Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 24 Eyl 2018, 19:31

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 140 mesaj ]  Sayfaya git Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6  Sonraki
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 10 Ara 2013, 23:27 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 03:00
Mesajlar: 4710
Bu konuyu facebook'ta paylan!
Resim

Darwin Teorisinin İlmi Çerçevede Çürütülmesi

Dr. Halim Atiyye, "Tesadduu Mezheb-i Darwin ve'l-İspati'I-İlm Ii Akideti'l Halk" adı altında telif ettiği şahane kitapta, Darwin'in görüşünü eleştirmiş ve "Evrim" ile "Teka­mül" teorisini de ilmi çerçevede çürütmüştür. Bundan dolayı biz bu kitabın bazı bölümlerini, anlamaya veya işitmeye kulak veren kimselere hatırlatmak için nakledeceğiz.

Dr. Halim Atiyye, mezkur kitabında bu konuda şöyle der:


"Cismi ve aklı zayıf olan bu insan oğlunun etrafında aslan, fil, ayı, kaplan ve parçalayıcı hayvanların birçoğuyla birlikte yaşaması nasıl mümkündür?

Darwin'in iddiasına göre, Evrim ve tekamülden bir şey meydana gelmiş olsa, maymunun medenileşerek insan olduğu gibi, önceden evrim sonucuyla maymuna dönüşen maymunla­rın seleflerinin de insana dönüşmesi ve zamanımızda da var olan maymunların da insana dönüşmesi gerekir!!

Darwin'in iddiasına göre; zamanların dönüşü ve "nesillerin geçmesiyle pirenin file dönüşmesi, karıncanın yaban sığırına (veya koyuna) çevrilmesi ve kedinin aslan olması mümkün müdür?
[31] "


[31] Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 254-255.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 15 Ara 2013, 09:50 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 03:00
Mesajlar: 4710
Resim

Darwin Teorisinin Gerçek Amacı:

Bu saçma sapan teorinin aslının derinliklerinde belli bir amacin hedef tutulduğunu bilmemiz gerekmektedir. O da, şanı yüce olan Allah'ın varlığını inkar etmektir.[32] Çünkü Darwin Allah'ın yarattığı bu varlığın ve bu alemin, Allah tarafından yaratıldığına, bu alemi ve insanı tabiatın icat ettiğine inanan kötü ruhlu pis bir Yahudi'dir.

İşte Darwin, semavi dinleri inkar eden ve yine semavi şeri­atların bu teoriyle çoğaldığını iddia eden inkarcı bir materya­listtir. Darwin'in iftira, yalan vb. şeyleri getirip bize iddiada bulunması garipsenecek bir durum değildir. Zira iftira ve yalan, şimdiki ve geçmişteki Yahudilerin ayrılmaz bir tabiatıdır.
[33] Ne zamanki inkarcılığa ve bozgunculuğa çağıran bir davet gördü­ğümüzde mutlaka o davetin arkasında pis ve habis ruhlu bir Yahudi elini buluruz.[34]

Örneğin; Aslı Yahudi olan Kari Marks,[35] komünizmi kurmuştur. Yine kökü ve aslı Yahudi olan kafir, günahkar vb. vasıflarla vasıflanmış Freud[36]'da aynı şekilde yardımlaşan pis ve habis ruhlu bu Yahudi'dir. Semavi dinleri ve şeriatları yık­mak için hepsi, iblisin öğrencileri ve Deccâl'in yardımcılarıdır. Bu gibi Yahudi ve Hıristiyanlar, Allah'ın haram kıldıklarını mubahlaştırmada ve inkarcılıkta bütün güçlerini ve maddi im­kanlarını harcamak suretiyle gece-gündüz çalışırlar.[37] Yüce Al­lah bu gibi kimselerin durumunu şöyİe anlatmaktadır:

"(Yahudiler ve onların düşüncesinde olanlar) yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya koşuşurlar. Halbuki Allah, (bu) boz­guncuları (kesinlikle) sevmez.."[38]



[32] Darwin'in Allah'ın varlığını inkar etmesindeki neden; Kilise'nin. incil'de Hz. Adem'e dair yazılı olan "(Allah Adem'i) kendi sureti üzerinde" bu ibareyi "Alah'ın kendi sureti" şeklinde yorumlamalarından kaynaklanmaktaydı. Kilise bu ibareyi değişik şekilde yorumlayınca Fransız devriminin getirmiş olduğu çalkantılar ile kili­seye karşı oluşan tepkilerden dolayı Darwin'de Allah'ı inkar etme yoluna gitmişti. Çünkü o devirde kilise ile aydınlar arasında amansız bir sürtüşme mevcuttu. Bu sür­tüşmenin getirdiği sonuç ise dine karş düşmanlık, Allah'ı inkar vb.konular idi. Bun­lara karşılık ise laiklik, dinsizlik, maddiyata düşkünlük, sömürgecilik vb. şeyler meydana gelmiştir. Geniş bilgi için b.k.z: Muhaınmed Kutub, Çağdaş Fikir Akımla­rı, 1/150 (ç).
[33] Darwin bu görüşünü ortaya atmadan önce benzer teoriyi "La Marke" denilen bir adam ortaya atmıştı. Fakat bu teori, Fransız devriminden önce ortaya atıldğından dolayı insanlar üzerinde pek fazla bir etki yapamamıştı. Bundan dolayı da Yahudiler bu teoriye yeterince destek verememişlerdi. Ama Fransız devriminden sonra ortaya çıkan çalkantılar İle La Marke'nin önceden getirmiş olduğu çalkantılar soıucunda Yahudiler ona destek vermişlerdir. Yahudiler, Fransız devrimine kadar Avrupa'daki Hıristiyan toplumlarına bir müdahale yapamıyorlardı. Zira toplum, Yahudilerin mü­dahale etmelerine fırsat tanımayacak bir şekilde birbirne bağlı bulunuyordu. Fransız devrimi ile bu fırsatı yakalamışlar ve hedeflerini sağ anlayabilmek içinde, kendileri­nin işlerine yarayabilecek kimseleri kullanmışlardır. Hiç kuşkusuz bunlardan biri de Darwin'dir.(ç)
[34] Yahudilerin bu tabiatı, Kur'ân-ı Kerîm'de çok bahsedilir. Çünkü yeryüzünde en çok tuğyanlık, aşırılık, isyankarlık, haddi aşma vb. şeyler hep Yahudilerden ortaya çıkmaktadır. Bundan dolayı da Kur'an onlardan sıkça bahseder. Yahudilerin tabiatıy­la ilgili geniş bilgi için Kur'an'a bakılabilir.(ç).
[35] Muhammed Kuîub, Karl Marks ile ilgili olarak şöyle der:
"Komünizmin, Diyalektik Materyalizmin ve materyalist tarih yorumunun baba­sı ve "Din, halkların afyonudur" şeklindeki ünlü sözün sahibi olan Marks bir Alman Yahudisi olup 1812 yılında dünyaya gelmiş ve 1883 yılnda ölmüştür.
Marks. Darwvinst teorinin özünü alarak bundan hareketle, ekonomik bir teori ve İnsanlık hayatını madde alemi ile maddenin tekamülünü ara sıra hasreden, mad­denin kanunlarını insan üzerine uygulamaya çalışan bir yorum ortaya atmıştır. Aynı zamanda duygu inanç düşünce, hareket kaynaklan, düzenleme ve kurumlar gibi hayatı ilgilendiren her bir hususu insanın içinde yaşamış olduğu maddi ortama ve iktisadi evrime bağlı ve onların bir yansıması şeklinde değerlendirmiş, bunların maddi ortam ile ekonomik şartlan kesinlikle aşamayacağını, onların dışına çıkama­yacağını belirtmiş, bu konuda i asanın rolünün iktisadi evrime ve onun gereklerine uygun hareket etmekten ileri olamayacağını öne sürmiştür. Çünkü bunlar Marks için "birer kesinlik (determine)"dir.
Muhammed Kutub. Çağdaş Fikir Akımları J/159 (ç)

[36] 1856 yılında doğan Freud, Avusturyalı bir Yahudi'dir. İnceleri bir doktor olarak çalışırken daha sonra sinir ve ruh hastalıklarıyla uğraşmaya başladı. Bunun İçinde bir dispanser kurdu. Daha sonra insan ruhu ve onun terkibine dair bir düşünce ortaya atmıştır ki bu düşünce, bugün Amerika ve Avrupa'daki bilim Adamlarının çoğu tarafından kabul edilmektedir. Zira onun bu düşüncesinin devri çoktan kapanmıştır. Freud'un bu düşünsel yorumu için b.k.z: Muhammed Kutub, Çağdaş Fikir Akımları, J/169/179.)
[37] Bugün bu gibi kimseler özellikle de televizyon, gazete, dergi, broşür vb.yaymlarla insanları bozmak için uğraşmaktadırlar. Bunların arkasında ise yine Yahudi vardır.
[38] Maide: 5/64.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 18 Ara 2013, 20:23 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 03:00
Mesajlar: 4710
Resim

Bazı İlim Adamlarının Bu Teoriyi Kabul Etmesi:

İlimden nasibi olamamış ve zoraki yüzeysel olarak açlığını gideremeyecek meyvenin kabuğu kadar- bilgi elde etmiş bazı ilim adamları, bu saçma sapan teorinin doğruluğuna ve güveni­lirliğine inanırlar. Bu bozuk felsefi teoriyi kabul ederek araştırı­lıp ortaya çıkartılmasına veya tartışılmasına ihtiyaç duymaya­cak bir şekilde sağlam ve güvenilir bir teori olduğuna itibar ediyorlar. Çünkü onlara göre bu teori, tartışılmasına veya araştı­rılıp incelenmesine gerek duyulmayan meşhur ve çok önemli bir teoridir!!

Biz sözü onlara yönelterek deriz ki: Bu teori sağlamlığı ve güvenilirliği yeterli ilmi derecelere ulaşamamış "faraziler" ve "vehimler" den oluşmuştur. Ayrıca bu teorinin meşhur oluşu, ilim ve akıl düşüncesi çerçevesinde kabul edilmiş olmasını ge­rekli kılmaz. Eğer, bu teori meşhur olduğundan ötürü kabul edi­lecekse lanetli şeytanın şöhreti bundan daha büyüktür. Ama şeytanın şöhretinin büyük olması, onun doğruluğunu ispatlamaz.

Yine biz bu batı hayranlarına deriz ki: Batılı birçok bilim adamı, bu teoriyi kabul etmemiş ve kesin deliller ile kati kanıt­larla bu teoriyi ilmi çerçevede çürütmüştür. Safsata ile oluşmuş bu teoriyi reddetmek için yazılan kitaplar arasında Amerika'da İlmi Araştırmalar Enstitüsü Başkanı Criss Morrison'un "el-İlmü Yed'ü Ii'1-İman"
[39] adlı kitabı ile dalında uzman olan pro­fesörler ve tabiat bilimcilerinden büyüklerin söylemiş oldukları sözlerin bir araya getirilmesiyle oluşmuş -Arapça'ya da tercü­me edilmiş- olan "Allah yetecellâ fi Asri'I-İlm" adlı kitabını sayabiliriz. Her iki kitap da, her şeye sevk etmek suretiyle ispat etmeyi, hedeflemekte ve bu evrim teorisi ile bu kainatın ve ha­yatın tabiattan varolduğunu iddia eden kimselerin sözlerini red­detmek için yazılmıştır.

Ayrıca bu konuda "el-İslam ve Nazariyyatü Darwin" adı altında yeni bir kitap daha yazılmıştır.
[40] Kitabın yazarı, faziletli üstad Muhammed Ahraed Bâşmil'dir. Bu kitap bu konuyu anlatma bakımından ilim otoritelerince güzel bulunmuştur. Doğrusu bu kitap -diğerlerine nazaran- konuyu derli toplu ele almış ve -insanların faydalanmasına sunabilmek için- konuyu geniş bir şekilde anlatmıştır. Yazar, safsata ile dolu bu teoriyi tenkit etme konusunda batılı bilim adamlarının büyüklerinden çoğunun görüşlerini de bu konuda delil olarak getirmiştir.

Başka bir şekilde bu konu ile ilgili olarak onlara şöyle de­riz: Doğrusu biz, Kur'ân-ı Kerîm'e ters düşen ve muhalif olan her görüşü, doğruluğuna ve güvenilirliğine bakmaksızın onun yanlış ve batıl olduğuna inanan Müslümanlarız. Çünkü sözü söyleyen kimsenin konumu ister ilerleme ve ister ilmî yönden ne kadar ileri durumda olursa olsun Kur'an'a ters düşen şeyi bir Müslüman'ın kabul etmesi mümkün değildir. O halde Müslü­man bir kimse sağlam bir kanıta ve bir delile dayanmayan saç­ma sapan böyle bir teoriye nasıl inanabilir? Veya kabul edebi­lir??!"
[41]



[39] Criss Morrison'un bu kitabı, Türkçe'ye çevrilmiştir, (ç).
[40] Yazarımız Sâbûnî, Darwin'nin teorisini çürütme mahiyetinde yazılan bu kitaplar­dan sadece bir kaçını zikretmiştir. Kitabın yazıldığı zamandan gürümüze kadar bu konuda birçok kitaplar daha yazılmıştır.! (ç)
[41] Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 257-259.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 21 Ara 2013, 23:40 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 03:00
Mesajlar: 4710
Resim

Üstad Neccâr'ın Bu Konuyla İlgili Önemli Bir Görüşü:

Bu konuyla ilgili olarak üstad Abdulvehhâb en-Neccâr'ın "Kasasü'l-Enbiyâ" adlı kitabından önemli bir görüş naklet­memiz uygun olacaktır. Çünkü üstad Neccâr, bu kitabında Darwin'in görüşünü çürütmek ve kusurları ile zaaf noktalarını ise açıklamak için bazı Alman bilim adamlarının görüşlerini getirerek nakletmiştir. Bunun kısaca özeti şu şekildedir:

"Maymun medeni olmaktan geri kalmış insandır. İnsan, hiçbir zaman yavaş yavaş ilerletilerek bir maymun durumuna gelmemiştir.. Bununla birlikte bu teori, araştırılmaya ve ince­lenmeye terkedilmiş teori olmaya devam ettiği müddetçe kesin­likle hiçbir kimse için delil olmaz.

Tabiat yeryüzüne kızarak onu acımasız bir şekilde şiddetle sallayıp sarstığını ve yeryüzündeki yüksek binaları ve gökde­lenleri yerle bir ettiğini, köşkleri kulübelere kattığını, dünyanın yollarını, evlerini, fabrikalarını, saraylarını (ve bunları yapanla­rı) yok ettiğini ve yeryüzünü insan nesli yerleşmeden önceki hale döndürdüğünü bir düşünün. Bu durumda goril, şempanze ve diğer maymun türlerinin dünyayı insanlar gibi imar edebilecekleri ve yine dünyada (insanlar gibi) ıslahatçılar, alimler, mu­citler, kaşifler, Sokrates ve Eflatun gibi yer kürede eser bırak­mış, geometri ve mühendislik aletlerini, radyo ve televizyonu, uçakları. Hücumbotlarını icat eden bilginlerinde bulunduğu bir dünyayı tekrar baştan meydana getirmeleri düşünülebilir mi? Doğrusu ben, (şahsım olarak) bunları ne zaman düşünsem, bunların meydana gelmesinin mümkün olmadığını anlar
maymu­nun daima maymun olarak kalacağını ve maymundan başka bir şey doğurmayacağı gerçeğini kesinlikle anlarım"
[42]


[42] Abdulvehhâb en-Neccâr, Kasasü'l-Enbiyâ, s. 29. Burada güzel bir bahis vardır. Geniş bilgi için oraya bakabilirsiniz.
Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 259-260.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 25 Ara 2013, 01:30 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 03:00
Mesajlar: 4710
Resim
Hz. Adem (a.s)'ın Yaratılması Sırasında Geçtiği Merhaleler

1. Toprak Merhalesi:

Hz. Adem (a.s) ın yaratılışının esası ve gelişiminin ana maddesi topraktır. Şanı Yüce Allah, Hz. Adem (a.s)'ı yaratmak istediğinde meleklerden, çeşitli renklerdeki toprakları yeryüzü­nün üzerinden toplamalarını emretti. Bunun üzerine melekler Allah'ın emri üzerine istenilen toprakları yeryüzünden topladı­lar. Meleklerin yeryüzünden topladıkları bu topraklar, Hz. Adem (a.s)'ın yaratılışında esas tutulmuştur.

Yüce Allah'ın şu ayeti buna delâlet etmektedir:


"Sizi topraktan yaratması O'nun varlığının delillerinden-dir. (Sizi topraktan yaratmasının hemen akabinde) birer insan olarak yeryüzüne dağıldınız. " (Rûm: 30/20)

Sahîh bir hadisi şerifte ise Rasulullah (s..a.v) şöyle buyur­maktadır:

"Allah, Adem'i yeryüzünün her tarafından topladığı bir tu­tara topraktan yaratmıştır. Bu sebeple ademoğulları toplanan o topraklar ölçüsünde bir kısmı beyaz, bir kısmı kırmızı ve siyah, bir kısmı kötü, bir kısmı temiz ve hoş olarak dünyaya gelmiştir"[43]


2. Çamur Merhalesi:

Allah, meleklerin yeryüzünden getirdiği bu çeşitli renkteki toprakları bir araya getirip onları suyla karıştırmıştı. İşte Hz. Adem (a.s)'da böylece birbirine tutuşturulmuş yapışık çamur­dan oluşmuştur. Yüce Allah'ın şu ayeti buna işaret etmektedir:

"Biz onları (birbirine tutuşturulmuş özlü ve) yapışkan bir çamurdan yaratmışızdır."[44]

Hz. Adem (a.s) uzun bir müddet -yaklaşık olarak kırk sene-çamur şeklinde kalmıştır. Hz. Adem (a.s) bu şekilde dururken ona el vb. bir şey ile vurulduğunda ateşte pişene benzeyen bir ses onda oluşmuştu. İşte ateşte pişenden maksat, salsâl yani kuru çamur lafzıdır.

Yüce Allah bu konuyla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:


"Allah, insanı ateşte pişmiş gibi kuru bir çamurdan yarat­mıştır. Cinleri de, yalın bir alevden yaratmıştır."[45]


3. Yaratılış Merhalesi:

Yüce olan Allah isteği doğrultusunda bu çamur, işitebilen, görebilen, eksiksiz, tam ve normal bir insan halini almıştır. Bundan dolayı Allah, ona kendi ruhundan üflemiş olduğundan ötürü bu insan, en güzel bir şekilde ve en mükemmel bir biçim­de büyük bir ahlak ile cömert bir insan konumuna gelmiştir.

Bu merhale, Hz. Adem (a.s)'ın yaratılışındaki merhalelerin sonuncusudur. Yine bu merhale, Hz. Adem (a.s)'ın son şeklini almasından ötürü "Yaratılış merhalesi" diye de adlandırılmıştır. Hz. Adem (a.s)'ın yaratılış merhalesinde yani ruh üfürülmesinden uzun bir müddet önce -yaklaşık olarak kırk sene- bu mer­halede kaldığı bazı rivayetlerde geçmektedir. Berki de "Dehr" yani insan süresindeki ayeti kerime, Hz. Adem (a. s)'in bu mer­halede kaldığı müddete işaret etmektedir ki Yüce Allah'ın bu ayeti şu şekildedir:


"İnsan, yaratılıp bahse değer bir şey olana (yani ruh üfürülene) kadar, şüphesiz uzun bir müddet (yaklaşık fark sene) geçmiş midir?[46]

Ayeti kerimede geçen "insan" kelimesinden maksat, Hz. Adem (a.s)'dır.[47]



[43] Bu hadisi, Tîrmizi (2934)de; Ebu Davut (4693) de rivayet etmiştir. Tîrmizi bu hadis hakkında, "Hasen- Salâh" demiştir. B.k.z: İbnü'l-Esîr, Câmiü'l-Usûl, İV/ 31 (Hz. Adem (a.s)'ın toprak merhalesine işaret eden ayetler şunlardır: Kehf: 18/37; Hacc: 22/5; Fâtır: 35/11; Ğafir (Mü'min): 40/67 vb. ayetler) (ç).
[44] Saffât: 37/11 (Ayrıca bununla ilgili ayetler için b.k.z: En'âm:6/2, A'râf: 7/12; Mü'minûn: 23/12; Secde: 32/7; Sâd: 38/71, 76) (ç).
[45] Rahman: 55/14-15 (Ayrıca bununla ilgili ayetîer için B.k.z Hicr: 15/26, 28, 33; Secde: 32/8;.İnsan: 76/1-2; Târik: 86/6-7) (ç).
[46] Dehr (İnsan): 76/1.
[47] Alimler, Hz. Adem (a.s)'ın yaratılışıyla ilgili merhaleleri çeşitli şekillerde gruplandırmaya tabi tutmuşlardır. Yazarımız, bu gruplandırmalari üç mihaleye indirmiştir. Bu gruplandırmaların çeşitli olmasının nedeni, ayetlerde kullanılan ifadelerden kaynaklanmaktadır, (ç).
Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 261-263.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 28 Ara 2013, 21:13 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 03:00
Mesajlar: 4710
Resim

Hz. Adem (a.s)'ın Nesli:

Hz. Adem (a.s)'ın nesline ve onun dışındaki insanlardan geriye kalanlara gelince, Allah onları türeme ve evlenme yoluy­la yaratmıştır. İnsanoğullarının yaratılmasında Hz. Adem (a.s)'ın geçirdiği merhalelerden farklı merhaleler geçirmişler­dir. İnsanoğullarının yaratılmasında geçen merhaleler şunlardır:

1. Nutfe (damla) merhalesi

2. Alaka (kan pıhtısı) merhalesi

3. Mudga (et parçası) merhalesi

4. Ruh üfürülmesi merhalesi

Yüce Allah insanoğlunun geçirdiği bu merhaleleri şöyle an­latmaktadır:

"Ey insanlar! Öldükten sonra tekrar (Allah tarafından) diriltilmekten şüphede iseniz bilin ki, neden yaratıldığınızı size açıklamak için, biz sizi (ilk önce) topraktan (yani Hz. Adem'in yaratılışı) sonra nutfeden (yani insanoğlunda küçük bir damla­dan) sonra kan pıhtısından (yani kanın katılaşmasından) sonra da yapısı belli belirsiz bin çiğnem et parçasından yaratmışızdır."
[48]



[48] Hacc: 22/5 (Ayrıca b.k.z: Mü'rninûn: 23/13-14) (ç).
Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 263-264.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 07 Oca 2014, 00:10 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 03:00
Mesajlar: 4710
Resim

Meleklerin Hz. Adem (a.s)'a Secde Etmeleri:

Yüce Allah, Hz. Adem'e ruhun üflenmesinden sonra me­leklere, Hz. Adem'e secde etmelerini emretmiştir. Fakat melek­lerin Hz, Adem'e yaptıkları bu secde tahiyyât yani selam ve tekrim yani saygı secdesidir. İbadet için yapılan secde değildir. Çünkü Yüce Allah ibadet etmeye yöneltmeyi kendisinin dışın­da hiçbir kimse için böyle bir şeyi kesinlikte emretmez.

Bazı tefsirciîerin söylediği gibi bu secde, Hz. Adem (a.s)'ın bizzat şahsında şanı yüce olan Allah'a yapılmış bir secdedir. Yoksa Hz. Adem (a.s)'ın bizzat şahsına yapılmış bir secde de­ğildir. "Hz. Adem (a.s) sadece namaz kılan kimseye nisbetle kıble gibi olmuştur. Zira namaz kılan kimse, kıbleye doğru yö­nelerek namazını kılar. Önünde bulunan sütre vb. şeye değil. Onun secdeleri alemlerin Rabbi olan Allah'a dır." İşte bundan dolayı Hz. Adem (a.s)'a yapılan secde, ona nisbetle Allah'a ya­pılmıştır. Böylece Allah onu tertemiz olan meleklere kıble kıl­mıştır.

Yüce Allah'ın meleklere emrettiği bu ilahi iş, Hz, Adem (a.s)'ın yaratılışında yapılan bir töreni anımsatmaktadır. Melek­lerin Hz. Adem (a.s)'a yaptıkları bu secde de Allah'ın yeni ya­rattığı bu çeşit insana saygı ifadesidir. Böylece melekler, insa­noğlunun atası olan Hz. Adem (a.s)'a secde etmişlerdir. Bun­dan dolayı da Yüce Allah Hz. Adem (a.s)'a dört özelliği mah­sus kılmıştır, bu özellikler, Hz. Adem (a.s)'m diğer varlıklara olan üstünlüğünü ve şeref ile yüceliğine işaret etmektedir. Bu özellikler ise şunlardır:


1. Allah'ın Hz. Adem (a.s)'ı kendi eliyle yaratması

2. Kendi ruhundan ona üfürmesi

3. Meleklerin ona secde etmeleri

4. Bütün eşyanın isimlerinin ona öğretilmesi Yüce Allah bununla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

"Allah, Adem'e bütün isimleri Öğretti, daha sonra da eşya­yı meleklere gösterip "eğer sözünüzde doğru sözlü kimselerden iseniz bunların isimlerini bana söyleyin " dedi."[49]

Hz. Mûsâ ile Hz. Adem arasında geçen kıssa da bu yüce özellikleri ve vasıfları destekleyen hadisi şerifte Hz. Mûsâ, Hz. Adem'e şöyle der:

"Ey Ademi Sen, Allah'ın kendi eliyle yarattığı, ruhundan üflediği, meleklerin secde ettiği ve sana bütün eşyanın isimleri­ni öğrettiği Ebu'l-Beşersin (yani insanların atasısın) bizi ve kendini cennetten çıkarmana neden olan şey nedir?.. "[50]

Allah, meleklere Hz. Adem'e secde etmelerini emredince, iblis dışında bütün melekler Allah'ın bu emrine sarılarak toplu­ca secde etmişlerdir. İblis ise Hz. Adem (a.s)'a secde etmekten kaçınmış ve kibirlenenlerden olmuştur. İblisin kafir oluşunun sebebi ise, kendisinin Hz. Adem'den daha üstün ve ondan daha şerefli olduğu halde, "Faziletli olan, faziletli kılınmamışa nasıl secde eder?" şeklinde iddiada bulunmasından dolayıdır. Fakat habis ruhlu iblisin -Allah'ın bu emrine karşı- cevabı ise şu şe­kilde olmuştur:

"Beni ateşten onu çamurdan yarattın, ben ondan daha üs­tünüm" (Araf: 7/12)

Yine Yüce Allah, îblisin durumunu bir başka surede şöyle anlatmaktadır:

"Bütün melekler toplu halde Adem 'e secde etmişlerdi. İblis müstesna. Çünkü o büyüklük taslamış ve kafirlerden olmuştu."[51]


[49] Bakara: 2/31.
[50] Bu hadisin bu varyantı; Buharî, Tefsir, Kader, Tevlıid'de geçmektedir. Hadisin tamamı için b.k.z: İbn Hacer el-Askalani, FethıTl-Bâri ala Buharî. VIH/434.
[51] Sâd: 38/73-74.
Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 264-266.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 10 Oca 2014, 23:46 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 03:00
Mesajlar: 4710
Resim

İblis Meleklerden midir?

İblis ile ilgili ayeti kerimelerin dış görünüşü "istisna" edatı sebebiyle iblisin meleklerden olduğuna işaret etmektedir. Me­sela bununla ilgili olarak Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

"İblis müstesna (meleklerin hepsi Adem'e) secde ettiler" (Bakara: 2/34)

Bazı alimler -ayetin dış görünüşünü sözünde bulundura­cak bu görüşü ileri sürerek şöyle derler:

"Eğer iblis meleklerden olmasaydı, melekler gibi Hz. Adem'e secde etmekle mükellef tutulmazdı."

Bu görüşü savunan alemlerin dayandıkları delil, ayeti ke­rimede geçen istisna edatıdır.

Fakat alimlerden tahkikçi olanlara göre; iblis, meleklerden değildir. Onlar, bu konuda kısaca aşağıda gelen şu delilleri ileri sürmüşlerdir.


1. Delil: Eğer İblis meleklerden olsaydı, Allah'ın emrine isyan etmezdi. Çünkü melekler, Allah'ın emrine karşı isyan edemezler.

Nitekim Yüce Allah, Kur'ân-ı Kerîm'de bununla ilgili ola­rak şöyle buyurmaktadır:

"Melekler, Allah'ın kendilerine emrettiği emirlere isyan etmezler ve kendilerine emredilenleri yerine getirirler."[52]

2. Delil: Melekler, nurdan yaratılmışlardır. İblis ise ateşten yaratılmıştır.

a. İblis, Kur'an'ın açık ifadesiyle kendisi hakkında şöyle demektedir:

"Beni ateşten onu çamurdan yarattın (yani ateş, çamura göre üstün olduğundan dolayı) ben ondan daha üstünüm" (Sâd: 38/76)

Buna göre eğer iblis meleklerden olsaydı, "Beni nurdan, Adem'i de çamurdan yarattın" derdi.

b. Sahîh bir hadisi şerifte Rasulullah (sav) şöyle buyurmaktadır:

"Melekler nurdan, cinler dumansız alevden, Adem ise size vasfedilenden (yani topraktan) yaratılmıştır."[53]

3. Delil: Meleklerde erkeklik ve dişilik söz konusu değildir. Çünkü onlar için nesil ve soyda yoktur. Onlar sadece şanı yüce olan Allah'ın yarattığı eşsiz ve mükemmel mahlûklardır. Allah onların varlıklarını başlangıçta evlilik ve üreyip çoğalmanın dışında yaratmıştır.

Halbuki cinler ise insanlar gibi birbirleriyle evlenirler ve bu yol ile üreyip çoğalırlar. Aynı zamanda cinler için nesil ve soy­da söz konusudur. Bundan dolayı Yüce Allah, İblis hakkında şöyle buyurmaktadır:


"(Ey insanoğulları!) Siz beni bırakıp onu (yani iblisi) ve soyunu mu dost ediniyorsunuz?" (Kehf: 18/50)

4. Delil: İblisin cinlerden olduğunu ve yine onun fasıklık ve sapıklığından dolayı Adem'e secde etmekten kaçındığını göste­ren açık nass Kehf Sûresinde şöyle geçmektedir:

"Hani meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik. Bunun üzerine iblisten başka (meleklerin hepsi Adem'e) secde etmiş­lerdi. İblis ise "cinlerden" idi." (Adem'e secde etmediğinden dolayı) Rabbinin emrinin dışına çıkarak fasıklardan olmuştu.[54]

Bu açık ve sarih nasslar, cinlerin meleklerden olmadığına bir delil ve kanıt olarak yeter bile!! Fazlasına gerek yok!!

Fakat bazı tefsircilerin -birinci görüşü savunanlarının-te'viline göre; "Meleklerden, "cinler" diye adlandırılan bir top­luluk kastedilmektedir.

Tefsircilerin bu te'vili, gerçekten ve doğrudan uzaktır. Çünkü kendisine lanet olunmuş İblisin meleklerden değil de cinlerden ve şeytandan olduğuna dair görüş, kalbi ve nefsi mutmain etmekte ve üstelik vicdanı da rahatlatmaktadır. Zira bu görüşe göre; meleklerin birbirleriyle evlenmeleri ve üreyip çoğalmaları söz konusu değildir. İblis ise cinler ve insanlar gibi üreyip çoğalabilmektedir.

Yüce Allah'ın, İblisin nesli ve soyu olduğuna delâlet eden şu sözü de bu görüşü desteklemekte ve kuvvetlendirmektedir:


"(Ey insanoğulları!) Siz Beni bırakıp onu (yani iblisi) ve "soyunu" mu dost ediniyorsunuz? (Kehf: 18/50)

Buna göre eğer iblis meleklerden olsaydı, onun nesli ve so­yu olmazdı. Çünkü meleklerin birbirleriyle evlenmeleri ve bu­nun sonucunda nesilleri ve soyları yoktur. Bu da, İblisin melek­lerden olmadığını gösteren apaçık bir nasstır. Bu görüşün aksi ise gerçekten uzaktır:

Hasan el-Basrî (rh.a) bununla ilgili olarak şöyle der: "İblis, göz açıp kapayacak kadar bile meleklerden olmamıştır. O ancak cinlerdendi."

İbn Kesir, "el-Bidâye ve'n-Nıhâye" adlı kitabında bazı alimlerden alıntılar yaparak şöyle der:

"İblis cinlerdendi. Zira cinler yeryüzünde fesat çıkarınca Allah onlara meleklerden oluşmuş bir orduyu gönderdi. Melek­ler onlarla savaştılar ve onların bir kısmını Öldürdü, bir kısmını da denizlerdeki odalara sürdüler. Cinlerin bir kısmı da o zaman melekler tarafından esir alınmıştı. İblis ise bu savaş sırasında meleklere esir düşen kimselerdendi. Melekler onu yanlarına alıp göğe götürdüler. Bunun üzerine iblis orada kaldı. Allah, meleklere Adem'e secde etmelerini emrettiğinde iblis, Adem'e secde etmekten kaçınmıştı. Bunun üzerine de Allah, onu rah­metinden kovmuştu."
[55]

İşte bu anlatılanlarda da görüldüğü üzere, iblisin cinlerden olduğunu savunan kimseler için bir delil yoktur. Yüce Allah'ın "Hani meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik. Bunun üzeri-ne iblisten "başka " (meleklerin hepsi Adem 'e) secde etmişler­di. " (Kehf: 18/50) ayetinde de görüldüğü üzere, iblis, istisna (yani başka/ dışında) edatının delaletiyle de, melekler gibi Adem'e secde etmekle emrolmuştur. Ayette geçen "illâ" (yani başka veya dışında) edatı, istisnaî munkatı[56] manasındadır. Bundan dolayı iblis meleklerden olmadığından dolayı Hz. Adem'e secde edebilirde, etmeyebilirde. Çünkü iblisin Hz. Adem'e secde etmekle emr olunuşu, celâl ve izzet sahibi olan Rabbinden ona yöneltilerek yapılmış hususi bir emirdir. Buna, Yüce Allah'ın şu ayetiyle delil getirilmiştir. "(Allah) Sana (Adem'e secde etmeni) emrettiğim halde, seni (ona) secde etmek­ten alıkoyan şey nedir? dedi." (A'raf: 7/12) Bu ayeti kerimede, "İblisin meleklerden bağımsız olarak Hz. Adem'e secde etmek­le emr olunduğunu" göstermektedir. [57]



[52] Tahrim: 66/6.
[53] Bu hadisi, Müslim, Hz. Aişe (r. anha)dan merfu olarak "Zühd" (2996)' (fc rivayet etmiştir.
[54] Kehf: 18/50.
[55] Ibn Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nİhâye, 1/67.
[56] İstisnaî munkatı, "illâ" (yani başka, diğer hariç vb.) edatından sonra gelen kimse­nin, illâ edatından önce gelenlerden olmadığını gösterir. Buna göre iblisin meleklerden olmadığını görürüz. Bu da iblisin meleklerden değilde cinlerden olduğunu gösterir. (ç).
[57] Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 266-270.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 14 Oca 2014, 21:25 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 03:00
Mesajlar: 4710
Resim
Hz. Havva'nın Yaratılışı:

Yüce Allah Hz. Adem (a.s)'ı yarattıktan sonra onu cennete yerleştirmişti, Hz. Adem (a.s) beraberinde bir eş ve insan olmaksızın tek başına cennette gezip dolaşmaktaydı. Hz. Adem (a.s) böyle bir durumda bulunduğu sırada günlerden bir gün uykuya dalmıştı. Bir müddet sonra uyandığında baş ucunda "Havva" diye adlandırılan -Allah'ın kendisi için cennette yal­nızlığını giderecek ve onunla birlikte cennette gezip dolaşacak bir kadın buldu. Hz. Havva'ya bu ismin verilmesinin sebebi; canlı (yani Hayy)[58] bir şeyden yaratıldığı için bu isimle adlan­dırılmıştır.

İbn Abbas (ra)'dan rivayet edildiğine göre, Yüce Allah Hz. Havva'yı Hz. Adem'in uyuduğu bir sırada ona bir acı hissettirmeden sol eğe kemiklerinden birisini alıp
[59] onunla yaratmıştır. Buna Yüce Allah'ın "Sizi bir tek "nefis" (yani kişiden yaratan ve gönlünün huzura kavuşacağı "eşini"de ondan var eden Allah'tır. " (A'raf: 7/189) ayeti delil olmaktadır.

Bilesin ki Yüce Allah, Hz. Havva'yı bağımsız olarak tek başına mı? Yoksa Hz. Adem (a.s)ın sol eğe kemiği vasıtasıyla mı yaratmıştır?[60]

Ayeti kerimelerin dış görünüşünün gösterdiğine göre; Hz. Adem ile Hz. Havva'nın (salât ve selâm ikisinin üzerine olsun) yaşadıkları cennet, semâda bulunan "Huld cenneti"dir.[61] Bu görüş, ehl-i sünnet alimlerinin cumhurun görüşüdür. Mutezile ve Kaderiyye ise, "bu cennetin semada bulunan "Huld cenneti" değil de yeryüzünde bulunan ve "Aden ülkesi" denilen yerin cennet olduğu" görüşünü ileri sürmüşlerdir.[62] Onların bu konu­daki şüpheleri şu şekildedir: "Eğer ayeti kerimelerde geçen cennet, semada bulunan "Huld cenneti" olsaydı, iblis bu cennete giremezdi. Çünkü Hz. Adem (a.s)'ın Allah'ın emrine karşı işlenmiş olduğu masiyet, ayette bahsedilen cennette meydana gelmemiştir. Çünkü ayette geçen cennet "Kudüs cenneti"dir. [63]


[58] "Havva" kelimesi, Arap dili kurallarına göre Hayy (yani canlı) kelimesinden türemiştir. Buna göre Hz. Havva'ya, Havva denilmesinin sebebi; bir canlıdan meydana gelmesinden dolayıdır. Bu canlı da, hiç kuşkusuz Hz. Adem (a.s)'dır. Bununla ilgili açıklama birazdan yapılacaktır.(ç).
[59] Rivayete göre; Hz. Adem (a.s)'ın sol eğe kemiklerinden birisinin dinip, onunla Hz. Havva'nın yaratılrmasıyla boşalan yere Allah tamundan et lehimlenmiştir. (ç)
[60] Yüce Allah'ın: "Ey insanlar! Sizi bir tek "nefis" (yani kişi) den yaratan ve ondan da onun "eşini" var eden ve o ikisinden de bir çok erkekler ve kadınlar türetip yayan Rabbinizden sakının" (Nisa: 4/1) ve "Sizi bir tek "nefis" (yani kişi)den yaratan ve gönlünün huzura kavuşacağı "eşini"de ondan var eden Allah'tır" (A'râf: 7/189) ayetleri ve Rasulullah (s.a.v)'in:
"Kadın kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Kaburganın en eğri (yani sol eğe kemiği) yende üst kısımdır. Onu,doğrultmaya kalkarsan kırarsın! Hali üzere bırakır­san, eğrilikte devam eder. Kadınlar hakkında âze hayırlı olmanızı tavsiye ederim." (Buharı Enbiyâ 1; Müslim, Rada 61-62) bu sözüde Hz. Havva'nın, Hz. Adem (a.s)'dan yaratıldığını gösterir. Hadiste her ne kadar açık bir şekilde yaratılma olayı anlatılmasa da ayetler ve yazarın rivayet ettiği bunu apaçık bir şekilde desteklemek­tedir. Zaten Havva'ya "Havva" denilmesinin sebebi, bir hayy yani canlıdan yaratıl­dığından dolayı bu isim ona verilmiştir.(ç).
[61] Huld cenneti, müminlerin öteki alemde yerleşip içinde ebedi kalacakları cenıetin ismidir, (ç).
[62] Ibu Kesîr (rh.a); bu görüşün, ehl-i kitaptan alındığını ve mevcut Tevrat'ta da bu­nun geçtiğini belirtir. Ayrıca Kurtubî'de, tefsirinde (1/302), bu bilgiyi aktarır, (ç).
[63] Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 270-272.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 17 Oca 2014, 22:41 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 03:00
Mesajlar: 4710
Resim

Ayetlerde Geçen Cennetin "Huld Cenneti" Olduğuna Dair Cumhurun Delilleri:

Alimlerin cumhuru, ayetlerde geçen cennetin Hz. Adem ve Hz. Havva'nın yaşadığı "Huld Cenneti" olduğuna dair deliller getirmişlerdir. Bu delillerin en önemlileri şunlardır:

1. Delil: Cenab-ı Allah'ın bu cenneti bildirmiş olması. Yü­ce Allah bununla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

"Ey Adem! Sen ve eşin "cennet"te iskan edin..."[64]

Ayette geçen "el-cennet" kelimesinin başında bulunan harfi tarif yani elif-lam, zihinde daha önceden bilinen şey için kulla­nılır. Zihinde bilinen bu şey ise 'Huld Cenneti'dir.

2. Delil: Yüce Allah (Bakara: 2/36)da Hz. Adem'e işlemiş olduğu masiyetten dolayı bir ceza olarak yeryüzüne inmesini emretmiş olması.

Bu da, cennetin semada bulunduğunu gösterir. Çünkü iniş, yüceliği ve yüksekliği gösterir-. Buna göre Hz. Adem (a.s), se­mada bulunan "Huld Cenneti"nden yeryüzüne indirilmiştir.

Zira Yüce Allah şu ayeti kerimede bunu anlatmaktadır.


"Onlara, "Birbirinize düşman olarak "inin" ve yeryüzünde bir müddet için yerleşip geçineceksiniz"demiştik." [65]

3. Delil: Yüce Allah'ın "cenneti" en güzel vasıflarla vasfetmiş olması. Bu da, onun "Huld Cenneti" olduğunu göste­rir. Yüce Allah bunu şöyle anlatmaktadır:

"(Ey Adem!) Doğrusu cennette ne acıkırsın ve ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ve ne de güneşin sıcağında kalırsın.[66]

4. Delil: "Şefaat Hadisi"nde de geçtiği üzere mahşer günü insanlar Hz.Adem'e gelip; "Ey atamız! Cennetin kapısını bizim için açılmasını (Allah'tan) iste" derler. Hz. Adem'de; "Zaten atanız (Adem)in (yasak ağacın meyvesini yeme) hatası sebe­binden başka, sizi cennetten çıkaran bir şey mi var sanki!"[67]

Kurtubî, tefsirinde "Ehl-i sünnet alimlerinin, Hz. Adem (a.s)'ın indirdiği cennetin "Huld Cenneti" olduğunda icma ettik­lerini'* muhtasar bir şekilde nakletmiştir.[68]



[64] Bakara: 2/35.
[65] Bakara: 2/36 (Ayrıca bununla igili ayetler için b.k.z: Arâf: 7/13, 18; Sâd: 38/77)(ç).
[66] Tâhâ:2O/118-119.
[67] İbn Hacer el-Askalânî, Fethü'I-Bârî alâ şerhî'l-Buharî, VI/371. (Müslim "Sahîh"inde Ebu Hureyre'den şöyle rivayet etmiştir: "İçinde güneşin doğdığu en hayırlı gün Cuma günüdür; o günde Adem yaratıldı, o günde cennete kondu, o günde de "cennetten" çıkarıldı ve o günde kıyamet kopacaktır) (ç).
[68] Kurtubî, Câmiu li Ahkamı'l-Kur'an. 1/303 (ç).
Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 272-273.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 27 Oca 2014, 01:23 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 03:00
Mesajlar: 4710
Resim

İblisin Hz. Adem (a.s)'i Aldatması:

Hz. Adem ve Hz. Havva cennette iskan ettikten sonra şanı yüce olan Allah cennette bulunan bütün ağaçları ve meyveleri ikisine mubah kıldı. Fakat ikisini imtihan etmek için sadece cennet ağaçlarından bir ağaçtan yemelerini yasakladı. Kur'ân-ı Kerîm, Hz. Adem ve Hz. Havva'ya yasak edilen ağacın hangisi olduğunu zikretmemiştir veya onun ismini de zikretmemiştir. Yüce Allah'ın haber vermediği bu konuda delilsiz ve kanıtsız olarak sözlere dalmaya gerek yoktur.[69]

Hafız İbn Kesîr bununla ilgili olarak şöyle der:

"Yüce Allah ayette sözü edilen ağacın adını ve vasıflarını zikretmeyip belirsiz bırakmıştır. Eğer bu ağacın adını ve vasıf­larını belirtmekte fayda olsaydı, -Kur'an'da belirsiz bırakılan diğer yerlerde olduğu gibi- Allah bunu bize belirtir ve gerekli açıklamayı yapardı."
[70]

Yüce Allah, Hz. Adem ve Havva'ya lanetli iblisin hilesine karşı sakınıp uyanık olması için uyarıda bulunmuştu. Fakat on­lar, Allah'ın -kendilerine yapmış olduğu- bu tavsiyeyi unut­muşlar ve iblisin "eğer size yasak edilen bu ağaçtan yerseniz, cennette ebedi olarak kalırsınız" şeklindeki sözüyle ikisi de ib­lisin bu hilesiyle aldatılmış oldular. Özellikle de iblis, ikisine açık ve bariz yeminle yemin ettikten sonra ikisi de, kendilerine yasak edilen bu ağaçtan yediler. Buna göre ikisi de cennette ebediyen kalacaklardı. Yüce Allah bunu şöyle anlatmaktadır:


"Şeytan, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için onlara fısıldayıp, "Rabbinizin sizi bu ağaçtan menetmesi melek olma­nız veya burada ebedi kalmanızı önlemek içindir. Doğrusu ben, size öğüt verenlerdenim" diye ikisine de yemin etti.[71]

Hz. Adem ve Hz. Havva kendilerine -Allah tarafından- ya­sak edilen ağaçtan yiyince, elbiseleri yani avret yerleri açıldı ve daha sonra Allah'ın emrine muhalefet ettiklerinden dolayı da cennetten çıkarılıp yeryüzüne indirildiler.

Bazı tefsirciler bu konuda şöyle derler: "Hz. Adem, Al­lah'ın, kendisine yasakladığı ağaçtan yemeyi te'vil ederek ve şeytanın yeminine inanarak yemişti. Çünkü Yüce Allah ona, adını ve vasıflarını belirsiz bıraktığı ağacın bizzat kendisinden yemeyi yasaklamıştı. O halde Hz. Adem (a.s) kendisine yasak­lanan ağacın dışında bu ağacın cinsine benzeyen başka bir ağaçtan yemiştir, (yani yasaklanan ağaçtan değil) Sahüı olan ise Hz. Adem (a.s)'ın ilahi azabı unutarak yasaklanan ağaçtan yemesidir. Çünkü Yüce Allah'ın,
"Andolsun ki Biz, daha önce Adem 'e ahid (yani ona yasaklanan ağaçtan yememesi için emir) vermiştik Fakat o (kendisine yapılan yasaklamayı) unuttu ve Biz onda (Allah'ın emrine aykırı hareket etme konusunda da) bir kasıt (ve yönelme) bulmadık" ayeti de buna delâlet et­mektedir. " (Tâhâ: 20/115)[72]



[69] İbn Cerîr et-Taberî der ki: "Hz: Adem ve onun zevcesi, cennet ağaçları arasında belirli bir ağacın meyvesini yemekten nehyolunrmışlardı. Onlarda bu meyveden yemiş­lerdir. Bunun hangi ağaç olduğuna dair bir bilgimiz yoktur. Çünkü Allah bu konuda ne Kur'ân-ı Kerîm'de bir delil koymuştur, ne de Sahîh sünnette vardır. Onun buğday olduğu, üzüm ağacı olduğu, incir ağacı olduğu da söylenmiştir. Bunlardın herhangi birisi olabilir. Ancak bilindiği takdirde bilene faydası olmayacağı gibi bilinmediği takdirde de zararı olmaz." (el-Esas fTt-Tefsir: 1/130) (ç).
[70] İbn Kesîr, el-Bİdâye ve'n-Nihâye, 1/69.
[71] Araf: 7/20-21.
[72] Kurtubî, el-CâmiuliAhkami'1-Kur'an, XI/251.
Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 273-275.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 07 Şub 2014, 09:01 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 03:00
Mesajlar: 4710
Resim

Hz. Adem (as)'ın Oğulları Habıl İle Kabil'in Kıssası

Tarihçilerin ve ilim ehli kimselerin naklettiklerine göre, Hz. Adem (a.s), Hz. Havva'dan her batın doğumda biri erkek, diğe­ri kız olmak üzere yirmi batın (yani kırk) çocuk elde etmişti, Hz. Adem (a.s) her batında doğan erkeği ve kızı birbiriyle evlendirmiyordu. Bundan dolayı Hâbîl'in, Kabil'in kız karde­şiyle evlenmesi gerekiyordu. Fakat Kabil'in kız kardeşi Hâbil'in kız kardeşinden daha güzel ve daha çekici olduğundan dolayı Kabil, kız kardeşini kardeşi Hâbil'e vermeyi uygun bul­madı. Hz. Adem (a.s) ise Kabil'e, Hâbil'in kız kardeşiyle ev­lenmesini emretmişti. Kabil ise Hâbil'in kız kardeşiyle evlen­mekten kaçındı ve kendi kız kardeşiyle evlenmeyi istedi. Buna karşılık kız kardeşini Hâbil'e vermeyip ona:

"-Onunla evlenmeye, ben, senden daha layığım ve müstahakım" dedi.

Durum bu şekilde uzayıp gidince, Hz. Adem (a.s) ikisine, "Allah'a birer kurban takdim etmelerini emretti. Kimin kurbanı kabul edilirse, kabul edilmeyen diğerinin kız kardeşini alacaktı ve onlara:


- "Hanginiz onunla evlenmeye layıksa, Allah gökten bir ateş indirecek ve onun kurbanını yok edecek" dedi.

Hâbil, semiz genç bir koyunu kurbanlık için ayırdı. Zira Hâbil, koyun sahibi bir kimseydi. Bundan dolayı Hâbil, kurban­lık için yanında bulunan koyunların en güzelini seçmişti.

Kabil ise çiftçi birisiydi. Aynca ekin sahibi bir kimseydi de. Kurban için yanında bulunan koyunların en kötüsünü seç­mişti.

Hâbil ve Kabil kurbanlarını emredilen yere koydular. Bu­nun üzerine gökten bir ateş inip Hâbil'in kurbanını yaktı. Buna göre Hâbil'in kurbanı kabul olunmuştu. Kabil'in kurbanı ise kabul olunmamıştı.

Kabil, kurbanının Allah tarafından kabul edilmeyişine kız­dı. Bunun üzerine kalbindeki kıskançlığı ve azgınlığı daha da kabardı ve Hâbil'in yanına varıp:


- "Ben seni mutlaka öldüreceğim, ta ki kız kardeşimle evleninceye kadar" dedi. Bunun üzerine Hâbil ise:

-"Doğrusu Allah, takva sahibi kimselerin kurbanını kabul eder." şeklinde karşılık verdi.

Kıssanın sonunda ise Kabil, kardeşi Hâbil'i öldürmeyi iste­di ve onu öldürdü. Hâbil'i öldürmesi itibariyle hüsrana uğrayan kimselerden oldu. Yüce Allah bu kıssayı Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle anlatmaktadır:


"Onlara (yani kitap ehline) Adem 'in iki oğlunun kıssasını doğru olarak anlat (ki hasedin ve çekemezliğin neler getirdiğini öğrensinler) Hani ikisi (Allah'a) birer kurban takdim etmişlerdi de; birinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul olunmayan) O (yani Kabil); "Andolsun (senin kurbanın kabul olunduğundan dolayı) seni öldüreceğim" de­mişti. (Kardeşi Hâbil'de ona): "Allah, ancak takva sahibi kim­selerin (kurbanını) kabul eder. Eğer beni öldürmek için elini bana uzatacak olursan, ben, seni öldürmek için elimi sana uzatmayacağım. Şüphesiz ki ben, alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım. Dilerim ki sen, benim günahımı da kendi günahını da yüklenip cehennemliklerden olasın. Zalimlerin cezası da işte budur" demişti. Bunun üzerine (Kabil) kardeşini öldürmekte nefsine uydu ve onu öldürdü de, hüsrana uğrayanlardan oldu. Sonra Allah kardeşinin ölüsünü nasıl gömeceğini göstermek için ona, yeri kazan bir karga gönderdi, (bunu görünce) "yazık olsun bana bu karga gibi olmaktan aciz kaldım ve kardeşimin ölüsünü örtmedim" demişti. Artık pişmanlık duyanlardan oldu.[73]

Hadisi şerifte de geçtiği üzere, Rasulullah (sav) bu konu ile ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:


"Bir kimse zulüm yoluyla öldürüldüğünde öldürülenin ka­nının günahından, Adem'in oğlu (Kabil'de kardeşi Habil'i öl­dürdüğünden dolayı) gerekli payını alır. Çünkü o, öldürme sün­netini (yani olayını) başlatan kimselerin ilkidir."[74]




[73] Mâide: 5/27-31. Geniş bilgi için b.k.z: İbn Cerîr Taberî, Tarihü'I-Taberî, 1/162; İbn Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye, 1/86).
[74] Bu hadisi, Buharı, Enbiyâ (6/364) de; İbn Hacer el-Askalanî, Fethü'l-Bâri'de; Müslim Kasâme (3/1304)de; Ahmed b. Hanbeİ. Müsned, 1/383 rivayet etmiştir, (Ay-nca b.k.z: Suyuti, Camiu's-Sağir, H. No 4670)(ç)
İbn Kesîr, bu hadisle ilgili olarak şöyle der:
"Ne var ki kıyamet gününde bazı şahıslarla şöyle bir duruma rastlanılabilecektir: Öldürülen, öldürenden hak talebinde bulunacaktır. Öldürenin dünyada iken işlediği iyi ameller, öldürülenin bu talebini karşılayamayacak, böyle olunca da öldürülenin günahları, öldürenin boynuna yüklenecektir. Öldürme dışındaki haksızlıklarla ilgili böyle bir Sahili hadis mevcuttur. Adam öldürmekse. Haksızlıkların en büyüğüdür: (İbn Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye, 1/87) (ç).
Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 276-278.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 10 Şub 2014, 13:31 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 03:00
Mesajlar: 4710
Resim

Hz. Adem (a.s)'in Yeryüzünde İstihlâf [75]Edilmesinin Hikmeti:

Hz. Adem (a.s)'ın yeryüzündeki istihdafında yüce hikmetler vardır. Çünkü bunlara, Hz. Adem (a.s)'ın yaratılış kıssasında geçen ayetlerde işaret edilmişti... Bu hikmetler Hz. Adem'in kendisi ile nesli arasında bir bağlantının devam etmesi için yer­yüzünün imar edilişindeki Yüce Allah'ın geniş ilmine ve ezeli hikmetine işaret etmektedir. Bundan dolayı eğer Yüce Allah mahlukatı yaratmamış olsaydı, yeryüzü imar edilmemiş, orada milletler ve ümmetler ile yaratıklar ve nesiller olmazdı. îşte bu hikmetler, meleklerin ilminden uzak olmuştu. Bundan dolayı da Yüce Allah onlara bu varlığı yaratmasındaki hikmeti ve garip bir duruma sahip bu yeni mahluku istihlâf etmesindeki sırları onlara muttali kılmasının sebebini açıklamadıkça, onlar Yüce Allah'ın bu önemli hikmetini anlayamadılar. Yüce Allah bu hikmeti Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle anlatmaktadır:

"Hani Rabbin meleklere: "Ben, yeryüzünde bir halife yaratacağım" demişti. Bunun üzerine (melekler): "Biz seni hamd ile teşbih ve takdis edip dururken yeryüzünde bozgunculuk çıkaracak ve kanlar dökecek birisini mi yaratacaksın?" demişlerdi. Bunun üzerine (Allah'da): "Ben, sizin bilmediklerinizi bilen birisiyim" dedi."[76]

Üstad Abdülvehhâb en-Neccâr, "Kasasü'l-Enbiyâ" adlı kitabında bu konuyla ilgili olarak şöyle der:

"Yüce Allah Hz. Adem (a.s)'ı yeryüzüne istihlâf etmekte hiçbir kimseden gizlemiştir. Yalnız bu istihlâfın meleklerden gizli tutulması, ilahî hikmetin tek başına bir manayı kapsama­dığını göstermek içindir... Eğer Yüce Allah -Adem'in yerine-meleklerin yeryüzünde istihlâf etmiş olsaydı, bu kainatın yaratılışındaki sırlar bilinmezdi ve oradaki çoğu ilimler ile seçkin kimseler bulunmazdı. Çünkü melekler -yaratılış itibariyle- yer­yüzünde bulunan bir şeye ihtiyaçları yoktur. Zira onların vasıf­ları ve özellikleri, insanların vasıflarına ters düşen ve farklı olan-vasıf üzeredirler. Bundan dolayı gemiler yapılmaz, ekin ekimez-biçilmez, eşyanın özellikleri, kimyevi terkipler, tabiî faydalar, psikoloji ve insanın yıllarını harcayarak sonuna ula­şamadığı birçok bilimler anlaşılmazdı. Buna göre şanı yüce olan Allah, bunun gibi şeylerden münezzehtir."
[77]


[75] İstihlâf lügatte, tayin etme, vekil bırakma, aday göstermelerine geçirme vb. ma­nalara gelir. Yüce Allah'ın Hz. Adem'i istihlâf etmesi demek; oıu ve onun soyun­dan gelenleri, yeryüzünde kendi adına vekil bırakması yani halife kılması demektir. (Ç).
[76] Bakara: 2/30.
[77] Abdülvehhâb en-Neccâr, Kasasü'l-Enbiyâ, s. 6.
Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 278-279.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 13 Şub 2014, 17:40 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 03:00
Mesajlar: 4710
Resim

Hz. Adem (a.s) Nebi midir?

Kati bir şekilde Hz. Adem (a.s) nebilerdendir. Bu görüş, alimlerin cumhurunun görüşü olup bu konuda hiçbir ihtilaf yok­tur. İhtilaf sadece Hz. Adem (a.s)ın resul mü? Yoksa resul değil midir? Ve elçi olarak bir kavme gönderilmiş midir? hakkındadır....

Hz. Adem (a.s)'ın nübüvvetine dair delillere gelince bunlar, , Kur'ân-ı Kerîm'de ve sünnette geçmektedir... Fakat bu deliller, Kur'ân-ı Kerîm'de açık ve bariz bir şekilde değildir. Bundan dolayı nübüvvet yani peygamberlik lafzı, Hz. Adem (a.s)'ın dışında Hz. İbrâhîm, Hz. İsmâîl, Hz. Mûsâ, Hz. İsa ve daha bir­çok peygamberlerin de olduğu gibi Hz. Adem (a.s) için pey­gamberlik lafzı açık bir işaretle kullanılmamıştır.

Fakat Yüce Allah ona vasıtasız olarak direkt hitap ettiğini Kur'an'da belirtmiş ve bu hitapta ona bir yol açarak; bir resul olarak gönderilmeksizin ona bazı şeyleri yapmasını emretmiş, bazı şeyleri yasaklamış, birtakım şeyleri helal kılmış ve birta­kım şeyleri haram kılmıştır. İşte bu -daha önce anlattığımız gi­bi- nebiliğin manasıdır.

Hz. Adem (a.s)'ın risâletine yani resul olduğuna gelince ise bunda ihtilaf vardır. Bazı alimlerin görüşüne göre; Hz. Adem (a.s), resuldür ve kendi nesline Peygamber olarak gönderilmiş­tir. Bazı alimlerin görüşüne göre ise Hz. Adem (a.s), resul ol­mayıp sadece nebidir. Buna da, Müslim'in Sahîh'inde geçen şu şefaat hadisini delil olarak getirmişlerdir:
"İnsanlar, Nuh'a gi­derek ona: "Sen, Allah'ın yeryüzü halkına gönderdiği 'resulle­rin ilkisin' derler."[78] Buna göre eğer Hz. Adem (a.s) resul ol­saydı bu sözü kullanmazlardı, derler.

Fakat Hz. Adem (a.s)'ın risaletini yani resul olduğunu sa­vunanlar ise bu sözü, tufandan sonraki resullerin ilkinin Hz. Nûh (a.s) olduğu şeklinde te'vil etmişlerdir. Doğrusu bu işin hakikatini Allah bilir.

Tercih edilen görüş ise alimlerin cumhurunun, Hz. Adem (a.s)'ın nebilerden olduğu görüşüdür.

Hz. Adem (a.s)'in peygamberliği ile ilgili Kur'an'daki delillere gelince ise onlar şunlardır:


1. Delil: Yüce Allah'ın şu sözüdür:

"Allah, 'Adem'i, Nuh'u, İbrâhîm ailesini (n soyundan ge­lenleri) ve İmrân ailesini (n soyundan gelenleri) alemlerin üze­rine seçmiştir."[79]

Ayeti kerimenin dış görünüşü ve risalet ile olduğu kaste­dilmektedir.

2. Delil: Yüce Allah'ın şu sözüdür:

"Onlara "inin oradan hepiniz, tarafımdan size bir yol gös­terici mutlaka gelecektir. Bundan dolayı Benim yoluma uyanlar için artık korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir" dedik."[80]

Bu ayeti kerimede ise Yüce Allah'ın bir yol göstericiyi göndereceğine dair sözü ve risâlete işaret vardır.

3. Delil: Yüce Allah'ın şu sözüdür:

"Daha sonra Rabbi onu (yani Adem 'i peygamberliğe) seçip (işlemiş olduğu günahtan dolayı onun) tövbesini kabul etti ve onu hidâyete eriştirdi. "[81]

Ayetin dış görünüşüne göre; Yüce Allah'ın onu seçmesi ve onun tövbesini kabul etmesi, ancak Allah'ın Hz. Adem (a.s)'ı nübüvvete ve risâlete seçtiğine delâlet etmektedir.

Nebevi sünnette geçen delillere gelince bunlar, Hz. Adem (a.s)'ın peygamberliğine açık bir şekilde delâlet etmektedir. İşte bu deliller, şu hadislerde geçmektedir:


1. Ebu Saîd el-Hudri'den rivayet edildiğine göre, Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmaktadır:

"Kıyamet gününde Ademoğullarmm efendisi (övünmeksizin) benim orada hamd sancağı (övünmeksizin) benim elimde­dir ve o gün "Adem ve diğer (Peygamberlerde" dahil olmak üzere benim sancağımın altında olmayan hiçbir Peygamber yoktur."[82]

2. Ebu Zerr el-Gifari (r.a)'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir:

"Ey Allah'ın Resulü! Nebilerin ilki hangisidir? diye sor­dum. O da:

- "Adem'dir" buyurdu. Ben:

- "Ey Allah'ın resulü! O nebi midir?" diye tekrar sordum. O da:

- "Evet! O Allah ile konuşan bir nebidir" buyurdu. Ben:

- "Ey Allah'ın resulü! Resullerin sayısı ne kadardır?"diye sondum o da:

- "Üç yüz on kişilik bir grup" buyurdu."
Bu hadisi, Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir.[83]

İşte bu delillerle, Müslüman alimlerin Hz. Adem (a.s)'ın nübüvvetinde ittifak ettiklerini görmekteyiz. Zaten bunda hiçbir ihtilaf yoktur. Doğruyu en iyi bilen Yüce Allah'tır. [84]



[78] Buharî, Enbiyâ 3, 8 Tefsir-i Beni İsrail 5; Müslim, İman 327 (194); Tirmizî. Kı­yameti 1 (2436).
[79] Ai-i İmrân: 3/33.
[80] Bakara: 2/38.
[81] Tâhâ: 20/122.
[82] Bu hadisi Tirmizî, Menâbb (36İ8)de rivayet etmiştir. Tirmizî, bu hadisin, "Hasen Hadis" olduğunu söylemiştir.
[83] Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/178 (Ayrıca bu hadis, îbn Hibban'm Sahîh adlı kitabında, Ebu Zerr el-Gıfari'den rivayet edilmiştir.).
[84] Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 280-283.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 20 Şub 2014, 00:20 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 03:00
Mesajlar: 4710
Resim

Hz. Adem (a.s)'ın Peygamberliği Etrafında Dolaşan Şüpheler

Bazen birisi çıkıp da, "Hz. Adem peygamberlerden olduğu halde Allah'ın emrine nasıl isyan etmiştir? Halbuki peygamber­ler günahları işlemekten korunmuşlardır" şeklinde bir söz söy­leyebilir.

Buna cevap ise şu şekildedir. Bu konu daha önce "Pey­gamberlerin Masumiyeti" bölümünde genişçe geçmişti. Biz ise bunu şimdi kısaca şöyle özetleyebiliriz:


1. İşte bu yani Hz. Adem (a.s)'ın Allah'ın emrine isyan et­mesi, Hz. Adem (a.s)'dan unutarak meydana gelmiştir. Kasten ve bilerek meydana gelmemiştir.

Buna delil ise Yüce Allah'ın şu sözüdür:

"Andolsun ki Biz, daha Önce Adem'e ahid (yani ona yasak­lanan ağaçtan yememesi için emir) vermiştik. Fakat o (kendisi­ne yapılan yasaklamayı) unuttu ve biz onda (Allah 'in emrine aykırı hareket etme konusunda da) bir kasıt (ve yönelme) bul­madık."[85]

İşte bu, Kurtubî'nin de tercih ettiği görüştür.[86]

2. Hz. Adem (a.s), yasaklanan ağaçtan yeme hususunda te'vil etmişti. Çünkü Hz. Adem (a.s), Yüce Allah'ın "ikinizde bu ağaca yaklaşmayın" (Bakara: 2/35) ayetinde geçen ağaçtan maksadın, bizzat bu ağaç olduğunu zannetmişti. Bundan dolayı da yasaklanan ağacın dışında bu ağacın cinsine benzeyen başka bir ağaçtan yemişti. Bundan dolayı Allah'ın emrine aykırı mu­halefet meydana gelmiştir.

3. Hz. Adem (a.s)'ın yasaklanan ağaçtan yemesi peygam­berliğinden önce idi. Bundan dolayı da Hz. Adem (a.s), yasak­lanan ağaçtan yediği sırada daha henüz Peygamber değildi.

Buna delil ise Yüce Allah'ın şu sözüdür:


"Daha sonra Rabbi onu (yani Adem 'i peygamberliğe) seçip tövbesini kabul etti ve onu hidâyete eriştirdi."[87]



[85] Tâhâ:20/115.
[86] Kurtubî, Camiu li Ahkâmi'l-Kur'an, 11/251.
[87] Tâhâ: 20/122.
Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 284-285.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 08 Mar 2014, 20:31 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 03:00
Mesajlar: 4710
Resim

Melekler ile Cinler Arasındaki Fark Nedir?

Tevhidi düşünceye sahip alimler, melekleri şöyle tanıtıyor­lardı:

1. Melekler: Nurani latif istedikleri herhangi bir şekle bü­rünmeye ve girmeye güçleri yeter, erkeklik ile dişilikle vasıflanamayan ve ibadet etmek ile itaat üzere yaratılmış varlıklardır.

Yüce Allah meleklerin vasıflarını şöyle anlatmaktadır:


"Melekler Allah'ın kendilerine emrettiğine isyan etmezler ve kendilerine emredilenleri yerine getirirler."[88]

Melekler, üreme yoluyla çoğalamazlar, birbirleriyle evlenemezler olağanüstü güçlere sahiptirler ve onlara herhangi bir suret ile hükmedilmez.

Cinlere gelince ise onlar; süflî (saf ateşin karışımından oluşmuş) dumansız alevden yaratılmış istedikleri herhangi bir şekle girmeye güçleri yeten, birbirleriyle üreyip, çoğalabilen birbirleriyle evlenip çoğalmaları şeklinde nesilleri olan ve er­keklik ile dişilikleri var olan varlıklardır. Onlar insanlar gibi Allah'a ibadet etmekle ve itaat etmekle mükelleftir. Onların arasınde müminler ve kafirlerde vardır ve belli bir surettedirler.

Melekler ile cinlerin yaratılışı arasındaki açık fark ve görüş değişiklikler; yaratılışlarının temelindeki yücelik sebebiyle olduğu bu tariflerden anlaşılmaktadır.


2. Buna göre melekler nurdan yaratılmışlardır. Cinler ise dumansız alevden yaratılmışlardır, Hz. Peygamber(sav)'in şu sözü de bunu göstermektedir:

"Melekler nurdan, cinler dumansız alevden ve Adem ise si-vasfedilenden (yani topraktan) yaratılmıştır."[89]

Yüce Allah ise cinlerin neden yaratıldığını şöyle anlatmaktadır:

"Cinleri de daha önce (yani insanın yaratılışından önce) dumansız alevden yaratmışızdır."[90]

3. Yüce Allah, melekleri bir başlangıcı olan yeni bir varlık dinde yaratmıştır, üreyip çoğalmaları olmadığından dolayı erkeklik ve dişilikleri yoktur.

Ama cinlere gelince, insanlar arasında olduğu gibi dişilik, teklik, ve birbirleriyle evlenme gibi durumları vardır.


4. Melekler, eşya ve canlı cisimlerin şekline girmeye güçlerı yeter. Bu konuda Kur'ân-ı Kerîm'den ve sünnetten çok sayıda sslar sabit olmuştur. Mesela; Yüce Allah Hz. Cebrail (a.s)'a dair şöyle buyurmaktadır:

a. "Bunun üzerine ona (yani Meryem'e) ruhumuzu (yani cebrâil'i) gönderdik. Fakat (Cebrail) tam bir insan şekline girip ona görünmüştü"[91]

b. Yine Yüce Allah, Hz. İbrahim (a.s)'ın misafirlerinden şöyle haber vermektedir: "(Ey Muhammed) İbrâhîm 'e ikram edilmiş misafirlerinin haberi sana gelmedi mi? Onlar, İbrahîm'in yanına girip: "Selam olsun sana" demişlerdi, İbra­him 'de: "Selam size " demişti. İçinden de, onların "tanınmamış bir topluluk" olduğunu geçirmişti."[92]

Melekler, Hz. İbrâhîm (a.s)'ın yanına erkek insanlar şek­linde girmişlerdi. Hz. İbrâhîm (a.s) onların önüne yemek getirip koyduğunda onlar, takdim edilen yemekten kaçındılar. Onların bu davranışlarından dolayı Hz. İbrâhîm (a.s)'ın kalbine bir çeşit korku düşmüştü. Melekler, Hz. İbrâhîm (a.s)'ın bu durumunun farkına varınca Hz. İbrâhîm (a.s)'a kendilerinin insan olmadık­larını ve Hz. Lût(a.s)'ın kavminde bulunan yalancıları helak etmek için Allah'ın onlara gönderdiği melekler olduğunu haber verdiler.

c. Melekler, Hz. Lût (a.s)'a tüyü bitmemiş güzel ve yakışık­lı bir genç şeklinde geldiklerinde, Hz. Lût(a.s)'ın kavmi içeri­sinde bulunan akılsız kimseler onların geldiklerini haber aldık­larında meleklere kötü fiillerini yapmayı arzuladılar. Böylece Hz. Lût(a.s)'ın kavmi içerisinde bulunan kimseler Hz. Lût (a.s)'a koşarak geldiler.

Yüce Allah Kur'ân-ı Kerîm'de bu olayı şöyle anlatmakta­dır:


"Elçilerimiz (İbrâhîm 'in yanından çıkıp) Lût'a gelince; on­ların gelmelerinden dolayı (kavminin onlara kötü fiillerde bu­lunmaya kalkışacaklarından dolayı) üzüldü ve (onları yeterince koruyamayacağından korktuğundan dolayı) endişelenip sıkıldı ve işte (bugün) çok çetin bir gün (olacak) dedi. Kavmi (Lût'a misafirlerin geldiğini haber aldıklarında) ona koşa koşa geldi-te Zira onlar, Önceden beri kötü fiiller işlerlerdi- (Kavmi'tan misafirlerini istediğinde onlara): "Ey kavmim! İşte kızlarım, bunlar sizin (onlardan) daha temizdir. Allah'tan korkun! Misafirlerime karşı beni rezil etmeyin. İçinizden doğru düşünen hiçbir kimse yok mu? Dedi. Bunun üzerine onlar: "Sende bilir­sin ki, senin kızlarınla bir ilgimiz yoktur. Ne istediğimizi sen daha iyi bilirsin" dediler. (Lût'ta) "Keşke size karşı koyabile­ceğim bir kuvvetim olsaydı veya sağlam bir yere (yani güçlü birisine) sığınsaydım" dedi. (Bunları gören melekler Lût'a): "Ey Lûtl Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar asla sana ilişemeyeceklerdir. Bir ara geceleyin ailenle birlikte yola çık! Karının dışında (ailenden) hiçbir kimse geriye dönüp bakmasın. Doğru­su onların başına gelen, onun da başına gelecektir. Onlara ta­yin edilen (helak olma) zamanı sabahleyindir. Sabah yakın de­ğil mi? " dediler."[93]

Burada görüldüğü üzere melekler, istedikleri herhangi bir şekle bürünmeye ve girmeye güçleri yeter. Buhârî ve Müs­lim'in Sahîh'lerinde de geçtiği üzere Hz. Ömer (r.a)'dan şöyle rivayet edilmiştir:

"Bir ara Resulullah (s.a.v)'in yanında oturmaktaydık. O sı­rada yanımıza elbisesinin beyazlığı ve saçının siyahlığı çokça olan üzerinde yolculuk eseri görülmeyen ve bizden hiçbir kim­senin tanımadığı birisi yanımıza çıka geldi ve Resulullah (s.a.v)'e, imandan, İslam'dan, ihsandan ve kıyametin kopacağı vakitten sordu. Resulullah (sav)'de ona geniş bir şekilde cevap verdi. (Yolcu çekip gittikten sonra) Resulullah (s.a.v) sahabele­rine:

- "Soru soranın kim olduğunu biliyor musunuz?" diye sor­du. Sahabeler:

- "Allah ve Resulü (bizden) daha iyi bilir" dediler. Resulullah (s.a.v):

- "Soru soran o kimse Cebrail idi. Size dininizi öğretmek için gelmişti, buyurdu."
[94]

Cinlerde istedikleri herhangi bir şekle bürünmeye ve gir­meye güçleri yeter. Onlar, insanlardan bir topluluk şeklinde Resulullah (s.a.v)'e gelmişler, ondan Kur'an dinlemişler ve da­ha sonra da iman edip kavimlerine uyarıcılar ve tebliğciler ola­rak dönmüşlerdir.

Nitekim Yüce Allah bu olayı şöyle anlatmaktadır:


"Hani Kur'an 'ı dinlesinler diye sana cinlerden bir toplulu­ğu yöneltmiştik. Onlar yanına gelince (birbirlerine) "Susun (ve Kur'an'ı) dinleyin" demişlerdi. (Resulullah'ın Kur'an okuması) tamamlanınca her biri birer uyarıcı olarak kavimlerine dön­müşlerdi. (Kavimlerine geldiklerinde onlara): "Ey kavmimiz! Doğrusu biz, Mûsâ 'dan sonra indirilen ve kendinden öncekileri (yani ondan önce peygamberlere indirilmiş kitapları) doğrula­yan, hakka ve dosdoğru yola ileten bir kitap dinledik Ey kav­mimiz! Allah'ın davetçisine (yani Muhammed'e) uyun ve ona iman edin ki, Allah sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi elem verici bir azaptan kurtarsın. Allah 'in davetçisine uymayan kim­se bilsin ki, Allah'ı yeryüzünde aciz bırakamaz ve onların on­dan başka dostları da yoktur. İşte onlar (yani Allah'ı aciz bı­rakmaya çalışanlar ve Allah 'dan başka dostlar edinenler) apa­çık bir sapıklık içerisindedirler"[95]

Buna göre cinler, bu yönden yani istedikleri şekle girmeye ve bürünmeye güçlerinin yetmesinde meleklere benzerler. Fa­kat cinler, meleklerden şu konuda farklıdırlar: Cinler bir şekle girme ile hükmedilir, melekler ise bir şekil ile hükmedilmez. Bunun manası şudur: "Eğer cinler insan ve kuş şekline dönüşseler veya girseler, insan, cine doğru bir ok doğrultup atsa insa­nın kılıçla veya mızrakla öldürüldüğü gibi ölür. Fakat melek hangi şekle veya surete girerse girsin o suret üzerine hükmedilmez. Bundan dolayı eğer insan, meleğe doğru bir ok doğrultup attığında veya ona karşı bir cinayet işlemeye kalkış­tığında melek öldürülmez. Zira melek, insan veya başka bir şekle girmiş olsa bile ezadan bir şey ona nail olmaz.

5. Ayrıca melekler, cinlerden şu konularda da farklıdırlar: Melekler yemezler, içmezler, onların arasında insanlar gibi çekişme ve masiyeti işleme yoktur. Bunlarla birlikte istikâmet," ibadet etmek ve itaat etmek üzere yaratılmışlardır. Nitekim Yü­ce Allah, meleklerin bu vasıflarını şöyle anlatmaktadır:

"Melekler, gece-gündüz bıkmadan (ve usanmadan Allah'ı) tesbih ederler."[96]

Yine Yüce Allah, onlarla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

"Melekler, Allah'ın kendilerine emrettiğine isyan etmezler ve kendilerine emredilenleri yerine getirirler."[97]

Cinlere gelince ise, onların arasında müminler, kafirler, iyi­ler, günahkarlar vardır. Bunlardan dolayı cinler, bu çerçevede insanlar gibidirler. Nitekim Yüce Allah, iblisinde cinlerden ol­ması itibariyle ondan şöyle haber vermektedir:

"İblis, cinlerden idi. (yaptığı kötü fiilden dolayı) Rabbinin emrinin dışına çıktı, (yani fasık oldu) " (Kehf: 18/50)

Yine Yüce Allah, "Cin Sûresinde" cinlerden şöyle haber vermektedir:

"(Cinler) "İçimizde, Müslüman olanlarda yazık edenlerde vardır. Buna göre Müslüman olan kimseler işte onlar, doğru yolu arayanlardır. Kendilerine yazık edenlere gelince ise onlar, cehennemin odunları oldular."[98]

Cinler, diğer insanlar gibi şer'î hükümlerle ve tekliflerle mükelleftirler. Yüce Allah bu durumu şöyle anlatmaktadır:

"İnsanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattim.[99]

Cinlerin içerisinde de Allah'ın emirlerini ve nehiylerini teb­liğ eden resuller ve nebiler vardır. Nitekim Yüce Allah bunu şöyle haber vermektedir:

"Ey insanlar ve cinler topluluğu! "içinizden " (minkum) si­ze ayetlerimi anlatan ve bu gününüzün (yani kıyamet gününün) gelip çatacağından sizi uyaran "sizden"peygamberler gelmedi mı?[100]

Ayette geçen "minkum" zamiri onların içerisinde hem in­sanlardan bir peygamberin ve hem de cinlerden bir peygambe­rin olduğunu gösterir. Hz. Muharnmed (s.a.v)'in risâletine ge­lince ise insanlardan ve cinlerden oluşmuş bütün yaratıkları kapsamaktadır. Nitekim Yüce Allah bunu şöyle anlatmaktadır:

"Alemleri uyarmak üzere kulu Muhammed'e furkanı (yani hakkı batıldan ayırdeden Kur'an 'ı) indiren Allah, yücelerin yü­cesidir."[101]

Cinler, insanlardan önce yaratılmış yaratıklardır. Yüce Al­lah'ın şu sözü bunu göstermektedir:

"Doğrusu Biz insanı kuru çamurdan, değişmiş ve şekillen­miş kara topraktan yarattık. Cinleri de "daha önce" (yani in­sanın yaratılışından önce) dumansız bir alevden yarattık. "[102]

Ayette geçen "Hamâe" kelimesi, değişikliğe uğrayabilen, siyah çamur, mesnûn kelimesi, suret verilmiş; semûm kelimesi ise derideki deliklerin arasından nüfuz eden kavurucu sıcak manasındadır.

Cinler insanları, insanların onları göremeyeceği yerlerden görürler. Allah'ın şu sözü bunu göstermektedir:


"Sizin, onları "göremediğiniz" yerlerden o (yani iblis) ve taraftarları sizi görürler.[103]

6. Bunlardan sonra melekler, cinlerden şu konularda da farklıdırlar: "Melekler, olağanüstü büyük güçlere sahiptirler. Bundan dolayı da melekler, dağı yerinden söküp koparmaya, denizlerin diplerine dalmaya ve yeryüzünü, sakinleriyle birlikte altını üstüne çevirmeye güçleri yeter. Nitekim melekler, Hz. Lût(a.s)'ın kavminin altını üstüne çevirmişlerdi. Nitekim Yüce Allah bunu şöyle anlatmaktadır:

"(Lût kavminin) memleketlerini altını üstüne çevirdik." (Hicr: 15/74)

Nitekim Cebrail (a.s), Tur dağını yerinden söküp koparmış ve onu, Allah'ın emrine karşı gelen İsrail oğullarının üstüne kaldırmıştı. Yüce Allah bunu ise şöyle anlatmaktadır:

"Tur dağını gölgelik gibi onların üzerine kaldırmıştık. On­lar, tepelerine düşeceğini sanmışlardı. Onlara: "Size verdiği­miz kitaba (yani Tevrat'a) sıkıca sarılın, içinde olanı düşünün ki takva sahibi kimselerden olasınız."[104]

Meleklerin kanatlan vardır. Bazılarının iki, bazılarının üç, dört veya daha çok kanadı vardır. Yüce Allah bununla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

"Hamd, gökleri ve yeri yaratan "melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı" elçiler kılan Allah'a mahsustur. Yaratmada dilediğini artırır."[105]

Sahîh bir hadisi şerifte, Resulullah (s.a.v), Cebrail'i ufuğu kapatmış bir vaziyette altı yüz kanadı olduğu halde hakiki sure­tinde görmüştür.[106]



[88] Tahrim: 66/6.
[89] Müslim, Zühd (2996). Bu hadis, daha önce de geçmişti.
[90] Hicr: 15/27.
[91] Meryem: 19/17.
[92] Zâriyât; 51/24-25.
[93] Hûd: 11/78-81.
[94] Bu hadisi, Buharı ve Müslim, Hz. Ömer b. Hattab'dan rivayet etmiştir.
[95] Ahkâf: 46/29-32.
[96] Enbiyâ: 21/20.
[97] Tahrîm: 66/6.
[98] Cinn: 72/14-15.
[99] Zâriyât:51/56.
[100] En'âm: 6/130.
[101] Furkân:25/I.
[102] Hicr: 15/26-27.
[103] A'râf: 7/27.
[104] A'râf: 7/171.
[105] Fâtır: 35/1.
[106] Bu hadis için b.k.z: Buharı, Babü'l-vahy 3 ve İbn Hacer el-Askalani, Fethü'1-Bâri, 1/21 Buharideki hadis, talik olarak rivayet edilmiştir.(ç).
Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları:285-293.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 15 Mar 2014, 17:02 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 03:00
Mesajlar: 4710
Resim
Şeytanlar ile Cinler Arasındaki Fark

Şeytanlar, cinlerden bir topluluktur. Şeytanlar, azgın ve asidirler. Liderleri, Allah'ın kendisine lanet ettiği iblistir. Bun­dan dolayı cinlerden azgınlaşanlardan her birine "şeytan" deni­lir. Tıpkı insanlardan her asi olana "fasık", bile bile inkar eden herkese "kafir" denildiği gibi. Bu anlatılanlara göre; her şeytan cindir. Fakat her cin şeytan değildir. Nitekim Yüce Allah bunu şöyle anlatmaktadır:

"(İnsanlardan) her azgın şeytana uyan insanlar var­dır. "(Hacc: 22/3)

Allah, başarıya ve doğruya ulaştırandır. [107]


[107] Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 293.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 20 Mar 2014, 12:55 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 03:00
Mesajlar: 4710
Resim
Hz. Adem (A.S)'ın Kıssasından Alınması Gereken İbretler

İnsanlığın atası olan Hz. Adem (a.s)'ın kıssasından bazı öğütler, ibretler, nasihatler vb. şeyler bulmaktayız. En önemli­leri şunlardır;

1. Cenab-ı Allah, Hz. Adem (a.s)'ı yarattı, ruhundan ona üfledi, melekleri ona secde ettirdiğinde ve yeryüzünde onu hali­fe kılmakla bu tür insanı kerem sahibi yani üstün kılmıştır. Bu üstünlük, Hz. Adem (a.s) ve onun nesli içindir.

2. Yüce Allah her şeye gücü yeter. Zira Yüce Allah, toprak ve çamur gibi küçük bir şeyden büyük ve önemli bir şeyi mey­dana getirmiştir. Bundan dolayı Hz. Adem (a.s)'ı ilk önce top­raktan yaratmış, daha sonra da onu tam bir insan şekline getir­miştir.

Bu Allah'ın Hz. Adem'i yeryüzüne istihlaf etmeye ehil kılmasındaki hikmetinin eşsizliğinin ve kudretinin sırlarının do­lup taştığını göstermektedir. Tüm eşyaların isimlerini Allah, Hz. Adem (a.s)'a öğretmiştir.[108]

3. İnsanın, şeytanın hilelerine karşı uyanık ve dikkatli ol­ması gerekmektedir. Çünkü şeytan, atamız Hz. Adem (a.s)'ın cennetten çıkmasına sebep olmuş ve şeytanın bize olan düş­manlığı, Hz. Adem (a.s) yaratılışından itibarendir. Yani şeyta­nın bize olan düşmanlığı yeni olmayıp eskiden beri süregelen bir olaydır. Yüce Allah, şeytanın bu düşmanlığını şöyle haber vermektedir:

"Şüphesiz, şeytan, sizin düşmanınızdır. Buna göre sizde onu düşman edinin.."[109]

Buna göre lanetli iblisin vesveselerine ve fısıltılarına karşı aldanmamamız gerekmektedir. Çünkü iblis, bize karşı kıyamet gününe kadar sürecek bir savaş ilan etmiştir.[110]

4. İnsan, kendisine unutma hasıl olacak şekilde hata ve gü­nah üzere yaratılmıştır. Çünkü insan, zayıf bir varlık olarak ya­ratılmıştır. İnsandaki bu zayıflık sebebiyle, Hz. Adem (a.s)'dan Allah'ın emrine karşı muhalefet meydana gelmiştir. Bu nedenle Hz. Adem (a.s), iblisin davetine icabet etmiş ve Allah'ın kendi­sine yaptığı ilahi emri unutmuştu.[111]

5. İnsan, bir hata işlendiğinde ve pişman olacağı bir şey kendisinde hasıl olduğunda veya elem verici bir günahı işledi­ğinde, insana gereken Yüce Allah'ın rahmetinden ümit kesme­mesi ve Allah'ın affedeceğine dair olan sözünden ümitsizliğe düşmemesidir. Çünkü Yüce Allah, böyle bir şey yaptığımızda nasıl tövbe edeceğimizi ve günahı ile masiyetlerden nasıl kurtu­lacağımıza dair-Hz. Adem (a.s)'ın nasıl tövbe etmesi gerekti­ğini ona öğrettiği gibi- bize de öğretmiştir. Yüce Allah bunu, bize şöyle haber vermektedir:

"Adem, Rabbinden "kelimeler"[112] belleyip aldı. (Adem'in bu kelimeleri söylemesiyle Yüce Allah) Onun tövbesini kabul etti. Şüphesiz tövbeleri çokça kabul eden ve çokça merhamet eden O'dur O. "(Bakara 2/37)

6. Hayat, imtihan ve ibtila üzerine kurulmuştur. Allah'a ita­at ve boyun eğmenin ortaya çıkması için Hz. Adem (a.s), yasak edilen ağaçtan yemek suretiyle yasak bir şey ile imtihan edilimişti. Bundan dolayı da alemlerin Rabbi olan Allah'a ubudiyyetin yani ibadetin gerçekleşmesi için Hz. Adem (a.s)'ın nesli de, emirlerle ve yasaklarla imtihan edilir. [113]


[108] Fahreddin er-Râzi, Yüce Allah'ın Hz. Adem'e öğrettiği isimler hakkında şöyle der: "Allah, Adem'e bütün isimleri öğretti."(Bakara: 2/31) ayetini siyle tefsir etmiş­lerdir. Allah, Hz. Adem'e eşyanın sıfatlarını, vasıflarını ve özelliklerini bildirmiştir.
İkinci görüş: -ki meşhur olan budur- Buna göre isimler lafzından Allah'ın mu­radı, O'nun sonradan yaratmış olduğu ve günümüzde insanların konuşmuş olduğu Arapça, Farsça, Rumca vb. muhtelif dillerin isimleridir. Ademoğullan bu dillerle konuşuyorlardı. Hz. Adem ölüp çocukları dünyanın her tarafına dağılınca, onlardan her biri, bu dillerin belirli birisiyle konuşmaya başladı. Böylece konuşulan bu dil, bu Adama hakim oldu.... İşte Hz. Adem'in çocuklarının farklı dilleri konuşmalarının sebebi bıdur."

(Fahreddin er-Râzî, Tefsir-i Kebîr, 2/264-265(ç).)
[109] Fâtır: 35/6.
[110] Bununla ilgili ayetler için B.k.z: A'râf: 7/14-18; Hicr: 15/34^3; Isrâ: 17/62-65 vb. ayetler (ç).
[111] Bununla ilgili bilgiler ise daha önce geçmişti.(ç).
[112] Bununla ilgili çeşitli görüşler vardır. Biz bunlardan bazılarını aşağıya kısaca aldık. Şöyle ki:

a. Mücâhid ve Katade, iki rivayetlerinden biline göre şöyle demişlerdir: "Bu kelimeler, Cenab-i Hakk'ın, "Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen, muhakkak ki hüsrana uğramış kimselerden oluruz."(Arâf: 7/23) ayetidir.

b. Said b. Cübeyr'in, İbn Abbas (r.a)dan rivayetine göre bu kelimeler, Hz. Adem (a.s)'ın şu sözleridir; "(Ey Allah'ım) Senden başka ilah yoktur. Seni teşbih ederim ve sana hamdederim. Ben (yasaklamış olduğun ağacın meyvesinden yemek suretiyle bir) kötülük işledim ve kendime zulmettim. Beni bağışla. Çünkü sen, bağışlayanlann en hayırlısısın. Senden başka ilah yoktur. Seni teşbih ederim ve sana hamdederim. Ben bir kötülük işledim ve kendime zulmettim. Bana rahmet et. Çünkü sen rahmet edenlerin en hayırlısısın. Senden başka ilah yoktur. Seni teşbih ederim ve sana hamdederim. Ben kötülük işledim ve kendime zulmettim. Tövbemi kabul et. Çünkü sen, tövbeleri çok kabul eden ve rahmeti çok olansın."

c. Hz. Aişe (r.a) şöyle demiştir: "Cenab-ı Hakk, Adem'in tövbesini kabul et­meyi dilediği zaman, Hz. Adem, yedi defa Kabe'yi tavaf etti. Kabe o zaman kırmızı bir tepecik idi. İki rekat namaz kıldığında Kabe'ye yöneldi.
"Allah'ım! Sen benim sımmı da biliyorsun ve gizli olan şeylerimi de. Benim özrümü kabul eyle! Sen benim ihtiyacımı da biliyorsun, bana istedğimi ver! Sen benim içimde olanı biliyorsun ve onun için günahlarımı bağışla! Allah'ım! Senden, kalbimi dolduran bir iman ve doğru bir yakîn istiyorum. Ki böylece bana, ancak senin yazdıklarının isabet edeceğini bileyim ve bana ayırdığın nasibe razı olayım" dedi. Bunun üzerine Cenab-ı Allah'da Adem'e:
-Ey Adem! Günahını bağışladım ve senin soyundan kim, senin bana yaptığın bu duayı yaparsa onun günahını da mutlaka bağışlarım, gam ve kederini gideririm, fakirliği gözünün önünden söker alınm ve o istemese bile, dünya ona akıp gelir.

d. Nehaî şöyle demiştir: İbn Abbas'a geldim ve ona, "Adem'in Rabbinden al­dığı kelimeler ne idi?" diye sordum o da bana şu cevabı verdi:

- "Yüce Allah, Hz. Adem ve Havva'ya hacc ibadetini öğretti onlarda haccetiler. işte bu kelimeler, hacc esnasında söylenen dua ve zikirdir. Onlar haccı tamam­layınca, Allah onlara:

- "Ben sizin tövbenizi kabul ettim" diye vahyetti."

(Fahreddin er-Razî, Tefsiri Kebîr, ü/422/423 (ç).)

[113] Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 294-297.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 23 Mar 2014, 17:35 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 03:00
Mesajlar: 4710
Resim

Hz. Adem (a.s)'ın Vefatı

Bazı tarih ve tefsir kitaplarında geçtiği üzere, Hz. Adem (a.s) bin yıl yaşamıştır.

Allâme Taberî, tarih kitabında naklettiğine göre; Hz. Adem (a.s), 936 yıl yaşamış ve bundan sonra ölmüştür. Meşhur bir görüşe göre; Hindistan'da cennetten indirildiği Serendip da­ğının eteğine defnedilmiştir.

Bir rivayete göre ise; Mekke-i Mükerreme'deki "Ebu Kubeys" dağına defnedilmiştir.

Hz. Adem (a.s) vefat vakti yaklaştığında, melekler ona se­madan kefen ve cennetten "hunût"
[114] ile geldiler. Daha sonra onu yıkadılar, kefenlediler, lahitli[115] bir şekilde çukur kazdılar, cenaze namazını kıldılar ve daha sonra da onu mezara indirdiler ve onun üzerini kerpiçle kapattılar ve mezarın üzerine de toprak döktükten sonra:

- Ey Adem oğulları! İşte ölüleriniz hakkında tutacağınız yol bu şekildedir" dediler.
[116]

Allah, atamız Hz. Adem'e rahmet eylesin ve onun toprağını geniş tutsun ve bizi ebedi kılınacak yer olan cennette onunla birlikte bir araya getirsin. Amin.

Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.
[117]



[114] Hunût: Ölünün kefenine saçılan güzel kokulu şeylere denir{ç).
[115] Lahit:Mezann alt tarafında kıble yönünde ölünün sığacağı kadar bir çukur ka­maya denir.(ç).
[116] İbn Cerîr et-Taberî, Tarihü'l-Taberî, 1/158; İbn Kesir. el-Bidaye ve'n-Nihaye, I/9İ.
[117] Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 298.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 27 Mar 2014, 07:38 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 03:00
Mesajlar: 4710
Resim

ALTINCI BÖLÜM

ÛLU'L-AZM OLAN PEYGAMBERLER

HZ. NUH (A.S)


HZ. NUH (A.S)

Hz. Nûh (a.s)'ın Soyu

Hz. Nûh (a.s)'ın Kur'an'da Zikredilmesi

Hz. Nûh (a.s)'ın Yeryüzüne Gönderilen Resullerin İlki Oluşu

Hz. Nûh (a.s)'ın Yaşadığı Müddet

Nûh Kavminin Putlara Tapması

Putçuluğun Yayılışı Ve İnsanların Putlara Tapmasının Sebebi

Kavminin
, Kendisini Yalanlamaları Üzerine Hz.Nuh'un Buna Sabretmesi

Hz. Nûh (a.s)'a Yapılan Çeşitli Suçlamalar

Hz. Nûh (a.s)'ın , Kendi Kavmini Allah'a Davet Etmesi

Hz. Nûh (a.s)'ın Gemiyi Yapması

Hz. Nûh (a.s)'ın Çocukları

Kafirlerin Helak Edilişinden Sonra Tufan
'ın Sona Ermesi

Gemi Halkının Tufandan Kurtulduktan Sonra Yeryüzüne İnmeleri


Hz. Nûh (a.s) ile Beraberindeki Müminlerin Gemide Kaldıkları Müddet

Hz. Nûh (a.s)'ın Vefatı

Hz. Nûh (a.s)'ın Kendi Şahsına Ait Bazı Özellikleri


Resim

ALTINCI BÖLÜM

ÛLU'L-AZM OLAN PEYGAMBERLER

HZ. NUH aleyhi's-selâm


"Andolsun ki Biz Nuh'u kavmine (Peygamber olarak) gönderdik (kavmine Peygamber olarak gönderilişinden itiba­ren onların) aralarında elli yıl müstesna olmak üzere bin yıl kaldı." (Ankebût 29/14) [1]



[1] Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 301.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 06 Nis 2014, 22:45 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 03:00
Mesajlar: 4710
Resim
Hz. Nûh (a.s)'ın Soyu:

Tarihçilerin[2] belirttiğine göre; Hz. Nûh (a.s)'ın soyu şu şekildedir:

Nûh İbn Lâmek b. Mettuşalah ibn Ahnûh yani İdrîs'dir. Buna göre Hz. İdrîs(a.s), Hz. Nûh (a.s)'ın büyük atası yani de­desinin babası olmaktadır.

Hz. Nûh (a.s)'ın soyu, Şîd ibn -Ebu'l-Beşer olan- Hz. Adem (a.s) ile sona ermektedir.
[3]

Hz. Nûh ile Hz. Adem'in arası 1000 seneden fazla bir zaman vardır. Tevrat'ın rivayetine göre[4] ise ikisinin arasında ge­çen zaman, 1056 yıl olarak belirtilmektedir.

Buharı'nin rivayetine gelince ise; Buhârî, İbn Abbas (r.a)'ın şöyle söylediğini rivayet etmiştir:

"Hz. Adem ile Hz. Nûh arasında on nesil vardı, (bu on neslin) hepsi de İslam dini üzereydiler."
[5]

îbn Kesir, "el-Bidâye ve'n-Nihâye" adlı kitabında bu hadis ile ilgili olarak şöyle der:

"Hadisi şerifin metninde geçen "Karn" yani "nesil" keli­mesinden maksat, 100 sene ise -nitekim insanların çoğu bu kelimeyi işittiklerinde ilk olarak ona 100 sene anlamını verirler- demek ki Hz. Adem ile Hz. Nûh arasında (100x10=) 1000 sene geçmiştir. Ama bu, İbn Abbas'm koymuş olduğu "(Bu neslin) hepside İslam dini üzereydiler" kaydına ters düşmemektedir. Çünkü bu durumda ikisinin arasında Müslüman almayan başka nesiller geçmiş olabilir. Fakat Ebu Ümâme'nin hadisi ise, ikisinin arasında sadece on neslin geçmiş olduğuna delâlet etmektedir. İbn Abbas'm rivayet ettiği hadis ise, ikisi arasında geçen nesillerin Müslüman oldukları kaydını eklemiş­tir ki bu da, tarihçilerin ve diğer Ehl-i Kitab'ın ortaya attıkları "Kabil ve oğullan ateşe tapınışlardır1' iddiasını çürütmektedir.

Ebu Ümâme'nin hadisini ise İbn Hibbân, "Sahili"
[6] adlı kitabında ondan şöyle rivayet etmiştir:

"Adamın birisi Resulullah (sav)'e:.

- Ey Allah'ın resulü! Adem(a.s) Peygamber miydi?" diye sordu, Resulullah (s.a.v)'de:


- Evet! O, Allah ile konuşan (yani Allah'ın kelamına mu­hatap olan) bir peygamberdi, diye cevap verdi. Bunun üzerine o adam:

- Hz. Adem ile Hz. Nûh arasında ne kadar zaman geçti?" Diye tekrar sordu. Resulullah (s.a.v)'de:


- On nesil, diye cevap verdi."[7]



[2] Hz. Nûh (a.s)'ın bu şekilde soyunu zikreden tarihçilerden bazıları şunlardır: İbn Kesîr, el-Bidaye ve'n-Nihâye, 1/100; İbn Esîr, el-Kâmil, 1/47; Mes'ûdî, Murucu'z-Zeheb, 1/37; Belâzürî, Ensabü'l-Eşraf, 1/3; Ya'kubî, Tarih, I/8(ç).
[3] Hz. Nûh (a.s)'in, Hz. İdrîs (a.s) ile Hz. Adem (a.s)'in oğlu Şü arasındaki soy silsi­lesinde dört kişi vardır. Bunlarda şunlardır: Yerd b. Mehlâil b. Kayn b. Enuş. bunu da yukarıda ismi zikredilen tarihçiler nakletmiştir.(ç).
[4] Tevrât Tekvin 7/6, 9/28-29 (ç).
[5] Buharî'nin rivayet ettiği bu hadisi, Buharî'nin Sahîh'inde bulamadım. Ayrıca bu hadis için Concardanca'da da bir şey geçmemektedir. Yalnız bu hadisle ilgili olarak b.k.z: İbn Kesîr, Tefsir 1/218, Daru'l-Kalem Hakim, Müstedrek, n/546-547.(ç).
[6] îbn Hibbân, Sahih, VHI/24. H.No: 6157(ç).
[7] îbn Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye, 1/100 (ç).
Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 301-302.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 14 Nis 2014, 19:45 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 03:00
Mesajlar: 4710
Resim
Hz. Nûh (a.s)'ın Kur'an'da Zikredilmesi:

Hz. Nûh (a.s)'ın Kur'ân-ı Kerîm'in 43 yerinde[8] zikredil­miştir. Hz. Nûh (a.s)'ın kıssası ise Kur'an'da detaylı bir şekil­de birçok surelerde anlatılmıştır. Bunlardan bazıları şunlardır: A'raf Sûresi (59 ile 64 arası), Hûd Sûresi (25 ile 48 arası), Müminûn Sûresi (23 ile 30 arası), Şuara Sûresi (105 ile 122 arası), Kamer Sûresi (9 ile 17 arası) vb. sureler.[9]

Ayrıca Kur'ân-ı Kerîm'de "Nûh Sûresi" diye isimlendiri­len bir sure ise Hz. Nûh (a.s)'ın ismine mahsus olarak zikre­dilmiştir.

Kısacası bu surelerin hepsi, Hz. Nûh (a.s)'ın Peygamber olarak gönderilişine, peygamberliğine, davet metodunu kav­minin bile bile inkarına ve isyanına, onların eziyetlerine karşı göstermiş olduğu uzun bir müddet sabredişini, yalanlayıcıların üzerine yapmayı gerekli kıldığı azap -ki oda boğulmadır- ve ona iman edenlerin kurtuluşunu anlatmaktadır. Hz. Nûh (a.s)'ın kıssası ise geniş olarak birazdan anlatılacaktır.
[10]



[8] Al-i İmrân. 3/33: Nisa: 4/163; En'âm: 6/84; A'râf: 7/59. 69; Tevbe: 9/70; Yûnus: 10/71; Hûd: 11/25, 32, 3, 42, 45, 46, 48, 89; İbrahim: 14/9; tsrâ: 17/3. 17; Meryem: 19/58; Enbiyâ: 21/76; Hacc: 22/42; Müminûn: 23/23; Furkâıı: 25/37; Şuarâ: 26/105, 106. 116: Ankcbût: 29/14; Ahzâb: 33/7; Saffât: 37/75, 79; Sâd: 38/12; Ğafir (Mümin): 40/5, 31; Şûra: 42/13; Kâf: 50/12; Zâriyât: 51/46; Necm: 53/52; Kamer: 54/9; Hadîd: 57/26; Tahrîm: 66/10; Nûh: 71/1, 21, 26. Bunlardan on tanesi izafetle gelmiştir, (ç)
[9] Hz. Nûh (a.s)'ın kıssası, Kur'ân-ı Kerîm'in 28 Sûresinde geçmektedir. Bunlardan beşi daha önce yazarımız Sabunî tarafından nakledilmiştir. Geri kalan on dört sure­de ise bazen detaylı ve bazen de kısa olmak üzere Hz. Nûh (a.s)ın kıssası anlatılmıştır. Bu dokuz sure ise şunlardır: Yûnus: 10/71-74; Enbiyâ: 21/72, 77: Furkân: 25/37; Ankebût: 29/14-15; Saffât: 37/75-82; Ğafir (Mümin): 40/5; Zâriyât : 51/46; Necm: 53/2; Nûh: 1 28 (ç)
[10] Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 303.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 05 May 2014, 17:22 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 03:00
Mesajlar: 4710
Resim

Hz.Nûh (a.s)'ın Yeryüzüne Gönderilen Resullerin İlki Oluşu:


Tarihçilerin naklettiğine göre; Hz. Nûh (a.s) Cenab-ı Al­lah'ın yeryüzü halkına Peygamber olarak gönderdiği resullerin ilkidir. Bundan dolayı da Rabbi ona, kavmini uyarmasını ve onlara Allah'ın azabından sakındırmasını emretmiştir. Buna göre Hz. Nuh (a.s) uyarıcı nebilerin ve resullerin ilki olmakta­dır. Bunun delilleri ise şunlardır:

a. Nitekim Yüce Allah da bu konuyu şöyle anlatmaktadır:

"Kavmine elem verici bir azap gelmezden önce onları "uyar" diye Nuh'u, kavmine (Peygamber olarak) gönderdik."[11]

b. Buna başka bir delil ise Buhârî ve Müslim'in Sahîh'lerinde rivayet edilmiş olan şefaat hadisidir. Hz. Peygamber(sav) bunu şöyle anlatmaktadır:

"Allah kıyamet günü, öncekileri ve sonrakileri tek bir düz­lükte toplar. Bakan onları görür, çağıran onları işitir, güneş onlara yaklaşır. Gam ve sıkıntı insanların tahammül edemeye­cekleri ve güç yetiremeyeçekleri dereceye ulaşır. Öyle ki in­sanlar:

- Babanız Adem var! Derler. Ona gelerek:

- Ey Adem! Sen insanların atasısın. Allah seni kendi eliyle yarattı. Kendi ruhundan sana üfledi, (bütün isimleri sana öğret­ti) meleklerini senin önünde secde ettirdi. Seni cennete yerleş­tirdi. (Bunlardan dolayı Allah katında itibarın ve makamın var) Rabbin nezdinde bizim için şefaatte bulunmaz mısın? Bizim şu halimizi ve başımıza şu geleni görmüyor musun?" derler. Adem:

Bugün Rabbinı öfkelidir. Daha önce bu kadar öfkelen­medi ve bundan sonra da böylesine öfkelenmeyecek. (Esasen şefaate benim yüzüm yok. Çünkü cennette iken Allah) beni o ağaca yaklaşmaktan men etmişti. Ben, bu yasağa karşı geldim. (ben cennette iken işlediğim günah sebebiyle cennetten çıka­rıldım. Bugün günahlarım affedilirse bana yeter) Nefsim! Nef­sim! Nefsim! Benden başkasına gidin! Nuh'a gidin! diyecek. Bunun üzerine insanlar Nuh'a gelecekler ve ona:


- Ey Nûh! Sen yeryüzü halkına gönderilen resullerin ilki­sin. Allah seni çok şükreden bir kul[12] diye isimlendirdi. İçinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musun? Başımıza gelenleri görmüyor musun? Rabbin katında bizim için şefaatte bulunmaz mısın?" diyecekler. Nûh'da:

- Bugün Rabbim çok öfkelidir. Daha önce hiç bu kadar öf­kelenmedi ve bundan sonra da böylesine öfkelenmeyecek! Çünkü benim bir dua hakkım vardı. Bende onu kavmimin aleyhine (beddua olarak) kullandım. Nefsim! Nefsim! Nefsim! Benden başkasına gidin. İbrahim'e gidin! diyecek..."[13]

Nakledilen bu hadisi şerife göre; Hz. Nûh (a.s), yeryüzü halkına gönderilen ilk resuldür. Bu görüş birçok alimin ileri sürdüğü Sahîh bir görüştür. Fakat hadisi şerifte geçen bu ifade, Hz. Nûh(a)'dan önce hiçbir Peygamber gönderilmemiştir şek­linde değildir. Çünkü Hz. Nûh'dan önce Hz.Adem, Hz. Şid ve Hz. İdrîs gibi nebiler vardır. Bunların hepsi Hz. Nûh (a.s)'dan "önce Peygamber olarak gönderilmişlerdir. Fakat Hz. Nûh (a.s)'dan önce gönderilen bu nebiler, resul değildirler. Bu mü­nasebetle, Hz. Nûh (a.s) ilk resuldür. Ama ilk nebi değildir. Çünkü nübüvvet (yani nebüik) ile risalet (yani elçilik) arasında bir farkın olduğu herkes tarafından bilinen bir özelliktir. Zira resul; Yüce Allah'ın kendisine bir şeriatla vahyettiği ve insan­lara, Allah'ın kendisine vahyettiğini tebliğ etmekle sorumlu tuttuğu kimseye denir.

Nebi ise; Yüce Allah'ın kendisine bir şeriatla vahyettiği, fakat insanlara, Allah'm kendisine vahyettiğini tebliğ etmekle sorumlu tutmadığı kimseye denir.
[14] Yine de doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. [15]




[11] Nûh: 71/1.
[12] B.k.z: İsrâ: 17/3.
[13] Bu hadisin geçtiği yerler için B.k.z: EHıharî, Enbiyâ 3, 8, Tefsir Beni İsrail S, Tefsir Nûh. Tefsir Bakara 1, Tevhid 19, 36, 37, Rikâk 51; Müslim, İmân 327 (194), 322 (193); Tirmizî, Kıyamet 11 (2436) tbn Esir; Câmhı'1-Usûl, 10/482; İbn Hacer el-Askalanî, Fethüi-Bâri; 6/371 (ç).
[14] Bu konuda geniş bilgi için B.k.z sh: 8 (ç).
[15] Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 304-306.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 10 May 2014, 20:28 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 03:00
Mesajlar: 4710
Resim
Hz. Nûh (a.s)'ın Yaşadığı Müddet:

Hz. Nûh (a.s) uzun bir müddet yaşamıştır. Bundan dolayı da çok ömürlü olmuştur. Zira Hz. Nûh (a.s) ömür bakımından peygamberlerin en uzun ömürlü olanı ve mücadele bakımın­dan da onlardan en fazla olanı idi.[16] Çünkü Hz. Nûh (a.s), pey­gamberlerden bir çoğunun tahammül edemeyeceği eziyetlere tahammül etmiş, kavmini, gece-gündüz ve açık-gizli olarak Allah'a davet etmiş ve onların arasında 950 sene kalarak onla­ra vaaz etmiş, hikmetle ve nasihatle onları putlara tapmaktan men edip bir olan Allah'a ibadet etmeye çağırmıştır. Fakat Hz.Nûh (a.s) bu yaptıklarının karşılığında onlardan, yalanla­manın, zulmün, yüz çevirmenin ve zorbalığın bütün şekliyle karşılaştı. Zira onların kalpleri taştan daha katılaşmış ve akılla­rı demirden daha da sertleşmişti.

Hz. Nûh (a.s) onların arasında uzun bir müddet kaldığı halde onlardan çok azı iman etmişti. Nitekim Yüce Allah, bu durumu şöyle haber vermektedir:


"Çok az kimse onunla (yani Nuh'la) birlikte iman etmişti." (Hûd:11/40)

Hz. Nûh (a.s) ile birlikte iman edenlerin sayısı hakkında çeşitli görüşler vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

a. Bazı tefsirciler; Hz. Nûh (a.s) ile birlikte iman edenlerin sayısını on kişi olarak bildirmektedir ki bunlar, Hz. Nûh (a.s) ile birlikte tufan esnasında gemiye binen kimselerdir.[17]

b. Diğer bazı tefsirciler de; Hz. Nûh (a.s) ile birlikte iman edenlerin sayısını kırk kişi olarak bildirmektedir.

c. îbn Abbas'tan nakledilen Sahîh rivayete göre, onlar ka­dınlarıyla birlikte seksen kişi idiler.[18]

İşte bu son görüş, Hz. Nûh (a.s) ile birlikte iman edenler hakkındaki tefsircilerin görüşlerinden en güvenilir olanıdır. Çünkü onlar Allah tarafından boğulmaktan kurtulmuştur. Hz. Nûh (a.s)'ın bu sıkıntılı musibetler ile yaşadığı bu uzun müd­det zarfında -ki, bu peygamberlerden sabır sahibi olan ulu'l-azm peygamberlerin tahammül etmeye güç yetirebileceği sı­kıntı, kendisini müdafaa, zulüm, bela vb. şeylerle dolu olan zor bir hayat devresi sırasında- nail olduğu zorluğun sınırının orta­ya çıkması da bunu göstermektedir.

İşte bütün bunlardan dolayı Hz. Nûh (a.s); Yüce Allah'ın, yaratılmışların efendisi Hz. Muhammed (s.a.v)'e hitaben geç­tiği:


"(Ey Muhammed) Peygamberlerden "ulu'l-azm" (yani azim sahibi) olanların (eziyetler, sıkıntılar vb. şeyler, karşısında) sabrettiği gibi sen de (onlar gibi) sabret. " (Ahkâf: 46/35)bu sözünde zikredilen "ulu'l-azim" peygamberlerdendir. Zira Yüce Allah, bu sözünde, Hz. Muhammed (s.a.v)'e, ulu'l-azim peygamberlerin metodu ve yolu üzere yürümeyi emretmiştir.

Ulu'l-azim peygamberler ise beş kişi olup şunlardır:


1. Hz. Nûh (a.s)
2. Hz. İbrahim (a.s)
3. Hz. Mûsâ (a.s)
4. Hz. İsa (a.s)
5. Bunların en sonuncusu ise Hz. Muhammed (s.a.v)'dir.[19] Allah'ın salât ve selâmı onların hepsinin üzerine olsun.

Bazı tarihçilerin naklettiğine göre; Yüce Allah, Hz. Nûh (a.s)'ı kavmine Peygamber olarak gönderdiğinde o, 50 yaşın­daymış. Onların arasında 950 sene kalmış ve kavminin helak edilişinden sonra da 350 sene daha yaşamış. Buna göre Hz. Nûh (a.s)'ın ömrü, 1350 sene olmuş olur.

Asıl itibariyle bu görüş, Tevrat'tan nakledilmiştir.
[20] -Bu görüşün kendisinde kalbin tam olarak mutmain olmayacağı Tevrat'ın naklettiği diğer rivayetler gibi mübalağa vardır- Hal­buki Tevrat'ın naklettiği bu görüşü almakla, Kur'ân-ı Kerîm'in anlattığı

"(Nûh kavmine Peygamber olarak gönderilişinden itiba­ren onların) aralarında "elliyıl" müstesna olmak üzere bin yıl kaldı. "(Ankebût: 29/14) bu görüşü terk etmekteyiz. İşte bu ayeti kerime, delaleti kati ve yakın bir sabitlikle sabit olmuştur.

Bundan dolayı bizini, Kur'an'm belirttiği görüşün dışında ka­lan rivayetlere ve haberlere ihtiyacımız yoktur.
[21]



[16] Hz.Nûh (a.s)'in ne kadar yaşadığı konusunda alimler arasında ihtilaf vardır. Bununia ilgili açıklama birazdan yapılacaktır. Ayrıca yine bu konu, Hz.Nûh (a.s)'in kıssasının sonunda tekrar bahsedilecektir, (ç).
[17] Burada kadınlar hariç tutulmuştur.(ç).
[18] Bu rivayet için b.k.z: Fahreddin er-Râzî, Tefsir-i Kebir, 17/228; Kurtubi, el-Câmiu li Ahkâmı'l-Kur'an, 9/35; îbn Kesir, el-Bidâye ve'n-Nibâye. 1/98; Taberî, Tarîhur-Rüsûl ve'l-Mülûk, 1/95. Ayrıca bu üç rivayetin dışında onların sayısı ile ilgili olarak 7, 8. 12, 13, 20 rivayetleri nakledilmiştir, (ç).
[19] Ulu'l-azm peygamberleri ile ilgili bir hadis için b.k.z: Hakim, Mesledrek. 2/546.
[20] Tevrat, Tekvin. 7/6; 9/28-29 (ç).
[21] Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 306-309.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 16 May 2014, 11:54 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 03:00
Mesajlar: 4710
Resim

Nûh Kavminin Putlara Tapması:

Ayeti Kerimelerin, Hz. Nûh (a.s)'ın kıssası hakkında işaret ettiği üzere; Hz. Nûh (a.s), Allah'a şirk koşan, taşlardan ve bakırlardan yapılan putlara tapan, Allah'tan başkasını 'ilah" edinen, ve bu taptıkları şeylerin, kendisine veya kendisine tapanlara gelebilecek herhangi bir zararı uzaklaştıracağına, fay­da sağlayacağına, gördüğüne, işittiğine, hayrı kendileri için çekip çıkarmaya güç yetireceğine, kendilerinden her türlü kö­tülüğü uzaklaştıracağına, Allah'ı bırakıp onların sadece kendi­lerine fayda sağlayacağına ve zenginleştireceğine inanan bir kavme Peygamber olarak gönderilmişti.

İşte Hz. Nûh (a.s)'ın Peygamber olarak gönderildiği bu kavim putlara tapan ve Allah'a şirk koşan kavimlerin ilkidir.
[22] Bundan dolayı Cenab-ı Allah, Hz. Nûh (a.s)'ı onlara, putları bırakıp Allah'a ibadet etmedikleri takdirde başlarına gelecek olan Allah'ın azabıyla onları uyarmak ve korkutmak amacıyla Peygamber olarak göndermişti.

Nitekim Yüce Allah bu durumu şöyle haber vermektedir:


"Kavmine elem verici bir azap gelmezden önce onları uyar diye Nuh'u kavmine (Peygamber olarak) gönderdik. O da: "Ey kavmim! Şüphesiz ki ben, (Allah tarafından) size gönde­rilmiş apaçık bir uyarıcıyım. (Putları bırakıp yalnızca) Allah 'a ibadet edin. Ondan ittika edin ve (Allah'ın vahyettiği doğrultuda) bana itaat edin ki Allah günahlarınızı bağışlasın ve ece­linizi belli bir süreye kadar ertelesin.Elbette Allah'ın eceli geldiği zaman, o ertelenmez. Bir bilmiş olsaydınız."" demişti."[23]

Hz.Nûh'un kavminden önce yaşayan insanlar Allah'a iba­det eden, ona hiçbir şeyi ortak koşmayan, taşlardan ve bakır­dan yapılmış putlara tapmayı bilmeyen, Allah'ın vahdaniyeti­ne yani birliğine inanan mümin kimseler olup fıtrat dini olan Tevhid yani İslam dini üzereydiler. İşte bütün bunlardan dola­yı Yüce Allah, puta tapanları uyarmak ve Allah'ın yabanla­rından sakındırmak için onlara bir resul gönderdi. Uyarmak ve korkutmak için "Rasib oğullan" denilen bir kavme gönderilen ilk resul, Hz. Nûh (a.s)'dır. Bu kavim, sapıklık içerisine dal­mış, inat ve sapkınlıklarını artırmış ve büyük bir şekilde haddi aşmışlardı. İşte Hz. Nûh (a.s), bunlara Peygamber olarak gön­derilmişti. Hz. Nûh (a.s), onlara apaçık deliller ve kesin kanıt­lar getirdiği halde onlardan yüz çevirmenin, zulmün, akılsızlı­ğın, sapıklığın, eğlencenin ve alayın her türlüsüyle karşılaş­mıştı. Nitekim Yüce Allah, Hz. Nûh (a.s)'ın bu durumunu "Nûh Sûresin­de" şöyle anlatmaktadır:

"Nûh: "Ey Rabbiml Doğrusu ben, kavmimi gece-gündüz (senin bana vay ettiklerine) çağırdım. Fakat benim çağırmam, sadece benden uzaklaşmalarını artırdı. Doğrusu ben, senin onları bağışlaman için kendilerini her çağırışımda (çağırışımı işitmemek için) parmaklarını kulaklarına tıkadılar (tanınma­mak için) elbiselerine büründüler (davetime karşılık devamlı olarak) direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. Ayrıca ben onlara (davetime) açıktan açığa gizliden gizliye de söyledim ve: "(İşlemiş olduğumuz günahlardan dolayı) Rabbinizden bağışlamayı dileyin ki- doğrusu O sizi çok bağışlayandır- size gökten bol bol yağmur indirsin, sizi mallar ve oğullarla des­teklesin, sizin için bahçeler var etsin ve ırmaklar akıtsın. Ne oluyorsunuz ki Allah'a büyüklüğü yaklaştıramıyorsunuz. Oysa sizi merhalelerden geçirerek o yaratmıştır. Allah 'ın göğü yedi kat üzerine nasıl yarattığını görmez misiniz? Aralarında aya aydınlık vermiş ve güneşin ışık saçmasının sağlamıştır. Allah sizi yerden bitirir gibi yetiştirmiştir. Sonra da sizi oraya (yani yer altında) geri döndürür ve yine sizi oradan geri çıkarır. Yeryüzünde dolaşabilmeniz, orada yollar ve geniş geçitlerden geçebilmemiz için onu (yani yeryüzünü) size yayan O'dur, de­dim"[24]

Bu ayeti kerimeler; Hz. Nuh'un kavminden önce yaşayan insanların mümin kimseler olduklarını, putlara tapmayı ve Yü­ce Allah'a şirk koşmayı bilmediklerini göstermektedir. Nite­kim Yüce Allah'ın:

"(İlk Önce) İnsanlar bir tek ümmetti. Allah, insanların ihti­lafa düşecekleri konularda aralarında hüküm vermek için peygamberleri müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdi ve onlarla bir­likte de hak kitaplar indirdi."[25] ayeti kerimesi hakkında İbn Abbas'm şöyle söylediği rivayet edilmiştir:

"Hz. Adem ile Hz. Nûh arasında on nesil vardı, (bu on neslin) hepside Hak şeriat (yani İslam şeriatı) üzereydiler. Da­ha sonra ihtilafa düştüler."
[26] Bunun üzerine Allah, peygamber­leri müjdeleyici ve korkutucu olmak üzere göndermiştir. İşte "İnsanlar bir tek ümmetti. Daha sonradan ihtilafa düştüler" ayeti, Abdullah b. Mes'ud'un kıraatinde bu şekildedir.

Katâde'de bununla ilgili olarak şöyle söylediği rivayet edilmiştir:


"İnsanlar (ilk önce) toplu halde hidayet üzereydiler. Daha sonradan ihtilafa düştüler. Bunun üzerine Allah, (bu ihtilafa düşenlere) peygamberleri müjdeleyici ve korkutucu olmak üzere göndermiştir. Bunlara gönderilen peygamberlerin ilki de Hz. Nûh(a)'dır. [27]



[22] Nûh kavminin taptıkları putların isimleri; Nûh: 71/23'de geçtiği üzere şunlardır: Ved, Suva, Yeuk ve Nesr. Aslında bunlar, Nûh kavminin salih kimseeriydi. Fakat Nûh kavmi, aşırı gittiklerinden dolayı Allah'ı bırakp bu salih kimselere taptılar.(ç).
[23] Nûh: 71/1-4.
[24] Nuh: 71/5-20.
[25] Bakara: 2/213.
[26] Hakim, Müstedrek, 2/546-547 (ç).
[27] Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 309-312.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 140 mesaj ]  Sayfaya git Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6  Sonraki

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 5 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye