Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 17 Ara 2018, 07:11

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 363 mesaj ]  Sayfaya git Önceki  1 ... 11, 12, 13, 14, 15
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 27 Ara 2017, 23:30 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10893
Bu konuyu facebook'ta paylan!
Resim

129- Es Selâmu celle celâluhu:

Resim
Resim

Es Selâmu : Selâm, selâmet ve esenlik sahibi. Fâni, gelip geçici olmaktan, ayıp, âfet ve zevâlden beri' ve selâmette olan. Her selâmetin menbağı ve selâmete erdiren... Mutlak emân, sulh ve teslim kaynağı olan ALLAHu zü’l- CELÂL..


Resim

=>HaBîB-i YÂR-e>Es SeLÂM
EHL-i BEYt-i ZÂR-e Es SeLÂM
EBDÂL =>EBRÂR-e Es SeLÂM
AHYÂR =>AHRÂR-e Es SeLÂM!.


ZEVK 8621

KELÂMuLLAH’ı DUY!..muşuz =>KÛN feyeKÛN KeLÂMîyİZz!
RASÛLuLLAH’a UY!.muşuz =>SIRR-ı SUBHÂN SeLÂMîyİZz!
=>MuHABBet EDEBi>İLMi
HÂL-i HaZıR HAKk’a HİLMi
SÎNE’de =>SeLÂMet SİLMi
CÂNda CÂNÂN DÂRu’s- SeLÂM =>MuhaMMedî MeLÂMîyİZz!.

Yâ HAYyu’L- HUu celle celâlihu!.


27.12.17 07:28
brsbrsm..tktktrstkkmdmhmtkdryelhmdd..




Resim


Es Selâmu, Esmâu’l- Hüsnâ içinde kökü masdar olan tek esmâdır..

Silm: Barışmak, sulh, barışıklık. İtaat. İslâm, müslim olmak.
Selm: Barış, sulh. İtaat.
Selleme: Bir işten kurtulmak, berî olmak.
Esleme: Teslim olmak. Müslüman olmak. İtâat etmek.
Selleme: Tam teslim olmak. Selâmlamak.
Selleme: “Selâm ve selâmet versin, kusur ve ayıptan hâli ve beri eylesin" meâlinde duâ.
İslâm: İslâm dini. Müslümanlar.
Teslim: Bir emâneti verme. Kabul etme. Doğru ve haklı bulma. Selâmetle dua etme. Karşısındakinin hükmü altına girme. Kendini Allah'ın takdirine terketme, emri altına girme.
İslâm: (Selâm. dan) İtaat, inkıyad, bir şeye teslimiyet. Din. Ist: Hz. MuhaMMed aleyhisselâm'ın, ALLAHu zü’l- CELÂL'in emriyle insanlara bildirdiği din.
Müslüman: İslâm olan, Allah'a teslim olmuş olan, selâmette olan..

İslâm Dininde; ALLAHu zü’l- CELÂL'e itaat etmek, Peygambere tâbi' olmak ve din namına ne bildirilmişse, kalb ile dil ile tasdik ve onunla amel etmek şarttır. İslâm'ın beş şartı vardır: Kelime-i şehadet getirmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek ve Ramazan-ı şerif orucunu tutmaktır.

SeLL: Yavaşça çekip sıyırma. Sıyrılma. Çıkarma, çıkarılma. Çekme, çekilme.
SELL: MuhaMMMedî Zâhir ve Bâtın LutfuLLAHı, DevrÂNda SeyrÂNa ÇEKip ÇIKarma..

Es SELÂM; her Selâmetin kaynağı, kendisi ayıbdan, kusurdan ,eksiklikten, yokluktan kısacası zaaf bildiren her şeyden sâlim olan. Zâtı sonradan olmaktan, her türlü ayıbdan ve acizlikten; sıfatları noksandan, fiilleri kötülükten sâlim olandır. Bu mânâsı ile Es SELÂM ismi. Tenzihî İsimlerden olur.
Diğer taraftan Selâmet uman, Selâmet arayan, Selâmet niyaz edenleri isterse duâya icâbeti gereği; Duâ etmeyenleri de isterse hikmeti icâbı Selâmete çıkarır. Bu mânâsı ile de SELÂM Zatî İsimlerden olur..

“Selâm” kelimesi, “s-l-m” kökünden türemiştir.
Mânâsı çok kapsamlı ve çok hoş olan bir isimdir. İç huzuru, kararlılık, hem fiziksel hem de ruhsal nitelikteki her türlü kötülükten emîn olmayı ve kurtuluşa ulaşmayı ifâde eder. Ruhsal barış ve tatminkârlık fikrini de anlam olarak içerir. Selâm kelimesi; esenlik, itmi’nân, güçlülük, sağlamlık, korunma, ulaşılmazlık ve güven gibi anlamlara da gelir.

el- Müberred, “Selâm” kelimesinin Arap dilinde dört anlamının olduğunu belirtmiştir:

1-) ALLAH celle celâlihu’nun ismi.
2-) Selâmet.
3-) Vermek, ihsan etmek.
4- )Kolay kolay kırılmayan iri yapılı ve güçlü bir ağaç cinsi..
(Zeccâcî, İştikâk esmâillah, s. 215.)

Mal ve can selâmeti temin edildiği için sulh ve anlaşmaya da “silm” denir.;


وَإِن جَنَحُواْ لِلسَّلْمِ فَاجْنَحْ لَهَا وَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
Resim---"Ve in cenehû li’s- selmi fecnah lehâ ve tevekke’l- alâllâh (alâllâhi), innehu huve’s- semîul alîm (alîmu).: Ve eğer teslime (barışa) meylederlerse (yanaşırlarsa), o zaman (sen de) ona meylet (onların teklifini kabul et) ve Allah’a tevekkül et. Muhakkak ki O; en iyi işiten, en iyi bilendir.” (Enfâl 8/61)

Dünyanın her türlü sıkıntılarından uzak olduğu için cennete de “Dâru‟s- Selâm” ismi verilir;

لَهُمْ دَارُ السَّلاَمِ عِندَ رَبِّهِمْ وَهُوَ وَلِيُّهُمْ بِمَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ
Resim---"Lehum dâru’s- selâmi inde rabbihim ve huve veliyyuhum bimâ kânû ya’melûn (ya’melûne).: Rab’lerinin katında onlar için selâm yurdu (teslim yurdu) vardır. Yapmış olduklarından dolayı, O (Allah), onların dostudur.” (En’âm 6/127)

وَاللّهُ يَدْعُو إِلَى دَارِ السَّلاَمِ وَيَهْدِي مَن يَشَاء إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ
Resim---"Vallâhu yed'û ilâ dâri’s- selâm (selâmi), ve yehdî men yeşâu ilâ sırâtin mustekîm (mustekîmin).: Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zat'ına ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm'e ulaştırır.” (Yûnus 10/25)

Bütün yaratıkları özellikle de insanları barış ve mutluluğa götürdüğü için ALLAHu zü’L- CeLÂL’in dinine de “İslâm” denir.
Kendini ALLAH celle celâlihu‟ya teslim eden, ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Selâmet verip azabdan koruyacağı kimseye de “Müslüman” denir.
İnsanları ALLAHu zü’L- CeLÂL’in dosdoğru yoluna ve cennete götüren Selâmet yollarına da “Sübülü’s- Selâm” denir.

Mü’minlerin şiârı ve parolası olan “es Selâmu aleykum” cümlesi “Allah‟ın Selâmeti üzerinize olsun!” demektir. Selâm kelimesi hem bu cümlede olduğu gibi “alâ” harfi ile hem de “li” cerr harfi ile kullanılır.


فَسَلَامٌ لَّكَ مِنْ أَصْحَابِ الْيَمِينِ
Resim---"Fe selâmun leke min ashâbi’l- yemîn (yemîni).: Artık, "Ashab-ı Yemin"den selâm sana.” (Vakıâ 56/91)

Ayıp ve kusurdan Selâmette olduğu için doğru söze de “Selâm” ifâdesi kullanılır.
(Zeccâcî, İştikâk esmâillah, s. 215.)

Genel olarak Araplar sözü ve konuşmayı bitirmek veya o ortamı terk etmek, oradan uzaklaşmak için selâm kelimesini kullanıllar.
(Zeccâcî, İştikâk esmâillah, s. 221.)

Şu âyetteki "selâm" kelimesi de aynı anlamdadır..:


وَعِبَادُ الرَّحْمَنِ الَّذِينَ يَمْشُونَ عَلَى الْأَرْضِ هَوْنًا وَإِذَا خَاطَبَهُمُ الْجَاهِلُونَ قَالُوا سَلَامًا
Resim---"Ve ibâdu’r- rahmânillezîne yemşûne alâ’l- ardı hevnen ve izâ hâtabehumu’l- câhilûne kâlû selâmâ (selâmen).: Ve Rahmân’ın kulları yeryüzünde tevazuyla yürür. Ve onlara cahiller hitap ettiği (lâf attığı) zaman “selâm” derler.” (Furkân 25/63)

Onlar: “O kimselere karşılık vereceğiz” diye uğraşmazlar. Onları ve o ortamı hemen terk ederler.

Kur'ÂN-ı Kerîm’de Es Selâm isminin geçtiği tek âyet:

Selâm kelimesini "elif lâm‟lı (mârife) ve ALLAHu zü’L- CeLÂL’in ismi olarak Kur'ÂN-ı Kerîm’de sadece Haşr Sûresinde Esmâ-i Hüsnâ’nın bir kısmının sayıldığı âyette görmekteyiz.


هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزِيزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُ سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ
Resim---"Huvallâhullezî lâ ilâhe illâ huve, el meliku’l- kuddûsu’s- selâmu’l- mu’minu’l- muheyminu’l- azîzu’l- cebbâru’l- mütekebbir (mutekebbiru), subhânallâhi ammâ yuşrikûn (yuşrikûne).: O Allah ki; O’ndan başka İlâh yoktur, Melik’tir (hükümrandır), Kuddüs’tür (mukaddestir), Selâm’dır (selâmete erdirendir), Mü’mindir (emniyet verendir), Müheymin’dir (koruyup gözetendir), Azîz’dir (yücedir), Cabbâr’dır (cebredendir), Mütekebbir’dir (pek büyük olandır). Allah, şirk koşulan şeylerden münezzehtir (uzaktır).” (Haşr 59/23)

Bu âyet-i celîlelerde, ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Ulûhiyetinin farklı boyut ve yansımalarını anlatır. Allah kendisinin gerçek ilâh oluşunu belirttikten sonra öncelikle rahmetinin sınırsızlığını ifâde eden Er Rahmân ve Er Rahîm isimlerini zikreder. Daha sonra da El Melik ismi ile egemenlik ve hükümranlığına dikkat çeker. Dünya meliklerine benzemediğini, her türlü kusur ve ayıbdan uzak olduğunu vurgulamak için de El Kuddûs ismini belirtir. İlâhlığının ve Hâkimiyetinin zorbalıkla alâkasının olmadığını, yaratıklara barış, esenlik ve huzur veren gerçek kurtuluşun tek kaynağı olduğunu belirtmek için Es Selâm ismini hatırlatır. O, hem dünyada hem de âhirette selâmettedir. O, hem geçmişte kurtuluşun yegâne kaynağıdır hem de gelecekte. Bu âyetteki Es Selâm ismi; felâh, fevz ve necât anlamlarına geldiği gibi, dünyevî ve uhrevî başarı, kurtuluşa da delâlet eder.

Kurtardı, Selâmete ulaştırdı anlamına gelen “selleme” fiili Kur'ÂN-ı Kerîm’de sadece ALLAHu zü’L- CeLÂL için kullanılır.:


إِذْ يُرِيكَهُمُ اللّهُ فِي مَنَامِكَ قَلِيلاً وَلَوْ أَرَاكَهُمْ كَثِيرًا لَّفَشِلْتُمْ وَلَتَنَازَعْتُمْ فِي الأَمْرِ وَلَكِنَّ اللّهَ سَلَّمَ إِنَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
Resim---"İz yurîkehumullâhu fî menâmike kalîlen, ve lev erâkehum kesîran le feşiltum ve le tenâza'tum fîl emri ve lâkinnallâhe sellem(selleme), innehu alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).: Allah, sana uykuda onları az olarak gösteriyordu. Ve şâyet sana onları çok gösterseydi mutlaka tedirgin olurdunuz ve elbette emir hakkında nizaya (anlaşmazlığa) düşerdiniz. Ve fakat Allah, sizi sâlim kıldı (selâmete çıkardı). Muhakkak ki Allah, göğüslerde olanı bilendir.” (Enfâl 8/43)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 16 Oca 2018, 13:00 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10893

“s-l-m” kökü Kur'ÂN-ı Kerîm’de, insanlar için kullanıldığı zaman “Sözle esenlik, başarı, güven, emniyet ve kurtuluş dilemek” anlamı içerir.:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِذَا ضَرَبْتُمْ فِي سَبِيلِ اللّهِ فَتَبَيَّنُواْ وَلاَ تَقُولُواْ لِمَنْ أَلْقَى إِلَيْكُمُ السَّلاَمَ لَسْتَ مُؤْمِنًا تَبْتَغُونَ عَرَضَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا فَعِندَ اللّهِ مَغَانِمُ كَثِيرَةٌ كَذَلِكَ كُنتُم مِّن قَبْلُ فَمَنَّ اللّهُ عَلَيْكُمْ فَتَبَيَّنُواْ إِنَّ اللّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا
Resim---"Yâ eyyuhâllezîne âmenû izâ darabtum fî sebîlillâhi fe tebeyyenû ve lâ tekûlû li men elkâ ileykumu’s- selâme leste mu’minâ (mu’minen), tebtegûne arada’l- hayâti’d- dunyâ, fe indallâhi megânimu kesîrah (kesîratun). Kezâlike kuntum min kablu fe mennallâhu aleykum fe tebeyyenû. İnnallâhe kâne bimâ ta’melûne habîrâ (habîran).: Ey iman edenler! Allah’ın yolunda (savaşmak üzere) sefere çıktığınız zaman artık (mü’mini kâfirden ayırt etmek için) iyice araştırıp açığa çıkarın. Ve size selâm verip (teslim olan) kimseye, dünya hayatının geçici metaını (çıkarını) isteyerek: “Sen mü’min değilsin.” demeyin. Oysa Allah’ın katında ganimet çoktur. Daha önce siz de öyle idiniz, o zaman Allah (lütufta bulunup) sizin üzerinize ni’met verdi. O halde iyice araştırıp açığa çıkarın. Muhakkak ki Allah, yaptığınız şeylerden haberdardır.” (Nisâ 4/94)

قَالَ سَلَامٌ عَلَيْكَ سَأَسْتَغْفِرُ لَكَ رَبِّي إِنَّهُ كَانَ بِي حَفِيًّا
Resim---"Kâle selâmun aleyk (aleyke), se estagfiru leke rabbî, innehu kâne bî hafiyyâ (hafiyyen).: İbrahim: “Sana (senin üzerine) selâm olsun.” dedi. Senin için Rabbimden mağfiret dileyeceğim. Çünkü O, bana (çok) lütufkârdır.” (Meryem 19/47)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَدْخُلُوا بُيُوتًا غَيْرَ بُيُوتِكُمْ حَتَّى تَسْتَأْنِسُوا وَتُسَلِّمُوا عَلَى أَهْلِهَا ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
Resim---"Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tedhulû buyûten gayra buyûtikum hattâ teste’nisû ve tusellimû alâ ehlihâ, zâlikum hayrun lekum leallekum tezekkerûn (tezekkerûne).: Ey iman edenler! Evlerinizden başka evlere, izin isteyip ev halkına selâm vermedikçe (içeri) girmeyin. Bu, sizin için hayırdır. Umulur ki; böylece tezekkür edersiniz.” (Nûr 24/27)

لَيْسَ عَلَى الْأَعْمَى حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْأَعْرَجِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْمَرِيضِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى أَنفُسِكُمْ أَن تَأْكُلُوا مِن بُيُوتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ آبَائِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أُمَّهَاتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ إِخْوَانِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أَخَوَاتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أَعْمَامِكُمْ أَوْ بُيُوتِ عَمَّاتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أَخْوَالِكُمْ أَوْ بُيُوتِ خَالَاتِكُمْ أَوْ مَا مَلَكْتُم مَّفَاتِحَهُ أَوْ صَدِيقِكُمْ لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَن تَأْكُلُوا جَمِيعًا أَوْ أَشْتَاتًا فَإِذَا دَخَلْتُم بُيُوتًا فَسَلِّمُوا عَلَى أَنفُسِكُمْ تَحِيَّةً مِّنْ عِندِ اللَّهِ مُبَارَكَةً طَيِّبَةً كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُون
Resim---"Leyse alâ’l- a'mâ haracun ve lâ alâ a'raci haracun ve lâ alâl marîdı haracun ve lâ alâ enfusikum en te'kulû min buyûtikum ev buyûti âbâikum ev buyûti ummehâtikum ev buyûti ihvânikum ev buyûti ehavâtikum ev buyûti a'mâmikum ev buyûti ammâtikum ev buyûti ahvâlikum ev buyûti hâlâtikum ev mâ melektum mefâtihahû ev sadîkıkum, leyse aleykum cunâhun en te'kulû cemîan ev eştâtâ (eştâten), fe izâ dahaltum buyûten fe sellimû alâ enfusikum tahıyyeten min indillâhi mubaraketen tayyibeten, kezâlike yubeyyinullâhu lekumu’l- âyâti leallekum ta'kılûn (ta'kılûne).: Âmâ (kör) olana bir güçlük yoktur. Ve sakat olana, hasta olana bir güçlük yoktur. Ve size de evlerinizde veya babalarınızın evlerinde veya annelerinizin evlerinde veya erkek kardeşlerinizin evlerinde veya kız kardeşlerinizin evlerinde veya amcalarınızın evlerinde veya halalarınızın evlerinde veya dayılarınızın evlerinde veya teyzelerinizin evlerinde veya anahtarlarına sahip olduğunuz (yerlerde) veya arkadaşlarınızda yemek yemenizde bir güçlük yoktur. Topluca veya ayrı ayrı yemeniz de size günah değildir. Evlere girdiğiniz zaman birbirinize Allah’ın katından mübarek ve tayyib bir selâm ile selâm verin! İşte böylece Allah, size âyetlerini açıklıyor. Umulur ki böylece siz akıl edersiniz.” (Nûr 24/61)

إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا
Resim---"İnnallâhe ve melâiketehu yusallûne alân nebiyyi, yâ eyyuhâllezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ (teslîmen).: Muhakkak ki Allah ve melekleri, Nebî’ye (Peygamber’e) salat ederler. Ey iman edenler! Siz (de) O’na salat edin! Ve (O’na) teslim olarak salat edin!” (Ahzâb 33/56)

“s-l-m” kökü, Kur'ÂN-ı Kerîm’de, ALLAHu zü’L- CeLÂL’e nisbet edilince ise “Hem her türlü eksiklikten Selâmette olan hem de esenliği bizzat gerçekleştiren” anlamı taşır.:

يَهْدِي بِهِ اللّهُ مَنِ اتَّبَعَ رِضْوَانَهُ سُبُلَ السَّلاَمِ وَيُخْرِجُهُم مِّنِ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ بِإِذْنِهِ وَيَهْدِيهِمْ إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ
Resim---"Yehdî bihillâhu menittebea rıdvânehu subule’s- selâmi ve yuhricuhum mine’z- zulumâti ilân nûri bi iznihî ve yehdîhim ilâ sırâtın mustakîm (mustakîmin).: ALLAH (celle celâlihu), rızasına tâbî olan kişiyi onunla (Resûlü ile) teslim yollarına hidayet eder. Kendi izniyle onları karanlıktan aydınlığa (zulmetten nura) çıkarıp Sırât-ı Mustakîm’e hidayet eder (ulaştırır).” (Mâide 5/16)

وَاللّهُ يَدْعُو إِلَى دَارِ السَّلاَمِ وَيَهْدِي مَن يَشَاء إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ
Resim---"Vallâhu yed'û ilâ dâri’s- selâm (selâmi), ve yehdî men yeşâu ilâ sırâtin mustekîm (mustekîmin).: Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zat'ına ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm'e ulaştırır.” (Yûnus 10/25)

قِيلَ يَا نُوحُ اهْبِطْ بِسَلاَمٍ مِّنَّا وَبَركَاتٍ عَلَيْكَ وَعَلَى أُمَمٍ مِّمَّن مَّعَكَ وَأُمَمٌ سَنُمَتِّعُهُمْ ثُمَّ يَمَسُّهُم مِّنَّا عَذَابٌ أَلِيمٌ
Resim---"Kîle yâ nûhuhbıt bi selâmin minnâ ve berakâtin aleyke ve alâ umemin mimmen meâke, ve umemun se numettiuhum summe yemessuhum minnâ azâbun elîm (elîmun).: (Şöyle) denildi: “Ey Nuh, sana ve seninle beraber olan ümmetlere (toplumlara) Bizden bir selâmetle, bereketlerle in! Ve (bazı) ümmetler (olacak ki), onları meta’landıracağız (faydalandıracağız). Sonra onlara Bizden elîm (acı) azab dokunacak.” (Hûd 11/48)

وَسَلَامٌ عَلَيْهِ يَوْمَ وُلِدَ وَيَوْمَ يَمُوتُ وَيَوْمَ يُبْعَثُ حَيًّا
Resim---"Ve selâmun aleyhi yevme vulide ve yevme yemûtu ve yevme yub’asu hayyâ (hayyen).: Ve doğduğu günde de ve öleceği günde de ve canlı olarak beas edileceği (yeniden diriltileceği) günde de ona selâm olsun.” (Meryem 19/15)

“Selâm” İsminin ıstılâh anlamları.:

Istılâh: tâbir, deyim, bir lafzı lügat mânâsından çıkararak başka bir mânada kullanmaları. Bir ilim veya mesleğe âid kelime. Terim. Erbab-ı ilim arasındaki ve herkesin anlamadığı kelime..

“Selâm” kelimesi isim olarak ALLAHu zü’L- CeLÂL için kullanıldığı zaman mahlûkatın maruz kaldığı ölüm, yokluk, eksiklik, kusur, ayıp gibi durumlardan ve âfetlerden selâmette olan anlamına gelir.

Es Selâm ismi, ALLAHu zü’L- CeLÂL’in zâtında, sıfatlarında, yaratmasında, fiillerinde, sözlerinde ve yasalarında mahlûkata ait zaaflardan uzak ve berî olduğunu bildirir.

Ayrıca Es Selâm ismi; mahlûkata Selâmet yayan, dostlarını her türlü sıkıntıdan ve azabdan uzaklaştıran şeklinde de anlamlandırılır.

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in namazda selâmdan sonra okuduğu şu duâ da bu anlamları doğrular:


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Allahumme ente’s- Selâm ve minke’s- Selâm.: Allah’ım! Selâm olan Sensin ve esenlik, barış da Sendendir.” buyurmuştur.
(Müslim, Mesâcid 136. Tirmîzî, Salât 224. İbni Mâce, İkâme, 32.)

Esmâ-i Hüsnâ konusunda çalışma yapan âlimlerimiz “Selâm” ismine şu anlamları vermişlerdir:
Selâm; her türlü eksiklikten bizzat kendisi sâlim olandır.
Selâm; gerek dünya, gerekse âhirette tehlikeye düşenleri esenliğe ulaştırandır.
Selâm, yetkinliğiyle çelişen her türlü eylemden uzak olandır.
Selâm; her Selâmetin menba’ı/kaynağı kendisi ayıp, kusur ve tehlikeden sâlim olduğu gibi, kendisinden Selâmet umulan ve esenlik arayanları Selâmete erdirendir..
(Elmalılı, Hak Dini Kur'an Dili, c. 7 s. 4872)

Selâm; dostlarına ve seçkin kullarına esenlik verendir.:


قُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ وَسَلَامٌ عَلَى عِبَادِهِ الَّذِينَ اصْطَفَى آللَّهُ خَيْرٌ أَمَّا يُشْرِكُونَ
Resim---"Kuli’l- hamdu lillâhi ve selâmun alâ ibâdihillezînestafâ, âllâhu hayrun em mâ yuşrikûn (yuşrikûne).: De ki: "Hamd, Allah’a aittir (Allah içindir, Allah’adır). Ve selâm, onun seçtiği kullarının üzerinedir. Allah mı, yoksa onların şirk koştuğu şeyler mi hayırlıdır?" (Neml 27/59)

Selâm; Müslüman ve mü’min kullarını azabından sâlim kılandır.
Selâm; insanlara sıkıntılara karşı kendini müdafaa edebilecek organlar bahşeden, onları verdiği gıdalarla açlıktan kurtaran, çeşitli tedavi yöntemleriyle hastalıklardan şifâya kavuşturan, ilimle cehâletten kurtaran, akıl vererek delilikten koruyan, tevhid inancı ile küfür ve şirkten koruyan, Kur'ÂN-ı Kerîm’i indirerek hak yola ulaştıran, iman ni’metiyle cehennem azabından kurtaran, önder ve lider olarak MuhaMMed aleyhisselâm’ı göndererek bizleri her türlü tehlikeden Selâmette kılan, kalblerimizi İslam’a açan, nuruna ve inâyetine hidâyet eden, kendisi de Selâmette olan, Selâmetin tek kaynağı, emniyet ve Selâmete lâyık olan kullarını emniyet ve Selâmette kılandır.

İbnu’l-Kayyim, “Bedâi’u’l- Fevâid” adlı eserinde selâm ismi hakkında şunları söyler:
“Allahu Teâlâ, her türlü ayıp ve noksanlıktan uzak olduğu için, bu isimle isimlendirilen herkesten daha çok “ Selâm” ismine lâyıktır. Her bakımdan gerçek “Selâm” O’dur. Mahlûkat, izafî/göreceli olarak “Selâm”dır. O, zatında akla hayale gelebilecek her türlü ayıbdan ve noksandan sâlimdir. Fiillerinde her türlü ayıbdan, noksanlıktan, şerden, zulümden ve hikmet dışı gerçekleşecek her davranıştan sâlimdir.. O, arkadaştan, evladdan berîdir, ortaktan berîdir..

Bu sebeble O’nun sıfatlarını tek tek incelediğin zaman her bir sıfatın kemâline aykırı olan şeylerden sâlim olduğunu görürsün. O’nun hayatı, ölümden, uyku ve uyuklamadan, kendi kendine var oluşu ve kudreti yorgunluktan ve bitkinlikten, ilmi kendisinden bir şeyin gizli kalmasından veya unutkanlık veya düşünme veya hatırlama ihtiyacından; irâdesi, hikmet ve maslahat dışına çıkmaktan, sözleri yalan ve haksızlıktan berîdir/uzaktır. Bilâkis O’nun sözleri tamamen doğruluk ve adâlettir.

Zenginliği herhangi bir şekilde başkasına muhtaç olmaktan uzaktır. Bilâkis O’nun dışındaki her şey O’na muhtaçtır ve O hiçbir kimseye muhtaç değildir.

Egemenliğinde çekişecek birisinden, ortaklıktan, yardımcıdan, destekçiden veya O’nun katında O’ndan izinsiz şefâate yeltenecek şefâatçiden beridir. İlâhlığında ortaktan beridir. Bilâkis O öyle bir ALLAH celle celâlihudur ki, kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur.
ALLAHu zü’L- CeLÂL’in hilmi, affı, müsamahası, mağfireti ve cezâsı herhangi bir ihtiyaçtan, zilletten veya başkalarından olduğu gibi her hangi bir yapmacıklıktan uzaktır. Bilâkis bunların hepsi O’nun keremi ve ihsanıdır.

Aynı şekilde ALLAHu zü’L- CeLÂL’in azabı, intikamı, şiddetle yakalayışı, süratle cezâlandırması, zulümden, kinden, düşmanlıktan ve kabalıktan uzaktır. Bilâkis tamamen hikmet ve adâletten dolayıdır. O’nun ihsanı, sevâbı ve ni’meti övülmeye lâyık olduğu gibi azabı ve cezâsı da övülmeye lâyıktır. Eğer sevâbı ve mükâfatı azabın ve cezânın yerine koymuş olsaydı bu O’nun hikmetine ve izzetine aykırı olurdu. Cezâyı yerinde uygulamış olması O’nun adâleti, hikmeti ve izzetindendir. O, kendisini tanımayan düşmanlarının zannettikleri hikmetine muhalif şeylerden uzaktır.

ALLAHu zü’L- CeLÂL’in kazası ve kaderi abesten, zulümden, haksızlıktan ve sonsuz hikmetine aykırı bir şekilde vuku bulma vehminden uzaktır.

ALLAHu zü’L- CeLÂL’in şeriatı ve dini çelişkiden, farklılıktan, bozukluktan, kulların maslahatına aykırılıktan, ALLAHu zü’L- CeLÂL’in kullarına rahmetine ve ihsanına aykırılıktan ve hikmetine aykırılıktan uzaktır. Bilâkis O’nun şeriatının tamamı hikmet, rahmet, maslahat ve adâlettir.

ALLAHu zü’L- CeLÂL’in verdiği ni’metler herhangi bir karşılıktan veya ni’met verdiği kimselere muhtaç olmaktan beridir. O’nun ni’meti vermemesi ve kısması da cimrilikten veya fakirlik korkusundan dolayı değildir. Bilâkis O’nun vermesi bir karşılık ve ihtiyaç sebebiyle değil, sırf ihsanındandır. Vermemesi de acizliği veya cimriliğinden değil sırf hikmet ve adâletindendir.

ALLAHu zü’L- CeLÂL’in arşını istivâ etmesi, kendisini taşıyacak veya üzerinde yükseleceği herhangi bir şeye muhtaç olmaktan berîdir. Bilâkis arş da, O’na muhtaçtır, arşı taşıyan meleklerden de ve başka şeylerden de müstağnidir. Bu istivâ, herhangi bir sınırlamadan, arşa veya başka bir şeye ihtiyaç veya ALLAHu zü’L- CeLÂL’i bir şeyin kuşatması şaibesinden uzaktır. Bilâkis ALLAHu zü’L- CeLÂL var iken arş mevcud değildi ve ona muhtaç da değildi. O, her şeyden müstağnidir ve övülmüştür. O’nun egemenliğinin ve galibiyetinin bir gereğidir.

ALLAHu zü’L- CeLÂL’in her gece rahmetiyle dünya göğüne inmesi, O’nun ululuğuna ve her şeyden müstağni oluşuna zıt gelecek durumlardan münezzehtir. Rabbimiz, kemâline zıt gelen her şeyden yücedir ve uzaktır.

ALLAHu zü’L- CeLÂL’in işitmesi, görmesi ve zenginliği de her türlü kusurdan Selâmettedir. Dostlarıyla dostluğu, mahlûkatın birbiriyle dostluğunda olduğu gibi herhangi bir mecburiyetten dolayı değil rahmetinden, lütuf ve ihsanından dolayıdır.

Nitekim Kur'ÂN-ı Kerîmde ALLAHu zü’L- CeLÂL şöyle buyurur:


قُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ وَسَلَامٌ عَلَى عِبَادِهِ الَّذِينَ اصْطَفَى آللَّهُ خَيْرٌ أَمَّا يُشْرِكُونَ
Resim---"Kuli’l- hamdu lillâhi ve selâmun alâ ibâdihillezînestafâ, âllâhu hayrun em mâ yuşrikûn (yuşrikûne).: De ki: "Hamd, Allah’a aittir (Allah içindir, Allah’adır). Ve selâm, onun seçtiği kullarının üzerinedir. Allah mı, yoksa onların şirk koştuğu şeyler mi hayırlıdır?" (İsrâ 17/111)

ALLAH celle celâlihu, dost edinmeyi mutlak mânâda reddetmiyor, bilâkis acizlik sebebiyle dost edinmeyi reddediyor.
Aynı şekilde ALLAHu zü’L- CeLÂL’in dostlarına ve sevdiklerine olan sevgisi, mahlûkatın aralarındaki sevgilerde olduğu gibi ihtiyaçtan, yapmacılıktan ve menfaatten uzaktır.

ALLAHu zü’L- CeLÂL, kimi âyetlerinde kendisine nisbet ettiği el ve yüz gibi şeylerde de yaratıklara benzemekten uzaktır.”
(İbnu‟l-Kayyim, Bedâi‟u‟l-Fevâid, c. 2, s. 150- 152.)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 12 Şub 2018, 13:59 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10893
Resim


Es Selâm isminin MuhaMMedî Mü’minlere yüklediği görev ve sorumluluklar vardır:
Öncelikle ALLAHu zü’L- CeLÂL’i Es Selâm ismiyle beraber tanımamız gerekir. Müşriklerle mü’minler arasındaki fark bu noktada ortaya çıkar ki;
Müşrikler ALLAHu zü’L- CeLÂL’e bazı eksiklikler isnad ederler. O’nu hayatlarının bir bölümünde kabul ederken birçok bölümlerin de kabul etmezler. O’nun yerine başka egemen ve hükümran güçler kabul ederler. Kitabının bir kısmını kabul edip diğer bölümlerini kabul etmezler. Yemin ederken, Kâbe’yi tavaf ederken, sıkıntı ve zorluk anlarında ALLAHu zü’L- CeLÂL’in adını anarlar. Ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel hayatlarında ALLAHu zü’L- CeLÂL’den başkalarına söz hakkı verirler. ALLAHu zü’L- CeLÂL’i sever gibi bazı kişileri ve güçleri severler. ALLAHu zü’L- CeLÂL’den korkar gibi zâlimlerden korkarlar. Bütün bunlar ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Es Selâm ismi ile çelişen durumlardır.

Mü’minler ise; ALLAHu zü’L- CeLÂL’i her türlü eksiklikten uzak tanırlar. Allah‟ın hâkimiyetini hayatın her bölümünde kabul ederler. ALLAHu zü’L- CeLÂL’den başka hayata karışacak, hayatı düzenleyecek hâkim ve egemen güçleri kabul etmezler. Bireysel, ailevi, toplumsal, ekonomik ve siyasî hayatlarında ALLAHu zü’L- CeLÂL’i tek Hâkim ve Hükümran güç olarak kabul ederler. Kitabının ve yasalarının tamamını hayat programı olarak kabul ederler. ALLAHu zü’L- CeLÂL’e olan sevgileri çok şiddetlidir.

Mutlak Selâmeti, barış ve mutluluğu ALLAHu zü’L- CeLÂL’den isteyeceğiz. Gerek dünya gerekse âhiret tehlikelerinden sakınmak ve kurtulmak için O’na müracaat edeceğiz. ALLAHu zü’L- CeLÂL ile irtibatını kesen insanlar, aileler ve toplumlar kesinlikle mutluluğa ulaşamazlar. ALLAHu zü’L- CeLÂL, fıtrat kanunları denen bazı kurallar koymuştur. Bu kurallara uymayanlar fıtratların bozarlar, insâni özelliklerini yitirirler. Mutluluğu para, mal, makam, mevki gibi başka kaynaklarda ararlar. Bu geçici ni’metler insanı asla mutlu kılamaz..

İslam Dini, ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Es Selâm isminin bize yönelik bir yansımasıdır. İslam, kişinin benliğini, hayatını, enerjilerini ve kabiliyetlerini ALLAHu zü’L- CeLÂL’e teslim etmesidir. ALLAHu zü’L- CeLÂL, İslam’dan başka bir din indirmemiştir. Bizlerden ancak din olarak İslam’ı kabul edecektir. İslam dışı batıl din ve ideolojileri benimseyenlerin dinlerini ALLAHu zü’L- CeLÂL kabul etmeyecektir.


وَمَن يَبْتَغِ غَيْرَ الإِسْلاَمِ دِينًا فَلَن يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِي الآخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَ
Resim---"Ve men yebtegi gayra’l- islâmi dînen fe len yukbele minhu, ve huve fîl âhirati mine’l- hâsirîn (hâsirîne).: Ve kim İslâm'dan başka bir dîn ararsa, o taktirde kendisinden asla kabul edilmez ve o, ahirette "hüsranda olanlar"dan olur.” (Âl-i İmrân 3/85)

ALLAHu zü’L- CeLÂL’in, hoşnut olduğu dini “Sübülü‟s- Selâm” diye adlandırmıştır. Çünkü İslam dini insanları esenlik, barış ve mutluluk yollarına götürür..

يَهْدِي بِهِ اللّهُ مَنِ اتَّبَعَ رِضْوَانَهُ سُبُلَ السَّلاَمِ وَيُخْرِجُهُم مِّنِ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ بِإِذْنِهِ وَيَهْدِيهِمْ إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ
Resim---"Yehdî bihillâhu menittebea rıdvânehu subule’s- selâmi ve yuhricuhum mine’z- zulumâti ilân nûri bi iznihî ve yehdîhim ilâ sırâtın mustakîm (mustakîmin).: ALLAH (celle celâlihu), rızasına tâbî olan kişiyi onunla (Resûlü ile) teslim yollarına hidayet eder. Kendi izniyle onları karanlıktan aydınlığa (zulmetten nura) çıkarıp Sırât-ı Mustakîm’e hidayet eder (ulaştırır).” (Mâide 5/16)

Müslüman ALLAHu zü’L- CeLÂL’in isteklerine teslim olan kişidir. Bu da Es Selâm isminin kökünden türeyen bir kelimedir. ALLAHu zü’L- CeLÂL, kendine teslim olan kullarını “Müslüman” olarak isimlendirmiştir. Bu isimden hoşnut olmuştur. Bu ismi bırakıp başka isimler aramak inananlara yakışmaz. Müslüman ismi, önüne ve sonuna ek ve ilave kabul etmez. Müslüman ALLAHu zü’L- CeLÂL’i, Es Selâm olarak tanır ve O’na teslim olur. ALLAHu zü’L- CeLÂL de ona Selâmet verir. Kitap ve Elçi göndererek dünya ve âhiret tehlikelerinden onu korur..

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Müslüman elinden ve dilinden diğer insanların emin ve güvencede olduğu kimsedir.” buyurmuştur.
(Müslim/İman 4. Ebu Davud/Cihad, Hadis No: 2481.)


Müslüman kısmen de olsa esenlik ve mutluluğun kaynağıdır. Kendisiyle barışık olduğu gibi diğer insanlarla da barışıktır. Onlara ne eliyle ne de diliyle eziyet eder.
“Ben Müslümanım” demek “Benden hiçbir kimseye zarar ve sıkıntı gelmez.” demektir. Müslüman insanları diliyle kötü yollara, İslam dışı ideolojilere çağırmaz. Diliyle onların kalblerini incitmez. Zan, iftıra ve gıybet gibi insanları eziyet veren kötülüklerden uzak durur.

Müslüman eliyle de diliyle de kimseye sıkıntı vermez. Zulmetmez, zulme de rıza göstermez. Eli zâlimin başına inen bir balyoz gibidir. Zâlimin yakasından tutarak zulmüne engel olur. Mazlumun da yanında yer alır. Yetimlerin başını okşar. Asla haksızlık yapmaz. Kul hakkına tecavüz etmez.

Dünyada gerçek Selâmet yoktur. Gerçek Selâmet âhiret yurdundadır. Dünyanın sıkıntılarından fesat ve bozgunculuktan uzak olduğu için cennet hayatına “Darü‟s-Selâm” denir.


لَهُمْ دَارُ السَّلاَمِ عِندَ رَبِّهِمْ وَهُوَ وَلِيُّهُمْ بِمَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ
Resim---“Lehum dâru’s- selâmi inde rabbihim ve huve veliyyuhum bimâ kânû ya’melûn (ya’melûne).: Rab’lerinin katında onlar için selâm yurdu (teslim yurdu) vardır. Yapmış olduklarından dolayı, O (Allah), onların dostudur.” (En’âm 6/127)

Dünyada güzel bir hayat yaşayan, RABB’ine kulluk edip salih ameller işleyen mü’minler âhirette ALLAHu zü’L- CeLÂL onlardan razı, onlar da ALLAHu zü’L- CeLÂL’den razı olarak cennete gireceklerdir. ALLAHu zü’L- CeLÂL samimi kullarının cennette karşılaşacakları ortamı Kur'ÂN-ı Kerîm’de şöyle haber verir:

وَأُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ غَيْرَ بَعِيدٍ
Resim---"Ve uzlifeti’l- cennetu lil muttakîne gayra baîdin.: Ve cennet, takva sahipleri için uzak olmayarak yaklaştırıldı.” (Kaf 50/31)[/i]

هَذَا مَا تُوعَدُونَ لِكُلِّ أَوَّابٍ حَفِيظٍ
"Hâzâ mâ tûadûne li kulli evvâbin hafîz (hafîzin).:[/color] Bu, size vadolunandır; (gönülden Allah'a) yönelip dönen (İslam'ın hükümlerini) koruyan,”
(Kaf 50/32)

مَنْ خَشِيَ الرَّحْمَن بِالْغَيْبِ وَجَاء بِقَلْبٍ مُّنِيبٍ
Resim---"Men haşiye’r- rahmâne bi’l- gaybi ve câe bi kalbin munîbin.: Gaybda Rahmân’a huşu duyanlar ve münib (Allah’a ulaşmayı dileyen) bir kalple (Allah’ın huzuruna) gelenler (için).” (Kaf 50/33)

ادْخُلُوهَا بِسَلَامٍ ذَلِكَ يَوْمُ الْخُلُودِ
Resim---"Udhulûhâ bi selâm (selâmin), zâlike yevmu’l- hulûd (hulûdi).: Oraya selâmla (selametle) girin. İşte bu ebediyyet (sonsuzluk) günüdür.” (Kaf 50/34)

لَهُم مَّا يَشَاؤُونَ فِيهَا وَلَدَيْنَا مَزِيدٌ
Resim---"Lehum mâ yeşâûne fîhâ ve ledeynâ mezîdun.: Onlar için orada diledikleri herşey vardır. Ve katımızda daha fazlası vardır.” (Kaf 50/35)

سَلَامٌ قَوْلًا مِن رَّبٍّ رَّحِيمٍ
Resim---"Selâmun kavlen min rabbin rahîm (rahîmin).: Rahîm olan Rab’ten "selâm" sözü (vardır).” (YâSîn 36/58)

أُوْلَئِكَ يُجْزَوْنَ الْغُرْفَةَ بِمَا صَبَرُوا وَيُلَقَّوْنَ فِيهَا تَحِيَّةً وَسَلَامًا
Resim---"Ulâike yuczevne’l- gurfete bi mâ saberû ve yulekkavne fîhâ tahiyyeten ve selâmâ (selâmen).: İşte onlar, sabırlarından dolayı, (cennette) yüksek makamlarla mükâfatlandırılırlar. Ve orada tahiyyet (selâmet dilekleriyle) ve selâmla karşılanırlar.” (Furkân 25/75)

خَالِدِينَ فِيهَا حَسُنَتْ مُسْتَقَرًّا وَمُقَامًا
Resim---"Hâlidîne fîhâ, hasunet mustekarran ve mukâmâ (mukâmen).: Orada ebedî kalıcılardır. Ne güzel bir karargâh ve ne güzel ikâmet yeridir.” (Furkân 25/76)

وَأُدْخِلَ الَّذِينَ آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا بِإِذْنِ رَبِّهِمْ تَحِيَّتُهُمْ فِيهَا سَلاَمٌ
Resim---"Ve udhilellezîne âmenû ve amilû’s- sâlihâti cennâtin tecrî min tahtihâl enhâru hâlidîne fîhâ bi izni rabbihim, tahiyyetuhum fîhâ selâm (selâmun).: İman edip salih amellerde bulunanlar, Rablerinin izniyle altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere konulmuşlardır. Orada birbirlerine olan dirlik temennileri: "Selam"dır.” (İbrahîm 14/23)

فَسَلَامٌ لَّكَ مِنْ أَصْحَابِ الْيَمِينِ
Resim---"Fe selâmun leke min ashâbi’l- yemîn (yemîni).: Artık, "Ashab-ı Yemin"den selam sana.” (Vâkıa 56/91)

Gerçek mutluluğun ve Selâmetin cennette olduğunu öğrendik. Öyleyse dünyayı gözümüzde büyütmeyeceğiz. Hesaplarımızı ve planlarımızı cennete göre ayarlamalıyız. Dünya hayatını ve geçici ni’metlerini büyükleyenlerden ALLAHu zü’L- CeLÂL, İslam’ın izzet ve heybetini kaldırır. Vahyin bereketi onlara haram kılınır. Maddenin ve eşyanın kölesi olarak dünyada zillet içinde yaşarlar. Hedefi dünya ve içindekiler olanlar ancak Allah‟ın kendileri için takdir ettiği zenginliğe kavuşabilirler. Ama onların işleri ve hayatları darmadağınıktır. Hayattan zevk almazlar. Sürekli kendilerini fakir görürler. Gözleri hep zenginlikte ve zenginlerdedir. Allah onlara yaşama sevinci vermez..

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ümmetim dünyaya fazlasıyla değer verirse İslam‟ın heybeti onlardan çekilip alınır. İyiliği emretme ve kötülükten sakındırma görevini ümmetim terk ederlerse vahyin bereketinden mahrum bırakılır. Birbirlerine dil uzatınca da Allah katındaki değerleri düşer.” buyurmuştur.
(Camiu’s- Sağir 416)


Yegâne hedefi âhiret olanların kalblerine Allah zenginlik duygusunu koyar. Dünya işlerini ayarlar. Onları Bâsıt ve değersiz şeylerin kulu-kölesi olmaktan korur. Dünyalarını da ma’mur eder, âhiretlerini de..

Biz de insanları Selâmet yollarına çağıracağız. İnsanları Kur'ÂN-ı Kerîm ile tanıştıracağız. Kurtuluşun ancak Kur'ÂN-ı Kerîm’in yoluna uymakta olduğunu ilan edeceğiz. Dalâlet yollarına tabi olanları uyaracağız. Yollarının yanlış olduğunu güzel bir yöntemle anlatmaya çalışacağız. İslam dışı batıl din ve ideolojilerin insanları Selâmete çıkarmadığını içinde yaşadığımız toplumdan örneklerle izâh edeceğiz. Kur'ÂN-ı Kerîm’i yaşayarak mutluluğa ve erdeme ulaşan insanlardan ve toplumlardan örnekler vereceğiz.

Herkesin insanları dünya ni’metlerine çağırdığı şu ortamda biz insanları Selâmet yurdu olan cennete çağıracağız. Gerçek kurtuluşun cennette olduğunu, dünyadaki kurtuluşların geçiciliğini izâh edeceğiz.

Câhillikte direnen insanlar bize sataştıkları zaman onlara “Selâm” deyip geçeceğiz. Onları muhatap olarak kabul etmeyeceğiz. Câhillikte ısrar eden kulağını, gözünü ve kalbini doğrulara kapamış olan kimseleri muhatab almak onlara değer vermek demektir. Gerçekleri anlamak istemeyen önyargılı ve peşin fikirli kimselerin sataşmalarına itibar etmeden onlara esenlik, barış ve mutluluk dolu sözler söyleyerek çekip gitmeliyiz. Söyleyecek sözü olmayan kapasitesiz insanlar başkalarına sataşırlar, söverler. Onlara sataşmak onların seviyesine düşmek demektir.

Müslümanların parolası olan Selâmı aramızda yaygınlaştırmaya çalışacağız. “Selâmun aleyküm” “Es Selâmu aleyküm” demek; “Benden size zarar gelmez. Ancak barış ve mutluluk gelir!.” demektir.

İslam toplumu içinde selâmı yaymak, hem ALLAHu zü’L- CeLÂL’in emri ve hem de Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in sünnetidir.
Kur'ÂN-ı Kerîminde Yüce Rabbimiz ALLAHu zü’L- CeLÂL şöyle buyurur:


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَدْخُلُوا بُيُوتًا غَيْرَ بُيُوتِكُمْ حَتَّى تَسْتَأْنِسُوا وَتُسَلِّمُوا عَلَى أَهْلِهَا ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
Resim---"Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tedhulû buyûten gayra buyûtikum hattâ teste’nisû ve tusellimû alâ ehlihâ, zâlikum hayrun lekum leallekum tezekkerûn (tezekkerûne).: Ey iman edenler! Evlerinizden başka evlere, izin isteyip ev halkına selâm vermedikçe (içeri) girmeyin. Bu, sizin için hayırdır. Umulur ki; böylece tezekkür edersiniz.” (Nûr 24/27)

Bir başka âyette de yüce Rabbimiz ALLAH celle celâlihu şöyle buyurur:

وَإِذَا حُيِّيْتُم بِتَحِيَّةٍ فَحَيُّواْ بِأَحْسَنَ مِنْهَا أَوْ رُدُّوهَا إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ حَسِيبًا
Resim---"Ve izâ huyyîtum bi tahıyyetin fe hayyû bi ahsene minhâ ev ruddûhâ. İnnallâhe kâne alâ kulli şey’in hasîbâ (hasîben).: Ve bir selâmla selâmlandığınız zaman, o taktirde siz, ondan daha güzeli ile selâm verin veya onu (aynen) iade edin. Muhakkak ki Allah, herşeyi en iyi hesap edendir.” (Nisâ 4/86)

Bu âyetlerden selâmı yaymanın bir ALLAHu zü’L- CeLÂL’in emri olduğu açıkça anlaşılmaktadır..

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem de, bir çok hadislerinde Selâmın önemi ve yaygınlaştırılmasının gereği üzerinde durmuştur.:


Resim---Bir sahabi Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'e: "İslamın hangi işi daha hayırlıdır" diye sorduğunda, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Yemek yedirmen, tanıdığına ve tanımadığına Selâm vermendir” buyurmuştur.
(Buharî, İman, 6-20)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Üç şey imandandır: Darlık anında infâk etmek, herkese selâmı yaymak, insanın kendisine karşı ölçülü olması.” buyurmuştur.
(Rudânî, Cem’u’l- Fevâid, c. 1, Had. No:68.)


Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem namazdan sonra şöyle duâ ederdi:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Allah‟tan bağışlanma dilerim!. (üç defâ) Allah‟ım!. Sen Selâmsın, her türlü eksiklikten Selâmettesin. Selâmet sendendir. Ey azamet ve ikram sahibi! Sen yüceler yücesisin!.” buyurmuştur.
(Müslim, Mesacid 135. Ebu Davud 1513. Tirmizî 300.)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem namazdan sonra şöyle duâ ederdi: "Allah‟ım! Bütün hamd ve övgüler Sana‟dır. Sen göklerin, yerin ve içindekilerin nurusun!.” buyurmuştur.
(Buharî, Cuma 27; Müslim, Salatu‟l-Müsafirin 17.)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Allah‟ım!. Kabrimde ve kemiklerimde bana bir nur ver. Nurumu artır!. Nurumu artır!. Nurumu artır!. Bana nur üstüne nur ihsan et!. Allah‟ın adıyla. Salât ve Selâm Allah’ın Rasûlünün üzerine olsun. Allah’ım bana rahmetinin kapılarını aç!.” buyurmuştur.
(Nesaî, 1/90,91,92.)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe olgun bir îmana sahip olamazsınız. Size, yabdığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şeyi haber vereyim mi? Aranızda selâmı yayınız!.” buyurmuştur.
(Müslim, Îman, 93)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Şüphesiz ki Allah katında insanların en iyisi, önce selâm verendir.” buyurmuştur.
(Ebû Davûd, Edeb, 133)


Gerek âyetlerden ve gerekse hadîslerden anlaşıldığına göre selâmı yaymak, insanlar arasında dostluk, sevgi ve barışın yaygınlaştırılması, Müslümanların kalblerinin birbirlerine ısındırılması bakımından son derece önemlidir. O halde, İslâm toplumunda dost, arkadaş, tanıdık kısaca bütün Müslümanlarla sevgi, saygı ve samimiyet duygularının geliştirilebilmesi için, karşılıklı olarak selâm verip almak gereklidir. Selâm, yalnızca dışarıda, sokakta, iş yerlerinde verilip-alınmaz; evde de selâm verilip alınmalıdır..

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem bu konuda da, yanında büyüttüğü Enes radiyallahu anhu’ya: “Oğlum!. Âilenin yanına girdiğinde selâm ver ki, sana ve ev halkına bereket olsun." buyurmuştur.
(Tirmizî, İstizân, 20)


O halde, kendi evimize geldiğimizde, kendimize ve evdekilere selâm vermemiz gerekiyor..

لَيْسَ عَلَى الْأَعْمَى حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْأَعْرَجِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْمَرِيضِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى أَنفُسِكُمْ أَن تَأْكُلُوا مِن بُيُوتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ آبَائِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أُمَّهَاتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ إِخْوَانِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أَخَوَاتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أَعْمَامِكُمْ أَوْ بُيُوتِ عَمَّاتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أَخْوَالِكُمْ أَوْ بُيُوتِ خَالَاتِكُمْ أَوْ مَا مَلَكْتُم مَّفَاتِحَهُ أَوْ صَدِيقِكُمْ لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَن تَأْكُلُوا جَمِيعًا أَوْ أَشْتَاتًا فَإِذَا دَخَلْتُم بُيُوتًا فَسَلِّمُوا عَلَى أَنفُسِكُمْ تَحِيَّةً مِّنْ عِندِ اللَّهِ مُبَارَكَةً طَيِّبَةً كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُون
Resim---"Leyse alâl a'mâ haracun ve lâ alâ a'raci haracun ve lâ alâ’l- marîdı haracun ve lâ alâ enfusikum en te'kulû min buyûtikum ev buyûti âbâikum ev buyûti ummehâtikum ev buyûti ihvânikum ev buyûti ehavâtikum ev buyûti a'mâmikum ev buyûti ammâtikum ev buyûti ahvâlikum ev buyûti hâlâtikum ev mâ melektum mefâtihahû ev sadîkıkum, leyse aleykum cunâhun en te'kulû cemîan ev eştâtâ (eştâten), fe izâ dahaltum buyûten fe sellimû alâ enfusikum tahıyyeten min indillâhi mubaraketen tayyibeten, kezâlike yubeyyinullâhu lekumul âyâti leallekum ta'kılûn (ta'kılûne).: Âmâ (kör) olana bir güçlük yoktur. Ve sakat olana, hasta olana bir güçlük yoktur. Ve size de evlerinizde veya babalarınızın evlerinde veya annelerinizin evlerinde veya erkek kardeşlerinizin evlerinde veya kız kardeşlerinizin evlerinde veya amcalarınızın evlerinde veya halalarınızın evlerinde veya dayılarınızın evlerinde veya teyzelerinizin evlerinde veya anahtarlarına sahip olduğunuz (yerlerde) veya arkadaşlarınızda yemek yemenizde bir güçlük yoktur. Topluca veya ayrı ayrı yemeniz de size günah değildir. Evlere girdiğiniz zaman birbirinize Allah’ın katından mübarek ve tayyib bir selâm ile selâm verin! İşte böylece Allah, size âyetlerini açıklıyor. Umulur ki böylece siz akıl edersiniz.” (Nûr 24/61)

Akşam yatıp sabahleyin kalkıldığında da, evde bulunan herkese karşılıklı selâm verip almak gerekmektedir. Böyle davranmakla, karşılıklı olarak Müslümanların birbirlerine sağlık, huzur, barış ve esenlik dilemesi gerçekleşmiş olur. Bir aile ve toplum fertlerinin, birbirlerine bundan daha iyi bir dilekte bulunmaları düşünülemez.


Es SELÂMu celle celâluhu ZEVKİ:

Selâm ve Selâmeti anlayana, Es Selâmu celle celâluhu yâr ve yardımcı olup ulaşan ilhâmla kul, kendi zâtını ayıplardan, sıfatlarını noksanlıklardan ve fiillerini kötülüklerden ve zulümden uzaklaştırır, selâmet ve emniyet bulur... Kendi nefsi için silâ, kardeşi ile selâm, RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellem'e salâvât ve RABBü'lâlemîn'e salât... Işık gibi akmaya başlar İnşâe ALLAHu Tealâ!.
Nefsin hevâ, heves, şehvet ve gazabını akl-ı selimin emrine köle edip selâmet içinde nefsini islâm eder.
Böylece; herkes ve herşey de; böylesi kimse ELine, DİLine ve BELine SâhibOL!ur.. Ve böylesi kimsenin ELinden DİLinden ve BELinden KüLLî ŞEYy/Herkes de, SeLÂMette olur. MuhaMMedî ve EHL-i BEYtî Edeb de budur zâten...
Es SeLÂM celle celâlihu İsminin nefslerimizde tecellîleri;
Bu İsm-i CeLîL’i vird edinen kişilerin kalbini düşmanlık, çekememezlik, riyâ ve kötü huylardan, kötülük ve günaha düşünmekten uzak kılar. Bedenini haram ve zararlı şeylerden, varlığını kaza, belâ, afetlerden ve de DİLLerini yalandan uzak kılar.. İnşâe ALLAHu TEÂLÂ!.


Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 01 Mar 2018, 20:59 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10893
Resim

130- Es Semîu celle celâluhu:


Resim

Resim

Es Semîu: Her sesi ve sessizliği işiten ve duyan. Mutlak duyucu olan ALLAHu zü’l- CELÂL..

Resim

131- Es Sâmi'u celle celâluhu:

Resim

Es Sâmi'u : Duyumların Sahibi. Herşeyi işiten. Halkını hakkıyla duyan. Mutlak duyuculuk sahibi olan ALLAHu zü’l- CELÂL...


Kelâm sese bürünür gelir ve insanoğlu kulağıyla SÖZün Sûretini/Maddî titreşimini işitir, beyni/kakbi ise bu sözün Sîretini/Mânâsını DUYarsa ANLAr ve UYar..
Onun için ALLAHu zü’l- CELÂL Kur'ân-ı Kerîmde buyurur:


وَلاَ تَكُونُواْ كَالَّذِينَ قَالُوا سَمِعْنَا وَهُمْ لاَ يَسْمَعُونَ
Resim---“Ve lâ tekûnû kellezîne kâlû semi’nâ ve hum lâ yesmeûn (yesmeûne).: Ve işittik dedikleri halde duyup kabûl etmeyenlere benzemeyin!.” (Enfâl 8/21)

إِنَّ شَرَّ الدَّوَابَّ عِندَ اللّهِ الصُّمُّ الْبُكْمُ الَّذِينَ لاَ يَعْقِلُونَ
Resim---“İnne şerred devâbbi indallâhi’s- summu’l- bukmullezîne lâ ya’kılûn (ya’kılûne).: Gerçek şu ki, Allah katında, yerde debelenenlerin en kötüsü, (bir türlü) akıl erdirmez olan sağırlar ve dilsizlerdir.” (Enfâl 8/22)

“Semea” kökünden türemiş olan es Semi’ ismi sözlükte; işitmek, duymak, icâbet etmek, işittiğinin gereğini yerine getirmek anlamlarına gelmektedir. Mübalağa ve sübut ifâde eder.

Es Semîu ve Es Sâmi'u celle celâlihu olan ALLAHu zü’l- CELÂL;
Semi’; işitmesi ve duyması her şeyi kapsayandır.
Semi’; işitme için gerekli olan insanî özelliklere gerek duymayandır.
Semi’; gizli, açık, fısıltı ve içte saklanan bütün sesleri işitendir.
Semi’; kulak ve frekans farkı olmaksızın her şeyi işitendir.
Semi’; insanların kavrayamayacağı bir işitmeyle çokça ve devamlı olarak işitendir.
Semi’; işittiğinin gereğini mutlaka yerine getirendir.
Semi’; duâlara icâbet eden Yüce RABBımız celle celâlihudur ..

Sema’: İşitmek, dinlemek, kulak vermek, kulakla dinlemek. *. Kabul etmek. Anlamak.
Semmea: İşittirmek, duyurmak.
istemea: Dinlemek, kulak vermek, işitmek.
semmü: Kulak, işitme duyusu. İşitilen şey.
Samia: Duyma, işitme duygusu, işitme kuvveti.
Sum'a: Sumâ, gösteriş için ve duysunlar diye yapılan iş. Şöhret.
Sami’: İşiten, duyan, dinleyen.
Semi’: İşiten, duyan.
Semi’-i MutLak.: Her şeyi şeksiz, şüphesiz, mutlak surette işiten ALLAHu zü’l- CELÂL. ALLAH celle celâlihu'nun insanlar gibi zamana, âlete muhtaç olmayarak her şeyi işitmesi ve duyması. O'nun işitip duyamıyacağı hiç bir şey yoktur..
Semi’ü’d- Duâ: Duayı işiten ALLAHu zü’l- CELÂL..

Es SEMÎ’u celle celâlihu, Kur’ân-ı Kerîm’de 46 Âyette Allah celle celâlihu ya izâfe edilmiştir.
Es SEMÎ’u celle celâlihu;
32 defâ El Alîm celle celâlihu dan önce,
11 defâ El Basîr celle celâlihu dan önce,
1 defâ El Karîb celle celâlihu dan önce,
2 defâ da Semîu’d-Duâ- Duâyı işiten-kabul eden olarak geçmektedir.

Resim

ES SEMİ'U'L-ALÎMU celle celâluhu: İşitici-Bilici olan ALLAHu zü’l- CELÂL.. (32 defâ)
Bakara 2/127, 137, 181, 224, 227, 244, 256 (7 defâ); Âl-i İmrân 3/34, 35, 121 (3 defâ); Nisâ 4/148; Mâide 5/76; En'âm 6/13, 115 (2 defâ); A'râf 7/200; Enfal 8/17, 42, 53, 61 (4 defâ); Tevbe 9/98, 103 (2 defâ); Yûnus 10/65; Yûsuf 12/ 34; Enbiyâ 21/4; Nûr 24/21, 60 (2 defâ); Şûarâ 26/220; Ankebut 29/5, 60 (2 defâ); Fussilet 41/36; Duhân 44/6); Hucurât 49/1..

Resim

ES SEMİ'U'L-BASÎRU celle celâluhu: Herşeyi işitici-Herşeyi görücü (10 defa): Nisâ 4/58,134; İsrâ 17/1; Hacc 22/61, 75; Lokman 31/28; Mü'min 40/20, 56; Şûrâ 42/11; Mücâdele 58/1..

Resim

ES SEMİ'U'L-KARÎBU celle celâluhu: İşiten-Çok yakın olan. (1 defa) (Sebe' 34/50)


Es Semi’u celle celâlihu ismi, Kur'ÂN-ı Kerîm BUYruklarında;

1-) Duâları kabul eden anlamında;


وَإِذْ يَرْفَعُ إِبْرَاهِيمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَإِسْمَاعِيلُ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا إِنَّكَ أَنتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
Resim---"Ve iz yerfeu ibrâhîmul kavâide mine’l- beyti ve ismâîl (ismâîlu) rabbenâ tekabbel minnâ inneke ente’s- semîu’l- alîm (alîmu).: İbrâhîm (aleyhisselâm) ve İsmail (aleyhisselâm), beyt’in (Kâbe’nin) temellerini yükseltiyorlardı (ve şöyle dua ediyorlardı): “Rabbimiz, bizden (bunu) kabul buyur. Muhakkak ki Sen, Sen, en iyi işiten ve en iyi bilensin.” (Bakara 2/127)

هُنَالِكَ دَعَا زَكَرِيَّا رَبَّهُ قَالَ رَبِّ هَبْ لِي مِن لَّدُنْكَ ذُرِّيَّةً طَيِّبَةً إِنَّكَ سَمِيعُ الدُّعَاء
Resim---"Hunâlike deâ zekeriyyâ rabbeh (rabbehu), kâle rabbi heblî min ledunke zurriyyeten tayyibeh (tayyibeten), inneke semîud duâ’ (duâi).: Zekeriyya (aleyhisselâm), işte orada Rabbine dua etti: "Rabbim, bana Senin katından temiz bir nesil bağışla, muhakkak ki sen duayı en iyi işitensin" dedi.” (Âl-i İmrân 3/38)

2-) ALLAHu zü’l- CELÂL’in peygamberlerine yardımcı ve destek olması bakımından İşiten anlamında;

قَالَا رَبَّنَا إِنَّنَا نَخَافُ أَن يَفْرُطَ عَلَيْنَا أَوْ أَن يَطْغَى
ُResim---"Kâlâ rabbenâ innenâ nehâfu en yefruta aleynâ ev en yatgâ.: (O ikisi): “Rabbimiz gerçekten biz, onun bize (karşı) ifrata (aşırı) gitmesinden veya azgın davranmasından korkuyoruz.” dediler.” (Tâ-hâ 20/45)

قَالَ لَا تَخَافَا إِنَّنِي مَعَكُمَا أَسْمَعُ وَأَرَى
Resim---"Kâle lâ tehâfâ innenî meakumâ esmau ve erâ.: (Allahû Tealâ): “İkiniz (de) korkmayın! Muhakkak ki Ben, sizinle beraberim, işitirim ve görürüm.” dedi.” (Tâ-hâ 20/45)

3-) Kâfirlerin ve müşriklerin taptıkları putların “işitme” duyusundan yoksun oldukları anlamında;


إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ يَا أَبَتِ لِمَ تَعْبُدُ مَا لَا يَسْمَعُ وَلَا يُبْصِرُ وَلَا يُغْنِي عَنكَ شَيْئًا
ُResim---"İz kâle li ebîhi, yâ ebeti lime ta’budu mâ lâ yesmau ve lâ yubsıru ve lâ yugnî anke şey’â (şey’en).: İbrâhîm (aleyhisselam), babasına dedi ki: “Ey babacığım! İşitmeyen ve görmeyen ve sana hiçbir (şekilde bir) şeyle faydası olmayanlara niçin tapıyorsun?” (Meryem 19/42)

قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ إِذْ تَدْعُونَ
ُResim---"Kâle hel yesmeûnekum iz ted’ûn (ted’ûne).: (İbrâhîm aleyhisselâm): “Dua ettiğiniz zaman sizi işitiyorlar mı?” dedi.” (Şuarâ 26/72)

إِن تَدْعُوهُمْ لَا يَسْمَعُوا دُعَاءكُمْ وَلَوْ سَمِعُوا مَا اسْتَجَابُوا لَكُمْ وَيَوْمَ الْقِيَامَةِ يَكْفُرُونَ بِشِرْكِكُمْ وَلَا يُنَبِّئُكَ مِثْلُ خَبِيرٍ
ُResim---"İn ted’ûhum lâ yesmeû duâekum, ve lev semiû mâstecâbû lekum, ve yevme’l- kıyâmeti yekfurûne bi şirkikum, ve lâ yunebbiuke mislu habîr (habîrin).: Eğer onlara dua ederseniz sizi, dualarınızı işitmezler. Şâyet işitmiş olsalar (bile) size icabet edemezler. Kıyâmet günü sizin şirkinizi inkâr edecekler. Ve sana bunun (bu haberin) mislini (benzerini) verecek (kimse, şey) bulunmaz (Allah’tan başkası haber veremez).” (Fâtır 35/14)

4-) ALLAHu zü’l- CELÂL, bütün kullarının şikâyetlerini işiten ve onların sorunlarına çözüm bulan anlamında;

قُلْ إِن ضَلَلْتُ فَإِنَّمَا أَضِلُّ عَلَى نَفْسِي وَإِنِ اهْتَدَيْتُ فَبِمَا يُوحِي إِلَيَّ رَبِّي إِنَّهُ سَمِيعٌ قَرِيبٌ
ُResim---"Kul in dalaltu fe innemâ edıllu alâ nefsî, ve in ihtedeytu fe bimâ yûhî ileyye rabbî, innehu semîun karîbun.: De ki: "Eğer dalâlette olursam, o zaman sadece kendi nefsim üzerine (sebebiyle) olurum. Eğer hidayete erersem, o taktirde bu Rabbimin bana vahyi sebebiyledir. Muhakkak ki O; en iyi işiten ve en yakın olandır." (Sebe 34/50)

قَدْ سَمِعَ اللَّهُ قَوْلَ الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا وَتَشْتَكِي إِلَى اللَّهِ وَاللَّهُ يَسْمَعُ تَحَاوُرَكُمَا إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ بَصِيرٌ
ُResim---"Kad semiallâhu kavlelletî tucâdiluke fî zevcihâ ve teştekî ilâllâhi, vallâhu yesmeu tehâvurakumâ, innallâhe semîun basîrun.: Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikâyet edenin (kadının) sözünü işitmişti. Ve Allah, sizin konuşmalarınızı işitir. Muhakkak ki Allah; en iyi işitendir, en iyi görendir.” (Mücâdele 58/1)

Muhakkak ki, ALLAHu zü’l- CELÂL’in mü’minlerin duâlarını işitmesi ve icâbet etmesi, uzak bir mesafeden değildir ki, ALLAH celle celâlihu küLLî ŞeYy’e Şahdamarından da AKREBdir/YaKÎNdir.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 15 Mar 2018, 21:12 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10893
Resim Es SEMİ’u celle celâlihu ismi, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Hadis-i Şerîflerinde çokça geçer..

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Kim sabah olduğunda üç kere “Eûzû billahi’s- semi’i’l- âlimi mine’ş- şeytâni’r- racîm: Allah‟ın rahmetinden kovulan taşlanmış şeytanın şerrinden her şeyi bilen Allah’a sığınırım” diyerek Haşr Sûresinin sonundan üç âyetini okursa Allah o kimseye yetmiş bin melek vekîl eder de o melekler akşama kadar o kimseye duâ ve istiğfar ederler. Eğer o gün ölürse şehîd olarak ölür. Akşam olunca okuyan kimse de sabaha kadar aynı durumdadır.” buyurdu.
(Darimi, Fedailu’l- Kur’ÂN 27)

هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ
Resim---"Huvallâhullezî lâ ilâhe illâ huve, âlimu’l- gaybi ve’ş- şehâdeti, huve’r- rahmânu’r- rahîm (rahîmu).: O ALLAH ki, O’ndan başka İlâh yoktur. Gaybı (OLduğu hâlde görünmeyeni) ve görüneni de O bilir. O; Rahmân’dır, Rahîm’dir.” (Haşr 59/22)

هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزِيزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُ سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ
Resim---"Huvallâhullezî lâ ilâhe illâ huve, el meliku’l- kuddûsu’s- selâmu’l- mu’minu’l- muheyminu’l- azîzu’l- cebbâru’l- mütekebbir (mutekebbiru), subhânallâhi ammâ yuşrikûn (yuşrikûne).: ALLAH ki; O’ndan başka İlâh yoktur, Melik’tir (hükümrandır), Kuddûs’tür (mukaddestir), Selâm’dır (selâmete erdirendir), Mü’mindir (emniyet verendir), Müheymin’dir (koruyup gözetendir), Azîz’dir (yücedir), Cabbâr’dır (cebredendir), Mütekebbir’dir (pek büyük olandır). ALLAH, şirk koşulan şeylerden münezzehtir (uzaktır)" (Haşr 59/23)

هُوَ اللَّهُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ لَهُ الْأَسْمَاء الْحُسْنَى يُسَبِّحُ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
Resim---"Huvallâhu’l- hâliku’l- bâriu’l- musavviru lehu’l- esmâu’l- husnâ, yusebbihu lehu mâ fî’s- semâvâti ve’l- ard (ardı) ve huve’l- azîzu’l- hakîm (hakîmu).: O ALLAH ki; Yaratan’dır, Bâri’dir (yokken var eden), Musavvir’dir (şekil verendir), güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanlar O’nu tesbih eder. Ve O; Azîz’dir (yücedir), Hakîm’dir (hüküm ve hikmet sahibidir).” (Haşr 59/24)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Namzda Rükû’dan doğrulurken: “ Semiallahu li-men hamideh! : Allah celle celâlihu hamdedenin hamdini duyar” buyurmuştur.
(Kütüb-i Sitte)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir Duâsında: “Allahım!. Ürpermeyen Kalbden, Duyulmayan-Kabul olunmayan Duâdan, Doymayan Nefisten ve Fayda sağlamayan İlimden, Özelikle bu 4 şeyden Sana Sığınırım!.” buyurmuştur.
(İbn Mâce, Mukaddîme, 23; Tirmizî, da’avât, 68; Nesâî, istiâze, 64)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Kişinin her duyduğunu söylemesi kendisine yalan olarak yeter.” buyurmuştur.
(Müslim, Mukaddime 5.)


Es SEMÎ’u celle celâlihu İsmi, Allah celle celâlihu'nun ZÂTında Ezelî Sıfatır. İlim Sıfatı ile ilgili isimlerindendir.
ALLAHu zü’l- CELÂL; Gizli-Açık, Konuşma-Sükut vs. fark etmeden Küllî ŞEYye en yakın OLandır.

Es SEMÎ’u celle celâlihu ismi genellikle Zâtî-Subûtî Sıfatlardandır.
İşittiren Mânâsına gelen yerlerde ise Fiilî Sıfatlardandır.
Es SEMÎ’u celle celâlihu nun, Basîr celle celâlihu ile muhtevâ parelelliği vardır.
El Alîm ve El Habîr celle celâlihu ile de kısmen anlam yakınlığı vardır..
Es Sâmiu celle celâlihu ise, Es SEMÎ’u celle celâlihu Sıfatına sahib oluşudur..

İnsanoğlu:
BEDENle Temâs eder,
NEFİSle Görürür,
KALBle DUYar,
RUHla Koklar HAKkı ve UYar..

Kalbî DUYuş; MuhaMMedî Melâmette o kadar önemli ki, İnsÂNı MuhaMMedî Mü’min kılar..
Şu Kâinâtta, Ezelden-Ebede ve Bâtından-Zâhire Şe’ÂNuLLAH yayını yapan MuhaMMedî Merkez İstasyonunun yayını sürekli ve el ÂN mevcûddur...

Ancak HAM AKILın Kalben DUYması için;
Kur’ân-ı Kerîm Okulunda, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem baş öğretmeninde okuması, terbiye edilip, eğitilip, eritilip, süzülüp, arındırılıp, cilâlanıp, kıbleye anten ayarı yapılıp, Nur-u MuhaMMed CereyÂNı/ELektiriği bağlanıp, sağ elinin şehâdet parmağındaki tevhid mühürüyle Hacerü’l- Esved düğmesine Eûzû Besmele şerefli kelimesiyle basılıp 4 âlemi 4 kanaldan seyredebilmesi gerekir!.

İşte AKL ve NAKL TEVHiDi BUdur..

Lâ iLâhe İLLâ ALLAH!.

AŞKı DUYan Bir kUYu
UYarır =>Bin kUYUYu
Şeker Şerbet Bal Keser
Binbir kUYunun sUYu!.


İşte o zaman yerleri ve markaları farklı olan televizyon kutularından, Medine’den Merkezdeki MuhaMMedî Yayın AYNen, AKLen veNAKLen dinlenir ve seyredilir..
UYandırilân, diriltilen ve şerden hayra tebdil eden, AKL-ı SELİM:


آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ آمَنَ بِاللّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ وَقَالُواْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ
Resim---"Âmene’r- resûlu bimâ unzile ileyhi min rabbihî ve’l- mu’minûn (mu’minûne), kullun âmene billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulih (rusulihî), lâ nuferriku beyne ehadin min rusulih (rusulihî), ve kâlû semi’nâ ve ata’nâ gufrâneke rabbenâ ve ileyke’l- masîr (masîru).: Resûl, Rabbinden kendisine indirilene îmân etti ve mü’minler de, hepsi Allah’a, O’nun meleklerine, kitaplarına ve resûllerine îmân etti. “Biz, O’nun resûlleri arasından (hiç) birini, diğerinden ayırmayız.” Ve “işittik ve itaat ettik! Ve Rabbimiz, Senin mağfiretini (dileriz). Ve masîr (varış) Sana’dır (Sana doğru yola çıkarız ve Sana ulaşırız).” dediler.” (Bakara 2/285)

MuhaMmedî Mü’minler;
“Semiğnâ ve ateğnâ: Daha şimdi DUYduk ve UYduk!.” der..
“Lebbeyk yâ RABBenâ lebbeyk yâ RaSûLünâ sallallahu aleyhi ve sellem!.” der..

Ham kalan Akıl sahibi zavallı nefisler, İlâhî Tebliği MuhaMMedî Merkezden DUYar da UYmazsa:


وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَاقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَ خُذُواْ مَا آتَيْنَاكُم بِقُوَّةٍ وَاسْمَعُواْ قَالُواْ سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَأُشْرِبُواْ فِي قُلُوبِهِمُ الْعِجْلَ بِكُفْرِهِمْ قُلْ بِئْسَمَا يَأْمُرُكُمْ بِهِ إِيمَانُكُمْ إِن كُنتُمْ مُّؤْمِنِينَ
Resim---"Ve iz ehaznâ mîsâkakum ve refa’nâ fevkakumu’t- tûr (tûra), huzû mâ âteynâkum bi kuvvetin vesmeû kâlû semi’nâ ve aseynâ ve uşribû fî kulûbihimu’l- icle bi kufrihim kul bi’se mâ ye’murukum bihî îmânukum in kuntum mu’minîn (mu’minîne).: Ve sizden, misak almış ve Tûr’u üstünüze yükseltmiştik. Size verdiğimiz şeyi (Tevrat’ı) kuvvetle alın ve (emirlerimizi) işitin (demiştik). “İşittik ve isyan ettik.” dediler. Küfürleri sebebiyle buzağı (sevgisi) onların kalplerine içirildi (yerleştirildi). De ki: “Eğer siz mü’min kimseler iseniz, îmânınızın onunla size emrettiği şey ne kötü.” (Bakara 2/93)

“Semiğna ve aseynâ: DUYduk ve UYmadık/isyân ettik!.” Der ve hüsrÂNa düşer ve;
Nefsin Üst Dercelerine yükselmek ve İlliyîne ULAŞmakla EMR olunan NEFS;
Alt Derekelerin dibi olan Esfeli Sâfilinde Firâvuna Yoldaş olur ne yazık!.
Allah celle celâlihu korusun!..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 07 Nis 2018, 13:37 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10893
Resim

132- Eş Şâkiru celle celâluhu:


Resim

Resim

Eş Şâkiru: Kullarının şükürlerini kabul edip rızasını bahşeden şirkten şüküre geçiren. Az iyiliğe çok çok mükâfât veren. Kullarının şükürlerini kabul eden ve şükre sebeblerin tümünün mutlak sahibi ve halkedicisi olan ALLAHu zü’l- CELÂL..

Resim

133- Eş Şekûru celle celâluhu:

Resim

Resim


Eş Şekûru : Hakka inanıp salih amel işleyen kularına hesabsız sevâb veren ve şükürlerini kabul buyuran ALLAHu zü’l- CELÂL...


Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem : "İnsanlara teşekkür etmeyen ALLAH'a da şükretmez." buyurmuştur.
(Ebi Saîd (ra) dan; İmâm Ahmed, Müsnedinde ve Tirmizî)


ZÂT'ına inanan KULu için, RABBu'l-'âlemîn'in ni'metlerine gerçek şükür; lâzım ve lâyığı vechiyle murad edilen ve emredilen; yer, zaman ve hâlde kullanımdır ki, bu yol Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in RIDVAN YOLUdur.

MuhaMMedî Müslim-Mü'min; İnsan olma şerefini ve ni'metlerini bahşeden Rabbü'lâlemîn'e tüm letâifleri ile şükranlarını samimîyetle sunar... Teşekküre en lâyık olan Eş Şâkiru'ş- Şekûru celle celâluhu'ya şükrünü arz eder. HAKk TeâLâ celle celâluhu'nun halkına teşekkürü, Teslimiyyet Tevâzu'su ve İstikâmet İttikası ile yapar İnşâe ALLAHu TeâLâ!.


Resim

KULLuk HAKk’a bOYUN Eğiş
KULu İKen ==>SuLtÂN OLuş
ŞÜKÜR =>BAŞın ARŞ-a DEĞiş
HAMDi =>CÂNda CÂNÂN OLuş..


ZEVK 8801

Eş ŞÂKİRu’ş- ŞEKÛR ALLAH =>TEVHiDuLLAH TEFEKküRü
=>GÜNEŞ-Le<->IŞIğı GiBi =>“BİZ BİR-İZ”Lik TEZEKküRü
ŞÜKÜR =>hER CÂNın =>İŞİdir
HAMD =>İNSÂN HAKk BİLİŞİdir
=>ALıp<->VERdiğimiz =>NEFES =>ŞE’ÂNuLLAH TEŞEKküRü!.


07.04.18 13:34
brsbrsm..tktktrstkkmdhssrettt..


TEFEKküR.: Fikretmek. Düşünmek. Fikri harekete getirmek.
TEZEKküR.: Zikretmek. Unutmamak. Unuttuktan sonra hatıra getirmek.
TEŞEKküR.: Yapılan iyilikten memnun kalındığını bildirmek için söylenen şükür ifadesi. Şükür etmek.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 27 Nis 2018, 21:41 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10893
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيم

“Şekera” kökünden türemiş olan Eş Şekûr ismi; teşekkür etmek, işin, amelin karşılığını vermek, dolu olmak, cömert olmak anlamlarına gelmektedir..

Şükr.: Şükür.. ALLAH celle celâlihu'nun ni’metlerine karşı memnunluk göstermek. Allah'a teşekkür etmek..
ŞükrÂN.: İyilik bilmek. Minnettârlık. Şükretme hâli.
Şükrgüzâr.: f. İyilik bilen, teşekkür eden.
Teşekkür.: Yapılan iyilikten memnun kalındığını bildirmek için söylenen şükür ifadesi. Şükür etmek.
Şekera: Ni’metini ve ihsanını bilip sahibine senâ etmek.
Teşekkera: Ni’meti verene memnuniyetini bildirip şükür etmek..


MuhaMMedî ŞûuRu BİLen
MuhaMMedî NûRu BULan
MuhaMMedî SüRûRda OLan
MuhaMMedî O-NûRda;
MuhaMMedî Şehâdet Şerefini ve de Şefâat Şifâsını fiilen YAŞAyan,
ALLAHu zü’l- CELÂL’in KULu, ni'metlerini bahşeden Rabbü'l- âlemîn'e tüm letâifleri ile şükrÂNlarını samîmîyetle SUNar... Teşekküre en lâyık olan Eş Şekûru celle celâluhu'ya şükrünü arz eder. HAKk TeÂLÂ celle celâluhu'nun halkına teşekkürü, tevâzu' iledir..


Şekûr; kendi rızasını kazanmak için yapılan işleri, daha fazlası ile karşılayan ve mükafatlandıran, az bir amele çok karşılık veren, ibâdet ve tatta bulunmalarından memnun olup onları senâ eden yâni öven.. şekillerinde târif edilir..

Şükür; Yaratılış özelliğinden Yaratanı ALLAHu zü’l- CELÂL’in karşısında;
Fakriyyet, Acziyyet, Zillet, İLLetini MuhaMMedî ŞÛURLa, Mutlak Azîz-GüÇLü’ye ve Mutlak GANî-KüLLî ŞEYyin Sahibine teşekkürüdür..

Eş Şekur celle celâluhu ismi, mübalağa ve devamlılık ifâde eder.
Şükür; dil ile, hâl ile, mal ile yapılır. Bunların üçünün de ortak noktası, içten, özden, kalbden gelerek yapılmaları şartıdır..
Dil ile Şükür: Kulun, ALLAHu zü’l- CELÂL’e şükrünü dili ile söyleyerek yapmasıdır.
Hal ile Şükür: Kulun, ALLAHu zü’l- CELÂL’e ibâdetle şükretmesidir ki, şükür orucu, şükür namazı, şükür secdesi gibi davranışlar. Şükrü davranışlarındaki psikolojik ÖZe indirmedir.
Mal ile Şükür: Mal varlığından fedakârlık ederek hatta bâzen feragat ederek muhtaç olanlara Allah rızası için vermesi şeklinde yapılan şükürdür. Şükür kurbanı, şükür sadakası ve şükür olarak yapılan her türlü harcamalar..

Zenginin şükrü, dil ile, hal ile ve mal iledir.
Fâkirin şükrü ise, dil ile ve hal iledir..

ALLAHu zü’l- CELÂL, KULunun, MuhaMMedî bir Sadakat ve Samîmiyyetle yaptığı ŞÜKRüne, Eş ŞEKÛR ALLAH’ı celle celâlihu olarak;


وَإِذْ تَأَذَّنَ رَبُّكُمْ لَئِن شَكَرْتُمْ لأَزِيدَنَّكُمْ وَلَئِن كَفَرْتُمْ إِنَّ عَذَابِي لَشَدِيدٌ
Resim---"Ve iz teezzene rabbukum le in şekertum le ezîdennekum ve le in kefertum inne azâbî le şedîd (şedîdun).: Ve o zaman Rabbiniz size bildirmişti ki; eğer şükrederseniz (ni’metlerinizi) artırırım, eğer küfredenlerden olursanız muhakkak ki azabım şiddetlidir.” (İbrâhîm 14/7)

إِن تَكْفُرُوا فَإِنَّ اللَّهَ غَنِيٌّ عَنكُمْ وَلَا يَرْضَى لِعِبَادِهِ الْكُفْرَ وَإِن تَشْكُرُوا يَرْضَهُ لَكُمْ وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى ثُمَّ إِلَى رَبِّكُم مَّرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ إِنَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
Resim---"İn tekfurû fe innallâhe ganiyyun ankum, ve lâ yerdâ li ıbâdihil kufra, ve in teşkurû yerdahu lekum, ve lâ teziru vâziratun vizra uhrâ, summe ilâ rabbikum merciukum fe yunebbiukum bimâ kuntum ta’melûn (ta’melûne), innehû alîmun bi zâti’s- sudur (sudûri).: Eğer inkâr ederseniz, muhakkak ki Allah, sizden Gani’dir (size ihtiyacı yoktur). Ve O, kulları konusunda küfre razı olmaz. Ve eğer şükrederseniz sizden razı olur. (Hiç) bir günahkâr, diğerinin (başkasının) günahını yüklenmez. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir. Böylece size yapmış olduklarınızı haber verecek. Muhakkak ki O, sadrlarda/sînelerde olanı bilendir.” (Zümer 39/7)

Şüphesizdir ki ALLAHu zü’l- CELÂL’in Bizim Şükrümüze ihtiyacı yoktur ve ŞÜKÜR Bizim MuhaMMedî Hakikatımıza ULAŞım ULULuğudur;

قَالَ الَّذِي عِندَهُ عِلْمٌ مِّنَ الْكِتَابِ أَنَا آتِيكَ بِهِ قَبْلَ أَن يَرْتَدَّ إِلَيْكَ طَرْفُكَ فَلَمَّا رَآهُ مُسْتَقِرًّا عِندَهُ قَالَ هَذَا مِن فَضْلِ رَبِّي لِيَبْلُوَنِي أَأَشْكُرُ أَمْ أَكْفُرُ وَمَن شَكَرَ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِ وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ رَبِّي غَنِيٌّ كَرِيمٌ
Resim---"Kâlellezî indehu ilmun minel kitâbi ene âtîke bihî kable en yertedde ileyke tarfuke, fe lemmâ raâhu mustekırran indehu kâle hâzâ min fadlı rabbî, li yebluvenî e eşkur em ekfur(ekfuru), ve men şekere fe innemâ yeşkuru li nefsihî ve men kefere fe inne rabbî ganiyyun kerîm(kerîmun).: Kendi yanında kitaptan ilmi olan biri dedi ki: "Ben, (gözünü açıp kapamadan) onu sana getirebilirim." Derken (Süleyman) onu kendi yanında durur vaziyette görünce dedi ki: "Bu Rabbimin fazlındandır, O'na şükredecek miyim, yoksa nankörlük edecek miyim diye beni denemekte olduğu için (bu olağanüstü olay gerçekleşti). Kim şükrederse, artık o kendisi için şükretmiştir, kim nankörlük ederse, gerçekten benim Rabbim Ganî (hiç bir şeye ve kimseye ihtiyacı olmayan)dır, Kerîm olandır.” (Neml 27/40)

MuhaMMedî İLim, İrade, İdrak ve İştirak sonUÇu OLuşan ŞÜKÜR, o KULu; Eş Şekür celle celâlihu isminin tecellîsiyle Kemâlî YAKÎNe ERdirir ve Ni’metine, Rahmetine, Bereketine mazhar kılar. KULun ŞÜKRü o KULu, Eş Şekür celle celâlihu’ya taşır.:

مَّا يَفْعَلُ اللّهُ بِعَذَابِكُمْ إِن شَكَرْتُمْ وَآمَنتُمْ وَكَانَ اللّهُ شَاكِرًا عَلِيمًا
Resim---"Mâ yef’alullâhu bi azâbikum in şekertum ve âmentum. Ve kânallâhu şâkiran alîmâ(alîmen).: Eğer siz, Allah’ın ni’metlerine şükreder ve iman ederseniz, Allah size neye azab etsin? Allah şükredenlerin mükâfatını verici, yaptıklarını bilicidir.” (Nisâ 4/147)

Demek ALLAHu zü’l- CELÂL, şükredene azab etmez. Zirâ şükreden temizdir, yücedir, HAKk TeÂLÂ celle celâluhu’ya yakındır, razı olunanlardandır..

Yâ RABBeNÂ!.
Ey mutlak yaratıcı, mutlak kudret, azabından kurtulmaktan önce rızan için sana şükrediyorum!.

Ni’metine şükrediyorum, rahmetine, lütfuna şükrediyorum. Bunlardan faydalandığımdan çok, bunları yaratma kudretin var olduğu için şükrediyorum!.

Bende ve tüm canlıda faydalanma duygusunu yaratma kudretine şükrediyorum!.

Bitkine, meyvene, sebzene, onlarda tecellî eden yaratma kudretine, onlarda tecellî eden El Vehhâb celle celâluhu ismine, lütfuna, Rahmetine şükrediyorum!.

Bütün yarattıklarına, bunları bol bol ihsan ettiğin için şükrediyorum. İhsan etme kudretine şükrediyorum!.

Görme denen, işitme denen, tatma denen, nefes alma denen, düşünme denen, sevinç, haz, neşe, keder, sıkıntı, sevgi, muhabbet denen aklı çatlatan oluşumları yaratma kudretine şükrediyorum!.

Akıl, kalb, duyum gibi kavrayan, sezen, hisseden ama benim kendilerini kavramaktan âciz olduğum melekeleri var etme kudretine şükrediyorum!.

Yâ RABBenâ! Fakriyyet, Acziyyet, Zillet, İLLetini MuhaMMedî ŞÛURLa, Mutlak Azîz-GüÇLü’ye ve Mutlak GANî-KüLLî ŞEYyin Sahibi SANA ŞÜKRettiğime şükrediyorum!.

Yâ RABBenâ!. Şu Şe’ÂNuLLAHta Şükrümün devamını sağlaman için SANA şükrediyorum!.

لِيُوَفِّيَهُمْ أُجُورَهُمْ وَيَزِيدَهُم مِّن فَضْلِهِ إِنَّهُ غَفُورٌ شَكُورٌ
Resim---"Li yuveffîyehum ucûrahum ve yezîdehum min fadlihi, innehu gafûrun şekûr (şekûrun).: Onların ecirleri (mükâfatları) onlara vefa edilir (ödenir). Ve (Allah), onlara fazlından artırır. Muhakkak ki O; Gafûr’dur (mağfiret eden), Şekûr’dur (şükredilen).” (Fâtır 35/30)

لِيَكْفُرُوا بِمَا آتَيْنَاهُمْ فَتَمَتَّعُوا فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ
Resim---"Li yekfurû bimâ âteynâhum, fe temetteû fe sevfe ta’lemûn (ta’lemûne).: Onlara verdiklerimizi inkâr etsinler. Böylece metalansınlar (faydalansınlar). Yakında bilecekler.” (Rûm 30/34)

ذَلِكَ الَّذِي يُبَشِّرُ اللَّهُ عِبَادَهُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ قُل لَّا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ أَجْرًا إِلَّا الْمَوَدَّةَ فِي الْقُرْبَى وَمَن يَقْتَرِفْ حَسَنَةً نَّزِدْ لَهُ فِيهَا حُسْنًا إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ شَكُورٌ
Resim---"Zâlikellezî yubeşşirullâhu ibâdehullezîne âmenû ve amilûs sâlihât(sâlihâti), kul lâ es’elukum aleyhi ecran illâl meveddete fîl kurbâ ve men yakterif haseneten nezid lehu fîhâ husnâ(husnen), innallâhe gafûrun şekûr(şekûrun).: İşte bu sevabdır ki, Allah iman edib salih ameller işliyen kullarını (onunla) müjdeliyor. (Ey Rasûlüm, tebliğde bulunmakta olduğun kimselere) de ki: “- Ben, (bu tebliğimden dolayı) sizden Allah’a ibadet ve yakınlıkta, sevgiden başka bir mükâfat istemiyorum.” Kim iyi bir amel kazanırsa, biz onun bu iyiliğinin sevabını artırırız. Muhakkak ki Allah Gafûr’dur= çok bağışlayandır, Şekûr’dur= az amele çok sevab verendir.” (Şûrâ 42/23)

يُسَبِّحُ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Resim---"Yusebbihu lillâhi mâ fî’s- semâvâti ve mâ fî’l- ard (ardı), lehu’l- mulku ve lehu’l- hamdu ve huve alâ kulli şey’in kadîr (kadîrun).: Göklerde ve yerde olan herşey Allah’ı tesbih eder. Mülk O’nundur ve hamd O’nadır. Ve O, herşeye Kaadir’dir (gücü yetendir).” (Tegâbun 64/1)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 20 May 2018, 13:45 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10893
ResimAziz Kardeşlerim;

Şâkir: ALLAHu zü’L- CELÂL’e şükreden. Hâlinden memnuniyetini bildiren.
Şükr: (Şükür) ALLAHu zü’L- CELÂL’in ni’metlerine karşı memnunluk göstermek. Allah'a teşekkür.
Şekera: Ni’metini ve ihsanını bilip sahibine senâ etmek.
Teşekkera: Ni’meti verene memnuniyetini bildirip şükür etmek.
Ni’met: lezzetlenmeye sebeb olan şeydir..

Şükr; ALLAH celle celâlihu'nun ni’metlerine karşı memnunluk göstermek. ALLAH celle celâlihu'ya teşekkür.
Şükür; Beden, Nefs, Kalb ve Rûh ile ki, Dil ile Gönülle olur. Ni’met veren El MEvLÂ celle celâlihu'ya MuhaBBet etmek ve itaat etmek de şükürdendir. Şükür eden, her ni’meti ALLAHu zü’L- CELÂL’in râzı olduğu yere sarfeder.
Şükür; ALLAHu zü’L- CELÂL’in, kullarının iyi amellerine mükâfat karşılığı vermesidir. Sebeplerin çokluğundan dolayı ŞÜKÜR, tüm CANLıları kapsar ve AKLı olanlara mahsus HAMDden daha geneldir. ŞÜKÜR, TAMM MuhaMMedî Şûuurla bağlılık yönünden özeldir. HAMD, TAMM MuhaMMedî Şûuurla bağlılık yönünden daha geneldir, sebebler yönünden daha özeldir..
Kur'an-ı Hakîm, nasıl ki şükrü netice-i hilkat gösteriyor, öyle de Kur'an-ı Kebir olan şu kâinat dahi gösteriyor ki, netice-i hilkat-i âlemin en mühimi şükürdür. Çünkü kâinâta dikkat edilse görünüyor ki, kâinâtın teşkilâtı şükrü intac edecek/meydana getirecek bir sûrette her bir şey bir derece şükre bakıyor ve ona müteveccih oluyor. Güya şu şecere-i hilkatin en mühim meyvesi şükürdür... Görüyoruz ki her şey nasıl ki rızkın etrafında toplanmış, ona bakıyor; öyle de rızık dahi bütün çeşitleriyle mânen ve maddeten, hâlen ve kalen şükür ile kâimdir; şükür ile oluyor; şükrü yetiştiriyor, şükrü gösteriyor. Çünkü rızka iştiha ve iştiyak, bir nevi şükr-ü fıtrîdir. Ve telezzüz ve zevk dahi gayr-i şuuri bir şükürdür ki bütün hayvanatta bu şükür vardır. Yalnız insan dalâlet ve küfür ile o fıtrî şükrün mahiyetini değiştiriyor, şükürden şirke gidiyor... Şükrün mikyası: Kanaattir ve iktisattır ve rızâdır ve memnuniyettir. Şükürsüzlüğün mizânı; hırstır ve isrâftır, hürmetsizliktir. Haram helâl demeyip rast geleni yemektir. Evet hırs şükürsüzlük olduğu gibi hem sebeb-i mahrumiyettir, hem vasıta-i zillettir... Hem şükrün envaı var. O nevilerin en câmii ve fihriste-i umumiyesi namazdır..

Şekûr: Çok şükreden. ALLAH celle celâlihu’nun lütuflarına karşı pek fazla memnuniyetini, sevincini gösteren. Az şükredene dahi çok ni’met veren ALLAH celle celâlihu..
Şekûr İsmi şerifi içeriğinde;
Şekûr; kendisi için amel edenlerin mükâfatını bol bol verendir.
Şekûr; az veya çok her itaati ödüllendirendir.
Şekûr; kullarının az ibâdetine karşılık çok ecir ve mükâfat veren, kat kat artırandır.
Şekûr; kulunu yaptığı amelin en güzeliyle değerlendirendir.
Şekûr; kullarını övüp onların derecesini yükseltendir.

Şekûr ismi Kur'ÂN-ı Kerîmde 3 kez Ğafur ismiyle birlikte kullanılmıştır:


لِيُوَفِّيَهُمْ أُجُورَهُمْ وَيَزِيدَهُم مِّن فَضْلِهِ إِنَّهُ غَفُورٌ شَكُورٌ
Resim---"Li yuveffîyehum ucûrahum ve yezîdehum min fadlihi, innehu gafûrun şekûr (şekûrun).: Onların ecirleri (mükâfatları) onlara vefa edilir (ödenir). Ve (Allah), onlara fazlından artırır. Muhakkak ki O; Gafûr’dur (mağfiret eden), Şekûr’dur (şükredilen).” (Fâtır 35/30)

وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي أَذْهَبَ عَنَّا الْحَزَنَ إِنَّ رَبَّنَا لَغَفُورٌ شَكُورٌ
Resim---"Ve kâlû’l- hamdu lillâhillezî ezhebe annâ’l- hazen (hazene), inne rabbenâ le gafûrun şekûr (şekûrun).: “Ve bizden hüznü gideren Allah’a hamdolsun, muhakkak ki Rabbimiz, gerçekten Gafûr’dur (mağfiret eden), Şekûr’dur (şükredilen).” dediler (derler).” (Fâtır 35/34)

ذَلِكَ الَّذِي يُبَشِّرُ اللَّهُ عِبَادَهُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ قُل لَّا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ أَجْرًا إِلَّا الْمَوَدَّةَ فِي الْقُرْبَى وَمَن يَقْتَرِفْ حَسَنَةً نَّزِدْ لَهُ فِيهَا حُسْنًا إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ شَكُورٌ
Resim---"Zâlikellezî yubeşşirullâhu ibâdehullezîne âmenû ve amilû’s- sâlihât (sâlihâti), kul lâ es’elukum aleyhi ecran illâ’l- meveddete fî’l- kurbâ ve men yakterif haseneten nezid lehu fîhâ husnâ (husnen), innallâhe gafûrun şekûr (şekûrun).: İşte Allah’ın, âmenû olan (Allah’a ulaşmayı dileyen) ve salih amel (nefs tezkiyesi) işleyen kullarını müjdelediği budur. De ki: “Ben, ona (tebliğe) karşı bir ücret istemiyorum, yakınlıkta sevgiden başka.” Ve kim hasene işlerse onun için güzellikleri artırırız. Muhakkak ki Allah, Gafûr’dur (mağfiret eden), Şükredilen’dir.” (Şûrâ 42/23)

Şekûr ismi Kur'ÂN-ı Kerîmde 1 kez Halîm ismiyle birlikte geçmektedir:

إِن تُقْرِضُوا اللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا يُضَاعِفْهُ لَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ وَاللَّهُ شَكُورٌ حَلِيمٌ
Resim---"İn tukridûllâhe kardan hasenen yudâıfhu lekum ve yagfir lekum, vallâhu şekûrun halîm (halîmun).: Eğer Allah’a güzel bir borç verirseniz, onu size kat kat arttırarak öder ve sizi mağfiret eder. Ve Allah; Şekur’dur (şükredilendir, şükrün karşılığını verendir), Halîm’dir.” (Teğâbün 64/17)

Eş-Şâkir, şükr kökünden türemiş bir ism-i faildir.
Şükr/iyiliği anmak, sahibini övmek, mükafat vermek sözlük mânâsını ifâde eder.
Buna göre Şâkir, “iyiliği anan, iyilik edeni öven, iyilik edene mükafat veren” demek olur.
Bu mânâlar; hem ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Şâkir/kulunun iyiliğine ve şükrüne karşılık veren oluşuna hem de; kulların şâkir/şükreden oluşuna göredir.
Sâdece ALLAHu zü’L- CeLÂL için kullanıldığında Eş-Şâkir, “kulunun iyiliğinden razı olan, iyilik eden kulunu öven ve onu, fazlasıyla karşılık vererek mükafatlandıran” mânâsına gelir.

Şâkir İsmi, Kur'ÂN-ı Kerîmde insanlar için12 kez zikredilmiştir:
Âl-i 3/144,145; En'âm 6/53,63; A'râf 7/17,144,189; Yûnus 10/22; Nahl 16/121; Enbiyâ 21/80; Zümer 39/66; İnsân 76/3.

Şâkir İsmi Kur'ÂN-ı Kerîmde ALLAHu zü’L- CeLÂL’e izâfeten İsim olarak Kur'ÂN-ı Kerîmde içerisinde 4 kez zikredilmiştir:


إِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِن شَعَآئِرِ اللّهِ فَمَنْ حَجَّ الْبَيْتَ أَوِ اعْتَمَرَ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِ أَن يَطَّوَّفَ بِهِمَا وَمَن تَطَوَّعَ خَيْرًا فَإِنَّ اللّهَ شَاكِرٌ عَلِيمٌ
Resim---"İnne’s- safâ ve’l- mervete min şeâirillâh (şeâirillâhi), fe men hacce’l- beyte evı’temera fe lâ cunâha aleyhi en yettavvefe bi himâ ve men tetavvaa hayran, fe innallâhe şâkirun alîm (alîmun).: Muhakkak ki Safa ve Merve, Allah’ın (ibadet yerlerini gösterir dîni) şiarlarındandır (işaretlerindendir). Artık kim beyt’i (Kâbe’yi) hacceder veya umre (niyetiyle) ziyareti yaparsa, o taktirde, iki (niyetle) tavaf etmesinde bir günah yoktur. Her kim de isteyerek (kendiliğinden) hayır olarak (fazladan tavaf) yaparsa mutlaka Allah Şakir’dir (şükrün karşılığını verendir) ve Alîmdir (en iyi bilendir).” (Bakara 2/158)

مَّا يَفْعَلُ اللّهُ بِعَذَابِكُمْ إِن شَكَرْتُمْ وَآمَنتُمْ وَكَانَ اللّهُ شَاكِرًا عَلِيمًا
Resim---"Mâ yef’alullâhu bi azâbikum in şekertum ve âmentum. Ve kânallâhu şâkiran alîmâ (alîmen).: Eğer siz şükrederseniz ve âmenû olursanız (yaşarken Allah’a ulaşmayı dilerseniz ve mürşidinize ulaşıp tâbî olursanız, böylece kalbinizin içine îmân yazılıp mü'min olursanız), Allah size azap etmez. Ve Allah Şâkir'dir (şükrün karşılığını verendir), Alîm'dir (en iyi bilendir).” (Nisâ 4/147)

ALLAHu zü’l- CELÂL, İnsanoğlunu, KULLuk İmtihÂNı olan bu dünyada, iki yol ayrımında; Şükür ya da nankörlük TERCİhi ile başbaşa bırakmıştır .:

إِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّبِيلَ إِمَّا شَاكِرًا وَإِمَّا كَفُورًا
Resim---"İnnâ hedeynâhu’s- sebîle immâ şâkiran ve immâ kefûran.: Muhakkak ki Biz, onu (Allah’a ulaştıran) yola hidayet ettik. Fakat o, ya (Allah’a ulaşmayı diler) şükreden olur, ya da (Allah’a ulaşmayı dilemez) küfreden olur.” (İnsân 76/3)

بَلِ اللَّهَ فَاعْبُدْ وَكُن مِّنْ الشَّاكِرِينَ
Resim--"Belillâhe fa’bud ve kun mine’ş- şâkirîn (şâkirîne).: Öyleyse artık Allah’a kul ol! Ve şükredenlerden ol!” (Zümer 39/66)

ALLAHu zü’l- CELÂL, şükrün önemini ve şükür DUÂmızı buyurmaktadır.:

قَالَ الَّذِي عِندَهُ عِلْمٌ مِّنَ الْكِتَابِ أَنَا آتِيكَ بِهِ قَبْلَ أَن يَرْتَدَّ إِلَيْكَ طَرْفُكَ فَلَمَّا رَآهُ مُسْتَقِرًّا عِندَهُ قَالَ هَذَا مِن فَضْلِ رَبِّي لِيَبْلُوَنِي أَأَشْكُرُ أَمْ أَكْفُرُ وَمَن شَكَرَ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِ وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ رَبِّي غَنِيٌّ كَرِيمٌ
Resim---"Kâlellezî indehu ilmun mine’l- kitâbi ene âtîke bihî kable en yertedde ileyke tarfuke, fe lemmâ raâhu mustekırran indehu kâle hâzâ min fadlı rabbî, li yebluvenî e eşkur em ekfur (ekfuru), ve men şekere fe innemâ yeşkuru li nefsihî ve men kefere fe inne rabbî ganiyyun kerîm (kerîmun).: Kitaptan ilmi olan kişi (Hızır aleyhisselâm): “Ben onu, sen gözünü açıp kapamadan önce sana getiririm.” dedi. (Süleyman aleyhisselâm) böylece onun yanında (önünde) durduğunu görünce: “Bu Rabbimin bir fazlıdır (lütfudur), ben şükredecek miyim yoksa küfür (nankörlük) mü edeceğim diye beni imtihan etmek için.” dedi. Ve kim şükrederse sadece kendi nefsi için şükreder. Ve kim küfrederse o taktirde muhakkak ki benim Rabbim Gani'dir, Kerim'dir.” (Neml 27/40)

وَوَصَّيْنَا الْإِنسَانَ بِوَالِدَيْهِ إِحْسَانًا حَمَلَتْهُ أُمُّهُ كُرْهًا وَوَضَعَتْهُ كُرْهًا وَحَمْلُهُ وَفِصَالُهُ ثَلَاثُونَ شَهْرًا حَتَّى إِذَا بَلَغَ أَشُدَّهُ وَبَلَغَ أَرْبَعِينَ سَنَةً قَالَ رَبِّ أَوْزِعْنِي أَنْ أَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّتِي أَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلَى وَالِدَيَّ وَأَنْ أَعْمَلَ صَالِحًا تَرْضَاهُ وَأَصْلِحْ لِي فِي ذُرِّيَّتِي إِنِّي تُبْتُ إِلَيْكَ وَإِنِّي مِنَ الْمُسْلِمِينَ
Resim---"Ve vassaynâ’l- insâne bi vâlideyhi ihsânen, hamelethu ummuhu kurhen ve vadaathu kurhen, ve hamluhu ve fisâluhu selâsûne şehran, hattâ izâ belega eşuddehu ve belega erbaîne seneten kâle rabbi evzı’nî en eşkure ni’metekelletî en’amte aleyye ve alâ vâlideyye ve en a’mele sâlihan terdâhu ve aslıh lî fî zurriyyetî, innî tubtu ileyke ve innî mine’l- muslimîn (muslimîne).: İnsana, anne ve babasına ihsanla davranmasını vasiyet ettik. Annesi onu güçlükle taşıdı ve onu güçlükle doğurdu. Ve onun taşınması ve sütten kesilmesi 30 aydır. Nihayet erginlik çağına ulaştığı zaman 40 yaşını tamamladı. Şöyle dedi: “Rabbim! Bana, anne ve babama verdiğin ni’metlere şükretmekte, Senin razı olduğun salih amel (nefs tezkiyesi) yapmakta beni başarılı kıl. Ve zürriyetimi ıslâh et. Muhakkak ki ben, Sana tövbe ettim ve muhakkak ki ben (Sana) teslim olanlardanım.” (Ahkâf 46/15)

Unutmamalıyız ki, MuhaMMedî Şûurla Şükredenlerden ALLAHu zü’L- CELÂL razı olur:

إِن تَكْفُرُوا فَإِنَّ اللَّهَ غَنِيٌّ عَنكُمْ وَلَا يَرْضَى لِعِبَادِهِ الْكُفْرَ وَإِن تَشْكُرُوا يَرْضَهُ لَكُمْ وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى ثُمَّ إِلَى رَبِّكُم مَّرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ إِنَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
Resim---"İn tekfurû fe innallâhe ganiyyun ankum, ve lâ yerdâ li ıbâdihil kufra, ve in teşkurû yerdahu lekum, ve lâ teziru vâziratun vizra uhrâ, summe ilâ rabbikum merciukum fe yunebbiukum bimâ kuntum ta’melûn (ta’melûne), innehû alîmun bi zâti’s- sudur (sudûri).: Eğer inkâr ederseniz, muhakkak ki Allah, sizden Gani’dir (size ihtiyacı yoktur). Ve O, kulları konusunda küfre razı olmaz. Ve eğer şükrederseniz sizden razı olur. (Hiç)bir günahkâr, diğerinin (başkasının) günahını yüklenmez. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir. Böylece size yapmış olduklarınızı haber verecek. Muhakkak ki O, sinelerde olanı bilendir.” (Zümer 39/7)

Ve unutmamalıyız ki, şükredenlere ALLAHu zü’L- CELÂL tam karşılık verir:

نِعْمَةً مِّنْ عِندِنَا كَذَلِكَ نَجْزِي مَن شَكَرَ
Resim---"Ni’meten min indina, kezâlike neczî men şeker (şekere).: Katımızdan bir ni’met olarak, şükreden kimseyi işte Biz, böyle mükâfatlandırırız.” (Kamer 54/35)

Unutmamalıyız ki, şükredenlere ALLAHu zü’L- CELÂL azab etmez:

مَّا يَفْعَلُ اللّهُ بِعَذَابِكُمْ إِن شَكَرْتُمْ وَآمَنتُمْ وَكَانَ اللّهُ شَاكِرًا عَلِيمًا
Resim---"Mâ yef’alullâhu bi azâbikum in şekertum ve âmentum. Ve kânallâhu şâkiran alîmâ (alîmen).: Eğer şükreder ve iman ederseniz, Allah azabınızla ne yapsın? Allah şükrün karşılığını verendir, bilendir.” (Nisâ 4/147)

Unutmamalıyız ki, şükredenlere ALLAHu zü’l- CELÂL âyetlerden ibret almayı kolaylaştırır:

أَلَمْ تَرَ أَنَّ الْفُلْكَ تَجْرِي فِي الْبَحْرِ بِنِعْمَتِ اللَّهِ لِيُرِيَكُم مِّنْ آيَاتِهِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ
Resim---"E lem tera enne’l- fulke tecrî fî’l- bahri bi ni’metillâhi li yuriyekum min âyâtihî inne fî zâlike le âyâtin li kulli sabbârin şekûr (şekûrin).: Gemilerin denizde Allah’ın ni’metiyle (yüzerek) seyrettiğini görmedin mi? Âyetlerinden size göstermek için. Muhakkak ki bunda, çok sabredenlerin ve şükredenlerin hepsi için elbette âyetler (deliller, ibretler) vardır.” (LokmÂn 31/81)

ResimResûLuLLah sallallahu aleyhi vesellem DİLinden Şükür;

Resim---Muaz bin Cebel (radiyallahu anhu) şöyle anlatıyor: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem. bir gün elimden tuttu ve bana şöyle buyurdu: “Ey Muaz! Vallahi ben seni seviyorum!”
Ben de: “Anambabam sana fedâ olsun Yâ Resûlullah! Vallahi ben de seni seviyorum” dedim. Bunun üzerine: “Ey Muaz! Sana bir şey tavsiye edeceğim: “Allah‟ım! Seni zikretmek, Sana şükretmek ve güzel bir şekilde ibâdet etmek konusunda bana yardım et.” Bu duâyı mutlaka her namazın ardından oku.”
buyurdu.
(Ebu Davûd 1522; Nesaî Sehv 60)

Resim---Ömer radiyallahu anhu bir adamın: “Allah’ım! Beni azlardan kıl!” diye duâ ettiğini duydu ve: “Ey Allah‟ın kulu! Azlar nedir?” diye sordu.
Adam da: “Sen şu âyetleri duymadın mı?” dedi.


حَتَّى إِذَا جَاء أَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُ قُلْنَا احْمِلْ فِيهَا مِن كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَأَهْلَكَ إِلاَّ مَن سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ وَمَنْ آمَنَ وَمَا آمَنَ مَعَهُ إِلاَّ قَلِيلٌ
Resim---“Hattâ izâ câe emrunâ ve fârat tennûru kulnâhmil fîhâ min kullin zevceynisneyni ve ehleke illâ men sebeka aleyhil kavlu ve men âmene, ve mâ âmene meahû illâ kalîl (kalîlun).: Sonunda emrimiz geldiğinde ve tandır feveran ettiği zaman, dedik ki: "Her birinden ikişer çift (hayvan) ile aleyhlerinde söz geçmiş olanlar dışında, aileni ve iman edenleri ona yükle." Zaten onunla birlikte çok azından başkası iman etmemişti.” (Hûd 11/40)

يَعْمَلُونَ لَهُ مَا يَشَاء مِن مَّحَارِيبَ وَتَمَاثِيلَ وَجِفَانٍ كَالْجَوَابِ وَقُدُورٍ رَّاسِيَاتٍ اعْمَلُوا آلَ دَاوُودَ شُكْرًا وَقَلِيلٌ مِّنْ عِبَادِيَ الشَّكُورُ
Resim---"Ya’melûne lehu mâ yeşâu min mehârîbe ve temâsîle ve cifânin ke’l- cevâbi ve kudûrin râsiyâtin, i’melû âle dâvûde şukrâ (şukran), ve kalîlun min ibâdiye’ş- şekûr (şekûru).: Ona dilediği şeyleri, mihraplar (mescidler, saraylar, yüksek binalar), heykeller, havuz gibi büyük çanaklar, sabit kazanlar yapıyorlar(dı). Ey Dâvud ailesi, şükrederek çalışın! Ve kullarımdan, çok şükredenler azdır.” (Sebe 34/13)

“Allah‟ın; “Onunla (Hz. Nuh) beraber ancak çok az kimse iman etmiştir.”
Âyetlerini duymadın mı? dedi.
Bunun üzerine Ömer radiyallahu anhu de: “Herkes Ömer’den daha fâkih/dinde derin ve ince anlayış sahibi..”
buyurdu.
(Kitabu’z-Zühd, Ahmed bin Hanbel 592)

ALLAHu zü’l- CELÂL, şükrün karşılığında bol bol ni’metler vermekte büyük küçük hiçbir iyiliği küçümsemememizi Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Dİliyle BİLdirir..:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Allah’tan korkup takvâya sarıl. Kuyudan su çekmek isteyen kardeşinin kovasına kendi kovandan su boşaltmak veya kardeşinle güler yüzle konuşmak şeklinde de olsa hiçbir iyiliği küçümseme…” buyurdu.
(Buharî/el-Edebu‟l-Müfred 1182)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Yarım hurmayla da olsa ateşten sakının. Eğer onu da bulamazsanız güzel ve hoş söz söyleyerek bunu yapın.” buyurdu.
(Müslim/Zekat 20. Ebu Davud/Zekat 46. Nesai 2506. Ahmed/Müsned 4/256. Taberâni/Mu‟cemu‟l-Kebir 12/164. Beyhaki/İuabu‟l-İman 5/225. Darekutni/Sünen 2/125. İbni Ebi Şeybe/Musannef 3/110)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Sizden her kim içiyle ve dışıyla müslüman olursa, yaptığı her hayirâ en az on katından, yedi yüz katına kadar sevâb yazılır. İşlediği her günah da sadece bir katıyla yazılır. Bu durum, Allah'a kavuşuncaya kadar böyle devam eder.” buyurdu.
(Buharî, İman 31, Müslim, İman 205)

Resim---Bir adam Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e yularlanmış bir deve getirerek: “Yâ Resûlullah! Bu Allah yolunda sadakadır” dedi.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem de: “Bu bir deveye karşılık, kıyamet gününde senin için yularlanmış yedi yüz deve vardır.”
buyurdu.
(Müslim/İmara 37. Nesai/Cihad 46)

Elbette vermiş olduğu ni’metleri itıraf ederek Rabbimize şükretmeliyiz. Çünkü şükrün bir kısmı da, ni’meti itıraf etmektir.:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem her sabah ve akşam “Seyyidu’l- İstiğfar/İstiğfarın Efendisi Duâsını okuyarak ALLAHu zü’L- CELÂL’in ni’metlerini i'tiraf eder ve bağışlanma isterdi: “ALLAH’ım! SEN benim RABBimsin. SENden başka hiçbir ilâh yoktur. Beni SEN yarattın, ben de SENin kulunum. Gücümün yettiği kadar SANA vermiş olduğum ahdine ve va’dine bağlıyım. Yaptıklarımın şerrinden SANA sığınırım. Üzerimde olan ni’metini ve işlediğim günahlarımı i'tiraf ediyorum. Öyleyse beni bağışla. Günahları SENden başka bağışlayacak olan yoktur.”.. Kim bu duâyı akşam vakti içtenlikle ve inanarak söyler de o gece ölürse cennete girer. Sabah okursa akşama kadar da ölürse cennete girer.”
buyurdu.
(Buharî, Daavât 27; Nesai, İstiaze 17)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Kime bir ni’met verilir de, onu anar ve dile getirirse ni’mete şükretmiş olur. Kim de kendisine verilen ni’meti gizler ve dile getirmezse, ni’mete nankörlük etmiş olur.” buyurdu.
(Ebu Davûd 4814; Ebu Nuaym, Hılyetu’l- Evliyâ 6/147)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Kime bir iyilik edilirse, ona iyilikle karşılık versin. Eğer verecek bir şey bulamazsa, kendisine iyilik yapanı hayırla ansın. Kendisine iyilik yapanı hayırla andığı zaman, ona teşekkür etmiş olur. Eğer bu iyiliği gizlerse, ona karşı nankörlük etmiş olur. Kim, kendisine yapılmayan bir iyiliği yapılmış gibi gösterirse, sanki o, iki yalan elbisesi giymiş gibidir.” buyurdu.
(Tirmizî 2103. Buharî/el-Edebu’l-Müfred 215. İ. Ahmed, Müsned, 6/90.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Aza şükretmeyen kimse çoğa da şükredemez. İnsanlara teşekkür etmeyen Allah’a da şükredemez. Allah’ın ni’metini anmak ve dile getirmek şükürdür. Ni’meti gizleyip dile getirmemek ise, nankörlüktür. İslam cemâatinde bulunmak rahmet, ondan ayrılmak ise azabdır.” buyurdu.
(İ. Ahmed, Müsned, 4/278.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Allah’ın verdiği rızka karşı şükrü, O’nu yalanlamakla mı yerine getiriyorsunuz?”

وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ أَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ
Resim---“Ve tec’alûne rızkakum ennekum tukezzibûn (tukezzibûne).: Ve rızkınızı (Kur'ÂN'dan yararlanma ni’metini bırakıp onu) mutlaka yalan saymaktan ibâret mi kılıyorsunuz?” (Vâkıa 56/82)

Âyeti hakkında: “Yâni şükrünüzü ve teşekkürünüzü Allah’a yapmanız gerekirken Falan ve filan yıldız sâyesinde bize yağmur yağdı. Falan ve filan yıldızın düşmesiyle falan oldu… gibi şeyler söylüyorsunuz.” buyurdu.
(Tirmizî 3295. İ. Ahmed, Müsned, 639.)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 16 Haz 2018, 18:24 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10893
Resim

134- Eş Eş Şedîdu celle celâluhu:

Resim

Resim

Eş Şedîdu: Azâbı çok sıkı ve şiddetli olan. Mutlak şiddet, kuvvet ve kudret sahibi olan ALLAHu zü’L- CELÂL..

Resim


Eş Şedîdu: Azâbı çok sıkı ve şiddetli olan. Mutlak şiddet, kuvvet ve kudret sahibi olan ALLAHu zü’L- CELÂL.
Şedde: Bir şeyi sağlam bağlamak, Şedde.
Şedde: Kuvvetli, şiddetli olmak.
Şiddet: Şiddet, kuvvet, sertlik, katılık, âfet.


Eş-Şedîdu celle celâlihu, ALLAHu zü’L- CeLÂL’in CeLÂL Sıfatlarındandır.
İbni Mâce'nin Listesindeki 100 Esmâü'l-Hüsnâdan birisidir.



Kur'ÂN-ı Kerîmde Eş Şedîd celle celâlihu.:


Ennellahe şedîdu’l- azâb:
Bakara 2/165,196,211.

مِنَ النَّاسِ مَن يَتَّخِذُ مِن دُونِ اللّهِ أَندَاداً يُحِبُّونَهُمْ كَحُبِّ اللّهِ وَالَّذِينَ آمَنُواْ أَشَدُّ حُبًّا لِّلّهِ وَلَوْ يَرَى الَّذِينَ ظَلَمُواْ إِذْ يَرَوْنَ الْعَذَابَ أَنَّ الْقُوَّةَ لِلّهِ جَمِيعاً وَأَنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعَذَابِ
Resim---"Ve mine’n- nâsi men yettehızu min dûnillâhi endâden yuhıbbûnehum ke hubbillâh (hubbillâhi), vellezîne âmenû eşeddu hubben lillâh (lillâhi), ve lev yerâllezîne zalemû iz yeravnel azâbe, enne’l- kuvvete lillâhi cemîan, ve ennellâhe şedîdu’l- azâb (azâbi).: Ve insanlardan bir kısmı, Allah’tan başka “eş ve ortak (putlar)” edinenler, onları (eş ve ortak edindikleri şeyleri), Allah’ı sever gibi severler. (Oysa) âmenû olanların Allah’a olan sevgileri çok daha kuvvetlidir. Ve zulmedenler, azâb görecekleri (azâba uğrayacakları) zaman, bütün kuvvetin tamamen Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın şiddetli azâbı olduğunu keşke görselerdi (bilselerdi).” (Bakara 2/165)



Azâbun şedîd.: Âl-i İmrân ¾,56; En'âm 6/124; A'râf 7/164; Yûnus 10/70; İbrâhim 14/2,7; İsrâ 17/58; Hacc 22/2; Mü'minûn 23/77; Neml 27/21; Sebe' 34/46; Fâtır 35/7,10; Sâd 39/26; Fussilet 41/27; Şûrâ 42/16,26; Kaf 50/26..

مِن قَبْلُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَأَنزَلَ الْفُرْقَانَ إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ بِآيَاتِ اللّهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَاللّهُ عَزِيزٌ ذُو انتِقَامٍ
Resim---"Min kablu huden li’n- nâsi ve enzele’l- furkân (furkâne), innellezîne keferû bi âyâtillâhi lehum azâbun şedîd (şedîdun), vallâhu azîzun zuntikâm (zuntikâmin).: Daha önce insanlar için, hidayete erdirici olarak (Tevrat'ı ve İncil'i indirdi) ve (sonra da) Furkan'ı (Hak ile bâtılı ayıran Kur'ân’ı) indirdi. Muhakkak ki onlar, Allah'ın âyetlerini inkâr ettiler. Onlar için şiddetli azâb vardır. Ve Allah Azîz'dir, intikam sahibidir (intikam alandır).” (Âl-i İmrân ¾)



İnnellahe şedîdu’l- ikâb.: Mâide 5/2,98; Enfâl 8/13,25..

اعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ وَأَنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Resim---"I’lemû ennellâhe şedîdu’l- ikâbi ve ennellâhe gafûrun rahîm (rahîmun).: Allah’ın cezâsının şiddetli olduğunu ve Allah’ın Gafur (mağfiret eden), Rahîm (rahmet nurunu gönderen ve merhametli) olduğunu biliniz!” (Mâide 5/98)



Vallahu şedîdu’l- ikâb.: Âl-i İmrân 3/11; Enfâl 8/48..

كَدَأْبِ آلِ فِرْعَوْنَ وَالَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ كَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا فَأَخَذَهُمُ اللّهُ بِذُنُوبِهِمْ وَاللّهُ شَدِيدُ الْعِقَابِ
Resim---"Ke de’bi âli fir’avne, vellezîne min kablihim kezzebû bi âyâtinâ, fe ehazehumullâhu bi zunûbihim vallâhu şedîdu’l- ıkâb (ıkâbi).: (Onların durumu) Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin durumu gibidir. Âyetlerimizi yalanladılar, bunun üzerine Allah, onları günahları sebebiyle yakaladı. Ve Allah ikâbı (azâbı) şiddetli olandır.” (Âl-i İmrân 3/11)



Şedîdu’l- ikâb.: Enfâl 8/25,52; Ra’d 13/6; Mü'min 40/22..

وَاتَّقُواْ فِتْنَةً لاَّ تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُواْ مِنكُمْ خَآصَّةً وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
Resim---"Vettekû fitneten lâ tusîbennellezîne zalemû minkum hâssah (hâssaten), va'lemû ennallâhe şedîdu’l- ıkâb (ıkâbi).: Ve sizden (içinizden), sadece zâlim kimselere isabet etmeyen, onlara has (özel) olmayan (diğerlerine de isabet eden) fitneden sakının (takva sahibi olun). Allah’ın azâbının çok şiddetli olduğunu biliniz.” (Enfâl 8/25)



Şedîdu’l- mihal.: Ra’d 13/13..

وَيُسَبِّحُ الرَّعْدُ بِحَمْدِهِ وَالْمَلاَئِكَةُ مِنْ خِيفَتِهِ وَيُرْسِلُ الصَّوَاعِقَ فَيُصِيبُ بِهَا مَن يَشَاء وَهُمْ يُجَادِلُونَ فِي اللّهِ وَهُوَ شَدِيدُ الْمِحَالِ
Resim---"Ve yusebbihur ra’du bi hamdihî ve’l- melâiketu min hîfetihî, ve yursilus savâıka fe yusîbu bihâ men yeşâu ve hum yucâdilûne fîllâh (fîllâhi), ve huve şedîdu’l- mihâl (mihâli).: Gök gürültüsü ve melekler, O'nu, hamd ile ve O'nun (Allah’ın) korkusundan tesbih ederler. Ve yıldırımları, O gönderir. Böylece onlar, Allah hakkında mücâdele ederlerken, dilediği kimseye onu isabet ettirir. Ve O, karşı koyulması mümkün olmayandır.” (Ra’d 13/13)



Elimun şedîd.: Hûd 11/102..

وَكَذَلِكَ أَخْذُ رَبِّكَ إِذَا أَخَذَ الْقُرَى وَهِيَ ظَالِمَةٌ إِنَّ أَخْذَهُ أَلِيمٌ شَدِيدٌ
Resim---"Ve kezâlike ahzu rabbike izâ ehazel kurâ ve hiye zâlimetun, inne ahzehû elîmun şedîd (şedîdun).: Halkı zâlim olan ülkeleri ahzettiği zaman senin Rabbinin yakalaması işte böyledir. Onun ahzı (yakalaması), muhakkak ki çok şiddetlidir, çok elîmdir.” ((Hûd 11/102))

قَيِّمًا لِّيُنذِرَ بَأْسًا شَدِيدًا مِن لَّدُنْهُ وَيُبَشِّرَ الْمُؤْمِنِينَ الَّذِينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ أَجْرًا حَسَنًا
Resim---"Kayyimen li yunzira be'sen şedîden min ledunhu ve yubeşşire’l- mu'minînellezîne ya'melûne’s- sâlihâti enne lehum ecren hasenâ (hasenen).: (Kur’ân-ı Kerim), kayyum (kıyâmete kadar devam edecek) olarak, katından şiddetli azâbla uyarmak ve salih amel yapan mü’minlere en güzel ecrin onların olduğunu müjdelemek için (indirildi).” (Kehf 18/2)


İnne azâbî le şedîd.: İbrâhîm 14/7..

وَإِذْ تَأَذَّنَ رَبُّكُمْ لَئِن شَكَرْتُمْ لأَزِيدَنَّكُمْ وَلَئِن كَفَرْتُمْ إِنَّ عَذَابِي لَشَدِيدٌ

Resim---"Ve iz teezzene rabbukum le in şekertum le ezîdennekum ve le in kefertum inne azâbî le şedîd (şedîdun).: Ve o zaman RABBiniz size bildirmişti ki; eğer şükrederseniz (ni’metlerinizi) artırırım, eğer küfredenlerden olursanız muhakkak ki azâbım şiddetlidir.” (İbrâhîm 14/7)

Şedîd.: Sert, sıkı, şiddetli. Musibet, belâ.
Azâb.: Dünyada işlenen suç ve kabahate karşılık olarak âhirette çekilecek cezâ. Eziyet. Büyük sıkıntı. Şiddetli elem.
İkab.: Şiddetli azâb, eziyet, cezâ.
Elim.: (Elime) Acı veren, acıtan, ağrıtan. Çok şiddetli ağrı veren.
Mihâl.: Mukavemet edilemeyen, dayanılmaz, karşı koyulmaz..
Be's.: Azâb, şiddet. Korku. Zarar, ziyan. Zorluk, meşakkat, zahmet..
GAZAB.: Hiddet, öfke, dargınlık, kızgınlık.
Buğz.: Sevmeme. Birisi hakkında gizli ve kalbi düşmanlık hissetme. Kin, husûmet..
Sehıte.: Öfkelenme, GAZAB etme, kızma..
Makten.: Büyük suç, kızdırıcı husus..


ALLAHu zü’L- CeLÂL, bu muhteşem Kâinâtını HizbuLLAHı tercih eden ve bu yüzden Halifesi ilân ettiği kullarının emrine tahsis etmiştir. DUYup UYmaları gerekeni KeLÂMuLLAHı Kur'ÂN-ı Kerîm ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’i İle BİLdirmiştir.:

خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِالْحَقِّ يُكَوِّرُ اللَّيْلَ عَلَى النَّهَارِ وَيُكَوِّرُ النَّهَارَ عَلَى اللَّيْلِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ يَجْرِي لِأَجَلٍ مُسَمًّى أَلَا هُوَ الْعَزِيزُ الْغَفَّارُ
Resim---"Halaka’s- semâvâti ve’l- arda bilhakk, yukevviru’l- leyle alân nehâri ve yukevvirun nehâre alâ’l- leyli ve sahhara’ş- şemse ve’l- kamer (kamere), kullun yecrî li ecelin musemmâ (musemmen), e lâ huve’l- azîzu’l- gaffâr (gaffâru).: (Allah), gökleri ve yeri hak ile yarattı. Geceyi gündüze, gündüzü geceye çevirir. Güneş’i ve Ay’ı musahhar (emre amade) kıldı. Hepsi belirlenmiş bir zamana kadar (yörüngelerinde) akar (gider). O; Azîz (yüce ve üstün), Gaffar (çok mağfiret eden) değil midir? (Zümer 39/5)

وَسَخَّرَ لَكُم مَّا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا مِّنْهُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لَّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
Resim---"Ve sahhara lekum mâ fî’s- semâvâti ve mâ fî’l- ardı cemîan minhu, inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yetefekkerûn (yetefekkerûne).: Ve göklerde ve yerde olanların hepsini kendinden (bir lütuf olarak) size musahhar (emre âmâde) kıldı. Muhakkak ki bunda, tefekkür eden bir kavim için mutlaka âyetler (ibretler) vardır.” (Câsiye 45/13)

Ne Acıdır ki, bu HÜKMuLLAHı DUYUp UYmayış;
ALLAHu zü’L- CeLÂL’in bu şiddetli azâbının ana sebebi, şu Şehâdet Âleminde, KULLUk DENEmesi Hayatımızda, EMRuLLAHı hafife alıp ya da âhiretesallayıp da neticedebu ÂLEMde, DUYup UYmamaya GAZAB/Hiddet, öfke, dargınlık ve kızgınlığı sonUÇu, şiddetle Azâb edeceğini pekçok âyet-i celîlede beyÂN buyurmuştur.



KeLÂMuLLAHta, Kur'ÂN-ı Kerîmde GAZAB Ayet-i Celîleri;

Fâtiha 1/7; Bakara 2/61,90; Âl-i İmrân 3/112,152,162; A'râf 71,152; Mâide 5/60,80; Enfâl 8/16; Nahl 16/106; Tâhâ 20/81; Nûr 24/9; Fâtır 35/39; Şûrâ 42/16; Muhammed 47/28; Fetih 48/6; Mücâdele 58/14; Mümtehine 60/13; Saff 61/3..

بِئْسَمَا اشْتَرَوْاْ بِهِ أَنفُسَهُمْ أَن يَكْفُرُواْ بِمَا أنَزَلَ اللّهُ بَغْياً أَن يُنَزِّلُ اللّهُ مِن فَضْلِهِ عَلَى مَن يَشَاء مِنْ عِبَادِهِ فَبَآؤُواْ بِغَضَبٍ عَلَى غَضَبٍ وَلِلْكَافِرِينَ عَذَابٌ مُّهِينٌ
Resim---"Bi’semeşterav bihî enfusehum en yekfurû bi mâ enzelallâhu bagyen en yunezzilallâhu min fadlihî alâ men yeşâu min ibâdih (ibâdihî), fe bâû bi gadabin alâ gadab (gadabin), ve li’l- kâfirîne azâbun muhîn (muhînun).: Onların, Allah’ın kullarından dilediği kimse üzerine, fazlından indirmekte olduğuna (vahye), hased ederek Allah’ın indirdiği şeyi inkâr etmeleri ve onunla kendilerini sattıkları şey ne kötü. Böylece GAZABtan GAZABa uğradılar ve kâfirler için “alçaltıcı AZAB” vardır.” (Bakara 2/90)

أَفَمَنِ اتَّبَعَ رِضْوَانَ اللّهِ كَمَن بَاء بِسَخْطٍ مِّنَ اللّهِ وَمَأْوَاهُ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ
Resim---"E femenittebea rıdvânallâhi ke men bâe bi sehatin minallâhi ve me’vâhu cehennem (cehennemu), ve bi’se’l- masîr (masîru).: Artık, Allah'ın rızasına tâbî olan kimse, Allah'dan GAZABa uğramış ve barınacağı yer cehennem olan kimse gibi midir? Ve (o) ne kötü varış yeri.” (Âl-i İmrân 3/162)

تَرَى كَثِيرًا مِّنْهُمْ يَتَوَلَّوْنَ الَّذِينَ كَفَرُواْ لَبِئْسَ مَا قَدَّمَتْ لَهُمْ أَنفُسُهُمْ أَن سَخِطَ اللّهُ عَلَيْهِمْ وَفِي الْعَذَابِ هُمْ خَالِدُونَ
Resim---"Erâ kesîran minhum yetevellevnellezîne keferû le bi’se mâ kaddemet lehum enfusuhum en sehıtallâhu aleyhim ve fî’l- azâbi hum hâlidûn (hâlidûne).: Onlardan bir çoğunun kâfirlere döndüğünü (dost olduğunu) görürsün. Nefislerinin, onlar için takdim ettiği ise "Allah’ın onlara öfkelenmesi" ki ne kötü şey. Ve onlar azâp içinde devamlı kalacak olanlardır.” (Mâide 5/80)

لُوا مِن طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَلَا تَطْغَوْا فِيهِ فَيَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبِي وَمَن يَحْلِلْ عَلَيْهِ غَضَبِي فَقَدْ هَوَى
Resim---"Kulû min tayyibâti mâ razaknâkum ve lâ tatgav fîhi fe yahılle aleykum gadabî ve men yahli’l- aleyhi gadabî fe kad hevâ.: Sizi rızıklandırdığımız temiz şeylerden yeyin. Ve onda (yediğiniz şeylerde) azgınlık (nankörlük) etmeyin. Aksi halde size GAZABım iner. Ve kimin üzerine GAZABım inerse, artık o heva olmuştur (nefsinin hevasına tâbî olup dalâlete düşmüştür).” (Tâhâ 20/81)

هُوَ الَّذِي جَعَلَكُمْ خَلَائِفَ فِي الْأَرْضِ فَمَن كَفَرَ فَعَلَيْهِ كُفْرُهُ وَلَا يَزِيدُ الْكَافِرِينَ كُفْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ إِلَّا مَقْتًا وَلَا يَزِيدُ الْكَافِرِينَ كُفْرُهُمْ إِلَّا خَسَارًا
Resim---"Huvellezî cealekum halâife fî’l- ardı, fe men kefere fe aleyhi kufruhu, ve lâ yezîdu’l- kâfirîne kufruhum inde rabbihim illâ maktâ (makten), ve lâ yezîdul kâfirîne kufruhum illâ hasârâ (hasâran).: Sizi yeryüzünde halifeler kılan O’dur. Artık kim inkâr ederse, o zaman onun küfrü kendi aleyhinedir. Kâfirlere küfürleri, Rab’lerinin huzurunda, GAZABdan başka bir şey artırmaz ve kâfirlere küfürleri, hasardan (ziyandan) başka bir şey artırmaz.” Fâtır 35/39)

إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا يُنَادَوْنَ لَمَقْتُ اللَّهِ أَكْبَرُ مِن مَّقْتِكُمْ أَنفُسَكُمْ إِذْ تُدْعَوْنَ إِلَى الْإِيمَانِ فَتَكْفُرُونَ
Resim---"İnnellezîne keferû yunâdevne le maktullâhi ekberu min maktikum enfusekum iz tud’avne ilâ’l- îmâni fe tekfurun (tekfurûne).: İnkâr edenlere mutlaka nida edilir (seslenilir): "Muhakkak ki Allah’ın gadabı, sizin nefslerinize (birbirinize) olan gadabınızdan daha büyüktür. Îmâna davet edildiğiniz zaman siz inkâr ediyordunuz.” (Mü'min 40/10)

وَالَّذِينَ يُحَاجُّونَ فِي اللَّهِ مِن بَعْدِ مَا اسْتُجِيبَ لَهُ حُجَّتُهُمْ دَاحِضَةٌ عِندَ رَبِّهِمْ وَعَلَيْهِمْ غَضَبٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ
Resim---"Vellezîne yuhâccûne fîllâhi min ba’di mâstucîbe lehu huccetuhum dâhıdatun inde rabbihim ve aleyhim gadabun ve lehum azâbun şedîd (şedîdun).: O’na (Allah’ın) davetine icabet edildikten sonra Allah hakkında tartışanlar; onların huccetleri (delilleri), Rab’lerinin indinde bâtıldır. Onların üzerinde (Allah’ın) GAZABı ve şiddetli AZAB vardır. (Şûrâ 42/16)

Netice OLarak; ALLAHu zü’L- CeLÂL’in EMRuLLHının, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem DİLİyle Kur'ÂN-ı Kerîmde OKUmak-DUYmak ve Fiilen UYmaktır. ÖZünden kopuk alışkanlık haline dönüşmüş, Uygulamaya önem vermeden bir şeyler yapacağını söyleyip durmak, GAZABı gerektiren ve azabı getiren büyük bir suç ve kızdırıcı husustur..

كَبُرَ مَقْتًا عِندَ اللَّهِ أَن تَقُولُوا مَا لَا تَفْعَلُونَ
Resim---“Kebure makten indallâhi en tekûlû mâ lâ tef’alûn (tef’alûne).: Yapmayacağınız bir şeyi söylemeniz Allah’ın katında, büyük suç oldu.” (Saff 61/3)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 15 Ağu 2018, 21:29 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10893
Resim


Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem de, Hadis-i Şerîf BUYruklarında,
ALLAHu zü’L- CeLÂL’in GAZÂB ve AZÂBının ŞİDDEtini BİLdirmiştir.:



AZÂB.: Dünyada işlenen suç ve kabahate karşılık olarak âhirette çekilecek ceza. Eziyet. Büyük sıkıntı. Şiddetli elem.
GAZÂB.: Hiddet, öfke, dargınlık, kızgınlık..


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Mü’min, Allah katında olan AZABı bilmiş olsaydı, hiç kimse cennete göz dikmezdi. Kâfir de Allah katında olan RAHMETi bilmiş olsaydı, hiç kimse cennetten ümidini kesmezdi.” buyurmuştur.
(Ebu Hüreyre radiyallahu anhu’dan; Müslim, Tevbe 23, (2755); Tirmizî, Da'avât 100, (3542)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Kıyamet günü, insanların en şiddetli AZABa uğrayanı, ilminde fayda görmeyen (ilmiyle amel etmeyen bidat ehli) âlimlerdir.” buyurmuştur.
(Mecmau’z- Zevâid, 1/185)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Kıyamet günü, insanların en şiddetli AZABa uğrayanı, halkına zulmeden zâlim hükümdarlardır.” buyurmuştur.
(Mecmau’z- Zevâid, 5/197)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Havf ve recâ/korkmak ve ummak arasında bulunan mü’min, umduğuna kavuşur, korktuğundan emin olur.” buyurmuştur.
(Tirmizî, Sünen)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Havf ve recâ arasında bulunan mü’min, umduğuna kavuşur, korktuğundan emin olur.” buyurmuştur.
(Tirmizî, Sünen)

Havf, ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Kudret ve Azametinden çekinmek, korkmaktır.
Recâ da, ALLAHu zü’L- CeLÂL’in sonsuz rahmetini ümit etmek demektir..


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Allah korkusu, her hikmetin başıdır” buyurmuştur.
(Taberanî)

ALLAHu zü’L- CeLÂL, her Hâlükârda KULlarının İslahını ve İflahınıhiç kapanmayan Tevbe Kapısına Çağırmaktadır.:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Can boğaza dayanmadıkça ALLAH celle celâlihu, kulun tevbesini kabul eder.” buyurmuştur.
(Tirmizî, Sünen)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Güneş batından doğmadan kıyamet kopmaz. Güneş batıdan doğunca, onu gören bütün insanlar iman edecekler. Fakat bu ÂN, (KurÂN’da zikredilen) “Rabbinin alâmetlerinden biri geldiği gün, daha önce iman etmeyen yahut imanıyla hayır kazanmayan hiçbir kimseye o günkü imanı asla fayda vermez” (Enam, 6/158) âyetinde ifâde edilen zamandır” buyurmuştur.
(Ebu Hureyre radiyallahu anhu’dan; Buharî, Tefsir, 9, Rikak, 40)

هَلْ يَنظُرُونَ إِلاَّ أَن تَأْتِيهُمُ الْمَلآئِكَةُ أَوْ يَأْتِيَ رَبُّكَ أَوْ يَأْتِيَ بَعْضُ آيَاتِ رَبِّكَ يَوْمَ يَأْتِي بَعْضُ آيَاتِ رَبِّكَ لاَ يَنفَعُ نَفْسًا إِيمَانُهَا لَمْ تَكُنْ آمَنَتْ مِن قَبْلُ أَوْ كَسَبَتْ فِي إِيمَانِهَا خَيْرًا قُلِ انتَظِرُواْ إِنَّا مُنتَظِرُونَ
Resim--- "Hel yanzurûne illâ en te’tiyehumu’l- melâiketu ev ye’tiye rabbuke ev ye’tiye ba’du âyâti rabbike, yevme ye’tî ba’du âyâti rabbike lâ yenfeu nefsen îmânuhâ lem tekun âmenet min kablu ev kesebet fî îmânihâ hayrâ (hayran), kulintezırû innâ muntezırûn (muntezırûne).: Onlar (illâ), onlara meleklerin gelmesini mi veya Senin Rabbinin gelmesini mi veya Senin Rabbinden bazı âyetlerin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinden bazı âyetlerin (mucizelerin) geldiği gün, daha önce îmân etmemişse) veya îmânıyla bir hayır kazanmamışsa onun îmânı kendisine bir fayda vermez. De ki: “Bekleyin! Muhakkak ki; Biz de bekleyenleriz.” (En’âm 6/158)

Yoksa, koskaca yarım NEFeslik Ömrünü; hep UYUyan, NeFsinin hevâ ve hevesi peşinde harcayıp yok edip son NEFeste ölüm bastırınca Tövbe ettim!.” Mânâsızdır elbette..

وَلَيْسَتِ التَّوْبَةُ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّئَاتِ حَتَّى إِذَا حَضَرَ أَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ إِنِّي تُبْتُ الآنَ وَلاَ الَّذِينَ يَمُوتُونَ وَهُمْ كُفَّارٌ أُوْلَئِكَ أَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا
Resim--- "Ve leyseti’t- tevbetu lillezîne ya’melûne’s- seyyiât (seyyiâti), hattâ izâ hadara ehadehumu’l- mevtu kâle innî tubtul âne ve lâllezîne yemûtûne ve hum kuffâr (kuffârun). Ulâike a’tednâ lehum azâben elîmâ (elîmen).: Ve onlardan birine (kendilerine) ölüm gelinceye kadar seyyiat işleyenlerden (kötülük yapanlardan), “Gerçekten ben, şimdi tövbe ettim.” diyen birinin tövbesi, tövbe değildir. Ve kâfir olarak ölenlerin tövbesi de (tövbe değildir). İşte onlar, onlar için "elim azab" hazırladık.” (Nisâ 4/18)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “HAKk TeÂLÂ: “Kulun günahı göklere kadar yükselse, tevbe ederse affederim.” buyurmuştur.
(Tirmizî, Sünen)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “ALLAHu TeÂLÂ, kullarına bu kadının çocuğuna olan merhametinden daha merhametlidir.” buyurmuştur.
(Buharî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, ölmek üzere olan bir gence: “Kendini nasıl buluyorsun?" diye sorar, o genç de: "Yâ Resûlullah!. Allah'tan ümidim var, ancak günahlarımdan korkuyorum." diye cevap verir. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Bu durumda olan bir kulun kalbinde (ümit ve korku) birleşti mi Allah o kulun ümit ettiği şeyi mutlak verir ve korktuğu şeyden de onu emin kılar." buyurmuştur.
(Tirmizî, Cenâiz 11, (983); İbnu Mâce, Zühd 31, (4261)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Hadis-i Şerîf BUYrukLarında GAZAB.:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Allah'ın en çok GAZAB ettiği kimse, düşmanlıkta aşırı gidendir.” buyurmuştur.
(Âişe radiyallahu anha’dan; Camiü's- Sağir)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: Fâsık biri methedildiğinde Allah GAZABlanır ve bundan dolayı Arş sallanır.” buyurmuştur.
(Enes radiyallahu anhu’dan; Camiü's- Sağir)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Şüphesiz Allah bir kulunu sevdiğinde Cebrâil'i çağırıp şöyle buyurur: “Ben falanı seviyorum. Sen de onu sev!.” Bunun üzerine Cebrâil onu sever. Sonra gök ehline seslenerek şöyle der: "Allah falanı seviyor, siz de onu seviniz!." Gök ehli de onu sever. Sonra onun itibâr ve değeri yer yüzüne de yerleştirilir. Allah bir kula GAZAB ettiğinde de Cebrâil'i çağırıp, şöyle buyurur: "Ben falana GAZAB ediyorum, sen de GAZAB et!." Bunun üzerine Cebrâil ona GAZAB eder. Sonra gök ehline şöyle seslenir: "Allah falana buğz ediyor, siz de buğz ediniz!.” Bunun üzerine onlar da buğz ederler. Daha sonra ona olan nefret yer yüzüne de yerleştirilir.” buyurmuştur.
(Ebu Hüreyre radiyallahu anhu’dan; Buharî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Allah, günahları pervasızca işleyen şuursuz mü'mine GAZAB eder.” buyurmuştur.
(Ebu Hüreyre radiyallahu anhu’dan; Camiü's- Sağir)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “İki çeşit gülme vardır: Bir gülme vardır ki Allah sever. Bir gülme de vardır ki, Allah ona GAZAB eder. Allah'ın sevdiği gülme şudur: Kişi görmeyi arzuladığı bir din kardeşiyle ansızın karşılaşır ve sevincinden güler. Allah'ın GAZAB ettiği gülme ise kişi incitici, kaba ve boş bir sözü hem gülmek, hem de başkalarını güldürmek için söyler. Bu yüzden yetmiş sene Cehennem uçurumundan aşağı yuvarlanır.” buyurmuştur.
(Hasan-ı Basrî radiyallahu anhu’dan; Camiü's- Sağir)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “ALLAHu TeÂLÂ: "Bana dua etmeyene GAZAB ederim." buyurmuştur.
(Ebu Hüreyre radiyallahu anhu’dan; Camiü's- Sağir)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Kim kendisini büyük görür ve böbürlenerek yürürse, Allah'ın huzuruna Allah kendisinden GAZAB etmiş olarak varır.” buyurmuştur.
(İbni Amr'dan radiyallahu anhu’dan; Camiü's- Sağir)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Kişi, münâfık birine: "Efendim" dediğinde Rabbini kızdırmış olur.” buyurmuştur.
(Büreyde radiyallahu anhu’dan; Hakim’in Müstedrek’inden ve Beyhaki’nin Şi’bü’l-İman’ından)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Fâsık biri methedildiğinde Allah GAZABlanır ve bundan dolayı Arş sallanır.” buyurmuştur.
(Enes radiyallahu anhu’dan; İbni Adiyy’in el-Kamil’i nden)

Resim--- Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: Biriniz bir yerde konakladığında: "Yarattığı şeylerin şerrinden Allah'ın eksiksiz sıfatlarına sığınırım!" diye duâ ederse, oradan ayrılıncaya kadar hiçbir şey ona zarar vermez.” buyurmuştur.
(Havle bint-i Hakîm radiyallahu anhu’dan; Müslim, Daavât:54,55)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Merhamet ediniz ki, size de merhamet edilsin. Başkasını affediniz ki, affedil esiniz. Söz dinlemeyenlere yazıklar olsun. Yaptıkları işin kötü olduğunu bile bile onda ısrar edenlere yazıklar olsun!.” buyurmuştur.
(İbni Amr radiyallahu anhu’dan; Müsned, 2:165,219)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ölüm gelmeden önce ölüme hazırlanın!.” buyurmuştur.
(Tarık el-Muharibî radiyallahu anhu’dan; Taberanî’nin Kebir’i, Hakim’in Müstedrek’i , Beyhaki’nin Şi’bü’l-İman’ından)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “İstikâmet üzere ol. İnsanlara karşı ahlâkın güzel olsun!.” buyurmuştur.
(İbni Amr radiyallahu anhu’dan; Müsned, Taberanî’nin Kebir’i, Hakim’in Müstedrek’i, Beyhaki’nin Şi’bü’l-İman’ından)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “İstikâmet üzere olunuz. İstikâmet üzere olmak ne güzeldir.” buyurmuştur.
(Ebû Ümâme radiyallahu anhu’dan; İbni Mâce, Tahare: 4)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Kadınlara hayır ve iyilik tavsiyesinde bulunurum. Çünkü kadın eğri kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Kaburganın en eğri yeri de üst tarafıdır. Eğer onu doğrultma yoluna gidersen kırarsın. Eğer kendi haline bırakırsan eğri kalmaya devam eder. Kadınlar hakkında hayır ve iyilik tavsiyesinde bulunurum.” buyurmuştur.
(Ebû Hüreyre radiyallahu anhu’dan; Buharî, Enbiyâ; 1; Nikâh; 80; Muşum, Rada; 62; Tirmizî, Rada: 1 î; Tefsîr-i Sûre: 9)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Zinâ edenlere Allah şiddetle GAZAB eder.” buyurmuştur.
(Enes radiyallahu anhu’dan; Deylemî’nin Müsnedü’l-Firdevs’i nden)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Allah'tan başka yardımcı bulamayan birine zulmedene Allah şiddetle GAZAB eder” buyurmuştur.
(Ali kerremallahu vechehu’den; Deylemî’nin Müsnedü’l-Firdevs’inden)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Dünyada insanlara en çok eziyet veren Kıyamet Günü Allah katında en çok AZAB görecek olanlardır.” buyurmuştur.
(Hâlid bin Velid radiyallahu anhu’dan; Müsned, 3:403; 4:90)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Kıyamet Günü en şiddetli AZAB görecek olan zâlim idarecidir.” buyurmuştur.
(Ebû Saîd radiyallahu anhu’dan; Mûsned, 3:22,55;. Ebu Ya’lâ’nın Müsned’i, Taberanî’nin Evsat’ı ndan)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Kıyamet Günü AZABı en şiddetli olan hiçbir hayra sahip olmadığı halde kendisini insanlara hayırlı imiş gibi gösteren kimsedir.” buyurmuştur.
(İbni Ömer radiyallahu anhu’dan; Deylemî’nin Müsnedü’l-Firdevs’inden)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Kıyamet Gününde AZABı en şiddetli olan, ilmi kendisine fayda vermeyen âlimdir.” buyurmuştur.
(Ebû Hüreyre radiyallahu anhu’dan; İbni Adiyy’in el-Kâmil’i nden; Beyhakî’nin Şi’bü’l- İman’ı; Taberanî’nin Sağir’inden)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “ Sıkıntının en şiddetlisine maruz kalanlar peygamberlerdir. Sonra da derecelerine göre diğer insanlar gelir. Kişi dinine bağlılığına göre musîbete maruz kalır. Dinine bağlılığı kuvvetli ise, musibeti de şiddetli olur. Dinine bağlılığı zayıfsa musibeti de az olur. Musibet, günahsız olarak yer yüzünde dolaşacak bir hale gelinceye kadar mü'min kulun yakasını bırakmaz." buyurmuştur.
(Sa'd bin Ebî Vakkas radiyallahu anhu’dan; Tirmizî, Zühd; 57; İbni Mâce, Fiten: 23; Dârimî, Rikak; 67)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Şüphesiz ben peygamber ve sâlih kimseyi, sizlerin Allah'ın ihsanı¬na sevindiğinizden daha çok belâ ve musîbete sevindiklerini görüyorum.” buyurmuştur.
(Ebû Saîd radiyallahu anhu’dan; Müsned, 3:94)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Kıyamet Gününde en çok hasret çekecek olan, ilim öğrenme fırsatı verildiği halde öğrenmeyen ve ilminden başkaları istifade ettiği halde kendisi faydalanamayan kimsedir.” buyurmuştur.
(Enes radiyallahu anhu’dan; İbni Asakir'den)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “En güçlünüz öfkelendiğinde kendisine hâkim olandır. En yumuşak huylunuz intikama gücü yettiği halde affedendir.” buyurmuştur.
(Ali kerremallahu vechehu’dan; İbni Ebi’d-Dünya’dan)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ümmetimin en şereflileri Kur'ân okuyanlar ve gece kalkıp ibâdet yapanlardır.” buyurmuştur.
(İbni Abbas radiyallahu anhu’dan; Taberanî’nin Kebir’i; Beyhaki’nin Şi’bü’l-İman’ından)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “En üstün îman, insanların senden emin olmasıdır. En üstün Müslümanlık, dilinden ve elinden insanların selâmette kalmasıdır. En üstün hicret, günahlardan kaçmadır. En üstün cihad, Allah yolunda şehid edilmen ve atının da boğazlanmasıdır. En üstün zühd, kalbinin sana verilenle huzur bulmasıdır. Allah'tan isteyeceğin en üstün dilek, din ve dünya hakkında afiyet istemendir.” buyurmuştur.
(İbni Ömer radiyallahu anhu’dan; Taberanî’nin Sağir’inden)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 26 Eyl 2018, 19:19 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10893
Resim


135- Eş Şehîdu celle celâluhu:


Resim


Resim

Eş Şehîdu: Halkettiği küllî şeyy için olmuş, olan ve olacakta mutlak Şâhid olan ALLAHu zü'L-CELÂL. Herkese ve herşeye; her zaman, her yerde, her hâlde ve hernefeste zâhire mutlak şâhid olan. Âdil, hakça, samimî ve i'tibar edilir Şâhid.. Hakkı isbatta ilmen ve şühûden hükme beyyine olan. İlminden asla bir şey kaybolmayan, herşey ilminde hazır olan ALLAHu zü'L-CELÂL..


Resim
136- Eş Şâhidu celle celâluhu:


Eş Şâhidu : Halkettiği küllî şeyy için olmuş, olan ve olacakta mutlak Şâhid olan ALLAHu zü'L-CELÂL. Herkese ve herşeye; her zaman, her yerde, her hâlde ve hernefeste zâhire mutlak şâhid olan. Âdil, hakça, samimî ve i'tibar edilir Şâhid olmaya hak sahibi.. Hakkı isbatta ilmen ve şühûden hükme beyyine olan. İlminden asla bir şey kaybolmayan, herşey ilminde hazır olan ALLAHu zü'L-CELÂL..


Resim
137- El Meşhûdu celle celâluhu:


El Meşhûdu : Kafa Gözü basarla sonsuz eserlerinde görünen ve seyredilen, Gönül Gözü basiretle en içten hissedilip bizzât bilinen ve şehâdet edilen mutlak GÖrücü ALLAHu zü’l- CELÂL..


Eş Şâhid; ALLAHu zü’l- CELÂL, insan için AKLından dolayı izafî olduğu halde gerçek sandığı Zaman ve Mekânda, ZÂTen Hâzırdır ve Nâzırdır. Yüce Yaratanımız ALLAH celle celâlihu, Şe’ÂNULLAHta her ÂN yeniden Yaratmakta olduğu KüLLî ŞEYy’e Mutlak Sahib ALLAHu zü’l- CELÂLdir..

Eş Şehîd; ALLAHu zü’l- CELÂL, insan için AKLından dolayı izafî olduğu halde gerçek sandığı Zaman ve Mekânda, ZÂTen Hâzırdır ve Nâzırdır. Yüce Yaratanımız ALLAH celle celâlihu, Şe’ÂNULLAHta her ÂN yeniden Yaratmakta olduğu KüLLî ŞEYy’e Mutlak Sahibdir ve de fiilen uygulayıcısı ve uygulatanı ALLAHu zü’l- CELÂLdir.
Tıpkı Âlim ve Alîm esmâları gibidirler..

El Meşhûd; Eserleri KüLLî ŞEYy’de görülüp seyredilen ALLAHu zü’l- CELÂLdir…


Resim

“Şehede” kökünden türemiş olan Eş Şehîd ALLAH celle celâlihu ismi, her şeye Şâhid olan, gözetleyici ve bilen anlamlarına gelmektedir..

Şehîd; Her olaya ve hadiseye bizzat şâhid olan, tanık olandır.
Şehîd; Mekanî bir yakınlık olmadan her şeyin iç yüzüne vakıf olandır.
Şehîd; Her yerde hazır ve nâzır olandır..


Şehude: Şâhidlik yapmak.
Şehade: Bir meclisde hazır olmak. İdrak etmek. Muttâli olmak.
Şâhid: Şâhid olan, delil.
Şehâdet: Şehâdet, ikrâr, ikrâr edilen şey, delil.
Alemü'ş- Şehâdet: Gayb Âleminin karşıtı olan Hâl-i hazır Âlem.
Meşhûd.: Görünen. Şehadet edilen.


Şehîd, kelime mânâsıyla: “En ileri derecede Şâhid, En büyük Şâhid” mânâsına gelir ve sâhib olduğu Şehâdetine Fiilen Yaratır ve YAŞAtır..

Resim

Eş Şehîd ALLAH celle celâlihu, ilminden asla bir şey kaybolmayan, bütün soyut somut herbir şeyler İLMinde hazır olan ALLAHu zü’L- CeLÂL demektir..

ALLAHu zü’L- CeLÂL;
AÇık Gizli her Şeyi BİLici El ALîm ALLAH celle celâlihu,
AÇık Gizli her Şeyden haberdâr El Habîr ALLAH celle celâlihu,
AÇık Gizli her Şeye şâhid olması açısından da Eş Şehîd ALLAH celle celâlihudur..
ŞEHÎD; Hazır olan, idrak eden, şâhid olan, görerek, işiterek bilen sözlük mânâlarını ifâde eder..

“Şâhede” kökünden türemiş olan eş Şehîd ismi, her şeye Şâhid olan, gözetleyici ve bilen anlamlarına gelmektedir..
Eş Şâhidu celle celâlihu ve El Meşhûdu İsimleri de aynı köktendir.

Eş Şehîdu celle celâlihu, Eş Şâhidu celle celâlihu ve El Meşhûdu İsimleri; NÛRundan yaratmakta olduğu KüLLî ŞEYy’i BizZâtihi Şâhidi olduğunu beyân eden isimlerden sübütî mânâda Şe'NuLLaH'a şâhid olan ALLAHu zü’l- CELÂL’i nitelendiren İsimlerdendir..

Şehîd ismi; ALLAHu zü’l- CELÂL’in mutlak ilmi ile bildiği, iç tarafından, başkalarının müşahâdesinin mümkün olmadığı yanlarından El Habîr ismi ile haberdâr olduğu varlık ve olayların zâhirini, gizli de olsa müşahâdeye açık olan yanlarını bizzat müşahâde edip, şâhid olmasını ifâde eder. Alîm, Habir, Şehîd olarak Esmâ-i Hüsnâ da mevcud, hemen hemen aynı mânâyı ifâde eden, ALLAHu zü’l- CELÂL’in bu üç ismi arasındaki farkı,
İmam-ı Gazali radiyallahu anhu şöyle ifâde eder: “İlim mutlak olarak nazar-ı itibâra alındığında, ALLAH celle celâlihu Alîmdir. Gabya izâfe edildiğinde ALLAH celle celâlihu Habîr dir. Zahirî işlere izâfe edildiğinde ALLAH celle celâlihu Şehîd dir.” (Maksadü’l- Esmâ)

ALLAHu zü’l- CELÂL’in bizzât görmesi, işitmesi sûretiyle şâhid olmasının dışında, hiçbir varlık, hiçbir hareket, hiçbir olay ve faaliyet olamaz. ALLAH celle celâlihu insan AKLı için, ÂNıldığı ÂNda Hazır ve Nâzırdır.
Her NEFS/İnsan, herkesten uzak, beşerî müşâhedenin tamamı ile dışında, her nerede, her ne HÂL içinde olursa olsun, ALLAHu zü’l- CELÂL’in müşâhedesi dahilindedir.

Bir yerde olmaktan münezzeh ALLAHu zü’l- CELÂL, dünya, gezegenler, galaksiler, galaksi sistemlerinde ki kâinâtın tamamında meydana gelen olayları aynı ÂNda Yaratandır ki, ZERREsi-KÜRResi müşâhedesi altındadır..


وَللّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَكَانَ اللّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُّحِيطًا
Resim--- "Ve lillâhi mâ fî’s- semâvâti ve mâ fî’l- ard (ardı). Ve kânallâhu bi kulli şey’in muhîtâ (muhîtan).: Göklerde ve yerde ne varsa tümü Allah'ındır. Allah, her şeyi kuşatandır.” (Nisâ 4/126)

الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ
Resim--- "Ellezî lehu mulku’s- semâvâti ve’l- ard (ardı), vallâhu alâ kulli şey’in şehîd (şehîdun).: Ki O (Allah), göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Allah, her şeyin üzerinde ŞÂHİD olandır.” (Burûc 85/9)

KeLÂMuLLAHı DUYup, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e UYup, KULLuk İmtihÂNı gereği Hayır ve Şerr TERCİHinin KULdan, YARATılmasının mutlaka ALLAHu zü’L- CeLÂL’den olduğuna imÂN İslâmın şartıdır..

“Şuhûd” ve “şehâdet” masdarı asılda, “huzur/hazırlanma” demektir. ŞEHÂDET bir nesnenin hakikatine müttâli/haberli ki, bilgisi olan ve kesin şekilde bilmek mânâsınadır.
“Kafa Gözüyle AzametuLLAHı Basar ve Kalb GÖZüyle KudretuLLAHı Basîretle müşâhede etmek” demek olur ki, bu Tahkik İLİMdir. Şuhûd ise, bir yerde hazır olmaktır ki, orada bulunmamak karşıtıdır.

“Şehîd”, kelime olarak ya ism-i fâilin mübâlağası ya da ism-i mef’uldür. ALLAHu TeÂLÂ’nın her şeyi gözleyip bildiğini, “Şâhid” olduğunu, hiçbir şeyin kendisinden gizli kalmadığını, “Meşhûd” olduğunu belirtir.

Şehîd, bir olayın vukuu sırasında orada bulunup gerçekleşmesine bizzat tanık olan kimse anlamındaki şâhid’in mübalağa şeklidir. Bir olaya şâhid olmak öncelikle olayın gerçekleştiği mekânda hazır bulunma düşüncesini akla getirir. Şâhidliği diğer bilme türlerinden ayıran özellik de esasen bu olayın gerçekleştiği yerde bulunma/huzurda HAZIR OLma ÖZelliğidir. Bilmek mutlak olarak düşünüldüğünde ALLAHu zü’L- CeLÂL, El Alîm, gaybla ilgili olarak düşünüldüğünde Habîr, zâhirî durumlarıyla ilgili düşünüldüğündeyse de Şehîd olarak nitelendirilir..

“ALLAH celle celâlihu, Her yerde, Her zaman, Her HÂLde ve Her Nefeste hâzır ve nâzırdır” ifâdesi bu hazır bulunmayı ve O’nun her şeye yakınlığının aynı, eşit olduğunu beyan eder. Bu AKREB/yakınlıktan ötürü yapılan her işi görmekte ve her sözü işitmektedir..

Şâhid, bir hakkı isbatla şehâdetine yani orada hazır bulunmaktan hasıl olan bir yolla edindiği bilgisi dolayısıyla vereceği habere müracaat olunan ve hükme beyyine/delil kabul edilen kimsedir. Şâhid, âdil ve hakkı söyler, sözü dinlenilir ve muteber bir kimse olur. Bu münâsebet dolayısıyla fiil ve hal itibariyle örnek kabul edilen, kendisine uyulan ve önde giden kimselere de “şâhid” denilir.

Göz ile BAKmak ve Kalb ile GÖRmek/BİLmek arasında sıkı bir bağlantı vardır. Bir şeye delâlet de o şeye şâhidlik olarak adlandırılır. Çünkü bu delâlet kendisiyle şâhidin, şâhid vasfını kazandığı bir şeydir. Bir şeyi haber veren, durumunu ortaya koyan o şeyin delili sayıldığı için bu şeyi haber veren kişi de “şâhid” diye adlandırılır.

ALLAHu zü’L- CeLÂL’in şâhid olmadığı şehâdet bulunamaz. ALLAHu TeÂLÂ şâhid tutulmadan hiçbir şehâdet yapılamaz. ALLAH celle celâlihudan büyük şâhid tasavvur olunamaz. ALLAHu zü’L- CeLÂL’in şehâdeti de bahşettiği yakinî ilimle zâhir olur. Bu İlm-i Yakîn de HAKk TeÂLÂ’nın her yerde hâzır ve nâzır olduğudur. Şâhidliğin edâsı, yerinegetirilmesi de aslında bu ilmi/bilgiyi haber vermekten ibarettir..

Şâhid, bir başkasının diğeri aleyhine hakkını ihbar edene denir. Başkasının kendi aleyhindeki hakkını haber vermeye ikrâr, kendisin diğeri aleyhindeki hakkını haber vermeye, taleb etmeye “davâ” denilir.

Şehâdet huzurî bir ilimle, orada olmaktan kaynaklanan yakînen bildiği bir şeyi HAKk TeÂLÂ’nın huzurunda bulunduğu kanaatiyle dosdoğru haber vermektir. Bundan dolayı fâkihler: “Şehâdet, yemin mânâsını da içine alan çok özel bir haber vermektir” demişlerdir.
Şehîd, fî-SebiluLLAH/Karşılıksız ve sadece Allah rızası için savaşırken katledilen kimseye de “Şehîd” denilir.
Bunlara “Şehîd” ismi verilmesi şu sebebler dolayısıyla olabilir:

1-) Onların gaslinde veya naklinde rahmet melekleri hazır bulunurlar.. meşhûd..
2-) HAKk TeÂLÂ ve melekler onun cennet ile ni’metlenmesi hususunda şâhid olmuşlardır.. meşhûd..
3-) Kıyamet günü geçmiş ümmetler hakkında şâhidlikleri istenecek ümmettendirler.. meşhûd..
4-) Mütessir olarak arz üzerine düşerler..şâhid..
5-) Vefât etmeyip Huzur-ı İlâhide HerÂN HAYY/DİRİ ve hazır bulunurlar..şâhid..
6-) Mülk ve Melekût Âlemini müşâhede ederler..şâhid..

Sufîlere göre şuhûd, KULun Nefsini; Her yerde, Her zaman, Her HÂLde ve Her Nefeste Şahdamarından da AKRABa olan RABBısıTeÂLÂ’nı HUZURunda HAZıR BİLip, BULup, OLup vede YAŞAmasıdır.. CihÂNda, CÜMLLe İle CEMMü’L- CEMde KULLuk BİZ BİR-İzliğini HAZZetmesidir..
Bu MuhaMMedî ÖZELLik ve GÜZELLik ise ÜMMet-i MuhaMMed’e bahşedilen bir LutfuLLAH ve İhsÂNuLLAHtır ki, onlar;
HAKk’ın Halkı İçinde HAKk TeÂLÂ İLe-BİLedirler. Hak söyler, âdil, müstakîm, ahlâkının güzelliğiyle ilim ve irfânıyla mümtaz, şâhid kabul edilmeye lâyık, merkezi bir câzibe/Merkez Çekiş önderliğine haiz, kendilerine uyulan, önde giden bir CÂNda CÂNÂN Cemaatı ve tam mânâsıyla âdil bir ümmettir.. Diğer ümmetler arasında ÜMMet-i MuhaMMed’in ayrıca böyle bir görevi de vardır. Bu görev unutulmamalıdır. Çünkü onun Peygamberi Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, harekât ve sekenâtında MutLak Şâhid ve MutLakİmam ve Numune-yi İmtisâl eşsiz bir örnek oldunu BİLerek DUYup Uyması şarttır..


وَكَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطًا لِّتَكُونُواْ شُهَدَاء عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيدًا وَمَا جَعَلْنَا الْقِبْلَةَ الَّتِي كُنتَ عَلَيْهَا إِلاَّ لِنَعْلَمَ مَن يَتَّبِعُ الرَّسُولَ مِمَّن يَنقَلِبُ عَلَى عَقِبَيْهِ وَإِن كَانَتْ لَكَبِيرَةً إِلاَّ عَلَى الَّذِينَ هَدَى اللّهُ وَمَا كَانَ اللّهُ لِيُضِيعَ إِيمَانَكُمْ إِنَّ اللّهَ بِالنَّاسِ لَرَؤُوفٌ رَّحِيمٌ
Resim--- "Ve kezâlike cealnâkum ummeten vasatan li tekûnû şuhedâe ale’n- nâsi ve yekûne’r- resûlu aleykum şehîdâ (şehîden), ve mâ cealnâ’l- kıbletelletî kunte aleyhâ illâ li na’leme men yettebiu’r- resûle mimmen yenkalibu alâ akibeyh (akibeyhi), ve in kânet le kebîreten illâ alellezîne hedallâh (hedallâhu) ve mâ kânallâhu li yudîa îmânekum innallâhe bi’n- nâsi le raûfun rahîm (rahîmun).: Ve işte böylece insanların üzerine (hak) şâhidler olmanız için Biz, sizi vasat (ikisi arasında) (hayırlı ve faziletli) bir ümmet kıldık. Resûl de sizin üzerinize ŞÂHİD olsun.Ve Biz, sadece Resûl’e uyanı, topukları üzerinde geriye dönenden ayırıp bilmemiz (belirtmemiz) için, halen o üzerine (yönelmekte) olduğunuz (Kâbe’yi) kıble yaptık. Ve bu, elbette zor bir iştir, ancak Allah’ın hidâyete erdirdiği kimseler hariç (bu onlara zor gelmez). Ve Allah sizin îmânınızı zayi edecek değildir. Muhakkak ki Allah, insanlara çok şefkatlidir, merhametlidir.” (Bakara 2/143)

MuhaMMedî ŞûuRu BİLen,
MuhaMMedî NûuRu BULan,
MuhaMMedî SüRûRda OLan
MuhaMMedî o-NûRu YAŞAyıp da,


Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemi DUYup UYan Tahkik MuhaMMedî Mü’minler için ŞEHÂDetin ÖNemini;

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Yalan şehâdet Allah'a şirkle bir tutulmuştur!" buyurdu ve şu âyeti okudu. (Meâlen): "...Putlara tapmak gibi bir pislikten ve yalan sözden de kaçının." (Hâcc 30). buyurmuştur.
(Eymen İbnu Hureym İbni Fâtik radiyallahu anhu’dan; Tirmizi, Şehâdât 3, (2300, 2301); Ebu Dâvûd, Akdiye 15, (3599); İbnu Mâce, Ahkâm 32, (2372))

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Yalan şehâdet ALLAH celle celâlihu’ya şirk koşmakla denk tutulmuştur” buyurdu ve şu âyeti okudu.:

ذَلِكَ وَمَن يُعَظِّمْ حُرُمَاتِ اللَّهِ فَهُوَ خَيْرٌ لَّهُ عِندَ رَبِّهِ وَأُحِلَّتْ لَكُمُ الْأَنْعَامُ إِلَّا مَا يُتْلَى عَلَيْكُمْ فَاجْتَنِبُوا الرِّجْسَ مِنَ الْأَوْثَانِ وَاجْتَنِبُوا قَوْلَ الزُّورِ
Resim--- "Zâlike ve men yuazzım hurumâtillâhi fe huve hayrun lehu inde rabbihî, ve uhıllet lekumu’l- en’âmu illâ mâ yutlâ aleykum fectenibû’r- ricse mine’l- evsâni vectenibû kavle’z- zûr (zûri).: İşte böyle, kim Allah’ın haramlarına (yasaklarına) hürmet ederse, o zaman bu, Rabbinin katında kendisi için hayırlıdır. Ve size okunanlar (yasak olduğu bildirilen hayvanlar) hariç, hayvanlar size helâl kılındı. Artık putların pisliğinden ve yalan sözden içtinâb edin (kaçının).” (Hac 22/30)

حُنَفَاء لِلَّهِ غَيْرَ مُشْرِكِينَ بِهِ وَمَن يُشْرِكْ بِاللَّهِ فَكَأَنَّمَا خَرَّ مِنَ السَّمَاء فَتَخْطَفُهُ الطَّيْرُ أَوْ تَهْوِي بِهِ الرِّيحُ فِي مَكَانٍ سَحِيقٍ
Resim--- "Hunefâe lillâhi gayra muşrikîne bihî, ve men yuşrik billâhi fe ke ennemâ harra mine’s- semâi fe tahtafuhut tayru ev tehvî bihi’r- rîhu fî mekânin sahîk (sahîkın).: Hanifler (tek Allah’a teslim olan kullar), onunla (putlarla), O’na şirk koşmayanlardır. Ve kim Allah’a şirk koşarsa o taktirde sanki o, gökyüzünden düşmüş de böylece onu, kuş kapmış gibi veya rüzgâr, onu uzak bir mekâna (yere) atmış gibidir.” (Hac 22/31)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem devamla: "Pis putlardan kaçının, yalan sözden kaçının. ALLAH celle celâlihu’ya ortak koşmaksızın O’nu birleyenler olun!.” buyurmuştur.
(Kütübü Sitte Trc. 14/112)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 18 Eki 2018, 15:22 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10893
ResimKÛN/eş Şehîd =>feyeKÛN/Şe’ÂN ŞeYyLeri Meşhûdu..

ALLAH celle celâluhu Küllî Şeyi, olayı, zamanı ve zannı gören eş Şehîd celle celâluhudur:

وَالْوَالِدَاتُ يُرْضِعْنَ أَوْلاَدَهُنَّ حَوْلَيْنِ كَامِلَيْنِ لِمَنْ أَرَادَ أَن يُتِمَّ الرَّضَاعَةَ وَعلَى الْمَوْلُودِ لَهُ رِزْقُهُنَّ وَكِسْوَتُهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ لاَ تُكَلَّفُ نَفْسٌ إِلاَّ وُسْعَهَا لاَ تُضَآرَّ وَالِدَةٌ بِوَلَدِهَا وَلاَ مَوْلُودٌ لَّهُ بِوَلَدِهِ وَعَلَى الْوَارِثِ مِثْلُ ذَلِكَ فَإِنْ أَرَادَا فِصَالاً عَن تَرَاضٍ مِّنْهُمَا وَتَشَاوُرٍ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِمَا وَإِنْ أَرَدتُّمْ أَن تَسْتَرْضِعُواْ أَوْلاَدَكُمْ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ إِذَا سَلَّمْتُم مَّآ آتَيْتُم بِالْمَعْرُوفِ وَاتَّقُواْ اللّهَ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
Resim--- "Vel vâlidâtu yurdı’ne evlâdehunne havleyni kâmileyni li men erâde en yutimmer radâah(radâate), ve alel mevlûdi lehu rızkuhunne ve kisvetuhunne bil ma’rûf(ma’rûfi), lâ tukellefu nefsun illâ vus’ahâ, lâ tudârra vâlidetun bi veledihâ ve lâ mevlûdun lehu bi veledihî ve alel vârisi mislu zâlik(zâlike), fe in erâdâ fısâlen an terâdın min humâ ve teşâvurin fe lâ cunâha aleyhimâ ve in eradtum en testerdıû evlâdekum fe lâ cunâha aleykum izâ sellemtum mâ âteytum bil ma’rûf(ma’rûfi), vettekullâhe va’lemû ennellâhe bi mâ ta’melûne basîr (basîrun).: Emzirmeyi tamamlamak isteyenler için anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların (annelerin) yiyeceği, giyeceği bilinen (örf)e uygun olarak, çocuk kendisinin olana (babaya) aittir. Kimseye güç yetireceğinin dışında (yük ve sorumluluk) teklif edilmez. Anne, çocuğu, çocuk kendisinin olan baba da çocuğu dolayısıyla zarara uğratılmasın; mirâsçı üzerinde (ki sorumluluk ve görev) de bunun gibidir. Eğer (anne ve baba) aralarında rizâ ile ve danişârak (çocuğu iki yıl tamamlanmadan) sütten ayırmayı isterlerse, ikisi için de bir güçlük yoktur. Ve eğer çocuklarınızı (bir süt anneye) emzirtmek isterseniz, vereceğinizi örfe uygun olarak ödedikten sonra size bir sorumluluk yoktur. Allah'tan korkup sakının ve bilin ki, Allah yaptıklarınızı görendir.” (Bakara 2/233)

ALLAH celle celâluhu Küllî Şeyi, Şe’ÂN Küllî ŞeYYLeri her ÂN yeniden yaratan eşsiz ŞÂHİD celle celâluhudur.:

سْأَلُهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ
Resim--- “Yes’ eluhu men fis semâvâti vel ard(ardı), kulle yevmin huve fî şe’nin.: Göklerde ve yerde olanlar, O'ndan isterler (dilerler). O hergün (her an) bir şe'n (ayrı bir tecellî, yeni bir oluş) üzerindedir.” (Rahmân 55/29)

يَوْمَ هُم بَارِزُونَ لَا يَخْفَى عَلَى اللَّهِ مِنْهُمْ شَيْءٌ لِّمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَ لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ
Resim--- "Yevme hum bârizûn(bârizûne) lâ yahfâ alâllâhi min hum şey’un, li menil mulku’l- yevm(yevme), lillâhi’l- vâhidi’l- kahhâr: O gün, orta yere çıkarlar. Onlardan hiçbir şey Allah'a karşı gizli kalmaz. (Allah sorar:) "Bugün mülk kimindir? Bir olan, Kahhâr olan Allah'ındır." (Mü’min 40/16)

Elbette ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Şehâdeti ZÂTına mahsus ve mutlaktır. Hiçbir yatattığıyla kıyaslanamaz;

الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ
Resim--- "Ellezî lehu mulku’s- semâvâti ve’l- ard (ardı), vallâhu alâ kulli şey’in şehîd (şehîdun).: Ki O (Allah), göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Allah, her şeyin üzerinde ŞÂHİD olandır.” (Burûc 85/9)

ALLAHu zü’L- CeLÂL; Mutlak Şâhiddir çünkü, KüLLîŞEyy’i çepeçevre kuşatmıştır.“Gökte ve yerde olan her şey Allah’a aittir. Ve O her şeyi kuşatmıştır.”

وَللّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَكَانَ اللّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُّحِيطًا
Resim--- "Ve lillâhi mâ fî’s- semâvâti ve mâ fî’l- ard (ardı). Ve kânallâhu bi kulli şey’in muhîtâ (muhîtan).: Göklerde ve yerde ne varsa tümü Allah'ındır. Allah, her şeyi kuşatandır.” (Nisâ 4/126)

Eş Şehîd celle celâlihu ismi Kur’ÂN-ı Kerîmde 35 âyette geçmektedir. Bunların 20’si ALLAHu zü’L- CeLÂL'e, haber ve sıfat olarak izâfe edilmiştir ki, harf-i târifli elif-lâmlı/mârife) olarak gelmemiştir..

Kur’ÂN-ı Kerîm-ı Kerîmde Şehîd ismi, isim sigası ile 19 âyette geçmektedir. Bunlar da şu âyetlerdir:

Bakara 2/143,233; Âl-i İmrân 3/18,98; Nisâ 4/1,33,41,79,126,135,166; Mâide 5/117; En’âm 6/19; Yûnus 10/29,46; Ra’d 13/43; İsrâ 17/96; Kehf 18/51; Enbiyâ 21/78; Hacc 22/17,30,31,78; Ankebût 29/52; Secde 32/6; Ahzâb 33/45,55; Sebe’ 34/47; Zümer 39/36; Mü’min 40/16; Fussilet 41/20,53; Ahkâf 46/8; Fetih 48/8,28; Rahmân 55/29; Mücâdele 58/6; Haşr 59/22; Münâfıkûn 63/1; Burûc 85/3,9..


وَلِكُلٍّ جَعَلْنَا مَوَالِيَ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالأَقْرَبُونَ وَالَّذِينَ عَقَدَتْ أَيْمَانُكُمْ فَآتُوهُمْ نَصِيبَهُمْ إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدًا
Resim--- "Ve li kullin cealnâ mevâliye mimmâ terake’l- vâlidâni ve’l- akrabûn (akrabûne). Vellezîne akadet eymânukum fe âtûhum nasîbehum. İnnallâhe kâne alâ kulli şey’in şehîdâ (şehîden).: Ve ana- babanın ve yakın akrabaların bıraktıklarından, herkesi mirascı kıldık. Ve artık, yeminlerinizin bağlandığı kimselere de paylarını verin. Muhakkak ki Allah herşeye ŞÂHİDdir.” (Nisâ 4/33)

لَّكِنِ اللّهُ يَشْهَدُ بِمَا أَنزَلَ إِلَيْكَ أَنزَلَهُ بِعِلْمِهِ وَالْمَلآئِكَةُ يَشْهَدُونَ وَكَفَى بِاللّهِ شَهِيدًا
Resim--- "Lâkinillâhu yeşhedu bi mâ enzele ileyke enzelehu bi ılmihî, ve’l- melâiketu yeşhedûn (yeşhedûne). Ve kefâ billâhi şehîdâ (şehîden).: Öyle ki, Allah sana indirdiği şeyi (Kur’ÂN’ı), kendi ilmi ile indirdiğine şâhidlik eder. Ve melekler de şâhidlik ederler. Ve Allah ŞÂHİD olarak kâfidir.” (Nisâ 4/166)

مَا قُلْتُ لَهُمْ إِلاَّ مَا أَمَرْتَنِي بِهِ أَنِ اعْبُدُواْ اللّهَ رَبِّي وَرَبَّكُمْ وَكُنتُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًا مَّا دُمْتُ فِيهِمْ فَلَمَّا تَوَفَّيْتَنِي كُنتَ أَنتَ الرَّقِيبَ عَلَيْهِمْ وَأَنتَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ
Resim--- "Mâ kultu lehum illâ mâ emertenî bihî eni’budûllâhe rabbî ve rabbekum, ve kuntu aleyhim şehîden mâ dumtu fîhim, fe lemmâ teveffeytenî kunte ente’r- rakîbe aleyhim ve ente alâ kulli şey’in şehîd (şehîdun).: Onlara, bana emrettiğin: “Benim de Rabb'im, sizin de Rabb'iniz olan Allah'a kul olmaları”ndan başka birşey söylemedim. Onların arasında bulunduğum sürece, onların üzerlerine şâhid oldum. Fakat beni vefat ettirince (aralarından alınca) onların üzerine gözetleyici Sen oldun. Ve Sen herşeye ŞÂHİDsin.” (Mâide 5/117)

قُلْ أَيُّ شَيْءٍ أَكْبَرُ شَهَادةً قُلِ اللّهِ شَهِيدٌ بِيْنِي وَبَيْنَكُمْ وَأُوحِيَ إِلَيَّ هَذَا الْقُرْآنُ لأُنذِرَكُم بِهِ وَمَن بَلَغَ أَئِنَّكُمْ لَتَشْهَدُونَ أَنَّ مَعَ اللّهِ آلِهَةً أُخْرَى قُل لاَّ أَشْهَدُ قُلْ إِنَّمَا هُوَ إِلَهٌ وَاحِدٌ وَإِنَّنِي بَرِيءٌ مِّمَّا تُشْرِكُونَ
Resim--- "Kul eyyu şey’in ekberu şehâdeten, kulillâhu şehîdun, beynî ve beynekum ve ûhiye ileyye hâzâl kur’ânu li unzirakum bihî ve men belag (belaga), e innekum le teşhedûne enne meallâhi âliheten uhrâ, kul lâ eşhed (eşhedu), kul innemâ huve ilâhun vâhidun ve innenî berîun mimmâ tuşrikûn (tuşrikûne).: “Hangi şey ŞÂHİD olarak en büyüktür?” de. “Benimle sizin aranızda Allah ŞÂHİDdir. Bu Kur’ân bana, onunla, sizi ve kime ulaşırsa onu, uyarmam için vahyolundu. Siz, muhakkak Allah ile beraber başka ilâhların olduğuna gerçekten ŞÂHİDlik ediyor musunuz? Ben ŞÂHİDlik yapmam.” de. “O, sadece tek bir ilâhtır. Muhakkak ki ben, sizin şirk koştuklarınızdan uzağım.” de.” (En’âm 6/19)

فَكَفَى بِاللّهِ شَهِيدًا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ إِن كُنَّا عَنْ عِبَادَتِكُمْ لَغَافِلِينَ
Resim--- "Fe kefâ billâhi şehîden beynenâ ve beynekum in kunnâ an ibâdetikum le gâfilîn (gâfilîne).: Artık ŞÂHİD olarak bizim ve sizin (bizimle sizin) aranızda Allah kâfidir. Biz, sizin ibadetinizden gerçekten gâfildik (habersizdik).” (Yûnus 10/29)

وَإِمَّا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذِي نَعِدُهُمْ أَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَإِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ ثُمَّ اللّهُ شَهِيدٌ عَلَى مَا يَفْعَلُونَ
Resim--- "Ve immâ nurîyenneke ba’dellezî naıduhum ev neteveffeyenneke fe ileynâ merciuhum summallâhu şehîdun alâ mâ yef’alûn (yef’alûne).: Ama sana, onlara vaadettiğimizin bir kısmını göstersek veya seni vefat ettirsek de o zaman (sonunda) onların dönüşü, Bizedir. Sonra Allah, onların yaptığı şeylere de ŞÂHİDdir.” (Yûnus 10/46)

وَيَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُواْ لَسْتَ مُرْسَلاً قُلْ كَفَى بِاللّهِ شَهِيدًا بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ وَمَنْ عِندَهُ عِلْمُ الْكِتَابِ
Resim--- "Ve yekûlullezîne keferû leste murselâ (murselen), kul kefâ billâhi şehîden beynî ve beynekum ve men indehu ilmul kitâb (kitâbi).: Ve kâfirler: “Sen, resûl olarak gönderilmiş değilsin.” derler. De ki: “Allah ve kitabın ilmi yanında olanlar, benimle sizin aranızda ŞÂHİD olarak kâfidir.” (Ra’d 13/43)

قُلْ كَفَى بِاللَّهِ بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ شَهِيدًا يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالَّذِينَ آمَنُوا بِالْبَاطِلِ وَكَفَرُوا بِاللَّهِ أُوْلَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ
Resim--- "Kul kefâ billâhi beynî ve beynekum şehîdâ (şehîden), ya’lemu mâ fî’s- semâvâti ve’l- ard(ardı), vellezîne âmenû bi’l- bâtılı ve keferû billâhi ulâike humu’l- hâsirûn (hâsirûne).: De ki: "Sizinle benim aramda ŞÂHİD olarak Allah, kâfidir. Göklerde ve yerde ne varsa bilir." Batıla inananlar ve Allah’ı inkâr edenler, işte onlar hüsranda olanlardır.” (Ankebût 29/52)

لَّا جُنَاحَ عَلَيْهِنَّ فِي آبَائِهِنَّ وَلَا أَبْنَائِهِنَّ وَلَا إِخْوَانِهِنَّ وَلَا أَبْنَاء إِخْوَانِهِنَّ وَلَا أَبْنَاء أَخَوَاتِهِنَّ وَلَا نِسَائِهِنَّ وَلَا مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُنَّ وَاتَّقِينَ اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدًا
Resim--- "Lâ cunâha aleyhinne fî âbâihinne ve lâ ebnâihinne ve lâ ihvânihinne ve lâ ebnâi ihvânihinne ve lâ ebnâi ehavâtihinne ve lâ nisâihinne ve lâ mâ meleket eymânuhunne, vettekînallâh (vettekînallâhe), innallâhe kâne alâ kulli şey’in şehîdâ (şehîden).: (Peygamber Eşleri’nin); babalarına, oğullarına, kardeşlerine, erkek kardeşlerinin oğullarına, kız kardeşlerinin oğullarına, kadınlara ve ellerinin (altında) malik oldukları (câriyelere) görünmeleri hususunda, onların üzerine günah yoktur. Allah’a karşı takvâ sahibi olun. Muhakkak ki Allah, herşeye ŞÂHİDdir.” (Ahzâb 33/55)

قُلْ مَا سَأَلْتُكُم مِّنْ أَجْرٍ فَهُوَ لَكُمْ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى اللَّهِ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ
Resim--- "Kul mâ seeltukum min ecrin fe huve lekum, in ecriye illâ alâllâhi, ve huve alâ kulli şeyin şehîd (şehîdun).: De ki: "Ben sizden bir ecir (ücret) istemedim. Öyleyse o (ecriniz) sizin olsun. Benim ecrim sadece Allah’a aittir. Ve O, herşeye ŞÂHİDdir." (Sebe’ 34/47)

أَمْ يَقُولُونَ افْتَرَاهُ قُلْ إِنِ افْتَرَيْتُهُ فَلَا تَمْلِكُونَ لِي مِنَ اللَّهِ شَيْئًا هُوَ أَعْلَمُ بِمَا تُفِيضُونَ فِيهِ كَفَى بِهِ شَهِيدًا بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ وَهُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ
Resim--- "Em yekûlûnefterâhu, kul inifteraytuhu fe lâ temlikûne lî minallahi şey’â (şey’en), huve a’lemu bi mâ tufîdûne fîhi, kefâ bihî şehîden beynî ve beynekum ve huve’l- gafûru’r- rahîm (rahîmu).: Yoksa “Onu uydurdu.” mu diyorlar? De ki: “Eğer onu ben uyduruyorsam, o taktirde Allah’tan bana gelecek bir şeye siz mani olamazsınız. O, O’nun (Kur’ân) hakkında daldığınız şeyleri (yaptığınız iftiraları) en iyi bilir. Benimle sizin aranızda O’na (Kur’ân-ı Kerim’e) ŞÂHİD olarak O (Allah) yeter. Ve O; Gafur’dur, Rahîm’dir.” (Ahkâf 46/8)

هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَكَفَى بِاللَّهِ شَهِيدًا
Resim--- "Huvellezî ersele resûlehu bi’l- hudâ ve dîni’l- hakkı li yuzhirahu alâd dîni kullihî, ve kefâ billâhi şehîdâ (şehîden).: O’dur ki, Resûl’ünü hidayetle ve hak dîn ile bütün dînlere izhar etmesi (açıklaması) için gönderdi ve ŞÂHİD olarak Allah yeter.” (Fetih 48/28)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 14 Kas 2018, 17:29 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10893
Resim Kur'ÂN-ı Kerîm Buyruklarınca;

1-) ALLAHu zü’L- CeLÂL, kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmadığına şâhidlik eder:

شَهِدَ اللّهُ أَنَّهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ وَالْمَلاَئِكَةُ وَأُوْلُواْ الْعِلْمِ قَآئِمَاً بِالْقِسْطِ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
Resim--- "Şehîdallâhu ennehû lâ ilâhe illâ huve, vel melâiketu ve ulûl ilmi kâimen bil kıst (kıstı), lâ ilâhe illâ huve’l- azîzu’l- hakîm (hakîmu).: Allah, şehâdet (şâhidlik) etti: Muhakkak ki O'ndan başka ilâh yoktur. Melekler ve ilim sahibleri de adaletle kâim oldular (şâhid oldular) ki, O'ndan başka ilâh yoktur, (O) Azîz'dir, Hakîm'dir.” (Âl-i İmrân 3/18)

Bu Âyet-i Celîledeki Şehâdet-İlâhiyenin mânâsı;

1-) Bir hakkı nasıl olursa olsun bildirmek, beyan ve ızhâr etmek,
2-) Delilleriyle ortaya çıkarmak, isbat etmek,
3-) Şuhûdî ilimle hükmetmek.. demektir…

Er Rakîb/dâimâ görüp kontrol eden, gözeten ALLAH celle celâlihu..
Eş Şehîd/ KüLLîŞEyy İlminde olan ve İlminden asla birşey kaybolmayan, bütün şeyler ilminde hazır olan ALLAH celle celâlihu..

Er Rakîb ve Eş Şehîd İsimleri EŞ Anlamlıdırlar.:

Müşâhid.: Gören, seyreden. Görmekle tetkik eden.
Mürakıb: Murakabe eden. Teftiş ve kontrol eden kimse. Hıfzeden. ALLAH celle celâlihu'ya bağlanmış olan..


يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُواْ رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالاً كَثِيرًا وَنِسَاء وَاتَّقُواْ اللّهَ الَّذِي تَسَاءلُونَ بِهِ وَالأَرْحَامَ إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا
Resim--- "Yâ eyyuhâ’n- nâsuttekû rabbekumullezî halakakum min nefsin vâhidetin ve halaka minhâ zevcehâ ve besse minhumâ ricâlen kesîran ve nisââ (nisâen), vettekûllâhellezî tesâelûne bihî ve’l- erhâm (erhâme). İnnallâhe kâne aleykum rakîbâ (rakîben).: Ey insanlar, Rabbiniz'e karşı takvâ sahibi olun. O ki, sizi bir tek nefsten (Âdem aleyhi’s- selâm’dan) yarattı. Ve ondan zevcesini yarattı ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yaydı. Ve O’nunla (O’nun adı ile) birbirinize dilekte bulunduğunuz Allah’a karşı takvâ sahibi olun ve rahîmlerden (akrabalık haklarından) sakının. Muhakkak ki Allah, sizin üzerinizde MURAKIBtır (görüp, gözetip, kontrol edendir).” (Nisâ 4/1)

يَوْمَ يَبْعَثُهُمُ اللَّهُ جَمِيعًا فَيُنَبِّئُهُم بِمَا عَمِلُوا أَحْصَاهُ اللَّهُ وَنَسُوهُ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ
Resim--- "Yevme yeb’asuhumullâhu cemîan fe yunebbiuhum bi mâ amilû, ahsâhullâhu ve nesûhu, vallâhu alâ kulli şey’in şehîd (şehîdun).: O gün Allah hepsini beas edecek (yeniden diriltecek). Sonra onlara, yaptıkları şeyleri haber verecek. Allah, onların unuttuklarını (tek tek) saydı (kaydetti). Allah, herşeye ŞÂhİDdir.” (Mücâdele 58/6)


2-) ALLAHu zü’L- CeLÂL, kullarının yaptığı her şeye Şâhidlik eder:

يَوْمَ يَبْعَثُهُمُ اللَّهُ جَمِيعًا فَيُنَبِّئُهُم بِمَا عَمِلُوا أَحْصَاهُ اللَّهُ وَنَسُوهُ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ
Resim--- "Yevme yeb’asuhumullâhu cemîan fe yunebbiuhum bi mâ amilû, ahsâhullâhu ve nesûhu, vallâhu alâ kulli şey’in şehîd (şehîdun).: O gün Allah hepsini beas edecek (yeniden diriltecek). Sonra onlara, yaptıkları şeyleri haber verecek. Allah, onların unuttuklarını (tek tek) saydı (kaydetti). Allah, herşeye ŞÂhİDdir.” (Mücâdele 58/6)

مَّا أَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّهِ وَمَا أَصَابَكَ مِن سَيِّئَةٍ فَمِن نَّفْسِكَ وَأَرْسَلْنَاكَ لِلنَّاسِ رَسُولاً وَكَفَى بِاللّهِ شَهِيدًا
Resim--- "Mâ esâbeke min hasenetin fe minallâh (minallâhi), ve mâ esâbeke min seyyietin fe min nefsike. Ve erselnâke li’n- nâsi resûlâ (resûlen). Ve kefâ billâhi şehîdâ (şehîden).: Sana iyilikten (hasenatdan) ne isabet ederse, işte o Allah’tandır. Ve sana kötülükten (seyyiattan) ne isabet ederse, o taktirde o, kendi nefsindendir (derecât kaybedecek bir şey yapmandan dolayıdır). Ve seni, insanlara Resûl olarak gönderdik ve şâhid olarak Allah yeter.” (Nisâ 4/79)


3-) Şâhidliği en büyük ve geçerli olan ALLAHu zü’L- CeLÂLdir:

مَّا أَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّهِ وَمَا أَصَابَكَ مِن سَيِّئَةٍ فَمِن نَّفْسِكَ وَأَرْسَلْنَاكَ لِلنَّاسِ رَسُولاً وَكَفَى بِاللّهِ شَهِيدًا
Resim--- "Mâ esâbeke min hasenetin fe minallâh (minallâhi), ve mâ esâbeke min seyyietin fe min nefsike. Ve erselnâke li’n- nâsi resûlâ (resûlen). Ve kefâ billâhi şehîdâ (şehîden).: Sana iyilikten (hasenatdan) ne isabet ederse, işte o Allah’tandır. Ve sana kötülükten (seyyiattan) ne isabet ederse, o taktirde o, kendi nefsindendir (derecât kaybedecek bir şey yapmandan dolayıdır). Ve seni, insanlara Resûl olarak gönderdik ve şâhid olarak Allah yeter.” (En’âm 6/19)

قُلْ أَيُّ شَيْءٍ أَكْبَرُ شَهَادةً قُلِ اللّهِ شَهِيدٌ بِيْنِي وَبَيْنَكُمْ وَأُوحِيَ إِلَيَّ هَذَا الْقُرْآنُ لأُنذِرَكُم بِهِ وَمَن بَلَغَ أَئِنَّكُمْ لَتَشْهَدُونَ أَنَّ مَعَ اللّهِ آلِهَةً أُخْرَى قُل لاَّ أَشْهَدُ قُلْ إِنَّمَا هُوَ إِلَهٌ وَاحِدٌ وَإِنَّنِي بَرِيءٌ مِّمَّا تُشْرِكُونَ
Resim--- "Kul eyyu şey’in ekberu şehâdeten, kulillâhu şehîdun, beynî ve beynekum ve ûhiye ileyye hâzâ’l- kur’ânu li unzirakum bihî ve men belag (belaga), e innekum le teşhedûne enne meallâhi âliheten uhrâ, kul lâ eşhed (eşhedu), kul innemâ huve ilâhun vâhidun ve innenî berîun mimmâ tuşrikûn (tuşrikûne).: “Hangi şey ŞÂHİD olarak en büyüktür?” de. “Benimle sizin aranızda ALLAH ŞÂHİDdir. Bu Kur’ân bana, onunla, sizi ve kime ulaşırsa onu, uyarmam için vahyolundu. Siz, muhakkak Allah ile beraber başka ilâhların olduğuna gerçekten ŞÂHiDlik ediyor musunuz? Ben ŞÂHİDlik yapmam.” de. “O, sadece tek bir ilâhtır. Muhakkak ki ben, sizin şirk koştuklarınızdan uzağım.” de.” (En’âm 6/19)


4-) BİZ BİR-İZ NAHNu-sunda Eş Şâhid HAKk’tır, Meşhûd/şehâdet edilen Mükevvenât ÂLeMidir/Yapılmış tümm İŞLer ve tümm Yaratılmışlar ÂLeMidir.. GÜNEŞ İle IŞIğı gibi..
ALLAHu zü’L- CeLÂL, zâtı hakkında bazen “NahNu-Biz” zamirini kullanmaktadır.:


وَدَاوُودَ وَسُلَيْمَانَ إِذْ يَحْكُمَانِ فِي الْحَرْثِ إِذْ نَفَشَتْ فِيهِ غَنَمُ الْقَوْمِ وَكُنَّا لِحُكْمِهِمْ شَاهِدِينَ
Resim--- "Ve dâvude ve suleymâne iz yahkumâni fî’l- harsi iz nefeşet fîhi ganemu’l- kavm (kavmi), ve kunnâ li hukmihim şâhidîn (şâhidîne).: Dâvud (aleyhisselâm) ve Süleyman (aleyhisselâm), bir kavmin koyunlarının gece (çobansız olarak) içinde yayılıp otladığı ekinler hakkında hüküm veriyorlardı. Ve BİZ, onların hükmüne ŞÂHİDdik.” (Enbiyâ 21/78)

وَشَاهِدٍ وَمَشْهُودٍ
Resim--- "Ve şâhidin ve meşhûdin.: Ve şâhid olana ve şâhid olunana (görene ve görülene) (andolsun).” (Burûc 85/3)

Eş Şehîd celle celâlihu İsm-i Şerîfi ALLAHu zü’L- CeLÂL AÇIsından;

1-) ALLAH celle celâlihu, her şeye ZÂTen şâhiddir;

ZâtuLLAHa izâfeten;


قُلْ يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَكْفُرُونَ بِآيَاتِ اللّهِ وَاللّهُ شَهِيدٌ عَلَى مَا تَعْمَلُونَ
Resim--- "Kul yâ ehle’l- kitâbi lime tekfurûne bi âyâtillâhi, vallâhu şehîdun alâ mâ ta’melûn (ta’melûne).: De ki: "Ey Kitab ehli! Niçin Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorsunuz? Ve Allah, yapmakta olduğunuz şeylere şâhid." (Âl-i İmrân 3/98)

قُلْ كَفَى بِاللّهِ شَهِيدًا بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ إِنَّهُ كَانَ بِعِبَادِهِ خَبِيرًا بَصِيرًا
Resim--- "Kul kefâ billâhi şehîden beynî ve beynekum, innehu kâne bi ıbâdihî habîran basîrâ (basîren).: De ki: “Benimle sizin aranızda, Allah ŞÂHİD olarak yeter.” Muhakkak ki O, kullarından HABERDÂR olandır, (onları) görendir.” (İsrâ 17/96)

إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَالَّذِينَ هَادُوا وَالصَّابِئِينَ وَالنَّصَارَى وَالْمَجُوسَ وَالَّذِينَ أَشْرَكُوا إِنَّ اللَّهَ يَفْصِلُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ
Resim--- "İnnellezîne âmenû vellezîne hâdû ve’s- sâbiîne ve’n- nasârâ ve’l- mecûse vellezîne eşrakû innallâhe yafsılu beynehum yevme’l- kıyâmeti, innallâhe alâ kulli şey’in şehîd (şehîdun).: Gerçekten iman edenler, Yahudiler, yıldıza tapanlar (Sabii), Hristiyanlar, ateşe tapanlar (Mecusi) ve şirk koşanlar; şüphesiz Allah, kıyamet günü aralarını ayıracaktır. Doğrusu Allah, her şeyin üzerindeŞÂHİD olandır.” (Hacc 22/17)

سَنُرِيهِمْ آيَاتِنَا فِي الْآفَاقِ وَفِي أَنفُسِهِمْ حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُ الْحَقُّ أَوَلَمْ يَكْفِ بِرَبِّكَ أَنَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ
Resim--- "Se nurîhim âyâtinâ fî’l- âfâkı ve fî enfusihim hattâ yetebeyyene lehum ennehu’l- hakku, e ve lem yekfi bi rabbike ennehu alâ kulli şey’in şehîd (şehîdun).: Âyetlerimizi afakta (ruhumuzun baş gözüyle) ve enfüste (nefsimizin kalb gözüyle) onlara göstereceğiz. O’nun hak olduğu onlara tebeyyün etsin (açıkça belli olsun) diye. Rabbinin herşeye ŞÂHİD olması kâfi değil mi?” (Fussilet 41/53)

2-) ALLAH celle celâlihu, her şey kendisine şâhidtir,; Gizli-açık, O’nun için söz konusu olmaz,
3-) ALLAH celle celâlihu, her zaman ve mekânda hâzır ve nâzırdır ve Müşâhiddir.:


ذَلِكَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
Resim--- "Zâlike âlimu’l- gaybi ve’ş- şehâdeti’l- azîzu’r- rahîm (rahîmu).: İşte O, gaybı (görünmeyeni) ve görüneni/ MÜŞÂHEDE edilebileni de bilen Azîz’dir (yüce), Rahîm’dir (Rahîm esmâsıyla tecelli eden).” (Secde 32/6)

أَلَيْسَ اللَّهُ بِكَافٍ عَبْدَهُ وَيُخَوِّفُونَكَ بِالَّذِينَ مِن دُونِهِ وَمَن يُضْلِلِ اللَّهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ
Resim--- "E leysallâhu bi kâfin abdehu, ve yuhavvifûneke billezîne min dûnihî, ve men yudlilillâhu fe mâ lehu min hâdin.: Allah, kuluna yeterli değil mi? Seni O'ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Allah, kimi saptırırsa, artık onun için bir yol gösterici yoktur.” (Zümer 39/36)

هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ
Resim--- "Huvallâhullezî lâ ilâhe illâ huve, âlimu’l- gaybi ve’ş- şehâdeti, huve’r- rahmânu’r- rahîm (rahîmu).: O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur. Gaybı da, MÜŞÂHEDE edilebileni de bilendir. Rahman, Rahim olan O'dur.” (Haşr 59/22)

Müşâhede.: Gözle görmek. Seyrederek anlamak. Seyretmek. Muayene, kontrol.

4-) ALLAH celle celâlihu, Hakkı beyan eder, ızhâr eder, bildirir.
5-) ALLAH celle celâlihu, Âlemde sayıya gelmez şâhidler ve deliller yaratıp vahdaniyetini ızhâr etmiştir.:


مَا أَشْهَدتُّهُمْ خَلْقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَلَا خَلْقَ أَنفُسِهِمْ وَمَا كُنتُ مُتَّخِذَ الْمُضِلِّينَ عَضُدًا
Resim--- "Mâ eşhedtuhum halka’s- semâvâti ve’l- ardı ve lâ halka enfusihim ve mâ kuntu muttehıze’l- mudıllîne adudâ (aduden).: Ben, onları (iblis ve zürriyyetini) semaların ve arzın yaratılışına ve onların (kendilerinin de) yaratılışına ŞÂHİD tutmadım. Ve Ben, dalâlette bırakanları yardımcı edinmedim.” (Kehf 18/51)

6-) ALLAH celle celâlihu, Kendisine kimlerin şâhidlik edeceğini belirler.:

إِذَا جَاءكَ الْمُنَافِقُونَ قَالُوا نَشْهَدُ إِنَّكَ لَرَسُولُ اللَّهِ وَاللَّهُ يَعْلَمُ إِنَّكَ لَرَسُولُهُ وَاللَّهُ يَشْهَدُ إِنَّ الْمُنَافِقِينَ لَكَاذِبُونَ
Resim--- "İzâ câeke’l- munâfikûne kâlû neşhedu inneke le resûlullâh (resûlullâhi), vallâhu ya’lemu inneke le resûluhu, vallâhu yeşhedu inne’l- munâfikîne le kâzibûn (kâzibûne).: Münafıklar sana geldikleri zaman: "Biz gerçekten şehadet ederiz ki, sen kesin olarak Allah'ın elçisisin" dediler. Allah da bilir ki sen elbette O'nun elçisisin. Allah, şüphesiz münafıkların yalan söylediklerine ŞÂHiDlik eder.” (Münâfıkûn 63/1)

Eş Şehîd celle celâlihu İsm-i Şerîfin Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemde NÛR-u MuhaMMed Yanasıma Nâsibi;

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem de “ŞEHîD” sıfatıyla anılmaktadır. Çünkü O, hem kendi ÜMMeti için, hem bütün insanlar için bir “ŞÂHiD” olarak görevli kılınmıştır. O’na inanan mü’minler de insanlar üzerin “ŞEHîD” olmaktadırlar.:


فَكَيْفَ إِذَا جِئْنَا مِن كُلِّ أمَّةٍ بِشَهِيدٍ وَجِئْنَا بِكَ عَلَى هَؤُلاء شَهِيدًا
Resim--- "Fe keyfe izâ ci’nâ min kulli ummetin bi şehîdin ve ci’nâ bike alâ hâulâi şehîdâ (şehîden).: Artık her ümmetten bir ŞÂHİD (resûl) getirdiğimiz zaman ve seni de onların üzerine ŞÂHİD olarak getirdiğimiz zaman (halleri) nasıl olacak?” (Nisâ 4/41)

وَجَاهِدُوا فِي اللَّهِ حَقَّ جِهَادِهِ هُوَ اجْتَبَاكُمْ وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِي الدِّينِ مِنْ حَرَجٍ مِّلَّةَ أَبِيكُمْ إِبْرَاهِيمَ هُوَ سَمَّاكُمُ الْمُسْلِمينَ مِن قَبْلُ وَفِي هَذَا لِيَكُونَ الرَّسُولُ شَهِيدًا عَلَيْكُمْ وَتَكُونُوا شُهَدَاء عَلَى النَّاسِ فَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَاعْتَصِمُوا بِاللَّهِ هُوَ مَوْلَاكُمْ فَنِعْمَ الْمَوْلَى وَنِعْمَ النَّصِيرُ
Resim--- "Ve câhidû fîllâhi hakka cihâdihî, huvectebâkum ve mâ ceale aleykum fîd dîni min haracin, millete ebîkum ibrâhîm (ibrâhîme), huve semmâkumu’l- muslimîne min kablu ve fî hâzâ li yekûne’r- resûlu şehîden aleykum ve tekûnû şuhedâe alâ’n- nâsi, fe ekîmû’s- salâte ve âtu’z- zekâte va’tesımû billâhi, huve mevlâkum, fe ni’me’l- mevlâ ve ni’me’n- nasîr (nasîru).: Ve Allah'da hakkıyla cihad edin. O, sizi seçti. Dînde sizin için bir zorluk kılmadı ki; o, babanız İbrâhîm (aleyhisselâm)’ın dînidir. O, sizi daha önce de “müslümanlar” (Allah’a teslim olanlar) olarak isimlendirdi. Bunda da (Kur’ân-ı Kerim’de de), RESÛL size ŞÂHİD olsun ve siz de insanlara ŞÂHİDler olasınız diye. Öyleyse namazı ikame edin (kılın), zekâtı verin, Allah’a sarılın (Allah’ın Zat’ında yok olun). O, sizin Mevlâ’nız. (O), ne güzel Mevlâ (dost) ve ne güzel yardımcı.” (Hacc 22/78)

إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذِيرًا
Resim--- "İnnâ erselnâke şâhiden ve mubeşşiran ve nezîrâ (nezîren).: Muhakkak ki Biz, seni ŞÂHİD, müjdeleyen ve uyarıcı olarak gönderdik.” (Fetih 48/8)

يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذِيرًا
Resim--- "Yâ eyyuhân nebiyyu innâ erselnâke şâhiden ve mubeşşiran ve nezîrâ (nezîran).: Ey Nebî (Peygamber)! Muhakkak ki Biz, seni ŞÂHİD, Müjdeleyici ve Nezîr (uyarıcı) olarak gönderdik.” (Ahzâb 33/45)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 363 mesaj ]  Sayfaya git Önceki  1 ... 11, 12, 13, 14, 15

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye