Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 24 Eyl 2018, 19:32

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Hz. SALİH (A.S)
MesajGönderilme zamanı: 10 Şub 2010, 23:44 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 03:00
Mesajlar: 4710
Bu konuyu facebook'ta paylan!
Resim

Hz. SALİH (A.S)

"Andolsun ki, Semûd kavmine: 'Allah'a ibadet edin!' (de­mesi için) kardeşleri Salih 'i (onlara Peygamber olarak) gön­derdik. Hemen birbirleriyle çekişen iki zümre oluverdiler." (Neml: 27/45)

Hz. Salih (a.s)'ın Soyu:

Hz. Salih (a.s)'in [1] soyu; Salih b. Ubeyd b. Asif.....şeklinde olup Hz. Nûh (a.s)'un oğlu Şam'a dayanmak­tadır.

Yüce Allah, Hz. Salih (a.s)'ı, "Baide Arap" kabilelerin­den birine Peygamber olarak göndermiştir. O da, Semûd kabi-leşidir. Semûd kabilesi bu ismi, Hz. Nûh (a.s)'ın oğlu Şam'ın torunlarından olan Semûd b. Amir'e nispetle bu Adı almıştır.

Hz. İsmail'den önceki Araplara, "el-Arabu'1-Aribe" de­nilirdi. Bunlar pek çok kabileden oluşuyorlardı. Bazıları şun­lardır: Ad, Semûd, Cürhüm, Medyen, Kahtan... v.b."el-Arabu'I-Musta'rebe" ise, Hz. tsmâîl (a.s)'m neslin­den gelen Araplardır...

Hz. İsmâîl (a.s), fasih açık Arapça'yı konuşan ilk kişidir. Arapça konuşmayı, Mekke-i Mükerreme'de annesi Hacer'in yanında konaklayan Cürhümlülerden öğrenmiştir.

İşte burada kastedilen şey; Semûd kabilesinin, Hz. İsmâîl (a.s)'dan önce yaşamış olmasıdır. Çünkü Semûdlular, "el-Arabu'l-Aribe" dendir.[2]

Semûd Kavminin Yurtları:

Semûd kavminin yurtları, "Hicr" denilen yerdedir. İşte bundan dolayıdır ki, Yüce Allah, Kur'ân-ı Kerîm'de, onları, "Ashabu'l-Hicr" (Hicr Halkı) diye adlandırmıştır. Yüce Allah bu konuda şöyle buyurmaktadır:

"Andolsun ki, 'Hicr halkı' da (kendilerine gönderilen) peygamberleri yalanlamıştı. Biz, Onlara mucizelerimizi ver­miştik, fakat onlardan yüz çevirmişlerdi. [3]

Hicr; Hicaz ile Şam arasında, karayoluyla yolcuların geç­tiği ve bugün "Feccü'n-Nâga" diye bilinen yerdir. Semûd kavminin şehirlerinin kalıntıları şimdi bile açıkça görülmekte­dir. Bu yerler, Medain-i Salih (Salih peygamberin şehirleri) diye adlandırılmaktadır.

Tarihçi Mes'udî der ki: "Semûd kavminin çürümüş kemik­leri baki olup kalıntıları Şam'dan gelen yol üzerinde açıkça görülmektedir. Hicr-i Semûd, Medyen ülkesinin güney doğu­sunda yer almaktadır. Bu da, Akabe körfezine yakın mesafe­dedir.[4]

Semûd Kabilesinin Soyu:

Tarihçiler, Semûd halkının soyu ve yaşadıkları zaman hakkında görüş ayrılığına varmışlardır.

Bazı tarihçiler der ki: Semûd kavmi, Âd kavminden geriye kalanlardır"

Bazıları da der ki: Semûd halkı, Fırat nehrinin Batısından "Hicr"denen bu yere göç etmiş Amalika kavminden geriye kalanlardır.

Oryantalist bazı tarihçilerin iddiasına göre ise; Semûd hal­kı, Filistin'e girmeyip "Hicr" denilen bu bölgeye yerleşen Ya­hudilerden bir topluluktur... Bu görüş, batıl bir görüştür. Çün­kü Yahudi kelimesi, ancak Hz. Mûsâ (a.s)'ın İsrail oğullarıyla birlikte Mısır'dan çıkışından sonra ortaya çıkmıştır. Buna göre Semûd halkı, nasıl Yahudi olur?!! En doğru görüş; Semûd hal­kının, Ad kavminden geriye kalmış Araplar olduğudur. Yüce Allah'ın şu sözü de, bu görüşü doğrulamaktadır:

"Düşünün kî, (Allah,) 'Ad (kavmin)den sonra (onların yurduna) sizi' hükümdarlar kıldı. Ve yeryüzüne sizi yerleştirdi: Yeryüzünün düzlüklerinde saraylar yapıyorsunuz, dağlarında evler yontuyorsunuz. Artık Allah'ın nimetlerini hatırlayın da, yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın. [5]

İbn Kesîr (rh.a) konu ile ilgili olarak şöyle der: "Bunlar, kendilerine 'Semûd' denen meşhur bir kabileydi. Dedeleri, Semûd'un adını almışlardı. Semûd, Cedis'in kardeşidir. Bu ikisi de, Asir b. İrem'in oğullandır. İrem ise, Hz. Nûh (a.s)'ın oğlu Şam'ın oğludur. Semûd kavmi, Arab-ı Aribe'dendir. Hi­caz ile Tebük arasında Hicr denen yerde yaşarlardı... Resulullah (s.a.v.) Tebük Gazvesine giderken, beraberindeki Müslümanlarla Semûd kavminin yurdu Hicr'e uğramıştı. Semûd halkının (kalıntı halinde) evlerinin bulunduğu 'Hicr' denilen yere sahabelerle birlikte konakladı. Sahabeler, Semûd halkının su içtikleri kuyulardan su çekip hamurlarını yoğurdu-lar ve (kazan kurup bu hamurları) pişirdiler. Resulullah (s.a.v.), sahabenin yemek yapmak için kazanlar kurduklarını haber alınca, onlara kazanlarım dökmelerini ve yoğurmuş ol­dukları hamurlan develere yedirmelerini emretti. Daha sonra Resulullah (s.a.v.), sahabeleri alıp Hz. Salih (a.s)'ın devesinin su içmiş olduğu kuyunun yanına götürdü. Buhârî ile Müs­lim'de geçtiği üzere, Sahabelere: 'Şu azaba uğramışların yur­duna ancak ağlayarak girin.Eğer ağlamayacaksanız, girmeyin. Yoksa onlara gelen musibet, size de gelir" buyurdu.[6]

Semûd kavminin ne zaman yaşadığı kesin olarak bilin­memektedir. Ancak Semûd kavminin; A'râf: 7/74 ayeti keri­mesinin de işaret ettiği üzere; Ad kavminden sonra ve ayrıca kesin olarak milattan ve Hz. Mûsâ (a.s)'dan önce yaşadıkların­da şüphe yoktur. Buna delil, kavmini Allah(c.c)'ın azabıyla korku­tan Firavun ailesinden mümin kimsenin şu sözüdür:

"İman etmiş olan (adam): 'Doğrusu ben, sizin için Nûh kavminin, Ad, Semûd ve onlardan sonra gelenlerin durumu gibi, peygamberleri yalanlayan toplulukların uğradıkları bir günün benzerinden (gelmesinden) korkuyorum. Allah, kulları­na bir zulüm dileyecek değildir.[7]

Oryantalistlerin, 'Semûd halkının, Yahudi olduğu' iddia­sını kabul etmeyenlerden birisi de, Üstad Abdulvahhab en-Neccâr'dır. Bu konuda daha geniş bilgi için Abdullahvahhaben-Neccâr'ın "Kasasu'l-Enbiyâ" adlı kitabına başvurabilirsi­niz [8]

Semûd Kavminin İbadeti:

Semûd kabilesi, mutlak kudret sahibi Allah(c.c)'ı inkar ederek putlara tapıyorlardı. Bunun üzerine Allah(c.c), onlara, Peygamber olarak Salih (a.s)'i göndermişti. Hz. Salih (a.s), onlara; Allah(c.c)'ın kendilerine verdiği nimetleri hatırlatıyor, kurtuluş ile saadet yolunu gösteriyor, takva olmalarını emrediyor ve putla­ra tapmayı yasaklıyordu,[9] Onlar ise; sapıklıklarına devam etti­ler ve putlara tapmaktan vazgeçmediler.

Semûd kavmi, büyük bir bolluk ve nimet içindeydiler. Çünkü bol servetlere, parlak göz alıcı bahçelere ve akarsulara sahiptiler. Yüce Allah, verdiği bu nimetleri onlara şöyle hatır­latmaktadır:
"Siz burada bahçelerin, pınarların içinde, ekinlerin, sal­kımları sarkmış hurmalıkların arasında güven içinde bırakıla­cak mısınız? Bir de, dağlardan neşe ve zevkle evler yontuyorsunuz.[10]

Hz. Salih (a.s)'a, Semûd kavminden az sayıda bir topluluk iman etti. Onların çoğu ise, Hz. Salih (a.s)'ı yalanladılar, onun risaletini inkar ettiler ve azgınlıklarını büyük bir şekilde sür­dürdüler. Üstelik bir de, Hz. Salih (a.s)'dan, kendisinin doğru­luğuna tanıklık edecek bir mucize getirmesini istediler. O da, onlara "deve mucizesini" getirdi. (Mucize olarak getirilen de­vede, Hz. Salih (a.s)'ın doğruluğunu gösteren bir çok büyük alametler vardı. Çünkü deve, sert bir kayanın içinden çıkmıştı. Kayanın nasıl varıldığını ve içinden hamile bir devenin çıktı­ğını gözleriyle görmüşlerdi.[11]

Niçin Deve Bir Mucize Oldu ?:

Bu devede; Hz. Salih (a.s)'ın doğruluğuna ve Yüce Allah katından gelen açık bir mucize ile kesin bir harikulade olduğu­nu gösteren bazı ilginç şeyler bulunmaktadır. Bunlardan bazı­ları şunlardır:

1. Devenin sert bir kaya dan çıkmış olması... Böyle bir kayadan nasıl bir hayvan çıkabilir?!!

2. Devenin, kabilenin tamamının içtiği suyu içiyor olma­sı... Yüce Allah bu konuda şöyle buyurmaktadır:

"Su içme hakkı (bir gün) onundur, belli bir günün içme hakkı da sizin.[12]

Bir devenin büyük bir topluluğun içtiği suyu içmesi, garip bir durumdur.

3. Devenin, kabileye; içtiği su kadar süt veriyor olması... İşte bu da, garip bir durumdur.

İmam Fahreddîn er-Râzî (rh.a) der ki: "Bil ki Kur'an, Deve olayında bir mucizenin olduğunu göstermektedir. Fakat bunun, hangi bakımdan bir mucize olduğu, Kur'an'da belirtilmemiştir. Ama bunun, hiç şüphesiz, bir yönden bir mucize olduğunu anlıyoruz.[13] Çünkü Yüce Allah bu konuda şöyle buyurmakta­dır:

"İşte size bir mucize olmak üzere Allah'ın şu dişi devesi! Onu (kendi haline)bırakın, Allah'ın arzında otlasın. Ona bir kötülükle yaklaşmayın. Sonra sizi acıklı bir azab yakalar. [14]

İşte bu mucize, Hz. Salih (a.s)'ın doğruluğuna açık ve ke­sin bir delildir. Çünkü Salih peygamberin kavmi bir gün eğer Salih Peygamber kayayı yararak kaya dan bîr dişi deve çıka­rırsa kendisine tabi olacaklarına ve iman edeceklerine dair söz vermişlerdi.

İbn Kesîr bu konu ile ilgili olarak şöyle der: 'Tefsircilerin anlattıklarına göre; Semûd kavmi, bir gün toplantı yerlerinde bir araya gelmişlerdi. Hz Salih (as), yanlarına giderek onları Allah'a kulluk etmeye davet etmiş, İlahi azabı onlara hatırlatmış, sapıklıktan sakındırmış, öğüt vermiş ve batıla yaklaşma­malarını emretmişti. Ama Onlar, Salih (as)'a:

- 'Ey Salih! -Büyük bir kayayı göstererek- şu karşıdaki kaya dan şu ve şu niteliklere sahip boylu postlu, hamile bir deve çıkarırsan belki sana inanırız. İman ederiz' şeklinde bir şart koşmuşlardı. Hz. Salih (a.s), onlara:

- 'Bu isteğinizi tam olarak yerine getirirsem, benim getir­miş olduğum dine iman eder ve size tebliğ ettiğim ilahi mesajı doğrular mısınız.?' dedi. Onlarda:

- 'Evet' dediler. Bunun üzerine Hz. Salih (a.s) bu hususta onlardan söz ve teminat aldı. Sonra namazgahına gidip onur ve üstünlük sahibi Allah(c.c)'ın huzurunda namaz kılıp dua etti. Kav­minin bu isteğinin gerçekleştirilmesini Rabbinden istedi. Al­lah(c.c)'ta, orada bulunan kayaya; yarılarak istenilen nitelikteki büyük cüsseli hamile bir deveyi çıkarmasını emretti. Kaya da, bu ilahi emri hemen yerine getirdi. Devenin ortaya çıktığını müşahede ettiklerinde, bunun; büyük bir iş, dehşetli bir olay, Hz. Sâlih(a.s)'ın doğruluğunu ortaya koyan kesin bir delil, açık bir kanıt ve göz alıcı bir kudret olduğunu gördüler. Bu olay üzerine bazıları iman etti. Çoğu ise küfür ve inatlarına devam ettiler. Yüce Allah onlar hakkında, "Semûd kavmine, açık bir delil olmak üzere bir dişi deve vermiştik. (Fakat onlar, bu de­veyi boğazladılar) bu yüzden zalim oldular.. '(Isrâ: 17/59) [15]

Semûd Kavminin Helak Edilişi:

Hz Salih (as), kavminin, deveye dokunmamaları hususun­da uyarmış ve eğer deveyi öldürmeye kastederlerse kendilerine Allah(c.c)'ın azabının geleceğinden de sakındırmıştı.Yüce Al­lah bu hususu şöyle anlatmaktadır:

'Deveye bir kötülükle ilişmeyin yoksa sizi muazzam bir günün azabı yakalayıverir.[16]

Bütün bunlara rağmen nasihat kabul etmeyen öğüt dinle­meyen, isyan ile taşkınlığın gözlerini kör ettiği, Allah'ın dave­tini kabul etmekten kaçıp kulaklarını sağır kıldığı zorbalar, deveyi öldürmekten başka bir şey düşünmüyorlar ve çabucak onu boğazlamak istiyorlardı. Yüce Allah bu hususu Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle anlatmaktadır.

"Derken o dişi deveyi, ayaklarını keserek Öldürdüler ve Rab'lerinin emrinden dışarı çıktılar da:'Ey Salih! Eğer sen gerçekten Peygamberlerden isen, bize, tehdit ettiğin azabı ge­tir. 'Dediler.Bunun üzerine onları o, (şiddetli) sarsıntı yakaladı da yurtlarında diz üstü çökerek donakaldılar. [17]

Yüce Allah, onların bu kıssasını, bize, Şems Sûresinde şöyle anlatmaktadır:

Semûd kavmi, azgınlığı yüzünden Allah'ın peygamberi (Salih'i) yalanladılar. Çünkü onların en azgını, deveyi kesmek için ayaklandı. Allah'ın peygamberi (Salih) ise, onlara: 'Al­lah 'ın (size gönderdiği) deveye ve suyuna bakın' dedi. Derhal onu yalanladılar ve deveyi kestiler. Bunun üzerine Rableri, (işlemiş oldukları bu) günah sebebiyle (içinde yaşadıkları) o beldeyi, başlarına geçirdi ve her tarafını dümdüz etti.
[18]

Deveyi yakalayıp kesenlerin ilki, lanetli ve hain Kudâr b. Sâlif olup bu kişi, deveyi ayaklarından kesti. Bunun üzerine deve, yere yığıldı. Diğerleri kılıçlarıyla hemen koşup deveyi param parça ettiler. Yüce Allah'ın da bildirdiği üzere, bunlar, 9 kişi idiler:

"O şehirde dokuz kişi vardı ki, bunlar yeryüzünde bozgun­culuk yapıyorlar ve iyilik tarafına hiç yanaşmıyorlardı.[19]

Bu kişiler, deveyi öldürdükten sonra; Hz. Salih (a.s)'ın, onları özellikle de Allah(c.c)'ın azabından sakındırması ve deveyi kesmelerinden üç gün sonra bu azabı beklemelerini söylemesi üzerine Hz. Salih (a.s)'ı da öldürmeye karar verdiler. Yüce Al­lah'ın şu sözü bu hususu açıkça göstermektedir:

"(Fakat Semûd halkından bir topluluk), o deveyi, ayakla­rını keserek öldürdüler. Salih, (onlara): 'Yurdunuzda üç gün daha yaşayın (sonra helak olacaksınız). O söz, yalanlanamayan bir tehdit idi. [20]

İşte Allah, Hz. Salih (a.s)'ı öldürmeyi düşünen grubun üzerine, gökten taşlar yağdırmak suretiyle kavimlerinden önce onları helak ve yok etti.

İbn Kesir (rh.a) bu konu ile ilgili olarak şöyle der: "Hz. Salih (a.s)'ın mühlet tanıdığı üç günlük müddetin birinci günü, Semûd halkının yüzleri sapsarı oldu. İkinci günü ise, kıpkırmı­zı oldu. Üçüncü günü ise, yüzleri simsiyah oldu. Çünkü Hz. Salih (a.s), onlara, ilahi azabın geleceğini bildirmişti. Hz. Salih (a.s)'ın mühlet tanıdığı üç gün sona erip dördüncü günün sa­bahında, güneşin doğmasıyla birlikte üstlerindeki gökten (çığ­lık şeklinde) şiddetli bir gök gürültüsü ve atlarından ise sarsıntı ve zelzele geldi. Ruhları dışa taştı. Canlan çıktı. Sarsıntılar ve gök gürlemeleri durdu. Sesler kesildi. (Onlara gelmesi bildiri­len) hakikat yerini buldu. Yurtlarında cansız ve hareketsiz ce­setler olarak diz üstü çökük vaziyette kalakaldılar.[21]

Yüce Allah bu gerçeği şöyle haber vermektedir:

"Bunun üzerine Rableri, (deveyi kesmek suretiyle işlemiş olukları) günahları sebebiyle o beldeyi başlarına geçirdi ve her tarafını dümdüz etti. Allah bu şekilde azab etmenin sonu­cundan korkmaz[22]

Semûd halkı çeşitli şekillerde azaba uğradılar:

1. Onları yok eden, yıldırım (es-Sâikatu).

2. Onları yakalayan, gök gürültüsü (çığlık = es-Sayhatu).

3. Üzerinde gezdikleri yerin sarsılmasıyla oluşan, zelzele = sarsıntı (er- Recfetu).

Onlar, sabahın erken vakitlerinde helak olmuşlardı. Kur'ân-ı Kerim, bu azab şekillerinin hepsini, şu şekilde haber vermektedir:

Birincisi: Yüce Allah bu azab şekli ile ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

"Semûd kavmine gelince, onlara doğru yolu gösterdik. Ama onlar, körlüğü, doğru yola tercih ettiler. Böylece yap­makta oldukları kötülükler yüzünden alçaltıcı azabın 'yıldırı­mı ' (es-Sâikatu) onları çarptı. [23]

İkincisi: Yine Yüce Allah bu azab şekli ile ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

"Biz, Semûd kavminin üzerine; korkunç 'bir gök gürültü­sü' (es-Sayhatu) gönderdik. Hemen hayvan ağılına konan kuru ot gibi oldular.[24]

Üçüncüsü: Yüce Allah bu azab şekli hakkında ise şöyle buyurmaktadır:

"Derken o dişi deveyi ayağını keserek öldürdüler ve Rablerinin emrinden dışarı çıktılar da: 'Ey Salih! Eğer sen ger­çekten
peygamberlerden isen, bize, tehdit ettiğin azabı getir'dediler. Bunun üzerine onları, o (şiddetli) 'sarsıntı' (er-Recfetu) yakaladı da yurtlarında diz üstü dona kaldılar,
[25]

Hz. Salih (a.s) ile onunla birlikte iman edenler, işledikleri iğrenç kötülüklerden dolayı kendilerine verilen üç günlük mühletin dolmasından sonra kavimlerini kuşatan azabtan kur­tuldular. Yüce Allah, bu konuyu ise şöyle haber vermektedir:

"Salih de o zaman onlardan yüz çevirdi ve: 'Ey kavmim! Andolsun ki, ben, size, Rabbamin elçiliğini tebliğ ettim ve size öğüt verdim. Fakat siz, bu öğütleri sevmiyorsunuz' dedi.[26]

Âlûsfnin kaydettiğine göre; Hz. Salih (a.s) ile birlikte azabtan kurtulan müminlerin sayısı, 120 kişi idi. Helak olanlar ise çok sayıda olup (yaklaşık) 5.000 ev halkıdır.[27]

En meşhur olan görüşe göre; Hz. Salih (a.s), kavminin he­lak edilmesinden sonra Filistin topraklarındaki Remle civarla­rına gelip ölünceye kadar orada yaşamıştır.[28]

--------------------------------------------------------------------------------
[1] Hz. Salih (a.s)'m İsmi, Kur'ân-ı Kerîrn'in 9 yerinde geçmektedir, İsminin g sureler şunlardır: A'râf: 7/73, 75, 77; Hûd: 11/61, 62, 66, 89; Şuarâ: 26/142; Neml: 27/45 (c)
[2] Ibn Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye, 1/120 (ç)
Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 546-547.
[3] Hicr: 15/80-81
[4] Mesüdî, Murûcu'z-Zeheb, 1/200 <ç)
Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 547.
[5] Arâf:7/74
[6] Buharı, Salat 53, Enbiyâ 17. Tefsirii Sure-i Hicr 2; Müslim, Zühd 38, 39;Müsned: 2/9, 58
[7] Gâfır (Mü'min): 40/30-31
[8] Neccar Kasasu'l-Enbiyâ, s. 59
Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 547-549.
[9] B.k.z: A'Tâf: 7/73-74; HM: 11/61; Şııarâ: 26/152 (ç)
[10] A'râf:7/74
[11] Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 549-550.
[12] Şuarâ: 26/155
[13] Fahreddîn er-Râzî, Tefsîri Kebîr, 10/487 Ank.
[14] A'râf:7/73
[15] İbn Kesîr; El-Bidâye ve;n-Nihâye, 1/134
Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 550-552.
[16] Şuarâ: 26/126 (Benzeri ayetler için b.k.z: A'râf: 7/73; Hûd: 11/64) (ç)
[17] A'raf: 7/77-78
[18] Şems: 91/11-15
[19] Neml: 27/48
[20] Hûd.:11/65
[21] İbn Kesir, El-Bidâye ve'n-Nihâye, 1/136
[22] Şems: 91/14-15
[23] Fussilet: 41/17 !46
[24] Kamer: 54/31
[25] A'râf: 7/77-78
[26] A'râf: 7/79
[27] Alüsi Ruhu'l-Meani, 8/167-168
[28] îbn Kesîr, El-Bidâye veNihâye, 1/135
Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 552-556.


Alıntıdır. (Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 5 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye