Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 12 Ara 2018, 00:46

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 7 mesaj ] 
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 08 Eki 2010, 16:19 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 03:00
Mesajlar: 4724
Bu konuyu facebook'ta paylan!
Resim

EŞ ŞÂKİRU(celle celâluhu), EŞ ŞEKÛRU(celle celâluhu)

Eş Şâkiru : Kullarının şükürlerini kabul edip rızâsını bahşeden şirkten şüküre geçiren. Az iyiliğe çok çok mükâfât veren. Kullarının şükürlerini kabul eden ve şükre sebeblerin tümünün mutlak sâhibi ve halkedicisi olan ALLAH-U ZU'L-CELÂL.

Eş Şekûru : Hakka inanıp sâlih amel işleyen kularına hesabsız sevâb veren ve şükürlerini kabul buyuran ALLAH-U ZU'L-CELÂL.

Şekera : Nimetini ve ihsânını bilip sâhibine senâ etmek.
Teşekkera : Nimeti verene memnûniyetini bildirip şükür etmek.

EŞ ŞEKÛRU (celle celâluhu) ZEVKİ:

İnsan olma şerefini ve ni'metlerini bahşeden RABBu'l-'âlemîn'e tüm letâifleri ile şükranlarını samîmiyetle sunar... Teşekküre en lâyık olan Eş-Şekûr (celle celâluhu)'ya şükrünü arz eder. el-HAKK (celle celâluhu)'nun halkına teşekkürü, tevâzu' ile yapar.

Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) : "İnsanlara teşekkür etmeyen ALLAH'a da şükretmez." buyurmuştur.
(Ebi Saîd (ra) dan; İmâm Ahmed, Müsnedinde ve Tirmizî)


RABBu'l-'âlemîn'in ni'metlerine, gerçek şükür ise; lâzım ve lâyığı vechiyle emredilen ve murad edilen yer, zaman ve hâlde kullanımdır ki bu yol Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in Rıdvan yoludur.


KUL İHVANİ
ESMÂLAR

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 05 Mar 2011, 05:04 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 03:00
Mesajlar: 8712
Konum: BURSA
Resim Resim---Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) : "İnsanlara teşekkür etmeyen ALLAH'a da şükretmez." buyurmuştur.
(Ebi Saîd (ra) dan; İmâm Ahmed, Müsnedinde ve Tirmizî)


RABBu'l-'âlemîn'in ni'metlerine, gerçek şükür ise; lâzım ve lâyığı vechiyle emredilen ve murad edilen yer, zaman ve hâlde kullanımdır ki bu yol Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in RIDVAN YOLUdur.

KUL İHVANİ
ESMÂLAR


Resim




بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيم




قُلْ أَؤُنَبِّئُكُم بِخَيْرٍ مِّن ذَلِكُمْ لِلَّذِينَ اتَّقَوْا عِندَ رَبِّهِمْ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَأَزْوَاجٌ مُّطَهَّرَةٌ وَرِضْوَانٌ مِّنَ اللّهِ وَاللّهُ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ
1. kul : de, söyle
2. e unebbiu-kum : size haber vereyim mi
3. bi hayrın : hayırlısı
4. min zâlikum : bundan
5. li ellezîne : için, o kimseler (onlar için)
6. ittekav : takva sahibi oldu
7. inde rabbi-him : Rab'lerinin katında
8. cennâtun : cennetler
9. tecrî : akar
10. min tahtı-hâ : onun altından
11. el enhâru : nehirler
12. hâlidîne fî-hâ : orada, içinde devamlı kalacak olanlar
13. ve ezvâcun : ve eşler
14. mutahharatun : temiz, tertemiz
15. ve rıdvânun : ve rıza, razı olma
16. min allâhi : Allah'tan
17. ve allâhu : ve Allah
18. basîrun : en iyi gören
19. bi el ıbâdi : kullarını
Resim---''Kul e unebbiukum bi hayrın min zâlikum, lillezînettekav inde rabbihim cennâtun tecrî min tahtıhel enhâru hâlidîne fîhâ ve ezvâcun mutahharatun ve rıdvânun minallâh(minallâhi), vallâhu basîrun bil ıbâd(ıbâdi) .:De ki: “Size, onlardan daha hayırlısını haber vereyim mi? Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için Rableri katında, içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah’ın rızası vardır.” Allah, kullarını hakkıyla görendir.''
(ÂLİ IMRÂN suresi 15. ayet) (Resmi:3/İniş:94/Alfabetik:7)


أَفَمَنِ اتَّبَعَ رِضْوَانَ اللّهِ كَمَن بَاء بِسَخْطٍ مِّنَ اللّهِ وَمَأْوَاهُ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ
1. e fe men : artık o kimse ... midir
2. ittebea : tâbî oldu, uydu
3. rıdvâne allâhi : Allah'ın rızası
4. ke men : kimse gibi
5. bâe : uğradı
6. bi sehatin : gazaba
7. min allâhi : Allah'tan
8. ve me'vâ-hu : ve onun barınağı, sığınağı
9. cehennemu : cehennem
10. ve bi'se el masîru : ve kötü varış yeri, dönüş yeri
Resim---''E femenittebea rıdvânallâhi ke men bâe bi sehatin minallâhi ve me’vâhu cehennem(cehennemu), ve bi’sel masîr(masîru) .:Allah’ın rızasına uyan kimse, Allah’ın gazabına uğrayan ve varacağı yer cehennem olan kimse gibi midir? O, ne kötü varılacak yerdir!''
(ÂLİ IMRÂN suresi 162. ayet) (Resmi:3/İniş:94/Alfabetik:7)



فَانقَلَبُواْ بِنِعْمَةٍ مِّنَ اللّهِ وَفَضْلٍ لَّمْ يَمْسَسْهُمْ سُوءٌ وَاتَّبَعُواْ رِضْوَانَ اللّهِ وَاللّهُ ذُو فَضْلٍ عَظِيمٍ
1. fe inkalebû : böylece döndüler
2. bi ni'metin : bir ni'met ile
3. min allâhi : Allah'tan
4. ve fadlin : ve bir fazl
5. lem yemses-hum : onlara dokunmadı
6. sûun : bir kötülük
7. ve ettebeû : ve tâbî oldular
8. rıdvâne allâhi : Allah'ın rızası
9. ve allâhu : ve Allah
10. zû fadlin : fazlın sahibi
11. azîmin : azîm, büyük
Resim---''Fenkalebû bi ni’metin minallâhi ve fadlin lem yemseshum sûun, vettebeû rıdvânallâh(rıdvânallâhi), vallâhu zû fadlin azîm(azîmin).:Bundan dolayı Allah’tan bir nimet ve lütufla kendilerine hiçbir fenalık dokunmadan geri döndüler ve Allah’ın rızasına uydular. Allah, büyük lütuf sahibidir.''
(ÂLİ IMRÂN suresi 174. ayet) (Resmi:3/İniş:94/Alfabetik:7)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تُحِلُّواْ شَعَآئِرَ اللّهِ وَلاَ الشَّهْرَ الْحَرَامَ وَلاَ الْهَدْيَ وَلاَ الْقَلآئِدَ وَلا آمِّينَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِّن رَّبِّهِمْ وَرِضْوَانًا وَإِذَا حَلَلْتُمْ فَاصْطَادُواْ وَلاَ يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَآنُ قَوْمٍ أَن صَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ أَن تَعْتَدُواْ وَتَعَاوَنُواْ عَلَى الْبرِّ وَالتَّقْوَى وَلاَ تَعَاوَنُواْ عَلَى الإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاتَّقُواْ اللّهَ إِنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
1. yâ eyyuhâ : ey!
2. ellezîne âmenû : yaşarken Allah'a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler
3. lâ tuhıllû : size helâl kılınmadı, helal saymayın, (saygısızlık yapmayın)
4. şeâire allâhi : Allah'ın şeriatları, şartları, hükümleri
5. ve lâ : ve değil, olmaz, olmamak, yapmamak
6. eş şehre el harâme : haram ay,hürmet edilen,yasak edilen ay
7. ve lâ : ve değil, olmaz, olmamak, yapmamak
8. el hedye : kurbanlık hayvanlar
9. ve lâ : ve değil, olmaz, olmamak, yapmamak
10. el kalâide : boyunları bağlı kurbanlık develer
11. ve lâ : ve değil, olmaz, olmamak, yapmamak
12. âmmîne : eminliğine, güvenliğine, güvenirliğine
13. el beyte el harâme : hürmet edilen ev, yasakların uygulandığı ev (Beyt el Harâm, Kâbe)
14. yebtegûne : isterler
15. fadlan : fazıl
16. min rabbi-him : Rabb'lerinden
17. ve rıdvânen : ve rıza
18. ve izâ : ve o zaman, ...olduğu zaman
19. haleltum : ihramdan çıktınız
20. fastâdû (fe istâdû) : artık avlanın
21. ve lâ yecrîmenne-kum : ve sakın size curum yaptırmasın, sakın sizi suça sevk etmesin
22. şeneânu : kin
23. kavmin : bir kavim, topluluk
24. en saddû-kum : sizi alıkoymaları
25. an(i) el mescidi el harâmi : Mescidi Haram'dan
26. en ta'tedû : zulmetmenize, haddi aşmanıza, hakka tecavüz etmenize
27. ve teâvenû : ve yardımlaşın
28. alâ el birri : birr üzerine, iyilik üzerine
29. ve et takvâ : ve takva
30. ve lâ teâvenû : ve yardımlaşmayın
31. alâ el ismi : günah üzerine
32. ve el udvâni : ve düşmanlık
33. ve ittekû allâhe : ve Allah'a (c.c.) karşı takvâ sahibi olun
34. inne allâhe : muhakkak ki Allah (c.c.)
35. şedîdu el ıkâbi : azabı şiddetli
Resim---''Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tuhıllû şe’âirallâhi veleş şehral harâme ve lâl hedye ve lâl kalâide ve lâ ammînel beytel harâme yebtegûne fadlan min rabbihim ve rıdvânâ(rıdvânen) ve izâ haleltum fastâdû ve lâ yecrimennekum şeneânu kavmin en saddûkum anil mescidil harâmi en ta’tedû, ve teâvenû alel birri vet takva ve lâ teâvenû alel ismi vel udvâni vettekullâh(vettekullâhe) innallâhe şedîdul ıkâb(ıkâbi) .:Ey iman edenler! Allah’ın (koyduğu din) nişanelerine, haram aya, hac kurbanına, (bu kurbanlıklara takılı) gerdanlıklara ve de Rab’lerinden bol nimet ve hoşnutluk isteyerek Kâ’be’ye gelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınızda (isterseniz) avlanın. Sizi Mescid-i Haram’dan alıkoydular diye birtakımlarına beslediğiniz kin, sakın ha sizi, haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. Allah'a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah’ın cezası çok şiddetlidir.''
(MÂİDE suresi 2. ayet) (Resmi:5/İniş:110/Alfabetik:60)


يَهْدِي بِهِ اللّهُ مَنِ اتَّبَعَ رِضْوَانَهُ سُبُلَ السَّلاَمِ وَيُخْرِجُهُم مِّنِ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ بِإِذْنِهِ وَيَهْدِيهِمْ إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ
1. yehdî bihi Allâhu : Allâh onunla (Resûlü ile) hidayet eder (ulaştırır)
2. men(i) ittebea : tâbî olan kişi, kim tâbî olursa
3. rıdvâne-hu : onun rızasına
4. subule : yollar
5. es selâmi : selamet, teslim
6. ve yuhricu-hum : ve onları çıkartır
7. min ez zulumâti : zulmetten, karanlıklardan
8. ilâ en nûri bi izni-hî : kendi izni ile nur'a aydınlığa
9. ve yehdî-him : ve onları hidayet eder (ulaştırır)
10. ilâ sırâtın mustakîmin : Sırâtı Mustakîm'e, "Allâh'a (c.c.) ulaştıran yol"a
Resim---''Yehdî bihillâhu menittebea rıdvânehu subules selâmi ve yuhricuhum minez zulumâti ilen nûri bi iznihî ve yehdîhim ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin) .Allah, onunla rızası peşinde olanları selâmet yollarına iletir ve onları izniyle, karanlıklardan aydınlığa çıkarıp kendilerini dosdoğru bir yola iletir.''
(MÂİDE suresi 16. ayet) (Resmi:5/İniş:110/Alfabetik:60)


يُبَشِّرُهُمْ رَبُّهُم بِرَحْمَةٍ مِّنْهُ وَرِضْوَانٍ وَجَنَّاتٍ لَّهُمْ فِيهَا نَعِيمٌ مُّقِيمٌ
1. yubeşşiru-hum : onları müjdeler
2. rabbu-hum : onların Rab'leri
3. bi rahmetin : bir rahmet ile
4. min-hu : ondan, kendinden
5. ve rıdvân : ve bir rıza
6. ve cennâtin : ve cennetler
7. lehum : onlar için
8. fî hâ : orada vardır
9. naîmun : çok ni'met, bolluk
10. mukîmun : daimî, devamlı (ikâme edilmiş)
Resim---''Yubeşşiruhum rabbuhum bi rahmetin minhu ve rıdvânin ve cennâtin lehum fîhâ naîmun mukîm(mukîmun).: Rableri onlara, kendi katından bir rahmet, bir hoşnutluk ve kendilerine içinde tükenmez nimetler bulunan cennetler müjdelemektedir.''
(TEVBE suresi 21. ayet) (Resmi:9/İniş:113/Alfabetik:104)



وَعَدَ اللّهُ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فِي جَنَّاتِ عَدْنٍ وَرِضْوَانٌ مِّنَ اللّهِ أَكْبَرُ ذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
1. vaadallâhu : Allah vaadetti
2. el mu'minîne : mü'min erkekler
3. ve el mu'minâti : ve mü'min kadınlar
4. cennâtin : cennetler
5. tecrî : akar
6. min tahtihâ : onun altından
7. el enhâru : nehirler
8. hâlidîne : ebedî, devamlı (kalanlar)
9. fî-hâ : orada
10. ve mesâkine : ve meskenler, evler
11. tayyibeten : helâl, güzel, temiz
12. fî cennâti adnin : adn cennetleri içinde
13. ve rıdvânun : ve bir rıza
14. min allâhi : Allah'tan
15. ekberu : en büyüktür (kebir = büyük)
16. zâlike : işte bu
17. huve el fevzu el azîmu : en büyük kurtuluş odur
Resim---''Vaadallâhul mu’minîne vel mu’minâti cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ ve mesâkine tayyibeten fî cennâti adn(adnin), ve rıdvânun minallâhi ekber(ekberu), zâlike huvel fevzul azîm(azîmu) .:Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, ebedî olarak kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde çok güzel köşkler va’detti. Allah’ın rızası ise, bunların hepsinden daha büyüktür. İşte bu büyük başarıdır.''
(TEVBE suresi 72. ayet) (Resmi:9/İniş:113/Alfabetik:104)


أَفَمَنْ أَسَّسَ بُنْيَانَهُ عَلَى تَقْوَى مِنَ اللّهِ وَرِضْوَانٍ خَيْرٌ أَم مَّنْ أَسَّسَ بُنْيَانَهُ عَلَىَ شَفَا جُرُفٍ هَارٍ فَانْهَارَ بِهِ فِي نَارِ جَهَنَّمَ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ
1. e fe men : o kimse mi
2. essese : tesis etti
3. bunyâne-hu : binasının temelini kuran
4. alâ takvâ : takva üzerine
5. min allâhi : Allah'tan
6. ve rıdvânin : ve bir rıza
7. hayrun : daha hayırlı
8. em men : yoksa kimse
9. essese : tesis etti
10. bunyâne-hu : binasının temelini kuran
11. alâ şefâ : kenar üzerine, kenarına
12. curufin : sellerin getirip yığdığı çamur, çürük, yıkılacak toprak, curuf
13. hârin : düşen, devrilen
14. fenhâre : birlikte yıkılır, göçer, çöker
15. bi-hî : onunla
16. fî nâri cehenneme : cehennem ateşinin içine
17. ve allâhu : ve Allah
18. lâ yehdî : hidayete erdirmez
19. el kavme ez zâlimîne : zalimler kavmi, topluluğu
Resim---''E fe men essese bunyânehu alâ takvâ minallâhi ve rıdvânin hayrun em men essese bunyânehu alâ şefâ curufin hârin fenhâre bihî fî nâri cehennem(cehenneme), vallâhu lâ yehdîl kavmez zâlimîn(zâlimîne) .:Binasını takva (Allah’a karşı gelmekten sakınmak) ve O’nun rızasını kazanmak temeli üzerine kuran kimse mi daha hayırlıdır, yoksa binasını çökmeye yüz tutmuş bir yarın kenarına kurup, onunla birlikte kendisi de cehennem ateşine yuvarlanan kimse mi? Allah, zalimler topluluğunu doğru yola erdirmez.''
(TEVBE suresi 109. ayet) (Resmi:9/İniş:113/Alfabetik:104)



Resim



_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 07 Mar 2011, 02:07 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 03:00
Mesajlar: 8712
Konum: BURSA


ذَلِكَ بِأَنَّهُمُ اتَّبَعُوا مَا أَسْخَطَ اللَّهَ وَكَرِهُوا رِضْوَانَهُ فَأَحْبَطَ أَعْمَالَهُمْ
1. zâlike : işte bu
2. bi ennehum : onların ... olmaları sebebiyle
3. ettebeû : tâbî oldular, uydular
4. mâ : şeye, şeyler
5. eshatallâhe : Allah'ı kızdırdı, öfkelendirdi
6. ve kerihû : ve kerih gördüler, çirkin gördüler
7. rıdvâne-hu : onun rızası
8. fe ahbeta : böylece boşa çıkardı
9. a'mâle-hum : onların amelleri
Resim---''Zâlike bi ennehumuttebeû mâ eshatallâhe ve kerihû rıdvânehu fe ahbeta a’mâlehum.: Bu, Allah’ı gazaplandıran şeylere uydukları ve O’nun hoşnut olduğu şeyleri beğenmedikleri içindir. Allah da onların amellerini boşa çıkarmıştır.''
(MUHAMMED suresi 28. ayet) (Resmi:47/İniş:99/Alfabetik:64)



مُّحَمَّدٌ رَّسُولُ اللَّهِ وَالَّذِينَ مَعَهُ أَشِدَّاء عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاء بَيْنَهُمْ تَرَاهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِّنَ اللَّهِ وَرِضْوَانًا سِيمَاهُمْ فِي وُجُوهِهِم مِّنْ أَثَرِ السُّجُودِ ذَلِكَ مَثَلُهُمْ فِي التَّوْرَاةِ وَمَثَلُهُمْ فِي الْإِنجِيلِ كَزَرْعٍ أَخْرَجَ شَطْأَهُ فَآزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوَى عَلَى سُوقِهِ يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغِيظَ بِهِمُ الْكُفَّارَ وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُم مَّغْفِرَةً وَأَجْرًا عَظِيمًا
1. muhammedun : Hz. Muhammed (S.A.V)
2. resûlu allâhi : Allah'ın resûlü
3. ve ellezîne : ve onlar, olanlar
4. mea-hu : onunla beraber
5. eşiddâu : daha şiddetli, çok şiddetli
6. alâ : ... a
7. kuffâri : kâfirler, inkârcılar
8. ruhamâu : çok merhametli
9. beyne-hum : kendi aralarında
10. terâ-hum : onları görürsün
11. rukkean : rükû halinde, rükû ederlerken
12. succeden : secde halinde, secde ederlerken
13. yebtegûne : isterler
14. fadlen : fazıl
15. min : den
16. allâhi : Allah
17. ve : ve
18. rıdvânen : rıza
19. sîmâ-hum : onların nişaneleri, alâmetleri
20. fî vucûhi-him : onların yüzlerinde (yüzlerinde var olan, yüzlerindeki)
21. min : den
22. eseru : eserler, izler
23. sucûdi : secdeler
24. zâlike : bu, işte bu
25. meselu-hum : onların örneği, durumu, özelliği
26. fî et tevrâti : Tevrat'ta
27. ve : ve
28. meselu-hum : onların örneği, durumu, özelliği
29. fi el incîli : İncil'de
30. ke : gibi
31. zer'in : ekin
32. ahrece : çıkardı
33. şat'e-hu : onun filizi, filizini
34. fe : sonra, böylece
35. âzere-hu : onu kuvvetlendirdi
36. fe : sonra, böylece
37. istagleza : galiz hale getirdi, kalınlaştırdı
38. fe : sonra, böylece
39. istevâ : sevva oldu, yöneldi, doğruldu, yükseldi
40. alâ : üzerinde
41. sûkı-hî : kendi gövdesi
42. yu'cibu : hoşuna gider
43. ez zurrâa : ekinciler, çiftçiler
44. li yagîza : öfkelendirmek için
45. bi him : onunla
46. el kuffâr(kuffâra) : kâfirler
47. vaada allâhu : Allah vaadetti
48. ellezîne : onlar
49. âmenû : âmenû oldular, Allah'a ulaşmayı dilediler
50. ve : ve
51. amilû es sâlihâti : salih amel (nefs tezkiye edici amel) işlediler
52. min-hum : onlardan
53. magfireten : mağfiret
54. ve : ve
55. ecren : bir ecir
56. azîmen : büyük
Resim---''Muhammedun resûlullâh(resûlullâhi), vellezîne meahû eşiddâu alel kuffâri ruhamâu beynehum terâhum rukkean succeden yebtegûne fadlen minallâhi ve rıdvânen sîmâhum fî vucûhihim min eseris sucûd(sucûdi), zâlike meseluhum fît tevrât(tevrâti), ve meseluhum fîl incîl(incîli), ke zer’in ahrece şat’ehu fe âzerehu festagleza festevâ alâ sûkıhî yu’cibuz zurrâa, li yagîza bihimul kuffâr(kuffâra), vaadallâhullezîne âmenû ve amilûs sâlihâti minhum magfireten ve ecren azîmâ(azîmen).: Muhammed, Allah’ın Resûlüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler. Onların, rükû ve secde hâlinde, Allah’tan lütuf ve hoşnutluk istediklerini görürsün. Onların secde eseri olan alametleri yüzlerindedir. İşte bu, onların Tevrat’ta ve İncil’de anlatılan durumlarıdır: Onlar filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ziraatçıların hoşuna giden bir ekin gibidirler. Allah, kendileri sebebiyle inkârcıları öfkelendirmek için onları böyle sağlam ve dirençli kılar. Allah, içlerinden iman edip salih amel işleyenlere bir bağışlama ve büyük bir mükâfat vaad etmiştir.''
(FETİH suresi 29. ayet) (Resmi:48/İniş:109/Alfabetik:27)

اعْلَمُوا أَنَّمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزِينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِي الْأَمْوَالِ وَالْأَوْلَادِ كَمَثَلِ غَيْثٍ أَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَبَاتُهُ ثُمَّ يَهِيجُ فَتَرَاهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَكُونُ حُطَامًا وَفِي الْآخِرَةِ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَمَغْفِرَةٌ مِّنَ اللَّهِ وَرِضْوَانٌ وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ
1. i'lemû : biliniz
2. ennemâ : sadece
3. el hayâtu : hayat
4. ed dunyâ : dünya
5. leibun : oyun
6. ve lehvun : ve oyalanma, eğlence
7. ve zînetun : ve süs, ziynet
8. ve tefâhurun : ve karşılıklı övünme
9. beyne-kum : sizin aranızda
10. ve tekâsurun : ve çokluk
11. fî el emvâli : malda, mal konusunda
12. ve el evlâdi : ve evlât, çocuklar
13. ke : gibi
14. meseli : onların misali, durumu
15. gaysin : yağmur
16. a'cebe : hoşuna gitti
17. el kuffâre : (tohumu toprakla) örtenler, çiftçiler, ekinciler
18. nebâtu-hu : onun bitkisi, ekini
19. summe : sonra
20. yehîcu : kurur, solar
21. fe terâ-hu : o zaman onu görür
22. musfarren : sararmış
23. summe : sonra
24. yekûnu : olur
25. hutâmen : çer çöp, kırpıntı
26. ve fî el âhireti : ve ahirette
27. azâbun : azap
28. şedîdun : şiddetli
29. ve magfiretun : ve mağfiret, bağışlanma, günahların sevaba çevrilmesi
30. min allâhi : Allah'tan
31. ve ridvânun : ve rıza, razı olma, hoşnutluk
32. ve mâ : ve değil
33. el hayâtu : hayatı
34. ed dunya : dünya
35. illâ : den başka, ancak, dışında
36. metâu : meta, dünyalık, geçici menfaatler
37. el gurûri : aldanma
Resim---''İ’lemû ennemel hayâtud dunyâ leibun ve lehvun ve zînetun ve tefâhurun beynekum ve tekâsurun fîl emvâli vel evlâd(evlâdi), ke meseli gaysin a’cebel kuffâre nebâtuhu summe yehîcu fe terâhu musferren summe yekûnu hutâmâ(hutâmen), ve fîl âhıreti azâbun şedîdun ve magfiretun minallâhi ve rıdvân(rıdvânun), ve mel hayâtud dunyâ illâ metâul gurûr(gurûri).: Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda karşılıklı bir övünme, çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir. (Nihayet hepsi yok olur gider). Tıpkı şöyle: Bir yağmur ki, bitirdiği bitki çiftçilerin hoşuna gider. Sonra kurumaya yüz tutar da sen onu sararmış olarak görürsün. Sonra da çer çöp olur. Ahirette ise (dünyadaki amele göre ya) çetin bir azap ve(ya) Allah’ın mağfiret ve rızası vardır. Dünya hayatı, aldanış metaından başka bir şey değildir.''
(HADÎD suresi 20. ayet) (Resmi:57/İniş:112/Alfabetik:33)



ثُمَّ قَفَّيْنَا عَلَى آثَارِهِم بِرُسُلِنَا وَقَفَّيْنَا بِعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ وَآتَيْنَاهُ الْإِنجِيلَ وَجَعَلْنَا فِي قُلُوبِ الَّذِينَ اتَّبَعُوهُ رَأْفَةً وَرَحْمَةً وَرَهْبَانِيَّةً ابْتَدَعُوهَا مَا كَتَبْنَاهَا عَلَيْهِمْ إِلَّا ابْتِغَاء رِضْوَانِ اللَّهِ فَمَا رَعَوْهَا حَقَّ رِعَايَتِهَا فَآتَيْنَا الَّذِينَ آمَنُوا مِنْهُمْ أَجْرَهُمْ وَكَثِيرٌ مِّنْهُمْ فَاسِقُونَ
1. summe : sonra
2. kaffeynâ : ardarda gönderdik
3. alâ âsâri-him : onların izleri üzerine
4. bi rusuli-nâ : resûllerimizi
5. ve kaffeynâ : ve ardarda gönderdik
6. bi îsebni meryeme : Meryemoğlu İsa
7. ve âteynâ-hu : ve ona verdik
8. el incîle : İncil
9. ve cealnâ : ve biz onu kıldık
10. fî kulûbi : kalplerde
11. ellezîne : onlar
12. ittebeû-hu : ona tâbî oldular
13. re'feten : refet, şefkat
14. ve rahmeten : ve rahmet
15. ve rahbânîyyeten : ve ruhbanlık
16. ibtedeû-hâ : onu ihdas ettiler
17. mâ ketebnâ-hâ : onu yazmadık, farz kılmadık
18. aleyhim : onlara, onların üzerine
19. illâ : ancak, den başka
20. ibtigâe : talep etmek, aramak
21. rıdvane : rıza
22. allâhi : Allah'ın
23. fe : artık, böylece, oysa
24. mâ raav-hâ : ona riayet etmediler
25. hakka : hak, gerçek, doğru
26. riayeti-hâ : riayet
27. fe : artık, böylece, oysa
28. âteynâ : verdik
29. ellezîne : onlar
30. âmenû : âmenû oldular (yaşarken Allah'a ulaşmayı dilediler)
31. min-hum : onlardan
32. ecre-hum : onların ecirleri, mükâfatları
33. ve kesîrun : ve çoğu
34. min-hum : onlardan
35. fâsikûne : fasıklar, fasık olanlar, fasık kimseler
Resim---''Summe kaffeynâ alâ âsârihim bi rusulinâ ve kaffeynâ bi’îsebni meryeme ve âteynâhul incîle ve cealnâ fî kulûbillezînet tebeûhu re’feten ve rahmeh(rahmeten), ve rahbâniyyetenibtedeûhâ mâ ketebnâhâ aleyhim illebtigâe rıdvânillâhi fe mâ reavhâ hakka riâyetihâ, fe âteynellezîne âmenû minhum ecrehum, ve kesîrun minhum fâsikûn(fâsikûne).: Sonra bunların peşinden ard arda peygamberlerimizi gönderdik. Onların arkasından da Meryem oğlu İsa’yı gönderdik, ona İncil’i verdik ve kendisine uyanların kalplerine şefkat ve merhamet duygusu koyduk. (Kendiliklerinden) icat ettikleri ruhbanlığa gelince; biz onu onlara farz kılmamıştık. Allah’ın rızasını kazanmak için onu kendileri icat etmişlerdi. Fakat ona da gereği gibi uymadılar. Biz de içlerinden iman edenlere mükâfatlarını verdik. Fakat onlardan birçoğu da fasık kimselerdir.''
(HADÎD suresi 27. ayet) (Resmi:57/İniş:112/Alfabetik:33)

لِلْفُقَرَاء الْمُهَاجِرِينَ الَّذِينَ أُخْرِجُوا مِن دِيارِهِمْ وَأَمْوَالِهِمْ يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِّنَ اللَّهِ وَرِضْوَانًا وَيَنصُرُونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ أُوْلَئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَ
1. li : için
2. el fukarâi : fakirler
3. el muhâcirîne : hicret edenler
4. ellezîne : onlar
5. uhricû : çıkarıldı
6. min diyâri-him : yurtlarından
7. ve emvâli-him : ve mallarından
8. yebtegûne : talep ederler, ararlar, isterler
9. fadlen : fazl, hayır, lütuf
10. min allâhi : Allah'tan
11. ve ridvânen : ve rıza, gönül hoşluğu
12. ve yansurûne : ve yardım ederler
13. allâhe : Allah
14. ve resûle-hu : ve onun resûlü
15. ulâike : işte onlar
16. hum(u) es sâdikûne : onlar sadık olanlar, sadıklar
Resim---''Lil fukarâil muhâcirînellezîne uhricû min diyârihim ve emvâlihim yebtegûne fadlen minallâhi ve rıdvânen ve yensurûnallâhe ve resûleh(resûlehu), ulâike humus sâdikûn(sâdikûne)..:Bu mallar özellikle, Allah’tan bir lütuf ve hoşnudluk ararken ve Allah’ın dinine ve peygamberine yardım ederken yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılan fakir muhacirlerindir. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir.''
(HAŞR suresi 8. ayet) (Resmi:59/İniş:95/Alfabetik:35)



Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 07 Mar 2011, 12:04 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 03:00
Mesajlar: 8712
Konum: BURSA
Resim



Fasil : KADER BÖLÜMÜ
Konu : Kadere Rıza
Ravi : Sa`d İbnu Ebi Vakkas
Hadis : Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ademoğlunun saadet (sebepleri)nden biri de Allah Teala`nın hükmettiğine rıza göstermesidir. Şekavet (sebepleri)nden biri de Allah Teala`ya istihareyi terketmesidir. Keza şekavet (sebepleri)nden bir diğeri de Allah`ın hükmettiğine razı olmamasıdır."
HadisNo : 4840

Resim


Fasil : İlaveler Bölümü
Konu : Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler
Ravi : İbnu Abbas
Hadis : Ben Resulullah (sa)`ın terkisinde idim. Bana şu nasihatta bulundu: "Yavrum! Allah`a karşı (emir ve yasaklarına uyarak edebini) koru, Allah da seni (dünya ve ahirette) korusun! Allah`ı(n üzerindeki hukukunu) koru ki O`nu karşında (dünya ve ahiretin fenalıklarına karşı hami) bulasın -veya önünde demişti-. Bollukta Allah`ı tanı ki, darlıkta da O, seni tanısın. (Dünya ve ahiretle ilgili) bir şey isteyince Allah`tan iste. Yardım talep edeceksen Allah`tan yardım dile. Zira kullar, Allah`ın yazmadığı bir hususta sana faydalı olmak için biraraya gelseler, bu faydayı yapmaya muktedir olamazlar. Allah`ın yazmadığı bir zararı sana vermek için biraraya gelseler, buna da muktedir olamazlar. Kalemlerin mürekkebi kurudu ve sayfalar dürüldü. Sen, yakini bir imanla, tam bir rıza ile Allah için çalışmaya muktedir olabilirsen çalış; şayet buna muktedir olamazsan, hoşuna gitmeyen şeyde sabırda çok hayır var. Şunu da bil ki Nusret(i İlahi) sabırla birlikte gelir, kurtuluş da sıkıntıyla gelir, zorlukta da kolaylık vardır, bir zorluk iki kolaylığa asla galebe çalamayacaktır." [Rezin bu eifazla tahric etmiştir. Tirmizi`de muhtasar olarak kaydedilmiştir. Sıfatu`l-Kıyamet 60, (3518)]
HadisNo : 5836



Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 16 Mar 2011, 04:00 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 03:00
Mesajlar: 8712
Konum: BURSA
Resim

kulihvani yazdı:
Herkes aklı kadar anlar ve zâten o kadardan da sorumludur... ALLAH (celle celâluhu) rahmet eyleyip razı olsun nice Muhammedî Âlimlerimiz, nice kıymetli eserler bırakmışlar...
Kendi mîrâsımız ve malımız gibi kullanıp faydalanıyoruz.
Benim, senin, onunda demiyoruz.
Çünkü biz, bir bütünüz ve Muhammedîyiz...
Herkesin de fıtraten ve zâten Muhammedî oluşunun şuûruna ulaşmasına maddî-mânevî, ücret düşünmeden, sırf Livechillah ve Rıza-i Resûlullah için İnşâallah son nefese ve Cennet-i Naim e kadar hasbî hizmetçi ve hademeyiz... İnşâe ALLAH


Fasil : DUA BÖLÜMÜ
Konu : Üzüntü Ve Tasa Halinde Dua
Ravi : Ebu Hüreyre
Hadis : Hz. Fatıma (ra) Resulullah (sav)`a gelerek bir hizmetçi taleb etmişti. Resulullah ona: "Şu duayı oku(man senin için hizmetçi edinmenden daha hayırlı)" dedi: "Allahım! Sen yedi semanın Rabbi, Arş-ı Azam`ın Rabbisin. Sen bizim Rabbimiz ve herşeyin Rabbisin. Tevrat, İncil ve Furkan`ı indiren, tohum ve çekirdekleri açansın. Her şeyin şerrinden sana sığınıyorum. Her şeyin alnından yapışmışsın (dizginleri senin elindedir). Evvel sensin, senden önce bir şey yoktur. Ahir sensin, senden sonra da bir şey kalmayacak. Sen zahirsin, senin üstünde bir şey mevcut değildir. Sen batınsın, senin dışında bir şey yoktur. Benim borcumu öde, beni fukaralıktan kurlar, zengin kıl."
HadisNo : 1842



Âmin Âmin Eş ŞEKÛRU ALLAH Celle Celâlihu




Resim

ZEVK 377

Bir ateş sarayı gönlüm, ateşten bir tahtımız var
Alev alev HU!.. çekeriz, sırr sebili bahtımız var
Gülizâr-ı İbrahimde Can Cânânla bile olup
Birlik bâdesin içmeye, bizim Yârla ahtımız var...


27.10.1988 11:17 dr.
Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 17 Mar 2011, 03:20 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 03:00
Mesajlar: 8712
Konum: BURSA
Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 24 Nis 2011, 07:03 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 03:00
Mesajlar: 8712
Konum: BURSA
Resim


Resim''Allahümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedîn abdike (Muhammedîyyeti) ve nebîyyike (Mahmudîyyeti) ve Resûlike (Ahmedîyyeti) ve Nebîyyûl-ümmîyyi (Habibîyyeti) ve alâ âlihi ves-sahbihi ve Ehl-i Beytihi...''Resim


Resim---Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):Ümmetimden bir fırka hak üzere galib olup duracaklardır: ''Velâ tezâlü taifetün min ümmetî zâhirine alâl-hakki.''”
(Buhârî, Tevhid 29; Müslim, Îmân 247; Ebu Dâvud, Cihâd 4; Tirmizî, Fiten 51; Ibn. Mâce, Mukaddime 1)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 7 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 5 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye