Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 18 Eki 2018, 17:59

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 13 mesaj ] 
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 01 Ağu 2007, 20:08 
Çevrimdışı
Yeni Üye
Yeni Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 29 Tem 2007, 03:00
Mesajlar: 7
Bu konuyu facebook'ta paylan!
Şafii’de şehadet parmağını kaldırmak sünnet, Hanefi’de caiz değildir. Parmak kaldırmaya, müctehid âlimlerin bir kısmı mekruh bir kısmı sünnet demiştir. Dinde bir kaide vardır. Bir işe sünnet ve mekruh denilmişse, o iş yapılmaz. Fetvalar birbirine uymazsa, yani (Caizdir, caiz değildir veya helaldir, haramdır) şeklinde olduğu zaman, caiz değildir veya haramdır diyen fetvalara uymak esastır. Böylece mekruh veya haram işlemekten sakınılmış olur. Sünnettir veya bid’attir denilen bir şeyi yapmamak lazım olduğu, Berika, Hadika ve İbni Âbidin’de bildirilmektedir.

Parmak kaldırmakla ilgili muteber kitaplardaki yazılardan bazıları şöyledir:
(İşaret etmek sünnet diyenler olduğu gibi, müstehap diyenler de vardır. Doğrusu, işaret etmek haramdır. [b](Fetâvâ-i garâib)


Şehadet parmağı ile işaret mekruhtur. (Kübrâ) kitabı da böyle diyor. Fetva da böyledir. Çünkü, namazda sakin, hareketsiz olmak lazımdır. (Fetâvâ-i Sirâciyye)

Şehadet parmağı ile işaret edilmez. Fetva böyledir. (Gıyâsiyye, Bezzaziye)

İşaret edilmez ve parmak bükülmez. Fetva da böyledir. Mudmerât, Velvâlciyye, Hulâsa ve daha başka kitaplarda da böyle yazılıdır. (Cami-ur-rumuz)
Şehadet parmağı ile işaret edilmez. Fetva da böyledir. (Dürr-ül-muhtar)

Ebussüud Efendi, namazda otururken, şehadet parmağını kaldırmak mı, kaldırmamak mı daha iyidir şeklindeki bir suale, (Her ikisi de iyi, demişlerdir. Fakat, parmağı kaldırmamak daha iyi olduğu meydanda) diye fetva vermiştir.

Bütün âlimler bildiriyor ki: Parmakları, gücü yettiği kadar kıbleye karşı bulundurmak sünnettir. (Namazda, her uzvunu, gücün yettiği kadar, kıbleye karşı bulundur) hadis-i şerifi, bunu açıkça emretmektedir.

İşaret etmenin haram olduğunu söyleyen âlimler vardır. Mekruh olduğunu bildiren fetvalar mevcuttur. İşaret edilmez, parmak bükülmez, usul haberleri böyledir, diyenler çoktur. O halde, bizim gibi mukallidlerin, hadis-i şerif vardır diyerek, işaret etmeye kalkışması ve böylece, birçok müctehidlerin fetvaları ile haram veya mekruh ve yasak olduğu bildirilen bir işi yapması doğru olmaz. Bir müslüman şöyle düşünmelidir:
Bu büyük âlimler, işaret etmenin haram veya mekruh olacağına bir delil, vesika elde etmeselerdi, haram veya mekruh demezlerdi. İşaret etmenin sünnet ve müstehap olduğunu bildiren haberleri söyledikten sonra, (Böyle demişler ise de, doğrusu işaretin haram olduğudur) buyurmazlardı. Demek ki, bu din büyükleri, işaretin sünnet ve müstehap olduğunu gösteren haberlerin değil, yasak olduğunu gösteren vesikaların daha kuvvetli olduğunu anlamışlardır.

Bir Hanefi, nasıl olsa Şafii’de sünnetmiş diyerek, parmak kaldırmaya kalkması caiz olmaz. Buna mezhep taklidi de denmez. Mezhep taklidi, ancak ihtiyaç halinde caiz olur.

[Alıntı][/b]


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 01 Ağu 2007, 23:37 
Çevrimiçi
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10805
Ben de bu husula ilğili açık hadisler var bakılsa derim..


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 02 Ağu 2007, 12:37 
Çevrimdışı
Yeni Üye
Yeni Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 29 Tem 2007, 03:00
Mesajlar: 7
Bu konuyu araştırdım ve konuyla ilgili rivayet edilmiş hadisleri de buldum.sizinde bu konuyla ilgili yorumlarınız varsa paylaşırsanız daha yararlı olur.Selametle.
**Resulullah (sav) sol ayağını yere yaydı, elini sol uyluğunun üzerine koydu, sağ ayağını da dikti. Nesai`nin bir rivayetinde: "Kollarını, uyluklarının üzerine koydu. Şehadet parmağıyla işaret ederek dua ediyordu (teşehhüdü okuyordu)."[b]Vail İbnu Hucr


**Resulullah (sav) (namazda oturur vaziyette iken), dua edince, hareket ettirmeksizin parmağıyla işaret yapar, bu vaziyette dua (teşehhüd) okurdu. Sol eliyle de sol uyluğunun üzerine dayanırdı. (Bir diğer rivayette şöyle gelmiştir: "Gözü de işaretinden ayrılmazdı.")İbnu`z`Zübeyr

Bu konu ile ilgili başka bir sitede de şu acıklama bulunmaktadır..

""Namazın İlk ve son oturuşlarında da Tehıyyât okunurken “lâ ilâhe” denince sağ elin şahâdet parmağını kaldırıp, “illâllah” derken de indirilmesi sünnettir.

Bunu yaparken de baş parmak ile orta parmak halka edilmeli; diğer iki parmak da içe bükülmelidir. Bir çok kimseler bu sünneti yapamazlar. Bu yüzden terki daha uygun bulunmuştur. Yapmasını bilmeyenlerin yapmaması daha iyidir.

Bunu yapmanın hikmetlerinden biri: tam bunu yaparken dediğimiz kelime "hiç bir ilah yoktur" anlamına gelmektedir. Ondan sonra da "sadece Allah vardır", diyoruz. İşte hiç bir ilah yoktur derken Bir olan Allah'ın varlığını parmak kaldırarak halimizle göstermiş oluyoruz.""
[/b]


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 06 Ağu 2007, 14:25 
Çevrimdışı
Yeni Üye
Yeni Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 30 Tem 2007, 03:00
Mesajlar: 9

Bu konu ile ilgili birkaç hadisi şerifi paylaşarak konu hakkındaki bilgilerimizi bizde paylaşalım biiznillah.

-Rasûlüllah sallallahu aleyhi vesellem namazda (tehiyyâta) oturduğu zaman, sağ elini sağ uyluğu üzerine kordu. Parmaklarının hepsini toplar, baş parmağın pesinde gelen (şehadet) parmağı ile işaret eder ve sol elini de sol uyluğu üzerine kordu.
(Ebû Dâvûd c. 1, s. 259).

— Vâil b. Hucr'den şöyle rivayet edilmiştir:
Ben, Peygamber sallallahu aleyhi vesellem i (namaz kılarken) gördüm. Teşehhüdde (tehiyyatı okurken) şehadet kelimesine geldiğinde baş ve orta parmağını halkalaştırıp şahadet parmağını kaldırdı.
(İbni Mâce c. 1, s. 295). (Mehmed Emre, Kırk Mevzuda Kırk Hadis, sh:87. Osmanlı Yayınevi)

- Yine Ibnu Ömer'den bir başka rivayet şöyledir:
"Sağ elini sağ dizi üzerine koydu. Elli üç akdi yapıp şehadet parmağıyla işarette bulundu."

- Nesâî'nin Ali İbnu Abdirrahmân''dan kaydettiği bir rivayette der ki:
'İbnu Ömer (radıyallahu anbümâ) 'nm yanında namaz kıldım ve namazda çakılları alt üst ettim. Bana:

"Çakılları alt üst etme. Zira çakılların çevrilmesi şeytan işidir. Sen de Rasulullah'ın yaptığı gibi yap. Ben O'nun ne yaptığını gördüm" dedi.
Ben: "Resulullah'ın ne yaptığını gördün?" diye sordum.

"Şöyle' dedi ve sağ ayağını dikti, solunu yatırdı. Sağ elini sağ uyluğu üzerine, sol elini de sol uyluğu üzerine koydu. Şehâdet parmağıyla da işaret etti."


-Bir diğer rivayette şöyle denmiştir: "Baş parmağı takip eden parmağı ile kıbleye işaret etti, nazarlarını da ona dikti."
[Müslim, Mesâcid 114-116, (580); Muvatta, Salat48, (1, 88); Ebu Dâvud, Salât 186, (987); Tirmizî, Salât220, (294); Nesâî, İftitah 189, (2, 237), Sehiv 32-35, (3, 36-38).]

- Yineİbnu'z-Zübeyr (radıyallahu anhümâ) anlatıyor:
''Resulullah sallallahu aleyhi vesellem (namazda oturur vaziyette iken), dua edince, hareket ettirmeksizin parmağıyla işaret yapar, bu vaziyette dua (teşehhüd) okurdu. Sol eliyle de sol uyluğunun üzerine dayanırdı.
Bir diğer rivayette şöyle gelmiştir: "Gözü de işaretinden ayrılmazdı."
[Ebu Dâvud, Salât 186, (988, 989, 990); Nesâî, İftitah 189, (2, 237), Sehv 35, 39. (3, 37, 39).]

- Vâil İbnu Hucr (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah sallallahu aleyhi vesellem sol ayağını yere yaydı, elini sol uyluğunun üzerine koydu, sağ ayağını da dikti."
Nesâî'nin bir rivayetinde:
"Kollarını, uyluklarının üzerine koydu. Şehadet parmağıyla işaret ederek dua ediyordu (teşehhüdü okuyordu)."
[Tirmizî, Salât 218, (292); Nesâî, Sehiv 30, (3, 35).]

- Âsim İbnu Küleyb el-Cermî an ebîhi an ceddihi -ki ismi de Şihâb İbnu '1-Mecnûn'dur- der ki:
"Rasulullah (aleyhissalâtu vesselam) 'ın huzuruna girdim, namaz kılıyordu. Sol elini sol uyluğunun üzerine koymuş, sağ elini de sağ uyluğunun üzerine koymuş idi. (Sağ elin) parmakları hep yumuk, sadece işaret parmağı açıktı. Şöyle dua ediyordu:
"Ey kalpleri döndüren Allah'ım, kalbimi dinin üzerine sabit kıl."
[Tirmizî, Da'avât 135, (3581).]

- Nesâî'deki rivayette şu ziyade var:
"Namazın sona erdiği rek'atte sol ayağını geride bırakmış ve uyluk kemiğine dayanarak oturmuş, sonra da selam vermişti."
Yine Nesâî'nin bir diğer rivayetinde şu ziyade var:
"Şehadet parmağını kaldırmış ve onu hafif eğmiş (vaziyette teşehhüdü okuyordu)."
[Nesâî, Sehv 29, 38, (3, 34, 39).]


Teferruata girmeden mezhebimizce de benimsenmiş olan şehadet parmağıyla işaret verme tarzını belirtelim..

Teşehhüd duası okunurken, sıra tevhide gelince, tevhid'in Lâilâhe kısmı söylenirken sağ elin diğer parmakları yumulurken şehadet parmağı yukarıya kaldırılır; illallah denilirken indirilir. Bazı rivayetler şehadet getirirken şehadet parmağını kaldırmaktan başka hareket de ettirilebileceğini söyler.

Hanefi fakihlerden İmam Muhammed bu yumma işinin, şehadet parmağı kalkarken sağ elin baş parmağı ile orta parmağının halka olacak şekilde bir araya getirilip diğer iki parmağın da yumulmasıyla gerçekleştirileceğini söyler. Bazı fakihler parmakların yumulmadan şehadet parmağıyla işaret verileceğini; diğer bazıları da baş parmağı diğer parmakların altına getirerek şehadet parmağının kaldırılacağını söylemiştir.

Şehadet parmağının kaldırılmasını gereksiz gören de olmuştur. Ancak bu sahih rivayete aykırıdır. Parmak kaldırmaya Keydânî "haram" demiştir, ancak bu görüş, tekfire varacak şiddette ciddi tenkidle karşılaşmıştır.

Bugün Müslümanların ellerinde bulunan İlmihallerin bir çoğunda dahi "Teşehhüdde Tahiyyat okunurken, Şehadet parmağının kaldırılmasının sünnet olduğu" açıkça yazılıdır. Hatta dört mezhebe göre de Namazın sünneti olarak kabul edilmiştir. Mesela Ömer Nasuhi Bilmen (Rh.a.) hocaefendinin Büyük İslam İlmihalinde "Namazın Sünnetleri" bahsinde aynen şu cümleler yer almıştır:

Ka'delerdeki Teşehhüdlerde "La İlâhe" denirken, sağ elin şehadet parmağı kaldırılıp "İllallah" denirken indirilmesi sünnettir. Bunu yaparken baş parmak ile orta parmak halka edilip diğer iki parmak bükülmelidir. Birçok kimseler bu sünneti gereği üzere yapamayacaklarından dolayı bunun terk edilmesini uygun görenler vardır." (Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, sh: 136.Madde:15. Namazın Sünnetleri Bahsi)

Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi isimli eserinde aynen şöyle demiştir..

"Hanefîlere göre: Namaz kılan kişi teşehhütte sağ elini sağ uyluğu üzerine, sol elini sol uyluğu üzerine koyar ve parmaklarını açar. Bu durum aynen iki secde arasındaki oturuş gibidir. Parmakların arası az açılır, uçları dizlerin üzerine konur, fakat en sahih olan görüşe göre, ellerle diz kapakları tutulmaz. Mutemed olan görüşe göre, kelime-i şehadet getirirken sağ elin işaret parmağı, "Lâ ilâhe"nin "Lâ"sında kaldırılıp uluhiyetin ispatı sırasında yani "İllallah" derken indirilir ki, bu kaldırma ve indirme işaretleri ile Allah'ın eşinin bulunmadığını teyit edilmiş olsun. Oturuşta parmakların hiç biri yumulmaz.

Büyük islam ilmihali bu konuyu ayrıntılı açıklamıştır. Ayrıca Abdurrahman ceziri'nin 4 mezhebe göre fıkıh kitabında ve daha bir çok fıkh ansiklopedilerinde bu mes'elenin sünnet veya müstehap olduğu ama usulü hatalı yapılınca mekruh hatta harama dönüşebileceği yazar. Kesin haramdır demek doğru bir söz değildir.
Rasülüllahın yaptıgı bir uygulamaya haram deme yetkisi kimse de yoktur.Ömer Nasuhi Bilmen hoca efendinin hali hazırdaki islam ilmihalinde konu açıklanmıştır.

Herkeslere Selamlar..


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 06 Ağu 2007, 15:14 
Çevrimdışı
Üye
Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 04 Ağu 2007, 03:00
Mesajlar: 36
Konum: istanbul
imamı rabbani k.s. hazretleri şehadet parmağının kaldırılmasının caiz olmadığını ve sebebini mektubatında açıklamıştır.ilgili mektub nosu şu an hatırımda değil en kısa zamanda mektub nosunu vereceğim inşaallah..


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 06 Ağu 2007, 16:06 
Çevrimdışı
Yeni Üye
Yeni Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 30 Tem 2007, 03:00
Mesajlar: 9
Mazhar-ı Can-ı Canan Hz O büyük imamı (imam-ı Rabbani) sevdiği halde o parmak kaldırmayı daha uygun görmüş ve uygulamıştır.
( Makamat-ı Mazhariyye )


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 06 Ağu 2007, 18:11 
Çevrimiçi
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10805
Emeği geçen kardeşlerden Allah razı olsun,
Bulues kardeşimin de belirttiği gibi Resulullah sav açıkça uygulamış ama emretmemiştir.
Yapıp yapmamak mümkün, ama yapılamaz demek yukardaki hadislerle çelişir.
Zaten kaldırılamaz diyen bir uygulama mezhebi yoktur...

Es Selâm "Biz"e olsun...


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 06 Ağu 2007, 19:22 
Çevrimdışı
Üye
Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 04 Ağu 2007, 03:00
Mesajlar: 36
Konum: istanbul
Bu mektûb, mîr Muhammed Nu’mânın “kuddise sirruh” süâllerine cevâb olarak yazılmışdır. Nemâzda otururken parmak kaldırmak doğru olmadığını da bildirmekdedir:

Âlemlerin, bütün mahlûkların rabbi, yaratıcısı ve varlıkda durdurucusu ve ihtiyâclarını gönderen Allahü teâlâya hamd olsun! Peygamberlerin en üstünü olan Muhammed Mustafâya “aleyhissalâtü vesselâm” ve Onun Peygamber kardeşlerine ve meleklere ve Onun yolunda gitmekle şereflenenlere salât, selâm ve iyi düâlar olsun! Molla Mahmûd ile gönderdiğiniz kıymetli mektûb gelerek bizleri sevindirdi. Soruyorsunuz ki:

Süâl: Âlimler, Medînedeki (Ravda-i mubâreke) denilen yer, Mekke şehrinden dahâ kıymetlidir diyor. Hâlbuki, Muhammed aleyhisselâmın sûreti ve hakîkati, Kâ’be-i mu’azzamanın sûretine ve hakîkatine secde etmekdedir. Ravda-i mubâreke nasıl olur da, dahâ üstün olur?

[Medîne câmi’i içinde, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” kabr-i şerîfi ile câmi’inin o zemânki minberi arasındaki, yirmialtı metre uzunlukdaki yere (Ravda-i mutahhera) denir. (Ravda), bağçe demekdir. O zemânki minber-i şerîf, üç basamak ve bir metre yüksek idi. 654 yangınında temâmen yandı. Çeşidli yıllarda, çeşidli minberler yapılmış, bugünki, oniki basamaklı mermer minberi, sultân üçüncü Murâd hân [998] de İstanbuldan göndermişdir].

Cevâb: Yavrum! Bu fakîre göre, yeryüzünün en kıymetli yeri Kâ’be-i mu’azzama [ve bunun etrâfındaki (Mescid-i harâm) denilen câmi’]dir. Bundan sonra, Medînedeki Ravda-i mukaddesedir. Üçüncü olarak, Mekke-i mükerreme şehridir. Görülüyor ki, Ravda-i mutahhera, Mekkeden dahâ üstündür demek doğrudur.

Süâl: Hanefî mezhebinde olan bir müslimân, nemâzda otururken, parmağı ile işâret eder mi?

Cevâb: Yavrum! Şehâdet parmağı ile işâret etmenin câiz olduğunu bildiren hadîs-i şerîfler çokdur. Hanefî mezhebindeki âlimlerin bir kısmı da, böyle söylemişdir. Hanefî mezhebindeki kitâblar, çok dikkatle okunursa, parmak kaldırmanın câiz olduğunu bildiren haberler, (Üsûl bilgileri) değildir. Mezhebin (Zâhir haberleri) değildir. İmâm-ı Muhammed Şeybânî, (Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” mubârek parmağı ile, işâret ederdi. Biz de, Onun gibi, parmağımızı kaldırır ve indiririz. İmâm-ı a’zam Ebû Hanîfe de böyle söyledi) diyor ise de, imâm-ı Muhammedin böyle dediği, (Nevâdir) haberlerindendir. (Üsûl) haberlerinden değildir.

(Fetâvâ-i garâib)de diyor ki, (Muhît) kitâbında, (Sağ elin şehâdet parmağı ile işâret edileceğini imâm-ı Muhammed “rahmetullahi aleyh” (Üsûl) kitâblarında bildirmedi. Sonra gelen âlimler de, başka başka söyledi. İşâret edilmez diyenler oldu, işâret edilir diyenler de oldu. İmâm-ı Muhammed, Üsûl kitâblarından başka kitâblarında, Peygamber “sallallahü aleyhi ve sellem” işâret ederdi diyor ve İmâm-ı a’zam da “rahmetullahi aleyh” bunu haber verdi buyuruyor. İşâret etmek sünnetdir denildiği gibi, müstehabdır diyenler de vardır) diyor. Fetâvâ-i garâibde bundan sonra diyor ki, doğrusu, işâret etmek harâmdır.

(Fetâvâ-i Sirâciyye)de [Alî Ûşî “rahmetullahi aleyh”] diyor ki, (Nemâzda eşhedü en lâ... derken, şehâdet parmağı ile işâret mekrûhdur. (Kübrâ) kitâbı da, böyle diyor. Âlimler bunu beğeniyor. Fetvâ da böyle verilmişdir. Çünki, nemâzda hareketsiz, vekarlı olmak lâzımdır).

(Gıyâsiyye) fetvâ kitâbında, [Dâvüd bin Yûsüf “rahmetullahi aleyh”] diyor ki, (Otururken şehâdet parmağı ile işâret edilmez. Fetvâ böyledir. Muhtâr olan, beğenilen de budur).

Muhammed Kuhistânî “rahmetullahi aleyh”, (Câmi’ürrümûz) kitâbında diyor ki, (İşâret edilmez ve parmak bükülmez. Mezhebin üsûl bilgilerine göre böyledir. Zâhidînin kitâbında da böyledir. Fetvâ da böyle verilmişdir. (Mudmerât), (Velvâlciyye), (Hülâsa) ve dahâ başka kitâblarda da böyle yazılıdır. Büyüklerimiz, parmak ile işâret etmenin sünnet olduğunu da bildirmekdedir).

Hazîne-tür-rivâyât kitâbında, (Tatârhâniyye) kitâbından alarak diyor ki, (Teşehhüdde otururken, lâ ilâhe illallah derken, sağ el şehâdet parmağı ile işaret eder mi? İmâm-ı Muhammed bunu, üsûl haberlerinde bildirmedi. Sonra gelenler, başka başka söyledi. Bir kısm âlimler, işâret edilmez dedi. (Kübrâ)da böyle yazıyor. Fetvâ da böyledir. Bir kısmı ise, işâret edilir dedi).

Görülüyor ki, işâret etmenin harâm olduğunu söyliyen âlimler vardır. Mekrûh olduğunu bildiren fetvâlar mevcûddur. İşâret edilmez, üsûl haberleri böyledir diyenler çokdur. O hâlde, bizim gibi mukallidlerin, hadîs-i şerîf vardır diyerek, işâret etmeğe kalkışmamız ve böylece, birçok müctehidlerin fetvâları ile harâm veyâ mekrûh ve yasak olduğu bildirilen bir işi yapmamız doğru olmaz. Yasak olduğunu bildiren fetvâlar karşısında, hanefî mezhebindeki bir kimsenin, parmakla işâret etmesi, iki fikri gösterir: 1- İctihâd derecesinde, yüksek olan bu din âlimlerinin işâret edileceğini bildiren, meşhûr hadîslerden haberleri yok imiş demek olur. 2- Yâhud, hadîs-i şerîfleri işitmişler, fekat, bu hadîslere uymamışlar. Kendi kafaları, düşünceleri ile hareket etmişler demek olur. Bu fikrlerin ikisi de, çok bozukdur. Böyle sanmak için, pek bayağı veyâ çok inâdcı olmak gerekdir: (Tergîb-üs-salât) kitâbındaki, (Eski âlimler, nemâzda şehâdet parmağı ile işâret ederdi. Sonraları, şî’îler, bu işde taşkınlık yapdığından, sonra gelen hanefî âlimleri, işâret etmeği, Ehl-i sünnete yasak etdi. Böylece, sünnîler, şî’îlerden ayırd edilmiş oldu) sözü de, kıymetli kitâblardaki haberlere uygun değildir. Çünki, âlimlerimizin (Zâhir üsûlü), işâret etmemeği ve parmağı bükmemeği bildiriyor. Ya’nî, eski âlimler işâret edilmez buyurmuşdur. O hâlde, bu işin şî’îlikle bir ilgisi yokdur. İşâret edilmiyeceğini bildiren din büyüklerine karşı, edeb ve saygımızı takınarak, bize düşen söz şöyle olmalıdır: (Bu büyükler, işâret etmenin harâm ve mekrûh olacağına bir delîl, vesîka elde etmeselerdi, harâm veyâ mekrûh demezlerdi. İşâret etmenin sünnet ve müstehab olduğunu bildiren haberleri söyledikden sonra, (Böyle demişler ise de, doğrusu işâretin harâm olduğudur) buyurmazlardı. Demek ki, bu din büyükleri, işâretin sünnet ve müstehab olduğunu gösteren haberlerin değil, belki yasak olduğunu gösteren vesîkaların doğru olduğunu anlamışlardır). Sözün kısası, bizim gibi câhillerin, birkaç hadîs-i şerîf işitmemiz, delîl ve sened olamaz. Din büyüklerinin sözlerini red etmemize sebeb olamaz. Eğer, (Biz şimdi, onların anladıklarının yanlış olduğunu gösteren bilgileri ele geçirmiş bulunuyoruz) denirse, bizim gibi mukallidlerin bilgisi, bir şeyin halâl veyâ harâm olmasına vesîka olamaz. Birşeyin halâl veyâ harâm olması için, müctehidin zan etmesi lâzımdır. Müctehidlerin sözlerini, senedlerini örümcek yuvasından dahâ çürük sanmak, büyük atılganlık olur. Kendi bilgisini, din büyüklerinin bilgilerinden üstün tutmak ve Hanefî mezhebinin (Üsûl haberleri)ne bozuk, çürük demek ve âlimlerin, fetvâ vermek için dayandıkları kıymetli haberi hiçe saymak ve bu haberlere yanlış demek, dîn-i islâmda büyük bir yara, gedik açmak olur. İslâmın büyük âlimleri, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” parlak zemânına yakın oldukları için ve ilmleri, sonra gelenlerin bilgilerinden katkat çok olduğu ve harâmdan, günâhlardan sakınmaları, Allahü teâlâdan korkmaları, son derece fazla olduğu için, hadîs-i şerîfleri, bizim gibi, din bilgilerinden haberi olmıyan, işitdiği birkaç sözü ilm sanan, boş câhillerden, elbette dahâ iyi tanır ve anlarlardı. Doğrusunu, iğrisini, değişmiş olanını, değişdirilmemiş olanlarını, bizden dahâ iyi ayırd ederlerdi. Bu hadîs-i şerîflere uymamak lâzım olduğunu bildirmelerinin, elbette bir sebebi, dayandıkları kuvvetli vesîkaları mevcûddur. Bilgisi ve görüşü onlardan az olan bizler, şu kadar anlıyoruz ki, işâretin ve parmağı bükmenin nasıl olacağını bildiren çeşidli hadîs-i şerîfler vardır ve birbirlerine uymamakdadırlar. Bu çeşidli haberlerin birbirlerine uymaması, işâretin yapılması için, kesin birşey söylemeği güçleşdirmişdir. Ba’zı haberler, parmakları yumruk hâline bükmeden işâret edileceğini, ba’zıları bükerek edileceğini bildirmekdedir. İşâretin, parmakları bükerek yapılacağını bildirenlerden bir kısmı, parmaklar [(Halebî-i Sagîr) kitâbında, parmak işâretleri ile sayıları göstermek için kullanılan şeklleri açıkca anlatdığı üzere] elliüç rakamı şeklinde, bazıları da yirmiüç rakamı şeklinde büker diye bildirmekdedirler. Ba’zı haberler, sağ iki küçük parmağı kapayıp ve baş parmağı orta parmakla halka yapıp, şehâdet parmağı ile işâret edilir diyor. Bir habere göre, yalnız baş parmak, orta parmağın üzerine koyup işâret edilir. Başka bir haberde, sağ eli, sol el ve bileği, bilek üzerine ve kolu, kol üzerine koyup, işâret edileceği bildiriliyor. Ba’zı haberlerde, bütün parmakları kapatarak işâret olunması, ba’zılarında ise, şehâdet parmağı kımıldatılmadan işâret edilmesi buyurulmakdadır. Bunlardan başka, tehıyyâtda işâret olur diyip yeri kesin bildirilmemekde, ba’zı haberlerde, şehâdet kelimesi okunurken işâret olunur denilmekdedir. Ba’zı rivâyetlerde ise, otururken düâ zemânında, (Ey Kalbleri istediği gibi çeviren Allahım! Benim kalbimi, kendi dînin üzerinde bulundur!) denir ve bunu söylerken, parmakla işâret olunur buyurulmuşdur.


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 06 Ağu 2007, 19:30 
Çevrimdışı
Aktif Üye
Aktif Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 14 Şub 2007, 03:00
Mesajlar: 163


Münir Derman Hz.nin bir mektubu

NAMAZDA SAĞ EL İŞARETİ


Muhterem Efendim,
Benden sorduğunuz sual:
Namazda bazı kimselerin sağ el işaret parmaklarını kaldırarak şehadet getirmesinin Dinî bir hâl olup olmadığını, hangi din büyüğü tarafından tavsiye veya vaz’edildiğini, bu hareketin doğru olup olmadığını, ve ne gibi basit görünüş, mânalarından uzak ne gibi ruhanî mânâsı bulunduğunu soruyorsunuz...
Sorduğunuz zâtlardan aldığınız cevaplara doymadığınızı bildiriyorsunuz...


Gözlerinizi yumunuz ve dinleyiniz:
Diyeceksiniz ki gözümü yumarsam yazdığınızı nasıl okuyup veya dinleyeyim...
İster okuyun ister okumayın söyleyen söyledi mi duyarsın...
Yazılar sihirlidir. Okumadan da konuşur sesli sözlü...
Değişmeyen, değiştirilemeyen, benzemeyen ve benzetilemeyen sahibinin en sağlam ve şaşmaz bir künyesi parmak iziyle yapılan bir hüviyet ısbatı tamamiyle kâfidir.
“Şahâdet parmağı = işaret parmağı-BENANE” Başparmak.
Parmağın üzerinde bulunan ince izler hiç bir insan oğlunda yekdiğerine benzemez.
Parmak izi fennî bu gün bu değişmeyen teşri’ teşekkülün sabit ve muhkem yaratılış hakikati üzerine kurulmuştur...
Polis teşkilâtında parmak izlerinin çok büyük hizmeti bu değişmeyen izlerden elde edilir...
Muhtelif parmak izleri milyonda bir benzeyiş gösterse de sağ el işaret parmağı bundan müstesnadır...
64 milyon parmak izinin tetkikinde “GALTON” sağ işaret parmağından yekdiğerine benzeyene tesadüf etmediğini kitabında söylüyor...
Kur’ân-ı Kerîm bu parmağı işaret buyurarak ALLAH kudretinin hududsuzluğunu ve azametini bu parmakta Kıyamet sûresinde anlatır... İnsan oğlunun her ferdine has ve hiç bir zaman biri birine benzemeyen bu farikasyla, insanın kendi kendine şahâdet ederek parmağını HÜCCET göstermesi büyük bir hikmetin ne garib ve mahsa hakikat olarak ifadesidir.
Sağ elin kıymeti ruhaniyesi üzerinde vücudun sağ tarafının - Kalb solda olmasına rağmen- kıymeti bu parmağın hürmetinedir.
Zira bu işaret parmağı Kur’ân tarafından tebcil edilmiştir.
Kur’ânda uzuvlardan bahsedilirken daima sağdan bahsedilir...
“YED” in mâna ve kıymeti buna bağadır.
Diğer parmakların hareketlerinde diğerleri yardım etmeden mahdudiyet vardır.
İşaret parmağı diğerlerine ihtiyaç olmadan her hareketi yapmağa muktedirdir.
Tecrübe edebilirsiniz...
Kudretin mührü işaret parmağı üzerine konmuştur...
Burası çok ince bir mıntıkadır.
Daha fazla işaret parmağı üzerine konmuştur...
Burası çok ince bir mıntıkadır.
Daha fazla açıklıyamam zira “Settâr” hududuna girer.
Farzı bilerek terk küfür ise de küfür olduğunu da bilirse o zaman farzı inkâr sayılır...
Şirke girmekten korkarım...
Zâten yapamam.
Yapamadığıma binlerce Hamd olsun!..


Cildî hassasiyet işaret parmağında, diğer parmaklara ve vücudun diğer taraflarına nazaran kıyas kabul etmeyecek derecede fazladır.
Bâzı kimselerin namazda işaret parmaklarını kaldırarak şahâdet getirmesi muhakkak bir yerden doğmuştur.
Bunun hakkında kat'i bir emr-i Peygamberi bilmiyoruz.
İşaret parmağının, cesedin alâmet-i fârikası, obuası bakımından, hiç bir kimseye benzemediğinden şahâdete şâhid göstermek mânasına gelse gerektir...
Diğer bir mânası da, hiç kimsede işaret parmağındaki izlerin başkasına benzemeyişi de ALLAH-ü Zül Celâl'in “El Vâhid” esmâsına delili kat'isidir...
Resûlullah'ın Şakku’l- Kamer hadisesinde mübârek işaret parmaklarıyla işaret buyurmaları ve Kudret-i İlâhiye'nin parmaklarında tecellî ederek mu’cizenin husuliyle “Beraat” in verilmesi şayanı dikkat ruhanî bir tebliğ'dir.
Mübârek ruhlarını teslim buyururlarken şahâdet parmaklarını kaldırıp:
“EL REFÎKΒL- AL” buyurmaları bu çerçeve dahilinde mütalâa ve fehmedilmelidir.
ALLAH'ın insan cesedine, yegane değişmeyen ve her cesede has alâmet-i fârikasının işaretiyle Ruh-u Muallâlarını cesed-i mübâreklerinden ALLAH-ü Zü’l-Celâl teslim almışlardır.
“Çok şayanı dikkat bir mes'ele de: Her hangi bir kazada parmaklarını hatta kollarını kaybeden insanlarda bu fecî’ hadise neticesi ruhen müteessir olmaması imkan haricindedir. Diğer parmaklarından kaybedenlerde bu te’sir geçicidir. Fakat işaret parmaklarım bilhassa sağ elin işaret parmağını kaybedenlerdeki te’sir devamlıdır. Bu şahıs ister dindar, ister münafık olsun... Bu müşahade cerrah olmam dolayısıyla tarafımdan senelerdenberi müşahade edilmektedir...”
ALLAH feyzinizi çoğaltsın!..
Selâmlarım...

26.09.1955



Mahs : Hâlis olmak, saf ve katışıksız olmak.

Mahdud : Sınırlanmış, çevrilmiş. Az sayılı. Hududlanmış.

Alâmet-i fârika : Ayırıcı işaret. Damga.

Fârıka : (Fârık) Tefrik eden, farkeden, ayıran. Ayrılmasına, farkolunmasına sebeb olan alâmet.

Berâet : Temize çıkma. Temizlik, münezzehiyet. Bulaşık ve giriftâr olmama. Âri olma. * Huk: Bir davânın neticesinde suçsuz olduğu anlaşılma. (Bak: Ber')

Muallâ : Yüksek, yüce, âli. Makamı ve rütbesi yüksek.

Teşri’ : Yolu açık ve vâzıh kılma. * Şeriata isnad ve nisbet eylemek. * Kanun vaz' ve tenfiz eylemek. * Peygamberimizin (A.S.M.) şeriata dair emretmesi.

“Bela kadiriyne 'ala en nusevviye benanehu. : Evet, bizim, onun parmak uçlarını bile aynen eski hâline getirmeye gücümüz yeter.” (Kıyâmet 75/4)

اتْلُ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَأَقِمِ الصَّلَاةَ إِنَّ الصَّلَاةَ تَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَلَذِكْرُ اللَّهِ أَكْبَرُ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ
“Ütlü ma uhiye ileyke minel kitabi ve ekimis salah innes salate tenha anil fahşai vel münker ve lezikrullahi ekber vallahü ya'lemü ma tasneun : (Resûlüm!) Sana vahyedilen Kitab'ı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki, namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. ALLAH'ı anmak elbette (ibâdetlerin) en büyüğüdür. ALLAH yaptıklarınızı bilir.” (Ankebut 29/45)


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 06 Ağu 2007, 19:54 
Çevrimdışı
Üye
Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 04 Ağu 2007, 03:00
Mesajlar: 36
Konum: istanbul
sevgili hidayet kardeşim ALLAHU TEALA razı olsun..münir derman hocama rahmet eylesin kendisini ALLAH için çok sevmekteyim.insan sevdiği ile beraberdir hadisi şerifine göre rabbülalemin bizi de sevdiklermizle beraber haşreylesin inşaallah..
az önce mektubattan aktarmaya çalıştığım yarım kaldı( elektrik kesintisi yüzünden) özür dilerim devamını iletiyorum biiznillah...

Hanefî mezhebinin âlimleri, işâret için bildirilen hadîs-i şerîflerin çok ve başka başka olduğunu görünce, nemâz hakkındaki kesin ve açık emrlere uygun olmıyan, fazla bir hareketin yapılmamasını söylediler. Çünki nemâzda esâs, fazla hareketden sakınmak ve olgun bir şeklde bulunmakdır. Bundan başka, bütün âlimler, sözbirliği ile haber vermişdir ki, parmakları, gücü yetdiği kadar, kıbleye karşı bulundurmak sünnetdir. (Nemâzda, her uzvunu, gücün yetdiği kadar, kıbleye karşı bulundur!) hadîs-i şerîfi, bunu açıkça emr etmekdedir.


mektubatı rabbani 312. mektub imamı rabbani k.s.

Eğer sorulursa: (Hadîs-i şerîflerin, başka başka bildirilmesi, ancak araları birleşdirilemediği zemân, işi güçleşdirir. Hâlbuki, işâreti bildiren hadîs-i şerîflerden müşterek bir emr çıkarılabilir. Çünki, çeşidli hadîs-i şerîfler, başka başka zemânlarda duyulup, haber verilmiş olabilir). Cevâb olarak deriz ki, haberlerin çoğunda (kâne=idi) kelimesi vardır ki, bu kelime mantıkdan başka ilmlerde (kül=hep) ma’nâsınadır. Bunun için, bu çeşidli haberler birleşdirilemez.

İmâm-ı a’zam Ebû Hanîfe, (Sözüme uymıyan hadîs-i şerîf öğrenirseniz, benim sözümü bırakıp, hadîs-i şerîfe uyunuz!) buyurdu ise de, bu sözü, kendi işitmemiş olduğu hadîs-i şerîfler içindir. İşitmemiş olduğum bir hadîs-i şerîfe uymıyan sözümü bırakın demişdir. Hâlbuki, işâret hakkındaki hadîs-i şerîfler, böyle olmayıp, meşhûr olmuş, yayılmışdır. İmâm-ı a’zam bunları, belki duymamışdır denilemez.

(Hanefî âlimleri arasında, işâret edilir diyenler, böyle fetvâ verenler de vardır. Birbirine uymıyan fetvâlardan, herhangi birine uyulursa câiz olmaz mı?) denirse:

Cevâb olarak deriz ki, fetvâların uymaması, (Câizdir, câiz değildir veyâ halâldir, harâmdır) şeklinde olduğu zemân, câiz değildir veyâ harâmdır diyen fetvâlara uymak esâsdır.

İbni Hümâm “rahmetullahi aleyh” diyor ki, (Parmağı kaldırmak ve kaldırmamakda, birbirine uymıyan hadîs-i şerîflerin çokluğu karşısında, nemâzda hareketsiz olmak lâzım geldiği için, biz parmak oynatmamağı bildiren hadîs-i şerîflere uymalıyız!) İbni Hümâma ne kadar şaşılsa azdır. Kitâbında, (Âlimlerden birçoğu, işâret edilmez dedi ki, bu sözleri, hadîs-i şerîflere ve akla uygun değildir!) diyerek, ictihâd derecesindeki büyük islâm âlimlerini câhil ve ahmak yapmakdadır. Mezhebin zâhirine ve üsûl haberlerine göre, ictihâd ve kıyâs, edille-i şer’ıyyenin dördüncüsüdür. İctihâda nasıl dil uzatılabilir? Bu zât, birbirine uymıyan rivâyetlerin çokluğu karşısında, temiz sular kısmındaki, (Kulleteyn) hadîs-i şerîfinin de, hadîs-i da’îf olduğunu söylemekdedir.


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 14 Şub 2008, 19:25 
Çevrimdışı
Aktif Üye
Aktif Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 26 Kas 2007, 03:00
Mesajlar: 156
biz müctehid değiliz ki hadisden ma'na cıkaralım.


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 09 Tem 2009, 18:15 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Eki 2008, 03:00
Mesajlar: 2740
Konum: Kimi dosta varır Dosta bend olur
Alem yazdı:


Münir Derman Hz.nin bir mektubu

NAMAZDA SAĞ EL İŞARETİ


Muhterem Efendim,
Benden sorduğunuz sual:
Namazda bazı kimselerin sağ el işaret parmaklarını kaldırarak şehadet getirmesinin Dinî bir hâl olup olmadığını, hangi din büyüğü tarafından tavsiye veya vaz’edildiğini, bu hareketin doğru olup olmadığını, ve ne gibi basit görünüş, mânalarından uzak ne gibi ruhanî mânâsı bulunduğunu soruyorsunuz...
Sorduğunuz zâtlardan aldığınız cevaplara doymadığınızı bildiriyorsunuz...


Gözlerinizi yumunuz ve dinleyiniz:
Diyeceksiniz ki gözümü yumarsam yazdığınızı nasıl okuyup veya dinleyeyim...
İster okuyun ister okumayın söyleyen söyledi mi duyarsın...
Yazılar sihirlidir. Okumadan da konuşur sesli sözlü...
Değişmeyen, değiştirilemeyen, benzemeyen ve benzetilemeyen sahibinin en sağlam ve şaşmaz bir künyesi parmak iziyle yapılan bir hüviyet ısbatı tamamiyle kâfidir.
“Şahâdet parmağı = işaret parmağı-BENANE” Başparmak.
Parmağın üzerinde bulunan ince izler hiç bir insan oğlunda yekdiğerine benzemez.
Parmak izi fennî bu gün bu değişmeyen teşri’ teşekkülün sabit ve muhkem yaratılış hakikati üzerine kurulmuştur...
Polis teşkilâtında parmak izlerinin çok büyük hizmeti bu değişmeyen izlerden elde edilir...
Muhtelif parmak izleri milyonda bir benzeyiş gösterse de sağ el işaret parmağı bundan müstesnadır...
64 milyon parmak izinin tetkikinde “GALTON” sağ işaret parmağından yekdiğerine benzeyene tesadüf etmediğini kitabında söylüyor...
Kur’ân-ı Kerîm bu parmağı işaret buyurarak ALLAH kudretinin hududsuzluğunu ve azametini bu parmakta Kıyamet sûresinde anlatır... İnsan oğlunun her ferdine has ve hiç bir zaman biri birine benzemeyen bu farikasyla, insanın kendi kendine şahâdet ederek parmağını HÜCCET göstermesi büyük bir hikmetin ne garib ve mahsa hakikat olarak ifadesidir.
Sağ elin kıymeti ruhaniyesi üzerinde vücudun sağ tarafının - Kalb solda olmasına rağmen- kıymeti bu parmağın hürmetinedir.
Zira bu işaret parmağı Kur’ân tarafından tebcil edilmiştir.
Kur’ânda uzuvlardan bahsedilirken daima sağdan bahsedilir...
“YED” in mâna ve kıymeti buna bağadır.
Diğer parmakların hareketlerinde diğerleri yardım etmeden mahdudiyet vardır.
İşaret parmağı diğerlerine ihtiyaç olmadan her hareketi yapmağa muktedirdir.
Tecrübe edebilirsiniz...
Kudretin mührü işaret parmağı üzerine konmuştur...
Burası çok ince bir mıntıkadır.
Daha fazla işaret parmağı üzerine konmuştur...
Burası çok ince bir mıntıkadır.
Daha fazla açıklıyamam zira “Settâr” hududuna girer.
Farzı bilerek terk küfür ise de küfür olduğunu da bilirse o zaman farzı inkâr sayılır...
Şirke girmekten korkarım...
Zâten yapamam.
Yapamadığıma binlerce Hamd olsun!..


Cildî hassasiyet işaret parmağında, diğer parmaklara ve vücudun diğer taraflarına nazaran kıyas kabul etmeyecek derecede fazladır.
Bâzı kimselerin namazda işaret parmaklarını kaldırarak şahâdet getirmesi muhakkak bir yerden doğmuştur.
Bunun hakkında kat'i bir emr-i Peygamberi bilmiyoruz.
İşaret parmağının, cesedin alâmet-i fârikası, obuası bakımından, hiç bir kimseye benzemediğinden şahâdete şâhid göstermek mânasına gelse gerektir...
Diğer bir mânası da, hiç kimsede işaret parmağındaki izlerin başkasına benzemeyişi de ALLAH-ü Zül Celâl'in “El Vâhid” esmâsına delili kat'isidir...
Resûlullah'ın Şakku’l- Kamer hadisesinde mübârek işaret parmaklarıyla işaret buyurmaları ve Kudret-i İlâhiye'nin parmaklarında tecellî ederek mu’cizenin husuliyle “Beraat” in verilmesi şayanı dikkat ruhanî bir tebliğ'dir.
Mübârek ruhlarını teslim buyururlarken şahâdet parmaklarını kaldırıp:
“EL REFÎKΒL- AL” buyurmaları bu çerçeve dahilinde mütalâa ve fehmedilmelidir.
ALLAH'ın insan cesedine, yegane değişmeyen ve her cesede has alâmet-i fârikasının işaretiyle Ruh-u Muallâlarını cesed-i mübâreklerinden ALLAH-ü Zü’l-Celâl teslim almışlardır.
“Çok şayanı dikkat bir mes'ele de: Her hangi bir kazada parmaklarını hatta kollarını kaybeden insanlarda bu fecî’ hadise neticesi ruhen müteessir olmaması imkan haricindedir. Diğer parmaklarından kaybedenlerde bu te’sir geçicidir. Fakat işaret parmaklarım bilhassa sağ elin işaret parmağını kaybedenlerdeki te’sir devamlıdır. Bu şahıs ister dindar, ister münafık olsun... Bu müşahade cerrah olmam dolayısıyla tarafımdan senelerdenberi müşahade edilmektedir...”
ALLAH feyzinizi çoğaltsın!..
Selâmlarım...

26.09.1955



Mahs : Hâlis olmak, saf ve katışıksız olmak.

Mahdud : Sınırlanmış, çevrilmiş. Az sayılı. Hududlanmış.

Alâmet-i fârika : Ayırıcı işaret. Damga.

Fârıka : (Fârık) Tefrik eden, farkeden, ayıran. Ayrılmasına, farkolunmasına sebeb olan alâmet.

Berâet : Temize çıkma. Temizlik, münezzehiyet. Bulaşık ve giriftâr olmama. Âri olma. * Huk: Bir davânın neticesinde suçsuz olduğu anlaşılma. (Bak: Ber')

Muallâ : Yüksek, yüce, âli. Makamı ve rütbesi yüksek.

Teşri’ : Yolu açık ve vâzıh kılma. * Şeriata isnad ve nisbet eylemek. * Kanun vaz' ve tenfiz eylemek. * Peygamberimizin (A.S.M.) şeriata dair emretmesi.

“Bela kadiriyne 'ala en nusevviye benanehu. : Evet, bizim, onun parmak uçlarını bile aynen eski hâline getirmeye gücümüz yeter.” (Kıyâmet 75/4)

اتْلُ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَأَقِمِ الصَّلَاةَ إِنَّ الصَّلَاةَ تَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَلَذِكْرُ اللَّهِ أَكْبَرُ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ
“Ütlü ma uhiye ileyke minel kitabi ve ekimis salah innes salate tenha anil fahşai vel münker ve lezikrullahi ekber vallahü ya'lemü ma tasneun : (Resûlüm!) Sana vahyedilen Kitab'ı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki, namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. ALLAH'ı anmak elbette (ibâdetlerin) en büyüğüdür. ALLAH yaptıklarınızı bilir.” (Ankebut 29/45)


Allah c.c razı olsun inş...

_________________
''Ve Allah'a Sımsıkı Sarılın...''

Hacc / 78


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 03 Nis 2011, 15:15 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 16 Eki 2008, 03:00
Mesajlar: 649
— Vâil b. Hucr'den şöyle rivayet edilmiştir:
Ben, Peygamber sallallahu aleyhi vesellem i (namaz kılarken) gördüm. Teşehhüdde (tehiyyatı okurken) şehadet kelimesine geldiğinde baş ve orta parmağını halkalaştırıp şahadet parmağını kaldırdı.

(İbni Mâce c. 1, s. 295). (Mehmed Emre, Kırk Mevzuda Kırk Hadis, sh:87. Osmanlı Yayınevi)

Hayy Allah razı olsun merak ediyordum bende sağolun

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 13 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 7 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye