Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 11 Ara 2019, 04:50

Tüm zamanlar UTC + 2 saat




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 48 mesaj ]  Sayfaya git 1, 2  Sonraki
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 08 Haz 2010, 04:26 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2659
Konum: Kamiloba
Bu konuyu facebook'ta paylan!
Resim

Münir DERMAN (k.s) FİKRÎ DERLEMELER ve İNCELEMELER

Münir DERMAN kaddesallahu sırrahu HOCAMIZ, Eser ve Sohbetlerinde;
Çeşitli konuları pek çok şekilde dile getirmiştir.
Değişik yerlerde dağınık olan AYNı konuların derlenip toparlanması daha net ANlaşılmasını sağlayacaktır .
Bu Kısım, Hocamızın FİKİRleri üzerinde inceleme ve değerlendirme imkanı da sunacaktır...

Buyurduğu HİKMETlerini;
ANlayıp YAŞAyarak, ANlatıp YAŞAtmaya Hasbî Hizmetçiliği esas BİLen BİZ BİR-İZ inancında olan gençlerimiz için GELecekte FİKRÎ REHBER OLsun diye bırakan Münir DERMAN kaddesallahu sırrahu HOCAMIZın RUHu şâd olsun ve Hakk ve Hayrda İZindeyiz İnşaallah..


Muhammedî Muhabbetle..
Gariban



Münir DERMAN kaddesallahu sırrahu
ABDEST İLE İLGİLİ YAZILARINDAN DERLEMELER:

“Her tarafı kaplayan “Nûr-u Muhammedi” deryasında balıktır Veysel..
Hiç deryadan dışarı çıkmak ister mi?
Deryâ-yı Muhammedi'nin içinde durmadan CEVELÂN eden Veysel deryadan dışarı çıkamamıştır.
Çıkamaz, zira, “ALLAH” öyle murad etmiştir.
Ve beşere bir numune vermiştir. O da Veysel'dir.
RAHMÂN Esmâsının pınarında ABDESTli olduğu için kokusunu Medine'den Resûl-i Ekrem almıştır…

Nasib kesiliyordu, Visal Âleminden ayrılıyordum..
Gülerek Hazret-i Veysel bana bağırdı:
“Hadi, evlât! ABDESTli gez, bir AN bile ABDESTsiz durma!..”
Uykudan sakın, çok yiyen olma!..
Dudakların Resûl'e müteveccih olsun!..
Senin haberin olsa da olmasa da kalbin daima ALLAH'ı haykırıyor..
Onu kendi hâline bırak..
Son nefeste “ALLAH!” demek kalbin bu haykırışının son nefesini
RAHMÂN suyu ile ABDEST aldırmak olduğunu da unutma!
Ruhun Huzûr'a ABDESTli giderse Melekler seni istikbâle çıkarlar..
Bu söylediklerim dünya sözü değil Ruhanî Âlemden öğretilen sözlerdendir.
Duamı oku, tasınla içir hastalarına, sevdiklerine, ben sana hibe ediyorum!..”


(Allah Dostu Derki 1.Cilt . Konu: Veysel Karanî)


“Temizlik imandandır.”
Düsturu, vücûdun sağlam kalmasını temin edip, her türlü kir ve pisliklerin vücud üstünde toplanmasına mâni teşkil etmektedir.
“Suyun, Kâsesi bin altına olsa her gün yıkanın.” sözü temizliğin mutlaka lüzumlu olduğu ve bundan kaçınmanın imkân haricinde bulunduğunun ifâdesidir.

Bu mes’ele umûmî olmakla beraber biraz da ferdî kabiliyete bağlıdır.
Fakat bedenin daha şümullü ve herkese râci olan temizliği ABDEST ve gusüldür.

ABDEST:
Vehleten temizlik gayesine matuf dînî bir hareket olarak görülür.
Böyle olmakla beraber temizliğe ruhun söz vermesinin bir “Taahhüd Senedi” mahiyetindedir.
O hâlde ABDEST, temizlik üzerine temizlik değildirbağbağbağ.
Su bulunmayan yerde toprak ile ABDEST, yâni teyemmüm yapılır.
Toprak esasında maddî temizliği yapamaz.
O hâlde esas ruhî bir disiplinin insan benliğinde teyemmüm esasına dayanmaktadır..”


(Allah Dostu Derki 1.Cilt . Konu: PEYGAMBERİMİZ (s.a.) İN SAĞLIĞA DAiR DÜŞÜNCE VE BUYRUKLARI)


“Vücudda, insanın hissedemiyeceği kadar gayri tabiî bir hastalık başlarsa derhâl idrarda bu izhar olunur...
Tabiî idrardan bu gün tıpda bulunan ve miktarları daima sabit olan elliden fazla madde ıtrah olunur...
Mezarda sualin idrardan sorulacağı sözleri kokudan değil, idrarın pis oluşundan da değil...
İdrar zâten pis değildir.
Tıbta muazzam addedilmektedir.
Başka bir hikmetin onda mündemic olduğundandır.
Bu hikmet içindir ki idrar ABDESTi bozar.
Bazı büyük ve herkesin fehmedemiyeceği hikmetler mevcuddur ki, görünüşteki her hangi nahoş bir vasfı ile ondan kaçarız...
Bu nahoş vasıf hem tıbbî hem aklîdir.
Bu yine bize kâfidir..."


(Allah Dostu Derki 2.Cilt .Konu: HAZRET-İ İSA VE HAZRET-İ MERYEM)


"Toprağa yalınayak ile bas.
Alnın toprağa değsin.
Yalnız ayaklarına iyi bak.
Temiz tut! Nasırlanmasın.
ABDESTde ayaklarını aşık kemiklerine kadar yıkarsın.
Meshedeceğin zaman ayağının altına meshetmek yok, yasak edilmiştir. Niçin? Bunu sorma! Öğrenirsen toprak ayağını yakar.

Hakiki anaların ayağının altını cehennem ateşi ne ise yakmaz.
“Böyle anaların cennet ayağının altındadır!” buyrulmuştur.
Bunları ben söylemiyorum.
Resûlü Ekrem söylüyor.
“Erkeklerin ayağının altını cehennem ateşi yakmıyacak!” diye bir haber yok... Bir düşünce yok!..
Yalnız: “Çabuk geç yâ mü’min ateşimi söndürüyorsun!” söylüyor.
Kim?
(Dabbe…Dabbeden ayakla geçilir. Uçarak değil...)”


(Allah Dostu Derki 2.Cilt. Konu: HALVET PENCERESİNDEN)


“Bir secde âyeti daha vardır ki o her insana farzdır.
Hatta bu secde âyeti indiği zaman Resûlü Ekrem müşriklerle oturuyor onları islama davet ile meşguldü.
Bu âyet iner inmez Resûlü Ekrem hemen yerinden kalkarak secdeye vardı. Hatta Resûlü Ekrem vahyolunan âyeti cehren söyleyemedi bile.
Yanında bulunan müşrikler de birden secdeye vardılar.
Sonradan kendilerine sorulduğunda:
“Bilmiyoruz gayri ihtiyari biz de secde ettik!” dediler.
Bu secde âyeti Resûl'ün kalb-i mübârekine indiği anda âyetin ilâhî ihtizazları etrafına intikal ettiğinden o ilâhî girdaba giren herkes secdeye varmıştır.
İşte bu âyeti için Kur’ân-ı Kerîm'in yazılı mushafı şerîfe ABDESTsiz el sürmek katiyyen yasaktır.
Çok büyük ilâhî bir edebin dışına çıkmış olur insan!..

Kur’ânı tamamıyle kuvvetli hıfzetmiş olanların:
Yalan. Dedikodu. Haram şeylerden katiyetle tevakki etmeleri. ABDESTsiz gezmemeleri, içmemeleri. Yememeleri hususları çok kâfi bir edebdir.
Bu secdelerin niçin olduğunu hakiki mürşid yetiştirdiği müridine söylemesi lâzımdır.
Muhiddini Arabi hazretleri Fütuhatı Mekkiye 'sinde : “Müridine bunun “niçinini” söylemeyen mürşid, mürşid değildir, mürşidine sormayan mürid de aptaldır!” der.”

“Secdei-yi Tilâvet : Kur’ân-ı Kerîmde 14 yerde secde âyeti vardır dedik.
Bu secdeler:
1 - Telâffuz edilir edilmez işitenlere, okuyana hemen secde iktiza eder.
2 - Te’hiri câizdir.
3 - Bir kısmının te’hiri câiz değildir.
Tilâvet edilir edilmez dünya kelâmı yapmadan secde lâzımdır.
Tesadüfen secde âyetini işiten olursa ABDESTsiz de olsa hemen harekî olarak secde etmesi lâzımdır.
Te’hiri câiz olanlara ABDESTsiz secde yapılmaz.”


(Allah Dostu Derki 2.Cilt. Konu: SECDE)


“Namaz vakti: Ruh için farzdır.
Ta’dil-i erkân : Cesed için farzdır.
ABDEST: Cesed için farzdır.
istikbal-i Kıble: Kıbleye dönmek Cesed için farzdır.
Niyet: Ruh ve Cesed için farzdır.
Vakit girmesi ile bunların hepsi birden farzolur.
“Dünyanın her yerinde vakit vardır. O hâlde ABDESTli olmak lâzımdır. O hâlde ABDESTli olmak da farzdır.”
Vaktin kazası o hâlde yoktur.
Namazın ise kazası vardır.”


(Allah Dostu Derki 2.Cilt. Konu: ZAMAN – VAKİT)


“Ümmetine farz olmayan ve yasak edilmeyen emredilmeyen bütün hususlar vardır.
Bunlar da:
l- Teheccüd namazı (Makam-ı Mahmud'a girdikten sona kılınır. Nedir bu makam?)
2- Yerde yatmak
3- Yavaş konuşmak
4- Daima ABDESTli bulunmak
5- Misvak kullanmak.
Bunların hepsi Resûl'e farzdı. Emirdi.
Bunların sebepleri vardır."


(Allah Dostu Derki 2.Cilt. Konu: RESÛLÜ EKREM'E ULAŞMAK)

“Cuma günü bana çok salatı selâm getirin. O gün melekler bunu getirirler” hadîsi düşünülecek olursa bu söz, kadınlara da ait değil midir?
Kadınlar selât getirmezler mi düşüncesi hasıl olur.
Bilâkis kadınların o gün selât getirmeleri icab eder.
Niçin?
Söylenemez bu.
Söylenirse, millet birbirine girer.
Yalnız cuma namazı vaktinde kadının ister hayızlı ister hayızsız olsun bir namaz ABDESTi alarak sağ tarafını hafif kıbleye çevirip diz üstü oturarak, hayızlı ise içinden, değilse söyleyerek Resulullaha selatü selâm getirmesi lâzımdır.
Yapılmaması günah mıdır ?
Hayır...
Bu Resûlü Ekrem'e bir edebin ta’zimin ifadesidir.”

“Hayızdan sonra alınan ABDEST ve gusül cünüblük guslü değildir.
Bu gusül kadının Hakk’a karşı büyük bir şükrünün ifadesidir."


(Allah Dostu Derki 2.Cilt. Konu: KADIN)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 14 Haz 2010, 22:48 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2659
Konum: Kamiloba
“Hz. Fatıma evlâtlarını ABDEST ve gusül emrolunduktan sonra dünyaya getirmiştir.
Hz Ali, ABDEST ve gusül emrolunmadan evvel İslâmiyet yokken doğmuştur. Fakat büluğdan evvel ilk iman edendir.
Hz. Fatıma ile evlenmeleri de ABDEST ve gusül emrolunduktan sonradır.

Akşam ve sabah namazları mi’racta emrolunduktan sonra ABDEST ve guslün Medinede emrolunması da büyük hikmettir.
Bütün bunları anladıktan sonra Resûlü Ekrem'in siyret zincirinin büyüklüğü fehmedilir.
Ve ondan sonra Resûle hakikî yanaşmak mümkün olur.”

“Kadınla temasa ABDESTli olarak başlayın.
Bundan gayrisi ABDESTsiz namaz kılmak gibi olduğundan yasaktır.
Hatta yasak edilmiştir.
Hatta haramdır."


(Allah Dostu Derki 2. Cilt. Konu: FATIMA)


“Cesedi nefsin kandırmasına (o da ruhu çelerek) mâni’ olmak,
Cesedi tamamıyle ruha bağlamak için:
l- Cesedini ruhun gibi temiz tut,
2- Cesedî emirlere dikkat et.
Çok formüller vardır.
Biz bunu hülâsa ediyoruz:
1 - Rızık değirmeni olan ağzını, dişlerini varsa temiz tut,
2 - ABDESTsiz konuşma yeme içme.
Fasılasız, arada bir dakika bile olsun bunu bırakma.
Haram; ne mala, ne rızka, ne arzuya katiyyen uyma ve yapma.
Haram, helâl bellidir.
Aralarında olan şüpheli şeylere haramdan ve helâlden ziyâde dikkat et. “Kılı kırk kıl yar!” derler ya...
Bunlara dikkat eden habersiz siyret-i Resûle girer.
Onu tamamen taklid etmiş olur.
O zaman nefis utanır.
Her şey düzelir kendiliğinden.
Nefsin utanması çok mühimdir.
“Tövbe” denilen şey nefsin utanması için emrolunmuş ve mezar kapısına kadar tövbe kapısı daima açık olduğu kelâmullah ile haber verilmiştir. Böylelikle nefsini kötüleme.
Ona kabahat yükleme.
Onu seninle cesedin arasına görünmez sûrette koyana bırak...
Böylelikle nefsin utanır.
Onun da tahammül hududu olduğunu, fazla yük kendisine verilemeyeceği onu veren kelâmında bildirmiştir.
ALLAH'a kasem ederim ki sözlerimiz doğrudur…”


(Allah Dostu Derki 2. Cilt. Konu: NEFİS)


” Cesedin toprağa tevdi edilmeden evvel gusül ve ABDEST farizalarına tabi’ olması, merhamet-i ilâhîyeye edeb içinde gitmesi içindir.
Hayatta iken rahmet-i ilâhîye talep edilir.
Toprağa girildiği zaman rahmet-i ilâhîyede insan terkibleşir.”


(Allah Dostu Derki 2. Cilt. Konu: CAN-CESED-RUH)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 16 Haz 2010, 21:02 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2659
Konum: Kamiloba
“Ben şeytanımı öldürdüm.”
“Şeytan, Hz. Ömer'den kaçar.”
“ABDESTli olana şeytan yanaşamaz.”
“Şeytan, peygamberden kaçar.”
“Şeytan, insan kanı içinde dolaşır.”

Bunların hepsi hadîstir.
Bu hadîslerin inceliklerini düşünürsen başka kapılar açılır sana...”


(Allah Dostu Derki 2. Cilt. Konu: ŞEYTAN)


“İftar ABDESTli helâl lokma ile olur.
“Beş şey vardır ki orucu ifsad eder.” Resûlü Ekrem buyuruyor. Hadis.
Yalan, Gıybet, Yalan yemin, Şehvetle bakmak, Küfretmek orucu ifsad eder. Bunlar büyük hadestir.
ABDESTsiz bulunmak, ufak dedikodu etmek bu da küçük hadestir.
Hakiki böyle oruçluyu ALLAH korur.
Onunla beraberdir.”


(Allah Dostu Derki 2. Cilt. Konu: ORUÇ = SAVM)


“Rabbena atina fiddünya... duasını daima ABDESTli olarak oku, ihmal edersin diye namazın sonuna konulmuştur.
Haberin olmadan okursun.”


(Allah Dostu Derki 2. Cilt. Konu: HAMD)


“Cünüb olan ABDEST alır ve gusül yapar .
Cünüb olmadan da gusül yapmak bazı hususlarda lâzımdır.
Hayızdan sonra kadınlar gusül yaparlar.
Bu, cünüblük guslü değildir.

1 -Kadınlar kendiliğinden ve rüyada erkekler gibi niçin cünüb olmazlar?
2 -Hayızdan sonra kadınlar niçin gusül yaparlar?
3 -Gusül : Su ve toprakla yapılır. Su olmadığı zaman toprakla, su bulundu mu gusül yapmak lâzımdır.
4 -Cünüb olmak ve gusletmek niçindir ve ne demektir?..

Cünüblük meselesi yalnız İslâm dininde vardır.
Diğer dinlerde bu husus yoktur.
ABDEST, evvelâ Medine'ye hicretten iki sene sonra ve ondan 6 ay sonra da gusül emrolunmuştur.
Bundan evvel ABDEST ve gusül yoktu...
Mekke'de mi’racta emrolunan akşam ve sabah namazları emrolunduğu zaman ABDESTsiz namaz kılarlardı ve gusül de yoktu.

ALLAH, kadın ve erkeğin temasını muayyen kaideler dahilinde mubah kılmıştır.
Bu temas esnasında insan düşüncesi her şeyi unutur.
Hatta ALLAH'ı bile...
Cenab-ı ALLAH bu teması mubah kıldığından unutulmasını hoş görür.
O hoş görmek esnasında da cemâli görmek zevkinin 70.000 de biri zevki bir iki saniyede verir insana...
Çünki insan buna tahammül edemez.
Cesed de yaratıldığı toprak ve su ile yıkanarak utanmasını ve tevbesini yapmış olur.”

“Daima ABDESTli bulunmak bu yere cesedin hürmet ve ta’zimidir.
Daima böyle olan cesedi melâikeler tesbih eder ve cesedi muhafaza ederler.
ABDESTli bulunan cesede şeytan yanaşmaktan hayâ eder.
Şeytan da melektir.
Onun da edebi vardır.
Hakk’a isyan etmiş gibi görünür amma Hakk’ın emri ile bu vazifeyi görmektedir.
Bunlar ince meselelerdir, itiraz etme!
Kabul etmezsen örseleme geç!..”


(Allah Dostu Derki 2. Cilt. Konu: CÜNÜB, CÜNÜBLÜK)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 18 Haz 2010, 21:07 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2659
Konum: Kamiloba
“Kütüphanelere eskiden biz küçükken ABDESTli, ayakkabıları çıkararak girerdik...
Oradaki kitablardan istifade için girilirdi.
Şimdi eski yazıları bilen kalmadı.
Yalnız tek tük yaşlı kimseler ara sıra görülür.
Şimdi o eski yazıyla olan kütüphanelere kimse gitmiyor.
Toz içinde...
Yeni kütüphanelere ayakkabı ile giriliyor.
Bir çok talebeler de
ABDESTin ne olduğunu bilmezler.
Güsulsüz olarak cünüb girenler de çoktur.”

“Dünya yüzündekiler! Tevbe edin
! ABDESTli bulunun! Son fırsattır!..
Bulaflar Hakk azameti için doğrudur!
Bu sözlerimiz tehalüf değildir, hakikattir…”


(Allah Dostu Derki 2. Cilt. Konu: SELİMİYE SÜLEYMANİYE)


“İnsanın, çocuğunu, malını, işini, sıhhatini, hayatını sevmesi fıtri bir yaratılış icabıdır.
Bunu yapmak için bir tahsile bir gayrete lüzum yoktur.
Fakat....
ALLAH'ı sevmek fikri, muhakeme usulü ile hasıl olur.
Onun için daima
ABDESTli gez!
Yemek pişirirsen
ABDEST al!
Gece yatarken
ABDEST al!
ABDESTsiz akşam lokması yeme!
ABDESTsiz üzerine güneş doğdurma!
Daima
ABDESTli gez!
Secde-i Rahmânâ başını koyan ABDESTle yüzünü süsler, vücudunu ziynetlendirir mânevî ziynetlerle...
ALLAH evinizin rızkını bol, ömrünüzü müjdat etsin!..”


(Allah Dostu Derki 2. Cilt. Konu: RAMAZANDA TEYPDEN ALDIĞIMIZ BiR SOHBET KONUŞMASI)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 24 Haz 2010, 23:57 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2659
Konum: Kamiloba
“İmam:
Hakiki imam bu gün yok.
Hepsi mahalle imamı, imam olacak şahısta neler bulunmalı diyorsunuz:

1 - Dedikodu bilmez,
2 - Gıybet bilmez,
3 - Hasedi yoktur,
4 - Haramdan tamamıyle kurtulmuştur.
5 - Mekruhları terk etmiştir.
6- Vücudunda sakatlık yoktur.
7 - Sarımsak, soğan, yemez. Sürekli daima ABDESTlidir. Her vakit imametde tekrar ABDEST alacak, sadaka almayacak, hediye almayacak, dişleri gâyet temiz olacak, biraz şer'i bilgisi olacak, sesi düzgün, güler yüzlü olacak.

Bunlar basit şartlardır.
Velhasıl hakiki eli öpülecek bir mü'min olacaktır.

Herkese hem dış görünüşü ile, hem ruhî hasletleri ile nümune olması lâzımdır.
Her tarafı ile görene hürmet telkin etmesi lâzımdır.
HİÇ kendini yorma.
Bulmak güçtür.
Bulunur amma, bugün imamlık yapmazlar onlar da...

ABDEST:
Hakiki Mü'min her zaman ABDESTlidir.
Sudan halk olduk. Suya hürmettir.

ABDEST :
1- Ruh için,
2- Cesed için,
3- Can için yapılır.

ABDEST alacak adamın;
Cesedi temizdir.
Canı temizdir.
O zaman ruhu için ABDEST alır...

Cesed temiz değil,
Can temiz değilse,
O zaman ABDEST almak haramdır.
İbâdet yapamazsın.
İbâdet ABDESTi esastır.

Cesed ve can ABDESTi nedir?
ABDESTli olsan bile, yemekten evvel niğmet için ABDEST almak, sakal, saç, tırnak kesmeden evvel abdetsli olsan bile tekrar ABDEST al.
ABDESTsiz yemek yeme, su içme.
Hele gusül icabeden hâllerde dünya kelâmı etme...
Velhasıl'daima ABDESTli bulun!..

Can için ABDEST:
Rızık ABDESTidir.
Ağza ABDESTsiz birşey sokma!..
Bunlar mertebe, makam meseleleridir.
Yapmazsa birşey olmaz.
Çok hakikat ve sırlar vardır ki söylenmez.
O makama geldiği zaman anlar.
Ve insan öğrenir...
Namazı niçin bırakmıyorsun?
Orucu niçin terk etmiyorsun?
Korku değil, sana korku gibi görünen altında gizli olan için yapıyorsun bunları...
Herşeyin sebebini aramayın.
Bunların birçokları hâlvet sırlarıdır.
Öğrenmek arzusu, tereddüt ve şüphe izleri taşır...
Hakiki sebepler öğrenilse; insan çıldırır perişan olur.
Öyle kullar vardır ki, yemek yiyeceği zaman, su içeceği zaman, bir rızkı olacağı vakit, kelâm edeceği zaman ABDESTsiz ise onlara haram olur. ABDEST, bir nebze insanı harama karşı korur.

Teyemmüm:
Su bulunmadığı zaman namaz için yapılır.
Evde su bulunduğu zaman namaz tekrar edilir.
Teyemmüm, namaz vakti farz olduğu için, farzı kaçırmamak için yapılması emrolunmuştur.
Cesed ve can ABDESTlerinde teyemmüm câiz değildir.
Cenab-ı Hakk’ın namaz vaktine verdiği kıymet, kul için büyük bir fırsattır.
Velhasıl bu kadar kâfidir.
Hepinize selâm eder dua ederim.
Hakk’a emânet olunuz…

Zekât, sadaka “ER REZZÂK” Esmâsını fiilen zikirdir.
Hayvanlara nebatlara, düşkünlere ileri derecede şefkat ve merhamet duymak Er Rahîm ve Er Rahmân esmâlarının fiilî zikridir.
Muzır diye telâkki ettiğimiz hayvanlara bile bu şamildir.
Zâten Resûlü Ekrem fiilî zikrin tam kendisi idi...
Bu zikre giren büyük bir takayyudat altındadır.
Resûl'e ABDESTli bulunmak, yerde yatmak, teheccüd namazı kılmak, misvak kullanmak farzdı...
Fiilî zikir olmasa diğerleri bir şey ifade etmez...”

(Allah Dostu Derki 2. Cilt. Konu: MEKTUB ve CEVABLAR)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 26 Haz 2010, 13:34 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2659
Konum: Kamiloba
ALLAH’ın emrettiği farzdır.
Farz, ona yanaşmak için mecburidir demektir.
Kulun bunlara inkıyad ve hürmetini izhar etmesi kulun kendi kendine farzdır.
Hürmeti izhar için bu farzlar nelerdir biliyor musun?
Bu farzlar:
ALLAH’ın seni serbest bir irade ile nefsinle bırakmasına karşı hürmetdir. ABDESTde ayakların yıkanmasında evvelâ sağ, “sol dimağ”.
Sonra sol, “sağ dimağ”.
Sağ eli kalb üzerine koymak sol dimağla cesedî bir duadır.
Sağ dimağ hareket merkezi, sol dimağ düşünce merkezidir.”

(ALLAH Dostu Der ki III. Cilt, Konu: Tasavvuf)



“Namaz, zekât, oruç, gusul, ABDEST, cenaze namazı.
Setir, mahremiyet mükemmel olarak hep islâm dinindedir.
Diğer dinlerde bu yoktur.

(ALLAH Dostu Der ki III. Cilt, Konu: HACERÜ’L- ESVED)



Şarap, domuz eti ve birçok yasaklar diğer dinlerde yoktu, islâmiyetde vardır.”
“İslâmda tövbe kapıları daima acıktır.
HAKK’ın en büyük nimet olarak yarattığı ve her şeyi ondan halk ettiği içtiğimiz su, aynı zamanda insanoğlunu benimle ABDEST alsın diye bekliyor. Aklınızı toplayın.
Âhir zamandayız...
HAKK’a bir adım yaklaşana HAKK 10 adım yaklaşacağını bir hadîsi kudsîde vadetmiştir.
ABDEST aldığın su, ne der bilir misin, bunu duymakda, görmekte hüner var.
ABDEST almak, en basit mânâsı bu:
“HAKK’ın istediği doğru yol yolcusuyum.
Ona teşekkür edeceğim.
Huzura çıkacağım, temiz olayım!”
Buradaki temizlik, kirliliği gidermek değildir.
Kirli olan zâten ABDEST alamaz.
Bir Niyetdir..

“Elden, yüzden, düşünceden ayaklardan, her türlü HAKK’ın sevmediği şeylerden kaçınacağım.
Elimde olmayanlardan HAKK beni korur.
Huzuruna öyle çıkacağım!” demektir.
Su tekrar söyler:
“HAKK beni yarattı.
Benden herşeyi yarattı.
Bensiz hayat olamaz.
Ne olur kul benimle ABDEST alsın!
Benimle beni yaratana doğru dönsün!
Ben de HAKK huzurunda iftihar edeyim!”
Çeşmeler akıyor
Dereler, nehirler şırıl şırıl akıp gidiyor.
Kuyularda su dolu...
Çölde değilsin...
ABDEST al!

Su bulamazdan teyemmüm var.
Bu hâl başka hiçbir dinde yoktur...
Toprak ile:
“Toprak olmasaydı su görünmezdi. Nereden toplanacak”.
Toprak suya vekâlet ediyor ve sana diyor :
“Senin mayan benim!” diyor.
Su gördüğün zaman tekrar ABDEST almak suya karşı hürmettir.
Toprağa da yani aslına da vefakârlık etmiş olursun.
Onun için daima ABDESTli bulun!
ABDESTsiz ne ye, ne iç, ne konuş!
Aslın Su, Toprak...
Aslını temiz tutmuş olursun.
Konuşma, zira konuşturan ALLAH’dır.
Onun namına konuştuğunu da unutma!..”

(ALLAH Dostu Der ki III. Cilt, Konu: ATEŞ=NAR)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 30 Haz 2010, 21:19 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2659
Konum: Kamiloba
“Namazda huzur bulamıyorum” diyorsunuz...
İlk iş, cesedden ruhu ayırmak lâzımdır.
Cebrail’in yaptığı işi taklit etmek gerek...
Cesede haram lokma sokmamak...
Cesedi temizlemek...
Nefsin arzuları ruhu cesede yapıştırır.
Bunları kaldırmak gerek.
Sonra ABDEST, sonra namazın fizikî erkânına
“rükû, secde, erkânına” dikkat etmek...
Yavaş yavaş mi’raca girmek lâzımdır.
Hatırınıza olmayacak şeylerin gelmesi, nefsin cesede yapışıp ruhu bırakmadığındandır.
Çarpışmadan çıkan düşüncelerdir.
Bilmeyenler buna
“şeytan hatırıma getirdi!” der...
ABDESTli bir insana şeytan yanaşmaz!

“Yanaşamaz” değil.
Çok dikkat buyurun!..
Ona öyle emrolunmuştur.
Şeytan ALLAH’a âsi değildir.
Gizli emirle bir muradın tecellîsi için vazife görmektedir.
Şeytana küfretmek yasaktır.

“ALLAH ona lânet etmiş ne yapalım!” demek hududdur...
Şeytan ALLAH’a itaatkârdır.
ALLAH’a nasıl isyan edebilir, karşı gelebilir...
Bunların böyle oluşu, murad-ı ilâhinin dünya icabatı içindir.
Âhiretde Kur’ân-ı Kerim’de şeytandan bahsedilmemiştir...
Bu dünyaya aitdir...”


(Allah Dostu Der ki III. Cilt, Konu: NAMAZ)

“Elbette açılır birgün perdeler ötenin ötesinden, sana da görünür öteler.
Bu dünya perdesinde...
Bunlara aklı yeten var mı?
Olmaz olur mu!
Bak onlardan birinin söylediklerini söyleyeyim dinle:
Sonra o mübârek zâtın ruhuna ABDESTli olarak bir fatiha oku.
ABDESTsiz fatiha okunmaz ha!..”


“Mekke’de sabah ve akşam namazları kılınmıştır.
ABDEST almak, gusül etmek henüz emrolunmamıştı.
Bunlar Medine’ye teşriften sonra emrolunmuştur.
Resûlü Ekrem yalnız ağızlarını çalkalardı ve:

“Ceddim Hz. İbrahim dua edeceği zaman böyle yaparmış..”

(Allah Dostu Der ki III. Cilt, Konu: ALLAH KELÂMINDA “BEN” “BİZ” LÂFIZLARI)

Şimdi devamlı ABDESTli iken: Seccade denilen buraka binmek.
Bir tekbir alarak seccade üstünde mi’raca çıkmak.
Böylelikle sana senden yakın olan ALLAH’a seyretmek, işte
“tayy-i mekân” budur.
ABDESTli olmak daima hazır olmak demektir.
Arz üzerinde heryer bir seccadedir.
Böyle olan daima görmeden
“tayy-i mekân” hâlindedir.
Bunu gafletten ayrılarak idrak etmek gerekir.

“Tayyi mekanı” ve imkânlarını arama!..
Her an böyle olan bir insan
“tayy-i mekân” ediyor fakat farkında değildir.
Herşey ALLAH’da hazır ve nazırdır.
Bunu unutma...
Yani ALLAH’dasın.

“ALLAH ile ALLAH’a doğru gitmek” demektir bu...

“Ruh temizdir.
Nefis ile alâkası nisbetinde bu safiyeti zedelenir.
Nefsi yıktıktan sonra cesedi ruhun temizliğine ulaştırmak işi gelir.
Cesed de temizdir.
Fakat ruh nefs ile yaptığı gayrı şuûrî işlerden dolayı safiyetini kaybeder.
Ve bütün uğraşmalar bir fayda vermez.

Bunun için muhitinle temiz ol!
Elbise ile temiz ol!
Ev ile temiz ol!
Cesedinle temiz ol!..

Daima ABDESTli olmak.
Helâl yemek.
Haramı bilmeyecek derecede haramdan uzak durmak.
Velhasıl cesedi tam safiyet hâline getirmek...
Öylelikle, huzurla ibadete yönelmek lâzımdır.
Bu sûretle temiz cesedle ruhun kudretinden istifade etmek lâzımdır. “


(Allah Dostu Der ki III. Cilt, Konu:TAYY-İ MEKÂN NEDiR)

“İbadetlerde ABDEST almak farzdır.
ABDESTsiz ibadet haramdır.
Yasaktır.
Emre isyandır, küfürdür.
Fakat namaz ABDESTsiz gezmek günah değildir.
ABDESTsiz yemek ve içmek haram değildir, günah da değildir.

Zina haramdır.
Günahtır.
Mes’uliyeti mucibdir.
Nikâhlı olarak cima yapmak birşey değildir.
Hatta mubahtır.
Helâldir.
Emirdir...
Fakat daima ABDESTtli bulunmak, ABDESTsiz yememek,
içmemek, konuşmamak
“ahsen” dir.
Soğan, sarımsak yemek mubahtır, helâldir.
Fakat bunları hiç yememek
“ahsen”dir.”

(Allah Dostu Der ki III. Cilt)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 09 Tem 2010, 00:49 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2659
Konum: Kamiloba
“Es SELÂM ALLAH’ın esmâlarından biridir.
Bunu söylemek hakiki müslümanlara aittir.
Dua olması için ABDESTli söylenmesi kabul olunmasına vesiledir.
Daha başka Ledunnî mânâsı da varsa söylemek başka bir meseledir.
Namaz sonunda verilen selâm bu hudud içindedir.
O hududa gelinirse selâm verdiğinde, bir şey görmek nasibtir.
ALLAH cümleye nasib etsin...”

(Allah Dostu Der ki III. Cilt: SELÂM)

“2 Kadında (ırzâ’) emziklilik hâli emzirme hâlinde :
Kadının bu büyük mazhariyeti bilmesi lâzımdır.
Sütü yavrusuna daima ABDESTli vermelidir.
Kadınlarda sütün ırzâ’ hâlinde çekilmesi büyük bir hadisedir.
“Yavruya süt verdirilmiyor!” demektir.

Kim verdirmiyor?
Sütü verdiren.
Sebebini araştırmalıdır.
Bu; bazen bir hastalık perdesi altına gizlenir.
Bazen de anlayan için mânevî açık bir sebep vardır.
Fakat hangisi olursa olsun emzikli kadında sütün kesilmesinin asıl sebebi mânevidir.
Mideye girecek lokma helâl olacak, çocuğun emdiği süt helâl olacak.”
“Çocuk ana rahminden, anasından gıdasını alır.
Doğduktan sonra gıda, anasının memesine intikal eder.
Ve memeden süt şeklinde çocuğa verilir.
Bu sütün temiz olması lâzımdır.
Yani haram karışmamalıdır. Ve ABDESTli olarak verilmelidir.
Rızka hürmet etmiş olunur.
ABDESTsiz vermek doğru olmaz.
Çocuklarına süt vermeyenler çocuğa büyük fenalık yapmış olurlar.
“Benim sütüm gelmedi! Süt çocuğa yaramadı!” gibi lâkırdı yoktur.
Normal ve temiz bir anada süt muhakkak vardır.
Yokluğu bir sebebe bağlıdır.
Bu maddî değil mânevidir.
Ana sütünün menşe’’i mânevî bir menba’dan başlar.
Süt vermeyen kadında sonraları hastalıklar zuhur eder.
Ana sütü emmeyen çocuklarda birçok hastalıklar görülür.
Çocuklarda görülen astımın başlıca sebebi ana sütü emmemektir.
“Efendim ben hep süt verdim amma benim çocukta astım var!”

ABDESTli mi idin?
İçinde haram var mıydı sütünün?
Sütün menba’ını biliyor musun?

Söylersem çıldırırsın...”
(Allah Dostu Der ki III. Cilt: SÜT)

2 Saç, sakal, tırnak, kıl traşlarından evvel ve sonra daima ABDEST al!..
Yemekten evvel, yemekten sonra daima ABDEST al!
Ben ABDESTliyim deme!
Zâten devamlı ABDESTli bulunuyorsun.
Bu ABDEST başka birşey içindir.
Vücuddan ayrılacak kısımlara hürmettir.
Rızka hürmettir.
Bunda sana senden yakın olan ALLAH’ı tesbih ve anmak gizlidir.
İnsanda bulunan her türlü esmâya karşı kulun tesbihi ve ta’zimi gizlidir bu hareketlerde...
Unutma bunu!..
Cünub iken saç, sakal, kıl kesmek, tırnak kesmek insanı süründürür bunu unutma!..
Saç, sakal, kıl, tırnak kesmeden evvel ABDESTlî bulun!
Bunlar vücuddan ayrılırken senin ABDESTli olduğuna şahadet ederler. “
“Bir yerde ölmüş horoz görürseniz, üzerine bir avuç ABDESTli iken, su döküp toprağa gömünüz.”
“İslama yol gösteren Rahmetullahı aleyh imamlardan yalnız imamı Şafiî hazretlerine göre köpeğe sürünmek ABDESTi bozar.
Diğerlerinde bozmaz.
Her iki fikir de hadîslere dayanmıştır.
Böyle olması da (söyleyemeyeceğim) bir sırrın ortaya çıkması içindir. HAKK ismine kasem ederim ki hepsi de doğrudur.”

(Allah Dostu Der ki III. Cilt)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 13 Tem 2010, 16:38 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2659
Konum: Kamiloba
“Bazı eşikler vardır.
Oradan girilen yere ABDESTsiz kat’iyyen girilmez.
“Mezar” geldiğin yerin kapı eşiğidir.
Unutma!..“

(Allah Dostu Derki IV. Cilt . Konu : Derviş)

“Su ile ABDEST almada niyet yoktur.
Teyemmümde yani toprakla ABDEST almada niyet vardır.
Sebep ve Niçin?..
Düşün!..”

(Allah Dostu Derki IV. Cilt . Konu : Namazın Aslı Ne dir?)

“Yalan bilmeyen, söylemeyen,
Dedikodu yapmayan,
Gıybet etmeyen,
Daima helâl peşinde koşan,
Sabah ve akşam namazlarını vaktinde kılan,
Daima ABDESTli bulunan, ABDESTsiz yemeyen, içmeyen konuşmayan kadının ayağının altını öperim...

Teyemmüm ayak altı hürmetine emrolunmuştur.
Bilir misiniz?
Bir bilseniz...”

(Allah Dostu Derki IV. Cilt . Konu : Suda ki Cömertlik Allah’a ait bir cömertliktir. )

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 25 Tem 2010, 22:10 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2659
Konum: Kamiloba
“Biraz da tavsiye edelim:
Hakiki mü’min daima ABDESTli olmalıdır.
Bu hâl yaratıldığı suya hürmetdir.

‘VECEALNA MlNEL MAİ KÜLLE ŞEY’İN HAY” âyetini okumak gibidir.
Aynı zamanda:

“Mü’min mü’minin aynasıdır”
Yani doğru dürüst, yalan bilmez, haramdan kaçan bir insan diğer bir insanın yüzüne baktığı zaman:
“VE LE KAD KERREMNÂ BENÎ ÂDEME” lâfz-ı celili ile bildirilen ve insanda tecellî eden “EL MÜ’MİN” esmasının hakikatini görür.
1-Ruh
2-Cesed
3-Can.

Bunlar için ABDEST.
Cesed temiz, Can temiz ise ruh ABDESTi
Cesed temiz değil, Can temiz değil ise ABDEST almak haramdır, ibadet yapamazsın.
Buradaki temizlik yıkanmak hikâyesi değildir, ağam...
“İbadet ABDESTi şarttır. Haramdır” demek, ayıptır.
Yaratana karşı hürmetsizliktir...

Cesed ve Can ABDESTi:
Yemekten evvel ABDESTli olsan bile ABDEST almak.
Sakal, Bıyık, Tırnak kesmeden evvel ABDESTli olsan bile ABDEST almak...

Ne olur şunları ihmal etme:
ABDESTsiz :
Yeme! İçme!
Gusul icab eden hâllerde dünya kelâmı etme ve yine konuşma! Velhasıl daima ABDESTli ol!

Can için ABDEST, rızık ABDESTidir.
Agıza ABDESTsiz bir şey koyma!
Teyemmüm :
Namaz vakti farz olduğu için o vakit geçmesin diye emrolunmuştur.
Su bulamamazlık başka şeydir.

BAKIR. NiKEL. GÜMÜŞ. KURŞUN.
Bu madenleri mıknatıs çekmez.
NiÇiN?

ABDESTSİZ :
YEME!
İÇME!
KONUŞMA!..
Söyledik,
niçin? “

“Namaz vakti, Ruh için farzdır.
Ta’dil-i erkân, Cesed için farzdır.
ABDEST, Cesed için farzdır.
İstikbal-i kıble, Kıbleye dönmek için farzdır.
Niyet, Ruh ve cesed için farzdır.
Vakit girmesi ile bunların hepsi birden farz olur.

“Dünyanın her yerinde her an vakit vardır.
Arada boşluk yoktur...
Vakit ruh için farz olduğuna göre ABDEST de cesed için farzdır.
Ruh cesed’te mekânda olduğuna göre o hâlde ABDESTli olmak lâzımdır.
Bir o hâlde daha daima ABDESTli olmak da farzdır.”

Vaktin kazası o hâlde yoktur.
Namazın ise kazası vardır.
Fakat her namazın değil...

ABDESTli bulunmak cesede ve ruha farz olduğuna göre:
Daima ABDESTli bulunmak lâzımdır.
Resûl’ü Ekrem’e daima ABDESTli bulunmak farzdı.
Sana niçin olmasın...

ABDESTsiz: Yeme! İçme! Konuşma!
O zaman Resûl’i Ekrem’e yanaşmak imkânına patika yol açmış olursun!
Haydi ağam münakaşa etme!
Dediğimi yapabilirsen yap!

ABDESTsiz kimse Nas’dır.
Yani lalettayin bir insandır.
Yani imanını izhar için kendi kendinde gizli insan demektir.
ABDESTli insan “Mü’min” dir.
Yani Âdemiyetini izhar ve kendi kendine tasdik için inanan demektir.
Secde hikâyesi insana değil, insanda gizli Âdemiyet hamulesinedir.
Bu âlemde Âdemiyet hamulesi ile görünebilmek hünerdir.
Hem de çok büyük hünerdir.
Bu gibi insanların ayağının altını, avucunun içini öperim!..”


(Allah Dostu Derki IV. Cilt . Konu : Nasihat ve Söz)


“Yıldırım herkese isabet eder.
ABDESTli ve ALLAH’ı anana isabet etmez.
Eder mi etmez mi münakaşa mevzu’u değildir bu söz.
Analarımız gök gürledigi zaman salâvat getirirlerdi.
Bunun mânâsı budur.”


(Allah Dostu Derki IV. Cilt . Konu : Şimşek)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 05 Ağu 2010, 01:27 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2659
Konum: Kamiloba
Bilir misin gine, ABDESTde başa mesh edin ve ayağa da.
Bu emirdir.
Teyemmümde mesh toprakla ayağın altındadır.
Bu lâkırdılarda birşey gizli .
Biraz yorul da bunların mânâlarını anla!


Ruh, Cesed, Can için ABDEST.
Cesed temiz, Can temiz ise ruh ABDESTi,
Cesed temiz değil Can temiz değil ise ABDEST almak haramdır. ibadet yapamazsın.
İbadet ABDESTi şartdır.
Burada haramdır demek ayıptır.
Yaradana karşı hürmetsizlikdir.
Cesed ve can ABDESTi :
Yemekten evvel ABDESTli olsan bile ABDEST almak.
Bilhassa akşam yemeğinde.

Sakal, Bıyık, Tırnak kesmeden evvel ABDESTli olsan bile ABDEST almak…
ABDESTsiz; Yeme, içme! Gusul icab eden hâllerde dünya kelamı etme! Velhasıl daima ABDESTli ol!
Can için ABDEST, rızik ABDESTidir.
Ağıza ABDESTsiz birşey koyma!
Teyemmüm namaz vakti farz olduğu için vakit geçmesin diye emrolunmustur.
Bu akşam ve sabah namazları içindir,
Diğer namazlar için değildir.


(Allah Dostu Derki IV. Cilt . Konu : Kadın –Ev-Harem-Aile)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 08 Ağu 2010, 22:21 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2659
Konum: Kamiloba
“Yalan bilmeyen.
Söylemeyen.
Dedikodu yapmayan.
Gıybet etmeyen.
Daima helâl peşinde koşan.
Sabah ve akşam namazlarını “O” vakitde kılan.
Daima ABDESTli bulunan.
ABDESTsiz yemeyen içmeyen.
Konuşmayan kadın ve erkeğin ayağının altını öperim.
Teyemmüm ayak altı hürmetine emrolunmuştur.
Bilmezsiniz ayak altı nedir?
Bilir misiniz?
Bir bilseniz...
“Cennet anaların ayağı altındadır”
Babaların değil dikkat.
Namazda kadının ayaklan yere başka türlü temas eder.
EL, Ayak.
Her mahlûkun biri cesedî, diğeri ruhun haritasıdır.
İnsanın kendi Levh-i Mahfuz’udur.
Sen Levh-i Mahfuz’u da bilmezsin.
Âlim diye geçinen câhil hocadan işittin o kada...
“KÜLLÜ ŞEY’lN AHSEYNÂHU Fi İMAMIN MÜBİN”
NEDiR BU? BİLMEZSİN...”


“Âyeti Kerimede:
Kable’l- tulug: güneş dogmadan evvel.
Kable’l- gurub; güneş batmadan evvel ne demektir.
Dünyanın yan tarafında “Kable’l- tulug” diğer tarafında “Kable’l- gurubdur”.
Kable’l- gurubu, kable’l- tulug: Kable’l- tuluğu, kable’l- gurub takip ediyor.
Bu vakitlerin kıymeti için sabah akşam namazları emrolunmuştur.
Yoksa sabah ve akşam namazlarının vakti budur demek değildir.
O vakit dünyaya ait bir vakitdir.
“RABBü’l- magribeyni ve RABBü’l- maşrıkeyn.”
Sana birşey mırıldanmıyor mu?..
Peki güneş dogmadan evvel, güneş batmadan evvel olan “vakit” nedir? bilir misin?
Nereden bileceksin.
Bu vakitlerin hürmetine sonradan ABDEST almak emrolundu.
Su da bu ise karıştı.
Kable’l- tulug. Kable’l- gurub vakitlerinde Resûl-ü Ekrem’e Cebrail vahiy için gelmemiştir.
Sabah ve akşam namazlarım beraber bir defa kılmışlardır.
Bu ne demektir bilir misin?
Bilseniz gözlerinden yaşlar dökülmeye başlar.”


(Allah Dostu Derki IV. Cilt . Konu : Kavmi Bura)


“ALLAH’ı ananların yanına şeytan sokulmaz.
ABDESTli olanın yanına yaklaşamaz.
Kabahatleri; gafletleri başkasına yükleme.
ALLAH:
“Kulum yine utanmasın, belki tövbe edip kendini yıkar” diye, büyük hayâsından dolayı araya şeytanı sokar.
Temizlendikten sonra gelsin diye...
Şeytan zâten uzak kalmışların sırrıdır.
Uzak kalmak : Yanaşma edeb ve temizliğine henüz varmamış olmandandır.
Kul ALLAH’dan razı olmalıdır.
ALLAH kulundan daima razıdır. “


(Allah Dostu Derki IV. Cilt . Konu : İslam ve Edeb)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 13 Ağu 2010, 23:12 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2659
Konum: Kamiloba
Su ile ABDEST almada niyet yoktur.
Teyemmümde
Toprakla ABDEST almada niyet vardır.
Sebep ve niçin?
Nedir?


(Allah Dostu Derki IV. Cilt . Konu : Susuz Çeşmeler)

….Selâvat sizin kendinizde olan Nûru Muhammedi’ye (s.a.v.) karşıdır. Kendinize getiriyorsunuz demektir.
Dünya karışıktır!
Kalabalıktan daima kaçınız!

Güneş batmadan evinizde olunuz!
Daima ABDESTli bulununuz!
ABDESTsiz kelâm etmeyiniz!
ABDESTsiz yemek yemeyiniz!
ALLAH’ın afatı yakındır.
Gafletde olmayınız!.. …


(Allah Dostu Derki IV. Cilt . Konu : İnsan Vücudunun Hakikat Sırrı-“Vaaz”)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 01 Eyl 2010, 18:15 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 19 Ağu 2007, 02:00
Mesajlar: 907
Resim

ORUÇ = SAVM

Kıblenin değişmesinden 1 ay sonra oruç farz olmuştur.
Farz demek:
Allanın sevdiği ve onu korumak için istediği mahlûka bir iltifatıdır.
Hakk’ın arzuladığı hâle gelmek ve Hakk’a yanaşmak için mecburiyettir.
Ne?
Farz...
Orucun faydalarından hakiki İslama bahsetmek ayıptır.
Herkes kendine göre onu az çok bilir.
Veyahut tamamiyle sırrına vararak.
Oruç bir amel-i zâhir değildir, bir sırr-ı bâtındır.
“Oruç benimle kulun arasında bir sırdır” buyurur Cenâb-ı ALLAH bir hadîs-i kudsîde.
Onun için oruç yemenin günahı, tövbe ile sakıt olmaz.
Burada günah ALLAH'ın kul ile sırrı arasındaki ne ise ona hakaret ve ehemmiyet vermemektir.
Kefaret ortaya çıkar.
Kefaret orucu amelen farzdır, itikaden farz değildir. Muhtac-ı kefarettir. Kefarette bir nev’î kendi kendine cezâ vermek gizlidir.
İslâmda cehil, bilmemezlik özür değildir.
Oruç dış görünüşü ile gün doğmadan gün bâtıncaya kadar yemek içmek, cinsi arzulardan ibâdet niyetiyle kati olarak uzak durmaktır.
İbâdet ALLAHa yanaşmak usullerine verilen isimdir.
Bununla da oruç tam olmaz.
Yalan, Dedikodu, Gıybet, Küfür, Hiddet orucu sarsar.
“Bunlardan tamamiyle uzak olarak tutulan orucun mükafatını bizzât ben vereceğim” diyor Cenab-ı ALLAH . . .

Soru: Diğer ibâdetlerin mükâfatını kim veriyor o hâlde?..
Niçin?..
Burada oruçlunun mükâfatını bizzât ben vereceği buyrulmasındaki sır nedir?
Diğer bütün ibâdetlerde kul Hakk’a yanaşmaya doğru seyreder.
Oruçta ise Hakk insana doğru seyreder.
Oruçlu bir insan HAZRET-i İNSAN dır.
Burada “Kul huvallahu Ahad” sûresinin bir nebze sırrının tefsiri gizlidir.
Oruçlu bir insan şu âyet-i kerîme ve hadîs-i kudsîlerin âdetâ tecellî mihrakı olur :
“Ben size şah damarınızdan daha yakınım”
“Bana bir adım yanaşana ben on adım yanaşırım.”
“Ben kulumla görür kulumla işitirim.”

Oruç aç durmak değildir.
Orucun hususî ufkunda erenlerin diyarı gizlidir.
Oruçlu bir insan Hazret-i İnsandır.
“İnsanda zâhir olduğum gibi hiçbir şeyde zâhir olmadım.”
“ Eğer insan benim indimde olan mertebesini bilseydi her nefeste bugün mülk yalnız benimdir” sözünü söylerdi.
İftar sofrasında iyi hazırlanmamış diye tabağı kıran,
“Yarım saat kala yanına girmeyin çok sinirli!” diye oruç tutanlara söylüyorum.
Bunlara kim: “Oruç tut!” dedi.
Bu gibilere zâten oruç farz değildir.
Farz ALLAH'ın sevdiği ve onu korumak istediği mahluka bir iltifatıdır.
Bu iltifata biz “Farz” diyoruz.
Farz, Hakk’a yanaşmak için bir mecburiyetdir.
Oruç Hazret-i İnsana mahsustur.
Yalan, Gıybet, Hiddet, bunlar orucun mahiyetini bozar.
O zaman akşama kadar aç durmak olur…
İftar abdestli helâl lokma ile olur.
“Beş şey vardır ki orucu ifsad eder.” Resûlü Ekrem buyuruyor. Hadis. Yalan, Gıybet, Yalan yemin, Şehvetle bakmak, Küfretmek orucu ifsad eder. Bunlar büyük hadestir.
Abdestsiz bulunmak, ufak dedikodu etmek bu da küçük hadestir.
Hakiki böyle oruçluyu ALLAH korur.
Onunla beraberdir.
Bunu hissetmiyor musunuz?
Cesedi ile birlikte olanlara bu fetvâ verilmiştir.
Orucu ifsad eden şey ruha aittir.
Cesede değil.
ALLAH'a cesedle değil ruh ile yanaşılır.
Cesedî orucu bozan hâllerdir, onların verdiği fetvalar.
Bütün ibâdetler ALLAH için yapılır.
Mükâfatı ya vardır ya yoktur.
O hâlde mükâfatını beklemek diye bir şey yoktur.
Yalnız Cenab-ı ALLAH :
“Orucun mükâfatını bizzât ben vereceğim” buyuruyor.
Peki diğerlerinin mükâfatını kim veriyor?..

(Allah Dostu Derki Cilt 2=192-194)



KELİMELER:


Sakıt: Düşen, düşük. Kıymetsiz, sukut eden. Ölü olarak düşmüş çocuk.
Amel-i zâhir : Açık işlenenişler
Sırr-ı Bâtın : Gizli sırr.
Hakaret : Küçüklük. İtibarsızlık. Hor ve hakir görmek. Küçümseme. Küçük görme. Tâzimsizlik.
Kefaret: (Masdar gibi kullanılıyorsa da "keffâr" mübalâğa isminin müennesi olup, asıl mânası: örtücü ve imhâ edici demektir.) Bir mecburiyet altında veya yanlışlıkla işlenmiş günahı affettirmek ümidiyle şeriata uygun olarak verilen sadaka veya tutulan oruç. Günahtan arınma.
Ehemmiyet : Mühim olma, ağırlık, değerlilik, dikkate değer olma, dikkat ve ihtimam, kıymet, nazar-ı dikkati çekme.
Hazret :(Huzur. dan) Ön. Kurb. Pişgâh. Hürmet maksadı ile büyüklere verilen ünvan; “Hazret-i Kur'an, Hazret-i Peygamber, Hazret-i Üstad, Paşa Hazretleri” gibi.
Mihrak : Çok hareket eden. Hareket âleti. Karıştıracak nesne.
Hades : Fık: Abdest almayı icabettiren hâl. Bazı ibâdetlerin yapılmasına mâni olan ve necaset-i hükmiye sayılan hâl. Pislik.
İfsad: Bozmak. Azdırmak. Fesada uğratmak. Fitne salmak. Karıştırmak.



ÂYETLER:

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ
“Ve lekad halaknel insâne ve na’lemu mâ tuvesvisu bihî nefsuh(nefsuhu), ve nahnu akrebu ileyhi min hablil verîdi: Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız.” (Kaf 50/16)


HADİSLER:

Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Şüphesiz oruç, kulun kendisiyle cehennemden korunduğu bir kalkandır. (Allah Teâlâ) 'o (oruç), Benim içindir ve onun karşılığını Ben vereceğim” (buyurdu)."
(Ahmed bin Hanbel, Müsned, III/396)

Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Her bir iyilik için on mislinden yedi yüz misline kadar karşılık olabilir; fakat oruç başkadır. Çünkü oruç Benim içindir ve onun ecrini Ben vereceğim.” Buyurdu.
(Müslim, Sıyâm 164; Nesâî, Sıyâm 42)

Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem, ALLAH celle celâlihu buyurdu ki: “Her kim benim velî bir kuluma düşmanlık ederse, ben ona karşı harb îlân ederim. Kulum, kendisine emrettiğim farzlardan daha sevimli herhangi bir şeyle bana yakınlık sağlayamaz. Kulum bana (farzlara ilâveten işlediği) nâfile ibâdetlerle de durmadan yaklaşır; nihâyet ben onu severim. Kulumu sevince de ben (âdetâ) onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Benden ne isterse, mutlaka veririm, bana sığınırsa, onu korurum.”
(Buhârî, Rikâk, 38)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 04 Oca 2011, 00:01 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 16 Eki 2008, 02:00
Mesajlar: 649
Resim



ADAM VARDIR!.. M.DERMAN (ks)


ADAM VARDIR : “Allah!” der. Tayy-i mekân eder. Bir anda arşa yükselir!
ADAM VARDIR : “Allah!” der Hemen canını verir!
ADAM VARDIR : “Allah!” der. Bayılır, yıkılır!
ADAM VARDIR : “Allah!” der. Bir şey olmaz. Odun gibi durur!
ADAM VARDIR : “Allah!” demez!
ADAM VARDIR : “Allah!” diyemez!

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 09 Şub 2013, 23:37 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2659
Konum: Kamiloba
"Kendisine iltifât edecek hükümdarın karşısında titreyen çobanın korkusu gibi ölüm hatırınıza geldikçe, kalbinizin hopladığını hissedersiniz.
Fakat ölümden korkmayız...
Siz ne zaman sessizlik ırmağından su içerseniz o zaman terennüme baslarsınız...
Toprak sizin gövdenizi geri istediği zamandır ki siz hakikaten râksedersiniz...

Yekdiğerinize ekmeğinizden sununuz!..
Fakat ayni lokmayı yemeyiniz!
Birbirinizi seviniz, fakat sevginizi zincirlemeyiniz!
Sevdiğiniz, ruhunuzun kıyılarında kımıldayan bir deniz olsun...
Beraber terennüm ediniz!..
Eğleniniz, neşeleniniz, fakat tekliğinizi unutmayın!....
Çünkü bu Ud’un telleri, aynı nağme ile birlikte titrer, fakat her biri ayrı ayrı....

Câminin direkleri bir birinden uzak durur....
Meşe ile selvi birbirinin gölgesi altında yetişmez..."
[Dr.M.Derman (k.s),Allah Dostu Der ki 1.Cilt. Maneviyat Bahçesi]

Bu yukarıdaki kısım Derman hocamızın referans ettiğim kısmındaki yazısından alıntıdır. Hocam yazılarında konu girişleri yaparken bazen şiir alıntıları yapar mesela bu alıntının yapıldığı bölümde bu alıntı kısmi öncesi örneğin Yunus Emre (k.s)'den alıntı yapıyor ve bunu Yunus Emre (k.s)'nin şiirini tanıdığımız için biliyoruz, o da bunu söyleme gereği duymuyor söyle giriş yapıyor:

Bu dünyada iken ilerdeki bahçede meclis kuranlardan birinin sözü:

“HAKK’tan gelen şerbeti
içtik Elhamdülillah
Şol kudret denizini
Geçtik Elhamdülillah

Kuru iduk yaş olduk
Ayak iduk baş olduk
Kanatlandık kuş olduk
Uçtuk Elhamdülillah

Dirildik pınar olduk
İrkildik ırmak olduk,
Artık denize dolduk
Taştık Elhamdülillah...”


Fakat ardından ölümle ilgili bir bahisle birden yukarıdaki ilk kısma birden giriş yapıyor ve bu en üstte alıntı yaptığım satırlar ise Halil Cibran'a ait! Fakat Derman hocam Halil Cibran'dan hiç bahis yapmadan giriş yapıyor bu da garip!. Ardından yine kendi cümlelerine geri giriyor. Halil Cibran Lübnan asıllı bir şair, ressam ve filozof. Bu yukarıdaki kısımlar onun 1923 yılında neşrini yaptığı "Nebi" isimli kitabinin "Evlilik" ve "Olum" gibi bazı bölümlerinden alıntılar. Örneğin Evlilik bölümünde:

"birbirinizi sevin ama, aşk tutsaklığı istemeyin.. bırakın aşk, ruhunuzun kıyılarına vuran dalgalar gibi olsun... birbirinizin bardağını doldurun ama aynı bardaktan içmeyin; ekmeğinizden verin birbirinize ama aynı somundan ısırmayın... birlikte şarkı söyleyin;lakin birbirinizi yalnız bırakmayı da bilin, sazın telleri de yalnızdır ve armoni içinde aynı melodiyi seslendirir... birbirinize kalbinizi verin ama karşılıklı kilitleyip saklamak için değil! sadece hayatın eli o kalbi saklar! birlikte durun, ama yapışmayın, tapınakların sütunları da bitişik değildir! ve unutmayın; meşe ile çınar birbirlerinin gölgesinde büyümezler..."

“Gerçek dansınızı, toprak el ve ayaklarınızı geri istediğinde yapacaksınız.”

"Ölüm korkusu, kendisine şeref payesi vermek isteyen yüce bir hükümdarın karşısında olan çobanın titreyişidir. Çoban bu titreyiş altında bahtiyardır, her ne kadar titreyişine dikkatini vermiş olsa da. Ölmek, rüzgârda üryan durmak ve eriyip güneşe karışmaktır. Ölüm kavuşmaktır."


Görüldüğü gibi bu yukarıdaki kısımlar Derman hocamın yazısının ortasında referanssız birden belirmekte. Simdi Derman hocamın başka eserlerinde de Rumi hz.'nin ve diğer büyüklerin eserlerinden bahis yapması gayet normal fakat burada bir iki cümle değil uzun paragraflar Cibran'in kitabından farklı bölümlerden alıntı yapılmış ve bu yazısında bu görülmekte. Yalnız Derman hocam genelde yazara dair referansta bulunur yazılarında fakat burada bir referans yapmadan geçiş yapması tuhaf. Belki Halil Cibran'in Nebi/Ermiş kitabini İngilizce yahut Arapçasından okudu ve oradan alıntı yapıp tercüme ederek yazılarına ekledi, belki sevdiği ve ezberinde olan bir şiirdi, belki o sırada bu kitabi inceliyordu ve bu beyitlerin etkisinde kaldı ve yazısında kullanmak istedi, belki belki....bir çok zannda bulunabiliriz. Yalnız bu tesbiti buraya kaydetmekte fayda görmekteyim. Halil Cibran'in Ermiş kitabındaki bölümlerle ilgili bilgi için su linkten faydalanabilirsiniz: http://www.derindusunce.org/2011/07/03/ermis-halil-cibran/

Es Selam ve Sevgiyle
garibAN

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 10 Şub 2013, 15:45 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11426
Sevgili Gariban can,
Meslenin aslı şu ki, Halil Cibran'in Nebi/Ermiş kitabndaki sözlerin bazıları da, Arap Edebiyatının geçmiş çağlarından beri bilinen Vecizeleri ve Darb-ı Meslelleridir..
Münir Derman Hocamız gibi güzelliğin kokusunu alan ve el Ezher Arapçası bilen birisi için, o beyitlerde veya sözlerde geçen mânâları görmesi ve benzer ifadeleri kullanması zâten normaldir..
Kaldı ki o güzelliklerin ifadesi, söylenenelerin de fevkinde-üstünde olup bir gün birileri gelip daha muhteşemini söyler/söyleyecektir de..

Bu benzerliği farketmiş olmanız da takdire şâyandır.
Bilirsin ki "muhammedinur" sitemizin önemli bir İŞİ de, "Münir DERmÂN Enistitüsü" gibi çalışmaktır.
Kitapları ve Sohbetleri TAMMamlandığında "Münir DERmÂN'da Tevhid-kadın vs." şeklinde TÜMMlencektir inşae ALLAH..

Mârifet, bir ZEVK ve hAZZ Zİnciridir.. Diriden Diriye.. Gönülden gönüle.. EL-den-> EL-e.. -> EL -> ALLAH'a..
BİZ BİR-İZ.. hamdolsun!.

MîMM MuHaBbetlerimle...

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 10 Şub 2013, 23:10 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2659
Konum: Kamiloba
Sevgili Hocam dedikleriniz çok doğrudur, bizim bülbül ve gülün hikayesi gitmiş batıda Irlanda'li şair Oscar Wilde'in kitabıyla meşhur olmuş.

Es Selâm ve Sevgiyle
garibAN

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 03 Haz 2013, 00:19 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2659
Konum: Kamiloba
"Dış âlem üzerinde elde edilen bilgi mahzun ve mükedder anlarda duyulan ahlâkî ve manevî boşluğu dolduramaz.
Fakat manevî ve ahlâkî bilgi dış âlem hakkındaki cehâleti daima teselli edecektir.
Ve böyle kalacaktır…"
[M.Derman (k.s),Maneviyat Bahcesi II.Allah Dostu Derki cilt 1]


Derman hocam burada neyi kastediyor diye düşünmekteyim. Fen ilimleri ile dış dunya hakkında edinilen zahirî bilgilerin insanoglunun icindeki manevî boşluğu doldurması mümkün değildir. Taa ki bu bilgilerin manalarını nakil ışığında yorumlayıp manevî boşluğunu dolduracak hale tahvil edene kadar. Zahirî âlemde esfeli safiline gözünü açan BeBek , büyüyüpte bir an düşünüp "ben doğarken niye ağlamıştım ki " diyerek aklı dANk edip de kendi kimlik ve kişiliğini bulmak için zahirî âlemde bir mücadeleye girişir ve boşluklarını doldurmaya çalışır ki tammlanıp tümmlenebilsin. Derman hocam boşluklarınızı ALLAH ile doldurun der sohbetlerinde ki böylece mahzunluğumuz gitsin.

بَلٰى مَنْ اَسْلَمَ وَجْهَهُ لِلّٰهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَلَهُ اَجْرُهُ عِنْدَ رَبِّهٖ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
Bela men esleme vechehu lillahi ve huve muhsinun fe lehu ecruhu inde rabbih, ve la havfun aleyhim ve la hum yahzenûn:
hayır:
kim özü muhsin olarak yüzünü tertemiz Allaha teslim ederse işte onun rabbinin indinde ecri vardır onlara bir korku yoktur ve onlar MAHZUN olacak değillerdir [Bakara , (2/112)]

فَاذْكُرُونٖى اَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُوا لٖى وَلَا تَكْفُرُونِ
Fezkuruni ezkurkum veşkuru li ve la tekfurûn.
o halde anın beni, anayım sizi ve şükredin de bana nankörlük etmeyin [Bakara , (2/152)]

Bu ise ALLAH ve RESULU Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize teslimiyet ile olur. RESULsuz sadece ALLAH'a teslim olmanın sonu ise beyhudedir. Çünkü RESULe teslim olmak emredilmistir

اِنَّ اللّٰهَ وَمَلٰئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِىِّ يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلٖيمًا
İnnellahe ve melaiketehu yusallune alen nebiyy, ya eyyuhellezine amenu sallu aleyhi ve sellimu teslima:
Muhakkak ki Allah ve Melâikesi Peygambere hep salât ile tekrim ederler, ey o bütün iyman edenler! Haydin ona teslimiyyetle salât-ü selâm getirin. [Ahzab (33/56)]

TeSLiM olup SaLL edin ki teSeLLi bulasınız teslim olursanız akıllarınız SiLM akıl olur nakillenir.
Sadece akılla zahiri ilimlerde ve felsefede nakilsiz şekilde ilerleme sağlamak içimizdeki boşluklarımızı doldurmaya yetmeyecektir. Zahirî ilimlerden elde edilen bilginin ve ilerleyişin çağımızda insanoğlunun içindeki karanlıklara bir meşâle tutamadığı ve yuzyılımız içinde insanlığın cehâlette, zulüm ve ahlaksızlıkta geçmiş asırlarda yasamış olanları solladığı bir dönemi yasamaktayız. Bunca öğrenilen bilgi ve teknolojik gelişmeyi insan fantezi dünyasında gerçekleştirmek istediği şeyler için kullanmaya çabalarken içindeki açıklayamadığı karanlık ve boşluklar ise nefislerin kibiri ile set arkasına geçirilmekte ve kendi bindiği dalı kesenin düştügü halse son uçta hüsran, huzursuzluk ve elem olmaktadır.

Aklın boşluklarını ancak nakil doldurabilir...Aklın buzlarını ancak nakil çüzebilir...
Aklımızı kullanmalıyız ama Aklı da nAKil OKUr bilmeli ve nAKLe kulak vermeliyiz...


لَقَدْ أَنزَلْنَا إِلَيْكُمْ كِتَابًا فِيهِ ذِكْرُكُمْ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
“Lekad enzelnâ ileykum kitâben fîhi zikrukum, e fe lâ ta’kılûn(ta’kılûne) :
Andolsun, size (bütün durumlarınızı kapsayan) zikrinizin içinde bulunduğu bir Kitap indirdik. Yine de akıllanmayacak mısınız?” [ ENBİYÂ , ( 21/10 )]

Derman hocam yukarıdaki sözlerinde akıl ve nakil arasındaki isleyiş mekanizmasına
sade aklı bazlı felsefe ile aklı nurlandırarak yapılan nakli tasavvuf arasındaki farka da dem vurmaktadır.
Sitemizde yıllardir izahını yaptığımız ve Derman hocamızın da öncülük ettiği gibi teknik ile tasavvuf , madde ile mana arasındaki ilişki nakli göz ardı etmeyen Allah dostları tarafından bilinip bulunup olunup yaşanmaktadır. Zahirî âlem nakil ışığında bakıldığında insanın bir çok sorularına cevap verecek, kalbini teskin ve teselli edecektir. Bilim adamları baktıkları âlemin sırlarına değil sebeblerine odaklanirken sebepler zinciri içinde musebbibi göz ardı ederler. Maddeye odaklanıp manayı göz ardı ederler. Akla odaklanıp nakli göz ardı ederler. Halbu ki "Âlemde nereye baksak O'nu görüyoruz" diyen kişinin yüreğindeki boşluklar ALLAH ile dolarda ALLAH der ALLAH'ı aramaz. O zaman içinde BOŞluk olan BOŞalan kendini biraz tefekkürle YORsun da, aklını nakillesin ve ALLAH desin!..


فَاِذَا فَرَغْتَ فَانْصَبْ
Feiza ferağte fensab:
O halde boşaldın mı yine kalk yorul [Insirah (94/7)]


Es Selam ve sevgiyle
garibAN

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 04 Eyl 2013, 01:51 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2659
Konum: Kamiloba

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 24 Nis 2014, 07:19 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2659
Konum: Kamiloba
Resim

hER meydana çıkıp zuhur eden şey’in ASLı, SıRRı o zuhûr eden Şey’in İÇinde kalANdır… [Dr.M.Derman (k.s)]


Ağlamak bir utanç değil, BİR rahmettir ÖZden GELen
DERTlerin dIŞa vurumu , damla damla yürek DELen
Kırık cam dolu içimiz, bir damlaya yüklüyoruz
Üzme-Üzülme- Sev-Sevil! SEVgi dir AKLı tek ÇELen

garibAN
23.04.2014
ASL can-TECHNOcast

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 28 Haz 2014, 13:20 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2659
Konum: Kamiloba
"Resûl-ü Ekrem her sahabe ile konuşurdu.
Ona ma’lum olurdu.
Namaz abdesti olmayan sahabenin elini tutmazdı.
Büyük insanlar bilirim ki,
Abdesti olmayana ellerini vermezlerdi...

Bir gün Rahmetuilâhî Aleyh hocama namaz abdestsiz gittim. Yanma yanaşacağım zaman.
“Sakın konuşma! Git, abdest al gel! Beni deni¬yor musun?“ diye yüksek sesle bağırdı.
Onlar herşeyi bilirler.
Fakat yüze vurmazlar...

Hakk’ın : “Mükâfatını bizzât kendim vereceğim!“ dediği oruç var ya abdestli olmalıdır.
Diğer ibâdetlerin mükâfatını başkası mı veriyor?
O mükâfat nedir?
Cesedi midir?
Ruhî midir?
Onu bir bilsen bütün günlerinin oruçlu olmasını istersin.
Amma o da bir bakıma doğru olmaz.

Oruçta Allah'ın kuluna vereceği en büyük mükâfat gizlidir.
Fakat oruç yalnız yememek, içmemek, cinsi temas yapmamak değildir...
Abdestli olmak lâzımdır.
Yalan, haram, hiddet, küfür, kalb kırma, sinir¬lenme...
Dedikodu. Böyle olan oruç, oruç değildir.
"Aç durmak"tır, bunun mükâfatı yoktur.
Hakk’ın emrini güya yerine getiriyoruz.
Allah hatalarımızı bağışlasın.
Mağfiret buyursun..." [Prof.Dr.Munir Derman (k.s), Kopyasi Yazilmamis Sirlar]


Soru: Bazen bozulan abdesti iş ortamı yada içinde bulunduğun yaşam şartlar yüzünden tazeleyemeyince, tutulan Oruçdamı mükafatsız yada anlamsız? [AR ZU hanim tarafindan facebook uzerinden sorulmustur]

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 28 Haz 2014, 13:26 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2659
Konum: Kamiloba
AR ZU hanım, güzel bir konuya değindiniz. Yok yok bu anladığınız gibi değil. Şu şekilde açıklamaya çalışayım, Münir Derman (k.s) gibi mübarek zatlar, oruç, namaz, abdest gibi kelimelerin derinlerine inip manevi aleme yönelik şeriat perdesinin ardından bazı sözler söylerler. Bir şeyin bu aleme bakan zahir yüzü ve birde manevi aleme bakan batın tarafı vardır oruç abdest te böyledir, şeriatla sınırlandırılmış bazı hükümleri vardır ve bir de maneviyata yönelik bazı kuralları vardır. Hakikat yolcusu insanlar önce zahiri kuralları öğrenir ve bunları uygularken daha titiz davranmaya başlarlar ve kalpleri temizlendikçe en ince bir tozu dahi oraya sokmamak icin gayret ederler. Bu kişilerin manevi hallerini, oruçlarını, abdestlerini diğer insanların durumları ile kıyaslayamayız. Manevi temizliğe yeni girmeye çalışan halkın Hz.Rumi gibi Hakk'a ulaşmış erenlerin durumu ile bir değerlendiremeyiz. Bir ilkokul öğrencisinin durumu ile matematik profesörünün ki bir değildir. İlkokul öğrencisi önce çarpma bölmeyi öğrenecek sayıları öğrenecek ve onun için bu lazım ve layıktır. Herkes kaderi ve kadarınca, kapasitesince yaşar. Kişi manevi ilimlerde olgunlaştıkça daha titiz olur ve sorumluluğu daha çok artar. Münir Derman (k.s) burada orucun maneviyatına abdestin maneviyatına derununa değiniyor. Bir başka yerde M.Derman hocam şöyle söyler: " Hakiki mertebeye ermiş olanda Allah’tan gayrisi, hatırından çıkarır çıkarmasıyla orucu bozulur." diyor. Hâlbuki bunu halktan sıradan kişinin yapması mümkün değildir. O bu yolda mesafe kat etmiş Allah zikrini daimi edinmiş Hakikat Ehli kişiler için söylüyor bu sözü. En yukarıdan bahsediyor. Abdestte böyle, Kul İhvâni hocam abdestle ilgili bazen şuna benzer laflar eder: halkın (avamın) abdesti yellenince arkasından, âlimin ki ağzından, arifinki aklından, asığınki kalbinden bozulur v.s.
Burada mertebe mertebe içeri kalbe doğru giriş vardır. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hadisi şeriflerinde söyle diyor:

مَنْ لَمْ يَدَعْ قَوْلَ الزُّورِ والعَمَلَ بِهِ فلَيْسَ لِلَّهِ حَاجَةٌ في أَنْ يَدَعَ طَعامَهُ وشَرَابهُ
“Kim yalan konuşmayı ve yalan-dolanla iş yapmayı terk etmezse, Allah o kimsenin yemesini, içmesini bırakmasına kıymet vermez.” (Buhârî, Savm, 8, Ebû Dâvûd, Savm, 25)

Nice oruç tutanlar var ki, oruçlarından payları açlık ve susuzluktur. Ve yine nice ayakta duranlar / namaz kılanlar var ki, namazından elde ettiği şey yorgunluktur." (İbn Hanbel, 2/373)


Anladığım kadarıyla oruçtan sağlanan mükafat para gibi 100 TL -300TL gibi bir mükafat değildir. ALLAH mükâfat olarak kendisini koymuştur, bizzat BEN vereceğim mükafatını diyor Hakiki oruçluya. Kuran dilinde ecir kelimesi vardır, dilimizdeki ücret kelimesi buradan gelir. Ecir kelimesinin içinde ise CeRR kelimesi vardır, CeRR kelimesi ise çekiş çekmek demektir. Bizim anladığımız Kur’an dilinde ecir deyince insanin manevi aleme çekilişi Hakka yakınlaşması kast edilir ki ücreti de budur. Bu hadislerde de Resuli Ekrem, oruçtan fayda sağlamak için manevi yöne doğru hamle yapın, nefsin hastalıklarından kendinizi koruyun çünkü bunlar orucun maneviyatına zarar verir. Manevi âlemde ilerlemek istiyorsanız nefsinizi temizlemeniz, kalbinizi kötü sıfatlardan boşaltmanız ve onu kirletecek bir amel, niyet ve hallerden uzak tutun kendinizi ki ruhunuz parlasın cilalansın, görülemeyen görünür olsun. Yoksa sadece aç kalmak olur mukafatiniz gibi bir mesaj vermektedir bize. Yani orucun abdestin bizim bilmediğimiz daha titiz boyutları vardır. Bazen bazı insanlar vardır onlar namaza başlayınca abdest alırlar namaz öncesi. Sonra sürekli abdestli olanlar vardır bunlar abdestlerini tazelerler, bu kişiler bedeni abdeste titizlik gösterirler ve bozar bozmaz hemen tekrar alırlar. Bu böyle olduğundan tuvalete giderlerken “abdest bozmaya gidiyorum” tabirleri vardır. Çünkü hep abdestli olmaya alışmıştır adam hâlbuki diğer kişiler için bu söz konusu değildir. Bu alışkanlık kişiyi abdest üzerinde daha titiz davranmaya iterse adam gazini, nefsini, kalbini, aklını temizlemek için bunu daha titiz boyuta getirir ki en sonunda kalbinde dilinde aklında ALLAH’tan gayri bir şey kalmaz olur. Böyle bir abdestle oruç tutulur mu? Halk için bu mümkün değildir. Halk sadece kapasitesince yapacaktır ve zamanla manevi yöne eğilimi arttıkça bu dediğim insanlar gibi titizliğe devam ede ede bunu arttırma gayretinde olacaktır. “Ben neden onlar gibi yapmayayım, elimden geleni gösterirsem bende bir gün onlar gibi olabilirim” deyip umutsuzluğa düşmeden, hakikat ehline gıpta edip, gayretle, samimiyet, sadakat ve sabırla yoluna devam edecektir. Bu garip bencileyin de bu bir önceki cümleyi söyleyen zümre içinden olmaya çabalıyor. “Ben bu işi tam yapıyorum, ben abdestimi tam alıyorum, ben orucumu harika tutuyorum ” diyen birçokları da vardır ki onlar gaflettedirler. Ben buraya ehli için bazı sözler atıyorum, benim sayfamda ekli bazı bu islerle ilgilenen insanlar var, bazı sözler onlara yönelik ve bazı sözler de halka yöneliktir. Kimi insan var resmi seviyor ona parmak kaldırıyor, kimisi sizin gibi nadir de olsa öğrenmek için sorguluyor, kimisi ne zırvalıyor bu deyip gülüyor, herkes turlu türlü tellerden çalıyor. Ramazan ayında herkes için hakk ve hayr dilerim. Allah en doğrusunu bilir.

Es Selam ve Sevgiyle
garibAN

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 14 Tem 2014, 15:55 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2659
Konum: Kamiloba
"Vahy-i İlahîye ve Rabbanîye çarpan her Âdemoğlu azîz ve mübârektir.
Şekli, zâhirî harekatı onun müslim veya gayrı müslim olduğu hakkında hiç bir şey ifâde etmez.
Cenâb-ı Kibriyâ ona İlham-ı Rabbanîsını esirgemedikten sonra o insanın muhakkak temiz ve pâk kalbinde kendisine bu büyük nasibi mukadder eden Rabbını tanımaması imkan harıcinde bir şeydir.

Hayat ve keşifler bütün teferruatıyle tetkik edilecek olursa büyük âlim ve kâşiflerin hepsinin mütedeyyin oldukları görülür.
Zâten İlahî bir kanunu bulmak yolunda uğraşanların ruhlarında sezdikleri Cenâb-ı Kibriyânin azamet ve kudreti hayranlığıdır ki onlara İlham-ı Rabbanîye nasib etmiş ve büyük keşiflerine kavuşturmuştur."
[Dr.Munir Derman (k.s), Vahdet-i Vucud]


Nikola Tesla'nin Alternatif Akim Sistemini Keşfedişi:

Şubat 1882’de Tesla, Budapeşte şehrine yürüyüşe çıkmıştı. Muhteşem bir gün batımı gökyüzüne yayılırken, Tesla birden kendisinin gözde hobilerinden biri olan şiir okuma tutkusuna gark oldu. Batan güneş , Tesla’ya Göthe’nin güzel mısralarından birisini hatırlattı:
“Çalışma (zahmet) günü bitti; Gün ışığı çekiliyor,
Öteye, yeni hayat alanlarını keşfe acele ediyor;
Ahhh, hiç bir kanat beni topraktan kaldıramaz,
Onun izlenecek yolu üzerinde, yükselerek (uçarak) izle…”
Tesla, transa girmiş gibi ansızın sabit bir poza geçti . “İzle beni!” dedi. “İzle beni, geridöndür onu!”
Tesla’nın arkadaşı , “ben hiç bir şey görmüyorum, hasta mısın sen?” dedi.
“Anlamıyorsun sen” dedi Tesla, “O hakkında konuştuğum şey, benim alternatif akım motorum. Göremiyor musun, işte tam burada önümde, neredeyse sessiz bir şekilde çalışıyor? Onu yapan şu dönen manyetik alandır. Manyetik alanın armatürü etrafında onunla dönerek nasıl sürüklediğini görmüyor musun? Güzel değil mi? Sorunu çözdüm.”
Tesla şimdi alternatif akımdan faydalanan bir elektriksel sisteme sahipti, bu sistem kullanılan doğru akım sistemlerinden daha esnek ve verimli idi. Fakat şimdi Tesla’nın bir diğer problemi daha vardı, bu , dünyanın geri kalanını onun alternatif akım güç sisteminin daha basit, esnek ve elektriği uzun mesafelere gönderilmek için hür bıraktığına inandırmaktı. O zamanda kullanılan doğru akım sistemleri elektriği uzun mesafelere büyük sorunlar olmadan gönderemiyordu. Bizim bugün kullandığımız alternatif akım Tesla’nın sonunda başarılı olduğunu gösteriyordu.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 26 Eyl 2014, 02:54 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2659
Konum: Kamiloba

İki türlü aşırılık vardır:
Mantığı hiç hesaba katmamak.
Ve mantıktan başka bir şey tanımamak.
[Prof. Dr. Munir Derman (k.s), ALLAH dostu der ki, V. Cilt]


Tek elle alkış yapılmaz! Seneler evveldi, İngiltere'de çalıştığım şirketin laboratuvarında bir Kimyagerimiz vardı, aklından başka bir şeyi tanımazdı. “Allah'ı deney tüpünün içinde arama!” dedim. Ona göre inançlı bir insan mantıklı olamazdı. Bilime aşırı düşkün idi ve milliyetçi bir ingilizdi. Bir gün çok üstüme gelip dalaştığında: “Kuvveti neyle ölçüyorsun sen?” dedim. “Newton ile” dedi. “Fizikte kullandığın daha bir çok kullandığın bilimsel formuller onun değil mi?” “Evet” dedi. “Newtonu tanıyorsun değil mi?” “Evet” dedi!.. “Peki sen Newton'un Uniteryan olduğunu ve tek ilâh inancı taşıdığı için devrinin dini otoritelerince heretik ilan edildiğini biliyor musun, ömrü boyunca Cambridge Üniversitesinde yayınladığı makalelerin %70'inin din üzerine ve sadece %30'unun bilimsel olduğunu, onun çoğu yayınlarının inanç üzerine olduğunu biliyor muydun?” diye sordum? “Hayır” dedi. “İyi, git araştır o zaman ben British Library (İngiliz Kütüphânesin) 'de yaptım araştırmamı seneler evvel sende git öğren, sonra konuşalım!” dedim. Bir daha bu hususta konuşmadık...

Munir Derman Hocam yukarıdaki sözünde “akıl hususunda ifrat ve tefrite düşmeyin!” demektedir. Nakilsiz akıl insani felsefeye çeker, akılsız nakilde de insan taklide ve bağnazlığa düşer. Albert Einstein'ın "Dinsiz bilim topaldır, bilimsiz din kördür!" deyişinin mânâsı bu dur. “Ben anlamadan hiç bir dini gereği yerine getirmem , naklin anlamadığım kısımlarını kâle almam!” lafı da yanlıştır. Namaz hareketlerinin mânâlarını bilmiyorsun diye namaz kılmayacak mısın?. Önce taklid edilir din sonra akledilir. Akla her uygun görünen şey doğru değildir. Akıl kıyasta hata edip yanılabilir. Dinde Nakil esas alınır, akıl nakille olgunlaştırılır. Akil esas alınır Nakil akla uydurulursa DiN halkın elinde oyuncak olur, ehemmiyetini yitirir, halkın hırs yaptığı alanlara dair tolerans adı altında fetvalar çıkar, naslar dumura uğrar, toplum raydan çıkar ve dini konularda terakki durur. Bugünün Hristiyanlık zümresi bunun ceremesini çekmektedir. Onlar dini aklın kontrolüne alarak hareket ettiklerinden haram-helâli takmaz hale gelmiştir, dinde kalmamıştır. Allahu Zü’l- Celâl, Kur'ân-ı Kerimimizin 50 den fazla âyeti kerimesinde aklın önemini vurgulamaktadır. Bakara Sûresi 44."nasa iyilik emreder de kendinizi unutur musunuz? Halbuki kitap okuyorsunuz, artık akıl etmez misiniz ". İslam dünyası son asırlarda akla gerekli önemi vermemesinin bedelini pahalı ödemektedir. Son asırlarda “İslam Felsefesi” adı altında Nakil-Akıl birliğini işleyen islamî düşünürlerin sayısı azalmıştır.

Es Selâm ve sevgiyle
garibAN

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 48 mesaj ]  Sayfaya git 1, 2  Sonraki

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Google [Bot] ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye