Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 17 Kas 2018, 00:24

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 24 mesaj ] 
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 25 Şub 2017, 13:57 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 3687
Bu konuyu facebook'ta paylan!
Resim

KALEM SÛRESİ SOHBETİ

09.01.2009
Sohbetin yarısından sonra 144. dakikasından sonra Kalem sûresi başladı.


EÛZU BİLLÂHİ MİNE'Ş-ŞEYTÂNİ'R-RACÎM
Bİ'SMİ'LLÂHİ'R-RAHMÂNİ'R-RAHÎM..


Euzu billahissemi’l- alîmu min eş şeytani’r racîm min hemezitihi ve nefhahi ve nefsihi.. Bismillahirrahmânirrahîm

Euzu bike rabbî yahdurunu.. Bismillahirrahmânirrahîm
Elhamdulillahirrabbü’l- âlemin..

subhâneke allâhumme ve bi hamdike,
eşhedu en lâ ilâhe ente vahdeke lâ şerike leke estağfiruke ve etûbu ileyke

Esselâtü vesselâmı aleyke Ya RaSûLALLAH SaLLALLAHu Aleyhi vesellem istecartü

Resim'' Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin
Abdike (Muhammediyyeti) ve
Nebiyyike (Mahmudiyyeti) , ve
Rasûlike (Ahmediyyeti) ve
Nebiyyi’l-Ummiyyi (Habîbiyyeti) ve alâ âlihi, ehl-i beytihi ve sahbihi ve ummetihi... ''Resim


Kalem Sûresine girelim bir kaç âyet okuyalım, sonra bırakalım isterseniz.. Genelde bir başka arzu yoksa.. sorulacak soru olursa onları cevaplayalım İnşeâ ALLAH celle celâlihu.. Sûrelerin kendilerine mahsus özellikleri ve güzellikleri vardır. Ben huruffiyatı yâni harfçiliği pek benimsemem.. fakat harfleri de çok önemlidir Kur'ÂN-ı Kerîmin.. ben hep böyle düşünmüşümdür..
Yâni “YâSîn” deyince hepsini kapsayan BEDEN gibi görmüşüm,
Sad Sûresini “SADR” gibi görmüşümdür şifre olarak, öyle sanmaktayım ve öyle anlamaktayım..
Kaf Sûresini “KALB” gibi anlamaktayım..
Nûr Sûresini de “RUH” gibi anlamaktayım.. NÛR, ALLAHu Zü’L- CeLÂL’in NÛRu olan “RUH” gibi görmekteyim ki, öyle zevk ediyorum demek istiyorum, zevk bu..


ن وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ
Resim---"Nûn ve’l- kalemi ve mâ yesturûn (yesturûne).: Nûn. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun!”

(Kalem 68/1)

“NûN” bu şifre harf-i mukattai kesik harf.. Mânâsı elince ANLAşılan..
“Ve’l- kalemi” Kaleme and olsun ve şuna da and olsun ki, “mâ” o şey ki, “yesturûn” Satır satır yazdıklarına da andolsun!
“NûN”a and olsun.. Kaleme and olsun.. Yazdıklarına and olsun!.
NûN.. NahNu, BİZ.. NûRuLLaH.. her ne dersek, ALLAHu Zü’L- CeLÂL’e yâni ZÂTuLLAH’a gidebilir demek istiyorum..


اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ مَثَلُ نُورِهِ كَمِشْكَاةٍ فِيهَا مِصْبَاحٌ الْمِصْبَاحُ فِي زُجَاجَةٍ الزُّجَاجَةُ كَأَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِن شَجَرَةٍ مُّبَارَكَةٍ زَيْتُونِةٍ لَّا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُّورٌ عَلَى نُورٍ يَهْدِي اللَّهُ لِنُورِهِ مَن يَشَاء وَيَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثَالَ لِلنَّاسِ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Resim---“ALLÂHU NÛRU’s- SEMÂVÂTİ ve’l- ARD (ardı), meselu nûrihî ke mişkâtin fîhâ mısbâh (mısbâhun), el mısbâhu fî zucâceh (zucâcetin), ez zucâcetu ke ennehâ kevkebun durrîyyun, yûkadu min şeceratin mubâraketin zeytûnetin lâ şarkîyetin ve lâ garbiyyetin, yekâdu zeytuhâ yudîu ve lev lem temseshu nâr (nârun), nûrun alâ nûr(nûrin), yehdîllâhu li nûrihî men yeşâu, ve yadribullâhul emsâle lin nâs(nâsi), vallâhu bi kulli şey’in alîm(alîmun): ALLAH, GÖKLERİN ve YERİN NURUDUR. O'nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltip iletir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah, her şeyi bilendir.”
(Nûr 24/35)

NÛRundan ZÂTına.. ZÂT<->Sıfat<->Esmâ<->Eşyâ.. Bizi oraya götürecek pek çok âyetler var.. Öyledir demiyorum, çünkü denemez ama oraya gidebiliriz..
“Ve’l- kalemi” Kaleme and olsun.. Burada Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin: “ALLAH celle celâlihu ilk önce benim nurumu yarattı..” buyruğunu iyi ANLAmalıyız..

Resim---Câbir B. Abdillâh (radiyallâhu anhu)’dan: “Yâ Resûlullah! Anam, babam Sana fedâ olsun, ALLAH’ın en evvel yaratığı şeyi bana söyler misin?”dedim. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Yâ Câbir! Eşyâdan önce kendi nurundan (Nurullah) senin peygamberiyin nurunu yarattı ve şöyle buyurdu: “O nur ALLAH’ın kudretiyle dilediği yerlerde devredip gezerdi. O zaman ne levh, ne kalem, ne cennet, ne cehennem, ne melek, ne gök, ne güneş, ne ay, ne cin, ne ins var idi.” Ondan sonra buyurdu ki: “ALLAH Teâlâ mahlûkatı yaratmak istediği zamanda o nûru taksim edip 4 parça yaptı: İlk parçadan kalemi yarattı. İkinci parçadan levhi yarattı. Üçüncü parçadan Arş’ı yarattı. Dördüncü parçayı taksim edip 4 parça yaptı: İlkinden gökleri yarattı. İkincisinden yeri yarattı. Üçüncüsünden cennet ve cehennemi yarattı. Dördüncü parçayı yine taksim edip 4 parçaya ayırdı. Birincisinden mü’minlerin gözlerinin nûrunu yarattı. İkincisinden kalblerinin nûrunu yarattı ki o, ALLAH’ı bilmedir. Üçüncüsünden dillerinin nûrunu yarattı ki o da Kelime-i Tevhiddir.......” buyurmuştur.
(İmâm Ahmed, Müsned IV-127; Hâkim, Müstedrek II-600/4175;İbni Hibban, El İhsân XIV-312/6404)

ALLAH celle celâlihu NÛR-u MuhaMMedden , önce kalemi yarattı.. dört şey biliyorsunuz o hadiste ilk önce.. hepsi de ilk önce.. haa ilk önce aynı şey.. yâni ilk nokta, yazılanlar “mâ yesturûn” ki, İLK NOKTA’nın hareketinden doğan MADDE, harekelenmesinden doğan MÂNÂ.. Somut Madde Âlemi ve Soyut Mânâ Âlemi.. Hepsi yaratık çünkü.. NÛRuLLAHtan NÛR-u Mimden.. ve NÛR-u Mimden yaratılanlar-halkedilenler.. İlahî KeVNiYyet Kalemi ve KÛN feyeKÛN YAZdıkları..
İşte bu buraada Kalem NÛR-u Mimdir.. Mim gibidir ve mim harfi de DÖNerlidir. Mmmm diye devam eder, sonsuz "m"dir.. NÛN ve VaVda böyledir..

“mâ yesturûn” SaTıR-lara dökülenlere.. ve SADR-lara dökülenlere.. Satırlara dökülenler Zâhirdeki Madde Âlemi.. Sadrlara dökülenler Bâtındaki Mânâ Âlemi gibi.. Satırlarda okunanlar Kuru Bilgiler.. Sadrlar da okunanlar ise Diri Bilgiler..

İşte bu satırlardan sadrlara geçişte kesinlikle VeLâyet Edebi gerekir.. Edebsiz BİLgi, İBLİS'inkidir.. Edebsiz bir bilgi dirilemez, bize YÂR olamaz.. “Bir kilo demir tozu yedim!.” demekle sen, vüCÛDuna bir gram demir aldın mı?. Kesinlikle hayır, hatta zehir aldınız!. Peki senin demir nerde?. Nerde olacak senin demir, ıspanaktan alınır!. Neden?. Çünkü, ıspanaktaki demir edebli ve yarayışlı demirdir, yolunu bilen demirdir ve nerede ne yapacağını bilen demirdir.. Kısacası o, diri demirdir diri.. yoksa, demir lâzım diye demir tozu yemek değildir yâni.. onun için zâten;

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 25 Şub 2017, 15:25 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 3687

مَا أَنتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍ
Resim---"Mâ ente bi ni’meti rabbike bi mecnûn(mecnûnin).: Rabbinin ni’meti ile sen mecnun değilsin.
“(Kalem 68/2)

Bakın nasıl da bağladı Resûlullah sallallahu aleyhi veselleme ALLAHu zü’L- CeLÂL.. mâ ente sen değilsin.. bi ni’meti rabbike.. Rabbiyin ni’metiyle.. bi mecnun.. cinli/cinlenmiş/deli mecnun değilsin.. Rabbinin ni’meti sâyesinde sen bir mecnun değilsin.. mecnun, cinlenen demektir.. yâni aklı kaybolan demektir, aklı yerinde olmayan demektir, cununlu demektir, ergin olmayan demektir, cenin olan demektir, kendinden üreterek çoğaltarak konuşacak demektir..
ama ne buyuruyor ALLAHu zü’L- CeLÂL, Rabbinin ni’metiyle sen öyle değilsin.. yine Ni’met, MuhaMMedî Nurun kullanımıdır.. yâni kağıt üzerinde çok güzel bir kahve içtik yazdım diye ben kahve mi içmiş olurum.. ya da Fatma Hanım yukarıda kahve getirdi ben dudağıma kadar getirsem hatta ağzıma doldurup da içmesem, işmiş sayılmam.. hangisi ni’mettir?. ni’met, benim damarlarıma girendir. Sözüm, gözüm, ışığım, ısım ve de her şeyim olandır.. ni’met, benimle BİZde BİR olandır.. öyle bir ni’met ki, hava gibi, güneşin ışığı gibi, sular gibi, dostlar gibi CÂN BİRliği BİZliği ki BİZ BİR-İZ olanlar gibi haşr neşir olanlardır..


وَإِنَّ لَكَ لَأَجْرًا غَيْرَ مَمْنُونٍ
Resim---"Ve inne leke le ecran gayra memnûn(memnûnin).: Ve muhakkak ki senin için, elbette kesintisi olmayan mükâfat vardır.
“(Kalem 68/3)

Muhakkak ki senin için yâ Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem leke/senin için le/muhakkak ki.. ecren/öyle bir ücret var ki, gayra memnun/minnetsiz.. minnetsiz ne demek?. Minnetsiz, kimseye minneti olmayan.. gayru memnun, yâni memnun değilim kesildi-kayboldu gitti demek mümkün değil.. gerçekten yâni o kadar mutlu o kadar güzel ki, minnetsiz ki minneti El Mennân ALLAH celle celâlihu’ya..

El Mennan:
Resim

minnet nedir?. olmayan çift “nun”un MuhaMMedi oluşudur Zâhir ve Bâtın Nurunun, yâni söylüyoruz ya..
TEK-BİR NOKTanın hareketinden -> zâhirdeki madde
TEK-BİR NOKTanın harekesinden -> bâtındaki mânâ
TüMM-TAMM KÛN feyeKÛN-ların cem’inin MuhaMMedî olarak Şehâdet ÂLeMine çıkışıdır minnet..
Bütün bunları yapan ALLAHu zü’L- CeLÂL.. ve gerçekten ve muhakkakk senin için tükenmez bitmez, asla minneti olmayan, başkasından beklenmeyen, YARATANdan beklenilen, kesintisi olmayan bir ecir vardır.. Ecir nedir?.
ECR: Ecir (c.: ücur) Bir iş, bir hizmet mukabilinde verilen şey. * Ahirete aid mükâfat, hayır ceza. Ücret, mukabil, karşılık. Sevâb.

Kisâcası ücrettir yâni.. Resûlullah sallallahu aleyhi veselleme para mı verilecek hâşâ!.. ecir kökü, cerr kökü, çekiştir çekiş.. teknikte de cerr dişlisi deriz biz dozerlerde felan çekendir, önce o çalışır sonra daha büyük dişlileri devreye sokar.. makinayı sürükleyendir.. şimdi arabalarda da cer dişlisi vardır tekeri döndüren odur zâten.. motor onu çalıştırır cerr dişlileri götürür gücü ve büyüklere aktarır.. mecburen öyledir.. senin için de böyle bir cerr vardır, çekicilik vardır.. içine biraz daha girelim.. “ce” daimâ “cem”dir.. “re” Rububiyyet Rızasıdır, Ruyettir risâlettir.. böyle bir cem’ vardır sende.. yâni Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, ALLAHu zü’L- CeLÂL’e irsal ediliş CEM’ini kendinde taşıyandır.. baştaki “e” zâten “en” yapar.. kebir büyük, ekber en büyük gibi.. “e” yi başa aldığınız zaman onun en büyüğünü yapar..
ecir gerçekten muazzam bir bütün, hakları hukukları verilmiş.. evet cerr motorları vardır lokomotiflerde de dozerlerde de vardır.. önce o küçük çalışır sonra da büyüğü çalıştırır.. büyük makinelerde vardır..
doğru söylüyorsunuz evet.. ve inne leke.. şüphesiz ki senin için le ecren.. gerçekten çok büyük bir ücret vardır.. gayru memnun.. kesintisiz devâmlı ve minnetsiz hiç bir kimseye baş eğmeden, sistemi var eden Rabbından gelen..


وَإِنَّكَ لَعَلى خُلُقٍ عَظِيمٍ
Resim---"Ve inneke le alâ hulukın azîm(azîmin).: Ve muhakkak ki sen, mutlaka çok büyük bir ahlâk üzeresin.”
(Kalem 68/4)

ve inneke.. yemin ederim ki, andolsun ki.. ve inneke.. şüphesiz ki sen.. burada çift “n” ile te’kid/kuvvetlendirme, sağlamlaştırma vardır..
ve alâ.. muhakkak üzeresin, yâni hulukın azîm/çok büyük bir bir ahlâk üzeresin.. haa huluk, doğru ahlâktır.. Hılkıyyat/yaratılışla alâkalı, hilkatte/doğuştan gelen vasıfta, yaratılışta olan evsaf-sıfattır..
nedir halk ediş?. bildiğimiz halk ediş budur işte..
hulukın azîm.. Azîm MuhaMMediyet Zâtiliğinin ayni hale gelişidir.. burada Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin bizzât kendisinin ahlâkıdır bu, bizzât kendisinin ahlâkıdır.. böyle büyük bir ahlâk üzerindesin ve muhakkak ki sen pek büyük bir ahlâk üzerindesin..

bu âyete çok dikkat etmek lâzım.. bu bir mârifet âyetidir çünkü.. eğer buna dikkat etmezsek sonuç fenâ olur..
“Müslüman adam, çok iyi inanıyor, çok iyi amel ediyor fakat, ahlâkı İblis Ahlâkına dönmüş!” dediğin anda mahvolur gider efendim..
“Adam çok güzel ibâdetlerini yapıyor, amelleri de güzel ama, adam hased, fesad, kibirli, kindar, haramcı, yalancı!.” dediğiniz anda duman eder aşağıya… yâni bir ton sütü bir kaşık sirke keser-bozar indiriverir.. ALLAH celle celâlihu korusun..
Bunlara çok dikkat edilmesi gerekiyor..
“hulukın azîm” muazzam bir âyettir, rahmetenli’l- âlemin gibi Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin şeref levhalarıdır..


فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَ
Resim---"Fe se tubsıru ve yubsırûn (yubsırûne).: Artık yakında sen göreceksin ve onlar da görecekler.”
(Kalem 68/5)

Fe se tubsıru.. Muhakkak ki, kesinlikle, hemen, yâni mutakiben, biraz sonra göreceksin.. sen göreceksin.. ve yubsırûn.. onlar da görecekler.. hani mecnun felan diye kendinden söyleyenler.. cinlenmiştir şeytanlar getiriyordu deniyordu.. o zaman da, şu anda da aynı şeyler söylenebilir/söyleyebilirler.. öyle diyorlar ama sende göreceksin onlar da görecek fitne ne imiş?. Kim, kimin haberini getirmiş yakında görürler.. göreceksiniz.. bunu bizim günümüze aktarıverdiğimiz de, işte herkes ya da çoğu böyle.. ne bileyim ben diyor ki meselâ neden herkes böyle çeşitli, hayatın çeşitli yerlerinde, haram helal yalan dolan demeden vurup geçiyor.. nefsine istediği her şeyi hizmet yapıyor, şeytanın keyfini yerine getiriyor.. peki siz ne diye böyle, ne bileyim ben bir takım kalıplar içerisinde kalıyorsunuz, hür ve özgür değilsiniz.. canınızın istediği gibi at oynatmıyorsunuz kardeşlerim.. ne buyuruyor fe se tubsıru.. çok yakında göreceksin.. ve yubsırûn.. onlar da görecekler kimmiş kaybeden ve kazanan..
Daha gümrük nerde belli değil.. yâni pasaport çıkar diyorlar.. çünkü ondan kaçamıyorlar.. çünkü herkimse görecek ve göreceksiniz yâni..


بِأَييِّكُمُ الْمَفْتُونُ
Resim---"Bi eyyikumu’l- meftûn(meftûnu).: Sizden, hanginizin “fitneye tutulup çıldırdığını.”
(Kalem 68/6)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 01 Nis 2017, 20:37 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 3687
Bi eyyikumu’l- meftun.. kimmiş fitneli?. Bieyyikum.. hanginizdeymiş el meftun.. meftun, fitneye uğrayan.. fetene fiili, toprağın içinde karışık altın tozunun ayrılması için ateşe konulması, bu fiilin adı fetene fiilidir, fitne fiilidir neden?. altın hemen eriyiverir döktüğünüz halde külçe halinde yığılır topraktan ayrılır.. siz de tonlarca toprağı dışarı atarsınız fitne böyle dünyanın karışık işlerinden hakiki işlerini ayırmaktır.. ALLAH böyle ayırıverir hiç beklemediğiniz yerde bir olay olur ya da siz bir olay da kullanılırsınız bir sürü kargaşanın arasında yolunuzu yordamınızı bulamazken iki çalkalamada tak diye hayretler içerisinde kalırsınız bir ton mal altınım var sanırken birde bakarsınız bir avuç külçe çıktı ALLAHa şükür dersiniz bir ton toprağın içinde altın tozu var diye görünüyordu amma ayırmak mümkün değildi ayırdı hakkı ve hakikatı ayırı verdi yaramazlarından bu da çok önemlidir onun için fitne kötü olduğu zaman kötüdür.. onun için ALLAHu zü’L- CeLÂL buyurur siz emirlere uyun gerekli tedbirleri alın kendi başınıza hayr ve şerr diye dimdik kafanıza göre yürümeyin sizin hayr zannettiğiniz şerdir şer zannettiğiniz hayr da olabilir siz ölçüye bakın Kur'ÂN-ı Kerîm ve ALLAH celle celâlihu ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem nelere hayr ve şer demişler o yönü izleyin kendiniz benim için hayr diye illâ ısrar etmeyin.. hani adam dövünüyor uçağı kaçırdım diye.. daha hava alanından kalkar kalkmaz hepsi yerle bir oluyor.. bu seferde kurtuldum diye çığlık atıyor.. çünkü bilemiyor ki neyin ne olacağını.. kimse bilemiyor ama gereken akıl ve fikir içinde nakil içinde gerekeni yapmak fitne hanginizdeymiş görülecek yâni..

إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ
Resim---"İnne RABBeke huve a’lemu bi men dalle an sebîlihî ve huve a’lemu bi’l- muhtedîn (muhtedîne).: Muhakkak ki senin RABBin; O, kim Kendi yolundan saptı, çok iyi bilir ve O hidayete ermiş olanları da çok iyi bilir.”
(Kalem 68/7)

Şüphesiz ki senin RABBin O var ya.. O senin RABBin var ya o pekiştirme gerçekten senin RABBin varya RABBin O, bilir bilicidir.. “bi men dalle” kimmiş sapan sapık.. “an sebîlihî” yolundan sapan sapık kimmiş bilir.. “ve huve a’lemu bi’l- muhtedîn” kim hidâyete hidâyet edilenleri de bilir.. Türkçesi hani iki yol vardı ya.. AKIL, ya DALLe gidecekti ya da SALLe gidecekti.. yâni bunlar birbirinin zıtlarıdır dall dadla yazılan dall, sadla yazılan salldır.. SALL, Sıla Yoludur.. DALL da Lânet Yoludur.. yâni SALLdaki iki lâm, Lutuf Lutuf olmuştur.. bu taraftaki de ne olmuştur, ziyan olmuştur.. Lâmlar lânet lânet olmuştur.. ordaki dad’a dönmüştür.. Ziyâ, ziyana dönmüştür, ışık karanlığa dönmüştür DALALete dönmüştür, sapıklığa dönmüştür, ters yön olmuştur..
Şüphesiz ki RABBin bilir kimi seçtiğini.. ALLAH celle celâlihu, hâşâ kimsenin yerine sapıklığı seçmez, şerri emretmez âyetleri vardır.. benim rızam yoktur bunları nefisleriniz yaptı, ellerinizle yaptınız diye.. bütün emirlere rağmen, yasaklara rağmen yaptınız diye..

“ve huve a’lemu bi’l- muhtedîn” kimlerin El Hadi esmasına uyduğunu, SALL Yoluna gittiğini.. “es selâmu aleyküm” diyip birbirleri arasında Sıla-yı Rahîm edenler.. “es selâmu aleyküm ve rahmetullahu” deyip Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemle arasında SALL ve salâvât edenler.

ALLAHu zü’L- CeLÂL Hayrı emretmiş, şerri menetmiştir.. çünkü şeytanı da yaratan O’dur, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemi de yaratan O’dur.. Yaratıcı oluşu bakımdan hakktır.. tercih bakımından bâtıl ve şerdir oyun budur.. haa ALLAHu zü’L- CeLÂL böyle bir oyunu oynamasaydı ya da oynasaydı felan.. o ayrı bir şey.. onu öyle diyen gidip kendisi konuşabiliyorsa ki, şeytan konuşmuştur bu şeyleri kendisiyle Kur’ÂN-ı Kerîmde vardır.. yâni gitmesine gerek yok orda neyin ne olacağı belirtilmiştir.. ha öyle mi şüphesiz ALLAH korusun o iş, bizim islam çizgisinin dışında bir şeydir.. inancımızın dışında bir yoldur.. öyle mi değil mi dışındadır.. Kur'ÂN-ı Kerîmde ne buyuruluyorsa öyledir bunun bir harfini değiştirmek mümkün değildir.. çünkü “dad”ın noktasını değiştirseniz “sad” olur.. ki DALL, SALL olur kaldırın ya da koyun yön değiştirir..


فَلَا تُطِعِ الْمُكَذِّبِينَ
Resim---"Fe lâ tutıı’l- mukezzibîn (mukezzibîne).: Öyleyse yalanlayanlara itaat etme.”
(Kalem 68/8)

Asla sakın haa o yalancılara itaat etme.. kesinlikle olmayasın.. itaatkar olma, itaat etme dini yalanlayanlara itaat etme.. kime itaat edilecekti?. ALLAHa ve Rasûlune itaat edilecekti..

قُلْ أَطِيعُواْ اللّهَ وَالرَّسُولَ فإِن تَوَلَّوْاْ فَإِنَّ اللّهَ لاَ يُحِبُّ الْكَافِرِينَ
Resim---"Kul etîûllâhe ve'r- resûl (resûle), fe in tevellev fe innallâhe lâ yuhibbul kâfirîn (kâfirîne) : De ki: Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez.”
(Âl-İ İmrân 3/32)

Kezzab çok çok yalancı olan, kizb eden.. nedir kizb?. Nurullahı kendi zâtına yükleyip kevne sokandır hâşâ.. yaratırcılığı sahiplenen ve kötü bir yalancıdır.. yâni gizli mükezzibiyn kezzab..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 04 May 2017, 19:22 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 3687
وَدُّوا لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ
"Veddû lev tudhinu fe yudhinûn (yudhinûne).: Onlar, senin kendilerine yaranmanı (uzlaşmanı) arzu ettiler; o zaman onlar da sana yaranıp uzlaşacaklardı.” (Kalem 68/9)

Dua ediyorlar ki “lev tudhinu”.. sen yumuşak olsan “fe yudhinûn” onlar da sana yumuşak davaranacaklar.. yâni nasıl, gevşetsen şunu biraz sen hani şimdi var ya, işte böyle bizim “melâmiyim!.” deyip gevşete gevşete sonra anası da kalmamış.. ya da “şu şucuyum bucuyum!.” istediğini söyle!.
Artık kimin ne olduğu tamamen belirsiz hale gelmiş.. ne bakımdan?. Kur’ÂN-ı Kerîm bakımından!. Gevşemiş.. Ne gevşemesi mi kalmış adamın bir tek adı bile kalmamış çoğunun.. zâten taş kaya toprak diye koyuyorsun hiç bir şeyi taşımaz hale gelmiş, hiç bir özellik taşımıyor.. yıllar geçiyor, âileler geçiyor, analar babalar çocuklar geçiyor, hangi dinde olduğunun işâreti bile kalmamış!. böyle insanlar gerçekten gördük ALLAH korusun!. var bu kadar soyutlanmış, bu kadar garip bir hayata sokulmuş aileler var!. göbekler nesiller oluyor nerdeyse!. haaa bunların bazılarının bir tanesini bir kızı bir oğlu olanı söylemişlerdi burada bize.. değerli bir âilenin kızı Amerikada okurken bir hristiyan berduşla evlenmiş orada.. eroine meroine alışmış..
Sonra “buna manevî yönde bir çözüm var mı?.” diye benim kayın biladerim Mehmet sormuştu bana!. yâni buna bir çare var mı?. bir çare olur mu?. Diye..
Ben de o zaman bizim Hacı Osman Efendimin dediğini demiştim ona.. öyle demişti yâni..

"Bizim Kayserilinin biri İstanbul-da milyarder olmuş.. Olmuş da, oğlu eroinman.. Oraya buraya gitmiş.. sonunda bir dua için gelmiş Hak DergÂHa.. Hacı Osman Baba da: “Dua ederiz” demişş o kadar.. çok şey bekleyen şımarık zengin sonunda kızmış: “Senden bir çâre olur dediler.. bir çâre be adam diye geldik.. Sonra, senin adına bir câmi yaptırıyım, şunu yaptırıyım, bunu yaptırıyım!.” dedim.. Sen ise: “Git işine!.” dedin.. “Biz de bu adam, bir kudsal adam diye geldik kapına!.” felan diyor..
Hacı Osman Baba birden fırlayıp kalkıveriyor ayağa: “Be hergele adam, bu çocuğun rontgenini çektik, iğnenin ucu kadar helâl lokma bulamadık!. Sen bu güne kadar böyle yaşayıp bu hale getirdin de, hiç bu sistemin sahibi yokmuş gibi, hiç kanunu kuralı yokmuş gibi, yanına koyarmış gibi, Zü’l-İntikam değil miş gibi, el Kahhâr değilmiş gibi, ed Darr değilmiş gibi, el Mâni değilmiş gibi yaşadın ve şimdi ne duâsı arıyorsun Hak Kapısında!.” demiş!.."

Onun için Hududullah Haddini bilmek!. Her insanın, her nefsin azgınlık etmesi hiç iyi değil, azgınlık kötüdür yâni!.
İsterler ki onlar sen yumuşak davaranasın!. yâni hâşâ, yağcı gibi olasın,, Onlar da, sana böyle biraz daha esnek olurlar, yakın gelirler, yatkın olurlar.. onlar da sana bir anlaşma yolu ararlar.. Hâni hoşgörü var ya.. şimdiki gibi olsaydı ne iyi olacaktı!.

وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَّهِينٍ
"Ve lâ tutı’ kulle hallâfin mehîn (mehînin).: Lüzumsuz yere çok yemin edenlerin hiçbirine itaat etme.” (Kalem 68/10)

tek tek hepsini demek.. yâni hepsi.. kim onlar?. “hallâfin mehîn” onlar hilafçıdır, muhaliftir.. yâni durmadan yemin eden, şâhid gösterenler.. ama “mehîn” dirler, ihânetleri hazırdır.. yâni yeminlerinin altında ihânetleri vardır.. “şu yemin üzerime olsun bunu yapmayacağım” derken altında ihâneti vardır.. en güzel silahı en kötü sunmaktadırlar.. yâni neyi kullanıyor, sizin dürüstlüğünüzü kullanıyor, neye karşı?. ALLAHın yemini!. Buradan neyi anlıyoruz, bir âyet vardır, bilmiyor ki Âdem aleyhisselam şeytanın hilesini ben ALLAH için size nasihât ediyorum âyeti vardır.. cennetten çıkarken ben size ebedi hayatı bulasınız diye ALLAH için..
diyor şeytan ve Âdem Babamız da ALLAH razı olsun ALLAHla kandırılacağını henüz öğrenmemişti.. yâni o zaman Kur’ÂN-ı Kerîm gelmemişti.. yâni o HAVVA ŞECREsi meyvesinden birazcık yemiş.. birazcık mı artık ne kadar yediyse.. fakat o yeyiş hâlâ o yeyiş azizim!..
Kıyamete kadar gidecek ALLAH hayr versin!. KULLuk İmtihânı da başlamış zâten.. İKİLik..ŞEY-t-ÂN-LıkİmtihÂNı..

فَوَسْوَسَ لَهُمَا الشَّيْطَانُ لِيُبْدِيَ لَهُمَا مَا وُورِيَ عَنْهُمَا مِن سَوْءَاتِهِمَا وَقَالَ مَا نَهَاكُمَا رَبُّكُمَا عَنْ هَذِهِ الشَّجَرَةِ إِلاَّ أَن تَكُونَا مَلَكَيْنِ أَوْ تَكُونَا مِنَ الْخَالِدِينَ
"Fe vesvese lehumu’ş- şeytânu li yubdiye lehumâ mâ vuriye anhumâ min sev'âtihimâ ve kâle mâ nehâkumâ rabbukumâ an hâzihi’ş- şecereti illâ en tekûnâ melekeyni ev tekûnâ mine’l- hâlidîn (hâlidîne).: Şeytan, onların (o ikisinin) görünmesi ayıp olan ve kendilerinden örtülmüş (gizlenmiş) yerlerinin açığa çıkarılması için onlara vesvese verdi ve sonra da şöyle dedi: “Rabbiniz (ikinizin Rabbi) sadece iki melek olursunuz veya (orada) ebedî kalanlardan olursunuz, diye bu ağaçtan sizin ikinizi menetti (nehyetti).” (A’râf 7/20)

وَقَاسَمَهُمَا إِنِّي لَكُمَا لَمِنَ النَّاصِحِينَ
"Ve kâsemehumâ innî lekumâ le minen nâsıhîn (nâsıhîne).: Ve ikisine yemin etti: “Muhakkak ki ben, sizin ikinize nasihat edenlerdenim.”” (A’râf 7/21)

فَدَلاَّهُمَا بِغُرُورٍ فَلَمَّا ذَاقَا الشَّجَرَةَ بَدَتْ لَهُمَا سَوْءَاتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِن وَرَقِ الْجَنَّةِ وَنَادَاهُمَا رَبُّهُمَا أَلَمْ أَنْهَكُمَا عَن تِلْكُمَا الشَّجَرَةِ وَأَقُل لَّكُمَا إِنَّ الشَّيْطَآنَ لَكُمَا عَدُوٌّ مُّبِينٌ
"Fe dellâhumâ bi gurur (gurûrin), fe lemmâ zâkâş şecerete bedet lehumâ sev'âtuhumâ ve tafikâ yahsıfâni aleyhimâ min varakı’l- cenneh (cenneti), ve nâdâhumâ rabbuhumâ e lem enhekumâ an tilkume’ş- şecereti ve ekul lekumâ inne’ş- şeytâne lekumâ aduvvun mubîn (mubînun).: Böylece o ikisini aldatarak öncülük (önderlik) etti. Ağaçtan tadınca (meyvesini yeyince) ayıp yerleri kendilerine göründü (açığa çıktı) ve üzerlerine cennet yaprakları yapıştırmaya başladılar ve Rab’leri (ikisinin Rabbi), ikisine şöyle seslendi: “Sizin ikinizi bu ağaçtan nehyetmedim mi (yasaklamadım mı)? Ve sizin ikinize, muhakkak ki şeytan apaçık düşmandır.” demedim mi?” (A’râf 7/22)

Onun için de;
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin buyurduğu.:

Resim

[b]Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de: "Sizden her birinizin bir şeytanı vardır. Evet, benim de şeytanım var, fakat ALLAHu Teâlâ bana yardım etti ve şeytanım müslüman oldu, bana yalnız iyiliği emr eder!" buyurdu.
(İbn-i Mes'ud’dan; Müslim)

Ben şeytanımı Müslüman ettim, Rabbım’ın yardımıyla o bana iyiliği emreder.
Şeytan emrediyor iyiliği. Kim hangi şeytan?
Müslüman olmuş şeytan.
Müslüman olmuş Hizbuşeytanlık, Hizbullahlıktır.
Müslüman olmuş Firavunun adı, yeri, Musa aleyhi’s-selâm gibidir.
Müslüman olmuş Nemrud’un duyu-uyuşu, İbrahîm aleyhi’s-selâm gibidir.
Teslim olmak bu kadar önemlidir..


Ben şeytanımı müslüman ettim, ey ÜMMetim siz de müslüman edin kurtulursunuz!.
Yâni bilelim ki, bende ikilik kalmadı..

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu: Nefsini BİLen-Tanıyan RABB’isini BİLir-Tanır.” buyurmuştur.
(Aclunî, Keşfü’l-Hâfâ II/343 (2532)

“Nefsini BİLen-Tanıyan RABB’isini BİLir-Tanır.”
And olsun ki, derhal demektir.. İKİLİK-ŞEY-t-ÂN-Lık kalkar.. evet..

هَمَّازٍ مَّشَّاء بِنَمِيمٍ
"Hemmâzin meşşâin bi nemim (nemîmin).: Devâmlı kusur arayanlara, lâf taşıyanlara (itaat etme).” (Kalem 68/11)

"Hemmâzin”.. bunlar çok yeminci, ihânetci, gammaz..
“meşşâin bi nemim” bunların yürüdükleri yol, neşeleri, devâmlı gittikleri geldikleri izledikleri yol nemim/söz götürme, lâf taşıma, bir kimse aleyhindeki sözleri ifsad maksadıyla kendisine eriştirmedir, koğuculuktur laf götürüp getirmektir.. yâni sadece hemezeyle kalmaz.. hemeze, başta hatırlarsanız “eûzu billahîmine’ş- şeytani’r- racîm min hemezitihi” dedim hemezetihi.. hemeze, gizliden gizliye sokuşturmalar.. gizliden gizliye şey gibi, savaş gazı gibi hiç fark etmeden zehirlemeler, öldürücülük getirmeler.. bir de açıktan böyle yürüye yürüye doğrudan doğruya laf götürüp getirerek bozgunculuk yaparlar..

Bakınız Kur'ÂN-ı Kerîmimize;

وَقُل رَّبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ
" Ve kul rabbi eûzu bike min hemezâtiş şeyâtîn(şeyâtîni).:” Ve “Şeytanların kışkırtmalarından (vesveselerinden) sana sığınırım.” de.” (Mü’minun 23/97)

ALLAHu Zü'l-Celâl'imizin İZni ve İNAYETi ile RABB'ül Âleminimiz SÖZünü, RESÛLALLAH SALLallahu aleyhi ve sellem efendimizin SESinden buyuruyor:

"Euzu billâhi’s-semî'il-alîmi mine’ş-şeytani’r-racîmi min hemzihi ve nefhihi ve nefsih.:Kovulmuş şeytanın dürtmesinden, üflemesinden ve kötü nefesinden her şeyi en iyi işiten ve bilen Allah'a sığınırım."

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "ALLAHu Ekber! ALLAHu Ekber! ALLAHu Ekber! AL¬LAH'a çok çok hamd-ü senâlar. ALLAH'a çok çok hamd-ü senâlar. ALLAH'a çok çok hamd-ü senâlar. Sabah-akşam ALLAH'ı eksikliklerden tenzih ede¬rim. Sabah-akşam ALLAH'ı eksikliklerden tenzih ederim. Sabah-akşam AL-LAH'ı eksikliklerden tenzih ederim. Şeytanın kışkırtmasından, üflemesinden ve fısıldamasından Sana sığınırım!." buyurdu.
(Ahmed, 4/80, 85; Ebu Davud, 764; Ibn Mâce, 807. Senedinde bir tartışmalı râvi varsa da îbn Hibbân (443) ve Hâkim (1/235) onun bu hadisini sahih saymışlar, Zehebî de buna katılmıştır.)

İ. Ahmed (3/50), Ebu Dâvud (775) ve Tirmizî'nin (242) Ebu Saîd el-Hudrî'den riva¬yetlerine göre:
"Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, gece kıyama kalktığında Tekbir alır, sonra Subhâneke duasını okur. üç kere "Lâ ilahe illallah", üç kere "ALLAHu ekberu kebîran" der ve "Eûzü billahisemîi’l- alîmi mine’ş-şeytani’r-racîmi min hemzihi ve nefhihî ve nefsihî!." diyerek kıraate başlardı."
Hadisin senedi hasendir. (Müslim (601))

Ve Ebu Avâne'nin rivayetlerine göre İbn Ömer anlatıyor: Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ile beraber namaz kılıyor¬duk. Birden cemaatten birisi: "Allahu ekberu kebîran. Velhamdu lillahi kesîran ve Sübhânallahi bükraten ve asîlâ." dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Şöyle şöyle diyen kimdir?" diye sordu. Cemaattan birisi: "Benim, ey Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem!" dedi. Hz. Peygamber aleyhisselâm: "Şaştım kaldım. Bu söz üzerine göğün kapılan açıldı!" buyurdu.
(İbn Kayyım el-Cevziyye - "Zâdu'l-Mead" den alıntı...)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 03 Tem 2017, 01:13 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 3687
مَنَّاعٍ لِّلْخَيْرِ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ
"Mennâın lil hayri mu’tedin esîm(esîmin).: Hayrı devâmlı engelleyenlere, haddi tecavüz eden günahkârlara (itaat etme).” (Kalem 68/12)

Mennâın lil hayri mu’tedin esîm..
Bunlar hayrı men’ ederler, mâni’ olurlar.. Hayr gördüler mi durdururlar ve yerine şerr yaparlar. Hayrı gördümü durdururlar, yerine şerr yapmaya çalışırlar. mu’tedin esîm.. Bunlar, haddi-HududuLLAH’a tecâvüz eden, günahkâr ve vebâl bilmeyen haksızlardır ve olanlara asla uyma!.

عُتُلٍّ بَعْدَ ذَلِكَ زَنِيمٍ
"Utullin ba’de zâlike zenim (zenîmin).: Kötülük yapan zorbalara, bundan başka haram yiyen günahkârlara (itaat etme).” (Kalem 68/13)

Utullin ba’de zâlike zenim.. utull, atıl/işlemez, boş, tembel, bozulmuş, zorba, kabadayı, kötülük-kısırlık yapan, kısır yapan atıl.. Elmalılı Hamdi Hocam çok güzel söylemiş “zobu” yâni kereste gibi bir adam, ölü bir adam yâni sadece bir heykeli olan.. ba’de zâlike zenim.. bundan sonra olmuş huysuzlukla damgalı, soysuz, faiz yiyen, günahkâr.. yâni öyle kötülük ki, bu genetik gibi.. Sanki bir tiken tohumu gibi bundan ürüyenlerde öyle olur.. Böyle çok ağır itham yâni “zeniym” bu nedemek?. MuhaMMediyet Nuruna sahib çıkıştır bakın içerdeki “mim” MuhaMMediyettir, “nun” Nurullahtır, “ze” daimâ sahib oluştur.
“peltek ze” Zâtullaha âit âidiyettir.
“normal ze” insana ait..
Fakat “kalın ze” olduğu zaman zâlime aittir..
Buradaki zeniym kendi babasının malıymış gibi, kendisininmiş gibi, bunları kendisine bağlamak, kendi kimlik ve kişiliğine bağlamak veHAKk’ı yok saymak hâşâ.. Ne demekte: “Ben ne velâyet tanırım, ne risâlet ne de uluhiyet tanırım!. gibi hâşâ çok yönlü bir hakk ve hayrın önünü kesiştir.. Hiç iyi değildir elbette..

أَن كَانَ ذَا مَالٍ وَبَنِينَ
"En kâne zâ mâlin ve benîn (benîne).: Mallara ve oğullara sahib olmaları (sebebiyle onlara itaat etme).” (Kalem 68/14)

En kâne zâ.. Sahib olmuş diye.. zâ.. malın ve oğulların sahibiymiş diye.. böyle yapıyormuş.. “Ben varım” diyor “malım var” diyor ve “oğullarım var” diyor!.
Evet işte burada biliyorsunuz bir kişi Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizi önce çok öğüyor.. İran’ı vs. gezen birisi, şâir de olan, şiirleri de olan, güzel hikmetli sözleri olan, Kâbe’ye şiirleri asılanlardan bir tanesi.. Herkesin itibâr ettiği birisi, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemi önce öğüyor.. sonra da dönüveriyor: “Ben şaka yaptım, alay ettim!” diyor. Daha önceki saçma şeyleri söylüyor.. Halbuki daha önceleri: “Ben her yeri gezdim böyle şeyleri söyleyen yok!. ALLAH’ın Kelâmıdır!.” derken kendisine işte çeşitli şeyler söylüyorlar: “Sana ne yaptı da,ne vâdetti de böyle şeyler söylüyorsun!.” Felân.. Bir gün sonra da çok ağır şeyler söylüyor.. Ve bu âyetler her zaman bizim başımaza gelen şeylerdir o sûrlerde göreceğiz inşâe ALLAH!.

Evet burada kalalım..
Şunu söylemek istiyorum burada bir başka şey var dikkat etmişinizdir bir insan ben zaman zaman söylüyorum dört sırat köprümüz;
Birincisi eşlerimizdir perdesizdir en yakındır ve en iyi bir imtihân aracıdır ve sırat köprüsüdür..
İkincisi de çocuklarımızdır o da çok iyi bir sırat köprüsüdür yâni geçiş bakımından..
ÜÇüncüsü mallarımızdır..
Dördüncüsü ise NEFsimizdir şu yalan dünyada..
ALLAHu zü’L- CeLÂL yardımcımız olsun inşâe ALLAHu teÂLÂ!.

nOt:
Kalem Sûresi üç ayrı sohbette işlenmiş Dayım... Hakan..

27 Ocak 2009
46. dakikadan sonra..


Kalem Sûresine baktığımız zaman;

Bismillâhirrahmanirrahîm..

ن وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ
"Nûn ve’l- kalemi ve mâ yesturûn (yesturûne).: Nûn. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun!” (Kalem 68/1)

مَا أَنتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍ
"Mâ ente bi ni’meti RABBike bi mecnûn (mecnûnin).: RABBinin ni’meti ile sen mecnûn değilsin.” (Kalem 68/2)

“Nun” diye başlıyor bir defa.. “ve’l- kalemi” ve kaleme de.. ve bir daha var “ma yesteru”n..
"Mâ ente bi ni’meti RABBike bi mecnûn”
Ni’meti RABBinden geliyor.. “bi” ile.. “bi mecnûn”..
Mecnûna bakıyoruz mecnûnda içerde iki tane “nun” var “cim”in içerisinde ve bu MuhaMMedi bir zarf içerisinde cân içinde cân gibi yâni.. çok hârika bir şey.. onun içinde akıl; ALLAHu zü’L- CeLÂL, aklı ne diye yaratmış?. kim Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemde işaret veriyor ve buyuruyor ki;

Resim---Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir Hadis-i Kudsîde:
“ALLAH: “Seni kendi nûrumdan, diğer şeyleri de senin nûrundan yarattım.”buyurdu” buyurmuştur.
(Îmân Ahmed, Müsned IV-127; Hâkim, Müstedrek II-600/4175; İbni Hibban, El İhsân XIV-312/6404; Aclûnî, Keşfu’l-Hâfâ I-265/827)

Resim---Câbir B. Abdillâh (radiyallâhu anhu)’dan: “Yâ Resûlullah! Anam, babam Sana fedâ olsun, ALLAH’ın en evvel yaratığı şeyi bana söyler misin?”dedim. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Yâ Câbir! Eşyâdan önce kendi nurundan (Nurullah) senin peygamberiyin nurunu yarattı ve şöyle buyurdu: “O nur ALLAH’ın kudretiyle dilediği yerlerde devredip gezerdi. O zaman ne levh, ne kalem, ne cennet, ne cehennem, ne melek, ne gök, ne güneş, ne ay, ne cin, ne ins var idi.” Ondan sonra buyurdu ki: “ALLAH Teâlâ mahlûkatı yaratmak istediği zamanda o nûru taksim edip 4 parça yaptı: İlk parçadan kalemi yarattı. İkinci parçadan levhi yarattı. Üçüncü parçadan Arş’ı yarattı. Dördüncü parçayı taksim edip 4 parça yaptı: İlkinden gökleri yarattı. İkincisinden yeri yarattı. Üçüncüsünden cennet ve cehennemi yarattı. Dördüncü parçayı yine taksim edip 4 parçaya ayırdı. Birincisinden mü’minlerin gözlerinin nûrunu yarattı. İkincisinden kalblerinin nûrunu yarattı ki o, ALLAH’ı bilmedir. Üçüncüsünden dillerinin nûrunu yarattı ki o da Kelime-i Tevhiddir.......” buyurmuştur.
(İmâm Ahmed, Müsned IV-127; Hâkim, Müstedrek II-600/4175;İbni Hibban, El İhsân XIV-312/6404)

Biz MuhaMmedî MeLÂMette hazır paketler kullanıyoruz.. O paketler, onlar bloklar halinde hazırlanmış şeylerdir.. Onları koyduğunuz zaman çok kısa sürede çok herkesin ANLAyacağı BİLeceği BULacağı OLacağı YAŞAyacağı bir MuhaMMedî HAYyat Sistemi kurarsınız..
Ama “o paket blokları da parçalayalım!” dediğiniz zaman o her bloğu yapmak için ayrıca o binâyı yapmak gibi zahmet çekeceksiniz yâni..
Hazır parçalarla yapmak varken gidip yeniden hazır parçaları da yeniden yapmak gibi bir sıkıntı var bunda.. Nasıl başarılı olur buna gerek var mı?. Olsa idi açılırdı ya da nerde açılmalı gibi şeylerle karşılaşıyoruz..

Ben bilgi olsun diye söylüyorum.. yâni meselâ günlerdir uğraşıyoruz ya da düşünüyoruz hep düşündük zâten.. Eee melek nedir şeytan nedir?. yâni şeytanla insan arasında cin var.. yahutta ne var ki, birisi var ki onun içine bakan yönü şeytan o ara kesitin öbür tarafa bakan yönü melek.. onu da düşünmek gerekiyor.. yâni RABBu’l- Âlemîn, Zât, ALLAHu zü’L- CeLÂL.. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ile arada bir melek.. bir ara kesit çiz..

Çünkü Hizbuşşeytan’a geçirmek için, bu tarafa geçirmek için.. O ara kesitin bu yüzü, karanlık yüzü, şeytan-melek yerinde CİN yâni o meleğin baktığı tarafta.. daha doğrusu Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in bu tarafa doğru baktığı tarafta İNSANı görüyoruz, böyle de düşünülebilir.. Bu adını koyamadığımız şey AKIL olmasın.. Yâni düşünmek için söylüyorum Barbaros..
“Bizim aklımız, bize âit olan AKIL olmasın bu” diye düşünüyorum.. Ve o ŞEYler;
BEDENimizi çektiğimiz zaman düşeceğimiz pozisyon..
NEFSimizi çektiğimiz zaman alacağımız pozisyon..
Bunlar ve bunlardan çıkmak için izlediğimiz yollar..
KENDİmizi bilmemiz, PÎRimizi bilmemiz, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemi bilmemiz ve RABB TeÂLÂ’yı BİLmemiz, kendimizi BULmamız..

Eee bize ara bağı olan “aracı” demiyorum bakınız!.
Çünkü ana baba aracı değildir ARA BAĞIdır, göbek bağıdır.. Göbek bağı insanın aracısı değildir..
Halkın anladığı, anladığımız değildir yâni.. Var Oluş Bağıdır, önemlidir.. Manevî bağ da aynı bağdır.. Mutlaka AKIL BAĞI, onu bulması lâzım..
AKIL, kendi bağ.. onun için akla, “bağ” denmektedir zâten.. Deveyi hayvanı bağlamak için kullanılan bağ değildir, KENDİ VARLIK BAĞIdır.. “HABLİ’L- VERÎD.. TEK İP-BAĞ”dır belki de..
İnsÂNdaki bu Hakikat-ı MuhaMMEdî BAĞ neden çok önemli?.
“EŞYA’nın HAKİKATI”nın anlaşılması bakımından çok önemli..
Neden çok tehlikeli?.
“Mâdem ki hakikat bu, evet o zaman, aradaki kadere gerek yok!” gibi bir yanlışa götüreceği için çok tehlikeli..
Bu bakımdan zâten sırlanmıştır, kaldırılmıştır, silinmiştir..
Onun için de zâten herkes kendi sesinden yürüsün diye koku ve sesin dışında çölde iz bırakılmıyor.. Çünkü iz bırakırsanız ve bırakılsaydı eğer, herkes o ize basarak kendi gelmeyi arzu ederdi ya da gelmeye kalkışırdı.. o ise mümkün değildir KüLLî ŞEYy TEKe TEKtir.. ZeRRe KüRRe..

Ancak “BÂb Aziz Filmi”nde ses duyulmuyor, koku alıp almadığını bilmiyoruz.. Yâni kalb gözü var, kalb kulağı var da kalb burnu yokmu?. Elbette maddî olan şeylerin manevîsi de var, antipotları elbette vardır bu ÂLEMde..

İşte bunları da düşünüyorum.. düşünmek gerekiyor yahutta o zaman bu âyet-i celîledeki “nun” nedir, “kalem nedir, “yesturun” nedir satırlanan nedir satırlara yazılan..
“ve ma ente” sen aklıyın ni’meti sayesinde bir mecnûn değilsin, cinlenmiş değilsin.. O zaman “Leylâ”sın.. yâni mâdem öyle değilsin, “MecNÛN” deli değilsin diye tercüme ediyor.. Mecnûnu deli olarak kabul edilse, akıllısın demektir ben de onu söylüyorum..
Zâten “kalem”in ilk NûN.. Nûrullah Sûresidir..
Hep isterdim böyle ne bileyim pek harf-i mukattalı YâSîn, sadr, beden olarak algılıyorum benim için böyle algıladım.
YâSîn.. yâni Beden Âlemi dediğimiz..
Sâd.. Şuhûd Âlemi.. Sâd Sûresini çok iyi incelemek lâzım diye düşündüm.. Nefis ve Sadr.. Sadradır nefsin yuvası çünkü.. sadara.. işte tam keten perede olan yerdir sadara.. SÎNE, Sadrla Beden arasındaki yer.. Kalb, Gönül dediğimiz FUAD, RUHla KALB arasındaki KAPInın adı.. RahmÂn Kapısının adı.. Gönül Sîne dediğimiz Sadr ile Kalbin arasındaki Rahîm Kapısı çok ilginç.. Rahîm Kapısı Sîne ye açılan kapı.. ve bütün bu Kaf Sûresi, Kalb Sûresi ve Nun Sûresi.. Dördü teklidir yâni;
YâSîn.. Ey insan gibi, ey Sîn gibi.. Ey “NÛR”a sahib olan gibi..
İkinci dereceden sahib olan çünkü “fe” ile olsaydı RABBımız kendisi olurdu yâni ve nicesi “ELİF” gibi olanı demek istiyorum..
Ve bunları da incelemek gerekirdi..
Ama “Ha Mîm”lere girdiğimizde “7 Ha Mîm” e girdiğimiz de gördük ki, harf tahlilleri ya da böyle şeylere girmenin sıkıntıları oldu..
Ama şu anda yazıldığı haliyle “7 Ha Mîm” bırakmıştım yazmayı..
Devâm edilebileceği gibi işaret almıştım bu şekilde devâm edilebilir diye.. Çünkü “7 Ha Mîm” yedi NEFSin gerçekten aşamalarını gösteriyor..
Yâni demin de dedim ya “Bâb Aziz”Filminde saymadım ama orada da 7kişi vardı sanıyorum.. Nefsin 7 aşaması.. onlarda karışık ya da sırayla izlenmiş olması lâzım..

MuhaMMedî MeLÂMette BİZde de öyledir.. yâni bizim aşamalarımızda da vardır ve onların şu anda da içindeyiz zâten YAŞAmaktayız ve son nefese kadar İÇinde yürürüz!.
Bütün bunlar bize ne getirir?.
Aklın, aklımızın;
KENDİNİ BİLmesini
KENDİNİ BULmasını
KENDİNDE OLmasını
KENDİNDE KENDİNİ YAŞAmasını..

Yâni bir başka anlamda Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem BUYruğu;

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu: Nefsini BİLen-Tanıyan RABB’isini BİLir-Tanır.” buyurmuştur.
(Aclunî, Keşfü’l- Hâfâ II/343 (2532)

“Nefsini BİLmek-Tanmak ve RABB’isini BİLmek-Tanmak”
ANA görevidir ki, Önce BİLmek, sonra BULmak gerekir.. BULduğunda OLmak gerekir.. OLduğunda YAŞAmak gerekir..
ALLAHu zü’L- CeLÂL’imize MuhaMMedî Şehâdette budur zâten..
Dosdoğru şehâdet budur.. Çünkü “yaşanmayan yalan”dır sözümüz haktır..

Eee bu BİLişler ->BULuşlar ->OLuşlar ve ->YAŞAyışlar
NEFs-i EMMâRemize -> Nefs-i Akdesi İlahî Hedef olarak ileriyi gösteriyor..
Haaa, CeNNet dediğimiz şey-yer ise, iki zannedilen “NUN”un, Zâhir ve Bâtın Nunlarının CEM’idir..
İşte bu Kur'ÂN-ı Kerîmimizdeki BUyruklarla:

“Burada kör orada kör..”

أَفَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَتَكُونَ لَهُمْ قُلُوبٌ يَعْقِلُونَ بِهَا أَوْ آذَانٌ يَسْمَعُونَ بِهَا فَإِنَّهَا لَا تَعْمَى الْأَبْصَارُ وَلَكِن تَعْمَى الْقُلُوبُ الَّتِي فِي الصُّدُورِ
" E fe lem yesîrû fîl ardı fe tekûne lehum kulûbun ya’kılûne bihâ ev âzânun yesmeûne bihâ, fe innehâ lâ ta’mâl ebsâru ve lâkin ta’mâl kulûbulletî fîs sudûr(sudûri).: Onlar, yeryüzünde dolaşmadılar mı ki onların, onunla akıl ettikleri kalpleri ve onunla işittikleri kulakları olsun. Fakat baş gözleri kör olmaz. Lâkin sinelerdeki kalpler kör olur.” (Hacc 2/46)

وَمَن كَانَ فِي هَذِهِ أَعْمَى فَهُوَ فِي الآخِرَةِ أَعْمَى وَأَضَلُّ سَبِيلاً
" Ve men kâne fî hâzihî a’mâ fe huve fîl âhırati a’mâ ve edallu sebîlâ(sebîlen).: Ve burada (bu dünyada), kim kör ise artık o ahirette de kördür. Ve yoldan daha çok sapmıştır.” (İsrâ 17/72)

“Bilenle bilmeyen bir olur mu?.”

أَمَّنْ هُوَ قَانِتٌ آنَاء اللَّيْلِ سَاجِدًا وَقَائِمًا يَحْذَرُ الْآخِرَةَ وَيَرْجُو رَحْمَةَ رَبِّهِ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُوْلُوا الْأَلْبَابِ
" Em men huve kânitun ânâel leyli sâciden ve kâimen yahzerul âhırate ve yercû rahmete rabbihî, kul hel yestevîllezîne ya’lemûne vellezîne lâ ya’lemûn(ya’lemûne), innemâ yetezekkeru ulûl elbâb(elbâbi).: Gece boyunca secde ederek ve kıyamda (ayakta) durarak kanitin olan, ahiretten çekinen (korkan) ve Rabbinin rahmetini dileyen mi? De ki: "(Hiç) bilenle bilmeyen bir olur mu? Ancak ulûl’elbab (daimî zikir sahipleri) tezekkür eder." (Zumer 39/9)

“Küllî nefsin zaikatül mevt: her nefis ölümden bi tadar”

كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ ثُمَّ إِلَيْنَا تُرْجَعُونَ
" Kullu nefsin zâikatul mevti summe ileynâ turceûn(turceûne).: Bütün nefsler ölümü tadıcıdır. Sonra Bize döndürüleceksiniz.” (Ankebût 29/57)

“Bâb Aziz”Filmindeki Hakikat-ı MuhaMMediyye AŞK YOLcusu OLAN Prensin tastaki suyun, ya da şarabın tadına baktığı gibi tadar yâni..
Çünkü NEFSin ölmesi söz konusu değildir.. Sadece Toprak Testisi kırılmaktadır ki, testi de burada yapılmıştı zâten.. Anne babası topraktan yapmıştı onu.. ve son-UÇta topraktan toprağa da dönmüştü.. Bu basir bir şey çünkü..
Onun için demekteyim ki “Bir damlacık SUyumun testisi BUZdanmış!.”
Biz de zannettik ki:
“Bir TESTİ var bir de, SU var!.”
“Bir IŞIK var bir de, GÜNEŞ var!.”

MuhaMMedî Mârifette ANLAdık ki, “BUZ ERiyince ->AYNen ->SU OLdu”
Yâni “Bu ÂLEMe geldiği gibi OLdu”
OLdu mu OLmadı mı?.
İşte KULLuk OYUNUnda; Bunun için SUYUMUZu KUYUMUZu BULmamız gerekiyor!.
SUYUMUZu BULmamız gerekiyor!.
Su da yüzümüzü Görmek İçin!.
Zâten SUYUMUZu da İLK SÖZÜMÜZle BULuruz.. Elest Bezmindeki ilk sözümüze bu KULLUk İmtihÂNı ÂLEMİnde Sâdıksak Samimiysek, SU da YÜZümüzü GÖRürüz, SABRedersek ÖZümüzü İZleriz ve SELÂMetle Dâru’s- SELÂM’ın AÇıldığını görürsek.. O zamanda o bir DAMLa ASLımızda kaybolur gideriz, DENİZe DÜŞen bir DAMLA GÖZ YAŞım gibi KuLİhvÂNi ŞAŞkınım HUuu!.
fASLımızın ASLımızda kaybolmasınan kastım, artık hiç bir şeye gerek kalmaz, şehâdet tamdır yâni dosdoğru bir şehadettir, Muradullah gerçekleşmiştir.. KULLuk OYUNU Bitmiştir..
KÛN feyeKÛN.. fe yaKÎN OLmuştur Elhamdulillahi..

وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ
"Va’bud rabbeke hattâ ye’tiyeke’l- yakîn (yakînu).: Ve sana “yakîn” gelinceye (Son yakîne, Hakku’l- yakîne ulaşıncaya) kadar Rabbine kul ol!” (Hicr 15/99)

Onun için MÜJDE buyurmaktadır ALLAH celle celâlihu;

وَيُنَجِّي اللَّهُ الَّذِينَ اتَّقَوا بِمَفَازَتِهِمْ لَا يَمَسُّهُمُ السُّوءُ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
“Ve yuneccîllâhullezînettekav bi mefâzetihim lâ yemessuhumu’s -sûu ve lâ hum yahzenûn (yahzenûne): Allah, takva sahiplerini (inanarak ve inançlarını uygulayarak) zafere ulaşmaları dolayısıyla kurtarır. Onlara kötülük dokunmaz ve onlar hüzne kapılmayacaklardır.” (Zumer 39/61)

أَلا إِنَّ أَوْلِيَاء اللّهِ لاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ
“E lâ inne evlîyâallâhi lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn (yahzenûne).: Muhakkak ki Allah’ın evliyasına (dostlarına), korku yoktur. Onlar, mahzun olmazlar, öyle değil mi?” (Yûnus 10/62)

Onlar için korku ve hüzün olmaz!. Çünkü korku ve hüzün AKLa ait bir şeydir!. AKIL, korkar.. AKIL umar, havf ve recâ eder!.
İşte bunlar bizim MuhaMMedîNÛR Sitemizde çeşitli şekillerde bilinsin bilinmesin nerden gelirse gelsin ANLAtılır!.
Eee çok güzel bir seyir halinde yürüyor anlamayanlar anlamayabilir insanlar!.
BİZde anlamayabiliriz fakat etrafında dolaştığımızda gördüğümüz şeylere bakıyoruz ki, daha kolay;
Teşhis bakımından,
Tedavi bakımından,
Tezakkâ bakımından,
Temizlenme bakımından,
Tevhid bakımından,
Teşhid bakımından ki,
Şehâdet getirme bakımından daha doğru bir ANLAyış getiriyor inancındayım ben şahsen iniş sırasına göre isterseniz!.

Bir şey demek istiyor musunuz?.

Barbaros: Hocam o Mecnûndaki “mec” le “nun”a baktığımız zaman, “mec”e bakıyorum bende osmanlıca sözlüklerden; Şek’siz, noksanlık, yoksunluk mânâsında kullanılmış sanki mecnun.. “sen “nun”suz musun ki?.” gibi bir mânâ verebilir mi acâbâ?.

Kulihvani: o “me” tamamen ektir.. “celese” oturmaktır.. “meclis” oturma yeridir.. “me” harfi ya o âleti yapar, ya da yeri yapar.. yâni “fetaha” açmaktır.. “miftah” anahtardır meselâ.. “me mu mi” tüm bunlar yapıcı eklerdir.. başa getirdiği kök olarak da kullanılmaktadır zaman zaman.. ama öyle kelimelerde vardır ki, “me” orda yapıcı değildir.. yâni operasyon âleti değildir, bizzât kendisi de olabilir.. ama burada kökte değildir, “me”yi alıp dışarı çıkarmak lâzım.. esas kök orda “cen” köküdür.. “cenne” yâni.. “cenne” köküdür, o da örtmektir.. “cenne” örtmektir, güzel şeyleri örtmektir, içinde saklamaktır.. örtmekten kastım o yüzden.. can, cenin.. cünne, meselâ kalkandır, yâni “cünne” sizi koruyan şeydir, içindekini koruyarak kapatandır.. “cennet” de öyledir, biliyorsun cennet, cenneh o sondaki “te” kapalı “he”dir, açtığınız zaman “he”ye dönüşür kapatırsanız.. sizde olur açtığınız zaman, geneller.. buradaki “mecnun” çok kapalı.. çok kapalı yâni o kadar kapalı ki, onun sırrına girilemez.. yâni “iki nun”lu çünkü.. birinciye girseniz “cenin”den çocuk yapsanız çocuğun içindekini çıkaramazsınız.. yâni kıyamete kadar gelenleri.. belki sonsuz “nun”u var onun içinde.. o bakımdan da zâten hep birbirinin içinde tutarlar öyle bir mânâ deryâsıdır demek istiyorum.. ve harikâdır..

Onun için de “cÂN” kelimesi de meselâ “nun” un cisimlenmesidir.. “nun”da “cen” oluştur, “nun”un cem’idir yâni.. çeşitli pozisyondaki cem’ine “cÂN” denir.. bütün bunlar kılıftır.. Anne, baba, şu, bu, eşyâ meşyâ bunlar hep “nun”un üzerindeki örtülerdir.. ve bunlar; insÂN, İLİMle EDEBle İRFÂNla ERKÂNla tezekkâ eder..

قَدْ أَفْلَحَ مَن زَكَّاهَا
"Kad efleha men zekkâhâ.: Kim onu (nefsini) tezkiye etmişse-temizlemiçse felâha (kurtuluşa) ermiştir.” (Şems 91/9)

Aklın temizlenmesidir..
Şu anda en kötü işle meşgul olan birisini oradan koparmak için aklını kurtarmanız lâzım, aklını çıkarmanız lâzım o pislikten!.
Herkesin içindeki kendi emredeni vardır, o emredeni çözmek lâzım!.
o emredeni çözmediğimiz takdirde, dışardaki tedavi mümkün değildir!.
İşin ilginç tarafı da, oraya giriş mümkün değildir!.
Çünkü Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem dahil mümkün olmadığından değil, Sünnetullahta yoktur!. RABBu’l- âlemin KULuyla kendisi başbaşadır!. Çünkü Uluhiyyetle direk ilgilidir, yaratılıcılıkla!.
Diğer dış görüşünüyle insanlar yardımcı olabilir çeşitli işlerde ama, ÖZe giremez!.
Çünkü ÖZde kendisi vardır.. onun için de, bu içteki “nun”lar çok güzel “nun”lardır.. “nun” harfi güzeldir..
aAslında sizin dediğiniz kısmen doğrudur mânâ olarak doğru zâten.. ama kök olarak dediğiniz kök var mı ona bakmak lâzım.. ama esas kök “cenne” köküdür.. burada meselâ birinci âyete bakıyoruz; “nun” aslında bu “be” harfidir “be” harfi, bunun açılmış halidir yâni.. bunun kendisi zâten “elif”tir aslında belki “elif”tir yâni “nun”a dönüştüğünde “be” nin altındaki nokta İmamı Ali kerremallahu vechehu de, “nun”un üstündeki nokta kim?. desek şimdi bir sürü sorun çıkar!.
Neden üsten noktalanmıştır.. üstten noktalananlar, alttan noktalananlar, ikilenenler. Üçlenenler.. niye dört değil, hiç bir zamanda olamamıştır, olamaz da zâten!.
Onlarda kendi başına bir güzelliktir.. ama ben, harflere dalmaktan ziyâde, harflerin anahtar oluşundan bunları söylemekteyim yâni..

Yine “ve’l- kalem” dediğimiz “elif lâm mim”dir.. elif, hemze eliftir.. Orada zât ALLAHu zü’L- CeLÂL, kelâm sahibi olandır.. ama kaleme geldiğimizde Kudret “kaf”a oturmaktadır.. çünkü nundan sonra; bir “nun-u nun” desek,, çünkü “nun”dan sonra bir “nur-u mim, nur-u nun” desek “nur-u kaf” vardır ki Kudret Kafı.. yâni “Nur-u Nun”dan “Nur-u Mim” halk edilmez, Nur-u Kaf”tan “Nur-u Mim” halk edilmiştir.. ALLAHu zü’L- CeLÂLin Kudreti vardır.. KudretuLLAH vardır arada.. ve çok önemlidir..
İşte Arş yaratıkların en büyüğü yâni en sınırda olanı diyelim.. öyle diyor Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem..
Bakınız MuhaMMed Sıddık kaddesallahu sırrahu Hocam ne buyurmuş AHİR “ZAMAN FİTNELERİ” Kitabında;

“Ruh ise zâten bir yere bağlanıp zabdedilemez. ALLÂHu zu'l-CELÂLin yaratmış olduğu ruhun aslı “Âlemu’l- Emrdendir. Âlemu’l- Halktan değildir. Âlemu’l- Emr ise Arş’ın daha ötesindeki bir âlemdir.
Âlemu’l- Halk, Arş’dan bu tarafa daha aşağısını kapsayan âlemdir. Kursî, cennetin tabanı Arş ise cennetin tavanıdır. Arş, cennet, kursî, 7. ci gök, 6. cı gök vs. yeryüzüne kadar. Cenâb-ı Rasûlullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem buyurduğu;
Yer ve gök birlikte, Kursî’nin azameti karşısında çöle atılmış bir yüzük halkası gibi cesâmeti vardır.


وسع كرسيه السماوات والأرض

(Bakara / 255)
Onun Kursîsi gökleri ve yeri içine alırbuyurduğu kursî, yeri ve gökleri tamâmen kapsamış vus’at etmiştir. Kursî’nin azâmeti karşısında basit ve cürüm teşkil edebilirler. Kursî böylesine azimdir. Buna rağmen, yer, gökler ve Kursî birlikte olmak üzere Arş’ın azâmeti karşısında yine ayni çöle atılan bir halka cürmü hükmünde kalıyorlar ki Arş bu kadar muazzam bir vus’ata sâhibdir.Arşu’l- Azîm” [color=#408080]buyuruyor. Arş’ın berisinde halkedilen mahlûkat vardır. Arş’ın ötesi ise Âlemu’l- Emr dir. Âlemu’l- Halk’ın sonu arştır. Arştan bu yana cehennemin esfeline kadar olan bölüm Âlemu’l- Halk’tır.

Hülâsa kardeşlerimiz; Arş’ın ötesi Âlemu’l- Emr dir. Hattâki Âlemu’l- Emr’den gelecek olan Rûhu’l Akdes aleyhi's-selâm İsrâfile gereken emirleri verir, İsrâfil aleyhi's-selâm ise mâiyetinde olan Cebrâile aleyhi's-selâm, Mikâile aleyhi's-selâm, Ezrâile aleyhi's-selâm görevli oldukları hususlardaki emirleri tebliğ eder..”


“ARŞı bir çöl gibi diyor.. Kürsî dahi onun içerisinde bir yüzük kadar kalır sonsuz bir saha içerisinde, her şeyi kapsar” diyor..
ALLAHu zü’L- CeLÂL de;
Lâ ilahe ilallahu’l Aliyyü’l- azîm.. Lâ ilâhe illallahu’l- Hâlimu’l- Kerîm.. Subhânallahu RABBi’s- semâvâti seb’a RABBu’l- Arşi’l- Azîm.. El Azîm olan Arşın sahibi.. Azamet var çünkü Arş’ta.. AHADiyyetten AHMEDiyettir.. yâni cem’i.. çünkü, ortaya çıkan o ilk çıkan o küllî şeyi kapsayan da o.. çünkü her şey onun içinde yok oluyor ki, olması lâzım.. İlk Şey’in İLKten İLKin zuhuru gerekir.. bütün bunlar da yine çok muhteşem..

ن وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ
"Nûn ve’l- kalemi ve mâ yesturûn (yesturûne).: Nûn. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun!” (Kalem 68/1)

مَا أَنتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍ
"Mâ ente bi ni’meti rabbike bi mecnun (mecnûnin).: Rabbinin ni’meti ile sen mecnun değilsin.” (Kalem 68/2)

O zaman kalemi ve bu kalemin yazdıkları yok mu. Yesterun.. satıra dizilenler.. kim bu kalemi yazan, kim?. Kimin eli.. Ellerin üzerinde ALLAHın eli var..
Büyüklerimiz buradaki “nun”u Mürekkeb Hokka’sına benzetmişler.. Sünnetullah.. ALLAHu zü’L- CeLÂL, ilk halk ettiğinin üzerine ilk buyuruyor bütün zuhurat olarak ve sürekli olarak, taraf gördüğümüz için, biz taraf anlarız yâni.. onun için de ALLAHu zü’L- CeLÂL taraf olarak anlatıyor..
“Hizbullah, Hizbuşşeytan” buyuruyor, taraf gösteriyor.. kendimizde taraf gösteriyor.. “İyi tarafınız” buyuruyor, “kötü tarafınız” buyuruyor.. Hüsn-ü huluk, Su-i huluk” buyuruyor.. “cehennemlik insan, cennetlik insan” buyuruyor.. aynı insan için daha nice âyetler var.. “onlar sizin cehennemdeki yerinize, siz de onların cennetteki yerlerine vâris olun, iki yerde yeriniz var” anlamında.. yâni sizin tercihinize göre oraya yönlendirileceksiniz.. bunun üzerine soruyor sahabe: “Yâ Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, mâdem ki her şey kararlaştırılmışsa, ne diye bu kada uğraşıyoruz?”.. “onu biz bilemeyiz, siz emredilende yürüyün nereye gidecekleri yolları kolaylaştırılacak!” buyuruyor.. hatta başka bir hadis var “üç dört adım dahi kalsa cennete son adımda dahi cehenneme döner kendisini çevirir” anlamında.. yâni yaptıklarından dolayı, tercihlerinden dolayı.. diyelim ki teraziye bir kum tanesi kadar fazla atsak, indiriverir aşağıya.. anlamında.. Sünnetullaha sahib olmak bu kadar önemli!. yâni hafie alınamaz!. Çünkü hafife alınırsa, EMRuLLah hafife alınırsa, MuraduLLAH da hafife alınmış, delinmiş olur!.
Daha doğrusu bu, okadar hassas ki, ben hep söylüyorum: “basit bir yumurtanın kabuğunu deldim ne varmış yâni iğne ucu kadar deldim!.” dediğiniz ÂNda; “içerdeki kıyâmete kadar gelecek civcivlerin kökünü kurutursunuz, diyelim ki bir trilyon civciv öldürmüş gibi olur insan!.” bir daha yok eder o zaman
Bir nohutu ezsek de öyle olur.. Gram olarak bir şey değişmez.. bir gramlık nohutu ezeriz, tartarız yine bir gramdır, fakat içindeki tartılamayan “El Hay Esmâsı, Hay Tezgâhı” bozulduğu için “katl” deniyor ona..
Şimdi bir de “zâim” uzaklaşmak, ıraklaşmak, dönüşsüz uzaklaşmak, ihânete kaçmak, içindeki nun’a sahib çıkıştır o, Firavunluktur yâni..
“Ben yaptım” zannetmektir.. hasimun mübinliktir.. İmamun mubin’den hasimun mübin’liğie geçiştir.. ters algılayıştır..
siz “dost” diye elinizdeki silahı veriyorsunuz; o da, size çeviriveriyor..

Bu anlamda ihâneti görülmüştür..
Buradaki “nun” ->Zât gibi.. Kalem ->Sıfat gibi.. Yesterun ->Esmâ gibi.. “m’a ente” dediği ABDULLAH aleyhisselâm da olsa, ben de olsam, sen de olsan.. yâni kim olursa olsun eşyâ gibi bizzât Şehâdet Şehrine girmiş olur.. Geriye döndüğümüzde “yesterun” olur..
KENDİni BİLirse, Yesturunu BULur,
Yesturunu BULursa Kalemde OLur,
Kalemde OLan da ->NUN’da YAŞAr!. yâni “NUN”u bizZÂT bulur..

Bu bir türev, integral gibi, gidiş dönüş.. Yâni mi’rac rucû’dur..
Zâten onun için namazda da böyledir sanki;
Kıyamda “nun” vardır, Kur'ÂN-ı Kerîm vardır..
Kudretullahta Rükû Baş eğiş vardır kudrete karşı..
Secde de yesterun gibi sucûd buluş vardır.. yâni kereme, ikrama baş eğiş değil ikramla buluş vardır, yâni oluşma vardır, ikram oluş vardır..
ve bunu yapan da sen, ben, BİZiz yâni, bir insanız sonUÇta nihâyet..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 20 Ağu 2017, 14:28 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 3687
Resim


مَا أَنتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍ
"Mâ ente bi ni’meti RABBike bi mecnûn (mecnûnin).: RABBinin ni’meti ile sen mecnûn değilsin.” (Kalem 68/2)

Mâ ente.. asla sen değilsin.. bi ni’meti RABBike.. RABBiyin ni’metiyle.. Ni’met, MuhaMMedi AYNiyet’in “nun” olarak kullanımıdır.. yâni ez Zâhir Esmâsının “nur” olarak kullanımıdır..
“Allahu nuru’s- semâvâtı ve’l- ârd” dediğimiz zaman bütün ni’metler ALLAHın nurudur her kullandığımız eşyâ bizzât ALLAHın ez Zâhir Esmâsının nurudur. Onun için ALLAHu zü’L- CeLÂL, ez Zâhir buyurmaktadır.. İnsanlar düşünmeye bilir BUZun ve SUyun formülünün h20 olup olmadığını.. Herkes kimyacı değil ki yâni. Ama onlar BUZ'u da görürler SU'yu da görürler.. Ancak Eşyânın Hakikatıyla uğraşanlar diyecekler ki; Suyun da, BUZun da, BUHARın da, BULUTun da formülü AYNıdır ve TEK-Birdir “H2O” dur.. Başkaları çıkacak diyecek ki, H2O da neyimiş yâni hidrojen ve oksijen mi diyorsun?. O zaman onlara bakalım diyecek ve bütün bunlar; BİLmeler, BULmalar, OLmalar, YAŞAmalar gibi güzelliklerdir..

"Mâ ente bi ni’meti RABBike bi mecnûn” Normal olarak söylediğimizde “gerçekten sen değilsin RABBiyin ni’metiyle bimecnûn” buradaki “bi ni’meti”, “RABBike bi” ile demektir.. “bi” e demeketir yâni tek olarak geldiğinde.. ben şeylere de baktım meçhul kalışlardır, yâni meçhul kalmışlardır.. burada çeşitli şeyler söylemiştir ama şimdi bir daha bakalım..

وَإِنَّ لَكَ لَأَجْرًا غَيْرَ مَمْنُونٍ
"Ve inne leke le ecran gayra memnun (memnûnin).: Ve muhakkak ki senin için, elbette kesintisi olmayan mükâfat vardır.” (Kalem 68/3)

Bu işte sen bir mecnûn değilsin, yazılanları okuyacaksın.. yâni mecnûn değilsin bunu BİLeceksin yazılanları BULacaksın yazanla OLacaksın yazan âletle yâni ve gerçekten kaleme yazdıranla olacaksın YAŞAyacaksın gibi gözüküyor.. peki ne oldu.. bu “ve inne leke”.. ve şüphesiz ki sana, senin içindir.. “leke” muhakkak sanadır.. yâni “lehu” onun malıdır.. “leke” senindir.. artık yâni “lehe” ve tekrar “le”.. bir daha tekrarla kesinlikle böyledir.. “ecran” sana ücret verilecektir.. buradaki ücret “cerr” dir çekmektir. Cezbedilirsin, çekilirsin.. yâni “ecran gayru memnun”.. memnun, burada hep tükenmez olarak, kesintisiz olarak anlatılmıştır. Minnetsiz yâni hiç kimseye, hiç bir varlığa başını eğmeden ALLAHu zü’L- CeLÂLin halifesi olarak çekilirsin.. netice bu.. yâni bunun ücreti budur, bunun cürümü budur.. yâni cürümü, ecri, ceremesi budur.. sonucu yâni varacağı yer.. ve bu, gayru memnundur.. eee başkasının bir minneti ile asla olamaz.. Yaratan ve yaratılanın kendi arasındaki sırdır bu.. Sebebtir Sonuçtur aynı zamanda gayru memnun.. Bunun böyle bir mükafat vardır bunu okursan eğer.. Kalemin yazdıklarını..

وَإِنَّكَ لَعَلى خُلُقٍ عَظِيمٍ
“Ve inneke le alâ hulukın azîm (azîmin).: Ve muhakkak ki sen, mutlaka çok büyük bir ahlâk üzeresin.” (Kalem 68/4)

Ve sen bunu yaparsın.. gerçekten, gerçekten yaparsın.. neden?. Çünkü, bunları, zâhirde gözüken bu zor işleri yapmak için, bunun antipotu olan eller gibi AKIL ve NAKİL gibi..
Gözükmeyen aynanın arkasında olan şey neydi?.
Azîm bir hılkatta yaratılıştı..Kimindi?. El Azîm ALLAH celle celâlihu, kendisiydi, yaratan da kendisiydi, halife eden de kendisiydi, esmâyı yükleyende kendisiydi.. RABBu’l- alemîndi, Habli’l- Verîd-şahdamarından da AKREB-yakın olan kendisi idi..
“Ve inneke” Şüphesiz senin için vardır.. “le alâ” o lütfun ayniyeti geçişi sende vardır.. bağ vardır yâni prizi vardır, hattı vardır.. gereken tüm hizmetçisi vardır ki, kâinât bunun için kurulmuştur.. her şey alâdır.. lütf-i ayanı sabiten hazırdır.. program böyledir.. ana kart programı böyledir.. bu nedir?. Huluku, ahlâk diye tercüme ederiz ama ordaki “halak”ın yaratılışın Kudretullah Lütfu’nun hayata çıkışının, bizzât kullanışının ki, kullandığımız.. ve bu gâyet doğaldır.. yâni korkunç gürültüyle çalışan ve muazzam dişlileri çeviren fabrikanın içindeki “cereyan”ı “huluk”u görmeyecek miyiz yâni?. ve bilmeyecek miyiz ki huluku, bütün bunları yaptıranın “ne idiği belirsiz ancak ettiğiyle belli olan” ben öyle târif ediyorum, gerek “can” olsun, gerek “ceryan” olsun “ne idiğü belirsiz ettiğiyle belli olan” diyorum.. Ez Zâhiri de, öyle görüyorum.. çünkü eğer ne idiği belli ise, o da benim gibidir.. ama ne olduğu halde “gayb” gözükmüyor gaybî.. yâni “kendisi” olduğu halde gözükmüyor ama, ettiğiyle ortada oluyor.. ve mutlaka O oluyor.. O, olmadığı zaman asla olmuyor.. elektrik kesildiği ÂNda, şimdi bakar kalırız.. değil sizle konuşmak, bizle konuşmak birbirimizi bile göremeyiz.. buradaki makinalarımız susar ki, ölü budur işte.. Esas ölü budur.. hâlbuki uyurken de konuşamayız, sarhoşken de konuşamayız.. bu şekilde konuşamayız, düzgün ve dengede olmayı.
Fakat, her şey normalsa, bu “Azîm Huluk Yolu”yla geriye dönüyorum..

Yâ MuhaMMed aleyhisselâm, sen hiç kimseye minnet etmeden, seni çekecek yolda yürürsün.. Çünkü bunun için senin aklın vardır bu ni’met olarak sana verilmiştir.. bu ni’met, bu akıl ni’meti sana gerçekten verilmiştir.. ve sen satır satır okuyarak kalemde, Kudretullah “lâm” “mim”inde geçersin.. zâten bu “elif lâm mîm”in de “nun”da olduğunu göreceksin.. Kendisi buyurmakta ALLAH celle celâlihu.. çünkü “ALLAHu nuru’s- semâvâtı ve’l- ard” demektedir..
Elbette bunlar katiyyen tefsir değil, yorum değil ki zevktir..ÖZünde gizli düşünmek gibi.. bu tezekkürdür, tefekküürdür ve teşekkürdür ALLAHu zü’L- CelÂL’imize hamd olsun!. “düşünmeyin” diye bir şey yok!. İnsÂNıız AKLımız BAŞımızda NAKLimiz Kur'ÂN-ı Kerîmimiz ÖNümüzde.. düşüneceğiz!. peki ne olur böyle olursa, öyle yaparsan?.

Aziz kardeşlerim,
Hakkı HAKkteÂLÂ SÖZü olarak, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem SESiyle göstermekte Kur'ÂN-ı Kerîmde ve ALıcı GÖZle bir daha bakalım Kalem Sûremize İnşâe ALLAHu TeÂLÂ..

فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَ
"Fe se tubsıru ve yubsırûn (yubsırûne).: Artık yakında sen göreceksin ve onlar da görecekler.” (Kalem 68/5)

“fe”.. muhakkak ki, mütaâkiben, hemen peşinden..
“se” gelecek zaman fillerinin başında Arapça’da baş eki budur.. yoksa geniş zaman kullanırlar hep “gelir geliyor” hep birlikte kullanılır geniş zaman olarak.. daha doğrusu Arapça’da geniş zaman, şimdiki zaman gibidir, aynı şeydir geleceği de içine alır.. fakat “se” diyorsa “bu iş, şimdi değil” diyor demektir.. biraz sonra olacak ama, ilerde olacağı kesindir.. yâni iki dakika sonra olacak değildir..
“se tubsıru”.. Yâ MuhaMMed aleyhisselâm, SEN göreceksin.. “ve yubsırûn” onlar da görecekler!. Kim onlar?. İ’tiraz edenler, rıza gösterenler, DUYanlar UYanlar ve “kâlû semiğnâ ve ateğnâ: DUYduk ve UYduk diyenler”
Biz DUYduk ve UYduk diyenler..:

آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ آمَنَ بِاللّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ وَقَالُواْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ
"Âmene’r- resûlu bimâ unzile ileyhi min rabbihî vel mu’minûn (mu’minûne), kullun âmene billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulih (rusulihî), lâ nuferriku beyne ehadin min rusulih (rusulihî), ve kâlû semi’nâ ve ata’nâ gufrâneke rabbenâ ve ileyke’l- masîr (masîru).: Resûl, Rabbinden kendisine indirilene îmân etti ve mü’minler de, hepsi Allah’a, O’nun meleklerine, kitaplarına ve resûllerine îmân etti. “Biz, O’nun resûlleri arasından (hiç) birini, diğerinden ayırmayız.” Ve “ışittik ve itaat ettik! Ve Rabbimiz, Senin mağfiretini (dileriz). Ve masîr (varış) Sana’dır (Sana doğru yola çıkarız ve Sana ulaşırız).” dediler.” (Bakara 2/285)

Ya da hani yine âyetlerle ters âyetler, antipot âyetleri.. “kâlû semi’nâ ve aseynâ..: DUYduk ama Uymadık-isyân ettik!.” diyenler.. HAKk’ı DUYup HAYra UYanlar ve Bâtılı DUYup ŞERRe UYanlar..:

وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَاقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَ خُذُواْ مَا آتَيْنَاكُم بِقُوَّةٍ وَاسْمَعُواْ قَالُواْ سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَأُشْرِبُواْ فِي قُلُوبِهِمُ الْعِجْلَ بِكُفْرِهِمْ قُلْ بِئْسَمَا يَأْمُرُكُمْ بِهِ إِيمَانُكُمْ إِن كُنتُمْ مُّؤْمِنِينَ
"Ve iz ehaznâ mîsâkakum ve refa’nâ fevkakumu’t- tûr (tûra), huzû mâ âteynâkum bi kuvvetin vesmeû kâlû semi’nâ ve aseynâ ve uşribû fî kulûbihimu’l- icle bi kufrihim kul bi’se mâ ye’murukum bihî îmânukum in kuntum mu’minîn (mu’minîne).: Ve sizden, misak almış ve Tur’u üstünüze yükseltmiştik. Size verdiğimiz şeyi (Tevrat’ı) kuvvetle alın ve (emirlerimizi) işitin (demiştik). “İşittik ve isyan ettik.” dediler. Küfürleri sebebiyle buzağı (sevgisi) onların kalplerine içirildi (yerleştirildi). De ki: “Eğer siz mü’min kimseler iseniz, îmânınızın onunla size emrettiği şey ne kötü.” (Bakara 2/93)

مِّنَ الَّذِينَ هَادُواْ يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَن مَّوَاضِعِهِ وَيَقُولُونَ سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَاسْمَعْ غَيْرَ مُسْمَعٍ وَرَاعِنَا لَيًّا بِأَلْسِنَتِهِمْ وَطَعْنًا فِي الدِّينِ وَلَوْ أَنَّهُمْ قَالُواْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا وَاسْمَعْ وَانظُرْنَا لَكَانَ خَيْرًا لَّهُمْ وَأَقْوَمَ وَلَكِن لَّعَنَهُمُ اللّهُ بِكُفْرِهِمْ فَلاَ يُؤْمِنُونَ إِلاَّ قَلِيلاً
"Minellezîne hâdû yuharrifûne’l- kelime an mevâdııhî ve yekûlûne semi’nâ ve asaynâ vesma’ gayra musmeın ve râınâ leyyen bi elsinetihim ve ta’nan fî’d- dîn (dîni). Ve lev ennehum kâlû semi’nâ ve ata’nâ vesma’ venzurnâ le kâne hayran lehum ve akvem (akveme), ve lâkin leanehumullâhu bi kufrihim fe lâ yu’minûne illâ kalîlâ (kalîlen).: Yahudilerden, (Tevrat’taki) kelimelerin konuldukları yerleri değiştirip tahrif edenler (mânâlarını bozanlar) ve dillerini eğip bükerek ve dîni yererek: “İşittik ve isyan ettik. İşit, işitmez olası ve “râinâ” (bize bak: yahudi dilinde ahmak)” diyorlar. Ve eğer onlar, “İşittik ve itaat ettik, işit ve bize bak.” deselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı ve daha sağlam (daha iyi) olurdu. Küfürleri sebebiyle onları lânetledi. Artık onların pek azı hariç, îmân etmezler.” (Nisâ 4/46)
Bunlar her iki HizbuLLah ve Hizbu’ş- şeytân HİZİbleri de görecekler.. SEN de göreceksin Yâ MuhaMMed aleyhisselâm..

KalemuLLak KelÂMına devam edelim İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!.

بِأَييِّكُمُ الْمَفْتُونُ
"Bi eyyikumu’l- meftun (meftûnu).: Sizin hanginiz meftun (şaşkın)?” (Kalem 68/6)

Bi eyyikum.. hanginizdeymiş o “el meftun”.. Fetene, fitne hanginizdeymiş.. fetene, altın tozunu kum tozuna karıştırsak da: “hadi bunu ayıkla birbirinden ayır!” desek.. Demir tozu olsa idii, mıknatıs tutardık.. Ama altında bunu yapamayız.. Un halindeki toz altın ince kumun içinde.. bunun tek çâresi, bunu “fitne tavası”na konur ve ateşe sürülür.. ve altın süratle eriyeceği için, altın zerreleri “BİZ BİR-İZ”de, BİLişir BULuşur OLuşur ve karşımıza TEK-BİR KÜTLE halinde ÇIKar.. Suya Döktüğümüz zaman,, bir ZERResi AYRı kalmadan kumun içerisinde “ben/BİZ buradayım/yız” der, şehâdete çıkar!.
İşte buna “fetene” denir.. Bunun içinde “eşleriniz ve çocuklarınız sizin için fitnedir” hükmü vardır.. Dünya Hayatı da Kulu DENEME Fitnesidir yâni.. Mülk Sûresinde de, Fetene-Deneme-İmtihan etmek-Belâya tâbi tutma anlamında buyrulur.:

الَّذِي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيَاةَ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا وَهُوَ الْعَزِيزُ الْغَفُورُ
"Ellezî halaka’l- mevte vel hayâte li yebluvekum eyyukum ahsenu amelâ (amelen), ve huve’l- azîzu’l- gafur (gafûru).: “Sizin hanginizin en güzel ameli yapacağını” imtihan etmek için ölümü ve hayatı yaratan O’dur. Ve O; Aziz’dir, Gafûr’dur.” (Mülk 67/2)

Biz sizi bir imtihân edelim bakalım kim EMRuLLAHı DUYacak ve SünnetuLLAHa Uyacak!.Kim İtâat eecek, kim isyan edecek görelim!.

Belki de, câhil cesurdur diyecek ki: “Ben şimdi güçlü kuvvetliyim istediğimi konuşurum, istediğimi yaparım yeryzünde!”
Ya da: “Yok öyle şey böyle şey yapmama hiç hacet yok, YAPAN da YAPTIRAN da zâten bendeki gerçek BENdir, ZÂTuLLAHtır hamd olsun!” diyecek..
HAKk’ı DUYup HAYRa UYmak mesele.. DÜŞNMek yeter, boşuna üzülmeye bile değmez buna ihtiyaç da yoktur..
İnsÂNoğLuna bütün özellik ve güzellikler fıtraten ve fiilen zâten Sünnetullah dairesinin içerisinde verilmiştir..
Onun için Bediuzzaman Hazretleri’nin sözüydü sanırım: “Helâl dairesi geniştir haram dairesine ihtiyaç yoktur!.”
Zâten ihtiyacı var ise, orada fitne vardır, orada cehennem vardır, orada AKLa ihânet vardır..

O fitne kimdeymiş SEN de göreceksin onlar da görecekler!.
Ya da “fitne”nin bu ayrımını her kes görecek!.
Kim altınmış, kim gümüşmüş, kim taş parçasıymış bu TEVHİD Tavasını Hayat ATEŞİne SÜrünce çıkar ortaya.. Herkes erime derecesine ulaştıkça elli tane madde döksek Tavanın içine biliyorsunuz, farklı derecelerde eridikleri için her defasında eriyeni akıtıp alabiliriz, ayırabiliriz..

MuhaMMedî MeLÂMet YOLUmuzda;

BEDENlerimizin MuhaMMedî TERbiYyesi
NEFiSlerimizin MuhaMMedî TEZKiYyesi
KALBlerimizin MuhaMMedî TASFiYyesi
RÛHlarımızın MuhaMMedî TECLiYyesi..

Kalb Tasfiyeleri, özellikle rafineleri arıtılmaları oluş bakımındanaçıkça böyledir..
Önce Dağdaki ALTINı BİLecksin
SONra Dağdaki ALTINı BULacksın
SONra Dağdaki ALTINla OLacksın
ENSONra Dağdaki ALTINla BİZ BİR-İZ YAŞAyacksın Aziz Kardeşim İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!.

Beden Dağındaki ALTIN SOY MeTÂLi BİLinip*BULUnur-Parçaları sökebilirler ama içinde başka karışıklıklar vardır.. BULduğunuz bu karışık altın tozu saff altın değildir ve hiç İşimize yaramaz.. Hemen Tevhid Tavasında, Hayat Fitne Ocağına sokulur.. SON-UÇta som altın 24 ayar AŞK Olsun ALTINı ELde EDiLir İnşâe ALLAHu TeÂLÂ..

Kafa Tası, Kalb Kazanı Tâbirimiz, güzel bir tâbirdir ben hep öyle kullanılırım!.
Somuncu Babamız kaddesallahu sırrahu’nun Torunu Seyyid Kalaycı Yahya Babam kaddesallahu sırrahu’ya sık sık takılır: “Baba benim şu Kafa Tası, Kalb Kazanı yine PASlandı bi-zahmet kalaylayıp parlatsan!.” derdim de. O muhteşem çakır gözlerinin içi gülerek: “Canın sağ olsun ERENLer!. Ezelden kalaylı İnşâe ALLAHu TeÂLÂ.. Mâşâe ALLAHu TeÂLÂ..” derdi ve boynuma sarılır öperdi ağlayarak.. RÛHuna ebeden Rahmetenli’l-âlemîn NÛRu Yağsın Kalaycım Babam kaddesallahu sırrahu.!.”

Kafa Tası ->Akıl Tası.. Kalb Kazanı ->NAKİL Kazanı
Kafa AKLın Beyni ise, Kalb Kazanı da NAKLin “Hıra Kapısı”dır.. MuhaMMedî MuhABBet Mağaramızın Kapısıdır ve ikisinin ARA kesitinde Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem vardır!.

Öyle değil mi Hâlim can?.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 23 Eyl 2017, 19:55 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 3687
Hâlim can: Hocam valla bilemiyorum kafam karışıyor şu anda bir şey diyemeyeceğim..

KulihvÂNi: Yok biz tohumlama konuşuyoruz zâten.. Biliyorsunuz yağmurun oluş sebebi gökteki buhar kadar yerden o noktaya kadar çıkan gözükmeyen mikroskopik toz zerreleridir ve elektirik farklılığından dolayı tozların etrafında dolaşır tohumlama yapar. Belli bir büyüklüğe ulaştıktan sonra aynı yükü yüklendikleri için yağmur daneleri değemez birbirlerine ve bu da hikmettir.. Tohumlama için bunu söylüyoruz.. yâni tohumlamadan kastım akıllarımızı tohumlamaya çalışıyoruz..
Ama bir şey söylüyorum aklımla söylemiyorum diyorum ki, benim AKLım NAKİLle/Kur'ÂN-ı Kerîm le nerde buluşur?. Ve cevâb veriyorum diyorum ki: “Ancak ve ancak Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin yüreğinde buluşur. Çünkü naklin kaynağı ordadır BİZe!.”
Bizim duyduğumuz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin sesidir yâni ALLAHın sözü Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin sesindedir yâni o ise ancak ordadır..

Hâlimcan: Bu buluşma bir yerde buluşma gibi değil mi Hocam?. Şimdi şey geliyor aklıma diyelim ki, ateşin üzerindeki su kaynamaz yüz dereceye gelinceye kadar yüz dereceye geldiğinde de artık buharlaşma başlar o buharlaşma NAKLin OLuşu BULuşu değil midir naklin öyle geldi kafamda da.

KulihvÂNi: Hayır erimemiş bir BUZun, SU olmamış h20 nun BUHARlaşmasını o aşamaları süratle de olsa geçirmesi lâzım.. Mutlaka erimesi lâzım mutlaka buharlaşma yerine gelmesi lâzım mutlaka yükselip BULUT olması lâzım yâni aşamaları geçmesi..

Hâlim: Kaynamışsa zâten o aşamaları geçmiştir onu demek istiyorum yükselmesi lâzım ki BULaBİLsin..

KulihvÂNi: Haaa pardon bir şey söylemek istiyorum Ferda vardır, kızcağız vardır böyle mecnûnvâri birisidir. mecnûndan kastım garib birisidir öyle kendine mahsus halleri olan birisidir. bir zararlı hali yoktur ama şimdi açtığımdan beri durmadan çeşitli şey gönderiyor “sohbetinizin olduğunu biliyorum” diyor eee “ben girdim çıktım özel midir” felân diyor ama aslında özel ama ben kendimde karar veremedim yâni girsin mi dinlemesin mi size soruyorum.

Barbaros: Bana gündüz sordu hocam.
Hâlim: birkaç defa girdi çıktı da bizde onu soruyorduk niye giriyor çıkıyor diye benim açımdan girsin yâni bir şey yok.
Barbaros: zâten daha önceki salı sohbetlerimizden bazılarına girmişti Hocam hem Burak hem Ferda daha önceki bir iki salı sohbetine girmişti bizim için bir sakıncası yok gelebilir Hocam fakat Ferda ile zannediyorum Zahidcan konuşmakta arada o söyleyip oradan Zahidcanla bir şey söylese Zahidcan ters anlar mı salı günü sohbet mi yapıyorlar gibisinden bilemem yâni ne şekilde olur ama benim için sakıncası yok gündüz zâten sorduğunda bana ben daha önceki sohbetlere de girmiş olduğundan ötürü bu akşam sohbet var dedim kendisine..

KulihvÂNi: tamam bende yazdım özel konular diye ben buradaki esas sıkıntı şurdan geliyor eee ben istiyorum ki birşey bilmiyorum bende sizin gibiyim yâni bir şey vardı da söyleyeceğim söylemeyeceğim diye zâten düşünemem.. Benim şahsıma mahsus bir özelliğim vardır ki, hiç not tutmam yâni konuşurken mümkün olsa âyetlerin dışında bakmak istemem irticalen konuşmak isterim.. iyi konuşmak için konuşmak istemem ya olduğu gibi meselelerin en taze haliyle anlaşılması herkesin kendi zuhuru için.. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin yolu da böyledir zâten sohbete katılan herkes o an için onları yaşar yeni bir yağmur yağıyor yeni ıslanıyormuşsunuz gibi yeni yağsa yeni yine ıslanırmışsınız gibi yeni yeni yeni.. hep yenileri kullanıyor Şe’ÂN Neşesi içerisinde geliyor bunu hazmetmek normal hayat şartlarında şoke eder.. buz gibi bir bardağa suyu doldurduğunuz anda dengeyi patlatır yâni bende çok şey bir insanım böyle bir şeyi ricâ etse yapmasam ondan üzüntü duyarım.. ama bir de dediğiniz gibi Zahidle konuştuğunu biliyorum çünkü dün gece Zahid bana bir şeyler sorduğuydu onun rahatsızlığıyla ilgili konuşuyorduk Ferda dan bahsetti yâni burada şunu yapmıyoruz ki bir sürü insanlarımız var onların hepsi de katılabilir ama ne getirebilir götürebilir.. bu böyle sistemdir başka şeyler öğreniyoruz hep beraber.. ben de ilk defa Kalem Sûresine böyle bakıyorum.. Çünkü zaman yok ama böyle bakmamızda gerekiyor yâni “nun”u bilmemiz lâzım, “kalem”i bilmemiz lâzım, YAZdığını bilmemiz lâzım, ben bilmem lâzım, sen bilmen lâzım.. çünkü ben ve sen şu ÂNda imtihân oluyoruz.. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin adına hesabına şerefine oluyoruz, O’nu DUYacak ve UYacak olan, nakille buluşacak olan akıl bu gün benim.. yarın torunlarımın olabilir.. başkalarının da olabilir gelecek nesilde..
Ama şu anda bizzât salonda olan benim sensin yâni.. onun için buyurmaktadır hitab Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e.. ama bana, ama sana.. şu ÂNda huluku’l- azîm sahibi olur isem ki, olmam isteniyor zâten eğer bunları BİLirsem bunları BULursam ve ben, “mâ ente bi ni’meti RABBike bimecnûn”.. Sen kesinlikle akılsız yaratılmadın aklından dolayı bu imtihân salonundasın ve akıl dediğimiz şey çift “nun” yâni zâhir ve bâtını çözececek çözebilir mi “ve inne leke leecren gayru memnun” bunu başardığım zaman gerçekten muazzam bir şey var ki, “sen rucu edeceksin”.. yâni cerre, cem’e rücû’dur.. CERR dişlileri vardır dozerlerde çeşitli makinalarda çekişi onlar sağlar, bütün gücü harekete geçiren ana dişlileridir onlar ve diğerlerini onlar döndürür “Cerr Dişlileri” diye tâbir edilir.. Bunu biz göreceğiz muhakkak evet.. haa dördüncü âyette “ve inneke le alâ hulukin azîm” sen böyle azîm bir halk ediliş üzeresin yâni ve bunu ben nasıl yapıyım diye düşünme, senin hulukunda böyle bir şey vardır ve bu muhteşemdir onun için huluku’l- azîm olan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemdir ki, yüce ahlâk üzere halk edilişin özeldir “fesettubsiru ve yubsiren bieyyikumulmeftunun” Görecek siz de herkeste görecek bakalım fitne işi nasıl bir işmiş bakalım meftunla mecnûnun aynısıdır mecnûnu dışardan görürsünüz akıl şaşmalarıdır meftun aklın nakilde şaşmalarıdır daha içerde, çünkü düşünebiliyor musunuz çocuğunuzla imtihân olursunuz çok şeyde kalırsınız.. onun için anarşist diye kurşuna diziyorlar annesi dizlerinin dibinde ağlıyor.. en ağır suçları işlediği için bütün insanların arasında taşa tutuluyor ve o taşların arasında annesi diyor ki: “Yapmayın buna mecnûndan ne farkı var!.”
Hiç yok insanın içindeki nurun kendi adına kullanışıdır meftun.. fitnedir ..kökü fwtnwdir.. Altında da öyledir altın kendi erime derecesi sıcaklığını bulduğu zaman tozdan topraktan ayrılır herkes kendi kimlik kartı şeyine göre buldu mu ayrılır denenmiş olur yâni..

Hâlim: Bir şey sorabilir miyim hocam siz orda bir şey dediniz Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem o şeyi zâten bilmiş bulmuş ona o şey yâni nidâ söz ona mıdır yoksa ondan dönmüş bir akıla mıdır, yoksa onun aklında halen böyle benlik tortusu var mı o alttaki çünkü o aklı nakli buldu zâten bulmuş bulduktan sonra o sorular devâm eder mi ki ben neyim arayıcı soruşu onu soruyacam Hocam..

KulihvÂNi: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin şahsını zâten çok iyi düşünmek lâzım ABDULLAH aleyhisselâm dediğiniz ÂN da ALLAH celle celâlihu KULu olarak bizim yanımıza geliverir, aynen bizim gibi imtihân olur.. “Kime vurduysam gelsin vursun” der, acıkır, susar, tuvâlete gider, ağlar, güler ,evlenir çocuğu olur, hiç kimseye yapılmayan iftira ona yapılır ki nerdeyse bütün toplum tarafından yapılır.. Her şey olur KULLUK Bazarında..
Amma öbür tarafına RASÛLULLAH’a bakıverdiğiniz ÂN da bütün kâinât onun NURundan yaratılır. Onun için biz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin zâten onun için MecNûNda meselâ çift “nun” vardır MeftuN da tek “nun” vardır insanın kendi içindeki “nun”u kullanıp kullanmama meselesidir.. “fetene” yâni aklın kendisini bilip bilmemesiyle ilgili fitneye düşmesi budur.. ama mecnun, tümünü kaybediştir ya da tümüne sâhib çıkıştır.. yâni aklın ve naklin cem’idir aslında.. fakat onun perdesi öyledir ki bundan bihâberler onu kesinlikle “deli” olarak göreceklerdir.. Onun için hadisi şerif vardır âhir zaman gelecek ki eğer size deli denmezse imansızsınız anlamında..
“âhir zamanda deli denmeyen mü’min değildir” diye hadis vardır

Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem: “Bir kimseye dELi DEnmedikçe onun îmanı TaMMam OLmaz!” buyurdu…
(İmam Rabbanî, 65 Altmışbeşinci Mektûb)

Bundan maksad nedir, toplum başka bir şekilde din teşekkül ettirecektir gerçek Kur'ÂN-ı Kerîm ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem imânından ki, mü’min oluştan uzaklaşacaktır..
Dikkat ederseniz bu şekilde gidersek bir senede bitiremeyiz.. ama hızlı şekilde gidelim yahutta Kur’ÂN-ı Kerîmin kendisini incelediğimiz zaman bunları hepsi o kadar güzel net ortaya çıkar ki hayatımız kolaylaşır.. bence maddî hayatımız kolaylaşır din hayatımız âhiret hayatımız kolaylaşır bu şu ÂN da itobik gibi gözüken Misâl Âlemi yaşayışları metafizik zannedilen aynanın arkasındaki yaşayışlar daha değişik şeylere gelir.. ama şu ÂN da onlara hazır olmadığımız için bize ne zararlar verir ne faydalar verilir biz nerelerde kullanır nerelerde kullanmayız gibi şeyler olmadığı için yâni bu denge kurulmaya çalışılıyor..
Ama dediğinizi gibi iki türlü düşünmemiz lâzım..
Bir ben onun her şeyine UYduğum Abdullah aleyhisselâm..
Bir de DUYduğum Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem var..
DUYduğum kaleme kadar gidiyor.. UYduğum ise, sensin dediğim “sen” şimdi sensin.. MecNûN, yâni dini dünyası âhireti örtülü içeride kalmış başkaları tarafından taşlanıyor.. yâni bütün BUZlar diyorlar ki: “Adama bak ERİdi gitti yazık oldu!.SU OLdu!.” Diyor.
Yâni kendi benlik’lerine kasıtlılıkları’na zalımlıkları’na yâni; Gaflet, Cehâlet, Dalâlet ve İhânet İÇinde DONup KALmalarına, iyisiyle kötüsüyle sâhib çıktıklıklarına, zalımlıklarına, soğukluklarına, her türlü özellikleriyle BUZluklarına yanmayıp derler ki: “Bak adamı görüyor musun göz yaşı döküp eriyip gidiyor, yol aldı gidiyor deryâya doğru!.”
Sanki kendileri ebedî kalacaklarmış gibi bir ayrılığın içerisine düşerler. Kendi kendilerini bağlarlar sorunuzu böyle anladım doğru mudur bilmiyorum..

Hâlim: Yâni ben orda parça parça şeyler var da şimdi şey yapamıyorum böyle yeri geldikçe yazdığım şeyler vardı. Güllale ile formda şimdi meselâ diyoruz ki BİLmek BULmak OLmak ve YAŞAmak.. o zaman biz Âdem aleyhisselâmın Ed Dalal Esmâsını Bilmesi Bulması Olması Yaşaması nasıl olacaktı cennetteyken.. yâni öyle düşününce şimdi o âyeti okuduğumuzda anlamıyorsak.. aklın düşüncesi yâni aklın söylemeye çalıştığım sormaya çalıştığımda şuydu BUZun SICAKlığı bilmesi başka türlü, ATEŞin SUyu bilmesi başka türlü..
“Ama ısı arttıkça en son artık su, su olmaktan çıkacak ki oluşunda olmuş olsun” diyorum.. O kaynama noktasına ulaşıncaya kadar ki süreçler ondakini bulma süreci diye düşünüyorum. işte ondan öncesine herhalde o sürece ilişkin olarak diyor emin değilim.. ya da insanların deliriyor dediğinde işte zaman zaman biz de kendimize ben kendime diyorum bazı şeyler geliyor aklıma acaba düşünmek doğru mu diyorum.. geçen şey geldi aklıma bu köpeklerin havlaması ile şey yaparken birden şey geldi aklıma hav diyoruz ama o havlamada hava mı diyor veya kedi miyav derken mi diyor ya diyor “vav” mı diyor diye öyle şeyler düşünüyorum ama ya diyorum bunlar düşünmemem gereken şeyler.. yâni akıl ters bir yola mı gidiyor felân böyle sürekli sorgulama içinde şeyim yâni.. o yüzden o âyetin muhatabı Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selleme değildir çünkü o bilmiş bulmuş olmuş artık ne olduğunu biliyor dolayısıyla muhatabı biziz diye sormak sonucuna vardım..

KulihvÂNi: Kesinlikte öyle çünkü kendisine söyleniyor zâten ALLAHu Zü’l- CeLÂL: “Sen; Tenzir, Tebşir, Teşhidi Tebliğ et!” diyor. Bu dört aşamanın dördünde de kendisi ki, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem var zâten “Rahmetenli’l- âlemin” dediğiniz çok doğru çok doğru burada.. bakın neden böyle bir şey ortaya çıktı.. Salı Sohbetinin ne farkı var şu farkı var hani şey söylüyor ya Ferda siz biraz ciddi olun diyor yâni ki ben ona defalarca sordum bunu sana nerden sana kim söyledi “aynanın arkasında kim var?” diye hani kim nerden bunu icat etti diye.. söylediği şeylerin hiç birisi beni tatmin etmedi.. çünkü o, sâhibsiz savrulan savrulan bir taş gibi gökyüzüne gelişi.. zâten bana gelişi de öyle şey değil normal değil ama onun için ben de hep Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin hatırına biraz merhametli davrandım.. bu sohbetlerin farkı şu, bakın biz kendimiz harfleri değiştirmekle felân düşünürken öyle denkleşiyor değil.. insan gözü.. gerek gönül, gerek kafa gözü kalb gözü hiç fark etmez bebeğine gelen bir iğne ucu kadar perde bütün kâinâtı karartır "dad"la yazarsanız "dad" iki tane le koy yada şöyle söyleyim "sad"la yazarsanız “SALL”.. "dad"la yazarsanız “DALL” Dalalettir sapıklıktır.. fakat o “dat”ı eğer incetip “de”ye getirirseniz “delâlet” olur ki delil HAKk’a DÖNüştür.. yâni o “dat”ı dönderebilirseniz normal “de” ye dönderin delâlet olur.. Delâlet, Hidâyetin yoludur.. Dalâlet sapıklığın yoludur aynı harftir “de” ile “da” de nin türkçedeki “de” kalını “dat”dır yâni.. ama “da” dediğinizde sâhib çıkarsınız, “de” dediğinizde yola düşersiniz.. onun için zâten efendim öyle denkleşiyor değil, hakikat öyledir.. “delle” kökü delil olmaktır delil.. “dalla” kökü sapık olmaktır yâni.. onun için çok ince çok ince bir asker dönüşü vardır biliyorsun “sağa dön!” deyince ayağının birini kaldırır topuğun üzerinde döner çatlatırsın, öbürünü getirir yanına.. bu basit bir dönüş gibi gözükür ama kıbleyi yüzseksen derece değiştirdiği için Hizbullah ve Hizbuşşeytan Kıblelerine dönüştür bu aynı noktada.. onun içinde zâten geçici olduğumuz esirgediğimizden felân değil fakat bizim kendi aramızda; BİL!işme BUL!uşma OL!uşma ve YAŞA!.mayı temin etmek bakımından buna gerek var inşâe ALLAH gerek olur. yoksa durduramazsınız ki, emin olmanız lâzım ALLAH’ın izniyle emin olmak lâzım.. onu demek istiyorum neden?. insanlar almak isteseniz de alamazsınız kovmak isteseniz de kovamazsınız.. çeşitli şeyler olur ama tüm bunları da biz normal şey içinde de izlemek durumundayız evet..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 22 Eki 2017, 19:35 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 3687

إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ
"İnne RABBeke huve a’lemu bi men dalle an sebîlihî ve huve a’lemu bi’l- muhtedîn (muhtedîne).: Muhakkak ki senin RABBin; O, kim Kendi yolundan saptı, çok iyi bilir ve O hidâyete ermiş olanları da çok iyi bilir.” (Kalem 68/7)

İnne RABBeke.. Şüphesiz ki senin RABBin.. huve a’lemu.. kesinlikle bilir.. sizin bileceğiniz şekilde bilir.. yâni siz nasıl bilir diyorsanız öyle bilir anlamındadır.. kendi bilir ve kendi bildirir.. allamu’l- guyub.. gaibleri bildiricidir.. ALLAH celle celâlehu bildirir kendi bizzât bilir ve de bildirir.. huve a’lemu.. bilendir bildireecektir hep yapar bunu..
“men” kişi demektir Arapçada.. “mâ” eşyadır, şeylerdir hepsini kapsar “mâ” dediğimiz.. ama, “men” dersek, aklı yerinde mükellef tam imtihân edilecek adam demektir.. bi men dalle.. kim DALL ehli.. kim SALL ehli görülür artık.. kim DALL tarafına gidiyor kim SALL tarafına gidiyor.. kim Hizbuşeytan.. kim Hizbullah.. akıl, düşünür taşınır kararını verir, tercihini yapar..
bi men dalle an sebîlihî.. kendisini Bilelik Yolundan, Sünnetullah Yolundan, bütün OLuş yolundan.. BİLiş BULuş OLuş ve GELiş YAŞAyış ki, son şehâdet budur zâten.. çok şükür geldik iş bitti.. Dâru’s- Selâm’a buyurun.. “selâmen kavlen mirRABBurrahîm”.. “es Selâm” diyen bizzât kavlen kendisidir.. kavl ne ise.. yüz yüze yâni.. ve huve a’lemu bi’l- muhtedîn.. gerçekten hüviyet bakımından ALLAHu Zü’l- CeLÂL.. ve hüve.. bu gaybî fakat fiilen olan O’dur.. benim anlayışım öyle ki, yâni dediğim gibi makinada elektirk gibi var olan, gayb olan, ama var olan ettiğiyle açıkça ortada olan, inkar götürmeyen belki de târif bakımından çok kolay olduğu için makinaların içindeki elektrik gibi diyorum.. ama benim içimdeki CÂNda aynısı.. yalnız çünkü CÂN dediğimizde şah damarından yakın olanın oluşundan dolayı, CÂNdır yakın oluşundan dolayı CÂNdır ve bu çok ilginç bir şeydir..
ve huve a’lemu bi’l- muhtedîn.. yâni Nurullahın dâimiyetinin bana kısmen bir pay olarak verilişinde, hüviyet verilişinde.. yâni bana bir kimlik pasaport gibi oluşunun.. muhtedîn, MuhaMMedî OLarak kullanışının tarzıdır.. başka kullanıldığı zamanda başka gelecektir.. biraz sonra gelir zâten.. burada ALLAHu Zü’l- CeLÂL çok güzel şeylerin içerisinden ne güzel ikiye bölüyor.. bütün bunları anlattıktan sonra bunlardan sonra sapanlar: “kalemi yazdığını çizdiğini bir tarafa bırak.. kimse doğup ölmüyor böyle şeyler yoktur” vs. deyip yolundan sapanları O bilir ki “dalâlet/sapıklık” yolu değil de “delâlet/delillik” yoluyla geri dönüp Salledenleri.. muhtedîn olanları, hidâyete erenleri kesinlikle bilir..

فَلَا تُطِعِ الْمُكَذِّبِينَ
“Fe lâ tutıı’l- mukezzibîn (mukezzibîne).: Öyleyse yalanlayanlara itaat etme.” (Kalem 68/8)

felâ tuti u muzekkebiyn asla tuti u felâ tutiu itaat etme tanıma el mükezzibiyn kezzabları kezebe yalancı demek dâima şeddeler çok yalancı mukezzibin kezzab çok yalancı şiddetlendirir aradaki şeylerin oluşu nedir kezebeye bakalım nun ile oluş bakın içerden dışarıya doğru nun be nun bileliği ze sâhib çıkışlığı onunla oluşluğa sâhib çıkışlık hani canla lam varya üzerimizde canı kullanıyoruz ya o zamanda bir şey gibi gözüküyoruz bu kevniyette kün fe yekunde benim derse bana ait bir şey derse bu kezzabdır kezibdir yalancıdır yâni doğru söylemiyor ne diyor adam bu elektriği ben yapıyorum diyor yapmıyor mümkün değil çünkü elektrik kullandığı elektriğe sâhib çıkıyor yâni ve kabul etmiyor sistemi bunun için zâten doğru değildir felâ tutiu bakın teslim olma iman etme tabi olma değil asla itat etme yâni en son dördüncü şeyi kullanmaktadır neden çünkü bu zâtı kaldırır ortadan kendi zâtını yâni oradaki peltek ze dir yâni zı değildir gölgenin zıllı değildir bir çocuğun RABBı inkarı hâşâ değildir efendim normal ze değildir bir delikanlının da değildir bildiğimiz ze dir tam bilmesi gereken kişinin alaveresi gibi çok büyük suçtur yâni ergin Zâtullahı kaldırıyor yâni onun için mükezzibiyndir zâten katiyyen itaat etme bunu nerde söylüyor ALLAHu Zü’l- CeLÂL tepede bakın tam geliyor geliyor geliyor diyor ki bunlar neticede nereye gelir itaata gelir itaat nereye gelir ey ademoğlu ben sana demedim mi şeytana tapma bana tap veeniğbudi haza sıratım müstakim dememiş miydim sen kime itaat ettin en son aşama bırak teslimiyeti iman etmeyi itaati doğrudan doğru şu anda yapmaktayız biz teslimiyet iman tabi oluşu felân bırak fiilen itaat etmekteyiz ne meselâ her şeyi yapmaktayız zâten biz işte bu itaatların onların hepsini yok fark ettiğimiz zaman sakın ona boyun eğme itaat etme

وَدُّوا لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ
"Veddû lev tudhinu fe yudhinûn (yudhinûne).: Onlar senin müsamaha göstermeni temenni ettiler (istediler), o zaman onlar da müsamaha göstereceklerdi.” (Kalem 68/9)

Veddû lev.. dua ederler, dilerler ki, keşke.. tudhinun.. dehene.. sen yumuşak pelte gibi olsan, plastik olsan, elâstik,hamur gibi olsan… dönsen.. isterler ki bu konularda katı olmasanii yâni katı değil de.. “mutlaka kıble” diye tutturmasan.. fe yudhinûn.. onlar da sana uyum sağlarlar, müsamaha göstereceklerdiçç yâni senin gibi yaparlar, sen onlara biraz yağcılık yapsan onlar da sana.. derler ki, biraz esnetsek yumuşatsak o yandan bu yandan genişletsek.. neye göre?. akla göre neyi?. Nakli.. yâni gözlerimizi biraz alnımıza toplasak.. ya da başka bir şey yapsak sistemin doğrudan doğruya zâten temeline gittiği için, hılkata gittiği için.. huluku’l- azîm zâten.. bu temele dayanacağı için.. burada şiddetle itirazlar vardır.. çünkü basit bir şey değildir.. onlar dilerler ki sen tebliğinde yumuşak davranırsın, böylece onlar da sana yumuşak davranırlar.. burada “dehene” Nurullah Huviyetinin Dâimiyetinde.. yâni dost bir kelime söylüyorsunuz “Lâ ilâhe illALLAH MuhaMMeden Rasûlullah” ne var bunda?. bu bir cümle.. bu ne olacak?. bunu diyen müslüman demeyen kâfir.. şunu biraz yumuşat!. haa nasıl yumuşatalım?. yâni biraz müslüman biraz kâfir mi diyelim!. bunu söyleyenin biraz müslüman biraz içinde şeylik mi olur diyelim, nasıl yumuşatalım bunu.. bak basit bir şey yâni bir kelime yâni ne var akşama kadar bir çok kelime konuşuyoruz.. haaa bakın böyle ilik gibi olan.. onun için biliyorsunuz Nûn Sûresi diyorum Hakikat Sûresidir, Ruh Sûresidir, Arı Sûresidir çok muazzam bir sûredir.. İnsanın en son gideceği yerdir.. Nurullahtan hatta Nurullaha bile varamaz Kudret Nuruna varamaz Nur-u Mim’den ancak Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin gözüyle görebilir, ruhuyla yaşayabilir.. oralarda olursa yaşayabilir.. bulursa demiyorum olursa yaşayabilir.. suyu bulmak başka içmek başka..

وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَّهِينٍ
"Ve lâ tutı’ kulle hallâfin mehîn (mehînin).: Lüzumsuz yere çok yemin edenlerin hiçbirine itaat etme.” (Kalem 68/10)

Ve lâ tutı’.. tekrar katiyyen itaat etme!. Ve lâ tutı’ kulle hallâfin mehîn.. ALLAH korusun bakın içerdeki ihâneti görüyorsunuz mehîn.. “me” yi çekinin içerde “ihânet” kalacaktır.. hilâfı da görüyorsunuz..
Ve lâ tutı’ kulle hallâfin mehîn.. sakın itaat etme.. kulle.. her birisine.. çeldirici olarak hallâf.. itılaf: (hulf. den) Anlaşmazlık, uyuşmazlık, karışıklık, ikilik.. ne itılafı ihânet itılafında sakın onlara uymayasın.. efendim işte çok yemin edene hallaf denir.. doğrudur değersiz olana, korkunç yere mehil denir, doğrudur öyle deniyor.. öyle deniyor denir de kökü kösteği ne?. “mehîn” kökü ihânete gider.. bu değersizlik öyle bir değersizlik ki, götüre götüre ihânete bindirir işi.. yâni netice de hâin yapar efendim.. hilâf eden de, ihtılaf eden de, muhalif olan da oraya gider.. zâten kendisi de buyuruyor ALLAHu Zü’l- CeLÂLin.. ALLAH celle celâlihu bilir.. “DALL”ı bilir “SALL”ı bilir O.. O yana gideni bu yana gideni bilir ALLAHu Zü’l- CeLÂL.. hidâyet edileni bilir..
sakın sakın onlara da uyma.. mükezzibîn geldi, hallâfin, mehîn geldi.. ikinci kez tanıma, uyma, itaat etme hiç birine bunların!. kim onlar?. sapıkların dışında bunlar biraz değişik çünkü.. hallâfin mehîn, sana itilaf soruları, hilâflı sorular sorup, ama kökünde ihânet olan sorular sorup, seni çeldirecek, aklını çeldirecek ihânet edip yıldıracak, kendisine çektirecek olanlardan olanlardan uzak dur, onlara uyma!. başka bunlar;

هَمَّازٍ مَّشَّاء بِنَمِيمٍ
"Hemmâzin meşşâin bi nemim (nemîmin).: Devâmlı kusur arayanlara, lâf taşıyanlara (itaat etme).” (Kalem 68/11)

Hemmâzin meşşâin bi nemim.. meşâ.. gezmek, yürümek insanlar arasında gidip gelmek.. diğer eşyâlar şeyler arasında iletişim nasıl bunlar gammaz insanlardır.. hemeze insanlardır..

Kur'ân-ı Kerimde ALLAH celle celâluhu;

وَقُل رَّبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ
Resim---“Ve kul rabbi eûzu bike min hemezâtiş şeyâtîn: Ve de ki: "Rabbim, şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım." (Mü’minûn 23/97)

Resim--- Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in diliyle ise: "Euzû billahi's- semi'il Alîm mine'ş-şeyytâ-nirrâcim min hemezetihi ve nefhahi ve nefsihi Bismillâhirrâhmânir rahîm: Rahmetten kovulan şeytânın içten vesvese dürtüşlerinden, dıştan kışkırtıcı üfürüşlerinden ve bizzât kendisinden, hakkıyla duyucu ve bilici olan ALLAH'a sığınırım. Rahmân ve Rahîm olan ALLAH'ın adıyla derim." der ve yepyeni bir sayfa açar...

İçi böyle insanlar.. bunlar insanlara gizli ateş atıyorlar.. hemeze atarlar kendi içlerindeki nazar bakışı gibi bakışlarıyla hemeze ederler, iç dengeyi bozarlar.. yâni sizin sâhib olduğunuz şeyleri değiştirirler.. içerden hemezecidirler.. gammaz kovuculuk yaparlar.. sizin MuhaMMedîyet Nurunuzun ipini keserler.. netice olarak bunların yaptığı gammazlık ve koğuculuk sana öyle pahalıya maal olur ki, elektriğini keserler yâni.. bunlardan koru kendini.. meşşâin.. bunları sabit değildir yâni o yanından bu yanından bir yerlerden.. onlar negatif dilemeleri olan bir şeylerdir, bunların görevleri bir yerde saptırıcılıktır, imtihân sorusudur yâni..

مَنَّاعٍ لِّلْخَيْرِ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ
"Mennâın li’l- hayri mu’tedin esîm (esîmin).: Hayrı devâmlı engelleyenlere, haddi tecavüz eden günahkârlara (itaat etme).” (Kalem 68/12)

Mennâın li’l- hayri mu’tedin esîm..
Bunların işi gücü bir yerde hayır buldukları anda.. “dall” olanlar bu yüklü yüklü olanlar, görevi bu olanlar, bu imtihân burada aklın içindeki negatif karanlık yer anlatılmaktadır.. hayrı men’ edicilerdirler.. biliyorsunuz esmâ vardır bununla ilgili bu bir esmâ zuhurudur çünkü ed DaLâL ..

Barbaros: Mennan diye bir esmâ da var. Hâlim yok ben

KulihvÂNi: En Nafia.. Men’ edici, Nafia, menfaat vericinin karşılığı vardır.. men edici yasaklayıcı mani olucu esmâ vardır mennan ayrı Barbaros el Mani var hocam mani

En Nâfiu:
Resim

El Mâniu:
Resim

KulihvÂNi: Onu diyorum el Mâni esmâsı var..
Mennâın li’l- hayri.. işte o altı esmâyı ya da yedi negatif esmâyı sayacak şimdi.. negatif esmâları burada hayrı engelleyici.. hayr ne idi?. Hayr, hakk inancın uygulanışıdır.. hakk olan inancın uygulanışıdır.. şerr bâtıl olanın uygulanışıdır.. hayr, bütün fiiliyatı kapsar bunu el Mâni tek esmâyla durdurur ve isteseydi diyelim ki doksan tane esmâyı yürütecekti bir tek el Mâni gözümüzün bebeğine gelen toplu iğnenin ucu kadar bir leke kâinâtı durduruverdi.. yâni gözümüzü kör etti bizi ki ALLAH celle celâlehu korusun çok tehlikeli muhtedîn.. onun âdeti halkın saldırgan mütecâviz, esîm, günah yüklü, hep isyan işleri yapar, sui işleri yaparlar, kötü işleri yaparlar ki, yâni mutlaka bir zarar getirirler.. artık hayr da işleri olmaz çünkü günahkâr.. yâni günah, reddedilen yasaklanan olmaması istenilen Emrullahı duymamak kadar ve uymamak kadar bir şey düşünülemez.. çünkü beden âleminde yaşıyoruz fiilen yapmak zorundayız..

عُتُلٍّ بَعْدَ ذَلِكَ زَنِيمٍ
"Utullin ba’de zâlike zenîm (zenîmin).: Kötülük yapan zorbalara, bundan başka haram yiyen günahkârlara (itaat etme).” (Kalem 68/13)

Utullin ba’de zâlike zenîm..
Atıl, utull, kaba, zobu demiş.. meselâ şeyde ama atıl bir hiç dirilme imkanı olmayan atıl kalmış, insan kılığında yaratılmış fakat, insan olarak kullanılmıyor.. işte muazzam bir makine veriyorlar fakat iş görmüyor atıll.. yâni böyle insanlık dışı bir şey.. kendisine verilen muazzam iç dış makinaları kullanmayan bir zorba.. sonra bütün bunlardan sonrada zenîm.. enenmiş şeyler vardır köylerde meselâ Hasan Dağında felân geldiğinizde görürsünüz her insanın koyunlarının keçilerinin kulaklarında işâretleri vardır zenîm vardır.. kimisi arkadan iki bıçak atar kimisi ucunu keser kimisi oyar.. yavru iken herkesin kulaklarında “en” leri vardır.. enlerinden kimin malı olduğu belli olur.. yâni zenîm kendilerini enenmiş insanlardır.. fiilen şey taşıyorlar kötülükle damgalanmışlar.. kendi kendileri damgalı.. yâni onlar nereye giderse orada bir pislik çıkarırlar.. oraya adamışlar tercihlerini bu kadar kötü kullanan insanlardır bunlar.. “kulağı kesik” diye bir tâbir vardır kaşarlanmış utanmaz.. çok ilginç..

Hâlim: Hocam şey derler bizde “eski kulağı kesiklerden” yâni o konulardaki namı büyük olan diyerek..

KulihvÂNi: Aynen öyle aynen.. yâni onun o kötüğü meşhurdur.. yâni o konuda herkesin bildiği insandır.. sanki kulağında boynunda deli çanı gibi çanı var gittiği yerde sesini duyarsınız.. o onun kötülük sesi olmuştur.. o mutlaka enenmiş gibidir.. o şeylerin tabi bu bu zenîm sadece bu değildir.. yâni içerdeki MuhaMMedî Nur-u Mim vardır içerde bakın.. buna kendisi sâhib çıkıyor.. zâten onun yüzünden böyle diyor yâni.. hâşâ RABBça hareket ediyor.. yâni gizli RABB gibi hareket ediyor Firavun gibi.. hakk hukuk vicdan akıl fikir hiçbir şey dinlemiyor.. dersin ki yâni kıyamete kadar.. yahut bu adam hiç ölmeyecek miş gibi herkes hiç hakk tanımıyor yâni hiç insanlık vasıflarını tamamen soyunup atıyor..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 05 Ara 2017, 18:08 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 3687
Resim

أَن كَانَ ذَا مَالٍ وَبَنِينَ
"En kâne zâ mâlin ve benîn (benîne).: Mallara ve oğullara sahib olmaları (sebebiyle onlara itaat etme).” (Kalem 68/14)

kâne, olmak.. yâni “kûn fe yekûn” yapan kendisiymiş gibi ne diyor sahibiymiş malın, mal sahibiymiş..
Oysa mal, MuhaMMedî Lütufdur benim bildiğim MuhaMMedî lütuf dâima köken olarak ikram, nun ikramı mîm’dendir.. zü’l- celâli ve’l- ikram ikram dâimâ.. bildiğimiz mal, gözüken mal varmış diye ve “benîn” ve oğulları varmış diye oğulları varmış diye.. oğulları dediği şey ise zâhir ve bâtın NÛN’unun BİLEliği ve BİZliğidir.. yâni ortaya çıkışıdır.. bizden ortaya çıkışıdır.. onun için de zâten anne ve baba hani iki nur.. kime sorduydum bilmiyorum Güllale ye mi birine dediydim.. yâni insan kaç kere doğar annesi doğurur da annesine kim doğurur.. işte o Rahmân ve Rahîm doğuşları.. bir yerde de.. bir yazı da da yine herhalde yazdım galiba böyle bir şey geçti idi.. yâni insanda bir erkekten bir fırtınanın içerisine Nuh Tufanının içerisine atılan bir sperm ana rahmine nasıl Alak Sûresindeydi sanıyorum.. kendi yerini biliyor ve ondan sonra biz elimize aldığımız zaman “çocuk doğdu” diyoruz.. üç karanlık geçti.. o üç karanlık ne?. üç karanlıklardı ki ana karnından doğuşta onlarda yine o âyette gözüküyor burada da yine benim dediğim şey iki NÛN’un birleşiminden burada birdir ama biliyorsunuz Arapçada ya da Arapça lisânında kadınlar erkeklere tabi olduğu için bütün erkek üzerinde gelir, kadına da geçerlidir özne.. onun için Arapçada yirmi tane kadın olsun bir tane erkek olsun “onlar” dediğinizde erkek zamir kelimesi kullanmanız gerekir.. iki tane kadın olsun kadın dersiniz, fiili dişi kullanırsınız ama dokuz tane kadın olsun bir tane erkek olsun “onlar” derken erkekler gibi kullanmak zorundasınız.. bu Arapça Dilinin kendi özelliğidir.. İslamda da böyledir.. islamdada böyledir bu alçaklık yükseklik değildir erkeklerin anladığı ya da kadınların anladığı gibi bunun ayrı bir özelliği ve güzelliği vardır..
Onun için ben kadın Nur-u Mim’de felân diyorum çok görülüyor.. ama doğru söylüyorum “Kâbetu’r- Rahîm” dediğim de doğrudur ama “Kâbetu’r- Rahmân” da vardır..

Barbaros: Hocam şeyin Derman Hoca’nın o kilim ören kadın örneği var diyor ya, bir kadın bulmanız lâzım öyle bakire mi diyor bir şey diyor orda o hususta oraya işâret eden bir şey birde tırnağın çıkışı örülüşü var çıkış yerinden doğru âdete örülmektedir diyor ya o kısımlara zannediyorum yazdığı şeylerin o yere denk geliyor gibi hissediyorum..

KulihvÂNi: Evet onun için zâten Münir Hocamın tefsiri olsa idi ne dediğini daha net anlardık. çok daha iyi anlardık. anlarız da tefsir nerde bilmiyorum ama bunun üzerinde çok daha iyi çalıştığı belli. fakat ne hikmetse Münir Hocam, onu nereye bıraktı ya da onu ne yaptılar bilmiyorum. İbrahîm Abi vardı Zafer kitabevinde.. şimdi bizde, bizim siteye giriyor geçen söylüyordu sitedeki ismini şu diye bâzen görüyoruz o ismi.. ama şu anda hatırlıyamıyorum bir şey ağa ne ağa diye giriyor.. meselâ ona da gelmişler Münir Hocamın kendi kızı felân yâni “tefsir sende mi?” diye bilmiyorum.. Ben kendisine söyledim bana tefsir gelirse hiç değilse tercüme ederim yâni ekleme anlamında söylemiyorum eklemeye gerek yok Hocam böyle her kitabında yaptığım gibi Hocam bunları söylemiştir tercüme bile etmeden bir yorum bile yapmadan anladığım şekilde yazdım.. onun zamanı bu gün gibi değildi, biraz daha insanlar şeydi zâten.. eski zamanlar böyle değildir 1965 yılında nerdeyse çocukken yazdığım “Irgat Milleti” hikayesinden suçlandık lise öğrencisiyken.. Irgat Millet diye bir şey mi olurmuş bu doğrudan doğruya kominizm suçudur..” gibi..
Adanada “Böğelek Dergisi”nde şiir yazdım, şey yazdım diye “Irgat Milleti”ni neşrettim diye adamlar alıp götürdüler yâni.. belki içeri atacaklardı, belki hayatım kayacaktı ama Borlu bir savcı çıktı da “ulan ne işin var böyle milletinen ırgatınan” dedi. “sen mi yazdı?.” “ben yazdım!.”

Ama bugün serbest.. geçen listeyi açıklıyorlardı Kominizm Partisi kurulmuş diye bende gülüyorum, diyorum ki: “Hayret bir şey kaçıncı sıradan giriyor kaç kişi var ki üyesi acaba!.”
Peki o gün neydi o korkunç fırtınalar neydi?.
Halktan yana emekten yana olmak ekmekten yana olmak ALLAHtan yana olmak değil mi?.
Bu gün ALLAH diye yeri göğü inletenler emeğin ekmeğin halkın hakkın yanında mı?. Yoksa islam dinini de, yâni dini tenzih ederim de onların anlayış tarzına göre ayaklarının altına sererek hâşâ “Kur'ÂN Bankası” kuracak alçaklar.. çeşitli oyunlarla faiz bankaları kurarak, pislik yaparak..

İşte Münir Hocam da işte bu yüzlerden hep yalnız kaldı, tek başına.. Birkaç tane üniversiteli kız birkaç tane kadıncağız.. birkaç tane diyorum birkaç.. bir yıl değil on yıl değil yıllar yâni öyle bir kader ki, ALLAH hayr versin yapayalnız yâni câmilere konmuyor, her câmide vaaz veremiyor belli câmiler bulup oralara gidiyor.. Hacı Bayram Câmisinde vaaz edemiyor onu demek istiyorum.. Bahçeli Câmisini ayarlıyor.. Hastane Câmisinde veriyor.. Taksi parasını verirseniz taksinin geleceğim.. kendine bir kuruş dahi verseler almıyor.. zâten ömründe doktor tabelası asmamış beş kuruş bıçak parası almamış binlerce ameliyattan.. Hocam da daha diğerleri de vardır kader Kaderullah buhlar hiç değişmez.. yâni olsa idi bilmiyorum nasıl görürdü ama bilmemizde bir zarar yok.. bir şey dediğimizde yok zâten.. bizde aynı şeyleri söylüyoruz dediğimiz de bunlar niye böyle yapıyorlar?. “Malımız var yâni zâhirimiz var çoluk-çocuk var yâni biz kıyamete kadar varız malımız da var RABBa felân hâşâ ihtiyacımız yok biz öyle şeyleri bilmeyiz!?.” gibi çok büyük bir sapıklık..

إِذَا تُتْلَى عَلَيْهِ آيَاتُنَا قَالَ أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ
"İzâ tutlâ aleyhi âyâtunâ kâle esâtîru’l- evvelîn (evvelîne).: Ona âyetlerimiz okunduğu zaman: “(Bunlar) evvelkilerin masalları.” dedi.” (Kalem 68/15)

Bizim âyetlerimiz aleyhi bizzât kendilerine okunduğunda tilâvet edildiğinde o zaman ne diyor: “esâtîru’l- evvelîn.. bu bizden evvelkilerin eserleridir, masallarıdır ve biz bunları çok dinledik!.” Diyorlar..

سَنَسِمُهُ عَلَى الْخُرْطُومِ
"Se nesimuhu alâ’l- hurtûm (hurtûmi).: Biz yakında onun burnu üzerine damga basacağız.” (Kalem 68/16)

Biz var ya biz, onun hortumunu damgalayacağız, burnuna damga basacağız.. “se” yakında, yalnız gelecekte fakat yakında şimdi değil.. “se” yakında, gelecekte : ona yakında damga basacağız.. burnunun üzerine yazacağız asla hakk kokusu duyamayacak.. burnu damgalı olmak kadar dünyada korkunç bir şey yoktur.. neden?. şundan benim anladığım;
Vahyîleri ALLAH celle celâlehu seçer, seçmiştir zâten..
Veysîleri Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem seçer,
Vehbîleri Veysîler seçer..
Kesbîler ki, yâni Kesbedenler emeğinin karşılığını alanlarda Vehbîler seçer..

Bunlar birbirinden bir şey alma anlamında değildir bir kişi de olsa bir Vehbî bulur inşeALLAH bir Vehbî bulan muhakkak ALLAH celle celâlehu izni ve inâyetiyle bir Veysî bulur.. yâni Veysî olan muhakkak bir Vahyî de bulur.. zâten onlarda Vahyîler de, ne ile görevli ise ne irsal memuru ise oraya götürür belli bir sistemdir bu hiç şaşmaz. ama hani göz ve kulak.. göz kendini bilmekte kullanılırken, kulak duymakta kullanılırken, koku bulmakta kullanılıyor.. onu söylemek istiyorum..
Yâni koku da, güzel bir şeydir..
Onun için Münir Hocam durmadan söyler bunu “rüyada koku yoktur”
Ama Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Rahmân kokusu alıyorum” diyor “Yemenden Rahmân kokusu alıyorum, er Rahmân kokusu alıyorum.”

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Ben RAHMAN'ın nefesini Yemen tarafında buluyorum."
(Gazzalî, İhya: 1/104; 3/222; Heysemî, Mecmeu'z-Zevaid: 10/55; Aliyyu'l-Kârî, Kübra: s.154; Aclûnî, Keşf: 1/304.)

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “İnni leecede nefesirrahmâni min kıbele'l-yemeni: Rahman nefesini Yemen kable/cihetinden elbette eced/vücud ediyorum”
(Fahreddin Attar,Tezkiretü'l-Evliya)

Resim---Hazreti Rasûl Veysel için: “İnni li ecudu nefese’r- Rahmân min kıbeli’l- Yemen: Yemen tarafından Rahmânî nefes alıyorum!” buyurmuştur.

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Ben RAHMAN'ın nefesini Yemen tarafında buluyorum."
(Ahmed b. Hanbelî Ebû Hureyre'nin hadisi olarak rivâyet etmiştir. Bu hadisin râvileri sika/güvenilir kişilerdir.)

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "İyi bilin ki; îman Yemen'e mensuptur. Hikmet, Yemen'e mensuptur. Ben, RABBinizin nefesini Yemen tarafından buluyorum."
(Hafız Heysemî ise Mecmeu'z-Zevaid' de (10/55-56) Ebu Hureyre'den, İ.Ahmed, müsned)

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Yemen tarafına sırtını döndüğü bir sırada şöyle buyurmuştur: “Ben RAHMAN'ın nefesini işte şuradan duyuyorum.”
(Seleme b. Nufeyl es-Sekûnî'den, Beyhakî; Bezzâr)

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Yemen'e işâret ederek: ''Ben Rahman'ın nefesini işte şuradan duyuyorum"
(Taberanî, Mu'cemul-Kebir)

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Îman, Yemen 'e mensuptur. Hikmet, Yemen'e mensuptur. Ben, Rahman'ın nefesini Yemen tarafından buluyorum"(Taberanî, Musnedu'ş –Şamiyyîn’de Ebu Hureyre'den)[/i]

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Ben RABBinizin nefesini Yemen tarafından duyuyorum" buyurdu.
(Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat, Ebu Hüreyre'den)[/b]

Oruç tutanların nefis kokan nefeslerini biliyorsunuz hadisler vardır onların nefesleri reyhan kokar..

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem:
“ALLAHu zü’L- CELÂL: ”İnsanın oruç dışında her ameli kendisi içindir. Oruç benim içindir, mükâfatını da ben vereceğim” buyurmuştur. Oruç kalkandır. Biriniz oruç tuttuğu gün kötü söz söylemesin ve kavga etmesin. Şâyet biri kendisine söver ya da çatarsa: ”Ben oruçluyum” desin. Muhammed’in (aleyhisselâm) canı kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, oruçlunun ağız kokusu, Allah katında misk kokusundan daha güzeldir. Oruçlunun rahatlayacağı iki sevinç anı vardır: “Birisi iftar ettiği zaman, diğeri de orucunun sevabıyla Rabbine kavuştuğu andır.” buyurdu.”
(Ebu Hüreyre radiyallahu anhu’dan; Buhârî, Savm 9; Müslim, Siyam 163)

Se nesimuhu alâ’l- hurtûm..: Biz yakında onun hortumu, burnu üzerine damga basacağız..

hortumdaki “mim ta ra ha” hep sert harflerdir kalın harflerdir bizim bildiğimiz “te” değildir taraf “tı”sıdır “ha” halk edişe kadar götürüyor.. çok sert kötü bir negatif koku alışın en kötüsü haline gelmiştir.. tam tersini yapıyor yâni SALL, DALLa dönmüş gibi yâni.. böyle bir şey ama normalda biz okuyup geçtiğimiz zaman biz onun burnunun üzerine damgayı vuracağız işaretleyeceğiz.. evet işaretleyince ne olacak?. bu öyle ki;

إِنَّا بَلَوْنَاهُمْ كَمَا بَلَوْنَا أَصْحَابَ الْجَنَّةِ إِذْ أَقْسَمُوا لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِحِينَ
“İnnâ belevnâhum ke mâ belevnâ ashâbe’l- cenneti, iz aksemû le yasrimunnehâ musbihîn (musbihîne).: Muhakkak ki Biz, onları belâya uğrattık. Bostan mahsulünü mutlaka, sabah erkenden (fakirlere göstermeden) devşirmek için yeminleşen bostan sahiblerini belâya uğrattığımız gibi. (Kalem 68/17)

İnnâ belevnâhum ke mâ belevnâ..
Beleve denemek belâlandırmak, belâ ile imtihân etmek, belâlarını denemek.. “elestu biRABBukum.. ve kâlû belâ!.” dediler ki “belâ/bilâkis ecet SENsin!.
O halde bu ahdinizi bir deneyelim belâlandıralım, belânızı pazara çıkaralım anlamında fiil kullanmıştır.. belevna belâ fiilidir.. biz onları belâlandıracağız.. ke mâ ne gibi?. “ke” oluştur “gibi oluş”tur “mâ” o şey gibi oluştur.. ke mâ şu gibi.. ne gibi belevnâ biz belâlandırmıştık ashâbe’l- cenneti.. cennet/bahçe-bostan sahibi kıldıklarımızı belâlandırmıştık.. ashabe, sahib oluşturi sahabe oluştur.. el cennet, cennet sahibi olmuşlardır.. iz aksemû le yasrimunnehâ musbihîn.. onlar cennet sahibi olunca ne yapmışlardı kasem etmişllerdi, yemin ettiklerinde, kısımlara ayrıldıklarında, kısımlandırıldıklarında.. neyi kısımladılar, neye kasem ediyorlar?. hakkı ikiye bölüyorlar.. yâni “bir kısmı bizim” “bir kısmı da RABBımızın” diyorlar yâni böyle sâhiblenme kısımlanma bu kasem bu.. le yasrimunnehâ musbihîn.. kısımlayacaklarına çırpacaklarına elma ağacı vs. gibi meyveleri vurup indireceklerine kendilerine mal edeceklerine, dalından koparacaklarına bahçenin her tarafını cennet bahçesi içinde ne kadar ni’met varsa tümünü değiştireceklerine.. musbihîn.. ne zaman?. sabah olunca sabah.. musbihîn subhan bakın SubhÂNı görüyorsunuz.. “me” yi kaldırıverin.. nerde yapıyorlar bunu SubhÂN Semâsında, SubhÂN Âleminde “sebbaha”nın içinde, şimdi yâni şu ÂNda diyorlar ki: “Sabah olsun bir, karanlık gözümüz bir görsün sabah erken kalkalım, gidelim cennet bahçelerinin tümündekilerini toplayalım onun içinde tüm kısım her kısmını kendimize alalım. yâni yüz kişilik yüz kişinin hakkı var diyelim ama, yüzünü de biz alalım!. kasem bu haksızlık.. yâni almak üzere anlaşıyorlar.. zâten işte biz onları böyle belâlandırmıştık ki onlar yemin ediyorlar sabah olunca onu mutlaka devrişip toplayacaktır kendilerinin olacak yâni bunu kararlaştırmışlar onlar gibi yapacağız..

وَلَا يَسْتَثْنُونَ
"Ve lâ yestesnûn (yestesnûne).: Ve bir istisnâ yapmıyorlar.” (Kalem 68/18)

Ve lâ yestesnûn.. hiç istisnâ da yapmıyorlar yalnız.. “şu kimse de Kalenderdir, fâkirdir” demiyorlar hiç.. başka ne istisnâ yapmıyorlar kardeşim.. bu bizim mi onlar da ihtiyaç sahibi değil mi başkaları da.. vermeyeceğiz.. cennet ni’metlerini dağıtmayacağız, gizleyeceğiz, kısımlara ayıracağız bir kısmı bana lâzım neden garibana vereyim gariban da olmasının ne mantığı var.. yok.. ham akla göre yok.. kısımlandırıyor çünkü.. cennet ni’metlerini kendi şahsına topluyor çünkü.. onu başka bir şey için kullanacak zâten ve buna kasem ediyor yâni..

Barbaros: İlmi gizleyenler olabilir mi Hocam?.

KulihvÂNi: Açıkca açıkça yâni..

Hâlim: Hocam hadis vardı ama doğru mu bilmiyorum ALLAH celle celâlehu hiç kimseye gizlemesi için ilim vermez diye bende onu soracaktım Barbaros benden önce şey yaptı..

KulihvÂNi: Evet dinî sual sorana ehli olanın cevab vermemesinin vebali büyüktür.:

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Bildiği hâlde cevab vermeyen âlimin, Kıyamette ağzına ateşten gem vurulur.”buyurmuştur.
(Tirmizî)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “İlmini gizleyene, denizdeki balıktan, gökteki kuşa kadar her şey lânet eder.” buyurmuştur.
(Darimî)

Ancak İLMin kıymetini bilmeyene, ilim öğretilmez;

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem:”İlmi, ehli olmayana öğretmek, onu kaybetmek demektir.” buyurmuştur.
(İbni Ebi Şeybe)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “İlmi lâyık olmayana öğreten, domuzun boynuna cevher takana benzer.” buyurmuştur.
(İbni Mâce)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem:”Aklın almayacağı şeyi söylemek, fitne olur.” buyurmuştur.
(İbni Asakir)

İmam Ali kerremallahu vechehu, göğsünü işâret edip: “Burada yeteri kadar bilgi vardır. Ancak bunu taşıyabilecek biri olsa, hepsini ona anlatırım!.” buyurdu.

Biri, sualine cevapb vermeyen âlime dedi ki: “Sen, “İlmini gizleyene ateşten gem vurulur” hadis-i şerifini bilmiyor musun?”
O da: “Eğer sözümü anlayabilecek birine söylemezsem, o zaman bana gem vurulur.” dedi.

ALLAH celle celâlihu, ilim verir ama orda bir şart var bi bakın “musbihîn” diyor, sabah olursa eğer..
Sabahı bulamadığı için İblis, her şeyi bildiği halde mecburen Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selleme uyup müslüman olmak zorunda kalıyor..

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Sizden her birinizin bir şeytanı vardır. Evet, benim de şeytanım var, fakat ALLAHu Teâlâ bana yardım etti ve şeytanım müslüman oldu, bana yalnız iyiliği emr eder!" buyurdu.
(İbn-i Mes'ud’dan; Müslim)

Edebsizİlim İblis’inkidir. Edeblenince ise müslümandır..
Burada musbihîn, sabah olunca şartı var.. sabah olmuyor ki onlarda.. SubhÂNı bulamıyorlar ki.. yâni Nurullahın, hakk oluş birliğinin sâhibliği sabah.. ALLAHın Nurunun hakk olarak hakk demek hüviyetin bizzât ortaya çıkışıdır ki, çocuğun doğuşu gibidir yâni.. el HAKki ilk olandır olan “hakk”tır zâten Hükm-ü Hakkdır.. Hüküm hakktır olduğu ÂN, o: “buna ben sâhib oldum.. sabahdır artık güneş benimdir artık benim değil mi?.”
Sabahleyin güneş hepimizin kim kimi görüyorsa onundur.. yâni sabah olunca.. “eğer sabah olursa” diye şart koşuyorlar.. zâten kendileri sabaha kadir değiller halbuki ve hiçbir istisnâ da yapmıyorlar.. yâni ALLAHın izniyle maşaALLAH demiyorlar!. İNŞÂe ALLAH!. ALLAHın izniyle demiyorlar bir şey yapmıyorlar, istisnâ da herhangi bir şartlarında bir şey de getirmiyorlar.. yâni “biz böyle yapacağız var mı yan bakan!.” diyorlar..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 26 Ara 2017, 08:35 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 3687
Resim

فَطَافَ عَلَيْهَا طَائِفٌ مِّن رَّبِّكَ وَهُمْ نَائِمُونَ
"Fe tâfe aleyhâ tâifun min RABBike ve hum nâimûn (nâimûne).: Fakat onlar uyuyorken, RABBin tarafından gönderilen bir afet onun (bostan mahsullerinin) üzerinde dolaştı.” (Kalem 68/19)

onlar derin gafley uykusunda uyurken onların üzerine RABBinden; bir belâ, bir yangın, bir azab, bir tayfun, bir kasırga, bir âfet bahçelerinin, cennet bahçelerinin üzerinde, dolaştı..

فَأَصْبَحَتْ كَالصَّرِيمِ
"Fe asbahat ke’s- sarîm (sarîmi).: Böylece (mahsul) simsiyah oldu (bahçe kara toprak gibi oldu).” (Kalem 68/20)

Öyle bir sabahlıyorlar ki,öyle oluyor ki, bahçelerine vardıklarında buldukları, “ke”, gibi olmuş.. kuru deriden yapılan sırım gibi, simsiyah, kara toprak olmuş.. Bildiğimiz yörüklerin çarık bağı sırım Arapçadır..
Şöyle düşünelim ki, bir diri hayvanken, kurumuş çürümüş hayvan derisi gibi, sırım gibi olmuş hem de akıl sahibi insanken!. böylece nurunu nâra dönüvermiş.. Baktılar ki, sabahleyin uyandıklarında yâni Gaflet ve Cehâlet Batağında uyuyorlardı ki, şiddetle ve dehşetle uyandılar.. Zâten karanlıktı.. Zâten onlar SubhÂN ALLAH celle celâlihu’nun, “sebbeha”nın, teşbihin, her ÂN yendien YARATIŞın farkında değillerdi.. Atomun döndüğünü, daha doğrusu her ÂN YENİden KÛN feyeKÛN YARATILdığını bilmiyorlardı.. şu ÂNda ŞE’ÂNULLAHta hep var edilişi bilmiyorlardı.. şu ÂN, şah damarından da yakın/Akraba OLANdan habersizdiler.. kendileri rastgele-tesadüfen başıboş yaşıyoruz zannettiler.. alıp durdukları cereyandan, alıp durdukları havadan, içip durdukları su’dan ve bütün bunları kullananın/kulllandıranın kim olduğundan bî-hâberdiler.. kendileri, MuhaMMedî Öğretim ve eğitimden yoksun ham AKILLarıyla bir “ŞEY”i BİLmeye BULmaya OLmaya YAŞAmaya çalıştılar.. bu da bir korkunç yanılgıdır.. hatta dalâlettir..
Ama ben hep bizde hep onu istiyoruz biliyorsunuz..

Barbaros:
O zaman Hocam burada şey de var, o sabahın gelişi ile kişi yâni ömrü boyunca bir şeyi sâhiblenmeye uğraşan yâni o bahçeden diyelim ki cennetten kasıt hakkın cemâli veya sıfatları bunları hep kendilerinden bildiler ve sâhiblendiler.. “bunların hepsi benim!.” dediler ve öldüklerinde anladılar ki, yâni güneş doğduğunda bir de baktılar ki, iş işten geçmiş yâni o ölmüş pişman olmuş kişinin halini sanki anlatan bir de güneş doğunca yaptığı işin ortaya çıkmış oluyor.. kişinin hani amelleri tek tek bakıyor o niyetlerini görüyor işte ne yaptı ne ettiyse apaçık gözünün önüne seriliyor bakıyor ki, yaptığı işlerin hiç birinde hayır yok!.. yâni öyle bir şeyde belki anlaşılabilir..

KulihvÂNi:
Aynen Barbaros canım, sevgili kardeşim aynen.. onlar diyorlardı ki “biz RABBa inanıyoruz RABBu’l- âlemine inanıyoruz, bu cennet bizim!” diyorlar da.. bunlar her şeyi söylüyorlardı ama, gerçek güneş doğunca baktılar ki, o İblis’miş, meğer sırımmış yâni.. bırak “hayy” olmayı “sırımmıy” yâni baktı ki, taptığı başka çıktı.. Ona buna tapmış amham AKLınca “RABB” demiş Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemi ki, Kur'ÂN-ı Kerîmi DUYup UYmamış.:

أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَا بَنِي آدَمَ أَن لَّا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ
"E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budû’ş- şeytân (şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn (mubinun).: Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.” (YâSîn 36/60)

وَأَنْ اعْبُدُونِي هَذَا صِرَاطٌ مُّسْتَقِيمٌ
"Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustakîm (mustakîmun).: Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır.” (YâSîn 36/61)

YOLa SILAya/HAKk’a ULAŞım “SALL” diye çıktı, gitti Ham AKLının Hevâ ve Heves Bataklığında, İKİLİk SAPIKLığına “DALL” Bataklığına saplandı kaldı..
Ve o ceNNet sandığı bahçe, bir ÂN ceheNNeme dönüşüverdi.. çünkü uyandıkları zaman bunu gördüler zâten.. ama akşamdan böyle kararlaştırdılar.. biz yarın bizim güneşimiz doğduğunda ki, onlar öyle diyorlardı “biz o bahçeden kimseye bir şey vermeyiz, acından ölen ölsün bir tek vermeyiz. Yetimmiş, fukaraymış şuymuş yok!. biz, hep BİZ BİR-İzmişiz vs.yi biz bilmeyiz!.” Diyorlar.. Biz ayrıyız!!.
Ve cennet bahçeleri simsiyah kesiliverdi!. Çünkü sabah Olmuştu artık!.

Biz sûrekli bir şeye dikkat etmemiz lâzım Nûn Sûresini okuyoruz, Kalem Sûresini okuyoruz.. yâni bunları aklımızın arkasında tutalım..
Baktılar ki, cennet simsiyah kesiliverdi.. buradaki kelime “bahçe” vardır Arapçada bahçe vardır, her bahçe cennet değildir.. ama buraya da “cennetleri cehenneme çevirdiler” diyen bir müfessir bulunmaz Hocam” diyebilirsiniz .. haklısınız.. Evet bulunabilirdi ama, ona da “deli” derlerdi yâni..
Ama burada cennet diyor yalnız cennet bahçeyse o zaman bütün tefsircilerin tefsirlerinin her yerine bütün cennet yerine bahçe yazayım ben, “Adn Bahçesi” deyim de, canının istediği yerde cennete bostan canının istediği yere mahşerdeki cennet diyebilir miyiz?.
O cennetimizi buraya getirsek ne olur yâni!.
Bunlar tamamen zevktir.. ama kitab yazmak başka şeydir.. insanların önüne koymak.. bunların yaptıkları doğrudur bunlar farkında değiller öyle olduğunun zâten ALLAHu Zü’l- CeLÂL anlattığı için biz bildik neden;

فَتَنَادَوا مُصْبِحِينَ
"Fe tenâdev musbihîn (musbihîne).: Nihâyet sabah olunca birbirlerine seslendiler.” (Kalem 68/21)

Sabah tan yeri atarken, sabah olurken tenadev/birbirlerine nidâ ettiler, seslendiler.. bildiğimiz nidâ dua çağrı yâni te yi atın fe yi atın oradaki nidâ kalacaktır bildiğimiz nidâ yâni çağrı olacaktır seslendiler birbirlerine musbihiyn güneş doğarken sabah yakın yâni bir güneş doğuyor..

أَنِ اغْدُوا عَلَى حَرْثِكُمْ إِن كُنتُمْ صَارِمِينَ
"Enıg’dû alâ harsikum in kuntum sârımîn (sârımîne).: Eğer devşirecekseniz, tarlanıza sabah erken gidin!” (Kalem 68/22)

“Sabah erken davranın, çabuk olun, koşun, kimselere görünmeden giriverin, alıverin yâni hızlı bir şekilde girin tarlalarınıza, ekinlerinize, sizin ürettiklerinize, sizin malınıza.. hepsi sizin çünkü.. mal sizin, evlat sizin, cennet sizin.. herşey tüm sizin!.
in kuntum sârımîn.. eğer siz, devşiriciler, devşirecek olanlarsanız.. sârımîn.. kesecekseniz, devşirecekseniz, bütün mahsülünü alıp kupkuru dallar bırakacaksanız, sırım haline çevirecekseniz ve de, kimseye bir şey kalmasın diye!.
Yalnız dikkat edin: “Cenneti Cehennem yapalım, arkadan gelenler Cennet diye gelseler de bir Cennet diye bir şey bulamasınlar ve karşılarında Cehennem bulsunlar!..
sırım kelimesini kullanıyor.. sârımîn.. eğer siz “in kuntum” sârimin iseniz.. sırım yapan, “devşiren” diye tercüme edilmiş, “kesen” diye tercüme edilmiş.. aslında yâni “kökünü kazıyan”.. kökünü harsın, nefsin, iyiliğin, hakkın, hayrın, cennetin..
kısacası SEBİLULLAHın, HİZBULLAHın, ANA hattın cereyan irsâle hattının Nur-u MiM’in kesilmesi..

Hâlim: Harisikum derken hani..hars-tarla-kadın değil mi Hocam?.

KulihvÂNi: Hars, tarla kadın.. tohumu ortaya çıkaran.. hars, kültür yâni..

لَقَدْ جَاءكُمْ رَسُولٌ مِّنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُم بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ
---"Lekad câekum resûlun min enfusikum azîz (azîzun), aleyhi mâ anittum harîsun aleykum bi’l- mu’minîne raûfun rahîm (rahîmun).: Andolsun ki; size, sizin içinizden azîz bir Resûl geldi. Sizin üzüldüğünüz şey, O'na ağır gelir (O'nu üzer). Size çok düşkün, mü’minlere şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe 9/128)

Hars kökünden geliyor ve onun için tarlalar da hırslı oluyor belki üretim bakımından ki, öyledir zâten.. Onun için mecburdur da ayrıca bir kadın kurşuna dizilirken de doğurur, çocuk doğar hamile ise.. yâni sistemde muazzamlık vardır. evet netice bunlar böyle harslarını eşleriniz sizin harslarınızdır âyetler vardır gelecektir..

نِسَآؤُكُمْ حَرْثٌ لَّكُمْ فَأْتُواْ حَرْثَكُمْ أَنَّى شِئْتُمْ وَقَدِّمُواْ لأَنفُسِكُمْ وَاتَّقُواْ اللّهَ وَاعْلَمُواْ أَنَّكُم مُّلاَقُوهُ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ
"Nisâukum harsun lekum, fe’tû harsekum ennâ şi’tum ve kaddimû li enfusikum vettekûllâhe va’lemû ennekum mulâkûh (mulâkûhu), ve beşşiri’l- mu’minîn (mu’minîne).: Kadınlarınız sizin tarlanızdır; tarlanıza dilediğiniz gibi varın. Kendiniz için (geleceğe hazırlık olarak güzel davranışlar) takdim edin. Allah'tan korkup sakının ve bilin ki elbette O'na kavuşucusunuz. İman edenlere müjde ver.” (Bakara 2/223)

Yâni cennet cehennem tarlalarınızdır.. bunları da göreceğiz kadına, eşlerinizden ziyade kadınlar bence zâten aynı şeylerdir.. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemde bir anneden doğmuştur.. çocuklar da bir anneden doğmuştur.. anne harstır yâni temeldir.. kadın da öyledir ve haramdır hürmete değerdir İslam Dininde.. Şimdilerde yozlaşmış olabilir, mahvolmuş olabilir.. fakat ANA, topraklık özelliğini kaybedemez.. SU, ayrı şeydir.. SUsuz tarla neye yarar.. onlar ayrı hikayedir olur mu olmaz mı onlar farklı fakat herkesin yeri bellidir..

فَانطَلَقُوا وَهُمْ يَتَخَافَتُونَ
"Fentalekû ve hum yetehâfetûn (yetehâfetûne).: Bundan sonra aralarında gizlice konuşarak (evden) ayrıldılar.” (Kalem 68/23)

Fentalekû.. intikal ettiler, vardılar ki, şaşırıp kaldılar.. Böyle mırıldanıyorlar, mızmızlanıyorlar,, fısıldıyorlar bir şeyler söylüyorlar.. Alaca karanlıkta bir şeyler var düşündükleri kendilerinin gördüğü bildiği hayal ettiği beklediği, umut ettiği, var olduğuna kesin inandıkları ve kendi aralarında ne diyorlar şöyle konuşuyorlar;

أَن لَّا يَدْخُلَنَّهَا الْيَوْمَ عَلَيْكُم مِّسْكِينٌ
"En lâ yedhulennehâ’l- yevme aleykum miskin (miskînun).: Sakın bugün oraya (bostana) sizin yanınıza bir yoksul girmesin.” (Kalem 68/24)

şöyle konuşuyorlar.. sakın sakın oraya kimseyi dahil etmeyin haa!. İşte bu gün, hangi gün ne varsa alacağımız gün bir miskini içinize sokmayın. Bir miskin kişiyi, bir garibi, bir yoksulu sokmayın.. kimdir miskin?. Miskin, sâkin olmuştur. kimdir sakin olan?. Sâkin.. bakın doğrudan doğruya “kun”dur sakinin içindeki olacak “olan”dır.. yâni umudu, ancak yaratanında olanındır, başka bi çâresi olmayan miskindir.. bî-çârenin bî-çâresi kalmıştır yâni bir parası bile yok.. hiç parası yok!.

Siirtli Hocamın Antalya’da, eski yivli minârenin önündeki sohbet odası vardı.. ben oraya gider gelirdim Antalya’ya ilk zamanlarda gider içeriye otururdum.. hiç kimseyle konuşmadan kapıdan içeriye girer, otururdum.. sadece birkaç kere “Adana’lının damadı nasılsın?” diye sorardı. Ben de “iyiyim Hocam sağol!” derdim.. sohbeti dinledikten sonra çıkar giderdim.. o zaman benim o dönemlerimde yâni 1980 sonrası dönemlerim.. o sohbetin devamlıları insanlar da bana böyle yâni bir vahşi hayvan izliyorlarmış gibi bakarlardı.. onun yakın adamlarıydılar.. sonra hep beraber olduk çok uzun yıllar.. fakat öyle bakarlardı ve beni anlayamazlardı.. ama Hocam kendisi de, hiç ne soru sorardı, ne de teşvik ederdi.. ve orada herkese güzel çay dağıtırlar çok harika hâlen yapılıyorlardır.. şimdi her gün yapıyorlar Hocam sessiz yıllardır konuşmamakta hiçç!.
O’nun Kapısında “buyurun!” yazan bir dergâhı vardı.. sohbet olan dergâh.. Hocam çekilince sohbetten.. bütün Arapça kitablar oraya getirildi.. yüzlerce kitab.. anlayan yok tabi.. oraya dizdiler.. niye dizdilerse..
İşte orda çay nefis çaylar yapılırdı. Hocamın kendisi de çok güzel çay içerdi, severdi.. bardağınızın üzerine kaşığı kapatıncaya kadar size çay gelirdi, bir üç değil katiyyen.. ve oraya bir yardım yapamazsınız, veremezsiniz.. oranın kendi çarkı dönerdi içerde kimse bilemez.. Siirtli Hocamın öyle bir yolu vardı.. isterseniz ve oraya çay götürseniz geri götürürsünüz, çünkü almazlar.. oraya gelecek çayın belli kuralları vardır onlar bilinirdi..
İşte orada eskiden bir ağabey vardı, Necib Abi… rahmetli oldu gitti.. biraz tersçeydi eski esrarkeşlerdenmiş.. çok da kaba birisiydi zâten.. Hocam da onun ipini biraz uzun tutardı ve uzun tutunca o da, istediğini teper şeyy yapardı biraz..
Derken bir zaman birisi gelmiş misafir olarak.. adamcağız dinlemiş dinlemiş sohbeti sesi de boru gibi bir ses.. Hocaya soru soruyor böyle şeyce soruyor yâni külhan beyce soruyor.. ama Necib Abi durur mu oradan demiş ki: “Ulan ne biçim soruyorsun?” deyince Hocam birden bire bir fırlamış: “Sakın sakın bir dakika!. Sizi hatırladım, Antalya’ya ilk geldiğim yıllardı belki 1950 küsurlarda.. ben Küpeli Fırını’ndan ekmek almaya varmıştım iki ekmek aldım elime.. fakat param yokmuş, yoktu.. sesi tanıdım.. siz bana iki ekmek parası vermiştiniz değil mi?.”
Adam: “Ben Albay emeklisiyim Efendim o gün öyle denkleşti olabilirdi bâzen unutuluyor!” deyince.. Hocam: “Necib özür dile!.” demiş.. ve ondan sonra da bize de söylemişti sonra onun anlatıldığında kendisinden de dinlemiştim bize: “Siz bana ancak ekmek parası verebilirsiniz çocuklar!. Bir gün ekmek param olmazsa bana ekmek parası verebilirsiniz başka ihtiyacım olmaz, olmasın ama olursa verebilirsiniz” demişti.. yâni bu kadar.. bu yolda sâdık bu yolun böyle korunması gerektiğini anlatmak için söylerdi ve de çok güzeldi yâni..

İşte “miskin” başka dinden de olsa, her ne halde olursa olsun.. ama muhtaç ise bir lokmaya.. gider bir damla su, bir lokma ekmek, bir hava bir yağmurun altında koltuğun altına alabilme, sıcaklık bir merhamet, bir “nasılsınız?” diyebilmek.. çâresiz kalmış, mecnûn gibi olmuş.. yâni hiç birisinin koltuğuna girmek parçalanacak bir yüreğin altına yüreğini koyabilmek!. “BİZ BİR-İZ!.” Diyebilmek!. “BİZ-İZ!.” Diyebilmek.. Bunlar da hiçbir şart yoktur, MİSKİndir.. aç kalmışsa ölecekse, doymayacak kadar domuz eti yemek helâldır.. Bu öyle ilginçtir ki; Âdem aleyhisselâm’ın oğlu kızına, kızı oğluna helâldır.. Sistemde ilk olduğu için, tek olduğu için.. ben şartları söylüyorum..

“Miskin” deyince.. 1980 yılında geldik biz Antalya'ya gelince bir müddet kayınpederimin evinde karşılıklı dairelerde oturduk.. ve benim kayınpederim çok değerli bir insandı.. iğne ucu harama dikkat eden çok değerli bir insandı.. fâizden dolayı kendi yakın çocukları dahi kimsenin evinde çay içmezdi, çok temizdi.. her sabah namaza giderken bizim zile basmazdı ancak kendi kapısından çıktı mı çok kuvvetli bir şekilde öksürürdü, o kadar kuvvetli öksürürdü ki siz yatakta olsanız uyanırsınız!. Yâni “ben gidiyorum haydi namaza!” demekti bu öksürük.. ben de kalkar süratle abdest alır yetişirdim. yavaş yavaş giderdik Balıbey Câmisinde namaz kılardık.. çıktıktan sonra böyle yaşlı zâtlar vardı oranın çok değerli insanları Halil Amca vs.. Küpeli Fırınından tava ekmek alınır eski sohbetler anlatılırdı.. nasıl oradaki mezarlığın, şu andaki üzerine işyerleri kurulan mezarlığın metre karesinin yirmi beş kuruşa satıldığı anlatılır, nasıl da, Abalı Hasan, şu Hasan, bu Hasan diye dört Hasan diye saydıkları kişilerin parayı basıp da aldıklarını.. ve ömürleri sonunda nasıl da perişan olduklarını.. bastonlarına karınlarını dayayıp anlattıklarına şâhid olurdum.. İşte o zaman bizim yolumuzun üzerinde “Dalgakıran” lâkablı en eski şöforü vardı hiç unutmuyorum.. Dalgakıran meşhur Antalya’nın ilk ehliyetli şoförüymüş, bu Antalya şehrinde ilk ehliyet alan şoförmüş bir numara.. fakat bu Hayat Çölü ona iş kesmiş, alkolük olmuş.. ben kendi gözlerimle şâhid oldum, karnı yırtılmış, bağırsaklarını karnına dışarıdan eliyle soktuğuna şâhid oldum.. dışarıya çıkan bağırsaklarının içeriye koyduğunu gördüm.. ve o zaman bizim yolumuzun kenarında 7-8 tane meyhâne vardı ve Kayınpederin evine yakındı bunlar.. oraya geçtik mi ne kızardı ne kelimeler kullanırdı Kayınpeder!. Sabahçı serhoşlar olduğu için.. ben de kıs kıs gülerdim.. çünkü ben eski bir meyhâneciyim ve iyi bir meyhâneciyim yâni şimdi de öyle sayılırım.. o günkü düşüncelerimden vazgeçmiş değilim Mekke ile Meyhâne bir kıble farkıdır.. Ne Meyhâne ne de Mekke değildir şahdamarından yakın/AKREB olan'ın “El HAYy”lığı..

İşte o kişinin yarında olursa bir yarım şişe şarap olurdu.. onu da biri alıp verecek ona.. yâni şarap da veren olurdu demek ki.. Ama ekmek de lâzımdı.. Kaldırımın köşesinde kuytu bir yerde yatardı..
İşte bu ekmek işini bendeniz yapardım.. her sabah câmi dönüşünde iki ekmek mi alınacak üç tane alır birini ona götürür verirdim.. bunun için de, geri kalırdım Kayınpederden.. Dalgakıranı bu sıcak ekmek çok mutlu ederdi ve beklerdi adamcağız..
Neticede, bir gün Kayınpeder köşeden geri döndü ve çok kızgın bir sesle Dalgakıran’a küfürler etti ve bana: “Hoca!. Bu adama ekmek mi verilir!.” dedi
Ve söylenerek gitti.. Dalgakırana biraz da ağır konuşarak o da duyuyor zâten.. ve o bekliyor zâten ekmeği ona vereceğim kesin yâni.. "buna ekmek verilir mi?.".. ben de dedim ki: “Evet başka dinden bile olsa MİSKİNdir çâresiz kimsesiz kalmışsa ekmek de verilir buna zekat da verilir!.”
O zaman nasıl kızdı bana asasını yere vura vura konuşarak: “Sizden ne beklenir zâten siz âhir zaman Hocalarısınız!.” diyerek kızdı gitti bana.. Birkaç gün böyle soğuk davrandı sabahları o yüzden..
Sonra artık ben açıkça vermeye başladım ekmeği..

“Miskin”i anlatmaya çalışıyorum ve o zaman da demiştim.. “Yahu Baba sen buna ne takıyorsun?. Bu bizim imtihân sorumuz.. yâni senin de, benim de imtihân sorularımız.. yâni "miskin" diye bir şey var biliyor musunuz?. Onunda şahdamarından Yakın Olan ekmek istiyor, benim de şahdamarımdan yakın olan da, ona ekmek vermek istiyor!.”

Barborosum, KALEMi anlatmaya çalışıyorum.. Hokkayı, NUNu.. Hokkadan KALEMe geçen mürekkebi.. Mürekkebten satıra geçenleri.. Sana, bana ki BİZe gelenleri.. ve MİSKİNe inenleri.. hepsi de AYNı NUN-ları görüyoruz zâten hiç değişmiyor.. AYNen ELden ELe ki, YEDuLLAH’a/ALLAH’ın ELİne kadar gidiyor bu işler..

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Bütün insanlar, Allah’ın ıyâlidir (kullarıdır). Allahü teâlânın en çok sevdiği kimse, Onun ıyâline iyilik edendir.” Buyurmuştur.
(Bezzâr)

Iyâl: Fık : Bir adamın üzerine nafakasını vermek vâcib olan, kendilerini geçindirdiği kimseler..

Yaratılanı hoş gör
Yaratandan ötürü!.

Yûnus EMREm kaddesallahu sırrahu..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 14 Oca 2018, 13:51 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 3687

وَغَدَوْا عَلَى حَرْدٍ قَادِرِينَ
"Ve gadev alâ hardin kâdirîn (kâdirîne).: Ve (yoksulları) men etmeye güçleri yetecek (diye) sabah erkenden gittiler.” (Kalem 68/25)

ve ğadev.. sabah erkenden yol aldılar çıktılar vardılar..
alâ hardin kâdirîn.. başkalarının almasına çalmasına karşı güçleri yettiği halde erkence hızlıca çabukca hırslıca gidip ihtiyacı olanları men’ etmek için, her türlü tedbiri almış olarak emin olarak..
her türlü tehlikeye karşı tedbirleri varmış gibi hiçbir şey yapılamazmış gibi böyle bir umutla emniyetle daha doğrusu kadirlermiş gibi daha doğrusu kadir oluş dâimiyet rızası rüştü haklarıymış gibi hardin böyle bir hard üzere yâni bu kasdımızı, arzumuzu değiştirecek bir güç olamaz, biz buna kadiriz kuvvetimiz var dolayısıyla erken erken, çabukça yâni daha bu iş olmamış olacak diye erkenden vardılar..

فَلَمَّا رَأَوْهَا قَالُوا إِنَّا لَضَالُّونَ
"Fe lemmâ raevhâ kâlû innâ le dâllûn (dâllûne).: Fakat onu (bostanın halini) görünce: “Muhakkak ki biz, gerçekten dalâlette olan kimseleriz.” dediler.” (Kalem 68/26)

felemma.. baktılar ki.. raevhâ bir anda bostanın haline bir baktılar ki onu mahvolmuş gördüler.. kâlû innâ le dâllûn.. dediler ki biz var ya biz, “le” kesinlikle, and olsun ki, “dâllûn” biz dâllûnmuşuz yâni dâllûn bildiğimiz dâllûn yâni biz yanlış gelmişiz, yolumuzu sapıtmışız. yâni biz muhakkak yanlış gelmişiz niye bizim gördüğümüz o değil ki inandığımız gördüğümüz bir ömür verdiğimiz her şeyimizi yok ettiğimiz kesinlikle doğru diye yaptığımız bütün bütün bütün işlerimzi…
hani Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz sallalllahu aleyhi ve sellem çiziyor ya ortaya işte bu ena ve ashabehu tarikiyn ilâllah ALLAHa giden yoldur sıratı müstakimdir sağ tarafa çiziyor çiziyor çiziyor benden daha dindârları gelecektir gelecektir başlarında şeytan vardır sola da çiziyor yüzlerce epey çizgiler çiziyor başlarında şeytan vardır tefrit ve ifratı böyle net ayırıyor ortadakini cennet çekiyor..



Tefrit <- İ’tidÂL -> İfrat..
SIRAT-ı Mustakî ki ->Fırka-yı NÂCiYye YOLUmuz:


İnKÂR<->İkRÂR!. GüBRe< de >GÜL!
Resim ki ->Çift kANat kARga<->BüLBüL!.
Resim MaSALLımız ki;


Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selleme bir soru sorulmuştu bir kenara çekti soranı konuşurken, yakınındaki sahebeler de aralarında böyle hususlarda münakaşa ediyor, işte ifrat ve tefrit konuşuyorlar.
“Öyle olmaz böyle olur şöyle olur! vs.”
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buna çok üzüldü. Dönüşünde hemen yere çömeldi.
Eliyle mübarek eliyle kumları düzeltti, asâsıyla ortaya bir çizgi çizdi. “Benim ve bana uyanların sahib çıktıklarımın sahib çıkanların yolu budur. Ve başında Allah vardır. Allah’a gider bu yol!." diyor yâni. “SEBİLİLLAH”.
Sağ tarafa çiziyor çizgiler paralel çizgiler, "başlarında şeytan vardır", sola çiziyor, çiziyor çok. "Başlarında şeytan vardır."
Ne demektir bu?.
“İFRAT ve TEFRİT istemiyorum, İ’TİDÂL istiyorum” demek. “ORTa YOL ->Sırat-ı Mustakîm istiyorum” demektir.
Sağa çizilen çizgiler Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem sanki buyuruyor ki: “Benden daha dindârlar daha coşkunlar gelecektir” böyle hadisler de var. Çok. Ama başlarında şeytan vardır.”
Sola çizilen çizgilerde de: “Ya da, dini hafife alan küçümseyen daha basit görenler de gelecek, onların da başında şeytanları vardır.”

MuhaMMedî MelLÂMette-Tasavvufta uydur kaydır İŞ yoktur hâşâ, konuşacaksak MESNEDli konuşmalıyız İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!.


Resim--- Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Ebu Zer radiyallahu anhu'ya: "Cin ve insan şeytânlarından ALLAH'a sığındın mı?" buyurunca Ebu Zer: "İnsanın da şeytânları var mıdır?" diye sordu. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Evet, onlar cin şeytânlarından daha şerlidir!..." buyurdu.
(İ. Ahmed, Müsned I/178,179,265)

Resim---Abdullah İbni Mes'ud radiyallahu anhu: "Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bize düz bir çizgi çizdi ve: "Bu RÜŞd YOLUdur." dedi. Sonra bunun sağından ve solundan bir çok çizgiler daha çizdi: "Bunlar da bir takım yollardır ki her birinde bir şeytân vardır, ona (kendisine) çağırır!" buyurdu ve En'âm 6/151-153 âyetlerini okudu."dedi.
(Buhârî , Rikak 4;Tirmizî, Kıyâmet 22; Ibn. Mâce, Mukaddime 1; Darimî, Mukaddime 23)

İşte İ’tidâldeki SALL YOLu
İşte İfrat ve Tefritteki DALL YOLu
işte bu sall yolu sağ da solu da dall yolu netice olarak bizim vatandaşlar cennet sâhibleri baktılar ki dâllûn

بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ
"Bel nahnu mahrumun (mahrûmûne).: Hayır, biz mahrum olan kimseleriz.” (Kalem 68/27)

Bel belâ yine bilâkis, az söyledik yâni dâllûn yetmez.. nahnu, biz varya biz.. evet siz ne yaptınız?. “mahrumun” biz mahrum kaldık, haram olduk mahrum olduk, hürmetsizce harama bıraktık.. biz, MuhaMMedî rızanın hakk oluşunun dışına çıktık.. haram bu demektir.. insanın içindeki MuhaMMedî Hakikat Rüşdüne ERişim hakkıdır haram, hürmeti BİLiş.. Kadının haramlığı nerden geliyor?. Göbek bağından geliyor, Ana Rahminden geliyor.. Fatma Hanım da diyor “sütünden" diyor.. sütünden de geliyordur sütü de aynı şeydir.. Haram Kâbe’ye de “haram” denir Arabistanda hiç “Kâbe” diye duyamazsınız.. Yolda çarşıda her yerde herkes “haram haram haram” derler.. neden?. işte orada mevcudiyet şu anda bir varlık olarak var oluş “MuhaMMedîyyet” dediğiz şey budur zâten.. “ben de varım” diyen her şey Hakikat-ı MuhaMMedîyeyi temsil etmektedir kevniyyet bakımından.. işte bunun rüşdüne ERerse kişi ve bunu hakk olarak kullanırsa fiilen.. o zaman Barbaros, Basildon vâlisi olmuş olur. “Barbarosu Basildona vâli yapmışlar” desem Hâlim de der ki: “Hocam bu hak mışmış yâni bu hakk olmuş mu, doğru mu?. yâni belgelenmiş kesinleşmiş mi?”
Çünkü siz yarın çıksanız: “Basildona vâli oldum!.” deseniz herkes güler size. çünkü bu hakk değil bu fiili değil işte buradak haram kelimesini konuşmak başka şey.. ona, o hürmeti göstermek onun haramlığına sâhib çıkmak hakk olduğunu idrak etmek ve iştirak etmek çok başka şey.. ve bu nedenle gerçekten Silâ Can doğru söylüyor.. Biz Münir Derman Hocam olsun ben olayım kadınları haksız yere yukarı çıkarmıyoruz.. haklı olarak yukarda olduklarını söylemeye çalışıyoruz İslamda ve Kur'ÂN-ı Kerîmde gerçekten öyle olduğunu söylüyoruz.. Şu andaki mahrum kalış bu hürmetsizlik cennete hürmetsizlik kendi ni’metlerine kendilerine mal ediliş hürmetsizliği mahrumluk bu haramı bilmeyiştir..
Mahrum ediliş.. yok yok biz yanlış yere gelmemişiz hak ettiğimiz yere gelmişiz.. ora nere?. Harama gelmedik mahruma geldik..
Hâşâ ALLAHa gidecektik ALLAHa tapacaktık.. kime taptık?.
“Ey Âdemoğlu biz seninle bir anlaşma yapmadık mı şeytana tapma diye ve eniğbudi haza sıratı müstakim bana tap bana doğru yol budur o senin zürriyetinden nicelerinin yolunu kesti darmatak etti..” nice âyetler..

أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَا بَنِي آدَمَ أَن لَّا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ
وَأَنْ اعْبُدُونِي هَذَا صِرَاطٌ مُّسْتَقِيمٌ

Resim---"E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budû’ş- şeytân, innehu lekum aduvvun mubîn. Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustakîm. : «Ey Âdem oğulları! Size şeytana tapmayın, çünkü o sizin apaçık bir düşmanınızdır» demedim mi? «Ve bana kulluk ediniz, doğru yol budur» demedim mi? (Yâ Sîn 36/60-61)

vs. vs.. bu anlaşmaların tümünü bıraktın sen kendi yolunu çizdin cennet diye geldiğin yol neymiş kessarimîn ve mahrum bu noktaya gelir işte..

قَالَ أَوْسَطُهُمْ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ
"Kâle evsatuhum e lem ekul lekum lev lâ tusebbihûn (tusebbihûne).: Onların en makul düşüneni: “Ben, size eğer (ALLAH’ı) tesbih etmiyorsanız, olmaz (tesbih etmeniz gerekir) demedim mi?” dedi.” (Kalem 68/28)

o zaman onların içerisinde.. hani iki şey varsa bir ara kesiti var ya.. iki şey olursa ara kesiti olur.. ara kesite en yakın da en muktedir olur.. onlara ayırıcı bir sebep vardır bir milim ötede olasydı ötede olur.. ama bir milim beri de olsaydı burada olacaktı.. işte öyle muhtedir olan evsetuhum, vasat olan vasat ortaya en yakın olan kişi.. ben demedim mi size “lev lâ tusebbihûn” ben size “eğer tesbih etmezseniz…” demedim mi bakın buralarda gerçekten bu sûreler çok zor sûreler deminden beri sabah olarak yine sebbaha baştan beri geliyor biliyorsunuz.. sabah sabah olacak şu bu ama burada doğrudan doğruya tusebbihun.. ben size demedim mi tesbih edin ben size tesbih eder dedim mi hep size bunu söyluyordum ya siz tesbih etmediniz.. yâni “Nûn Hakikatının Bileliği”ne sâhib çıkmadınız.. yâni “Şahdamarınızdan Yakın Olan”a sâhib çıkmadınız.. kardeşim sizin karanlıkta kalmanıza sebep âletinizi çalıştıracak olan cereyânınızı kesişiniz değil midir?. evet siz neyle uğraştınız âletin markasıyla, ötesiyle bötesiyle bir sürü hikayeyle masalla demedim mi ben size.. siz bırakın bunları da tusebbihun atomlarla beraber dönün atomlarla her saniye yok olun var olun.. bin kere ölün bin kere dirilin.. gerçekten siz bahçeciyseniz yâni aklınız varsa ala evsatehum vasat olanı, muktedir olanı, ortada olanı, ifrat ve tefritden beri olanı, i’tidale en yakın olanı diyelim hadi..
e lem ekul lekum.. lem, olumsuzluk edatı ekul demedim mi size demedim mi lev lâ keşke keşke siz tusebbihun tesbih etseydiniz sebbahaya katılsaydınız yüzseydiniz, subh etseydiniz.. Sebbaha yüzmektir, atomun yüzmesi gibi.. kâinâtaki her zerrenin ve kürrenin yüzmesi gibi.. bütün kâinâtta bir atom bir atoma asla dokunamaz, mesnedlenmesi sıfırdır.. katiyen dokunamazlar.. hiçbir çekirdek hiçbir çekirdeğe asla dokunamaz.. çünkü çekirdeklerinin tümünün şah damarlarından da AKREB/AKRABA yakın RABBısı vardır.. KİMlik ve KİŞİlik kargaşası asla olamaz.. mümkün değil bırakın çekirdeği hidrajenin yörüngesini bozmaya kalkıştığınızda atom bombası elde ederseniz.. yörüngesine mudahaleyi çok ağır ödersiniz.. böyle bir ilginçlik vardır..
“ben size demedim mi subhan olan RABBı tesbih edin!” dememişmiydim ben size.. yâni hep..

قَالُوا سُبْحَانَ رَبِّنَا إِنَّا كُنَّا ظَالِمِينَ
"Kâlû subhâne RABBinâ innâ kunnâ zâlimîn (zâlimîne).: “Bizim RABBimiz Sübhan’dır (yücedir, herşeyden münezzehtir). Muhakkak ki biz, zâlim kimseler olduk.” dediler.” (Kalem 68/29)

Kâlû.. dediler ki buraya kadar elma bahçesinden bahsediliyordu “kimseye verilmeyecek” diye fısıldaşıyorlardı şöyle böyle..
Kâlû subhâne RABBinâ innâ kunnâ zâlimîn.. dediler ki subhan olan RABBımızsın biz var ya biz.. bakın kaç kere biz geçmekte.. sayalım.. kâlû subhâne.. tamam RABBınâ, Bizim RABBiMİZsin.. innâ BİZ varya BİZ etti üç.. kunnâ, beş hadi dört ama nunu çift saydığımız için beş diyorum.. ama biz biz biz biz zâlimîn.. niye RABBımızdan biz zâlimiz diye bitti.. biz zâlim olduk şimdi.. zâlim, zalle köküdür niye zalle içerdeki mene köküsüne neydi meNNe.. Nurullahın, Nur-u Mim olarak, lütuf olarak bize gelişiydi.. ama, kendi adımıza sâhib çıkınca lânete dönüşüverdi.. yâni "lânetlendi"den kastım, bize dirilik verecekken bizi öldürdü.. CeryÂN, bize 220 volt geleceti, makinayı çalıştıracaktı.. ne bileyim ben 50 V. geldi bozdu, 500 V. geldi yine bozdu.. yâni vasatı, i’tidâli kaldırdı, ifrat veya tefrite geçti mahvettiği için zâlimîn.. Sırat-ı Mustakîme gölge düştü.. zalle, gölge demektir, nursuzluk demektir.. neden “biz” dört kere.. ben uydurmuyorum ya da öyle görmüyorum.. meselâ Güllale felân çok iyi bilir o ilâhiyat mezunu değil mi görüyorsunuz diye söylüyorum evet âyetteki “biz”leri görüyorsunuz

Güllale: Evet Hocam evet evet söylediğinizdeki gibi evet..

KulihvÂNi: onu diyorum yâni orda RABBenâ RABBimiz “innâ” biz varya biz kunnâ biz olduk zâlimîn zulmedenlerden olduk neden?.

Barbaros: Hocam o zaman; Bedenen, Nefsen, Kalben, Ruhen tamamen göçüverdik gibi bir mânâ..

KulihvÂNi: AYNen dördünü de biz karanlığa gölgemizin altına alıverdik kendi gölgemizin altına alıverdik… zâlimin zâten sâhib çıkış o “za” hep söylüyorum ya zülme “ze” yi çekerseniz zâlimîn sâhib çıkar ona zülme sâhib çıkar.. bizzât yapıcısı olur.. yâni Arapçanın bu güzellikleri çok hoştur uğraşmadan bu basit kuralları benim kuralları daha doğrusu benim derken şahsıma ait değil ben böyle kolay anladığım için söylüyorum.. yâni “Rabbe” terbiye etmek RABB.. “ra” ya çektiniz mi bizzât siz terbiyeci olursunuz RABB olursunuz.. ne bileyim ben zalle gölgedir zâlimdir meselâ zülumdur zâlim oluverir çok çektiği şeyde biz zâlim olduk..

Hâlim: Zâlim olduk dedikleri arasında SubhÂN’sın ya RABBenâ RABBımız dedikleri arasında zâlimdiler onu yeni anladılar oraya geldikleri için geçmişlerine dönüp söylüyorlar onu değil mi olduğumuzu şu an anladık diyerek ALLAHı tenzih ediyorlar aslında bu zâlimînden çıkışın da başlangıcıdır..

KulihvÂNi: Efendim onu söylüyor zâten “Kâlû subhâne RABBinâ” dediler ki subhâne subhana gerçek güneş doğdu sabah oldu o zaman anladılar ki..

Barbaros: Hidâyete ermiş bir kulun hali gibi..

KulihvÂNi: Öyle amma durum tespiti yapıyor şu anda durum tespiti yapıyor.. güneş doğunca bir tek kendi gölgesi kalıyor çünkü.. ona göre gece, gündüz gibiydi.. yâni böyle gündüz felân bir şey yoktu.. gece kendileri için en doğruydu.. ama, sabah gerçek güneş doğunca gece gibi olan tek gölgeleri kaldı kendilerinin.. dikkat edin kendilerinin gölgesinin içerisinde her şeyleri vardır.. çünkü gölgeleri kendileridir.. zalleri yâni zâlimlikleri kendi Beden Nefis Kalb ve Ruhlarının tümünü sarmış durumdadır bu ne zaman anlaşıldı?. güneş doğunca anlaşıldı.. halbuki gece bütün kâinât öyle sanıyorlardı.. her yer gölge.. onlar için gölge diye bir sorun yoktu yâni.. orada adamcağız diyor zâten tesbih etseniz ya o gördüğümüz bir hayaldır “lehvun ve laibun”dur bir oyun ve eğlence bahçesi içerisindeyiz Barbaros.. gerçekten sabahleyin güneş doğacak bak.. emin olun şimdi buradan Akdeniz gözükmüyor.. hatta kimse gözükmüyor ama sabahleyin göreceğiz ki her şey görülecek.. kesinlikle sabah olacak diyelim gel sabah güneş doğacak diyelim tesbih edelim dediği bu sistemin sahibi ile fiilen sebbaha edelim var oluş kendi özümüzdekindendir şah damarımızdan yakın olanın oluşudur.. yazı tura atarak değil yâni fiilîdir onun için “ez Zâhirim!.” buyuruyor zâten ALLAH celle celâlihu..

Hâlim: Hocam şeyde Tekasür Sûresinde.. hani o çoklukta hani o yalan çokluk kuruntusuyla arkasında hani söyledi dört kere söyleyecek diyecek diye tekrarlıyor ya orda.. burada da o inişin gerçekleşmesi o güneşin doğuşu hani yine o olayın detaylı anlatılışı mıdır Kalem Sûresi şu âyete kadar olan..

KulihvÂNi: Şüphesiz zâten Hâlimciğim, şüphesiz yâni ben onu diyorum buradaki ruhî bir anlatıştır çok daha açık anlatımlardır.. yâni düşünen akıllar için çok nezih bir anlatış tarzı vardır.. Elma bahçesi çırpmaya giderken nereye geldik bir ÂNda.. Kâlû subhâne RABBinâ.. BİZ BİRi gördük.. gerçekten atomun döndüğünü sanıyordum öyle okutmuşlardı bize.. fakat “dönüş enerjisinin nerden alıyor?” diye soru sorduğum zaman, cevâpsız kalınca anladım ki, biz enerji diye bir şey vermiyoruz.. bir ÂNda yeniden var ediliş var.. VAR edilişini dönüyor zannetmekteyiz.. bir enerji kullanılmıyor var edildiği gibi var edildiği için enerji kullanılmıyor ve bunun içinde bizim kürelerde böyle dünyanın 1600 km. hızla döndürmek için sürtünme gücü var uzak hızla gittiğini görüyorsunuz aynı şekilde dünya bu atmosferin sistemin içinde dönerken bu enerjiyi nerden alıyor diyorsunuz.. içinde mazot mu yakıyor?.
Hayır benim vücudumdaki bütün HÜCRe atomları yeniden var ediliyor.. peki niye bozulmuyor?. bozulmuyor terbiyeden dolayı bozulmuyor.. yâni hiçbir şey değişmediği için bozulmuyor.. İlahî Sistem böyle terbiye edildiğinden dolayı bozulmuyor.. ne yörüngesinden sapabiliyor ne de böyle.. ne bileyim ben yüzünden sakal çıkıyor da ağzımın içinden çıkmıyor?. çıkarsa anormallik oluyor..
Onun için sistemin dışına çıkmıyor demek istiyorum ki tesbihi görmek subhâne RABBena tesbihi gördükten sonra RABBımız içindeki innâ biz varya biz taaa içindekinden gölgeliyimişiz şah damarından yakın olan gölgelemişiz, RABBımızı gölgelemişiz subhÂNı bizzât..

Hâlim: Hocam çok araya giriyorum kusura bakmayın ama şeyi diyeceğim şimdi dünyanın 1600 km. hızla dönüşü onu ölçüyor insanlar ama aynı zamanda ölçtüğünü zannediyor insanlar o ölçümü de yok ediliyor var ediliyor hani Kur'ÂN-ı Kerîmde bâzen kullanılıyor.. “sizin ölçmenizde şu kadar yıl, şu kadar zaman” diyerek ona bir akıl mı var yâni o da bir gerçek ölçüm değildir çünkü yâni ölçen varlığın sûrekliliğini korumalı ki o hızı ölçebilsin değil mi?.

KulihvÂNi: Şüphesiz tabi.. yâni esas burada dediğiniz çok doğru ama yâni İlim İrade İdrak ve İştirak dörtlüsü vardır.. ilmen irade ile idrak ve iştirakle iştirakle girdiğiniz zaman şah damarınızdan yakın olan namazı kılar ilimle siz karar verirsiniz irade ile fiilen yapıyor gözükürsünüz idrakle değişiklik olur iştirake geçtiğiniz zaman bunu yaşayan insanlar vardır.. meselâ tarans halinde zikreden insanlar vardır, bir gün geçer adamı ayıkdıramazsınız..

Biz Alper vahid’le Konyaya gitmiştik.. benim oğlumla.. birlikte ona şehri gezdiriyordum.. Mevlânâ Hazretlerinin türbesine girdik.. ona anlatıyorum orda.. gitmişseniz eğer Hz. Mevlânâ’nın Kabri önünden sonra döndüğünüz anda Cihân Taşı adı şu an aklımda değil “… cihân” diye bir şey şey gibi büyük bir ampül gibi küre şeklinde metal bir şey asılıdır.. tarihi bir eserdir o prinçten felân yapılmış sanıyorum.. ama kafamda adı bir şeydi cihân şumul mu öyle bir şey.. orada öyle.. çocuk dedi ki: “Baba bak burada yetmişiki millet var burada böyle bir havf u recâ olur mu cerr ü cezbe olur mu?.” diyor Alper de böyle şeydir yâni çok zeki insandır, yalın kat girer yâni tam damardan girer.. “olur” dedim.. yetmiş üç değilde yediyüz olsa da yine olur.. olmazsa olmaz.. “olursa ama nice olur?.” dedi fakat bu arada orada kilimlerin sergilnediği ayrı bölüm vardı biliyorsunuz kapıdan girince solda, bir bölüm var, bazı eserleri sergilerler.. işte orada bir yerde bir zikir başladı genç bir sesten önce tevhid birkaç kere ya da sıksık “işte bak Alper vatandaş başladı, tam merkezden başladı, artık bırakamz!. sen şimdi dön, sesin geldiği yere koş ne kadar süreceğini bilemiyorum ama sen koş!. ben de geliyorum!.” Dedim.

Hakikaten çocuk koştu bende hızlı bir şekilde vardım.. orada bir genç.. âdeta bir siz tavuk kestiniz mi ya da kesildiğini gördünüz mü bilmiyorum kafasını kestiğiniz zaman bırakırsanız tavuğu başsız olarak uçar epey bir müddet uçar, çarpar oraya buraya.. bu şekilde bir pecmurdelik pervânelik bir haliyle ama o canhıraş zikir öyle kitabları devire devire vura vura.. bütün kâinâtı dolduracak kadar.. şey içinde ama durduramıyorlar tabi.. tutmaya çalışsalar da ne yapsalar daboşuna.. Aramızda birkaç kişi var bembeyaz oldu çocuk.. Alper: “şimdi ne olacak baba?.” Dedi. Ben de: “Alper bu gösteriyi sana yapıyor sen yaklaş da: “celle celâlihuuuuu!.” De” dedim. Alper de hemen atladı yüksek bir sesle: “celle celâlihuuuuuu!.” Dedi. “Olmuyor ellerini kadın gibi göğsüne bağl, göbeğinin üstüne değil!.” Dedim.. “cellle celâlihuuuuu!.” deyince adamcağız iki dizinin üzerine çöktü başının üzerinde hırlamaya başladı..

Ben bunu nerden biliyordum bunu?. biliyordum çünkü, dördüne de birden katılmıştım bu halin fiilen yaşamıştım, yaşatılmıştı, görmüştüm ve de şâhid olmuştum.. öyle idi bir saniye de ya da birkaç saniye de öyle tutulmuşlardı artık mümkün değil dediklerimiz yâni muhakkak berhava olur artık geri dönemez zannedilenler “celle celâlihuuuuu!.” deyince sanki süt taşerken köpüğünü indiremezsiniz bu kadar hızlı yâni.. ve birisi adamın başını çevirdiğinde ağzından böyle şey gibi salya gibi şey akıyordu benzi adeta limon gibi idi.. çünkü orda bir anda bir girdi darmatak etti içerdek her şeyi.. ne Akıl koydu ne Fikir koydu.. ne Beden, ne Nefis, ne Kalb, ne Ruh hepsi kıpırdanmaya başladı.. sistemin içinde tesbih ve sebbeha çıktı ortaya.. yâni ve bunlar olmasa idi zâten bu çöle kimse girmezdi.. bu çölün öbür ucunda ceNNet var diye koca çöl geçilir mi yâni.. neyle geçilecek böyle kuru sevdâ mı olur.. öyle ekmek yok mu azık yok mu su yok mu?. nasıl gidilecek yol yok mu yoldaş yok mu yolcu yok mu hancı yok mu?.
afv edersiniz it köpek yok mu yapayalnız mı gideceksiniz!. mümkün mu?!..


_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 05 Şub 2018, 19:45 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 3687

فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ يَتَلَاوَمُونَ
"Fe akbele ba’duhum alâ ba’dın yetelâvemûn (yetelâvemûne).: Bunun üzerine birbirlerine, kınayarak karşılık verdiler.” (Kâlem 68/30)

Fe akbele.. kıble yaptılar.. ba’duhum alâ ba’dın bazılarını bazıları birbirlerine kıble yaptılar.. akbele döndüler.. ben de dönmeyi kullanmıyorum, fiilin kendini kullanıyorum.. kıble fiilinin kendini kullanıyorum “fe” yi atıyorum “e” nin çok, en uçta hâşâ şey gibi yâni hemzelif gibi kıble yapmak kebir ekber gibi.. kıble, ekber gibi.. kerem, Ekrem gibi.. “e” yi başa aldığı zamanki halini söylemek istiyorum.. kıble, ekbele.. en kıble.. yâni ettiklerinde bazıları bazılarını kıble yaptıklarını.. birbirlerine döndüklerinde birbirlerini kıble edindiklerinde, yetelâvemûn.. levm ettiler yâni Nefsi Levvâmeye geldiler.. Biz ALLAHın emrini yapacağımız yerde, “SALL” emrini yapacağımız yerde, yasakladığı “DALL”ı yapmışız.. Nefsi Emmâre bize göre iki tanedir herkeste.. Nefsi Emmâre dediğiniz de, otamatik olarak şeytana endeksli oldukları için şeytanın emrini yapan hatta, şeytanın dünYâsînda şeytanın emrini yapan: “Dünya kötüdür, şeytan kötüdür, gübre kötüdür, o kötüdür, bu kötüdür, bizim için bütün iyiler öbür taraftadır!.” derler..

Böyle bir hikaye masalın içinde boğulur gider.. Bizim için Nefsi Emmâre iki tanedir ki; birincisi, ALLAHuzü’L- CeLÂL’in SALL YOLunda emirlerini yerine getirir bu nefis, bu konuda MuhaMMedî İlim, İrade, İdrak ve İştirak içerisinde, MuhaMMedî İlim, Edeb, ErkÂN ve İrfaÂN Yolunda yol alır..
İkinci bir kısmı ise, sapıklık yoluna DALL YOLuna sapar ve o da, oradaki işlerin tersini yapar ki, ilimin tersi ne ise, hepsinin tersini yapar yâni edepsizlik yapar, ilimsizlik, İrfaÂNsızlık, ErkÂNsızlık yapa yapa o da gider..

Bunlar ne yapıyorlar “biz levm etmişiz” diyorlar.. ya yâni MuhaMMedî Mevcudiyetin Lütfunu biz başkasının ihânet ettikleri başka kendi gölgemizin altına almaya çalıştık, bunu bilmiyorduk.. yarın sabah ne olacak, güneş doğacak bizim gölgemizden başka güneş kalmayacak.. bizim gölgemizde ise, hiçbir şey yoktu karanlıkken.. benim gölgem ama ne kafa var ne göz var bir garip şey bu.. beni ikiliğe sokan şey bu.. sanki benim aklım gibi.. ben naklim de gölgem aklım gibi.. bunun ikisini nasıl birleştiririm ben?!. bu güneş olduğu sûrece zor öyle değil mi?. bak Hâlim Can “ben”, ben ne zaman kaybolur?.

Hâlim:
Güneş olmayınca mı, zor olunca mı, zor olmayınca daha zor değil mi?. gölge kaybolur da karanlıkta!.

KulihvÂNi:
Hayır hayır güneş doğarsa, gölge çıkar zâten..

Barbaros:
Zevâl vakti mi tam tepede mi olacak hocam yukarıda?.

KulihvÂNi:
Hayır hayır gölge zâten zom uykudaki adama siz gündüz deseniz de gece deseniz de adam rüyâsını görüyor, rüyâsında konuşuyor.. ALLAH bilir ne yapıyor rüyâsında.. siz dinleseniz.. konuşanı duydunuz mu hiç uykuda.. öyle ki “yangın var!.” diye ne bileyim ben.. Okul Yurtlarını felân gece yarısı ayağı kaldırılar.. Bizde olmuştu Adana ErkekLisesi Pansiyonunda.. yâni bütün insanlar fırlar “yangın var!.” Diye.. güneş tepede olunca da gölge olur ayağının tabanınızda olur yâni esfeli seflin gölgeniz olur..

Hâlim:
Burada saydam olmak lâzım..

KulihvÂNi:
İşte sorun o ya: “men arefe nefsehu fekat arefe RABBehu” ampuller gibi içinden yüreğinden MuhaMMedî Güneşleri doğanların kendi güneşleri oldukları için gölgesiz olurlar..
Onun için diyorum ya bu Nûn Sûreleri felân öyle basit şey değil yâni muhteşem sûrelerdir, hakikat sûrelerdir.. çok az yazıya çok şey yüklenir.. bu söylemeye çalıştığım şeyleri ALLAHın izniyle dosdoğru söylemek istiyorum.. yâni isterim öyle anlaşılması lâzım şahdamaramızdan da yakın olan güneşin doğuşuyla, bizim gölgemiz yok olur ve, gölgenin “ge” si bile kalamaz.. yâni istesek bile gölgemiz olamaz.. onun için bağlantı SALL bunun içindir, zâten SALL bunun için yapılır, bunun için gölge bilinir, her şey gölgesini bilir, ikiliğini görür, zâlimliğini görür.. her insanın ikiliği vardır.. ikilik de her zaman olacaktır.. biz mutlak gölgelikten bahsetmiyoruz.. reddedilen gölgelikten bahsediyoruz.. gölge şeyde de vardır cennette de vardır.. cennet âyetinde “zılâl” gölgedir oturuyorlar eşleriyle felân vardır Yâsîn Sûresinde var..

هُمْ وَأَزْوَاجُهُمْ فِي ظِلَالٍ عَلَى الْأَرَائِكِ مُتَّكِؤُونَ
"Hum ve ezvâcuhum fî zılâlin alâ’l- erâiki muttekiûn (muttekiûne).: Onlar ve eşleri, gölgeliklerde tahtlar üzerinde yaslanmış olanlardır.” (Yâsîn 36/56)

Hâlim:
Gölge ameller mi hocam?.

KulihvÂNi:
Meşhun.. selâmen kavlen..in üzerinde olması lâzım.. eşleriyle var eşleri ile.. ahh ben bi tefsir etsem var ya kesinlikle beni öldürürler.. yâni muhakkak öldürürler.. hayır hayır öyle değil Mansur gibi birisi çeker vurur.. şunu demek istiyorum Hallacı Mansur da öyle diyor zâten: “Yazık oldu kanıma yazık oldu kanıma!. diyor.

سَلَامٌ قَوْلًا مِن رَّبٍّ رَّحِيمٍ
"Selâmun kavlen min rabbin rahîm (rahîmin).: Rahîm olan Rab’ten "selâm" sözü (vardır).” (Yâsîn 36/58)

وَآيَةٌ لَّهُمْ أَنَّا حَمَلْنَا ذُرِّيَّتَهُمْ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ
"Ve âyetun lehum ennâ hamelnâ zurriyyetehum fî’l- fulkil meşhûn (meşhûni).: Ve onların zürriyetlerini (nesillerini) dolu gemilerde taşımamız onlar için bir âyettir.” (Yâsîn 36/41)

Barbaros:
Geçen gün şeyde İslami bir sitede girdim şey arıyorum tasavvuf eserlerine bakıyorum İngiltere de de işte sufizmle ilgili birisi de kötü bir kitab yazmış kötülemek için sufîliği onun altındaki yorumları okuyorum da şeye Hallacı Mansur için ALLAHın lâneti üzerine olsun diye parantez içerisine İngilizce yazmışlar adamlar?!.

KulihvÂNi:
İşte diyorum ya hakkı öyle görüyorlar adamlar adamın işte onu anlatıyor buraya kadar zâten öyle diyorlar ya “gideceğiz sabahleyin şöyle yapacağız” ama ne zaman ki güneş doğuyor.. doğan güneş ikilik üstelik ikiliği ortaya çıkaran güneş.. Edeb gibi, İlim gibi bir şey yâni.. ErkÂN gibi, İrfÂN gibi bir şey yâni.. gölgesini zâlimliği gösteren bir güneş.. o da esas onu ortadan silen kaldıran “kad efleha men tezekka” ayrı şey ben de diyorum ki ben böyle şeyleri aradığımdan değil gördüğümden söylüyorum.. zâten herkes görüyor, ortada.. Hum ve ezvâcuhum fî zılâlin.. onlar ve onların eşleri dikkat edin bak, fî zilâlin bir gölge içindedirler nasıl?.
alâ’l- erâiki muttekiûn.. erâik, gerdek gecesi hanımların oturması ve özel hazırlanması için çok süslü tahtlar mış.. ama, “erae” görmektir yâni muttekiûn yaslanarak görmektir.. ama bana göre burada Hum ve ezvâcuhum onlar ve eşleşdikleri bu zilâllerini görüş.. şimdi bunun arkasından şey gelecek “selâmun kavlen min RABBin Rahîm” gelecek.. bu SALL gölgelik o ateşte yok olacak gibi görüyorum oraya kadar sürer diyorum ben.. cennet ve cehennem için daha önceleri derdim ki, mezar kapısına kadar ve geçmez bu gölge.. sonra Yâsîn’de bunu görünce sesi kestim.. yâni çünkü hükmetmiyorum her zaman böyledir diye dayatmıyorum çünkü ben çok hakim değilim Kur’ÂN-ı Kerîme şüphesiz.. ama gönlümden de kaçmaz.. demek istiyorum ki, bu zilâl işi de “zalle” kökü de öyle kolay kolay temizlenir gibi değilçç onun içinde ALLAHu Zü’l- CeLÂL iki de bir buyuruyor size diyor öbür tarafta işte “yetmişbin tane huri vereceğim, şöyle ceylan gözlüsünü vereceğim şunu vereceğim bunu vereceğim” gibi.. ama bütün bunlar bize anlatım tarzıdır.. çünkü oranın buradaki bedenlerle bir alâkası yok.. buradaki zevklerle bir alâkası yok.. her şey bambaşkadır..

Çünkü otuzüç yaşında hasrolunacaksınız..
Çırılçıplak hasrolunacaksınız gibi çokça..
çok çok cehenneme gidenler abu hayat suyundan geçerlerde buraya gelirler gibi

BuÂlemdeki hayat şartlarının tümü yerle bir oluverir ve yeni sistem kurulur ama buradan oraya geçişlerde ALLAHu Zü’l- CeLÂL vâdinin tümünü yerine getireceği için böyle bir zilâlden de bahsetmiştir.. ben bilgi olsun diye bahsettim Hum ve ezvâcuhum fî zılâlin alâ’l- erâiki muttekiûn.. onlar ve eşleri gölgeler içinde tahtlar üzerine dayanıp durmuşlardır, koltuklara yaslanmışlardır.. ne zaman?. diğer millet hesap görürken..
“İnne ashâbel cenneti’l- yevme fî şugulin fâkihûn..: Gerçek şu ki, bugün cennet halkı, “sevinç ve mutluluk dolu” bir meşguliyet içindedirler..
Yâni meşgaleleri o gün öyleymi idi ne garip şey ki bizim tam burayla uyuştu yâni ben burayı geçtim amma..

Barbaros:
Yâsîne mi giriniz hocam ben biraz kayboldum..

KulihvÂNi:
Kaybolma.. ben diyorum ki zilâl, zalle kökü Yâsînde de geçiyor yâni âhirette de var dedim.. âhirette de var zalle kökü cennette diyor ALLAHu Zü’l- CeLÂL onlar ve eşleri gölgelerinin altında muttekunlar üzerinde dururlar, yaslanmış olarak dururlar.. inne ashabel cenneti bakın tekrar bir yukarıdan geliyorum o cennet ashabı demin bir cennet ashabı anlatıldı görüyorsunuz mahrum oldular Yâsînde bir başka cennet anlatılıyor inne ashabe’l- cenneti bir başka sâhibleri var ki, el yevme o gün fî şugulin fâkihûn.. şugulin, meşgaleler içindeler.. nasıl bir meşgale?. fakihun nedir?. Fakihun, fakihâ hasattır, bağ bozumudur, bostan bozumudur, elma bahçesinin hasadıdır, ektiğini biçmektir kısacası.. böyle bir hasat içindedir o bahçe sâhibleri.. bizimkiler mahrum olduydu biliyorsunuz.. peki ne olmuş bunlara neyi biçmişler?. humme ezvacehum onlar ve zevceleri fî zılâlin bir gölge içindedirler.. ne zaman?. güneşin bir mızrak boyu indiğinde.. insanların terleri gırtlaklarına geldiğinde..
Soruyor Ayşe vâlidemiz ya Rasûlullah herkesin gırtlağına kadar teri gelirse insanları yutacak mı?.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Yok yok herkesin teri kendisinde öyle yapar yanındakinde kendi teri” mealinde hadisler var..

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Kıyâmet günü olunca güneş, kullara bir mil veya iki mil mesafede oluncaya kadar yaklaştırılacaktır. Güneş onları âdetâ eritecek ve amelleri miktarınca ter içinde kalacaklardır. Onlardan kimini topuğuna kadar alacak, kimini diz kapaklarına kadar alacak, kimini beline kadar alacak, kimine de basbayağı gem vuracaktır."buyurdu. (Bu sırada Resul-i Ekrem ağzını işaretliyordu.)
(Tirmizi, Kıyamet 2)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "İnsanlar, işledikleri kötü amelleri kadar tere batarlar. Onlardan bir kısmı topuklarına, bir kısmı dizlerine, bazıları kuşak yerlerine kadar ter içinde kalır; bazılarının da ter âdeta ağızlarına gem vurur." buyurarak eliyle ağzına işaret etti.
(Müslim, Cennet 62; bk. Tirmizî, Kıyamet 6)

لَهُمْ فِيهَا فَاكِهَةٌ وَلَهُم مَّا يَدَّعُونَ
"Lehum fîhâ fâkihetun ve lehum mâ yeddeûn (yeddeûne).: Orada onlar için meyveler ve istedikleri (her)şey vardır.” (Yâsîn 36/57)


onlar için kesinlikle bunun içinde diledikleri vardır.. yâni şu anlatılanlar içinde cennet fakiheleri-ürünleri vardır.. yâni ektiklerini biçmek vardır.. başka?. ve lehum mâ yeddeûn.. ne istiyorlarsa dua ettikleri her şey vardır, ne diliyorlarsa söylesinler.. ama ne diliyorlarsa söylesinler.. bu çok ilginç bir şey dir yâni bir ektiklerini aynen alırlar DUYduk ve UYduk dedikleri için.. ne duydular neye uydular?. HAKkı DUYdular ve HAYRa Uydular, fiilen yaptılar.. “iyilikse iyiliği emrettiği için yapıyoruz!” dediler dua ettiler..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 05 Şub 2018, 21:48 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 03:00
Mesajlar: 8700
Konum: BURSA
Resim---Hz. Muhammed sallahu aleyhi ve sellem efendimiz dualarında: "Ya Rabbî, senden nimetin tamamını, senin nimetini diliyorum" buyurmuştur.
(et-Tirmizî, Dua, 93)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Yalnız ve yalnız Allah'a ibadet ederiz. Tüm nimetler O'nundur" (Ebû Davud, Vitr, 25) ve "Nimetler, fazilet, senâ ve övgü Allah'a mahsustur" (Müslim, Mesâcid 139) buyurmak suretiyle, Allah'ın nimetlerinin önemine işaret etmiştir. ''Bizi hidâyete erdiren, yediren, içiren ve nimetlendiren Allah'a hamd olsun" (İmam Mâlik, el-Muvatta, Sıfatu'n-Nebî, 34)
Demek sûreti ile de, Allah'ın verdiği ni'metlere karşı hamdetmiş ve bu hususta insanlara örnek olmuştur. Nimetle ilgili diğer bir hadisi de, şöyledir;


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Bir insan için nimetlerin tamamlanması, ateşten kurtulup Cennet'e girmesidir"
(Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, V, 231, 235; et-Tirmizî, Dua, 93)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ey Allah’ım, bana eşyânın hakikatini göster!.” buyurdu.
(Hadimî, Berika, 2, 33; Aliyyu’l-Karî, Mirkat, 8, 3453)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Allahümme erine’l- eşyâe kemâhiye: ALLaH’ım, bana eşyanın hakikatini göster!” buyurdu.
(Fareddin Razî Tefsirü’l- Kebir, TâHâ Sûresi)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 14 Şub 2018, 08:41 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 3687
Hâlim:
Hocam orda nasıl olacak istedikleri, insan ne düşünebilir ne isteyebilir ki orda yâni buradaki gibi aynen şey mi yâni akıl ve nefis olarak mı orda yâni.

KulihvÂNi:
Kardeşim Hâlimciğim anlatmışımdır size zâten ben ALLAH bana hayr versin dua edin ALLAHa sığınıyorum..Hacta, Kâbenin kapısında dua ettim bizzât ALLAHın izni ve inâyetiyle içeri girdim.. Cebrail aleyhisselâm bir metre iki metre ilerdeydi.. hatta: “Sen hazreti Ali keremullahi vechemisin?.” diye sordum. çünkü aynı görüntüdeydi ve sağ elimi göğsüne soktum ki melekse elim geçer insansa geçemez çünkü ve sağ elim bileğime kadar bir boşluktaymış gibi bir ışığın içine giriyormuş gibi çektiğimde bembeyazdı. “Siz Cebrail aleyhisselâmsınız” dedim. “Efendim burası cennettir ne dilerseniz o olur” dedi. Aynen senin sorduğun gibi hacc-ta idik zâten ve dedim ki “ben burayı/cenneti anlatırım bana inanmazlar” bu şekilde konuşuyoruz yâni onun için resim çektirmek istiyorum bana: “Resimleriniz çıkarken bembeyaz olur filmleriniz..”
“Burası cennet ve istediğim olur mu?” “Evet efendim” “ben bunu istiyorum” dedim. Bu iki kere oldu üçüncüsünde de, birlikte olduğumuz oğlum Mustafa ile Tahsin bey vardı ikisi de fotoğrafçıydı, onlar orada bizi çekiyorlardı.. ikisi de aynı kıyafetlerle hemence ordaydı.. “dileğin oldu ancak efendim fakat fotoğrafları asla çıkaramayacaksınız..” ben de: “vah ki ne vah, ben bunu anlatırım ama insanlar inanmazlar resim çıkarmak istiyordum!.” Ve ben dileğimi diyorum.. “Her yerden güneş doğsun” diyorum ki: “Bunu istiyorum önce kıble güneşi doğuşundan çekin diyorum çekin çekin” onlar çek deyince çekiyorlar. ne zaman bir güneş 1 metre çıktımı hemen onun sağ tarafından birisi daha.. her an arka arkaya her metreden güneş belki milyonlarca güneş düşünün yeniden doğmakta.. durmadan çekiyorlar sürekli.. batıdan doğuyor, çek!. “her yerden doğsun!” istemiştik.. kuzeyden güneş doğar mı, doğuyor ve çek doğuyor ilk doğan güneşe kadar ve ben bir kişiye de çektirmiyorum iki kişiye çektiyorum ne olur ne olmaz diye.. ama işte bu, bu yâni neden öyle diyorsunuz eğer her yerden güneş doğsun diyorsanız her yerden güneşin doğduğuna bizzât şâhid oluyorsunuz.. “benim bu söylediğim şehâdet kendi ruhuma nasıl şehâdetse, öyle şehâdet.. aklıma vicdanıma inancıma her türlü değer yargılarıma olan bir şehâdet.. yaşadığıma şehâdet” demek istiyorum ve ancak o kadar olabiliyor.. başka nasıl olacak onu bilemiyorum ama rüyâlarımı anlattığım için benim rüyâların sansürleniyor anlatmam men edilmiyor ancak belli kısımları konşmalar bazı şeyler siliniyor..
Bazen yakaza olaylar yaşadım rüyânın dışında da bizzât yaşadığım olaylar bazı olaylar insanlar anlattığı halde ben hiç hazırlamıyorum benimle bunu konuştuğunuz böyle oldu şöyle oldu ben hiç hatırlamıyorum oraya gittiğimi.. hiç sıfır hiçbir şey ama sadece dinledim böyle birkaç kere ben geçiştirmeye çalıştım ama sorular oldu belki rahatsızdım bilemiyorum dedim.. ama yâni atlatmaya çalıştım demek istiyorum.. çünkü hiç hatırlamıyorum oradaki olaylar.. bilseydim anlatırdım çünkü.. onun için de korunuyor sistem kendi kendine korunuyor.. ben değil sistem korunuyor ama cennete ne sorulacak diyorsanız ben sormuştum şüphesiz başka şeylerde istemiştim, fakat kesinlikle hatırlamıyorum, hiç hatırlamıyorum ama çıkarken bembeyaz olacak denilen filmlerin şu naylon değil de mika mika gibi olduğunu gördük, mikaya dönüştüğünü yâni bomboş.. yâni makinalar attığı için dışarıya çıkarttığı ve onu gördüm atıldığını ve dedim “yâni çıkmıyormuş cennetten”.. çıkmayacağını söylüyordu buradan şunu söylemek istiyorum böyle görmenin görmemenin felân hiç önemi yok.. ancak şu önemi vardır fiilen yaşamaya hizmet ediyorsa o muazzam bir şeydir.. çünkü şehâdet için geldik biz buraya ALLAHu Zü’l- CeLÂL zâten “yok” desek de var.. “var” desek de var.. şöyle desek de var böyle desek de var.. ibâdet etsek ne etmesek ne.. şey için değil burada akıl o kadar sanki usturanın ağzında akıl.. bir telin üzerinde canbaz.. usturanın ağzında canbazlık yapıyor, yâni elinde Tevhid Sopasıyla usturanın ağzında bu uçtan öbür uca kadar gidecek ikiye bölünmeyecek.. yâni bu çok zor ve bu “Lehum fîhâ fâkihetun ve lehum mâ yeddeûn” onlara tabi ektiklerini biçtireceğiz.. dua ettikleri neyse vereeğiz.. dua da çok ilginçtir.. “yeddeûn” yâni dâim olandan pay bu hemde akılları değil naklin ana kaynağının, bilinmeyenin ikramı Kudretullah İkramı “selâmen kavlen mirRABBir Rahîm”.. aleyküm es selâm.. onlara Rahîm olan rablerinden bir es selâm vardır..
Şimdi hâlim sen Hâlimce bilirsin bu Rahîmi al götür zilâldeki zevceye ver es selâmı da araya koy..

Hâlim:
fakihâtun o fıkıh gibi aynı kökten yâni o dua aslında senin özünde olan derinlerde istediğin şey asıl gibi şey var mı bir anlam var mı Hocam?.

KulihvÂNi:
Zâten fıkıhtır fakihe fıkıhtır fıkihâ uymayan fakihe öbür tarafa gider yâni hayali bir tarlada şeytan bahçesinde elma toplamaya gidiyor gibi olur fıkıh dışında oldumu mu öyle olur fakihe değildir o, sarimindir öbürü “sırım”dır yâni sırım sahibliğe ram oluştur bildiğimiz ram kendi benliğine kendi rablığına ram oluştur korkunç bir hatadır yâni..

Hâlim:
Özündekini bulanlar var burada o zaman hocam o Rahîmden er Rahîmundan özündekini bulan kendi olan hayattayken kendini zannettiği değil özünde kendi olan kişi yâni ona işâret ediyor gibi..

KulihvÂNi:
İşte artık herkes kendine göre bir şey anlamalıyız yâni kesin hükmetmekten ziyâde es selâm ne idi işimiz?. Sadık olacaktık, Samimi olacaktık Sabredecektik es selâmda Selâmeti yaşayacaktık.. yaşamak nedir?. İştiraktir.. nasıl iştirak?. yâni su, benim kanımdaki sudur, kanımdaki sudur dışarıdaki su benim için su değildir.. yazıdaki çizgideki resimdeki su benim için du değildir.. gırtlaktan aşağıya inmesi dahi geçerli değildir hücrelerime girmesi lâzım.. iştirak başka şeydir yâni ben cereyan diye şu makinanın kullandığına derim.. seninle beni konuşturuyor mu buna mikrofon derim..

Hâlim:
O zaman gölge benim, Hocam asıl olan o “eşleriyle birlikte” dediği asıl olan o içteki güneş doğdu mu gölge olan eş olan benim..

Barbaros:
Orda zevceler şey değil mi Hocam ruhla birlikte nefis yâni o beden haricindeki olan hususlar değil mi öldükten sonraki haller veya..

KulihvÂNi:
Burada bizim giremediğimiz konular var yâni benim aslen kendi âlemimde öyle inandığım fakat söylenmenin ne getirip ne götüreceğini bilmiyorum yâni onun içinde oralara ama ben şunu söyleyebilirim ki nefis bir tanedir bedeni bedene geldiğinde Bedenî Nefis olur.. buraya mahkum kalırsa kendi yerinde bildiğimiz neyidiği belirsiz Nefsî Nefis olur.. kalbe geçerse Kalbî Nefis olur.. ruhu iştirak ederse Ruhî Nefs olur.. hatta daha devâm eder Sırrî Nefs olur, Hafî Nefs, Ahfâ Nefs en gizli nefis olur.. Akdese düşerse Kudsî Nefs olur..

Hâlim:
Ezvacuhumde, vecih vardı birde hani “ne yana baksan onun vechini görürsün” diyor ya vech..

KulihvÂNi:
“Vemtazül yevme eyyühel mücrimun”.. vemzâtul ayrılın bakalım haydın bakalım bu gün eey mücrümler, ceremeciler hani cerre ceryan tahtihâl enhari halidine fihâ öle bir cereyan eder ki, gece gündüz Erikli Suyunun litresi 5 lira Ulu Dağa gitseniz varya insan beli gibi boşaa akıyor sular, insan şaşar yâni.. bir damacasına bunca para verilen sular burada ne biçim cereyan.. “tecrimen tahtihâl enhar” fecr ediyor.. çünkü cerre ediyor göklere fışkırıyor ve burada ne oldu mücrüm oldular bunlar..

Hâlim:
Hangi sûredeydi diye Barbaros soruyor Hocam.

KulihvÂNi:
Yâsînde Yâsînde döneceğiz de şurada bir..

Barbaros:
Onu diyorum Hocam demin atladınız oradan kâlemden o tarafa doğru ben kaçırdım onu sordum size nerdeyiz Yâsîne mi girdik dedim anlatamadım o zaman..

KulihvÂNi:
Evet sizin dediğiniz zaman buraya da girdik oraya da girdik tekrar döndük şunu demek istiyorum nasıl denk geldi ki diyorum “ashabu’l- cenneh” başka da yok herhalde ikisi var bir ashabı cenneh burada var bir ashabı cenneh orda var.. bunu ashabu’l- cennet zannedenler “dall” sapıklık cennetine vardılar, cennet sandıkları yerin o olmadığını gördüler mahrum oldular.. bizim buradakiler de dosdoğru bildiklerine gittiler onlar ve eşleri “selâmen kavlen mirRABBul Rahîm”le selâmlandılar.. sonra ne eş kaldı ne baş kaldı herhalde şimdi.. ama hemen arkasında buyuruyor ki ALLAHu Zü’l- CeLÂL “siz bi ayrılın ey mücrümler!.”
Ben de diyorum ki buradaki “cerr” kökü var yine yâni bunlar niye mücrim oldular işte bunlar o gücü negatif kullandıkları için adam öldürmeye kullandılar adam diriltecek âleti kendilerine emânet edileni hainliğe kullandıkları için, tersine çektikleri için yanlış yaptıkları için, günah işledikleri için işte hemen arkasından geliyor artık “Elem a'hed ileyküm ya beni ademe el la ta'büdü’ş- şeytan: ben size demedim mi şu ikiliğe tapmayın” “innehu leküm adüvvüm mübîn: bu size çok açık anlatılmış bir düşmandır” bu yâni aduvvdur.. yâni sizin dâimiyetinizi size mal eder ebedî zannettirir, doğru yolunuzu saptırır.. bu size çok açık beyandır yâni kendiniz görüyorsunuz doğan var ölen var şu var her şeyi biliyorsunuz yâni ikilikten ilâh mı olurmuş yâni..

Hâlim:
Hocam burada şey yapmayın derken “ikilikten uzak durun!” derken orda nasıl eş olabilir biz orda mı eş olacağız o zaman orda ikilik yok demek ki oradaki de eş değildir o zaman Hocam..

KulihvÂNi:
Şeytan ikilik değildir, "İKİ ŞEY"liktir ona dikkat etmek lâzım.. ben eksik konuşuyor olabilirim iki şeyliktir şeytan ikilikten kasıt burada biz buranın şartlarıyla imtihân oluruz, rüyalarımızdakilerle olamayız meselâ.. fiilen iki şeyden ilâh kabul etmek, ben bir şeyim bir tane önüme diyelim ki şuraya bir şey koyayım bir şey olmazı lâzım bir şey o âlem şey âlemi değil zâten o âlemde kulluk yok, imtihân yok orada bir iki beş yok.. bu mezar kapısından sonraki bir âlem, bambaşka bir âlem.. yapacak bir şey yok kimse ne yapıyor ki.. ne buyuruyor “ektiğini biçersin” diyor “dilediğini de veririz sana, şunu yaparsan şunu yaparsın yok artık.. buradaki şeytan iki şeyliktir yâni bildiğimiz “şey” zâten şehâdet de, bütün şeylerin iki şey olmadığını anlayıştır, şeysiz şeyi bulmak.. işte bunlar ama siz bunları biliyorsunuz zâten gerçekten biliyorsunuz.. şeyden bir şey olmayacağını biliyoruz.. hepimiz biliyoruz şeyden kurtulmanın öldürerek yok ederek değil türlü şeyin yaratıcısı olduğundan dolayı söylüyorum..

Zaman nasıl yâni yarın işleri güçleri olan insanlar var “at, avrat, şehı teber” bizde iş bomboş..

Hâlim:
Hocam selâmen kavlen bizde aynen daha önce sözleşildiği gibi yâni RABBimizle sözleştiğimiz gibi o kalu belâ da ona birde o şey mücrim dediğiniz ecirden mahrum kalanlar birde onlara iki şey vardı..

KulihvÂNi:
Mahkumun gibi Hâlim aynen mahrum bırakılmış gibi dedi ya oradaki karşılığı yâni haramdan mahrum bırakıldık burada da cerden yâni çekimden ulaşımdan yâni çekerek götürülecek yerler var çünkü dağcıların iple çekildiği gibi yâni her yere yüklemeyiz kendimizi onun için ALLAHu Zü’l- CeLÂL buyuruyor “siz değil biz yaparız” diye çekim sahasının dışında olmak.. yâni kalmak kendilerine çekim sahası bulmak başka cezbelere katılmak, başka putlar edinmek.. hiç fark etmez onlar da zâten inandıkları için öyle yapıyorlar “en doğru biziz” diyorlar.. “cennet bahçelerimiz” diyorlar.. öyle basit değil..
Herkes ne diyor işte ona Muhiddin Arabî kaddesallahu sırrahu Hazretlerine “küfrü ekber” diyor adam, “en büyük küfür “diyor ben size bir garip bir şey söyleyeyim İmamı Mâlik Efendimiz kendi ağzından senetlidir ki “Ebu Hanife'nin yaptığını iblis yapmamıştır islama!” demiştir.. Malikî Mezhebinin İmamıdır kendisi.. yâni büyük imamdır ama, bu kadar zıt görmüştür.. bu dediği doğru mudur hayır bence doğru değildir ama o kadar “selef”çidir ki bir hadis tek hadis görsün yeter ona hükmeder.
Hatta Ahmed Hanbelî Efendimiz de öyledir.. Hanbelî Mezhebinin İmamı ki, “ömrümde kavun yemedim çünkü kavunun nasıl yendiğine ait bir hadis bulamadım bende hiç yemedim” gibi ifrat ve tefrit kimde olur kimde olmaması bakımından yâni tenkit etmek bakımından söylemiyorum ama bunlar kendi sözleri ve eserlerinde olanlar.. onun için eleştirme felân da değil fakat başkalarına ne yapacaksın adam diyor zâten “küfrü ekber” şey okuyor onun için diyor zâten Hallacı Mansur da kanı yere düştüğünde diyor ki: “Kanıma yazık oldu! kanıma yazık oldu! onların beni böyle yapmalarına değil çünkü anlamadılar. Eğer bana verdiğini onlara da verseydin onlar bunu yapmazdı!.” Diyor.. bunu Yâsîn Sûresine gelemedik “bimâ gafarali” var.. “keşke bilselerdi kavmim bilseydi RABBim bana neden mağfiret etti geçmişimi bağışladı da bana bu ikramları yapıyor” ne zaman bunu diyor saçmayı yiyince, kurşunu yeyince, kan yere düşünce diyor ki, perde kalkınca diyor.. eyvah bana bunu yapanlar bunu bilseydi bir selâmun kavlen helâl olsun sana ilk kalu belâya geldin bak dosdoğru sırat-ı müstakimden yürüdün..

Meğer bir daire imiş doğumla ölümü öpüştürdün ki; DevrÂN döndü, SeyrÂN döndü, CevlÂN döndü, HayrÂN döndü..
Dönmeyen ne var ki bu âlemde?. Mezar taşlarıdır dönmeyenler.. hep ölüdürler.. böyle inat böyle kötü böyle anut böyle câhil… ben demiyorum Kur’ÂN-ı Kerîm diyor ALLAHu Zü’l- CeLÂL kendi kullarına kendisi söylüyor ben karışmıyorum yâni “Feakbele ba'duhum 'ala ba'din yetelâvemune” bazıları bazılarına kıble edindiklerinden melâm ettiler Melâmilik yaptılar yâni birbirlerine ayna oldular kınadılar kendi özlerinde kendi kendilerine kınamaya başladılar yâni Nefs-i Emmâreleri, Nefs-i Levvâme hallerinde yazıklar olsun bana!.
Şu güzelim Kalb Şehrine giremedim, Ruh Şehrine giremedim.. boşa geldim gittim buradan..
Böyle işte ne bileyim ben gül yerine gübre öte böte yâni yanlış olanlarını yaptık ne bileyim ben levm ederler yâni kınarlar.. levm de bu kökten dir kendini şiddetle kınayan demektir.. melâm, melâm “elif lam mim”in “elif”inin “mim”leşmesi lâzım yâni Lütfullahı iki mim arasına almaktır onun için MuhaMMedî Melâmet sözümüz basit bir söz değildir pahalı ama çok kıymetlidir.. onun için zâten kişi letâfetini MuhaMMedîyet Zırhının içerisine sokarsa ALLAHın izni ve inâyetiyle bu lütfu kerimiyle bu mim kablo gibi sarar onu.. yâni buradan Keban’a kadar sarar zâhir ve bâtında.. onun için de ondan ALLAHın izni ve inâyetiyle alınan Keban’ındır, korundandır, harikadır.. onun için de buradaki letafet lütfun letâfete akımı Keban’ın elektriğinin benim kullanabileceğim halde gelişi, üstelik o voltajda gelişi ve güçte o her türlü özellik ve güzelliğini aynen taşıyarak gelişi ve böyle bir her şeyden koruyan bir kablo içinde gelişi, yerlerin zamanların hallerin hiç birinin tesir edemeyişi harika bir iştir, muhteşemdir.. melâm da levm kökünden gelir “birbirlerine karşı kıble ettiler” de bazıları bazılarına ne diyorlar “keşke melâm olsaymışız, biz zâhir ve bâtınımızı Hakikat-ı MuhaMMedîyemiz üzerine bindirseymişiz, çift katlı bir kablo içerisine aldırsaymışız, biz bize de Lütfullah olan Letâfet Nuru olan her nerden geliyorsa gelen.. işimiz yokta onlara mı gidecektik!. ALLAHu Zü’l- CeLÂLin elini mi sıkacaktık hâşâ, pazarlık mı edecektik değer mi diyecektik bunların hiç birisinin önemi yok zâten!. bunlar yapılmış gibi netice olarak bunlar birbirlerine ne diyorlar birbirini levm ediyor o onun yüzüne bakıyor “senin yüzünden oldu” diyor o onun yüzüne bakıyor sanki duvarın odanın dört duvarının dördüne ayna koymuşsun ben bu yüzdekine diyorum “senin yüzünden yapıldı” dört taraftaki bana diyor ki hepsi de bana diyor ki “senin yüzünden yapıldı” hepsi benim yüzümden yapıldığını bana söylüyorlar yâni.. ama hepsi de “ben”im aslında.. onu demek istiyorum.. melâm öyle bir inanıştır yâni.. Lâ ilâhe illa ALLAH içinde “kat efleha men tezakka”yı sağlayan güçtür yâni.. aksi takdirde kendisinden razıysa tezekka olacak bir şey yoktur o uykuyu sevmişse uykuyla hoştur uyandırmak suçtur bana göre..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 23 Şub 2018, 23:35 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 3687


قَالُوا يَا وَيْلَنَا إِنَّا كُنَّا طَاغِينَ
"Kâlû yâ veylenâ innâ kunnâ tâgîn (tâgîne).: Yazıklar olsun bize, muhakkak ki biz, haddi aşan kimseler olduk.” (Kâlem 68/31)

Kalu dediler ki ya veylena yazıklar olsun bize bakın tekrar üç kere yine ya veylana bir inna biz var ya biz kunna biz olduk tagiyn biz tuğyan ehli olduk azgın olduk biz o zâlimdende nerdeyse zâlimden de beter tabi gölgenin değil gölgeyi kabın azgınlığı gölgenin değil yâni daha beteri neden öyle tağiyn nedir tuğyan o içerdeki nun aslında gizlidir meselâ tuğyan da gözükür tagiyn tuğyanı görebiliyor musunuz bilmiyorum "ta" yı görüyorsunuz "ga" yı görüyorsunuz "ye" yi görüyorsunuz "ne"yi görüyorsunuz tuğyan azgın ehli tuğyan eden azgınlık yapandır aşırılık yapan taşkınlık yapandır tuğyan en yüksek seviyeye çıkarandır aslında kendisinin olmayan Nurullah galibiyetine taraf kendi tarafıymış gibi gösterendir yâni tuğyan herkesi öldürebilir herkesi yok ederbilir hiç kural tanımaz fiilen galibiyet gücü kullanır el galip olan ALLAHu Zü’l- CeLÂLin tuğyan o esmânın zıddını kullanır çünkü meğer biz azgınlarmışız ya diyorlar ne zaman birbirlerini suçladıktan sonra yâni Melâmilikten sonra böyle bir hükme varıyorlar bizim bu yaptıklarımız azgınlıkmış meğer biz böyle bir azgınlarmışız yazıklar olsun yazıklan olsun vay lena vay lena inna kunna vay lena kesinlikle bize oldu ve biz böyle iştirak halinde çıktık düşünce ile felân değil ilim irade idrak ve iştirakımız öyle bir şeye geldi ki biz tagıyn olduk tuğyan olduk

عَسَى رَبُّنَا أَن يُبْدِلَنَا خَيْرًا مِّنْهَا إِنَّا إِلَى رَبِّنَا رَاغِبُونَ
"Asâ RABBunâ en yubdilenâ hayran minhâ innâ ilâ RABBinâ râgıbûn (râgıbûne).: RABBimizin bize, onun yerine, ondan daha hayırlısını bedel olarak vermesi umulur. Muhakkak ki biz, RABBimize rağbet eden kimseleriz.” (Kâlem 68/32)

Asa RABBena asa olur ki ala ki gelecekte bize bir ayniyet verilir se gelecek demektir gelecekte sâhibliktik ayanı sabitede olur ki bize bir imkan daha sağlanır RABBuna RABBımız en yubdilena bize bedel olarak bedelen hayren bir hayır olarak minha ondan inna ilâ RABBine rağibun olur ki RABBımız ondan bize bir hayır daha verir beklenir yâni çünkü ayıktık ya zararımız ettiğimizi gördük yanlış olduğunu gördük son nefeste bile olsa bunu anladık ki biz buraya yanlış gelmişiz ne diye yapsın peki kendisi içerde cevâbı var çünkü asa umarım ki beklerim ki başka yolum yok ki dedi bu güzellikten bu cennetten bu lâzım layık olandan bize bir hayır tedbir olaraktan tercihen biz bir yanlış yaptık ama bizim bu cennetin yerine gerçek cennetten bize bir parça minha ondan bir şey olur mu neden olsun inna biz varya evet ilâ RABBine biz RABBımıza ragibuyn rabet ettik çünkü şimdi bak gördün mü biz rağbetimizi umudumuzu çâresizliğimizi ihtiyaçlığımızı muhtaçlığımızı kulluğumuzu biçâreliğimizi her şeyimizi izafiliğimizi iyetilğimizi netice olarak kul olduğumuzu hepsinin hayal olduğunu hakikatın bu olmadığını anladık rağbet ettik ve iza ferakta vensap ve ilâ RABBuke fergab ve iza ferakte fensab boşaldığında yorulduğunda boşalırsın nahheder mansap yaparsın yâni bir yere tutulur beklersin yüzüyorsun da bir durur nefeslenirsin manhsap işte o zaman RABBine hemen rağbet et nereye tutunacaksın tutunacak tek yer RABBındın ragbetini oraya yâni rağbetten şeyimiz bilelik nuru galibiyeti yâni en emin tutunacak dal olarak rağbetimizi biz ona bağladık bundan dolayı da RABBımızın bize bir şeyi umulur yâni beklenir artık daha hayırlı hale bizim şerr olan şeyimizi tebdil ederde kendisine rağbet ettiğimiz için kıbleye döndüğümüz için yâni bu ne demek biz Kâbe'ye gideceğimiz mutlaka Kâbeye gidin Berlin'e gitmeyin iki sınır koymuşlar biz Berlin'e vardık kapıdan bir baktık ki bura Mekke değil kardeşim dedik hatayı gördük mahvolduğunu gördük birbirimize baktık hepimizin yanlış olduğunu anladık la ilâhe illALLAHının hâşâ yanlış olduğunu anladık meğer o değilmiş yâni o zaman geriye döndük selâmun aleyküm Mekke dedik ama neredeyiz en son sınırdayız ne umuyoruz döndüğümüz için rağbetimiz buraya olduğu için bize hayr bekliyoruz tebdil olmasını istiyoruz bedele biz ebdal olmak istiyoruz ebdal tebdil edenler ebdal olanlar budalalar yâni bildiğimiz ebdallar yâni bunlar bunun için ebdallerda yâni ALLAHa havâlem böyle yüksek derece de rağbet gücü olanlar sanki ateş kuşları gibi cehenneme dalgalar her zerrelerinde bir insan çıkarırlar yâni yanmak şöyle dursun her dalışta böyle tebdil edip çıkarabilecek her dalışta ALLAHın izni ve enâyetiyle çok yüksek güçle şeyleri olan hayr bereketleri himmetleri olan çok gayru memnun insanlar minnet karşısındakine hiç minnet yüklemeden bir borçlandırmadan bir çok ALLAH için yapmak yâni o bir yerde bir şiir yazılmıştı bir sitede işte harikaydı o karşılık felân konuşmak felân şeydir şunun için şunun için yapmıyorum demekte doğru değil olmayan bir haldir ben bunları sana şunun için şunun için yapmıyorum desen bile şüpheden dolayı değil onun konuşulması bile o şeyi yapar ALLAHu Zü’l- CeLÂLin ebdal böyle bir yüksek ALLAHu Zü’l- CeLÂLe yakınlıkları olan yakınlıktan kastım fiilen o derecede olan havfu reca ehli evet burada kalalım inşeALLAH

كَذَلِكَ الْعَذَابُ وَلَعَذَابُ الْآخِرَةِ أَكْبَرُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ
"Kezâlike’l- azâb (azâbu), ve le azâbu’l- âhırati ekber (ekberu), lev kânû ya’lemûn (ya’lemûne).: Azab, işte böyledir ve âhiret azabı elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi.” (Kâlem 68/33)

Kezalik işte hal böyle yâni cehennemi cennet zanneden bahçecilerin hikayesi işte böyle kezalikel azabı bu âlemde çekecekleri azab böyle ve le azabul âhireh sonuç azabına gelince azbına ekberu bu çok büyük lev kanu yâlemun keşke bunu bilselerdi buradak ne ki yâni hiçbir şey sonsuz bitmeyen ölünmeyen dirilmeyen bir can çekişme bir acı bir ızdırap bir olur mu olur yoktuk geldik bunlar oldu da gidecektik gelecektik olmayacak mı yâni var mıydık geldikde bunlar oldu da elli sene sonra olmayınca mı olmayacak olanlar olacak işte bu akıl engellerini aklın kendi içindeki kendi şeytanlıklarını kendi içindeki melekliklerine döndürebilme tebdillikleri zaman zaman söylüyoruz bu devrin bu çağın keramet MuhaMMedî melâmette adından konuşulmayan bir kelâmdır ben hiç rastlamadım çünkü olursa kendi içinde olur ve ne sâhib çıkılır ne ilgilenilir ne de bilgilenir fakat gerekiyorsa birine lâzımsa o anda oluşur herkes alacağını alır vereceğini verir ama bu kullanılmaz fakat böyle düünüyorsak işte böyle olur keramet fikren ikiliğin de ötesinde aklın içindeki pasların bir telin içine işlemiş yüzündeki zımpara değil etilin hiçbir özelliğini bozmadan içindeki onları sanki vücudun içindeki bir mikrobun bir ilâçla yok edildiği gibi bir urun bir yanlışlığın kendi içinde halledilişi gibi yapılabilmesi tebdilen böyle olmalı yoksa gözün göreceği bir şey göstermekte belki keramettir şey olmakta ama esas kad efleha men tezekka mı önleyecek misin o hani şah damarımdan yakın olanla engelleyen paslarımı silecek misin kad efleha men tezekka fezekkir ismi fesella eğer böyle yapacaksan kad efleha men tezekka mı sağlayacaksan men kimmiş bu tezekka ben temizlenseydim zâten şimdiye kadar bin kere temizlenirdim işte onun için bu temizlenmeye su getiren var su döken var su yıkayan var su hikayesi hep işte bunlar pir kaddassALLAHu sırrahu ve hiç duymadım ki daha onların yanında bizde tarikatta bir şeyiz diyenlere hiç rastlamadım tarikatta böyle ben mürşidi kamilim ben şuyun ben buyun laflarını duymadım hakikaten duymadım hiç hiç duymadım yâni demek istiyorum ki velâyet dendiği anda biiznillahi Teala şah ali keremullahi veche vardır gayrısı hizmetçidir bunu becerebilirlerse helâl olsun beremezlerse vay lena bu kadar basit bir şeydir öbür tarafta zâten ALLAHu Zü’l- CeLÂLin Rasûlullahı vardır belli bir şeydir ALLAHu Zü’l- CeLÂL da yerinde yâni kendi hayyında haydır işte bu hizmetlerin tümü ALLAHu Zü’l- CeLÂL en büyük hizmetçi olmak üzere kad efleha men tezekkayı sağlamak içindir vezekere ismi işte o zaman ismi zikredilin fesella gerçekten sall olur desen ya ben bir gusul abdesti alayım kad efleha ve birisi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selemin dili olsun benim ağzımda ismini zikredeyim ki Rasûlullah sallallahu aleyhi ve seleme sall imkanı bulayım da Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selemin kıblesinde rağbet edeyim RABBul âlemine bütün bunlar birbirini tamamlayan tümleyen muhteşem güzelliklerdir inşeALLAH 33 âyete geldik burada kalalım ve böyle irticalen konuşup gidiyoruz ama ne kadar yâni bilerek bir şey yapmıyoruz ama ne kadar anlatıyoruz ne kadar anlıyorsunuz anlamıyorsunuz bilmiyorum ama bir zevk ettiğimizi biliyorum hep beraber zevk ediyoruz çünkü bilerek bir mânâ kayması olmuyor benim için söylüyorum işte yazmak yazabilsem bunları dökmek istiyorum ama bu şekilde dökmeyi de sakıncalı buluyorum ya da bu yüzden belki yazılamıyor böyle yapmasak da bana çok yavan geliyor yâni işte bütün oku oku Kur’ÂN-ı Kerîmi ilmihâl okur gibi okuduk işte böyledir kardeşim adam bahçeye gidiyorde elma sıracaktı olmadı dediler ki öyle evet tüm bir sonra sonra yok bu kadar değil yâni bu adamlar bir ömür yaşadılarda vardılar oraya yâni baktılar ki masal anlatılmıyor yâni arkasından gelecek biz göreceğiz ağır yeminler edecek ALLAHu Zü’l- CeLÂL ALLAHlığım üzerine yemin ediyorum ki intikam alacağım diyecek burada da alacağım orda da alacağım diyecek ve aldığını bizzât sâhib olmaktayız bu dağları ben tepeleri dedem yarattı diyen insanların yerlerde süründüğüne şâhid olmaktayız bir lokma ekmek için olanlarını görmüştüm ALLAH korusun yâni kim zillet sahibi kim izzet sâhibi hepisi görülür bunun için inşeALLAH ALLAHu Zü’l- CeLÂL bizi affetsin bağışlasın rahmetine gark etsin bizim kalan ömrümüzü inşeALLAHurRahmân şeriatı garranın Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selem ali keremullahi vechenin velâyeti nubuveti yolunda Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selem efendimizin risâleti yolunda ALLAHu Zü’l- CeLÂL RABBımız kendisinin vahdet yolunda bize inâyet eylesin inşeALLAH hidâyet eylesin Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selem efendimiz bize şifa ve şefaat dâima pınarlarını akıtsın ve inşeALLAH ehli beyt aleyhisselâm ve onların sadık samimi sabırlı ve selâmetli hizmetçilerinin elleri ellerimiz ben nefsim için söylüyorum benim elimde inşeALLAH kirlenmez geldiği gibi emânet lâzım ve layık olanlara aynen aktarılsın bizler yaratıldığımız tepelerde dağlarda her nerede isek hangi kaderde isek oralarde her yerde her halde her zaman insanlara ister meyhâne ister Mekke'de olsunlar ama dâima Nur-u MuhaMMed bizden geçsin o kaderlerin içerisinde onlar da hakk ve hayrı bulsunlar yaşasınlar gölgelerinden kurtulsunlar yüreklerinden biz diyelim Nur-u MuhaMMed nuru mim güneşi RABBımızda desin ki bizâtihi bilemeyiz yâni demek istiyorum ki Hakikat-ı MuhaMMedîye güneş doğsun ve onlarda gölgesiz kalsınlar inşeALLAH bağışlasın ALLAH bizleri sözlerimizin içinde ters noksan olanlar cehâletimizdendir yanlışımızdandır ama arzumuz niyetimiz en iyi şekilde anlamak mutlaka iyi anlamamız lâzım iyi anladığımız zaman kendi hayatımız kolaylaşır şehâdetimiz kolaylaşır inşeALLAH insanlara hizmetimiz kolaylaşır kinden kibirden şüpheden korkudan vs. bir takım bu normal insanları rahatsız eden hallerden kurtulur da tıpkı güneşin ışığı gibi içilen sular tepelenip geçilen toprak gibi hep yüreklere çekilen tertemiz hava gibi hizmet ehli oluruz inşeALLAH bu yüzden Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selem efendimizin iltifatına iftihârına kavuşuruz inşeALLAH hizmetle demek istiyorum başka da göremiyorum yâni nasıl olacak ibâdeti nasıl edeceğiz ettiğimizde ortada değil yapsak ortada bâzen diyorum yâni ayıp olur Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selemin günlük yaptığı şeyler felân ver ben meselâ ders çekeceğim benim başta çekmem lâzım bâzen bir bakıyorum şey olur felân ama artık meselâ böyle kapsama ya da gecikme ya da doğru dürüst adam gibi çekememe durumlarında felân diyorum ki bu kadarda olmaz olmamalı inşeALLAH biz hepimiz biriz birimiz hepimiz ayrı bir hesabımız olmaz farzları yapmak zorundayız ALLAHu Zü’l- CeLÂL bize kesin soracak diğerlerini de yapmak zorundayız ama ALLAHu Zü’l- CeLÂLin ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selemin ikisi de er Rahîmdir Rahîmdir biz merhametlerine sığınırız bizi onlarla değil merhametleriyle muamele derler ALLAH geçenlerimize rahmet etsin bize merhamet etsin gelenlerimize merhamet etsin nesillerimizi kıyamete kadar Salih ve rahmet kaynakları etsin inşeALLAH bizlere ana babalarımıza bizlere çocuklarımıza RABBım cümlemize dünya işlerinde en hayrlarını aşlarından en helâlini versin çocuklarımızın eşleri Salih ve Salihâ olsun başları MuhaMMedî olsun ALLAH bizi mahcup etmesin muhtaç etmesin Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selem efendimizin muhteşem muazzam mukaddes mükerrem mükemmel mükemmil yüreğinde hayy etsin inşeALLAH birbirimize hayr dualar edelim çünkü en yakın birbirimize biziz şu anda bizden daha yakın yok öyle ALLAHın izni ve inâyetiyle çünkü bizim kaderlerimiz böyle ALLAHa hamdu sena olsun ve bizi unutmayalım ki bizi bir tutan MuhaMMed aleyhisselâtu vesselâmun nurudur hiç ne cennet sevdası ne cehennem korkusu değidir çünkü ikisinde de Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selem efendimiz vardır inşeALLAH ayrı kalmayız Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selem efendimizin buyurduğu gibi kendisi nasılsa öyle yâni onun için de zâten bir şey için değil insan aklıyla yaratıldığı için ve aklımız sâlim olduğu için kararsızlığımız karar verememe hali felân değiliz yarın ALLAHu Zü’l- CeLÂL'indir ne halk edeceğini hâşâ kendisinden başka bilen olamaz olmamıştır olamayacaktı biz gereken tedbirleri alırız akıl ve imkan içinde dosdoğru emredildiği üzere yürürüz ama yarın hayr olsun inşeALLAH bir şey sormak isteyen bana bir şey varmı varsa cevâplarız yoksa hepinize hayırlı geceler dileriz ALLAHümme ve sallu ve sellim ala seydine MuhaMMedîn abdike ve nebiyyike ve rasulike nebiyyül ümmiye ve ala alihi ve sahbihi ve ehli beytihi burada subhâneke ALLAHümme vebihâmdike ve eşhedu enla ilâhe illa ente vahdeke la şerike leke estağfiruke ve etuğbu ileyk bu anti virus gibi bir şey biliyorsunuz subhâneke ALLAHümme vebihâmdike ve eşhedu enla ilâhe illa ente vahdeke la şerike leke estağfiruke ve etuğbu ileyk subhâneke ALLAHümme vebihâmdike ve eşhedu enla ilâhe illa ente vahdeke la şerike leke estağfiruke ve etuğbu ileyk sözlerimin içerisinde zülfü yare değer varsa ya RABBe ben gerçekten samimi olarak kasıtlı söylemedim bunlar elensin işe yarayan arzu edilsin anlamındadır..
es selâmu aleyküm ve rahmetullah…

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 19 Mar 2018, 18:35 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 3687
ResimKALEM SÛRESİ

30.01.2009

Kalem sûremiz şöyle 33. ayette kalmıştık fakat hızlı bir şekilde inelim aşağıya doğru..

Euzubillahimine’ş-şeytani’r-racîm
Bismillâhi’r-rahmâni’r-rahîm..


ن وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ
Resim--- "Nûn ve’l- kalemi ve mâ yesturûn (yesturûne).: Nûn. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun!” (Kalem 68/1)

“nun”a yemin olsun!. “NuN”un kendisi NURULLAH.. ne dersek diyelim “NuN”dur yâni “ASL”dır, “ZÂT”tır.. Hatta yaratılışın sınırında ara kesitindekidir.. Yaratanla yaratılan arasında ara kesitindeki Eşsiz OLANdır.. KÛNdur.. ve’l- kalemi..Ve Kaleme de, feyeKÛN’a da Yemin OLsun..
Çünkü kalem O’ndan bir şey alacak ve yazacak.. amai ne yazacak.. kalem vardı ve kalem.. ve Kalem N’ÛR-u MuhaMMed..

ALLAH celle celâlihu, benim nurumu yarattı allah celle celalehu kalemi yarattı allah celle celalehu akılı yarattı hep



NûN.. NahNu, BİZ.. NûRuLLaH.. her ne dersek, ALLAHu Zü’L- CeLÂL’e yâni ZÂTuLLAH’a gidebilir demek istiyorum..


اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ مَثَلُ نُورِهِ كَمِشْكَاةٍ فِيهَا مِصْبَاحٌ الْمِصْبَاحُ فِي زُجَاجَةٍ الزُّجَاجَةُ كَأَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِن شَجَرَةٍ مُّبَارَكَةٍ زَيْتُونِةٍ لَّا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُّورٌ عَلَى نُورٍ يَهْدِي اللَّهُ لِنُورِهِ مَن يَشَاء وَيَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثَالَ لِلنَّاسِ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Resim---“ALLÂHU NÛRU’s- SEMÂVÂTİ ve’l- ARD (ardı), meselu nûrihî ke mişkâtin fîhâ mısbâh (mısbâhun), el mısbâhu fî zucâceh (zucâcetin), ez zucâcetu ke ennehâ kevkebun durrîyyun, yûkadu min şeceratin mubâraketin zeytûnetin lâ şarkîyetin ve lâ garbiyyetin, yekâdu zeytuhâ yudîu ve lev lem temseshu nâr (nârun), nûrun alâ nûr(nûrin), yehdîllâhu li nûrihî men yeşâu, ve yadribullâhul emsâle lin nâs(nâsi), vallâhu bi kulli şey’in alîm(alîmun): ALLAH, GÖKLERİN ve YERİN NURUDUR. O'nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltip iletir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah, her şeyi bilendir.” (Nûr 24/35)

NÛRundan ZÂTına.. ZÂT<->Sıfat<->Esmâ<->Eşyâ.. Bizi oraya götürecek pek çok âyetler var.. Öyledir demiyorum, çünkü denemez ama oraya gidebiliriz..
Burada Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin: “ALLAH celle celâlihu ilk önce benim nurumu yarattı..” buyruğunu iyi ANLAmalıyız..


Resim--- Câbir B. Abdillâh (radiyallâhu anhu)’dan: “Yâ Resûlullah! Anam, babam Sana fedâ olsun, ALLAH’ın en evvel yaratığı şeyi bana söyler misin?”dedim. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Yâ Câbir! Eşyâdan önce kendi nurundan (Nurullah) senin peygamberiyin nurunu yarattı ve şöyle buyurdu: “O nur ALLAH’ın kudretiyle dilediği yerlerde devredip gezerdi. O zaman ne levh, ne kalem, ne cennet, ne cehennem, ne melek, ne gök, ne güneş, ne ay, ne cin, ne ins var idi.” Ondan sonra buyurdu ki: “ALLAH Teâlâ mahlûkatı yaratmak istediği zamanda o nûru taksim edip 4 parça yaptı: İlk parçadan kalemi yarattı. İkinci parçadan levhi yarattı. Üçüncü parçadan Arş’ı yarattı. Dördüncü parçayı taksim edip 4 parça yaptı: İlkinden gökleri yarattı. İkincisinden yeri yarattı. Üçüncüsünden cennet ve cehennemi yarattı. Dördüncü parçayı yine taksim edip 4 parçaya ayırdı. Birincisinden mü’minlerin gözlerinin nûrunu yarattı. İkincisinden kalblerinin nûrunu yarattı ki o, ALLAH’ı bilmedir. Üçüncüsünden dillerinin nûrunu yarattı ki o da Kelime-i Tevhiddir.......” buyurmuştur.
(İmâm Ahmed, Müsned IV-127; Hâkim, Müstedrek II-600/4175;İbni Hibban, El İhsân XIV-312/6404)

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Allah önce (Benim) Ruhumu yarattı. Allah, önce (Benim) Nurumu yarattı, Allah, önce kalemi yarattı. Allah, Önce aklı yarattı.” buyurdu.
(Aclunî, Keşfü’l- Hâfâ C1, S. 265; El Kaari, Şerhü’ş- Şifâ, C. 1, S. 505; Sırrül Esrar, Abdülkadir Geylanî)

O’nun için buyuruyor ALLAHu zü’L- CeLÂL Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem için buyuruyor ki;

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ
Resim---Vemâ erselnâke illâ rahmeten li'l- Âlemîn: Ve biz seni, ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.(Enbiyâ 21/107)

وَإِنَّكَ لَعَلى خُلُقٍ عَظِيمٍ
Resim---"Ve inneke le alâ hulukın azîm (azîmin).: Ve muhakkak ki sen, mutlaka çok büyük bir ahlâk üzeresin.” (Kalem 68/4)

Sitemizde defalarca yayınlandı bu hadise bakabilirsiniz..
ve’l- kalemi.. Kudret Kalemini yarattı.. KUDRETULLAH her ÂN onunla cızırdamakta şu ÂNda..

Evet biz geçen cuma sohbetinde ne işledik Barbaros?

Barbaros: Bir dakika bakayım Hocam. süre olarak bir şey yapmamışım hocam not almışım bir sürü..

Kulihvani: Kalem 33 de kaldık diye biliyorum. güllale sen bilebiliyor musun canım?. evet bende fark etmez Alak Sûresini işledik Kur'ÂN-ı Kerîmin ikinci sırasında inen sûre Kalem Sûresiydi.. 33 e geldik mi gelmedik mi bilemiyorum ama benim aklımda 33 kalmış..
Alak Sûresinde ALLAHu zü’L- CeLÂL, varlıkla kâinâtın anlamını anlatmıştı bir “cenin” gibi anlatmıştı.. döllenen bir yumurtanın ana karnında alâka kurması, göbek bağı kurması gibi sistemin temelinden girmişti..
Kalem Sûresiyle ALLAHu zü’L- CeLÂL celle celalehu Uluhiyetini yâni Kazasını, Kaderini, Dilemisini ve İradesi içerisinde nasıl yazıyor kâinâta nasıl döküyor tek tek maddî mânevî bütün Bedenleri, Nefisleri, Akılları ve Düşünceleri dahi yaratan ALLAHu zü’L- CeLÂL, eşyaları ve olayları tümünü yaratan ALLAHu zü’L- CeLÂL “dilemezsem düşünemezsiniz” dahi buyuran ALLAHu zü’L- CeLÂL Kalem Sûresinde..
Kaleme devam edelim eğer şeyse sohbet.. başka bir sûre inceledik diye kafam bir anda karıştı ama..

Barbaros: Hocam Kalemi incelemedik Kalemi incelemedik Hocam Kalemden başka bir yere baktık hocam o gün fırtına vardı hatırlıyorsanız bir sürü kişi konuşamamıştı bazı arkadaşlar kesintili duyuyorlardı zorluk çekiyorlardı bende bölük pörçük bir sürü not var fakat Sûre ismi yok bir sürü konularla ilgili not.. akdes noktasından tutun şirâ’dan, efendim harre kökünden efendim kadın hurmalığından tutun şefaat kelimesi teclîye kelimesi, tuğyan kelimesi yemha eraytellezi.. Maun Sûresini bakmıştık elem yâlemle ilgili bazı şeyler söylediniz böyle bir şey kozmopolitti yâni değişik konulara girildi yâni..

Kulihvani: Evet biliyorsunuz o sohbette temel konu şuydu bütün bunlar “Hıra” üzerinde döndü Kur'ÂN-ı Kerîm’in tümü “Hıra” üzerinde döndü.. Kur’ÂN-ı Kerîmin geliş noktası, üreme noktası zâten “Hıra”dır.. Cebel-i Hıra.. Hıra Dağı.. Cebel-i Nur.. Hıra’nın aslı, “harra” kökü; dediğim gibi hararet sıcaklık en şiddetlisidir yâni bu “mim”lendiği zaman harama dönüşür, hürmete dönüşür, fiilen ortaya çıkar..
Demiştim ki Kâbe’ye “Haram” denir.. Kadına da, “hurma, haram” denir aynı şeydir işte.. Hürmete değerdir, saygıya değerdir.. İkisinin de çok büyük bir yeri vardır yaratılışta..
Kâinâtta sadece “Kadın” Tekvin Sıfatını taşır üzerinde..Kadın, Yaratılıcık Sıfatının yansımasını yapandır.. Onun içinde es Settâr ALLAH celle celâlihu ile korunmuştur.. “setr” ile koruşmuştur.. Es Settâr tecellîsi kadında tecellî eder..

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem onun için, Rahmetli SiirtLi Hocamdan DUYmuştum ki, kadına şöyle buyurmuştur meâlen: “On imanınızdan dokuzu hayâdır..
Birini kendinizi bildiğinizde rüşde erdiğinizde kaybedersiniz,
Birini nişanlanınca kaybedersiniz,
Birini evlenince kaybedersiniz,
Birisini de doğurunca kaybedersiniz..
Kalır mı elinizde 5 tane hayâ!. korursanız koruyun!” buyurmuştur..

Onun içinde şartlar koşmuştur basitçe biliyorsunuz;


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem): Kadın beş vakit namazını kılar, Ramazan orucunu tutar, namusunu korur ve zevcine de itaat ederse, ona: "Cennetin hangi kapısından istersen Cennete gir!." denilir.
(Ramuzu’l- Ehadis; Ravi: Hz. Ebû Hüreyre radiyallahu anhu)

Benzeri hadis:
Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Kadın, beş vakit namazı kılar, orucunu tutar, kendini yabancılardan korur ve kocasına muti olursa, Cennete girer.”
(İbni Hibban)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, eliyle mübârek ağzını işaret etmiş : “Buna sahip ol cennetin hangi kapısını istiyorsan girin kefiliniz benim!.” diye de hadisi şerif vardır kadınlar için.. ama 5 hayâyı korumak kaydıyla koymuştur..

Onun için Meryem aleyhasselâm fercini/IRZını korumuştur.. diye buyuruyor âyet..


وَالَّتِي أَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا فِيهَا مِن رُّوحِنَا وَجَعَلْنَاهَا وَابْنَهَا آيَةً لِّلْعَالَمِينَ
Resim---"Velletî ahsanet fercehâ fe nefahnâ fîhâ min rûhinâ ve cealnâhâ vebnehâ âyeten li’l- âlemin (âlemîne).: Ve o (Hz. Meryem), ırzını korudu. O zaman Biz, ruhumuzdan onun içine üfledik. Onu ve oğlunu, âlemlere âyet (ibret) kıldık.”(Enbiyâ 21/91)

Hepsi kadınlığın setri.. es settârı tam es settârdır.. mesele bezle örtünmenin çok ÖZünde..
“Örtünelim! Örtünelim!. Örtündük de ne olacak içerdeki İZLeyici es Settâr ne olacak?.

İşte bu onun içinde “Hıra” da durmuştuk.. onun için zaman zaman tekrar “Hıra” ya döneriz onun için İnşâe ALLAH!.
Yâni Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin Hıra’sına tekrar döneriz. Çünkü Rızanın hak oluşu.. Rububiyetin hakk oluşu.. Rusûliyetin hakk oluşu yeridir “Hıra”
Ve orasıdır ve çıkış yeridir ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin doğduğu dağdır yâni Hıra Mağarası..
Ve ilk vahiy Kur'ÂN-ı Kerîm Alak Sûresi orda inmiştir..

Kalem Sûresinin orda inip inmediğini bilmiyorum ama Alak Sûresi kesinlikle orada inmiştir ve ilk defa Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Kudretullahı görmüştür orada.. Kudretullahın tecellîsi olan yâni o şekilde melek olarak Cebrâil aleyhisselamı görmüştür biliyorsun Barbaros.. Görüşmüştük Mikâil, Cebrâil, İsrâfil, Azrâil aleyhumusselâm.. bu “âil”ler nedir? Bu arkaya gelen bu ekler nedir Arapçada bunlar neden sadece meleklere geliyor da..
Bunları da İnşâe ALLAH bir gün melekleri de inceleyecek duruma geldiğimizde zâten önümüze çıkacak bunlar görürüzde..

Eeee ama o gün dediğiniz gibi çok fırtına vardı görüşülemiyordu ben sanki Kalemi işlemişiz gibi aklımda kalmış da “âyet otuz üçe geldik” diyorum fark etmez yine geliriz.. “nun” bir işarettir harf-i mukattadır, şifre harfidir Kur’ÂN-ı Kerîmde dört tane tek olan harf-i mukatta vardır.. ben “YâSîn”i tek sayıyorum BEDEN gibi görüyorum.. “Sad” Sûresini SADR gibi görüyorum nefsin yuvası gibi görüyorum yâni öyle zevk ediyorum.. “Kaf”ı kalb gibi görüyorum böyle incelenmeli diyorum.. Nun Sûresi de incelenirken RUHu inceler gibi inceleriz diyorum.. Kalem Sûresi aynı zamanda ruhu inceler gibi diyorum ve de öyle görüyorum zâten..
Çünkü ALLAHu zü’L- CeLÂLden, GÜNEŞin IŞUğı gibi ilk çıkan şey ruhtur.. yâni Nefha-yi RahmÂNdır.. iki yerde geçmekte Kur’ÂN-ı Kerîmde “Âdem’i topraktan yarattık ruhumuzdan üfürdük” diye ve bu gelişi süreklilik getirir. Kalemde öyledir kıyamete kadar gelenlerin kaderlerini yazmaya devam etmektedir ve edecektir de.. yok ediliş var edilişte Nur-u MuhaMMed her ÂN tezâhür halindedir.. Her ÂN bir “Şe’ÂN” dadır..
Tüm bunlar birbirini tamamlar.. Burada çok dikkat edeceğimiz bir şey sürekli olarak Kur’ÂN-ı Kerîmin içinde kalmaya sabır etmeliyiz.. Aklımızla kendi düşüncülerimiz etraftaki yanlışlıklarla, parıltılarla, ışıklarla gel gel işâretleriyle ya da bizim nefsin dolaşıp geliyip çabalarıyla asla çıkmamamız gerekir.. Çıkarsak da batağa batarız.. çünkü neden?. hemen boyuta, bilince beyine öteye böteye indiriverir ve şapa oturtur aklı yâni..
Halbuki buralarda hiç en ufak bir sorun yok hadisle Kur’ÂN-ı Kerîmin kendi içindeki seviyeyi dengeyi kurduğunuz takdirde İÇteki DENGE DIŞtaki DÜZENin birbirine Denkleştirdiğiniz takdirde; iki tane eşya var elinizde iki si de delik deliklerden görmeniz lâzım aynı hizaya getiremediğiniz için göremeyorsunuz.. onun için zâten çok dikkat etmemiz lâzım..

Nûn ve’l- kalemi ve mâ yesturûn..
Mürekkeb Kabı Hokkaya, Kaleme yemin olsun!. Ve m yesturune.. Satırlara döktüğü yazdıklarına yemin olsun!.
ALLAHu zü’L- CeLÂLin Kaza ve Kaderini Kalem olarak sisteme maddî manevî yazan kaleme yemin olsun!. Rahmetenli’l- âlemin olan Resûlullah sallallahu aleyhi veselleme yemin olsun!. Akla yemin olsun!. Temeldekilerin tümüne yemin olsun!.
Yâni tüm kavramlar bir yerde birleşir zâten “ve mâ” ve o şey ki, yesturun satırlara döktüklerine, tek tek satara satır Arapçadan geçmedir..
Onun için MuhaMMedî Dervişler derler ki: “Biz sadr ehliyiz, satır ehli değiliz !.” “Biz böyle Kelam sadece Kelam oyunlarıyla değil doğrudan direk olarak sadrdan alırız!” derler.. AŞKuLLAH OLsun!..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 15 Nis 2018, 16:39 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 3687


مَا أَنتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍ
Resim--- "Mâ ente bi ni’meti RABBike bi mecnun (mecnûnin).: RABBinin ni’meti ile sen mecnun değilsin. " (Kalem 68/2)

Mâ ente.. Sen değilsin Yâ MuhaMMed sallallahu aleyhi ve sellem..
bi ni’meti RABBike mecnun.. RABBiyin ni’metiyle sen asla mecnunluk ile değilsin, senin bir cinnet halin yok, delilik halin yok, kendi başına almış gitmişlik halin yok! ALLAH celle celâlihu’nun ni’meti sana RABB’inin verdiği ni’met ile sana göreceğiz.. Biraz sonra Naim Cenneti olarak karşımıza tekrar çıkacak.. ALLAHu zü’L- CeLÂL’in ni’metlerine karşı saygılı sevgili olanlara, hamd edenlere, şükredenlere nasıl Naim Cennetleri verileceği görülecektir..
Burda mecnun olanlar, cinlenmiş olanlar, deli olanlar, kendi başını alıp gidip Kaderullahı/kaderi kabul etmeyenler, takdiri kabul etmeyenler, tecellîyi kabul etmeyenler!. İşte gerçek bunlar mecnun biliyorsunuz!.
TEK-BİR HAKk’a tapan ve tebliğ eden Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.. Başka tapılanlar onu ilgilendirmez..
Ne diyorlardı Resûlullah sallallahu aleyhi veselleme: “Cinlenmiş, ne dediğini bilmiyor, hiç kimsenin bilmediği şeyler söylüyor ve illâ ısrar ediyor, bizim ilâhlarımızın tümünü reddediyor, bir kişi çıkmış her şeyi reddediyor ki bu delidir mecnundur!.

ALLAHu zü’L- CeLÂL de buyuruyor ki: “Sen katiyen, bini’meti RABBike RABBiyin ni’metiyle böyle değilsin.. bimecnun.. sen mecnun, cinlerle beraberde değilsin ki, yâni sana VAHyuLLAH’ı başkası getiriyor da değil!.”


وَإِنَّ لَكَ لَأَجْرًا غَيْرَ مَمْنُونٍ
Resim--- "Ve inne leke le ecran gayra memnun (memnûnin).: Ve muhakkak ki senin için, elbette kesintisi olmayan mükâfat vardır. " (Kalem 68/3)

Ve inne.. “Ve yemin ederim ki” demektir baştaki ziyâde inne, şüphesiz ki sen bir daha.. üç kere te’kid vardır, kuvvetlendirme perçinleme vardır.. “Ve inne leke” sen var ya sen, le ecran gayra memnun.. Le muhakkak ve inne leke şüphesiz ki senin için vardır.. ne vardır?. Le muhakkak kesinlikle ecren bir ecir vardır, bir ücret vardır.. gayre memnun kesintisi yok, minneti yok, birine baş eğmesi yok, muhtaçlık yok.. Efendim ihtiyaç felan yok, yâni mahçupluk yok, boyun eğmek yok, bir endişesi yok ki, böyle bir memnuniyet.. Çünkü memnuniyet, başka şeydir MeMnuniyet çift MİM-lik MuhaMMedîyyet.. yâni dininde dünyasında araya MİM girdiği için Madde ve Mânâ Nurlarını cem’ eder kendisine MeMnuniyet.. Onun için memnun insan hakikaten minnetsizdir yâni birine bir iyilik edip de başına kalkacak düşüncesinde değildir..
Ve inne leke le ecran.. Senin için bir ecir vardır.. Ne idi CeRR?. ÇEKmekti.. Demin geçen başta geçen istigaseyi söylerken “istecertü” derken aynı CeRR.. ECRen, ücret demektir.. Ne demek ücret?. Adam İşimizi yaptı, emek verdi.. Hakkını hak ettiği için ver.. Senin merhametine hiçbir şeyine bırakmadan çeker alır.. Çünkü haketmiştir..
Yâ Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, senin için böyle bir ecir mükafatı vardır ki, alın terini alıyorsun kuşkusuz buna sabretmen gerek..


وَإِنَّكَ لَعَلى خُلُقٍ عَظِيمٍ
Resim--- "Ve inneke le alâ hulukın azîm (azîmin).: Ve muhakkak ki sen, mutlaka çok büyük bir ahlâk üzeresin.” (Kalem 68/4)

Ve inneke le alâ hulukın azîm..
Ve inneke le alâ.. Senin için olan şey hulukin aziym en yüce ahlâktır azim bir ahlâktır ne demek aziym Resûlullah sallallahu aleyhi veselleme verilen ni’metlerin en sahibi gibi sahib oluştur “Hulukın azîm.: Azîm ahlâk”..
Hılkıyyetten AHLÂKuLLAH.. ALLAHu zü’L- CeLÂLin Rahmeti’nin tümünün kendisinde oluşu gibi muazzam bir şey.. Huluktan doğrudan doğruya halk edilişten.. yâni sonradan ekleme, üretme, çoğaltma kendisinden bir şeyler yapması vs. hiçbir şeysiz ve safff.. Böyle bir ahlâk üzeresin..
Huluku’l- Azîm.. Biliyoruz ki İslâm DİNi İlahî bir ahlâk sistemidir.. Mârifet-i MuhaMMeddir ve Resûlullah sallallahu aleyhi veselleme aittir ki ancak ve ancak O’ndan ALınaBİLir.. Bunu ALacak noktaya gelmeyen kimse böyle değildir!.
Ne demektir?. Hacı mı olmak istiyorsun?. Evet!. O zaman Mekke’ye gideceksin kardeşim, gitmezsen rüyânda olursun ya da, olmazsın..
İşte böyle bir şeydir Huluku’l- Azîm ve Resûlullah sallallahu aleyhi veselleme ait bir bölümdür.. Kim olursa olsun buraya varmayan bir iman buraya varmayan amel asla ahlâkını düzeltemez..
“MuhaMMedî OLuş” dediğimiz asla içi boş bir kuru laf değildir!.
MuhaMMedî OLuş, yürek ister ki kul önce kendisinin kim olduğunu bilir sonra bir yürek daha ister ve iyi bilir ki Keban’dan buraya gelen hattı taşıyan direkler vardır.. Ve o yüce yürekli MuhaMMedî HAKk ERENLere: “Es selâmu aleyküm!.” der onlara.. Ve iyi bilir ki, oradan buraya çekilen kablo vardır ve içinden;
ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Ahlâkı akar,
Kur’ÂN-ı Kerîmin Ahlâkı akar,
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in Ahlâkı akar,
EhL-i Beyt aleyhumusselâm’ın Ahlâkı akar,
ALLAH DOSTLarınn Ahlâkı akar..

Huluk akar.. Huluk ne demek?. Huluk akar!. HILKıYyetuLLAH akar.. Şe’ÂNuLLAHta, her ÂN yeniden var akar.. Bu tıpkı kesilmeyen cereyan, Gökçe DERE-mde hep yeniden akan SU-lar gibi.. bu her saniye, her ÂN SÜRüyor.. Ham AKLın alğılayamamasından dolayı sen akıyor zannediyorsun!.
KÛN fe yeKÛN akar her ÂN..
Bu yüce MuhaMMedî ŞuÛRu BİLiş
Bu yüce MuhaMMedî NÛRu BULuş
Bu yüce MuhaMMedî SüRÛRda OLuş
Bu yüce MuhaMMedî O-NÛRu YAŞAyış..

“Huluku’l- Azîm”i İLİM-İRADE-İDRAKla ANLAyıp İştirakle YAŞAmaktır Fiilen-Amelen..
KULLukta mesele, bunu yapmak bunu yapmamaktır.. ki bu kulun kendi işi ve menfaatı, yaratılış sebebidir.. Yoksa hâşâ ALLAHu zü’L- CeLÂL’e bir şey verecek değildir..
Mesele, fiilen iştiraktir, cereyan kesildikten, her şey mahvolduktan sonra ister söyle ya da söyleme, bağır çağır boşuna ve; Gaflet, Cehâlet, Dalalet ve İhânet karanlığındasın!.

MuhaMMedî Huluku’l- Azîmi Yakîn GELenedek Heryerde, Her zamÂN, Her HÂLde ve Her Nefeste YAŞAnması Sırat-ı Mustakîmdir..


فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَ
Resim--- "Fe se tubsıru ve yubsırûn (yubsırûne).: Artık yakında sen göreceksin ve onlar da görecekler.” (Kalem 68/5)

Fe se tubsıru.. Sen yakında göreceksin..
Ve yubsırûn.. Onlarda görecekler.. yakında görecekler..
Biliyorsunuz Kalem Sûresi, Kur’ÂN-ı Kerîm’in Alak Sûresinden sonra inen ikinci sûresidir.. ve Hükümlerin pek çoğu inmemiştir..


بِأَييِّكُمُ الْمَفْتُونُ
Resim--- "Bi eyyikumu’l- meftun (meftûnu).: Sizden, hanginizin “fitneye tutulup çıldırdığını.” (Kalem 68/6)

Bi eyyikumu’l- meftun.. kimimiş fitneye tutulanlar?.. hanğinizde aceba, “el meftunun” fitnelenmiş olan hanginiz aceba?. “Delilik, fitneye uğramış” felan diyorlar ya kimimiş bu feteneye uğrayan, fitneye tutulmuş çıldırdığını söyleyenler kim imiş bunlar?.
Neydi fitne?. “Fetene” kökündendi biliyorsunuz ki, kumların içine veya toprağın içine dökülen bir avuç altın tozunun tavaya konup eritilmesi ve altının çabuk erimesinden dolayı toprakta zerresi kalmaması işlemine “fitne” denir..
Şu andaki fitnede kötülük anlamında yoğrulduğu için kötüdür iyilik bakımından ise şerlerden ve bâtıldan, hakkı ve hayrı ayırdığı için zâten şu ÂN daha içindeyiz fitnenin.. İçindeyiz zâten.. Onun için de eşleriniz ve çocuklarınız sizin için fitnedir sabrederseniz aziym bir mükafat vardır âyet tek âyettir, tek âyet ve en ağır âyettir..


وَاعْلَمُواْ أَنَّمَا أَمْوَالُكُمْ وَأَوْلاَدُكُمْ فِتْنَةٌ وَأَنَّ اللّهَ عِندَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ
Resim--- "Va'lemû ennemâ emvâlukum ve evlâdukum fitnetun ve ennallâhe indehû ecrun azîm (azîmun).: Ve biliniz ki; çocuklarınız ve mallarınız, sizin için sadece bir fitnedir (imtihandır). Ve Allah ki; O’nun katında, (muhakkak) azîm bir ecir (bedel, ücret) vardır.” (Enfâl 8/28)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَّكُمْ فَاحْذَرُوهُمْ وَإِن تَعْفُوا وَتَصْفَحُوا وَتَغْفِرُوا فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Resim--- "Yâ eyhuhâllezîne âmenû inne min ezvâcikum ve evlâdikum aduvven lekum fahzerûhum, ve in ta’fû ve tasfehû ve tagfirû fe innallâhe gafûrun rahîm (rahîmun).: Ey iman edenler, gerçek şu ki, sizin eşlerinizden ve çocuklarınızdan bir kısmı sizler için (birer) düşmandırlar. Şu halde onlardan sakının. Yine de affeder, hoş görür (kusurlarını yüzlerine vurmaz) ve bağışlarsanız, artık elbette Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.” (Teğâbun 64/14) (Teğâbun 64/14)

إِنَّمَا أَمْوَالُكُمْ وَأَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌ وَاللَّهُ عِندَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ
Resim--- "İnnemâ emvalukum ve evlâdukum fitnetun, vallâhu indehû ecrun azîm(azîmun).: Oysa sizin mallarınız ve evlâtlarınız fitnedir (imtihandır). Ve Allah ki, ecrun azîm (en büyük mükâfat) O’nun indindedir (katındadır).” (Teğâbun 64/15)

Fitne kelimesi, Türkçe’de: “Azdırma, baştan çıkarma, karışıklık, fesad, arabozan, karıştırıcı..” gibi anlamlara gelmektedir. (Şemsettin Sami, Kamusi Türkî)
Ancak Arapça’da kelimenin esas anlamı “Sınamak” (Asım Efendi, Kamûs Tecümesi)
Kulun KULLuk denemesi, imtihanı, hayır veya şer tercihiyle sınanmasıdır. (Lisânü’l-Arab)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 12 May 2018, 19:43 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 3687


إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ
Resim--- "İnne RABBeke huve a’lemu bi men dalle an sebîlihî ve huve a’lemu bi’l- muhtedîn (muhtedîne).: Muhakkak ki senin RABBin; O, kim Kendi yolundan saptı, çok iyi bilir ve O hidâyete ermiş olanları da çok iyi bilir.” (Kalem 68/7)

İnne RABBeke huve a’lemu.. şüphesiz ki senin RABBin en iyi bilicidir..
Bi men dalle an sebîlihî ve huve a’lemu bi’l- muhtedîn.. Kimmiş o, kendisinin yaratış, yürütüş,yok ediş ve hesaba çekiş nurundan sapan.. Kimmiş “dalle” olan.. Kimmiş dalle.. Dalal Esmâsının tezahürünü çeken kimmiş?!. Adam: “ed Dalalı gel de bende gör!.” Demekte. Çünkü onu tercih edip onu çekiyor.. tabi aklıyla fikriyle ediyor, etmiyor mu?. Aslında nefsine zulmediyor, küfrediyor ve tüm yasakları yapıyor.. “Yapma!.” emirlerinin tümünü kaldırıyor ve: “Yapacağım!.” diyor.. “Sapıtma!.” Desen de: “Haktan ve Hayrdan Bâtıl ve Şerre sapacağım!.” diyor.. “Hatta ne kadar Hakka ve Hayra giden varsa dall edeceğim, geri döndüreceğim!.” Diyor..
Hakka ve Hayra SALL etmek.
Bâtıl ve Şerre DALL etmek.
HAKk TeÂLÂ’ya KULLuk İmtihÂNında bir tercihtir.. Nefs/Akıl bir tercih yapmaktadır.. “Şu ÂNda bunları bunları yapacaksın ya da yapmayacaksın!” diyor ve yaptırıyor.
Sonra da RASBBu’L- ÂLEMîn’e dönüp: “ Bunları tümm sen yaptırdın. Çünkü her şeyi, beni-nefsimi-aklımı, fiilerimi vedüşüncelerimi dahi sen yaratıyorsun!. O halde bu istenmeyenleri de da sen yarattın!.”

İşte burada Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’ın BUYurup-DUYUrdukları devreye girer.. KeLÂMuLLAH’taki “Hayrı işleyin!. Şerrden kaçının!.” HüKMuLLAHını TERCİH..
Ve bu tercihler ki, aklıyın, fikriyin, vicdanıyın anlayıp durduğu, sana söylenenler, emirler, şunlar bunlar!. Yapanlar yapmayan bir mi?. Görenle görmeyen bir mi?.


قُل لاَّ أَقُولُ لَكُمْ عِندِي خَزَآئِنُ اللّهِ وَلا أَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلا أَقُولُ لَكُمْ إِنِّي مَلَكٌ إِنْ أَتَّبِعُ إِلاَّ مَا يُوحَى إِلَيَّ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الأَعْمَى وَالْبَصِيرُ أَفَلاَ تَتَفَكَّرُونَ
Resim--- "Kul lâ ekûlu lekum indî hazâinullâhi ve lâ a’lemul gaybe ve lâ ekûlu lekum innî melek (melekun), in ettebiu illâ mâ yûhâ ileyy (ileyye), kul hel yestevî’l- a’mâ ve’l- basîr (basîru), e fe lâ tetefekkerûn (tetefekkerûne).: De ki: “Ben size Allah’ın hazineleri yanımdadır demiyorum. Ve gaybı bilmiyorum. Size, muhakkak ki ben bir meleğim demiyorum. Ancak bana vahyedilene tâbî olurum.” “Basîretle gören ve görmeyen bir olur mu, hâlâ tefekkür etmiyor musunuz?” de.” " (En’âm 6/50)

إِلَّا مَن تَابَ وَآمَنَ وَعَمِلَ عَمَلًا صَالِحًا فَأُوْلَئِكَ يُبَدِّلُ اللَّهُ سَيِّئَاتِهِمْ حَسَنَاتٍ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا
Resim--- "İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan fe ulâike yubeddilullâhu seyyiâtihim hasenât (hasenâtin), ve kânallâhu gafûran rahîmâ (rahîmen).: Ancak tevbe eden ve iman edib de salih amel işliyen kimse müstesnadır; çünkü bunların kötülüklerini Allah iyiliğe çevirir. Allah Gafûr’dur= çok bağışlayıcıdır. Rahîm’dir= çok merhametlidir.” (Furkân 25/70)

Elbette Kur'ÂN-ı Kerîm buyruğunda “Her hasenat ve hayr ALLAHtan”dır.:

أَيْنَمَا تَكُونُواْ يُدْرِككُّمُ الْمَوْتُ وَلَوْ كُنتُمْ فِي بُرُوجٍ مُّشَيَّدَةٍ وَإِن تُصِبْهُمْ حَسَنَةٌ يَقُولُواْ هَذِهِ مِنْ عِندِ اللّهِ وَإِن تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ يَقُولُواْ هَذِهِ مِنْ عِندِكَ قُلْ كُلًّ مِّنْ عِندِ اللّهِ فَمَا لِهَؤُلاء الْقَوْمِ لاَ يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ حَدِيثًا
Resim--- "Eyne mâ tekûnû yudrikkumu’l- mevtu ve lev kuntum fî burûcin muşeyyedeh (muşeyyedetin). Ve in tusıbhum hasenetun yekûlû hâzihî min indillâh (indillâhi), ve in tusıbhum seyyietun yekûlû hâzihî min indike. Kul kullun min indillâh (indillâhi). Fe mâli hâulâi’l- kavmi lâ yekâdûne yefkahûne hadîsâ (hadîsen).: Nerede olursanız olun, ölüm size ulaşır. Hatta sağlam kalelerde olsanız bile. Eğer onlara bir iyilik isabet ederse: “Bu Allah’tandır.” derler. Ve eğer onlara bir kötülük isabet ederse: “Bu sendendir.” derler. De ki: “Hepsi Allah’ın katındandır.” Artık bu topluluğa ne oluyor ki söz anlamaya yanaşmıyorlar?” " (Nisâ 4/78)

مَّا أَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّهِ وَمَا أَصَابَكَ مِن سَيِّئَةٍ فَمِن نَّفْسِكَ وَأَرْسَلْنَاكَ لِلنَّاسِ رَسُولاً وَكَفَى بِاللّهِ شَهِيدًا
Resim--- "Mâ esâbeke min hasenetin fe minallâh (minallâhi), ve mâ esâbeke min seyyietin fe min nefsike. Ve erselnâke lin nâsi resûlâ (resûlen). Ve kefâ billâhi şehîdâ (şehîden).: Sana iyilikten (hasenatdan) ne isabet ederse, işte o Allah’tandır. Ve sana kötülükten (seyyiattan) ne isabet ederse, o taktirde o, kendi nefsindendir (derecat kaybedecek bir şey yapmandan dolayıdır). Ve seni, insanlara Resûl olarak gönderdik ve şahit olarak Allah yeter.” " (Nisâ 4/79)

وَمَا أَصَابَكُم مِّن مُّصِيبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ أَيْدِيكُمْ وَيَعْفُو عَن كَثِيرٍ
Resim--- "Ve mâ esâbekum min musîbetin fe bi mâ kesebet eydîkum ve ya’fû an kesîrin.: Size isabet eden her musibet, (ancak) ellerinizin kazandığı dolayısıyladır. (Allah,) Çoğunu da affeder.” " (Şûrâ 42/30)

Her İnsan, şu Şehâdet Âleminde KULLuk TERCİHini Alıyla Fikriyle Vicdanıyla hürr olarak yapmaktadır.. Tercihini yaptığı ve israr ettiği zaman Maddî Manevî KÜLLî ŞEYy’in Yaratıcısı ALLAHu zü’L- CeLÂL o fiili yaratır ancak işleyen kulunu da hesabına çeker..

وَاللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ
Resim--- "Vallâhu halakakum ve mâ ta’melûn (ta’melûne).: Ve (oysaki) sizi de, yaptığınız şeyleri de Allah yarattı.” " (Sâffât 37/96)

اللَّهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ وَكِيلٌ
Resim--- "Allahu hâliku kulli şey’in ve huve alâ kulli şey’in vekîl(vekîlun).: Allah, herşeyin Yaratıcısı’dır ve O, herşeye vekildir.” " (Zümer 39/62)

ذَلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمْ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ لَّا إِلَهَ إِلَّا هُوَ فَأَنَّى تُؤْفَكُونَ
Resim--- "Zâlikumullâhu rabbukum hâliku kulli şey’in lâ ilâhe illâ huve fe ennâ tu’fekûn(tu’fekûne).: İşte bu, sizin Rabbiniz Allah'tır; her şeyin yaratıcısıdır; O'ndan başka ilah yoktur. Öyleyse nasıl olur da çevriliyorsunuz?” " (Mü’min 40/62)

Kısacası kişi aklı başındayken yasaklanan her günah ve kötülüğü işleyip de: “Ne yapayım RABBım TeÂLÂ bana “Şerri” işletti!.” diyemez!.

Kul, kendi özğür irade-i cüziyyesi ile küfür, günah, kötülük yapmak ister. ALLAHu zü’L- CeLÂL de dilerse, onun istediğini yaratır..

KULun KULLuk TERCİHinden sonra “Hayrı ve Şerri” yaratan ALLAHu zü’L- CeLÂLdir..


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Bir kişi, kaderin, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmadıkça, mü’min sayılmaz.” buyurdu. (Tirmizî)

Elbette ALLAHu zü’L- CeLÂL’in sonsuz merhemeti ve hidâyeti bu bataktan FEREC/ÇIKış Kapılarımızdır.. Samimi DUÂ bunun içindir. Rabbımıza DUÂ KULLuğuna tenezzül etmeyenleri kendi teefihlerinde bırakır. İslah ve İflah OLuş Kurtuluşu DİLEyenlerede hidâyet eder..

أَفَمَن زُيِّنَ لَهُ سُوءُ عَمَلِهِ فَرَآهُ حَسَنًا فَإِنَّ اللَّهَ يُضِلُّ مَن يَشَاء وَيَهْدِي مَن يَشَاء فَلَا تَذْهَبْ نَفْسُكَ عَلَيْهِمْ حَسَرَاتٍ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ بِمَا يَصْنَعُونَ
Resim--- "E fe men zuyyine lehu sûu amelihî fe raâhu hasenâ (hasenen), fe innallâhe yudıllu men yeşâu ve yehdî men yeşâu, fe lâ tezheb nefsuke aleyhim haserâtin, innallâhe alîmun bimâ yesneûn (yesneûne).: Kötü olarak işledikleri kendisine çekici, süslü kılınıp da onu güzel gören mi (Allah katında kabul görecek)? Artık şüphesiz Allah, dilediğini saptırır, dilediğini hidâyete eriştirir. Öyleyse, onlara karşı nefsin hasretlere kapılıp gitmesin. Gerçekten Allah, yaptıklarını bilendir.” " (Fâtır 35/8)

Bu gün İsLÂM ÂLeMinin baş derdi kendi Kur'ÂN-ı Kerîmsiz-NAKİLsiz Ham AKLıyla netice olarak Nefsine ve baika İLÂHLarına taparak KULLuk yapmasıdır.. oysa bir tercih baştan sona HÜSRÂNdır.:

أُفٍّ لَّكُمْ وَلِمَا تَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللَّهِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
Resim--- "Uffin lekum ve li mâ ta’budûne min dûnillâhi, e fe lâ ta’kılûn (ta’kılûne).: "Yuh size ve Allah'tan başka taptıklarınıza. Siz yine de akıllanmayacak mısınız/hâlâ akıl etmiyor musunuz??" " (Enbiyâ 21/67)

Aziz kardeşlerim, Kur'ÂN-ı Kerîmimizdeki;
Siz hâlâ akıl etmiyor musunuz?
Siz hâlâ fikir etmiyor musunuz?
Siz hâlâ şuuûr etmiyor musunuz?!. Âyet-i Celîlerimizzi bir daha ANLAyarak OKU!.yalım İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!.

Yoksa, kâinâtta en şerr İŞi işlem imkanına sahib, Gafil, Câhil, DALlîn ve Hain insan NEFSi Dünyâ Hayatına meyilli hevâ Hevesiyle, Kur'ÂN-ı Kerîmdeki bütün bu âyetleri yok sayıp dönecek ve yaptığı bütün işlerin günah, hata ve noksanlarını hâşâ ALLAHu zü’L- CeLÂLe yükleyecek ve çekinip utanmadan iftira edebilecek yapıda yaratılmıştır KULLuk mtihÂNı gereği..

DALL, Bâtıl ve Şerre SAPmaktır..
Hakka ve Hayra SALL etmemektir/ULAşmamaktır..
DALL’in başka bir mânâsı ziyandır, yâni çürütmektir, eldeki her şeyi yok etmektir, lütfu lânete çevirmektir, selâmeti felakete çevirmektir ALLAH celle celâlihu korusun!.

Nurullah, Nur-u MuhaMMed bir ruhtur. Ancak çıplak elinizle alınsanız çıplak bir kabloyu tutmuşa dönüverirsiniz ve rahmet felakete dönüşür aynı ÂNda yapar.. Neden?. Çünkü, Sünnetullaha uymadığınız için.. Sebilullah’a ALLAH celle celâlihu’nun Sebiline/yoluna uymadığınız için.. Neydi Sebil?. Lütuf BİLELiğine SAhib Olmaktı.. ALLAH celle celâlihu’nun lutfuyla bile olmamak?!. Ozaman, karanlıkta elektrik olmadığında ne oluyorsa odur.. Geceydi, gelseydi elektrik iyi olurdu, gündüz olurdu.. Hep Güneş doğsaydı hep gündüz olurdu, hiç gece olmazdı.. Her şeyi dosdoğru görürdük..
İşte böyledir Nur-u MuhaMMed aleyhisselatu vesselâm var ise bütün bedenimiz gündüzdedir, yoksa gecedir.. Çünkü sebil, yol kesilmiştir..

“Sebil” denir eskiden atalarımız, İstanbul'da bir sürü sebil yaptırmıştır. Gelen geçen içer tatlı Sudan sebildir.. Yâni ALLAH celle celâlihu için oraya yol yapmıştır..
“Sebil” derler bilir misiniz çeşmelere.. Yörüklerin dağ başındaki taştan evciklere at-eşekle su taşıyıp çoban, çocuk çoluk içsin diye..
bizim çocukluğumuzda Sebiller vardı Hasan Dağının eteklerinde.. Fiilen yaşadık biz.. Hakan’ın babası ile öküz gütmeye gidenler, davarlarla dağlara taşlara gidenler, susadıklarında sebile uğrar o küplerden taslarla sular içerdi.. Hayır sahibi adam, hayvanına merkebine tenekeleri yükler suyu getirir küplere soldurur giderdi..
Bu YOL, atalarından kalmıştır onlara yüzyıllardır sürmüştür..
Karkınlı “Saatli Osmanın Sebili” dedin mi, Ana Tepseinin dibindeki sebile gidersin.. Maslak, suvat yeri yani Sebilullah, sebil yeri sebildir orası.. ALLAH celle celâlihu için yapılmış hayratlardır..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 02 Haz 2018, 22:29 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 3687


إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ
Resim--- "İnne rabbeke huve a’lemu bi men dalle an sebîlihî ve huve a’lemu bi’l- muhtedîn (muhtedîne).: Muhakkak ki senin Rabbin; O, kim Kendi yolundan saptı, çok iyi bilir ve O hidayete ermiş olanları da çok iyi bilir.” (Kalem 68/7)

Ve huve a’lemu bi’l- muhtedîn.. Şüphesiz ki senin RABBin şimdi şu anda kimin hidâyete olduğunu, kimin hidâyette olmadığını şüphesiz bilendir.. bu âyete geldiği zaman muhatab olanlar, toprak oldular, biraz sonra gördüler son gerçeği.. bizden öncekilerde bunları çok dinlediler ve gördüler.. bizde çok dinliyoruz ve göreceğiz ALLAH celle celâlihuu hayırlar versin!.
Şüphesiz senin RABBın; Sırat-ı Mustakîmden, sapanı da sapmayanı da çok iyi bilendir..


فَلَا تُطِعِ الْمُكَذِّبِينَ
Resim--- "Fe lâ tutıı’l- mukezzibîn (mukezzibîne).: Öyleyse yalanlayanlara itaat etme.” (Kalem 68/8)

قُلْ أَطِيعُواْ اللّهَ وَالرَّسُولَ فإِن تَوَلَّوْاْ فَإِنَّ اللّهَ لاَ يُحِبُّ الْكَافِرِينَ
Resim--- "Kul etîûllâhe ve'r- resûl (resûle), fe in tevellev fe innallâhe lâ yuhibbul kâfirîn (kâfirîne) : De ki: Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez.” (Âl-i İmrân 3/32)

Fe lâ tutıı’l- mukezzibîn..
fe lâ.. artık, bundan sonra, müteakiben, asla, yalan söyleyenlere yalancılara itaat etme.. Bu kimseler kimi yalanlayanlar?.
Her şeyi yaratan ALLAHu zü’L- CeLÂLi yalanlayanlar..
Bakıyor etrafına; kullandığı eşyaların, her şeyin ustası var, adresi var, telefonu var var da, “BENİ YARATAN’ın, bizimkinin hiçbir işâreti vs. yok mu?.” Diyor.. canın ustasının adresini arayıp ham aklınla bulamayınca: “Yok!.” mu diyorsun!.
“Eşyaların tümünün kendisinin ve ustası yapanının adresi var” diyor..
“Âletin edavatın arkasında markası, telefonu, her şeyi var!.” Diyor. “Amma sistemin yaratanı ortada yok!.” diyor. Ya da uyduruyor..
Sistemi kendi kendini yaratmaktaymış!.. Eşyâ ki en küçük ZERResine ATOM desek, Ahmet Hulusi gibi sapıklar “Atom İlâhtır” der ve maddede boğulur gider..

Fe lâ tutıı’l- mukezzibîn..
Sakın sen onlara itaat etme!.
Mukezzibîn.. yalanlayıcılar, tekzip edenler.. kezzab ne demek?. Yalancı. Çok yalan söyleyen.. Hayatta gerçek Kezzab, ALLAHu zü’L- CELÂSL’in Sistemine sâhib çıkıp her şeyi ve olayı kendine mal etmekte, kendi adına, kendi keyfince Sahiblenip sonUÇunu ve Gerçek Yaratanını düşünmüyor ya da ciddiye almıyıor.. Ki kısacası KÛN fe yekûnu; Nakle ULAŞmamış Ham AKLınca yorumluyor..

Dikkt etmeliyiz ki, Kur'ÂN-ı Kerîm Hükümleri, hep bilinçli insana söyleniyor rastgele bir insana değil!.
Resûlullah sallallahu aleyhi veselleme bunu/bunları söyleyen insanlar câhiliyyet döneminden beri meşhur şâirler idi ve şiirleri o zaman Kâbenin duvarlarına asılıyordu..

Önceleri beraberken sonradan böbürlenip Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem cephe alan kişilerden birisi de: “Benim oğlum çok, malım çok diyen.. Bu kimse eski hikayeler söylüyor!.” deyip Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemi inkâr etemeye dönen.. İran’a, Bizans’a giden.. Başlangıçta öyle değildir o.. Başlangıçta Kur'ÂN-ı Kerîme şaşıyor ve diyordu ki: “Hayret!.”..
Ve öyle bir kötü kazık atıyorlar ki adama, çekemiyorlar.: “Sen şu şu nedenlerle MuhaMMed’e yalakalık yaptın!.” deyip aşağılayıp kızdırıyorlar..
“Ben yiğit adamın öyle mi yaparım bakın!. Ne yapacağım ona!.” diyor..
Başka yerde de geçecek bu, başka sûrede de geçecek.. Önce överken birden dönüp: “Sen eski hikayeler anlatıyorsun!.” diyor hâşâ.. Sonra onlara diyor ki: “Nasıl benzettim gördünüz mü?!.”
Artık kalleşçe karşıya geçmiştir..


إِذَا تُتْلَى عَلَيْهِ آيَاتُنَا قَالَ أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ
Resim--- "İzâ tutlâ aleyhi âyâtunâ kâle esâtîru’l- evvelîn (evvelîne).: Ona âyetlerimiz okunduğu zaman: “Evvelkilerin masalları.” dedi.” (Mutaffifîn 83/13)

إِنَّهُ فَكَّرَ وَقَدَّرَ
Resim--- "İnnehu fekkera ve kadder ( kaddera).: Çünkü o, düşündü ve bir ölçü tesbit etti.” (Müddesir 74/18)

فَقُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ
Resim--- "Fe kutile keyfe kadder ( kaddera).: Kahrolası, nasıl bir ölçü koydu?” (Müddesir 74/19)

ثُمَّ قُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ
Resim--- "Summe kutile keyfe kadder (kaddera).: Yine kahrolası, nasıl bir ölçü koydu?” (Müddesir 74/20)

ثُمَّ نَظَرَ
Resim--- "Summe nazar (nazara).: Sonra bir baktı.” (Müddesir 74/21)

ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَ
Resim--- "Summe abese ve beser (besere).: Sonra kaşlarını çattı ve yüzünü ekşitti.” (Müddesir 74/22)

ثُمَّ أَدْبَرَ وَاسْتَكْبَرَ
Resim--- "Summe edbera vestekber (vestekbera).: Sonra da sırt çevirdi ve büyüklük tasladı kibirlendi..” (Müddesir 74/23)

فَقَالَ إِنْ هَذَا إِلَّا سِحْرٌ يُؤْثَرُ
Resim--- "Fe kâle in hâzâ illâ sihrun yu’ser (yu’seru).: Sonunda: “Bu sadece, olsa olsa nakledilen bir büyüdür.” dedi.” (Müddesir 74/24)

وَدُّوا لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ
Resim--- "Veddû lev tudhinu fe yudhinûn (yudhinûne).: Onlar, senin kendilerine yaranmanı (uzlaşmanı) arzu ettiler; o zaman onlar da sana yaranıp uzlaşacaklardı.” (Kalem 68/9)

Veddû.. onlar dua ederler, dilerler, isterler, beklerler ki..
Özür dilerim burada, ben kelimelerin tefsirini yapıyorum katiyyen Kur’ÂN-ı Kerîm’e katiyyen meâl vermeye çalışmıyorum!. Çünkü meâl ve tefsir hepinizin elinde var, istediğimiz kadar çok, hepisinden okuyabilirsiniz. Ben bu böyledir diye hükmetmiyorum. Ben sadece sıradan basit bir insan olarak sıardan bir kul olarak neyi nasıl anlamalıyım diye çalışıyorum.. Bunlar kesin olarak doğru da demiyorum, ben böyle anlamaya çalışıyorum diyorum.. Böyle anlarsam daha doğru herhalde diye düşünüyorum..
Veddû lev tudhinu fe yudhinûn.. Onlar beklerler ve isterler ki sen, yağ çekercesine yaklaşasın, onlar da sana böyle biraz daha gevşek davransınlar, müdahale etsinler, yâni sen onlara biraz yumuşak davran, esnek davran onlarda sana esnek davransınlar.. Öyle beklerler..
Sen biliyorsun ki ALLAH celle celâlihuu Ahaddir.. Halbuki onların bir sürü putu var!. Yâni bir tane değil ki, hepsini kaldırmaları lâzım ki bunu istemezler.. vesenden bekledikleri onların çok put ilâhlerine bir çözüm bul bir türlü bir yol ver yâni bir şey yap!. Bekledikleri bu!.


وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَّهِينٍ
Resim--- "Ve lâ tutı’ kulle hallâfin mehîn (mehînin).: Lüzumsuz yere çok yemin edenlerin hiçbirine itaat etme.” (Kalem 68/10)

Ve lâ tutı’.. Sakın itaat etme.. Kulle hallâfin mehîn.. Bunlar ki, çok çok ihtilafçı.. Hulf eden, anlaşmazlık, uyuşmazlık, karışıklık, ikilik peşinde hilafcı/ ters, karşı, zıd fikirci ve yalan yeminciler.. Mehîn ki, fikir ve tedbirde temyizi zayıf, ahmak, ihânet içerisindeki değersiz insanlar ihânetlerini yeminle kandırıp, karşıdakini ihtilafa sokmak suretiyle, hallafin dediği yeminiyle orayı bastırmak sûretiyle ihânet içinde olanlardır..
Neticede, değersiz aşağılık insanlar, mesnedsiz insanlar hiçbir kıymetleri yoktur sözleri hep ihtilaflıdır ve içten pazarlıklıdır..


هَمَّازٍ مَّشَّاء بِنَمِيمٍ
Resim--- "Hemmâzin meşşâin bi nemim (nemîmin).: Devâmlı kusur arayanlara, lâf taşıyanlara (itaat etme).” (Kalem 68/11)

Hemmâzin meşşâin bi nemim..
Hemmâzin.. Bunlar Hemmâz/çok ayıplayan, çok çekiştiren, devamlı kusur arayan kişilerdir. Meşşâin bi nemim.. Dedikodu yapan, gammazlık/biirisine iftira ederek zarar vermek için, münafık ve fitnecilik kastiyle,gizlilik içinde söz getirip götüren lâf taşıyanlara da itaat etme.. Koğuculuk yapıp gammazlamak için dolaşır dururlar.. Durmadan ararlar ve o noktayı buldular mı, koguculuk yapacak, kusur arayıp, ayıplanacak, kınanacak malzemeyi buldular mı hemen gammaza giderler.. Bir başkasına onu yetiştirirler.. Bu tıynetteki kimseler, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin yanına dost gibi gelip, sonra da duyduklarını başka şekile çevirerek söylüyorlardı..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 29 Tem 2018, 23:09 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10844
Resim

مَنَّاعٍ لِّلْخَيْرِ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ
Resim--- "Mennâın li'l- hayri mu’tedin esîm (esîmin).: Hayrı devâmlı engelleyenlere, haddi tecavüz eden günahkârlara (itaat etme).” (Kalem 68/12)

Mennâın lil hayri mu’tedin esîm..
Mâni’a, engel.. onlar bu kadar şeddelidir.. hayrı şiddetli men’ edici, mâni’ olucu engel oluculardır ki, hayra mu’tedin esîm/ haddi tecavüz eden, saldırgan günahkârlar.. hakka saldırgan, mütecâviz, vurguncu, eşkıya insanlar.. esîm günahkarlar vebal yüklüdür bunların sırtındaki başkalarının hakk ve hukukudur günahıdır vebalidir kendilerinin üzerinde olan ni’metlere de nankör oldukları için zâten aynı şeydir..


عُتُلٍّ بَعْدَ ذَلِكَ زَنِيمٍ
Resim--- "Utullin ba’de zâlike zenim (zenîmin).: Kötülük yapan zorbalara, bundan başka haram yiyen günahkârlara (itaat etme).” (Kalem 68/13)

Utullin ba’de zâlike zenim.. atıl/şerli, şerir, yaramaz kişilerdir.. kaba işe yaramaz, bozulmuş bir parça gibi.. ba’de zâlike zenim.. bundan sonrası ise bu anlatılanlardan sonra zenimdirler. yâni soysuzlukla zinâ çocuğu gibi damgalanmış soysuzluk damgası yemiş ALLAH celle celâlihuu korusun çok soysuzlukla zeniym soyu olacak kötü bir kadının olacak hâşâ şeytanın çocukları, hizbuşşeytan adına varlar gibi böyle tercihleri kullanarak..

أَن كَانَ ذَا مَالٍ وَبَنِينَ
Resim--- "En kâne zâ mâlin ve benîn (benîne).: Mallara ve oğullara sahib olmaları (sebebiyle onlara itaat etme).” (Kalem 68/14)

En kâne zâ mâlin ve benîn..
Olmuş diye.. zâ sahibi olmuş.. mal sahibi olmuş diye.. ve oğlanları olmuş diye böyle yapıyorlar.. bir adam olmuş, malı mülkü varmış çoluğu çocuğu olmuş, güçlüymüş ve bu yüzden Resûlullah sallallahu aleyhi veselleme “şimdi soyun kesildi” diyorlar..


إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ
Resim--- "İnnâ a’taynâke'l- kevser (kevsere).: Muhakkak ki Biz, sana Kevser’i verdik.” (Kevser 108/1)

فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ
Resim--- "Fe salli li rabbike venhar.: O halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.” (Kevser 108/2)

إِنَّ شَانِئَكَ هُوَ الْأَبْتَرُ
Resim--- "İnne şânieke huve'l- ebter (ebteru).: Muhakkak ki sana (nesli kesik diye) buğzeden, o kendisi ebterdir (soyu kesiktir).”(Kevser 108/3)

İnna ateyna ke'l- kevser vesalli RABBikel venhar inneşeanu eke huve'l- ebter.. Senin RABBin TeÂLÂ’nın buyruğuysa: “Ebter olan onlardır, beterin beteri soysuzlar.. Sen ise Kevserle müjdelenensin!. ALLAH celle celâlihu izni ve inâyetiyle sen, kanınla ve her şeyinle Nurullah’tan NûR-u MuhaMMedsin.. Kevser ki, EhL-i Beyt aleyhumusselâmdır..
Kevser de çok ilginç KÛN fe yeKÛN oluşu vardır..
Kevserde “kef” harfi daima KÛN fe yeKÛN oluşudur. İşin garip tarafı kefere de de vardır.. KÛN fe yeKÛN oluşunda İman eden olduğu gibi, her an mutlaka küfr eden de olacaktır.. Denir ki, zulüm devam etmez ama küfür devam eder.. Bu böyledir “and olsun ki cehennemi insan ve cinlerle dolduracağım” diye ALLAHu zü’L- CeLÂL'in bir buyruğu vardır.. küfürü de tercih eden olacaktır.. böyle halk etmiştir niye yaratmış sorucunun muhattabı tabi biz değiliz.. Böyle dilemiş böyle yaratmış yâni her şeyimizi nerede yaratmışsa o en güzeli yaratmıştır gözlerimiz başımızda yaratmışsa başımız gözümüz üstünedir, öbür tarafı boş konuşuruz işte böyle olan bu şekilde olan bir tercih..


إِذَا تُتْلَى عَلَيْهِ آيَاتُنَا قَالَ أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ
Resim--- "İzâ tutlâ aleyhi âyâtunâ kâle esâtîru’l- evvelîn (evvelîne).: Ona âyetlerimiz okunduğu zaman: “(Bunlar) evvelkilerin masalları.” dedi.” (Kalem 68/15)

سَنَسِمُهُ عَلَى الْخُرْطُومِ
Resim--- "Se nesimuhu alâ’l- hurtûm (hurtûmi).: Biz yakında onun burnu üzerine damga basacağız.” (Kalem 68/16)

İzâ tutlâ aleyhi âyâtunâ kâle esâtîru’l- evvelîn..
Se nesimuhu alâ’l- hurtûm..

Yakında çok yakında damgalayacağız onun ismini ismi yapacağız.. Yezid güzel bir isimdir iâde olan demektir ama hiç Yezid bulamazsın islamda.. Sebep çünkü Yezid diye birisi çıktı bir vahşet yaptı ki, o isim damgalandı.. Bir daha güle gül dedikleri için güldür ve güzeldir başka şey deselerdi başta öyle denirdi ona güzel denirdi buradaki söylemek istediğim onun hortumunu damgalayacağız hortumun üzerine mühür vuracağız damgalayacağız.. Burada çok ilginçtir neden burnunu damgalıyor alnını damgalamıyor.. İşte burun hassastır birde sekizinci secde basamağıdır yâni sekizinci kademedir, yedi nefis vardı. Sekizinci akdesdir Kudsî Nefis ALLAHu zü’L- CeLÂLe giden nefisdir merkezdeki.. Tam merkezdekidir.. Bilemeyiz akdestir akdes en kudsî olandır.. Secdede de öyledir; iki ayağınız, iki diziniz secdede, iki eliniz altı yapar kafa tasınızı koyarsanız yedi yapar, burnunuzu değdirirsiniz sekiz yapar.. Kur’ÂN-ı Kerîmde burunla ilgili esmâ da bulamazsınız, geçme de bulamazsınız.. güyâ da bununla ilgili çok şey duyarsınız Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem de vardır:


Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Ben RAHMAN'ın nefesini Yemen tarafında buluyorum." buyurdu.
(Ahmed b. Hanbelî Ebû Hureyre'nin hadisi olarak rivâyet etmiştir. Bu hadisin râvileri sika/güvenilir kişilerdir.)

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "İyi bilin ki; îman Yemen'e mensuptur. Hikmet, Yemen'e mensuptur. Ben, RABBinizin nefesini Yemen tarafından buluyorum." buyurdu.
(Hafız Heysemî ise Mecmeu'z-Zevaid' de (10/55-56) Ebu Hureyre'den, İ. Ahmed, müsned)

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Yemen tarafına sırtını döndüğü bir sırada şöyle buyurmuştur: “Ben RAHMAN'ın nefesini işte şuradan duyuyorum.” buyurdu.
(Seleme b. Nufeyl es-Sekûnî'den, Beyhakî; Bezzâr)

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Yemen'e işâret ederek: ''Ben Rahman'ın nefesini işte şuradan duyuyorum" buyurdu.
(Taberanî, Mu'cemul-Kebir)

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Îman, Yemen 'e mensuptur. Hikmet, Yemen'e mensuptur. Ben, Rahman'ın nefesini Yemen tarafından buluyorum" buyurdu.(Taberanî, Musnedu'ş –Şamiyyîn’de Ebu Hureyre'den)

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Ben RABBinizin nefesini Yemen tarafından duyuyorum" buyurdu.
(Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat, Ebu Hüreyre'den)

“Yemen’deki yanımda, yanımdaki Yemende!.” nedir ya Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem!.
Bİz Halis, Muhlis, Âdil ve Sıddık MuhaMMedîyiz hamd olsun!.
Onun için kokuyu severiz; koku harikadır, çok güzeldir-RÛHtur-Reyha'dır.. Koku esmâsı ilginç bir esmâdır.. Rüyada koku yoktur. Münir Derman Hocam bunu hep söyler biliyorsunuz durmadan söyler..
Cennet Kapılarından bir tanesi Reyhan Kapısıdır, hanımların gireceği kapı.. Bu onun için buyurulmuştur sizin dünyanızdan bana üç şey sevdirildi..


Resim---Sevgili Peygamberimiz (aleyhisselâm) bir Hadis-i şeriflerinde, Dünyada bana kadınlar ve güzel koku sevdirildi. Namaz da gözümün nuru kılındı." buyurdu.
(Nesâî, işratü’n- nisâ 1)

Veysî olanlar böyledir..
Onun için burun bu pis kokuyu alan burnu hurtumlayacağım yakala hakikat kokusunu alamayan hortumu hortumlayacağız..


إِنَّا بَلَوْنَاهُمْ كَمَا بَلَوْنَا أَصْحَابَ الْجَنَّةِ إِذْ أَقْسَمُوا لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِحِينَ
Resim--- “İnnâ belevnâhum ke mâ belevnâ ashâbe’l- cenneti, iz aksemû le yasrimunnehâ musbihîn (musbihîne).: Muhakkak ki Biz, onları belâya uğrattık. Bostan mahsulünü mutlaka, sabah erkenden (fakirlere göstermeden) devşirmek için yeminleşen bostan sahiblerini belâya uğrattığımız gibi. (Kalem 68/17)

İnnâ belevnâhum ke mâ belevnâ ashâbe’l- cenneti, iz aksemû le yasrimunnehâ musbihîn..

Böyle olanları belâya tabi tutacağız.. neydi belâ?. belâ da fetene gibi denemedir kökü. çünkü belâ, “lâ” ayırımında olmaktır. “lâ” olan kimdir?. Yaratan mı?. ben miyim?. “lâ ilâhe” diyorsun. “lâ”, yok!. kim yok?. ben mi yoğum, beni yaratan mı yok?. yaratılan birisi diyor ki “yaratan yok!.”.. onun için zâten bu “lâ” için mutlaka “be” lâzım, bilmek için kesinlikle “be” lâzım.. onun için buyuruyor ya: “be” nin altındaki nokta benim!.” diye ALİ keremullahi veche öyle buyuruyor.. “Edeb”in “be”sindeki nokta benim..

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemdir ya Ali, Musa'ya hHarun ne ise sende bana o sun..
Yâ Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem herkese bir kardeş buldun ve kardeşledin herkesi, bir tek ben kaldım, beni unuttun mu?. Hayır sen de bana kardeşsin..


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem "Ali hayır ve ihsan ehlinin, itaat ve takvâ erbâbının imamıdır; kötü kişilerin kaatilidir, ona yardım eden, yardıma nâil olur; onu horlayan, horlanmıştır." buyurdu.
(Câmiü’s-Sağir; c.2, s.55)


_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 29 Tem 2018, 23:34 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 3687
Resim

مَنَّاعٍ لِّلْخَيْرِ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ
Resim--- "Mennâın li'l- hayri mu’tedin esîm (esîmin).: Hayrı devâmlı engelleyenlere, haddi tecavüz eden günahkârlara (itaat etme).” (Kalem 68/12)

Mennâın lil hayri mu’tedin esîm..
Mâni’a, engel.. onlar bu kadar şeddelidir.. hayrı şiddetli men’ edici, mâni’ olucu engel oluculardır ki, hayra mu’tedin esîm/ haddi tecavüz eden, saldırgan günahkârlar.. hakka saldırgan, mütecâviz, vurguncu, eşkıya insanlar.. esîm günahkarlar vebal yüklüdür bunların sırtındaki başkalarının hakk ve hukukudur günahıdır vebalidir kendilerinin üzerinde olan ni’metlere de nankör oldukları için zâten aynı şeydir..


عُتُلٍّ بَعْدَ ذَلِكَ زَنِيمٍ
Resim--- "Utullin ba’de zâlike zenim (zenîmin).: Kötülük yapan zorbalara, bundan başka haram yiyen günahkârlara (itaat etme).” (Kalem 68/13)

Utullin ba’de zâlike zenim.. atıl/şerli, şerir, yaramaz kişilerdir.. kaba işe yaramaz, bozulmuş bir parça gibi.. ba’de zâlike zenim.. bundan sonrası ise bu anlatılanlardan sonra zenimdirler. yâni soysuzlukla zinâ çocuğu gibi damgalanmış soysuzluk damgası yemiş ALLAH celle celâlihuu korusun çok soysuzlukla zeniym soyu olacak kötü bir kadının olacak hâşâ şeytanın çocukları, hizbuşşeytan adına varlar gibi böyle tercihleri kullanarak..

أَن كَانَ ذَا مَالٍ وَبَنِينَ
Resim--- "En kâne zâ mâlin ve benîn (benîne).: Mallara ve oğullara sahib olmaları (sebebiyle onlara itaat etme).” (Kalem 68/14)

En kâne zâ mâlin ve benîn..
Olmuş diye.. zâ sahibi olmuş.. mal sahibi olmuş diye.. ve oğlanları olmuş diye böyle yapıyorlar.. bir adam olmuş, malı mülkü varmış çoluğu çocuğu olmuş, güçlüymüş ve bu yüzden Resûlullah sallallahu aleyhi veselleme “şimdi soyun kesildi” diyorlar..


إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ
Resim--- "İnnâ a’taynâke'l- kevser (kevsere).: Muhakkak ki Biz, sana Kevser’i verdik.” (Kevser 108/1)

فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ
Resim--- "Fe salli li rabbike venhar.: O halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.” (Kevser 108/2)

إِنَّ شَانِئَكَ هُوَ الْأَبْتَرُ
Resim--- "İnne şânieke huve'l- ebter (ebteru).: Muhakkak ki sana (nesli kesik diye) buğzeden, o kendisi ebterdir (soyu kesiktir).”(Kevser 108/3)

İnna ateyna ke'l- kevser vesalli RABBikel venhar inneşeanu eke huve'l- ebter.. Senin RABBin TeÂLÂ’nın buyruğuysa: “Ebter olan onlardır, beterin beteri soysuzlar.. Sen ise Kevserle müjdelenensin!. ALLAH celle celâlihu izni ve inâyetiyle sen, kanınla ve her şeyinle Nurullah’tan NûR-u MuhaMMedsin.. Kevser ki, EhL-i Beyt aleyhumusselâmdır..
Kevser de çok ilginç KÛN fe yeKÛN oluşu vardır..
Kevserde “kef” harfi daima KÛN fe yeKÛN oluşudur. İşin garip tarafı kefere de de vardır.. KÛN fe yeKÛN oluşunda İman eden olduğu gibi, her an mutlaka küfr eden de olacaktır.. Denir ki, zulüm devam etmez ama küfür devam eder.. Bu böyledir “and olsun ki cehennemi insan ve cinlerle dolduracağım” diye ALLAHu zü’L- CeLÂL'in bir buyruğu vardır.. küfürü de tercih eden olacaktır.. böyle halk etmiştir niye yaratmış sorucunun muhattabı tabi biz değiliz.. Böyle dilemiş böyle yaratmış yâni her şeyimizi nerede yaratmışsa o en güzeli yaratmıştır gözlerimiz başımızda yaratmışsa başımız gözümüz üstünedir, öbür tarafı boş konuşuruz işte böyle olan bu şekilde olan bir tercih..


إِذَا تُتْلَى عَلَيْهِ آيَاتُنَا قَالَ أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ
Resim--- "İzâ tutlâ aleyhi âyâtunâ kâle esâtîru’l- evvelîn (evvelîne).: Ona âyetlerimiz okunduğu zaman: “(Bunlar) evvelkilerin masalları.” dedi.” (Kalem 68/15)

سَنَسِمُهُ عَلَى الْخُرْطُومِ
Resim--- "Se nesimuhu alâ’l- hurtûm (hurtûmi).: Biz yakında onun burnu üzerine damga basacağız.” (Kalem 68/16)

İzâ tutlâ aleyhi âyâtunâ kâle esâtîru’l- evvelîn..
Se nesimuhu alâ’l- hurtûm..

Yakında çok yakında damgalayacağız onun ismini ismi yapacağız.. Yezid güzel bir isimdir iâde olan demektir ama hiç Yezid bulamazsın islamda.. Sebep çünkü Yezid diye birisi çıktı bir vahşet yaptı ki, o isim damgalandı.. Bir daha güle gül dedikleri için güldür ve güzeldir başka şey deselerdi başta öyle denirdi ona güzel denirdi buradaki söylemek istediğim onun hortumunu damgalayacağız hortumun üzerine mühür vuracağız damgalayacağız.. Burada çok ilginçtir neden burnunu damgalıyor alnını damgalamıyor.. İşte burun hassastır birde sekizinci secde basamağıdır yâni sekizinci kademedir, yedi nefis vardı. Sekizinci akdesdir Kudsî Nefis ALLAHu zü’L- CeLÂLe giden nefisdir merkezdeki.. Tam merkezdekidir.. Bilemeyiz akdestir akdes en kudsî olandır.. Secdede de öyledir; iki ayağınız, iki diziniz secdede, iki eliniz altı yapar kafa tasınızı koyarsanız yedi yapar, burnunuzu değdirirsiniz sekiz yapar.. Kur’ÂN-ı Kerîmde burunla ilgili esmâ da bulamazsınız, geçme de bulamazsınız.. güyâ da bununla ilgili çok şey duyarsınız Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem de vardır:


Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Ben RAHMAN'ın nefesini Yemen tarafında buluyorum." buyurdu.
(Ahmed b. Hanbelî Ebû Hureyre'nin hadisi olarak rivâyet etmiştir. Bu hadisin râvileri sika/güvenilir kişilerdir.)

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "İyi bilin ki; îman Yemen'e mensuptur. Hikmet, Yemen'e mensuptur. Ben, RABBinizin nefesini Yemen tarafından buluyorum." buyurdu.
(Hafız Heysemî ise Mecmeu'z-Zevaid' de (10/55-56) Ebu Hureyre'den, İ. Ahmed, müsned)

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Yemen tarafına sırtını döndüğü bir sırada şöyle buyurmuştur: “Ben RAHMAN'ın nefesini işte şuradan duyuyorum.” buyurdu.
(Seleme b. Nufeyl es-Sekûnî'den, Beyhakî; Bezzâr)

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Yemen'e işâret ederek: ''Ben Rahman'ın nefesini işte şuradan duyuyorum" buyurdu.
(Taberanî, Mu'cemul-Kebir)

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Îman, Yemen 'e mensuptur. Hikmet, Yemen'e mensuptur. Ben, Rahman'ın nefesini Yemen tarafından buluyorum" buyurdu.(Taberanî, Musnedu'ş –Şamiyyîn’de Ebu Hureyre'den)

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Ben RABBinizin nefesini Yemen tarafından duyuyorum" buyurdu.
(Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat, Ebu Hüreyre'den)

“Yemen’deki yanımda, yanımdaki Yemende!.” nedir ya Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem!.
Bİz Halis, Muhlis, Âdil ve Sıddık MuhaMMedîyiz hamd olsun!.
Onun için kokuyu severiz; koku harikadır, çok güzeldir-RÛHtur-Reyha'dır.. Koku esmâsı ilginç bir esmâdır.. Rüyada koku yoktur. Münir Derman Hocam bunu hep söyler biliyorsunuz durmadan söyler..
Cennet Kapılarından bir tanesi Reyhan Kapısıdır, hanımların gireceği kapı.. Bu onun için buyurulmuştur sizin dünyanızdan bana üç şey sevdirildi..


Resim---Sevgili Peygamberimiz (aleyhisselâm) bir Hadis-i şeriflerinde, Dünyada bana kadınlar ve güzel koku sevdirildi. Namaz da gözümün nuru kılındı." buyurdu.
(Nesâî, işratü’n- nisâ 1)

Veysî olanlar böyledir..
Onun için burun bu pis kokuyu alan burnu hurtumlayacağım yakala hakikat kokusunu alamayan hortumu hortumlayacağız..


إِنَّا بَلَوْنَاهُمْ كَمَا بَلَوْنَا أَصْحَابَ الْجَنَّةِ إِذْ أَقْسَمُوا لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِحِينَ
Resim--- “İnnâ belevnâhum ke mâ belevnâ ashâbe’l- cenneti, iz aksemû le yasrimunnehâ musbihîn (musbihîne).: Muhakkak ki Biz, onları belâya uğrattık. Bostan mahsulünü mutlaka, sabah erkenden (fakirlere göstermeden) devşirmek için yeminleşen bostan sahiblerini belâya uğrattığımız gibi. (Kalem 68/17)

İnnâ belevnâhum ke mâ belevnâ ashâbe’l- cenneti, iz aksemû le yasrimunnehâ musbihîn..

Böyle olanları belâya tabi tutacağız.. neydi belâ?. belâ da fetene gibi denemedir kökü. çünkü belâ, “lâ” ayırımında olmaktır. “lâ” olan kimdir?. Yaratan mı?. ben miyim?. “lâ ilâhe” diyorsun. “lâ”, yok!. kim yok?. ben mi yoğum, beni yaratan mı yok?. yaratılan birisi diyor ki “yaratan yok!.”.. onun için zâten bu “lâ” için mutlaka “be” lâzım, bilmek için kesinlikle “be” lâzım.. onun için buyuruyor ya: “be” nin altındaki nokta benim!.” diye ALİ keremullahi veche öyle buyuruyor.. “Edeb”in “be”sindeki nokta benim..

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemdir ya Ali, Musa'ya hHarun ne ise sende bana o sun..
Yâ Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem herkese bir kardeş buldun ve kardeşledin herkesi, bir tek ben kaldım, beni unuttun mu?. Hayır sen de bana kardeşsin..


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem "Ali hayır ve ihsan ehlinin, itaat ve takvâ erbâbının imamıdır; kötü kişilerin kaatilidir, ona yardım eden, yardıma nâil olur; onu horlayan, horlanmıştır." buyurdu.
(Câmiü’s-Sağir; c.2, s.55)


_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 29 Tem 2018, 23:36 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 3687
Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Ali, bana nisbetle, Musa'ya Harun menzilesindedir; ancak benden sonra Peygamber yok", "Ali, mü’minlerin emiridir; malsa münafıkların hakimi" buyurdu.
(Câmiu’s- Sağîr, c. 2, s. 55.)


Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, hadis-i şerifleriyle kadri, makamı, derecesi, ümmete bildirilen zâttır.

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Ben hikmetin eviyim, Ali onun kapısı." buyurdu..
(Câmiu’s- Sağîr, c. 1, s. 90.)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Ben ilmin şehriyim, Ali onun kapısı; ilmi dileyen, kapıya gelsin" buyurdu.
(Câmiü’s- sağir, c. 1, s, 90. Künuzü'l-Hakaaik; c. 1, s. 111.)


Hadis-i şerifleriyle Peygamberlerin hateminin ve hatımının hikmetine, ilmine kapıdır..

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Ali, dünya ve âhirette kardeşimdir", "Ali, bilgimin hurcudur", "Ali bedenimdir, ben Ali'denim; benim edâ edeceğim şeyi ancak ben edâ ederim, Ali edâ eder." buyurdu.
(Câmiu’s- Sağîr, c. 2, s. 55.)


Kardeşlik kurulmuş ama Ali kerremallahu vechehu Efendimize kardeş yok.. o zaman diyor ki: “Yâ Rasûlullah herkese kardeş tayin ettiniz bana yok!.” “Yâ Ali sen benim kardeşimsin, ben senin kardeşinim öyle ki, kardeş olan Musa’ya Harun ne ise sende benim için öylesin ancak, nübüvvet hitam bulmuştur, peygamberlik hitam bulmuştur..
Velâyet devam eder. Nübüvvet, velâyete derc olmuştur.. derc olmuştur, içine girmiştir, içindedir elbette.. yâni Nurullah =>Nur-u Mim =>Nur-u Ehl-i Beyt aleyhisselâm =>Nur-u Velâyet içerisinde kıyamete kadar akıp gitmektedir.. “Bu akan su kimin suyu?” demek ahmaklarındır.. İllâ bir Kral Suyu arıyor.. Yaratan getiren götüren kıyamete kadar akıtan değil..
Yâni akıllar buradan geçmesi lâzım.. böyle boş işlerle uğraşmasın bıraksın..

İnnâ belevnâhum ke mâ belevnâ ashâbe’l- cenneti.. hani cennet sahibi olanlar vardı ya biz onları bir belâya tabi tutmuştuk ya bunları da öyle belâya tabi tutacağız böyle bir belâ verdik onlara yâni bir deneme içinde onlar böyle ağır bir deneme.. ashabe’l- cenneh, cenneti bahçe olarak tercüme etmişlerdir.. hadi bahçe olsun.. muhteşem bir güzellik, nun cem’i Nurullah cem’inin içerisinde her türlü ni’metin bulunduğu yere sâhib olanlar, böyle bahçeleri olanlar..

İz aksemû le yasrimunnehâ musbihîn.. kasem etmişlerdir, kasem ettiklerinde ne demişlerdi gecenin altında yemin ediyorlardı.. musbihîn.. sabah olurken muhakkak sırım gibi yapacağız yâni bahçede ne kadar elma meyve şu bu varsa hepisiniz çırpacağız, sırım gibi yapacağız böyle devrişeceğiz ki, oraya giden var ya kokusunu bile duyamayacak değil bir tane yemek bir tane faydalanmak.. buralarda şeylere çok dikkat var.. Cennet bahçesi gibi İlim ve İrfana sâhib olup, Edebe, Erkana, Nurullaha, Nur-u MuhaMMed sallallahu aleyhi ve selleme sâhib olup, kendi mallığına sâhiblık çıkmak bu benim gibi felân şeylerden ALLAH celle celâlihuu korusun çok tehlikeli şeyler ki, buralarda açıkça anlatılmaktadır. Dikkat etmek lâzım hiç kimse sâhib çıkmamalı Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin malına istediği kadar kullanabilir yiyebiliri içebilir dağıtabilir fakat sâhib çıkmamalı..


وَلَا يَسْتَثْنُونَ
Resim--- "Ve lâ yestesnûn (yestesnûne).: Ve bir istisnâ yapmıyorlar.” (Kalem 68/18)

Ve lâ yestesnûn.. İstisna da yapmıyorlar “bunu yapacağız” diyorlar da canımız sağ olunca yapacağız ALLAHu zü’L- CeLÂL izin verirse yapacağız diye istisna da koymuyorlar. “Biz yarın sabah gideriz” diyorlar o bahçeyi öyle bir sıyırırız ki kimse zerre alamaz oradan artık hiç bir şey bırakmayacağız neyi varsa bizim olsun!.”

فَطَافَ عَلَيْهَا طَائِفٌ مِّن رَّبِّكَ وَهُمْ نَائِمُونَ
Resim--- "Fe tâfe aleyhâ tâifun min RABBike ve hum nâimûn (nâimûne).: Fakat onlar uyuyorken, RABBin tarafından gönderilen bir afet onun (bostan mahsullerinin) üzerinde dolaştı.” (Kalem 68/19)

Fe tâfe aleyhâ.. gecenin altında.. Fe tâfe, tavaf etmektir, dolaşmak dolanmaktır.. aleyhâ.. etrafında dolaşıverdi.. tâifun.. bir dolaşan dolaştı etrafında bahçenin bir tur attı.. bir şey yıldırım dolaşır gibi, ateş dolaşır gibi..
Hani ucu ateşli çubuğu elimize alır hızla çevirir de daire cizdiririz ya, öyle bir şey dolaşıverdi.. min RABBike.. RABBinden.. ve hum nâimûn.. onlar uyurken, gerçek uyuyorlardı. bu gaflet uykusu mudur, cehâlet uykusumudur, dalâlet midir, hiyanet midir onu göreceğiz. Ne uykusuydu bu cennet bahçelerinin kendilerinin sanışları, her şey kendilerininmiş gibi almaları ve “biz buradan bir şey vermeyiz zâten bizim burası”.. vs.. ama bir şey dolaşıverdi bir gece içinde.. ve sabah böyle kararlaştırdılar ama;


فَأَصْبَحَتْ كَالصَّرِيمِ
Resim--- "Fe asbahat ke’s- sarîm (sarîmi).: Böylece (mahsul) simsiyah oldu (bahçe kara toprak gibi oldu).” (Kalem 68/20)

fe asbehat.. sabah oldu.. ke’s- sarîm.. o bağ, sırıma dönüverdi.. bağ-bahçe sırım gibi oldu yâni bir yeşil zerre kalmadı..
Sırım nedir?. Sırım, eskiden biliyorsunuz manda derisinden kalın derilerden çarık dikilirdi köylerde.. O çarığın dikilmesi içinde kendisinden kalın şeritler çıkarıldı ip yerine onlar kullanılırdı uçları uzatılır ayak oraya girer arkadan bağlanır sonra topuğun üzerinde döndürülür düğüm atılır bizlerde giydik yâni.. Bunu Hacı Mahmut felân çok giydi. Hakan’ın babası..

Doğru Ender can.. Bunu çok iyi bilir ve de işi zâten öyle ayakkabıcılıkta.. evet ya da ama ben giydim meselâ hatırlıyorum benim bizim zamanımızda vardı.. Biz ilk okulda okurken çocukların belki yüzde sekseninde vardı.. Hatta babam gardiyandı eğitmenlikten sonra gardiyanlık yapmıştı, o cizletti galiba bir lastik çıkmıştı dışı çok parlak içi cingene pembesi kadife kaplı ilk defa o getirmişti.. Babam bana getirmişti.. İlk okul kaçta 2 de mi 3 miydik hayran kalmıştık yâni çok güzeldi ve ben okula giyip gittim o gün herkes bütün arkadaşlar çocuklar bana bakıyorlardı.. "Gözüala" lakablı benim bir arkadaşım vardı.. Rasim ismi de Gözüala derdik lakab takmışlardı çünkü gözü elâ renkliydi, sonra trafik kazasında öldü çok değerli bir insandı. Gözüala, bir ağa oluydu yâni Kör Hasan diye bir ağanın oğluydu ama, adam çok kaba bir adamdı görgüsüzdü, çoluğuna çocuğuna bakmazdı. Yâni sadece davar üretirdi koyunları çoktu perişan yaşarlardı.. Öğle tenefüsünde beni iknâ etti bana dedi ki: “Emmi oğlu dedi bu senin ayakkabıyı ben giyeyim.”
Öğle tatilinde yemek yiyip tekrar döneceğiz ya insanlara gösteririm yâni öğle tatilinde yemek yiyeceğiz geleceğiz ve ayakkabımızı tekrar değişeceğiz olur dedim ben daha o gün giymişim halbuki..
Onun eski neyi varsa giydim ben öğleyin eve yemek yemeye gittik tabii ki, anam bir baktı böyle nerde senin ayakkabın dedi ki o zamanlar anamın estiği zamanlar yâni bende doğrucu olduğum için “Gözüala’ya verdim” dedim ama o sırada kapıyı tuttu yâni ben içerdeyim “nasıl” dedi işte “Gözüala giydi kız kardeşlerine felân gösterecekmiş” dedim göstersin ben şimdi gidince alırım dedim çok masumca fakat anam oradan pişirgeci/sopayı nasıl kaptıysa pişirgeci bir tane attı omuzuma felân vurdu yâni kuvvetlice vurdu ben kapıdan çıkıncaya kadar üç beş kere yedim ondan hiç akıllanmayacaksınız felân diye anam bağırıp çağırarak ve o gün yemek yemeden gittim okula..
Neyse Gözüala çok teşekkür etti çok memnun oldu yâni çok sevindi ayakkabıları tekrar değiştik..
Sırım hayvan deresinden yapılan ölü ama deridir onun için yollarda çok sırımlar görürsünüz robot bile değildir..
Fe asbehat.. ne zaman ki sabah oldu sabah olunca yâni mutekiben sabah olacak kessariym “ke” gibi demektir Arapçada öndeki kelimeyi gibiye çeviriyor kessariîm, sırım gibi oldu yâni simsiyah kesiliverdi bahçe gümledi yâni yok oldu..


_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 24 Eyl 2018, 13:33 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 3687
Resim MOR KALeM..

فَتَنَادَوا مُصْبِحِينَ
Resim--- "Fe tenâdev musbihîn (musbihîne).: Nihâyet sabah olunca birbirlerine seslendiler.” (Kalem 68/21)

Fe tenâdev musbihîn.. bahçe sâhibleri, Sabah olmuş haldeyken yâni artık sabah gece denmezken, tan yeri esecekken, nidâ ediyorlar birbirlerine sesleniyorlar yâni erken sabah erkence birbirine seslenirler..

أَنِ اغْدُوا عَلَى حَرْثِكُمْ إِن كُنتُمْ صَارِمِينَ
Resim--- ""Enıg’dû alâ harsikum in kuntum sârımîn (sârımîne).: Eğer devşirecekseniz, tarlanıza sabah erken gidin!” (Kalem 68/22)

Enıg’dû.. aslında yarın yâni şimdi olacak yâni yarın şimdi oldu gibi sabah erken anlamında eniğdu sabah oldu erkence hadi varın, erkence varın gidin.. alâ harsikum.. tarlalarınıza bağınıza bostanınıza.. hars, tarla demektir.. Lâzım tohumun ürediği yerdir Lâyıktır.. hars için başka âyet vardır “kadınlarınız sizin harslarınız”dırdiye.. “tarlalarınızdır” diye bunlarda önümüzde âyetlerde gelecektir.. eniğdu ala harsikum in kuntum sarimiyn in kuntum sârımîn.. hadi devşirecekseniz devşiricilerseniz.. derhal erkenden harsınıza gidin.. hars tarla demektir ekin demektir daha doğrusu hasada gelmiş ekin tarlası demektir.. siz ekim yaptınız ya, ürettiğnizyetiştirdiniz sâhib çıktınız ya, çocuklarımıza yaptığımız gibi “bizim, bizim çocuklarımız dediğimiz” gibi..

فَانطَلَقُوا وَهُمْ يَتَخَافَتُونَ
Resim--- "Fentalekû ve hum yetehâfetûn (yetehâfetûne).: Bundan sonra aralarında gizlice konuşarak (evden) ayrıldılar.” (Kalem 68/23)

fe.. mütakiben, bundan sonra.. Fentalekû.. ayrıldılar, intikal ettiler.. ve hum yetehâfetûn.. hatıf olarak yâni gizlice ne konuşuyorlar gizli gizli giderken.. ama intikal etmek derken, böyle hızlıca intikal ediyorlar.. böyle hızlı hızlı giderken bir taraftan da gizli gizli haffeden konuşuyorlar.. gizlice konuşuyorlar çaktırmadan konuşuyorlar, fısıldaşıyorlar yâni kendi aralarında ne diyorlar şöyle diyerek;

أَن لَّا يَدْخُلَنَّهَا الْيَوْمَ عَلَيْكُم مِّسْكِينٌ
Resim--- "En lâ yedhulennehâ’l- yevme aleykum miskîn (miskînun).: Sakın bugün oraya (bostana) sizin yanınıza bir yoksul girmesin.” (Kalem 68/24)

En lâ yedhulennehâ.. sakın sakın oraya dahil olmasın girmesin!. El yevme, bu gün.. aleyküm size, sizin yanınıza, aranıza.. miskîn, miskîn, yoksul, fakir olanlar sakın sakın bu gün aranıza girmesin, sokulmasın, içinizde olmasın sakın ha!. miskîn nedir?. Miskîn, sâkin kalmış, kendi maddî imkanları sıfır olan demektir. bir garib kalender, şu, bu.. başka nedir miskîn?. İçerdeki KÛN fe yeKÛNu görüyorsunuz.. KÛN’u görüşorsunuz “mis”den sonraki KÛN aynı köktür.. sakın aranıza başkası girmesin.. kim bunlar, bu bahçenin sahibi kim?. Yaratanı kim?. Konuşan ve Yaşayan Hakka ve Hayra götürücü kimse girmesin!. Sizlerse bizimtarlamız diyerek, bir vurgunci takımı gibi gidin kökünü kazıyın, sırım gibi cascavlak yapın!. hepsi sizin olsun!.
Kendi aralarında böyle konuşuyorlar ve daha yoldalar!. Ve gidiyorlar ne diyorlar “sizin içinize, sizin yanınıza bir miskîn girmesin!.”


وَغَدَوْا عَلَى حَرْدٍ قَادِرِينَ
Resim--- "Ve gadev alâ hardin kâdirîn (kâdirîne).: Ve (yoksulları) men etmeye güçleri yetecek (diye) sabah erkenden gittiler.” (Kalem 68/25)

Ve gadev.. sabah erkenden gittiler.. hızlıca yol aldılar gittiler sabah erkence.. alâ hardin, men etmek, mahrum etmek kasti üzere.. sanki bu men edecek hard edecek engelleyecek nihâyet verecek, men etmeye güçleri yetecek, yaptırmayacak bir kudretleri varmış gibi böyle bir çalımla böyle bir gidişle gittiler ki, sanki bunu mutlaka yapacaklarmış gibi gittiler..

فَلَمَّا رَأَوْهَا قَالُوا إِنَّا لَضَالُّونَ
Resim--- "Fe lemmâ raevhâ kâlû innâ le dâllûn (dâllûne).: Fakat onu (bostanın hâlini) görünce: “Muhakkak ki biz, gerçekten dalâlette olan kimseleriz.” dediler.” (Kalem 68/26)

Fe lemmâ, vaktaki, ..dıklarında.. gördüklerinde..
vaktaki ne zaman ki, baktılar ki.. raev-hâ, onu/tarlalarının/bahçelerinin son hâlini gördüler.. kâlû innâ le dâllûn dediler ki: “Muhakkak ki biz, gerçekten dalâlette olan, sapıklar, doğru yolu kaybedenler kimseleriz.” “biz yanlış gelmişiz sapık, başka bir yere gelmişiz, sapmışız.. yâni öyle değildi bizim bahçemiz meyve yüklüydü.. Burası nasıl bir yermiş böyle.. bizim bahçe böyle değil cennetti.. bağı gördüklerinde ise: “Hani cennetti!. Nere gitmiş!.”


بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ
Resim--- "Bel nahnu mahrumun (mahrûmûne).: Hayır, biz mahrum olan kimseleriz.” (Kalem 68/27)

Bel.. bilâkis, aksine, hayır hayır yanlış gelmedik geldiğimiz yol buydu.. yok yok nahnu biz varya biz nahnu mahrûmûn biz mahrum edilmişiz!. biz mahrum olan kimseleriz!. Bizim bahçe tırpan edilmiş, yok edilmiş, tebdil edilmiş, cennetimiz cehenemme çevrilmiş ve biz mahrum edilmişiz!.

Mahrum ne demek?. “Haram” kökünü görüyorsunuz.. Hürmet edilene hürmet.. Bilâkis biz “Hakka, Hayra ve Ni’mete Hürmet”in kaynağını kesmişiz!. Biz CÂN CereyÂNımızı kesmişiz, kesince de cehenneme dönüştürmüşüz cennetimizi!. Yıldız Sarayı gibiydi her yer, pırıl pırıldı CereyÂN kesilince cehennem çukuruna dönüştü de, kendi elimizi göremez olduk, gözümüzü yüzümüzü göremez olduk!.
İşte mahrum edilmek bu!. Maddî Manevî Ni’mete hürmetsizlik etmektirki bu haramdır!. Kâbe gibi.. Mescid-i Haram gibi.. Kâbeye yapılacak herhangi bir hareket tam tersini doğuruverir ve hemen mahrum eder, haram ve mahrum eder hürmetsizlik!.
Onun için kadına da “haram” diyoruz.. Ne zaman mahrum olur?. Erkek yada kendisi Kadının Fıtrî Yapısına hurmet etmediği zaman, gerçekten o saygıyı göstermediği zaman, İlahî Saygıyı göstermediği zaman mahrum olur!.
Ben, insan kanunlarını demiyorum ALLAHu zü’L- CeLÂL’in kanunlarını diyorum!. O’nun kanunu çok değişik çünkü!.
Soruyor âyette Hacer aleyhasselâm Vâlidemiz: “Yâ İbrahîm!. Bu Çölün ortasında, dağın başında tek bir yerde in yok cin yok ıpıssız kilometrecelerde bir yaratık yok, sen bizi kime bırakıp gidiyorsun!.”
İbrahîm aleyhisselâm cevab veriyor: “ALLAHu zü’L- CeLÂL’e!.”
Hacer aleyhasselâm Vâlidemiz: “ O halde güzel gidebilirsin!.” buyuruyor..

Hiçbir şey yok, hiç cedel,kavga, üzülme, vurma, kırma hiçbir şey yok!.
Ama ne var?. Milyonlar belki milyarlar!. Belki değil, milyarlar gidiyor da o Merhamet Memeleri SAFA ve MERVE’nin arasında sayy ediyor.. Safa ve Merve.. MuHABBEt ve MuhaMMedin ne olduğu anlaşıldı!.
Ve Hacer aleyhasselâm Vâlidemiz, Hacer Kuyusundan çıkıyor!.
Zemzemin Topuk SuLarı.. ZeMZeM SuLarı.. İsmâil aleyhisselâm’ın Topuklarıyla kazdığı ÂB-ı HAYyat SuLarı, HÜCcet SuLarı ALLAH celle celâlihu izniyle kıyamete kadar COŞacak!.
Bütün bunları, haram ve mahrum oluşu anlatmak için söylüyorum..
Bu bencil,cimri ve ahmak insanlar her zaman böyle konuşurken içlerinden;


قَالَ أَوْسَطُهُمْ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ
Resim--- "Kâle evsatuhum e lem ekul lekum lev lâ tusebbihûn (tusebbihûne).: Onların en makul düşüneni: “Ben, size eğer (ALLAH’ı) tesbih etmiyorsanız, olmaz (tesbih etmeniz gerekir) demedim mi?” dedi.” (Kalem 68/28)

Kâle evsatuhum, vasat olan, ortasında olan yâni, maximum/ifratı minimum/tefriti olmayanı, optimum/i’tidâl üzere olanı, vasat olanı diyor ki: “Ben, size eğer ALLAH celle celâlihu’yu tesbih etmiyorsanız, olmaz/tesbih etmeniz gerekir!.” demedim mi?”
Ben demedim mi ki size her ÂNda,Şu ÂNda Şe’ÂNuLLAHta Yusebbihu.. ALLAHu zü’L- CeLÂL, KüLlî ŞEYy’i yeniden Yaratıp durmakta.. keşke sizler bunu aANLAyıp da ALLAH celle celâlihu’yu tesbih etseydiniz..
Ben size: “RABBulâlemîni, Sistemin Sahibini tesbih edin demedim mi?.”

“Şimdi, şu ÂNda göklerde veyerde ne var ise atomun döndüğü gibi RABBısını tesbih ediyor!. Her ÂN YENiden MEVCÛA/Var ediliyor!.” demedim mi?.” diyor..
lev lâ tusebbihûn.. Keşke bu bahçeleri halk edeni, RABBu’L- ÂLeMîni tesbih etseydiniz, sebbeha etseydiniz, “Hakikatıyla BİLe OL!.”şu bizzât ÖZünüzde, YÜZünüzde, SÖZde ve HAYyatınızda YAŞA!.saydınız..
Yâni Beden Bahçelerimizin, Cennet Bahçelerimizin ışığını verenin, şah damarımızdan yakın olan CereyÂNını CÂNlığını verenin, diriliğini verenin şah damarımızdan yakın oluşunu o kadar yakın bilseydiniz, o kadar tesbih edebilseydiniz!.
Bu sistemi tesbih tenzih etmektir. Yaratanı, yaratılmışlık sıfatlarından ayırmaktır, ayıra bilme gücüdür, melekesidir teşbih..
Teşbih, benzetmek çekmektir..
Tesbih sebbeha ise, kendi sınırında tutmaktır.. Resim ile RESSAMı!. Demedim mi ki, size tesbih edenlerden ve MuhaMMedî bir ZEVKLe ANLAyıp YAŞA!yan!.lardan olsaydınız!. diye..


KüLLî ŞEYy’in =>HEPİSİ-nde,
Onları her ÂN YENiden YARATAN'ının İMZÂsı Varr..:


اللَّهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ وَكِيلٌ
Resim---"Allahu hâliku kulli şey’in ve huve alâ kulli şey’in vekîl(vekîlun).: Allah, herşeyin Yaratıcısı’dır ve O, herşeye vekildir.” (Zumer 39/62)

إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ
Resim---"İnnemâ emruhû izâ erâde şey’en en yekûle lehu kûn fe yekûn(yekûnu).: O (Allah), bir şey irade ettiği (dilediği) zaman O’nun emri, sadece ona: "Ol!" demektir. O, hemen olur.” (YâSîn 36/82)

“YuSEBBihu!. SEMÂ’Sı”-nda =>SeBBeHa.. TeSBih!. feSEBBih!.:

يُسَبِّحُ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ الْمَلِكِ الْقُدُّوسِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ
Resim--- "YUSEBBİHU lillâhi mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardıl melikil kuddûsil azîzil hakîm(hakîmi) : Göklerde ne var, yerde ne varsa (HEPSİ) O mülk-ü melekûtun eşsiz hükümrânı, noksaanı mucib herşeyden pâk ve münezzeh, gaalib-i mutlak, yegâne hukûm ve hikmet saahibi ALLÂHI TESBÎH (VE TENZÎH) ETMEKDEDİR.(Cumâ 62/1)

Yusebbihu: tesbih eder.
Sebbaha: yüzmek..

Yerdeki göklerdeki ZeRReler yani ATOMlar vede Kürreler-Galaksiler,
NeşRlerinden HaŞRlerine kadar döndüler, dönmekteler ve dönecekler.
Bu SeBBaHa yüzüş RAKSı hep sürecek her AN yeniden Yaratılan ŞE'ENULLAHta..
Ve ne zamAN AKILLarımız DEVR-ÂNı ANLarsa ve DEVRe İştirak ederse Yusebbuhu Zikr-i Dâimindeyiz
İnşâe ALLAH..İşte her ZeRReye bahşedilen bu Rüşd Raksı, Yeniden Yartış Hareketi Merkezin DENGE için ÇEKimine karşı Merkezkaç DÜZEN Kuvvetini doğurup VARlığı oluşturmaktadır her ÂN ŞeÂNullahta…


NESL-i CEDîDi.: her ÂN Şe’ÂNuLLAHta KÛN fe yeKÛN Yeniden HALK ediş-Yaratış..

إِن يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَأْتِ بِخَلْقٍ جَدِيدٍ
Resim---"İn yeşe’ yuzhibkum ve ye’ti bi halkın cedîd (cedîdin).: Eğer dilerse sizi giderir (yok eder) ve (sizin yerinize) yeni bir halk getirir.” (Fâtır 35/16)

أَفَعَيِينَا بِالْخَلْقِ الْأَوَّلِ بَلْ هُمْ فِي لَبْسٍ مِّنْ خَلْقٍ جَدِيدٍ
Resim---"E fe ayînâ bil halkı’l- evvel (evveli), bel hum fî lebsin min halkın cedîd (cedîdin).: İlk yaratmada âcizlik mi gösterdik? Hayır, onlar yeni bir yaratma hususunda şüphe içindedirler.” (Kaf 50/15)

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ
Resim---“Ve lekad halakne’l- insâne ve na’lemu mâ tuvesvisu bihî nefsuh (nefsuhu), ve nahnu akrebu ileyhi min HABLİ’L- VERÎDi: Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız.””(Kaf 50/16)


Şe’eNULLAH:

يَسْأَلُهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ
Resim---''Yes’ eluhu men fis semâvâti vel ard (ardı), kulle yevmin huve FÎ ŞE’Nin: Göklerde ve yerde bulunan herkes, O'ndan ister. O, her an YARATMA HALİndedir.” (Rahmân 55/29)

Şe’ÂN: her ÂN YENiden YARATış SeBBehâsı..
Şu ÂN <=> Şe’ÂN => ŞeHÂDeti..:SeBBeHa.. TeSBih!. feSEBBih!.:


يُسَبِّحُ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ الْمَلِكِ الْقُدُّوسِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ
Resim---YUSEBBİHU lillâhi mâ fî's- semâvâti ve mâ fî'l- ardıl meliki'l- kuddûsi'l- azîzi'l- hakîm (hakîmi) : Göklerde ne var, yerde ne varsa (HEPSİ) O mülk-ü melekûtun eşsiz hükümrânı, noksaanı mucib herşeyden pâk ve münezzeh, gaalib-i mutlak, yegâne hukûm ve hikmet saahibi ALLÂHI TESBÎH (VE TENZÎH) ETMEKDEDİR." (Cumâ 62/1)

Yusebbihu: tesbih eder.
Sebbaha: yüzmek..

Yerdeki göklerdeki ZeRReler yani ATOMlar ve de Kürreler-Galaksiler,
NeşRlerinden HaŞRlerine kadar döndüler, dönmekteler ve dönecekler.
Bu SeBBaHa yüzüş RAKSı hep sürecek her AN yeniden Yaratılan ŞE'ENULLAHta..
Ve ne zamAN AKILLarımız DEVR-ÂNı ANLarsa ve DEVRe İştirak ederse Yusebbuhu Zikr-i Dâimindeyiz
İnşâe ALLAH..
İşte her ZeRReye bahşedilen bu Rüşd Raksı, Yeniden Yartış Hareketi Merkezin DENGE için ÇEKimine karşı Merkezkaç DÜZEN Kuvvetini doğurup VARlığı oluşturmaktadır her ÂN ŞeÂNullahta…



ALLAHu zü'L-CeLÂL'imiz KüLLî ŞEYy'i,
TEKVİN Sıfatları OLan KAZA-KADER-İRADE ve DİLEmesiyle Sürekli ve YENİden Yaratmaktadır.:

وَكَذَّبُوا وَاتَّبَعُوا أَهْوَاءهُمْ وَكُلُّ أَمْرٍ مُّسْتَقِرٌّ
Resim---"Ve kezzebû vettebeû ehvâehum ve kullu emrin mustekırrun.: Yalan dediler, arzularına uydular. Halbuki, her iş (Allah takdirinde) yerini almıştır.” (Kamer 54/3)

لِّكُلِّ نَبَإٍ مُّسْتَقَرٌّ وَسَوْفَ تَعْلَمُونَ
Resim---"Li kulli nebein mustekar(mustekarrun), ve sevfe ta’lemûn(ta’lemûne).: Her bir haber için 'kararlaştırılmış bir zaman (müstakar)' vardır. Siz de bileceksiniz.” (En’âm 6/67)

إِنَّا كُلَّ شَيْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ
Resim---"İnnâ kulle şey’in halaknâhu bi kader(kaderin).: Muhakkak ki Biz, herşeyi, bir kaderle (takdir edilmiş olarak) yarattık.” (Kamer 54/49)

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا رُسُلاً مِّن قَبْلِكَ وَجَعَلْنَا لَهُمْ أَزْوَاجًا وَذُرِّيَّةً وَمَا كَانَ لِرَسُولٍ أَن يَأْتِيَ بِآيَةٍ إِلاَّ بِإِذْنِ اللّهِ لِكُلِّ أَجَلٍ كِتَابٌ
Resim---"Ve lekad erselnâ rusulen min kablike ve cealnâ lehum ezvâcen ve zurriyyeten, ve mâ kâne li resûlin en ye’tiye bi âyetin illâ bi iznillâh(iznillâhi), li kulli ecelin kitâb(kitâbun).: Andolsun, senden önce de elçiler gönderdik, onlara eşler ve çocuklar verdik. Allah'ın izni olmaksızın (hiç) bir elçiye herhangi bir ayeti (mucizeyi) getirmek olacak iş değildi. Her ecel (tesbit edilmiş süre) için bir kitap (yazı, hüküm, son) vardır” (Ra’d 13/38)



KÜLLî ŞEYy'i YARatAN ->HAKk TeÂLÂ.:

اللَّهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ وَكِيلٌ
Resim---"Allahu hâliku kulli şey’in ve huve alâ kulli şey’in vekîl (vekîlun).: Allah, herşeyin Yaratıcısı’dır ve O, herşeye vekildir.” (Zümer 39/62 )

ذَلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمْ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ لَّا إِلَهَ إِلَّا هُوَ فَأَنَّى تُؤْفَكُونَ
Resim---"Zâlikumullâhu rabbukum hâliku kulli şey’in lâ ilâhe illâ huve fe ennâ tu’fekûn (tu’fekûne).: İşte o Allah ki, sizin Rabbinizdir. Herşeyi Yaratan’dır. O’ndan başka İlâh yoktur. Öyleyse nasıl döndürülüyorsunuz?.” (Mümin 40/62)


ResimResim

BedENimi ->FiiLimi ->DÜŞÜNcemi YARatAN ->HAKk TeÂLÂ.:

ALLAHu Zü'l-Celâl: “Kâinâtı ben yarattım! Bedenini ben yarattım! Fiillerini ben yaratmaktayım! Düşüncelerinizi de ben yaratırım..” buyurmaktadır..

Zü'l-Celâli Ve'l- İkrâmü :

Resim

Sizi Yaratan BENim.:

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ
Resim---“Ve mâ halaktu'l- cinne vel inse illâ li ya'budûni.: Ve Ben, insanları ve cinleri (başka bir şey için değil, sadece) Bana kul olsunlar diye yarattım.” (Zariyat, 51/56 )


FiiLLerinizi Yaratan BENim.:

وَاللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ
Resim---"Vallâhu halakakum ve mâ ta’melûn (ta’melûne).: Ve (oysaki) sizi de, yaptığınız şeyleri de Allah yarattı.” (Sâffat 37/96) (Zariyat, 51/56 )

فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ وَلَكِنَّ اللّهَ قَتَلَهُمْ وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ وَلَكِنَّ اللّهَ رَمَى وَلِيُبْلِيَ الْمُؤْمِنِينَ مِنْهُ بَلاء حَسَناً إِنَّ اللّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Resim ---“Fe lem taktulûhum ve lâkinnallâhe katelehum, ve mâ rameyte iz rameyte ve lâkinnallâhe ramâ, ve li yubliyel mu’minîne minhu belâen hasenâ (hasenen), innallâhe semîun alîm: Onları siz öldürmediniz (Bedir’de o kâfirleri kendi kuvvetinizle öldürmediniz), ama onları Allah öldürdü; (Ey Rasûlüm, bir avuç toprak) attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı. Mü'minleri kendinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için (yaptı.) Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir.” (Enfâl 8/17)


DÜŞÜNceLerinizi Yaratan BENim.:

وَمَا تَشَاؤُونَ إِلَّا أَن يَشَاء اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ
Resim ---“Ve mâ teşâûne illâ en YEŞÂALLÂHu RaBBu'l- âlemin (âlemîne): Ve âlemlerin RaBBi Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.”(Tekvîr 81/29)

Resim

ÖZden de ÖZde AKRABa..
AŞKta CÂNda CÂNAN OLmak..:

BEN size sizden daha yakınım:


وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ
Resim---"Ve lekad halakne’l- insâne ve na’lemu mâ tuvesvisu bihî nefsuh (nefsuhu), ve nahnu AKREBu ileyhi min habli’l- verîdi:Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız-AKRABAyız..””(Kaf 50/16)


Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 18 Eki 2018, 21:58 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 3687

قَالُوا سُبْحَانَ رَبِّنَا إِنَّا كُنَّا ظَالِمِينَ
Resim--- "Kâlû subhâne RABBinâ innâ kunnâ zâlimîn (zâlimîne).: “Bizim RABBimiz Sübhan’dır (yücedir, herşeyden münezzehtir). Muhakkak ki biz, zâlim kimseler olduk.” dediler.” (Kalem 68/29)

Kâlû dediler ki anladılar ki; Subhâne.. Sen Subhânsın.. Sebbahayı yaptıran Sensin.. Yok ediliş var edilişi fiilen şu ÂN, Şe’ÂNde yapan Sensin.. RABBinâ ey RABB’ımız.. İnnâ kunnâ.. biz var ya biz evet zâlimîn biz zâlim olduk, biz zâlimmişiz.. Ne için Cennet Bahçesi sahibi olduk, tümüne sâhib çıktık.. “benim bedeni yaratan kimmiş” dedim.. şunları yapan kimmiş her şeyi ama katiyyen istisnâ yapmadık, “illâ” demedik, ne dedik “lâ ilâhe” dedik ne diyor yukarda istisnâ yapmadılar “illâ” demediler bırak ALLAHı bu kadar yok ilah yok kim var biz varız dediler biz varıp illâ ne illâsı istisnâ yok ALLAH diyeceğiz ya dedirmez onun için diyor ne diyorlar şimdi bağ bozulmuş çünkü Kâlû Subhâne RABBinâ.. RABB’ımız Sen Subhânsın Seni tenzih ederiz.. innâ.. biz varya biz kunnâ biz ne olduk zâlimîn, zâlim olduk neydi zâlim “zalle” kökü nedir gölge demektir karanlık demektir nursuzluk demektir şuursuzluk demektir mutsuzluktur zâlim bizzat biz zâlim olduk karanlık güneşsizlik gece nerde ise biz ordayız çünkü bizde yok günşe Nur-u Mim yok ALLAH celle celâlihuu korusun bu dikkat edilecek bir iş..

فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ يَتَلَاوَمُونَ
Resim--- "Fe akbele ba’duhum alâ ba’dın yetelâvemûn (yetelâvemûne).: Bunun üzerine birbirlerine, kınayarak karşılık verdiler.” (Kalem 68/30)

fe akbele.. dönmek ibad etmek kıble edinmek gibi içerdeki kıble kökü var görüyorsunuz Kâbele kökü kıble kökü oraya bütün vechiyle dönmek ba’duhum alâ ba’dın.. bazıları bazılarına döndüler yâni araplar öyle konuşuyor arapçada öyledir çok sarih konuşulur yâni sonra döndüler desek birbirlerine desek bizde biter ba’dihum bazıları bazılarına döndüler ba’d ettiler yetelâvemûn kınamaya başladılar melâmet kökü ordaki birbirlerini kınamaya başladılar, levm etmeye suçlamaya başladılar, içten suçlamaya başladılar ama bu yapmacık değil..

قَالُوا يَا وَيْلَنَا إِنَّا كُنَّا طَاغِينَ
Resim--- "Kâlû yâ veylenâ innâ kunnâ tâgîn (tâgîne).: Yazıklar olsun bize, muhakkak ki biz, haddi aşan kimseler olduk.” (Kalem 68/31)

Kâlû dediler ki yâ veylenâ, yazıklar olsun bize.. innâ kunnâ tâgîn biz gerçekten tuğyan içine düşmüşüz ya hiç hiç taşkın aşkın değil azgınmışız ya hepsini beraber sürükleyip götürmüşüz ve bak komple içindeki dışındakiyle uçuruma gitmek tuğyan.. komple taği deniliyor görüyorsunuz tuğyan edenler taği olanlar ne diyorlar Kâlû yâ veylenâ veyl veyl yazıklar olsun bize aklımızla fikrimizle olayla zamanla zanla bir sürü şey içerisinde innâ kunnâ tâgîn gittik gittik azgın olduk yuh olsun bize yazıklar olsun biz varya biz çok kötü azgınlarız çok ağır ağır gerçekten çok ağır azgınlarmışız bu halde oluşlarını çok ağır suçluyorlar levm ediyorlar bi de Nefs-i Levvâme varya şeytanın emrindeki nefsin pişman olup: “Ben bunları yapacak insan mıyım neden yaptım!.” gibi kendisini ağır suçlarını görmesi..

عَسَى رَبُّنَا أَن يُبْدِلَنَا خَيْرًا مِّنْهَا إِنَّا إِلَى رَبِّنَا رَاغِبُونَ
Resim--- "Asâ RABBunâ en yubdilenâ hayran minhâ innâ ilâ RABBinâ râgıbûn (râgıbûne).: RABBimizin bize, onun yerine, ondan daha hayırlısını bedel olarak vermesi umulur. Muhakkak ki biz, RABBimize rağbet eden kimseleriz.” (Kalem 68/32)

asâ.. olur ki, umulur ki, bel ki beklenir ki, yâni RABBunâ çünkü insanız diyor yâni.. Yaptık bir defa istemiyerek yaptık.. ne edeceğiz.. asâ olur ki RABB’ımız.. en yubdilenâ hayran minhâ.. bakarsın RABB’ımız bundan daha hayırlısını bize tebdil eder. Nasıl bizim bahçeyi bu hale getirdi de o bundan daha güzelini bize tebdil eder.. eder mi eder eder niye öyle düşünüyorlar innâ.. biz varya evet ilâ RABBinâ râgıbûn.. RABB’ımıza rağbet ettik böylece yâni ne kadar ilginç.. bakın ola ki RABB’ımız bunun yerine tebdil olarak daha hayırlısını bedel olarak niye bedel olarak, neden şundan dolayı ki biz bu olay sâyesinde bütün rağbetimizi bağlantımızı bağlantı arzumuzu umudumuzu artık yapacak gönüllü olarak daha önce gönüllü olarak reddediyorduk ki, şimdi anladık ki tam tersini yapmıştık bütün rağbetimizle olacak.. Biliyorsunuz bu kelime;
aynı şeyde de geçiyor bismillâhirRahmÂNirrahim Elem neşrah leke sadrek Ve vada'na 'anke vizreke Elleziy enkada zahreke Ve refa'na leke zikreke Feinne me'al'usri yüsren İnne me'al'usri yüsren Feiza ferağte fensab Ve ila RABBike ferğab

RABB’ına rağbet et!. Kesin olarak, kati yâni çivi gibi çak rağbetini arzunu emelini her şeyini oraya çivile artık.. İnşirâh Sûremizde de;


Bismillâhirrahmânirrahîm.


أَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَ
Resim--- “"E lem neşrah leke sadrak(sadrake). :Biz, senin göğsünü yarıp genişletmedik mi?" [/color] (İnşirâh 94/1)

وَوَضَعْنَا عَنكَ وِزْرَكَ
Resim--- “"Ve vedâ'nâ anke vizrak(vizrake). :İndirmedik mi senden o yükünü?" (İnşirâh 94/2)

الَّذِي أَنقَضَ ظَهْرَكَ
Resim--- “"Ellezî enkada zahrek(zahreke). :Ki o, senin belini bükmüştü;”" (İnşirâh 94/3)

وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَ
Resim--- “"Ve refa’nâ leke zikrak(zikreke). :Ve yükseltmedik mi senin zikrini”." (İnşirâh 94/4)

فَإِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا
Resim--- “"Fe inne maa'l-usri yusra(yusren). :Demek ki zorlukla berâber bir kolaylık var”." (İnşirâh 94/5)

إِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا
Resim--- “"İnne maa'l-usri yusrâ(yusren). :Evet o zorlukla berâber bir kolaylık var." (İnşirâh 94/6)

فَإِذَا فَرَغْتَ فَانصَبْ
Resim--- “"Fe izâ ferağte fensab. :O halde boşaldın mı yine kalk yorul" (İnşirâh 94/7)

وَإِلَى رَبِّكَ فَارْغَبْ
Resim--- “"Ve ilâ rabbike ferğab: Ve ancak RABB’ına rağbet et, hep ona doğrul”" (İnşirâh 94/8)

Burada da öyle RABBina rağibun artık bundan sonra RABB’ımıza rağbet ederiz.. yâni O’ndan umarız, O’ndan bekleriz ümidimizi RABB’ımıza çeviriyoruz.. Artık çevirdik burda artık beklenir ki, olaki RABB’ımız bize merhamet eder de daha iyisini bize tebdil eder.. böyle diyor ama bunu diyen kim?. Vasat olan birisi işte herkes uyuyordu, birisi uyumuyordu ve onları uyandıramamıştı. fakat uyandıklarında bunu görünce o diyor ki “ben söylemiştim size böyle yapmayacaktınız”. onlar diyorlar ki “haklısın biz böyle yaptık şimdi böyle yapıyoruz.”

كَذَلِكَ الْعَذَابُ وَلَعَذَابُ الْآخِرَةِ أَكْبَرُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ
Resim--- "Kezâlike’l- azâb (azâbu), ve le azâbu’l- âhırati ekber (ekberu), lev kânû ya’lemûn (ya’lemûne).: Azâb, işte böyledir ve âhiret azâbı elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi.” (Kalem 68/33)

kezâlik.. işte böyle kezâliken azâbu işte azâb böyledir.. nerede?. bu dünyada.. ve le azâbu’l- âhırati ekber.. ama âhiret azâbı bundan daha büyüktür, kebirdir yâni beterdir.. lev kânû ya’lemûn.. keşke keşke bilir olsaydınız, keşke bunu bilselerdi.. işte böyledir azâb..
Dünyadada böyledir ALLAH celle celâlihu korusun.. şaşkınlık, taşkınlık, azgınlık sonra azâb.. azâbe; tatmaktır, lezzetli olmaktır, tatlı olmaktır aslında.. ha tad böyle ateşin bir anda deği vermesidir, CereyÂN çarpması gibi müthiş bir acılığı vardır. böyle bir azâb bu.. âhiretteki daha büyüktür keşke bunu anlamış olsalar ve bilselerdi.. bu kim için anlatıldı buraya kadar bu ni’metlerin hepsini kullanan sâhib çıkan istediğini onunla yapan kendisine verilen olayı, zamanı kendi zannı içerisinde harcayan, kendi zannında harcayan.. hiçbir yol, yolak, ilim edeb,irfÂN ve erkÂN tanımayan, zâlimce yaşayan, azgınca yaşayan.. işte yukarıda anlatılan.. biliyorsunuz gammazca yaşayan, şöyle yaşayan diye saydı ALLAHu zü’L- CeLÂL.. Bütün bunları yaşıyor bu kişiler söylendi..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 24 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 5 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye