Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 12 Ara 2018, 11:50

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: HZ. MUSA (A.S) VE FRAVUN
MesajGönderilme zamanı: 29 Nis 2008, 06:17 
Çevrimdışı
Dost Üye
Dost Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 18 Ara 2007, 03:00
Mesajlar: 91
Bu konuyu facebook'ta paylan!
HZ. MUSA (a.s) VE FİRAVUN

ALPEREN GÜRBÜZER


İsrailoğulları Hz. Yusuf’tan sonra Mısır’da sayıca daha da çoğalıp, Yakup (a.s) ve Yusuf (a.s)’ın şeriatı üzerine yaşadılar. Mısır’ın Yerli ahalisine kıptı denilip, yıldızlara ve putlara taparlardı. Bu yüzden İsrail oğullarına hep öteki gözüyle bakarlardı. İsrailoğulları bu nedenle kendi ata yurtları olan Kenan ülkesine göç etmek istiyorlardı. Fakat Firavun pençesinden kurtulmak hiçte o kadar kolay değildi. Üstelik İsrailoğulları 12 kabileden ibaret topluluklardı, buna rağmen bir araya gelip güç oluşturamıyorlardı. O halde başlarına toparlayıcı bir lider gerekli idi. Aksi takdirde esaretten kurtuluş gerçekleşemezdi.
Bir gün bir Kâhin Firavuna:
— İsrail oğullarından bir çocuk doğacak ve devletinin başına musallat olup yıkılmasına sebep olacak dedi. Bunun üzerine Firavun endişeye kapılıp İsrailoğullarından her doğan erkek çocuğu öldürtme kararı alır ve öldürtür de. O sırada Hz. Yakub’un üçüncü oğlu olan Lavi’nin torunlarından İmran adında bir kişinin soyundan Hz. Musa dünyaya gelir. Annesi Firavun belasından korumak için çocuğu bir sandık içinde Nil nehrine bırakıverir. Çocuk sandık eşliğinde Nil nehrinden yüzüp giderken Firavunun karısı Asiye dikkat kesilip sandığı tutuverdi, birde ne görsün sandık içinde nur topu bir çocuk var. Tabii bu arada annesi uzaktan olanları izliyordu, çocuğunu sandıktan alındığını ve saraya götürüldüğünü emin olduktan sonda derin bir nefes alır. Firavunun karısı çocuğu saraya getirdiğinde:
—Sakın ola ki bu bebeği öldürmeyesiniz, pek de sevimliymiş deyip evlatlık edinir. Fakat onu emzirmek için sütanneye ihtiyaç vardı. Nitekim sütanne aramaya koyulduklarında Musa’nın annesi bu durumu bildiği için bu işe talip olur da. Musa derhal göğsüne yanaşıp gerçek annesinin sütünü emmeye başlar. Böylece hiç kimse onların ana evlat olduğunu bilmese de sarayda sütanne adına buluşmuş oldular. Demek ki Allah diledikten sonra Kralın sarayında bile düşman elinde dostunu koruyabiliyormuş. Zaten korur da.
Hz. Musa artık delikanlı yaştadır, bir gün Mısır’da gezinirken bir Kıptı ile İsrail oğullarından birinin kavga ettiğine şahit olur. Hz. Musa duruma müdahil olunca, kazara Kıbtı’nın göğsüne yumruk vurmasıyla ölüm vuku bulur. Hz. Musa bu duruma çok üzülür, ama giden geri dönmeyecekti. İşte iç dünyasında yaşadığı bu duygu fırtınası eşliğinde Firavunun hışmına uğramamak için Mısırdan Medyen’e hicret etmek zorunda kalır. Hicret ettiği 10 yıl içerisinde Şuayb (a.s)’ın kızıyla evlenip çoluk çocuğuyla Mısır’a dönüşte Tur dağına uğrar ve bura da Allah (c.c) ile konuşma şerefine nail olur. Bu yüzden bundan böyle Musa (a.s)’a Kelamullah denilecektir. Turi Sina da ilahi emri yüklenip oradan Mısır’a geldiğinde ise kardeşi Harun (a.s)'la birlikte Hak dini tebliğ etikten sonra ilk iş Firavundan İsrail oğullarının Kenan illerine gitme isteklerinin engellenmemesini talep etmek olur. Firavun bu talep karşısında şöyle der:
— Malum bir zamanlar bizim sarayımızda elimizde büyümüş ve üstelik Kıptı bir vatandaşımızı da öldürmüştün. Sanki hiçbir şey olmamış gibi şimdi de gelmiş Resullük taslıyorsun, doğrusu anlamış değilim.
Hz. Musa (a.s):
— Evet, elinizde büyüdüğüm doğru, ancak Kıbtı’nın ölümünde herhangi bir kasıt söz konusu değildi, vurdum ama istemeyerek oldu. Bu yüzden endişeye kapılıp buralardan göç etmek zorunda kalmıştım. Şimdi ise huzurunuzda Rabbül âleminin yoluna çağırıyorum.
Firavun;
— Âlemlerin Rabbı kimdir?
Hz. Musa (a.s):
— O her şeyin sahibi ve yaratıcısı.
Firavun:
— Mısır’da benden başka zaten Rab yok ki. Dolayısıyla benden başka ilah edinirseniz zindana atarım tehdidinde bulunur.
Hz. Musa bu durum karşısında asasını yere bıraktığında asa bir anda ejderha olup orada bulunan herkes dehşete kapılır. Hatta korku bir yana sihir dediler. Olur ya Firavun imana gelir düşüncesiyle:
—Aman Efendim sihirbazlığıyla sizi etkilemiş olabilir, sakın ola ki teklifini kabul etmeyesiniz, belli ki o sizin inancınızı bozmak ister.
Bunun üzerine Firavun bütün Mısır halkı ve sihirbazları toplama kararı alıp, hatta o gün sıcağı sıcağına toplanırlar da. Derken her bir sihirbaz değnek ve iplerini ortaya koyduğunda yılan şekline dönüşecek maharetlerini sergilediler. Hz. Musa ise asasını yere bırakınca tüm sihirbazların şovlarını bertaraf edecek yılanlarını yutuverdi. Tabii herkes şaşa kaldı. Çünkü asa ejderha olmuştu. Üstelik sihirbazların elinde ne ip, ne değnek hiçbir şey ortada kalmamıştı. Bu ve buna benzer daha pek çok mucizeler gösterildi. Bu yüzden insan gücünün dışında mucize diyenler iman ettiler. Maalesef küfründe inat eden Firavun ve kavmi iman etmemişti, ama telaşa kapılmış olsa gerek ki belayı defetmek kabilinden İsrail oğullarının Mısır’dan çıkmalarına izin verebilmiştir. Fakat akıl tutulması geçtikten sonra izin verdiğine pişman olmuştu, ama iş işten geçmişti. Çünkü Hz. Musa da İsrail oğullarıyla birlikte bir gecenin ıssız karanlığında ansızın Mısır’dan çıkıp Kızıl Deniz’in yolunu tutmuştu bile. Firavun yola çıktıklarını duyunca ordusunu başına geçip takip edin emrini verir. Sonrası malum, sabaha doğru burun buruna gelebildiler. İşte tam bu esnada Hz. Musa elindeki asasını yere vurunca Kızıl Deniz ortadan yarılıp, deniz yol verircesine on iki kola ayrıldı. Böylece bu mucizei Rabbaniye sayesinde İsrail oğulları yarılmış denizin arasından yıldırım misali geçip kurtuluşa erdiler. Ardı sıra onları takip eden Firavun ve ordusu ise yarılan denizin kapanmasıyla birlikte boğulup hezimete uğradılar.
Artık bundan böyle Hz. Musa ve İsrail oğulları arkalarından emin bir vaziyette özledikleri Kenan iline yönelebilirlerdi. Çünkü kovalamaca bitmişti. O halde gün asıl vatanlarına kavuşma günüdür deyip yola koyuldular. Yolda Amalıka’dan bir kavmin yurduna da uğradılar. Baktılar ki bu kavim öküz biçimindeki putlara tapıyorlardı. Madem öyle Hz. Musa’ya:
— Bize de onların ilahı gibi bir ilah bul, demeye başladılar. Belli ki İsrail oğulların da inanç tam olarak yerleşmemiş, hemen en ufak bir tılsımda bu tür putlara eğilim gösterebiliyorlar.
Hz. Musa (a.s) bu tür yöneliş karşısında:
— Onlar batıldır. Allah’tan başka ilah yoktur. Allah bizi bu yönümüzle diğer kavimlerden üstün kıldı. Firavun bize ve oğullarımıza işkence edip, dilim dilim keserken Allah sizleri bu tür zulümlerden kurtardı hatırlatmasında bulunur.
O zamanlar Kenan ülkesinde en büyük; Eriha, Nablus ve Kudüs gibi şehirler olup önceliği Eriha şehrine verdiler Ancak buralar Amalika kavminden birtakım zorbaların elinde olduğundan onları oradan çıkarmak hiçte kolay gözükmüyordu, dolayısıyla savaşarak çıkarmak gerekiyordu. Nitekim Hz. Musa savaşalım demişti, ama gel gör ki İsrail oğulları biz savaşamayız deyip geri çekildiler. Hz. Musa çok üzülmüştü, niye üzülmesin ki. Hem Kenan illerinde yaşamak istiyorlar, hem de çile çekmeden konmak istiyorlar. Oysa çile çekmeden zafer elde edilemezdi. Bu yüzden Hz. Musa bu tutumlarına beddua eder de. Peygamber dua ederde karşılık bulmaz mı, elbette bulur. Derken Peygamber gönlünü kırmanın sonucu Tih sahrasına düştüler. Öyle ki kırk yıl sahranın etrafında dolaşıp bir tarafa gidemediler. Sonunda baklayı ağızlarından çıkarıp; “Keşke Mısır’dan çıkmasaydık..” demeye başladılar. Aslında büsbütünde rızksız sayılmazlardı. Çünkü Tih sahrasında bulundukları süre içerisinde Allah onlara kudret helvası ve Selva kuşu indirip rızk vermesine rağmen Mısır’da çektikleri eziyeti unutmuşçasına:
— Biz bakla, soğan, hububat ve sebze gibi tür şeyler isteriz dediler.
Artık Hz. Musa’nın sabrı iyice taşmıştı ki:
— Madem öyle Mısır’a gidiniz, ne haliniz varsa görün. İstediğiniz şeyler orada vardır elbet, deyip isteklerini reddeder.
Bu arada Allah Teala bir kitabın indirileceği müjdesiyle Hz. Musa’yı Tur dağına çağırır. Böylece Hz. Musa yerine kardeşini vekil bırakıp Tur-i Sina'ya gider ve orada Allah’ın kelamını işitir. Yani Tur-i Sina'da Tevrat nüzul olur.
İsrail oğulları Samiri adında bir münafığın telkinlerine kanıp Mısır’dan getirdikleri altın ziynetten yaptıkları buzağıya taptılar. Buda yetmezmiş gibi “Musa’nın ilahı budur” dediler. Bu durum karşısında Harun (a.s) her ne kadar nasihat verdiyse de bir türlü söz geçiremedi, üstelik karşı koydular da.
Hz. Musa (a.s) döndüğünde kavminin bu halini görünce çok öfkelenip Samiri’yi lanetler. Hz. Musa lanetlemenin akabinde buzağı heykelini yakmasıyla denize atması bir olur. Ve ardından kardeşi Harun’a dönüp der ki:
— Niçin kavmimize göz kulak olmadın?
Hz. Harun (a.s) cevaben:
—Ne yapabilirdim ki, ne anlattıysam dinlemediler, vazgeçiremedim bir türlü, der.
Neyse ki bu hadiseden sonra buzağıya tapanlar pişman olup Tevrat’a sarıldılar. Böylece yıllar sonra İsrail oğulları düşmanla savaşır konuma geldiler. Derken İsrail oğullarına vaat edilen Kenan ülkesi bir hayal olmayıp hakikate dönüşen güneş oluverdi.
Harun (a.s)’ın ardından Hz. Musa’da bu dünyadan göç eyler. Bu arada Hz. Musa’nın şeriatı Hz. İsa (a.s)’ın peygamberliğine kadar devam eder de. Hz. Musa’nın ardından görevi devr alan Yuşa (a.s) da İsrail oğullarını beraberinde alıp çölden çıkarır. Derken Şeria Nehrinin diğer yakasını aşıp Eriha şehrini fethetmiş olur. Bu fetih sayesinde İsrail oğulları çöl halkı olmaktan kurtulup, en nihayet atalarının vatanı dedikleri Kenan ülkesine girmiş oldular. Hatta Yuşa (a.s) bunla da kalmayıp Şam’ı da ele geçirip, gücüne güç kattıktan sonra her tarafa memur tayin eder de. Hâsılı kelam; ülkesini yirmi sekiz yıl idare ettikten sonra o da vefat edip, Allah'a kavuşur.


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye