Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 12 Ara 2018, 11:52

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 26 Nis 2008, 10:45 
Çevrimdışı
Dost Üye
Dost Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 18 Ara 2007, 03:00
Mesajlar: 91
Bu konuyu facebook'ta paylan!
HZ. SÜLEYMAN(A.S) VE BELKIS’IN TAHTI

ALPEREN GÜRBÜZER



Hz. Süleyman (a.s)’da tıpkı babası Davut (a.s) gibi saltanat ile Peygamberliği kendisinde toplayan bir elçi. Hz. Davut’un vasiyeti üzerine Mescid-i Aksa’nın inşasını başlatır, derken mescidin inşası yedi yılda tamamlanır.
Hz. Süleyman’a Allah tarafından dünyada hemen hemen hiç kimseye nasip olmayan büyük nimetler verildi. O; gerek cin taifesine önderlik yapması, gerek hayvan âleminin dilinden anlayıp özellikle kuşlarla konuşması, gerek ins ve gerekse her nevi hayvan topluluğa hükümdarlık yapmakla dikkat çeken bir peygamberdir. Öyle ki; bu mucizelerle beslenen Hz. Süleyman (a.s):
—Ey insanlar! Allah bana kuşların dilini öğretti diye seslenip hemen yanı başındaki Tavus kuşunu gösterip;
—Bu tavus kuşunun ne dediğini biliyor musunuz, diye sordu.
Onlar;
—Hayır, bilmiyoruz dediler. Bunun üzerine Hz. Süleyman (a.s):
—Bakın Tavus kuşu hal lisanıyla; Dünyada ne kadar dininize bağlıysanız ahirette o kadar mükâfat göreceksiniz” der. Böylece Tavus kuşu üzerinden insanoğluna anlam yüklü mesaj verir.
Hakeza yine bir günde serçe kuşunun ötüşünü;
—Ey günahkârlar! Allah’a tövbe edin! Diye tercüme edip herkesi hayra çağırır.
Şüphesiz bu kıssalar sadece o topluluklar için değil bizim içinde geçerli.
Hz. Süleyman devrinde Sebe adlı bir kavim vardı. Bu kavim hakkında Sebe süresinin 15. 16. 17. ayetlerin tefsirlerine bakıldığında Sebeliler son derece göz alıcı bağ ve bahçelerle donatılmış modern şehirlerin yer aldığı Yemen'de yaşarlarmış. Hatta bağ bahçeleri sulamak içinde Belkıs tarafından iki dağın arasına Arîm adında baraj yaptırılmıştır. Böylece baraj sayesinde biriken sular sulama kanalları vasıtasıyla bağ ve bahçelere aktarılırmış. Allah-ü Teala; Yiyin için şükredin diyordu zaten, buraya kadar aslında her şey normaldi. Fakat zaman içerisinde şükrü unutup sapkınlığa düştüklerinden ilahi ceza gecikmez. Öyle ki o çok övündükleri barajın patlamasıyla sırça köşk ve bahçeleri yerle bir oluverdi. Üstelik Hz. Süleyman (a.s) bu kavmin ateşe ve puta tapmasından da çok rahatsızdı. Bunun üzerine Sebe halkına dini tebliğ için yola koyulup Taif yakınlarında karınca vadisine varmışlardı ki bir anda önlerine rızık peşinde koşan karınca ordusuna denk gelmişlerdi. Kraliçe karıncadan bir ses gelmişti o an. Bu sesleniş orduya değildi, maiyetindeki karıncalara hitaben bir sesti. Kraliçe karınca şöyle der;
—Ey karıncalar! Yuvalarınıza dönün. Aksi takdirde Süleyman ve ordusu, farkına varmadan sizi çiğneyebilir.
Tabii Hz. Süleyman (a.s) bu gördüğü manzara karşısında kendine yakışır bir vaziyette Allah'a yönelip;
—Ey Rabbim! Bana, anne ve babama lütfettiğin bu kadar nimetlerine şükretmemi ve geri kalan ahır ömrümde “Senin razı olacağın iyi işler yapmamı bana ilham et. Rahmetinle beni de Cennetinde iyi kulların arasına kat” diye münacatta bulunur.
Duanın akabinde bu arada her ne olduysa yol boyunca kendisine eşlik eden Hüdhüd kuşu ortadan ansızın kaybolmuştu. Hz. Süleyman bu duruma canı çok sıkılmıştı. Bu yüzden etraf kolaçan edilir, fakat bir türlü bulunamaz, sanki yer yarıldı yerin dibine batmış ortada gözükmüyordu. Meğer sonradan anlaşılır ki Hüdhüd Kuşu Sebe krallığının sarayına bilgi toplamak için gitmiş. Hüdhüd Kuşu Belkıs sarayında gerekli incelemeleri yaptıktan sonra tekrar Hz. Süleyman'ı yanına vardı ve geciktiğinden dolayı da özür diler. Gördüklerini bir bir anlatıp, özetle; Belkıs’la karşılaştığını, güneşe taptıkları şeklinde dile getirir.
Hz. Süleyman Hüdhüd kuşunun gözlemlerini dinledikten sonra bir mektup yazıp, bu mektubu Belkıs’a götürmesini emreder. Hüdhüd’de emrin gereğini yapar ve saraya varır varmaz mektubu Belkıs’ın odasına bırakıverir. Belkıs mektubu eline alıp okuduğunda, Hz. Süleyman mektupta;
— Kendisine itaat edilmesini, karşı gelinmemesini, eğer böyle davranılırsa istişareye açık olacağını ve bizimle uzlaşırsanız birlikte yönetim sergileyecekleri teklifini görür. Bunun üzerine mektupta dile getirilen teklif Beyler, Ulular heyeti nezdinde masaya yatırılır da. En nihayet Belkıs şu fikri ortaya attı:
—Mektupta denilenleri yapalım amma, O’na bir hediye gönderelim, eğer hediyeyi kabul ederse O bir hükümdardır, o zaman bizim gücümüz O’ndan daha kuvvetli anlamına gelir. Yok, eğer hediyemizi kabul etmezse O bir peygamberdir.
Derken hediyeleri alan elçiler tez elden yola revan olup, Hz. Süleyman’a takdim ettiler. Fakat Hz. Süleyman’ın hediyeleri kabul etmediğini gördüler, hediye bir yana karşılık olarak onlara;
—Allah’ın bana lütfettiği tüm nimetler sizin bana verdiğinizden daha hayırlıdır kelamında bulunur. Hatta Elçilere son defa seslenip;
—Gidin Hükümdarınıza söyleyin ki; ordularla gelip gök kubbeyi başınıza geçirir ve yurdunuzdan çıkarırım..” uyarı dolu ifadelerle ince bir mesaj gönderir.
Tabii elçiye zeval olmaz derler ya, aynen onlar da kendilerine söylenenleri harfi harfine Belkıs’a iletirler. Fakat Belkıs mesajın ciddiyetini anlamamış olsa gerek ki ordusuyla beraber derhal harekâta geçer. Peki, O geçerde Hz. Süleyman geçmez mi, elbet o da kendince değişik bir yöntemle tedbirini alacaktır. Şöyle ki;
Belkıs’ın gelmesine az bir mesafe kala etrafındakilere:
— Kim bana Sebe kavmi gelmeden Belkıs'ın tahtını en kısa zamanda buraya getirir? Diye sual buyurması üzerine Cin taifesinden biri:
—Efendim siz daha yerinizden doğrulmadan getirebilirim.
Hz. Süleyman (a.s):
— Bundan daha kısa bir sürede gelmesini istiyorum, deyince eşya kanunlarını iyi bilen Asaf b. Berhiya adlı kitabi bir âlim:
— İzin verirseniz göz açıp kapayıncaya dek tahtı derhal getirtebilirim deyince, Hz. Süleyman (a.s):
—Peki, der.
Allah tarafından ilim bahşedilmiş o zat hemen secdeye kapanıp ismi azam duasını okuyunca Belkıs’ın Yemen’deki tahtı o anda Kudüs’e konuverir. Bu manzara karşısında Hz. Süleyman Allah’a hamd ve senada bulunur. Aynı zamanda Belkıs’ın tahtı tanıyıp tanımamasını denemek içinde taht üzerinde değişiklikler yaptırır da. Hatta tahtın üzerindeki putperestlik sembollerini de sildirtir.
Belkıs ve Sebe Krallığının ileri gelen zevatı huzura alındıklarında Hz. Süleyman (a.s):
— Sizin tahtınız şuradaki taht gibi miydi sualini yöneltir.
İşaret edilen tahta baktıklarında şaşkın gözlerle:
—Evet, ta kendisi derler.
Gelen heyet tahtın buraya nasıl geldiği konusunda merak ede dursunlar, Belkıs binlerce askerin arasında tahtının Hz. Süleyman tahtının yanına gelmesi mucizesi karşısında, kendince gerekli dersi çıkarıp sarayların ve tahtın geçici olduğunu, ebedi olanın ancak Allah olduğunu çoktan fark etmişti bile. Böylece hakiki saadetin Allah’ın dostluğunu kazanmakla gerçekleşeceğini idrak ederek tövbe istiğfar edip Hak yola girdi. Derken Yemen Kraliçesi Belkıs Hz. Süleyman’la görüşmekle hem kendisi hidayete erdi, hem de ardından doğu ve batı hükümdarların hepsi O’na bağlılıklarını bildirdiler.
Hz. Süleyman (a.s) tam kırk yıl saltanat sürdükten sonra vefat etti. Kendisinden sonrada İsrail oğulları:
— Yahuda Devleti
—İsrail Devleti diye iki devlete bölündü.
Yahuda Devletini başkenti Kudüs’tü, Hükümdarları da Hz. Süleyman’ın oğulları ve torunlarından ibaretti. Üstelik Hz. Süleyman’dan kalan kutsal emanetlerin Kudüs’te bulunması bu kenti daha da halk nazarında önemli kılıyordu.
İsrail Devleti ise on boydan oluşuyordu. Zaman içerisinde İsrail Devletinde putperestlik şölenleri nüksetmeye başladı, hatta Ba’l dedikleri puta tapmaya yöneldiler. Kelimeni tam anlamıyla Hz. Musa’nın şeriatından eser kalmayacak duruma geldiler. Yine de Yahuda Devleti çıkardıkları birtakım bidatlere rağmen İsrail Devletine nazaran çok daha iyiydiler, en azından Mescid-i Aksa da Tevrat hala okunur halde idi.
O devirlerde İlyas ve Elyasa (a.s) İsrail oğulları kabilelerine Peygamber olarak gönderildiler. İlyas (a.s) ilk önce Ba’l putundan vazgeçmeleri noktasında tebliğde bulunduysa da itaat etmediler, üstelik İlyas (a.s)’ı yurdundan kovdular. Allah-ü Teala elçisinin incinmesine karşılık yurtlarında bereketi kaldırdı, susuzluk ve kıtlık belasına duçar oldular. Öyle ki yağmursuzluktan birbirlerini yer hale geldiler. Hatta o yıllar insan insanın kurdu oldu adeta. Nihayet yaptıklarından pişmanlık duyup sürgün ettikleri İlyas (a.s)’ı aramaya koyuldular ve bulunca da özür dilediler. İlyas (a.s) tebliğine devam etti, neyse ki bu sefer söz dinlediler, nasihatlerini baş tacı edinerek Peygambere itaatin karşılığını gördüler. Çünkü Allah dostunun hoşnutluğuna binaen tekrar o topraklara bereket verdi. Peygamberinin yüzü suyu hürmetine onların üzerinden belayı kaldırdı.
Fakat huylu huyundan vazgeçmez misali karınları azcık ekmek görünce yine günah ve küfür yoluna saptılar. Bu noktadan sonra İlyas (a.s) Allah’tan izin alıp inzivaya çekilmek zorunda kalıp bir taraflara göç eyledi.
İlyas(a.s)’dan sonra yerine Elyasa (a.s) geçer geçmez kavmini ıslah etmeye çalışsa da başaramadı. İsrailoğulları vurdumduymaz tavırlarıyla dünya malı için birbirleriyle didişip azmaya devam ettiler. İflah olmaz İsrail oğullarının bu tutumu karşısında Rabbül Âlemin bu sefer onlara Asur Devletini musallat kıldı. İşte o sıralarda Asur Devletinin başşehri Ninova halkına Hz. Yunus (a.s)’ı peygamber olarak gönderdi.





Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 4 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye