Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 18 Haz 2019, 14:54

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 508 mesaj ]  Sayfaya git Önceki  1 ... 17, 18, 19, 20, 21
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Re: MUHAMMEDİ TASAVVUF
MesajGönderilme zamanı: 26 Eyl 2018, 21:05 
Çevrimiçi
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 11138
Bu konuyu facebook'ta paylan!
Resim

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, İsLâm Dinimizde,
Hayânın Önemini göstermesi BUYURup DUYURmuştur ki;


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Her dinin bir ahlâkı vardır. İslâmın ahlâkı da hayâdır.” buyurmuştur.
(İ. Mâlik, Hüsnü-l Huluk 2, 2, 905)

Ahlâk; insanın huylarını, davranışlarını ve yaşayış tarzını toplumun alışkanlık, töre ve âdetlerini kapsayan bir anlam içerir. Yaradılış mânâsındaki “hûlk” kelimesinden geldiğinden fıtrat ile de yakın alâkadarlığı bulunur.

HuLk.: Huy. Ahlâk. Tabiat. Yaratılıştan olan haslet. Seciyye. Cibilliyet. İnsanın doğuştan veya sonradan kazandığı ruhî ve zihnî hâllerdir.

Ahlâkın; ALLAHu zü’L- CELÂL, Kur'ÂN-ı Kerîm, Nübüvvet, Kâinât ve Vicdân olmak üzere beş kaynağı vardır.

Elbette; Ahlâk sadece iyi huy ve davranışları içermez.
Çünkü, hayatta yaşarken, iyi ve kötü huylaraın tümüne “ahlâk” denir.
İyi olan ahlâka “Ahlâk-ı Hamide/Ahlâk-ı Hasene” denir.
Kötü olanlarına da “Ahlâk-ı Zemime/Ahlâk-ı Seyyie” gibi isimler verilmiştir..


Ahlâk-ı Hamide.: Beğenilen güzel ahlâk ki, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem bütün Ahlâk-ı Hamidede en yüksek ve yetişilmeyecek bir dereceye sâhibdi..
Ahlâk-ı Hasene.: Yüksek ahlâkı en parlak ve ulvî bir şekil ve ruhta gösteren ve bilfiil yaşayan Peygamberimiz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ve O'nun yolunda gidenlerin ahlâkıdır.
Ahlâk-ı Zemime.: Birisinin ayıplarını söylemek, çekiştirmek ve sonuçta kötülemeyi esas alan beğenilmeyen kötü hal ve hareket içeren huy..
Ahlâk-ı Seyyie.: Sâhib olanı, kötülük, günah, suç, yaramazlık ve fenâlığa sürükleyen pis huy..


EsmâuLLAH içinde; Rabb, Hakîm, Latîf, Cemîl celle celâlihu gibi isimlerinin edeble doğrudan alâkası vardır..


Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, EDEBin Menbağı-Kaynağı ve UYgulayıcısıdır..

ALLAHu zü’L- CeLÂL'in, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizi DUYup-Uymamız için EMRuLLAHı;



لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيرًا
Resim---"Lekad kâne lekum fî resûlillâhi usvetun hasenetun limen kâne yercûllâhe ve’l- yevme’l- âhıra ve zekerallâhe kesîrâ (kesîran).: Andolsun ki, sizin için ve Allah’a ve âhiret gününe ulaşmayı dileyen ve Allah’ı çok zikredenler için, Allah’ın Resûl’ünde güzel bir örnek vardır.” (Ahzâb 33/21)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “اَدَّبَنِي رَبِّي فَاَحْسَنَ تَاْدِيبِي : Eddebenî RaBBî fe ahsene te’dibî: RaBBim beni EDEBLendirdi de ne güzel EDEBLendirdi” buyurdu.
(Munavî, Feyzu’l- Kadîr I,225; Süyûtî, Câmiu’s-Sağîr, I, 12; Kurtubî, el Câmiu’l- Ahkâmil Kur'ân, 18:228; İbnu’l- Cevzî Sıfatu’s- Safve I:201)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: بُعِثْتُ لِاُتَمِّمَ مَكَارِمَ الْاَخْلاَقِ : Ben güzel ahlâkı tamamlamak üzere peygamber ba’s olundum (gönderildim).” buyurmuştur.
(Buhârî, Müslim, Mâlik, el-Muvatta, Hüsnü’l-Huluk, 8, II, 903)

Resim---Aişe radiyallahu anha ANNemize Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in ahlâkı sorulduğunda: “O’nun (aleyhisselâm) ahlâkı Kur’ân’dı.” buyurmuştur.
(Tirmizî, Birr 69)

Çünkü Habli’l- Verîdimizden de AKREB OLan RABBımız ALLAHu zü’L- CeLÂL, Tüm Düşünce, Davranış ve uygulamalarımızda Mutlak GÖZetleyicimizdir.:

هُوَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِي الْأَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنزِلُ مِنَ السَّمَاء وَمَا يَعْرُجُ فِيهَا وَهُوَ مَعَكُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
Resim---"Huvellezî halaka’s- semâvâti ve’l- arda fi sitteti eyyâmin summestevâ alâ’l- arş (arşi), ya’lemu mâ yelicu fî’l- ardı ve mâ yahrucu minhâ ve mâ yenzilu mine’s- semâi ve mâ ya’rucu fîhâ, ve huve meakum eyne mâ kuntum, vallâhu bi mâ ta’melûne basîr (basîrun).: Gökleri ve yeri 6 günde yaratan O’dur. Sonra arşın üzerine istiva etti. Arza gireni ve ondan çıkanı ve semadan ineni ve orada uruç edeni (yükseleni) bilir. Ve siz nerede iseniz O, sizinle beraberdir. Ve Allah, sizin yaptıklarınızı en iyi görendir.” (Hadîd 57/4)

Bu Muhteşem MuhaMMedî ŞÛURun ürünü EDEB; İnsanın cismânî ve nefsânî ihtiyaçlarını ,İlâhî, MuhaMMedî ve EHL-i BEYtî bir Tâlim/Öğretim ve Terbiye/Eğitim ile Tanzim ederek, NEFSini =>Rûhânîleştirir..

Onun için, zamanında birlikte yaşama şerefine eren Ashâb-ı Kiram,Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e edebte son derecede özen gösterirlerdi.
Ne var ki, ALLAHu zü’L- CeLÂL Kur'ÂN-ı Kerîmde Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e konuşma ve davranışta EDEBi farz kıldı.:


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيِ اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Resim---"Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tukaddimû beyne yedeyillâhi ve resûlihî vettekûllâh (vettekûllâhe), innallâhe semîun alîm (alîmun).: Ey iman edenler! Allah’ın ve O’nun Resûl’ünün önüne geçmeyin. Ve Allah’a karşı takvâ sâhibi olun. Muhakkak ki Allah; en iyi işiten, en iyi bilendir.” (Hucurât 49/1) (Ahzâb 33/21)

ا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَرْفَعُوا أَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ وَلَا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ أَن تَحْبَطَ أَعْمَالُكُمْ وَأَنتُمْ لَا تَشْعُرُونَ
Resim---"Ya eyyuhâllezîne âmenû lâ terfeû asvâtekum fevka savtin nebiyyi ve lâ techerû lehu bi’l- kavli ke cehri ba’dıkum li ba’dın en tahbeta a’mâlukum ve entum lâ teş’urûn (teş’urûne).: Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber’in sesinden fazla yükseltmeyin. Ve O’na sözü, birbirinize bağırdığınız gibi bağırarak söylemeyin. Siz farkında olmadan amelleriniz hebâ olur.” (Hucurât 49/2)

Resim---Bu Âyet-i Celîle inzâl olduğunda, Sâbit bin Kays radiyallahu anh isimli gür sesli bir sahâbî, bu âyetin şümûlüne girdiği korkusuyla evine kapanıp ağlamaya başladı.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Sâbit’i bir müddet göremeyince nerede olduğunu sordu. Orada bulunanlardan biri; “Yâ Resûlullah! Ben onun yerini biliyorum!” dedi ve hemen gidip onu evinde oturmuş, başı önünde ağlıyor vaziyette buldu.
Ona: “Neyin var, (niye ağlıyorsun)?” diye sordu.
O da: “(Sorma), Şer var!. Sesim, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in sesinin üstüne çıkıyordu, bütün amellerim boşa gitti, cehennemlik oldum!.” cevâbını verdi.
Sahâbî, Sâbit’in bu sözlerini Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e haber verdi.
Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ona git ve söyle, sen cehennemlik değil, bilâkis cennetliksin!.” buyurdu.

(Buhârî, Menâkıb 25, Tefsîr 49/1; Müslim, Îmân 187)

Hucurât Sûresi’ndeki müteâkib âyetler de, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e gösterilmesi gereken EDEBin, KULun bir Takvâ İmtihanı olduğunu bildirmektedir.:

إِنَّ الَّذِينَ يَغُضُّونَ أَصْوَاتَهُمْ عِندَ رَسُولِ اللَّهِ أُوْلَئِكَ الَّذِينَ امْتَحَنَ اللَّهُ قُلُوبَهُمْ لِلتَّقْوَى لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ عَظِيمٌ
Resim---"İnnellezîne yeguddûne asvâtehum inde resûlillâhi ulâikellezînemtehanallâhu kulûbehum lit takvâ lehum magfiratun ve ecrun azîm (azîmun).: Allah’ın Resûl’ünün yanında seslerini alçaltanlar; işte onlar, Allah’ın takvâ için kalblerini imtihan ettiği kimselerdir. Onlar için mağfiret ve büyük ecir vardır.” (Hucurât 49/3)

إِنَّ الَّذِينَ يُنَادُونَكَ مِن وَرَاء الْحُجُرَاتِ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ
Resim---"İnnellezîne yunâdûneke min verâi’l- hucurâti ekseruhum lâ ya’kılûn (ya’kılûne).: Şüphesiz, hücrelerin ardından sana seslenenler de, onların çoğu aklını kullanmıyor.” (Hucurât 49/4)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e emredilen bu yüce saygı edebinin kapsamı, Türk Milletinde tarih boyunca sürmüştür.

Sultân 1. Ahmed Han, kendi adıyla Sultan Ahmed Câmisini altı minâreli yaptırınca, Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellem Efendimiz’e hürmeten, Mescid-i Nebevî’ye bir minâre daha ilâve ettirmiştir..
(İlber ORTAYLI, Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmek, s. 150)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimize EDEBin ŞaîrÂNe Terennümcüsü Şanlı Urfalı Şâir Nâbî:

Hacc Yoluna Çıkarken;


Gel gönül azm-i reh-i Beyt Huda eyleyelim
Sa'y edip Merveye tahsil-i Safa eyleyelim!.


Ve ÖZ SEVgilisi Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem DiYÂRını tâzim için;

Sakın terk-i edebten kûy-i mahbûb-i Hudâ’dır bu;
Nazargâh-ı ilâhîdir, makām-ı Mustafâ’dır bu!.


Cenâb-ı Hakk’ın nazargâhı ve O’nun sevgili Peygamber’i Hazret-i Muhammed Mustafâ aleyhisselâm’ın makāmı ve beldesi olan bu yerde edebe riâyetsizlikten sakın!.

Murâât-ı edeb şartıyla gir Nâbî bu dergâha,
Metâf-ı kudsiyândır, bûsegâh-ı enbiyâdır bu!.


Ey Nâbî! Bu dergâha edeb kâidelerine uyarak gir! Burası, meleklerin etrafında pervâne olduğu ve peygamberlerin (eşiğini) öptüğü mübârek bir makamdır…


Resim

KİMdir ŞÂiR NâBi..:

(d. 1642, Şanlıurfa - ö. 10 Nisan 1712, İstanbul)
1642 senesinde, Şanlıurfa'da doğan Yusuf Nâbi, yokluk ve sefalet içinde yaşayarak büyümüştür. Yusuf Kalfa adındaki bir şeyhin mürididir. Yusuf Kalfa, Nâbî’nin şiir yeteneğini farketmiş ve sanatını ilerletmesi için onu, 24 yaşındayken İstanbul’a göndermiştir. Burada eğitimine devam eder, şiirleri ile tanınmaya başlar. Muhasip Paşanın dikkatini çeken şâir divan katipliğine kadar yükselir. Paşa vefat edince ise Halep'e gider. İstanbul'da geçirdiği dönemde birçok önemli isimle arkadaşlıkları olmuş, sarayla da bazı ilişkiler kurmuştur. Bunun da etkisiyle, Halep'te geçirdiği yıllarda (yaklaşık 25 yıl) devletin sağladığı imkânlarla rahat bir hayat sürdürmüştür.
Eserlerinin çoğunu Halep'te geçirdiği bu yıllarda kaleme almıştır. Daha sonra arasının da iyi olduğu Halep Valisi Baltacı Mehmet Paşa sadrazam olunca Nâbi'yi yanına aldı. Bu dönemlerde Nâbi Darphane Eminliği, Başmukabelecilik gibi görevlerde bulundu. Ayrıca, bazı kaynaklara göre Nâbi aynı zamanda çok güzel bir sese sahipti ve müzik konusunda da fazlasıyla başarılı idi. "Seyid Nuh" ismiyle bazı besteleri olduğu bilinir.
Nâbi Osmanlı'nın duraklama devrinde yaşamış bir şairdi, yönetim ve toplumdaki dejenerasyona ve bozukluklara şahit oldu. Çevresindeki bu negatif olgular onu didaktik şiir yazmaya itmiş, eserlerinde devleti, toplumu ve sosyal hayatı eleştirmesine neden olmuştur.

Ona göre şiir; hayatın, karşılaşılan sorunların ve günlük yaşamın içinde olmalı, hayattan, insandan ve insanî konulardan izole edilmemelidir. Bu yüzden şiirleri hayat ile alâkalı, çözümler üretmeye çalışan, yer yer nasihatta bulunan bir yapıdadır. Eserlerinin herkes tarafından anlaşılması ve hayatla iç içe olmasını istemesindendir belki de, kullandığı dil yalın ve süssüzdür.


Bende yok sabr-ı sükûn, sende vefâdan zerre,
İki yoktan ne çıkar fikredelim bir kere…


"Nâ" ve "bî" kelimeleri arapça ve farsçada “yok” anlamına gelmektedir. Bu beyitte Nabî mahlasının oluşumunu belirtmektedir..

12 Nisan 1712 tarihinde vefat etmiş, Üsküdar'da Karacaahmet Mezârlığına gömülmüştür..

Nâbî, klasik şark dillerini ve İslâm ilimlerini çok iyi bilen âlim ve fâzıl bir şâirdi. Fikrî bir takım söz sanatlarıyle süslemeden, fikir olarak söylemek yolunu seçmiş ve bunda dikkate değer bir şahsiyet göstermiştir. Dili sâde şiirinde his ve hayalden ziyâde düşünceye ehemmiyet veren Nâbî, bol yazmak ve değişik konular üzerinde söz söylemek temayülünde bir şâirdir.
Nâbî'nin fikir ve düşünceleri gibi dil ve edebiyat hakkındaki görüşleri de kendi çağı içinde ehemmiyetli, orijinal ve yenidir. Önemli bir kısım manzumelerinde ve manzum eserlerinde bir ahlâkçı tavır alması ve bu yüzden yer yer kuru ve didaktik kalması devrinin sosyal aksaklıklarıyla alâkalıdır.
Şâir, yaşadığı devirde kendini gösteren sosyal ve ahlâkî sarsıntılarla alâkalanma ihtiyacını duymuş, bilhassa mesnevî tarzında yazdığı manzumelerde, dîne, şeriate, ahlâk ve fazilete karşı büyük bağlılık kurmağa çalışmıştır. XVII. yüzyıl dîvân şiirinde bir "tefekkür" edebiyatı çığırı açarak, şiirde değişik bir şahsiyet ve hususiyet göstermiştir..


ŞâiR NâBi'nin Eserleri.:

I-) Manzum Eserleri.:
1-) Türkçe Divânı.
2-) Farsça Dîvânçe.
3-) Tercüme-i Hadîs-i Erbaîn.
4-) Hayriyye.
5-) Hayrâbâd.
6-) Sur-nâme.

II-) Mensur Eserleri.:
1-) Fetih-nâme-i Kamaniçe.
2-) Tuhfet ül-Harameyn.
3-) Zeyl-i Siyer-i Veysî.
4-) Münşeat.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: MUHAMMEDİ TASAVVUF
MesajGönderilme zamanı: 17 Eki 2018, 20:01 
Çevrimiçi
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 11138
Resim

İslâm Dinin ŞiÂRı/İşâretleri, Kadim Âdetleri OLan ŞEÂİRE EDEB için,
RABBımız Teâlâ'nın Kur'ÂN-ı KERiMi'nde Buyruğu;


ذَلِكَ وَمَن يُعَظِّمْ شَعَائِرَ اللَّهِ فَإِنَّهَا مِن تَقْوَى الْقُلُوبِ
Resim---"Zâlike ve men yuazzım şeâirallâhi fe innehâ min takvâl kulûb (kulûbi).: Ve işte kim, Allah’ın şiârlarına (emirlerine, farzlarına) hürmetle uyarsa bunun sebebi muhakkak ki onların kalblerinin takvâ sâhibi olmasındandır.” (Hacc 22/32)

Şiâr: İz, belirti, işaret, nişan, ayırt edici iyi âdet. Üstünlük veren işâret.
Şeâir: (şiâr. c.) Âdetler, İslâm işaretleri. İslâmlara ait kaideler.

KeLÂMuLLAH OLan Kur'ÂN-ı Kerîme Hürmet ve Riâyet EDEBinde; abdestsiz olarak mushafa dokunmanın ve cünüplük hâlinde hem dokunmanın hem de Kur’ân okumanın yasak olmasıdır..


إِنَّهُ لَقُرْآنٌ كَرِيمٌ
Resim---"İnnehu le kur’ânun kerîm (kerîmun).: Muhakkak ki O, gerçekten Kerim olan Kur’ân’dır.” (Vâkıa 56/77) (Yûsuf 12/89)

ي كِتَابٍ مَّكْنُونٍ
Resim---"Fî kitâbin meknûn (meknûnin).: Mahfuz (korunmuş) olan bir Kitab’dadır (Levh-i Mahfuz’dadır).” (Vâkıa 56/78)

لَّا يَمَسُّهُ إِلَّا الْمُطَهَّرُونَ
Resim---"Lâ yemessuhû illâ’l- mutahherûn (mutahherûne).: O’na, tâhir olanlardan (maddî ve manevî arınanlardan) başkası dokunamaz.” (Vâkıa 56/79)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Kur’ân’a temiz olan dışında hiç kimse dokunmasın!” buyurmuştur.
(Hâkim, I, 553/1447)

Resim--- Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ne hayızlı kadın ne de cünüb kimse Kur’ân’dan hiçbir şey okuyamaz.” buyurmuştur.
(Tirmîzî, Tahâret, 98/131)

SALÂTın/NAMAZIN İBÂDetinin EDEBİ.:

يَا بَنِي آدَمَ خُذُواْ زِينَتَكُمْ عِندَ كُلِّ مَسْجِدٍ وكُلُواْ وَاشْرَبُواْ وَلاَ تُسْرِفُواْ إِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ
Resim---"Yâ benî âdeme huzû zînetekum inde kulli mescidin ve kulû veşrebû ve lâ tusrifû, innehu lâ yuhıbbu’l- musrifîn (musrifîne).: Ey Âdemoğulları! Bütün mescidlerde ziynetlerinizi alınız. Yeyiniz ve içiniz. Ve israf etmeyiniz. Muhakkak ki O, müsrifleri sevmez.” (A‘râf 7/31)

Cenâb-ı HAKk TeÂLÂ; kulunu huzûrunda, pasaklı ve derbeder bir vaziyette istemiyor. İlâhî Mülâkāt/Bilişip, BULuşup, OLUŞup da BİZ BİR-İZi YAŞA!.maya yaraşır şekilde, temiz, tertibli ve îtinâlı bir şekilde gelmesini arzu ediyor..

Resim---Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellem mesciddeyken, saçı-sakalı birbirine karışmış bir adam çıkagelmişti. Peygamber Efendimiz aleyhisselâm, eliyle ona saç ve sakalını düzeltmesini işâret etti. Adam, bu emri yerine getirdiğinde Fahr-i Kâinât Efendimiz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Bu hâl, herhangi birinizin şeytan gibi saçı-başı dağınık dolaşmasından daha güzel değil mi?.” buyurmuştur.
(İ. Mâlik, Muvatta’, Şeâr, 7.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, bir gün saçı-başı darmadağınık bir adam görmüştü.
Hayretle:
“Niçin bu adam saçlarını yıkayıp taramıyor?” buyurdu. Üzerinde kirli elbiseler bulunan bir kimseyi gördüklerinde de; “Bu zât elbiselerini yıkayacak su bulamıyor mu?.” buyurarak müslümanların temiz ve tertibli olmaları gerektiğini ifâde etmiştir.
(Ebû Dâvûd, Libâs, 14/4062; Nesâî, Zînet, 60)

Ashâb-ı kirâmın bildirdiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem örtüsüne bürünmüş bâkire bir kızdan daha hayâlı ve EDEBli idi.. (Buhârî, Edeb, 77)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, insanların en nâziği, en zârifi, en güzel ahlâklısı ve en mütebessimi idi. Çiçekten iffetli, gülden hayâlı idi. Sözlerinde ve hareketlerinde en küçük bir nâhoşluk bulunmadığı gibi O, hoş olmayan hiçbir şeye de itibâr etmezdi. Çarşıda-pazarda bağırıp çağırmayı, kötülüğe kötülükle mukabele etmeyi asla uygun bulmazdı. Kusurları bağışlar, yüzünü çevirip hataları görmezden gelirdi.
Ümmetinin; “insanlar arasında, yüzdeki güzelliğin timsâli olan “ben” (yani sîmâyı güzelleştiren alâmet-i fârika) gibi” olmasını isterdi.
(Ebû Dâvûd, Libâs, 25/4089)

Enes bin Mâlik radiyallahu anh, Peygamber Efendimiz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in EDEB ve ahlâkını şöyle anlatır: “Nebiyy-i Ekrem sallâllâhu aleyhi ve sellem Efendimiz; kesinlikle kırıcı bir söz söylemez, mübârek ağzından nâhoş bir söz çıkmaz ve lânet etmezdi. Birimizi azarlayacak olduğunda sadece: “Allah iyiliğini versin, ona ne oluyor ki!.” derdi.” (Buhârî, Edeb, 38, 44)

Resim---Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- yolda giderken, EDEB ve hayânın insanı, ikbal ve terakkîden alıkoyacağı zannedip hayâ sâhibi kardeşini bu huyunu terk etmesi için azarlayıp ve ona: “Sen utanıyor, EDEBli davranıyorsun ama; bu sana zarar veriyor, işlerini aksatıyor.” diyerek telkinlerde bulunan bir kimseye: “Onu kendi hâline bırak; zira hayâ îmandandır.” buyurmuştur.
(Buhârî, Edeb 77, Îmân 16; Müslim, Îmân 57-59)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Hayâ ancak hayır kazandırır.” buyurmuştur.
(Buhârî, Edeb, 77.)

وَلَوْلاَ فَضْلُ اللّهِ عَلَيْكَ وَرَحْمَتُهُ لَهَمَّت طَّآئِفَةٌ مُّنْهُمْ أَن يُضِلُّوكَ وَمَا يُضِلُّونَ إِلاُّ أَنفُسَهُمْ وَمَا يَضُرُّونَكَ مِن شَيْءٍ وَأَنزَلَ اللّهُ عَلَيْكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَعَلَّمَكَ مَا لَمْ تَكُنْ تَعْلَمُ وَكَانَ فَضْلُ اللّهِ عَلَيْكَ عَظِيمًا
Resim---"Ve lev lâ fadlullâhi aleyke ve rahmetuhu le hemmet tâifetun minhum en yudıllûke. Ve mâ yudıllûne illâ enfusehum ve mâ yadurrûneke min şey’ (şey’in). Ve enzelallâhu aleykel kitâbe vel hikmete ve allemeke mâ lem tekun ta’lem (ta’lemu). Ve kâne fadlullâhi aleyke azîmâ (azîmen).: Eğer Allah'ın fazlı ve rahmeti senin üzerinde olmasaydı, onlardan bir grup, seni de saptırmak için tasarı kurmuştu. Oysa onlar, ancak kendi nefislerini saptırırlar ve sana hiç bir şeyle zarar veremezler. Allah, sana Kitabı ve hikmeti indirdi ve sana bilmediklerini öğretti. Allah'ın üzerinizdeki fazlı çok büyüktür.” (Nisâ 4/113)

Bu âyeti celîlede geçen “indirilen hikmetin, indirilen kitâbın/ilmin” izâhını hayatta tatbiki olan EDEB olarak anlayabiliriz. Zâten EDEB de hikmettir. ALLAHu zü’L-CELÂL’in öğretip, eğittiği EDİBİ, HaBîBi olan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemdir.
EDEB, MuhaMMedî Mü’mini tüm alçaklıklardan koruyan ilmin can simididir. Nefsin tâlim/öğretim ve terbiye/eğitiminde ilimle birlikte EDEB de şarttır.
İffet, hilm, vakâr, sabr, hakka ve hayra saygı, hakka ve halka hürmet, merhamet gibi erdemlerin tümü EDEBdendir.
“Âdâb-ı muâşeret” dediğimiz insanî, medenî ve ahlâkî davranış tarzlarımız; nefsimiz, ailemiz, toplum ve dünya insanlarını kapsayan genişliktedir.
EDEB; kişinin Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile buluşmasının ince ayarıdır. Kişi, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in EDEBi ile kendini bilir, ALLAHu zü’L-CELÂL’in ilmiyle RABB’ini bilir.
EDEBsiz; ilim, ibâdet, itâat olamaz! Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Tebliğ Terbiyesi EDEB ile olmuştur. İlâhî EDEBî vahyen alan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in “EDİB-i EKBER” olarak MuhaMMedî EDEBî, Âşıkların dört âlemini yutan hava gibidir.

El Evvelü’l-Âhirü’l-Zâhirü’l-Bâtınu celle celâluhu’nun huzurunda hazır olmanın ilk şartı MuhaMMedî EDEBdir..
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem iftitah tekbirinden hemen önce: “ALLAHÛEKBER!. Zü’l-melekûtü ve’l-ceberûtü ve’l-kibriyâ-ü ve’l-azametü!” buyurması.. MuhaMMedî EDEBin Erkânıdır..

Günümüzde ise EDEB, kulun kula edebine dönüştü.. Her hususta olduğu gibi edebde de ifrat ve tefritten uzakta ve i’tidâl üzere MuhaMMedî EDEBi, İlim, İrâde, İdrak Ve İştirak Tekemmülünde bilmek, anlamak, karar kılmak ve yaşamak şiârımız olmalıdır.
EDEB, vusûlün usûlû, hedefin yoludur.
EDEB, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in vasfı ve tezyînidir. EDEB, Biz MuhaMMedîlerin ise baş tâcıdır ve’s- SeLÂMm!.

EDEB de; Zikr-i Dâim, Fikr-i Dâim, Şükr-ü Dâim Ve Sabr-ı Dâim olmak gibi, EDEB-i Dâim olmakladır. Edib kişi erdemlidir..

Ben fakîr, nice insanlar gördüm ki, şeyhinin yanında şeker gibi konuşuyor, dışarıda ise, biber gibi acı.. Ve canavar gibi hâin, hırslı ve acımasız.. Câmiye girerken süt dökmüş kedi gibi, çıkarken yedi başlı ejderha..
Câhillik, acımasız bir illettir ki çöktüğü başı çökertir..

İyilerini, güzellerini, mübâreklerini de gördüm.
Bolu’daki kardeşlerimden Cemâl Candan, köpeklere dahi “mübârek hayvan” diyordu.. Çok görmeyin sakın bu sözünü.. Bu Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in EDEBidir.

Sahih hadisle bildirilmiştir ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir sefere giderken çalıların arasından çıkan bir domuz, develeri ürkütünce: “Hay mübârek develerimizi ürküttün!” buyurunca Sahabe: “Yâ Rasûlullah, bu hayvan murdar değil miydi?” deyince: “Bir hayvan için güzel ahlâkımı (hulûkü’l-Azîm) bozamam!” buyurmuştur..

Mesele hayvanda, şunda, bunda değil gören GÖZde ve ÖZdedir. EDEB, Hikmettir diye bundan dolayı arzettim..
Yine bir seferde rüzgar çok iğrenç bir koku getiriyor..
Tüm Sahabenin burunlarını tıkadıklarını gören Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem devesini ıktırıp ve inip, kokunun geldiği yere yürüyor ve vardığında görülen bir köpek leşi.. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem âsâsının ucuyla dişlerine dokunarak: “Hay mübârek inci gibi dişlerin varmış!” buyuruyor.

İşte noksan aramamak ve mükemmeli seyredebilmek MuhaMMedî EDEBi..
MuhaMMedî İ’tidal, Ortayol, Sırât-ı Müstakîm, MuhaMMedî EDEB Yoludur..


Hazreti Mevlânâ Efendimiz, i’tidâli ne güzel târif buyurmuş:

Ne Rende gibi =>Hep sana =>Hep sana deme! (=>Tefritte KALış.)
Ne Keser gibi =>Hep bana =>Hep bana deme! (=>İfrat OLuş.)
Testere gibi =>Bir sana =>Bir bana de!. (=>İ’tidâli YAŞAyış.)


Affınızı dilerim!.
Sözlerim nefsime gerekir..
Zirâ dışarda/Muhitte haktan başka bir şey yok..
İçimde/Merkezde ise, neler yok, neler!.

ERdemli MuhaMMedî EDEB, tasavvufun toprağıdır..
ERdemli MuhaMMedî EDEB, Meselenin mâverâsı/özünün özüdür..

1965 lerde Hasan Dağda çobanlık yaparken Almanya’ya işçi giden Medine Halamın oğlu Kara Mustafa’ya yıllar sonra izinli gelince sordum: Almanlar, nasıl bir millet?” diye..
Cevâbı kısa ve netti: “Dayı oğlu, Almanlar çocuklarını değil de, köpeklerini seviyorlar.. Hepisinin birer palisi (köpek yavrusu) var ellerindeevlerinde ve gönüllerinde, oysa çocukları kreşlerde, haymalarda!.”

Bunu şunun için arzettim ki, gençlerimizin ilk kaybettiği şey; DİRİlik gibi, DİRİden DİRİye geçen “MuhaMMedî EDE”B olmuştur.
EDEBsiz bir sel, bir çığ, bir zelzele ve tufan tümümüzü sürüklüyor.. ELBİRLiğiyle CÂNdan GÖNÜLden RABB’ımız TeÂLÂ’ya duâ edelim, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e hâlimizi arzedip EKREMî EDEB ki, HABİBî HAYâ dileyelim İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: MUHAMMEDİ TASAVVUF
MesajGönderilme zamanı: 14 Kas 2018, 16:04 
Çevrimiçi
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 11138
Resim

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Hayâ îmandandır ve hayâlı olan kimse Cennet’tedir! Hayâsızlık ise kalbin katılığındandır; kalbi katı olan da Cehennem’dedir!..” buyurmuştur.
(Buhârî, Îmân, 16)

Resim---Resûlullâh, sâhip olduğu ulvî hayâ duygusu sebebiyle bir kimsenin yüzüne nazarlarını dikmez, dikkatlice bakmazdı..
(Münâvî, V, 224)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem bir gün: “Allah’tan gereği gibi hayâ edin!.” buyurdu. Bunun üzerine yanında bulunan sahabeler: “Yâ Resûlallah! Elhamdülillah biz ALLAH’tan hayâ ediyoruz.” deyince, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “ALLAH’tan hakiki olarak hayâ etmek; gözünü, kulağını, haram olan şeylerden korumak, haram yemekten ve zinâdan sakınmak, ölümü ve dünyanın fâni olduğunu düşünmektir. Âhiret mutluluğunu isteyen kimse, dünya ziynetlerine önem vermez. İşte böyle yapan kimse, ALLAH’tan hakkıyla utanmış olur.” buyurmuştur.
(Tirmizî, Kıyâmet 25)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Siz iffetli olursanız, kadınlarınız da iffetli olur.” buyurmuştur.
(Taberânî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Güzel huy gibi asâlet olmaz.” buyurmuştur.
(İbni Mâce)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Hayâ (utanmak, edebli olmak), baştan başa hayırdır.” buyurmuştur.
(Müslim)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Her dinin bir ahlâkı vardır. İslamiyet’in ahlâkı da hayadır.” buyurmuştur.
(İbni Mâce)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Hayâsız olan, emânete hıyânet eder, hâin olur, merhamet duygusu kalmaz, dinden uzaklaşır, lânete uğrar, şeytan gibi olur.” buyurmuştur.
(Deylemî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Hayâ ile iman, ikiz kardeştir. Biri giderse diğeri de gider.” buyurmuştur.
(Ebu Nuaym)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Hayâ imandandır. Hayâsızın imanı yok demektir.” buyurmuştur.
(İbni Hibbân)


Resim BAKIŞ ve TESETTÜR EDEBi:

Burada tesettür konusuna da kısaca değinmek istiyorum. İslam dininde tesettür, örtünmek anlamındadır. Tesettür de namaz, hac, zekât ve oruç tutmak gibi İslam’ın birer emridir. Bu emirleri yerine getirmeyen günahkâr okur, ama inkâr eden ALLAH korusun iman dairesinden çıkar.
Zirâ tesettür, ALLAHu zü’L- CELÂL’in kesin bir emridir ve âyetle sabittir.:


قُل لِّلْمُؤْمِنِينَ يَغُضُّوا مِنْ أَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْ ذَلِكَ أَزْكَى لَهُمْ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ
Resim---"Kul li’l- mu’minîne yaguddû min ebsârihim ve yahfezû furûcehum, zâlike ezkâ lehum, innallâhe habîrun bimâ yasneûn (yasneûne).: Mü’min erkeklere söyle, bakışlarını indirsinler (haramdan sakınsınlar), ırzlarını korusunlar. Bu, onlar için daha temizdir. Muhakkak ki ALLAH, yaptıkları şeylerden haberdardır.” (Nûr 24/30)

وَقُل لِّلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ أَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى جُيُوبِهِنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ أَوْ آبَائِهِنَّ أَوْ آبَاء بُعُولَتِهِنَّ أَوْ أَبْنَائِهِنَّ أَوْ أَبْنَاء بُعُولَتِهِنَّ أَوْ إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي أَخَوَاتِهِنَّ أَوْ نِسَائِهِنَّ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُنَّ أَوِ التَّابِعِينَ غَيْرِ أُوْلِي الْإِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ أَوِ الطِّفْلِ الَّذِينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلَى عَوْرَاتِ النِّسَاء وَلَا يَضْرِبْنَ بِأَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْفِينَ مِن زِينَتِهِنَّ وَتُوبُوا إِلَى اللَّهِ جَمِيعًا أَيُّهَا الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Resim---"Ve kul li’l- mu’minâti yagdudne min ebsârihinne ve yahfazne furûcehunne, ve lâ yubdîne zînetehunne illâ mâ zahera minhâ, velyadribne bi humurihinne alâ cuyûbihinne, ve lâ yubdîne zînetehunne illâ li buûletihinne ev âbâihinne ev âbâi buûletihinne ev ebnâihinne ev ebnâi buûletihinne ev ıhvânihinne ev benî ıhvânihinne ev benî ehavâtihinne ev nisâihinne ev mâ meleket eymânuhunne evi’t- tâbiîne gayri ulî’l- irbeti mine’r- ricâli evi’t- tıflillezîne lem yazharû alâ avrâtin nisâi, ve lâ yadribne bi erculihinne li yu’leme mâ yuhfîne min zînetihinn (zînetihinne), ve tûbû ilâllâhi cemîan eyyuhâl mu’minûne leallekum tuflihûn (tuflihûne).: Ve mü’min kadınlara söyle, bakışlarını indirsinler (haramdan sakınsınlar) ve ırzlarını korusunlar. Zahir olan kısımlar (görünen el, yüz ve ayaklar) hariç, ziynetlerini açmasınlar. Ve başörtülerini yakalarının üzerine koysunlar (örtsünler). Ve ziynetlerini, kocaları veya babaları veya kocalarının babaları veya oğulları veya kocalarının oğulları veya erkek kardeşleri veya erkek kardeşlerinin oğulları veya kız kardeşlerinin oğulları veya kadınlar veya ellerinin altında sahip oldukları (cariyeler) veya erkeklerden, kadına ihtiyaç duymayan hizmetliler veya kadının avret yerlerinin farkına varmayan çocuklar hariç, açmasınlar. Ve gizledikleri ziynetleri bilinsin diye ayaklarını vurmasınlar. Ey mü’minler, hepiniz Allah’a tövbe edin! Umulur ki, böylece felâha eresiniz.” (Nûr 24/31)

Elmalılı Hamdi Yazır kaddesallahu sırrahu bu âyeti uzun bir şekilde tefsir etmiştir. Burada kısa bir özetini sadeleştirerek dikkatinize sunmak istiyorum:
“Kadının ziyneti denilince örfte taç, küpe, gerdanlık, bilezik ve elbise süsleri gibi şeyler anlaşılır. Bu ziynetleri açmak bile yasak olunca, bunların mahalli olan bedeni açmak onlardan evvel nehyedilmiş olur. Yani bedenlerini açmak şöyle dursun, üzerlerindeki ziynetleri bile açmasınlar. Bir kısım ulema, ayette ifâde edilen ziynetten muradın, ziynetin mahalli olan yerlerinin örtülmesi olduğunu ifâde etmişlerdir. Bazıları ise ziynetten muradın, mücerret beden olduğuna hükmetmişlerdir. Çünkü, kadının gerçek ziyneti bedenidir. Ayrıca örtünün kendisi de kadının bir ziynetidir.”
(Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ÂN Dili, Nebioğlu Basımevi İstanbul, 5. Cilt s,3504)


يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُل لِّأَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَاء الْمُؤْمِنِينَ يُدْنِينَ عَلَيْهِنَّ مِن جَلَابِيبِهِنَّ ذَلِكَ أَدْنَى أَن يُعْرَفْنَ فَلَا يُؤْذَيْنَ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا
Resim---"Yâ eyyuhân nebîyyu kul li ezvâcike ve benâtike ve nisâil mu’minîne yudnîne aleyhinne min celâbîbihinn(celâbîbihinne), zâlike ednâ en yu’rafne fe lâ yu’zeyne ve kânallâhu gafûran rahîmâ(rahîmen).: Ey Nebî (Peygamber)! Zevcelerine, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına (mü’min kadınlara) söyle, cilbablarına sarınsınlar (örtünsünler). Bu, onların (cariye olmadıklarının, hür ve iffetli kadın olduklarının) bilinmesi ve onlara eziyet edilmemesi için daha uygundur. Ve Allah, Gafûr’dur (mağfiret eden), Rahîm’dir (Rahîm esmasıyla tecelli eden).” (Ahzâb 33/59)

Yine Elmalılı Hamdi Yazır kaddesallahu sırrahu bu ayetin tefsirinde şöyle buyurur:
“Mü’minlerin kadınlarında aslolan hürriyet olduğu için, bundan kast olunanın hür kadınlar olduğu beyan edilmiştir. Araplarda tesettür âdet değildi. Câhiliyet devrinde kadına hürmet yoktu. Eski cahiliye kadınlarında erkeklerin dikkatlerini çekecek şekilde göz alıcı biçimde açık saçık çıkan, açılıp saçılan orta malı olanlar bulunurdu. İslam ise kadının şanını iffet ve ismetle, vakar ve haysiyetle yükseltiyordu.
“Mümin erkeklere söyle, gözlerini sakınsınlar.” (Nûr 24/30) ve “Mümin kadınlara da söyle, gözlerini sakınsınlar.” (Nûr 24/31), mümin erkeklerin ve mümin kadınların, yani bir cinsin karşı cinse göz dikmeyip, bakışlarını kısarak edeblerini ve iffetlerini korumayı öğreterek terbiyelerini yükseltmiş olduğu gibi, burada da imanlı hür kadınların hiçbir şekilde eziyete uğramamalarını pekiştirmek için buyruluyor ki: Cilbablarından üzerlerini sıkı örtsünler.”
Hz. Aişe’denrivâyet edilmiştir ki; “Ensar kadınlarına ALLAH rahmet etsin. Bu “Ey Peygamber, hanımlarına, kızlarına bütün müminlerin kadınlarına da söyle” âyeti indiği zaman mırtlarını yardılar, onunla başlarını sardılar da Resûlullah’ın arkasında öyle namaz kıldılar ki, sanki başlarında kargalar varmış gibi…” demiştir. Bu tesettür onların tanınmalarına, dağınık cariyelerden, adi kadınlardan vakar ve heybetle seçilerek hürmet edilmelerine ve dolayısıyla incitilmemelerine elverişli olan biçimdir. Gerçi eziyeti kendilerine davet edecek olan içi bozukları örtü tutacak değildir. Fakat imanlı, temiz kadınların, kirli bakışlardan yuvalarında gizli inciler gibi korunmuş kalmalarına en uygun olan biçim de budur. Asıl o zamandır ki onlara eziyet edecek olanların açık bir vebâl ve iftira yüklenmiş oldukları ortaya çıkar. Ve dolayısıyla bundan önceki ve sonraki ayetlerin hükümlerine dâhil olacakları anlaşılır. Bununla birlikte ALLAH bağışlayıcı ve çok merhamet edici bulunuyor. Burada yukarıdaki âyetlerin eki gibi getirilen bu son cümle çok anlamlıdır. Bu bize şu mânâları ilham eder:
1-) ALLAH’ın bağışlaması çoktur. Bugüne kadar geçmiş açıklıkları bağışlar. O kusurları örter. Rahmeti de çoktur; bundan böyle emrini tutanları rahmetiyle arzusuna çok ulaştırır.
2-) ALLAH bağışlayıcı ve merhametli olduğu içindir ki, kadınlara eziyet edilmesine razı olmaz ve onun için örtülmelerini emreder.”
(Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ÂN Dili, Nebioğlu Basımevi İstanbul, 6. Cilt)


Resim Kur'ÂN-ı Kerîm’e KARŞI EDEB.:

لَّا يَمَسُّهُ إِلَّا الْمُطَهَّرُونَ
Resim---"Lâ yemessuhû illâ’l- mutahherûn (mutahherûne).: O (Kitaba, ondan bilgi edinmek için) tertemiz olanlardan başkası uzanamaz; (ve Kur’ân’a maddî–manevî kirlerden) arınmış (abdestli) olanlardan başkası el süremez.” (Vâkıa 56/79)

Resim

Mevlânâ kaddesallahu sırrahu..
Aklım kalbime sordu: “Din nedir?”
Kalbim de aklımın kulağına eğildi ve fısıldayarak: “Din, edebten ibârettir!” dedi.


Ebû Bekir Verrâk kaddesallahu sırrahu Hazretleri:
Edeb:
1- Konuştuğun zaman dilini korumak,
2- Yalnız kaldığın zaman kalbini korumak,
3- Dışarıya çıktığın zaman gözünü korumak,
4- Yediğin zaman boğazını korumak,
5- Uzattığın zaman elini korumak,
6- Yürüdüğün zaman ayağını korumak ve
7- Bütün işlerinde vaktini korumaktır..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: MUHAMMEDİ TASAVVUF
MesajGönderilme zamanı: 18 Ara 2018, 20:42 
Çevrimiçi
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 11138
Resim

Resim 4.2.3-) İMÂN.:

Şeceretü’l-Kemâlât ağacımıza tırmanmaya devâm edelim. İnsanın zâhiri olan âfâk ve bâtını olan enfüs genişçe işlenmiştir. İmân ve emânet de yer yer işlenmiştir.
İmânı bildiren Cibril aleyhisselâm hadisi meşhurdur:


Resim---Ömer İbni Hattab radiyallahu anhu’dan: “Biz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında oturuyorduk. Elbisesi bembeyaz, saçı simsiyah bir zât âniden yanımıza geliverdi. Üzerinde yolculuk eseri görülmüyordu. Bizden hiç kimse kendisini tanımıyordu. Bu yabancı zât hemen Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına oturdu ve dizlerini onun dizlerine dayadı. Ellerini de uylukları üzerine koydu. Sonra dedi ki: “Yâ MuhaMMed sallallahu aleyhi ve sellem! İslâm nedir?”
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’de: “İslâm ALLAH’dan başka ilâh olmadığına ve benim, ALLAH’ın Rasûlü (son elçisi) olduğuma şehâdet etmek, namazı dostoğru kılmak, zekât vermek, Ramazan orucunu tutmak ve Kâ’beyi haccetmektir.” buyurdu.
Soru soran zât: “Doğru söyledin.” dedi.
Ömer radiyallahu anhu dedi ki: “Biz buna hayret ettik. (Çünkü) hem soruyor hem de doğruluyordu.
Sonra bu zât: “Yâ MuhaMMed! İmân nedir?” dedi.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “İmân: ALLAH’a, O’nun meleklerine, peygamberlerine, kitâblarına, âhiret gününe ve kadere, hayrına ve şerrine inanmandır.” buyurdu.
Soru sâhibi: “Doğru söyledin.” dedi.
Ömer radiyallahu anhu “Biz buna (da) şaştık; hem soruyor hemde tasdik ediyordu.”
Sonra soru sâhibi: “Yâ MuhaMMed sallallahu aleyhi ve sellem! İhsân nedir?” dedi.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “(İhsân) ALLAH’a, Onu görüyorsun gibi ibâdet etmendir. Çünkü gerçekten sen O’nu göremiyorsan da O muhakkak seni görüyor.” buyurdu.
Soru sâhibi: “Kıyâmet ne zaman (kopacak) ?” dedi.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Soru sorulan kişi, soru soran kişiden (bu hususta) daha bilgili değildir.” buyurdu.
O zât: “O hâlde (kıyâmetin) âlametleri nelerdir?” dedi.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Câriyenin kendi sâhibesini doğurması (Âlim Veki’ derdi ki: Yâni Arab olmayan kadının Arab çocuğu doğurması), ve yalın ayak, çıplak, yoksul, küçük baş (davar) hayvanların çobanlarının (bedevî) yüksek binâ yapmak (hususun) da birbirleriyle yarıştıklarını görmendir.” buyurdu.
Hadisin ikinci derecedeki râvisi Abdullah İbni Ömer radiyallahu anhu dedi ki: “Bir süre sonra ilk râvi (Ömer b. Hattab radiyallahu anhu) şöyle dedi: “Üç gün sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana rastladı ve: “(Yâ Ömer!) O (soruları soran) zâtın kim olduğunu biliyor musun?.” dedi.Ben: “ALLAH celle celâluhu ve Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem bilir.” dedim. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “O Cibrildir. Size dininizin mes’elelerini öğretmeye geldi.”
buyurdu.
(Ömer b. Hattab radiyallahu anhu’dan; İbni Mâce, Mukaddime 63 ve Buhârî,İmân 37; Müslim,İmân 1,5,7; Nesâî, İmân,5,6 Tirmizî, Ebu Dâvud; Ebu Hureyre radiyallahu anhu’dan da benzeri hadis vardır.)

İmâm-ı A’zam Ebu Hanife ve Ebu Mansur-i Matüridî ve Eş’ârîler: İmân: “Dil ile ikrâr, kalb ile tasdiktir.” derler.
Şâfiî, Mâlik ve Ahmed b. Hanbel: “Kâmil imân: Dil ile ikrâr, kalb ile tasdik, beden ile amelden ibârettir. Amelsiz insan mü’mindir, ama kâmil mü’min değildir.” derler.
Mû’tezîle ve Haricîler ise: “İmân için: kesinlikle ikrâr-tasdik-amel şarttır” derler. Namaz kılmayanı v.s. mü’min saymazlar..
İmânın sıhhati için:
1-Çâresiz hale (ümitsiz, ye’s, sekerât) düşmeden imân etmelidir,
2-Dinden olanı inkâr etmeden imân etmelidir,
3-Dinin tüm hükümlerini beğenerek imân etmelidir..


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Sizden hiçbiriniz kendi nefsi için arzuladığını (din) kardeşi için de-yahut komşusu için-istemedikçe (tam) imân etmiş olamaz.” buyurmuştur..
(Enes bin Mâlik radiyallahu anhu’dan; İbn Mâce, Mukaddime 66.)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Sizden hiçbiriniz, ben kendisine evlâdından, babasından ve bütün insanlardan daha sevimli olmadıkça (tam) imân etmiş olamaz.” buyurmuştur..
(Enes b. Mâlik radiyallahu anhu’dan; İbni Mâce, Mukaddime 67.)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Nefsim, kudret elinde olan ALLAH’a kasem (yemin) ederim ki siz imân etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de (kâmil) imân etmiş olamazsınız. Size bir şey göstereyim mi? Onu yaptığınız zaman yek diğerinizi seversiniz! Selâmlaşmayı aranızda yayınız.” buyurmuştur..
(Ebu Hureyre radiyallahu anhu’dan; İbn Mâce, Mukaddime 68 ve Müslim.)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “İmân ziyâdeleşir ve noksanlaşır.” buyurmuştur..
(Ebü’d Derta radiyallahu anhu’dan; İbn. Mâce, Mukaddime 75.)

Feth 48/3, Âl-i İmrân 3/173; Müddesir 74/31; Tevbe 9/124; Ahzâb 33/22 âyeti celîlelerinde imânın fazlalaşabileceğine delâlet etmektedir.:

الَّذِينَ قَالَ لَهُمُ النَّاسُ إِنَّ النَّاسَ قَدْ جَمَعُواْ لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ إِيمَاناً وَقَالُواْ حَسْبُنَا اللّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ
Resim---"Ellezîne kâle lehumu’n- nâsu innen nâse kad cemeû lekum fahşevhum fe zâdehum îmânâ (îmânen), ve kâlû hasbunâllâhu ve ni’me’l- vekîl (vekîlu).: O (ahsen) kimseler ki, insanlar onlara: "Muhakkak ki, insanlar, sizin için (size saldırmak için) toplandılar. Artık onlardan korkun." dedikleri zaman, (bu söz), onların îmânını artırdı. Ve "Allah bize kâfîdir ve O, ne güzel vekildir." dediler.” (Âl-i İmrân 3/173)

وَإِذَا مَا أُنزِلَتْ سُورَةٌ فَمِنْهُم مَّن يَقُولُ أَيُّكُمْ زَادَتْهُ هَذِهِ إِيمَانًا فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُواْ فَزَادَتْهُمْ إِيمَانًا وَهُمْ يَسْتَبْشِرُونَ
"Ve îzâ mâ unzilet sûretun fe minhum men yekûlu eyyukum zâdethu hâzihî îmânâ (îmânen), fe emmâllezîne âmenû fe zâdethum îmânen ve hum yestebşirûn (yestebşirûne).: [/b][/color] Bir sûre indirildiğinde onlardan bazısı: "Bu, hanginizin imanını arttırdı?" der. Ancak iman edenlere gelince; onların imanını arttırmıştır ve onlar müjdeleşmektedirler.” (Tevbe 9/124)

وَلَمَّا رَأَى الْمُؤْمِنُونَ الْأَحْزَابَ قَالُوا هَذَا مَا وَعَدَنَا اللَّهُ وَرَسُولُهُ وَصَدَقَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ وَمَا زَادَهُمْ إِلَّا إِيمَانًا وَتَسْلِيمًا
Resim---"Ve lemmâ raa’l- mu’minûne’l- ahzâbe kâlû hâzâ mâ vaadenâllâhu ve resûluhu ve sadakallâhu ve resûluhu ve mâ zâdehum illâ îmânen ve teslîmâ (teslîmen).: Ve mü’minler, (düşman) birliklerini gördükleri zaman: "Bu (zafer), Allah’ın ve O’nun Resûl’ünün vaadettiği şey. Allah ve O’nun Resûl’ü doğru söyledi." dediler. Ve bu, onların sadece îmânlarını ve teslimiyetlerini arttırdı.” (Ahzâb 33/22)

هُوَ الَّذِي أَنزَلَ السَّكِينَةَ فِي قُلُوبِ الْمُؤْمِنِينَ لِيَزْدَادُوا إِيمَانًا مَّعَ إِيمَانِهِمْ وَلِلَّهِ جُنُودُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَكَانَ اللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا
Resim---"Huvellezî enzele’s- sekînete fî kulûbi’l- mu’minîne li yezdâdû îmânen mea îmânihim, ve lillâhi cunûdu’s- semâvâti ve’l- ard (ardı), ve kânallâhu alîmen hakîmâ (hakîmen).: Mü’minlerin kalplerine, îmânlarını îmân ile artırsınlar diye sekîneti indiren, O’dur. Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Ve Allah; Alîm’dir, Hakîm’dir.” (Feth 48/3)

وَمَا جَعَلْنَا أَصْحَابَ النَّارِ إِلَّا مَلَائِكَةً وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ إِلَّا فِتْنَةً لِّلَّذِينَ كَفَرُوا لِيَسْتَيْقِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ وَيَزْدَادَ الَّذِينَ آمَنُوا إِيمَانًا وَلَا يَرْتَابَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ وَالْمُؤْمِنُونَ وَلِيَقُولَ الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ وَالْكَافِرُونَ مَاذَا أَرَادَ اللَّهُ بِهَذَا مَثَلًا كَذَلِكَ يُضِلُّ اللَّهُ مَن يَشَاء وَيَهْدِي مَن يَشَاء وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ إِلَّا هُوَ وَمَا هِيَ إِلَّا ذِكْرَى لِلْبَشَرِ
Resim---"Ve mâ cealnâ ashâben nâri illâ melâiketen ve mâ cealnâ ıddetehum illâ fitneten lillezîne keferû li yesteykınellezîne ûtûl kitâbe ve yezdâdellezîne âmenû îmânen ve lâ yertâbellezîne ûtû’l- kitâbe ve’l- mu’minûne, ve li yekûlellezîne fî kulûbihim maradun ve’l- kâfirûne mâzâ erâdallâhu bi hâzâ meselâ (meselen), kezâlike yudıllullâhu men yeşâu ve yehdî men yeşâu, ve mâ ya’lemu cunûde rabbike illâ huve, ve mâ hiye illâ zikrâ li’l- beşer (beşeri).: Biz o ateşin koruyucularını meleklerden başkasını kılmadık. Ve onların sayısını inkâr edenler için yalnızca bir fitne (konusu) yaptık ki, kendilerine kitap verilenler, kesin bir bilgiyle inansın, iman edenlerin de imanları artsın; kendilerine kitap verilenler ve iman edenler (böylece) kuşkuya kapılmasın. Kalplerinde bir hastalık olanlar ile kafirler de şöyle desin: "Allah, bu örnekle neyi anlatmak istedi?" İşte Allah, dilediğini böyle şaşırtıp saptırır, dilediğini böyle hidayete erdirir. Rabbinin ordularını kendisinden başka (hiç kimse) bilmez. Bu ise, beşer (insan) için yalnızca bir öğüttür.” (Müddesir 74/31)

Buhârî ve Müslim bu konuyu incelemişlerdir.
Matüridîye Mezhebinin: “İmân ziyâde ve noksanlık kabul etmez.” sözü; imânın aslı olan “tasdik”te “kesin inançta” eksilme olamaz, olursa tasdik olmaz anlamındadır.
Kesin inanca rağmen ampül kirlenirse, içerdeki 100 mum dışarıdan 40 mum ışık verir. Elektrik (tasdik) giderse ışık (imân) hâliyle yok olur..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: MUHAMMEDİ TASAVVUF
MesajGönderilme zamanı: 22 Oca 2019, 00:24 
Çevrimiçi
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 11138
Resim

Resim 4.2.4-) İBÂDET.:

Abd =>KuL,
Ubûdiyyet =>KULLuktur,
Rubûbiyyet =Ulûhiyyet zâtına mahsus olan ALLAHu zü’L-CELÂL’in Er RABB Sıfatının tecellîyâtıdır ki;
Yarattığı mahlûkatının maddî mânevî sevki, idâresi, iâşesi, devr-i dâimi v.s. işlerinin yaratıcısı, emredicisi, gözetleyicisi, hesaba çekicisi, mükafaât veya cezâ vericisi.. Akla gelen-gelmeyen şekilde sisteminin; Kaza Kader, İrade ve Meşiyyeti/dilemesi altında Evvel-Âhir-Zâhir-Bâtınlarıyla birlikte Sevk ve İdâresi RABBÜ’L- ÂLEMİN’indir..

İnsan sûretinde ve AKIL Ni’metiyle var edilen İnsanoğlu ile RABBÜ’l-ÂLEMİN arasında ezelî bir antlaşma vardır.
İnsanoğlu: “Evet, gerçekten sen bizin RABB’ımızsın ve bu sözümüze şâhidiz!”demiştir. Zâhir bazarında bu sözü isbatlamaya yâni kulluğunu göstermeye gelmiştir..


وَإِذْ أَخَذَ رَبُّكَ مِن بَنِي آدَمَ مِن ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَأَشْهَدَهُمْ عَلَى أَنفُسِهِمْ أَلَسْتَ بِرَبِّكُمْ قَالُواْ بَلَى شَهِدْنَا أَن تَقُولُواْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّا كُنَّا عَنْ هَذَا غَافِلِينَ
Resim---"Ve iz ehaze rabbüke mim beni ademe min zuhurihim zürriyyetehüm ve eşhedehüm ala enfüsihim elestü bi rabbiküm kalu belâ şehîdna en tekulu yevmel kiyameti inna künna an haza ğafilin : Kıyâmet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye Rabbin Âdem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şâhid tuttu ve dedi ki: “Ben sizin RABBiniz değil miyim?” (Onlar da): “Evet (buna) şâhid olduk!.” dediler." (A’raf 7/172)

Abdin/KULun, RABB’ısı karşısındaki vasıfları;
Fakriyet/Muhtaçlık.
Acziyet/MecburLuk.
Zillet/Me’murLuk.
İllet/MahkumLuk..

Gibi sıfatlar olup, bu sıfatlar RABB’ısının Sıfatlarının tersidir..

Hududullah =>Kelâmullah ile Rasûlullah’a bildirilmiş ve Abdullah’a Tevhid Tebliği yapılmıştır.
O hâlde İbâdet =>Emredilen MURADULLAH’ı; ALLAH celle celâluhu’ya ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e tâbi’ bir Abdullah olarak yerine getirmektir..
ENFÜSünde/İÇteki-ÖZündeki Hakk olan EMÂNETULLAH’a sadakatle İmân eden ABDULLAH’ın bu imânının gereği olan Sâlih Amelleri/Hayrla, ÂFÂKta/DIŞarda>Hayatta Adâletle ve harfiyyen yerine getirmesidir..

Biliyorsunuz ki İmâm-ı Eşâri ve İmâm-ı Şâfiî Efendilerimiz sâlih ameli, imânın şartlarından saymışlardır.
İbâdet; imânın gereğini ihlâsla işlemektir. Yâni; halis muhlis ibâdet/kulluk olmadan; İtâat, İttikâ, İrfân, Îkan v.s. olamaz ve olursa temelsiz olur..

Dinin şer’an işlenmesini istediği fiillere/namaza, oruça vs. de ibâdet denmesi, Hüşû’ ve Huzû’ ile KULLuk Görevinin yapılması olmalarındandır.
Farz, Vâcib, Te’kid edilmiş kuvvetli Sünnet/sünnet-i müekked ve Sünnet olan ibâdetler fıkıh kitâblarımızda bellidir.

İslâm Dini; Mükellefliğinin/imân ve ibâdet ÖZünde ALLAH celle celâlihu Rızasını görür: ALLAH celle celâlihu Rızası için yapılan her fiil ise İBÂDettir. Bunlar ise ALLAH TeÂLÂ tarafından DUYuruLup-BUYuruLmuş/belirlenmiş ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem tarafından bizzât UYgulanmıştır.

Biraz önce İMÂN Bahsinde geçen Meşhur Cibril aleyhisselâm Hadisinde;
İslâm Dini =>İmân ->İslâm ->İhsân kelimeleriyle târiflenmiştir. İmân bellidir.. İslâm, imânın amellere dökülüş. İhsân ise, Hazır-Nazır olanın ALLAH celle celâlihu huzurunda Ahlâk-ı MuhaMMedî, Ahlâk-ı Kur’ân-ı Kerîm, AhLâkullah üzere olmaktır. İ’tikadî, amelî ve ahlâkî sistem..
İbâdetin Şartlarını ve Şekillerini EMReden ALLAH celle celâluhu ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in MURADını biz bilemeyiz. Basit hareketler gibi gözükenin içinde ve mâhiyetinde saf kulluk sırrı olabilir..

Şimdi gönlüme geldi ki Fâtiha’nın ilk dörd âyeti ile ibâdetin özü ve özeti SıLâ SaLâtı’nda yaşanmaktadır:


1-) Ulûhiyyet kıyamında: ALLAH’a celle celâluhu Fâtihası okunur. (namazın başka yerlerinde âyet, âyet-i celîle olarak okunamaz, dua niyetiyle ayrı!.)
2-) Rubûbiyyet Rükû’sunda: Nefsin baş eğip Azametini Tesbih Ve Takdis edişi..
3->a-) Rahmânîyyet Secdesinde: Kalbin (zâhire dönük kapısında) Nefsin yok oluşu ve RABB’isinin Azametini Ululayıp Tesbihi..
3->b-) Rahîmîyyet Secdesinde: Kalbin (bâtına dönük kapısında) Nefsin yok oluşu ve RABB’isinin Kudretini Ululayıp Tesbihi..
4-)Mâlikîyyet Teşehhüdünde: Beden, Nefs, Kalb ve Ruhun, Mülkün Mâlikine; Rasûlullah Efendimize Mi’râc hediyesi olan “Ettehiyyâtü” ile Teşehhüdü, Dirilmesi ve Merhamette Muhabbet Mi’râcı..


Sanki;

Şerîat-ı MuhaMMedîyye.
Tarikat-ı MuhaMMedîyye.
Mârifet-i MuhaMMedîyye.
Hakikat-ı MuhaMMedîyye..
Merhaleleri gibi dört devrede;
Devrân =>Seyrân =>Cevlân ve =>Hayrân HÂLi..

Azîz kardeşlerim;
Câhillerin dediği câhillikleri, yoksa; yat-kalk meselesi ve jimnastik hareketleri, hâşâ, değil.. Kulluk kolay mıdır?.. Bu Muhteşem Mülkte ye, iç, tepin ve çek git!.
Kulluk; hakkını verene, SULTÂNLıktır ve HİLÂFETULLAH Makamıdır.

Bir sahabi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hoşuna gider zannı ile: “Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne MuhaMMeden Rasûluhu ve abduhu!” deyince. Efendimizin sallallahu aleyhi ve sellem alnındaki mübârek damarı kabarmış, üzülmüş ve kızarak:
“Hayır hayır, ben ALLAHu zü’L-CELÂL’in önce kuluyum, sonra Rasûlüyüm!” buyurmuştur.
MuhaMMedî Metod ve Sistemde haşâ yağcılık v.s. yoktur.
Mürşid-i Mutlakımız Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem: “Önce Abdullah sonra Rasûlullah” buyurarak kulluk şerefini bizlere ihbar buyurmuştur..
Kendisine emredileni harfiyyen uygulamış ve bizlere emretmiştir:


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Sallû kemâ reâyetumûnî ûsallî =>Namaz kılarken beni gördüğünüz gibi (tatbikatını), kılınız” buyurmuştur..
(Buhârî, Ezân 18; İ. Ahmed V-53; Darimî, Salât 12.)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Es SeLâtû İmadü’d- Din: Namaz dinin direğidir.” buyurmuştur..
(Münâvî, Feyzü’l- Kadir IV-24.)

Salle: Ses vermek, durultmak (şarabın tortusu vs.)
Saliye: Ateşte yanmak.
Tesalla: Değnek/asâ vs.. yi ateşte yumuşatıp doğrultmak.
SALL: Binbir çile içinde SILA’ya vuslat bulmak, kavuşmak..


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Hacla ilgili hükümleri benden öğreniniz.” buyurmuştur..
(İmâm-ı Ahmed, Müsned III-318.)

Dini Faaliyetin İslâmî-İlmî adı Fıkıh; Kişinin kendisi, halk ve HAKK’ın, hak ve sorumluluklarını tesbit eden bilim dalıdır. Temeli, naklîn ortaya koyduğu ve aklın karışıp karıştıramayacağı kesin kurallardır.
Aslında her varlık ibâdet hâlindedir. Kâinâtın kendisi içindekilerle birlikte ibâdet döngüsündedir..
Her ŞEYy, o şeyce ibâdette.. Kuş ->kuşca, rüzgâr ->rüzgarca.. Köpek ->köpekçe ibâdette ve asla koyun gibiliğe kalkışamaz..


تُسَبِّحُ لَهُ السَّمٰوَاتُ السَّبْعُ وَالْاَرْضُ وَمَنْ ف۪يهِنَّۜ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪ وَلٰكِنْ لَا تَفْقَهُونَ تَسْب۪يحَهُمْۜ اِنَّهُ كَانَ حَل۪يمًا غَفُورًا
Resim---“Tusebbihu lehu-ssemâvâtu-sseb’u vel-ardu vemen fîhin(ne)(c) ve-in min şey-in illâ yusebbihu bihamdihi velâkin lâ tefkahûne tesbîhahum(k) innehu kâne halîmen ġafûrâ(n).: Yedi gök, yer ve bunların içindekiler O'nu tesbih eder; O'nu övgü ile tesbih etmeyen hiç bir şey yoktur, ancak siz onların tesbihlerini kavramıyorsunuz. Şüphesiz O, halim olandır, bağışlayandır.” (İsrâ 17/44)

اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يَسْجُدُ لَهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُ وَالنُّجُومُ وَالْجِبَالُ وَالشَّجَرُ وَالدَّوَٓابُّ وَكَث۪يرٌ مِنَ النَّاسِۜ وَكَث۪يرٌ حَقَّ عَلَيْهِ الْعَذَابُۜ وَمَنْ يُهِنِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ مُكْرِمٍۜ اِنَّ اللّٰهَ يَفْعَلُ مَا يَشَٓاءُ
Resim---“Elem tera enna(A)llâhe yescudu lehu men fî-ssemâvâti vemen fî-l-ardi ve-şşemsu velkameru ve-nnucûmu velcibâlu ve-şşeceru ve-ddevâbbu vekeśîrun mine-nnâs(i)(s) vekeśîrun hakka ‘aleyhi-l’ażâb(u)(k) vemen yuhini(A)llâhu femâ lehu min mukrim(in)(c) inna(A)llâhe yef’alu mâ yeşâ.: Görmedin mi ki, gerçekten, göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoğu Allah'a secde etmektedirler. Birçoğu üzerine azab hak olmuştur. Allah kimi aşağılık kılarsa, artık onun için bir yüceltici yoktur. Şüphesiz Allah, dilediğini yapar.” (Hacc 22/18)

اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يُسَبِّحُ لَهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَالطَّيْرُ صَٓافَّاتٍۜ كُلٌّ قَدْ عَلِمَ صَلَاتَهُ وَتَسْب۪يحَهُۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ بِمَا يَفْعَلُونَ
Resim---“Elem tera enna(A)llâhe yusebbihu lehu men fî-ssemâvâti vel-ardi ve-ttayru sâffât(in)(s) kullun kad ‘alime salâtehu vetesbîhah(u)(k) va(A)llâhu ‘alîmun bimâ yef’alûn(e).: Görmedin mi ki, göklerde ve yerde olanlar ve dizi dizi uçan kuşlar, gerçekten Allah'ı tesbih etmektedir. Her biri, kendi duasını ve tesbihini şüphesiz bilmiştir. Allah onların işlediklerini bilendir.” (Nûr 24/41)

Azîz kardeşlerim;
KULLuk Teklif ve İmtihan âdil olarak sağlanan imkanlarladır.
Her imtihan olan, olanakları nisbetinde imtihan edilip denenir.
Bu Âlemde kör olan, âhirette gözden sorgulanmaz!.

İnsanlar, Cinler, Cansız varlıklar, Bitkiler ve Hayvanların dışında ki Mükellef Varlıklar:

1-) İnsÂNLar =>Beden var, Nefs var, Kalb/Gönül var, Ruh var, Akıl var Hikmet var, Şehvet/Benlik var..
2-) CiNLer =>Beden yok, Nefs var Kalb/Gönül var, Ruh var, Akıl var, Hikmet var, Şehvet/Benlik var..
3-) ŞeYytÂNLar =>Beden yok, Nefs var, Kalb/Gönül var, Ruh var, Akıl var, Hikmet yok..
4-) MeLekLer =>Beden yok, Nefs yok, Kalb/Gönül var, Ruh var, Akıl var, Hikmet var, Şehveti yok..
5-) Hayvanlar =>Beden var, Nefs var, canı var, Ruh yok, Akıl yok, Hikmeti yok, Şehveti var..
6-) BitkiLerd =>Bedeni var, Canı var başkası yok..
7-) Cansızlar =>Beden var başkası yok…

Açıkça görüleceği üzere İnsÂNLar ve CİNLer, ALLAHu zü’L-CELÂL’in:


وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ
Resim---“Vemâ ḣalaktu-lcinne vel-inse illâ liya’budûn(i).: Ben, cinleri ve insanları sadece bana ibâdet/KULLuk etsinler diye yarattım.” (Zârîyat 51/56)

Fermanı gereği yaratılmıştır. En büyük imkan insanlara verilmiş ve en ağır deneme de onlar için emredilmiştir. İmtihanın başlaması için Mükelleflik/Sorumluluk Şartlarının oluşması da şarttır.:

1-) Aklı olacak.
2-) Bülûğ’a/rüşdüne erecek.
3-) Tebliği/dâveti duyacak.
4-) Kendi isteğiyle ve iradesiyle başbaşa hür olacak/köle olmayacak.
5-) İbâdeti yapmaya gücü olacak..


İşte bu imkanlar sağlanmışsa RABB’ısına İbadetten/KULLuktan tam anlamıyla sorumludur. İbâdetlerin, Farz, Vâcîb, Müekked Sünnet, Nâfile, Mendûb, Müstehab gibi isimleri, yapılış şekilleri, vakitleri v.s. ilmihâl kitâblarındadır.
İbâdetler; Yükümlülük/Vücûbî Şartları ile Geçerlilik/Sıhhat ve Edâ Şartlarının OLuşması Hâlinde işlenirler. Namaz, Hac, Cuma v.s..

Azîz kardeşlerim;
Şimdi aklımızı, fikrimizi, zihnimizi, nefsimizi ve herşeyimizi alarma geçirip şunu iyice anlamalıyızki:
Şeceretü’l-Aşk =>Şeceretü’l-Kemâl Ağacımızda sadece İBÂDET-ABDULLAHLık-KULLuk Makamı MURADULLAHdır..
ALLAHu zü'L- CELÂL'in Kâinât Sistemini Kurmasının ve Tüm EMRULLAH'ın sonUÇu-Neticesi ZÂTına İBÂDET-ABDULLAHLık-KULLuk-İbâdet yapmamız, Tahkik İmÂNımız SÂLiH AMELLerimizle isbat edip MuhaMMedî Şehâdet Şerefine ULAŞmamızdır.

KULLuk-İbâdetten önceki =>Kûn, İlim, İnsan, İmân ile İbâdetten sonraki; İtâat, İrfân, Îkan ve İhsânın tümü EMRULLAHtır.
EMRin veriliş sebebi MURADdır. TEVHİDuLLAHa ŞEHÂDet TEMELdir..
Bu ÂLeMde Her ŞEYy =>KuLLunun TEVHİDuLLAHa ŞEHÂDeti için VAR edilmiş ve EMR edilmiştir.
ABDULLAHLık =>MURADULLAHtır..

MuhaMMedî Mü'min ABDULLAH-ALLAHın KULu OLaBİLmek için ise, gerken her husus Kur'ÂN-ı Kerimimizde BUYURuLup-DUYURULup Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem tarafından bizzât örnek olarak UYGULanmış-YAŞAnmış ve EMRedilmiştir. Sahih Hadisleri ise tıpkı Kur'ÂN-ı Kerimimiz gibi DİLden DİLe GönüLden GÖnüLe akıp gelmiştir ve kıyamete kadar da akıp gidecektir İnşâe ALLAHu TeâLâ!.

Bir dikiş iğnesinin ustası olur da bu muhteşem sistemin sâhibi hiç olmaz olur mu?. Dikiş dikmek maksadıyla olmasa kim iğne yapar.. İpliğin geçtiği deliği kırılan iğneyi kim ne yapsın, çöpe atmaktan başka!.
EMRULLAH ->Sebebler ise, MURADULLAH ->SonUÇtur ve başlangıçtaki maksaddır.
Ezelde verdiğimiz “Evet RABB’ımız sensin, ve bizler de senin kullarınız, bu sözlerimize de hep beraber şâhidiz!” diye and içmişiz. Bu sahnede, kulluk oyununu oynamaya gelmişiz. Lâzımı ve lâyıkı ile oynamanın şartları emredilip sonuçtaki sevâb ve azab bildirilmiştir.

Neden MURADULLAHtır KuLLuk/İbâdet?.
Zâtî =>Sıfatî =>Esmâî ve =>Eşyâî İmkanların emrimize hazır kılınmasına sebeb =>Sadece ve sadece RABBÜL ÂLEMİN olan ALLAH TeÂLÂ’ya KULLuk etmektir. KULLuğu ALLAH TeÂLÂ’ya tahsisdir. ALLAHu TeÂLÂ için yapmaktır. Dini Emirlerin/yasaların muradı ALLAH TeÂLÂ için KULLuk yapmaktır.
İbâdetin; Zâhiri/şekli, şartı, zamanı v.s.. Bâtını ise İhlâstır.

Azîz kardeşlerim;
Alışkanlık hâline dönüşmüş şatafatlı ve tantanalı görüntüleri yanında içi mânen bomboş ve çürük ibâdetler ve nefsanî coşkunlukları, ruhî zannedip mânevî zevk aldığını sanmalar, HAKK celle celâluhu’nun rızasını bırakıp işi gücü halkın rızası, beğenisi, övgüsü ve şöhret ki -> “Şunun gibisi var mı bu cihânda?”desinler arzusu ile yapılan ibâdet, sâhibinin tüm ömrünü hüsrana sürükler.


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Bir insanın parmakla gösterilmesi, şer olarak onun için yeterlidir." buyurmuştur..
(Beyhakî, Taberanî.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Sizin için en çok korktuğum şeyler riyâ ve şöhrettir." buyurmuştur..
(Hâkim.)

İŞin garib ve acı tarafı, ayıkıp tevbe de edemez.
Çünkü, görünüşüne aldanıp kendi gittiği yolu doğru bilir ve korur..
Nice uyuyanlar uyanır, nice sarhoşlar ayıkır da bu câhil sofu, nefsinin ve şeytânın elinde oyuncak olur ve kurtulamaz..
Neylersin ki günümüzde herkesin gözü göklerde uçmakta olup, kullukta değil..
Hâlbuki anacağızım: “Kanatlanan karıncadan gayrı hayr gelmez/ölümü yakındır!.” der.

Herkes “SuLtÂNLık” istiyor da “KULLuk” istemeyip kendisine KULLar arıyor.. Hayret ki ne hayret!. Ben doğrusu Osmanlı Padişahlarımızın fermanlarına: “Fülân Kuluma..” diye başlamalarını, pek çok muhteşem hizmetler yapmış o değerli âilenin acı sonunu hazırlayan sebeb olarak görüyorum.. Ve beşikteki bebeleri de dâhil, Küffar Âlemindeki köleliklerine durmadan yanıyorum!.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: MUHAMMEDİ TASAVVUF
MesajGönderilme zamanı: 17 Şub 2019, 19:59 
Çevrimiçi
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 11138
Resim 4.2.5-) İHLÂS.:

ÖZden=>SÖZe =>SESin HASı
ZEMZEM>ÖZü =>KEVSER TASı
EDEB->İLİM->İRFÂN ->ERKÂN
=>MuhaMMedî İZÂN =>İHLÂSı!.


İhlâs-mend.: f. İhlaslı, ihlas sahibi, temiz kalbli.
İhlâs-mendâne.: f. Temiz yürekli kimseye yakışır şekilde, ihlaslı kişiye uygun tarzda.
İhlâs-mendî.: f. İhlaslılık, temiz kalblilik.
İhlâs-perver.: f. İhlas sahibi, temiz kalbli..


İhlâs Sûresi.: Kur'ÂN-ı Kerim'de şirkin ve küfrün her türlüsünü reddedip, tevhidi ilân eden “KuL=>De!.” diye başlayan 112. Sûre olan İhlâs Sûresine =>Esas, Tevhid, Tefrid, Tecrid, Necât, Velâyet, Mârifet, Samed, Muavvize, Mazhar, Berâe, Nur, İmân Sûresi de denilmektedir. Maâni, Müzekkire gibi isimleri de vardır..

Hulus.: Hâlislik. Saflık. Samimîyet. Hâlis dostluk. İÇten davranmak. Her hayırlı işi ve ameli ALLAH celle celâlihu rızâsını niyet ederek yapmak..
Hulusî.: Samimî, candan. Hâlis ve içi temiz olan.
Hulus-i Kalb.: Kalbden, gönülden, içten samimîyet.
Hulus-i Niyyet.: Niyetin hâlis olması.
Hulusîyyet.: Hâlislik. Samimî dostluk.
Huluskâr.: Her zaman, Her yerde, Herhâlde, Her nefeste samimî MuhaBBeti OLan.
Hulusnâme.: f. Yalnız MuhaBBet, alâka ve bağlılığı göstermek üzere sunulan mektub, ARZ-ı HÂL..
Muhlis.: Hâlis olan. İhlâsı kazanmak için gayret gösteren, samimi ve itikadı doğru olan. Her hâli içten ve riyâsız olan. Katıksız.
Muhlisâne.: f. Hâlisâne. Samimi olarak. Dostlukla. Riyâsızlıkla.

İhlâs.: (hulus. dan) Kalbini sâfi etmek. İçten, samimî, riyâsız sevgi. İçten gelen sevgi ile doğruluk ve bağlılık. Sırf ALLAHu zü’L- CeLÂL emretmiş olduğu için ibâdet etmek. Yapılan ibâdet ve işlerde hiçbir karşılık ve menfaati, hakiki ve esas gaye etmeyerek yalnız ve yalnız Allah rızasını esas maksat ve gaye edinmek. İnsanlara riyakârlıktan, gösterişten uzak olmak
İhlâs.: Hâlis, hilesiz, katıksız, saf, arı, temiz, samimî sevgi, derunî dostluk, ciddî bağlılık ve seçkin sunuştur.

İbâdet kablarının içini dolduran tek şey var o da iİHLÂStır. İbâdeti, hakkı olan HAKK celle celâluhu ya yapmak, has kılmak, mahsus kılmak, tahsis etmek ve bunda Hâlis Muhlis olmak..


Resim KELÂMuLLAHta İHLÂS.:

Kur'ÂN-ı Kerîmde ihlâs anlamı içeren pek çok âyet olmakla beraber bazıları.:

وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مُوسٰىۘ اِنَّهُ كَانَ مُخْلَصًا وَكَانَ رَسُولًا نَبِيًّا
Resim---“Veżkur fî-lkitâbi mûsâ(c) innehu kâne muḣlasan vekâne rasûlen nebiyyâ(n).: Kitap'ta Musa'yı da zikret. Çünkü o, ihlasa erdirilmiş ve gönderilmiş (Resul) bir peygamberdi.” (Meryem 19/51)

اِنَّٓا اَخْلَصْنَاهُمْ بِخَالِصَةٍ ذِكْرَى الدَّارِۚ
Resim---“İnnâ aḣlasnâhum biḣâlisatin żikrâ-ddâr(i).: Gerçekten biz onları, katıksızca (ahiretteki asıl) yurdu düşünüp-anan ihlas sahipleri kıldık.” (Sâd 38/46)

هُوَ الَّذ۪ي يُسَيِّرُكُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِۜ حَتّٰٓى اِذَا كُنْتُمْ فِي الْفُلْكِۚ وَجَرَيْنَ بِهِمْ بِر۪يحٍ طَيِّبَةٍ وَفَرِحُوا بِهَا جَٓاءَتْهَا ر۪يحٌ عَاصِفٌ وَجَٓاءَهُمُ الْمَوْجُ مِنْ كُلِّ مَكَانٍ وَظَنُّٓوا اَنَّهُمْ اُح۪يطَ بِهِمْۙ دَعَوُا اللّٰهَ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَۚ لَئِنْ اَنْجَيْتَنَا مِنْ هٰذِه۪ لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِر۪ينَ
Resim---“Huve-lleżî yuseyyirukum fî-lberri velbahr(i)(c) hattâ iżâ kuntum fî-lfulki vecerayne bihim birîhin tayyibetin veferihû bihâ câet-hâ rîhun ‘âsifun vecâehumu-lmevcu min kulli mekânin vezannû ennehum uhîta bihim(ﻻ) de’avû(A)llâhe muḣlisîne lehu-ddîne le-in enceytenâ min hâżihi lenekûnenne mine-şşâkirîn(e).: Sizi karada (çeşitli vasıtalar üzerinde ) ve denizde (gemilerde) gezdiren O'dur. Hattâ siz gemide olduğunuz zaman, güzel bir rüzgârla, o gemi içindekilerle giderken, onlar ferahlanırlar. Derken bir fırtına çıkarak her taraftan dalgalar kendilerine gelince ve kuşatıldıklarını anlayınca, Allah'ın dininde hâlis ve samimi olarak Allah'a şöyle dua ederler: “-Yemin ederiz ki, eğer bizi, bundan kurtarırsan muhakkak şükreden kullarından oluruz.” (Yunus 10/22)

فَاِذَا رَكِبُوا فِي الْفُلْكِ دَعَوُا اللّٰهَ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَۚ فَلَمَّا نَجّٰيهُمْ اِلَى الْبَرِّ اِذَا هُمْ يُشْرِكُونَۙ
Resim---“Fe-iżâ rakibû fî-lfulki de’avû(A)llâhe muḣlisîne lehu-ddîne felemmâ neccâhum ilâ-lberri iżâ hum yuşrikûn(e).: Onlar gemiye bindikleri zaman, dini yalnızca O'na 'halis kılan gönülden bağlılar' olarak, Allah'a yalvarıp yakarırlar. Ama onları karaya çıkarıp kurtarınca, hemen şirk koşarlar.” (Ankebût 29/65)

اِنَّٓا اَنْزَلْنَٓا اِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ فَاعْبُدِ اللّٰهَ مُخْلِصًا لَهُ الدّ۪ينَۜ
Resim---“İnnâ enzelnâ ileyke-lkitâbe bilhakki fa’budi(A)llâhe muḣlisan lehu-ddîn(e).: Şüphesiz, sana bu Kitabı hak ile indirdik; öyleyse dini yalnızca O'na halis kılarak Allah'a ibâdet et.” (Zümer 39/2)

Resim

Kur'ÂN-ı Kerîmde İhlâs Sûresi ÖzeL ve GüzeLdir.:

قُلْ هُوَ اللّٰهُ اَحَدٌۚ
Resim---“Kul huva(A)llâhu ehad(un).: De, o: Allah tek bir (ehad) dir” (İhlâs 112/1)

اَللّٰهُ الصَّمَدُۚ
Resim---“(A)llâhu-ssamed(u).: Allah, Samed'dir (her şey O'na muhtaçtır, dâimdir, hiç bir şeye ihtiyacı olmayandır).” (İhlâs 112/2)

لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْۙ
Resim---“Lem yelid velem yûled(u).: O, doğurmamıştır ve doğurulmamıştır.” (İhlâs 112/3)

وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا اَحَدٌ
Resim---“Velem yekun lehu kufuven ehad(un).: Ve hiç bir şey O'nun dengi değildir.” (İhlâs 112/4)


Resim RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’in İHLAS SÛRESİ ile ilgili Hadis-i ŞerifLeri.:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem namazda tahiyyat duasını bitirince şöyle dua ederdi:
“Ey ALLAH‟ım! Sen her türlü eksiklik ve kusurdan uzaksın. Senden başka gerçek ilâh yoktur. Ey Ğaffâr! Benim günahlarımı ört. Ey Tevvâb! Benim tevbemi kabul et, amellerimi ıslah et. Şüphesiz ki sen dilediğin kimselerin günahlarını affedersin. Sen Gafûr ve rahîmsin.
Ey Rahmân! Bana merhamet et. Ey Affedici! Beni affet. Ey Raûf! Bana şefkat et.
Ey RABBim! Bana, verdiğin nimetlere şükretme gücü ver. Bana, Sana güzel ibâdet edebilme gücü ver.
Ey RABBim! Senden bütün hayırları ister, bütün şerlerden de Sana sığınırım.
Ey RABBim! Benim işlerimi hayırla aç, hatırla sonuçlandır. Bana, Sana kavuşma konusunda şevk ve arzu ver. Beni, bana zarar verecek sıkıntılardan, saptırıcı fitnelerden ve kötülüklerden koru. Sen kimi koruma altına alırsan şüphesiz ki o kıyamet gününde rahmete ulaşır. İşte bu en büyük kurtuluştur.”

(Heysemî, Mecme’u’z- Zevâid, 2/232)

Resim---Birisi bir adamın İhlâs Sûresini tekrar tekrar okuduğunu duydu. Sabah olduğunda bunu Resûlullah sallallahu aleyhi veselleme söyledi. Adam bunu sanki küçümsüyordu. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Nefsim elinde olana yemin ederim; o Kur’ÂN'ın üçte birine muadildir." buyurdu.
(Ebu Said el-Hudrî radiyallahu anhu'den; Buharî, Ebu Davûd ve Nesaî)

Resim---Buharî'nin başka bir rivayetinde Ebu Said el-Hudri'den Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'ın ashabına şöyle buyurduğu nakledilmektedir: "Sizden biriniz bir gecede Kur’ÂN'ın üçte birini okuyamaz mı?" Bu onlara zor geldi ve: “Buna hangimiz dayanabiliriz Yâ Resûlullah?” dediler. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "ALLAHu'l- VÂHİDu's-SAMED" Kur’ÂN'ın üçte biridir." buyurdu.
(Buharî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Toplanın; size Kur’ÂN'ın üçte birini okuyacağım." Toplanan toplandı. Sonra da Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem çıkıp İhlâs Sûresini okudu. Ardından da içeri girdi. Birbirimize: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Size Kur’ÂN'ın üçte birini okuyacağım, ben bunu gökten gelmiş bir hayır görüyorum” demişti diye konuştuk. Nebîyyallah aleyhisselâm çıktı ve: "Ben, size: “Kur’ÂN'ın üçte birini okuyacağım!.” dedim. Bilesiniz ki o, Kur’ÂN'ın üçte birine muadildir." buyurdu.
(Ebû Hüreyre radiyallahu anhu ’dan; Müslim ve Tirmizî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Sizden biriniz bir gecede Kur’ÂN'ın üçte birini okumaktan aciz olur mu? Kim İhlâs Sûresini bir gecede okursa, Cenâb-ı HAKk’a sığınmak için Kur’ÂN'ın üçte birini okumuştur." buyurdu.
(Ebu Eyyüb el-Ensarî radiyallahu anhu’den; İmam Ahmed ve Tirmizî, Nesaî)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: MUHAMMEDİ TASAVVUF
MesajGönderilme zamanı: 22 Nis 2019, 20:22 
Çevrimiçi
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 11138
Resim

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Şüphesiz ALLAH, biçimlerinize ve sözlerinize bakmaz, işlerinize ve kalblerinize bakar." buyurmuştur..
(Ebû Hureyre radıyallahu anhu’dan; İbn Mâce.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Kişi, insanların gözünde cennetliklerin işi gibi iş yapar, oysa o cehennemliktir." buyurmuştur..
(Sehl radıyallahu anhu’dan; Buhârî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Ameller, sonlara bağlıdır, ya da sonlarına göredir." buyurmuştur..
(Sehl radıyallahu anhu’dan; Müslim)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "İhsan, ALLAH'a sanki Onu görüyormuşsun gibi ibâdet etmendir. Zira, sen Onu görmesen de, O seni kesinlikle görür." buyurmuştur..
(Yahya radıyallahu anhu’dan; Müslim)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Ameller ancak niyetlere göredir. Herkesin niyetine göre işlem yapılır." buyurmuştur..
(Ömer radıyallahu anhu’dan; Buhârî.))

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "ALLAH bir topluluğa azap indirirse, içinde bulunan herkese isabet eder. Ancak, dirilirlerken amellerine göre dirilirler." buyurmuştur...
(Ömer radıyallahu anhu’dan; Buhârî.))

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Şüphesiz, dilleriyle söylemedikçe veya onu yapmadıkça, ALLAH, ümmetimin gönüllerinden geçirdikleri şeyleri bağışlamıştır." buyurmuştur..
(Ebû Hureyre radıyallahu anhu’dan; Buhârî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Sen bütün günleri oruçla, geceleri de namazla geçiriyormuşsun?"
"Evet."
"Böyle yaparsan hem gözün, hem de ruhun bitkin düşer, yorulur. Ara vermeden oruç tutanın orucu olmaz. Üç günlük oruç, tüm senenin orucuna bedeldir. Her ayın üç gününü oruçla geçir!" buyurmuştur..

(İbn Amr radıyallahu anhu’dan; Müslim)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Ey insanlar! Amellerden gücünüz yettiği kadarını alın! Siz bıkıp usanmadıkça ALLAH da bıkmaz. ALLAHın en çok sevdiği amel, az da olsa devamlı olanıdır." buyurmuştur..
(Aişe radıyallahu anha’dan; Buhârî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Doğruyu arayın, ılımlı olun! Şunu da iyi bilin ki, hiçbirinizi kendi ameli cennete koyacak değildir." buyurmuştur..
(Aişe radıyallahu anha’dan; Buhârî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Şüphesiz, bu din kolaydır. Kim güçleştirmeye kalkışırsa, ona yenik düşer." buyurmuştur..
(Ebû Hureyre radıyallahu anhu’dan; Buhârî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey verilir. (Niyetine göre ecir ve sevap alır veya cezalanır.) Kimin hicreti ALLAH ve Resûlüne ise, onun hicreti Allah ve Resulüne olur. (Böylece Allah'ın emrini yapmış, rızasını da kazanmıştır.) Kim de dünyalık kazanmak ve bir kadınla evlenmek maksadıyla hicret ediyorsa, onun da yapmış olduğu hicreti, hicret ettiği şeylere olur. (Dünya malını kazanır. İstediği kadına kavuşur, fakat ALLAH'ın rızasından mahrum kalır.)" buyurmuştur..
(Ömer radıyallahu anhu'den; Buharî, Müslim, Ebu Davûd, Tirmizî, Nesaî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "ALLAH vücudlarınıza ve şekillerinize bakmaz. Fakat Allah, kalplerinize bakar.".
(Ebu Hureyre radıyallahu anhu'den; Müslim)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Kul, birçok iyi ameller işler. Bu ameller mühürlü bir zarfda melekler tarafından Allah'a yükseltilir ve bu zarf Allah'ın huzuruna konur. ALLAH-u TEÂLÂ: "Bu zarfı atınız, zirâ bunun içindeki amel ile benim rızam kasd edilmemiştir" buyurur. Sonra ALLAH-u TEÂLÂ melekleri çağırır ve: "Şu şu amelleri ona yazınız" buyurur. Melekler; "Ya RABBi! O bunların hiçbirini yapmadı." derler. ALLAH-u TEÂLÂ: "Yapmadı ama, yapmayı niyet etti." buyurur.” buyurmuştur..
(Darekutnî)

Resim---Ebu Said radıyallahu anhu anlatıyor: "Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem (bir gün) ashabına: "Sizden biri bir gecede Kur'ân-ı Kerim'in üçtebirini okumaktan âciz midir?" diye sordu.
" Buna hangimiz güç yetirebilir?" dediler. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: " Allahu Ahad, Allahu's-Samed (İhlâs süresi) Kur'ân'ın üçtebiridir" buyurdu..

(Ebu Said radıyallahu anhu’dan; Buharî, Fedâilu'l-Kur'ân 13, Tevhid 1; Müslim, Müsâfırin 259, (811); Tirmizî, Sevâbu'l-Kur'ân 11, (2898); Nesâî, İftihah 69, (2,171); Muvatta, Kur'ân 17, 19 (1, 208); Ebu Davûd, Vitr 18, Salât 353, (1961); İbnu Mâce, Edeb 52, (3787, 3788, 3789)

Resim---Enes radıyallahu anhu anlatıyor: "Bir kimse (ihlâs süresini kastederek): "Yâ Resûlullah, ben bu sûreyi seviyorum" dedi. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem : "Onu sevmen seni cennete sokacaktır" buyurdu..
(Tirmizî, Sevâbu'l- Kur'ân 11, (2903))

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Kim Kul hüvallâhu ahad süresini günde iki yüz sefer okursa, üzerindeki kul borcu hariç, elli yıllık günah (amel defterinden) silinir." buyurdu..
(Enes radıyallahu anhu ’dan; Tirmizî, Sevabu'l- Kur'ân 10, (2900)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Kim yatağında uyumak isteyince, sağ tarafının üstüne yatar, sonra da Kul hüvallahu ahad'ı yüz kere okursa, RABB TeÂLÂ kıyamet günü kendisine: "Sağın üzerinde cennete gir" buyuracaktır.” buyurdu..
(Enes radıyallahu anhu ’dan; Tirmizî, Sevâbu'l-Kur'ân 10, (2900))

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: MUHAMMEDİ TASAVVUF
MesajGönderilme zamanı: 19 May 2019, 20:29 
Çevrimiçi
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 11138
Resim

Resim---Übey İbnu Ka'b radıyallahu anhu anlatıyor: "Müşrikler, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'e: "RABBini bize tavsif et (tanıt)!" dediler. Bunun üzerine İhlâs süresi indi."De ki: O, Allah'dır, Ahaddir/bir tekdir. O Allah'tır, Sameddir (hiçbir şeye muhtaç değil, her şey O'na muhtaç). Doğurmamıştır, doğurulmamıştır. Hiçbir şey O'nun dengi (ve benzeri) değildir"
Übey (radıyallahu anh) bu sürede geçen bazı tâbirleri şöyle açıkladı: "Samed, doğurmayan ve doğurulmayan demektir, çünkü doğan her şey mutlaka ölecektir. Ölen her şeye vâris olunacaktır. ALLAH ise ne ölür, ne de O'na varis olunur.
"Hiçbir şey O'nun dengi (ve benzeri) değ'ildir" âyeti de O'na bir benzer, bir denk olmadığını, ALLAH'a benzeyen hiçbir şey bulunmadığını ifade eder."

(Tirmizî, Tefsir, İhlâs, 3361, 3362).

Resim---Ebu Vâil rahîmehullahi) : "Samed, efendilikte son mertebeye ulaşan efendidir." demiştir..
(Buhârî, Tefsir, İhlâs 2).

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “ALLAHu zü’L- CELÂL: "Âdemoğlu bana şetmediyor (hakkımda münasib olmayan söz sarfediyor). Ancak bu ona yakışmaz. Âdemoğlu beni tekzib ediyor, ancak beni tekzib etmek ona yakışmaz. Bana ettiği şetme gelince: "Bu, onun, bana evlâd nisbet etmesidir. Tekzibine gelince, bu onun: ALLAH, yarattığı gibi beni tekrar diriltmeyecek!” demesidir. Halbuki, ikinci sefer tekrar diriltmek bana, yoktan var etmeye nazaran zor gelecek bir iş değildir." buyurdu.” buyurdu.
(Ebû Hüreyre radiyallahu anhu ’dan; Buharî, Tefsir 1, Bed'u'l- Halk 1; Nesâî, Cenâiz 117, (4,112).

Şetm.: Sövmek, azarlamak, küfretmek.

Resim---Yine Buharî ve Nesâî'de kaydedilen bir diğer rivayette: "Bana olan şetmi: "Allah kendisine çocuk edindi" demesidir. Halbuki ben bir tekim, samedim, doğurmayan, doğurulmayan, hiçbir misli bulunmayanım." buyurdu.
(Buharî ve Nesâî'de).

Resim---Resûlullah aleyhissalatu vesselâm: "Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır. Öyleyse kimin hicreti ALLAH'a ve Resûlüne ise, onun hicreti ALLAH ve Resûlünedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya nikâhlanacağı bir kadına ise, onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir." buyurdu.
(Ömer radıyallahu anhu ’dan; Buhâri, Bed'ü'l- Vahy 1, Itk 6, Menâkıbu'l- Ensâr 45, Nikâh 5, Eymân 23, Hiyel 1; Müslim, İmâret 155, (1907); Ebu Dâvud, Talâk 11, (2201); Tirmizî, Fedâilu'l- Cihâd 16, (1647); Nesâî, Tahâret 60, (1, 59, 60).

Resim---Resülullah aleyhissalâtu vesselâm: "ALLAH bir kavme azab indirdi mi, o azab, kavmin içinde bulunan herkese isabet eder. Sonra, (Kıyamet gününde) herkes niyetlerine (ve amellerine) göre diriltilirler." buyurdu.
(İbnu Ömer radıyallahu ’dan; Buharî, Fiten 19; Müşlim, Sıfatu'l- Cenne 84, (2879).

Resim---Resülullah aleyhissalâtu vesselâm: "Kim kırk sabah ALLAH'a ihlâslı olursa, kalbinden lisanına hikmet çeşmeleri akmaya başlar." buyurdu.
(İbnu Abbâs radıyallahu’dan; Rezîn tahric etmiştir. Hadis Hilyetü'l- Evliya'da Ebu Eyyüb el-Ensarîden merfu’ olarak kaydedilmiştir, (5,189); keza hadisi Câmi'u's- Sagîr'de de bulmaktayız (Feyzu'l-Kadir 6, 43).

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Şüphesiz Allah, biçimlerinize ve sözlerinize bakmaz, işlerinize ve kalblerinize bakar." buyurdu.
(Ebû Hureyre radıyallahu anh’dan; İbn Mâce).

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Kişi, insanların gözünde cennetliklerin işi gibi iş yapar, oysa o cehennemliktir." buyurdu.
(Sehl radıyallahu anh’dan; Buhârî).

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Ameller, sonlara bağlıdır, ya da sonlarına göredir." buyurdu.
(Sehl radıyallahu anh’dan; Müslim).

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "İhsan, ALLAH a sanki O’nu görüyormuşsun gibi ibâdet etmendir. Zirâ, sen O’nu görmesen de, O seni kesinlikle görür." buyurdu.
(Yahya radıyallahu anh’dan; Müslim).

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Ameller ancak niyetlere göredir. Herkesin niyetine göre işlem yapılır." buyurdu.
(Ömer radıyallahu anh’dan; Buhârî.).

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "ALLAH bir topluluğa azab indirirse, içinde bulunan herkese isabet eder. Ancak, dirilirlerken amellerine göre dirilirler." buyurdu.
(İbn Ömer radıyallahu anhu’dan; Buhârî.).

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Şüphesiz, dilleriyle söylemedikçe veya onu yapmadıkça, ALLAH, ümmetimin gönüllerinden geçirdikleri şeyleri bağışlamıştır." buyurdu.
(Ebû Hureyre radıyallahu anhu’dan; Buhârî).

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Sen bütün günleri oruçla, geceleri de namazla geçiriyormuşsun?"
"Evet."
"Böyle yaparsan hem gözün, hem de ruhun bitkin düşer, yorulur. Ara vermeden oruç tutanın orucu olmaz. Üç günlük oruç, tüm senenin orucuna bedeldir. Her ayın üç gününü oruçla geçir!"
buyurdu.
(İbn Amr radıyallahu anh’dan; Müslim.).

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Ey insanlar!. Amellerden gücünüz yettiği kadarını alın!. Siz bıkıp usanmadıkça ALLAH da bıkmaz!. ALLAHın en çok sevdiği amel, az da olsa devamlı olanıdır." buyurdu.
(Aişe radıyallahu anha’dan; Buhârî).

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Doğruyu arayın, ılımlı olun! Şunu da iyi bilin ki, hiçbirinizi kendi ameli cennete koyacak değildir." buyurdu.
(Aişe radıyallahu anha’dan; Buhârî.).

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Şüphesiz, bu din kolaydır. Kim güçleştirmeye kalkışırsa, ona yenik düşer." buyurdu.
(Ebû Hureyre radıyallahu anh’den; Buhârî).

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey verilir. (Niyetine göre ecir ve sevab alır veya cezâlanır.) Kimin hicreti ALLAH ve Resûlüne ise, onun hicreti ALLAH ve Resûlüne olur. (Böylece ALLAH'ın emrini yapmış, rızasını da kazanmıştır.) Kim de dünyalık kazanmak ve bir kadınla evlenmek maksadıyla hicret ediyorsa, onun da yapmış olduğu hicreti, hicret ettiği şeylere olur. (Dünya malını kazanır. İstediği kadına kavuşur, fakat ALLAH'ın rızasından mahrum kalır.)" buyurdu.
(Buharî, Müslim, Ebu Davûd, Tirmizî, Nesaî).

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "ALLAH vücudlarınıza ve şekillerinize bakmaz. Fakat ALLAH, kalblerinize bakar." buyurdu.
(Ebû Hureyre radıyallahu anh’den; Müslim).

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Kul, birçok iyi ameller işler. Bu ameller mühürlü bir zarfda melekler tarafından ALLAH'a yükseltilir ve bu zarf ALLAH'ın huzuruna konur. ALLAH-u TEÂLÂ: "Bu zarfı atınız, zirâ bunun içindeki amel ile benim rızam kasdedilmemiştir" buyurur. Sonra ALLAH-u TEÂLÂ melekleri çağırır ve : "Şu şu amelleri ona yazınız" buyurur. Melekler: "Yâ RABBi! O bunların hiçbirini yapmadı." derler. ALLAH-u TEÂLÂ: "Yapmadı ama, yapmayı niyet etti." buyurur.” buyurdu.
(Darekutnî).

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 508 mesaj ]  Sayfaya git Önceki  1 ... 17, 18, 19, 20, 21

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: kulihvani ve 4 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye