Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 24 Eki 2019, 08:13

Tüm zamanlar UTC + 2 saat




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 216 mesaj ]  Sayfaya git 1, 2, 3, 4, 5 ... 9  Sonraki
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: GÜL’E HASRETİZ
MesajGönderilme zamanı: 05 Ağu 2008, 15:08 
Çevrimdışı
Aktif Üye
Aktif Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 18 Ara 2007, 02:00
Mesajlar: 100
Bu konuyu facebook'ta paylan!
GÜL’E HASRETİZ
ALPEREN GÜRBÜZER


Allah Resulünün bitkilerden en çok değer verdiği gül-i rayiha (gül kokusu) önce Mekke’yi sarmış sonrasında o Gül-i gülzar-ı nübüvvet bütün cihana yayılmıştır. Zira sevgiyle fethedilemeyecek kale yoktur. Çoğu kez kılıcın yapamadığını gül tek başına fethedebiliyor. Hele hele gül-i Muhammedi'nin rayiha-i tayyibesi, sevgilinin bakışlarındaki nur olunca değme gitsin can-ı canana, insanlar artık o pırıltıya akın akın koşup O’nun sevgi dolu bakışlarında yeni bir hayata başlamanın sevincini yaşar da.
Gül’e sevgi dedik, sevginin şavkı olduğu için elbet.
Bakın Allah (c.c.) Tur-i Sîna’da Musa (a.s)’a buyurdu ki:
“- Ya Musa benim için ne yaptın?”
Musa (a.s.) bu hitap karşısında cevaben;
“- Yarabbi, sizin için oruç tuttum, namaz kıldım, zekât verdim...” der.
Allah-u Teâlâ (c.c) Musa (a.s.)’a:
“- Ya Musa! Namaz, oruç, zekât vs. senin için.”
Musa (a.s.) bir an şaşırır ve der ki;
“- Allah’ım, o halde senin nezdin de en makbul ibadet nedir?”
Bunun üzerine Allah (c.c.):
“- Ya Musa benim indimde en makbul amel, benim için bir kulu sevmek ve buğz (bir insanın şahsına değil işlediği kötü fiiline) etmektir.”
Evet, bir kulu sevmek, Allah için en güzel ameldir. O öyle bir sevgidir ki: “Ya Habibim! Sen olmasaydın, Sen olmasaydın, Sen olmasaydın, Kâinatı yaratmazdım” (Bkz. Acluni; II:164; Hâkim el Müstedrek, II:615) buyruğunda yer alan sırrın tâ kendisi olup bir gül'ün ifadesidir. Gül, aynı zaman da aşk olup sevileni sevene, seveni sevilene bağlayan bir misk-i amberdir. Sevmenin alâmeti ise sevenin sevdiğine itaat etmesidir. Kaldı ki Rasûlüllah (s.a.v.) bile en yüce mertebede olduğu halde, “Emr olduğun gibi dosdoğru ol” uyarınca hareket etmiştir hep. Böylece hilâl’in ışık kaynağı “gül” sayesinde müminler, vahye ve sünnete itaatkâr kalmışlardır.
Evet, Peygamberimiz (s.a.v) ümmetine; “Amellerin en faziletlisi Allah için sevmek ve Allah için buğz etmektir” diye öğüt vermiştir. Hatta öğüt vermekle kalmamış, ne yapılması gerektiğine dikkat çekmişte. Öyle ki bir hadisi şerifte; “Şüphesiz yumuşak davranmak her şeyde olsa, onu süslendirir. Bir şeyden (söz, hal ve aşağıya hakaret) alınırsa muhakkak onu lekelendirir” diye beyan buyurmuştur. Hakeza yine bir hadisi şerifte ise; “Öğretiniz, kolaylaştırınız, bir de öfkelendiğiniz zaman sus” diye ikaz etmişlerdir. Gerçekten de sevmek, yumuşaklık ve sükût hali her dem bize gül'ü hatırlatır. Sadece hatırlamak mı, elbette ki hayır, bunun yanı sıra Allah'ın (c.c.) rızasına nail olabilmek için şu iki haslet dikkatimize sunulur:
-Allah’tan gelen her şeyi kabullenmek, yani Yunuşça kahrında hoş, lütfunda hoş diyebilmek esastır.
-Kalb kırmak yerine gönül yapmak için var olmalı, dahası bir kalp kırdıysan bu kıldığın namaz nicedir diye kendi nefsine sitem etmek esastır.
Allah (c.c.) Kur’an-ı Kerim’de; “İnsanlara iyiliği emrediyor, kendinizi unutuyor musunuz? Hâlbuki kitabı da okumaktasınız. Hiç mi aklınız ermiyor?” (Bakara Suresi: 44) buyurmaktadır. Ayet gayet açık, Rabbul âlemin başkalarına eziyet vermeyi şiddetle men ediyor. Malum insanlara eziyet vermek veya haklarına tecavüz etmek nefsin subuiye kuvvetindendir. Bu yüzden nefsin subuiye fiiline “münker” denmektedir. Madem bu fiil münker özelliğinden güç alıyor, o halde Subuiye kuvvetinin terbiyesine yönelik:
—Pamuk misali mütevazı olmak gerek, bu da yetmez kendimizi kusurlu görmek gerekir. Zira ateş gururlanmaya toprak alçak gönüllüğe işarettir.
—Söz gümüşse, sükût altındır atasözünü kulağımıza küpe yapmak gerek.
— Madden ve manen temizlenmek için abdest ve gusül almak gerek, zira temizlik imanın yarısıdır.
—Şeytanın şerrinden Allah’a sığınıp Euzubillahimineşşeytanirracim demek gerek,
—Gafleti yenmek için kalben Allah’ı çokça anmak gerek, zira gaflet şeytandan, rahmet Allah’tandır.
— Haddi aşmamak gerek, aksi takdirde haddini bilmeyene haddinin bildirirler. O halde sen sen ol sinirlendiğinde gazaplanıp ölçüyü aşma, bir hiddete kapılıp da yüze vurma, sükûtla meclisi terk etmek en doğrusu. Nitekim Resûlüllah (s.a.v.): “Biriniz gazaplandı mı hüküm etmesin” buyuruyor. Hadisi şerif’ten de anlaşıldığı üzere, insan her an nefsin subuiye kuvvetine kapılıp gazaba gelebiliyor, bu durumda sükût etmenin en etkili bir çözüm yolu olduğunu unutmamak gerek.
Yukarıda bahsedilen bir dizi tedbirleri uyguladığımızda görülecektir ki gönül dünyamız deryalaşacaktır. Malum, gönül kalbin en narin köşelerinden bir köşedir. Bakın bu konuda Muhammed Şemseddin (k.s.) “Miftah’ül kulub” adlı eserinde özetle şu ifadelere yer verir: “Kalbe ilahi tecelli geldiği zaman, o gönül titremeye başlar. Titrerken de Allah'tan özel bir hediye ihsan edilir. Gelen hediye yumurta şeklinde bir cevher şişe olup içi nur doludur. Rastgele bir kimse o gönüle dokunduğunda ister istemez o gönül nurları dökülecektir. Hatta parçalanıp dökülen nur tanecikleri sıçrayarak tan dokunan adamın, kalbine saplanır. Dahası batini (iç) hastalıklar bu tip dokunmalardan hâsıl olur.”
İşte görüyorsunuz bu ifadelerden de anlaşıldığı üzere gönül kırmak Allah korusun öldürücü zehir şırınga etmek gibidir. O halde Allah cümlemizi kalp kırmayıp gönül köprüsü kuranlardan eylesin. Şüphesiz dua edişimizde Habib-i Gül'ün yüzü suyu hürmetine diye başlayan yalvarışın sebebi gönlün dile gelmesinden başka bir şey değildir. Malum, karanlığı aydınlatan tek ışık Gül-i nübüvvet nurudur.
İslâm’da bir gönül kırmanın beş bin defa Kâbe’yi yıkmaktan daha ağır olduğu vurgulanmıştır. Bu yüzden Yunus Emre Rabıtayı şöyle tarif eder: “Bin defa hacca gidip geleceğine bir gönle girmeye bak.” Dahası Yunusumuz yunusçasına “Bu yol bir gönlün içine girmektir” deyip dikkatimizi gönül sarayına odaklamıştır. Hakeza Hz. Ebubekir Sıddık (r.a.)'da mağarada Peygamber (s.a.v.)’le baş başa kaldığında, Resûlüllah (s.a.v.):
“- Ya Ebubekir, gönlünü gönlüme bağla” demiş, böylece “Rabıta”nın ilk dersi mağarada verilmiştir. Demek ki gönlü gönle bağlamak rabıtaymış. Hakeza Necip Fazıl’ın, “O ve Ben” ile “Rabıtayı Şerife” adlı eserleri bu anlamda gönlü gönle bağlamayı ifade eden okunmaya değer iki müthiş gönül pırıltı risaledir. Arifler, Necip Fazıl'ın sözle değil ancak yaşayarak anlaşılabileceğini dile getirdiği rabıta konusunu “Kâmil insanın gönlü, Hakkın aynasıdır” tarzında diye ifade etmişlerdir. Nitekim bir Kutsi hadis’te geçen: “Ben kulumu sevdiğim zaman onun işiten kulağı, gören gözü, yürüyen ayağı ve tutan eli olurum” (Bkz. Buhari, Rikak, 38; İbnu Mace, Fiten,16; İbnu Ebi-d Dünya, Kitabu’l-Evliya, No.1; Beğavi, Şerhu’s-SünneI, 142.) ifadeleri “Rabıta” gerçeğini ortaya koyar. Tabiî ki hadisi kutside geçen el, dil, göz ifadeleri mecazîdir, beşer ölçülerinde düşünemeyiz elbet.
Evet, bu konuda gül’e hasret bir ümmet olarak deriz ki: gönlü muhabbet ateşiyle yanmayan, ya kabir ateşiyle ya da cehennem ateşiyle yanacaktır, biliniz ki bir başka ateşte yok. Ya gönlü Hz. İbrahim’in aşk ateşin de gül’e çeviririz, ya da dünyalık Nemrud tutkusu ateşinde Allah korusun cehennem odununa dönüştürürüz. Tabii bizim tercihimiz gül'den yanadır. Nitekim Sina Çölü’nü aştıran ruhta gül’ün nefesi vardı. Demek ki insan iki ateş arasında olmakla birlikte aşk ateşini tercih edenler gül deryasına dalıp Allah aşkıyla sonsuzluğa kanatlanması mümkündür. Dünyaya talip olanlar ise gayya kuyusunda şeytanın kucağına düşmesi kaçınılmazdır. Anlaşılan gül zulmü bertaraf etmeye yeter artar da. Nasıl yetmesin ki, Gül-i Nübüvvet nuru ışık kaynağımızdır.
Malum, güneşin dışı aydınlık, içi karanlıktır. İç aydınlık sadece insanda kodlanmıştır. Bu yüzden insan cümle âlem içinde “eşref-i mahlûkat” ilan edilmiştir. Dolayısıyla sevginin çilesi insanda tecelli etmiştir. Ne var ki bu günkü insanlık düştüğü girdaptan çıkabilmek adına sevgiye hasret kalmış gözüküyor. Dahası insanlık kaybettiklerini tekrar yakalamak çabasındadır. Batı teknolojik seviyenin en üst doruğuna ulaştı, ama vücut tekniklerini keşfedemedi. Oysa batıya bu konuda rehber olabilecek kaynak bizim kültürümüzde fazlasıyla mevcut. Bu yüzden Pir-i Türkistan Ahmet Yesevi, Mevlâna ve Yunus Emre, bizden daha çok batıda yankı bulup ruhi boşluğunu bu Gönül Sultanlarıyla telafi edebileceğini idrak eder gibi de. Biz ise kendi kıymetlerimizin kıymetini bilemedik hala. Müslümanların bu günkü perişanlığı sevgi ikliminin tükenmeye yüz tutmasından dolayıdır. Sevginin tükenmemesi için Allah'ın güllerine yönelmemiz gerekiyor. Gül'ü inkâr, insanı inkâr demektir. Siz siz olun Allah’ın güllerini inkâr etmeyesiniz. Ki; o güller solmasın, inşallah solmayacakta. Doğu dışında başka güller var mı derseniz, var olmasına var ama bizim dışımızdakilerin bir eksiği var; çünkü içerisinde ilahi soluk yok. Elbette ki gerek ay'a fırlatılacak füzeyi yapan ekipman gerekse ay’a ayak basan ilk astronotta kendince bir sevgi veya heyecan taşıyordu. Anlaşılan sevgi zerreden kürreye hemen hemen her şeye ilham kaynağı olabiliyor. Değim yerindeyse insanlık ancak beslendiği sevgi kaynağıyla hamle yapabilmektedir. Bakın ateistler bile sübjektif değerleri inkâr etmelerine rağmen belkide farkında değiller kendilerini bir tür Nazım Hikmet romantizmine kaptırmaktan alıkoyamamışlardır. Keza İsrail’in Arzı Mevud tutkusu da bir tür romantizm algısıdır. Demek oluyor ki romantizm menfi fikirlere bile sinerji etki yapıp harekete geçirebiliyor. Nitekim Aziz Nesin ateizme gönül bağlayıp davası uğruna vakıf kuran, konferans veren, birçok kitap yazan bir yazardı. Düşünsenize böyle bir yazar ilahi kaynaktan beslenmediği halde bunca iş çıkarabilmiştir. Peki ya biz! Malum bu konuda hak getire, Hekimoğlu İsmail haklı olarak; Aziz Nesin bunları yaparken benim Müslüman’ım ne yapıyor?” sorusuyla içler acısı durumumuzu ortaya koymuştur. Gerçekten de bu gün inanan insanın en büyük ızdırabı sevgiyi, aşkı ve nübüvvet gülünü yitirmiş olmasıdır.
Maalesef insanların gönlünü fethedemeyen ülkeler, insan bedenine hâkim olmaya çalışmakta. Nitekim batıda “Neron” tiplemeleri, boğa güreşleri, Kazıklı Voyvodalar ve insanları göz göre göre aslanın ağzına verip yem verilmesi gibi vahşi manzaralar hep gülsüzlüğün (sevgisizlik) bir neticesidir. Bilhassa orta çağın engizisyon mahkemeleri beslendiği kaynak itibariyle yüreğinde bir demet gül sevgi taşımadıkları içindir ister bilim adamı olsun, ister sıradan bir adam olsun fark etmez kellesini giyotine vermekten çekinmemişlerdir. Çok şükür bizim tarihimizde ne kazıklı Voyvoda, ne Neron, ne giyotin, ne şu, ne bu var. Asla insanlık dışı bu tür manzaralar görülmez. Kaldı ki bizim kültürümüzde düşmana bile bir ölçü tayin edilmiştir. Bu yüzden denilir ki; dost düşman birbirleriyle eşleşmiş iki ayak gibidir, birbirlerine muhtaçtır. Nasıl muhtaç olunmasın ki, her şey zıddıyla bilinir gerçeği var. Ayaklardan biri kopunca ayakta kalan ya düşman kalır, ya da dost kalır. Malum tek ayakla da menzile varılmaz, varılsa da monotonluk başlar. İşte bu noktada gül, zıtlıkları bile hoş görüyle karşılayan bir iksir olarak karşımıza çıkar.
Belli ki Gül’e hasret bir nesil yetiştirmek şart gözüküyor, şarttan da öte bir vazife. Başta da zikrettiğimiz gibi levlake levlak diye başlayan; “Habibim eğer sen olmasaydın bunca felekleri yaratmazdım” Hadisi Kudsi’si her şeyi anlatmaya yeter artar da. O'nun nuru kâinat daha yaratılmadan önce vardı, işte nübüvvet gülünün kâinatın özü olması bu yüzdendir. Bakın O (s.a.v) âlemlere rahmet olarak dünyaya teşrif ettiğinde Âmine Hatun:
“- Doğan çocuğumu önce secde halde sonra ellerini semaya açıp bir şeyler söylediğini gördüm” dediğinde Abdulmuttalib:
“- O’nun çok yüce bir makam sahibi evlat olacağına inanıyorum” demekten kendini alamamıştır. Böylece adı güzel, kendi güzel Muhammed (s.a.v.)'in nübüvvet nuru Allah Resulünün dedesi kanalıyla tasdik ettirilir de. Bu da yetmez âlemlere inen nübüvvet gül'ü gonca gül misali açtıkça dağ, taş ve cümle âlem bu nurdan nasiplenir de. Elbette ki bu ilk nur ve ilk gül-i rayiha (gül kokusu) ehli beytine nüfuz edecektir. Nitekim bir gün Allah Resulü (s.a.v.) ehli beytin reisine:
“- Ya Ali! Beni sever misin?
“- Ya Resûlüllah! Seni canımdan aziz bilir ve severim”
“- Peki, Hasan’la Hüseyin’i sever misin?”
“- Severim.”
“- Kızım Fatıma’yı sever misin?”
“- Ya Resûlüllah! Severim”
İşte bu karşılıklı soru cevap ikileminin akabinde en can alıcı soru gelir ki, işte o soru:
“- Peki, Ya Ali! Bu üç sevgi kalpte nasıl birleşir ki?”
Tabii bu sual karşısında Hz. Ali (k.v.) dona kalıp cevap veremeyecektir. Derken soluğu evde alır. Hz. Ali (k.v.) eve döndüğünde düşünceli olduğu her halinden gözden kaçmaz. Bu durumda Fatıma anamız:
“- Seni düşünceli görüyorum, bir şey mi oldu?”
Hz. Ali (k.v.) durum vaziyeti anlatınca, annemiz Hz. Fatıma tebessüm edip;
“-Ya Ali! Allah iyiliğini versin bunu cevaplamakta ne var ki, cevabı çok kolay. Bakın bir insanın Allah (c.c.) ve Resulüne (s.av.) sevgisi kalbidir, zevcesine (eşine) olan sevgisi nefsidir, çocuklarına olan sevgisi ise fıtridir” der.
Ertesi gün Hz. Ali (k.v.) Allah Resulünün yanına gelip sorunun cevabını ikrar ettiğinde, Peygamberimiz (s.a.v.) buyurdular ki:
“-Ya Ali! Bu cevaptan nübüvvet kokusu geliyor.”
Evet, Fatıma annemizin dilinden sadır olan o müthiş akıl dolusu sözler Hz. Ali’nin tüttürdüğü aile ocağını çepeçevre saran nübüvvet kokusunun bir yansıması sonucu çıkan ifadedir. Madem öyle, bu nübüvvet kokusu saran bu ev ve o evden çoğalan Ehl-i Beyte sonsuz sevgi duymak boynumuzun borcu olsa gerektir. Zaten ehl-i beyti sevmekten daha güzel bir duygu seli ne olabilir ki? Zira İmam Hüseyin ve Hasan ehlibeyt neslin gülleridir. Ne var ki İmam Hüseyni ehli beytin ışık kandili olmasına rağmen Kerbela’da o gül neslin evladına bir damla suyu bile çok gördüler. Derken susuzluktan, kan revan içerisinde toprağın bağrına basıp gül bahçesinde şehit olur.
Dedik ya, Nübüvvet gülü daha kâinat yaratılmadan önce vardı. Peygamber (s.a.v.) Hatemül Enbiya ama aslında ilk hilâl gül'dür. Yani onun eline düşen en son marifet onda ilk marifettir, yani sonun başlangıcıdır. Bu yüzden Nebevi gül kıyamete dek ışığı sönmeyip ötelere uzanacakta. O ötelere uzandıkça hasretimiz o ölçüde artacaktır. Nasıl hasretle yanmayalım ki, sevmek gül’e hasret kalmak demektir, asla taassupçuluk değil, aksine başkasını küçümsemek veya hor görmek taassupçuluktur. Tanışmak, sevgi dolu olmak her daim toplumda birliği ve dirliği sağlayan bir güçtür. Tarih bunun en canlı şahidi zaten. Nitekim Fatih’in İstanbul’u fethedişindeki kumandanlık meziyetinin yanı sıra elinde gül koklarken kendini resimletmesi bunu çarpıcı örneğidir. Maalesef böyle örnekler varken her nedense günümüzde gülden mahrum Moğol serdarlarına veya kuru cihangir davası kahramanlara imreniyoruz habire. Oysa önemli olan savaş yerine ilim, üretim, aşk, sanat icra edebilmektir. Kaldı ki kuru cihangirlik davası göçebe devrin şartlarında vazifesini tamamlayıp misyonunu bitirmiştir, tekrar o misyonu zamanımızda canlandırmaya çalışmak abesle iştigal olacaktır. O zaman bir karar vermeliyiz; bize örnek olacak kahraman Deli Dumrul mu? Cengiz Han mı? Mimar Sinan mı? Elinde gül koklayan Fatih mi? Elbette ki hangisi zamanımıza ışık tutuyorsa tercihimizi o yönde kullanmalıyız. Şayet derdimiz çağlar üzerinden sıçramaksa göçebe dinamizmi yerine, bilgi ve teknikte maharetli Mimar Sinan misali ideal insan tip ve içi nübüvvet sevgisiyle tutuşan Fatih misali bir lider yetiştirebiliriz pekâlâ. Alplik tarihte kılıçtı, şimdi ise Alplik misyonumuz bilgisayar olmuş, stratejik silahlar olmuş, kalem olmuş, meslekler ve meşrepler olmuştur. Erenlik ise tarihte de, bugün de tek değişmeyen hakikattir. Pir-i Türkistan Ahmet Yesevi’nin temellerini attığı Horasan kültürünün en büyük yönü; değişmeyeni kavrayabilmesidir. Erenlik dün olduğu gibi bugün de nübüvvet gül'üdür, aynıdır değişmez. İşte bu yüzden ısrarla üzerinde dura dura gül zikir, gül İslam'ın hadimiyet simgesi, gül maneviyat, gül Muhammed’in ter kokusu, gül iç âlemde tek hakikat sevgi cevheridir diyoruz. Ki; Allah kalplerini ve kulaklarını mühürlemiş ve gözlerine bir perde inmiştir ve bunların hakkı azim bir azaptır (Bakara suresi ayet:17) ayetini Dr. Haluk Nurbaki mealen; “Sanat şaheserim olan bu kalbe imza attım. Onu imanla ve sevgiyle doldurmazsanız mühürlerim” diye yorumlamıştır. Bir kere gönül mühürlenmeye dursun o zaman Allah korusun hakikati göremez oluruz. Zaten gönül gözüyle görmeyen bir şey görmüş sayılmaz ki. Bakın Hadis’i Kutsi’de: “Kulum bana bir karış yakın olursa ben ona bir zira olurum, o bana yavaş gelirse ben ona süratle rahmetimi ona yağdırırım. Eğer o süratle gelirse bende onun kulağına, gözüne, eline, ayağına kuvvet veririm. O da kuvvetimi işitir, görür, tutar, yürür” buyurmaktadır. Zaten kalbe ait en önemli meziyet; beyin hard diskine yazılmış olanları hissetme gücü diyebileceğimiz bir ön feraset olgusuyla sezmesidir. Nitekim iç sıkıntı, sevinme vs. bunun en tipik misalidir. Cenabı Allah’ın (c.c.) sırf akıl melekesiyle kavranması mümkün değildir. Akıl ancak beş duyunun çerçevesinden hareket eder, ama kalp öyle değil, tam aksine sezgisiyle O'na teslim olur. Bu yüzden Kur’an-ı Muciz’ül beyan doğrudan kalbe hitap eder: “Allah kalplerini ve kulaklarını mühürlemiş ve gözlerini perdelemiş ve gözlerine perde inmiştir ve bunların hakkı azim bir azaptır (Bakara Suresi ayet 7).” Bu yüzden Evliyaullah’ın yolu akıldan çok, kalpten hareket edip insanları irşâd etmeye yönelik bir yoldur. İşte onlar kalpleri fethettikleri içindir beşeriyet Ehlullah’a, gönül sultanı demiştir. Gerçekten de Allah dostları, bu ümmetin gül'üdürler. Evliyaullah, aynı zamanda kalp uzmanları olup, manevi tasarruf sahibidirler. Onlar gerçek irşâd kutuplarıdır. Belli ki Evliyaullah’ın elinde tuttuğu gül sıradan bir gül değil elbet. O gül'e tutunan el biat etmiş olur. Ne mutlu o biattan nasiplenenlere.
Peki, güle tutunmayanları hali nice olur derseniz, malum, güle tutunmayanlar ya nefse, ya da şeytanın hilelerine tutunacaktır. Şöyle ki;
Topluma fuhşu ve kinle düşmanlığı hâkim kılan nefsin vehmi kuvvetidir. Vehmi kuvvet, kalbin yetmiş küsur şubelerini bozar da. Resûlüllah (s.a.v), “Kanın dolaştığı yerde muhakkak şeytanda dolaşır. Onun dolaşmaması için en kuvvetli silah “Lailahe illalahul fealu’dur” buyurmaktadır. Hadisi Kutsi’de ise; “Kim gazaplandığı zaman beni anarsa ben de gazap ettiğim zaman onu hatırlar mahv etiğim kimseler içerisinde (zikir) edeni mahv etmem” beyan ediliyor. İşte kurtuluş reçetesi budur. Hakeza fikrimiz ve zikrimizde O’dur. Demek ki insan çokça Allah’ı zikretmekle fikrinin gülüne ulaşabiliyormuş, yeter ki gayret edilsin, gerisi gelecektir elbet. Zira gayret edenden şeytan kaçar da. Derken fikrin gülüne kavuşan insan vehmi kuvvetini de yenmiş olacaktır. Kelimenin tam anlamıyla gül her derde devadır. Allah adı anılınca kalpte güller açmaya başlar da. O halde karanlık dünyamızı fikrin ve zikrin gülüyle Nübüvvet nuruna (ışığa, aydınlığa) çevirebiliriz, neden olmasın ki. Bakın Fıtraten insanda üç sevgi vardır:
- Allah sevgisi,
- Nefis sevgisi,
- Mahlûk sevgisi.
Allah Resulü “Kişi sevdiği ile beraber haşr olunacak” (Bkz. Buhari, Edep, 96; Müslim, Birr, 165; Tırmizi, Zühd, 50; Hâkim, Müstedrek, IV,171.) buyurmakla kendimizi Allah sevgisine ulaştıracak sebeplere yapışmamızı beyan etmektedir. Yine Peygamberimiz (s.a.v): “Kişi kendine dost edindiği kimsenin dini üzerinedir. Dikkat edin ki, siz kiminle dostluk yapıyorsunuz” diye beyan buyurmakta. Gül ağacının gül'ü dost için, dikeni ise düşman için vardır. Ancak sevginin de bir ölçüsü olduğunu unutmamak gerekir. Çünkü insan, aşırı derecede sevdiği kimseye en mahrem zaaf yönlerini anlatmaktan imtina etmeyebiliyor. Oysa ihtiyatlı olmakta fayda var, olur ya ilerde bir düşmanlık meydana gelirse ona bir koz veya silah vermiş olur. Bunun içindir ki; “Düşmandan bir defa, dosttan bin defa sakının” sözü hükemâ tarafından tavsiye edilmiştir. Resûlüllah (s.a.v) “Bir şeyi aşırı sevmen seni kör eder ve sağır eder (hatalar görünmez) buyurarak bu konuda ölçüyü ortaya koymuştur. Hatta aşırı sevgi insan iradesini bozar da. Her şey de olduğu gibi sevgide de ölçülü olmak gerek. Yine Peygamberimiz dostluk konusunda: “Kiminle arkadaşlık yaparsan güzel arkadaşlık yap” buyurmuşlardır. Arkadaş edindiğimiz arkadaşlara karşı güler yüzlü, tatlı dilli olmak zaruridir. Nitekim Hz. Ali (k.v.)’e isnat edilen bir şiirde bizim için; “okların açtığı yaralar iyileşip kaynaşır, ama dilin açtığı yara ne iyileşir ne de kaynaşır” uyarısı vardır. Aynı zamanda bu güzel veciz sözlerde insanlarla ilişkilerde nasıl davranılacağını gösteren işaret taşları da var.
Allah (c.c) her şey de olduğu gibi bir demet gül’ün yapraklarına da bir ölçü tayin etmiştir. Nübüvvet nuru da o ölçünün kandilidir zaten. Madem öyle, tüm ifrat ve tefritlerden kurtulup ölçüye ulaşmak için Gül’e hasret bir nesil yetiştirmek vazife olmalıdır. Belli ki bütün aşırılıkların kaynağında “gül”den uzak kalışımız vardır. Şimdi beşeriyetin bir an evvel üzerindeki ağırlıklardan kurtulup niye “gül”e ulaşmak arzusu taşıdığını daha iyi anlıyoruz. Bir gün insanlık Gül’e ulaştığında ister istemez Allah Resulünün şu sözlerine muhatap kalacaktır: “Allah bir insanı sevdi mi Cibril’e şu emri verir; Ben filan adamı severim. Cibril de semada olanlara filan oğlu, filanı Allah sever siz de onu sevin der. Yerdekiler de artık onu sever.” (Bkz. Buhari, Edep, 41; Müslim; Birr, 48; Beğavi, Şerhu’s-Sünne, XIII,55–56; Malik, Şear,15; İbnu Hıbban; Sahih, I,291) İşte hakiki sevgi budur. Allah'ın kulu sevmesiyle birlikte halkında onu sevmesi ne güzel bir duygu seli olsa gerektir.
Peygamberimiz (s.a.v) âlemlere rahmet olarak gönderildi. Kendisinden önce gelen Peygamberlerde çilelere maruz kalmışlardı, ancak çile karşısında tavırları en son gelen Peygamberden farklıydı. Şöyle ki Nuh (a.s) kavminin helak olması için dua etmiş ve helak olmuşlar. Hakeza İbrahim (a.s.)'da mülk âlemine bakıp asilerin isyanını gördüğünde o da beddua etmiş, asiler helak olmuşlardır. Malum, Resûlüllah (s.a.v)'da diğer peygamberler gibi çok cefa çekmişti ama beddua etmedi, tam aksine O (s.a.v); Ümmetim, Ümmetim, Ümmetim diye feryat etmiştir. Ağzından bir kez olsun helak olunuz sözü sadır olmamıştır, bilhassa af edilmeleri için niyazda bulunmuştur. O daha çok Hadis’i Kutsi’de geçen: “Rahmetim gazabımı geçti” düsturunca hareket etmiştir. Dahası Resûlüllah (s.a.v) kendisine yapılan her türlü eza karşısında; “Allah’ım ümmetime hidayet eyle, onlar ne yaptıklarını bilemiyorlar” deyip kurtuluşlarını dilemiştir. İşte gül Peygamber’in (s.a.v) ortaya koyduğu çileye karşı bu inanılmaz sabır tavrı ne kitapla, ne kalemle, ne de akılla izah edilebilir. O'na da o yakışırdı zaten. O deryayı ummandır. Keza O öyle bir deryayı umman ki Ebubekir Sıddık (r.anh) gül Peygamberi için: “O’na salâvat getirmek, günahları yok etmek bakımından sudan daha fazla temizleyicidir” demekten kendini alıkoyamamıştır. Gerçekten de gül-i rayiha, gönülleri temizleyen tek güçtür. Aynı zamanda O’nun teninden yayılan gül kokusu en büyük nübüvvet nurudur.
“Gül”ü tarif etmek zor olsa gerektir. Karınca kararınca biraz aralayabildiysek, şükürler olsun.
Sözün özü; Nebi “gül”e âşık, gül de Nebi’yi Ekrem’e hasret. Allah Resulü nasıl âşık olmasın ki, çocuk yaşta sütannesi Halime’nin evindeyken melekler tarafından göğsü yarılıp gül suyu ile yıkanmıştır. İşte o gün bugündür tüm kalpler gül’e hasrettir, gülde O’na müştaktır. Ta ki Allah’ın vaad ettiği nurumu tamamlayacağım 'Gül’ vaktine kavuştuğumuzda gönüller huzura erecektir elbet. Belli ki; “Sallallahü aleyhi Muhammed, Sallallahü aleyhı vesselam” demekten başka sığınacak gül dalımız yok.



En son dedekorkut1 tarafından 01 Şub 2015, 18:04 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.

Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: AŞK'tan ZİYADE
MesajGönderilme zamanı: 06 Ağu 2008, 12:18 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 09 Ağu 2007, 02:00
Mesajlar: 3843
Resim

Ağlamak AŞK için ağlar örmektir,
DİKEN’ler İǒinde GÜL’ü görmektir.
AŞIK-lık CÂNÂN’a CAN-ın vermektir,
VAR-lığa neden ne AŞK’tan ziyade.

DÜŞ’teki İNSAN’a DÜŞ değil HAYY-at,
Hep BAHAR ya da hep KIŞ değil hayat.
AŞK’ın gözü kördür, diyene inat,
Gördüğüm var mıdır AŞK’tan ziyade.

GECE’nin İǒinde SABAH’lar saklı,
AŞK’ı anlayamaz insanın aklı,
YÂR’e GÖNÜL veren, ÖZ’ünde HAK-lı,
HAK nerde bulunur, AŞK’tan ziyade.

Leyla mı düşürdü Mecnun’u çöle,
MEVLA’nın YOL’unda sefâdır çile,
Mirac’ta Muhammed (sav), Cebrail ile,
ÇİZGİ’yi geçen kim, AŞK’tan ziyade.

Halim KÖK
05.08.2008

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 06 Ağu 2008, 14:10 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2647
Konum: Kamiloba
Eyvallah Halim Kardesim, ALLAH derdini arttirsin!...

Selam ve muhabbetle
Gariban

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 06 Ağu 2008, 14:34 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 09 Ağu 2007, 02:00
Mesajlar: 3843
Eyvallah, GARİB- AN-IM,

İslâm BİZ'e; "SAV, DER" DİNÎ..
"AŞK ile GÜL'ünü DER" DİNÎ,
"SÖZ'ünü ÖZ'ünde DER",DİNÎ,
ŞÜKRET Kİ... ALLAH ARTTIRSIN " DER, DİN-Î İSLÂM.

Allah cc. senin de arttırsın DERDİNÎ Barbaros Canım...

Selamlar, sevgiler

_________________
Resim


En son halimkok tarafından 06 Ağu 2008, 17:04 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.

Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 06 Ağu 2008, 16:54 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 09 Ağu 2007, 02:00
Mesajlar: 3843
HAYY ile hayatta, HAYR-ET’ te insan,
Ya HAYR’a ya ŞERR’e gayrette insan,
SÛR’a dek SIRR’ına SÛRET’ te insan,
SÎRET’in bilemez AŞK’tan ziyade.

06.08.2008 - 17:05

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 06 Ağu 2008, 16:57 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 09 Ağu 2007, 02:00
Mesajlar: 3843
Doğumdan ölüme AŞK hikâyesi,
“ÖLMEDEN ÖLMEK” tir AŞK’ın gayesi.
NEYZEN’siz duyulur mu NEY’in sesi,
NEYZEN’in kim olur, AŞK’tan ziyade.

06.08.2008 - 17:50

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 06 Ağu 2008, 17:24 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 09 Ağu 2007, 02:00
Mesajlar: 3843

Tatlı bir esinti ile duyduk GÜL'ün kokusunu.
GÜL, gönlümüzde CAN-landı.
CAN-lananlar ile dünden beri gölümde dillenen mısraları da bugün yazmak nasip oldu...

Ağlamak AŞK için ağlar örmektir,
DİKEN’ler İǒinde GÜL’ü görmektir.
AŞIK-lık CÂNÂN’a CAN-ın vermektir,
VAR-lığa neden ne AŞK’tan ziyade.

DÜŞ’teki İNSAN’a DÜŞ değil HAYY-at,
Hep BAHAR ya da hep KIŞ değil hayat.
AŞK’ın gözü kördür, diyene inat,
Gördüğüm var mıdır AŞK’tan ziyade.

GECE’nin İǒinde SABAH’lar saklı,
AŞK’ı anlayamaz insanın aklı,
YÂR’e GÖNÜL veren, ÖZ’ünde HAK-lı,
HAK nerde bulunur, AŞK’tan ziyade.

Leyla mı düşürdü Mecnun’u çöle,
MEVLA’nın YOL’unda sefâdır çile,
Mirac’ta Muhammed (sav), Cebrail ile,
ÇİZGİ’yi geçen kim, AŞK’tan ziyade.


Selam,sevgi ve muhabbetle..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 14 Ağu 2008, 14:06 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 06 Şub 2007, 02:00
Mesajlar: 649
Konum: ESKİŞEHİR
Göz yaşıdır sermayesi,
Aslına vardırmak gayesi,
Derdin en büyük payesi,
Ağlatan nedir AŞKtan ziyade?

_________________
Âmaya renk tarif etme,
Siyahtan gayrını blmez,
Aşığa DOST'tan bahsetme,
ALLAH'tan gayrını bilmez...


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 14 Ağu 2008, 14:09 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 06 Şub 2007, 02:00
Mesajlar: 649
Konum: ESKİŞEHİR
Gönül kaynar,
Gözler pınar,
Yakmakta nar,
Nedir AŞKtan ziyade?

_________________
Âmaya renk tarif etme,
Siyahtan gayrını blmez,
Aşığa DOST'tan bahsetme,
ALLAH'tan gayrını bilmez...


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 14 Ağu 2008, 14:14 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 06 Şub 2007, 02:00
Mesajlar: 649
Konum: ESKİŞEHİR
Konuşmakla bitmez,
Yazmak dahi yetmez,
Gözden akar gitmez,
Sözler nedir AŞKtan ziyade?

_________________
Âmaya renk tarif etme,
Siyahtan gayrını blmez,
Aşığa DOST'tan bahsetme,
ALLAH'tan gayrını bilmez...


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 14 Ağu 2008, 18:34 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 09 Ağu 2007, 02:00
Mesajlar: 3843
KAL; SÖZ’dür, KALEM’den tüm KELİME’ler,
KUL; “DE” KELÂM’ı… O, DİL-inle DİL-er.
KALB’indeki SÖZ’ler KİM’den geldiler,
KELÂMULLAH ne ki AŞK’tan ziyade…

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 14 Ağu 2008, 22:39 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 09 Ağu 2007, 02:00
Mesajlar: 3843
İKİ GÖNÜL BİR-se, samanlık SEYR-AN,
GÖNÜL-ler BİR-likte, KİM KİM’e HAYR-AN,
DİRİ-den DİRİ-ye akmakta CERY-AN,
CAN nedir DİRİ’de AŞK’tan ziyade.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 14 Ağu 2008, 22:52 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 09 Ağu 2007, 02:00
Mesajlar: 3843
YAR-amaz YAR-ama YÂR’dan başkası,
AŞIK’a LÛTUF’tur ellere YAS’ı,
AŞIK KİM, MAŞUK KİM VUSLAT sonrası,
EL-AN ne OL-AN ne AŞK’tan ziyade.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 15 Ağu 2008, 00:36 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 16 Oca 2008, 02:00
Mesajlar: 1288
YAR YAR derler yaramı deşerler,
YAR benim, adın kimler zikreder?
YARİMLE YARİMİ anarım erenler,
YARE çare ne, aşk'tan ziyade?


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 15 Ağu 2008, 00:39 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 16 Oca 2008, 02:00
Mesajlar: 1288
Kanar yaram, dinmez sızısı,
Yanar ciğerim illa vuslat arzusu,
Dermanım derdinde saklı
Rızaya yol ne aşk'tan ziyade...


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 15 Ağu 2008, 03:00 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 09 Ağu 2007, 02:00
Mesajlar: 3843
YÂR AN-ar yüreğin yangını YÂR’dan,
YÂR ile KIŞ YEĞ’dir, YÂR’sız BAHAR’dan,
YÂR-in bilmeyene NUR farksız NAR’dan,
NAR’ı NUR eden ne AŞK’tan ziyade.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 15 Ağu 2008, 10:57 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11333
Resim

Kendinde kendindini BİLirse Âşık
ÖZünde RABB’ını BULursa Âşık
Seherde YÂR ile OLursa Âşık
YAŞAr YÂRi ile AŞKtan ziyâde!..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 15 Ağu 2008, 13:47 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 06 Şub 2007, 02:00
Mesajlar: 649
Konum: ESKİŞEHİR
Alemin yaratılış gayesi,
Habib-Mahbub hikayesi,
Cümle varlığın sayesi,
Görünen nedir AŞKtan ziyade...

_________________
Âmaya renk tarif etme,
Siyahtan gayrını blmez,
Aşığa DOST'tan bahsetme,
ALLAH'tan gayrını bilmez...


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 15 Ağu 2008, 13:50 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 06 Şub 2007, 02:00
Mesajlar: 649
Konum: ESKİŞEHİR
Hem EVVEL hem AHİR,
Hem BATIN hem ZAHİR,
Hem yitik hem tahir,
Gaye nedir AŞKtan ziyade.

_________________
Âmaya renk tarif etme,
Siyahtan gayrını blmez,
Aşığa DOST'tan bahsetme,
ALLAH'tan gayrını bilmez...


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 15 Ağu 2008, 13:56 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 06 Şub 2007, 02:00
Mesajlar: 649
Konum: ESKİŞEHİR
Akan nedir yaştan ziyade,
Secde nedir baştan ziyade,
Göz kıymetli kaştan ziyade,
Bahasız yok AŞKtan ziyade...

_________________
Âmaya renk tarif etme,
Siyahtan gayrını blmez,
Aşığa DOST'tan bahsetme,
ALLAH'tan gayrını bilmez...


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 15 Ağu 2008, 14:00 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 06 Şub 2007, 02:00
Mesajlar: 649
Konum: ESKİŞEHİR
Leyla-Mecnun hikayesi,
AŞKtır gayeler gayesi,
DOSTun bize kifayesi,
Ne olsun ki AŞKtan ziyade...

_________________
Âmaya renk tarif etme,
Siyahtan gayrını blmez,
Aşığa DOST'tan bahsetme,
ALLAH'tan gayrını bilmez...


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 15 Ağu 2008, 14:02 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 06 Şub 2007, 02:00
Mesajlar: 649
Konum: ESKİŞEHİR
Aziz nedir bunca sözün,
AŞKa yetmez mi özün,
Başkayı göremez gözün,
DOSTa vuslat AŞKtan ziyade...

_________________
Âmaya renk tarif etme,
Siyahtan gayrını blmez,
Aşığa DOST'tan bahsetme,
ALLAH'tan gayrını bilmez...


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 15 Ağu 2008, 15:24 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11333
İmtihan!.. Atbaşı Korkuyla Umut
Seherleri dinle! Uykunu Uyut!
Damla kanat takar, OLursa BULUT
Aşar AŞK Dağını, AŞKtan ziyâde!..


15.08.08 16:24

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 15 Ağu 2008, 16:12 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2647
Konum: Kamiloba
Mal, mülk, para, pul hepsi bir hayal
Heva ve hevesten çetin bir aglal
Seninle gelen TEK BÌR SALih a’mal
O da AŞK olsun, AŞK’tan ziyade

15 Agustos 2008
Basildon

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 15 Ağu 2008, 18:59 
Çevrimdışı
Saygın Üye
Saygın Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 13 Ağu 2007, 02:00
Mesajlar: 272
BENDEN ÖTE BENDEN ZİYADE (1995)

Bu akşam yine garip bir hüzün çöktü üstüme
Hücrem soğuk bir tek sen varsın düşlerimde
Demir kapı yine kapandı ağır ağır üzerime
Kelepçeler yine vuruldu kilit kilit yüreğime

Derin derin soluyorum seni gecelerce
Duvarlara kazıdım ismine her köşeye
Dudakların şeker gibiydi baldan öte baldan ziyada
Pembe pembe yanakların gülden öte gülden ziyade

Sabret gönül sabret sakın isyan etme
Bir gün elbet bitecek bu çile isyan etme
Dört kitaptan başlayalım istersen gel söze
Orda öyle bir isim var ki kuldan öte kuldan ziyade
Onu düşün ona sığın o senden öte benden ziyade

Bir sabah elbet güneş de doğacak penceremde
Ama bil ki ateşin hala yanacak yüreğimde
Gözyaşlarım akıp gidecek selden öte selden ziyade
Bir canım var vereceğim baldan öte baldan ziyade

Sabret gönül sabret sakın isyan etme
Birgün elbet bitecek bu çile isyan etme
Dört kitaptan başlayalım istersen gel söze
Orda öyle bir isim var ki kuldan öte kuldan ziyade
Onu düşün ona sığın o senden öte benden ziyade

Bir sen var ki benim içimde benden öte benden ziyade
Bir sen var ki senin içinde senden öte senden ziyade
Bir sen var ki benim içimde benden öte benden ziyade
Bir sen var ki senin içinde senden öte senden ziyade

Barış Manço

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 216 mesaj ]  Sayfaya git 1, 2, 3, 4, 5 ... 9  Sonraki

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye