Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 13 Ara 2017, 02:32

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 10 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Es Selamu Aleyküm...
MesajGönderilme zamanı: 10 Tem 2013, 15:26 
Çevrimdışı
Yeni Üye
Yeni Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 10 Tem 2013, 15:00
Mesajlar: 3
Bu konuyu facebook'ta paylan!
Hz. Peygamber, Allah’a yemin ederek başladığı bir hadiste “İman etmedikçe cennete gire­mezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız” buyurduktan sonra ya­nındakilere, ancak selâmlaşarak aralarında sevgi bağı kurabileceklerini bildirmiştir....

Es selamu aleyküm kardeşlerim...
Bu siteye namaz ile ilgili bilgileri ararken rastladım... Hemen kayıt oldum..
Arasıra namaz kılardım fakat bir türlü devamını getiremezdim. Son zamanlarda içimde beni çok rahatsız eden garip hisler duymaya başladım. Herşey bomboş ve anlamsız.. Sokakta yürürken bile bir gün gördüğüm bu tüm insanlar gibi bende öleceğim sözleri tüm benliğimi sarar oldu.. Namaza başladım Allah kabul etsin 24 hazirandan beri. fakat namazımdan tat alamıyorum. evet görevimi yapmış olmanın sevinci tabiki var ama ben bir şeyi yaptığım zaman onu sevmek, özlemek, heyecanlanmak istiyorum. Artık başladığım namazı birkaç ay sonra bırakmak istemiyorum. Rabbimin huzuruna çıkıyorum. Ben geldim rabbim, cemile kulun geldi, bak yine hatırladın, hatırlattım. elhamdüllüllah. huzurundayım.. hiç ayrılmak istemiyorum.. sonra dua ediyom... Allahım secdelerimde beni alnımdan yakala beni bırakma, sen bana yardım etmezsen ben bu yolda devam edicek gücü bulamam.. beni bana bırakma. şuan tek bişey için göz yaşı döküyorum. Oda Allah aşkı, Resul aşkı, iman aşkı, namaz aşkı.. Rabbim bunları kalbime tüm benliğime öyle bir yerleştirki aşkından küle döneyim.can atayım huzuruna çıkmak için...internette hep allahın sevdiği kullarının hayatlarını okuyorum, videolar izliyorum. ruhumun o kadar ihtiyacı varki yardıma.. tutunduğum dalı bırakmak istemiyorum.. Sizdende Allah rızası için bu konuda bana destek olmanızı istiyorum.. Yazılanları okudum. o kadar bilgili insanlar varki, kendi cahilliğim içinde kaybolmaktan korkuyorum. belki benim sizler gibi bu siteye katkım olamıcaktır ama yardımınıza ihtiyacı olan bir kardeşiniz var. Allah rızası için beni unutmayın. istediğim tek şey iman aşkı....
Allah hepinizden razı olsun...


Başa Dön
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Es Selamu Aleyküm...
MesajGönderilme zamanı: 10 Tem 2013, 16:16 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 3470
Ve aleyküm selam Cemile kardeşim...

Öncelikle hoş geldin Muhammedi EDEP sofrasına...

Allah Celle Celalehu ve Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem Efendimizin sevgisi, sana namaz kılmayı nasip etmiş. Allah Celle Celalehu sana secde etmeyi nasip etmiş. Secdede sohbet etmeyi nasip etmiş. Bende aynen senin gibiyim. Bazen namaz kılarken hangi rekatta olduğumu unutuyorum.Namazımdan utanıyorum. Kendimi verememekten usanıyorum. Bazen anlık da olsa çoook büyükzevkler alarak fişi prize takabiliyorum ama an gibi kısa oluyor. Ama ne olursa olsun Allah Celle Celalehunun huzurunda olmak için devamlı namaz kılmaktan vaz geçmiyorum. Bunu da Rabbim nasip etmekte diye düşünüyorum.
Hayat boş mu boş gerçekten boş.
Bu gün Kuranı Kerim okurken Me'aric Suresinin 11-12-13-14 ayetleri takıldı aklıma. Hayatta her şey eşimiz, çoğumuz, anamız, babamız sevdiklerimizledir. Ve onlarla mana kazanır deriz. Çocuğumuz, eşimiz anne ve babamızi için can veririz diyoruz.

Bakalım ayetler ne diyor?

11. Birbirlerine gösterilirler (fakat herkes kendi derdindedir). Günahkâr kimse ister ki, o günün azabından (kurtuluş için), oğullarını,

12. Karısını ve kardeşini,

13. Kendisini koruyup barındıran tüm ailesini

14. Ve yeryüzünde kim varsa hepsini fidye olarak versin de, tek kendini kurtarsın.

15. Fakat ne mümkün! Bilinmeli ki, o (cehennem) alevlenen bir ateştir.


Tek kendimizi cehennemden kurtarmak için her şeyimizi veriyoruz. Neyimiz varsa ama nafile...

Hayat gerçekten boş. Ama imtihandayız. Allah Celle Celalehunun belirlediği zamana kadar bu böyle...

Allah cc alnımızı secdeden kaldırmamayı nasip etsin. Rasulullah sav. Muhammedi İmamlığı arkasındaki saflarda namaz kılmayı nasip etsin...

HAY, diriliğini AT tığımız zaman HAYAT dolu olsa gerek mi ki acaba...

Selamün aleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Es Selamu Aleyküm...
MesajGönderilme zamanı: 10 Tem 2013, 22:28 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 03:00
Mesajlar: 8453
Konum: BURSA
Resim ve aleykümes-Selâm Rahmetullah ve Berakatühu

CEMİLe CAN kardeşim seni ne hoş bulduk ne güzel ne HOŞ!
DUYguların kıpırdanması ile İÇ çabanın, tabana taşınmasının çığlıklarını DUYduk.
Dökülen sözlerimiz, UYANmak için çırpınanların UYum NİYÂZıdır إِن شَاء اللَّهُ


cemile yazdı:
tutunduğum dalı bırakmak istemiyorum.. Sizdende Allah rızası için bu konuda bana destek olmanızı istiyorum.. Yazılanları okudum. o kadar bilgili insanlar varki, kendi cahilliğim içinde kaybolmaktan korkuyorum. belki benim sizler gibi bu siteye katkım olamıcaktır ama yardımınıza ihtiyacı olan bir kardeşiniz var. Allah rızası için beni unutmayın. istediğim tek şey iman aşkı....
Allah hepinizden razı olsun...


MuhaMMedîNÛR sitemizde pek çoğumuz seninde dediğin gibiydik.. aman Ya RaBBi diyerek, EMÂN dileniyorduk, El EMÂNdan!
SESimizi, çoğu zaman kendimiz bİLE duymuyorduk belki!
MuhaMMedî yöne çevirdiğimiz ÂNtenimizle KALP tELefonumuzdan zamÂN’ın NEBİsine ulaşaBİLiyorduk. Sesiz SESimizin titreşimlerimleri ÂLEMe yayılıyordu şükür. Çoğu zaman yanlızlık denizinde boğulduk sanıyordukta zamÂN’ın DALGIÇı çıkarıveriyordu bizi en derinlere DALLdığımız yerden.
El hamdü lillâhi rabbi’l-âlemîn!

seni aramızda görmekten çok mutlu olduk. SAMİMİ, İÇten sÖZlerin için teşekkürler ederiz.
GÜZELe ÖZ-ELe katkılarınızı karınca kararınca candan yürekten bekleriz. Katkınız olamayacağını düşünmeyin bakın ne güzel katkınız oldu. Bizde size içimizden akanları yazıyoruz. Şu içinde BULunduğumuz ÖMRümüzün İMSAK<-> İFTAR zaman diliminde , bakın İFTAR sofrasına birlikte oturduk. ''BİZ BİR-İZ!'' çorbamızla ORUÇumuzu açaçağız إِن شَاء اللَّهُ

MuhaMMedî GÖNÜL GEMİSİnde HAYRSEYRler Dileriz.


MuhaMMedî MuHaBBetlerimİZle!....

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Es Selamu Aleyküm...
MesajGönderilme zamanı: 11 Tem 2013, 01:17 
Çevrimdışı
Yeni Üye
Yeni Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 10 Tem 2013, 15:00
Mesajlar: 3
Rabbim hepinizden razı olsun...Yakarışıma cevap verdiniz..Br öğrenci gibi sürekli araştırıyorum okuyorum.Ruhumu beslemeye çalışıyorum. Bir yerde şöyle bir yazı ilişti gözüme, öyle bir namaz kılacaksın ki ezanı okuyan Bilal-i Habeşi olacak, namaz kıldığın yer Mescid-i Haram (KÂBE) olacak ve imamın Hz. Muhammed Mustafa olacak ve Hz. ebubekir, Hz. Omer, Hz.Osman, Hz.Ali ve sahabeyle birlikte namaza duracaksın...

Öyle bir namaz kılacaksın ki, sırat köprüsünün üzerinde olacaksın aşağısı cehennem ve karşısında YÜCELER YüCEsi Allah TEÂLÂ ve meleklerle saf tutarak...

haydi şimdi namaz zamanı, haydi şimdi kurtuluş zamanı...


önünde bunlar var....her isteğinin gercekleşecegi sonsuz yaşam yurdu cennet var..........KURTAR KENDİNİ...Beni yalnız bırakmadınız.. Rabbim beni unutmadı,umudunu kesmedi benden....o zaman kurtarabilirim kendimi umudum artıyor!..


Başa Dön
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Es Selamu Aleyküm...
MesajGönderilme zamanı: 11 Tem 2013, 09:20 
Çevrimdışı
Admin
Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 27 Şub 2010, 03:00
Mesajlar: 907
Konum: BURSA
Ve Aleyküm Es-Selam ve Rahmetullah!
Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz Cemile kardeşim. Cenab-ı ALLAH Hayırlar versin inşaAllah!


Şeenullahta Kun Fe Yekun Muhammedi Neşesiyle Can Yunusumuzun dediği gibi : “Her dem taze doğarız, bizden kim usanası”

_________________
***"En Kötü KÖRlük, gÖZünü GÖRmeyiştir!.." Kul İhvani


Başa Dön
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Es Selamu Aleyküm...
MesajGönderilme zamanı: 11 Tem 2013, 10:52 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 19 Eyl 2008, 03:00
Mesajlar: 565
Konum: Ankara
Ve aleykümes-Selâm Rahmetullah ve Berakatühu.
Hoşgeldiniz sefalar getirdiniz,
Mesajınızda belirttiğiniz gibi insan, hayatı ve kendini sorgulamaya başladığında önce dini vecibelerini yerine getirmenin gerekliliğini, sonra da bu vecibelerdeki anlam ve anlayış, kavrayış yani içini doldurmanın ihtiyacını hissetmekte.
Örneğin oruç tutmalıyım diyoruz ve başlıyoruz. Belli bir süre sonra bu orucu neden tutuyorum sorusu akla geliyor. Oruç ne ki, niye ki soruları kafamızı kurcalayıp duruyor.
Şükürler olsun ki Muhammedinur sitesi işin iç- dış, denge-düzen, sistemini ayet ve hadisler ışığında en anlaşılabilir şekilde açıklamakta, bizler de anlamaya çalışmaktayız.
Emeği geçenlerden Allah C.C. razı olsun İnşaAllah.
Namazla ilgili Kulİhvani Hocamızın SALL VE NAMAZ konusundan bir bölüm şu şekilde, hepimiz istifade ederiz inşaAllah..


Alıntı:
Resim

http://www.muhammedinur.com/modules.php ... e&pid=1253

MUHAMMEDİ TASAVVUF

SALL VE NAMAZResim

Latif YILDIZ
(Kul İhvanî)

1.1 BÖLÜM: NAMAZ HER MÜSLÜMANA FARZ

1. 1. NAMAZIN HER MÜSLÜMANA FARZ OLDUĞU:


"Namazı bitirince; ayakta, otururken ve (yanınız üzerine) yan yatarken (dâimâ) ALLAH'ı anın (zikredin). Huzura kavuşunca da namazı tam erkânı ile (dosdoğru) kılın; çünkü namaz mü'minler üzerine vâkitleri belli bir farzdır." (Nisâ 4/103)

Farz: ALLAH Teâlâ'nın işlenmesini kesin olarak emrettiği ibâdet ve işler. Zarurî, lüzûmlu, gerekli... Mânen ise "ALLAH rızasını içinde bulunduran" demektir.

"Onlar ki gaybe imân edip namazı dürüst kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden infâk ederler." (Bakara 2/3)

Gaybe imân... Var olduğu hâlde, akıl ve duyularla görülüp isbatlanamayana imân... Her yer, her zaman ve her hâlde Hazır ve Nazır olan Rabbü'l Âleminin huzurunda zamanın belli bir dilimini sistemin Sahibine tahsis edip zaman orucuyla lûtf-ü-ikrâm ve ihsân sofrasına oturuş... Kıyam, kıraatı; rukû, baş eğişi; secde, zâhir-bâtın kulluğu ve övgü merasimi ile Cemâlullah için teşehhüd oturuşu...

Helâl rızkından, HAKK (celle celâluhu)'nun kullarına (mahlûkata) infâk (eldekini ALLAH rızası için harcama) sehavet (bir kısmını infâk) ve cömertlik (çokça infâk)...

"Sabır ve namazla (ALLAH'dan) yardım isteyin. Şüphesiz o (sabır ve namaz) haşiînler (ALLAH'a saygıdan kalbi ürperenler) dışında herkese zor ve ağır gelir." (Bakara 2/45)

"Ey imân edenler sabır ve namazla yardım isteyin! Şüphe yok ki ALLAH sabredenlerle beraberdir." (Bakara 2/153)

Azîz kardeşim;
Bâtılın ürünü olan şerre tahammül edilir, dayanmaya ve kurtulmaya çabalanır. Hak yolda hayrı işlemeye devâm ise gerçek sabrı gerektirir. Son nefese kadar ömür boyu sürecek ve günde beş kere namaz kılmak ve bunu da ihlâs, huşû' ve huzû' ile kılmak nefislerimiz için ciddî ve samîmî bir sabrı gerektirir. Bıkmadan usanmadan sürekli kulluk...sırat-ı müstakîm üzere yapılması ve yapılmaması nefse ağır gelen herşeye sabır...

Huşû' :İnsanoğlu için halkedilen şu muazzam kâinâtta ALLAH Teâlâ'nın azametini organlarıyla; gören, duyan ve yaşayan insanın Azametullah karşısında kulluk acziyeti, fakriyeti, zillet ve illeti içinde olduğunu anlayıp bedenen ve nefsen duyduğu hissettiği ve bizzat yaşadığı; korku, heyecan, hayâ, tevâzu' ve saygı ile ürperti ve titreyiş... Haşyet... Kulluğunu ilim ve irâdesi...

Huzû' :Dış duyu organlarıyla görülüp hissedilmese de bâsiretle düşünülebilen Kudretullah karşısında yaşanan mahviyet, sükûn ve sükût hâli. Hayret... Yaşayanların anlayacağı ve lâfla anlatılamayan celâl ve cemâl cem'i... Gönlün güzeli görüşü, ruhun rızayı buluşu... Kulluğun idrak ve iştirâkı...

Kalben ve ruhen: haşyetten öte huzurda hayret...

"Namazlara ve (özellikle) orta namaza devâm edin. ALLAH'a saygı ve bağlılık içinde namaz kılın(kalkın ALLAH için tam bir huşû' ile divân durun.)" (Bakara 2/238)

Günde beş kere Heybetullah karşısına geçip kulluk ederek O'na isyanı unutup emirlerine sarılmak ve buna devâm edip bu hâli muhafaza...RABB'ısının muradını anlayan abd; emirlerini muhafaza edip yerine getiriyor...Günde beş kere Ahdullahı anış... Durum değerlendirmesi ve yeniden uyanış...

Orta namazı, Kadîr Gecesi, İsm-i Azam, Cuma günü duanın eşref saati ve ecel gibi bazı hususlar Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) tarafından kesin olarak bildirilmemiş ki; her zaman, her yer ve her hâlde Muhammedî uyanıklığı elden bırakmayalım. Hızır'ı hazır bilelim ve yeter ki huzurda olduğumuzu unutmayalım diye... Orta namazı için; öğle namazı diyenler vardır. İkindi namazı diyenler vardır:

İmam Ali (keremullahi veche) Hendek Savaşında Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Bu kâfirler bizi orta namazdan alıkoydular. ALLAH (celle celâluhu) onların evlerini ve mezârlarını ateşle doldursun." buyurdu. (Buharî ve diğer hadis imâmları)

Müslimde ise açıkça: Bizi orta namazdan, (yâni) ikindi namazından alıkoydular." şeklinde bildirilmiştir.

Kunut: Rabbü'l-âlemin'in huzurunda (divanda); Emrullah'a itâate ve Muradullah'a huşû' ve huzû' ile dua ve zikire sabırla devâmdır.
ALLAH (celle celâluhu) için sürekli kanitin kıvâmında olun. İfratsız, tefritsiz ve i'tidâl üzere Hazır ve Nazır olan Rabbü'l-âlemin ile "bile" olduğunuz kanaatınızı asla terketmeyin...

Tıpkı bir kilim-halı dokur gibi renk renk ve ilmek ilmek salât... Rabbü'l-âlemin'e abdinin sılası ve ulaşımı Mâşâallah...

".... De ki: ALLAH'ın hidâyeti doğru yolun tâ kendisidir. Ve bize âlemlerin RABB'ıne teslim olmamız emredilmiştir." (En'âm 6/71)

"Namazı dosdoğru kılın ve O'ndan (ALLAH'tan) korkun... (diye emredildi). Ve huzuruna varıp toplanacağınız O... (ALLAH'tır)" (En'âm 6/72)

"...Âhirete inananlar buna (Kur'ân'a) da inanırlar ve onlar namazlarını hakkıyla (gereği gibi) kılmaya devâm ederler." (En'âm 6/92)

İlimde ve hikmette bereketi ve menfâati kesin ve devâmlı ve ilâhî ve Muhammedî feyzin kaynağı olan Kelâmullah'a, işin sonu olan âhirette (hesablaşmaya), vâ'ade (sevâb) ve vaîde (azaba) inananlar, inanabilirler ve isbatı içinde namazı Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in kıldığı gibi hakkıyla (ikame ederler) kılarlar (muhafaza ederler).

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Men tereke's-salâte müteammiden fe kad kefere." "Her kim kasden namazı terkederse kâfir olur" buyurmuştur.
(Tirmizî;Nesâî;İmam Ahmed;Aclunî-Keşfü'l-Hafâ 2/238)

Hadis-i şerîflere ALLAH Teâlâ'nın izniyle ayrıca gireceğiz ilerde... Önce namazla ilgili âyetlerden örneklere bakmaya devâm edelim:

"Ey imân edenler! Rukû' edin, secde edin, RABB'ınize kulluk (ibâdet) edin; hayr işleyin ki kurtuluşa eresiniz." (Hacc 22/77)

Hayr: İnsana her zaman her yer ve herhalde lâzım ve lâyık olan, fayda sağlayan ve arzu edilen akıl, doğruluk,fazîlet gibi faydalı şeyler...
Felâh ise: Arzulanana kavuşma, kurtuluş ve iflâh olmaktır. Dünyevî iflâh oluşlar: Mal, mülk, mevkî, zâhiri ilim v.s. Uhrevî iflâh oluşlar: Fenâsı asla olmayan bekaya, fakri olmayan gına (zenginlik) ya, zilleti olmayan izzete ve kısacası cehli hiç olmayan kemâle kavuşmaktır. Parmak-yüzük gibi (ile) olan Ruh ve nefsin; et-tırnak gibi "BİLE" oluşudur... Ancak islâh olanlar iflâh olurlar... Umduklarına nâil olurlar ve hep hayr içinde kalırlar...

"Ve onlar ki namazlarını muhafaza ederler." (Mü'minûn 23/9)

Namazlarına devâm ederler...

"Onlar ki namazlarında huşû' içindedirler." (Mü'minûn 23/2)

Uzvî (bedensel) huşû' ve kalbî (ruhî) huzû' içinde namaz... Bu haşyet ki onların, beden,nefs,kalb ve ruhlarını namazın dışına çıkarmaz. Enfüs ve âfâk, sükût ve sükûn içinde olur. Dışı hazır ve içi huzur olan kul: Kıyamda Kelâmullahla yalvarır ve yakarır... Rükû'da azametini tesbih ve ta'zim eder... Secde de kudretini takdis eder ve ulular... Son oturuşta Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) lisanıyla dirilir, Selâmlar ve şehâdetini arzeder...

Kalbi huzû', (huzur) yeterlilik şartı olmayıp kabul şartıdır. Onun içindir ki huzû'suz kılınan namazın iâdesi (kazası) gerekmez. Ancak, mükâfâtı çok az olur. Yeri gelmişken namazda: Huşû' (nefsin pür dikkat kesilip sakin bekleyiş sükûnu) ve huzû' (kalbî ve ruhî huzur içinde derûnî sükûtu)... ALLAH Teâlâ'dan gayrisini (mâsivâyı) belli bir süre içte ve dışta devre dışı bırakma...

Namazda Kur'ân-ı Kerîm'i emredildiği gibi tertil ile su içercesine candan, ciddî, samimî ve anlayarak ve yaşayarak okumalıyız...

"Ey imân edenler, sarhoşken ne söylediğinizi bilinceye kadar, cünüb iken de - yolcu olmanız hariç- guslünüzü edinceye kadar namaza yaklaşmayın..." (Nisa 4/43)

"Sukran"ın çoğulu olan sukara: Sarhoşlar olup aslı ise sekr olup (uyku, içki v.s.) yolu tıkamaktır ve şaşırmaktır...

İnsanın aklını örten içki, iç-dış bağlantısını kesince dışında huşû', içinde huzû' kalamaz. Huzurda hazır olamaz. Kim kime ne söylüyor hâliyle bilemez...

"Kur'ân okunduğu zaman, hemen onu dinleyin ve susun!. Umulur ki rahmete erersiniz!.Sabah ve akşamları içinden (kendi kendine) yalvararak (zâri-zâri) ve ürpererek (gizlice) ve yüksek olmayan (kendin işitecek kadar) bir sesle RABB'ıni zikret de (an da) gafillerden olma..." (A'raf 7/204-205)

Azîz kardeşim; Kur'ân: Kelâm, Kelâmullahtır. Âcizâne bendeniz, yağan yağmura benzetirim. Her Fâtiha, yeni bir zaman ve zeminde yağan yağmur gibi yeni bir mânâ ve sır ile yağar kalbimize... Dışta hazır - içte huzur bileliği esastır. Merkezden muhite dağılan sükûn ve sükût içinde kelâm, kelâm sahibinindir... Sus ve dinle... Oku ve dinle... Rahmetenli'l-âlemin ve Rahmetin tâ kendisi olan Muhammed (aleyhi's-selâm)'ı duy ve uy... Rahmet; özündeki Muhammedî nûra ulaşımıyın, hak olma rızasıdır. Bu hâlin görülüp bizzât yaşanmasıdır.

Böylesi bir dinginlik ve teyakkuz içinde, Bilelik rızasının Sahibi Rabbü'l-âlemin olan El HAKK (celle celâluhu)'nun azamet, kudret, izzet, celâl ve kemâl gibi sıfatlarını anmaya, anlamaya ve yaşamaya azmedebiliriz.

Kul; kulluğun (Ubudiyyetin) acziyet, fakriyet, zillet ve illetini müşâhede edip; Rubûbiyyetin, mâlikiyet, azamet, izzet ve kudretini zikir ve tazarru (yalvarı) ile keşfederse irfâna ulaşıp kemâlât bulur. Ubidiyyet, sıdk ve sabır ister.

Rübûbiyyete yönelim ise haşyet ve tazarru iledir. Neticesi belirsiz bir kulluk imtihanında emânete (tek olan Ahdullaha) sadakat ve ni'mete (sonsuz sayıda) adâlet için; zikir, fikir, ve RABB'ından razı (olup şükür ya da sabırda) olabilmek elbette korku, haşyet ve hayret duymamıza sebeb olacaktır.

RABB'ımızdan gelen ni'metler için nefsimizin; hoşuna giderse şükûr, gitmezse sabır etmesi ve olanı hükm-ü HAKK bilmesi ve RABB'ından razı olması demektir ki râziyyeten mertebesidir. Sonra merziyyeten RABB'ımızın razı oluşu...

Gaflet ise: Boş bulunmak, dalgınlık, dikkatsizlik, ihtiyatsızlık, ihmâlkarlık ve endişesizliktir.

"Gerçekten Benim Ben, ALLAH; Benden başka ilâh yoktur. Onun için Bana ibâdet et ve Beni anmak için hakkıyla namaz kıl!" (Taha 20/14)

İyice düşünürsek görürüz ki; ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL önce Ulûhiyyet Tevhidini şeksiz şüphesiz ilân edip "Ben var ya Ben, Ben ALLAH'ım. Benden başka ilâh yoktur..." buyuruyor ve "Fâ'budunii: Derhâl, hemen Bana ibâdet et!." diye emrediyor. Li'z zikrii: Zikrim için. Ekimi's-salât: Namazını ikame et. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) 'in kıldığı ve öğrettiği ta'dîl-i erkânı dosdoğru ve i'tidâl üzere olan esaslar içinde meydana koy. Rükünleri yerine gitermede âdil ol... Baştan savma değil de, can-û-gönülden kıvâmında kıl... Bunu ise ALLAH (celle celâluhu) yu zikretmek için yap... Zikir: Unuttuysan hatırlamak ve hatırladığını unutmamaya ciddî ve sâmimi olarak azmedip çaba sarfetmektir. Her zaman her yer ve her hâlde hatırda tutup Hazır ve Nazır olanı anmaktır... Bütün bunların temelinde ise Muhammedî oluş şuûruna ulaşmak ve özündeki nûr-u Muhammed pirizinden tevhid fişi ile Nûrullahı almak yatmaktadır. İşte o zaman hayal peşinde koşan akıl, nakl ile gerçekten buluşur da ilâhî aşka dönüşerek hakikate ulaşır... Tıpkı parmak izi gibi kendine ait hakikate... İlim, irade, idrâk ve iştirak... Bu âyeti celile Enâ Tevhidi ile başlayıp mü'minin mi'râcı olan namazla bitiyor. Ne güzel başlangıç ve ne güzel sonuç... Arasında râziyyeten-merziyyeten kul... Hep söylüyorum ya; Kur'ân, ilâhî bir dosddur ve muallimdir. Ve nice âyet-i celîlelerde namazı ikamede huşû' ve huzû'nun önemi belirtilir. Huşû' ve huzû'yu namazın vâciblerinden sayanlar olmuştur...

"O kimseler namazı (hakkıyla) kılarlar, zekâtı verirler; onlar âhirete de kesin olarak imân ederler." (Lokman 31/4)

Namazın hakkını tam vererek kılanlar... Gönüllerdeki cimlirik pisliğini temizlemek için zekâtı verirler... Mal ve paranın pâklığı, helâllığı, hayrının bereketi için; verenin rızasına, halkının hakkı olanı vermek... Sıla ve ulaşım için nefsin hevâ, heves ve egoizmini temizleyip düzeltmek... Bütün bunları, âhirete kavuşmaya hesaba çekilmeye ve RABB'ımızın huzuruna çıkmaya yakînen inanıp kani' ve mutmaîn olduğu için canla başla yapmak... Lebbeyke! Emret! Ve sadeyke! Memnuniyyetle saâdetle ve derhâl...

"(Ancak) Sadece namaz kılanlar bunun dışındadır (öyle değildir). Onlar ki namazlarına devâm ederler. (ihmal göstermezler)." (Meâric 70/22-23)

Namazda dâim ve kaim oluş... Zikr-i dâim duruş... Kul iken sultân oluş...

"Doğrusu felâh bulmuş (iflâh olmuş) tur temizlenen. Rabbinin adını anıp namaz kılan..." (A'lâ 87/14,15)

Namazı dosdoğru hakkıyla kılmakla ilgili pekçok âyet-i celile vardır: Nisa 4/101-102 âyet-i celilelerinde seferde namazı kısaltmak ve kılınış şekli anlatılmaktadır.

"İmân eden kullarıma söyle: Namazlarını dosdoğru kılsınlar, kendisinde ne alış-veriş, ne de dosdluk bulunan bir gün gelmeden önce, kendilerine verdiğimiz rızıklardan (ALLAH için) gizli-açık harcasınlar (infâk etsinler.)" (İbrâhim 14/31)

"Onlar öyle kimseler ki ALLAH anıldığı zaman kalbleri titrer (oynar); ve kendilerine rızık olarak verdiğmiz şeylerden ALLAH için infâk ederler. (harcarlar, dağıtırlar)" (Hac 22/35)

"Onlar ne ticâret ne de alış-verişin kendilerini ALLAH'ı anmaktan, namazı (hakkıyla) kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamadığı insanlar (erler)dir. Onlar kalblerin ve gözlerin allak-bullak olduğu (kıvranacağı) günden korkarlar." (Nûr 24/37)

Kalblerin çarptığı ve gözlerin belerdiği günden korkanlar ki; her zaman, her yer ve herhâlde sistemin Sahibi SUBHAN ALLAH Teâlâ'yı hazır-nazır biliyor, şah damarından yakın olduğuna ve kendisini ihata ettiğine (hava gibi yuttuğuna) inanıyor ve hep huzurunda kulluk yapıyorlar...

"Göklerde ve yerde bulunanlarla dizi dizi (sınıf sınıf, kanat çırpan) kuşların ALLAH'ı tesbih ettiklerini görmez misin? Her biri kendi salâtını (dua-ulaşım) ve tesbihini bilmiştir. ALLAH onların yapmakta olduklarını hakkıyla bilir." (Nûr 24/41)

Açıkça anlatılıyor ki sistemde her zerre ve hücre kendince tesbih ve salâtıyla meşgul... Böcek böcekçe, çiçek çiçekçe, taş taşça, melek melekçe... İnsan sûretinde yaratılıp aklı olanlar ise imkânları kadarlarıyla ve kaderleriyle imtihan olmaktalar tesbihten ve salâttan...

"(Resûlüm!) Sana vahyedilen kitabı güzel güzel oku ve namazı (dosdoğru) kıl! Şüphesiz ki namaz edebsizlikten (hayâsızlıktan) ve uygunsuzluktan (kötülükten) alıkoyar. Muhakkak ALLAH'ı anmak (zikr) en büyük iştir (ibâdettir) ve ALLAH, her ne işlerseniz bilir." (Ankebût 29/45)

İkamenin aslı kıvâmdandır. Ahsen-i takvim: En güzel, en doğru, en iyi ve en faydalı kıvâmdır. Kıvâm: Akışkanlık ve vuslatın ulaşım usûlü, tavrı, tarzı ve stilidir.
Müstakîm: İstenilen kıvâm, yakınlık ve imkânda olandır. Kıvâmın kılavuzlayanı, yol göstereni ise hidâyet rehberimiz Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'dir. Rahmânîyyeti ile fâni varlığı (testi, beden), Rahîmîyyeti ile bâki hayattiyyeti (su, ilahî nefha) bahşeden EL HASBÎ (celle celâluhu) EL HAKK, EL HAYYÜ'l-KAYYUM ALLAH Tealâ "Hayy"ın kaynağı ve aslıdır. Vahy de ise bu hakikat hayyın vücûd buluşu ve ortaya (âleme) geliş ve getirilişi sırrı saklıdır. Sana vahyedilen kitabdan tilâvet et... Zâhirde güzel ses ve bâtında ulvî usûlle oku... En güzel kıvâmda sıla et! Sıla, vasl dandır. Vasl ise Sall kökündendir. Sıla, aslına rücûdur. Memleketine, akrabalarına ve en yakınlarına kavuşmadır. Aradığını buluş, bulduğunu aramayış...

Sıla-yı Rahm :

Zâhirde aynı ana karnında yatanların kavuşumudur. Rahmet bağıdır.Göbek bağıdır. Bâtında ise âlemler için rahmetin tâ kendisi, anası ve Nebîyyü'l-Ümmî ve Rahmetenlilâlemin olan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e kavuşmadır. Sıla-yı Rahm yoluna düşmek en azından ezelî Muhammedî oluş şuûruna varış ve gereği için kalbî niyet ve uzvî azmetmektir. Bu ise Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'den razı olup O'nu duymak, uymak, teslim olup imân etmek ve tâbi' olup itâat etmektir. Bu bir baht, bahşiş, hediye ve bir hibedir... Bir tek senin bu noktaya gelebilmen için ALLAH Tealâ, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), tüm insanlar ve kâinât sonsuz yön ve yollardan hizmetindedir. Çünkü sen aslında Halifetullahsın. Mükerremsin, mübâreksin ve muhteşemsin... Çünkü sen Elest Bezmi'nden de önce muhabbet habbesi tohumunda; HABÎBÎ, AHMEDÎ, HAMÎDÎ ve MUHAMMEDÎ idin... Özün; imkânla imtihan âlemine can bulup, cisim cesedini giydi ve çıktı meydana... İnsan sûretindesin ve aklın mevcûd. Bakalım aklını kullanıp âşık mı olacaksın? Yoksa akıl ni'metine nankörlük edip ahmak mı kalacaksın? Unutma ki; akıl ancak mümkini (gözle görülüp elle tutulacak kadar maddî ve somutu) bilir. Nakl ise tahakkuku (hakikat olup meydanda olanı, gerçekliği anlaşılan Hakku'l-HAKK'ı) bilir... İslâhın ve iflâhın ise ancak ve ancak akl ve naklin tevhidi iledir. "Lâ ilâhe"den ileriye gidemeyecek olan aklının imdâdına Muhammedî nakl (nasslar) yetişince "İllâ ALLAH"a kavuşursun! Hiç bağlanmamış veya kesilmiş cereyanı (elektriği) bağlanıveren eve döner beden evin, can evin ve din evin... Tüm âletler ve edavâtlar bir anda çalışmaya başlar... Maddî - manevî her eleman (organ - birim) uyanır, dirilir ve sadece kendi işini hakkıyla yapar... Göz; en güzel, en doğru, en iyi, en faydalı ve hakk olan görüşü yapar ve asla duymaya çalışmaz... Etrafına bak... Sistemin esas yasası budur göreceksin... Köpek, sadece ve en mükemmel olan köpekliği yapar ve asla koyunluğa kalkışmaz... Koyun da koyunluk yapar ve köpekliğe kalkışmaz... İnsan ise, aklından dolayı, İblisin altındaki esfelinden, İlliyyin olan RABB'ımızın hilâfet makamına kadar uzayan geniş bir yelpâzenin içinde kendisine yer aramakta ve imtihan olmaktadır. Dünya denilen zehirini ve zemzemini ancak ayıkların ve ilim - irade - idrak - iştirak olan Muhammedî edebe sahib olanların anlayıp, ayırıp, korunabildiği veya faydalanabildiği bir yere geldik. Çırıl çıplak girdiğimiz çile çölünde can, cevr-i cihan ve çark-ı çile ile boğuşurken son nefesi verip ya da alıp yine çırıl çıplak çıkacaktır.Es Suâ: Cehennem ise, El Hûsnâ da cennettir. Ümit var ol üzülme...

El İblâs: Şaşkınlık içinde ümit kesmedir.

El İblis: İse Ümitsizliğin tâ kendisidir...


Biz Muhammedîyiz hamdolsun...

Muhammed (aleyhi's-selâm) ise rahmetin tâ kendisi, ümidin anası, hidâyetin rehberi, rızanın ravzası ve gözlerimizin ve gönlümüzün nûrudur...

Kıvâmı anlamaya ve anlatmaya Muhammedî merkezden seyre azmedip, ALLAH Tealâ'mıza tevekkül ediyoruz Mâşâallah... "Sana vahyedilen kitabdan oku ve namazı ikame et..." Besmelenin ilelik ve bilelik şerefiyle başla... Merhamiyyetin (Rahmânîyyet- Rahîmmiyyet) sahibi olan ALLAH (celle celâluhu) "ile-bile" başla... "ALLAHÜ EKBER..." de... ALLAH (celle celâluhu) ile inkârı reddet... EKBER ile şirki reddet, peşin peşin... Unutma ki inkâr; hakkı ve hayrı tanımama. Münker: İnkâr edilmiş olan... Bunların aslı-astarı "Nekr" dir ki NÛR'un zıddıdır. Nekre, cehâlet çukurundaki belirsizlik zulmet ve Muradullahı bilemeyiş, anlayamayış, okuyamayıştır. Nekr de Nûr gibi içte - enfüste-merkezde bir olgudur... "Şüphesiz olan şey şudur ki; Muhammedî kıvâmda kılınan namaz fahşâ'dan ve münkerden nehyeder..." Bakınız Rabbü'l-âlemin (celle celâluhu) dosdoğru kılınan namazın, bâtınımızdaki özümüzdeki nekr nifâkını nehyedeceğini, zâhirimizde yaptığımız ve yaşadığımız sonuç itibâriyle HAKK'tan gayrisine yapılan ve şirk (gizli veya açık) olan veya büyüyünce şirk olacak olan fısk-ü-fücûr ve fahşâ'yı nasıl nehyedip (yasaklayıp) alıkoyacağını açıkça açıklıyor...

Uyan... Uyan ki insanı hayatta kötülüklerden namaz alıkoyar... Gerçi, eğer: "uyku ve ölüm de alıkoyar..." dersen "onlar Muhammedî Metodda yoktur..." deriz... Biz hamdolsun Muhammedîyiz ve diriyiz... Âşıkız ve ayıkız... Öğünmek yok hâşâ... Biz ne alıcı ne satıcıyız... Biz sahibimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'in Sahibi (celle celâluhu) 'nun kullarıyız... Âciziz, fakiriz, zeliliz ve âlîliz ancak Muhammedîyiz... Aklen, zikren, fikren, fıtraten ve rızaen Muhammedîyiz...

Dini ALLAH Tealâ'ya tahsis (mahsus kılış) ve takvâ Muhammedî yoldur. Onun için Muhammedî şuûra eren, nefsinin emîri olup ashab-ı yemindir. Fuhş ve münker ise, İblisî bir yoldur. Onun için uyur, uyurgezer ve gaflet sarhoşları, nefsinin hevâ ve hevesinin kölesi olup ashab-ı şimâldir. Fahşâ: Haddi- hududu tanımama azgınlığı... RABB'ısına haşyet duymamasının doğurduğu, Muhammedî edebden yoksunluktur. Akl ve naklin reddettiği, razı olunmayıp i'tiraz edilen mâsivâ ile aşırı meşguliyet... Söz, su gibi aşağı olan her yere akıveriyor... Kusur görme...

Azîzim! İşte böylesi veya daha mükemmelî bir namaz; mâsivâya (ALLAH celle celâluhu'dan gayrisi) meyili yasaklar da sadece ve sadece Rabbü'l-âlemin'e kulluk yaptırır. Zikir: İlahî rıza kârına, ikrâmına, lüfüna ve ihsânına sahib oluştur. Kelimelerin zâhiri haktır ve zikir; anmaktır, hatırlamaktır ve unutmamaktır. Ancak zikrin;.bâtını, içi, mânâsı, sırrı ve ruhu da haktır. Muhakkak ki zikrin en ekberi ALLAH Tealâ'mızı zikretmektir... Yaratılışın özündeki rızayı anlayış ve iştiraktir. Bu hususta ve her husustaki sanatımızı, ustalığımızı, hünerimizi, mârifetimizi ve yaptıklarımızı bizi var eden hazır ve nazır olan Ulûhiyyet Sahibi Halikımız (celle celâluhu) bilip durmaktadır... Hûlasa-i kelâm ve's-selâm...

"Hepiniz O'na yönelerek (başkasından vaz geçerek ve O'na gönül vererek) O'na karşı gelmekten sakının. (O'na sığınıp korunun), Namazı (dosdoğru ve devâmlı) kılın; (sakın) müşriklerden olmayın!" (Rum 30/31)

Münîb: Aslı "nevb" olup bilelik nûruna ulaşan inâbe eden, âsîliği, azgınlığı (ifrat-tefrit) bırakıp i'tidâl (kesin adâlet) üzere ALLAH Tealâ'ya yönelen, faydalı yağmur ve verimli bahar gibi Muhammedî oluş şuûruna ulaşan âşık...

Takvâ : ALLAH Tealâ'nın korumasına sığınarak korunma. İsmetullah ve Avnullaha gark oluş... En keremlimizin, en takvâ sahibi olanımız olduğu bildirilmiştir. Namazdan önce; takvâ elbisesi ile sûretini setret ve sîretini sırr et... Ki; namazı dosdoğru ve hakkıyla ALLAH Tealâ için kılıp araya başka ortak koyup şirket kurmaya kalkışmayasın... Çünkü bilirsin ki kimin adına emek verip çalıştıysan, işin onunla ve ücretin ve bahşişin de ondandır...

"Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten sakındır (vazgeçirmeye çalış), başına gelenlere (sana isabet edenlere) sabret. Doğrusu bunlar azmedilmeye değer (azmi gerektiren) işlerdendir." (Lokman 31/17)

Lokman (aleyhi's-selâm) oğluna vasiyet ediyor... Ey Benliğimin âhiri, devâmı... Namazı dosdoğru kıl... Ma'rûf (irfândan): Her yer, her zaman ve her hâlde, herşey ve herkes için hak ve hayr olduğu aklen ve naklen bilinen, tanınmış, meşhur, ünlü ve belli olup Muradullah'ın tahakkuku için Rabbü'l-âlemin'in kullarına Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) diliyle, fiiliyle, ahlâkıyla ve hâliyle bildirdiği tatbik ettirdiği Emrullahtan ibâret olan Şerîat-ı Garra (parlak ve şatafatlı şerîat)... Şerîat-ı Muhammedîyye; içinde Tarikat-ı Muhammedîyye, içinde Mârifet-i Muhammedîyye, içinde Hakikat-i Muhammedîyye ve için içinde Hakikatü'l-HAKK... Ma'rûfun târifi (anlatımı) ne ise bunun zıddı tersi ve olumsuzu da münkerdir. Gerisini var anla... Bu bir anlayış, duyuş ve uyuştur. Sevgili âşıkâ annem Râbia'tü'l-Adeviyye (Kaddasallahu Sırrıha): "Ne zaman ezân sesi duysam, kıyâmetin dellâlını hatırlarım..." buyuruyor... Oysa milyarlarca insan, günde beş kez yer gök inliyor da hiç de ezân sesi duymuyorlar ve uymuyorlar... Kınıyorum sanma... Yanıyorum... Uyku ve sarhoşluk zâlimdir... Yutan ve bırakmayan zifiri karanlık, gönül körlüğü ve ha bire can çekişmedir...

Münkeri ve inkârı basite alma... Günahlar, kalbî bir hastalık; inkâr ise kalbin ölümüdür... "Ölü iken ölmek" ise; gerçekten, o kimse için ağlanmaya değer... Yavaş yavaş ve aşk ile oku âyet-i celileyi lâf ebeliğine dadanma... Gerisini, şu anı ve ilerisini düşün... Bu âyeti celilede 4 husus var: Namazını Muhammedî metod, mezheb, meşreb ve kıvâmda O'nun gibi kıl ki kendi içini (sîret) münkerden, dışını (sûret) fahşâ'dan tertemiz edip pâklasın...Münkerden, mârufa; cehâletten, kemâlâta; akldan, nakle; sözden, öze; "Ben" den, "BİZ"e ve rann (benlik pası) dan, rüşde (rıza uyanışı) geçtin ya, artık Muhammedî bir hasbî hizmetçi ve HAKK (celle celâluhu)'nun halkına hademe olarak: muhabbet ve merhametle hakikate hasbî hizmet eyle... Ma'rûfu emret... Hasbî hizmet et...Münkeri, nehyet, yasakla... Benlik kölelerini kurtar... Hasbî hizmet et...

Sana bahşedilen imkânlarla imtihan olurken başına gelecek çilelere, sana isabet edecek fitne ve belâlara sabret... Gerçekten bunlar basit ve kolay işler olmayıp ciddî ve samîmî olarak azmedilmeye değer önemde işlerdir... Emr, umr, ömür, Emrullah...

Azm: Kasıd, niyyet, öz kararıdır. Cezm ise kesin karar ve niyettir. Azm-ü-cezmü kasdettim... Tüm âlemleri kapsayan, mâsivâyı yutan ve akl aynasına yansıyan Aşkullah'ın Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'de zuhûru: Zâhirde ve evvelde EMRULLAH, bâtında ve âhirde MURADULLAH tır... Her emrin özünde, murad (gaye) vardır. EMRULLAHI ve MURADULLAHı Kur'ân-ı Kerîm ve hadis-i şerîfleri ile Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) anlatmış ve yaşamıştır. Emrullah'ın kadr-ü-kıymetini bilenler, Şerîat-ı Muhammedîyye ve Tarikat-ı Muhammedîyye sadıkları; Muradullah'ın hazzına erenler ise Mârifet-i Muhammedîyye ve Hakikat-i Muhammedîyye âdilleridir. Bizler ise; sıradan, mütevâzi ve halk içinde HAKK (celle celâluhu) için yaşayan ve ona doğru sular gibi akan âşık Muhammedîleriz... Ne mi yapmalıyız? Yedi letâifindeki on dört kulağını aç da Kelâmullahı dinle:

"(Yâ Muhammed!)... Sonra bir kere karar verdin mi (azmettin mi) artık ALLAH'a dayanıp güven, çünkü ALLAH, kendisine dayanıp güvenenleri (mütevekkilleri) sever..." (Âl-i İmrân 3/159)

İnsan aklı, nefsi, vicdânı ve ne dersen de, neyi varsa o: Emrullah'ı duyar... İnsanoğlu yaşamak tercihini yapar:

1- Ya i'tidâl üzere: ve tek sırat-ı müstakîm yolu olan hak ve hayrı tercih edip Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e teslim olup, imân edip, tâbi' olup ve itâat edip Rabbü'l-âlemin'e istikamete azmeder ve gerisini de ALLAH (celle celâluhu)'ya bırakıp tevekkül edip vekil kılar...

2- Veya ifrat ya da tefrit üzere : ve sayısız olan bâtıl ve şerr yollarında İblisin önderliğinde şeytâna uşaklık etmeye azm eder... Ve sonuçta mahvolur.

Aklın tercihi ve azm öylesine bir noktadır ki; tıpkı bir açının köşesi gibi... Yanlış (bâtıl) tercih ve şerre yöneliş gittikçe, diğer yol olan hakkı tercih ve hayra yönelişten uzaklaşır ve geri dönmedikçe asla birleşemez. Biz tercih ve azmden sorumluyuz. Nefs tercih edecek, ruh azmedecek ve tevhid ile Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e (Nûr-u Muhammed) teslim olup Rabbü'l-âlemin'e istikamet gemisine (Kalb-i Muhammed) binecekler ve keyflerine bakacaklar... Bu kadar kolay hamdolsun...

"(Şüphesiz ki) ALLAH'ın kitabını okuyanlar (ardınca gidenler), namazı (dosdoğru) kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (ALLAH için) gizli (sırrân) ve açık (âlenen) infâk edenler (sarf edip verenler), asla zarara uğramayacak (hiç batma, iflâs ihtimali olmayan) bir ticâret umarlar (umabilirler.)" (Fâtır 35/29)

"Çünkü ALLAH onların mükâfâtlarını eksiksiz öder. Onlara fazl-ü kereminden fazlasını da verir. Şüphesiz O, Gafûr ve Şekûrdur." (Fâtır 35/30)

Önce Zikrullah, sonra namaz ki kulluğun özü... Sonra zâhir-bâtın infâk... Muhabbet, hizmet, şefkat ve merhamet... Mahlûkata merhamet, El Halik (celle celâluhu)'ya tâ'zimdir. Ululamadır. Riyâsız ve rıza ile veriş... Âşikârı, zekât... Sırrî olanı, sadaka... Âfâkı tezkiye... Enfüsî sadakat... Böylesi kimseler ki (Muhammedî şuûra ermiş) tevhid ticâreti olan imkânla imtihanda asla kesada uğramayacak, hüsrâna düşmeyecek,sermayeyi kaybetmeyecek ve çokca kâr edecek bir ticâret umabilirler. Emrullah'ı duydular ve uydular ki Muradullah mükâfâtı hakları oldu ve helâl oldu...

"Hiçbir günâhkâr başkasının günâhını yüklenemez. Yükü (günâhı) ağır gelen kimse onu taşımak için (başkasını) çağırsa, bu çağırdığı (kimse) akrabası da olsa, onun yükünden bir şey yüklenemez. Sen ancak, görmeden Rabblerinden korkanları (haşyet duyanları) ve namazı dosdoğru kılanları uyaracaksın (sakındırabilirsin). Kim temizlenirse o, sırf kendi faydasına (menfâatına) temizlenmiş olur. Nihayet varış (dönüş) ALLAH'adır." (Furkân 35/18)

Tıpkı bu âlem gibi... Senin yerine bir lokmayı en yakının dahi yiyemeyip, artığını atamadığı gibi... Dünyadaki kisb (kazanma) de şahsî, âhiretteki sorumlulukta şahsî... Her can kendi kaderi, isti'dâd, kabiliyyet ve aklı kadarıyla imtihan oluyor. Olumlu- olumsuz bir şeyleri yüklenip sistemin Sahibi SUBHAN ALLAH Tealâ'nın huzuruna çıkıyor. Yine tek başına... Tek olmayan ne var ki? Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimize uyaracağı kimseler bildirilirken: Olduğu hâlde, basar (kafa gözü) ile görülmeyen, basîretle (kalb gözü) varlığı bilinen gaybî RABB (celle celâluhu)'larına karşı haşyet (sevgi, saygı, korku, ürperti, heyecan) duyup, kalbleri tevhidî ta'zimle dolup taşanlar. Ve namazı böylesi bir huşû' ve huzû' ile dosdoğru kılıp ibâdet edenleri; uyarıp sakındıracaksın! İşte onlar duyacak ve uyacak olanlardır. Kim tercihini haktan ve hayrdan yana yapıp nefsinin İblise meyleden hevâ-heves, şeytânî şehvet ve kötü huylarından temizlenirse kendi dini, dünyası ve âhireti için faydalı bir temizlik içinde olur. Bu islâh oluştur ve iflâh oluşun şartıdır. Zâten herkes ve herşey istese de istemese de nefes nefes, adım adım ALLAH Tealâ'ya varmakta ve dönmektedir. Bu âleme getiren, o âleme götürecek olan olup hesabımızı görecektir... Herşeyimiz, kavuşma gününde, beka yurdunda Ve HAKK (celle celâluhu)'nun huzurunda ortaya dökülecektir. Yarın, yakındır... Önemli olan farkına varmaktır.

"Yine onlar RABBlerinin dâvetine icâbet ederler ve namazı dosdoğru kılarlar. Onların işleri (kendi) aralarında danışma (şûrâ) iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da infâk edip harcarlar."
(Şûrâ 42/38)

Şûrâ: danışma meclisi olup Şûr: çıkarmaktır. Herkes bildiğini çıkarıp şûrâda ortaya koyar ki bir orta yol bulunsun.

Rabblerine icâbet edenler, temizlenip namazı hakkıyla kılanlar ALLAH Tealâ'ya tâbi' olanlar Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in rıza ravzasında Muhammedî oluş şûurunda buluşur, şerîat şûrâsında tanışır, danışır, duyar ve uyarlar... Her birisi birer "BEN" iken ilâhî tevhid tesbihine dizilirler Muhammedî neş'e içinde "BİZ" zevkine erip İmam-ı Mutlak olan muhabbet ve merhamet imâmiyesine uyarlar... Sayısız tesbih, tek imâmiye ve tek olan sırat-ı müstakîm ipi...

"Ey imân edenler, Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında hemen ALLAH'ın zikrine koşun ve alım-satımı bırakın; eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.Namaz kılındıktan sonra da yeryüzüne dağılın, ALLAH'ın bol ni'metinden (fazlından, lûtfundan) nâsib arayın (isteyin) ve ALLAH'ı çok zikredin ki kurtuluş bulabilesiniz." (Cuma 62/9-10)

Nidâ: sesin yükselip ortaya çıkması... Sıla çağrısı, canların cem'i için...
Sa'y: koşmaktan yavaş olan, sûratli yürümektir. Dünya ticâretine ara verip ukbâ ticâretine sa'y... Bu ise Hakka inananlar için en hayırlısıdır. Bunu ise ancak aklını hak ve hayrda kullanmasını bilen ve tercih edenler anlar, yapar ve yaşarlar. Cumada câmi' cem'inden sonra cihana saçılıp maddî rızık peşinde koşarken de ALLAH Tealâ'yı çokça zikredin... Hatırlayın unutmayın... Umulur ki (böyle yaparsanız) iflâh olursunuz... Dinde, dünyada ve âhirette saîd olup, şakî olmazsınız...

Namazla ilgili âyet-i celileler için bir daha başa dönelim:

"Ey imân edenler! Sabır ve namaz ile ALLAH'tan yardım isteyin. Çünkü ALLAH muhakkak sabredenlerle beraberdir." (Bakara 2/153)

Sabır:
yapılması veya bırakılması nefse ağır gelen şeye göğüs germektir.

"Şeytân, içki ve kumarla sadece aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi ALLAH'ı anmaktan ve namaz kılmaktan alıkoymak ister. Artık vazgeçiyorsunuz değil mi?" (Maide 5/91)

Şeytânın işleri, elbette nefsin hevâ ve hevesine hizmet iken, ruhun rızasına azabdır. İki şeylik olan şeytânın şaşkınlık (tefrit) ve taşkınlık (ifrat) larından ancak ve ancak Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in i'tidâl (orta yol) yaşayışına kavuşmak kurtarabilecektir. Emrullah budur... Muradullah ise kulunun kemâlidir.

"Onların Kâbe'nin huzurundaki namazları ise ıslık çalıp el çırpmaktan başka bir şey değildir... O hâlde küfr-ü-küfrânınızdan (inkâr ve nankörlüğünüzden) dolayı şimdi tadın azabı..." (Enfâl 8/35)

Mükâ': ıslık, ıslık çalmak. Mekkâ: çoban aldatan kuşu... Sadede: şamata etmek. Sadâ: akseden ses... Tasdiye: el çırpmak, alkıştır...

"De ki: Şüphesiz benim namazım nüsûkûm (ALLAH'a yolunca ibâdetim, kurbanım) hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin RABi ALLAH'a aittir." (En'âm 6/162)

Nüsûk: kurban, kurbanın kanı, halis dökme gümüş (saf) ve ALLAH Tealâ'ya yaklaşıma vesile olan herşeydir.
Nâsik: dökülen gümüşün kalıbı. Kendindeki yasaklanmış ve yabancı kirden arınan ve RABB'ısına ibâdet eden kimsedir. Saf gümüş gibi pırıl pırıl insan...

"De ki: RABB'im adâleti emretti. Her mescidde (secde ettiğnizde) yüzlerinizi doğru tutun (O'na çevirin) ve O'na dininizde sâmimi olarak (dini yalnız O'na has kılarak) ibâdet edin (yalvarın). Sizi ilkin O yarattığı gibi yine O'na döneceksiniz..." (A'raf 7/29)

Ekimu vücûhükûm:vechlerinizi doğrultun kemâl kıblesine yöneltin özlerinizi, zâtlarınızı, yüzlerinizi... Kıbleye yönelin yüzünüz ve özünüzle...
Kaimen bi'l-kıst: adâleti ayakta tutarak (Âl-i İmrân 3/18 bkz.).
Kıst: adâlet, tevhid, i'tidâl...

Hayatın tümünde yüzle beraber öz de dahil (vech) Rabbü'l-âlemin'e yönelik, ömür boyu ihlâsla, halis, muhlis ve sırf SUBHAN ALLAH'a tahsis ederek kulluk (ibâdet) etmek... İlk yaratılış ve ilk söz olan (Ahdullahı) Rübûbiyyet tevhidini hatırlatış... Ve son nefeste sorumlu olduğumuz şehâdeti, ulûhiyyet tevhidini soruş... Uyan... Duy... Ve uy Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e buyuruş... Ne güzel Kur'ân-ı Kerîm ve Kelâmullah...

"Onlar namazlarını dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden (ALLAH için) harcayan kimselerdir" (Enfal 8/3)

Muhammedî oluş şuûruna kavuşanların kalbini nûr-u Muhammed zâr gibi ince ve hassas kılar. HAKK'ı duyar... Beden ve nefs ona uyar tüm letâifler kıbleye yönelip sıla ederler.

RABB'ıni görürcesine candan samîmî ve ciddî bir kıvâmda namazı dosdoğru kılar ve zamanı O'na tahsis edip harcarlar. Âfâkî ni'metlerden nâsibi ve kısmeti olanlar ise, her canla paylaşırlar... Böylece HAKK (celle celâluhu)'nun kudretinin kemâli, kulunda hikmet eserleri olarak yansır...

"İşte onlar gerçek mü'minlerdir. Onlar için RABBleri katında nice dereceler, bağışlanma ve bitmez tükenmez bir rızık vardır." (Enfâl 8/4)

Hikmet dereceleri... Rızkun kerîm... Kerîm olan; ihtiyaç duyulan, güzel, iyi, faydalı ve hayr olup övülen şerefli ve kıymetli olandır.

"Dediler ki: Ey Şuayb! Babalarımızın taptıklarını (putları) yahut mallarımız hususunda dilediğimizi yapmayı terketmemizi sana namazın mı emrediyor? Oysa sen yumuşak huylu (halim) ve çok akıllı (Râşid)sin!" (Hûd 11/87)

"Biz de Musa ve kardeşine: Kavminiz için Mısır'da evler hazırlayın ve evlerinizi namaz kılınacak yerler yapın, namazlarınızı dosdoğru kılın. (Ey Musa!) Mü'minleri müjdele diye vahyettik." (Yûnus 10/87)

"Yine onlar ki RABBlerinin vechini (rızasını) isteyerek sabreden, namazı dosdoğru kılan, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık olarak (ALLAH yolunda) harcayan ve kötülüğü iyilikle savan kimselerdir. İşte onlar var ya, dünya yurdunun (güzel) sonu (âkibeti) sadece onlarındır.
"(O yurt) Adn Cennetleridir. Oraya babalarından, eşlerinden ve çocuklarından sâlih olanlarla girecekler, melekler de her kapıdan yanlarına girerek diyecekler (ki):"Selâm sizlere, sabrettiğiniz için... Dünya yurdunun sonu (cennet) ne güzeldir..."
(Ra'd 13/22-24)

Vech: yüz, bir şeyin nefsi ve zâtı... Bu kelime de satır işi değil sadr işidir. Şu var ki böylesi Muhammedî âşıklar, hable'l-verid sırrına sahib, HAKK'ı her zaman, her zemin ve her hâlde hazır ve nazır bilirler...

"Ey RABB'ımiz! Ey Sahibimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için ben, neslimden bir kısmını Senin Beyt-i Harem'inin yanında ziraat yapılmayan (kıraç, ekin bitmez) bir vâdiye yerleştirdim. Artık Sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meyledici (akıcı) kıl ve onları, bazı ürünlerden rızıklandır! Umulur ki (bu ni'metlere) şükrederler!" (İbrâhim 14/37)

"RABB'im, beni namazı devâmlı ve dosdoğru kılanlardan eyle; zürriyetimden de; Ey RABbimiz duamı kabul buyur!" (İbrâhim 14/40)

İbrâhim (aleyhi's-selâm) atamız, İbrâhim 14/37-41 âyetleri arasında dilekleri için dua ediyor ki:

Emniyetli kıl (güvenlik dileği)
Muvahhid olma (tevhid dileği)
Mekkenin bereketi (rızık dileği)
Neslinin sevilmesi (muhabbet dileği)
Neslinin namaz ehli olması (ibâdet dileği)
Nesline rızık verilmesi (nimet dileği)


Tehvi ileyhim: onları sever, arzular ve koşup varırlar (varsınlar).

"Sonra onların peşinden öyle bir nesil geldi ki namazı zâyi ettiler (bıraktılar); ve şehvetlerinin (nefsî hevâ, heves ve arzu) ardına düşdüler (tâbi' oldular-uydular); bunlarda Gayya Kuyusunu boylayacaklar. (ilerde sapıklıklarının cezâsını çekecekler.)" (Meryem 19/59)

Bu âyet-i celileyi de iyice düşünüp anlamalıyız...

Zıdlar âleminde inkâr-ikrâr tevhidi ile imtihan oluyoruz... Sâlihlerin hâlleri anlatılıp giderken birden bire âyet-i celile önümüze çıkıyor... Bu sâlihlerin ve hidâyet ehli olanların arkasından içi bozuk ve dışı azgın bir gürûh geliyor... ilâhî sılalarının umuda ulaşım yollarını ve kulluk şerefi olan ibâdeti kaybediyorlar... Her tohum özünden dirilir ve özünden ölür. Özü çürüyen bu eşkiyâlar ise hâliyle dış dünyaya (âfâka) yönelip nefsanî ve şeytânî şehvete ve her hususta ifrat ve tefrit olan istek ve arzulara tâbi' oluyorlar. Hayvandan da aşağı olarak yiyip içip tepiniyorlar ve asla akledip düşünmüyorlar.

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e teslim ve tâbi' olup ve O'nunla ALLAH Tealâ'ya tâbi' olup istikamet bulup ibâdet etmeleri emredildiği hâlde nefislerini şeytâna teslim, tâbi' ve tapıcı kıldılar. Her hayrın kendisi olan reşâd (manevî doğru yolu bulup o yola girme ve hakk yolunda yürüme)'ın zıddı ve her şerrin kendisi olan gayyı (aklın istikametini ve yolun doğrusunu kaybedip içine düşenin kolay kolay çıkamayacağı bir durum.) tercih edip cehennemin içinden çıkılamaz Gayya kuyusuna düştüler... ALLAH Tealâ bizi korusun... Âmin...

Bu âyet-i celileden Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e hitâb eden bir âyeti celileye geçelim:

"Âilene (ümmetine) namazı emret, kendin de ona sabırla devâm et! Biz senden bir rızık istemiyoruz. Biz rızıklandırırız; güzel sonuç (akıbet) takvânındır. (takvâ iledir.)" (Tâ hâ 20/132)

Sabr: müşâhade makamı olup çabasız seyrdir. İstibar: mücâhade makamı olup çaba ile ulaşılır. Bu âlemde insanın rıza rotasını bozan rızık endişesidir. Takvâ ehli ise RABB'ısına güveni tam olup endişeyi içinden dahi geçirmeyenlerdir. Rızık da maddî (somut) ve manevî (soyut) dir. Rabbü'l-âlemin'e i'timad merkezdeki emânete (iç ni'mete) sadakat ve muhitteki ni'mete (dışdaki) adâlet iledir. Bunun oluşması ise vikâye (koruma) iledir. Kişi kendini koruyamaz ta ki ALLAH Tealâ'nın ismetine (İsmetullah ve Avnullah'a) sığınıp korunmasını dileye... "Mâşâallah! Velâ havle velâ kuvvete illâ billahi'l-Aliyyü'l-Âzim!." "ALLAH (celle celâluhu) ile! Âlîyyü'l-Âzim olan ALLAH (celle celâluhu) dan başka koruyacak havl (potansiyel, var ama henüz ortada olmayan güç) ve gözüken kuvvet yoktur..." diye dua ede... Takvâ böylesi sırlıdır...

"Emânetlerine ve ahidlerine riâyet edenler. Şâhidlikleri (dürüstçe) dosdoğru yapanlar... Ve onlar ki namazları üzerine muhafızlık ederler (korurlar). İşte onlar cennette ağırlanırlar..." (Meâric 70/32-35)

Emânet olan Ahdullaha riâyet... Tevhide şehadetin kaim ve sabit olması... İslâh ve iflâh olmak için kulluğun ana direği olan salâta sarılma... Ve cennette ağırlanmaya hak kazanmak...

"Namaz kılarken bir kulu (Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'i) engelleyeni (men edeni) gördün mü?" (Alâk 96/9-10)

Ebu Rahîm (İbrâhim aleyhi's-selâm)'in torunu Rahmetenli'l-âlemin Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i namazdan men eden Ebu Cehil için inen ibret ve dehşet levhası...

Mekkî sûrelerden olan ve her okuduğumda tüylerimi diken diken eden Maûn sûresi:

"Dini yalanlayanı gördün mü?" (Maûn 107/1)

Şaşılacak bir şey ki ALLAH Tealâ katında İslâm olan dini, yalanlayan birileri var... Sistemin Sahibi SUBHAN ALLAH Tealâ'yı O'nun Rasülü (sallallahu aleyhi ve sellem)'i kitabını, emrini, nehyini ve tüm şer'î hükümleri olan dinini yalanlayanı... Yaptıklarının yanına kâr kalacağını sanıp hesab ve cezâ (ettiğinin karşılığını görme) gününü yalanlayanı... Evvelini, bu gününü ve âhirini düşünmeyeni... Nûrun devâmlılığını sağlayanı inkâr edip yalanlayanı gördün mü? Kimdir o kimse?

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Es Selamu Aleyküm...
MesajGönderilme zamanı: 11 Tem 2013, 18:43 
Çevrimdışı
Yeni Üye
Yeni Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 10 Tem 2013, 15:00
Mesajlar: 3
Allah razı olsun..Hislerimi ne kadar güzel dile getirmişsiniz vede ne kadar emek sarfedip bilgiler aktarmışsınız. Hakkınızı helal edin...


Başa Dön
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Es Selamu Aleyküm...
MesajGönderilme zamanı: 14 Tem 2013, 02:10 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 16 Oca 2008, 03:00
Mesajlar: 1283
Resim

Aleyki ve aleynâ es-SELÂM kıymetli Cemile kardeşim, MuhaMMedînur Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimizin AŞının pişirildiği, istifâde ettiğimiz, İZince yürümeye ahdettiğimiz ocağımız... Hoş ve sefâ geldiniz EHLen ve SEHLen kardeşim...

RABBimizin sevdâsı İÇimize düşeli, Onun indinde sevilen, kabul gören, râzı olunan olmak telâşı, iştiyakı, umudu ile yakarır, gayret eder olduk. Kimi ağlayarak, kimi durgun, kimi aklımız havada yürüdük bu iştiyakla...

Başladığımız noktadan geldiğimiz noktaya baktığımızda ilk heves ilk heyecan ilk kıvamı yavaş yavaş azalan bir ivme ile kaybettiğimizi gördük. Bunu değişik aşamalarda değerlendirdiğimizde;


-Ya zamanla ilk inancımızı koruyamadık, sâhib çıkamadık emirlere ve karşı çıkamadık nehiy edilenlere...
-Ya zamanla yorulduk, aynı güçle aynı keyifle yapamaz olduk...
-Ya yağın ateşe konan tavada başlangıçta “çat! Pat!” diyerek ses vermesi etrafa saçılması yandıkça teslim oluşu sessizliğe bürünüşü gibi yanma derecemiz arttıkça ve biz daha kavi oldukça ses çıkmaz oldu SÎNemizden de biz bunu iştiyakımız azalıyor zannetmekteyiz...

Bu haller zaman içinde döner durur ve HaYyat böyle akar gider. Mesele inancımızın saf halis temiz ibadetimizin RABBi'l-Âlemîn indinde makbul olması rıza bulması in şâe ALLAH!

İbadetimizin bize ayrıcalık kazandırması, işâretler vermesi gibi beklentilerle yapılması anlamından uzaklaştırdığı gibi bezginliğe ve gereksiz ye'se düşürüyor. Şevkimizi azaltıyor..

Özellikle namaz ibâdeti; RABBimiz ile BAĞlılık anlayışımızı devamlı kılan yaşayışımıza anlam veren ve dış-düzen iç-dengemizi kurmamıza vesîle olan en kıymetli SALL BAĞımızdır..
Sevdiğimize AŞK mektubu yazar gibi, Şiir okur gibi naz-niyaz neş’esinde ifâ edilecek en nâdide ibâdetimiz olsa… her vakitte bunu hissedemesek de bu beklenti ve iştiyak ile huzûra durmak da bizi mânevî rızıklarla besler… hangi vakitte hangi rekatta ERişiriz bu neş’eye ümidiyle Salat-ı Dâim olmak ne güzel bir hediye BİZe… ki Mü’minûn Sûresi ilk âyetlerinde RABBimizin
Mü’mintârifi,
-SALLi huşû ile ifâ etmek.. ile başlar
-SALâtlarında dâim olmak.. tanımıyla biter.. ve Firdevs ile müjdeler…
Sizin, gönülden namaz SEVginiz ve HASSasiyetinizin dâim olmasını kâim olmasını ve kabul olmasını niyâz ederim…

BİZ BİR-İZ ile-bİLE in şâe ALLAH!..


Resim


Başa Dön
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Es Selamu Aleyküm...
MesajGönderilme zamanı: 14 Tem 2013, 13:08 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 03:00
Mesajlar: 4651
Ve Aleyküm Es-Selâm Ve Rahmetullah.
Muhammedinur sitemize hoş geldiniz Cemile Kardeşim.
Bu içten seslenişiniz beni çok duygulandırdı ve gözlerim dolu dolu okudum yazdıklarınızı...
En büyük hizmetçinin ALLAH olduğunu bilerek
ALLAH için Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin adına, hesabına, şerefine hasbi habibi hizmetleriniz olsun inşâeALLAH

Kul İhvÂNi Hocamız diyor ya;


viewtopic.php?f=202&p=79817#p79817

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Es Selamu Aleyküm...
MesajGönderilme zamanı: 19 Tem 2013, 19:55 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 29 Eki 2011, 08:01
Mesajlar: 853
Gariban yazdı:
Resim

“Kıyamet kopmaya yakınken elinizde bir ağaç fidanı varsa ve onu dikmeye vakit bulabilirseniz onu dikin”. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 184, 191)

Bir iyilik yapalım kendimize de illk fidan biz olalım, kendimizi kıyama dikelim, ayaklarımız Rahim'de olsun, ta ki bilelim kim ile kaimiz, El- Kayyum kim, inşaALLAH.

Munir Derman hocam Su Ciltlerini yazar, su ile ilgili bir çok şey söyler. Suyu anlata anlata bitiremez, başkalarına su vermenin sevabından da bahseder eder sonra da der ki "ilk önce suyu kendinize verin" der.

Es Selam ve Sevgiyle
garibAN


Gariban kardeşimizin güzel ve anlamlı yazısıyla HOŞ GELdiniz demek istiyorum...

_________________
Eğer göğün yedi kat üstüne çıkmaksa niyetin, Aşktan güzel merdiven bulamazsın.
Eğer aşkı bulmaksa niyetin, Aramadan duramazsın. -
Yunus Emre.k.s


Başa Dön
 Profil  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 10 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 13 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
Powered by phpBB® Forum Software © phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye