Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 14 Ara 2018, 02:48

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 4 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: FENÂFİLLAH/BEKÂBİLLAH!.
MesajGönderilme zamanı: 12 Şub 2018, 00:28 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10886
Bu konuyu facebook'ta paylan!
Resim


FENÂFİLLAH/BEKÂBİLLAH!.


Resim

KuL İhvÂNim ANLA!.t BİZe
DAMLAmız DÜŞür=>DENİZe
=>AŞKta =>AZîZ ALLAH İLe
MEŞKte =>“MuhaMMedî İZ”e!.

KULLuk NEdir=>BİLmek gERek
AŞK AYNASIn=>SİLmek gERek
KÜLLî ŞEYyi=>CEMMü’L- CEM’de
=>RABB’ına ==>EĞİLmek gERek!.


ZEVK 8705


“İNKÂR≠İKRÂR=>ARAFI”ında =>ŞÜKRü NEdir?. =>ŞEKÂsı NE?.
“AKLen=>NAKLen=>HAKk SAFI”nda =>AKL-ı SİLM’in ZEKÂsı NE?.
NÛR-u MîM =>NÛR-u NûN İZi
=>HABLi’L- VERîD BİZ BİR-İZi
=>“KÂBEtü’r- RABB =>TAVAFI”ında =>FENÂsı NE?. =>BEKÂsı NE?.


11.02.18 04:12
brsbrsm..tktktrstkkmdseherdeyhyylhuuu..



Resim

Fenâ, HAKk’a KULLukta; kötü huy ve özelliklerin terkedilip güzel olan sıfat ve özelliklere sahib olmak demektir..
Bekâ; Devâmlılık. Evvelki hâl üzere Dâim ve Sâbit olmak. İlm-i Kelâm'da : Varlığının asla sonu olmayan Cenab-ı HAKk'ın bir sıfatıdır. Bâki olmak. Ebedîliktir..
Fenâ: Bekâ'nın zıddıdır. Yokluk. Yok olma. Zevâl. Bekâsızlık. Geçici dünya. Geçip gitme. Devamlı olmayan. Tasavvufta, Kendi varlığından ve bütün mâsivâdan geçip Ehadiyyet Zevkini YAŞAmaktır..
Fenâfillah, Bekâbillah Tâbirleri Şe’ÂNuLLAhta BİRiBİRlerini TÜMMLeyen TAMMLayan ANLAYış ANLAtışıdır..

Bekâ, HAKk’a KULLukta; Nefsin, MuhaMMedî Öğretim ve Eğitimle kendisinin var gözüküşünün geçici ve izafî OLduğunu TANIması ki, TANIdığı ÂNda RABBu’L- ÂLEMînini TANıması ve EMR OLunduğu KULLUK İŞİ-ne, son NEFESine Kadar KOŞmasıdır..


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu: Nefsini BİLen-Tanıyan RABB’isini BİLir-Tanır.. buyurmuştur.
(Aclunî, Keşfü’l- Hâfâ, II/343 (2532)

Tasavvufî ANLAyışta kullanılan FeNâFiLLAH ve karşıtı olan BeKâBiLLAH kavramları ilk devre sûfilerinde görülmemektedir. Bunların ilk defa Ebû Said Harrâz kaddesallahu sırrahu (297/910) tarafından kullanıldığı kabul edilir.
Ebu Saîd Harrâz kaddesallahu sırrahu: "FeNâFiLLAH; KuLun KuLLuğunu görmekten fâni olması, BeKâBiLLAH ise, kulun ALLAHu zü’L- CeLÂL’in huzurunda bâki ve var olmasıdır.." buyurmuştur..

Fenâ; DenİZe Düşen GÖZ YAŞımın; DEnİZde, VAR ama YOK OLuş İzafîLik Mahviyyetidir..
Bekâ ise, KüLLî ŞEYy’in NÛRuLLAH OLduğu Hakikatını İsbat MuhaMMedî Gerçeğidir..

FeNâFiLLAH; Tefâni/Birbirinde fâni olmak sırrı da denilen, MuhaMMedî “Mute kable en temute” SIRRına ER!.mek.. Her Nefeste, “ÖLmeden önce ÖLüp DİRİLmek..” VÂCİBu’l- VüCÛD ALLAHu zü’L- CeLÂL’in MutLak VARLığında, KüLLî ŞEYyi/MevCÛDu VAR/YOK BİL!.mektir..


Resim---MukaRReB RaSûLuLLAH sallallahu aleyhi ve sellem:Mutü kable en temutu: ÖLmeden ÖNce ÖLünüz!.buyurmuştur.
(Aclunî, Keşfü’l- Hâfâ, II-291-2669)

VAHDet-i MevCÛDu; BİLmek-BULmak-OLup YAŞAmaktır FeNâFiLLAH..
Fenâ, ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Zâtı hariç, Esmâ ve Sıfatlarında BİZ BİR-İZ NAHNu NÜBÜVVet-VeLÂYet NÛRudur.:


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: ALLAHu zü’L- CeLÂL: "Kim benim velî kuluma düşmanlık ederse ben de ona harb ilân ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım (aynî veya kifâye) şeyleri edâ etmesidir. Kulum bana nâfile ibâdetlerle yaklaşmaya devam eder, sonunda sevgime erer. Onu bir sevdim mi artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı (aklettiği kalbi, konuştuğu dili) olurum. Benden bir şey isteyince onu veririm, benden sığınma taleb etti mi onu himâyeme alır, korurum. Ben yapacağım bir şeyde, mü'min kulumun ruhunu kabzetmedeki tereddüdüm kadar hiç tereddüte düşmedim: O ölümü sevmez, ben de onun sevmediği şeyi sevmem." buyurdu.
(Ebu Hüreyre radıyallahu anh’dan; Buhârî, Rikak 38.)

HüLÂsa =>Şİmdi Şu ÂNda ve de Şe’ÂNuLLAHta =>VAHDet-i MevCÛDda VAHDet-i VüCÛDu GÖRüp ANLA!.maktır BeKâBiLLAH..
Ama Şimdi şU ÂNda YAŞAmak gerçek Şehâdettir.:


ResimHer ÂN “KÛN ->feyeKÛN!. YENİden Yaratış/OLÂNı.:

يَسْأَلُهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ
Resim---“Yes’ eluhu men fi's- semâvâti ve'l- ard (ardı), kulle yevmin huve fî ŞE’Nin.: Göklerde ve yerde olanlar, O'ndan isterler (dilerler). O hergün (her an) bir ŞE'N (ayrı bir tecellî, yeni bir oluş-YENİden yaratış) üzerindedir.” (Rahmân 55/29)

إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ
Resim---“İnnemâ emruhû izâ erâde şey’en en yekûle lehu KÛN fe yeKÛN: Bir şey yaratmak istediği zaman Onun yaptığı "OL!" demekten ibarettir. Hemen oluverir.” (YâSîn 36/82)

وَهُوَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ بِالْحَقِّ وَيَوْمَ يَقُولُ كُن فَيَكُونُ قَوْلُهُ الْحَقُّ وَلَهُ الْمُلْكُ يَوْمَ يُنفَخُ فِي الصُّوَرِ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ وَهُوَ الْحَكِيمُ الْخَبِيرُ
Resim---"Ve huvellezî halakas semâvâti ve’l- arda bi’l- hakk (hakkı), ve yevme yekûlu KÛN fe yeKÛN (yekûnu), kavluhu’l- hakk (hakku), ve lehu’l- mulku yevme yunfehu fî’s- sûr (sûri), âlimu’l- gaybi ve’ş- şehâdeh (şehâdeti), ve huve’l- hakîmu’l- habîr (habîru).: Ve semâları ve arzı (yeryüzünü) hak ile yaratan O’dur. Ve “OL!” dediği gün (herşey) OLur. O’nun sözü haktır, mülk O’nundur. O gün sur’a üfürülür (sur’a üfürüldüğü gün hükümranlık O’nundur). Bilineni (görüneni) ve bilinmeyeni (gaybı) bilen O’dur. Ve O, hüküm sahibidir, haberdâr olandır.” (En'âm 6/73)

اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ مَثَلُ نُورِهِ كَمِشْكَاةٍ فِيهَا مِصْبَاحٌ الْمِصْبَاحُ فِي زُجَاجَةٍ الزُّجَاجَةُ كَأَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِن شَجَرَةٍ مُّبَارَكَةٍ زَيْتُونِةٍ لَّا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُّورٌ عَلَى نُورٍ يَهْدِي اللَّهُ لِنُورِهِ مَن يَشَاء وَيَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثَالَ لِلنَّاسِ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Resim---ALLÂHU NÛRU’S- SEMÂVÂTİ ve’l- ARD (ardı), meselu nûrihî ke mişkâtin fîhâ mısbâh (mısbâhun), el mısbâhu fî zucâceh (zucâcetin), ez zucâcetu ke ennehâ kevkebun durrîyyun, yûkadu min şeceratin mubâraketin zeytûnetin lâ şarkîyetin ve lâ garbiyyetin, yekâdu zeytuhâ yudîu ve lev lem temseshu nâr (nârun), NÛRUN ALÂ NÛR (nûrin), yehdîllâhu li nûrihî men yeşâu, ve yadribullâhul emsâle lin nâs (nâsi), vallâhu bi kulli şey’in alîm (alîmun).: ALLAH, GÖKLERİN VE YERİN NURUdur. O'nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) NÛR ÜSTÜNE NÛRdur. ALLAH, kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltip iletir. ALLAH insanlar için örnekler verir. ALLAH, her şeyi bilendir.” (Nûr 24/35)

كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍ
Resim---Kullu men aleyhâ fân (fânin)..: Bütün kişiler (insanlar ve cinler) fânidir (yok olucudur)..” (RahmÂN 55/26)

وَيَبْقَى وَجْهُ رَبِّكَ ذُو الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ
Resim---Ve yebkâ vechu rabbike zû’l- celâli ve’l- ikrâm (ikrâmi)..: Ve celâl ve ikram sahibi Rabbinin Vechi (Zâtı) bâki kalacaktır..” (RahmÂN 55/27)

فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Resim---Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân (tukezzibâni)..: O halde siz (insan ve cin toplumu), Rabbinizin hangi ni’metlerini yalanlıyorsunuz?.” (RahmÂN 55/28)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: FENÂFİLLAH/BEKÂBİLLAH!.
MesajGönderilme zamanı: 16 Şub 2018, 09:17 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 03:00
Mesajlar: 8712
Konum: BURSA
ResimTEK-e TEK..
Lâ Hüve İllâ Hüve..

ZEVK 1810 Resim

Cevr-i CihÂN Çark-ı ÇİLE.. Devr Ediyor DevrÂNda Dost
SıRR-ı Sıfır Sahrasında.. ->Seyr Ediyor SeyrÂNda Dost
BULut Gibi Baş-Ayaksız.. ->Cevl Ediyor CevlÂNda Dost
AZM u Tevekkül et HaKK’a.. Hayr Ediyor HayrÂNda Dost…


24.09.2001 10:15
antalya..




فَبِمَا رَحْمَةٍ مِّنَ اللّهِ لِنتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنتَ فَظًّا غَلِيظَ الْقَلْبِ لاَنفَضُّواْ مِنْ حَوْلِكَ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِي الأَمْرِ فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّلِينَ
Resim---"Fe bimâ rahmetin minallâhi linte lehum, ve lev kunte fazzan galîzal kalbi lenfaddû min havlik(havlike), fa’fu anhum vestagfir lehum ve şâvirhum fîl emr(emri), fe izâ azamte fe tevekkel alâllâh(alâllâhi), innallâhe yuhibbul mutevekkilîn:O zaman, Allah'tan bir rahmet sebebiyle onlara yumuşak davrandın. Ve eğer sen, kaba, katı yürekli olsaydın, mutlaka senin etrafından dağılırlardı. Artık onları affet ve onlar için mağfiret dile ve işler konusunda onlarla muşavere et (danış). Azmettiğin zaman, artık Allah'a tevekkül et. Muhakkak ki Allah, tevekkül edenleri (Allah'a güvenenleri) sever."
(Âl-i İmrân 3/159)


ResimTEK-e TEK..

Kul İhvâni

YOKluk -> Tefrittir.. Minimum..
ÇOKluk -> İfrattır… Maximum..
TEK-lik -> İ’tidaldir.. Optimum..


AHADİyyeT: Her türlü Nitelik ve Nicelikten (vasıflandırılmaktan) müstağni-gerekli ve lüzumlu bulmayışlıktır..
VAHiDİyyeT: Esma ve Sıfatlarıyla Kulların-akıllarıyla bilinebilmesi..

Sayı tektir ve “1” dir.
Digerleri; 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9 Rakamlar ambalajında “1” lerdir..

KULların ham Aklı SİLM AKIL olursa;
Her ZeRResi ile Harfsiz-Sözsüz ÖZ-ünden
(Habli’l-VeRiDden), Hakikat’ını DUYar…


Şeriat NûRu -> UbudiYYet
Tarikat NûRu -> NübüVVet
Mârifet NûRu -> RasûliYYet
Hakikat NûRu -> UMMîYYet


UMMîYYet ->: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem in RUHu -> AKL-ı EVVel Felek-i Âlâdır.. “ÜMM” dür -> Yaratıkların ASLı-ANAsı-İLKi-Nurû-u MiMidir.
Nebiyyü’l- ÜMMîdir -> A’ma (UMM) dan haber getiren NEBî.. aleyhi's-selâm…

KeSReT -> Lâ (1) + İlâhe (2)
VaHDeT -> İllâ (3) + ALLAH (4)

ÂLEMde ÂDEMoğulları.. KULlar..:
1- VaHYîler -> ALLAH celle celâluhu nun seçtikleri-VAHY gelir
2- VeYSîler -> VaHYîlerin-Nebîlerin seçtikleri- İLHAM gelir
3- VeHBîler -> VeYSîlerin-Ehlullahın seçtikleri KEŞF gelir
4- KeSBîler -> VeHBîlerin-Veliyyullahın Hizmet ettikleri Halk Olup Yardım-Hizmet Gelir..

Kalbe gelen ilhamın gerçek 2 ŞÂHİDi -> Kur'ân-ı Kerim ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem SüNNetidir..

Zâhirî İLİm -> İ’tikad-İmana bağlıdır..
Bâtını -Ledunnî-Keşfî İlim -> Salih Amele bağlıdır-imanı uygulamak gerekir..
Kemâlât -> Zâhirî İLİm + Bâtını -Ledunnî-Keşfî İlimdir..

SeyR ü SülûK:

Seyr -> AŞK u CeZBe ve ZüHD u TaKVâ ile
SülûK -> SıDK u HuŞû ve HaVF u Recâ ile olur..


TEVHİD PERDELERİ- URuC-RüCû’ da Hicâbu’l- HaKK..

ZÂT -> ALLAH celle celâluhu .. Vahdet.. Hakikat Âlemi.. “Lâ ilâhe İllâ Enâ” .. Sükût… O-BİR Baza (tek-O)
SIFAT -> Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem .. Risâlet.. Mârifet Âlemi.. “Lâ ilâhe İllâ Ente” .. Hazz.. BİZ Bazarı (İKİ-si)….
ESMÂ (fiiler) -> PÎR kaddesallahu sırrahu.. Fetret.. Tarikat Âlemi.. “Lâ ilâhe İllâ Hüve”.. Sohbet.. Sen Bazarı (ÜÇ-ümüz)….
EŞYÂ -> KUL-Ben.. Beşeriyyet-Kesret.. Şeriat Âlemi.. “Lâ ilâhe İllâ ALLAH”.. Söz.. (-DÖRDümüz-Herkes yalnız)

FeNâ -> BeKâ..

-> İnsan, AKLı Kadarınca-Kaderince İLİMince DevrÂNda İnsandır..
-> İnsanı, İNSAN-ı KâMiL Ehl-i Beyt aleyhumu's-selâm EDEBiyle SeyrÂNda İNSAN eder.
-> İNSANı, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem İRFANıyla CevlÂNda SULTÂN eder.
-> Kul-SULTÂNı, ALLAH celle celâluhu ERKÂNıyla HayrÂNda mihmÂN eder inşae ALLAH!..


Normal AKLın ALgıladığı..:

EŞyâ -> OLaY (Eşyaların münasebetinden doğar) -> zamAN (Olayların münasebetinden doğar) -> ZaNN (ZamANların münasebetinden doğar ve çoğu da çürüktür)

EŞYÂda FeNâ - FeNâ fi’l- BeNlik -FeNâ Fi’ş ŞEYY - FeNâ fi’l- MâSİVÂ..: Kesret üzere yeryüzüne gelen ve gelişen Hamm akıl MâSİVÂda-ALLAH’tan gAYRılıkta Yaratanını bir PUT olarak aramak üzere dizayn edilmiştir. Küllî ŞEYYi (sonsuz Şeyi) Analiz-Sentez eder sonuçta açık-gizli Nefsini RABB Hevesini İlâh kabul eder.. Hakku’l- HaKKı örter KÜFR eder.. “Lâ İlâhe İllâ NEFSî!..” der durur..


ESmâda FeNâ- FeNâ fi’ş- ŞEYH - FeNâ Fi’l-HuDus – FeNâ fi’l- Fiil-Olaylar..:

AKLın kendince kendi içine kapalı labirentlerinde dolaşan ÇIKIŞ Kapısı bulamayan Hamm akıl EDEBsiz İLMin İBLİS İLMi olduğunu Anlarsa bir İNSAN-ı KâMiLden Ehl-i Beyt aleyhumu's-selâm EDEBi alır..
Tâlim Terbiyesine girdiği Kimse Evliyâ değilde Eşkiya ise; Gönlünde yok olduğu bu kimse-Şeyhi PUTu olur Allah korusun!..
İNSAN-ı KâMiL ise MuhaMMedî İlim ve Edeb Öğretir-Eğitir de Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem e teslim eder.
.

SıFATta FeNâ – FeNâ fi’r RESûl – FeNâ fi’l- KEVSER - FeNâ fi’z ZamAN..:

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selleme TESLiMiYYET ve İSTİKÂMETle;
-> Şeriat-ı MuhaMMediyyesinde TESLİM Olmuşsa -> MÜSLİMdir.
-> Tarikat -ı MuhaMMediyyesinde İMAN ETmişse -> MU’MİNdir..
-> Mârifet-i MuhaMMediyyesinde İSTİKAMETle TÂBİ Olmuşsa -> VELİYULLAHtır..
-> Hakikat –ı MuhaMMediyyesinde TaMM İTÂAT ETmişse -> EHLULLAHtır..

Kendi Kendime Konuşurken DUYdum Kİ;

Eğer İNSan AKLı;
Kendi başına BUYruk Zannlarını-Nefsinin gerçeklerini Hakikat sanarak
Lâ ilâhe İllâ ALLAHder demesine ancak ne dediğini asla bilemez ve Eşyâ-ŞEYler (Eşyâ Zuhuru) Perdesine takılıp, EŞYÂ Bazarında USTAsını ve canlı-cansız Resimler Galerisinde RESSAMını ara gezer bir ömür..

Kur’ân-ı Kerimde “Lâ İlâhe İllellahu:
Sâffât / 35; Muhammed /19 Sûrelerinde geçmektedir.

Eğer İNSan AKLı;
Eşyâ-ŞEYler (Eşyâ Zuhuru) Perdesini silebilir de, Eşyaların birbirleriyle ilişkilerinden doğan OLAYlar (Esmâ Zuhuru) Perdesine takılır kalırsa,
Lâ ilâhe İllâ Hu-Hüve Âyetine Mazhar olur ki bunu gerçekleştirmesinde MuhaMMedî Hasbî Hizmetçi lâyık bir İNSAN-ı KâMiL lâzımdır..
Yoksa kendisi: “O’ndan başka İlâh Yok!” der ama “O “ dediğini Olaylarda arar durur bir ömür boşu boşuna!.
.

Kur’ân-ı Kerimde “Lâ İlâhe İllâ Hüve:
Bakara 2/163,255; Âl-i İmrân 3/2,6,18; Nisâ 4/87; En’âm 6/102,106; A’râf 7/158; Tevbe 9/31, 129; Hûd 11/14; Ra’d 13/30; Tâ Hâ 20/8,98; Mü’minun 23/116; Neml 27/26; Kasas /70, 88; Fatır /3; Zümer /6; Mü’min 40/62,65; Duhân 44/8, Muhammed 47/19; Haşr 59/22,23; Tegâbûn 64/13; Müzemmil 73/9 Sûrelerinde geçmektedir.


Eğer İNSan AKLı;
OLAYlar (Esmâ Zuhuru) Perdesini de silerse AYNında-AYNasında, OLAYların birbirleriyle ilişkilerinden doğan ZamAN (Sıfat Zuhuru) Perdesine takılır kalırsa
Lâ ilâhe İllâ Ente Âyetine Mazhar olur ki bunu gerçekleştirmesinde mutlaka ve mutlaka Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şarttır ve olmazsa olmaz OL-ANdır..
“SeNden başka İlâh Yok!” dediği “Sen” olan ALLAH celle celâluhunun tek Muhatabının Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem olduğunu Anlayamayan nice edebsiz İblis profösörleri “sadece Kur'ân-ı Kerim” yeter diyerek o kelamullahın RABB SÖZÜnün RASûL SESİ olduğunu hâlâ anlayamayan ahmaklardır.
İşte “SeNden başka İlâh Yok!” “SEN”ine tek Muhtab ve HaMD eden AHMED aleyhi's-selâm Mutlak Muhatab ve ÂRİFtir..


1- Mütekellim: Sözü söyleyen
2- Muhatab: Sözü dinleyen
3- Gâib: Hakkında konuşulan, var olduğu halde orada gözükmeyen.
4- Umumî: Herkesi bağlayan (konuşan, dinleyen, gaib ve herkes)

Kur’ân-ı Kerimde “Lâ İlâhe İllâ Ente:
Enbiyâ /87 Sûresinde geçmektedir.



Eğer İNSan AKLı;
ZamANlar (Sıfat Zuhuru) Perdesini de silerse AYNında-AYNasında, ZamANların birbirleriyle ilişkilerinden doğan ZaNN (Zât Zuhuru) Perdesine takılır kalırsa
Lâ ilâhe İllâ Enâ Âyetine Mazhar olur ki;

Kur'ân-ı Kerimde “Lâ İlâhe İllâ Ene:
Nahl /2; Tâhâ /14; Enbiyâ /25 Sûrelerinde geçmektedir.


إِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدْنِي وَأَقِمِ الصَّلَاةَ لِذِكْرِي
Resim---“İnnenî enallâhu lâ ilâhe illâ ene fa’budnî ve ekımis salâte li zikrî: Muhakkak ki ben, yalnızca ben Allah'ım. Benden başka ilâh yoktur. Bana kulluk et; beni anmak için namaz kıl.”
(TâHâ 20/14)

Bu makamların İnsanoğlu;
Kendini-Nefsini
BİLmeden,
İNSAN-ı Kâmil-Pîrini-Rüşdünün BULmadan,
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazsanıda Razasında KEVSERinde bir DAMLA OLmadan yaşanır sanırsa sadece hüsran UÇurumuna koşan bir AHMAKtır.
“Diyen BİLmez BİLen Demez!” Diyarlarından Haberler veren Şeyhu’l Hazîn kaddesallahu sırrahu gibi HaKK Dostlarının haberlerine kulak verirsek..


Öyle HÂL Makamıdır ki;
Mutmâin olmuş Nefs bile hâlâ “ALLAH! ALLAH!” diye ZİKRe devam etmektedir.
“Her yerde OL-AN Aranmaz- BULduğum da Aranmaz!” gibi sözlerimin aslı,
Bir HâL VARdır ki orası SÜKÛT Sahasıdır..
Seyr u SülûK, TEVHİDde Sükûta DÜŞmüştür..
Huzurda-Hazır BİLiş,
Hazırda-Huzur BULuş
Huzurda Hazır Hızır Oluş
AYNın “Habli’l- Veridde Sü-KÛNudur.


Aziz Efendim Şeyhu’l Hazîn kaddesallahu sırrahu:
“Bir yer varıdr ki o hâlde “Zikretmek-ALLAH! demek” küfürdür” buyurması,
Şahdamarına YAKIN-AKRAB Olmasını Yaşayanın, kimi arayıp Kimi çağıracağını iknâ buyruğudur.


Yine İmamı RaBBÂNî kaddesallahu sırrahu: “En son MAKAMda sadece-sırf CEHÂLETimi BULdum!” budur Allahuâlem…

Bilir-bilmez anlar-anlamaz insanlar ve hele sanal âlemde havalarda uçuşan “Fenâ fillah”ı ve “Bekâ billah”ı sözleri,
Hamm akıl hayallerinde, Nefislerinin ŞUHHasında uyurduk akıl ürünleridir.

“Fenâ fillah”ın fASLını-ASLını, Meşkin-AŞKını Şeriat-ı Garra içinde BİLip, BULup, OLup da yaşatılan, yaşayan ve yaşatanlar ise;
Yerdeki Üretken-Sâkin Toprak gibi MuhaMMedî Hasbî Hizmette-Gayrette,
Gökteki Berketli-Rahmetli BuLutlar gibi MuhaMMedî Merhamette,
CANlardaki her şeyi kendine çeviren ATEŞ gibi MuhaMMedî MuhaBBette,
Kâniatı YUTan-Kapsayan Hava gibi MuhaMMedî HAKKikatte:
“Diyen BİLmez BİLen Demez!”
“AğYÂRına Mani’ EFRADına Câmi!”
ANA YASAları bilirler ve uygularlar Her Yerde, Her Zaman ve Her Halde..
Dava HaKK Teâlâ’nın,
Dâvet Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin
DUÂ ise Hakk Dostları DİLİnde BİZimdir elhmadulillahi..
Gerisi ise DENÂTtır.. Alçaklıktır .. vesselâm!..
Aziz Kardeşlerim;

TEVHİD -> HAK’ta -> HAK’tan -> HAK’ka -> HAK’la -> HAK’ça OL-AN bir ÖMÜR içinde EMRullah SeYR u SüLûKu ve KULLuk İmtihanıdır..

ESfeline GELdiğimiz ASL-Özden -> İlim -> İman -> İbâdet -> İtâat -> İrfân -> ikân la ulaşılan -> İlliyyun İHSÂNıdır.. AYNa, ASL HEDEFidir.. SILA SALL-ıdır..

TEVHİD -> BİR-i -> BİR için -> BİR ile -> BİR-likte -> BİR-lemektir BİRRU’r- Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin İkram Kevseri KUYUsunda SU OLuşu Yaşayışa Şehâdettir inşae ALLAH!.

ŞeriAt Âlemi bir “BENlik Âlemi” dir..
Külli şey Yaratan ALLAH celle celâluhu karşısında “SEN” dir ve kendince de “ben” dir..
Bu âlemde her hususta ve her ŞEYde AYNı olan; iğreti, geçici, gölge ve izafi “ben” esastır.

ALLAH celle celâluhu, “ben”i esas alarak alıp: “Şöyle yapar/yapmazsan seni CeheNNeme/CeNNete sokacağım!” buyurur.
Gerçek “BEN” buyuran Yaratan ALLAH celle celâluhudur..
“ben” lik ise Ubudiyyet sıfatları içinden asla çıkamaz;
Yerde, Her Zaman ve Her Halde -> fakriyyet -> Acziyyet -> Zillet -> İllet İçinde yaşamaya;
-> Muhtaç -> Mecbur -> Me’mur -> Mahkumdurlar..


AKLı olmayan mahlukat yaratılış sebebleri İçinde Var gözükür ve geçer gider hesaba çekilmez, Aklı olanların İmtihan soruları ve araçlarıdırlar.
AKIL Sahibleri ise AKIL Emânetullahını Kullanmaya ve hesabını vermeye mutlaka mahkumdurlar.
Herkesin Alın Yazısı-Parmak İzi gibi kendi “ben”ine mahsus verdiği Ezel Âlemindeki Rububiyyet Tevdini;
Şimdi şu ÂNda Şe’Enullahta Sünnetullah içinde Sünnet-i Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem İzinde Şehâdet Âleminde
ULUHİYYET TEVHİDİ olarak-yaşayarak ŞÂHİDi olmaya mutlaka mahkumdurlar.
Senin yerine hiçbir kimsebib Su İçip-İdrar yapamadığı ancak yardımcı olup hizmet edebildiği gibi, Senin Yerine TEVHİDini Getirip Şehâdetini Yaşayamaz ve sadece sana Ana-Baba Zâhiri Hizmetçilerin gibi Bâtınî-Mânevi Kâmil BaBan-Hizmetçin olur..
Halka HİZMET edenleri en ULUsu ise
ALLAH celle celâluhudur.
Sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem,
Sonra Ehl-i Beyt aleyhumu's-selâm ve Hakk ERENler,
Sonra EBEveynler ve insanlar CÜMle EŞyâ..


Kısacası Sistemin Sahibi SUBHân ALLAH celle celâluhu, tevhidimizin TEKMİL Ve İsbatını Dilemekte ve EMRetmektedir.
AKIL taşımayan canlı-cansız tüm mahlukatı da Emrimize hazır-bekler kılmıştır..


Not:
(Ne Var ki -> “Ne VAR? Ne YOK!” ya da “Ne var, ne yok?” bu âlemde bir ŞEY yok!!!!
Rahmân, yeni bir ajanda da yazılacak ve zira bu ajanda ilham ve irfan yuvası olacak) denmiş…
25.09.2001 13:12



Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: FENÂFİLLAH/BEKÂBİLLAH!.
MesajGönderilme zamanı: 03 Mar 2018, 08:02 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10886
Resim

Fenâ, RABBuLÂLEMîN’e KULLuk İmtihÂNında, MuhaMMedî Tâlim ve TerBiye ile TeVHîduLLAH Seyr-ü-Sulûku, iğreti-izafî-gelgeç-ÖLümlü-gÖlge GÜNEŞin Işığı gibi BİZ BİR-İZ/NAHNU YOLculuğudur..

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “İHSÂN; ALLAH’a, O’nu görüyormuşcasına ibâdet etmendir. Zirâ sen O’nu görmesen de O seni görüyor.” buyurdu.
(Buhârî, Tefsiru sûre (31); İman, 37; Müslim, İman, 57; Ebu Davûd, Sünne, 16; Tirmizî, İman, 4; İbn Mâce, Mukaddime, 9)

Bekâ, MevCÛD GÖZüken KÜLLî ŞEYy’in tıpkı GÜNEŞin IŞIğı gibi MutLak VAR GÖZüküş Kaynagı-SILAsı-ASLının GÜNEŞ gibi ZÂTuLLAH OLduğu HAKKu’L- HAKk MuhaMMedî Hakikatıdır..
Şe’ÂNuLLAH’ta her ÂN yeniden YARATış SEBBeHasında Bir VüCÛDun tek-BİR HÜCResi gibi, SisteMuLLLAH KÂiNÂtını SeyRÂN EYyLersek;

ZÂTuLLLAH =>SIFATuLLAH =>ESMÂuLLAH =>EŞYÂuLLAH..
Tevhîd-i ZÂT =>Tevhîd-i SıFat =>Tevhîd-i ESMÂ-EF'aL =>Tevhîd-i EŞYÂ..
ALLAH =>KELÂMuLLAH =>RASÛLuLLAH =>ABDuLLAH...
KÜLLî ŞEYyi Yaratan ZÂTuLLLAH bir ŞEYY’e benzemekten münezzehtir ki O;


Resim ->EL VÂHiDu’L- KAHHÂR >ALLAH.:

..Vahdet-i UHuD ->Vahdet-i ŞüHÛD ->Vahdet-i SüCÛD ->Vahdet-i MevCÛD => Vahdet-i VüCÛD<= KaHHÂRRiyyet => Vahdet-i VüCÛD =>Vahdet-i MevCÛD ->Vahdet-i ŞüHÛD->->Vahdet-i SüCÛD ->Vahdet-i UHuD..

(LÂ diyen HerŞey/kes)..-> İLÂhe -> İLLâ => ALLAH <= TEVHÎD => ALLAH -> İLLÂ -> İLÂhe-> ..(LÂ diyen yok.. VAR OLan Vâhidu'l- Kahhâr ALLAH)

يَوْمَ هُم بَارِزُونَ لَا يَخْفَى عَلَى اللَّهِ مِنْهُمْ شَيْءٌ لِّمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَ لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ
Resim---''Yevme hum bârizûn(bârizûne) lâ yahfâ alâllâhi min hum şey’un, li menil mulku’l- yevm(yevme), lillâhi’l- vâhidi’l- kahhâr: O gün, orta yere çıkarlar. Onlardan hiçbir şey Allah'a karşı gizli kalmaz. (Allah sorar:) "Bugün mülk kimindir? Bir olan, Kahhar olan Allah'ındır." (Mü’min 40/16)

Resim “LÂ Huve ->İLLâ HUu! ->O’ndan bAŞKa O YOKtur”un >ASLı!.:

هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزِيزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُ سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ
Resim---Huvallâhullezî LÂ İLÂHE İLLÂ HUVE, el meliku’l- kuddûsu’s- selâmu’l- mû’minu’l- muheyminu’l- azîzu’l- cebbâru’l- mütekebbir (mutekebbiru), subhânallâhi ammâ yuşrikûn (yuşrikûne).: O Allah ki; O’NDAN BAŞKA İLÂH YOKtur, Melik’tir (hükümrandır), Kuddüs’tür (mukaddestir), Selâm’dır (selâmete erdirendir), Mü’mindir (emniyet verendir), Müheymin’dir (koruyup gözetendir), Azîz’dir (yücedir), Cabbar’dır (cebredendir), Mütekebbir’dir (pek büyük olandır). Allah, şirk koşulan şeylerden münezzehtir (uzaktır).” (Haşr 59/23)

Küllî Şey ALLAH celle celâlihu NÛRu ve O’nundur..
İşte o zaman MuRaDuLLaH her ne ise, EMRuLLAH SüNNetuLLAH üzere Şe’ÂNuLLAHta hasıl olmuştur..
Bizi ilgilendiren bu husus değildir, bizi Resûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLeme kadar ilgilendirir.. ondan sonra İMAMa TESLİM OLuruz, rotayı bilen Resûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem nereye götüreceğini bilmektedir, görevlidir çünkü..
Bizim işimiz o kadardır.. Başka meraklılar varsa, onlar gök yüzündeki taşlanan şeytanlar gibidir.. Hani Kur'ÂN-ı Kerîm'de var ya âyetlerde, şeytanlar yukarılara çıkmak isterler de ALLAH onları taşla yıldız yağmurlarıyla taşlar diye..

وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمَاء الدُّنْيَا بِمَصَابِيحَ وَجَعَلْنَاهَا رُجُومًا لِّلشَّيَاطِينِ وَأَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابَ السَّعِيرِ
Resim---"Ve lekad zeyyennâ’s- semâe’-d dunyâ bi mesâbîha ve cealnâhâ rucûmen li’ş- şeyâtîni ve a’tednâ lehum azâbe’s- saîr (saîri).: Ve andolsun ki, dünyanın semasını kandillerle süsledik. Ve onları, şeytanlar için (atılacak) taşlar kıldık. Ve onlar için alevli ateşin azabını hazırladık.(Mülk 67/5)

Çünkü bu ifrattır, yasaktır, yazıktır, hayaldir ve son-UÇu ACIdır..
KiMdir ALLAH'ın ahlâkıyla ahlâklanan ABDuLLAH?..:

ABDuLLAH; ALLAHu zü’L- CeLÂL’in KELÂMuLLAH SÖZÜnü, RESÛLuLLAH sallallahu aleyhi vesellem SESinde DUYup UYMak İBÂDeti/MuhaMMedî EBEDî DÂiMiYyet BİZ BİR-İZ NAHNu BİLeLiğidir..
ALLAHu zü’L- CeLÂL’in AHLâkıyla AHLâklanmış ve Rahmetenlilâlemîn olan Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin Hilkiyyet AHLâkıyla AHLâklanıp gereğini Yapmak ve fiilen YAŞAmaktır.. gERisi TEYyâre!..


وَإِنَّكَ لَعَلى خُلُقٍ عَظِيمٍ
Resim---"Ve inneke le alâ hulukın azîm (azîmin).[/color].: Ve muhakkak ki sen, mutlaka çok büyük bir ahlâk üzeresin.” (Kalem 68/4)

BİZim Âcizâne ANLAdığımız FeNâFiLLAH ve BeKâBiLLAH BİLgisi, RESÛLuLLAH sallallahu aleyhi vesellemi DUYup Uymakla sınırlıdır İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!.
ELbete =>BİLmek ->BULmak ->OLmak ->YAŞAmak =>HÂL-i HAZIRda HAKK’a ŞÂHidLiktir ki;

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: FENÂFİLLAH/BEKÂBİLLAH!.
MesajGönderilme zamanı: 17 Nis 2018, 13:08 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10886
Resim


Fenâ; yok olma, zevâl, bekâsızlık anlamlarına gelir. Tasavvufta ise, insanın kendinden ve bütün mâsivâdan/KüLlî ŞEYy’den geçip Deryâ -yı Ahâdiyette müstağrak olmaktır.
(Ebûbekir Muhammed Kelâbâzî, et Ta'arruf li Mezhebi Ehli't Tasavvuf, Tahkîk, Mahmûd en Nevâvî, 2. bs., Mektebetü'l Külliyyâti'l Ezheriyye, Kahire, 1400, s.147; a.mlf., Doğuş Devrinde Tasavvuf: Ta'arruf, haz. Süleyman Uludağ, Dergâh Yayınları, 2. bs., İst., 1992, s.182 183.)

Zâhirde Fenâ, KULdan her türlü kötü huyun gitmesidir,

Zâhir Bekâ, KULda her türlü iyi huyun kalmasıdır.
Hakîkatte ise; Fenâ, KULun kendi Sıfatî Ahlâklarından yok olup, ALLAH'ın kendisinden istediği İlahî HuLkuLLAHta bâkî olmasıdır. Fenâ, kulun kendi hâllerinden geçip, hâlleri evirip çeviren ALLAH celle celâlihu ile bâkî olmasıdır.
(Sülemî, Tasavvufun Ana İlkeleri, s.33.)

Fenâ, KUL’un Nefsânî ve Behimî/Hayvanî Hazz ve Arzularından fânî olması, kendinden geçerek temyîz özelliğini kaybetmesi, daimâ içinde kendini yok ettiği varlıkla meşgul olduğu için eşyâdan da fânî olması mânâsına gelmektedir. Fenâdan sonra gelen Bekâ, kulun nefsine ait şeylerden fânî, Hakk'a ait olan şeylerle bâkî yani nefsinden fânî, Hak ile bâkî olmasıdır.
(Ebûbekir Muhammed Kelâbâzî, et Ta'arruf li Mezhebi Ehli't Tasavvuf, Tahkîk, Mahmûd en Nevâvî, 2. bs., Mektebetü'l Külliyyâti'l Ezheriyye, Kahire, 1400, s.147; a.mlf., Doğuş Devrinde Tasavvuf: Ta'arruf, haz. Süleyman Uludağ, Dergâh Yayınları, 2. bs., İst., 1992, s.182 183.)

İnsÂN-ı Kâmil => Fenâfillâh Mertebesine ERen İNSÂN’a denir.
Fenâfillâh oLmak tâbiri =>Beşerî İrâdeyi ->Yaratıcı'nın İrâdesinde ERitmek mânâsına gelir.

FeNâ =>Sırat-ı Mustakîm üzere SÂLİKin NOKSANı’nın ZEVÂLİdir..
BeKâ ise =>Sırat-ı Mustakîm üzere SÂLİKin KEMÂLi’nin KIYÂMıdır..


مَا عِندَكُمْ يَنفَدُ وَمَا عِندَ اللّهِ بَاقٍ وَلَنَجْزِيَنَّ الَّذِينَ صَبَرُواْ أَجْرَهُم بِأَحْسَنِ مَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ
Resim---"Mâ indekum yenfedu ve mâ indallâhi bâk (bâkın), ve le necziyennellezîne saberû ecrehum bi ahseni mâ kânû ya’melûn (ya’melûne)..: Sizin yanınızda olan şeyler biter. ALLAH’ın indinde (katında) olan şeyler bâkidir (tükenmez). Ve sabredenleri, yapmış oldukları amellerin ecirlerini (bedellerini), mutlaka daha güzeli ile mükâfatlandıracağız (karşılığını vereceğiz).” (Nahl 16/96)

كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍ
Resim---"Kullu men aleyhâ fân (fânin)..: Bütün kişiler (insanlar ve cinler) fânidir (yok olucudur).” (RahmÂN 55/26)

وَيَبْقَى وَجْهُ رَبِّكَ ذُو الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ
Resim---"Ve yebkâ vechu rabbike zû’l- celâli ve’l- ikrâm (ikrâmi)..: Ve celâl ve ikram sahibi Rabbinin Vechi (Zâtı) bâki kalacaktır.” (RahmÂN 55/27)

Fenâ; yokluk, izafî, hiçlik ve geçici olmaktır.
Bekâ ise; ebedî kalıcı ve daimî olmaktır.
Fenâ; kötü sıfatların zâil olması, bekâ da iyi sıfatların ebedî kalmasıdır ki, kötü fiilleri terk eden kimsenin şehevî ve nefsanî arzuları fenâ bulmuş, ihlâs ve hüsn-i niyyeti bâkî kalmış olmasıdır.
Fenâ; Kulun Fâiliyyet Şûurunu kaybetmesi, "abd"in yerine fâil olarak ALLAHu zü’L- CeLÂL’in geçmesidir.
Bu Sûretle ve HÂLLe şu Hadîsi Kudsî gerçekleşmiş olur;


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: ALLAHu zü’L- CeLÂL: "Ben kulumu sevince onun gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum." buyurdu.
(Buhârî, Rikak, 38)

KuL, ALLAHu zü’L- CeLÂL ile o kadar meşgul olur ki nihâyet sonuçta, "benlik" şuûrunu kaybeder. O şuûrunun yerine yine ALLAHu zü’L- CeLÂL geçer. Bu hâle;
ZİKİRle/Meşgale ile ERişilirse buna: "Fenâ fi'l- Mezkûr"
FİKİRle/Muhabbet ile erişilirse "Fenâ fi'l- Mahbûb" denilir.
Fenâ’nın en yüksek derecesi "Fenâ ani'l- Fenâ"dır..

Bu da, FENÂ HÂLİne ERme Şuûrundan da FÂNÎ olmaktır. Bu hâle "fenâ ender fenâ" Hâli de denir.
Fenâ hâlindeki kul, bazı Beşerî Sıfatlardan kurtulursa da, YaKîn’e ERmeden Beşeriyyet Fıfatından tamamen çıkmaz. Böyle bir iddia yanlış olur ve de sonuç-ta küfrü gerektirir..
“Y-K-N” => “Şüphe Duyulmayan Kesin Bilgi”dir..


حَتَّى أَتَانَا الْيَقِينُ
Resim---"Hattâ etânâ’l- yakîn (yakinu)..: Bize yakîn gelene kadar (ölüm ÂNı gelinceye kadar).” (Müddesir 74/47)

Resim

Tasavvufta Fenâ Kavramı, değişik açılardan belli tasniflere tâbi tutulmuştur.

1-) Fenâ-yı Zât: Bir kimsenin; kendisini, KULLuk İmtihÂNı için; İzafî, iğreti, gel-geç, ölümlü ki, yok kabul etmesi, ve kendinde gerçek VAR-lık görmemesi, Hakîkî varlığın VÂcibu’l- VüCÛD ALLAHu zü’L- CeLÂL’in MutLak VAR OLduğunu BİLip, BULup, OLup ve FiilenYAŞAmasıdır..

2-) Fenâ-yı Sıfât: İnsanın Beşerî Sıfatlardan sıyrılmasıdır.

3-) Fenâ-yı Esmâ-Efâl: Kulun Fiil ve Hareketlerinde Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemi İZLeyip FAKRıyLa FAHRıdır..


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “El fakr-i fahr : Fakrımla fahrederim!.” buyurdu.
(Aclunî, Keşfü’l- Hafâ 2-87)

MuhaMMedî KULun; NEFsinde FENÂ’nın, KULLuk Seyr-u-Sülûk Sırasındaki MuhaMMedî Öğretim ve Eğitim AŞ-ama-Larında;

1-) Fenâ fi'l- İhvân: Tarîkatta ihvân ve kardeşlik sevgisini gönlüne yerleştirip arzu ve isteklerini kendi arzu ve isteklerinin önünde tutmak, onlarla sevgiyle kaynaşmaktır. HAKk’ın HALkına saygıdır..

2-) Fenâ fi'ş- Şeyh: Sâlikin şahsî irâde ve arzularını şeyhinin arzu ve iradâsinde yok etmesi, kendi arzu ve irâdesinin yerine Şeyhinin/MuhaMMedî Hasbî Hizmetçsinin arzu ve irâdesini ÖNe koymasıdır.

3-) Fenâ fi'r- Rasûl: SıRR-ı SıFıR Sâlikin Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin şahsında SEVgi ve AŞK-La erimesi, onun şahsiyetinde fenâ bulmasıdır. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in İLahî AhLâkıyLa AhlâkLanmasıdır..

4-) FenâfiLLÂH: Sâlikin kendi sıfat ve vasıflarından sıyrılıp ALLAHu zü’L- CeLÂL’in SıRR-ı SIRf Sıfatlarıyla BEZENmesidirr..

BeKâ =>YAŞAmayana YALAN bir HALdir ki;
BaŞı- SoNu AYN-ı NOKtada ki FENÂda OLuştur..
YOKk İken, ceNNet CeheNNem ARASı/ARAFta VAR OLuşturr..
Şimdi, Şu ÂNda, İzafî OLan IŞIK’ın, ÂHİRinde ve de ASLında/GÜNEŞte VAR OLuş BEKÂsı maSALLıdır..


وَالْآخِرَةُ خَيْرٌ وَأَبْقَى
Resim---"Ve’l- âhıratu hayrun ve ebkâ..: Ve âhiret hayatı daha hayırlıdır ve bâkidir (devamlıdır).” (A'lâ 87/17)

Ebû Saîd Harrâz kaddesallahu sırrahu: "Fenâ, kulun Ubûdiyeti görmesinden FÂNÎ OLmasıdır. Bekâ ise, kulun, Ulûhiyetin şahidi (ve tecellîlerini temâşâ etmesi) ile BÂKÎ OLmasıdır.
(bk. Ali b. Osman el Hucvirî, Keşfü'l Mahcûb, İngilizceden Arapçaya trc. İsmail Mâzî Ebu'l Ğarâim, Tah. İbrahim Düsûkî, Daru't Turasi'l Arabî, Kahire, 1974, s.290 293; a.mlf., Keşfü'l Mahcûb: Hakikat Bilgisi, haz. Süleyman Uludağ, Dergâh Yayınları, İst., 1982, s.363 370.)
Hülâsa-yı KeLÂM;

FeNâFİLLÂH: ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Zât’ı hariç O’nun bütün sıfatları ile muttasıf olmak ve de, KuLun kendi KULLuk fiil ve davranışlarını görmekten fanî olup gerçek kul olma noktasına ulaşmasıdır..
BeKâBİLLÂH : KuLun kötü huy ve sıfatlardan arınıp, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin iyi huy ve sıfatlarını edinmesi ve böylece kendisinden fanî olup HAKk TeÂLÂ İLe NAHNU-BİZBİR-İZ OLuş YAŞA!.amasıdır..

ANcak, KuL İhvÂNi KıtMÎRim sEN ASLa UNutma ki;
SON NEFESe Kadar/Kader KULLukta, BURAsı BURSA BÂZÂRInda BUyurduğunuz; FeNâFİLLÂH ve de BeKâBİLLÂH SÖZüzün ÖZü =>İğne UCu, Ustura Ağzı ve DİLimdeki eN soN SÖZümde “FeNâü'L-FeNâ”dır ki =>YAŞA!. Mayana YALANdır ve’s- SELÂMmmm!. =>DE!.BUyur!.=> İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!.


BİZ bU DEHRin KUL İhvÂNim
->Hazân Bahârın GÖRmüşüz!.
BİZ bU ŞEHR-in KUL İhvÂNim
->YAZın ve KARın GÖRmüşüz!..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 4 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye