Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 17 Eki 2018, 11:41

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 4 mesaj ] 
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 25 Mar 2010, 22:31 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 20 Şub 2009, 03:00
Mesajlar: 943
Bu konuyu facebook'ta paylan!


Bir Ben Vardır Bende Benden İçeri


Emine Işınsu

Resim

Bilenler derler ki, tasavvufu anlamak için derviş olmak lazımdır... Emine Işınsu'nun "Bir Ben Vardır Bende Benden İçeri"si okuyana, tasavvufu, yaşarmışcasına hissettiren bir eser. Kültürümüzü anlamak için tasavvuf, tasavvufu anlamak için de Yunus'u anlamak gerek. Ancak, tasavvuf, dervişlik, okuyarak veya konuşarak öğrenmeliyiz. Tasavvufu yakından bilmenin tek yolu, onu yaşamaktır. Edebiyatta, bir hayatı ilk elden yaşamaya en yakın şekil, muhakkak ki roman türüdür. Bu yüzdendir ki derin sezgiye dayanan mesajları, büyük duyuşları, büyük aşkları iletmek isteyen yazar, daha çok romanı tercih etmiştir. Bu romanda Emine Işınsu'nun güçlü kalemi, binlerce yıllık sufi kültürüne dayanarak bize bir Yunus Emre anlatıyor. İnsan olarak, derviş olarak, ermiş olarak Yunus'un yolculuğunu adım adım izliyoruz. Yaşamıyoruz... Bu mümkün değil. Ama "yaşamış kadar" oluyoruz.

Resim

"Hayat sonu olmayan bir dergahtır. Ne kadar yükselirsen yüksel, ALLAH hakkı için yine yürü! Durma!..."

Taptuk Emre

_________________
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيم

O Peygamber, inananlara kendi canlarından daha yakındır..…

Ahzâb Sûresi, 6


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 25 Mar 2010, 22:43 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 20 Şub 2009, 03:00
Mesajlar: 943


İLAHİ ARMAĞAN


Hz. Abdulkadir Geylani


Şer'i ve Tasavvufi Öğütler

Büyük bir velinin ölü gönülleri dirilten, gafletten uyaran, ebedi saadete yönelten mübarek ve muazzez eseri.

Fethu'r Rabbani'nin Çevirisidir.


Resim



AŞK ŞARABI


Hakka vasıl olmak isteyen herkes, dalgalı ve engin denizleri aşmak zorundadır. Onları aşıp, Hakka varmak için, bu yolda insana tek şey lazımdır: AŞK... Bu olduktan sonra korkma... Her denizi, deryayı aşarsın... Ummanlar önünde bir hendek kadar ufalır... Dağlar ve ovalar sana bir adımlık yol olur...

Her yolcuyu bu yolda aşk yürütür... Aşk bu yolda Hak erlerine bir ateş... Bu ateş, onların herdem içim yakar kavurur... Yansın... Yanana su mu esirgenir; hastaya tabib mi gelmez ki?... Hele bir de; yanan Hak aşıkının kalbi, hasta olan da onun gönlü olursa... îşte böyle olanların içi yandıkça, aşk şarabı imdatlarına yetişir... Aşk şarabından başka onların ateşini ne söndürebilirdi ki, zaten...
Onlara aşk şarabı getiren kadehin adı; KÜRBÎYET'tir... VÎSAL camıdır... Yakınlık camı ve visal kadehi... Ne güzel ve ne ulvî şey...
O anda onları, huri misal sakiler dolanır. .. Allah aşkıyla içi yananın özüne birşeyler boşaltır... Yani AŞK ŞARABI... Onlar, verene hiç bakmaz; içer, içer hiç kanmazlar... Nasıl kansınlar, çünkü:


- "Onlara; Rabları. pak şarabı içirdi..." (76/21)

O ne ŞARAB'dır... îçilirken visal olursa... Ve sakisi ALLAH... onun şanı, çoktan da çok yücedir...

Artık onlar, ereceklerine ermişlerdir... Bulacaklarım da bulmuşlardır. Bilmem daha ne bulmaları istenir ki... Onu bulmayan niçin durur ki. Onu bulan da neden mahrum olur ki...
Son yolculuk durağı orasıdır. Oraya vasılolduktan sonra, sonsuz ve ebedî mülk ve devleti bulurlar...
ışte onların erdiği alemi anlatan Ayet-i Kerime:


- "Baksan... Sonra dönüp yine baksan... Ne görebilirsin ki?... Nimet ve büyük bir saltanattan başka..." (76/20)

Bu varı yitirmek ne güzeldir... Çünkü bu yolda yitirilen varlığın karşılığı Hakkın visalidir... Cenab-ı Hak cümlemize bu varlıktan soyunmayı ve vuslatı nasib eylesin...

Amin!...



------------

İlahi Armağan'dan alıntıdır..

_________________
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيم

O Peygamber, inananlara kendi canlarından daha yakındır..…

Ahzâb Sûresi, 6


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 06 Nis 2010, 21:14 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 20 Şub 2009, 03:00
Mesajlar: 943
Resim


“KALP, NEFS VE RUH”

Robert Frager

Orijinali İngilizce olan ve Türkçe’ye Kalp, Nefs ve Ruh: Tekamül, Denge ve Uyumun Sûfîce Psikolojisi adıyla çevirilen kitap, Robert Frager (Ragıb) adında bir psikoloji profesörüne aittir. Frager, Amerika’da yaşayan, ihtida edip, tasavvufa intisab ederek bu hayatı içselleştirmiş entelektüel bir müslümandır. Gerek psikoloji mesleğinin gerekse tasavvufun bilgi ve deneyimini kullanarak insanı gözlemlemiş ve tanımlamaya çalışmıştır. Tahlil ve yaklaşımları fevkalade niteliktedir.


Kitaptan bir bölüm:

Bir zamanlar, köylerinin ortasında büyüyen dev bir ağaca tapan ilkel bir kabilenin yakınındaki ormanda yaşayan dindar bir oduncu vardı. Günün birinde oduncu, kabilenin taptığı ağacı kesmeye karar verdi. Onlara, taptıkları şeyin yalnızca Allah (c.c)'ın yarattığı bir varlık olduğunu, bir ağaç yerine Allah (c.c)'a tapmaları gerektiğini göstermek istiyordu.

Ormanda yürürken, önüne bir adam çıktı ve nereye gittiğini sordu.

"Allah (c.c) rızası için, ormanda yaşayan kabilenin taptığı ağacı kesmeye gidiyorum." dedi.
"Bu bir hata olur." diye uyardı adam.
"Sen kim oluyorsun da bana ne yapmam gerektiğini söylüyorsun?" diye sordu oduncu. "Ben Şeytanım ve senin o ağacı kesmene izin vermeyeceğim." Oduncu çok öfkelendi. Şeytanı tuttuğu gibi yere devirdi ve baltayı boynuna dayadı.

Şeytan dedi ki:
"Hiç de makul davranmıyorsun. Kabile kutsal ağaçlarını kesmene izin vermeyecektir. Eğer tek bir balta bile vursan, muhtemelen seni öldüreceklerdir. Karın dul, çocukların yetim kalacak. Bunun yanında ağacı kessen ve oradan kaçabilsen bile, tapacak bir başka ağaç bulacaklar. Akıllı ol."

Şeytan genellikle akıl ve mantığın sesiyle konuşur. Hepimiz içimizde, doğru bildiğimize ve doğru olduğuna inanarak yaptığımıza karşı çıkan ikna edici bir batınî ses duyarız. İçimizde daima doğru olandan daha kolay olanı yapmak için nedenler bulan bir şey vardır.

Şeytan devam etti:
"Seninle bir anlaşma yapalım. Ben senin yoksul, ama geniş bir aileye sahip dindar bir insan olduğunu biliyorum. Ayrıca başkalarına yardım etmeyi de seversin. Her sabah yatağının altına iki altın koyacağım. Kendini öldürüp, hiçbir şey başaramamak yerine, her gün iki altın kazanacaksın. Bu parayı ailenin ihtiyaçları için harcadığın gibi, yoksullara da yardım edebilirsin."

Oduncu kabul etti. Ertesi sabah kalktığında yatağının altında yepyeni iki altın buldu. Ailesi için yiyecek ve yeni giysiler aldı ve geri kalanını yoksulara dağıttı. Ertesi gün oduncu hiçbir şey bulamadı. Yatak odasının altını üstüne getirdi, ancak altınlar yoktu.

Şeytanın ihanetinden küplere binmiş halde, baltasını aldı ve yine o dev ağacı kesmek için yola koyuldu. Yine yoluna Şeytan çıktı. Gülümseyerek sordu:
"Nereye gittiğini sanıyorsun?"
"Yalancı sahtekar! O ağacı kesmeye gidiyorum."


Şeytan oduncunun göğsüne tek parmağıyla dokundu. Oduncu bu dokunuşun gücüyle nefesi kesilmiş halde yere yığıldı. Sonra Şeytan parmağını oduncunun göğsüne batırdı ve onu yere çiviledi. Şeytan dedi ki: "Beni öldürmek mi istiyorsun? İki gün önce beni öldürmek üzereydin. O ağaca dokunmayacağına söz ver; yoksa ben seni öldüreceğim."

Oduncu cevap verdi. "Ağaca hiçbir zarar vermeyeceğime söz veriyorum. Yalnız bana bir şeyi açıkla. İki gün önce seni kolaylıkla yenmiştim. Bu olağanüstü gücü bugün nereden buldun?"
Şeytan tekrar gülümsedi: "O gün o ağacı Allah (c.c) aşkına öldürmeye gidiyordun. Bu gün ise iki altın parçası için benimle savaşıyorsun!"

Oduncunun samimiyeti geçici idi ve Şeytan tarafından kolaylıkla bozuldu. Aslında motivasyonumuz çok safi olmamasına rağmen, kaç kez tam bir ihlasla hareket ettiğimizi düşünerek kendimizi kandırdık?...

Resim

_________________
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيم

O Peygamber, inananlara kendi canlarından daha yakındır..…

Ahzâb Sûresi, 6


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 07 Nis 2010, 18:34 
Çevrimdışı
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 23 Ara 2009, 03:00
Mesajlar: 496
Kafka nın kendim gibi bu ruh hastası yazarı öneririm Milenaya Mektuplar...Milena sevgili demek ...sevgili nasıl sevilirmiş bak dedim kendime bir sistem varmış ilk defa duydum fazla inişli yokuşlu olmayan yerlerde mektupların bir postahaneden bir postahaneye hava basıncı yoluyla yollanmasına pnömatik mektup denirmiş aah dedim şu hattı döşeyebileydim medineye...


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 4 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 4 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye