Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 08 Ara 2019, 10:24

Tüm zamanlar UTC + 2 saat




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 11 mesaj ] 
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 16 Tem 2019, 00:03 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11419
Bu konuyu facebook'ta paylan!
Resim


RÛHum AŞKuLLAH ŞARÂBı
BEDEN =>AŞKuLLAH ŞİŞEsi
HAYyatta =>TEVHiD TURÂBı
NAHNu>NÂZ-NİYÂZ NEŞEsi!.


ZEVK 9310

RABb’ın SÖZÜ-n =>DUY!.up =>UY!.an =>Mü’minLere=>FERAH-SÜRÛR
=>NAHNu ==>BİZ BİR-İZ BÜŞRÂsı ===>DÂİMî ===>NÛRun ALâ NÛR
KELÂMuLLAH-La>BUYURdu
RESÛLuLLAH-La=>DUYURdu
==>ŞEHÂDEt ŞEREFi ==>ŞİFÂsı ===>MuhaMMedî MENBAĞ ==>O-NÛR!.


16.07.19 00:33.
brsbrsm.. tktktrstkkmdemreahsnzynbelf..


İNSÂN ki =>RAHMÂN NEFESi
Kur'ÂN-La>HAKk HAYRın SESi
=>UYUma!. =>SEFîL İHVÂNim
=>SEBEBLer =>Son-UÇ NEŞEsi!.


Resim

KELÂMULLAH-ta ve RESÛLULLAH-ta =>MÜJDE..
sallallahu aleyhi vesellem..


Kur'ÂN-ı Kerîmde =>Ferah.:

قُلْ بِفَضْلِ اللّهِ وَبِرَحْمَتِهِ فَبِذَلِكَ فَلْيَفْرَحُواْ هُوَ خَيْرٌ مِّمَّا يَجْمَعُونَ
Resim---“Kul bi fadlillâhi ve bi rahmetihî fe bi zâlike felyeFREHû, huve hayrun mimmâ yecmeûn (yecmeûne).: De ki: “ALLAH’ın fazlı ve O’nun rahmeti ile artık FERAHlasınlar (sevinsinler). O, onların topladıkları şeylerden (dünya mallarından) daha hayırlıdır.” (Yûnus 10/58)

وَالَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَفْرَحُونَ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمِنَ الأَحْزَابِ مَن يُنكِرُ بَعْضَهُ قُلْ إِنَّمَا أُمِرْتُ أَنْ أَعْبُدَ اللّهَ وَلا أُشْرِكَ بِهِ إِلَيْهِ أَدْعُو وَإِلَيْهِ مَآبِ
Resim---"Vellezîne âteynâhumu’l- kitâbe yefrahûne bimâ unzile ileyke ve mine’l- ahzâbi men yunkiru ba’dahu, kul innemâ umirtu en a’budallâhe ve lâ uşrike bihî, ileyhi ed’û ve ileyhi meâbi.: Kendilerine kitap verilenler sana indirilene sevinirler. Gruplardan, onun bir kısmını inkâr edenlere şöyle de: “Ben, sadece ALLAH’a kul olmakla ve O'na şirk koşmamakla emrolundum. Ben, O’na dâvet ederim ve dönüşüm O’nadır (meabım, sığınağım, dönüş yerim O’dur).” (Ra'd 13/36)

فِي بِضْعِ سِنِينَ لِلَّهِ الْأَمْرُ مِن قَبْلُ وَمِن بَعْدُ وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ
Resim---"Fî bıd’ı sinîn (sinîne), lillâhi’l- emru min kablu ve min ba’du, ve yevme izin yeFRAHu’l- mu’minûn (mu’minûne).: Birkaç (3 ile 9) sene içinde. Bundan önce de sonra da emir, ALLAH’ındır. O gün mü’minler, FERAHlayacaklar (sevinecekler).” (Rûm 30/4)



Kur'ÂN-ı Kerîmde =>Büşrâ.:

Bakara 2/97; Âl-i İmrân 3/126,170; Enfâl 8/10; Yûnus 10/64; Nahl 16/89,102; Neml 27/2; Zümer 39/17; Ahkâf 46/12..

وَمَا جَعَلَهُ اللّهُ إِلاَّ بُشْرَى لَكُمْ وَلِتَطْمَئِنَّ قُلُوبُكُم بِهِ وَمَا النَّصْرُ إِلاَّ مِنْ عِندِ اللّهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ
Resim---"Ve mâ cealehullâhu illâ BUŞRÂ lekum ve li tatmeinne kulûbukum bih (bihî), ve men nasru illâ min indillâhi’l- azîzi’l- hakîm (hakîmi).: Ve ALLAH, onu (bu yardım vaadini), size MÜJDE olması ve kalplerinizin onunla tatmin olmasından başka bir şey için yapmadı. Yardım ancak, Azîz ve Hakîm olan ALLAH'ın katındandır.” (Âl-i İmrân 3/126)

وَمَا جَعَلَهُ اللّهُ إِلاَّ بُشْرَى وَلِتَطْمَئِنَّ بِهِ قُلُوبُكُمْ وَمَا النَّصْرُ إِلاَّ مِنْ عِندِ اللّهِ إِنَّ اللّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
Resim---"Ve mâ cealehullâhu illâ BUŞRÂ ve li tatmainne bihî kulûbukum ve mân nasru illâ min indillâh (indillâhi), innallâhe azîzun hakîm (hakîmun).: Ve ALLAH, (bu yardımı) sadece bir MÜJDE ve onunla kalplerinizin tatmin (mutmain) olması için yaptı (başka bir şey için yapmadı). ALLAH’ın katından başka yardım (yeri) yoktur (yardım ancak ALLAH’ın katındandır). Muhakkak ki ALLAH, Azîz (üstün izzet sahibi) ve Hakîm’dir (hikmet sahibi, hüküm sahibi).” (Enfâl 8/10)

لَهُمُ الْبُشْرَى فِي الْحَياةِ الدُّنْيَا وَفِي الآخِرَةِ لاَ تَبْدِيلَ لِكَلِمَاتِ اللّهِ ذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
Resim---"Lehumu’l- buşrâ fî’l- hayâti’d- dunyâ ve fî’l- âhırati, lâ tebdîle li kelimâtillâh (kelimâtillâhi), zâlike huve’l- fevzu’l- azîm (azîmu).: Onlara, dünya hayatında ve ahirette MÜJDEler (mutluluklar) vardır. ALLAH’ın sözü değişmez. İşte O, fevz-ül azîmdir.” (Yûnus 10/64)

هُدًى وَبُشْرَى لِلْمُؤْمِنِينَ
Resim---"Huden ve BUŞRÂ li’l- mu’minîn (mu’minîne).: Mü’minler için hidayete erdirici ve MÜJDEleyicidir.” (Neml 27/2)



Kur'ÂN-ı Kerîmde =>Sürûr.:

فَوَقَاهُمُ اللَّهُ شَرَّ ذَلِكَ الْيَوْمِ وَلَقَّاهُمْ نَضْرَةً وَسُرُورًا
Resim---"Fe vekâhumullâhu şerra zâlike’l- yevmi ve lakkâhum nadraten ve SURÛRâ (surûran).: Oysa ALLAH, onları işte böyle bir günün şerrinden korudu. Ve onları, pırıl pırıl bir yüze ve SURÛRa (sevince) kavuşturdu.” (İnsân 76/11)

وَيَنقَلِبُ إِلَى أَهْلِهِ مَسْرُورًا
Resim---"Ve yenkalibu ilâ ehlihî MESRÛRâ (mesrûran).: Ve ehline SURÛR içinde sevinçle dönecek.” (İnşikâk 84/9)



Resim

ALLAHu zü’L- CELÂL =>Kur'ÂN-ı Kerîminde HAKkı ve HAYRı DUYup UYan KULLarını, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem DİLiyLe; Mü’minleri, Sabrdenleri, Muhsinleri, İhlâslı ve Mütevazi MuhaBbetLe MÜJDELEmektedir.:


Kur'ÂN-ı Kerîmde =>ReSûLuLLAH sallallahu aleyhi vesellem’e =>MÜJDELE.:

Bakara 2/25,155,223; Tevbe 9/112; Yûnus 10/2,87; İsrâ 17/9; Kehf 18/2; Ahzâb 33/47; Hacc 22/34,7..


Kur'ÂN-ı Kerîmde =>MÜJDEci ReSûLuLLAH sallallahu aleyhi vesellem.:

Bakara 2/213; Nisâ 4/165; En'âm 6/48; Tevbe 9/21; İsrâ 19/105; Kehf 18/56;
Meryem 19/97; Furkân 25/56; Yâsîn 36/11; Zümer 39/17; Fetih 48/8; Saff 61/13..


وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا مُبَشِّرًا وَنَذِيرًا
Resim---"Ve mâ erselnâke illâ MUBEŞŞİRan ve nezîrâ (nezîren).: Ve Biz, seni sadece MÜJDELEYİCİ ve uyarıcı olarak gönderdik.” (Furkân 25/56)

ذَلِكَ الَّذِي يُبَشِّرُ اللَّهُ عِبَادَهُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ قُل لَّا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ أَجْرًا إِلَّا الْمَوَدَّةَ فِي الْقُرْبَى وَمَن يَقْتَرِفْ حَسَنَةً نَّزِدْ لَهُ فِيهَا حُسْنًا إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ شَكُورٌ
Resim---"Zâlikellezî YUBEŞŞİRULLÂHu ibâdehullezîne âmenû ve amilû’s- sâlihât (sâlihâti), kul lâ es’elukum aleyhi ecran illâ’l- meveddete fî’l- kurbâ ve men yakterif haseneten nezid lehu fîhâ husnâ (husnen), innallâhe gafûrun şekûr (şekûrun).: İşte ALLAH, iman edip salih amellerde bulunan kullarına böyle MÜJDE VERMEKTEdir. De ki: "Ben buna karşı yakınlıkta sevgi dışında sizden hiçbir ücret istemiyorum." Kim bir iyilik kazanırsa, biz ondaki iyiliği arttırırız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, şükredene karşılığını verendir.” (Şûrâ 42/23)

إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذِيرًا
Resim---"İnnâ erselnâke şâhiden ve MUBEŞŞİRan ve nezîrâ(nezîren).: Muhakkak ki Biz, seni şahit, MÜJDELEYEN ve uyarıcı olarak gönderdik.” (Fetih 48/8)



Kur'ÂN-ı Kerîmde =>MÜJDEci İSÂ aleyhisselâm.:

وَإِذْ قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ إِنِّي رَسُولُ اللَّهِ إِلَيْكُم مُّصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيَّ مِنَ التَّوْرَاةِ وَمُبَشِّرًا بِرَسُولٍ يَأْتِي مِن بَعْدِي اسْمُهُ أَحْمَدُ فَلَمَّا جَاءهُم بِالْبَيِّنَاتِ قَالُوا هَذَا سِحْرٌ مُّبِينٌ
Resim---"Ve iz kâle îsâbnu meryeme yâ benî isrâîle innî resûlullâhi ileykum musaddikan li mâ beyne yedeyye mine’t- tevrâti ve MUBEŞŞİRan bi resûlin ye’tî min ba’dîsmuhû AHMED (ahmedu), fe lemmâ câehum bil beyyinâti kâlû hâzâ sihrun mubîn(mubînun).: Ve Meryemoğlu İsâ (aleyhisselâm) şöyle demişti: “Ey İsrailoğulları! Muhakkak ki ben, elimdeki Tevrat’ta olan herşeyi tasdik eden ve benden sonra gelecek, ismi AHMED olan Resûl ile MÜJDELEYEN, size (gönderilmiş) Allah’ın Resûl’üyüm.” Fakat onlara beyyineler (mucizeler, deliller) getirdiği zaman onlar: “Bu apaçık sihirdir.” dediler.” (Saff 61/6)



Kur'ÂN-ı Kerîmde =>Diğer Müjdeler.:

Âl-i İmrân 2/39,45; Hicr 15/53,54; Meryem 19/7..


Resim

ALLAHu zü’L- CELÂL =>Kur'ÂN-ı Kerîminde Hakkı Ve Hayrı Duyup Uymayan; Kâfir, Münafık, Kullarını, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Diliyle Şiddetle Uyarmaktadır.:

Âl-i İmrân 3/21; Nisâ 4/138; Tevbe 9/3,34; Lokmân 31/7; Câsiye 45/8; İnşikak 84/24..

إِنَّ الَّذِينَ يَكْفُرُونَ بِآيَاتِ اللّهِ وَيَقْتُلُونَ النَّبِيِّينَ بِغَيْرِ حَقٍّ وَيَقْتُلُونَ الِّذِينَ يَأْمُرُونَ بِالْقِسْطِ مِنَ النَّاسِ فَبَشِّرْهُم بِعَذَابٍ أَلِيمٍ
Resim---"İnnellezîne yekfurûne bi âyâtillâhi ve yaktulûnen nebiyyîne bi gayri hakkın ve yaktulûnellezîne ye’murûne bil kıstı minen nâsi, fe BEŞŞİRhum bi azâbin elîm(elîmin).: Muhakkak ki, Allah'ın âyetlerini inkâr edenleri, peygamberleri haksız yere öldürenleri, insanlardan adalet ile emredenleri öldürenleri artık "elîm azâb" ile MÜJDELE.” (Âl-i İmrân 3/21)

بَشِّرِ الْمُنَافِقِينَ بِأَنَّ لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا
Resim---"BEŞŞİRi’l- munâfikîne bi enne lehum azâben elîmâ (elîmen).: Münafıklara, onlar için “elîm azâb” olduğunu MÜJDELE.” (Nisâ 4/138)

وَأَذَانٌ مِّنَ اللّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى النَّاسِ يَوْمَ الْحَجِّ الأَكْبَرِ أَنَّ اللّهَ بَرِيءٌ مِّنَ الْمُشْرِكِينَ وَرَسُولُهُ فَإِن تُبْتُمْ فَهُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ وَإِن تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُواْ أَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللّهِ وَبَشِّرِ الَّذِينَ كَفَرُواْ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ
Resim---"Ve ezanun minallâhi ve resûlihî ilâ’n- nâsi yevme’l- haccı’l- ekberi ennallâhe berîun mine’l- muşrikîne ve resûluhu, fe in tubtum fe huve hayrun lekum, ve in tevelleytum fa'lemû ennekum gayru mu'cizîllâh (mu'cizîllâhi), ve BEŞŞİRillezîne keferû bi azâbin elîm (elîmin).: Ve büyük hac (Hacc’ul ekber) günü, Allah’tan ve O’nun resûlünden insanlara bir bildiridir (ilândır). Muhakkak ki; Allah ve O’nun Resûl'ü, müşriklerden berîdir (uzaktır). Bundan sonra eğer tövbe ederseniz, artık o (tövbe etmeniz) sizin için daha hayırlıdır ve eğer yüz çevirirseniz, siz Allah’ı aciz bırakamayacağınızı biliniz. Ve kâfir kimseleri elîm bir azâb ile MÜJDELE/uyar (ikâz et).” (Tevbe 9/3)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِنَّ كَثِيرًا مِّنَ الأَحْبَارِ وَالرُّهْبَانِ لَيَأْكُلُونَ أَمْوَالَ النَّاسِ بِالْبَاطِلِ وَيَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ اللّهِ وَالَّذِينَ يَكْنِزُونَ الذَّهَبَ وَالْفِضَّةَ وَلاَ يُنفِقُونَهَا فِي سَبِيلِ اللّهِ فَبَشِّرْهُم بِعَذَابٍ أَلِيمٍ
Resim---"Yâ eyyuhâllezîne âmenû inne kesîran mine’l- ahbâri ve’r- ruhbâni le ye'kulûne emvâle’n- nâsi bi’l- bâtıli ve yasuddûne an sebîlillâh (sebîlillâhi), vellezîne yeknizûne’z- zehebe ve’l- fıddate ve lâ yunfikûnehâ fî sebîlillâhi fe BEŞŞİRhum bi azâbin elîm (elîmin).: Ey iman edenler, gerçek şu ki, (yahudi) bilginlerinden ve (hristiyan) rahiplerinden çoğu, insanların mallarını haksızlıkla yerler ve Allah'ın yolundan alıkoyarlar. Altını ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanlar... Onlara acı bir azabı MÜJDELE.” (Tevbe 9/34)

وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِ آيَاتُنَا وَلَّى مُسْتَكْبِرًا كَأَن لَّمْ يَسْمَعْهَا كَأَنَّ فِي أُذُنَيْهِ وَقْرًا فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ
Resim---"Ve izâ tutlâ aleyhi âyâtunâ vellâ mustekbiran ke en lem yesma’hâ keenne fî uzuneyhi vakrâ (vakran), fe BEŞŞİRhu bi azâbin elîm (elîmin.: Ve ona âyetlerimiz okunduğu zaman onu işitmemiş gibi kibirlenerek döner (gider), onun kulaklarında vakra (işitme engeli) varmış gibi. Öyleyse onu elîm azâbla MÜJDELE (ikaz et, uyar).” (Lokmân 31/7)

يَسْمَعُ آيَاتِ اللَّهِ تُتْلَى عَلَيْهِ ثُمَّ يُصِرُّ مُسْتَكْبِرًا كَأَن لَّمْ يَسْمَعْهَا فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ
Resim---"Yesmeu âyâtillâhi tutlâ aleyhi summe yusırru mustekbiran ke en lem yesma’hâ, fe BEŞŞİRhu bi azâbin elîm (elîmin).: Kendisine okunan, Allah’ın âyetlerini işitir. Sonra onu işitmemiş gibi kibirlenerek israr eder. Artık onu, elîm azâb ile MÜJDELE.” (Câsiye 45/8)

فَبَشِّرْهُم بِعَذَابٍ أَلِيمٍ
Resim---"Fe BEŞŞİRhum bi azâbin elîm(elîmin).: Artık onları elîm azâbla MÜJDELE.” (İnşikak 84/24)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 01 Ağu 2019, 11:16 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11419
Resim
Resim RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellemde =>MÜJDE..

Resim---Ebû Zer radıyallahu anh şöyle dedi: “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e: “Bir kimse, bir hayır yapar da halk bu sebeple onu överse, buna ne buyurursunuz?.” dediler. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem de: “Bu, mü’min için peşin bir müjdedir” buyurdu.
(Müslim, Birr 166. Ayrıca bk. İbni Mâce, Zühd 25)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz!.” buyurmuştur..
(Buhârî, İlim 11)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Sizden biriniz “Rabbime ne kadar dua ettim de duama icabet etmedi.” diyerek acele etmediği sürece talebine cevap verilir.” buyurmuştur..
(Buharî, Deavât 22; Müslim, Zikr 90)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Müslümanlar kardeştir. Takvâ hali hariç, kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur.” buyurmuştur..
(Taberanî)


Resim---Sahabelerden biri Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'den nasihat ister. Kısa olsun diler nasihat ki aklında tutabilsin. "Kızma!" buyurur Efendimiz. O zat isteğini birkaç kez tekrarlar. Rasûl-i Ekrem de her defasında "Kızma!" buyurur.
(Buharî, Edep, 76)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Kızma, çünkü kızmak duyguları ve hareketleri bozar" buyurmuştur..
Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Kızma, cennete gir!" buyurmuştur..
(Riyâzu's-sâlihîn, c.I, s.268)


Resim

Resim AŞERe-yi MüBEŞŞERe.:

Aşere-i Mübeşşere kelime olarak “müjdelenen on kişi” yani: Cennetle müjdelenen on kişi demektir.
Bu ifade Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem tarafından henüz bu imtihan dünyasında yaşarken imtihanı kazandığı ve ebedi saadet yurdu olan cenneti kazandığı bildirilen on güzide sahabi hakkında kullanılmaktadır..


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ebu Bekir cennettedir, Ömer cennettedir, Osman cennettedir, Ali cennettedir, Talha cennettedir, Zübeyr cennettedir, Abdurrahman bin Avf cennettedir, Sa’d bin Ebi Vakkas cennettedir, Said bin Zeyd cennettedir ve Ebu Ubeydetu’bnu’l-Cerrah cennettedir.” buyurmuştur..
(Tirmizî 3992, 3994, İbni Mâce 133)


Hadiste İsimleri Bildirilen Bu Şerefli Sahabiler Şunlardır.:

1-) Ebu Bekir es-Sıddîk radiyallahu anhu (ö. 634),
2-) Ömer bin el-Hattâb radiyallahu anhu (ö. 643),
3-) Osman bin Affân radiyallahu anhu (ö. 655),
4-) Ali bin Ebi Tâlib kerremallahu vechehu (ö. 660),
5-) Talha bin Ubeydullah radiyallahu anhu (ö. 656),
6-) Zübeyr bin Avvam radiyallahu anhu (ö. 656),
7-) Abdurrahman bin Avf radiyallahu anhu (ö. 652),
8-.) Sa’d bin Ebi Vakkas radiyallahu anhu (ö. 674),
9-) Ebu Ubeyde bin el-Cerrâh radiyallahu anhu (ö. 639),
10-) Said bin Zeyd radiyallahu anhu (ö. 671)...


Resim---Said İbnu Zeyd (radiyallahu anhu) rivayet etmiştir ki: Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in şöyle söylediğini işittim: "Ebu Bekr cennetliktir, Ömer cennetliktir, Osman cennetliktir, Ali cennetliktir, Talha cennetliktir, Zübeyr cennetliktir, Sa'd İbnu Malik cennetliktir, Abdurrahman İbnu Avf cennetliktir, Ebu Ubeyde İbnu'l-Cerrah cennetliktir." buyurdu.
(Ravi der ki: Zeyd) onuncu da sükut etti. Dinleyenler: "Onuncu kim?" diye sordular.
(Bu taleb üzerine): "Said İbnu Zeyd!" dedi. Yani bu, kendisi idi. Zeyd sonra ilâve etti: "Allah'a yemin ederim. Onlardan birinin Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ile birlikte yüzü tozlanacak kadar bulunuvermesi, sizden birinin ömür boyu çalışmasından daha hayırlıdır, hatta ömrü, Hz. Nûh aleyhisselam'ın ömrü kadar uzun olsa bile."
buyurdu.
(Ebu Davûd, Sünnet 9)


Resim

ALLAHumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve
Nebiyyike ve
Rasûlike ve
Nebiyyi'l- Ummiyi ve alâ âlihi, ehl-i beytihi ve's-sahbihi ve uMMetihi...

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 08 Ağu 2019, 12:11 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11419
Resim 1-) EBu BEKİR radiyallahu anhu.:

Resim---Ebu Musa el Eşârî rivayet ediyor: "Rasûlullah'la birlikte Medine bahçelerinden birinde bulunuyorduk. Birisi geldi ve içeri girmek için izin istedi. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Kapıyı aç ve kendisini cennetle müjdele.” buyurdu. Kapıyı açtım, baktım ki gelen Ebu Bekir'dir. Kendisini cennetle müjdeledim. Allah'a hamd etti." buyurdu.
(Müslim, Fedailü's-Sahabe, 28)

Resim---Ammar bin Yasir radiyallahu anhuma Ebu Bekir radiyallahu anhu hakkında: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e vardığımda ilk Müslümanlardan olarak beş köle; Bilal, Zeyd bin Harise, Amir bin Fuhayre, Ubeyd bin Zeyd, Ebu Fukeyhe, iki kadın Hatice, Ümmü Eymen ve bir de Ebu Bekir’den başka kimse yoktu” demiştir..
(Buharî 3421)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Allah beni Rasul olarak gönderdiğinde hepiniz beni yalanladınız! Ebu Bekir ise beni tasdik etti, malı ve canı ile bana yar ve yardımcı oldu” diyerek onu taltif etmiştir..
(Buharî 3422)

Resim---Ebu Hureyre radiyallahu anhu anlatıyor: "Bir defasında Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Bugün içinizden kim oruç tuttu?" diye sordu.
Ebu Bekir radiyallahu anhu "Ben." dedi. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Hasta ziyaretine gideniniz var mı?"
Yine Ebu Bekir radiyallahu anhu: "Ben" dedi.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Hanginiz bir cenâzenin teşyiinde bulundu?"
Yine Ebu Bekir radiyallahu anhu: "Ben" dedi.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Bugün kim bir yoksulun karnını doyurdu?"
Ebu Bekir radiyallahu anhu: "Ben" deyince,
Peygamberimiz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Bu hasletleri bir günde kendisinde toplayan adam muhakkak cennete girer."
buyurdu.

(Hayâtü’s-Sahâbe)


Resim 2-) ÖMER radiyallahu anhu.:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Eğer benden sonra peygamber gelecek olsaydı, bu Ömer olurdu." buyurmuştur..
(Tirmizî, Menakıb, 18)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Güneş, Ömer'den daha hayırlı bir kimse üzerine doğup batmadı." buyurmuştur..
(Tirmizî, Menakıb, 18)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Yüksek derece sahiplerini onların altında olanlar görür. Tıpkı sizin semânın ufkunda doğan yıldızı görmeniz gibi. Ebu Bekir ve Ömer onlardandır." buyurmuştur..
(Tirmizî, Menakıb, 17)


Resim

ALLAHumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve
Nebiyyike ve
Rasûlike ve
Nebiyyi'l- Ummiyi ve alâ âlihi, ehl-i beytihi ve's-sahbihi ve uMMetihi...

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 12 Eyl 2019, 23:05 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11419
Resim 3-) OSMAN radiyallahu anhu.:

Hz. Osman radiyallahu anhu, ilk iman edenlerdendir ve bu dönemlerde amcası Hakem b. Ebi'l- Âs'ın işkencesine maruz kalmıştır. O, Hz. Osman'ı bir direğe bağlamış ve: "Bu yeni dinden babalarının dinine dönmediğin müddetçe aç ve susuz olarak burada kalacaksın. Ve seni kat'iyen serbest bırakmayacağım!." demiştir. Buna karşılık Hz. Osman'ın cevabı: "Allah'a kasem olsun. Bu dinden ayrılmayacak ve babalarımın dinine dönmeyeceğim." şeklinde olmuştur. Nihayet dinine olan bağlılıktaki gücü ve kuvveti görünce amcası onu serbest bırakmıştır.
Fakat Hz. Osman radiyallahu anhu'n çilesi bununla bitmemiş belki yeni başlamıştır. Zira o, Efendimiz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in beyânıyla Hz. Lût aleyhisselâm'dan sonra dini, imanı ve diyaneti uğruna beldesini terk eden, hicret eden ilk insan olma şerefini de ihraz edecektir. Hz. Osman radiyallahu anhu, karısı Hz. Rukiyye ile birlikte, Mekkeli müşriklerin eziyet ve işkencelerinin dayanılmaz bir hal aldığı ortamda, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin izniyle Habeşistan'a hicret etmiştir..
Hz. Osman radiyallahu anhu, bir müddet Habeşistan’da kaldıktan sonra tekrar hanımıyla birlikte Mekke’ye döndü. Daha sonra da oradan Medine’ye hicret etti.
Hz. Osman radiyallahu anhu’n en bâriz vasfı, edep ve hayâsı idi.


Resim---Hz. Âişe radiyallahu anha’nın rivâyetine göre, bir gün Resûlullah, üzerine bir örtü çekmiş olduğu hâlde istirahat ediyordu. O sırada Hz. Ebû Bekir radiyallahu anhu kapıya geldi, içeri girmek için izin istedi. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem tavrında bir değişiklik yapmadan içeri girmesine izin verdi. Sonra soracağını sorup gitti. Daha sonra Hz. Ömer radiyallahu anhu geldi, ona da aynı şekilde hâlini değiştirmeden izin verdi. Ondan sonra Hz. Osman radiyallahu anhu, huzura girmek için izin istedi. Bu defa Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem hemen doğruldu, toparlandı.
Bunun üzerine Hz. Âişe Annemiz.:
“Yâ Resûlullah!.” dedi, “Ebû Bekir ve Ömer için toparlanmadığınız hâlde, neden Osman gelince hâlinizi değiştirdiniz?”
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Çünkü Osman çok hayâlı birisidir. Kendisinden meleklerin bile hayâ ettiği bir kimseden ben hayâ etmeyeyim mi?!”
diye cevap verdi..

(Müslim, Fezâilü’s-Sahâbe: 26-27)

Resim---Hz. Osman radiyallahu anhu, Tebük Gazvesi’nde 1000 dinar para, 50 at ve 100 adet deve yardımında bulundu. Peygamberimiz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem onun bu cömertliği karşısında: “Bundan sonra yapacağı hataların hiçbirisi Osman’a zarar vermez.” buyurarak onu müjdeledi..
(Tirmizî, Menâkıb: 19; Hayâtü’s-Sahâbe, 2: 97)

Hz. Osman radiyallahu anhu’n en büyük hususiyetlerinden birisi de cömertliğiydi. Hz. Osman radiyallahu anhu, servetini Allah yolunda harcamaktan çekinmezdi. Bir defasında Müslümanlar içecek su bulmakta sıkıntı çekiyorlardı. Rûme Kuyusu’nun suyundan başka tatlı su bulamıyorlardı. Bu kuyu ise bir Yahudi’ye aitti. Suyu Müslümanlara çok pahalıya satıyordu. Bu durum Peygamberimiz aleyhisselâmı çok üzüyordu.

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem sahabilerle beraber olduğu bir sırada: “Rûme Kuyusu’nu kim satın alırsa, cennette de onun benzer bir kuyusu olacaktır.” buyurdu.
Hz. Osman radiyallahu anhu da oradaydı. Hemen harekete geçti. Yahudi’yi buldu. Kuyuyu satın almak istediğini söyledi. Yahudi kuyunun tamamını satmaya yanaşmadı. Çok yüksek bir fiyata yarısını sattı. Hz. Osman radiyallahu anhu sevinçle Peygamberimiz aleyhisselâmın huzuruna çıktı. Kuyunun yarısını satın aldığını ve Müslümanlara vakfettiğini söyledi.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Osman’ın hayrı ne güzel hayırdır!”
buyurarak onu taltif etti. Hz. Osman bilâhare kuyunun diğer yarısını da satın alarak tasadduk etti...

(Tirmizî, Menâkıb: 19)

Hz. Osman radiyallahu anhu, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’den 146 hadis rivâyet etmiştir.

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Bir Müslüman, yolculuk veya başka bir maksadla evden çıkar ve.: “Allah’a iman ettim. Allah’a dayandım. Allah’a tevekkül ettim. Allah’ın güç ve kuvveti dışında hiçbir güç ve kudret yoktur.” diye dua ederse, evden bu şekilde ayrılışı iyiliklere kavuşmasına vesile olduğu gibi, kötülüklerden de uzaklaşmasına sebep olur.” buyurmuştur...
(Osman radiyallahu anhu’dan; İ. Ahmed, Müsned, 1: 57-75)

Resim---Said İbnu Zeyd radiyallahu anhu rivâyet etmiştir. “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in şöyle söylediğini işittim: "Ebu Bekr cennetliktir, Ömer cennetliktir, Osman cennetliktir, Ali cennetliktir, Talha cennetliktir, Zübeyr cennetliktir, Sa'd İbnu Malik cennetliktir, Abdurrahman İbnu Avf cennetliktir, Ebu Ubeyde İbnu'l-Cerrah cennetliktir." buyurdu.
(Ravi der ki: Zeyd) onuncu da sükut etti. Dinleyenler: "Onuncu kim?" diye sordular. (Bu taleb üzerine): "Said İbnu Zeyd!" dedi. Yani bu, kendisi idi. Zeyd sonra ilave etti:
"Allah'a yemin ederim. Onlardan birinin Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ile birlikte yüzü tozlanacak kadar bulunuvermesi, sizden birinin ömür boyu çalışmasından daha hayırlıdır, hatta ömrü, Hz. Nuh aleyhisselam'ın ömrü kadar uzun olsa bile."
demiştir..

(Ebu Davûd, Sünnet 9)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Osman ibn-i Affan dünyada da, âhirette de herkesten ziyâde bana yakındır.” buyurmuştur...
(Celâleddin es-Suyûtî, Câmi‘u’s-Sağîr)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Cennet’te her bir nebi için özel bir arkadaş var. Benim de arkadaşım Osman ibn-i Affan’dır.” buyurmuştur...
(Celâleddin es-Suyûtî, Câmi‘u’s-Sağîr)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “İmâm-ı Osman cennette benimledir, arkadaşımdır.” buyurmuştur...
(Abdürrauf-i Menâvî)


Resim

ALLAHumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve
Nebiyyike ve
Rasûlike ve
Nebiyyi'l- Ummiyi ve alâ âlihi, ehl-i beytihi ve's-sahbihi ve uMMetihi...

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 30 Eyl 2019, 18:01 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11419
Resim 4-) ALİ kerremallahu vechehu.:

ALLAHu zü’L- CELÂL, Kur'ÂN-ı Kerîmde;

وَقَرْنَ فِي بُيُوتِكُنَّ وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ الْأُولَى وَأَقِمْنَ الصَّلَاةَ وَآتِينَ الزَّكَاةَ وَأَطِعْنَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ إِنَّمَا يُرِيدُ اللَّهُ لِيُذْهِبَ عَنكُمُ الرِّجْسَ أَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهِيرًا
Resim--- "Ve karne fî buyûtikunne ve lâ teberrecne teberrucel câhiliyyetil ûlâ ve ekımnes salâte ve âtînez zekâte ve atı’nallâhe ve resûleh(resûlehu), innemâ yurîdullâhu li yuzhibe ankumur ricse ehlel beyti ve yutahhirekum tathîrâ.: Ey Ehl-i Beyt! (Peygamberin ev halkı) ! ALLAH sizden, sadece günâhı (kiri) gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.”" (Ahzâb 33/33)

ذَلِكَ الَّذِي يُبَشِّرُ اللَّهُ عِبَادَهُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ قُل لَّا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ أَجْرًا إِلَّا الْمَوَدَّةَ فِي الْقُرْبَى وَمَن يَقْتَرِفْ حَسَنَةً نَّزِدْ لَهُ فِيهَا حُسْنًا إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ شَكُورٌ
Resim--- "Zâlikellezî yubeşşirullâhu ibâdehullezîne âmenû ve amilûs sâlihât(sâlihâti), kul lâ es’elukum aleyhi ecren illel meveddete fîl kurbâ ve men yakterif haseneten nezid lehu fîhâ husnâ(husnen), innellâhe gafûrun şekûr: İşte ALLAH’ın, imân eden iyi işleri yapan kullarına müjdelediği ni’met budur. De ki: Ben buna karşılık sizden akrabalık (yakınlık) sevgisinden başka bir karşılık (ücret) istemiyorum." (Şûrâ 42/23)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Hadis-i Şeriflerinde;

Resim---"Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Ni’metleriyle sizi beslediği (gıdalandırdığı) için ALLAH’ı sevin. Beni de ALLAH sevgisi için sevin. Ehl-i Beytimi de benim sevgim için sevin!.” buyurmuştur.
(İbni Abbas radiyallahu anhu’dan; Tirmizî, Menâkib 3792;Taberanî, Kebir; İbn Hibbân)


İlâhî, fıtrî, kevnî ve Muhammedî sevgi zinciri!

Resim---"Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “ALLAH (cc)yu kendi ni’metleriyle sizi beslediği için seviniz, beni ALLAH’a olan muhabbetinizle seviniz. Ehl-i Beytimi de bana olan muhabbetiniz sebebiyle seviniz.” buyurmuştur.
(İbn Abbas radiyallahu anhu’dan; Hasen olarak; Taberanî, Kebir; İbn Hibbân ve Tirmizî)


Resim---"Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Hayber günü.: “Yarın sancağı öyle bir kimseye vereceğim ki o, ALLAH’ı ve Resûlünü sever, ALLAH ve Resûlü de onu sever.” buyurunca Râvi devâmla der ki: “Bu söz üzerine (kendilerini seçsin diye sahabe) boyunlarını uzattılar. Ama, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Bana Alî’yi çağırın!.” buyurdu. Alî kerremallahu vechehu getirildi ama gözlerinden rahatsız idi. Hemen gözlerine tükürdü ve sancağı ona verdi. ALLAH TeâLâ onun eliyle fethi müyesser kıldı. Râvi devâmla Âl-i İmrân 3/61 âyeti indiği zaman.: “Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı çağıralım...” buyurup hemen Alî’yi, Fatıma’yı, Hasan ve Hüseyin aleyhumusselâmı çağırdı ve.: ”ALLAH’ım bunlar benim ailemdir (ehlimdir)!.” buyurmuştur.
(Müslim, Fezâilü’l-Ashâb 32 (2404); Tirmizî, Menâkib (3726))

Aklı olan anlar ki Alî keremullahi veche ve evlâdları Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in evlâdı hükmündedir.


Resim---"Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Her peygamberin, mensub olduğu yakınları vardır. Fatıma evlâdı böyle değil (onlar benim mensubum). Ben onların velîsiyim ve yakınlarıyım (Bir ağaç ve dalları), onlar benim ıtretim (neslim-zürriyetim) dir. Benim tıynetimden (tabîat, huy, cibillet, yaratılış) yaratılmışlardır. Onların fazlını (iyilik, fâzilet, erdem, lütuf) yalanlayanların vay hâline!. Onları seveni ALLAH (cc) sever. Onlara buğz (kin, nefret, sevmeme) edenlerden ALLAH (cc) de nefret eder!.” buyurmuştur.
(Câbir radiyallahu anhu’dan; Hâkim-Müstedrekte ve İbn Asakir.)


Resim---"Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “İnnî târikûn fikümü’s sâkaleyni kitâballahi ve ıtretî.: Ben sizin içinizde iki ağırlık bıraktım biri ALLAH’ın kitâbı biri de ıtretim (zürriyetim, ehl-i beytim)”” buyurmuştur.
(Müslim Fezailü’s- sahabe 36,37; Darimî, Fezâilü’l-Kur’ân 1; İ. Ahmed, III/14,17-4/367,371; Şeybe; Hatîb)

Resim---"Zeyd ibn-ü-Erkâm radiyallahu anhu’dan Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Ben size temessük edip (tutunup) sıkı sarıldığınız takdirde dalâlete (sapıklığa) düşmekten korunacağınız iki şey bırakıyorum: Bunlardan biri diğerinden daha büyüktür: Kitâbullah. Bu, semâdan arza uzanan ALLAH’ın ipidir. Diğeri Ehl-i Beytim olan yakınlarımdır. Bu iki şey, Kevser Havzının başında buluncaya kadar birbirlerinden ayrılmayacaktır. Bu iki şey hakkında benden sonra nasıl davranacağınıza iyi bakın!.”” buyurmuştur.
(Kütüb-i Sitte, Muhtasar C.12/499)

Resim---"Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Aranızda bulunan Ehl-i Beytim, Nûh (as)’un gemisinin misâlidir. Ona binen kurtulur, binmeyen boğulur!.”buyurmuştur.
(İbn Abbas radiyallahu anhu’dan; Darimî, Tabaranî, Kebirinde; Ebi Zerr radiyallahu anhu’dan; Hâkim, Müstedrekinde ve Hatîb, Tarihinde)

Resim---"Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Sen dünya ve âhirette benim kardeşimsin." buyurmuştur.
(Tirmizî, Menakıb, 21)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in bu iltifatına mazhar olan Ali kerremallahu vechehu, Tebük Savaşı hariç, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in bulunduğu bütün savaşlara katılmıştır. Sadece Tebük Savaşı'na katılmamış; nedenine gelince, Hz. Ali kerremallahu vechehu'nin buna katılmaması yine Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in emriyle olmuştur..

Ebu Nuaym, Hilye'sinde Hz. Ali kerremallahu vechehu'yi şöyle tanıtır:
"Ali b. Ebî Talib radiyallahu anhu kavmin efendisi, Peygamber âşığı ve Allah (cc)'ın sevgilisidir. İlim şehrinin kapısı ve sohbetlerin önde gelen ismidir. Küçük işaretlerden büyük mânâlar çıkarma kabiliyetine sahip olup, hak yola girenlerin sancağı, ALLAH celle celâlihu'ya itaat edenlerin ışığı, muttakîlerin dostu ve adaleti ayakta tutanların öncüsüdür. Ashab içinde Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in davetine icâbet eden inananların ilki, hüküm çıkarma ve köklü inanç bakımından en kuvvetlileri, en yumuşak huyluları ve en âlimleridir. O, muttakîlerin numunesi, marifetullah sırrına erenlerin deliliydi. Tevhîdî hakikatleri bildirir, fıkıh ilminin mühim noktalarına işaret ederdi. Anlayan bir kalbi, çok soran bir dili ve işittiğini hiç unutmayan bir kulağı vardı. Verdiği sözü tutar, fitnelerin kaynağını kurutmaya çalışırdı. Türlü türlü imtihanlardan geçmiş, fakat yine de kötülüğe düşmekten korunmuştur. Sözlerinden dönüp ahitlerini bozanları kovmuş, zalimlerin burnunu yere sürtmüş ve dinden ayrılıp mürted olanları mağlup ve perişan etmiştir. Allah (cc)'a bağlılığı sonsuzdur.."

(Ebu Nuaym, Hilye,1/61)


Resim

Yâ RASÛLULLAH sallallahualeyhi vesellem.

3. SALÂVÂT-I ŞERÎFE :
İmâm-ı Alî kerremullahi vecheye ait salâvâtı şerîfe


Resim

TÜRKÇESİ:
Lebbeyke Allahümme Rabbiye ve sâ’deyke Resim Salâvâtu’llahi’l-Berri’r-Rahîm Ve’l-melâiketi’l-mukarrebîn Resim Ve’n- nebîyyine ve’s-sıddıkîne ve’ş-şühedâi ve’s-sâlihîn Resim Vemâ sebbiha leke min şey’in yâ Rabbe’l-âlemîne Resim Alâ seyyidinâ ve Mevlânâ Muhammedin ibni Abdillahi hâtemi’n- nebîyyîne Resim Ve Seyyidi’l-mürselîne ve imâmi’l-mûttâkîne Resim Ve Resûli Rabbü’l-âlemîne’ş-şâhidi’l-beşiri’d- dâi ileyke bi iznike es sirâce’l-münir Resim Ve aleyhi’s- salâtü ve’s- selâmû ve rahmetullahi ve berâkâtuhu.


MÂNÂSI:
“Emret (buyur) ALLAH’ım! Ve başim-gözüm üstüne (emret, saâdetle Senden mutluluk istiyorum), RABB’im, ALLAH’ım! İyilik ve merhamet dolu Salâvâtullahı, gözde (yakîn) meleklerin salâvâtı, peygamberlerin, sıddıkların, şehîdlerin, sâlihlerin; Ey âlemlerin RABBi Seni tesbih (ve tenzih) eden herşeyin salâvâtı, Efendimiz Abdullah oğlu Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’e, Hatemü’l-Enbiyâya (peygamberlerin sonuncusuna), peygamberlerin Efendisine, müttakîlerin (günâhlardan korunup ALLAH'a sığınanların) imâmına; âlemlerin RABBinin, şâhid ve müjdeci Resûlüne, Senin izninde Sana dâvet eden ve aydınlatan kandile (sayısız- sonsuz) selâm (sıla, salâvât, rahmet, istiğfâr, dua, ulaşım) olsun!.”

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 30 Eyl 2019, 22:45 
Çevrimdışı
Aktif Üye
Aktif Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 10 Ağu 2007, 02:00
Mesajlar: 132
Konum: Almanya
Resim

Hz. Ali Allahın Arslanı
Fahri kâinat Efendimiz Hz Ali ye
"Ebu Tûrab" yani toprağın babası diyede hitap etmiştir.
Hz Ali kendisine Ebu Turab denilmesinden çok hoşlanırdı.
Çünkü bu lakabı ona Resûlullah'ın verdiği manevî bir taltifti.
Daha önceleri de putlara saygı göstermediği için
"Keremallahü Vecheh " lâkabı verilmiştir.
Allahın kerim, şerefli, mübârek kıldığı yüz mânâsındadır.
Ehl-i sünnetin gözbebeğidir.
Hz. Ali Allahın Arslanı
Hayber Fethinde yahudilerin meşhur pehlivanı Merhab' ın karşısına dikilip Hz Ali:
"Ben oyum ki: anam bana Haydar, Arslan adını takmıştır!
Ben ormanların heybetli görünüşlü arslanı gibiyimdir. Sizi geniş ölçüde ve çarçabuk tepeleyici bir er kişiyimdir." demiştir
Ve o meşhur kılıcıyla Merhab' ın başını ikiye ayırmıştır.
Hayber gazasından dönen Hz Ali ye Peygamber Efendimiz:
Yâ Ali ahirette havzımın üzerinde halifemsin
Cennete en önce sen girersin
Seni sevenler nurdan minberler üzerinde olur buyurunca
Hz Ali şükür secdesi yaptı


MuhaMMedî MuhaBBetLerimLe...

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 25 Eki 2019, 16:18 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11419
Resim 5-) SA'd Bin EBi VAKKAS radiyallahu anhu.:

İlk müslüman sahabelerdendir. Hz. Sa'd Medine'ye hicret izninden sonra, Medine'ye ilk hicret edenler arasındadır. O Bedir ile başlayan savaşlar sürecinde, hiçbir savaştan geri durmamış ve katıldığı hemen her savaşta büyük yararlılıkları olmuştur. Özellikle Uhud Savaşı'nda, atmış olduğu okların hedefini bulması, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in dikkatini çekmiş ve O'nun mübarek ağızlarından.: "Anam babam sana fedâ olsun!" iltifatı ile terkisinden çıkardığı okları ona vererek.: "ALLAH senden razı olsun! Al şunları da at!" dua ve emrine mazhar olmuş bir sahabîdir, Hz. Sa'd radiyallahu anhu..

Sa'd Bin Ebi Vakkas radiyallahu anhu, Ebu Vakkas lâkaplı Mâlik bin Vehb’in oğludur. Nesebi Kilâb bin Mürre’de Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ile birleşir. Sa’d’ın babası, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in annesi gibi Zühre oğullarındandır ve onunla amca çocuklarıdır.
Dolayısıyla Sa’d bin Ebi Vakkas radiyallahu anhu;


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in.: “İşte bu benim dayımdır, kimin böyle bir dayısı varsa göstersin!” buyurduğu gibi dayısı sayılır..
(Tirmizî, 3998)


Sa'd Bin Ebi Vakkas radiyallahu anhui İslamiyeti kabullenen yedinci kişi olup Müslüman olduğunda 17 yaşındaydı. Kendisi Aşere-i Mübeşşere’den ve Ömer radiyallahu anhu’n halife tâyini için seçtiği altı kişilik şurâdandır.
Resim---Ömer radiyallahu anhu bu şurâ heyetine.: “Eğer halifelik işi Sa’d’a verilirse isâbet olur. Yok verilmezse halife olacak zat Sa’d’dan yardım istemekten geri durmasın!.” demiştir..
(Buharî, 3464)


Sa’d bin Ebi Vakkas radiyallahu anhu hicret etti, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ile Bedir’den itibâren bütün savaşlara katıldı. Özellikle Uhud’da büyük yararlılıklar gösterip Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’i attığı oklarla koruyan ve;

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in.: “At, ey Sa’d!. Anam babam sana fedâ olsun!.” övgüsüne mazhar olmuştur..
(Buharî 3509, Müslim 2411/41)


Sa’d bin Ebi Vakkas radiyallahu anhu, Ömer radiyallahu anhu tarafından Kufe’ye emir olarak atanmış, acemleri buradan çıkararak Kufe’yi şehir haline getirmiştir..

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem tarafından hakkında.: “ALLAH’ım! Sana dua ettiği vakit, Sa’d’ın duasını kabul buyur” diye duâda bulunulması sebebiyle duâsı kabul olunan birisiydi.
(Tirmizî, 3997)


Sa'd Bin Ebi Vakkas radiyallahu anhu, fitne dönemlerinde tarafsız kalarak inzivâya çekilen bu büyük sahabi 271 hadis rivâyet etmiş, bunlardan 15’ini Buharî ve Müslim ittifaken, 5’ini Buharî ve 18’ini Müslim münferiden rivâyet etmiştir. Kendisinden hadis rivâyet edenlerin başında oğulları ile Aişe, Kays bin Ebi Hazim, Said bin Müseyyeb, Alkame, Ebu Osman ve Mücâhid gelir.

Sa'd Bin Ebi Vakkas radiyallahu anhu ölüm döşeğinde.:
“Ey oğul, sana benden daha iyi öğüt vereni bulamazsın.
1-) Namaz kılmak istediğinde güzelce abdest al ve o son namazınmış da, başka namaz kılamayacakmışsın gibi namaz kıl!.
2-) Tamahkârlıktan kaçın, çünkü o peşin fakirliktir!.
3-) Kanaatkâr olmaya bak, çünkü o zenginliktir!.
4-) İş ve sözlerinde dikkatli ol. Sonradan özür dilemek zorunda kalacağın her şeyden kaçın!.
5-) Hayırlı olduğuna inandığın işi yap!.”

Şeklinde nasihat etmiştir.
(Mu’cemu’l-Kebir 1/142)


Bu yüce sahabi Sa'd Bin Ebi Vakkas radiyallahu anhu, Hicrî 55 senesinde 80 yaşını aşmış olduğu halde Medine dışında Akik Mevkiinde vefat etmiş ve cenâzesi buradan omuzlarda taşınarak Medine’ye getirilmiştir. Mü’minlerin Anneleri’nden hayatta olanların da katılımıyla cenâze namazı kılınarak Aşerei Mübeşşere’nin ve Muhacirlerin sonuncusu olarak Cennetü’l-Bâki’ye defnedilmiştir..


Resim

ALLAHumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve
Nebiyyike ve
Rasûlike ve
Nebiyyi'l- Ummiyi ve alâ âlihi, ehl-i beytihi ve's-sahbihi ve uMMetihi...

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 31 Eki 2019, 13:19 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11419
Resim 6-) ABDURRAHMÂN b. AVF radiyallahu anhu.:


Abdurrahman radiyallahu anhu'n en önemli özelliklerinden birisi, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in katılmış olduğu bütün savaşlarda yerini almış olmasıdır. Bedir'den başlayıp Mekke fethine, Huneyn ve Tebük'e uzanan çizgide her savaşta bulunan bu şanlı sahabî savaşlarda da şecaat ve cesaretiyle tanınan birisidir. Uhud Savaşı'nda Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'i çepeçevre kuşatıp, onu müdafaa eden kutlulardan biri de Abdurrahman radiyallahu anhu'dur. Nitekim Uhud Savaşı'nda aldığı yirmiden fazla ok ve mızrak yarasıyla, topal kalmıştır.
Eshâb-ı Kirâmın büyüklerinden ve Cennetle müjdelenen on kişiden biri.

Adı, Abdurrahmân bin Avf bin Abd-i Avf bin Hars bin Zühre bin Kusey’dir. Künyesi, Ebû Muhammed’dir.
Soyu, yedinci dedesi Kilâb bin Mürre’de Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ile birleşmektedir.
İslâmiyetten önce adı Abd-i Amr, bir rivâyette de Abdul-ka’be veya Abdülhâris olup, İslama geldiğinde Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem tarafından ismi değiştirilip “Abdurrahmân” olmuştur.

Hicretten 44 sene önce (m. 580) yılında doğdu ve Hicretten 31 sene sonra (M. 653) Medine’de vefât etti. Hazreti Ebû Bekir radiyallahu anhu’n teşviki ile, O’nun tavsiyesine uyarak en önce îmân edenlerin beşincisidir. Mekke’de iken ticâret yapardı. Abdurrahmân radiyallahu anhu, İslâmiyeti kabûl edince diğer müslümanlar gibi eziyyet ve işkencelere maruz kaldı. Böylece vatanını terk ile hicrete mecbûr oldu. Habeşistan'a hicret eden müslümanlarla beraber bu memlekete gitti. Çok geçmeden Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin Medine-i Münevvere’ye hicretinden sonra Medine’ye gelerek Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'e katıldı.

Abdurrahmân radiyallahu anhu bütün harplerde bulundu. Bedir’de kahramanlıkları çok oldu.
Abdurrahmân bin Avf radiyallahu anhu Uhud’da iki müşrik öldürdü ve yirmibir yerinden yaralandı. Ayağından aldığı bir yaradan hafif topal kaldı. Ayrıca 12 tane dişi kırıldı.
Abdurrahmân bin Avf radiyallahu anhu, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in sağlığında ALLAH celle celâlihu yolunda çok mal harcadı. Üç kere malının yarısını verdi.
Hicretten önce (m. 580) tarihinde doğan Abdurrahman İbn Avf radiyallahu anhu hicretten sonra 31 (m 653)'de 75 yaşlarında vefât etmişlerdir. Cenâze namazını Osman radiyallahu anhu kıldırmış Cennetü'l-Bâki'ye defn olunmuştur. Rabbimizden şefaatlarini niyâz ederiz!.

Abdurrahmân bin Avf radiyallahu anhu; İri yapılı, beyaz tenli, yakışıklı bir zat idi.

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in kardeş ilan ettiklerinden ikisi de Mekkeli Abdurrahman bin Avf ile Medineli Sa’d bin Rebi’ radiyallahu anhum idi..


Resim---Sa’d, Abdurrahman’a şöyle diyordu.: “Kardeşim, ben Medine’nin en zenginiyim. İşte malımın yarısı, al. İki tane de hanımım var; bak, hangisi hoşuna gidiyorsa boşayayım, onunla evlen!”
Abdurrahman’ın cevabı ise şöyle oldu.: “Kardeşim Sa’d! Allah malını da, aileni de sana bağışlasın. Siz bana çarşının yolunu gösterin!.”
Abdurrahman’a çarşının yolunu gösterdiler. Doğruca çarşıya gitti, epey bir miktar kazanç elde ederek döndü. Daha sonra Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in mal çokluğu için duasına da mazhar olan Abdurrahman, çok geçmeden öylesine zengin oldu ki, bir defada 700 deveyi yükleriyle birlikte ALLAH celle celâlihu yolunda bağışlayacak dereceye geldi.
Kendisi der ki.: “Elime taş alsam, altın ve gümüş olduğunu gördüm!”
buyurmuştur..
(İ. Ahmed, Müsned, 1: 91)


Resim---Abdurrahman radiyallahu anhu, Peygamberimize herhangi bir şekilde en küçük bir zarar bile gelmesini istemezdi. Bunun için de gözünü ondan ayırmazdı. Bir gün Peygamberimizin yalnız olarak bir yere gittiğini gördü. Başına bir şey gelmesinden endişe etti. Peşine düştü. Bir ara Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem secdeye kapandı. Uzun müddet öylece kaldı. Abdurrahman radiyallahu anhu, onun ruhunu teslim etmiş olmasından korktu. Yanına gitti. Tam o sırada Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, başını secdeden kaldırdı. Abdurrahman radiyallahu anhu’ı görünce.: “Ne var, bir şey mi oldu?” buyurdu.
Abdurrahman radiyallahu anhu.: “Yâ Resûlallah, secdeniz o kadar uzadı ki, mübarek ruhunuzu teslim etmiş olmanızdan endişe duydum!” deyince,
Peygamberimiz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Bana Cebrâil geldi.: “Kim sana salât ve selâm getirirse, Cenâb-ı Hakk’ın mağfiret ve selâmına nâil olur!.”’ dedi. Ben de, bunun için şükür secdesi yaptım.”
buyurdu..
(Üsdü’l-Gàbe, 2: 416, 3: 314; Mektûbât, s. 148)


Resim---Enes radiyallahu anhu’n rivâyetine göre, bir gün Medine’de birtakım sesler duyuldu. Âişe radiyallahu anha Annemiz.: “Nedir bu?” diye sordu.
“Abdurrahman bin Avf’ın kervanıdır.” diye cevap verdiler. Bunun üzerine Âişe radiyallahu anha.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in şöyle buyurduğunu duydum.: “Abdurrahman bin Avf’ı emekleyerek cennete girerken gördüm!.” buyurdu.
Bu söz Abdurrahman radiyallahu anhu’ya ulaşınca: “Eğer yapabilseydim, cennete yürüyerek girerdim!.” dedi ve o kervanı bütün ağırlıklarıyla ALLAH celle celâlihu yolunda harcamak üzere sadaka olarak verdi..

(Tabakât, 3: 93)


Resim---Abdurrahman radiyallahu anhu, cemaate imam olduğu bir sırada Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in gelip kendisine uyması, onun faziletine bir yenisini daha ilâve ediyordu. Hadise Tebük Seferi esnâsında oldu. Peygamberimiz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem bir ara kafileden ayrılmıştı. Sabah namazının vakti geçmek üzereydi. Sahabiler, Abdurrahman radiyallahu anhu’yu imamlığa geçirdiler ve arkasında namaza başladılar. Birinci rekât için rükûya gidildiğinde Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem geldi. Cemaate katıldı. İkinci rekâtı Abdurrahman radiyallahu anhu’n imamlığında kıldı. Cemaat selâm verdikten sonra kalktı, namazı tamamladı.
Namazını bitirince.:
“Güzel kıldırdınız, iyi yaptınız.” övgüsüne mazhar olmuştur..
(İ. Ahmed, Müsned, 4: 247; Hz. Muhammed ve İslamiyet, 9: 196)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Abdurrahmân bin Avf radiyallahu anhu hakkında;
İmam Ali kerremallahu vechehu.:
“Abdurrahmân bin Avf radiyallahu anhu’n hakkında Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemden.: "Sen semâ ehli içinde emînsin, sen ehl-i arz içinde de emînsin." buyurduğunu duydum.” buyurmuştur..


Abdurrahman radiyallahu anhu Peygamberimiz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ilminden en fazla istifade eden sahabilerdendi. 65 hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir. Kendisinden, Abdullah İbn-i Abbâs, İbn-i Ömer, Câbir bin Abdullah Enes bin Mâlik, Cübeyr bin Mut’im ve oğulları İbrâhîm, Hamid ve Ebû Seleme, kızkardeşinin oğlu Abdullah bin Âmir, Mâlik bin Evs ve birçok âlim hadîs-i şerîf rivâyetinde bulunmuştur.
Bu hadislerden ikisi şu meâldedir:


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Bir yerde vebâ hastalığının bulunduğunu işittiğiniz zaman oraya gitmeyiniz. Eğer hastalık bulunduğunuz yerde çıkarsa kaçmak için sakın oradan ayrıl-mayınız!” buyurdu...
(Buhârî, Tıb: 30; Müslim, Selâm: 98)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Kadın beş vakit namazını kılar, Ramazan orucunu tutar, namusunu korur, kocasına da itaat ederse ona.: “Dilediğin kapıdan Cennete gir!.” denilir.” buyurdu..
(İ. Ahmed, Müsned, 1: 191)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 04 Kas 2019, 17:05 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11419
Resim 6-) EBU UBEYDE b. CERRAHradiyallahu anhu.:

Peygamber Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in "ümmetin emini" buyurduğu, Ömer radiyallahu anhu'n.: "Yaşıyor olsaydı, halife tayin ederdim." dediği emin bir sahabi...
Ebu Ubeyde radiyallahu anhu, Müslüman olduğunda tahminen 27 yaşındadır. Mekke döneminde müşriklerin eziyet ve işkencelerinin artmasını müteakip, aldığı izinle Habeşistan'a yapılan ikinci hicrete katılmış, bir müddet Habeşistan'da kaldıktan sonra Medine'ye hicret etmiştir.
Ebu Ubeyde, Bedir Savaşı'nda müşrikler safında yer alan babasını fark edince, onunla karşılaşmamaya oldukça özen göstermiş, fakat babasının ısrarla kendisini takip edip öldürmek istemesi karşısında, zor durumda kalarak istemediği halde onu (babasını) öldürmüştür.


لَا تَجِدُ قَوْمًا يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ يُوَادُّونَ مَنْ حَادَّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَلَوْ كَانُوا آبَاءهُمْ أَوْ أَبْنَاءهُمْ أَوْ إِخْوَانَهُمْ أَوْ عَشِيرَتَهُمْ أُوْلَئِكَ كَتَبَ فِي قُلُوبِهِمُ الْإِيمَانَ وَأَيَّدَهُم بِرُوحٍ مِّنْهُ وَيُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ أُوْلَئِكَ حِزْبُ اللَّهِ أَلَا إِنَّ حِزْبَ اللَّهِ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
Resim---“Lâ tecidu kavmen yû’munûne billâhi ve’l- yevmi’l- âhîri yuvâddûne men hâddallâhe ve resûlehu ve lev kânû âbâehum ve ebnâehum ve ihvânehum ev aşîretehum, ulâike ketebe fî kulûbihimu’l- îmâne ve eyyedehum bi rûhin minhu, ve yudhıluhum cennâtin tecrî min tahtihâ’l- enhâru hâlidîne fîhâ, radıyallâhu anhum ve radû anhu, ulâike hizbullâh (hizbullâhi), e lâ inne hizbullâhi humu’l- muflihûn (muflihûne).: ALLAH’a ve âhiret gününe iman eden hiçbir kavmi, ALLAH’a ve peygamberine muhalefete kalkışan kimselerle sevişir bulamazsın; velev ki, o muhalifler, (soyca) babaları ve oğulları, veya kardeşleri veya hısım ve hemşehrileri olsun... İşte ALLAH, böyle (zâlim) kimseleri sevmiyen bir kavmin kalblerine imanı tesbit buyurmuş ve kendilerini yüce katından bir rahmet ile kuvvetlendirmiştir. Onları, (ev ve ağaçları) altından ırmaklar akar cennetlere koyacak, içlerinde ebedî olarak kalacaklardır. Öyle ki, ALLAH onlardan razı, onlar da (bol ikramlardan dolayı) ALLAH’dan razı...İşte bunlar, ALLAH taraftarıdır, (dininin yardımcılarıdır). Dikkat edin ki, ALLAH taraftarı olanlar, gerçekten onlar, zafer bulanlardır (dünya ve âhiret saadetine erenlerdir).” (Mücâdele, 58/22)

Âyetinin bu vesile ile nâzil olduğu rivâyet edilir, ki burada Ebu Ubeyde radiyallahu anhu'n hususî mânâda ALLAH nezdindeki konumunu görmek mümkündür..
Dünyada iken cennetle müjdelenen 10 bahtiyârdan birisi olan Ebû Ubeyde bin Cerrah radiyallahu anhu, İslam’a ilk gönül verenlerdendi. Asıl ismi “Âmir,” künyesi “Ebû Ubeyde”dir. Dedesine nisbetle de “Ebû Ubeyde bin Cerrah” olarak meşhur olmuştur. Sülâlesi yedinci karında Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem’e ulaşmaktadır..


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Her ümmetin bir emini vardır. Bu İslam ümmetinin de emini Ebû Ubeyde bin Cerrah’tır”buyurmuştur..
(Tirmizî, Menâkıb: 33)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem buyurarak onu övmüştü. Hatırlanacağı üzere, Peygamberimize verilen bir lâkab da “el-Emîn” idi. Bu hadisiyle Peygamberimiz aleyhisselâm, kendisine ait bir sıfatı Ebû Ubeyde’ye vermiş oluyordu. Nitekim Ebû Ubeyde’nin Müslümanlar arasında lâkabı “Eminü’l-Ümme” idi.

Yemenliler, Peygamberimizden İslamiyet’i ve sünneti öğretecek bir kişiyi istediklerinde Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Ebû Ubeyde radiyallahu anhu Hazretleri’ni göndermişti.
Müslüman olduğunda genç yaşta baba ocağından ayrılmak mecburiyetinde kaldı. Müşrik babası, onu eve koymuyordu. Ailesiyle birlikte çok zor şartlar altında dinini yaşamaya çalıştı. Habeşistan’a hicret yolu açıldığında müşriklerin ezâ ve cefâsından kurtulmak için oraya hicret etti. Daha sonra da Medine’ye hicret ederek Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem’e kavuştu. Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz, Muhacirlerle Ensar’ı kardeş yaptığında Ebû Ubeyde’nin Medinelilerden kardeşi Sa’d bin Muâzradiyallahu anhu idi..

Cesur bir sahabi ve kahraman bir mücâhid olan Hz. Ebû Ubeyde, bütün savaşlarda Peygamberimiz aleyhisselâm ile birlikteydi. “İslam’ın en mühim savaşı” olan Bedir’de üstün gayret sarf etmişti. Kendisi mü’minlerin safında, babası Abdullah da müşriklerin arasındaydı. Babasıyla karşı karşıya geldi. Babası peşini bırakmıyordu. Öldürmek için fırsat kolluyordu. Ebû Ubeyde ise, müşrik babasının kanını dökmemek için değişik yerlere geçiyordu. Fakat bir türlü elinden kurtulamıyordu. Nihayet babasını dinine fedâ etti. Bu hadise üzerine.: “Allah’a ve âhiret gününe iman edenlerin, babaları veya oğulları veya kardeşleri veya soyu sopu, aşiretleri olsa da yine Allah ve Peygamber’ini düşman tutanlara dostluk ettiğini göremezsin.” Mücâdele Sûresi, 22. âyet-i kerimesi nâzil oldu..

Uhud Savaşı’nda müşrikler Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin üzerine hücum etmişler, yüzünü yaralamışlar, mübârek dişlerini kırmışlardı. Peygamberimiz aleyhisselâmın miğferinden kopan iki halka yüzlerine batmıştı. Hz. Ebû Ubeyde radiyallahu anhu, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’i bu hâlde görünce dayanamamış, Peygamberimizin yüzüne batan halkaları dişleriyle çekerek çıkarmıştı. Bu yüzden ön dişlerinden ikisi kırılmıştı.
(Üsdü’l- Gàbe, 3: 85.)

Daha sonra Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem’le birlikte bütün gazalara katıldı. Her birinde üstün fedâkârlık numuneleri sergiledi..

Ebû Ubeyde radiyallahu anhu temiz kalbli bir insandı. Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem’den aldığı bir emre nefsini fedâ eder derecede feragat gösterirdi. Selâsil Vakası’nda Amr İbn Âs’ın, Ebû Ubeyde’ye yanındakilerle birlikte kendi idâresine girmesi yolunda yaptığı teklife itiraz etmemişti. Ona Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem’in.: “Amr İbn Âs ile ihtilaf çıkarma!.” sözünü hatırlatarak, “Sen beni dinlemezsen de, ben seni dinlerim.” demiş, onun emrinde hareket etmişti.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, onu Habat Gazvesi’ne memur ettiğinde 300 sahabiyle yola çıktı. Yolda erzâk bitince, 200 hurmayla birkaç gün idare ettiler. Bütün yiyecekleri bitip de sahile varmışlardı ki, koca bir balığın kıyıya vurmuş olduğunu gördüler. Ondan günlerce yediler. Daha sonra Ebû Ubeyde radiyallahu anhu Hazretleri, müşriklerin kervanını gözetlemek için emrine verilen birliği, vazifesini bitirdikten sonra sağ sâlim geri getirdi..

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem’in irtihâlinden sonra hilâfet meselesinde mü’minler halifeliğe Hz. Ebû Bekir radiyallahu anhu, Ömer radiyallahu anhu ve Ebû Ubeyde radiyallahu anhu’yi lâyık görüyorlardı. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, bir hadis-i şeriflerinde Hz. Ebû Bekir ve Ömer’den sonra, Ebû Ubeyde için de.: “Ne iyi adamdır…” buyurmuştu.
(Tirmizî, Menâkıb: 33.)

Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer’le Ebû Ubeyde’yi elleriyle tutarak, mü’minlerin, ikisinden birisini halife seçmelerini teklif etmişti. Hz. Ebû Bekir’i kendilerine tercih eden bu iki zât, onun seçilmesine karar verdiler.
Hz. Ebû Ubeyde, idaresi, dirayeti, üstün aklı ve zekâsı ile, ümmet arasında temayüz etmişti. Hz. Ömer kendisinden sonra halifeliğe en lâyık kimse olarak Ebû Ubeyde’yi görüyordu.
Hz. Ebû Bekir’in hilâfete geçmesinden sonra Ebû Ubeyde Hazretleri, Şam ve civarının fethi için vazifelendirildi. Başta Humus ve Şam olmak üzere Antakya’ya kadar olan yerleri, Hz. Ebû Ubeyde’nin kumandasındaki İslam mücâhidleri fethetti. Daha sonra Kudüs’ü muhasara eden Ebû Ubeyde, Kudüslüleri sulhe razı etti. Fakat Kudüslüler barış akdinin Hz. Ömer’in bulunmasıyla mümkün olacağını söylediler. Medine’ye haber gönderen Ebû Ubeyde, Hz. Ömer’i davet etti. Hz. Ömer de yerine Hz. Ali kerremallahu vechehu’yi vekil bırakarak Kudüs’e varmak için yola çıktı. Günler süren meşakkatli yolculuktan sonra Kudüs’e vardı. Kudüs’ün anahtarını teslim aldı.
(Asr-ı Saadet, 2: 66.)

Hz. Ömer devrinde Müslümanlar arasında kıtlık baş göstermişti. Hz. Ömer, vâlilerden yardım talep etti. Ona ilk yardım eden, Hz. Ebû Ubeyde oldu. Şam vâlisi olan Hz. Ebû Ubeyde, 4000 yük zâhireyi bizzat Medine’ye kadar götürerek Medine civarındaki Müslümanlara taksim etti.
Hz. Ebû Ubeyde çok sâde bir hayat yaşardı. Onun bu husustaki ölçüsü,


Resim---Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem’in .: “Sizden en çok sevdiklerim ve en yakınlarım, bana benden ayrıldıkları hâl üzere ulaşanlardır.” hadisiydi...
(Müsned, 1: 196.)


Hz. Ömer, halifeliği sırasında Şam ve civarında çıkan vebâ hastalığını yerinde görüp incelemek üzere Şam’a gitmişti. Etrafına toplanan şehrin ileri gelenlerinden.: “Kardeşim Ebû Ubeyde nerede?” diye sorduğunda.: “Şimdi gelir.” dediler. Az sonra Ebû Ubeyde bir deve üzerinde geldi. Hz. Ömer, Ebû Ubeyde Hazretleri’ne, kendisini evine dâvet etmesini söyledi. Vâlinin yaşayışını gözleriyle görmek istiyordu. Birlikte eve geldiler. İçeriye giren mü’minlerin emîri, evin içinde kılıcı, zırhı ve birkaç parça da ev eşyasını gördü. Bunun üzerine Hz. Ömer.: “Senin bunlardan başka bir şeyin yok mu?” diye sorunca, “Bunlar benim ihtiyacım için kâfidir.” diye cevap verdi. Gözleri yaşla dolan Hz. Ömer.: “Ey Ebû Ubeyde, dünya herkesi değiştirdi, ama seni değiştiremedi.” buyurdu.
(İsâbe, 2: 254; Üsdü’l-Gàbe, 3: 85.)

Ebû Ubeyde radiyallahu anhu her bakımdan fazilet timsâli bir sahabiydi. Allah’tan çok korkar, Resûl’ünün sünneti üzere hareket ederdi. Onun bütün hareketlerinde Allah korkusu hâkimdi. Son derece mütevâziydi.
Şam’da vâli iken şöyle diyordu.: “Ben Kureyşliyim. Fakat teni kırmızı veya siyah biri yoktur ki, takvâ itibârıyla benden üstün olsun da, ben.: "Keşke bu adamın bedeni içinde ben olsaydım!" demeyeyim.”

Hz. Ebû Ubeyde radiyallahu anhu, son derece cömertti. Elinde avucunda ne varsa muhtaçlara dağıtırdı. Bir defâsında Hz. Ömer kendisine 4000 dirhem göndermişti. Elçiye de.: “Dikkat et, bakalım parayı ne yapacak?!” diye tembih etti. Elçi parayı teslim ettiğinde Hz. Ebû Ubeyde radiyallahu anhu bütün parayı muhtaçlara dağıttı.
Vazifesine bütün canıyla bağlı olan ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem sevgisiyle coşan Ebû Ubeyde radiyallahu anhu, idaresi altındakileri öz evlatları gibi gözetirdi. Onun merhamet ve şefkati sadece Müslümanları değil, idaresi altında bulunan Hıristiyanları dahi içine almıştı. Bu sebeple Hıristiyanlar da ona hizmet ederler, düşman hareketlerini kontrol ederek ona malumat verirlerdi.
Ebû Ubeyde bin Cerrah, Hicret’in 18. yılında 58 yaşındayken taundan vefât etti ki şehid oldu..


ALLAH celle celâlihu ondan razı olsun!.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 24 Kas 2019, 16:49 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11419
Resim 8-) TALHA Bin UBEYDULLAH radiyallahu anhu.:

Nesebi, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ile Mürre’de, Hz. Ebû Bekir ile Amr b. Kâ‘b’da birleşir. Annesi Sa‘be bint Abdullah sahâbeden Alâ b. Hadramî’nin kız kardeşidir. Hz. Ali kerremallahu vechehu ile aynı yıl doğduğu zikredilmekteyse de öldüğünde en az altmış yaşında olduğuna göre daha önce doğmuş olmalıdır. İki erkek kardeşinden Osman müslüman olmuş, diğeri ise Bedir Gazvesi’nde müşrik saflarında ölmüştür. İslâm öncesi Mekke’nin önemli tüccarlarından biri olan Talha radiyallahu anhu, ticaret için bulunduğu Busrâ’da karşılaştığı bir rahibden Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellem’in peygamberliğini öğrenince hemen Mekke’ye döndü ve Hz. Ebû Bekir vasıtasıyla İslâmiyet’i kabul edip ilk müslümanlar arasında yer aldı. Vahiy kâtipliği de yapan Talha radiyallahu anhu hem cennetle müjdelenen on sahâbîden hem de Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in en yakını diye bilinen on iki kişiden biridir. Müslüman olduğu günlerde Hz. Ebû Bekir ile aynı ipe bağlanarak işkence gördüğünden her ikisi Karîneyn/yakın dost diye anılır. Suriye’de bulunduğu dönemde gerçekleşen Habeşistan Hicretine katılamadı. Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem Medine’ye hicret ettikten sonra Hz. Ebû Bekir’in ailesini Medine’ye o götürdü. Mekke’de iken Zübeyr b. Avvâm ile, Medine’de Kâ‘b b. Mâlik ile (bazı rivâyetlere göre Ebû Eyyûb el-Ensârî, Sa‘d b. Ebû Vakkās veya Saîd b. Zeyd) ile kardeş ilân edildi. Yine Şam’da olduğu sırada meydana gelen Bedir Gazvesi’ne katılamadığı zikredilmekteyse de birçok kaynakta Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem’in onu ve Saîd b. Zeyd’i Şam yoluna istihbarat için gönderdiği ve Medine’ye ancak savaş bittikten sonra dönebildikleri belirtilmektedir. Bu sebeple kendisine ganimetten pay verildi. Uhud Gazvesi’nden itibâren bütün savaşlarda yer aldı. Kahramanca savaştığı Uhud Gazvesi’nde Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’i korurken birçok yerinden yaralandı ve eli çolak kaldı. O gün üzerinde iki zırh bulunduğu için Uhud Kayalığına çıkamayan Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem Talha’nın sırtına basarak oraya çıktı bu sebeple de;

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Talha’ya -cennet- vâcib oldu” buyurdu..
(Tirmizî, “Menâkıb”, 21)

Talha’nın faziletine dair birçok hadis nakledilmiştir. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in hanımlarından dördünün kız kardeşleriyle evlenen Talha’nın on beş çocuğu oldu. Bunlar arasında Seccâd lâkabıyla tanınan Muhammed ile Mûsâ, İmrân ve Âişe meşhurdur..

Halife seçilmesinin ardından Hz. Ebû Bekir’e hemen biat eden Talha onun zamanında yaşanan Ridde Olaylarının bastırılmasında aktif rol oynadı. Ancak Ebû Bekir’in kendisinden sonra Ömer’i halife tayin etmesini sorguladı. Hz. Ömer’in üçüncü halifeyi seçmeleri için belirlediği altı kişilik heyette yer almasına rağmen o günlerde Medine’de bulunmadığından seçimde yer almadı. Medine’ye döndüğünde herkesin Osman’a biat ettiğini görünce o da biat etti. Fakat Hz. Osman’ın hilâfetinin ikinci döneminde görülen yönetim zaafları yüzünden onu eleştirenler arasında Talha da vardı. Osman’ın öldürülmesinden sonra Ali kerremallahu vechehu’ye biat ettiyse de bu biatın kendisinden zorla alındığını söyledi. Hz. Ali kerremallahu vechehu’nin yeni vâliler tayin edeceğini öğrenince kendisine ait geniş toprakların ve taraftarlarının bulunduğu Basra Vâliliğini istedi, fakat halife bunu kabul etmedi. Bunun üzerine Zübeyr b. Avvâm ile birlikte hareket ederek Hz. Osman’ın katillerinin cezâlandırılmasını isteyen Hz. Âişe’nin safına katıldı ve Mekke’ye gitti. Onun ve Zübeyr’in bu tutumunda Osman’a karşı yaptıkları şiddetli muhalefetten duydukları pişmanlığın etkili olduğuna dair rivâyetler vardır. Basra Vâlisi Abdullah b. Âmir’in ısrarı üzerine gittikleri Basra yakınlarında Hz. Ali kerremallahu vechehu’nun ordusuyla karşılaştılar. Burada Ali kerremallahu vechehu ile görüşen Talha savaşmaktan vazgeçti ve geri safta durdu. O sırada genellikle bir çarpışmanın gerçekleşmeyeceği düşünülüyordu. Ancak umulanın aksine iki ordu arasında Cemel Vak‘ası olarak bilinen çarpışma meydana geldi ve Talha bu sırada kendisini Hz. Osman’ı öldürenler arasında yer almakla suçlayan Mervân b. Hakem tarafından öldürüldü (Cemâziyelâhir 36/Aralık 656). Kabri Basra’nın dışındadır. .

İyi bir hatip olan, zenginliği ve cömertliğiyle tanınan Talha’nın Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem tarafından “hayr, feyyâz, cûd” sıfatlarıyla anıldığı rivâyet edilmiştir. Sahâbenin en zenginlerinden biri olduğu için geriye büyük bir miras bıraktı. Cemel Vak‘ası sırasında el konulan bazı gayri menkulleri Hz. Ali kerremallahu vechehu tarafından çocuklarına geri verildi. Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem ile Hz. Ebû Bekir ve Ömer’den rivâyetleri olan Talha’dan başta oğulları Yahyâ, Mûsâ ve Îsâ olmak üzere Seleme b. Ekva‘, Saîd b. Zeyd, Mâlik b. Evs, Kusem b. Abbas, Saîd b. Osman b. Affân, Ahnef b. Kays, Ebû Seleme b. Abdurrahman hadis nakletmiştir.

Kahramanlığı ve eşsiz faziletleriyle Allah ve Resûl’ünün sayısız iltifatlarına mazhar olan, bilhassa Uhud Savaşı’ndaki kahramanlığıyla asırlar boyu hayranlıkla yâd edilen Hz. Talha bin Ubeydullah, Resûlullah’ın en yakın Ashâbından, Dört Halife devrinin önde gelen şahsiyetlerinden, bu devir şûra meclislerinin mümtaz ve değişmeyen âzalarından biridir. Bütün hayatını Allah ve Resûl’ü uğrunda vakfeden mümtaz bir sahabidir. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem onu bu fâni âlemde ebedî saadetle müjdelemiş, böylece “Aşere-i Mübeşşere” olarak bilinen bahtiyârların arasına katılmıştır.
Hz. Talha’nın Müslüman oluşu bir seyahat sonrasına rastlar. Ticaret için gittiği Basra’da bir rahibden “Hz. Muhammed’in peygamberlik ilan ettiği” haberini aldı. Mekke’ye döner dönmez de bu haberi araştırdı. İlk Müslüman Hz. Ebû Bekir’le görüştü. Onun vasıtasıyla Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in huzuruna çıktı. Ve ilk görüşmede hidayet nuru kalbine doluverdi. Müslümanların safına katıldı.
(Üsdü’l-Gàbe, 3: 59.)

Bu andan itibâren müşriklerin ezâ ve baskıları başladı. Hattâ müşrik kardeşi, ona baskı yapanların başında geliyordu. Günlerce aç ve susuz bırakıldı. Elleri boynuna bağlı olarak dolaştırıldı. Çeşitli hakaretlere maruz kaldı… Fakat imanından aldığı güçle bütün bu sıkıntıları sabırla göğüsledi, inancından taviz vermedi.
Hz. Talha radiyallahu anhu, Medine’ye hicret ettikten sonra Peygamberimiz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem onunla Ubey bin Kâb radiyallahu anhu arasında kardeşlik tesis etti.
Hz. Talha, Bedir Savaşı’na katılmadı. Sebebi de Peygamberimizin Sâid bin Zeyd radiyallahu anhu ile onu, Ebû Süfyân kumandasındaki müşrik kervanı hakkında bilgi toplamak üzere gönderilmiş olmasıydı. Vazifesi sebebiyle bu harbe katılamamakla beraber, Peygamberimiz , Bedir ganimetinden ona da hisse verdi.
Hz. Talha’nın Uhud Savaşı’ndaki kahramanlığı dillere destandı. Müşriklerin Allah Resûlü’nü öldürmek için bütün kuvvetleriyle hücuma geçtikleri bir sırada, Peygamberimizin etrafında etten ve kemikten bir set meydana getirerek, insanüstü gayret gösterenlerin birisi de oydu. Ölmek, fakat Resûlullah’ın yanından ayrılmamak üzere biat etmişti. Bir ara müşrikler iyice yüklenmişlerdi..


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Bunlara kim karşı koyar?” buyurdu.
Talha radiyallahu anhu.: “Ben!” dedi.
Fakat Peygamberimiz aleyhisselâm ona müsaade etmedi. Ensar’dan biri çıktı, çarpışa çarpışa şehid oldu. Bir grup daha çıktı. Resûlullah aynı soruyu yine sordu.
Talha radiyallahu anhu.: “Ben, yâ Resûlallah!” dedi.
Peygamberimiz yine müsaade etmedi. Ensar’dan biri daha çıktı ve çarpışa çarpışa o da şehid oldu. Üçüncüsünde Peygamberimiz aleyhisselâm, kendisine müsaade etti. Hz. Talha radiyallahu anhu kahramanca çarpıştı ve müşrik güruhunu dağıttı.
Harbin en dehşetli ânında Peygamberimiz aleyhisselâm, Hz. Talha’ya.: “Bana kendini fedâ eder, vücudunu siper yapar mısın?” buyurdu.
Talha radiyallahu anhu.: “Yâ Resûlallah, vücudum yolunuza fedâ olsun!” cevabını verdi ve bu sözünde sadakatle durdu.
Keskin nişancı Mâlik bin Züheyr’in attığı bir okun Peygamberimiz aleyhisselâma isabet edeceğini anlayınca hiç tereddüd etmeden hemen elini karşı koydu. Ok parmağını delip geçti. Ama vücudunu Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e fedâ eden bir kahraman için bunun ne ehemmiyeti vardı?!
Talha radiyallahu anhu birçok yerinden yaralandığı hâlde bir an olsun Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’i yalnız bırakmadı. Fakat aşırı kan kaybından bir ara bayılmıştı. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Hz. Ebû Bekir radiyallahu anhu’e, onunla ilgilenmesini söyledi. Hz. Ebû Bekir radiyallahu anhuyüzüne su serpince ayıldı.
Peygamber âşığının ilk sorusu.: “Resûlullah ne yapıyor?” oldu.
Ebû Bekir radiyallahu anhu.: “Allah’a bin şükür, çok iyidir. Beni sana o gönderdi.” deyince, Ebû Talha radiyallahu anhu büyük bir teslimiyet içerisinde: “Allah’a şükürler olsun. Peygamber’im sağ olduktan sonra, bütün musibetler hafif gelir bana!” dedi.
Sonra Resûlullah aleyhisselâm’ın yanına geldi.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Allah’ım, ona şifâ ve kuvvet ver!.” diye dua etti.
Hz. Talha bu duanın bereketiyle hiçbir şey olmamış gibi çarpışmaya devam etti.
Hz. Talha, daha sonra, Peygamberimizi omuzuna alarak yüksekçe bir yere çıkardı.
Talha radiyallahu anhu, Uhud’da 75 yerinden yaralanmıştı. Onun gösterdiği fedâkârlık ve kahramanlık sebebiyle Peygamberimiz ona.: “Talhatü’l-Hayr.: Hayırlı Talha” lâkabını taktı. Ayrıca,
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Cennet, Talha’ya vâcib oldu. Talha, cennete girecek bir iş yaptı.”
buyurdu.

(Tabakât, 3: 217-220; Müstedrek, 3: 374; Tirmizî, Menâkıb: 22)

Resim---Hz. Talha radiyallahu anhu, kendisini son derece mutlu eden bir hadiseyi şöyle anlatır.: “Sahabilerden bir zât, bir gün Resûlullah’a.: “Mü’minler içerisinde öyleleri vardır ki, Allah’a vermiş oldukları ahde sadakat gösterirler. Onlardan kimi canlarını fedâ etti, kimi de bu şerefi beklemekteler.” âyet-i kerimesindeki “şehid olmayı bekleyenler”in kimler olduğunu sorar.
Fakat Peygamberimiz cevab vermez. Sahabi sualini üç defâ tekrarlar, fakat yine cevab vermez. O sırada ben, üzerimde yeşil bir elbise olduğu hâlde mescide girdim. Resûlullah beni görünce.: “Sual soran nerede?” diye buyurdu. Sahabi.: “Buradayım, yâ Resûlallah!” deyince, beni göstererek.: ‘İşte bu, şehid olmayı bekleyenlerdendir.”
buyurdu..

(Hilye, 1: 87; İbni Ebî Şeybe, Musannaf, 12: 90.)

Ebû Talha radiyallahu anhu, Hendek Savaşı’na, Mekke’nin Fethi’ne, Huneyn ve Tebük Savaşlarına ve Peygamberimizin katıldığı bütün seferlere katıldı.
Hz. Talha radiyallahu anhu varlıklı bir insandı. Ticaretle meşgul olurdu, ama Hicret’ten sonra ziraatle de uğraştı. Bununla beraber yiyip içmesi, giyinip kuşanması son derece sade ve mütevaziydi. Kılıcıyla olduğu kadar, malıyla da cihat ederdi. Tebük Seferi öncesinde, hazırlanan orduyu teçhiz kampanyasına diğer mü’minler gibi, büyük bir şevkle sarıldı. Servetinin büyük bir kısmını, cihat ordusuna sarf etmesi için Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e getirdi ve: “Bunlar size Talha’nın küçük bir hediyesidir.” dedi.
Peygamberimiz aleyhisselâm onun bu cömertliği karşısında çok sevindi.: “Ey Talha, sen çok feyizli ve cömertsin.” diyerek ona iltifat etti.
Bir defâsında da Hz. Talha radiyallahu anhu, cihada çıkan mü’minlerin susuz kalmamaları için bir kuyuyu satın alarak onlara vakfetti.
Huneyn Savaşı’nda gösterdiği kahramanlık ve cömertlik sebebiyle Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem “Talhatü’l-Cûd/Cömert Talha.” lâkabını verdi.
Hz. Talha radiyallahu anhu, misafirper bir insandı. Bir gün yeni Müslüman olmuş iki kişi, misa-firi oldu. İçlerinden birisi diğerine nisbeten daha gayretliydi. Bu zât bir müddet sonra bir savaşta şehid oldu. Diğeri ise bir yıl sonra vefât etti. Bir müddet sonra Hz. Talha radiyallahu anhubu zâtları rüyâsında gördü. İkisi de cennete girmek için kapıda izin bekliyorlardı. Öncelik, sonra vefât edene verildi.
Sabah olunca Hz. Talha radiyallahu anhu geldi, rüyâsını Peygamberimiz aleyhisselâma anlattı. Mecliste hazır olan sahabiler hayret ettiler. Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem’den bu işin hikmetini sordular..


Resim---Peygamberimiz aleyhisselâm, onların sorusuna bir soruyla cevab vererek sözlerine başladı.:
“Sonradan vefât eden, öncekinden bir sene daha fazla yaşamadı mı?”
Sahabiler.: “Evet, yâ Resûlallah!.” dediler.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Bu zât, Ramazan ayını idrak ederek orucunu tutmadı mı?”
“Evet.”
“Bu adam, bir sene daha fazla ibadet etmedi mi?”
“Evet.”
Peygamberimiz aleyhisselâm, diğer amellerini de sorup sahabilerden “evet” cevabını alınca.:
“O hâlde ikisinin arasındaki fark, yerle gök arasındaki mesafe gibidir.”
buyurdu..

(İ. Ahmed, Müsned, 1: 163)

Hz. Talha radiyallahu anhu, güler yüzlü bir insandı. Güleryüzlülüğünü evinde daha da hissetti-rirdi. Kendisinden bir şey isteyeni boş çevirmez, istenileni imkânı nisbetinde verirdi. En küçük bir iyiliği dahi küçük görmez, her seferinde teşekkür ederdi.
Vedâ Haccı’na da katılan Hz. Talha radiyallahu anhu, Peygamberimiz aleyhisselâmın irtihâline çok üzüldü. O kadar üzülmüştü ki, diğer sahabiler Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’den sonra halifenin kim olacağını müzakere ederken o bir köşeye çekilmiş, hazin hazin ağlıyordu...
Hz. Ebû Bekir radiyallahu anhu’e biat ederek halifeliğini kabul eden Hz. Talha radiyallahu anhu, onun vefâtına kadar müşavere heyetinde vazife yaptı. Müslümanlar birçok meselede kendisine müracaat ediyordu..

Aradan iki sene geçmişti. Hz. Ebû Bekir radiyallahu anhu hastalandı, “kendisinden sonra yerine halife olarak kimin geçeceği” hususunda sahabilerin ileri gelenlerinin fikrini almaya başladı. Meseleyi Hz. Talha radiyallahu anhu’ya açınca, Hz. Talha radiyallahu anhu, halifeliğe Hz. Ömer radiyallahu anhu’i lâyık gördüğünü söyleyerek fikrini şöyle açıkladı:
“Bu makama asıl lâyık olan, Ömer’dir. Cenâb-ı HAKk sana Müslümanların işini kime emânet ettiğini sorduğu zaman vicdan rahatlığı içinde ‘Hz. Ömer’e bıraktım.’ diyebilirsin.”
Hz. Ömer’in hilâfeti zamanında da şûra heyetindeki vazifesine devam etti. Meşverete getirilen meseleler hakkında isabetli fikirler serdederek görüş beyan etti.
Mesela fethedilen arazinin mücâhidler arasında taksimi meselesi görüşüldüğü zaman, Hz. Ömer radiyallahu anhu taksime muhalefet etti. Çünkü arazi yalnız onu fetheden mücâhidlere ait değildi, gelecek nesillerin de mülküydü. Hz. Talha radiyallahu anhu bu meselede Hz. Ömer radiyallahu anhu’in fikrini destekledi ve heyette bu fikir kabul edildi.
Hz. Ömer radiyallahu anhu’in, vefâtından önce gösterdiği halife adayları arasında Hz. Talha radiyallahu anhu da vardı. Ama o, adaylıktan feragat ederek Hz. Osman radiyallahu anhu’a rey verdi. Münafıkların yürüttüğü ifsat faaliyetleri karşısında hep Hz. Osman radiyallahu anhu’a destek oldu. Ama hadiseler öyle gelişiyordu ki, artık gelişmelere engel olacak bir imkân kalmamıştı. Nitekim kaderin sırlarıyla iç içe cereyan eden hadiseler, Hz. Talha radiyallahu anhu’n hayatının son devrelerini bütünüyle doldurdu. Vefâtı da münafıkların eliyle oldu. Hicret’in 34. senesinde şehâdet mertebesine erip Rabb’ine kavuştuğu sırada, 64 yıllık şeref ve haysiyet dolu bir ömrün sahibi idi.
Hz. Ali kerremallahu vechehu, bu bahtiyâr sahabinin öldürülmesine çok üzüldü. Naaşının yanına geldi ve şöyle konuştu: “Ey Talha! Yıldız dolu bu semânın altında seni toprağa serili görmek bana çok ağır geldi. Keşke ben 20 yıl evvel ölseydim de bu günü görmeseydim!” buyurdu..


Resim

Talha bin Ubeydullah radiyallahu, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’den 38 hadis rivayet etmiştir.
(Cevamiu’s- Sire 261)

Resim---Talha bin Ubeydullah radiyallahu anhu zengin bir tâcirdi. Gerek kendi akrabalarına ve gerekse ihtiyaç sahibi Müslümanlara çokça yardımda bulunur, elinde bir şey kalmayıncaya kadar tüm servetini dağıttığı olurdu. Bu özelliklerinden dolayı Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem) ona.: “Talhatu’l-Hayr”, “Talhatu’l-Feyyaz” ve “Talhatu’l-Cüd” lâkablarını takmıştı...
(Taberanî Mucemu’l- Kebir 1/111, 112, Heysemî 9/148)

Resim---Talha bin Ubeydullah radiyallahu anhu Aşere-i Mübeşşere’dendir. Nebî sallallahu aleyhi vesellem daha kendileri yaşarken Ebu Bekir, Ömer bin el-Hattab, Osman bin Affan, Ali bin Ebi Talib, Talha bin Ubeydullah, Zübeyr bin Avvam, Sa’d bin Ebi Vakkas, Abdurrahman bin Avf, Ebu Ubeyde bin el-Cerrah ve Said bin Zeyd Radiyallahu anhumm’ların cennetlik olduğunu bildirmiştir.
(Tirmizî 3992, İbni Mâce 133)

Resim---Nebî sallallahu aleyhi vesellem Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Talha, Zübeyr ve Sa’d ile beraber Hira Dağı üzerinde bulunuyorken dağ sallandı.
Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:
“Ey Hira sakin ol!. Senin üzerinde bir Nebî, bir sıddik ve bir de şehidden başkası yok!.” buyurmuştur..

(Müslim, 2417/50)

Resim---Talha bin Ubeydullah radiyallahu anhu İslam’ın ilk gazvesi Bedir’e, Said bin Zeyd ile beraber Şam istikâmetinde görevli olduğundan katılamamış, ancak bundan sonraki tüm savaşlarda bulunmuştur. Özellikle Uhud savaşındaki yararlılığı ve fedakârlığı onun cesâret ve fedakârlığının bir vesikasıdır.
Bu savaşta bozguna uğrayan İslam ordusunun hilâfına Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in yanından ayrılmamış, onu bizzat kendi vücudunu siper yaparak korumuş ve üzerine çullanan müşriklerden kurtarmıştır. Bu muhafızlığı esnâsında Talha’nın eli sakatlanarak çolak kalmıştır.

(Buharî 3483, Nesaî 3135)

Resim---Bir rivâyete göre vücudunda 70 civarında ok, mızrak ve kılıç darbesi vardı. Uhud Savaşından söz edildiğinde Ebu Bekir radiyallahu anhu.: “O, tamamıyla Talha’nın günüydü” derdi..
(İbni Kesir Büyük İslam Tarihi 7/400)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem bu savaşta.: “Talha (cenneti) vâcib kıldı!.” buyurmuştur..
(Tirmizî, 3983; İ. Ahmed 1/165)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem onun için.: v“Herkim yeryüzünde yürüyen bir şehide bakmaktan haz duyarsa Talha’ya baksın!.” buyurmuş ve Ahzâb sûresi 23. âyetteki ahdini yerine getirenlerin kim olduğu sorusuna Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Talha bin Ubeydullah onlardandır!.” buyurarak onu taltif etmiştir..
(Tirmizî 3984, 3987, İbni Mâce 125, 126)

مِنَ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللَّهَ عَلَيْهِ فَمِنْهُم مَّن قَضَى نَحْبَهُ وَمِنْهُم مَّن يَنتَظِرُ وَمَا بَدَّلُوا تَبْدِيلًا
Resim---“Mine’l- mu’minîne ricâlun sadakû mâ âhedûllahe aleyh (aleyhi), fe minhum men kadâ nahbehu ve minhum men yentezırû ve mâ beddelû tebdîlâ (tebdîlan).: Mü'minlerden bir kısım erkekler, Allah'a yaptıkları ahde (savaşta şehid oluncaya kadar sebat edeceklerine dair verdikleri söze) sadık kaldılar. Böylece onlardan bir kısmı verdiği sözü yerine getirdi (şehid oldu), bir kısmı da (şehid olmayı) bekliyorlar. Ve onlar, (ahdlerinden) bir şey değiştirmediler.” (Ahzâb 33/23)

Halife seçilen Osman radiyallahu anhu’n hilâfeti çalkantılarla geçmiş ve şehâdetiyle neticelenmişti. Ali radiyallahu anhu’ın hilâfetinde ise fitnecilerin oyunları tutmuş ve Müslümanlar bölünmüştü. Cemel Vakası patlak verdi ve Talha radiyallahu anhu, Aişe radiyallahu anha’nın safında bulunarak Ali kerremallahu vechehu’ye karşı çıktı ise de Ali kerremallahu vechehun yaptığı bir ihtar ile içtihaden yaptığı hatasını anlayarak geri çekildi ve savaştan ayrıldı..
Bu haldeyken hicretin 36. yılında Mervan bin Hakem tarafından atılan bir okla vurularak Nebî sallallahu aleyhi vesellem ’in haber verdiği şehâdet mertebesine ulaştı..

(Taberanî Mucemu’l- Kebir 1/113, Heysemî 9/150)

Resim ALLAH celle celâlihu onLardan razı OLsun!.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 05 Ara 2019, 13:15 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11419
Resim 9-) ZÜBEYR bin AVVAM radiyallahu anhu.:

ZÜBEYR radiyallahu anhu, hayatı boyunca hep Hakk'ın ve Haklının yanında yer almış, bu uğurda hiçbir şeyden yılmamıştır. Nitekim, İslâm'a girdiğinden ötürü yapılan işkence ve eziyetlere hiç aldırış etmemiştir.
Merhameti engin RABB'imiz TeÂLÂ, insanlığın karanlıkta debelenmesine daha fazla müsaade etmediği için, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, insanlığı “zulüm ve zulmetten aydınlığa” çıkarmak üzere geldi. Kendisine ilk tabi olanlardan biri de ZÜBEYR radiyallahu anhu'di. O sıralar halkanın tamamı beş veya altı kişiden ibaretti.
ZÜBEYR radiyallahu anhu, bir gün kılıç elinde sokağa fırlıyor. Nereye gittiği ve ne yapmak istediği meçhul. Kılıç elinde ve kendisi sokakta. Birden gözleri kamaşıyor, baktığında Efendiler Efendisi aleyhisselâm karşısında, şaşırıyor. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem de Zübeyr radiyallahu anhu'in bu haline şaşırmış vaziyette. Sonradan anlaşılıyor ki, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in şehid edildiği haberi üzerine sokağa fırlamış ve karşısına kim gelirse doğramaya and içmiş. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, İslâmî gayretini tebrik ediyor. Görüyorsunuz ya; peygambere Havari olma öyle kolay değil! İşte İslâm'da ilk çekilen kılıç budur..


Resim---İmam Ali kerremallahu vechehu nakletti.: “Resûlüllah sallellâhü aleyhi ve âlihi vesellem.: “Talha ve Zübeyr cennette benim komşularımdır.” buyurdu..
(Tirmîzî, Menâkıb 20, 3741/ III, 565; Hâkim, El-Müstedrek, VII, 5616 BMT; Cevdet Paşa, Kısâs-ı Enbiyâ, I, 528)

Resim---Muhammed Bâkır Hazretleri dedesi Hz. Ali kerremallahu vechehu’n şöyle buyurduğunu naklett.i: “Umarım ki; Ben, Talha ve Zübeyr ALLAH’ın.: “Biz onların göğüslerinden kini söküp attık. Cennette karşı karşıya mutlulukla otururlar” Hicr 15/47 buyurduğu kimselerden oluruz.” buyurdu..
(Zehebî, Tarihü’l-İslam, VI, 214)

Resim---Şâ’bi şöyle dedi.: “Ben Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in Ashâb’ının beş yüzden fazlasından dinledim.: Hepsi de.: “Ali, Osman, Talha, Zübeyr cennettedir” diyorlardı.” buyurdu..
(Zehebî, Tarihü’l-İslam, VI, 214)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Her peygamberin bir havarisi/yardımcısı vardır, benim de havarim Zübeyr’dir!.” buyurdu..
(Müslim, Fezâilü’s-Sahâbe: 48)

Buyurarak methettiği ZÜBEYR radiyallahu anhu, İslam’a gönül veren ilk bahtiyârlardandır. Peygamberimizin en yakın dava arkadaşıdır. Ayrıca halası Hz. Safiyye’nin oğludur. Babası Avvam, Hatice aleyhasselâm Vâlidemizin kardeşidir. Nesebi, Peygamberimizin nurlu silsilesiyle, dedelerinden Kusay’da birleşir.
ZÜBEYR radiyallahu anhu, küçük yaşta yetim kaldığından annesi tarafından yetiştirildi. Hz. Safiyye, oğlunun terbiyesinde çok titiz davranıyordu. Onu hayata hazırlamak için bazen dövdüğü de olurdu!.
Bunu görenlerin.: “Çocuğun kalbini çok kırıyorsun, onu helak edeceksin!” demelerine karşı Hz. Safiyye şu cevabı veriyordu.: “Benim Zübeyr’i dövmem, onu sevmediğimden değildir. Ben onu akıllanması, adam olması ve ilerde orduları bozguna uğratarak ganimetle dönecek bir kahraman olması için terbiye ediyorum.”
(Tabâkât, 3: 101)

Gerçekten de ZÜBEYR radiyallahu anhu’in annesinden aldığı çekirdek mahiyetindeki terbiye, hayatına aksetmiştir. Zübeyr radiyallahu anhu cesareti ve kahramanlığı ile tanınmış, Müslüman olduktan sonra da, canını fedâ eder derecede ileri atılmıştır. Amcası ona işkenceler ederek dininden dönmesi için zorlarken, ZÜBEYR radiyallahu anhu ise.: “Amca, artık ebediyen küfre girmem.” diye sebât ediyordu. (Hilyetü’l-Evliyâ, 1: 89)

Mekke’de müşriklerin Müslümanlara göz açtırmadıkları devrede bir ara Peygamberimizin öldürüldüğünü duydu. 15 yaşında Müslüman olan ZÜBEYR radiyallahu anhu, o sıralar henüz çok gençti. Hadisenin mahiyetini anlamadan kılıcını sıyırarak, müşriklere bir ders vermek üzere yola çıktı.
Yolda kendisini gören Peygamberimiz aleyhisselâm.: “Ne oldu Zübeyr, nereye gidiyorsun böyle?” diye sordu. Birdenbire şaşıran ZÜBEYR radiyallahu anhu, meselenin aslını öğrendi ve Peygamberimiz aleyhisselâm’a.: “Anam babam sana fedâ olsun yâ Resûlallah! Senin katledildiğini duydum; müşriklere haddini bildirmeye gidiyordum!” dedi. Peygamberimiz onu teskin etti ve duada bulundu..
(Üsdü’l-Gàbe, 2: 197)

Böylece, İslam tarihinde küffara karşı ilk kılıç çeken, ZÜBEYR radiyallahu anhu oldu.
Mukaddes davaya bütün varlığıyla bağlanan ZÜBEYR radiyallahu anhu, müşriklerin çeşitli işkence ve zulmüne maruz kaldı; fakat bütün bu taarruzlar ona bir teşvik kamçısı oldu, mücadele azmini artırdı.
Habeşistan’a hicret eden kafileye ZÜBEYR radiyallahu anhu de katıldı. Daha sonra oradan Medine-i Münevvereye hicret etti..

Medine’de Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e kavuştuktan sonra onun emrinden hiç ayrıl-madı; hüzünlü ve sevinçli günlerinde hep onunla birlikte bulundu. Bütün muharebelerde Peygamberimizin yanında yer aldı, ona gelebilecek tehlikelere göğsünü gerdi, kendisini fedâ etti..


Resim---Bu hususta ZÜBEYR radiyallahu anhu şöyle der.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ile beraber katıldığım savaşlarda yara almayan hiçbir yerim yoktur.”
Hattâ bu yaralanmaların edep yerine kadar vardığı da kaydedilmektedir.
buyurdu..

(Tirmizî, Menâkıb: 25)

Bedir Savaşı’nda karşısına çıkan hasımlarını bir darbede yere serdi, harbin en şiddetli anlarında müşrikleri perişan etti. Fakat kendisi de ağır şekilde yaralandı. Oğlu Urve, babasının aldığı yaranın derinliğini anlatırken.: “Parmağım içine girebiliyordu!” demektedir.
ZÜBEYR radiyallahu anhu, Bedir’de başına sarı bir sarık sarmıştı. Zübeyr’in düşman karşısında şahlanışını gören Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, onun şecaat ve kahramanlığını şöyle övmekteydi.: “Meleklerin, sarı başlıklarla Zübeyr’in suretinde indiklerini görüyordum.”
(Tabakât, 3: 103)

Bu savaşta düşmana fırsat vermeyen iki süvariden birisi de ZÜBEYR radiyallahu anhu idi. Zâten Bedir Savaşı’nda sadece iki at vardı.
Uhud Savaşı’nda da Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in yanıbaşında çarpışan birkaç fedâiden birisi ZÜBEYR radiyallahu anhu idi. Savaştan önce Peygamberimiz aleyhisselâm ile “ölüm” üzerine biat etmişti. İlk bozgundan sonra Peygamberimizin çevresinde kendisini kalkan yaparak bahadırlık gösteren, hayatlarını Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in hayatına fedâ eden gözüpek sahabiler arasındaydı.
Hendek Savaşı’nda müşriklerin hücumlarını püskürten ve üstün gayret gösteren Hz. Ali’nin yanında ZÜBEYR radiyallahu anhu de bulunuyordu.
Kurayza Yahudilerinin Peygamberimizle yapılan anlaşmayı bozmalarından sonra Peygamberimiz, onların üzerine gidecek bir kumandan arıyordu. “Kim gidecek?” sualine hep Zübeyr radiyallahu anhu cevab verdi. Peygamberimiz aleyhisselâm, ZÜBEYR radiyallahu anhu’n gönüllü hizmete talip olmasından çok memnun oldu ve.: “Anam babam sana fedâ olsun, ey Zübeyr!” diyerek iltifâtta bulunmuştu.
Sevgili Peygamberimiz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, dünyada iken cennet saadetiyle müjdelediği sahabiler arasında Zübeyr radiyallahu anhu’yu da zikretmiştir..
(Müslim, Fezâilü’s-Sahâbe: 49)

Cihad meydanlarında hep ön saflarda yer alan ve her seferinde bileğinin gücünü, kılıcının hakkını veren ZÜBEYR radiyallahu anhu, Hayber’de karşısına çıkan, Yahudilerin en gözde yiğitlerinden Yâsir’le mücadele ediyordu. Şiddetli bir çarpışma başladı. Annesi Safiyye de cephe gerisinde bulunuyordu. Sabırsızlanıyor, evlat şefkatiyle yerinde duramıyordu.
Dayanamayarak Peygamberimize yaklaştı.: “Yâ Resûlallah, oğlum şehid mi oldu, yoksa?!” diye sordu.
Peygamberimiz aleyhisselâm.: “Hayır, inşaallah oğlun onu öldürecek!.” cevabını verdi.
Bu cevabtan kısa bir zaman sonra da ZÜBEYR radiyallahu anhu, hasmını yere serdi..
(Sîre, 3: 348)

Mekke’nin Fethi’nde ZÜBEYR radiyallahu anhu, Peygamberimizin sancaktarı idi. Mekke halkının bir kısmı toplanmış, İslam mücâhidlerine tâzimde bulunuyorlardı. Bu sırada ZÜBEYR radiyallahu anhu ile Mikdad bin Esved, at üzerinde geldiler. Sevgili Peygamberimiz elbisesinin ucuyla yüzlerindeki tozu sildi, onlara dönerek şöyle buyurdu.: “Ben ganimetten at için iki pay, süvari için de bir pay veriyorum. Bu miktarı kim azaltırsa, Allah da onu noksan kılsın!.”(Tabakât, 3: 104)

Huneyn Savaşı’nda Peygamberimizin etrafında kalan, onu yalnız bırakmayan fedâiler içinde ZÜBEYR radiyallahu anhu de vardı. Boylu poslu, güçlü kuvvetli bir insan olan ZÜBEYR radiyallahu anhu, müşrikleri birer birer savuşturuyordu. Düşman sürüsünü Peygamberimize yaklaştırmamak için canını dişine almıştı..

Tâif Muhasarası’nda ve Tebük Seferi’nde de hazır bulunan ZÜBEYR radiyallahu anhu, Vedâ Haccı’nda yine Peygamberimizin yanındaydı.
ZÜBEYR radiyallahu anhu, Hz. Ömer radiyallahu anhu devrinde fetih ordusuna tekrar katıldı. Yermük Savaşı’nda İslam mücâhidlerinin önünde çarpışan ZÜBEYR radiyallahu anhu’n, zaferin elde edilmesinde büyük hissesi vardı..

Mısır’ın fethiyle vazifelendirilen Hz. Amr bin Âs, Fustat Muhasarası sırasında Halife Hz. Ömer’den yardım istedi. Hz. Ömer de 4000 asker gönderdi. Askerin başında ZÜBEYR radiyallahu anhu’le birlikte üç sahabi daha vardı. Hz. Amr muhasara işini ZÜBEYR radiyallahu anhu’e havale etti.
ZÜBEYR radiyallahu anhu burada da askerî tecrübesini ve dehâsını kullanarak kaleyi muhasara etti. Atlıları ve piyadeleri uygun yerlere yerleştirdikten sonra mancınıklar kurarak kaleyi tehdit etti. Muhasara uzayınca başka bir taktik kullanarak kalenin duvarlarına ipten merdivenler astı. Kale duvarlarına tırmanan mücâhidler içeri girdi, kapı açıldı. Böylece kale içten fethedilmiş oldu..
(Asr-ı Saadet (Ashâb-ı Kirâm), 1: 344)

Suriye ve Mısır topraklarının İslam Beldesi hâline gelmesinde ZÜBEYR radiyallahu anhu gibi mümtaz sahabilerin büyük payı vardır. Cihadla fethedilen bu ülkeler sonunda birer İslam beldesi oldu.
ZÜBEYR radiyallahu anhu celâdet, şehâmet ve cesâreti, savaş meydanlarında gösterdiği üstün kahramanlığı ile beraber, son derece takvâ sahibi, merhametli, hakperest, ince ruhlu ve temiz huylu, seçkin bir şahsiyetti.
İnancı uğruna bütün varlığını fedâ edecek derecede fedâkâr, azimli, kararlarında hakkı takib eden, mert bir zâttı. Geçimini ticaretle sağlayan ZÜBEYR radiyallahu anhu zengin sahabilerdendi. Bununla birlikte, son derece cömert ve eli açık, kerem sahibiydi. Birçok fakir Müslüman’ın geçimini üzerine almıştı. Onların her türlü ihtiyacını görürdü. Borç isteyenlere yardım eder, mücâhidleri cihada hazırlar, teçhiz ederdi.
O kadar bol serveti ve malı olmasına rağmen son derece sade yaşar, mütevazi giyinirdi. Külfetsiz bir hayat geçirdi. Zâten bütün davranış ve yaşayışında Peygamberimizi örnek almıştı.
Müslümanlar arasında emânete riayetiyle meşhurdu. Sahabiler en kıymetli şeylerini ZÜBEYR radiyallahu anhu’e emânet ederlerdi. Bu vasfından dolayı Hz. Ömer onu “dinin bir rüknü” ifâdesiyle methediyordu..

Hz. Osman radiyallahu anhu devrinde devlet işlerine karışmayıp sükûnet içinde yaşayan ZÜBEYR radiyallahu anhu, Hz. Ali kerremallahu vechehu’nin halife olmasından sonra, Hz. Talha ile birlikte müracaat ederek, Hz. Osman’ın katillerinin cezâlandırılmasını istedi. Daha sonra meydana gelen Cemel Vakası’nda Hz. Âişe tarafında yer aldılar.
Savaş başlamadan Hz. Zübeyr’e nasihat eden Hz. Ali (kerremallahu vechehu Hz. Talha’ya da, nasihat etti. Bu nasihatler sebebi ile her ikisi de pişman oldular fakat evlatları onlara engel oldu. Hz. Talha, kendi saflarında bulunan Mervan b. Hakem tarafından ok ile vurularak şehit oldu. Zübeyr ise savaş yerinden çıkıp gitmek için giderken Sibâ vadisinde Hz. Ali kerremallahu vechehu’den mükâfat alırım, düşüncesinde olan İbn Cürmüz tarafından şehid edildi.
Hz. Ali kerremallahu vechehu ise.: “Ben Resûlüllah’tan işittim, Zübeyr’in kâtilini ateşle müjdeleyin buyurdu.” Her iki sahâbînin de vefat etmeden önce Hz. Ali kerremallahu vechehu’n askerlerine biat ettikleri ya da biat etmek istedikleri nakledilmiştir.”
Her iki kuvvet bir çarpışma kastı olmadan birbirlerine yaklaşmışlardı. Bazı müfsid ve fitnecilerin karıştırmasıyla kılıçlar kalktı, Müslüman kanı döküldü..
Ertesi gün Hz. Ali kerremallahu vechehu ile ZÜBEYR radiyallahu anhu yüz yüze geldiler. Hz. Ali kerremallahu vechehu niçin karşı çıktığını sordu ve Peygamberimizin bir hadisini hatırlattı..


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Ey Zübeyr! Sen haksız olduğun halde, Ali ile savaşacaksın fakat haksızsın!” buyurduğunu hatırlattı, bunu hatırlayan Zübeyr savaşı terk etti. Ancak oğlu onu ikna edip yemininden döndürdü. Bu yeminin kefareti olarak da kölesini hürriyetine kavuşturdu...
(Hâkim, El-Müstedrek, VII, 5629-5630; İbn Kesîr, El-Bidâye, VI, 292/ VII, 390; El-Askalânî, El-İsâbe, s.101; El-Askalânî, El-Metâlib, IV, 4461-4475; Zehebî, Tarihü’l-İslam, VI, 195-198;. Cevdet Paşa, Kısâs-ı Enbiyâ, I, 520; M. Câmi, Şevâhidü’n-Nübüvve, s.160; El-Heytemî, Savâikü’l-Muhrikâ, s.273; Kütüb-i Sitte, XII, 475)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Hatırlar mısın, bir gün Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem’le birlikte gidiyorduk. Sana rastladık. Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem sana.: "Sen bir gün Ali’yle haksız yere savaşacaksın.” demişti.” dedi.
Bu ikazı duyan ZÜBEYR radiyallahu anhu hakperestlik gösterdi. Ve şöyle dedi:
“Evet, hatırladım. Bunu daha önce hatırlamış olsaydım, yerimden kımıldamazdım. Yemin ederim ki, ben seninle savaşmam!” diyerek oradan ayrıldı. Daha sonra Hz. Âişe’nin yanına gitti, savaştan vazgeçtiğini söyledi..
(Üsdü’l- Gàbe, 2: 199)

ZÜBEYR radiyallahu anhu oradan ayrılırken peşine “Amr bin Cürmüz” adında bir adam düştü. Yanına yaklaştı. Bir-iki soru sormak istedi. Adam silahlıydı. ZÜBEYR radiyallahu anhu bir ara namaza durdu. Bunu fırsat bilen Amr bin Cürmüz, ZÜBEYR radiyallahu anhu tam secdeye va-rınca kılıcını çıkardı. Büyük sahabiyi şehid etti.
ZÜBEYR radiyallahu anhu’in atını, kılıcını ve yüzüğünü alarak Hz. Ali kerremallahu vechehu’n yanına gitti. Hz. Ali kerremallahu vechehu durumu öğrenince.:
“Safiyye’nin oğlunu öldürene cehennemi müjdele!” dedi.
Hicret’in 36. senesinde şehid olan ZÜBEYR radiyallahu anhu, 64 yaşında bulunuyordu.
Zübeyr bin Avvam radiyallahu anhu Hazretleri, âhiretteki mükâfatını daha dünyadayken öğrenmişti..


Resim---Sevgili Peygamberimiz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Talha ile Zübeyr, cennette benim komşularımdır.” müjdesiyle onu bahtiyârlar safına katmıştı...
(Tirmizî, Menâkıb: 22)

Resim ALLAH celle celâlihu onLardan razı OLsun!.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 11 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 15 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye