedi. Ve hakikaten az sonra çekti gitti.. Olacak şey değildi böyle şey mi olur!.
Haa, Orhan Ağaçlı var.. Aksaraydan geçenler bilirler meşhur tesisleri vardır. İşte bu zat İsmet Hoca’ya: “Ulan öyle şey mi olur, git işne!.” demiş. Demiş de pek çok insanın önünde İsmet Hoca: “Eyy cinlerim indirin şu adamı aşağıya!.” deyince kaldırıp kaldırıp kafasının üzerine.. Kaldırıp kaldırıp kafasının üzerine vuruyorlarmış.. Ben bunu Orhan Ağaçlı’nın kendisinden dinledim ki: “Beni geberteceklerdi!.” dedi.. “Ulan kurtarın beni yetişin!.” demiş..

Bunlar fiilen hayatın içinde olan varlıklardır ve bir oyun değildir.. Bizim onlarla bir işimiz de yoktur.. CİNlerin de bizim ile bir işleri yoktur, alacağımız vereceğimiz yoktur.. hHayatta herkesin yolu bellidir, kitabı bellidir, şunu bellidir bunu bellidir..
Nasıl ki, ben hayvanlık ya da, bitkilik yapmıyorsam, insÂNlık yapmaya uğraşıyorsam onlar da, kendi CİN-liklerini yapmaya çabalayacak kendi KULLuk İşlerini yapacaklardır ki, bunun için de kitablar inmiştir peygamberler gönderilmiştir..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 18 Haz 2018, 14:24 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 3705
ALLAHu zü’L- CELÂL, RaSûLuLLAH sallallahu aleyhi ve sellemden sonra bu gaybî hırsızlıklar gaybî kışkırtmalara, gaybî tecavüzlere karşı, RaSûLuLLAH sallallahu aleyhi ve sellem ve onun ümmetini koruma altına almıştır. Bu arada Şeytan Âyetleri felân vardır. RaSûLuLLAH sallallahu aleyhi ve sellemde de, ondan sonra da.. Bu şeyler, bir anlatım tarzıdır. ALLAH celle celâlihu, Şeytan Âyetleri indirmiştir.. “Bende sizin putlarınıza tapıyorum!.” Gibi.. Böyle bir âyet yok!. Sonra “Bu ALLAHu zü’L- CELÂL’den gelen değil Şeytandan gelen uydurmaydı!” diye nesh etmiştir ALLAH celle celâlihu ve de âyetler inmiştir. Bununla ilgili şunu söylemek istiyorum ki cinlerin iyiliği emreden, iyiliğe sevkedeni de vardır onlar Melekî Cinler.. Kötülüğü emredenlere Şeytanî Cinler gibi isimler vermişlerdir. Demek ki “cin” kelimesinin temeli; “aşırı çok hassas hissediş ve çok gizli örtüş kapanış” anlamına gelen bir kelimedir. Bunlar neden veriyorsun?. Şunun için veriyorum anlayalım diye veriyorum. Cini anlamazsak kendimizi de anlamayız zâten..
Bir şey daha var ki, insÂN; Beden Kulluğunu geçerse Nefis Kulluğuna geçer. Nefis Kulluğuna geçtiği ÂNda da mü’min bir cin gibi olur yâni.. tıpkı o’nun oluş tarzı gibidir. Artık bedenî, bedeninden kötülükler yapmıyor artık. O, o imtihandan geçmiş birisi gibi düşünün. Onu da atladığı zaman melek bir özellik taşır mı^?. Taşır, hatta meleğin üzerine çıkar. Raziyeten Merdiyeten olur mu?. Olur..

Cin Sûresi, Mekke’de nazil olmuştur bu sûre. Biliyorsunuz 28 âyettir. İniş sırasına göre ne hikmettir ki 40. cı inen sûredi. Bur çok ilginçtir “40” ı iyi biliyorsunuz.. Kur’ÂN-ı Kerîmdeki sırası 70 tir Mekke’de inmiş bir sûredir. Cinler, Kur'ÂN-ı Kerîm indiği zamanlarda dinlemişlerdir ve cinler hidâyete sahip çıkmışlardır. Onun içinde bu sûreye “cin” ismi verilmiştir. Bu sûrenin geldiği zamanlara “Hüzün Yılları”denildi.
RaSûLuLLAH sallallahu aleyhi ve sellem, Kureyş e karşı koruyucusu Ebu Tâlibi kaybetmiş, Haticetü’l- Kübrâ aleyhasselâm Annemizi kaybetmiş.. Hüzün Yılları içinde çok üzgün, kırgın, etrafı çevrilmiş, muhasaraya alınmış, müslümanlar zülüm görüyor!
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, bır çıkış yolu olur mu diye Taif’e gitmiştir. Taife kendi düşüncesiyle gittiği için ALLAH celle celâlihu bilir, ama ya da bir ibret olduğu için orada çok çirkin davranışlar olmuştur, taş atmışlardır, yaralamışlardır..
Ondan önce müşrikler adamlarını göndermişlerdir ve çok garip şeyler yaşanmıştır.

İşte Cin Sûresi, Taif faciasından sonra dönüşten sonra Mekke’de nazil olmuştur hüzünlü zamanlarında.. Ve ALLAHu zü’L- CELÂL: “Yâ MuhaMMed! Sen, yaratılanların tümünün Rasûlulahısın cinlerde buna dahildir!.”
Bu bir anlamda, RaSûLuLLAH sallallahu aleyhi ve sellem’e bir çıkış müjdesi gibi olmuştur ve ayrı bir özelliği de budur. Yâni ALLAHu zü’L- CELÂL, RaSûLuLLAH sallallahu aleyhi ve sellem’ine arka çıkmıştır..

Cinler tıpkı insÂNlar gibidir. ALLAH celle celâlihu’ya kulluk yapmakla emr olunmuşlardı. Çünkü bu özellikler kendilerinde vardır nedir onlar?. Elbette beden değildir. insÂNı küfre sokan beden bir âlettir.. Temel olan ise, nefistir. Nefis ise, hem insÂNda olan hemde cinde olan bir durumdur. O zaman kulluk şarttır onlara.
ALLAHu zü’L- CELÂL bunu ferman buyuruyor Kur’ÂN-ı Kerîmde;


وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ
Resim---"Ve mâ halaktu’l- cinne ve’l- inse illâ li ya'budûni.: Ve Ben, insanları ve cinleri (başka bir şey için değil, sadece) Bana kul olsunlar diye yarattım.” (Zâriyât 51/56)

Ben, “Cin ve İnsÂNları başka bir şey için değil ancak ve ancak sadece bana kulluk etsinler diye yarattım”
Âyette açık hüküm aynen insÂNlar gibi cinler de Kulluk yapmaya mecburdurlar.

Cin kelimesinin kökeni olan “cenne”, bir şeyin hissedilmesinden gizli olması ve örtünmesi demektir. Aynı kökten gelen cünne, kalkan ve siper anlamındadır. Cenin ise, bildiğimiz gibi annenin rahminde saklı olan bebeğe derler.
İslamî Literatürde, ALLAHu zü’L- CELÂL’in emirlerine muhatab olup, insan gözüyle görülemeyen varlıklardır. ALLAHu zü’L- CELÂL'e ilk âsi olan İBLİS’in de, Cin tâifesinden olduğu Kur'ÂN-ı Kerîmdedir.. Cinlerin tek ferdine Cinnî dinir. Çoğulu Cânn’dır..

Cinlerin KİMLikLerini AÇIKlayan RaSûLuLLAH sallallahu aleyhi ve sellemin Hadislerinden Bazıları.:

Hadis ve tefsir kaynaklarında geçen bilgilere göre, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem iki defa cinlere Kur'ÂN-ı Kerîm okumuştur. Bir defasında Taif dönüşü “Betnu’n- Nahle” Mevkiinde sabah namazını kılarken okuduğu Kur'ÂN-ı Kerîm’i dinlemişler.
Diğer bir defasında ise Mekke yakınında bulunan “Hacun” mevkiinde okumuştur.
Birinci seferde Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin haberi olmadan cinler onu dinlemişler.
İkinci seferde bizzât cinlerin dâveti üzerine “el-Hacun” adındaki Mevki'ye gidip orada toplanan cinlere Kur'ÂN-ı Kerîm okumuştur.
(bk. Taberî; Razî; Kurtubî; Maverdî; Beydavî; Şevkanî, Cin 1. âyetin tefsiri)


Resim---Abdullah b. Ömer ve Câbir b. Abdullah radiyallahu anhum'dan nakledildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem cinlere Rahmân Sûresini okudu.

فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Resim---"Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân (tukezzibâni).: O halde siz (insan ve cin toplumu), RABBinizin hangi ni’metlerini yalanlıyorsunuz?” (Rahmân 55/13,16,18,21,23,25,28,30,32,34,36,38,40,42,45,47,49,51,53,55,57,59,61,63,65,67,69,71,73,75,77)

"RABBinizin hangi nimetlerini yalan sayabilirsiniz" dedikçe, onlar: “Hayır RABBimizin âyetlerinden hiçbir şey yalanlamayız. Ey RABBimiZ SANA hamd olsun!.” derlerdi” (Ebu Hayyân, el-Bahru’l- Muhit, Ahkâf 29. Âyetin tefsiri)

CİNLer hususunda Çeştili Hadis İmamlarından Hadisler vardır:

Fasıl: TEFSİR BÖLÜMÜ – ESBAB-I NÜZULE DAİR
Konu: Ahkaf Suresi
Ravi: Alkame

Resim---Hadis: İbni Mes’ud (radiyallahu anhu)’a dedim ki: “Sizden kimse, Cin Gecesinde Hz. Peygamber (aleyhisselâm)’a refakat etti mi?” “Hayır! Bizden kimse ona refakat etmedi. Ancak bir gece O`nunla (aleyhisselâm) beraberdik. Bir ara onu kaybettik. Kendisini vâdilerde ve dağ yollarında aradık. Bulamayınca: “Yoksa uçurulmuş veya kaçırılmış olmasın?” dedik. Böylece, geçirilmesi mümkün en kötü bir gece geçirdik. Sabah olunca, bir de baktık ki Hirâ tarafından geliyor. “Yâ Resûlullah! Biz seni kaybettik, çok aradık ve bulamadık. Bu sebeple geçirilmesi mümkün en fena bir gece geçirdik!” dedik.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Bana cinlerin dâvetçisi geldi. Beraber gittik. Onlara Kur'ÂN-ı Kerîmi okudum” buyurdu. Sonra bizi götürerek cinlerin izlerini, ateşlerinin kalıntılarını bize gösterdi. Cinler kendisine yiyeceklerini sormuşlar. O da: “Elinize geçen, üzerine Allah`ın ismi zikredilmiş her kemik, olabildiği kadar bol etli olarak sizindir. Her deve ve at mayısı/gübresi de hayvanlarınızın yemidir” buyurmuş. Sonra Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem bize şu tenbihte bulundu: “Sakın bu iki şeyle (kemik ve kuru hayvan gübresi) abdest bozduktan sonra istinca etmeyin/pislikten temizlenmeyin, çünkü onlar (cinnî olan) din kardeşlerinizin yiyecekleridir.”
buyurdu.HadisNo: 786

Fasıl: PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ
Konu: Resûlullah (aleyhisselâm’ın Alâmetleri
Ravi: İbnu Abbas.

Resim---Hadis: “Cinler semâya yükselip, orada vahyi dinliyorlardı. Bir tek kelime işitince, ona doksan dokuz tane de (kendilerinden) ilâve ediyorlardı. O tek kelime hak, ilâve edilenler batıldı. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem gönderilince, semâdaki yerlerine yükselmeleri şihâblarla (göktaşları) önlendi. Bundan önce gökte şihâblar (bu kadar çok) atılmazdı. İblis onlara: “Nedir bu? Herhalde mühim bir hadise var!” dedi. Askerlerini gönderdi. Onlar Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemi Mekke’de iki dağın arasında namaz kılyor buldular. İblis`e tekrar dönüp gördüklerini haber verdiler. O da: “Arzda meydana gelen hadise işte bu! (Sizin semâdan haber almanız bu sebeple engelleniyor)” dedi.
HadisNo : 5562

Resim---Ebu Said radiyallahu anhu'dan şöyle rivâyet edilmiştir: "Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Muavvizeteyn (Felâk ve Nâs) Sûreleri ininceye kadar cin çarpmasına ve göz değmesine karşı Allah'a sığınırdı. Felâk ve Nâs Sûreleri inince; o iki sûreyi aldı ve diğerlerini bıraktı." dedi.
(Tirmizî, C.3, H.no: 2315, s. 444.)

Resim---Ebû Eyyûb el Ensarî'den şöyle rivâyet edilmiştir: Bir hurmalık vardı. Bir cin gelir ve ondan alırdı. Bundan Peygamber (s.a.v.)'e yakındım. Bunun üzerine Resûlullah(s.a.v.), şöyle buyurdu:
"Git ve onu gördüğün zaman 'bismillah' de ve ona, 'Peygamber'e tabi ol!' diye söyle".
Sonra cini yakaladı, fakat bir daha gelmeyeceğine yemin etmesi üzerine bıraktı. Arkasından Ebu Eyyub, Peygamber (s.a.v.)'e geldi ve Resûl-i Ekrem ona: "Esirini ne yaptın?" diye sordu.
Ebu Eyyub: "Cin, bir daha gelmeyeceğine yemin etti." dedi.
Resûl-i Ekrem: "O cin, yalan söyledi ve esasen o, yalan söylemeğe alışıktır." buyurdu.
Ebu Eyyub, cini tekrar yakaladı ve bir daha gelmeyeceğine dair yemin etmesi üzerine onu tekrar serbest bıraktı. Sonra Ebu Eyyub, Resûlullah(s.a.v.)'e geldi ve Resûlullah tekrar: "Esirini ne yaptın?" diye sordu.
Ebu Eyyub: "Bir daha gelmemeye (ikinci kez) yemin etti!" dedi. Daha sonra cini (üçüncü kez) yakaladı ve (ona) dedi ki: "Seni Resûlullah(s.a.v.)'e götürmeden bırakmayacağım!"
Bunun üzerine cin, şu mukabelede bulundu: "Ben sana bir şey söyleyeceğim. Ayet-ül-Kürsi'yi oku! Evinde bunu oku, ne şeytan ne de başkası sana yaklaşamaz."
Ebu Eyyub, Peygamber(s.a.v.)'e tekrar geldi ve Resûl-i Ekrem: "Esirini ne yaptı?" diye sordu. Ebu Eyyub, cinin söylediğini Peygamberimiz RaSûLuLLAH sallallahu aleyhi ve sellem’e bildirdi. Resûl-i Ekrem dedi ki: "Bu sefer doğru söylemiş, fakat kendisi yalancıdır!"
buyurdu.
(Tirmizî, C.5, H.no: 3039, s. 25.)

Resim---Câbir'dan şöyle rivâyet edilmiştir: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, ashabına çıktı ve onlara "Er-Rahmân Sûresi"ni, başından sonuna kadar okudu. Ashab sustular. Resûl-i Ekrem aleyhisselâm buyurdu ki: "Cinn gecesi, bu Sûreyi cinlere okudum ve onlar, cevap bakımından sizden daha iyiydiler. Çünkü ben: “Rabb'inizin nimetlerinden hangisini inkar edebilirsiniz?” âyetine her geldiğimde, 'Ey Rabb'imiz! Senin nimetlerinden hiç birini inkar etmeyiz ve sana hamd olsun!.” dediler."
(Tirmizî, C.5, H.no: 3507, s. 392.)

Resim---İmam Ali bin Ebu Tâlib kerremallahu vechehu'den rivâyet edilmiştir: "Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Cinin gözleri ile Âdemoğullarının avret yerleri arasında perde, Âdemoğullarından biri, ayak yoluna girerken onun: “Bismillah” demesidir." buyurdu.
(Tirmizî, C.1, H.no: 603, s. 408; İbni Mâce 297.)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 11 Ağu 2018, 15:45 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 3705
Müslimdeki rivâyetler güzeldir. Yâni kolay anlaşılır diye söylüyorum. İmamı Müslüm Hazretlerinin sahihinde amir radiyallahu anha gelen bir hadis vardır meşhur Alkameye..

Resim---RaSûLuLLAH sallallahu aleyhi ve sellem devrinin o hukukçusu ona sordum dedim ki diyor ibni Mesud radiyallahu anha cin gecesinde RaSûLuLLAH sallallahu aleyhi ve sellemin cinlerle görüştüğü gece de birliktemi idi diye sordum diyor Alkame'ye Alkame dedi ki bunu bende ibn Mesud'a sordum dedim ki cin gecesinde RaSûLuLLAH sallallahu aleyhi ve sellemle birlikte sizden birisi var mıydı diye ben sordum diyor ibn mesud Abdullah bin ibni Mesud radiyallahu anh dedi ki hayır dedi ancak mesud biz RaSûLuLLAH sallallahu aleyhi ve sellemle birlikte bir gece beraberdik birden bire yanımızdan kayboldu yolları dereleri tepeleri vadileri aradığımızda kaçırıldı mı öldürüldü mü diye herkes konuşmaya başladı çok korkulu bir gece geçirdik böylece sabah olunca bir de baktık ki Hira Dağı tarafından RaSûLuLLAH sallallahu aleyhi ve sellem geliyor ya RaSûLuLLAH seni aramızda göremeyince aradık bulamadık böylece çok korkulu gece geçirdik dediler RaSûLuLLAH sallallahu aleyhi ve sellem bana cin davetçileri geldiler bende onlarla beraber gittim ve onlara kuran okudum buyurdu İbni Mesud devam ediyor diyor ki bizi de oraya götürdü geldiği yere onlardan kalan bakiyeleri ve ateş kalıntılarını gösterdi işte artan şeyleri peygambere cinlerin yediklerini sordular o da dedi ki üzerine ALLAH'ın ismi zikredilen mısmıl yâni sizin yiyip de üzerinde fazla miktar et bıraktığınız bütün kemikler bütün deve ve at gübreleri gibi şeylerdir ondan sonra RaSûLuLLAH sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Artık bu ikisiyle taharetlenmeyin kemikle gübreyle onunla bununla yâni yıkanın zira onlar kardeşlerinizin yediği şeylerdir kim kardeşler cinlerdir." buyurdu. (Müslim, salât 150)

Efendim RaSûLuLLAH sallallahu aleyhi ve sellem de böyle buyuruyor güzel yine hep aynı şeyi söylüyorum ne diyorum olur mu böyle şey olur olur böyle olur zâten nasıl oluyor kelâmullah buyurur RaSûLuLLAH buyurur biz de "amennâ sadaknâ" deriz işte bu mesele cinler âyet ve hadislerde peygamber RaSûLuLLAH sallallahu aleyhi ve sellem efendimize ve musa aleyhisselâma ve diğer peygamberlerle muhattap olmuşlar tebliğ dinlemişler onlar kendilerinin çünkü bize tam açıklanmaması bizim yâni onlar nasıl yaptığı nasıl çattığıyla felân bizim direk ilgimiz olmamasındandır kolay yerler açıklanmaktadır zâten aynen

Cinler de, insÂNlar gib inkar etmişlerdir ya da kabul etmişlerdir bununla ilgili âyet ve hadisler çoktur ama birkaç tanesini okuyalım yâni şimdi ön bilgi olarak verelim demek istiyorum kuranın çeşitli yerlerinde olduğu için meselâ;


يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَالإِنسِ أَلَمْ يَأْتِكُمْ رُسُلٌ مِّنكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ آيَاتِي وَيُنذِرُونَكُمْ لِقَاء يَوْمِكُمْ هَذَا قَالُواْ شَهِدْنَا عَلَى أَنفُسِنَا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَشَهِدُواْ عَلَى أَنفُسِهِمْ أَنَّهُمْ كَانُواْ كَافِرِينَ
Resim---"Yâ ma’şere’l- cinni ve’l- insi e lem ye’tikum rusulun minkum yakussûne aleykum âyâtî ve yunzirûnekum likâe yevmikum hâzâ, kâlû şehidnâ alâ enfusinâ ve garrathumu’l- hayâtu’d- dunyâ ve şehidû alâ enfusihim ennehum kânû kâfirîn (kâfirîne).: Ey insan ve cin topluluğu! Size âyetlerimi anlatan ve bugününüze ulaşacağınız konusunda sizi uyaran içinizden resûller (elçiler) gelmedi mi? “Kendi nefslerimize şahid olduk.” dediler. Dünya hayatı onları aldattı. Ve kendilerinin kâfir olduğuna, kendileri şahid oldular.” (En'am 6/130)

“Ey cin ve insÂN topluluğu! İçinizden size âyetlerimi anlatan ve bu günle karşılaşacağınıza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi!” diye soruluyor kendi nefislerimize şâhid olduk dediler. “Biz kendi nefislerimize bizzat şâhidiz” dediler. Dünya hayatı onları aldattı ve kâfir olduklarına kendileri şâhid oldular. Kimler?. İnsÂN ve cinler ALLAH celle celâlihu’nun âyetlerini anlatan ve gittimiz yerde âhiret olduğunu bu günden söylen içinizden resûller geldi mi?. Geldi!. Siz de şâhid oldunuz mu?. Olduk!. Sonra dünya hayatı onları yuttu.. yuttu köle kul felân değil yuttu.. “cuk!.” diye yuttu. Yâni öyle bir kandırma mandırma değil, küllehum yuttu ve onlarda kendi nefislerine şâhid oldular. Maalesef ne acıdır ki kendi küfürlerine kendileri şâhidlik yaptılar..

وَإِذْ صَرَفْنَا إِلَيْكَ نَفَرًا مِّنَ الْجِنِّ يَسْتَمِعُونَ الْقُرْآنَ فَلَمَّا حَضَرُوهُ قَالُوا أَنصِتُوا فَلَمَّا قُضِيَ وَلَّوْا إِلَى قَوْمِهِم مُّنذِرِينَ
Resim---"Ve iz sarafnâ ileyke neferen mine’l- cinni yestemiûne’l- kur’âne, fe lemmâ hadarûhu kâlû ensıtû, fe lemmâ kudıye vellev ilâ kavmihim munzirîn (munzirîne).: Cinlerden bir grubu sana yöneltmiştik, Kur’ân’ı dinlemeleri için. Onun huzuruna geldikleri zaman “Susun, dinleyin!” dediler. Sonra (Kur’ân-ı Kerim okuması) bitirilince kendi kavimlerine uyarıcılar olarak döndüler.” (Ahkâf 46/29)

Cinlerden bir gurubu sana yönetmiştik ya MuhaMMed sallallahu aleyhi ve sellem Kur'ÂN-ı Kerîm dinlemeleri için adam cinin olup olmadığını soruyor müslüman ALLAHu zü’L- CELÂL Kur’ÂN-ı Kerîmde buyuruyor ki, “Cinlerden bir gurubu Kur’ÂN-ı Kerîmi dinlesinler diye sana gönderdik, sarf ettik” buyuruyor.
Sarf, para harcar gibi sarf ettik. Yâni suyun akışı gibi akıttık sana. Ne zaman huzura vardılar ne diyorlar: “Susun, dinleyin!.” Cinler birbirlerine diyorlar ki: “Susun kardeşim dinleyin!.” sonra Kur’ÂN-ı Kerîm okunması bitirince kendi kavimlerine munzirin olarak inzar edicileri olarak peygamber aleyhisselâtı vesselâmın adamları, inzarcıları, uyarıcıları olarak döndüler onlar tıpkı insÂNlar gibi diye..


قَالُوا يَا قَوْمَنَا إِنَّا سَمِعْنَا كِتَابًا أُنزِلَ مِن بَعْدِ مُوسَى مُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ يَهْدِي إِلَى الْحَقِّ وَإِلَى طَرِيقٍ مُّسْتَقِيمٍ
Resim---"Kâlû yâ kavmenâ innâ semî’nâ kitâben unzile min ba’di mûsâ musaddikan li mâ beyne yedeyhi yehdî ilâl hakkı ve ilâ tarîkın mustakîm(mustakîmin).: Onlar: “Ey kavmimiz! Muhakkak ki biz, Hz. Musâ’dan sonra indirilen, onların elindekini tasdik eden Hakk’a ulaştıran ve Tarîki Mustakîm’e hidayet eden bir kitap dinledik.” dediler.” (Ahkâf 46/30)

Şimdi Cin Sûremize dönelim;

قُلْ أُوحِيَ إِلَيَّ أَنَّهُ اسْتَمَعَ نَفَرٌ مِّنَ الْجِنِّ فَقَالُوا إِنَّا سَمِعْنَا قُرْآنًا عَجَبًا
Resim---"Kul ûhıye ileyye ennehustemea neferun mine’l- cinni fe kâlû innâ semi’nâ kur’ânen acebâ (aceben).: De ki: “Cinlerden bir topluluğun (Kur’ân) dinlediği, sonra: “Biz gerçekten harika, güzel bir Kur’ân işittik.” dedikleri bana vahyedildi.” (Cinn 72/1)

Acebâyı biliyorsunuz. Şaşmak hayrette kalmak “öylemi olur” demek. Aslında onun temeli olmayan bir şey ortaya çıktığında insÂNın: “Bunu kabul mu edelim reddi mi edelim harika bir şey ama bu nedir ne değildir?.” diye hayret içinde kaldığı, şaştığı dehşet ve hayret içinde kaldığı haldır.

ALLAHu zü’L- CELÂL Kur’ÂN-ı Kerîmde buyuruyor ki;
Kul ûhıye ileyye .. Gerçekten cinlerden bir topluluğun dinlediği sonra: “Biz gerçekten harika bir Kur’ÂN-ı Kerîm işittik.” dedikleri bana vahyedildi.. De ki ya MuhaMMed aleyhisselâm, ALLAH celle celâlihu bana vahyetti ki.. Cinlerden bir topluluk Kur’ÂN-ı Kerîmi dinledi ve sonra dediler ki o cinler gerçekten “harika güzel acayib bir Kur’ÂN-ı Kerîm işittik” dedikleri bana vahyedildi..


يَهْدِي إِلَى الرُّشْدِ فَآمَنَّا بِهِ وَلَن نُّشْرِكَ بِرَبِّنَا أَحَدًا
Resim---"Yehdî ilâr ruşdi fe âmennâ bihî, ve len nuşrike bi rabbinâ ehadâ(ehaden).: “O (Kur’ân), irşada ulaştırır, artık biz, O’na îmân ettik ve artık kimseyi Rabbimize asla ortak koşmayız.” (Cinn 72/2)

O Kur’ÂN-ı Kerîm ki, irşada ulaştırır irşada.. Oradan burdan mürşid arayanlar, Kelâmullahın mürşid olduğunu Cin Sûresinin ikinci âyetini okusun da, irşada kim ulaştırıyormuş, mürşid kimmiş görsünler..
Kelâmullah ve RaSûLuLLAHtır Mürşid-i Kâmil..
“Artık biz O’na iman ettik ve artık kimseyi RABB’ımıza asla ortak koşmayız” diyor. Cinler ne diyorlar: “Biz gerçekten harika acayib bir Kur’ÂN-ı Kerîm işittik. O Kur’ÂN-ı Kerîm irşada ulaştırır, artık biz ona iman ettik. Artık kimseyi de RABBımızı ortak koşacak değiliz!.” Dediler..
Güzel değil mi?. Güzel.. Kur’ÂN-ı Kerîm, imanımızın temeli.. Böyle buyuruyor.
Cinnlerde de erkeklik ve dişilik olduğu cinsel yönden kendi aralarındaki sistemlerin olduğu çeşitli şeyler bu konularda vardır.
Kur’ÂN-ı Kerîmde bir âyet vardır rahman sûresinin 56 âyetinde;


فِيهِنَّ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ لَمْ يَطْمِثْهُنَّ إِنسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَانٌّ
Resim---"Fîhinne kâsirâtu’t- tarfi lem yatmishunne insun kablehum ve lâ cânn (cânnun).: Onlarda (iki cennette de) bakışlarını (yalnız eşlerine) hasreten eşler vardır. Kendilerine onlardan önce insan ve cin dokunmamıştır.” (Rahmân 55/56)

Kafadan atmak başka şey âyet koymak başka şey. Bakın şimdi bu âyet ne diyor “lem yatmishunne insun kablehum ve lâ cânn”
“Daha önceden kendilerine bir insÂN ve cinnin dokunmadığı, bakışlarını yalnız eşlerine hasreden, tahsis eden EŞ-ler vardır” buyuruyor ALLAH celle celâlihu..
Ne anlaşılıyor burdan.. lem yatmishunne.. asla temas etmedi.. insun kablehum.. bir insan daha önceden.. velâ CÂN.. CÂN da dokunmadı yâni cinlerde dokunmadı.. Bir insÂN ve cin demedi.. Onlara eşler vardır haa.. Demek ki insÂNların ve cinlerin eşleri varmış.. âyet bu..

Hani hakan şey olacaktı ya, konuşurken ya âyet ya hadis bulmaya çalışacaktık MuhaMMedinurun en böyük özelliği ve güzelliği buydu ALLAH celle celâlihu izniyle.
Çünkü elimizde böyle kudsal böyle MÜBÂREK, MUHTEŞEM, MUAZZAM, MUSTAFA aleyhisselâm’ın bir EMÂNetidir.. Mümkün olduğu kadar her yönüyle gelecek MuhaMMedi Nesile, RABBanî Nesile, İlahî Nesile bu güzellikleri çok açık seçik ve anlaşılır şekilde bırakmazsak; bu teknik kirlenme, din kirlenmesi, Hak Yoldan çıkmış mezhebler, tarikatlar öteler böteler içinden mıknatıs dahii toplu iğneyi bulup çıkaramayacak, şaşıracak!.
Çünkü yâni hangisi doğru olduğunu bilip bulup .Çıkarmata iş..

Onun içinde mesnede çok dikkat etmemiz gerekiyor. Yâni “ben böyle diyorum” ile olmaz.. kendilerine onlardan önce yâni cennete girip de cennet kadını hurisi vs. ise eş aslında o da ilginçte hiçbir insÂN ve cinin dokunmadığı temas etmediği temas ne demek?. Temas cinsi temas nedir?. Kelimeye dikkat etmemiz lâzım. Kur’ÂN-ı Kerîm hiç affetmez yâni affetmez dediğim doğruyu doğruca söyler. Yeter ki sen doğru tercüme et.. Dokunmak değildir temas etmek. Evet dokunmak ama, burdaki temas cinsi temastır, Cinnler de ürüyorlar, doğup büyüyorlar ve ölen varlıklardır..
Bununla ilgili hadisler vardır Buharî’de de vardır. Onların daha uzun ömürlü olduğunu söyleyen imamlar vardır. ama bunları neye dayandırıyorlar bilmiyorum. Onların da müslimi, mü’mini olduğu gibi münafığı ve kâfirleri de vardır. Bu ŞeytÂN İKİLİK, insÂNı ikiliğe çeken şeytan denilen cinler, şeytan denilen düşünceler, hisler zâten bunlar genellikle bedensel değildir, başka bedeni kullanmadığı sürece hayal gibidir. Onlara dokunmadığın sürece sana şey yapamamıştır..

Unutmadan şunu da söyleyeyim ki RaSûLuLLAH sallallahu aleyhi ve sellemde de bu şeyler olmuştur, müdahaleler.. onun üzerine de Felâk ve Nâs Sûrelei inmiştir..


قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ
Resim---" Kul eûzu bi rabbi’l- felak (felakı).: De ki: “Ben, Felâk’ın Rabbine sığınırım.” (Felâk 113/1)

مِن شَرِّ مَا خَلَقَ
Resim---"Min şerri mâ halak (halaka).: Yarattıklarının şerrinden.” (Felâk 113/2)

وَمِن شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ
Resim---"Ve min şerri gâsikın izâ vekab (vekabe).: Ve karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden.” (Felâk 113/3)

وَمِن شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ
Resim---"Ve min şerrin neffâsâti fî’l- ukadi.: Ve düğümlere üfleyenlerin şerrinden.” (Felâk 113/4)

وَمِن شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ
Resim---"Ve min şerri hâsidin izâ hased (hasede).: Ve haset ettiği zaman, haset edenin şerrinden.” (Felâk 113/5)

قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ
Resim---"Kul eûzu bi rabbi’n- nâs (nâsi).: De ki: “Ben insanların Rabbine sığınırım.” (Nâs 114/1)

مَلِكِ النَّاسِ
Resim---"Meliki’n- nâs (nâsi).: İnsanların melikine (mâlikine).” ) (Nâs 114/2)

..melik (sultan), mâlik (sahib)..

إِلَهِ النَّاسِ
Resim---"İlâhi’n- nâs (nâsi).: İnsanların İlâhı’na (sığınırım).” (Nâs 114/3)

مِن شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ
Resim---"Min şerri’l- vesvâsi’l- hannâs (hannâsi).: Gizlice vesvese vere/Hannâsın vesveselerinin şerrinden.” (Nâs 114/4)

الَّذِي يُوَسْوِسُ فِي صُدُورِ النَّاسِ
Resim---"Ellezî yuvesvisu fî sudûri’n- nâs (nâsi).: Ki o (hannas), insanların göğüslerine vesvese verir.” (Nâs 114/5)

مِنَ الْجِنَّةِ وَ النَّاسِ
Resim---"Mine’l- cinneti ven nâs (nâsi).: İnsanlardan ve cinlerden (insanların Rabbine, Meliki’ne ve İlâhı’na sığınırım).” (Nâs 114/6)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 01 Eki 2018, 16:38 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 3705
Kur’ÂN-ı Kerîmdeki âyetde Kehf Sûresinin 50. âyetinde ALLAHu zü’L- CELÂL;

وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَائِكَةِ اسْجُدُوا لِآدَمَ فَسَجَدُوا إِلَّا إِبْلِيسَ كَانَ مِنَ الْجِنِّ فَفَسَقَ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِ أَفَتَتَّخِذُونَهُ وَذُرِّيَّتَهُ أَوْلِيَاء مِن دُونِي وَهُمْ لَكُمْ عَدُوٌّ بِئْسَ لِلظَّالِمِينَ بَدَلًا
Resim---""Ve iz kulnâ li’l- melâiketiscudû li âdeme fe secedû illâ iblis (iblîse), kâne mine’l- cinni fe feseka an emri rabbihî, e fe tettehızûnehu ve zurriyyetehû evliyâe min dûnî ve hum lekum aduvvun, bi'se li’z- zâlimîne bedelâ (bedelen).: Ve meleklere, “Âdem’e secde edin.” demiştik. İblis hariç, hemen secde ettiler. O cinlerdendi. Böylece Rabbinin emrini (yapmayarak) fıska düştü. Hâlâ onu ve onun zürriyyetini (neslini), onlar sizin düşmanınız (olduğu halde), Benim yerime dostlar mı ediniyorsunuz? Zâlimler için ne kötü bir bedel (cehennem).” (Kehf 18/50)

Meleklere secde edin dendiğinde, daha cinler yok bence yok.. ALLAH celle celâlihu var sonra melekler var. Sonra evet “secde edin!” dendi. Ettiler illâ İblis.. Bir o etmiyor.. “Secde etmiyorum!” dedi yâni, “kâne mine’l- cinni” cinlerden oldu.. Nasıl oldu kardeşim, kâne ne demek?. Kâne, KÛN der, fe yeKÛN olur. işte fe yeKÛN minel cinni..
Kâne fiili ama Türkçe öyle zor bir dil ki, Arapçadan geçiş öyle zor ki, burda kardeşim kâne “cinlerden idi”ydi diyelim der.. zâten “cin idi” der, öyle demiyor.. kâne mine’l- cinni.. Evet bir oluşum orada yâni cin, cinlik oldu.. cinlerden bir şey çıktı kâne mine’l- cinni meleklikten nereye indi?. nefis taşıyıverdi i’tirazından dolayı ALLAH celle celâlihunun takdiri de orada öyleydi. onu da söyleyim ki, “fimâ fihi” eserinde Hazreti Mevlana “Şeytanın yapacak hiçbir şeyi yoktu. o da, seçilmişti!” diyor. “İ’tiraz edecek hâli yoktu” diyor.. Yâni şu KuLLuk İmtihÂNı Sisteminde bir Şeytan lâzımdı.. Ben de öyle zevkler felân yazıyorum biliyorsunuz.. Âdemle Hava Vâlidemiz orada, ikisi de çırılçıplak gezerlerdi sonsuza kadar.. Ne zaman ki, İKİLİK girdiği anda araya; şehvet, tohum ve tarla ortaya çıkıverdiği zaman; “Aaa çıplaklarmış. Aaa bir ağaçtan yemişler. Aaa Arafa inmişler!.
Hava vâlidemiz Arafta doğurmuş ilk çocuğunu gibi.. artık masal yazmaya başlarsın yazarsın..
kâne mine’l- cinni fe feseka an emri rabbihî.. fe feseka.. fuska düştü, yapmaması gereken şeyi yapmaya fâsıklığa başladı. yâni bunu nerden biliyordu?. haddi tecavüz etti.. yâni hakktan ayrıldı ALLAH celle celâlihu emirlerini terk etti, isyana yöneldi, onların imamı oldu, rehberi oldu..

Burdaki oluşumlar başka şeylerdir. Onun için “şehvetten şehâdet doğar” dediğimizde adamlar taşa tutuyorlar. Çünkü o kimse, anasının rahmini pislik yuvası zannediyor, ALLAH celle celâlihu’nun TEVHİD Yuvası, ALLAH celle celâlihu’nun Er Rahîm ismini verdiğini kabul etmiyor!. O, kendi içindeki pisliği yaşadığı için o asla temize pâka hasret gideceği için bilemiyor bu işi!. Neden ANAnın cinsel organına “Rahîm” İsminin verildiğini asla çözemiyor!. Çünkü o, şeytanlıkta kaldı.. Yâni kâne mine’l- cinni fe feseka an emri rabbihî..
ALLAH’ın RABB’iin emrine rağmen fıska düştü, belirsiz hale düştü..
e fe tettehızûnehu ve zurriyyetehû evliyâe min dûnî ve hum lekum aduvvun..
Siz siz varya siz, insÂNlar siz, ittihaz mı ediyorsunuz, yâni o’nu ve o’nun zürriyetini şeytan ve şeytanlaşmışları siz kendinize evliyâ mı, dost mu rehber mi kabul ediyorsunuz.. min dûnî benden sonra, allahı bırakıpta beni bırakıpt da.. ALLAHu zü’L- CELÂL, benim yerime siz onları, şeytan ve şeytanlaşmışları dost mu edindiniz..
evliyâe min dûnî ve hum lekum aduvvun..
Benden başka dostlar mı ediniyorsunuz öyle mi?.
ALLAHu zü’L- CELÂL’in cevabı bi'se li’z- zâlimîne bedelâ
Bi'se.. ne kadar kötü, kötüden de kötü zâlimler için bunun bedeli!. Biliyor musunuz bunun bedelinin en kötüden de kötü olduğunu biliyor musunuz?.
Kime söylüyor?. Mezardaki adama niye söylesin, mezardaki adamın ne işi var burda!. Mezardaki adam, her şeyi bitirmiş, pasaportu almış, çek-de orada, fatura da yanında bekliyor!. Bunlar işi kapatmış durumda!!
ALLAHu zü’L- CELÂL, bu buyruğunu yaşayana söylüyor, yaşayana şu ÂNda!..

Evet üç beş dakika daha şu şeyi bitirelim çünkü kafamı toparlıyamıyorum. Cinler de, biz insÂNlar gibi dedim ya, hayatta kendi âleminde yaşarlar. Meleklerde şu anda yaşarlar haydırlar her ne halde ise.. Mikroplarda yaşıyorlar, virüsler de yaşıyarlar kendi sistemlerinin içinde her şey yaşıyor kardeşim!. Taşlar da yaşıyor, dönmeyen atom yok, zerre dönüyor kürre dönüyor her şey!.
“Yusebbuhu mâfi’s- semâvâtı ve’l- ard” oynuyor.. Oyun açık!. Onların da dedim ya sâlih ameli işleyenleri vardır, kötü amel işleyenleri vardır, her türlü cezâları vardır..
ve Kur’ÂN-ı Kerîm de bunları bildirmiştir ALLAHu zü’L- CELÂL A’râf Sûresi 179. âyetinde;


وَلَقَدْ ذَرَأْنَا لِجَهَنَّمَ كَثِيرًا مِّنَ الْجِنِّ وَالإِنسِ لَهُمْ قُلُوبٌ لاَّ يَفْقَهُونَ بِهَا وَلَهُمْ أَعْيُنٌ لاَّ يُبْصِرُونَ بِهَا وَلَهُمْ آذَانٌ لاَّ يَسْمَعُونَ بِهَا أُوْلَئِكَ كَالأَنْعَامِ بَلْ هُمْ أَضَلُّ أُوْلَئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ
Resim---""Ve lekad zere’nâ li cehenneme kesîran mine’l- cinni ve’l- insi, lehum kulûbun lâ yefkahûne bihâ ve lehum a’yunun lâ yubsırûne bihâ ve lehum âzânun lâ yesmeûne bihâ, ulâike kel en’âmi bel hum edallu, ulâike humu’l- gâfilûn (gâfilûne).: Ve andolsun ki; cehennemi, insanların ve cinlerin çoğuna hazırladık (yarattık). Onların kalbleri vardır, onunla fıkıh (idrak) etmezler. Onların gözleri vardır, onunla görmezler. Onların kulakları vardır, onunla işitmezler. Onlar hayvanlar gibidir. Hatta daha çok dalâlettedirler. İşte onlar, onlar gâfillerdir.” (A’râf 7/179)

Ve lekad zere’nâ li cehenneme kesîran mine’l- cinni ve’l- insi.. Andolsun ki yemin olsun ki cehennemi insÂNların ve cinlerin çoğu için hazırladık. Çoğu için yâni insÂN ve cinlerin çoğu için..
Onların kalbleri vardır onunla fıkh etmezler.. Kalbleri vardır onunla anlamazlar fıkh etmezler.
ve lehum a’yunun lâ yubsırûne bihâ.. Gözleri vardır ama onunla görmezler. Başka şeyleriyle görürler.. Burada leş peşinde koşan pis kargalar gibi koşarlar sonra da, bülbül olduğunu felân söylerler ama boş söylerler. Karga oldukları açık!.
ve lehum âzânun lâ yesmeûne bihâ.. Kulakları vardır ama, onlar dinlemez Kelâmullah’ı RaSûLuLLAH’ı!. Vız gelir tırıs gider ve onlar kendilerine bir meşgale bulurlar..
ulâike kel en’âmi bel hum edallu.. İşte onlar var ya onlar, kel gibi.. en’âmi hayvanlar gibi.. bel hum edallu yok yok ya bilâkis onlar daha da sapıktırlar. Hayvanın gözünü öpeyim, yâni yüzünden öperim, gözünden öperim yâni.. Ne yapıyorlar ki?. Sadece hayvanlık yapıyor!. Başka ne yapacak bunlar!. B ALLAHu zü’L- CELÂL’in verdiği esmâyla, akılla, fikirle daha korkunç şeytanlardır!.
ulâike humu’l- gâfilûn.. Çünkü onlar gafillerdirler.

Cin Sûresinde de göreceğiz ama orada cinler diyorlar ki, Kur’ÂN-ı Kerîmi dinleyen cinler diyorlar ki;


وَأَنَّهُ تَعَالَى جَدُّ رَبِّنَا مَا اتَّخَذَ صَاحِبَةً وَلَا وَلَدًا
Resim---"Ve ennehu teâlâ ceddu rabbinâ mâttehâze sâhıbeten ve lâ veledâ(veleden).: Ve bizim Rabbimizin şanı çok yücedir. O’nun, bir sahibe (eş) ve oğul edinmediğine (îmân ettik).” (Cinn 72/3)

وَأَنَّهُ كَانَ يَقُولُ سَفِيهُنَا عَلَى اللَّهِ شَطَطًا
“Ve ennehu kâne yekûlu sefîhunâ alâllâhi şetatâ(şetatan).:[/b][/color] Ve o bizim sefih (ahmak) olanımızın (iblisin), Allah’a karşı asılsız (saçma sapan şeyler) söylemiş olduğuna (inanıyoruz).” (Cinn 72/4)

وَأَنَّا ظَنَنَّا أَن لَّن تَقُولَ الْإِنسُ وَالْجِنُّ عَلَى اللَّهِ كَذِبًا
Resim---"Ve ennâ zanennâ en len tekûlel insu vel cinnu alâllâhi kezibâ(keziben).: Ve gerçekten biz, insanların ve cinlerin Allah’a karşı asla yalan söylemediğini zannettik.” (Cinn 72/5)

“Gerçekten biz insÂNların ve cinlerin allaha karşı asla yalan söylemediğini zannettik” diyorlar. Yâni biz söylemediklerini zannettik! Ohoooo o hemde nasıl beterini söylerler!
Yâni bir başka âyette En'âm 6/128 de ALLAHu zü’L- CELÂL..

Ben Kur’ÂN-ı Kerîmi “cin” bakımından şöyle tarayıp da anlayalım diye Cin Sûresini girmeden şöyle bir tarayarak ne anlıyoruz cin konusunu anlamaya çalışıyorum..


وَيَوْمَ يِحْشُرُهُمْ جَمِيعًا يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ قَدِ اسْتَكْثَرْتُم مِّنَ الإِنسِ وَقَالَ أَوْلِيَآؤُهُم مِّنَ الإِنسِ رَبَّنَا اسْتَمْتَعَ بَعْضُنَا بِبَعْضٍ وَبَلَغْنَا أَجَلَنَا الَّذِيَ أَجَّلْتَ لَنَا قَالَ النَّارُ مَثْوَاكُمْ خَالِدِينَ فِيهَا إِلاَّ مَا شَاء اللّهُ إِنَّ رَبَّكَ حَكِيمٌ عَليمٌ
Resim---"Ve yevme yahşuruhum cemîâ (cemîan), yâ ma’şere’l- cinni kadisteksertum mine’l- ins (insi) ve kâle evliyâuhum mine’l- insi rabbenâstemtea ba’dunâ biba’dın ve belagnâ ecelenâllezî eccelte lenâ, kâlen nâru mesvâkum hâlidîne fîhâ illâ mâ şâallâhu, inne rabbeke hakîmun alîm (alîmun).: Ve onların hepsini biraraya topladığı gün (Allahû Tealâ şöyle buyuracaktır): “Ey cin topluluğu! İnsanlarla sayınızı artırdınız (tagutların arasına insanları da kattınız).” Onlara dost olan insanlardan bir kısmı şöyle dedi: “Rabbimiz, biz birbirimizden faydalandık ve Senin bize takdir ettiğin zamanın bitiş noktasına (sonuna) eriştik.” (Allahû Tealâ): “Allah’ın dilediği şey (cehennemin yok olma zamanı gelmesi hâli) hariç; sizin barınacağınız yer ateştir, orada ebedî kalacak olanlarsınız.” buyurdu. Muhakkak ki senin Rabbin, hüküm sahibi ve en iyi bilendir.” (En'am 6/128)

Ve onların hepsi bir araya toplandığı gün, haşr toplanma günü ALLAHu zü’L- CELÂL buruyacak ki: “Ey cin topluluğu insÂNlarla sayınızı artırdınız” ne demek yâni ALLAH celle celâlihu’ya tuğyan eden tağutluk yapan ilâhlık yapmaya kalkan cinlerin arasına insÂNları da kattınız, onları uşak gibi kullandınız, bedenlerini kullandınız, akıllarını mallarını çocuklarını her şeylerini kullandınız!. Şeytan diyorlar ya onların meydan okuyor ya içinden girip dışından çıkacağım felân.. Onlara dost olan insÂNlardan bir kısmı şöyle dedi dünyadayken o şeytanların ya da cinlerin fark etmiyor yâni kötü cinlerden bahsediyor çünkü iyi cinler iyi insÂNların işleridir onlarla dost olan insÂNlardan bir kısmı şöyle dedi yâni “önce hayattayken RABBimiz biz birbirimizden faydalandık, biz onlardan faydalandık, onlar bizden faydalandı. Senin bize takdir ettiğin zamanın bitiş noktasına eriştik. Yâni dünya hayatı bitti.. O zaman ALLAHu zü’L- CELÂL’in dilediği şey hariç, dileğini, muradını bilemeyiz ama emri: “Sizin barınacağınız yer ateştir orada ebedi kalacak olanlarsınız muhakkak ki senin RABBın hüküm sahibi ve en iyi bilendir!.”
inne rabbeke hakîmun alîm..

Burda bilmemiz gereken başka bir şey daha var, bu âlemden başka âlem yoktur, her şey buradadır, küllî şey buradadır burası ŞeYy Âlemidir. Başka bir ŞeYy Âlemiyoktur, gözüken gözükmeyen!. Onun içindir ki, cinler beden taşımadığı için hiçbir engelsiz olarak insÂNoğluna zarar verebiliyorlar. Bununla ilgili âyetler vardır. Hızlı bir şekilde okuyayım sonra yine döneriz konumuza…

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 02 Kas 2018, 21:05 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 3705
Resim

يَا بَنِي آدَمَ لاَ يَفْتِنَنَّكُمُ الشَّيْطَانُ كَمَا أَخْرَجَ أَبَوَيْكُم مِّنَ الْجَنَّةِ يَنزِعُ عَنْهُمَا لِبَاسَهُمَا لِيُرِيَهُمَا سَوْءَاتِهِمَا إِنَّهُ يَرَاكُمْ هُوَ وَقَبِيلُهُ مِنْ حَيْثُ لاَ تَرَوْنَهُمْ إِنَّا جَعَلْنَا الشَّيَاطِينَ أَوْلِيَاء لِلَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ
Resim---"Yâ benî âdeme lâ yeftinennekumu’ş- şeytânu kemâ ahrace ebeveykum mine’l- cenneti yenziu anhumâ libâsehumâ li yuriyehumâ sev’âtihimâ innehu yerâkum huve ve kabîluhu min haysu lâ terevnehum innâ cealnâ’ş- şeyâtîne evliyâe lillezîne lâ yu’minûn (yu’minûne).: Ey Âdemoğulları! Şeytan, sizin ebeveyninizi (anne ve babanızı), onların ayıp yerlerinin görünmesi için elbiselerini soyarak, cennetten çıkardığı gibi sakın sizleri de fitneye düşürmesin. Muhakkak ki; o ve onun kabilesi (topluluğu), sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Muhakkak ki; Biz Şeytanları mü’min olmayanlara dost kıldık.”
(A’râf 7/27)

Ey Âdemoğulları Şeytan sizin ebebeyninizi yâni, Âdem Babımızı ve Hava Anımızı, onların ayıp yerlerinin görünmesi için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sakın sizi de fitneye düşürmesin.. libâsehumâ o ikisinin elbisesini.. onlar çırılçıplak kalıp cinsi temas yaparken elbiselerini kim giydi?. Şeytan giydi, İblis giydi.. yâni elbiseyi İblis giydi. İşte iş öyle karıştı ki, onları cennetten çıkardığı gibi sakın sizi de fitneye düşürmesin.
Muhakkak ki o ve onun topluluğu Şeytanlaşmış insÂNlar sizin onları göremeyeceğiniz yerde sizi görürler.. Cinler, Şeytanlar vs. ya da o insÂNlar.. Muhakkak ki biz Şeytanları mü’min olmayanlara dost kıldık.
innâ cealnâ’ş- şeyâtîne evliyâe lillezîne lâ yu’minûn.. bir gerçek vardır ki, iman etmeyenlerin dostu kıldık. ALLAH celle celâlihu, iman edenlere hâşâ musallat etmez. Öyle mi?. Evet, kim buyuruyor ALLAH celle celâlihu buyuruyor..


وَمَن يَعْشُ عَن ذِكْرِ الرَّحْمَنِ نُقَيِّضْ لَهُ شَيْطَانًا فَهُوَ لَهُ قَرِينٌ
Resim---"Ve men ya’şu an zikrir rahmâni nukayyıd lehu şeytânen fe huve lehu karîn (karînun).: Ve kim Rahmân’ın zikrinden yüz çevirirse, şeytanı ona musallat ederiz. Böylece o (şeytan), onun yakın arkadaşı olur.” (Zuhrûf 43/36)

Ve kim Rahmân ALLAH celle celâlihu zikrinden yüz çevirirse Şeytanı ona musallat ederiz böylece o Şeytan onun yakın karîni olur.. karîndaşı olur yanı karın kardeşi, arkadaşı olur..

وَإِنَّهُمْ لَيَصُدُّونَهُمْ عَنِ السَّبِيلِ وَيَحْسَبُونَ أَنَّهُم مُّهْتَدُونَ
Resim---"Ve innehum le yasuddûnehum ani’s- sebîli ve yahsebûne ennehum muhtedûn (muhtedûne).: Ve muhakkak ki onlar (şeytanlar), onları mutlaka (Allah’ın) yolundan men ederler (alıkoyarlar). Ve onlar kendilerinin hidayette olduğunu sanırlar.” (Zuhrûf 43/37)

Ve muhakkak ki onlar yâni Şeytanlar, kesinlikle Hizbuşşeytan olduğu için bir gurup olduğu için bunların KULLuk İmtihÂNında işi nedir?. Şeytan ne için yaratılmış?. KULLarını, ALLAH celle celâlihu yolundan men etmek için, Hizbuşşeytana çekmek için. Onlar mutlaka ALLAH celle celâlihu yolundan men ederler, alı koyarlar.. ve onlar ne yaparlar?. Kendileri “biz hidâyete girdik” derler.. yahsebûne.. böyle hesab ederler ki, cennete girdik hidâyete erdik zannederler, öyle hesab ederler.. O kadar sağlam iş yapar ki Şeytanlar ve Şeytanlaşmış insÂNlar, üç kuruşluk dünya için insÂNları da kandırırlar kendilerini de kanarlar..
ALLAH celle celâlihu kimseyi onların tuzağına düşürmesin!..


حَتَّى إِذَا جَاءنَا قَالَ يَا لَيْتَ بَيْنِي وَبَيْنَكَ بُعْدَ الْمَشْرِقَيْنِ فَبِئْسَ الْقَرِينُ
Resim---"Hattâ izâ câenâ kâle yâ leyte beynî ve beyneke bu’de’l- meşrikayni fe bi’se’l- karîn (karînu).: O (onlardan biri), sonunda (kıyamet günü) bize geldiği zaman: “Keşke benimle senin aran, iki doğu kadar uzak olsaydı.” dedi (der). İşte bu kötü bir yakınlık.” (Zuhrûf 43/38)

Onlardan biri sonunda kıyamet günü bize geldiği zaman der ki: “Keşke benimle senin aran iki doğu kadar, iki tane doğu kadar uzak olsaydı!.” Der. İşte bu kötü bir karındaşlıktır, karindir.. fe bi’se’l- karîn.. Yukarda geçti değil mi, bundan daha kötü ne olabilir, daha ne olur yâni bundan daha ağır insÂNların yapacak bir şey mi var, her şeyini mahvetmiş, sonsuz bir hayatta bu bu bu yazıklığa düşürmüş kötü bir hayat arkadaşlığıdır bu!.

وَلَن يَنفَعَكُمُ الْيَوْمَ إِذ ظَّلَمْتُمْ أَنَّكُمْ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ
Resim---"Ve len yenfeakumu’l- yevme iz zalemtum ennekum fî’l- azâbi muşterikûn (muşterikûne).: Bugün size asla (hiçbir şey) fayda vermez. Siz zulmetmiştiniz. Muhakkak ki azapta ortaksınız.” (Zuhrûf 43/39)

Karîn, karîna âyetleri.. dikkat ediyor musunuz.. Ben karîn olduğu için seçmedim amma seçmiş olduğum âyetleri baktım karîn karîndaşlık böyle kardaşlık gibi karîndaşlık gibi aynı karında yatmış gibi.. Ne kadar kötü böyle değil mi?.
Hazreti Hamza radiyallahu anhu ile Ebu Leheb gibi yâni.. aynı karında yatmışlar aynı ana doğurmuş..
Çok şiddetli bir şey bu.. Ve onlar mallarını insÂNlara gösteriş için sarfederler, ALLAH celle celâlihuya ve âhiret gününe inanmazlar.. Ve kim Şeytanı kendisine yakın arkadaş edinmişse bu hayatta işte bu ne kötü karîndır, karîndaştır, arkadaştır diyelim haydi bizde karina..
Yâni öyle bir karîna ki, öyle bir karındaş ki kahr olsun!.


قَالَ قَرِينُهُ رَبَّنَا مَا أَطْغَيْتُهُ وَلَكِن كَانَ فِي ضَلَالٍ بَعِيدٍ
Resim---"Kâle karînuhu rabbenâ mâ etgaytuhu ve lâkin kâne fî dalâlin baîdin: Onun yakını: “Rabbimiz onu ben azdırmadım, fakat o uzak bir dalalet içindeydi.” der.” (Kaf 50/27)

Şeytan ki, hani onun karındaşı vardı ya Şeytan.. İşte O gün o Şeytan der ki: “Ey RABBımız, ben onu azğınlaştırmadım ve lâkin bunun kendisi, sonsuz derinlikte bir sapıklık içindeydi zâten..” diyor..
Yoksa ben “euzubillahimineşŞeytanirracim” deseydi benim işim biterdi. Yâni benim hiç bir şeyim yoktu. Ama bu kendisi benden de beter. Beni de hayret ve dehşet içinde bırakacak kadar hızlı azgın oldu.. Kim diyor?. Şeytan.. “Şeytan; kötülüğü, küfrü emreden küfretti mi “ben senden uzağım âlemlerin RABBından korkarım” der..


كَمَثَلِ الشَّيْطَانِ إِذْ قَالَ لِلْإِنسَانِ اكْفُرْ فَلَمَّا كَفَرَ قَالَ إِنِّي بَرِيءٌ مِّنكَ إِنِّي أَخَافُ اللَّهَ رَبَّ الْعَالَمِينَ
Resim---"Ke meseli’ş- şeytâni iz kâle li’l- insânikfur, fe lemmâ kefera kâle innî berîun minke innî ehâfullâhe rabbe’l- âlemin (âlemîne).: (Münafıkların size vaadleri), şeytanın (vaadlerinin) durumu gibidir. İnsana: “İnkâr et (kâfir ol).” demişti. Fakat, inkâr ettiği zaman: “Muhakkak ki ben senden uzağım, elbette ben, âlemlerin Rabbi Allah’tan korkarım.” dedi.” (Haşr 59/16)

Evet işte cin.. işte CÂN.. İşte cinneh.. İşte cünnet.. İşte cennet.. İşte âlem..
vKur’ÂN-ı Kerîmimiz bize bunları anlayalım diye geldi, dinleyelim diye geldi, DUYalıö ve Uyalım diye geldi..
Tüm bunlardan akşama kadar kullanırız.. Hele benim gibi.. Biliyorsunuz CÂN kelimesini binlerce kez kullanırım ben.. CÂN öyle bir şey ki, “Bedeni soyunmuş Nefis” demektir aslında. Ve Nefis ikilik üzerine yaratılmıştır, hevâ ve heves üzerine yaratılmıştır.. Eğer bu tarafa çekerse hevesini RABB kabul eder Firavunlaşır.. âyet vardır.. Hevâsını İlâh etmeye kalktı mı of beter olur, ilâhlığa kalkışır Nemrutlaşır.. bu da âyettir.. Bizim Kur’ÂN-ı Kerîmimiz bunları hep ortaya koymuştur.. Uydur kaydır yoktur.. Kur'ÂN-ı Kerîm, okumak için gelmiştir, anlamak için gelmiştir ve yaşamak için gelmiştir elbette..

Ben, sen, o, biz.. BİZ BİR-İZ hepimiz Beyefendi Baba.. Sayın HAY.. Hakan Ârif Yıldız Beyefendi.. Sen sanma ki, Arafı yazıyorum yazıyorum da SALLıyorum.. Keşiş Dağının başına SALLAmıyorsun onu.. Senin oğlun Hüseyin’den gelecek nesillere gönderiyorsun postayla.. Tıpkı bize gelenler gibi.. Biz kendimizi onlarla kıyaslamıyoruz.. Biz kimseyle kıyaslanmayız.. Biz Peygamber aleyhisselâtı vesselâmın arkasında “Allahuekber!.” Diyenleriz.. MuhaMMedî HAYyat Namazın içinde kimseyle boy ölçüştürmeyiz, kimseye karışmayız.. Biz sadece hizmet ederiz..
Çok doğru anlamak lâzım.. Doğru anlamayanlar çok pişman olurlar.. Ya alttan ya da üstten çıkarırlar.. Ya kusarlar ya da ishal olurlar.. Bizden yâr olmaz onlara.. Bizden kastım, Kelâmullah ve RaSûLuLLAH yâr olmaz onlara. Çünkü emin değiller, güvenilir değiller, adam değiller!. Adam olan, kendisine karşı, ailesine karşı ve topluma karşı RaSûLuLLAH sallallahu aleyhi ve selleme, Kelâmullaha ve ALLAH celle celâlihu’ya karşı bir ciddiyet yok!.
Ama ciddi insÂNlar vardır.. Bunlar böyle laf ile felân olmaz.
Ahmet Çakır diyor ki: “Hocam tabağın içinde ya da avucumun içinde bir CÂN lâzım!.”
Cevâp: “Ahmet Bizim CÂNımız lâzım olmuş” demektir.. Senin benim değil BİZim yâni.. RaSûLuLLAH sallallahu aleyhi ve sellem de dahil BİZim demek istiyorum.. Biz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem de BİZ BİR-İZ.. Böyle inanıyoruz biz Kelâmullah ve RaSûLuLLAH’ımıza böyle inanıyoruz ve böyle yaşamaya çalışıyoruz..
Geri kalan kaderimizdir.. ALLAH celle celâlihu’nun elinden kâlem alıp da kaderimizi yazacak değiliz.. “Şöyle yap, yapma!” mı diyeceksiniz!.
“ALLAH celle celâlihu hayırlar versin” der geçeriz.. Herkes için de böyledir. Öyle demeyenler için de böyledir ama, bedeli ağırdır!.

Dikkat edersiniz hep cini, CÂNı anlamak için, cünneti anlamak için, cenneti anlamak için.. Cinnet geçirdi derler ne demek?. Cinlerin eğemenliğine girdi.. yâni Mehrametsiz Şeytan hâline dönüştürdüler onun iç adam takır takır sayıyor anasına babasına öldürüyor!.
ALLAH celle celâlihukorusun çoluğa çocuğa bile!. “Cinnet geçirdi!.” Diyorlar. Doğru söylüyorlar. Onun için işte “sen benden uzak dur” diyor Şeytan!.
Çünkü insÂNın aklından ve bedensel âletlerinden dolayı cinlerden daha beter..
İnsanda bedensel esmâlarda yüklü.. ALLAH celle celâlihu hâlifesi ya!. Bütün tüm küllühüm esmâ.. buyuruyor!.
Cinlere hangi esmâların yüklendiğini bilmiyorum ama, küllühüm olmadığını biliyorum. Dolayısıyla bu âlem böyledir.. Herkes kendi âlemindedir sistemin içindeki.. Onun için biz insÂNlık yapmaya geldik onun bunun teftişinde felân değil.. Ama çok iyi anlamamız lâzım, anlatmamız kesinlikle lâzım ve onu yaşamamız mutlaka lâzım!. Mutlaka lâzım.. Öyle olmuş böyle olmuşla değil!. Bizim işimiz ALLAH celle celâlihuya sonsuz şükür olsun ki hepimizin sayesinde ve yardımlarıyla muhammedinur sitemiz, bu sanal âlemde en çok hadis olan ve sahih hadis olan sitedir belki de.. Kur’ÂN-ı Kerîmi konularına göre böyle durmadan Kur’ÂN-ı Kerîm işleyerek Kur’ÂN-ı Kerîmde şu şöyledir bu böyledir diye çaba sarfediyoruz.. ALLAH celle celâlihu rızası için ve bunun karşılğında bir insÂNın BİZi bilmesini, tanımasını ya da aferin demesini felân beklemiyoruz, istemiyoruz.. Sadece Hasbî Hizmet istediğimiz zamanda bile başımıza gelmeyen kalmadı ALLAH celle celâlihu korusun..
Onun için de ALLAHu zü’L- CELÂL, bize rahmet etsin merhamet etsin kusurumuza bakmasın!. Her şeyden önce bir defa hele benim gibi ayarsız gayarsız saflara ALLAH celle celâlihu yardım etsin!. Fakat çok şükür ki o ALLAHu zü’L- CELÂLin Habibi RaSûLuLLAH sallallahu aleyhi ve sellemin Kervan Köpeği, Kıtmiri oluşumunn verdiği rahatlı, huzurluk ve emniyet içindeyiz hamd olsun!. Sonsuz köpek saldırsa dahi ALLAH celle celâlihu izni ve inâyetiyle hiç umurumuzda değildir. Çünkü biz Sahibimizi çok iyi tanırız. O da, bizi çok iyi tanır.. Bunu niçin söylüyorum MuhaMMedî Hasbî Hizmet bu kadar kudsaldır Hakan!. Ben senin bu gün ne yiyip ne içtiğini bilmiyorum ki, sen onu bedenine sor!. Ama “MuhaMMedî Hasbî Hizmet” ayrı şeydir haa!.
Yok efendim ben cennete gitmet için bu gün beş kere câmiye gittim. Cehenneme girmemek için gittim ve de yarında gideceğim, bir günde gideceğim!. Devâm et evlad, devâm et sen!. Kur'ÂN-ı Kerîmimizi anlamana dinlemene gerek yok!. Ben yatar yatar kalkarım çatar çatar kalkarım felân feşmekan!. Geç işine geç!. Hangi işi öyle yapıyorsun.. Hangi işi öyle yapıyorsun!. Öyle bir şey yok!. Farz olanı Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem yolunca yapman gereken kadar yaparsın gidersin!. Yarın işinin başına bismillâhirRahmânirrahîm diyerek başlarsın. Aynı namaz kılıyor gibi!. Kıyaslamıyorum, namaz kadar kudsal ve değerli bir ibâdettir senin çalışman bu.. Ahmed’in gidip de işinin başında çoluğuna çocuğuna ekmek kazanması hayat namazı.. Yeterki adam olsun, ALLAH celle celâlihuyu unutması, her zaman her yerde her halde her nefeste “Lâ ilâhe illallah MuhaMMeden RaSûLuLLAH” ehli olsun!. Her ÂNı ibâdettir zâten efendim.. Beş vakit koymasaymış millet zâten bırakacakmış, bir kişi bulamayacakmışız “ALLAH celle celâlihu” diyen.. ALLAH celle celâlihulutfü ki, bu sistemler konmuş yâni.. hiç değilse câmiye geliyorlar..

İşte bütün bunlar İslam; Edeb, İlim, İrfan ve Erkan üzere gelmiştir.. Bu dininMuhaMMedî Hasbî Hizmetçisi olmak kadar kudsal bir değer yoktur.. Ve ALLAHu zü’L- CELÂLe sığınırız bunlar var mıdır?. İşte anlatıyorsun böyle var mıdır?..

Bitiriyorum Hakan, bir şey daha burda olduğu için söyleyelim ben büyüklerim tarafından daima kollanmış birisi nazlı bir insÂNım.. Gerçekten biliyorsun bilenler çok iyi biliyor Hakan felân yâni kulağının arkasına sigara sokup getirip bana sigara getiren Mürşid-i Kâmiller olmuştur.. Bu kadar fazla nazlı yâni ALLAH celle celâlihu bana öyle bir lütfü kerem vermiştir, güzellik vermiştir ve fiilen yaşıyarak.. Neden?. Çünkü oralara takılı kalmasın onlardan tatmin olsun onlarla uğraşmasın MuhaMMedî Hasbî Hizmet etsin diye!. ALLAH celle celâlihu böyle nasib edip yapmıştır. Bir şey olmuşsa onu fiilen gösterir ve ben, bir daha orada öyle mi diye hayâlimden geçmez, bütün dünya bir tarafa gitse benim için hiçtir.. Yâni ben bana RaSûLuLLAH sallallahu aleyhi ve sellem, bir gerçeği söylenmişse bundan dahası yoktur benim için..

Bunları söylüyorum bitiriyorum ama bir zamandı ne zamandı bilmiyorum zevk felân denk gelmişse yazılmışsa olabilir ama bir zamandı ama Bursa zamanındaydı herhalde. Evet ben bu cindir Şeytandır felân derken.. ALLAHu zü’L- CELÂL var buyuruyor RaSûLuLLAH sallallahu aleyhi ve sellem var buyuruyor başım gözüm üstüne vardır.. Hani İbrahîm aleyhisselâm’a “inanmıyor musun?.” Buyuruyor ya.. “İnanmaya inanıyorum da kalbim tatmin olsun!.” diyor o da.. Bizim babamızdır.. Kalbim tatmin olsun diye yoksa inanıyorum diye değil dediğimde..
O meşhur bir “dağ” vardır Hakan hep duymuşsundur, o meşhur dağ sanki göğe çıkan, gökleri delen bir dağ ama ne biçim dağ.. Böyle Keşiş Dağı gibi çok yüksek ama böyle çok dar yollar felâket dar uçurum.. bir iki kişi yanyana gidemeyecek yerlerden geçiliyor ve o geçitte bunu ALLAH celle celâlihu rızası için anlatıyorum.. Benim bu anlattığım ve bu sözlerden tereddüt eden insÂNlar varsa bizi süratle terketsin, aksi takdirde onun ağır bedelini ödeyebilir..
Çünkü bizde ALLAH celle celâlihu rızasından bahsedilir.. ALLAH celle celâlihu rızasından bahsedilir ki, çok önemli olduğu için anlatıyorum.. aceba böyle bir şey fiilen var mıdır hayalen mi dediğimde böyle bir dağ düşünün, yüksek bir dağ ve dar bir yol.. binlerce insÂN o yoldan Sırat-ı Müstakim yolundan çıkıyorlar yukarıya.. ancak öyle şey ki insÂNlar yolu bilmiyorlar ve onların işi de değil o.. ancak böyle karınca gibi çıkıyorlar.. Bizim Hakan “bismillâhirRahmânirrahîm” dediğimizde de beraberdi. ALLAHu zü’L- CELÂL öyle takdir etti çok şükür.. Belli bir yerde Hakan’a dedim ki: “Hakan bak şimdi bundan sonra yol biraz daha çok sarp olacak. İnsÂNları burada uyar de ki işte dikkatli yürüyelim, etrafa bakmayalım, yolumuzdan ayrılmayalım felân gibi yardımcı ol. Ama ben şu ileriye bakmak istiyorum!.” Ve bıraktım gidiyorum o dar yerler bir anda öyle genişlediki.. Hakan bilirsin davar arkaçları vardır Hasan Dağda işte öylesi düzlük.. Birden böyle 100 metrekare yada 200 metrekarelik bir bahçeye dönüştü.. Harika otlar, çiçekler.. Burada uçurum vardı, bir anda nasıl dönüştü uçurumun başında onu görüyorum bir anda.. böyle bir yerin burada olmaması lâzım dedim ya dedim ama bir baktım ki, ortasında bir insÂN var. Bağdaş kurmuş bembeyaz sakallar öyle göğsünde harika görünümde.. Dehşete düştüm.. Herşey güzel ama bunda bir gariplik var bu dağın tepesinde burada bu olmaması lâzımdı!. Benim aklıma hiç bir şey gelmiyor.. Çünkü nasıl olsa gidiyoruz diye düşünüyorum. Ama bu garip bir şey dedim ve ne zaman ki o bahçeye ayağımı basıverdiğim anda, bir ahtapot gibi, tıpkı ahtapot gibi yalnız hiç kemik görmedim böyle bir arkadan beni sardı ki, sanki binlerce kolu var gibi..
Ben: “Senin İblis, Şeytan ve cin olduğunu biliyorum!.” Dedim. Ama o kadar hızlı sıkıyor ki sıktıkça sıktıkça birkaç dakikada beni içimi dışıma çıkartacak.. Alttan üstten böyle sıkıyor!. Ben hemence tüm gücümle: “euzu billahimineşŞeytanirracim. BismillâhirRahmânirrahîm” deyip şu âyeti okudum:


اللّهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ لاَ تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ لَّهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ مَن ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلاَّ بِإِذْنِهِ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلاَ يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِّنْ عِلْمِهِ إِلاَّ بِمَا شَاء وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَلاَ يَؤُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ
Resim---"Allâhu lâ ilâhe illâ huve’l- hayyu’ kayyum (kayyûmu), lâ te’huzuhu sinetun ve lâ nevm (nevmun), lehu mâ fî’s- semâvâti ve mâ fi’l- ard (ardı), menzellezî yeşfeu indehû illâ bi iznih (iznihî) ya’lemu mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum, ve lâ yuhîtûne bi şey’in min ilmihî illâ bi mâ şâe, vesia kursiyyuhu’s- semâvâti ve’l- ard (arda), ve lâ yeûduhu hıfzuhumâ ve huve’l- aliyyu’l- azîm (azîmu).: Allah ki, O’ndan başka ilâh yoktur (Sadece O vardır). Hayy’dır Kayyum’dur. O’nu ne bir uyuklama ve ne de bir uyku hali tutmaz. Göklerde ve yerde olan herşey O’nundur. O'nun izni olmadan, O’nun katında kim şefaat etme yetkisine sahiptir? Onların önlerinde ve arkalarında olanları (geçmiş ve geleceklerini) bilir. Ve O’nun lminden, O’nun dilediğinden başka bir şey ihata edemezler (kavrayamazlar). O’nun kürsüsü gökleri ve yeri kaplamıştır. Ve o ikisini muhafaza etmek (yerlerin ve göklerin dengesini korumak, gözetmek), Kendisine zor gelmez ve O Alâ’dır (çok yücedir), Azîm’dir (çok büyüktür).” (Bakara 2/255)

Ben bu âyet-i celîleyi okumaya başladığımda bir hafif gevşeme oldu.. Çünkü hiç nefes alamıyorumi sıfır yâni.. Âyeti zihnen okuyorum çünkü.. Sıkmasında bir gevşeme oldu ve korkunç bir koku duyuldu.. İğrenç bir koku leş gibi.. şöyle ayaklarımın oraya baktım zift veya katran gibi bir şey akıyor ve asit gibi kaynayarak akıyor.. Bana hiç zarar vermiyor yalnız.. bedenime bir nokta kadar bile zarar veremiyor.. Ama yerleri oynatıyor ve kaynatıyor..
Ben: “Senin için ne yapılacağını RaSûLuLLAH sallallahu aleyhi ve sellem bize buyurmuştu” deyip bir şeyler daha söyledim ve geriye çekildiğimde yerde böyle bir hayvan derisi gibisi kokan iğrenç bir şey vardı.. Ben gönlümden dedim ki: “Bizim buradan KÛN fe yeKÛN Kafilesi, Ahmedi Muhtar MuhaMMed aleyhisselâtı vesselâm’ın CÂN ciğerleri geliyor vakit yok!.”
Komutan gibi söylüyorum.. Bir ÂNda o yollar eski hâline, orası eski hâline döndü ve ben tekrar geri döndüğümde arkadan kafile geliyordu.. Elimle işaretle gelin gelin yâni devâm edin!. anlamında çağırıyordum..

Böyle bir hal yaşadım ve şunu söylüyorum ki, bunlar vardır ve doğrudur. Kendi hallerindedir. Bizim ne yapacağımız onlarla işimiz gücümüz hakkta ve hayrda olabilir.. Onların da, herkesin de, bütün kâinâtta yaratılanların tümüne ALLAH celle celâlihu hakk ve hayr versin diye dua edelim İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!.

Bir şey sormak isteyen birisi varsa buyursun sorsun.. bir sürü tantana yaptık zaman aldık kusura bakmayın!..

Bir şey daha söyleyim sana Hakan!. Ben senin doğduğun günü biliyorum ben kendi çocuklarım gibi biliyorum!..

Şimdi sen; “Allahuekber” deyip, Sol elini göbek bağına koyup, Sağ eliyin üzerine “ALLAH celle celâlihu” mührünü vuru, Peygamberimiz aleyhisselâtı vesselâmın arkasında SALL sukûtuna geçmezsen, sen namazda değilsin oğlum!. İstediğini söyleyebilirsin istediğini yapabilirsin menfi müsbet çal oyna hiç fark etmez!. Buna çok dikkat etmemiz gerekiyor ki, çok dikkat etmemiz gerekiyor!. Biz bu sözü, ALLAHu zü’L- CELÂL’e “elest”te verdik ve tatbikatında RaSûLuLLAH sallallahu aleyhi ve sellemi DUYduk ve UYduk!. Çok recâ ederim.. Rahmetli Hoca Amcam gibi recâ ederim ki, dikkat edelim İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!.

allahümme salli ala seydine MuhaMMedin abdike ve nebiyyike ve Resûluke ve nebiyyil ümmiyyi ve ala âlihi ve ehli beytihi ve sahbihi ve ümmetihi

Birbirimizin gaybî duacıları olalım ALLAH celle celâlihu, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz yüzü suyu hürmetine, Kelâmullahının yüzü suyu hürmetine, ZÂT’ının yüzü suyu hürmetine, bizi Hakkta ve Hayrda Rızasında BİZ BİR-İZ kılsın, yardım etsin!.
Daha CÂNdan MuhaMMedî Hasbî Habibi hizmetçi OLalım İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!.


esselâmu aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu.


Resim'' Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin
Abdike (Muhammediyyeti) ve
Nebiyyike (Mahmudiyyeti) , ve
Rasûlike (Ahmediyyeti) ve
Nebiyyi’l-Ummiyyi (Habîbiyyeti) ve alâ âlihi, ehl-i beytihi ve sahbihi ve ummetihi... ''Resim


Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 7 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye