Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 08 Ara 2019, 09:35

Tüm zamanlar UTC + 2 saat




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 171 mesaj ]  Sayfaya git Önceki  1 ... 3, 4, 5, 6, 7  Sonraki
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Re: İKRÂ ZEVKLERİm
MesajGönderilme zamanı: 26 May 2015, 03:47 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11419
Bu konuyu facebook'ta paylan!
Resim


KaraKIŞa ->BiNBiR Bahar
MevsimLerin şu ÂN fASLı..
HÂL hASLı Vâhidu’L- Kahhâr
-> A’YÂN-ı SABite -> ASL-ı!.

..celle celâlihu..

ZEVK 6165

SuBHaNaLLAH SeBBehası -> Şe’ÂN >ÖLümü ÖLdürdük
VâHiDU’l- KâHHaR “VaV”ında KeVNin KeFeNin KEStirdik
DİRİ-yi AĞLattık ŞüKüR!. -> ÖLmüş ÖLüyü >GÜLdürdük
“cÂN”da >cÂNÂNı CEM’ ETtik.. ->SeHER YELLeri EStirdik!..


06.07.14 ->23:14
brsbrs..maksemcâmimİZz..



El Vâhidu:
Resim

El Kahhâru:
Resim

El Kâhiru:

Resim

EL KAHHAR ALLAH celle celâlihu ->"El Vâhid" oluşunun sonucunu yaşatarak "izafî-göresel-iğreti-gelgeç-gölge-sanal benlik”lerin asla "var" olmadığını seyrettiren ALLAH celle celâlihu!.

ResimKur'ÂN-ı Kerîmimizde;

يَا صَاحِبَيِ السِّجْنِ أَأَرْبَابٌ مُّتَفَرِّقُونَ خَيْرٌ أَمِ اللّهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ
Resim---“Yâ sâhibeyis sicni e erbâbun muteferrikûne hayrun emillâhul vâhıdu’l- kahhâr (kahhâru).: Ey zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı Rab'ler mi daha hayırlı yoksa Vâhid (tek) olan, Kahhar (kahredici, hâkim ve gâlip) olan Allah mı?”
(Yûsuf 12/39)

قُلْ مَن رَّبُّ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ قُلِ اللّهُ قُلْ أَفَاتَّخَذْتُم مِّن دُونِهِ أَوْلِيَاء لاَ يَمْلِكُونَ لِأَنفُسِهِمْ نَفْعًا وَلاَ ضَرًّا قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الأَعْمَى وَالْبَصِيرُ أَمْ هَلْ تَسْتَوِي الظُّلُمَاتُ وَالنُّورُ أَمْ جَعَلُواْ لِلّهِ شُرَكَاء خَلَقُواْ كَخَلْقِهِ فَتَشَابَهَ الْخَلْقُ عَلَيْهِمْ قُلِ اللّهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ
Resim---“Kul men rabbu’s- semâvâti ve’l- ard (ardı), kulillâh (kulillâhu), kul e fettehaztum min dûnihî evliyâe lâ yemlikûne li enfusihim nef’an ve lâ darrâ (darren), kul hel yestevi’l- a’mâ ve’l- basîru em hel testevî’z- zulumâtu ve’n- nûr (nûru), em cealû lillâhi şurakâe halakû ke halkıhî fe teşâbehel halku aleyhim, kulillâhu hâliku kulli şey’in ve huve’l- vâhidu’l- kahhâr (kahhâru).: “Semâların ve yeryüzünün Rabbi kimdir?” de. “Allah’tır” de. Artık ondan başka kendilerine bile fayda ve zararı olmayan dostlar mı edindiniz? “Gören ve görmeyen bir olur mu? Veya karanlıklar ile nur bir olur mu?” de. Yoksa onlar, onun yaratması gibi yaratan ortaklar kıldılar da, böylece bu yaratma onlara benzer mi göründü?. De ki: “Allah, herşeyin yaratıcısıdır.” Ve O, tek Kahhar (kahreden), herşeye gücü yeten, en kuvvetli olandır.”
(Rad 13/16)

يَوْمَ تُبَدَّلُ الأَرْضُ غَيْرَ الأَرْضِ وَالسَّمَاوَاتُ وَبَرَزُواْ للّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ
Resim---“Yevme tubeddelu’l- ardu gayra’l- ardı ve’s- semâvâtu ve berazû lillâhil vâhıdi’l- kahhâr (kahhâri).: O gün arz (yeryüzü) ve semâlar, başka bir hale döndürülür (döndürülmüş olur). Ve onlar, Vâhid (bir) ve Kahhar olan Allah’ın huzuruna çıkmış olurlar.”
(İbrahîm 14/48)

قُلْ إِنَّمَا أَنَا مُنذِرٌ وَمَا مِنْ إِلَهٍ إِلَّا اللَّهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ
Resim---“Kul innemâ ene munzirun ve mâ min ilâhin ilallahul vâhıdu’l- kahhâr (kahhâru).: De ki: "Ben sadece uyarıcıyım. Vâhid (tek), Kahhar (kahredici) olan Allah’tan başka bir İlâh yoktur."
(Sâd 38/65)

لَوْ أَرَادَ اللَّهُ أَنْ يَتَّخِذَ وَلَدًا لَّاصْطَفَى مِمَّا يَخْلُقُ مَا يَشَاء سُبْحَانَهُ هُوَ اللَّهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ
Resim---“Lev erâdallâhu en yettehıze veleden lastafâ mimmâ yahluku mâ yeşâu subhâneh (subhânehu), huvallâhu’l- vâhıdu’l- kahhâr (kahhâru).: Eğer Allah bir çocuk edinmek isteseydi, mutlaka yarattıklarından dilediğini seçerdi. O, Sübhan’dır (herşeyden münezzeh). O, Allah; Vâhid’dir (tektir), Kahhar’dır (kahredicidir).”
(Zumer 39/4)

يَوْمَ هُم بَارِزُونَ لَا يَخْفَى عَلَى اللَّهِ مِنْهُمْ شَيْءٌ لِّمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَ لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ
Resim---“Yevme hum bârizûn (bârizûne) lâ yahfâ alâllâhi min hum şey’un, li menil mulku’l- yevm (yevme), lillâhi’l- vâhidi’l- kahhâr (kahhâri).: Onların bariz olduğu (ortaya çıktığı) gün onlardan (hiç)bir şey Allah’a gizli kalmaz. O gün mülk kimindir? Tek ve Kahhar olan Allah’ındır.”
(Mü’min 40/16)


YÂRim Bâki >bEN FÂNiyem
TEKe TEKte -> HırpÂNiyem
>GÜLe gONCAya SÖZüm YOK
>GARib BüLbüL İhvÂNiyemm!.


Resim


_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İKRÂ ZEVKLERİm
MesajGönderilme zamanı: 22 Haz 2015, 00:45 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11419
Resim

LütfuLLAHın ->Dört BOYutu
AŞKın
<->mEŞK-in MeLeKesi
-SîNin->SoMut<->SoYutu
RABB SÖZÜ
-n<->ReSÛLî SESi!.

ZEVK 6895

El CeBBÂRın CeBerrutun.. ->cÂNda>cÂNÂN>CeBRâiLi
RAHMeten Lil- ÂLEMînde ->NÛR-u MîM-in -> MiKâiLi
->YuSEBBihu -> SEMÂsı-nda ->SıRR-ı SıFıR İSRâFiLi
YÂRım NeFeS ALmak<->VERmek ->KÛNfeyeKÛN AZRâiLi!.

aleyhumusseLÂMm..

20.06.15 16:16
brsbrs..tktktrstkkmdzmÂNn..



El Cebbâru :
Resim


CeBeRrut:
Azametin daha dâimîsi ve bâtınîsi. Büyüklük. Hâkimlik. Kudret, celâdet. ALLAHu zü’l- CeLÂL’in, SONsuz Kibir ve Azamet ÂLemi..

“RAHMeten Li’l- ÂLEMî”nde.:
ALLAHu zü’L-CeLÂL’in “Levlâke- Eğer sen olmasaydın” Sırrı Vücûda gelip MevCÛDat var olamazdı Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin NÛRu olmasaydı..
Bu Yaratılış SıRRının AÇILIŞ Noktası-Menbağı olan NÛR-u MuhaMMed olmasaydı VAR OLuş Kapısı açılıp NEŞR-i Kâinat olmazdı..

Eflâk-Felekler-Âlemler Nûr-u Mimden yaratılan ALLAHın Nurlarıdır..


وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ
Resim---“Ve mâ erselnâke illâ rahmeten lil âlemîn (âlemîne): (Rasûlum!) Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”
(Enbiyâ 21/107)

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Hadis-i Kudsî de ALLAH celle celâluhu: Levlâke levlâke Lema halaktü’l-eflâk: Sen olmasaydın, sen olmasaydın Ben âlemi yaratmazdım” buyurdu.
(Suyutî’nin El-Leâli’l-Masnûa; Aliyyü’l-Kârî’nin El-Esrâru’l-Merfûa ve diğer bir eseri olan Şerhü’ş-Şifâ; Şevkânî’nin El-Fevâidü’l-Mecmûa; Hâfız Aclunî’nin Keşfü’l-Hafâ; Muhammed Said Zalûl’ün Tahkîk; İmam-ı Nevevî’nin El-Ezkâr adlı eserlerinde kayıtlıdır. Diğer yandan Mevlânâ Câmî, Ahmed-i Cezerî, Mevlânâ Hâlid, İmam-ı Rabbânî, Bedîüzzaman Said Nursî gibi nice İslâm âlimleri bu hadis-i kudsîyi eserlerine alıp tevhid inancına uygun izahlar getirmişlerdir.)


->“YuSEBBihu -> SEMÂsı”-nda.:
ZeRRe – KüRRe “SeBBaha!” da..:
“SeBBaha”:


يُسَبِّحُ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ الْمَلِكِ الْقُدُّوسِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ
Resim---“YUSEBBİHU lillâhi mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardıl melikil kuddûsil azîzil hakîm(hakîmi) : Göklerde ne var, yerde ne varsa (HEPSİ) O mülk-ü melekûtun eşsiz hükümrânı, noksaanı mucib herşeyden pâk ve münezzeh, gaalib-i mutlak, yegâne hukûm ve hikmet saahibi ALLÂHI TESBÎH (VE TENZÎH) ETMEKDEDİR.”
(Cuma 62/1)

Yusebbihu: tesbih eder.
Sebbaha: yüzmek..
Yerdeki göklerdeki ZeRReler yâni ATOMlar;
NeşRlerinden HaŞRlerine kadar döndüler, dönmekteler ve dönecekler.
Bu SeBBaHa yüzüşRAKSı hep sürecek her AN yeniden Yaratılara ŞEENULLAHta..
Ve ne zamAN AKILlarımız DEVR-ÂNı Anlarsa ve DEVRe İştirak ederse Yusebbuhu Zikr-i Dâmindeyiz inşae ALLAH..



Meleklere İman:

Resim

“Amentü billahi ve melâiketihi ve kütübihi ve rusulihi vel yevmil âhiri ve bil Kaderi hayrihi ve şerrihi minallahi teâlâ velbasü ba'del- mevti hakkun. Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûluhû.:
Allahü Teâlâ'nın varlığına ve birliğine inandım. Allahü Teâlâ'nın MELEK-lerine inandım; Allahü Teâlâ'nın kitaplarına inandım. Allahü Teâlâ'nın gönderdiği Peygamberlerine inandım. âhiret gününe inandım. Kader, hayır, şer her şeyin Allah'ın yaratmasıyla olduğuna inandım. Öldükten sonra tekrar dirilmek haktır. Şehâdet ederim ki Allah'tan başka hiç bir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki MuhaMMed (aleyhisselam) Allah'ın kulu ve elçisidir.


ResimCebrâil Aleyhisselâm:

İsLÂM DİNine göre peygamber aleyhumusselâmlara vahiy getirmek, ALLAHu zü’l- CeLÂL'in emir ve yasaklarını bildirmekle vazîfeli melektir. Dört büyük melekten birisidir.
Cebrâil aleyhisselâm'ın ismi Kur'ÂN-ı Kerîm'de ayrıca Cibrîl, Rûh-ul-Emîn ve Ruhu'l-Kudüs diye de zikredilmektedir. Cebrâil kelimesi lügatta "Allah'ın kulu" mânâsındadır. Cebrâil’e ayrıca Nâmûs-ı Ekber de denilmiştir.
Cebrâil, MuhaMMed'e Mekke yakınındaki Hira Dağında ibâdet ve tefekkürle meşgul iken gelerek ilk vahyi getirmiştir :


اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ
Resim---“İkra’bismi rabbikellezî halak (halaka).: Yaratan Rabbinin İsmi ile oku.”
(Alak 96/1)

خَلَقَ الْإِنسَانَ مِنْ عَلَقٍ
Resim---“Halaka’l- insâne min alak (alakın).: İnsanı bir alaktan (embriyodan) yarattı.”
(Alak 96/2)

اقْرَأْ وَرَبُّكَ الْأَكْرَمُ
Resim---“İkra’ ve rabbuke’l- ekrem (ekremu).: Oku ve senin Rabbin, sonsuz kerem sahibidir.”
(Alak 96/3)

Cebrâil aleyhisselâm her şekle girebilirdi. MuhaMMed'e aslî şekliyle, biri Hira Dağında ve diğeri Mi’râc esnâsında Sidretü’l- Müntehâda olmak üzere iki defâ görünmüştür. Cebrâilaleyhisselâm’ın çoğunlukla ashâbdan Dıhye-i Kelbî radiyallahu anhu sûretinde geldiği anlatılır. Cebrâil aleyhisselâm yirmi üç yıla yakın bir sürede Kur’ân âyetlerini peyderpey ve çeşitli şekil ve sûretlere girerek getirerek Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'e ulaştırmıştır.:

قُلْ مَن كَانَ عَدُوًّا لِّجِبْرِيلَ فَإِنَّهُ نَزَّلَهُ عَلَى قَلْبِكَ بِإِذْنِ اللّهِ مُصَدِّقاً لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَهُدًى وَبُشْرَى لِلْمُؤْمِنِينَ
Resim---“Kul men kâne aduvven li cibrîle fe innehu nezzelehu alâ kalbike bi iznillâhi musaddikan limâ beyne yedeyhi ve huden ve buşrâ li’l- mu’minîn (mu’minîne).: Kim Cibril’e düşman oldu ise (ona) de ki: “Halbuki muhakkak ki o (Cebrâil aleyhisselâm), onların ellerindeki (kitapları) tasdik eden O (Kur’ân’ı), Allah’ın izniyle, mü’minlere bir hidâyet (rehberi) ve müjde olarak senin kalbine indirdi.”
(Bakara 2/97)

مَن كَانَ عَدُوًّا لِّلّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَرُسُلِهِ وَجِبْرِيلَ وَمِيكَالَ فَإِنَّ اللّهَ عَدُوٌّ لِّلْكَافِرِينَ
Resim---“Men kâne aduvven lillâhi ve melâiketihî ve rusulihî ve cibrîle ve mîkâle fe innallâhe aduvvun li’l- kâfirîn (kâfirîne).: Kim, Allah’a ve O’nun meleklerine ve O’nun resûllerine ve Cebrâil’e ve Mikâil’e düşman oldu ise, o taktirde muhakkak ki Allah kâfirlere düşmandır.”
(Bakara 2/98)

İsLÂM İnancına göre Cebrâil aleyhisselâm her sene bir kere gelip o âna kadar inmiş olan Kur'ÂN-ı Kerîmi Levh-i Mahfûz’daki sırasına göre okur, Peygamberimiz MuhaMMed aleyhisselâm da dinler ve tekrar ederdi. MuhaMMed’in ölüm yılında iki kere gelip tamamını okumuştur. Âdem aleyhisselâm'a on iki kere, Nuh aleyhisselâm'a elli kere, İbrahim aleyhisselâm'a kırk kere, Musa aleyhisselâm'a dört yüz kere, İsa aleyhisselâm'a on kere, MuhaMMed aleyhisselâm'a yirmi dört bin kere gelmiştir.
İsminin etimolojisinden de anlaşıldığı gibi İslam dininde Cebrâil aleyhisselâm'ın çok kuvvetli bir melek olduğuna inanılır. Cebrâil aleyhisselâm'ın görevi vahiy getirmektir, yani ALLAHu zü’l- CeLÂL'den peygamberlere haber ve bilgi taşır. İslam Dinine göre bütün peygamberlere vahiy getiren Cebrâil aleyhisselâmdır. Kur'ÂN-ı Kerîm'de Cebrâil aleyhisselâm'ın ALLAHu zü’l- CeLÂL'yanında önemli bir yeri olduğu belirtilir.:

إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ
Resim---“İnnehu le kavlu resûlin kerîm (kerîmin).: Muhakkak ki O (Kur’ân), gerçekten Kerim Resûl’ün sözüdür.”
(Tekvîr 81/19)

ذِي قُوَّةٍ عِندَ ذِي الْعَرْشِ مَكِينٍ
Resim---“Zî kuvvetin ınde zi’l- arşi mekîn (mekînin).: Yüce arşın sahibinin yanında büyük şeref (makam ve itibar) sahibidir."
(Tekvîr 81/20)


ResimMikâil aleyhisselâm:

İslam ve diğer semavî dinlerdeki dört büyük melekten biridir. Evrendeki doğa olaylarında görevli MELEKedir.
Dört büyük melekten biri. Ucuzluk, pahalılık, kıtlık, bolluk yapmak, refah ve huzûr getirmek ve her maddeyi hareket ettirmekle görevli melektir. Mikâil doğa olaylarını düzenler.


مَن كَانَ عَدُوًّا لِّلّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَرُسُلِهِ وَجِبْرِيلَ وَمِيكَالَ فَإِنَّ اللّهَ عَدُوٌّ لِّلْكَافِرِينَ
Resim---“Men kâne aduvven lillâhi ve melâiketihî ve rusulihî ve cibrîle ve mîkâle fe innallâhe aduvvun li’l- kâfirîn (kâfirîne).: Kim, Allah’a ve O’nun meleklerine ve O’nun resûllerine ve Cebrâil’e ve Mikâil’e düşman oldu ise, o taktirde muhakkak ki Allah kâfirlere düşmandır.”
(Bakara 2/98)

Peygamber Efendimiz aleyhisselâm, Mikâil aleyhisselâm ile bir çok kez görüşmüştür. Bedir Savaşı ve Mi’râc Mucizesinde görüşmeleri gibi.
(Buharî, Mağâzî: 18, Libas: 24; Müslim, Fedâil: 46, 47, no. 2306; Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:361)


Resimİsrâfil aleyhisselâm:

İslam inançlarına göre dört büyük melekten birisi olan İsrâfil aleyhisselâm'ın görevi Sûr'a üflemekten ibârettir.
İsrâfil aleyhisselâm, Kıyamet günü ALLAHu zü’l- CeLÂL'in emri ile iki defa Sûr'a üfleyecektir.:


وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَصَعِقَ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَمَن فِي الْأَرْضِ إِلَّا مَن شَاء اللَّهُ ثُمَّ نُفِخَ فِيهِ أُخْرَى فَإِذَا هُم قِيَامٌ يَنظُرُونَ
Resim---“Ve nufiha fî’s- sûri fe saıka men fî’s- semâvâti ve men fî’l- ardı illâ men şâallâh (şâallâhu), summe nufiha fîhi uhrâ fe izâhum kıyâmun yanzurûn (yanzurûne).: Ve sûr’a üfürülmüş, Allah’ın diledikleri hariç, göklerde ve yerde olanlar ölmüşlerdir. Sonra ona (sûr’a) bir defa daha üfürüldüğü zaman onlar ayağa kalkarak bakınırlar.”
(Zümer 39/68)

İsrâfil aleyhisselâm'ın birinci üflemesi ile yer ve gökteki bütün canlılar ölecek ve dünya hayatı sona erecektir. İkinci defa üflemesiyle de bütün canlılar dirilecek ve âhiret hayatı başlayacaktır. İsrâfil'e, Sûr'a üfüreceği için, Sûr Meleği de denilmiştir.
Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'e Sûr'un mâhiyeti sorulunca şöyle demiştir:"Üfürülen bir boynuzdur."

(Ahmed b. Hanbel, II, 196)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle demiştir; "İsrâfil Sûr'u tutmuş hazır bir şekilde kendisine ne zaman üfürmek için emredileceğini bekliyor".
(Taberî, Câmiu'l-Beyân, VII, 211; İbn Kesir, Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azim, Mısır, t.y. III, 276)

İsrâfil'in sûr'a üfürmesini anlatan uzun bir hadis, tefsir kitaplarında konu ile ilgili âyetlerin açıklamasında kullanılmıştır. Hadisin bazı cümleleri sahih hadis kitaplarında konu ile ilgili bahislerde geçmekle beraber, bazı cümleleri ifâde ve mânâ bakımından münker kabul edilmiştir. Hadisin tek râvisi olan İsmail b. Râfi' Medine'nin kıssacılarındandır.
(İbn Kesîr, Tefsiru'l-Kur'âni'l-Azim, III, 274282)

Kıssacılar kulaktan kulağa geçen hikayeleri kolaylıkla ezberleme kabiliyetleri ile bilinirdi.
İslam'da İsrâfil'e ve diğer meleklere atfedilen yüceliklerden dolayı Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in bâzen onların ismi ile dua ettiği rivâyet edilir:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Ey Allah'ım, Cebrâil, Mikâîl ve İsrâfil'in Rabbi, göklerin ve yerin yaratıcısı, gaybı ve şehâdet âlemini bilen. Sen kullarının arasındaki ihtilaflar hakkında hüküm sahibisin. Beni izninle ihtilaf edilen şeylerde hakka kavuştur. Sen dilediğini sırat-ı müstakim'e kavuşturursun.
(Müslim, Müsafîrûn, 200)


ResimAzrâil aleyhisselâm:

Kur'ÂN-ı Kerîm’de Azrâil aleyhisselâm ismi geçmemektedir Ruhların kabz edilmesi/canların alınması hususu, Kur'ÂN-ı Kerîm’de değişik ifâdelerle dile getirilmiştir:

اللَّهُ يَتَوَفَّى الْأَنفُسَ حِينَ مَوْتِهَا وَالَّتِي لَمْ تَمُتْ فِي مَنَامِهَا فَيُمْسِكُ الَّتِي قَضَى عَلَيْهَا الْمَوْتَ وَيُرْسِلُ الْأُخْرَى إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
Resim---“Allâhu yeteveffe’l- enfuse hîne mevtihâ velletî lem temut fî menâmihâ, fe yumsikulletî kadâ aleyhe’l- mevte ve yursilul uhrâ ilâ ecelin musemmâ (musemmen), inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yetefekkerûn (yetefekkerûne).: Allah, ölecekleri zaman canlarını alır; ölmeyeni de uykusunda (bir tür ölüme sokar). Böylece, kendisi hakkında ölüm kararı verilmiş olanı(n ruhunu) tutar, öbürüsünü ise adı konulmuş bir ecele kadar salıverir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten âyetler vardır.”
(Zümer, 39/42)

قُلْ يَتَوَفَّاكُم مَّلَكُ الْمَوْتِ الَّذِي وُكِّلَ بِكُمْ ثُمَّ إِلَى رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ
Resim---“Kul yeteveffâkum meleku’l- mevtillezî vukkile bikum summe ilâ rabbikum turceûn (turceûne).: “Size vekil kılınan ölüm meleği, sizi vefat ettirecek (öldürecek). Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.”
(Secde 32/11)

Müfesirlerimizin büyük bir kısmı bu âyetteki melekül-mevt, ölüm meleğini Azrâil aleyhisselâm ismiyle bildirmişlerdir..:

إِنَّ الَّذِينَ تَوَفَّاهُمُ الْمَلآئِكَةُ ظَالِمِي أَنْفُسِهِمْ قَالُواْ فِيمَ كُنتُمْ قَالُواْ كُنَّا مُسْتَضْعَفِينَ فِي الأَرْضِ قَالْوَاْ أَلَمْ تَكُنْ أَرْضُ اللّهِ وَاسِعَةً فَتُهَاجِرُواْ فِيهَا فَأُوْلَئِكَ مَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ وَسَاءتْ مَصِيرًا
Resim---“İnnellezîne teveffâhumu’l- melâiketu zâlimî enfusihim kâlû fîme kuntum. Kâlû kunnâ mustad’afîne fî’l- ard(ardı). Kâlû e lem tekun ardullâhi vâsiaten fe tuhâcirû fîhâ. Fe ulâike me’vâhum cehennem (cehennemu) ve sâet masîrâ (masîran).: Melekler kendi nefislerine zulmedenlerin hayatına son verecekleri zaman derler ki: "Nerde idiniz?" Onlar: "Biz, yeryüzünde zayıf bırakılmışlar (müstaz'aflar) idik." derler. (Melekler de:) "Hicret etmeniz için Allah'ın arzı geniş değil miydi?" derler. İşte onların barınma yeri cehennemdir. Ne kötü yataktır o?.”
(Nisâ 4/97)

Fahreddin Razî: “Bu âyetlerde ruhları alanın Allah, ölüm meleği ve (çoğul olarak) melekler olduğu ifâde edilmiştir
Bunun anlamı şudur: Gerçekte ölümün yaratıcısı Allah’tır Sebebler dâiresinde ölüm işini gerçekleştiren ekibin başı ölüm meleğidir Diğer bazı melekler ise ölüm meleğinin yardımcılarıdır

(bk Razî tefsiri, XI/11 Arıca bk B S Nursi, Mektubat, s 351-53)

Fahreddin Razî: “Hz İsrafil ile Hz AzrÂil adlı meleklerin varlığı haberlerle sabittir Ayrıca canları alan meleğin AzrÂil olduğunu gösteren haberler de vardır” diyerek, Azrâil isminin haber/hadisle sabit olduğunu ifâde etmiştir..

(Razî Tefsiri, II/162)

Suyutî’nin Ebu’ş-Şeyh’den aktardığı bir Hadis’e göre, kıyamet günü Allah dört büyük meleği isimleriyle çağıracak ve görevlerini yapıp yapmadıklarını soracaktır Bu arada: “Ey Azrâil! Gel bakalım, sen görevini nasıl yaptın?.” diye buyuracaktır Azrâil ismini açıkça anacaktır
(Suyutî, IV/191-el-mektebe eş-şâmile-)

Aynı eserde, Hz Eşas b. Şuayb’in de ölüm meleğini Azrâil olarak adlandırdığı bildirilmektedir
(a g e, VII/108; Azrâil ismiyle ilgili rivâyetler için bkz Ebu’l-Leys Semerkandi, Hakaiku’d-dekaik, s 507)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İKRÂ ZEVKLERİm
MesajGönderilme zamanı: 04 Tem 2015, 02:45 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11419
Resim
biRr dAMLa YAŞ >GÖZümdeki
ÖZ-üme >ÖZet >ÖZümdeki
>HAKk ÂŞIKLara >ARmagÂNn
SıRR-ı SIFIR -> SÖZ-ümdeki!.


ZEVK 6908

NEFSin BİLen ->RABBın BİLen ->“ENÂLLAH”ın ->“EN”sına
->ULAşır!. da ->“bEN!.” diyemez!. ->“FeN ENder fEN”sına
“KÛN ->feyeKÛN!”dur hER NEFes
->RABB’a ->KUL >KATıLır hERkes
->“R E S Û L U L L A H SîNeSî”Nde ->SIRR-ı SIFIR SENÂsı”na!..


03.07.15 ->01:51
brsbrs..tktktrstkkmdsAHurr!.



NEFSin BİLen >RABBın BİLen
->“ENÂLLAH”ın ->“EN”sına..
>ULAşır da>“bEN!.” diyemez!.
->“FeN ENder ->fEN”sına!..:

FeNÂ ENder ->fENÂ.:SEBEBLErin SON-UÇ'u.. ki;


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz: “Men arefe nefsehu fekad arefe RaBBehu: Nefsinin Bilen RABBini BİLir ” buyurmuştur.
(Aclunî, Keşfü’l-Hâfâ II/343 (2532)

RaBBu’L- ÂLEMîn’im ki ->AKREBÂm-YakÎnim (MERKEZde):

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ
Resim---“Ve lekad halaknel insâne ve na’lemu mâ tuvesvisu bihî nefsuh(nefsuhu), ve nahnu akrebu ileyhi min hablil verîdi: Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız.”
(Kaf 50/16)

ve ALLAHu zü’L- CeLÂL’im ->“EnÂLLAH!. (MUHİTte)”:

إِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدْنِي وَأَقِمِ الصَّلَاةَ لِذِكْرِي
Resim--- “İnnenî ENÂLLAHu Lâ iLâhe illâ ENÂ fa’budnî ve ekımis salâte li zikrî: Muhakkak ki BEN, YALNIZCA BEN ALLAH'ım. BENden başka EL İLÂH yoktur. BANA kulluk et; BENi anmak için namaz kıl!.”
(TâHâ 20/14)

Fenâ, yokluk, hiçlik ve geçici olmaktır. Bekâ ise kalıcı ve daimî olmaktır. Fenâ kötü sıfatların ortadan kalkması yok olması, bekâ da iyi sıfatların kalmasıdır. Kötü fiilleri terk eden kimsenin şehevî ve nefsanî arzuları fenâ bulmuş, ihlâs ve hüsn i niyyet bâkî kalmış olur. Dünyâdan kalbî râbıtayı koparan kimsenin kalbi, dünyâ tutkusundan fenâ bulmuş demektir. Dünyâ tutkusu ve kötü niyyetler fenâ bulunca fütüvvet ve doğruluk bâkî kalır..

Fenâ kulun fâiliyyet şuurunu kaybetmesi, "abd"in yerine fâil olarak ALLAH celle celâlihu'nun geçmesidir. Kulun fiilini görmemesi diye de ifâde edebileceğimiz; bu hâl'de, kulun yerine ALLAH celle celâlihu kâim olur; Allah görür, duyar ve tutar. Bu suretle Hadis-i Kudsîde;


Resim---ALLAH celle celâlihu: "Ben kulumu sevince onun gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum." Buyurmuştur.
(Buhârî, Rikak, 38)

Filin fâilini BİLen Nefs Kur'ÂN-ı Kerîmini OKUr: “Attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı!.” Âyetini ANLAr!.

Kul Yaratanı ALLAH celle celâlihu ile o kadar meşgul olur ki nihâyet "bEN-lik" şuûrunu kaybeder. O şuûrunun yerine yine ALLAH celle celâlihu geçer. Bu hâle;
Zikirle erişilirse buna: "El fenâ fi'l- mezkûr" denilir.
Muhabbetle erişilirse buna: "El fenâ fi'l- mahbûb" denilir.

Ki, Fenânın en yüksek derecesi: "fenâ ani'l- fenâ"dır. Bu da fenâ hâline erme şuûrundan da fânî olmaktır. Bu hâle "fenâ ender fenâ" hâli denilir ki:
“Kendinin sandığı dünya hayatındaki gelip geçici iğreti-izâfi “bEN”liğnden SSıRR-ı Sıfır KURTULuş HÂLİ”dir bu kargaşa ÂLEMinde..
Fenâ hâlindeki kul, bazı beşerî sıfatlardan kurtulursa da, beşeriyyet sıfatından tamamen çıkmaz. Böyle bir iddiâ yanlış olur ve kesinlikle küfrü gerektirir.
MuhaMMedî Şuûrdaki KUL, YAKÎN GELenedek KULLuğuna ALLAH celle celâlihu’nun KULU-Abduhu ve ResûLü-Resûluhu İZİ-nde devâm eder İnşâe ALLAHu TeÂLÂ:


وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ
Resim---“Va’bud rabbeke hattâ ye’tiyeke’l- yakîn (yakînu).: Ve sana “yakîn” gelinceye (son yakîne, Hakk’ul yakîne, Allah’a kuL OLmaya ulaşıncaya) kadar Rabbine kul ol- Rabbine ibâdet et!.”
(Hicr 15/99)

Yâ RABBeNÂ TeÂLÂ!. KüLLî ŞEY SENin NÛRundur:

وَللّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَكَانَ اللّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُّحِيطًا
Resim--- “Ve lillâhi mâ fî's- semâvâti ve mâ fîl ard (ardı). Ve kânallâhu bi kullî şey’in muhîtâ (muhîtan): Ve, göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Ve Allah, herşeyi kuşatandır.”
(Nisâ 4/126)

KüLLî ŞEY’i Yaratan SENsin:

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ
Resim---“Ve mâ halaktu'l- cinne ve'l- inse illâ li ya'budûni.: Ve Ben, insanları ve cinleri (başka bir şey için değil, sadece) Bana kul olsunlar diye yarattım. ”
(Zâriyat, 51/56)

Fiillerimizi.. Yaratan da SENsin:

فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ وَلَكِنَّ اللّهَ قَتَلَهُمْ وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ وَلَكِنَّ اللّهَ رَمَى وَلِيُبْلِيَ الْمُؤْمِنِينَ مِنْهُ بَلاء حَسَناً إِنَّ اللّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Resim---“Fe lem taktulûhum ve lâkinnallâhe katelehum, ve mâ rameyte iz rameyte ve lâkinnallâhe RaMÂ, ve li yubliye'l- mu’minîne minhu beLÂen hasenâ (hasenen), innallâhe semîun alîm: Onları siz öldürmediniz (Bedir’de o kâfirleri kendi kuvvetinizle öldürmediniz), ama onları Allah öldürdü; (Ey Rasûlüm, bir avuç toprak) attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı. Mü'minleri kendinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için (yaptı.) Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir.”
(Enfâl 8/17)

DÜŞÜNcelerimizi dahi Yaratan SENsin:

وَمَا تَشَاؤُونَ إِلَّا أَن يَشَاء اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ
Resim--- “Ve mâ teşâûne illâ en YEŞÂALLÂHu RaBBu'l- âlemin (âlemîne): Ve âlemlerin RaBBi Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.”
(Tekvîr 81/29)

ve her ÂN “KÛN ->feyeKÛN!. YENİden yaratmkata OLÂN da SENsin”:

يَسْأَلُهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ
Resim---“Yes’ eluhu men fi's- semâvâti ve'l- ard(ardı), kulle yevmin huve fî şe’nin.: Göklerde ve yerde olanlar, O'ndan isterler (dilerler). O hergün (her an) bir şe'n (ayrı bir tecellî, yeni bir oluş-YENİden yaratış) üzerindedir.”
(Rahmân 55/29)

إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ
Resim--- “İnnemâ emruhû izâ erâde şey’en en yekûle lehu kûn fe yekûn: Bir şey yaratmak istediği zaman Onun yaptığı "Ol" demekten ibarettir. Hemen oluverir.”
(YâSîn 36/82)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İKRÂ ZEVKLERİm
MesajGönderilme zamanı: 24 Ağu 2015, 21:58 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11419
ZITLar ZEVKin ->DELi dÖRDü
-> EL Attı -> ÖMRümüz ÖRDü
-> KeLLe GÖZüm -> APAÇıktı
SEVmeden>KaLB GÖZüm kÖRDü!.


ZEVK 6526 Resim

BEDENi BAŞın kAYBetmiş.. İBRaHîm’in >dÖRT KUŞLarı!.
KENDİnde KENDİne ÇİLe.. EYYûB’un gÖZ dERT YAŞLarı!.
MuSÂ’ya ->“SU”Lar FıŞkıran!. ->TÂİFte >“GÜL”e ATıLan
->SÂLİH’in SeMÛD KAVMinde.. >DEVE DOĞuran TAŞLarı!..

..aleyhumusselâm…

17.12.14 >12:44
brsbrsbZÂRı..ULU câmi..


Resim BEDENi BAŞın kAYBetmiş..
İBRaHîm’in dÖRT KUŞLarı
!.:


وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّ أَرِنِي كَيْفَ تُحْيِي الْمَوْتَى قَالَ أَوَلَمْ تُؤْمِن قَالَ بَلَى وَلَكِن لِّيَطْمَئِنَّ قَلْبِي قَالَ فَخُذْ أَرْبَعَةً مِّنَ الطَّيْرِ فَصُرْهُنَّ إِلَيْكَ ثُمَّ اجْعَلْ عَلَى كُلِّ جَبَلٍ مِّنْهُنَّ جُزْءًا ثُمَّ ادْعُهُنَّ يَأْتِينَكَ سَعْيًا وَاعْلَمْ أَنَّ اللّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
Resim---Ve iz kâle ibrâhîmu rabbî erinî keyfe tuhyi’l- mevtâ kâle e ve lem tu’min kâle belâ ve lâkin li yatmainne kalbî kâle fe huz erbeaten mine’t- tayri fe surhunne ileyke summec’al alâ kulli cebelin minhunne cuz’en summed’uhunne ye’tîneke sa’yâ (sa’yen), va’lem ennallâhe azîzun hakîm (hakîmun).: Hani İbrahim: "Rabbim, bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster" demişti. (Allah ona:) "İnanmıyor musun?" deyince, "Hayır (inandım), ancak kalbimin tatmin olması için" dedi. "Öyleyse, dört kuş tut. Onları kendine alıştır, sonra onları (parçalayıp) her bir parçasını bir dağın üzerine bırak, sonra da onları çağır. Sana koşarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir." (Bakara 2/260)

ResimKENDİnde KENDİne ÇİLe..
EYYûB’un gÖZ dERT YAŞLarı
!.:


وَأَيُّوبَ إِذْ نَادَى رَبَّهُ أَنِّي مَسَّنِيَ الضُّرُّ وَأَنتَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ
Resim---''Ve eyyûbe iz nâdâ rabbehû ennî messeniyed durru ve ente erhamur râhimîn(râhimîne).: Eyüp de; hani o Rabbine çağrıda bulunmuştu: "Şüphesiz bu dert (ve hastalık) beni sarıverdi. Sen merhametlilerin en merhametli olanısın." (Enbiyâ 21/83)

وَاذْكُرْ عَبْدَنَا أَيُّوبَ إِذْ نَادَى رَبَّهُ أَنِّي مَسَّنِيَ الشَّيْطَانُ بِنُصْبٍ وَعَذَابٍ
Resim---Vezkur abdenâ eyyûb(eyyûbe), iz nâdâ rabbehû ennî messeniyeş şeytânu bi nusbin ve azâb(azâbin).: Kulumuz Eyyub'u da hatırla. Hani o: "Herhalde şeytan, bana kahredici bir acı ve azab dokundurdu" diye Rabbine seslenmişti.” (Sâd, 38/41)

ResimMuSÂ’ya ->“SU”Lar FıŞkıran!.:

وَإِذِ اسْتَسْقَى مُوسَى لِقَوْمِهِ فَقُلْنَا اضْرِب بِّعَصَاكَ الْحَجَرَ فَانفَجَرَتْ مِنْهُ اثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْناً قَدْ عَلِمَ كُلُّ أُنَاسٍ مَّشْرَبَهُمْ كُلُواْ وَاشْرَبُواْ مِن رِّزْقِ اللَّهِ وَلاَ تَعْثَوْاْ فِي الأَرْضِ مُفْسِدِينَ
Resim---''Ve izisteskâ mûsâ li kavmihî fe kulnâdrib bi asâkel hacer(hacere) fenfeceret minhusnetâ aşrete aynâ(aynen), kad âlime kullu unâsin meşrebehum kulû veşrebû min rızkıllâhi ve lâ ta’sev fîl ardı mufsidîn(mufsidîne).: (Yine) Hatırlayın; Musa kavmi için su aramıştı, o zaman biz ona: "Asanı taşa vur" demiştik de ondan oniki pınar fışkırmıştı, böylece herkes içeceği yeri bilmişti. Allah'ın verdiği rızıktan yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk (fesad) yaparak karışıklık çıkarmayın.” (Bakara 2/60)

Resim->TÂİFte >“GÜL”e >ATıLan:

Resim

ResimSÂLİH’in SeMÛD KAVMinde..
->DEVE DOĞuran TAŞLarı!..:


وَإِلَى ثَمُودَ أَخَاهُمْ صَالِحًا قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُواْ اللّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ قَدْ جَاءتْكُم بَيِّنَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ هَذِهِ نَاقَةُ اللّهِ لَكُمْ آيَةً فَذَرُوهَا تَأْكُلْ فِي أَرْضِ اللّهِ وَلاَ تَمَسُّوهَا بِسُوَءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Resim---Ve ilâ semûde ehâhum sâlihan kâle yâ kavmi’budûllâhe mâ lekum min ilâhin gayruhu, kad câetkum beyyinetun min rabbikum hâzihî nâkatullâhi lekum âyeten fe zerûha te’kul fî ardıllâhi ve lâ temessûhâ bi sûin fe ye’huzekum azâbun elîm (elîmun).: Semud (toplumuna da) kardeşleri Salih'i (gönderdik. Salih:) "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Size Rabbinizden apaçık bir belge (mucize) gelmiştir: Allah'ın bu dişi devesi size bir belgedir; onu salıverin de Allah'ın arzında otlasın, ona bir kötülükle dokunmayın, sonra sizi acı bir azab yakalar" dedi.” (A’râf 7/73)

فَعَقَرُواْ النَّاقَةَ وَعَتَوْاْ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِمْ وَقَالُواْ يَا صَالِحُ ائْتِنَا بِمَا تَعِدُنَا إِن كُنتَ مِنَ الْمُرْسَلِينَ
Resim---Fe akarûn nâkate ve atev an emri rabbihim ve kâlû yâ sâlihu'tinâ bimâ teidunâ in kunte minel murselîn (murselîne).: Böylelikle dişi deveyi öldürdüler ve Rablerinin emrine karşı çıkıp (Salih'e de şöyle) dediler: "Ey Salih, eğer gerçekten gönderilenlerden (bir peygamber) isen, vaadettiğin şeyi getir, bakâlım." (A’râf 7/77)

فَأَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَأَصْبَحُواْ فِي دَارِهِمْ جَاثِمِينَ
Resim---Fe ehazethumur recfetu fe asbahû fî dârihim câsimîn (câsimîne).: Bunun üzerine onları dayanılmaz bir sarsıntı tuttu da kendi yurtlarında diz üstü çöke kaldılar.(A’râf 7/78)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İKRÂ ZEVKLERİm
MesajGönderilme zamanı: 27 Eyl 2015, 14:52 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11419
Resim

إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ
Resim---İnnâ nahnu nezzelnâ’z- zikre ve innâ lehu le hâfizûn (hâfizûne).: Muhakkak ki zikri (Kur'ân-ı Kerim’i), Biz indirdik. O'nun koruyucuları (da) mutlaka Biziz.” (Hicr 15/9)

ResimÂDeM-İSÂ-MuhaMMed
..aleyhumu’s- SeLÂM
..:



->İLİM ->İRÂDE ->İDRAKte
GÖNLümde DÖNen SORULar
->Şe’ÂNuLLaH ->İŞTiRAKte
AKLın >NAKLinde DOĞRULar!.


ZEVK 6977

ANAsız BABAsız ÂDEM.. ->NEFsü’z- ZÂT ->VÂHiD NEFesi!
->HAVVA’nın ->BABAsı ÂDEM.. İse ->KİMdir ki ->ANNEsi!
->İSÂ’nın ->BABAsı >GAiB ->ANAsı >MeRYeM ANNemİZz
->ABduLLAH iLe ->ÂMiNe.. ->ReSûLuLLaH ->NAZ NEŞ’esi!.

..aleyhumu’s- SeLÂM...

11.08.15 13:31
brsbrs..brsdvLthstÂNesi…



Resim->ABduLLAH iLe ->ÂMiNe..
->ReSûLuLLaH ->NAZ NEŞ’esi
!.:


Bu NEŞ’e KüLLî ŞEyy’in NÛR-U NeBiYyü’L- ÜMMîden Yaratılış SıRRıdır ki;

Resim

مَّا كَانَ مُحَمَّدٌ أَبَا أَحَدٍ مِّن رِّجَالِكُمْ وَلَكِن رَّسُولَ اللَّهِ وَخَاتَمَ النَّبِيِّينَ وَكَانَ اللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمًا
Resim---Mâ kâne muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum, ve lâkin resûlallâhi ve hâtemen nebiyyine, ve kânallâhu bi kulli şey’in alîmâ (alîmen).: Muhammed (aleyhisselâm), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası olmamıştır (değildir). Fakat Allah’ın Resûl’ü ve Nebîler’in (Peygamberler’in) Hatemi’dir (Sonuncusudur). Allah, herşeyi en iyi bilendir.” (Ahzâb 33/40)

النَّبِيُّ أَوْلَى بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ أَنفُسِهِمْ وَأَزْوَاجُهُ أُمَّهَاتُهُمْ وَأُوْلُو الْأَرْحَامِ بَعْضُهُمْ أَوْلَى بِبَعْضٍ فِي كِتَابِ اللَّهِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُهَاجِرِينَ إِلَّا أَن تَفْعَلُوا إِلَى أَوْلِيَائِكُم مَّعْرُوفًا كَانَ ذَلِكَ فِي الْكِتَابِ مَسْطُورًا
Resim---En nebiyyu evlâ bi’l- mu’minîne min enfusihim ve ezvâcuhu ummehâtuhum, ve ûlû’l- erhâmi ba’duhum evlâ bi ba’dın fî kitâbillâhi mine’l- mu’minîne ve’l- muhâcirîne illâ en tef’alû ilâ evliyâikum ma’rûfâ (ma’rûfen), kâne zâlike fî’l- kitâbi mestura (mestûren).: Peygamber, mü'minler için kendi nefislerinden daha evladır ve onun zevceleri de onların anneleridir. Rahim sahipleri (akrabalar) de, Allah'ın Kitabında birbirlerine öteki mü'minlerden ve muhacirlerden daha yakındır. Ancak dostlarınıza maruf üzere yapacaklarınız başka; bunlar Kitapta yazılmış bulunmaktadır.” (Ahzâb 33/6)

Ebu Davud, Nesaî, İbn Mace’nin, rivâyet ettiğine göre;
Resim---Peygamberimiz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ben sizin için babanızın yerindeyim, size gereken şeyleri öğretiyorum…” buyurdu.

Buharî’nin rivâyetine göre ise;

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Hiçbir mümin yoktur ki, dünyada ve ahirette bütün insanlardan daha çok ona yakın olmayayım.” buyurdu, sonra “İsterseniz: "Peygamberin müminler üzerinde haiz olduğu hak, onların bizzat kendileri hakkında haiz oldukları haktan daha fazladır." (Ahzâb 33/40) âyetini okuyun” diye ekledi. Sonra şöyle devam etti: “O halde, Kim ölürse geriye bıraktığı terekesi/malı yakınlarından olan varislerine âittir. Fakat kimin arkasından verecek borcu veya muhtaç olan çoluk-çocuğu varsa onlar bana âittir, bana gelsinler, onların yardımcısı benim.” buyurdu.
(Buharî, İstikrad, 11)

ALLAHu Zü’L- CELÂLe hamd olsun ve çok şükrederim ki bu ASLının fASLı NÛR-u MuhaMMed Mustafâdır.. aleyhisselâm..

Resim---Câbir bin Abdullah (radiyallahu anhu)’dan: “Yâ Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)! Anam babam sana fedâ olsun, ALLAH’ın en evvel yarattığı şeyi bana söyler misin?” dedim.
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Yâ Câbir! eşyâdan önce, kendi nûrundan (Nûrullah) senin Peygamberinin nûrunu yarattı.” Ve şöyle buyurdu: “ O nûr ALLAH’ın kudretiyle dilediği yerlerde devredip gezerdi. O zaman ne levh, ne kalem, ne cennet, cehennem, ne melek, ne gök, ne güneş, ne ay, ne cin ne de ins var idi.” Ondan sonra buyurdu ki: “ ALLAH Tealâ mahlûkatı yaratmak istediği zaman, o nûru taksim edip 4 parça yaptı: İlk parçadan kâlemi yarattı. İkinci parçadan Levh’i yarattı. Üçüncü parçadan Arş’ı yarattı. Dördüncü parçayı taksim edip dört parça yaptı: İlkinden gökleri yarattı. İkincisinden yeri yarattı. Üçüncüsünden cennet ve cehennemi yarattı. Dördüncü parçayı yine taksim edip dört parçaya ayırdı: Birincisinden mü’minlerin gözlerinin nûrunu yarattı. İkincisinden kalblerinin nûrunu yarattı ki o, ALLAH’ı bilmedir. Üçüncüsünden dillerinin nûrunu yarattı ki o da Kelimeyi Tevhiddir....” ''
(İmâm Ahmed, Müsned IV-127; Hâkim, Müstedrek II-600/4175; İbni Hibban, El İhsân XIV-312/6404)


Resim->İSÂ’nın ->BABAsı >GAiB..
->ANAsı >MeRYeM ANNemİZz
.:


GAiB: Kayıp-yitik değil ->OLduğu HÂLde gözükmeyen.. Göz önünde bulunmayan, hazırda olmayan. RaBBu’l-Âlemin ve melekler gibi..

إِذْ قَالَتِ الْمَلآئِكَةُ يَا مَرْيَمُ إِنَّ اللّهَ يُبَشِّرُكِ بِكَلِمَةٍ مِّنْهُ اسْمُهُ الْمَسِيحُ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ وَجِيهًا فِي الدُّنْيَا وَالآخِرَةِ وَمِنَ الْمُقَرَّبِينَ
Resim---İz kâleti’l- melâiketu yâ meryemu innallâhe yubeşşiruki bi kelimetin minhu, ismuhu’l- mesîhu îsâbnu meryeme vecîhan fî’d- dunyâ ve’l- âhırati ve mine’l- mukarrabîn (mukarrabîne).: Melekler şöyle demişlerdir: "Ey Meryem,! Muhakkak ki Allah, Kendinden bir kelime ile seni müjdeliyor. Onun ismi "Mesih, Meryem oğlu Îsâ'dır. Dünyada ve ahirette şereflidir ve mukarrebinlerdendir." (ÂL-i İmrân 3/45)

وَيُكَلِّمُ النَّاسَ فِي الْمَهْدِ وَكَهْلاً وَمِنَ الصَّالِحِينَ
Resim---Ve yukellimun nâse fî’l- mehdi ve kehlen ve mine’s- sâlihîn (sâlihîne).: Ve beşikteyken ve yetişkin olunca da insanlarla konuşacak. Ve o sâlihlerdendir.” (ÂL-i İmrân 3/46)

قَالَتْ رَبِّ أَنَّى يَكُونُ لِي وَلَدٌ وَلَمْ يَمْسَسْنِي بَشَرٌ قَالَ كَذَلِكِ اللّهُ يَخْلُقُ مَا يَشَاء إِذَا قَضَى أَمْرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُن فَيَكُونُ
Resim---Kâlet rabbi ennâ yekûnu lî veledun ve lem yemsesnî beşer (beşerun), kâle kezâlikillâhu yahluku mâ yeşâ’ (yeşâu) izâ kadâ emren fe innemâ yekûlu lehu kun fe yekûn (yekûnu).: (Hz Meryem aleyhasselâm): “Rabbim, benim çoçuğum nasıl olur? Bana bir beşer dokunmadı” dedi. (Allah şöyle buyurdu): “İşte böyle, Allah dilediğini yaratır. Bir emrin (işin) olmasını takdir ettiği zaman, sadece ona “ol!” der, o hemen olur.” (ÂL-i İmrân 3/47)


%..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İKRÂ ZEVKLERİm
MesajGönderilme zamanı: 27 Eyl 2015, 14:57 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11419
ResimANAsız BABAsız ÂDEM.. ->NEFsü’z- ZÂT ->VÂHiD NEFesi!
->HAVVA’nın ->BABAsı ÂDEM.. İse ->KİMdir ki ->ANNEsi!:

ÂDEM aleyhisselâm ve HAVVA aleyhasselâm.:


ÂDEM aleyhisselâm: ANAsız BABAsız İlk insan-ERkek, ilk peygamber, Ebu’l- BEŞER.. İnsanlığın BaBası.
HAVVA aleyhasselâm: ANAsız ya da BABAsız İlk Kadın-Nisâ.. ÜMMü’l- BEŞER.. İnsanlığın ANAsı..

ALLAHu Zü’l- CeLÂL, ÂDEM aleyhisselâmı TurÂBdan-Topraktan yarattı.:


TurÂB: Toprak, toz..

وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَكُم مِّن تُرَابٍ ثُمَّ إِذَا أَنتُم بَشَرٌ تَنتَشِرُونَ
Resim---“Ve min âyâtihî en halakakum min turâbin summe izâ entum beşerun tenteşirûn (tenteşirûne).: Ve O’nun âyetlerinden (mucizelerinden)dir ki, sizi topraktan yarattı. Sonra siz, beşer (insan) haline gelince (çoğalıp yeryüzünde) yayılırsınız.”
(Rum 30/20)

وَإِلَى ثَمُودَ أَخَاهُمْ صَالِحًا قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُواْ اللّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ هُوَ أَنشَأَكُم مِّنَ الأَرْضِ وَاسْتَعْمَرَكُمْ فِيهَا فَاسْتَغْفِرُوهُ ثُمَّ تُوبُواْ إِلَيْهِ إِنَّ رَبِّي قَرِيبٌ مُّجِيبٌ
Resim---“Ve ilâ semûde ehâhum sâlihâ (sâlihan), kâle yâ kavmi'budûllâhe mâ lekum min ilâhin gayruhu, huve enşeekum mine’l- ardı vesta'marakum fîhâ festagfirûhu summe tûbû ileyhi, inne rabbî karîbun mucîb (mucîbun).: Semud (halkına da) kardeşleri Salih'i (gönderdik). Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a ibadet edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. O sizi yerden (topraktan) yarattı ve onda ömür geçirenler kıldı. Öyleyse O'ndan bağışlanma dileyin, sonra O'na tevbe edin. Şüphesiz benim Rabbim, yakın olandır, (duaları) kabul edendir."
(Hûd 11/61)

مِنْهَا خَلَقْنَاكُمْ وَفِيهَا نُعِيدُكُمْ وَمِنْهَا نُخْرِجُكُمْ تَارَةً أُخْرَى
Resim---“Minhâ halaknâkum ve fîhâ nuîdukum ve minhâ nuhricukum târeten uhrâ: Sizi ondan yarattık, ona geri vereceğiz ve sizi bir kere daha ondan çıkaracağız.”
(TâHâ 20/55)

ثُمَّ يُعِيدُكُمْ فِيهَا وَيُخْرِجُكُمْ إِخْرَاجًا
Resim---“Summe yuîdukum fîhâ ve yuhricukum ihrâcâ (ihrâcen).: Sonra sizi oraya (toprağa) döndürecek ve bir çıkarışla sizi (oradan) çıkaracak.”
(Nûh 71/18)

Âdem aleyhisselâm’ın TuRÂB FasıLLarı:

1-) TürÂB SAFHasından sonra Tîn SAFHası.:


Tîn: (c.: Etyân) Balçık..Toprağın su ile karışımıdır ki, buna çamur ve balçık denilir.

الَّذِي أَحْسَنَ كُلَّ شَيْءٍ خَلَقَهُ وَبَدَأَ خَلْقَ الْإِنسَانِ مِن طِينٍ
Resim---Ellezî ahsene kulle şey’in halakahu ve bedee halkal insâni min tîn(tînin).: Ki O, herşeyin yaratılışını en güzel yapan ve insanı yaratmaya, ilk defa tînden (nemli topraktan) başlayandır.”
(Secde 32/7)

Hayat kaidesinin candan sonra iki temel unsuru su ve topraktır.

وَاللَّهُ خَلَقَ كُلَّ دَابَّةٍ مِن مَّاء فَمِنْهُم مَّن يَمْشِي عَلَى بَطْنِهِ وَمِنْهُم مَّن يَمْشِي عَلَى رِجْلَيْنِ وَمِنْهُم مَّن يَمْشِي عَلَى أَرْبَعٍ يَخْلُقُ اللَّهُ مَا يَشَاء إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Resim---“Vallâhu halaka kulle dâbbetin min mâin, fe minhum men yemşî alâ batnih (batnihi) ve minhum men yemşî alâ ricleyn (ricleyni) ve minhum men yemşî alâ erba’ (erbain), yahlukullâhu mâ yeşâu, innellâhe alâ kulli şey’in kadîr (kadîrun).: Allah, her canlıyı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üzerinde yürümekte, kimi iki ayağı üzerinde yürümekte, kimi de dört (ayağı) üzerinde yürümektedir. Allah, dilediğini yaratır. Hiç şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir.”
(Nûr 24/45)

وَهُوَ الَّذِي خَلَقَ مِنَ الْمَاء بَشَرًا فَجَعَلَهُ نَسَبًا وَصِهْرًا وَكَانَ رَبُّكَ قَدِيرًا
Resim---“Ve huvellezî halaka mine’l- mâi beşeren fe cealehû neseben ve sıhrâ (sıhran), ve kâne rabbuke kadîrâ (kadîren).: Ve insanı bir sudan yaratıp onu, neseb ve sihriyyet (sahibi) kılan O'dur. Senin Rabbin güç yetirendir.”
(Furkân 25/54)

Neseb: akrabalık, soy bağı.
İnsan vücudunun da %75'i sudur.. Yeryüzünün de %75'i su ile kaplıdır..

Yine ALLAHu Zü’l- CeLÂL Kur’ân-ı Kerim'de şöyle buyurur:

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ مِن سُلَالَةٍ مِّن طِينٍ
Resim---“Ve lekad halakna’l- insâne min sulâletin min tîn (tînin).: Ve andolsun ki Biz, insanı balçığın (nemli organik ve inorganik toprağın) özünden yarattık.”
(Mü'minun 23/12)

İşte ilk insan, yaratılışının mertebelerinde, önce böyle bir çamurdan sıyrılıp çıkarılmış, sonra hülâsadan (bir soydan) yaratılmıştır.
Hülâsa: Bir şeyin, bir bahsin özü. Kısaca esası.
(Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dîni Kur’ân Dili, V, 3056-3059, 3431-3432)

2-) Tîn-i Lâzib SAFHası.:

Cıvık ve yapışkan çamur demektir. Toprağın su ile karıştırılıp çamur olmasından sonra, üzerinden geçen merhalelerden birisi de "Tîn-i Lâzib" yani yapışkan ve cıvık çamur safhasıdır. ALLAHu Zü’l- CeLÂLbu süzülmüş çamuru cıvık ve yapışkan bir hale getirdi.:

فَاسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَم مَّنْ خَلَقْنَا إِنَّا خَلَقْنَاهُم مِّن طِينٍ لَّازِبٍ
Resim---“Festeftihim e hum eşeddu halkan em men halaknâ, innâ halaknâhum min tînin lâzib (lâzibin).: Hayır, onlardan fetva iste (sor): "Onlar mı yaratılış bakımından daha kuvvetli, yoksa Bizim (diğer) yarattıklarımız mı?" Muhakkak ki Biz, onları yapışkan nemli topraktan yarattık.”
(Sâffât 37/I 1)

3-) Hame-i Mesnûn SAFHası.:

Sonra cıvık ve yapışkan çamur hame-i mesnûn haline getirildi. Hame-i mesnûn, sûretlenmiş, şekil verilmiş-şekillendirilmiş-şekle girmiş, değişmiş ve kokmuş bir haldeki balçık demektir.


وَلَقَدْ خَلَقْنَا الإِنسَانَ مِن صَلْصَالٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ
Resim---“Ve lekad halaknâ’l- insâne min salsâlin min hamein mesnûn (mesnûnin).: Andolsun ki; Biz insanı, “hamein mesnûn olan salsalinden” (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) yarattık.”
(Hicr 15/26)

وَالْجَآنَّ خَلَقْنَاهُ مِن قَبْلُ مِن نَّارِ السَّمُومِ
Resim---“Ve’l- cânne halaknâhu min kablu min nâri’s- semûm (semûmi).: Ve cânn; onu, daha önce semûm’un ateşinden yarattık.”
(Hicr 15/27)

وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلاَئِكَةِ إِنِّي خَالِقٌ بَشَرًا مِّن صَلْصَالٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ
Resim---“Ve iz kâle rabbuke li’l- melâiketi innî hâlikun beşeren min salsâlin min hamein mesnûn (mesnûnin).: Rabbin meleklere şöyle demişti: “Ben mutlaka, "hamein mesnûn olan salsalin"den (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) bir beşer (insan) halkedeceğim.”
(Hicr 15/28)

Böylece Allah Teâlâ ÂDEM aleyhisselâm (as)'i topraktan yaratmaya başlıyor. Bunu da su ile karıştırarak Tîn-i lâzib yapıyor. Sonra bunu da değişikliğe uğratarak kokmuş ve şekillenmiş hame (balçık) haline getiriyor.

4-) SaLsaL SAFHası.:

Kuru çamur demektir. ALLAHu Zü’l- CeLÂL, kokmuş ve sûretlenmiş çamuru da kurutarak "fahhâr" (kiremit, saksı, çömlek) gibi tamtakır kuru bir hale getirdi.

خَلَقَ الْإِنسَانَ مِن صَلْصَالٍ كَالْفَخَّارِ
Resim---“Halaka’l- insâne min salsâlin ke’l- fehhâr (fehhâri).: İnsanı, ateşte pişmiş gibi kuru bir çamurdan yarattı.”
(Rahmân 55/14)

ÂDEM aleyhisselâm'” Ruh VeriLmesi.:

ALLAHu Zü’l- CeLÂL, ÂDEM aleyhisselâm'ı yaratırken, yukarıda anlatıldığı gibi ilk maddesi olan çamuru, çeşitli mertebelerde-merhalelerde değişikliğe uğratarak, canın verilmesi ve ruhun nefhedilmesine müsaid bir hale getirdi. Nihâyet şekil ve sâretinin tesviyesini ve düzenlemesini tamamlayınca ona can vermiş ve ruhundan üflemiştir:

إِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَائِكَةِ إِنِّي خَالِقٌ بَشَرًا مِن طِينٍ
Resim---“İz kâle rabbuke li’l- melâiketi innî hâlikun beşeren min tîn (tînin).: Rabbin meleklere: "Muhakkak ki Ben, tînden (nemli topraktan, balçıktan) bir insan yaratacağım." demişti.”
(Sâd 38/71)

فَإِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِي فَقَعُوا لَهُ سَاجِدِينَ
Resim---Fe izâ sevveytuhu ve nefahtu fîhi min rûhî fe kaû lehu sâcidîn(sâcidîne).: Böylece onu sevva ettiğim ve onun içine ruhumdan üflediğim zaman, derhal ona secde ederek yere kapanın!”
(Sâd 38/72)

فَسَجَدَ الْمَلَائِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ
Resim---“Fe secede’l- melâiketu kulluhum ecmaûn (ecmaûne).: Bunun üzerine meleklerin hepsi birden secde etti.”
(Sâd 38/73)

إِلَّا إِبْلِيسَ اسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنْ الْكَافِرِينَ
Resim---“İllâ iblis (iblîse), istekbere ve kâne mine’l- kâfirîn (kâfirîne).: İblis hariç ki, o kibirlendi ve kâfirlerden oldu.”
(Sâd 38/74)

قَالَ يَا إِبْلِيسُ مَا مَنَعَكَ أَن تَسْجُدَ لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَيَّ أَسْتَكْبَرْتَ أَمْ كُنتَ مِنَ الْعَالِينَ
Resim---“Kâle yâ iblîsu mâ meneake en tescude limâ halaktu bi yedeyy (yedeyye), estekberte em kunte mine’l- âlîn (âlîne).: (Allahû Tealâ): "Ey iblis! Ellerimle (kudretimle) halkettiğim şeye secde etmenden seni men eden (şey) nedir? Kibirlendin! Yoksa sen yücelerden mi oldun?" dedi.”
(Sâd 38/75)

قَالَ أَنَا خَيْرٌ مِّنْهُ خَلَقْتَنِي مِن نَّارٍ وَخَلَقْتَهُ مِن طِينٍ
Resim---“Kâle ene hayrun minh (minhu), halaktenî min nârin ve halaktehu min tîn (tînin).: (İblis): "Ben, ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten, onu tînden (nemli topraktan, balçıktan) yarattın." dedi.”
(Sâd 38/76)

قَالَ مَا مَنَعَكَ أَلاَّ تَسْجُدَ إِذْ أَمَرْتُكَ قَالَ أَنَاْ خَيْرٌ مِّنْهُ خَلَقْتَنِي مِن نَّارٍ وَخَلَقْتَهُ مِن طِينٍ
Resim---“Kâle mâ meneake ellâ tescude iz emertuke, kâle ene hayrun minhu, halaktenî min nârin ve halaktehu min tîn (tînin).: (Allahû Tealâ) şöyle buyurdu: “Sana (secde etmeyi) emrettiğim zaman, seni secde etmekten men eden nedir?” İblis: “Ben ondan hayırlıyım,beni ateşten ve onu nemli topraktan (balçıktan) yarattın.” dedi.”
(A'râf 7/12)

فَإِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِي فَقَعُواْ لَهُ سَاجِدِينَ
Resim---“Fe izâ sevveytuhu ve nefahtu fîhi min rûhî fe kaû lehu sâcidîn (sâcidîne).: Artık onu dizayn edip, içine ruhumdan üflediğim zaman, hemen ona secde ederek yere kapanın!”
(Hicr 15/29)

ثُمَّ جَعَلَ نَسْلَهُ مِن سُلَالَةٍ مِّن مَّاء مَّهِينٍ
Resim---“Summe ceale neslehu min sulâletin min mâin mehîn (mehînin).: Sonra onun neslini, basit bir suyun özünden (nutfeden) kıldı (yarattı).”
(Secde 32/8)

ثُمَّ سَوَّاهُ وَنَفَخَ فِيهِ مِن رُّوحِهِ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْأَبْصَارَ وَالْأَفْئِدَةَ قَلِيلًا مَّا تَشْكُرُونَ
Resim---“Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumu’s- sem’a ve’l- ebsâre ve’l- efidete, kalîlen mâ teşkurûn (teşkurûne).: Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem’î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.”
(Secde 32/9)

ALLAHu Zü’l- CeLÂLböylece ÂDEM aleyhisselâm'ı en mükemmel bir şekilde yarattı. Boyunun uzunluğunun altmış "zirâ" olduğu bazı kaynaklarda kaydedilir.
(Kurtubî, Tefsir, XX, 45)
Yaratılışı tamamlandıktan sonra Allahü Teâlâ ona, haydi şu meleklere git, selâm ver ve onların selâmını nasıl karşıladıklarını dinle! Çünkü bu, hem senin, hem de zürriyyetinin selâmlaşma örneğidir.
Bunun üzerine ÂDEM aleyhisselâm meleklere: "Es-selâmü aleyküm" dedi. Onlar da: "Es-selâmu aleyke ve rahmetullah" diye karşılık verdiler, ÂDEM aleyhisselâm, insanların büyük atası olduğu için, Cennet'e giren her kişi, ÂDEM aleyhisselâm'ın bu güzel sûretinde girecektir. Hz. ÂDEM aleyhisselâm’ın torunları, onun güzelliğinden birer parçasını kaybetmeye devam etti. Nihâyet bu eksiliş şimdi (Hz. MuhaMMed aleyhisselâm zamanında) sona erdi.

(Buhârî, Sahih, IV, 102, Halk-ı ÂDEM aleyhisselâm, 2 Tecrid-i Sarîh Tercümesi, IX, 76, Hadis no: 1367)

Hz. ÂDEM aleyhisselâm’a İsimlerin Öğretilmesi.:

Allah Hz. ÂDEM aleyhisselâm'i yarattıktan sonra, dünyaya yerleşip kendilerinden faydalanabilmeleri için ona eşyanın isimlerini ve özelliklerini öğretti. İsimlerin dalâlet ettiği varlıkları anlama kabiliyeti verdi.

وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلاَئِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الأَرْضِ خَلِيفَةً قَالُواْ أَتَجْعَلُ فِيهَا مَن يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَاء وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ قَالَ إِنِّي أَعْلَمُ مَا لاَ تَعْلَمُونَ
Resim---“Ve iz kâle rabbuke li’l- melâiketi innî câilun fî’l- ardı halîfeten, kâlû e tec’alu fîhâ men yufsidu fîhâ ve yesfikud dimâe, ve nahnu nusebbihu bi hamdike ve nukaddisu lek (leke), kâle innî a’lemu mâ lâ tâ’lemûn (tâ’lemûne).: Ve Rabbin meleklere: “Muhakkak ki Ben yeryüzünde bir halife kılacağım.” demişti. (Melekler de): “Orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Biz Seni, hamd ile tesbih ve seni takdis ediyoruz.” dediler. (Rabbin de): “Muhakkak ki ben, sizin bilmediklerinizi bilirim.” buyurdu.”
(Bakara 2/30)

وَعَلَّمَ آدَمَ الأَسْمَاء كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلاَئِكَةِ فَقَالَ أَنبِئُونِي بِأَسْمَاء هَؤُلاء إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ
Resim---“Ve alleme âdeme’l- esmâe kullehâ summe aradahum alel melâiketi fe kâle enbiûnî bi esmâi hâulâi in kuntum sadikîn (sadikîne).: Ve (Allah), Âdem’e, (Allah’ın) isimlerinin hepsini (bu isimlerdeki hikmetleri) öğretti. Sonra onları meleklere arz ederek dedi ki: “Haydi sadıklardan iseniz bunları isimleri ile bana haber verin (söyleyin).”
(Bakara 2/31)

قَالُواْ سُبْحَانَكَ لاَ عِلْمَ لَنَا إِلاَّ مَا عَلَّمْتَنَا إِنَّكَ أَنتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
Resim---“Kâlû subhâneke lâ ilme lenâ illâ mâ allemtenâ inneke ente’l- alîmu’l- hakîm (hakîmu).: (Melekler): “Seni tenzih ederiz.” dediler. “Senin bize öğrettiğinden başka (hiç) bir ilmimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, Alîm’sin (en iyi bilensin), Hakîm’sin (hikmet sahibisin).”
(Bakara 2/32)

Bu âyetlerde geçen "halife" vekâlet gibi asaletin karşıtı olarak başkasına vekillik etmek, yani az veya çok aslın yerini tutarak, onu temsil etmek demek olan hilâfet masdarından türemiş bir sıfattır. İsim olarak kullanılır. Aslı "halif"tir. Sonundaki "tâ" harfi mübalâğa içindir. Birinin arkasından makamına ve yerine vekâlet eden demektir. Bu niyâbet (vekâlet) ya aslın geçici olarak makamından ayrılması dolayısıyla verilir veya aslın acizliğinden dolayı yardım etmesi için verilir. Yahut bunların hiçbiri olmadığı halde asıl, vekiline sırf bir şeref bahşederek onu yüceltmek için vekâlet verir. İşte ALLAHu Zü’l- CeLÂL'ın arzda evliyâsını istihlâfı bu kâbildendir.
(Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât fi Garibi'l-Kur’ân İstanbul 1986, s. 223; Hamdi Yazır, a.g.e., I, 300)

ALLAHu Zü’l- CeLÂL: "Yeryüzünde bir halife yaratacağım ve tayin edeceğim." demişti ki; kendi irade ve kudret sıfatımdan ona bazı salâhiyetler vereceğim, o bana izâfeten, bana niyâbeten yarattıklarım üzerinde birtakım tasarruflara sahip olacak, benim namıma ahkâmımı yeryüzünde yürürlüğe koyup uygulayacaktır. O, bu hususta asil olmayacak, kendi zatı ve şahsı namına asıl olarak hükümleri icra edemeyecek ancak benim bir nâibim, kalfam olacak, iradesiyle benim iradelerimi, emirlerimi, kanunlarımı tatbike memur bulunacak sonra onun arkasından gelenler ve ona halef olarak aynı vazifeyi icra edecek olanlar bulunacaktır.

وَهُوَ الَّذِي جَعَلَكُمْ خَلاَئِفَ الأَرْضِ وَرَفَعَ بَعْضَكُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِّيَبْلُوَكُمْ فِي مَا آتَاكُمْ إِنَّ رَبَّكَ سَرِيعُ الْعِقَابِ وَإِنَّهُ لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ
Resim---“Ve huvellezî cealekum halâife’l- ardı ve rafea ba’dakum fevka ba’dın deracâtin li yebluvekum fî mâ âtâkum, inne rabbeke serîu’l- ikâbi ve innehu le gafûrun rahîm (rahîmun).: Ve sizi yeryüzünün halifeleri yapan, size verdiği şeylerle sizi imtihan etmek için, bir kısmınızın derecelerini diğer bir kısmınızın üstüne yükselten O’dur. Muhakkak ki; senin Rabbin, cezası çabuk olandır. Ve muhakkak ki; O, mutlaka Gafur’dur (mağfiret edendir), Rahîm’dir (rahmet nuru gönderendir).”
(En'âm 6/165)
Âyetinin sırrı zâhir olacaktır. Bu mânâ, Ashâb-ı Kirâm ve Tâbiîn'den uzun uzadıya nakledilegelen tefsirlerin özetidir.
(Elmalılı, a.g.e., I, 300)

Allah Teâlâ, ÂDEM aleyhisselâm'i yeryüzünde halifesi yapacağını meleklerine istişâre eder gibi tebliğ etmiş, ÂDEM aleyhisselâm'i yarattıktan sonra ona eşyanın isimlerini öğretmiş, eşyanın bilgisini edinme ve beyan etme kabiliyetini vermiştir. Meleklerin devamlı olarak tesbih ve takdis vazifesiyle meşgul olmaları ve nefislerinin olmaması sebebiyle yeryüzünde halifelik ve imtihan keyfiyetlerine ÂDEM aleyhisselâm ve evlâdlarının lâyık olacaklarını ÂDEM aleyhisselâm ile meleklerini bir imtihandan geçirerek göstermiştir.
Yüce Allah ÂDEM aleyhisselâm'i yarattıktan sonra zevcesi HAVVA aleyhasselâm'ı onun eğe veya başka bir görüşe göre kaburga kemiğinden yarattı.

(Kitabü Mecmuatün mine't-Tefâsir içinde Hâzin, II, 3)

İbn Mes'ûd ve İbn Abbâs:"Allah Havva'yı, ÂDEM aleyhisselâm'ı Cennet'e yerleştirdikten sonra yaratmıştır." demişlerdir.
(en-Nisâ, 4/1; Tecrîd-i Sarîh Tercemesi, XI, 304)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İKRÂ ZEVKLERİm
MesajGönderilme zamanı: 14 Eki 2015, 21:02 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11419
ResimHz. ÂDEM aleyhisselâm’ın Cennet'e Yerleştirilmesi:
Yüce Allah ÂDEM aleyhisselâm ve eşine şöyle diyerek, Cennet'e yerleştirdi:


وَقُلْنَا يَا آدَمُ اسْكُنْ أَنتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ وَكُلاَ مِنْهَا رَغَداً حَيْثُ شِئْتُمَا وَلاَ تَقْرَبَا هَذِهِ الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الْظَّالِمِينَ
Resim---“Ve kulnâ yâ âdemuskun ente ve zevcuke’l- cennete ve kulâ minhâ ragaden haysu şi’tumâ ve lâ takrabâ hâzihi’ş- şecerete fe tekûnâ mine’z- zâlimîn (zâlimîne).: Dedik ki: “Ey Âdem! Sen ve eşin, cennette yerleşin. Oradan (oradaki yiyeceklerden) dilediğiniz yerden bol bol yeyin. Ve bu ağaca yaklaşmayın yoksa zalimlerden olursunuz.”
(Bakara 2/35)

وَيَا آدَمُ اسْكُنْ أَنتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ فَكُلاَ مِنْ حَيْثُ شِئْتُمَا وَلاَ تَقْرَبَا هَذِهِ الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الظَّالِمِينَ
Resim---“Ve yâ âdemuskun ente ve zevcuke’l- cennete fe kulâ min haysu şi'tumâ ve lâ takrabâ hâzihi’ş- şecerete fe tekûnâ mine’z- zâlimîn (zâlimîne).: Ve ey Âdem! Sen ve zevcen cennette yerleşin (oturun) sonra da, dilediğiniz yerden yeyin. Ve bu ağaca yaklaşmayın. O zaman (yaklaşırsanız ikiniz) zalimlerden olursunuz.”
(A'râf 7/19)

فَقُلْنَا يَا آدَمُ إِنَّ هَذَا عَدُوٌّ لَّكَ وَلِزَوْجِكَ فَلَا يُخْرِجَنَّكُمَا مِنَ الْجَنَّةِ فَتَشْقَى
“Fe kulnâ yâ âdemu inne hâzâ aduvvun leke ve li zevcike fe lâ yuhricennekumâ mine’l- cenneti fe teşkâ.: Bunun üzerine, (Âdem a.s’a şöyle) dedik: “Ey Âdem! Muhakkak ki bu (şeytan), senin için ve zevcen (eşin) için düşmandır. Sonra sakının (dikkat edin ki) sizin ikinizi (de) cennetten çıkarmasın. O zaman şâkî olursunuz.”
(TâHâ 20/117)

إِنَّ لَكَ أَلَّا تَجُوعَ فِيهَا وَلَا تَعْرَى
Resim---“İnne leke ellâ tecûa fîhâ ve lâ ta’râ.: Muhakkak ki senin için orada (cennette) acıkmak ve çıplak kalmak yoktur.”
(TâHâ 20/118)

وَأَنَّكَ لَا تَظْمَأُ فِيهَا وَلَا تَضْحَى
Resim---“Ve enneke lâ tazmeu fîhâ ve lâ tadhâ.: Ve muhakkak ki sen, orada susamazsın ve (sıcaktan) yanmazsın.”
(TâHâ 20/119)

Hz. ÂDEM aleyhisselâm ve eşine yasaklanan bu ağacın ne olduğu kesin olarak bilinmiyor. Bu ağacın buğday veya üzüm veyahut da incir olduğu hakkında rivâyetler vardır. Biz bu ağacın ne olduğunu bilemeyiz. Çünkü yüce Allah bu ağacın ismini bize bildirmemiştir. Cenâb-ı Hakk Cennet'te ÂDEM aleyhisselâm’a büyük bir hürriyet vermekle beraber yine de buna bir sınır koymuştur. Bu sınırı aştıkları takdirde, kendilerine zulüm edeceklerdir. Cennet'e bu yasak ağaç, yenilmek için değil, insanın hayatını disipline etmek ve bir sınırlama ve kulluk için konulmuştur. Bununla beraber biz "Dünyayı sevmek, her bir günahın başıdır" hadîsinde bu yasak ağacı tayin eden bir dalâlet buluyoruz. Demek Hz. ÂDEM aleyhisselâm o zaman dünya sınırlarına yaklaşmamak emri almış ve bundan bir müddet fıtratının gereği olarak yememiştir. (Elmalılı Hamdi Yazır, a.g.e., I, 323-324).
Daha önce İblis, Hz. ÂDEM aleyhisselâm’ın üstünlüğünü çekemeyerek Allah'ın emrine karşı gelmiş, ÂDEM aleyhisselâm’a secde etmeyip, saygı göstermemiş ve Cennet'ten kovulmuştu. O zaman şeytan'ın Hz. ÂDEM aleyhisselâm ve evlâtlarına musallat olup azdırma imkânı kaldırılmamıştı. Hatta, İblis'e onları günah işlemeye teşvik etme gücü verilmişti. (bk. A'râf, 7/12-18; Hicr, 15/32-42) Çünkü ÂDEM aleyhisselâm’ın şeref ve üstünlüğü, nefsine ve şeytana uymamakla gerçekleşecekti. Kendilerine verilen akıl ve irade sebebiyle ÂDEM aleyhisselâm ve soyu, imtihandan geçecekler, sınanmaları için de peygamberler gönderilecekti.
Vesvese vererek insanları azdırma kabiliyetine sahip olan şeytan, ne yaptıysa yaptı, bir yolunu bularak Cennet'e girebildi.


فَوَسْوَسَ لَهُمَا الشَّيْطَانُ لِيُبْدِيَ لَهُمَا مَا وُورِيَ عَنْهُمَا مِن سَوْءَاتِهِمَا وَقَالَ مَا نَهَاكُمَا رَبُّكُمَا عَنْ هَذِهِ الشَّجَرَةِ إِلاَّ أَن تَكُونَا مَلَكَيْنِ أَوْ تَكُونَا مِنَ الْخَالِدِينَ
Resim---“Fe vesvese lehumu’ş- şeytânu li yubdiye lehumâ mâ vuriye anhumâ min sev'âtihimâ ve kâle mâ nehâkumâ rabbukumâ an hâzihi’ş- şecereti illâ en tekûnâ melekeyni ev tekûnâ mine’l- hâlidîn (hâlidîne).: Şeytan, onların (o ikisinin) görünmesi ayıp olan ve kendilerinden örtülmüş (gizlenmiş) yerlerinin açığa çıkarılması için onlara vesvese verdi ve sonra da şöyle dedi: “Rabbiniz (ikinizin Rabbi) sadece iki melek olursunuz veya (orada) ebedî kalanlardan olursunuz, diye bu ağaçtan sizin ikinizi menetti (nehyetti).”
(A'râf 7/20)

وَقَاسَمَهُمَا إِنِّي لَكُمَا لَمِنَ النَّاصِحِينَ
Resim---“Ve kâsemehumâ innî lekumâ le minen nâsıhîn (nâsıhîne).: Ve ikisine yemin etti: “Muhakkak ki ben, sizin ikinize nasihat edenlerdenim.”
(A'râf 7/21)

فَدَلاَّهُمَا بِغُرُورٍ فَلَمَّا ذَاقَا الشَّجَرَةَ بَدَتْ لَهُمَا سَوْءَاتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِن وَرَقِ الْجَنَّةِ وَنَادَاهُمَا رَبُّهُمَا أَلَمْ أَنْهَكُمَا عَن تِلْكُمَا الشَّجَرَةِ وَأَقُل لَّكُمَا إِنَّ الشَّيْطَآنَ لَكُمَا عَدُوٌّ مُّبِينٌ
Resim---“Fe dellâhumâ bi gurur (gurûrin), fe lemmâ zâkâ’ş- şecerete bedet lehumâ sev'âtuhumâ ve tafikâ yahsıfâni aleyhimâ min varakı’l- cenneh (cenneti), ve nâdâhumâ rabbuhumâ e lem enhekumâ an tilkume’ş- şecereti ve ekul lekumâ inne’ş- şeytâne lekumâ aduvvun mubîn (mubînun).: Böylece o ikisini aldatarak öncülük (önderlik) etti. Ağaçtan tadınca (meyvesini yeyince) ayıp yerleri kendilerine göründü (açığa çıktı) ve üzerlerine cennet yaprakları yapıştırmaya başladılar ve Rab’leri (ikisinin Rabbi), ikisine şöyle seslendi: “Sizin ikinizi bu ağaçtan nehyetmedim mi (yasaklamadım mı)? Ve sizin ikinize, muhakkak ki şeytan apaçık düşmandır.” demedim mi?”
(A'râf 7/22)

قَالاَ رَبَّنَا ظَلَمْنَا أَنفُسَنَا وَإِن لَّمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ
Resim---“Kâlâ rabbenâ zalemnâ enfusenâ ve in lem tagfirlenâ ve terhamnâ le nekûnenne minel hâsirîn (hâsirîne). İkisi şöyle dedi: “Rabbimiz, biz nefslerimize zulmettik, şâyet Sen bize mağfiret ve rahmet etmezsen, biz mutlaka hüsrana uğrayanlardan oluruz.”
(A'râf 7/23)

ثُمَّ اجْتَبَاهُ رَبُّهُ فَتَابَ عَلَيْهِ وَهَدَى
Resim---“Summectebâhu rabbuhu fe tâbe aleyhi ve hedâ.: Sonra Rabbi, onu seçti. Böylece onun tövbesini kabul etti ve onu hidayete erdirdi.”
(TâHâ 20/122)

قَالَ اهْبِطَا مِنْهَا جَمِيعًا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ فَإِمَّا يَأْتِيَنَّكُم مِّنِّي هُدًى فَمَنِ اتَّبَعَ هُدَايَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشْقَى
Resim---“Kâlehbitâ minhâ cemîan ba’dukum li ba’dın aduvvun, fe immâ ye’tiyennekum minnî huden fe menittebea hudâye fe lâ yadıllu ve lâ yeşkâ.: (Allahû Tealâ şöyle) dedi: “İkiniz oradan (aşağı) inin! Hepiniz (şeytan ve siz), birbirinize düşman olarak. Bundan sonra Benden size mutlaka hidayet gelecek. O zaman kim hidayetime tâbî olursa artık o, dalâlette kalmaz ve şâkî olmaz.”
(TâHâ 20/123)

Böylece Hz. ÂDEM aleyhisselâm ve Havva ve nesillerinin yeryüzünde yerleşip kalmaları ve burada üreyip geçinmeleri, imtihan edilmeleri takdir edildi ve gerçekleştirildi.

فَأَزَلَّهُمَا الشَّيْطَانُ عَنْهَا فَأَخْرَجَهُمَا مِمَّا كَانَا فِيهِ وَقُلْنَا اهْبِطُواْ بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ وَلَكُمْ فِي الأَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَاعٌ إِلَى حِينٍ
Resim---“Fe ezellehumâ’ş- şeytânu anhâ fe ahrecehumâ mimmâ kânâ fîh (fîhi), ve kulnâhbitû ba’dukum li ba’din aduvv (aduvvun), ve lekum fî’l- ardı mustekarrun ve metâun ilâ hîn (hînin).: Fakat şeytan, ikisinin (ayağını) oradan kaydırdı. Böylece ikisini de içinde oldukları şeyden (ni’metten) çıkardı. Ve: “Birbirinize düşman olarak (dünyaya) inin. Sizin için (belli) bir zamânâ kadar yeryüzünde oturma ve faydalanma (geçimini temin etme) vardır.” dedik.”
(Bakara 2/36)

فَتَلَقَّى آدَمُ مِن رَّبِّهِ كَلِمَاتٍ فَتَابَ عَلَيْهِ إِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ
Resim---“Fe telekkâ âdemu min rabbihî kelimâtin fe tâbe aleyh (aleyhi), innehu huve’t- tevvâbu’r- rahîm (rahîmu).: Sonra Âdem, Rabbinden kelimeleri telakki etti (öğrendi) (ve Rabbine tövbe etti.). Bunun üzerine (Allah), onun tövbesini kabul buyurdu. Muhakkak ki O, Tevvab’tır (tövbeleri kabul edendir), rahîm’dir (rahmet nuru gönderendir).”
(Bakara 2/37)

قُلْنَا اهْبِطُواْ مِنْهَا جَمِيعاً فَإِمَّا يَأْتِيَنَّكُم مِّنِّي هُدًى فَمَن تَبِعَ هُدَايَ فَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ
“Kulnâhbitû minhâ cemîa (cemîan), fe immâ ye’tiyennekum minnî hudenfe men tebia hudâye fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn (yahzenûne).: Biz dedik ki: “Hepiniz oradan (aşağıya) inin. Benden size mutlaka hidayet gelecektir. O zaman kim hidayetime tâbî olursa, artık onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmazlar.”
(Bakara 2/38)

قَالَ اهْبِطُواْ بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ وَلَكُمْ فِي الأَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَاعٌ إِلَى حِينٍ
Resim---“Kâlehbitû ba'dukum li ba'dın aduvv (aduvvun), ve lekum fî’l- ardı mustekarrun ve metâun ilâ hîn (hînin).: (Allahû Tealâ): “Birbirinize düşman olarak inin! Sizin için yeryüzünde bir süreye kadar kalma (yerleşme) ve geçinme vardır (size takdir edildi).” buyurdu.”
(A'râf 7/24)

Buhârî, Müslim, Ebu Dâvûd, Neseî ve Tirmizî'nin rivâyet ettikleri bir hadisinde;

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "ÂDEM aleyhisselâm ile Musa (aleyhisselâm)'ın ruhları Rableri nezdinde münakaşa ettiler ve ÂDEM aleyhisselâm (aleyhisselâm), Musa (aleyhisselâm)'ı delil getirerek mağlûb etti. Musa (aleyhisselâm) dedi ki: "Sen Allah'ın eliyle (kudretiyle) yarattığı ve ruhundan üflediği ve melekleri senin için secde ettirdiği ve Cennet'ine yerleştirdiği ÂDEM aleyhisselâm'sin. Sonra da sen işlediğin suç sebebiyle insanları yeryüzüne indirdin.”dedi. Bunun üzerine ÂDEM aleyhisselâm: “Sen Allah'ın peygamberliğine ve konuşmasına seçtiği ve içinde her şeyin açıklaması bulunan (Tevrat) levhalarını verdiği ve münacât edici olarak kendisine yaklaştırdığı Musa'sın. Benim yaratılmamdan kaç sene önce Tevrat'ı yazdığını gördün?” dedi Musa (aleyhisselâm): “Kırk sene önce” diye cevab verdi. ÂDEM aleyhisselâm: “Şu halde içinde: “ve ÂDEM Rabbi'ne isyan etti de...” meâlindeki âyeti gördün mü?' dedi. Musa (aleyhisselâm): “Evet, gördüm” dedi. ÂDEM aleyhisselâm: “Allah'ın beni yaratmasından kırk sene önce işleyeceğimi yazdığı işi, işlemem üzerine beni nasıl azarlarsın!” dedi. Resûlullah (s.aleyhisselâm) neticede: "ÂDEM aleyhisselâm hüccet* ile Musa'yı mağlûb etti" buyurdu.
(Buhârî, Müslim, Ebu Dâvûd, Neseî ve Tirmizî; et-Tâc, I, Hadis no: 40)

Hüccet: Senet. Vesika. Delil. Bir iddiânın doğruluğunu isbat için gösterilen resmi vesika. Şâhid.

Bundan sonra gelecek hidâyet rehberlerine (peygamberlere), iman ederek uyup bağlanacaklar için, korkup üzülecekleri bir şeyin olmadığı ve bunların Cennet'e girecekleri bildirildi. İnkâr edip kötülük yapanların Cehennem'e girecekleri anlatıldı.

قُلْنَا اهْبِطُواْ مِنْهَا جَمِيعاً فَإِمَّا يَأْتِيَنَّكُم مِّنِّي هُدًى فَمَن تَبِعَ هُدَايَ فَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ
Resim---“Kulnâhbitû minhâ cemîa (cemîan), fe immâ ye’tiyennekum minnî hudenfe men tebia hudâye fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn (yahzenûne).: Biz dedik ki: “Hepiniz oradan (aşağıya) inin. Benden size mutlaka hidayet gelecektir. O zaman kim hidayetime tâbî olursa, artık onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmazlar.”
(Bakara 2/38)

وَالَّذِينَ كَفَرواْ وَكَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا أُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
Resim---“Vellezîne keferû ve kezzebû bi âyâtinâ ulâike ashâbu’n- nâr (nârı), hum fîhâ hâlidûn (hâlidûne).: Ve inkâr edenler ve âyetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar ateş ehlidir, orada ebedî kalacak olanlardır.”
(Bakara 2/39)

وَالَّذِينَ آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ أُولَئِكَ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
Resim---“Vellezîne âmenû ve amilû’s- sâlihâti ulâike ashâbu’l- cenneh (cenneti), hum fîhâ hâlidûn (hâlidûne).: İman edip salih amellerde bulunanlar ise cennet halkıdırlar, orada süresiz kalacaklardır.”
(Bakara 2/82)

Âlimler, Hz. ÂDEM aleyhisselâm ve eşinin iskân edildiği (yerleştirildiği) Cennet hakkında görüş ayrılıklarına düşmüşlerdir. Cennet, lügat açısından bağ, bahçe, bahçelik ve bağlık yer mânâsına gelir. Acaba Hz. ÂDEM aleyhisselâm’ın iskân edildiği bu Cennet, yeryüzünün bağlılık, bahçelik ve ağaçlık köşelerinden bir köşe midir? Yoksa dünyadan ayrı âhirette mü’minlere va'd edilen Cennet midir? Kur’ân-ı Kerim'de buna dair açık ve kesin bir bilgi verilmemiştir. İslâm âlimlerinin çoğunluğuna göre Hz. ÂDEM aleyhisselâm’ın eşiyle yerleştirildiği ve içinde yasak ağacın bulunduğu Cennet, âhirette mü’minlere ve iyilik yapanlara va'd edilen, darü's-sevab (mükâfat yurdu) olan Cennet'tir. Çünkü:

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İKRÂ ZEVKLERİm
MesajGönderilme zamanı: 19 Eki 2015, 19:37 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11419
a-) ALLAHu Zü’l- CeLÂL Kur'ÂN-ı Kerîmde;

قَالَ اهْبِطُواْ بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ وَلَكُمْ فِي الأَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَاعٌ إِلَى حِينٍ
Resim---“Kâlehbitû ba'dukum li ba'dın aduvv (aduvvun), ve lekum fî’l- ardı mustekarrun ve metâun ilâ hîn (hînin).: (Allahû Tealâ): “Birbirinize düşman olarak inin! Sizin için yeryüzünde bir süreye kadar kalma (yerleşme) ve geçinme vardır (size takdir edildi).” buyurdu.”
(A'râf 7/24)

قَالَ فِيهَا تَحْيَوْنَ وَفِيهَا تَمُوتُونَ وَمِنْهَا تُخْرَجُونَ
Resim---“Kâle fîhâ tahyevne ve fîhâ temûtûne ve minhâ tuhracûn (tuhracûne).: Allahû Tealâ: “Orada yaşarsınız ve orada ölürsünüz ve oradan çıkarılırsınız.” Buyurdu”
(A'râf 7/25)

فَأَزَلَّهُمَا الشَّيْطَانُ عَنْهَا فَأَخْرَجَهُمَا مِمَّا كَانَا فِيهِ وَقُلْنَا اهْبِطُواْ بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ وَلَكُمْ فِي الأَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَاعٌ إِلَى حِينٍ
Resim---“Fe ezellehumâ’ş- şeytânu anhâ fe ahrecehumâ mimmâ kânâ fîh (fîhi), ve kulnâhbitû ba’dukum li ba’din aduvv (aduvvun), ve lekum fî’l- ardı mustekarrun ve metâun ilâ hîn (hînin).: Fakat şeytan, ikisinin (ayağını) oradan kaydırdı. Böylece ikisini de içinde oldukları şeyden (ni’metten) çıkardı. Ve: “Birbirinize düşman olarak (dünyaya) inin. Sizin için (belli) bir zamânâ kadar yeryüzünde oturma ve faydalanma (geçimini temin etme) vardır.” dedik.”
(Bakara 2/36)

Bu âyetlerde Hubût (inmek) tabiri ve inilecek yer de arz (yeryüzü) olarak zikredilmiştir. İlk yerleşme noktası yeryüzü dışında bir yer olmalıdır ki, buradan yeryüzüne iniş söz konusu edilebilsin. Eğer Hz. ÂDEM aleyhisselâm ve Havva'nın yerleştikleri yer arzdaki bir bahçe olsaydı "hubût"tan, inişten söz etmek mümkün olmazdı.

b-) ALLAHu Zü’l- CeLÂL Kur'ÂN-ı KerîmdeTâhâ Sûresinde;

إِنَّ لَكَ أَلَّا تَجُوعَ فِيهَا وَلَا تَعْرَى
Resim---“İnne leke ellâ tecûa fîhâ ve lâ ta’râ.: Muhakkak ki senin için orada (cennette) acıkmak ve çıplak kalmak yoktur.”
(TâHâ 20/118)

وَأَنَّكَ لَا تَظْمَأُ فِيهَا وَلَا تَضْحَى
Resim---“Ve enneke lâ tazmeu fîhâ ve lâ tadhâ.: Ve muhakkak ki sen, orada susamazsın ve (sıcaktan) yanmazsın.”
(TâHâ 20/119)

Âyetlerde Hz. ÂDEM aleyhisselâm’ın yerleştiği Cennet'in anlatılan vasıfları, yani acıkmamak, susamamak, çıplak kalmamak, güneşte yanmamak, sevap ve mükâfat yurdu olarak mü'minlere va'd edilen cennet'e aid niteliklerdir. Bu vasıfta olan bir cennet (bahçe) dünyada yoktur. Öyle ise Hz. ÂDEM aleyhisselâm’ın iskân edildiği Cennet, âhirette mü’minlere va'dedilen Cennet'tir.

c-) Bu "Cennet" lâfzının başındaki elif lâm;

Bu "Cennet" lâfzının başındaki elif lâm(lâm-ı ta'rîf) umûm (istiğrak) için değil, ahid içindir. Bu elif lâm, umûm ifâde ederse Cennetlerin hepsi mânâsına gelir. Hâlbuki Hz. ÂDEM aleyhisselâm’ın bütün Cennetlere (bahçelere) yerleşmesi imkânsızdır. Öyle ise bu Cennet'in mânâsını müslümanlar arasında bilinen ve dârü's-sevâb (mükâfat yurdu) olan Cennet'e hamletmek gereklidir.
(Âlûsî, Rûhu'l-Meânî, I, 233; Razı, Mefâtîhu'l-Gayb, I, 455; Talat Koçyiğit, İsmail Cerrahoğlu, Kur’ân-ı Kerim Meâl ve Tefsiri, s. 95 vd.)

d-) Yine bazı haberlere göre;

Allah meleklerinden birisine dünyanın her yerinden topraklar getirterek Hz. ÂDEM aleyhisselâm'i Cennet'te yaratmıştır.
[i](İbn Kesîr, Tefsirü'l-Kur’ân'i'l-Azîm, I, 132.)[/i]

Hz. ÂDEM aleyhisselâm ile Hz. Musa'nın ruhlarının çekiştiğini bildiren hadîs (bunun meâlini yukarıda verdik) de bu Cennet'in sevab yurdu olan Cennet olduğunu açıklar.
Ebu'l-Kasım el-Belhî ve Ebû Müslim el-İsfahânî de: "Hz. ÂDEM aleyhisselâm’ın yerleştiği Cennet, bahçe mânâsına olup bu dünyadadır" derler.
Bu zatlar âyette geçen "ihbitû" kelimesine de "giriniz, gidiniz, konunuz" gibi mânâlar veriyorlar. "İhbitû mısran => Bir şehre ininiz, yerleşiniz.."


وَإِذْ قُلْتُمْ يَا مُوسَى لَن نَّصْبِرَ عَلَىَ طَعَامٍ وَاحِدٍ فَادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُخْرِجْ لَنَا مِمَّا تُنبِتُ الأَرْضُ مِن بَقْلِهَا وَقِثَّآئِهَا وَفُومِهَا وَعَدَسِهَا وَبَصَلِهَا قَالَ أَتَسْتَبْدِلُونَ الَّذِي هُوَ أَدْنَى بِالَّذِي هُوَ خَيْرٌ اهْبِطُواْ مِصْراً فَإِنَّ لَكُم مَّا سَأَلْتُمْ وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ وَالْمَسْكَنَةُ وَبَآؤُوْاْ بِغَضَبٍ مِّنَ اللَّهِ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ كَانُواْ يَكْفُرُونَ بِآيَاتِ اللَّهِ وَيَقْتُلُونَ النَّبِيِّينَ بِغَيْرِ الْحَقِّ ذَلِكَ بِمَا عَصَواْ وَّكَانُواْ يَعْتَدُونَ
Resim---“Ve iz kultum yâ mûsâ len nasbira alâ taâmin vâhidin fed’u lenâ rabbeke yuhric lenâ mimmâ tunbitu’l- ardu min baklihâ ve kıssâiha ve fûmihâ ve adesihâ ve basalihâ, kâle e testebdilûnellezî huve ednâ billezî huve hayr (hayrun), ihbitû mısran fe inne lekum mâ seeltum ve duribet aleyhimu’z- zilletu ve’l- meskenetu ve bâu bi gadabin minallâh (minallâhi), zâlike bi ennehum kânû yekfurûne bi âyâtillâhi ve yaktulûnen nebiyyîne bi gayri’l- hak (hakkı), zâlike bi mâ asav ve kânû ya’tedûn (ya’tedûne).: Ve siz: “Ey Musa! Biz bir (çeşit) yemek (yemeye) asla sabredemeyiz. Artık bizim için Rabbine dua et. Bize yeryüzünün yetiştirdiği şeylerden, sebzesinden, kabağından, sarımsağından, mercimeğinden ve soğanından çıkarsın.” demiştiniz. (Musa aleyhisselâm): “Hayırlı olanı, daha değersiz olanla mı değiştirmek istiyorsunuz? (Öyle ise) Mısır’a inin, sizin istediğiniz şeyler muhakkak ki orada var.” demişti. (Sonra da) onların üzerlerine zillet (sefalet) ve fakirlik (damgası) vuruldu. Ve onlar, Allah’tan bir gazaba uğradılar. İşte bu, Allah’ın âyetlerini inkâr etmeleri ve peygamberleri haksız yere öldürmelerinden dolayıdır. İşte bu (ceza), asi olup (isyan edip), haddi aşmış olmaları sebebiyledir.”
(Bakara, 2/61) gibi.
Bu zatlar Hz. ÂDEM aleyhisselâm’ın yerleştiği Cennet'in bu dünyada olduğuna dair şu şekilde delil getiriyorlar:

1-) Eğer Hz. ÂDEM aleyhisselâm’ın yerleştiği bu Cennet, sevap ve mükâfat yurdu olan Cennet olsaydı, elbette ebedî kalınacak Cennet olurdu. Hz. ÂDEM aleyhisselâm de ebedî kalınacak Cennet'te olduğunu bilir ve şeytan da onu:

فَوَسْوَسَ لَهُمَا الشَّيْطَانُ لِيُبْدِيَ لَهُمَا مَا وُورِيَ عَنْهُمَا مِن سَوْءَاتِهِمَا وَقَالَ مَا نَهَاكُمَا رَبُّكُمَا عَنْ هَذِهِ الشَّجَرَةِ إِلاَّ أَن تَكُونَا مَلَكَيْنِ أَوْ تَكُونَا مِنَ الْخَالِدِينَ
Resim---“Fe vesvese lehumu’ş- şeytânu li yubdiye lehumâ mâ vuriye anhumâ min sev'âtihimâ ve kâle mâ nehâkumâ rabbukumâ an hâzihi’ş- şecereti illâ en tekûnâ melekeyni ev tekûnâ mine’l- hâlidîn (hâlidîne).: Şeytan, onların (o ikisinin) görünmesi ayıp olan ve kendilerinden örtülmüş (gizlenmiş) yerlerinin açığa çıkarılması için onlara vesvese verdi ve sonra da şöyle dedi: “Rabbiniz (ikinizin Rabbi) sadece iki melek olursunuz veya (orada) ebedî kalanlardan olursunuz, diye bu ağaçtan sizin ikinizi menetti (nehyetti).”
(A'râf, 7/20) diyerek aldatamazdı.

2-) Yine ALLAHu Zü’l- CeLÂL Kur’ân-ı Kerim'de;

لاَ يَمَسُّهُمْ فِيهَا نَصَبٌ وَمَا هُم مِّنْهَا بِمُخْرَجِينَ
Resim---“Lâ yemessuhum fîhâ nasabun ve mâ hum minhâ bi muhracîn (muhracîne).: Onlara, orada bir yorgunluk dokunmaz. Ve onlar, oradan çıkarılacak değildirler.”
(Hicr, 15/48)
Sözünün dalâletiyle Cennet'e giren bir daha oradan çıkmaz.

3-) İblis, Hz. ÂDEM aleyhisselâm için secde etmekten kaçınarak kibirlendiğinden Allah'ın gazâb ve lânetine uğramış ve kâfir olmuştur. Böyle olan bir kimse Cennet'e giremez.

4-) Âhirette mü’minlere va'd edilen Cennet teklif ve imtihan yeri olmayıp mü’minlerin içinde serbestçe dolaşacakları ve bütün nimetlerinden diledikleri gibi faydalanacakları bir yerdir. Halbuki burada eşiyle beraber Hz. ÂDEM aleyhisselâm’a bir ağacın meyvesi yasaklanmıştır.

5-) Yine ALLAHu Zü’l- CeLÂL Kur’ân-ı Kerim'de;


وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلاَئِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الأَرْضِ خَلِيفَةً قَالُواْ أَتَجْعَلُ فِيهَا مَن يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَاء وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ قَالَ إِنِّي أَعْلَمُ مَا لاَ تَعْلَمُونَ
Resim---“Ve iz kâle rabbuke li’l- melâiketi innî câilun fî’l- ardı halîfeten, kâlû e tec’alu fîhâ men yufsidu fîhâ ve yesfiku’d- dimâe, ve nahnu nusebbihu bi hamdike ve nukaddisu lek (leke), kâle innî a’lemu mâ lâ tâ’lemûn (tâ’lemûne).: Ve Rabbin meleklere: “Muhakkak ki Ben yeryüzünde bir halife kılacağım.” demişti. (Melekler de): “Orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Biz Seni, hamd ile tesbih ve seni takdis ediyoruz.” dediler. (Rabbin de): “Muhakkak ki ben, sizin bilmediklerinizi bilirim.” buyurdu.”
(Bakara 2/30)

Diye belirttiği için Hz. ÂDEM aleyhisselâm'i Arz'da yarattı. Kur’ân'da onu göğe (Cennet'e) naklettiğini zikretmedi. Onu dünyadan semaya nakletmesi, nimetlerin en büyüğünden olduğu için zikredilmeye daha layık olurdu. Kur’ân-ı Kerim'de böyle önemli bir olayı doğrulayacak kesin ve açık bir ifade yoktur. Öyle ise Hz. ÂDEM aleyhisselâm ve eşinin iskân edildiği bu Cennet, içinde ebedi kalınacak Cennet'ten başka bir Cennet'tir.
(Râzî, Mefâtîhu'l Gayb, I, 454)

Hz. ÂDEM aleyhisselâm’ın oturduğu Cennet'in mükâfat yurdu olan Cennet olması veya bundan başkası olması mümkündür. Çünkü bu konudaki nakli deliller zayıf ve Kur’ân'da buna dair kesin bir delil yoktur. Bunu Allah'tan başka kimse bilemediğine göre, şu Cennet'tir veya bu Cennet'tir diye kestirip atmamak veya bu konuda tevakkuf etmek lâzımdır. Nitekim selefi salihîn ve bunlara tâbi olan birçok müfessirler böyle yapmışlardır.
(Râzî, Mefâtîhu'l-Gayb, 1, s. 455)

Fakat biz burada hemen şunu kaydedelim: Hz. ÂDEM aleyhisselâm ve eşinin iskân edildiği Cennet'in mükâfat yurdu olan Cennet olduğuna dair deliller daha kuvvetlidir. Ayrıca Cennet'e girince çıkılamayacağı meselesi duruma göre değişir. Misafir olarak girmekle mûkîm olarak girmek aynı değildir. Nitekim Hz. Muhammed (s.aleyhisselâm) mi'rac gecesi Cennet'e girmiş ve çıkmıştır. Hz. ÂDEM aleyhisselâm’ın Cennet'ten yeryüzüne inişinin mahiyeti bizce meçhuldür.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İKRÂ ZEVKLERİm
MesajGönderilme zamanı: 06 Ara 2015, 07:15 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11419
Hz. ÂDEM aleyhisselâm’ın Peygamberliği:

Hz. ÂDEM aleyhisselâm ilk insan olduğu gibi aynı zamanda ilk peygamber*dir. Hz. ÂDEM aleyhisselâm yeryüzüne indirildikten sonra, ALLAHu Zü’l- CeLÂL insan nesillerinin hepsini onunla eşi Havva'dan türetmiştir. Allahü Teâlâ bu hakikati Nisâ sûresinin birinci âyetinde şu şekilde dile getiriyor:

يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُواْ رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالاً كَثِيرًا وَنِسَاء وَاتَّقُواْ اللّهَ الَّذِي تَسَاءلُونَ بِهِ وَالأَرْحَامَ إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا
Resim---“Yâ eyyuhân nâsuttekû rabbekumullezî halakakum min nefsin vâhidetin ve halaka minhâ zevcehâ ve besse minhumâ ricâlen kesîran ve nisââ (nisâen), vettekûllâhellezî tesâelûne bihî ve’l- erhâm (erhâme). İnnallâhe kâne aleykum rakîbâ (rakîben).: Ey insanlar, Rabbiniz'e karşı takva sahibi olun. O ki, sizi bir tek nefsten (Âdem Aleyhis selâm’dan) yarattı. Ve ondan zevcesini yarattı ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yaydı. Ve O’nunla (O’nun adı ile) birbirinize dilekte bulunduğunuz Allah’a karşı takva sahibi olun ve rahimlerden (akrabalık haklarından) sakının. Muhakkak ki Allah, sizin üzerinizde murakıbtır (sizi kontrol edendir).”
(Nisâ 4/1)

Bir hadîs-i şerîflerinde;

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Allah Teâlâ ÂDEM aleyhisselâm'i yeryüzünün her tarafından avuçladığı bir avuç topraktan yarattı. Bunun için Âdemoğulları kendilerinde bulunan toprak miktarına göre, kimi kırmızı, kimi beyaz kimi siyâh, kimi bunların arasında bir renkte; (tabiat bakımından da) kimi yumuşak, kimi sert, bazıları kötü, bazıları da iyi olarak geldiler." buyuruyor.

(Tirmizî, Tefsir, 3).
Bu hadisi Tirmizî sahih bir senetle rivâyet etmiştir..

Allah, insanı nefsinin şehvet ve şeytanın vesveselerine maruz kalacak şekilde yaratmış, ona bunlara karşı koyacak akıl, hayır ve şerri birbirinden ayırt edecek vicdan (kalb gözü) vermiştir. ALLAHu Zü’l- CeLÂL böylece insanı bu dünyada imtihan alanına koyduğu için, hikmet ve rahmetinin gereği olmak üzere hayır, fazilet, şer ve rezalet yollarını gösterecek, hak ile batılı öğretecek, hayır ve kemâl yollarına irşad edecek peygamberler göndermiştir. Cenâb-ı Hakk peygamberler göndermekle, insanın tabiatına ve halîfeliğine uygun imtihan şartlarını tamamlamıştır. Neticede insan bu dünyada yaptıklarının hesabını öldükten sonra diriltilince verecek, imanlı olup iyilik ve sevap terazileri ağır gelenler Cennet'e girecektir. Bunları kendilerine öğretip ikaz etmek için peygamberlere ihtiyâç vardır. İlk insanlara peygamber olmaya en lâyık olan zat, Allah Teâlâ'nın doğrudan doğruya vasıtasız konuştuğu ataları Hz. ÂDEM aleyhisselâm'dı.
Hz. ÂDEM aleyhisselâm’ın peygamberliği kendisine emir ve nehiy olunduğuna dalâlet eden Kur’ân âyetleri ile sabittir. Çünkü onun zamanında başka bir peygamber yoktu. Bu duruma göre kendisine gelen o emir ve nehiyler, vahiy vasıtasıyla olup başka bir vasıta ile değildir. Kur’ân'da geçen Hz. ÂDEM aleyhisselâm’ın iki oğlunun Allah'a kurban takdim etmeleri, ikisinden birinin kurbanının kabul olunduğunun bildirilmesi;


وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ ابْنَيْ آدَمَ بِالْحَقِّ إِذْ قَرَّبَا قُرْبَانًا فَتُقُبِّلَ مِن أَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ الآخَرِ قَالَ لَأَقْتُلَنَّكَ قَالَ إِنَّمَا يَتَقَبَّلُ اللّهُ مِنَ الْمُتَّقِينَ
Resim---“Vetlu aleyhim nebeebney âdeme bi’l- hakkı iz karrabâ kurbânen fe tukubbile min ehadihimâ ve lem yutekabbe’l- mine’l- âhar (âhari) kâle le aktulenneke, kâle innemâ yetekabbelullâhu mine’l- muttekîn (muttekîne).: Ve onlara Adem’in iki oğlunun haberini (kıssasını, aralarında geçen olayı) hakkıyla oku, Allah’a yaklaştıracak kurban sunmuşlardı, (Kurban) ikisinin birinden kabul edilir ve diğerinden ise kabul edilmez. (Kurbanı kabul edilmeyen) “Seni mutlaka öldüreceğim” dedi. O da, “Allah sadece takvâ sahiplerinden kabul eder.” dedi.”
(Mâide 5/27)

Hz. ÂDEM aleyhisselâm’a vahiy ile bildirilmiştir.
Kur’ân'da Hz. ÂDEM aleyhisselâm’ın peygamberliğe seçildiğinin anlatılması için:
"Istafâ" kelimesi ile:

إِنَّ اللّهَ اصْطَفَى آدَمَ وَنُوحًا وَآلَ إِبْرَاهِيمَ وَآلَ عِمْرَانَ عَلَى الْعَالَمِينَ
Resim---“İnnallâhestafâ âdeme ve nûhan ve âle ibrâhîme ve âle imrâne ale’l- âlemin (âlemîne).: Muhakkak ki Allah, Hazreti Âdem'i, Hazreti Nuh'u, Hazreti İbrâhîm'in ailesini ve İmran ailesini, âlemlerin üstüne seçti.”
(Âli İmrân 3/33)

"İctebâ" kelimesi ile:

ثُمَّ اجْتَبَاهُ رَبُّهُ فَتَابَ عَلَيْهِ وَهَدَى
Resim---“Summectebâhu rabbuhu fe tâbe aleyhi ve hedâ.: Sonra Rabbi, onu seçti. Böylece onun tövbesini kabul etti ve onu hidayete erdirdi.”
(TâHâ 20/122)

Kelimeleri kullanılıyor.

Kur’ân'da diğer peygamberler için de ıstıfâ' ve ictibâ' kelimelerinden müştak kelimeler kullanılıyor.
(A'râf, 7/144; Bakara, 2/130; Hac, 22/75; Sâd, 38/47; Nahl, 16/121; Âli İmrân, 3/79; Yusuf, 12/6; En'âm, 6/87; Şûrâ, 42/13; Kalem, 68/50)


Öyle ise Hz. ÂDEM aleyhisselâm da peygamberdir.
Hz. ÂDEM aleyhisselâm’ın peygamber olduğunu açıkça bildiren hadisler de vardır.


Resim---Ebu Ümame (ö. 81/700) rivâyet ediyor:
"Ebu Zerr (ö. 32/652) Peygamberimize: “Yâ Nebîyallah, peygamberlerden ilk peygamber kimdir?” diye sorduğunda, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "ÂDEM aleyhisselâm'dir." dedi. Ebu Zerr: "Yâ Rasûlullah o, Nebî oldu mu?" diye sorunca Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem (s.aleyhisselâm): "Evet o mükellem bir Nebî (Allah'ın kendisiyle vasıtasız konuştuğu peygamber) idi." dedi."

(İ.Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 265)

Diğer bir hadîste de kıyâmet gününde, diğer nebîler gibi Hz. ÂDEM aleyhisselâm’ın de bir peygamber olarak,Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in sancağı altında bulunacağı haber verilmiştir.
(Tirmizî, II, 202)

Hz. ÂDEM aleyhisselâm’ın peygamberliği hususunda bütün müslümanlar ittifak etmişlerdir.
(Teftâzânî, Şerhu'l-Akâid, s. 62; Devvânî, Celâl, s. 71; Aliyyü'lKârî, Şerhu'l-Fıkhı'l-Ekber, 101)

Hz. ÂDEM aleyhisselâm’ın evlâdları onun irşâdı ile Allah'a iman etmiş, zamanlarındaki maddî ve manevî ihtiyâçlarını temin eden ahkâmı ondan öğrenmişlerdir. Ebû İdris el-Havlânî'nin, Ebû Zerr'den rivâyet ettiği bir hadîste Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Hz. ÂDEM aleyhisselâm’a on sahifelik bir kitap indirildiğini söylemiştir.
(Abdurrahman Hubneke'l-Meydânî, el-Akidetü'lİslamiyye ve Usûsuhâ, II, 260)

İrşâd: Doğru yolu göstermek. Akli ve kalbi, mukni ve te'sirli eserler veya sözlerle gafletten uyandırıp hidâyet yolunu göstermek. Cadde-i kürba-yı Kur'aniye yolunda selâmetle devam ettirmek. Allah'a ibadet ve itaata kavuşturmak. Veli bir zâtın, bir kimsenin hidâyete ermesine vesile olması.
İnsanların dinden ayrılarak ihtilâf etmeleri, hak dinin izini kaybederek batıl itikatlara saplanmaları sonradan çeşitli sebeplerle meydana gelen kötü bir durumdur. Böylece beşeriyetin başlangıcının bir vahşet devri olmadığı anlaşılır. Hz. ÂDEM aleyhisselâm'den sonra yeryüzünün çeşitli bölgelerine dağılan insanlar doğru yoldan ayrılmışlardır. Allah, onlara zaman zaman peygamberler göndermiştir. Şu âyet bu hakikati ifade eder:

كَانَ النَّاسُ أُمَّةً وَاحِدَةً فَبَعَثَ اللّهُ النَّبِيِّينَ مُبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ وَأَنزَلَ مَعَهُمُ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِيَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ فِيمَا اخْتَلَفُواْ فِيهِ وَمَا اخْتَلَفَ فِيهِ إِلاَّ الَّذِينَ أُوتُوهُ مِن بَعْدِ مَا جَاءتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ فَهَدَى اللّهُ الَّذِينَ آمَنُواْ لِمَا اخْتَلَفُواْ فِيهِ مِنَ الْحَقِّ بِإِذْنِهِ وَاللّهُ يَهْدِي مَن يَشَاء إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ
Resim---“Kânen nâsu ummeten vâhıdeten fe beasallâhun nebiyyîne mubeşşirîne ve munzirîne, ve enzele meahumu’l- kitâbe bi’l- hakkı li yahkume beynen nâsi fî mâhtelefû fîhi, ve mâhtelefe fîhi illâllezîne ûtûhu min ba’di mâ câethumu’l- beyyinâtu bagyen beynehum, fe hedâllâhullezîne âmenû li mâhtelefû fîhi mine’l -hakkı bi iznihî, vallâhu yehdî men yeşâu ilâ sırâtın mustakîm (mustakîmin).: İnsanlar bir tek ümmetti. Sonra Allah, müjdeleyici ve uyarıcı peygamberler beas etti (gönderdi). Ve onlarla birlikte, insanların aralarında, ayrılığa düştükleri şey hakkında hüküm vermeleri için hak ile kitap indirdi. Kendilerine (apaçık) beyyineler (belgeler) geldikten sonra kendi aralarındaki çekememezlik (ve haset yüzünden) onun hakkında ayrılığa düşenler, kendilerine (kitap) verilenlerden başkası değildir. Bu sebeple âmenû olan (Allah'a ulaşmayı dileyen) o kimselerin, haktan yana ayrılığa düştükleri şeyi (hidayeti) açıklamaları için Allah, Kendi izniyle onları hidayete erdirdi. Ve Allah, dilediği kimseyi Sıratı Mustakîm'e ulaştırır.”
(Bakara 2/213)

Yukarıda gördüğümüz gibi Yüce Allah, ilk insan Hz. ÂDEM aleyhisselâm'i bizzat doğrudan doğruya çeşitli safhalardan geçirerek yaratmıştır. Darwinist olan tekâmülcülerin iddia ettiği gibi, insan maddenin kendiliğinden gelişerek tek hücreli canlı olması ve bunun da gelişerek çeşitli hayvanlar ve maymunlar oluşması ve maymunların da insana dönüşmesi yoluyla meydana gelmemiştir. Uydurma ve yakıştırmadan ibaret olan bu nazariyenin doğruluğuna, deney ve gözlemlerde ve delîl olarak kabul ettikleri materyal fosillerinde, en ufak bir ipucu bile yoktur. Bunun aksini isbat edecek fosil ve deliller pek çoktur. Mendel ve Pastör kanunları gibi.
Tekâmül Nazariyesi bilim ve akıl nazarında muhaldir. Şöyle ki: Madde ve enerjide "emtropi" vardır: Gözlenen bütün tabii sistemlerde düzensizliğe doğru, yani dağılıp saçılmaya doğru bir eğilim vardır. Bu gerçek, hem mikro ve hem de makro seviyelerde olmak üzere geçerlidir. Madde parçacıkları dağılıp saçılır gider. Enerji de akıllı birisi tarafından plânlı ve düzenli olarak kapalı duvarlar arasında ve borular içerisinde kontrol altına alınmazsa dağılır gider. Dışarıdan gelen güneş enerjisi de, bunu alıp kullanacak çok muazzam bir makina sistemi yoksa boşlukta dağılır. Bu bir fizik kanunudur. Aklı başında olan bir âlim bu kanuna karşı gelecek cesareti gösteremez.
Madde âtıldır (eylemsizdir) kendiliğinden bir gücü yoktur (fizikteki atâlet prensibi). Allah'tan başka hiçbir şeyin kendiliğinden hiçbir gücü, düzen ve nizâmı yoktur (ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh). Akıllı ve şuurlu birisi tarafından plânlı düzenli bir makina sistemiyle kontrol edilmeyen enerji de her şeyi dağıtır, yakar ve yıkar. Meselâ nükleer bir santralda kontrol altına alınamayan bir atom enerjisi her şeyi yakar ve yıkar, dağıtır ve boşlukta dağılır gider. Öyle ise basit bir otomobilin bir yapıcı mühendisi olmadan demir yığınları arasından güneş enerjisi veya herhangi bir enerji ile meydana gelmesi imkânsızdır. Deney ve gözlem ve akıl bunu kabul etmez. En basit bir canlının organizmasının (cesedinin) yanında, mükemmel bir otomobil veya en ileri seviyede yapılmış bir elektronik beyin, çocuk oyuncağı gibi kalır. Bir elektronik beyin bozulduğu vakit kendi kendisini tamir edemez, kendi mislini ve benzerini, maddelerini dışarıdan toplayarak yapamaz. Çünkü âtıldır ve şuuru yoktur. Bunlar akıllı birisinin yapacağı hesap ve plân işidir. Akılsız ve cansız madde kendiliğinden bir makina veya bir elektronik beyini yapamayınca, ya bunların yapıcısı olan insanı nasıl yaratabilir? İnsanın yaptığı en mükemmel bir elektronik beyin, insan tarafından tamir edilip kontrol edilmezse, kendisini tekamül ettirmek şöyle dursun madde yığınları arasında dağılıp gider.
Bir eser müessirinden (yaratıcısından) üstün olamaz. Bir eserde yapıcısında bulunmayan vasıflar bulunamaz. Netice sebebinden üstün olamaz. Taş sebep olursa, parçacıkları taşın eseri (neticesi) olur. Maddede can yoktur; insanî ruh ve bunun özellikleri olan şuur ve akıl hiç yoktur: vicdan ve bunun özellikleri olan sevgi, nefret ve üzüntü de yoktur. Bir maddenin, pek çok mükemmel makina sistemi olan bir canlının vücudunu meydana getirmesi ve ona kendisinde hiç bulunmayan canı, hele akıl, irade ve vicdanın kaynağı olan ruhu vermesi ne kadar muhal ve imkânsızdır. Can enerji değildir. Can, canlının duymasını ve gayeli hareket etmesini sağlayan, vücudunu tamir etme, kendisini koruma ve neslini devam ettirme vazifesini üstlenen manevî bir cevherdir.
Bir canlı sisteminin meydana gelebilmesi için mutlaka şu şartlar gereklidir:

1-) Sistemin gelişigüzel değil, enerji ve besinleri dönüştürecek mükemmel mekanizması ve makina sistemi olmalıdır.
2-) Otomobilin çalışması için nasıl petrol lâzımsa, bunun da kullanılabileceği bir enerji kaynağı yani besinler bulunmalıdır. Canlıların besinleri, bitki ve hayvan organizmalarıdır.
3-) Bu enerjinin dönüşüm mekanizmalarını idare edip devam ettirmek ve çoğaltmak için bir kontrolcü bulunmalıdır. Çünkü Termodinamiğin ikinci kanunu olarak ifade edilen ve kâinatta geçerli kanuna göre sistemlerin düzensizliğe doğru tabii bir kaymaları vardır. Otomobilde bu kontrolcü şoför, elektronik beyinde kontrol mühendisidir. Otomobilin şoförü veya elektronik beyinin kontrolcüsü ölmüşse bunlar kendi kendilerine gayeli ve düzenli çalışamazlar. Kendilerinin benzerlerini meydana getiremezler ve kendilerini tamir edemezler. Az bir zaman sonra çürür, dağılır ve saçılıp giderler. Canlıların mekanizma ve makinalarının kontrolcü ve idarecisi candır. Canlının canı çıkmışsa, bunca muazzam zekâsına rağmen insan dahi ona canı veremez.
4-) Canlı bir sistemin mutlaka akıllı ve âlim bir yaratıcısı olmalıdır. O da Allah'tır. Otomobilin yapıcısı akıllı bir insandır. Öyle ise canlıların organizmalarını, o akıllara durgunluk verecek çok muazzam makina sistemlerini, oksijen, hidrojen (yani su), fosfor, kükürt, azot, karbon, kalsiyumdan yaratan ve bunlara canı veren Allah'tır.

.
İnsanla hayvan arasında mahiyet farkı vardır. İnsanlarda akıl, irade ve vicdan vardır. Hayvanlarda bunlar yoktur. Bunların kaynağı da Allah'ın insana verdiği ruhtur. Bu insanî ruh hayvanda yoktur.
Buna göre tekâmül nazariyesi (Darwinizm) muhaldir (imkânsızdır).
Darwinizme inananların, insanın maddeden kendiliğinden tekâmül ederek meydana gelişini "Akılları mı emrediyor, yoksa bunlar azgın kimseler midir?"


أَمْ تَأْمُرُهُمْ أَحْلَامُهُم بِهَذَا أَمْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ
Resim---Em te’muruhum ahlâmuhum bi hâzâ em hum kavmun tâgûn(tâgûne).: Yoksa onların akılları bunu mu emrediyor? Veya onlar azgın bir kavim mi?”
(Tûr 52/32)
(Muhittin BAĞÇECİ, Şamil İslam Ansiklopedisi)

Darwinizm: Darwinizm, İngiliz doğa tarihçisi Charles Darwin`in doğal seçilim yoluyla evrim kuramı.. Darwinizm tartışması genellikle doğal seleksiyonun sağladığı evrim konusunda yoğunlaşmıştır. Darwinizm sözcüğü yaradılışçılar tarafından bilimsel bir yaklaşımdan ziyade bir ideolojiymişcesine kullanılır. Biyolog E.O. Wilson`a göre: "Bilim insanları Darwinizm demez."
Darwinizm, materyalist-sırf akılcı.. Bu, dünyanın sabit olmadığını veya yeni yaratılmadığını veya da sabit bir döngüde olmadığını; ama durmadan değiştiğini ve organizmaların zamanla dönüşüm geçirdiği kuramıdır.. darwinizm denilen şey aslında evrimcilik, evrimin sadece biyolojiye değil daha çeşitli olgulara da uyarlanabileceği teorisidir. sosyal darwinizm, politik açıdan darwinizm vs şeklinde türevleri vardır.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İKRÂ ZEVKLERİm
MesajGönderilme zamanı: 14 Ara 2015, 10:33 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11419
Resim


ÇEKene SOR CeFÂ NEdir?
SıRR-ı SIFIR SeFÂ NEdir?
MuHÂNEte MuhTÂÇ OL da!
DİNLe!. ANLA!. VeFÂ NEdir?.

ESFEL SEFîL İnsÂNoğLu
GÖNLü GAFîL İnsÂNoğLu
EZELinden -> “EMÂNet”e
>ZÂLiM-CÂHiL İnsÂNoğLu!.


ZEVK 7302

Resim Yâ RABBenâ ceLLe ceLâLihu..
AŞKın dOKU!.yAN KALmadı?!. ->SÖKtüLer >AŞKın TEZgÂHın!?
“İKRÂn-OKU!.yAN KALmadı!?. ->DELi DeVRin >DevrÂNgÂHın!?
GÜLün kOKU!.yAN KALmadı!?. ->SıRR-ı SIFIR >SeyrÂNgÂHın?!
AŞKın OKU!.yAN KALmadı!?. ->CeVL-i CÂNda ->CevLÂNgÂHın?!
MEŞKin ŞAKI!..yAN KALmadı!?. ->HÂL-i HUZÛR HAYrÂNgÂHın?!.


14.12.15 10:24
brsbrsmda..tktktrstkkmdHaYrett..



ResimEYy İnsÂNoğlu!.
ELif-LâM-MîM-Tâ-Hâ YÂ-SÎN
RASÛL SESi >RABB SÖZüsün
->MuhaMMedî MüKeRReMsÎN
LÜBBü’L- LÜBB>ÖZün ÖZüsün!.


Resim
ESFEL SEFîL İnsÂNoğLu
GÖNLü GAFîL İnsÂNoğLu.:


ResimAHh şU İnsÂNoğlu!.
GAFîLLiğe MuHtAç giBi
CÂHiLLiğe MecBÛR giBi
DALALet-e Me’MÛR giBi
İHÂNete >MAHKÛM giBi.. ResimYartılmadın!..


لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ
Resim---“Lekad halaknâ’l- insâne fî ahseni takvim (takvîmin).: Andolsun ki Biz, insanı (nefsini), ahseni takvim içinde (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yaparak en güzele ulaşabilecek özellikte) yarattık.”
(Tîn 95/4)

ثُمَّ رَدَدْنَاهُ أَسْفَلَ سَافِلِينَ
Resim---“Summe radednâhu ESFELe SÂFİLîn (sâfilîne).: Sonra onu, ESFELi SÂFİLine (en sefil hale, nefsinin karanlıklarına) iade ettik (çevirdik).”
(Tîn 95/5)

EZELinden -> “EMÂNet”e
>ZÂLiM-CÂHiL İnsÂNoğLu!.:


إِنَّا عَرَضْنَا الْأَمَانَةَ عَلَى السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَنْ يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْإِنْسَانُ ۖ إِنَّهُ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًا
Resim---“İnna aradne’l- EMÂNete ale's- semavati ve’l- erdi ve’l- cibali fe ebeyne ey yahmilneha ve eşfakne minha ve hamelehe’l- insan innehu kane ZaLumen CeHuLa: Şüphesiz biz EMÂNeti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insÂN yüklendi. Çünkü o çok ZâLiMdir, çok CâHiLdir.”
(Ahzâb 33/72)

->MuhaMMedî MüKeRReMsÎN.:


Kaza, Kader, İrade ve Meşiyeti Mutlak olarak Zâtına mahsus olan ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL, "KÛN feyeKÛN" kelimesi ile her Şey’i ki, Kelimeyi var eder, yok eder ki; ŞeÂNuLLAHta, SüNNetuLLAH Üzere her ÂN YENiden YARATıp durmaktadır..

“Kelimesi”nin en MükeMMeLi olan “insÂN” ise zirvede MÜKERREM kılınmış tek varlıktır..:


وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِي آدَمَ وَحَمَلْنَاهُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَرَزَقْنَاهُم مِّنَ الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلَى كَثِيرٍ مِّمَّنْ خَلَقْنَا تَفْضِيلاً
Resim--- ''Ve le kad KERREMNÂ benî âdeme ve hamelnâhum fi'l-berri ve'l-bahri ve razaknâhum mine't-tayyibâti ve faddalnâhum alâ kesîrin mimmen halaknâ tefdîlâ: Andolsun ki, Biz Âdem-oğullarını MÜKERREM kıldık ve onları karada ve denizde (nakil vâsıtalarına) yükledik ve onları leziz, temiz şeylerden merzûk ettik ve onları mahlûkatımızdan birçokları üzerine ziyâdesiyle üstün kıldık.”
(İsrâ 17/70)

AhduLLah-ALLAHınKULu Resim Tevhid Emânetine sadakatla (şartı) ve Ni'metuLLah'a adâletle insÂN kelimesi imkÂNLa imtihÂN için kendisine Lâzım ve Lâyık olanlarla birlikte halk edilmiş ve işlem tamamlanmıştır..
İmtihân İşlemi ki KÛN feyeKÛN Ürünü olan kâinâtta başlamıştır.
SünnetuLLah ki, ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL'in tüm âlemlerdeki tavrı, tarzı ve stili bildirilmiştir.
Hazır ve Nazır olan RABB'ımız ceLLe ceLâLuhu sisteminin her zerresini, hücresini ve sezişlerini hakkıyla dinleyici ve EVVEL, ÂHİR, ZÂHİR, BÂTINını hakikaten tek biLicidir.. ceLLe ceLâLihu…


Resim MMM MuHABBetLerimLe..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İKRÂ ZEVKLERİm
MesajGönderilme zamanı: 28 Ara 2015, 13:56 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11419
Resim

İÇim ÇıLgın!. İÇim DURğun!.
İÇim AVcı!. ->İÇim VURğun!.
>ATıLAN OK -> MENi - MeRMi
İÇim bİR YaY.. >İÇim KURğun!..

ZEVK 6208

->SİZe ->NEyi HabER vERir.. ->KOL-daki!. ->NE ki SaaTLer?!.
zamAN ZaRFın SOY-AN ZÂT >kİM?. ->SÖYLEsin PEki SaaTLer?!.
bEN ->ALıp N E F E S -Lerini.. -> D U Y u Y O R U M ->SESLerini
“S e B B e H a >V A K T i” DEmekte ->hER HüCRem-deki SaaTLer!.


08.08.14 >00:08
brsbrs..tktktrstdtdllmglgnllmm


>ATıLAN OK -> MENi - MeRMi:

وَأَنَّهُ خَلَقَ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْأُنثَى
“Ve ennehu halakaz zevceyniz zekere vel unsâ.: Doğrusu, çiftleri; erkek ve dişiyi, yaratan O'dur.” (Necm 53/45)

Meni: Atılan..:

مِن نُّطْفَةٍ إِذَا تُمْنَى
“Min nutfetin izâ tumnâ.: Bir damla sudan (döl yatağına) meni döküldüğü zaman.” (Necm 53/46)

وَأَنَّ عَلَيْهِ النَّشْأَةَ الْأُخْرَى
Ve enne aleyhin neş’etel uhrâ.: Gerçek şu ki, diğer diriltme (yeniden neş'et) de O'na aittir.” (Necm 53/47)

İster DOĞum İster Ölüm “ATAN”” O ki;


Rame: Atmak
Mermi: Atılan..

فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ وَلَكِنَّ اللّهَ قَتَلَهُمْ وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ وَلَكِنَّ اللّهَ رَمَى وَلِيُبْلِيَ الْمُؤْمِنِينَ مِنْهُ بَلاء حَسَناً إِنَّ اللّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Fe lem taktulûhum ve lâkinnallâhe katelehum, ve mâ rameyte iz RAMEYte ve lâkinnallâhe ramâ, ve li yubliyel mu’minîne minhu belâen hasenâ(hasenen), innallâhe semîun alîm.: Onları siz öldürmediniz, ama onları Allah öldürdü; attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı. Mü'minleri kendinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için (yaptı.) Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir.” (Enfâl 8/17)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İKRÂ ZEVKLERİm
MesajGönderilme zamanı: 06 Oca 2016, 16:18 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11419
Resim

El Kur'ÂN!. El KERîm..


Resim ÇocukLuk AŞKımsın bENim
Resim AHMEDî mEŞKimsin bENim
BİZ BİR-İZ BAĞımız Resim Kur'ÂN
KüLLiYyEN kÖŞKümsün bENim!.

Resim EL EVVeLu Kur'ÂNu'l- KERîm..
Resim ELBâTıNu Kur'ÂNu'l- KERîm..
Resim Ez ZÂHiRu Kur'ÂNu'l- KERîm..
Resim El ÂHiRu Kur'ÂNu'l- KERîm..

Resim

Er RahmÂN >ALLAH NEFeSi
RABb SÖZü >RaSÛLun SESi
AŞKın NÂZ ->NiYÂZ NEŞ’eSi
HAKk-ın HAKk ÂŞıĞı Kur'ÂN!. El KERîm..


*

NÂZ->NiYÂZa NEŞ’e BAĞım
KeŞiŞ DAĞ-da Dert OrtaĞım
İŞim ->AŞım ->ÇiLLe ÇAĞım
HAKk-ın HAKk kÂŞıĞı Kur'ÂN!. El KERîm..


*

ŞÂH DAMARdan RABB NÂZÂRı
>ELESt<-ü->MAHŞeR BÂZÂRı
>“EZEL”-in ->KULLuk MeZÂRı
->“EBED”-in ->EŞiĞi ->Kur'ÂN!. El KERîm..


*


EHL-i BeYT PÎRi -> ÂLİ ŞÂH
RÂZiYyetEN -> ReSûLULLAH
hER NEFeste -> Şe’ÂNuLLAH
KUL>MeZÂR<->BEŞiĞi Kur'ÂN!. El KERîm..


*

KuL İhvÂNim ->SÖZün HASI-n
Kur'ÂN SÖKer >KULLuk PASI-n
dÖRT ÂLEM-in -> MuSTÂFâSI-n
->NÛR-u MîM IŞIĞI -> Kur'ÂN!. El KERîm..


..celle celâlihu
sallallahu aleyhi vesellem…


01.12.15 13:18
brsbrsm..tktktrstkkmdKur'ÂN-ı Kerîm..


Resim

İKİ ANAm ->ReSûL<->Kur'ÂN!.
ÖKSüZ<->YETiMim EM!.eRimm!
->İKİ YAVRUm ->şU ÂN >ŞeÂN!.
“YEDi VAKit EM!.”-in ->DERimm!
ZÂHiR<->BÂtıN hER HÂL-hER ÂN
->SEVer<->SEViLir ->SEVERimm!.
Resim İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!.

Resim SANA ve Resim ÂL-ine Resim EHL-i BeYTine Resim ASHÂBınaResim ÜMMetine,
Resim İLmuLLAHça SONsuz-SıNırsız es SeLÂm OLsun yâ ResûLuLLaH saLLaLLahu aLeyhi veseLLem!.


Resim

Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve
Nebiyyike ve
Rasûlike ve
Nebiyyi'l- Ummiyi ve alâ âlihi, ehl-i beytihi ve's-sahbihi ve uMMetihi...

ALLAHımız celle celâluhu!
BİZe MuhaMMedî Gayret,
PÎRimizden Hâl-i HiMMet,
RASÛLünden ŞiFâ-yı ŞeFâat,
ZÂTından İnâyet-Hidâyet-Selâmet
İZZet-i İhsÂNınla LûTFet-CEM’ et Resim CÂNımızı Resim CÂNÂNıMIza İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!.

Âmine Ya Mûin!. Ve'l-hamdu li'llâhi RABBi'l-âlemîn..


MuhaMMedi MuHABBEtLerimİZLe!....

Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İKRÂ ZEVKLERİm
MesajGönderilme zamanı: 18 Oca 2016, 10:28 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11419
Resim

Bu ÂLeM Çok FiravunLar GÖRdü!.

bir MUSÂ VARsa ÂleMde
YaKıNdadır ->FiravÛNu!.
ZıTLar SAVaşı bU DEMde
HAYyat feyeKÛN OYUNu!.


ZEVK 7413


NEFsin ->İmkÂN ->İmtihÂNın ->TeCELLî TAHTında ->MuSÂ
NİLe SALınan ->SEpette.. ->“BİZ BİR-İZ BAHTı”nda ->MuSÂ

Hem Ejderha Hemi A’sÂ
FiravÛNun >ZıTTı MuSÂ

"MAHŞER"i ->ŞE’ÂN YAŞAdı.. ->"ELESt'-in BAHTı”-nda ->MuSÂ… ..aleyhisselâm…

18.01.16 09:48
brsbrsmd..tktktrstkkdcvlÂNn..


NÛH’un-LÛT’un EŞLeri NÂR
>“GABİRİN” KALdı AD-Ları
MeRYerm İLe ->Âsiye YÂR
MuRadULLAH ->MURADLarı
..aleyhumusselâm..



Resim


MUSÂ ALeyhi's- SeLÂM:

İsrailoğullarına gönderilen peygamberlerimizden. Peygamberlerimiz içinde üstünlükleri olan ve kendilerine “ulü’l- azm” denilen altı peygamberimizin üçüncüsüdür. ALLAHu Zü’l- Celâl ile konuştuğu için, “Kelîmullah” denilmiştir.

Ulü’l-azm Peygamberler, aldıkları ağır görev ve yüklendikleri sorumluluk karşısında herhangi bir yılgınlık göstermeden dini insanlara tebliğ görevini yerine getiren, bütün zorluklara göğüs germede azim ve sebat gösteren Peygamberler demektir. Kur'ÂN-ı Kerîm’de ulü’l-azm Peygamberlerin isminin geçtiği bir âyette Ulü’l-azm Peygamberler; Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Mûsâ ve Hz. Îsâ ile Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemdir.


فَاصْبِرْ كَمَا صَبَرَ أُوْلُوا الْعَزْمِ مِنَ الرُّسُلِ وَلَا تَسْتَعْجِل لَّهُمْ كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَ مَا يُوعَدُونَ لَمْ يَلْبَثُوا إِلَّا سَاعَةً مِّن نَّهَارٍ بَلَاغٌ فَهَلْ يُهْلَكُ إِلَّا الْقَوْمُ الْفَاسِقُونَ
Resim---“Fasbir kemâ sabere ulûl azmi mine’r- rusuli ve lâ testa’cil lehum, ke ennehum yevme yerevne mâ yûadûne lem yelbesû illâ sâaten min nehâr (nehârin), belâg (belâgun), fe hel yuhleku ille’l- kavmu’l- fâsikûn (fâsikûne).: Öyleyse ulûl’azm olan resûller gibi sabret. Ve onlar için acele etme. O gün vaadolundukları şeyi (azabı) gördükleri zaman gündüzün bir saatinden fazla kalmamış gibi olurlar. (Bu) bir tebliğdir. Artık fasıklar topluluğundan başkası helâk edilir mi?”
(Ahkâf 42/35)

وَإِذْ أَخَذْنَا مِنَ النَّبِيِّينَ مِيثَاقَهُمْ وَمِنكَ وَمِن نُّوحٍ وَإِبْرَاهِيمَ وَمُوسَى وَعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ وَأَخَذْنَا مِنْهُم مِّيثَاقًا غَلِيظًا
Resim---“Ve iz ehaznâ minen nebîyyîne mîsâkahum ve minke ve min nûhın ve ibrâhîme ve mûsâ ve îsâbni meryeme ve ehaznâ minhum mîsâkan galîzâ (galîzan).: O zaman ki; Biz, nebîlerden onların misaklerini almıştık. Ve senden ve Hz. Nuh’tan ve Hz. İbrâhîm’den ve Hz. Musa’dan ve Meryemoğlu Hz. İsa’dan ve onlardan ağır bir misak aldık.”
(Ahzâb 33/7)

شَرَعَ لَكُم مِّنَ الدِّينِ مَا وَصَّى بِهِ نُوحًا وَالَّذِي أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ وَمَا وَصَّيْنَا بِهِ إِبْرَاهِيمَ وَمُوسَى وَعِيسَى أَنْ أَقِيمُوا الدِّينَ وَلَا تَتَفَرَّقُوا فِيهِ كَبُرَ عَلَى الْمُشْرِكِينَ مَا تَدْعُوهُمْ إِلَيْهِ اللَّهُ يَجْتَبِي إِلَيْهِ مَن يَشَاء وَيَهْدِي إِلَيْهِ مَن يُنِيبُ
Resim---“Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrakû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyhi, allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb (yunîbu).: (Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır”
(Şûrâ 42/13)

MuSâ Aleyhisselâm,
Benî İsrail’e gelmiştir. Yakub aleyhisselâmın soyundandır. Harun aleyhisselâmın kardeşidir. Babasının ismi İmrân’dır. Annesinin ismi Nüceyb veya Nâciye veya Yuhâbil’dir.

Hazret-i Yusuf’tan sonra, Mısır’da, İsrailoğulları iyice artıp çoğaldı. Bunlar hazret-i Yakub ve hazret-i Yusuf’un bildirdikleri dîne inanıyorlar ve emirlerini yerine getiriyorlardı. Mısır’ın eski yerlisi Kıbtî kavmiyse yıldızlara ve putlara taparlardı ve İsrailoğullarına hakâret gözüyle bakar, başlarında bulunan firavunlar onları esir gibi ağır işlerde kullanırlardı. Onların çoğalmasından endişe ederlerdi. Benî İsrail, Kıbtî kavminin kötü muâmelelerinden ve firavunların ağır tekliflerinden bezmiş, usanmışlardı. Bu bakımdan dedelerinin eski yurtları olan Ken’ân diyârına gitmek isterlerdi. Fakat firavunlar onların Mısır’dan çıkmasına izin vermeyip, eziyetlerini artırırlardı.

Mısır’ın idâresini elinde bulunduran ve firavun denilen krallar, kendilerine mezar olarak dağ gibi piramitler yaptırıyorlar ve bu piramitlerin yapımında binlerce insanı zorla çalıştırıyorlardı. Allahü Teâlâyı inkâr edip, ilâhlık dâvâsında bulunuyorlardı. Bu zamanda falcılık, sihirbâzlık meslek hâline getirilmiş ve ülkenin her tarafında kâhinler, sihirbâzlar türemişti. Bu sırada Mısır halkının başında bulunan Firavun bir gece rüyâsında Kudüs tarafından çıkan bir ateşin Mısır’ın yerli halkı Kıbtîleri yaktığını, İsrailoğullarına ise hiç zarar vermediğini gördü. Bu rüyâyı yorumlayan kâhinler, İsrailoğullarından bir erkek çocuk dünyâya gelecek, senin saltanatını yıkacak ve sen helâk olacaksın, dediler. Bunun üzerine Firavun on iki kabîle hâlinde olan ve her bir kabîlenin başında bir idârecisi bulunan İsrailoğullarının birleşmesinden de iyice endişelendi. İsrailoğullarından doğacak erkek çocukların öldürülmeleri için kânun çıkardı.

Bu hâdise karşısında İsrailoğullarının sıkıntıları iyice arttı. Firavun’un emrine karşı gelenler topluca öldürülmeye başlandı. Bu sırada doğan Musâ aleyhisselâmın annesi onun da öldürülmesinden korkmuş ve çok endişelenmişti. Kur’an-ı kerîm’de onun kalbine meâlen şöyle ilhâm edildiği bildirilmektedir:


وَأَوْحَيْنَا إِلَى أُمِّ مُوسَى أَنْ أَرْضِعِيهِ فَإِذَا خِفْتِ عَلَيْهِ فَأَلْقِيهِ فِي الْيَمِّ وَلَا تَخَافِي وَلَا تَحْزَنِي إِنَّا رَادُّوهُ إِلَيْكِ وَجَاعِلُوهُ مِنَ الْمُرْسَلِينَ
Resim---“Ve evhaynâ ilâ ummi mûsâ en erdıîhi, fe izâ hıfti aleyhi fe elkîhi fî’l- yemmi ve lâ tehâfî ve lâ tahzenî, innâ râddûhu ileyki ve câılûhu mine’l- murselîn (murselîne).: Ve Musâ (A.S)’ın annesine şöyle vahyettik: "Onu emzirmesini ve onun için korktuğu zaman onu nehre (Nil Nehrine) atmasını (bırakmasını). Ve sen korkma, mahzun olma (üzülme). Muhakkak ki Biz, onu sana döndüreceğiz. Ve onu mürselinlerden (resûllerden) kılacağız."
(Kasas 28/7)

Musâ aleyhisselâmın annesi onu bir sandığın içine koyup Nil Nehrine bıraktı. Nehir üzerinde akıp giderken akıntı onu Firavun’un sarayına doğru sürükledi. Firavun’un hanımı Âsiye, sandığı görerek yakalayıp saraya götürdü. Sandığı açıp içinde nûr topu gibi bir çocuk görünce onu cân u gönülden sevip; “Aman bunu öldürmeyiniz. Belki büyür de işimize yarar, yâhut onu oğul ediniriz...” dedi. Onu emzirmek için pekçok süt analar getirtti. Musâ aleyhisselâm hiç birinin memesini almadı ve emmedi.

Annesi, çocuğunun Firavun’un sarayına alındığını ve süt annesi arandığını öğrendi. Süt annesi olabileceğini söylemesi için kızını yâni hazret-i Musâ’nın kardeşini gönderdi. Kardeşi saraya gidip: “Size bu çocuğu emzirecek, onu güzel yetiştirecek bir hanımı haber vereyim mi?” dedi. Bunun üzerine Musâ aleyhisselâmın annesini getirttiler. Musâ aleyhisselâm onun memesini aldı ve bunun üzerine Firavun’un hanımı Âsiye onu süt anneliğine kabûl etti. Böylece kimsenin haberi olmaksızın kendi oğlunu Firavun’un sarayında emzirip büyüttü...

Musâ aleyhisselâm Firavun’un sarayında büyüdükten sonra, sarayı terkedip akrabâsının ve büyük kardeşi Harun’un yanına gitti. Bir gün gördü ki; İsrailoğullarından biriyle bir Kıbtî kavga ediyor. Hazret-i Musâ aralarına girip ayırmak için Kıbtîyi itip hafifçe göğsüne vurdu. Kıbtî yere düşüp öldü. Hazret-i Musâ elinden böyle bir kazâ çıkmasına üzüldü. Firavun’un şerrinden çekinip, Mısır’dan ayrılarak Medyen’e gitti. Orada peygamber olan Şuayb aleyhisselâmla buluşup, on sene Medyen’de kaldı ve Şuayb aleyhisselâmın kızıyla evlendi. Daha sonra Mısır’a gitmek üzere Medyen’den ayrıldı.

Tur Dağına geldiği sırada mekânsız olarak ALLAHu Zü’l- Celâlile konuştu. Kendisine ve kardeşi Harun aleyhisselâma peygamberlik verildi. Elindeki asânın yılan olması mucizesi ve elini koynuna sokup çıkarınca bembeyaz olup, ışık yayması mucizeleri verildi. Sonra da Kur’ân-ı kerîm’de meâlen şöyle vahyedildiği bildirilmektedir:


اسْلُكْ يَدَكَ فِي جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَاء مِنْ غَيْرِ سُوءٍ وَاضْمُمْ إِلَيْكَ جَنَاحَكَ مِنَ الرَّهْبِ فَذَانِكَ بُرْهَانَانِ مِن رَّبِّكَ إِلَى فِرْعَوْنَ وَمَلَئِهِ إِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِقِينَ
Resim---“Usluk yedeke fî ceybike tahruc beydâe min gayri sû (sûin), vadmum ileyke cenâhake miner rahbi fe zânike burhânâni min rabbike ilâ fir’avne ve melâihî, innehum kânû kavmen fâsikîn (fâsikîne).: Elini koynuna sok, onu kusursuz beyaz olarak çıkar. Korkudan (emin ol), kanatlarını (kollarını) kendine çek. Bu ikisi, senin Rabbinden, firavuna ve onun (kavminin) ileri gelenlerine iki burhandır (delildir). Muhakkak ki onlar, fasık bir kavimdir.”
(Kasas 28/32)

قَالَ رَبِّ إِنِّي قَتَلْتُ مِنْهُمْ نَفْسًا فَأَخَافُ أَن يَقْتُلُونِ
Resim---“Kâle rabbi innî kateltu minhum nefsen fe ehâfu en yaktulûni.: (Musâ A.S): "Rabbim, ben gerçekten onlardan birisini öldürdüm. Bu sebeple beni öldürmelerinden korkuyorum." dedi.”
(Kasas 28/33)

Hazret-i Musâ Mısır’a varıp, kardeşi Harun aleyhisselâm ile görüşüp, durumu anlattı. Firavun’a gidip onu dîne dâvet ettiler. İsrailoğullarını serbest bırakmasını istediler. Firavun ilâhlık dâvâsında bulunarak kabûl etmedi. Bunun üzerine Musâ aleyhisselâm elindeki asâsını yere bıraktı. Kocaman bir ejderhâ olup, hareket etmeye başladı. Elini koynuna sokup çıkardı, eli bembeyaz göründü. Bu mucize karşısında şaşırıp kalan Firavun, durumu vezirlerine anlatınca, o sihirbâzdır dediler. Hazret-i Musâ; “Size gelen gerçeğe dil mi uzatıyorsunuz. Bu, sihir değildir. Bu, her şeyin yaratıcısı olan Allahü Teâlânın verdiği bir mucizesidir.” diyerek onları îmâna çağırdı. Firavun ve adamları hazret-i Musâ’nın sözlerini dinlemediler. Gösterdiği mucizelere inanmayıp, sihirdir diye ısrâr ettiler. Firavun; “Ey Musâ! Sihirbâzlığın ile bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin? Biz de sana sihir göstereceğiz. Bir vakit ve yer tâyin et.” diyerek ülkesindeki bütün sihirbâzları topladı.

Musâ aleyhisselâm Allahü Teâlâya dua ederek, sihirbazlarla karşılaşmayı kabûl etti. Mısır halkı önünde sihirbazlarla karşı karşıya geldiler. Sihirbazlar ellerindeki ip ve sopaları yere attılar, göz bağcılık ile bir takım yılanlar geziyor gibi gösterdiler. Bu sırada Musâ aleyhisselâm elindeki asâsını yere bırakıverdi. Mucize olarak dehşetli ve çevik bir ejderhâ olup, sihirbazların yere attıkları ve yılan gibi gösterdikleri şeyleri yuttu. Bunu gören sihirbazlar; “Bu mutlaka insan gücünün dışında bir mucizedir.” dediler ve hazret-i Musâ’ya îmân ettiler. Bu hâdise karşısında Firavun iyice azgınlaşıp, baskı ve zulmünü arttırdı. Musâ aleyhisselâma inananları şehit ettirdi. Hazret-i Musâ’ya îmân etmiş olan kendi hanımı Âsiye’yi de şehit etti.


İsrailoğullarına gönderilen peygamberlerimizden. Peygamberlerimiz içinde üstünlükleri olan ve kendilerine “ulü’l- azm” denilen altı peygamberimizin üçüncüsüdür. ALLAHu Zü’l- Celâl ile konuştuğu için, “Kelîmullah” denilmiştir.

Ulü’l-azm Peygamberler, aldıkları ağır görev ve yüklendikleri sorumluluk karşısında herhangi bir yılgınlık göstermeden dini insanlara tebliğ görevini yerine getiren, bütün zorluklara göğüs germede azim ve sebat gösteren Peygamberler demektir. Kur'ÂN-ı Kerîm’de ulü’l-azm Peygamberlerin isminin geçtiği bir âyette Ulü’l-azm Peygamberler; Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Mûsâ ve Hz. Îsâ ile Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemdir.


فَاصْبِرْ كَمَا صَبَرَ أُوْلُوا الْعَزْمِ مِنَ الرُّسُلِ وَلَا تَسْتَعْجِل لَّهُمْ كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَ مَا يُوعَدُونَ لَمْ يَلْبَثُوا إِلَّا سَاعَةً مِّن نَّهَارٍ بَلَاغٌ فَهَلْ يُهْلَكُ إِلَّا الْقَوْمُ الْفَاسِقُونَ
Resim---“Fasbir kemâ sabere ulûl azmi mine’r- rusuli ve lâ testa’cil lehum, ke ennehum yevme yerevne mâ yûadûne lem yelbesû illâ sâaten min nehâr (nehârin), belâg (belâgun), fe hel yuhleku ille’l- kavmu’l- fâsikûn (fâsikûne).: Öyleyse ulûl’azm olan resûller gibi sabret. Ve onlar için acele etme. O gün vaadolundukları şeyi (azabı) gördükleri zaman gündüzün bir saatinden fazla kalmamış gibi olurlar. (Bu) bir tebliğdir. Artık fasıklar topluluğundan başkası helâk edilir mi?”
(Ahkâf 42/35)

وَإِذْ أَخَذْنَا مِنَ النَّبِيِّينَ مِيثَاقَهُمْ وَمِنكَ وَمِن نُّوحٍ وَإِبْرَاهِيمَ وَمُوسَى وَعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ وَأَخَذْنَا مِنْهُم مِّيثَاقًا غَلِيظًا
Resim---“Ve iz ehaznâ minen nebîyyîne mîsâkahum ve minke ve min nûhın ve ibrâhîme ve mûsâ ve îsâbni meryeme ve ehaznâ minhum mîsâkan galîzâ (galîzan).: O zaman ki; Biz, nebîlerden onların misaklerini almıştık. Ve senden ve Hz. Nuh’tan ve Hz. İbrâhîm’den ve Hz. Musa’dan ve Meryemoğlu Hz. İsa’dan ve onlardan ağır bir misak aldık.”
(Ahzâb 33/7)

شَرَعَ لَكُم مِّنَ الدِّينِ مَا وَصَّى بِهِ نُوحًا وَالَّذِي أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ وَمَا وَصَّيْنَا بِهِ إِبْرَاهِيمَ وَمُوسَى وَعِيسَى أَنْ أَقِيمُوا الدِّينَ وَلَا تَتَفَرَّقُوا فِيهِ كَبُرَ عَلَى الْمُشْرِكِينَ مَا تَدْعُوهُمْ إِلَيْهِ اللَّهُ يَجْتَبِي إِلَيْهِ مَن يَشَاء وَيَهْدِي إِلَيْهِ مَن يُنِيبُ
Resim---“Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrakû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyhi, allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb (yunîbu).: (Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır”
(Şûrâ 42/13)

MuSâ Aleyhisselâm,
Benî İsrail’e gelmiştir. Yakub aleyhisselâmın soyundandır. Harun aleyhisselâmın kardeşidir. Babasının ismi İmrân’dır. Annesinin ismi Nüceyb veya Nâciye veya Yuhâbil’dir.

Hazret-i Yusuf’tan sonra, Mısır’da, İsrailoğulları iyice artıp çoğaldı. Bunlar hazret-i Yakub ve hazret-i Yusuf’un bildirdikleri dîne inanıyorlar ve emirlerini yerine getiriyorlardı. Mısır’ın eski yerlisi Kıbtî kavmiyse yıldızlara ve putlara taparlardı ve İsrailoğullarına hakâret gözüyle bakar, başlarında bulunan firavunlar onları esir gibi ağır işlerde kullanırlardı. Onların çoğalmasından endişe ederlerdi. Benî İsrail, Kıbtî kavminin kötü muâmelelerinden ve firavunların ağır tekliflerinden bezmiş, usanmışlardı. Bu bakımdan dedelerinin eski yurtları olan Ken’ân diyârına gitmek isterlerdi. Fakat firavunlar onların Mısır’dan çıkmasına izin vermeyip, eziyetlerini artırırlardı.

Mısır’ın idâresini elinde bulunduran ve firavun denilen krallar, kendilerine mezar olarak dağ gibi piramitler yaptırıyorlar ve bu piramitlerin yapımında binlerce insanı zorla çalıştırıyorlardı. Allahü Teâlâyı inkâr edip, ilâhlık dâvâsında bulunuyorlardı. Bu zamanda falcılık, sihirbâzlık meslek hâline getirilmiş ve ülkenin her tarafında kâhinler, sihirbâzlar türemişti. Bu sırada Mısır halkının başında bulunan Firavun bir gece rüyâsında Kudüs tarafından çıkan bir ateşin Mısır’ın yerli halkı Kıbtîleri yaktığını, İsrailoğullarına ise hiç zarar vermediğini gördü. Bu rüyâyı yorumlayan kâhinler, İsrailoğullarından bir erkek çocuk dünyâya gelecek, senin saltanatını yıkacak ve sen helâk olacaksın, dediler. Bunun üzerine Firavun on iki kabîle hâlinde olan ve her bir kabîlenin başında bir idârecisi bulunan İsrailoğullarının birleşmesinden de iyice endişelendi. İsrailoğullarından doğacak erkek çocukların öldürülmeleri için kânun çıkardı.

Bu hâdise karşısında İsrailoğullarının sıkıntıları iyice arttı. Firavun’un emrine karşı gelenler topluca öldürülmeye başlandı. Bu sırada doğan Musâ aleyhisselâmın annesi onun da öldürülmesinden korkmuş ve çok endişelenmişti. Kur’ân-ı kerîm’de onun kalbine meâlen şöyle ilhâm edildiği bildirilmektedir:


وَأَوْحَيْنَا إِلَى أُمِّ مُوسَى أَنْ أَرْضِعِيهِ فَإِذَا خِفْتِ عَلَيْهِ فَأَلْقِيهِ فِي الْيَمِّ وَلَا تَخَافِي وَلَا تَحْزَنِي إِنَّا رَادُّوهُ إِلَيْكِ وَجَاعِلُوهُ مِنَ الْمُرْسَلِينَ
Resim---“Ve evhaynâ ilâ ummi mûsâ en erdıîhi, fe izâ hıfti aleyhi fe elkîhi fî’l- yemmi ve lâ tehâfî ve lâ tahzenî, innâ râddûhu ileyki ve câılûhu mine’l- murselîn (murselîne).: Ve Musâ (A.S)’ın annesine şöyle vahyettik: "Onu emzirmesini ve onun için korktuğu zaman onu nehre (Nil Nehrine) atmasını (bırakmasını). Ve sen korkma, mahzun olma (üzülme). Muhakkak ki Biz, onu sana döndüreceğiz. Ve onu mürselinlerden (resûllerden) kılacağız."
(Kasas 28/7)

Musâ aleyhisselâmın annesi onu bir sandığın içine koyup Nil Nehrine bıraktı. Nehir üzerinde akıp giderken akıntı onu Firavun’un sarayına doğru sürükledi. Firavun’un hanımı Âsiye, sandığı görerek yakalayıp saraya götürdü. Sandığı açıp içinde nûr topu gibi bir çocuk görünce onu cân u gönülden sevip; “Aman bunu öldürmeyiniz. Belki büyür de işimize yarar, yâhut onu oğul ediniriz...” dedi. Onu emzirmek için pek çok süt analar getirtti. Musâ aleyhisselâm hiç birinin memesini almadı.

Annesi, çocuğunun Firavun’un sarayına alındığını ve süt annesi arandığını öğrendi. Süt annesi olabileceğini söylemesi için kızını yâni hazret-i Musâ’nın kardeşini gönderdi. Kardeşi saraya gidip: “Size bu çocuğu emzirecek, onu güzel yetiştirecek bir hanımı haber vereyim mi?” dedi. Bunun üzerine Musâ aleyhisselâmın annesini getirttiler. Musâ aleyhisselâm onun memesini aldı ve bunun üzerine Firavun’un hanımı Âsiye onu süt anneliğine kabûl etti. Böylece kimsenin haberi olmaksızın kendi oğlunu Firavun’un sarayında emzirip büyüttü...

Musâ aleyhisselâm Firavun’un sarayında büyüdükten sonra, sarayı terkedip akrabâsının ve büyük kardeşi Harun’un yanına gitti. Bir gün gördü ki; İsrailoğullarından biriyle bir Kıbtî kavga ediyor. Hazret-i Musâ aralarına girip ayırmak için Kıbtîyi itip hafifçe göğsüne vurdu. Kıbtî yere düşüp öldü. Hazret-i Musâ elinden böyle bir kazâ çıkmasına üzüldü. Firavun’un şerrinden çekinip, Mısır’dan ayrılarak Medyen’e gitti. Orada peygamber olan Şuayb aleyhisselâmla buluşup, on sene Medyen’de kaldı ve Şuayb aleyhisselâmın kızıyla evlendi. Daha sonra Mısır’a gitmek üzere Medyen’den ayrıldı.

Tur Dağına geldiği sırada mekânsız olarak ALLAHu Zü’l- Celâlile konuştu. Kendisine ve kardeşi Harun aleyhisselâma peygamberlik verildi. Elindeki asânın yılan olması mucizesi ve elini koynuna sokup çıkarınca bembeyaz olup, ışık yayması mucizeleri verildi. Sonra da Kur’ân-ı kerîm’de meâlen şöyle vahyedildiği bildirilmektedir:

اسْلُكْ يَدَكَ فِي جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَاء مِنْ غَيْرِ سُوءٍ وَاضْمُمْ إِلَيْكَ جَنَاحَكَ مِنَ الرَّهْبِ فَذَانِكَ بُرْهَانَانِ مِن رَّبِّكَ إِلَى فِرْعَوْنَ وَمَلَئِهِ إِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِقِينَ
Resim---“Usluk yedeke fî ceybike tahruc beydâe min gayri sû (sûin), vadmum ileyke cenâhake miner rahbi fe zânike burhânâni min rabbike ilâ fir’avne ve melâihî, innehum kânû kavmen fâsikîn (fâsikîne).: Elini koynuna sok, onu kusursuz beyaz olarak çıkar. Korkudan (emin ol), kanatlarını (kollarını) kendine çek. Bu ikisi, senin Rabbinden, firavuna ve onun (kavminin) ileri gelenlerine iki burhandır (delildir). Muhakkak ki onlar, fasık bir kavimdir.”
(Kasas 28/32)

قَالَ رَبِّ إِنِّي قَتَلْتُ مِنْهُمْ نَفْسًا فَأَخَافُ أَن يَقْتُلُونِ
Resim---“Kâle rabbi innî kateltu minhum nefsen fe ehâfu en yaktulûni.: (Musâ A.S): "Rabbim, ben gerçekten onlardan birisini öldürdüm. Bu sebeple beni öldürmelerinden korkuyorum." dedi.”
(Kasas 28/33)

Hazret-i Musâ Mısır’a varıp, kardeşi Harun aleyhisselâm ile görüşüp, durumu anlattı. Firavun’a gidip onu dîne dâvet ettiler. İsrailoğullarını serbest bırakmasını istediler. Firavun ilâhlık dâvâsında bulunarak kabûl etmedi. Bunun üzerine Musâ aleyhisselâm elindeki asâsını yere bıraktı. Kocaman bir ejderhâ olup, hareket etmeye başladı. Elini koynuna sokup çıkardı, eli bembeyaz göründü. Bu mucize karşısında şaşırıp kalan Firavun, durumu vezirlerine anlatınca, o sihirbâzdır dediler. Hazret-i Musâ; “Size gelen gerçeğe dil mi uzatıyorsunuz. Bu, sihir değildir. Bu, her şeyin yaratıcısı olan Allahü Teâlânın verdiği bir mucizesidir.” diyerek onları îmâna çağırdı. Firavun ve adamları hazret-i Musâ’nın sözlerini dinlemediler. Gösterdiği mucizelere inanmayıp, sihirdir diye ısrâr ettiler. Firavun; “Ey Musâ! Sihirbâzlığın ile bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin? Biz de sana sihir göstereceğiz. Bir vakit ve yer tâyin et.” diyerek ülkesindeki bütün sihirbâzları topladı.

Musâ aleyhisselâm Allahü Teâlâya dua ederek, sihirbazlarla karşılaşmayı kabûl etti. Mısır halkı önünde sihirbazlarla karşı karşıya geldiler. Sihirbazlar ellerindeki ip ve sopaları yere attılar, göz bağcılık ile bir takım yılanlar geziyor gibi gösterdiler. Bu sırada Musâ aleyhisselâm elindeki asâsını yere bırakıverdi. Mucize olarak dehşetli ve çevik bir ejderhâ olup, sihirbazların yere attıkları ve yılan gibi gösterdikleri şeyleri yuttu. Bunu gören sihirbazlar; “Bu mutlaka insan gücünün dışında bir mucizedir.” dediler ve hazret-i Musâ’ya îmân ettiler. Bu hâdise karşısında Firavun iyice azgınlaşıp, baskı ve zulmünü arttırdı. Musâ aleyhisselâma inananları şehid ettirdi. Hazret-i Musâ’ya îmân etmiş olan kendi hanımı Âsiye’yi de şehid etti.

Firavun ve kavmi küfürde ve imansızlıkta ısrâr edince, ALLAHu Zü’l- Celâl onlara çeşitli belâlar verdi. Önce şiddetli bir kuraklık oldu ve çetin bir kıtlığa tutuldular. Sonra su baskını, çekirge, haşarât ve kurbağa istilâsına uğradılar. Başlarına belâ geldikçe hazret-i Musâ’ya gidip belânın kaldırılmasını ve îmân edeceklerini söylediler. Fakat belâ kalkınca azgınlıklarına devâm ederek îmân etmediler. Tekrar belâlar başlarına geldi. Buna rağmen îmân etmediler. Firavun ve kavmine gönderilen bu belâlar Kur’ân-ı kerîm’in A’raf sûresinde bildirilmektedir.

Firavun ve kavmi, Musâ aleyhisselâmın gösterdiği mucizeler karşısında İsrailoğullarının Mısır’dan gitmelerine izin verdi. Musâ aleyhisselâm bir vakit tâyin ederek bir gece vakti bütün İsrailoğullarını toplayıp Mısır’dan çıktı. Bunun üzerine Firavun izin verdiğine pişmân oldu. Derhâl askerini toplayıp, peşlerine düştü ve sabaha doğru onlara Kızıldeniz kenarında yetişti. Önlerinde denizi arkalarında düşmanı gören İsrailoğulları endişeye kapıldılar. Bu sırada Allahü Teâlâ Musâ aleyhisselâma meâlen;
“Asân ile denize vur.” diye vahyetti.

فَأَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنِ اضْرِب بِّعَصَاكَ الْبَحْرَ فَانفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظِيمِ
Resim---“Fe evhaynâ ilâ mûsâ enıdrib bi asâke’l- bahra, fenfeleka fe kâne kullu firkın ket tavdi’l- azîm (azîmi).: O zaman Musâ (A.S)’a: “Asanı denize vur.” diye vahyettik. Hemen deniz infilâk etti (patlayarak yarıldı ve ikiye ayrıldı). Böylece her parça büyük ve yüksek dağ gibi oldu.”
(Şuarâ 26/ 63)

Hazret-i Musâ bu emir üzerine asâsını denize vurdu. Deniz hemen ikiye ayrıldı her bir tarafı yüksek bir dağ gibiydi. Önlerine çok geniş ve kupkuru on iki tâne yol açıldı. On iki sülâle olan İsrailoğulları bu yollardan yürüyüp karşıya geçtiler. Firavun, askerleriyle birlikte peşlerine düşüp denizde açılan yola dalınca, açılan yol kapanıp sular kavuştu. Firavun, askerleriyle birlikte boğuldu.

Firavun boğulmak üzere iken “inandım” demişse de onun ye’se kapılarak söylediği bu sözü kabul olunmadı. Bu hususta Kur’ân-ı kerîm’de meâlen şöyle buyrulmaktadır:


وَجَاوَزْنَا بِبَنِي إِسْرَائِيلَ الْبَحْرَ فَأَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ وَجُنُودُهُ بَغْيًا وَعَدْوًا حَتَّى إِذَا أَدْرَكَهُ الْغَرَقُ قَالَ آمَنتُ أَنَّهُ لا إِلِهَ إِلاَّ الَّذِي آمَنَتْ بِهِ بَنُو إِسْرَائِيلَ وَأَنَاْ مِنَ الْمُسْلِمِينَ
Resim---“Ve câveznâ bi benî isrâîlel bahre fe etbeahum fir’avnu ve cunûduhu bagyen ve advâ (adven), hattâ izâ edrakehu’l- garaku kâle âmentu ennehu lâ ilâhe illâllezî âmenet bihî benû isrâîle ve ene mine’l- muslimîn (muslimîne).: Biz, İsrailoğullarını denizden geçirdik. Böylece firavun ve onun ordusu, azgınlıkla (zulümle), düşmanlıkla onları takip etti. (Sular), onu boğacak düzeye erişince, (firavun) o zaman: “İsrailoğullarının kendisine (O’na) inandığı ilâhtan başka (ilâh) olmadığına ben de îmân ettim. Ve ben (de), müslümanlardanım (teslim olanlardanım, İslâm’a girenlerdenim).” dedi.”
(Yunus 10/90)

Ancak ALLAHu Zü’l- CelâlFiravun’un îmânını kabul etmedi ve ona Cebrâil aleyhisselâm vâsıtasıyla şöyle hitap buyurdu:

آلآنَ وَقَدْ عَصَيْتَ قَبْلُ وَكُنتَ مِنَ الْمُفْسِدِينَ
Resim---“Âl’âne ve kad asayte kablu ve kunte mine’l- mufsidîn (mufsidîne).: Şimdi (mi) (teslim oldun, öyle mi?) Ve sen, daha önce asi olmuştun. Ve sen, fesat çıkaranlardan idin.”
(Yunus 10/91)

فَالْيَوْمَ نُنَجِّيكَ بِبَدَنِكَ لِتَكُونَ لِمَنْ خَلْفَكَ آيَةً وَإِنَّ كَثِيرًا مِّنَ النَّاسِ عَنْ آيَاتِنَا لَغَافِلُونَ
Resim---“Fe’l- yevme nuneccîke bi bedenike li tekûne limen halfeke âyeten, ve inne kesîren minen nâsi an âyâtinâ le gâfilûn (gâfilûne).: Böylece senden sonraki nesillere, bir delil (ibret) olman için, bugün seni bedeninle kurtaracağız. Ve insanların çoğu, elbette âyetlerimizden gâfillerdir.”
(Yunus 10/92)

Tefsîr âlimlerinden Zemahşerî bu âyeti şöyle tefsir etmiştir:
“... Seni deniz kenarında bir köşeye atacağız... Cesedini tam, noksansız ve bozulmamış hâlde çıplak ve elbisesiz olarak, senden asırlar sonra geleceklere bir ibret olmak üzere koruyacağız.”

Resim

Firavun’un cesedi bir İngiliz araştırma ekibi tarafından Kızıldeniz kenârında kumlar arasında bulunarak İngiltere’ye götürülmüştür. Hâdisenin olduğu zamandan bugüne kadar üç bin yıl geçmiş olmasına rağmen, Firavun’un vücudu bozulmamış, etleri dökülmemiş, tüyleri kaybolmamış hâliyle secde eder vaziyette Londra’daki meşhur British Museum’da sergilenmektedir.

Musâ aleyhisselâm Kızıldeniz’i geçtikten sonra, İsrailoğullarını Ken’an diyârına doğru götürdü. Yolda putperest bir kavmin yurduna uğradılar. Bu kavim öküz sûretinde yapılmış bir puta tapıyorlardı. Onların bu hâlini gören İsrailoğulları onlara meyl ettiler. Hazret-i Musâ’ya; “Yâ Musâ! Onların tanrıları gibi bize de bir tanrı yap.” dediler. Hazret-i Musâ onlara; “Siz câhil bir kavimsiniz. ALLAHu Zü’l- Celâlsize nîmet ve kurtuluş verdi. Allahü Teâlâya îmân ediniz, şirkten ve putlardan kaçınınız...” diye nasîhat etti.

Allahü Teâlâ Musâ aleyhisselâma bir kitap indireceğini vâdetmişti. Tûr Dağına çıkması bildirildi. Musâ aleyhisselâm, kardeşi Harun’u (aleyhisselâm) yerine vekil bırakıp, kendisi Tûr Dağına gitti. Kırk gün Tûr Dağında kalıp, ibâdet etti. Vâsıtasız olarak Allahü Teâlânın kelâmını işitti. Bu sırada Tevrat kitâbı nâzil oldu.

Musâ aleyhisselâm Tûr’da iken, Sâmirî adında bir münâfık İsrailoğullarının ellerindeki altınları topladı. Eriterek bir buzağı heykeli yapıp işte sizin ilâhınız budur diyerek İsrailoğullarını aldatınca, buzağıya tapmaya başladılar. Harun aleyhisselâm her ne kadar nasîhat ettiyse de dinlemeyip, ona karşı çıktılar.

Musâ aleyhisselâm Tûr’dan dönünce, bu hâle çok gadaplanıp Sâmirî’yi reddetti ve yaptığı buzağı heykelini yakıp denize attı. Sâmirî de insanlardan ayrı ve uzak, vahşî bir şekilde, başkaları ona yaklaşamadığı gibi, o da başkalarına yaklaşamaz hâlde yaşadı. Bu hâlde bulunan Sâmirî sahrâda perişan bir hâlde helâk oldu. Harun aleyhisselâma bu durumu sorunca; “Nasîhat ettim dinlemediler. Az kaldı beni öldüreceklerdi.” dedi. Böylece hazret-i Musâ’nın gadabı geçti. Onlara, kendisine Tevrat’ın indirildiğini bildirdi. İsrailoğulları da Tevrat’ta bildirilen hükümlerle amel etmeye başladılar. Putlara tapmaktan vazgeçtiler. Şirkten kurtulup, Allahü Teâlâya îmân ve ibâdet ettiler.

İsrailoğulları Tih Sahrasında kaldıkları sırada Musâ aleyhisselâmın bildirdiklerine uymayıp yine taşkınlık gösterdiler. Musâ aleyhisselâmdan çeşitli isteklerde bulundular. Allahü Teâlâ Musâ aleyhisselâmın duası üzerine, Tîh Sahrasında susuz kalan İsrailoğullarına su ihsân etti. Allahü Teâlânın emriyle Musâ aleyhisselâm asâsını yere vurup, on iki tâne pınar fışkırıp İsrailoğulları içtiler. Allahü Teâlâ onlara “selva” denilen bıldırcın eti ve “men” denilen kudret helvası ihsân etti. Nihâyet; “Biz bunları yemekten usandık, bakla, soğan gibi hubûbat ve sebze isteriz” dediler.

Bu nîmetlere karşı nankörlük yapan İsrailoğulları, Musâ aleyhisselâmın Ken’an diyârında bulunan Cebbâr (zâlim) kavimlerle harp etmeleri isteğini de kabul etmediler. Musâ aleyhisselâma; “Sen ve Rabbin cebbârlara karşı gidip savaş edin.” dediler. Musâ aleyhisselâmın akrabâlarından olan Karun, Musâ aleyhisselâma karşı iftirâda bulunduğu için malları ve servetiyle yerin dibine battı. İsrailoğulları böyle taşkınlıklar gösterdikleri için ALLAHu Zü’l- Celâl onları kırk sene müddetle Tîh Sahrâsında kalmakla cezâlandırdı. Kırk sene müddetle Tîh Sahrâsında şaşkın ve perişan bir hâlde dolaşan İsrailoğulları, perişan hâlde telef oldular.

Nihâyet aradan epey bir zaman geçip İsrailoğullarının çocukları itâatkâr ve savaşacak bir tarzda yetiştiler. Bu sırada Harun aleyhisselâm da vefat etti.

Musâ aleyhisselâm, İsrailoğullarını alıp, Lut Gölünün güney tarafına getirdi. Buradan da hareket ederek Üç bin Unk adında zâlim bir kralın ordusu ile savaş yapıp gâlip geldiler. Böylece Şeria Nehrinin doğusuna sâhip oldular. Eriha şehrinin karşısındaki dağa çıktılar. Buradan Ken’an diyârı gözüküyordu. Bu sırada yüz yirmi yaşında bulunan Musâ aleyhisselâm vefat etti.

Musâ aleyhisselâmın nerede vefat ettiği ve kabrinin nerede olduğu husûsunda muhtelif rivâyetler vardır. Kudüs civârında veya Nebû Dağında olduğu bu rivâyetlerdendir. Hazret-i Musâ’nın şerîati (bildirdiği dîni) hazret-i İsa’nın gönderilmesine kadar devâm etti. İkisi arasında gelen peygamberler hep Musâ aleyhisselâmın şerîatı ile amel etmekle mükellef oldular. İsrailoğulları daha sonra Tevrat’ı değiştirip hak dinden uzaklaşıp yetmiş bir fırkaya ayrıldılar. Bunlara Yahudiler denilmiştir.

Musâ aleyhisselâmın mucizeleri:

1-) Asâsının ejderhâ (büyük yılan) olması.
2-) Yed-i Beydâ: Sağ elini koynuna sokup çıkarınca, güneş gibi parlaması. Bu nûru gören düşmanları kaçışırlardı.
3-) Kavmiyle Kızıldeniz’in kenarına gelince asâsını vurup denizde yol açması.
4-) Tîh Sahrâsında kavminin susuz kalıp, su istemeleri üzerine asâsını bir taşa vurup Benî İsrail’in kabîleleri adedince, on iki pınar akıtması.
5-) Firavun ve Kıbtî kavmi İsrailoğullarına zulüm ettiği ve Musâ aleyhisselâma inanmayıp isyân ettiklerinde, Allahü Teâlâ hazret-i Musâ’ya tûfân mucizesini vermiştir. Çok şiddetli yağmur yağdı. Öyle bir karanlık ve fırtına oldu ki, kimse evinden dışarı çıkamadı. Ayın ve güneşin ışığı görünmez oldu. Kıbtîlerin evlerini su bastı. Ayakta durur oldular. Su boğazlarına kadar yükseldi. İsrailoğullarının evlerine ise bir damla su girmedi. Firavun ve Kıbtî kavmi, bu belânın kaldırılmasını ve îmân edeceklerini söylediler. Kaldırıldı fakat yine îmân etmediler ve başka belâlara düçar oldular.
6-) Kıbtî kavminin ekinlerini, meyvelerini ve giydikleri elbiselerini, evlerinin tavanlarını yiyen çekirge sürülerinin istilâsına uğramaları mucizesi. Bu çekirgeler İsrailoğullarına hiç dokunmayıp, Firavun’un kavmi Kıbtîlere Musâllat olmuştur.
7-) Kumnel yâni bit ve ekin böceği denen haşeratın Musâ aleyhisselâmın mucizesi olarak Kıbtî kavmine musâllat olması.
8-.) Kurbağa mucizesi. Kıbtî kavmi her belâya tutuldukça, belâ kaldırıldığında îmân edeceklerini söylemelerine rağmen, sözlerinden vazgeçmeleri üzerine üst üstüne belâya tutuldular. Kurbağaların istilâsına uğramaları da bu şiddetli belâlardan biridir. Kurbağalar, yiyeceklerine, içeceklerine düşer, kalırdı. Bir söz söylemek isteseler ağızlarını açarken birkaç küçük kurbağa ağızlarından mîdelerine girerdi. Geceleri üzerlerinde toplanan kurbağaların seslerinden uyuyamazlardı. Firavun, bu belâ kaldırıldığı taktirde, îmân edeceğini söylemesine rağmen, belâ kalkınca yine îmân etmedi.
9-) Kan belâsı. Mısır’da bulunan bütün sular, Kıbtîlerin kaplarına doldurulurken kan hâlini alırdı. Böylece susuzluktan çâresiz kalmışlardı. İsrailoğullarına ise böyle bir şey olmazdı.
10-) İsrailoğullarından biri öldürüldüğü vakit kimin öldürdüğü bilinemeyince, Musâ aleyhisselâmın duası ile dirilip, kendisini öldüreni haber vermiştir.
11-) Musâ aleyhisselâm kavmiyle Tîh Çölüne geldiği zaman, kavminin yiyeceği kalmadığı için, Musâ aleyhisselâma gelerek çoluk-çocuğumuzla açlığa dayanamıyoruz, dediklerinde Musâ aleyhisselâm Allahü Teâlâya dua etti. Kudret helvâsı ve bıldırcın kebabı indi. Her ne zaman isteseler önlerinde hazır olurdu.
12-) Hazret-i Musâ’nın duası ile kuraklıktan kavrulup kuruyan ekinler, otlaklar ve meyveler eski hâlini almıştır.
13-) Hazret-i Musâ Tîh Sahrâsında bulunan İsrailoğullarının durumunu merak edince bir kurt gelip onların hâllerini haber vermiştir.
14-) Hazret-i Musâ’nın duasıyla sarı dikenler altın olmuştur. Malı ve zenginliğiyle gururlanıp isyân etmesinden dolayı malı ve mülkü ile birlikte yere batırılan Kârun, bu mucize karşısında âciz kalıp, hased ederdi.
15-) Yolculukta hazret-i Musâ’ya uzun mesâfeler kısalır, kısa zamanda çok uzak mesâfeleri katederdi.

Kur’ân-ı kerîm’de Musâ aleyhisselâmdan 136 yerde bahsedilmektedir. Hakkında çok hadîs-i şerîf vardır. Yine Kur’ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîflerde Hızır aleyhisselâm ile yaptıkları seyâhat bildirilmektedir. Vahyi tebliğ için Cebrâil aleyhisselâm ona dört yüz kere gelmiştir.

Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem uzun hadisinde buyuruyorlar ki:
“Kendimi, peygamberler arasında gördüm. Musâ aleyhisselâm ayakta namaz kılıyordu. Esmerdi, saçları dağınık ve sarkık değildi. Zât kabilesinden bir yiğit gibiydi.”

“... Sonra bizi altıncı semâya doğru yükseltti. Cibrîl (aleyhisselâm) onun kapısını çaldı. Kim o! denildi. Cibrîl’dir dedi. Yanındaki kimdir? denildi. MuhaMMed’dir dedi. O’na “dâvet” gönderilmiş midir? denildi. Cibrîl O’na “dâvet”gönderilmiştir dedi. Onun üzerine bize açıldı. Ben orada Musâ (aleyhisselâm) ile karşılaştım. Bana merhabâ dedi ve hayır dua eyledi.”


İsrâ ve Mi’râc İle İlgili Hadis-i Şerifler:


Resim---Enes İbn Malik radiyallahu anhu’dan Rivâyet:
Bize Abdulaziz b. Abdullah tahdis etti. Bana Süleyman, Şerik İbn Abdullah’dan tahdis etti, (Şerik) dedi ki: “Ben Enes İbn Malik’ten (radiyallahu anhu) işittim, o, Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi vesellem) Ka’be mescidinden geceleyin yürütüldüğü geceyi şöyle söylüyordu: Kendisine o hususta vahy edilmeden evvel Rasulullah el-Mescidü’l-Haram’da uyurken yanına üç nefer melek geldi. Onlardan birincisi:
“(Yatmakta olan üç kişinin) hangisi O’dur (yani MuhaMMed’dir)? diye sordu. Diğeri:
“Onların ortasındakidir, O onların hayırlısıdır.” dedi. O üç neferin sonuncusu da:
“(Semaya çıkarılmak için) üç kişinin hayırlısını alın!” dedi.
Vaki’ olan bu kıssa bu gecede oldu. (Bu gecede başka şey vaki’ olmadı) Peygamber o üç kişiyi bundan sonra görmedi. Nihâyet onlar diğer bir gecede Peygamber’in gözü uyur ve kalbi görür halde iken, O’nun yanına geldiler. Peygamber’in kalbi uyumuyordu. Bütün peygamberler de böyledir; onların gözleri uyur da kalpleri uyumaz. Bu gelen üç kişi Peygamber’le kelâm etmediler, nihâyet O’nu taşıdılar ve Zemzem Kuyusu’nun yanına koydular. O üç kişiden MuhaMMed’in işini Cibril üzerine aldı. Cibril, O’nun göğsü ile gerdanı arasını yardı. Nihâyet göğsünü ve içini yarmayı bitirince, Cibril kendi eliyle Zemzem Suyu’ndan alıp orayı yıkadı ve içini tertemiz yaptı. Sonra Peygamber’in yanına altından bir leğen getirildi, onun içinde de yine altından yapılmış su içecek bir kap daha vardı. Bu leğenin içi iman ve hikmetle doldurulmuştu. Cibril bununla Peygamber’in göğsünü ve boğazını içindeki etleri, yani boğazındaki damarları doldurdu. Sonra göğsünü kapattı. Sonra O’nu dünya semasına çıkardı. Onun kapılarından bir kapıya vurdu. Sema ahalisi ona:
“Kimdir o?” dediler.
“Ben Cibril’im.” dedi. Sema ehli:
“Beraberindeki kimdir?” dediler. Cibril:
“Beraberimdeki MuhaMMed’dir.” dedi. İçerideki sorucu:
“O’na da’vet gönderilmiş midir?” dedi. Cibril:
“Evet gönderilmiştir.” dedi. İçeridekiler:
“O’na merhaba ve ehlen!” dediler, akabinde sema ehli MuhaMMed’i bu da’vetinden dolayı müjdeliyorlardı.
Sema ehli Allah’ın O’nunla Yer hakkında ne yapmak istediğini Cibril diliyle onlara bildirinceye kadar bilmiyorlardı.
Dünya semasında Adem’i buldu. Cibril, Peygamber’e:
“Bu, baban Adem’dir, ona selam ver” dedi.
Peygamber, Adem’e selam verdi. Adem de selamını alıp mukabele etti ve:
“Merhaba ve ehlen benim oğlum. Sen ne iyi oğulsun!” dedi.
Bir de Peygamber dünya semasında devâmlı akmakta olan iki nehirle karşılaştı da:
“Bu iki nehir nedir ya Cibril?” dedi. Cibril:
“Bu ikisi Nil ve Fırat’ın asıllarıdırlar.” dedi.
Sonra Peygamber’i dünya semasında yürüttü. Bu arada Peygamber diğer bir nehirle karşılaştı ki, onun üzerinde inciden ve zebercedden yapılmış bir saray vardı. Eliyle nehrin suyuna vurdu, bir de gördü ki, o en iyi cins misktir. Cibril’e:
“Bu nedir ya Cibril?” diye sordu. Cibril:
“Bu, Rabb’inin senin için hazırlamış olduğu kevser’dir.” dedi.
Bundan sonra Cibril O’nu ikinci semaya yükseltti. Orada da melekler ona, birinci semadaki meleklerin sordukları gibi:
“Bu kimdir?” dediler. Cibril:
“Ben Cibril’im!” dedi.
“Beraberindeki kimdir?” dediler.
“MuhaMMed’dir” dedi.
“O’na davet gönderilmiş midir?” dediler.
“Evet gönderilmiştir.” dedi.
“O’na merhaba ve ehlen!” dediler.
Bundan sonra Cibril, O’nu üçüncü semaya yükseltti. Oradakiler de ona birinci ve ikinci semadaki meleklerin söyledikleri gibi sorup, cevâp aldılar. Bundan sonra Cibril, O’nu dördüncü semaya yükseltti. Oradaki melekler de ona önceki semalardaki meleklerin sordukları gibi sorup cevâp aldılar. Bundan sonra Cibril, O’nu beşinci semaya yükseltti. Oradaki melekler de ona, önceki semalardaki meleklerin sordukları gibi sorup cevâp aldılar. Bundan sonra Cibril O’nu altıncı semaya yükseltti. Oradaki melekler de ona daha öncekilerin dedikleri sözler gibi söylediler. Bundan sonra Cibril O’nu yedinci semaya yükseltti. Oradaki melekler de ona daha evvelkilerin sözleri gibi söylediler. Herbir semada isimlerini söylediği peygamberler vardı. Ben onlardan ikinci semada İdris’i, dördüncü semada Harun’u, beşinci semada ismini ezberleyemediğim bir diğerini, altıncı semada İbrahim’i, yedinci semada da Musâ’yı, Allah’ın onu kelâmıyla tafdil etmesi sebebiyle ezberledim. Musâ:
“Ey Rabbim! Benim üzerime yükseltilen (yani Sen’in benim üzerime yükselttiğin herhangi) kimsenin varlığını zannetmemiştim.” dedi.
Sonra Cibril, MuhaMMed’i, ancak Allah’ın bilmekte olduğu şeylerle bu katın üstüne çıkardı. Nihâyet Sidretü’l-Münteha’ya geldi. Rabbu’l-İzzet olan Cebbar da “Yaklaştı ve tedelli etti’ (daha çok yaklaşmak istedi) de nihâyet (bu suretle O, Peygamber’e) ‘iki yay kadar yahut daha yakın oldu da’ Allah, kuluna vahyettiğini etti.” (en-Necm: 53/8-9) Allah O’na vahy ettiği şeyler içinde, ümmetinin üzerine her gün ve gecede elli vakit namazı da vahy etti. Sonra oradan aşağıya indi, nihâyet Musâ’nın yanına ulaştı. Musâ O’nu biraz alıkoydu ve:
“Ya MuhaMMed! Rabb’in sana neyi ahdetti (yani sana neyi emir ve tavsiye etti)?” diye sordu.
“Rabb’im bana her gün ve gecede elli namaz emretti.” dedi. Musâ:
“Senin ümmetin buna güç yetiremez, geri dön de Rabb’in senden ve ümmetinden bunu hafifletsin!” dedi.
Bunun üzerine Peygamber, Cibril’e yöneldi de, sanki bu konuda Cibril’e istişare etmek istiyor gibiydi. Cibril kendisine:
“Evet, istersen bunu iste!” diye işaret etti. Akabinde Cibril O’nu Cebbar’ın huzuruna doğru yükseltti. Peygamber dedi ki:
“Cebbar olan Allah, evvelki durduğu makamda idi:
“Ey Rabbim! Hafiflet, çünkü ümmetim buna (bu elli vakit namaza) güç yetiremez!” dedi.”
ALLAHu Zü’l- Celâl elliden on namazı indirdi. Sonra Peygamber, Musâ’nın yanına döndü. Musâ O’nu alıkoymakta ve O’nu Rabb’ine geri döndürmekte devâm etti. Nihâyet elli namaz beş namaz oldu. Sonra Musâ O’nu bu beş namazın yanında da durdurup:
“Ya MuhaMMed! Vallahi ben kavmim İsrail oğulları’na bundan daha azı ile döndüm de onlar zaif olup bunu da terk ettiler. Sen’in ümmetin cesedler, kalbler, bedenler, gözler, kulaklar bakımından daha zâiftir. Geri dön de Rabb’in Sen’den bunun hepsini hafifletsin!” dedi.
Peygamber, onun kendisine işaret etmesi için Cibril’e yöneldi. Cibril bunu kerih görmüyordu. Cibril O’nu beşinci defa sırasında da yükseltti. Peygamber:
“Ey Rabbim! Şüphesiz benim ümmetim cesedleri, kalpleri, işitmeleri, bedenleri zaif kimselerdir. Bizlerden daha da hafiflet!” diye niyaz etti. Bunun üzerine Cebbar olan Allah:
“Ya MuhaMMed!” diye nida etti. Peygamber:
“Lebbeyke ve sa’deyke ya Rabb!” diye icabet etti. Allah:
“Şu bir hakikat ki, Ben’im nezdimde söz (hüküm ve kaza) tebdil olunmaz!” Bu, senin ve ümmetin üzerine Ana Kitab’da farzettiğim gibidir!” buyurdu. Ve yine:
“Her bir hasene on misliyle karşılanır. Bu, Ümmü’l-Kitab’da elli vakittir ve bu senin ve ümmetin üzerine beş vakittir!” buyurdu. Peygamber, Musâ’nın yanına döndü. Musâ O’na:
“Nasıl yaptın?” dedi. Peygamber ona:
“Allah bizden hafifletti. Bize herbir haseneye on misli ile karşılık verdi.” dedi. Musâ:
“Ben İsrail oğulları’nı bundan daha azı dönüp tecrübe ettim, onlar bunu da terkettiler. Sen yine Rabb’ine dön de Sen’den yine hafifletsin!” dedi. Rasulullah:
“Ya Musâ! Ben vallahi Rabb’ime çok gidip gelmemden dolayı utandım.” dedi. Cibril de O’na:
“Allah’ın ismiyle in.” dedi.
Ravi: Peygamber, Mescidu’l-Haram içinde uykusunda iken uyandı, demiştir.

(Buhari, Kitabu’t-Tevhid: 38 (143)

*

Resim---Bana Abdullah b. Haşim el-Abdi tahdis etti. Bize Behz b. Esed tahdis etti. Bize Süleyman b. el-Muğire rivâyet etti. Bize Sabit, Enes b. Malik’ten (radiyallahu anhu) tahdis etti. (Enes) dedi ki: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
“Bana geldiler ve (beni alıp) zemzeme götürdüler. Göğsümü yardılar: Sonra zemzem suyu ile yıkadılar. Sonra beni (yerime) indirdiler…”

(Müslim, Kitabu’l-İman: 74. 260)

*

Resim---Bize Şeyban b. Ferruh tahdis etti. Bize Hammad b. Seleme tahdis etti. Bize Sabit el-Bunani, Enes b. Malik’ten tahdis etti ki:
Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) (küçüklüğünde) çocuklarla oynarken Cebrail (a.s.) gelerek onu tutmuş ve yere yatırarak kalbini yarmış; kalbini çıkararak ondan bir kan pıhtısı almış ve Peygamber’e (sallallahu aleyhi vesellem) hitâben:
“Şeytan senden nasibi işte budur.” demiş. Sonra kalbini altın bir tasın içinde zemzem suyu ile yıkamış ve kapamış sonra da yerine iade etmiş. (Oradaki) çocuklar koşarak Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi vesellem) annesine yani sütannesine gelmişler ve:
“MuhaMMed’i öldürdüler.” demişler. Sonra onu rengi uçmuş bir halde karşılamışlar.
Enes: “Ben rasulullah’ın (sallallahu aleyhi vesellem) göğsünde iğnenin eserini görürdüm.” demiş.

(Müslim, Kitabu’l-İman: 74. 261)

*

Resim---Bize Harun b. Said el-Eyli rivâyet etti. Bize İbn Vehb tahdis etti. Dedi ki: Bana Süleyman –ki İbn-i Bilal’dir- haber verdi. Dedi ki: Bana Şerik b. Abdillah b. Ebu Nemir tahdis etti. Dedi ki: Enes b. Malik Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi vesellem) Ka’be mescidinden alınarak yürütüldüğü geceyi bize şöyle anlatırken dinledim:
“Rasulullah’a (sallallahu aleyhi vesellem) vahiy gelmezden önce (bir gece) kendileri Mescid-i Haram’da uyurken üç nefer gelmiş…”
Şerik hadisi Sabit el-Bunani’nin hadisi tarzında bütün kıssası ile hikaye etmiş yalnız hadiste bazı takdim ve te’hirler, ziyâde ve noksanlar yapmış.

(Müslim, Kitabu’l-İman: 74. 262)

*

Resim---Bize İshak b. Mansur tahdis etti. Bana Abdurrezzak haber verdi. Bana Ma’mer, Katade’den, Enes’den haber verdi:
“İsra gecesi Peygamber’e (sallallahu aleyhi vesellem) Burak, gem vurulmuş ve eyerlenmiş olarak getirilmiş ve O’na karşı hırçınlık göstermişti. Cibril (a.s.) Burak’a:
“MuhaMMed’e mi bunu yapıyorsun! Allah’a ondan daha yakın bir kimse sana binmemiştir.” dedi. Bunun üzerine Burak, ter dökmeye başladı.”
Bu hadis hasen-ğaribdir. Onu yalnız Abdurrezzak’ın rivâyetinden bilmekteyiz.

(Tirmizi, Tefsir: 18 (3337)

(İbn Kesir, Tefsirul-Kur’âni’l-Azim, Çağrı Yayınları: 9/4602-4615.)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İKRÂ ZEVKLERİm
MesajGönderilme zamanı: 09 Şub 2016, 19:56 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11419
Resim


MîM-den MîM-e MîM-de MeVKiM
ResimAŞKULLAH ResimMîM-de ŞeVKiM
ResimSEVgiliMiN Resim SîN <-e-> SîN-de
SÖZünSESiİKRÂ!ZeVKiM


Resim



ER RAHmÂN HAYy NEFeSÎNde
RABB SÖZü ResimRESûL SESÎnde
GeCe-GÜNdüz ResimKur'ÂN ŞAKır
CÂN KUŞ ->KANLı KÂFeSÎNde!.


ALLAH’ın “NahNu” ResimVÂHiDi
“KUL”un->“ELESt”te ResimÂHiDi
“YÜReği Resim Kur'ÂN OLÂN”-ın
Kur'ÂN’dır ResimMAHŞeR ŞÂHiDi!.


BİZ BÜLBÜLü ResimRESûLuLLaH
ResimÂLEM TÜLü ResimRESûLuLLaH
ResimRAHMeten Li’L- ÂLEMîNdir
ALLAH GÜLü ResimRESûLuLLaH!.


ZEVK 7452

NÛRuLLAH’tan ResimNÛR-u MîMi.. Resim GÜL’ün dOKUsudur ResimKur'ÂN!
ResimKÂiNÂt ResimNÛR-u MîM CEM’i.. Resim GÜL’ün kOKUsudur ResimKur'ÂN!
GEÇmiş-GELecek ResimşU ÂN’ı
“ALLAH”ın ResimDİRİ Kur'ÂN’ı
BÜLBÜLLer DİLinde ResimDEM’i.. ResimGÜL’ün “OKU!.”sudur ResimKur'ÂN!.

..celle celâlihu
sallallahu aleyhi vesellem…

09.02. 16. 16:32
brsbrsmm.. tktktrstkkmdvktt..



Resim

Kur'ÂN ->EZ ZÂHiR ZİKRidir
Kur'ÂN ->EL BÂTıN >FİKRidir
->“HAKiKÂT-ı MuhaMMed”-dir
Kur'ÂN ->EŞ ŞÂHiD ŞÜKRüdür!.


*

Kur'ÂN -> “KÛN”un >feyeKÛNu
Kur'ÂN >“NahNu” SIRRın NÛNu
->KeLÂMuLLAh!. >SeLÂMuLLAh
“EL Kur'ÂN”dır ->BAŞı<->SONu!.


*

HÂL-i HaZIR ->CeBRÂiLLe
SÛRun SıRRı -> İSRÂFiLLe..
OKU!. ->KuR'ÂN-ı KeRîM-in
CÂN-ü-GÖNüL BiNBiR DiLLe!.


*

Kur'ÂN ->GöNüL BAHÇASI-dır
->“ŞE’ÂNULLAH ŞÂHÇASI”-dır
-->KUL İHvÂNim -->İNİLTİ!.si
HAKk ÂŞIKLar “AHh!.” ÇASI”-dır!.



Resim

ER RAHmÂN HAYy NEFeSÎNde.:

Rabbu’l- Âleminin, İnsÂNoğLunu HaYy kılıp ÖZünde Hüviyyetiyle HaKk OLuşunuBİLip-BULup-OLup-YAŞamak ve ŞÂHidi Olmak dilersen ÂDEMoğluna bak ki, “ÂLEMde ne var ise ÂDEMdedir”.. İnsÂN, CeMMü’L- CEMMü’L- ESMÂuLLAHtır..
ZÂTuLLaH Güneşinin NÛRunun Şavkı, HÂLİFetULLAH Olan İnsÂNoğLununyüzünde parlayıp durmaktadır ve NAKLin DELiLİ ve ANLAyanı MuhaMMedî RÜŞDe Eren İnsÂNoğLunun AKLıdır..

KÂiNÂTın VAR EDiLİş SEBeBi İNsÂN NOKTAsının,
Naz-Niyaz NOKTAmızın daha iyi AN-Laşılması İçin:


Âlem-i Asgâr (küçük âlem) olan insanoğlu, hakikatte Âlem-i Ekber’in (Büyük Âlemin) timsâlidir. O’nda olan onda da mevcûddur.


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in: "Ben ilmin şehriyim, Ali ise kapısıdır" buyumuştur.
(Suyutî’nin el- Cami’us-Sağir 1/415, İbni Hacer el-Heytemi' nin Sevaik’ul Muhrika 73; İbn-i Hacer Askalanî’nin Tehzib’ut-Tehzib 6/320; Hâkim en-Nîsâbûrî’nin Müstedrek-i Hâkim 3/126)


Azîz Efendim İmâmı Alî kerremullahi veche: “Eyâ insan cirmike cirmis-sâgirun, ve fike intavâ âlemü’l-ekber : Ey insanoğlu! Cirmin (cisim, hacim) çok küçüktür, fakat âlemü’l-ekber sende intevadır, mündemictir. İÇine sokulmuştur!. (o kadar da değerin var)” buyurması ne hârikadır..

Ey insanoğlu; Âlemü’l-Ekber senin ÖZüne, enfüsüne, fuadına dürülüp sokulmuştur.
Tıpkı bir TOHUMun içine yerleşen dev AĞAÇlar gibi...
Ruh “ÂLemü’l- Emr”dendir.
ÂLemü’l- Emr ise Emri veren ÂLemdendir! .

Kişinin AKLen/Nefsen/Kalben/Rûhen MuhaMMedî OLuşu:

Şerîat-ı MuhaMMedîyyesi,
Tarikat-ı MuhaMMedîyyesi,
Mârifet-i MuhaMMedîyyesi,
Hakikat-i MuhaMMedîyyesi her kişinin ÖZünde fitraten mündemictir.

Piriz gibi, herkesin HİLKıyetinde-Yaratılış Proğramında ve ÖZ-ünde HAZIR beklemektedir...


HaLK, HAKK TeÂLÂ’nın Sîretinin Sûretidir veTüMM ESMÂdan ibâret OL-ÂN AKLı sebebiyle en Muhteşem NOKtadaki İnsÂNoğLununun Yüzünde HAKk Yazar.. “OKU!”yana.. GÖRene var!.. KÖRe ne var?.
İnsÂNoğLu ki, Rahimiyyetten doğan Rahmâniyyet gÖLgesidir-Nefhasıdır..


ثُمَّ سَوَّاهُ وَنَفَخَ فِيهِ مِن رُّوحِهِ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْأَبْصَارَ وَالْأَفْئِدَةَ قَلِيلًا مَّا تَشْكُرُونَ

Resim---Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumu’s- sem’a ve’l- ebsâre ve’l- efidete, kalîlen mâ teşkurûn (teşkurûne).: Sonra onu “SEVİYELedi/düzeltip bir biçime soktu” ve ona ruhundan üfledi. Sizin için de kulak, gözler ve gönüller var etti. Ne az şükrediyorsunuz?”
(Secde 32/9)

Rahîmiyet ve Rahmâniyet vasıfları vardır.. Rasûlullah sallALLAHu aleyhi ve sellem de Rahîmiyet Rasûlullah sallALLAHu aleyhi ve sellem in ÜMMÎ-liğidir.. Rahmâniyet ise, Rasûlullah sallALLAHu aleyhi ve sellem “Rusûliyyet”idir..
Vahiy akıl yâni aklın gelişi naklin gelişi aklın aktarma gelişi naklin direk kendinde kalışı Rahmâniyettir.. Zâten “Rahmân Nefhasından üfürdük” buyuruyor ALLAHu zü’l- Celâl.. “Rahmânı verdik” buyurmuyor.. Nefha ettik.. Nasıl etti?. Bir bak nasıl ediyor.. “ALLAHa ve Rasûlune teslim ol!”-u bir oku, bir daha bak nasıl nefha ediyormuş.. nefha etti de.. o zaman etti de.. iyi de şimdi etmiyor mu?. Ne demek her ÂN Şe’ÂN Oluş iyi ANLAmalıyız İnşâ ALLAHu TeÂLÂ!..

Âdem aleyhi’s-Selâm’ı topraktan yaratıp rûhumuzdan üfürdük .. Âdem Rahimiyyetine RÂHMAN nefhasını üfürdük ki HaVVa Rahimiyyet TARLAsının TOHUMUdur ilelebed..


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “ALLAH celle celâluhu ÂDEM’i KENDİ Sûretinde yaratmıştır” buyurmuştur.
(Buhar’i; Müslim; İ.Ahmed; Feyzu’l- Kadir c:III shf:447)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Müminin kalbi Rahmanın iki parmağı arasındadır” buyurmuştur.
(İbn. Hanbel.. 11/173. IV/419)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Şüphesiz ki, bütün Âdemoğullarının kalbleri bîr kalb gibi Rahmanın parmaklarından iki parmak arasındadır. Onu dilediği yere çevirir.”
Bundan sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Allahım! Ey kalbleri çeviren! Bizim kalblerimizi taâtına çevir!”
diye dua etmiştir.
(Müslim, Sahih, Kader bölümünde)


ALLAH’ın “NahNu” ->VÂHiDi.:

“HAKk ZÂTı”nda-> ENÂ-ALLAHu Zü’L- CeLÂL!.:
HaLkında “NahNu” -> RABBu’l- ÂLeMîn celle celâlihu.:



Kâf ü NûN: KÛN feyeKÛN.. OL!. Hemence OLur!.
MuHitte.. “feyeKÛN-OLdu >sİZ”i.. ->ULuHiYyet “ENâ!.”sı >“BEN ALLAH’ım!.”
MeRKezde.. “KÛN!. OL!. BİZ”i ->RUBubiYyet “NahNu!.”su.:


“EnALLAH!”:

إِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدْنِي وَأَقِمِ الصَّلَاةَ لِذِكْرِي
Resim---“İNNENî ENAllâhu lâ ilâhe illâ ENÂ fa’budnî ve ekımis salâte li zikrî: Muhakkak ki BEN, yalnızca BEN ALLAH'ım. BENden başka ilâh yoktur. BANA kulluk et; BENi anmak için namaz kıl.”
(TâHâ 20/14)

فَلَمَّا أَتَاهَا نُودِي مِن شَاطِئِ الْوَادِي الْأَيْمَنِ فِي الْبُقْعَةِ الْمُبَارَكَةِ مِنَ الشَّجَرَةِ أَن يَا مُوسَى إِنِّي أَنَا اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ
Resim---"Fe lemmâ etâhâ nûdiye min şâtıı’l- vâdi’l- eymeni fîl buk’ati’l- mubâraketi mine’ş- şecerati en yâ mûsâ innî ENÂLLâHu RABBu’l- âlemin (âlemîne).: Oraya gelince kutlu yerde bulunan vâdînin sağ tarafındaki ağaçtan kendisine nidâ edildi: Ey Mûsâ, şüphe yok ki ben, âlemlerin Rabbi Allah'ım.”
(Kasas 28/30)


İnsÂN AKLının EReBİLdiği ve NAKLen BUYruLan ki, şU KÂiNÂt dediğimiz KüLLî ŞeYy -> NÛRuLLahtan -> NÛR-u MUhaMMed aleyhisselâmdır!.. Kısaca ZÂTuLLah ve NÛRuLLahtır YER ve GÖKLer İLe İÇİNdekiler ve’s- SeLÂM..

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ
Resim---"Ve lekad halaknel insâne ve na’lemu mâ tuvesvisu bihî nefsuh(nefsuhu), ve nahnu akrebu ileyhi min hablil verîdi.: Ve andolsun ki insanı Biz yarattık. Ve nefsinin ona ne vesveseler vereceğini biliriz. Ve Biz, ona şah damarından daha yakınız.”
(Kaf 50/16)

إِنَّا نَحْنُ نُحْيِي وَنُمِيتُ وَإِلَيْنَا الْمَصِيرُ
Resim---"İnnâ NAHNU nuhyî ve numîtu ve ileyne’l- masîru.: Muhakkak ki BİZ; BİZ diriltiriz ve BİZ öldürürüz. Ve dönüş BİZe’dir.”
(Kaf 50/43)

نَحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ وَمَا أَنتَ عَلَيْهِم بِجَبَّارٍ فَذَكِّرْ بِالْقُرْآنِ مَن يَخَافُ وَعِيدِ
Resim---"NAHNU a’lemu bi mâ yekûlûne ve mâ ente aleyhim bi cebbârin fe zekkir bil kur’âni men yehâfu vaîdi.: Onların ne söylediklerini, en iyi BİZ biliriz. Ve sen onların üzerine, cabbar (zorlayıcı) değilsin. Öyleyse BENim vaadimden (vaadettiğim cezadan, azaptan) korkanları Kur’ân ile ikaz et.”
(Kaf 50/45)

نَحْنُ خَلَقْنَاكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ
Resim---"NAHNU halaknâkum fe lev lâ tusaddikûn (tusaddikûne).: Sizi BİZ, BİZ yarattık. Hâlâ tasdik etmiyorsanız.”
(Vâkıa 56/57)

وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنكُمْ وَلَكِن لَّا تُبْصِرُونَ
Resim---"Ve NAHNU akrebu ileyhi minkum ve lâkin lâ tubsirûn (tubsirûne).: Ve BİZ, ona sizden daha yakınız fakat siz görmezsiniz.”
(Vâkıa 56/85)

إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْآنَ تَنزِيلًا
Resim---"İnnâ NAHNU nezzelnâ aleyke’l- kur’âne tenzîlâ (tenzîlen).: Muhakkak ki BİZ, Biz sana Kur’ân’ı, tenzil ederek (âyet âyet) indirdik.”
(İnsân-Dehr 76/23)


“KUL”un->“ELESt”te > ÂHiDi.:

اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ
Resim---Ikra’bismi rabbikellezî halak(halaka) : Yaratan RABB-inin İSMiyle oku!

(Alak 96/1)

وَإِذْ أَخَذَ رَبُّكَ مِن بَنِي آدَمَ مِن ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَأَشْهَدَهُمْ عَلَى أَنفُسِهِمْ أَلَسْتَ بِرَبِّكُمْ قَالُواْ بَلَى شَهِدْنَا أَن تَقُولُواْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّا كُنَّا عَنْ هَذَا غَافِلِينَ
Resim---Ve iz ehaze rabbüke mim beni ademe min zuhurihim zürriyyetehüm ve eşhedehüm ala enfüsihim elestü bi rabbiküm kalu bela şehidna en tekulu yevmel kiyameti inna künna an haza ğafilin : Kıyâmet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye Rabbin Âdem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: Ben sizin RABBiniz değil miyim? (Onlar da), Evet (buna) şâhit olduk, dediler.
(A’raf 7/172)

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ
Resim---Ve lekad halakne’l- insâne ve na’lemu mâ tuvesvisu bihî nefsuh (nefsuhu), ve nahnu AKREBu ileyhi min habli’l- verîdi.: Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından-cÂN Damarından daha YAKINız.”
(Kaf 50/16)

Kendinden de kendine Yakîn ve AKREB OLan RABBını MuhaMMedî GönüLLe görenler kendinen fen olur RABBına bekâ BULup ALLAHta fÂNi Olup kaybolur AKLen-nAKLen!.


“YÜReği -> Kur'ÂN OLÂN”-ın
Kur'ÂN’dır ->MAHŞeR ŞÂHiDi!.:


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Kur’ân şefaat edicidir, şefaati kabul edilendir, şereflidir, tasdik edicidir. Kim O’nu önder edinirse O’nu cennete götürür. Kim de O’nu arkasına atacak olursa, cehenneme gönderir.” buyurdu.
(Süyûtî, el-İtkan fî ulûmi'l- Kur'ân; Keşfü'l- Hâfâ, II, 94.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Kur’ân-ı kerim’i okuyun! Çünkü Kur’ân, onu okuyanlara kıyamet günü şefaatçi olarak gelecektir.” buyurdu.
(Müslim, Müsafirun 252)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Mülk suresi (kabir azabına veya kabir azabına sebep olan günahla karşı) engeldir. Kurtuluş sebebidir, kişiyi kabir azabından kurtarır.” buyurdu.
(Tirmizi Kur’ân 9)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem:Kim kur’ânı okur, ezberler, helal kıldığı şeyi helal kabul eder, Haram kıldığı şeyi de haram kabul ederse Allah (celle celâluhu) o kimseyi cennetine koyar, ayrıca hepsine cehennem şart olmuş bulunan ailesinden on kişiye şefatçı kılar.” buyurdu.

(Tirmizi Kuran 13, (nr 2905)


NÛRuLLAH’tan ->NÛR-u MîMi..
-> GÜL’ün dOKUsudur ->Kur'ÂN!
->KÂiNÂt ->NÛR-u MîM CEM’i..
-> GÜL’ün kOKUsudur ->Kur'ÂN!.:


ZÂTuLLAH Resim SıFaTULLAH Resim ESMÂuLLAH Resim EŞYÂuLLAH..

Resim
Resim---Câbir b. Abdillah’ın rivâyetine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: ; Allah Teâlâ’nın en evvel yarattığı şeyin ne olduğu sorusuna verdiği cevab şudur: “Allah Teâlâ, kendi nurundan önce senin nebînin nurunu yarattı ve şöyle dedi: “O nûr Allah Teâlâ’nın kudretiyle dilediği yerlerde devredip gezerdi o zaman ne levh, ne kalem, ne cennet, ne cehennem, ne melek, ne gök, ne güneş, ne ay, ne cin, ne de ins vardı. Hâsılı mahlûkattan bir nesne yaratmamıştı, (devâmla Hz. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem): Allah Teâlâ mahlûkatı yaratmak istediği zamanda o nuru taksim edip dört parça yaptı; ilk parçadan kalemi yarattı, ikinci parçadan levhi yarattı, üçüncü parçadan arşı yarattı, dördüncü parçayı taksim edip dört parçaya ayırdı ilkinden gökleri, ikincisinden yerleri, üçüncüsünden cennet ve cehennemi; dördüncüsünü yine taksim edip dört parça yaptı, birincisinden mü’minlerin gözlerinin nurunu, ikincisinden kalblerinin nurunu, üçüncüsünden dillerinin nurunu yarattı (kalblerin nurundan maksad Allah Teâlâ’yı bilmedir. Dillerin nurundan maksad da kelime-i tevhiddir.” buyurdu.

(Hâkim, Müstedrek, II / 60; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV / 127; Aclûnî, I/265, 266)


GEÇmiş-GELecek ->şU ÂN’ı
“ALLAH”ın ->DİRİ Kur'ÂN’ı
BÜLBÜLLer DİLinde ->DEM’i..
->GÜL’ün “OKU!.”sudur ->Kur'ÂN!.:


CeM’de DeM
Hazretu’l- CeM
CeMu’l-CeM
A H a D iYYeTu’l- CeM’inde DEM

İkRâ! İLK-i!..:Yaratan RABB-inin İSMiyle oku! …İLK İnen âYeT!..


اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ

Resim---Ikra’bismi rabbikellezî halak(halaka) : Yaratan RABB-inin İSMiyle oku!
(Alak 96/1)


HÂL-i HaZIR ->CeBRÂiLLe
SÛRun SıRRı -> İSRÂFiLLe..:


Resim



MuhaMMedî MuhaBBetlerimle…

Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İKRÂ ZEVKLERİm
MesajGönderilme zamanı: 06 Mar 2016, 21:48 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11419
Resim

ZEVK 6526

BEDENi BAŞın kAYBetmiş.. İBRaHîm’in dÖRT KUŞLarı!.
KENDİnde KENDİne ÇİLe.. EYYûB’un gÖZ dERT YAŞLarı!.
MuSÂ’ya ->“SU”Lar FıŞkıran!. ->TÂİFte >“GÜL”e ATıLan
->SÂLİH’in SeMÛD KAVMinde.. >DEVE DOĞuran TAŞLarı!..

..aleyhumusselâm…

17.12.14 >12:44
brsbrsbZÂRı..ULU câmi..


BEDENi BAŞın kAYBetmiş..
İBRaHîm’in dÖRT KUŞLarı!.:


وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّ أَرِنِي كَيْفَ تُحْيِي الْمَوْتَى قَالَ أَوَلَمْ تُؤْمِن قَالَ بَلَى وَلَكِن لِّيَطْمَئِنَّ قَلْبِي قَالَ فَخُذْ أَرْبَعَةً مِّنَ الطَّيْرِ فَصُرْهُنَّ إِلَيْكَ ثُمَّ اجْعَلْ عَلَى كُلِّ جَبَلٍ مِّنْهُنَّ جُزْءًا ثُمَّ ادْعُهُنَّ يَأْتِينَكَ سَعْيًا وَاعْلَمْ أَنَّ اللّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
Resim---
“Ve iz kâle ibrâhîmu rabbî erinî keyfe tuhyi’l- mevtâ kâle e ve lem tu’min kâle belâ ve lâkin li yatmainne kalbî kâle fe huz erbeaten mine’t- tayri fe surhunne ileyke summec’al alâ kulli cebelin minhunne cuz’en summed’uhunne ye’tîneke sa’yâ (sa’yen), va’lem ennallâhe azîzun hakîm (hakîmun).: Hani İbrahim: "Rabbim, bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster" demişti. (Allah ona:) "İnanmıyor musun?" deyince, "Hayır (inandım), ancak kalbimin tatmin olması için" dedi. "Öyleyse, dört kuş tut. Onları kendine alıştır, sonra onları (parçalayıp) her bir parçasını bir dağın üzerine bırak, sonra da onları çağır. Sana koşarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir." (Bakara 2/260)

KENDİnde KENDİne ÇİLe..
EYYûB’un gÖZ dERT YAŞLarı!.:


وَأَيُّوبَ إِذْ نَادَى رَبَّهُ أَنِّي مَسَّنِيَ الضُّرُّ وَأَنتَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ
Resim---
Ve eyyûbe iz nâdâ rabbehû ennî messeniyed durru ve ente erhamur râhimîn(râhimîne).: Eyüp de; hani o Rabbine çağrıda bulunmuştu: "Şüphesiz bu dert (ve hastalık) beni sarıverdi. Sen merhametlilerin en merhametli olanısın." (Enbiyâ 21/83)

وَاذْكُرْ عَبْدَنَا أَيُّوبَ إِذْ نَادَى رَبَّهُ أَنِّي مَسَّنِيَ الشَّيْطَانُ بِنُصْبٍ وَعَذَابٍ
Resim---
“Vezkur abdenâ eyyûb(eyyûbe), iz nâdâ rabbehû ennî messeniyeş şeytânu bi nusbin ve azâb(azâbin).: Kulumuz Eyyub'u da hatırla. Hani o: "Herhalde şeytan, bana kahredici bir acı ve azab dokundurdu" diye Rabbine seslenmişti.” [color=bf8000](Sâd, 38/41)[/color]

MuSÂ’ya ->“SU”Lar FıŞkıran!.:

وَإِذِ اسْتَسْقَى مُوسَى لِقَوْمِهِ فَقُلْنَا اضْرِب بِّعَصَاكَ الْحَجَرَ فَانفَجَرَتْ مِنْهُ اثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْناً قَدْ عَلِمَ كُلُّ أُنَاسٍ مَّشْرَبَهُمْ كُلُواْ وَاشْرَبُواْ مِن رِّزْقِ اللَّهِ وَلاَ تَعْثَوْاْ فِي الأَرْضِ مُفْسِدِينَ
Resim---
Ve izisteskâ mûsâ li kavmihî fe kulnâdrib bi asâkel hacer(hacere) fenfeceret minhusnetâ aşrete aynâ(aynen), kad âlime kullu unâsin meşrebehum kulû veşrebû min rızkıllâhi ve lâ ta’sev fîl ardı mufsidîn(mufsidîne).: (Yine) Hatırlayın; Musa kavmi için su aramıştı, o zaman biz ona: "Asanı taşa vur" demiştik de ondan oniki pınar fışkırmıştı, böylece herkes içeceği yeri bilmişti. Allah'ın verdiği rızıktan yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk (fesad) yaparak karışıklık çıkarmayın.” (Bakara 2/60)

->TÂİFte >“GÜL”-Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e ->ATıLan:

Resim

SÂLİH’in SeMÛD KAVMinde..
->DEVE DOĞuran TAŞLarı!..:


وَإِلَى ثَمُودَ أَخَاهُمْ صَالِحًا قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُواْ اللّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ قَدْ جَاءتْكُم بَيِّنَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ هَذِهِ نَاقَةُ اللّهِ لَكُمْ آيَةً فَذَرُوهَا تَأْكُلْ فِي أَرْضِ اللّهِ وَلاَ تَمَسُّوهَا بِسُوَءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Resim---
“Ve ilâ semûde ehâhum sâlihan kâle yâ kavmi’budûllâhe mâ lekum min ilâhin gayruhu, kad câetkum beyyinetun min rabbikum hâzihî nâkatullâhi lekum âyeten fe zerûha te’kul fî ardıllâhi ve lâ temessûhâ bi sûin fe ye’huzekum azâbun elîm (elîmun).: Semud (toplumuna da) kardeşleri Salih'i (gönderdik. Salih:) "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Size Rabbinizden apaçık bir belge (mucize) gelmiştir: Allah'ın bu dişi devesi size bir belgedir; onu salıverin de Allah'ın arzında otlasın, ona bir kötülükle dokunmayın, sonra sizi acı bir azab yakalar" dedi.” (A’râf 7/73)

فَعَقَرُواْ النَّاقَةَ وَعَتَوْاْ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِمْ وَقَالُواْ يَا صَالِحُ ائْتِنَا بِمَا تَعِدُنَا إِن كُنتَ مِنَ الْمُرْسَلِينَ
Resim---
“Fe akarûn nâkate ve atev an emri rabbihim ve kâlû yâ sâlihu'tinâ bimâ teidunâ in kunte minel murselîn (murselîne).: Böylelikle dişi deveyi öldürdüler ve Rablerinin emrine karşı çıkıp (Salih'e de şöyle) dediler: "Ey Salih, eğer gerçekten gönderilenlerden (bir peygamber) isen, vaadettiğin şeyi getir, bakâlim." (A’râf 7/77)

فَأَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَأَصْبَحُواْ فِي دَارِهِمْ جَاثِمِينَ
Resim---
“Fe ehazethumur recfetu fe asbahû fî dârihim câsimîn (câsimîne).: Bunun üzerine onları dayanılmaz bir sarsıntı tuttu da kendi yurtlarında diz üstü çöke kaldılar.” (A’râf 7/78)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İKRÂ ZEVKLERİm
MesajGönderilme zamanı: 24 Mar 2016, 08:22 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11419
Resim


RABBın SÖZü>RaSÛL SeSi
BİZdeki >RAHMÂN NEFeSi
cÂNda CÂNÂN>BİZ BİR-İZi
HAYy KILaN >KANLı KÂFeSi!.

ZEVK 7278

ASLım-fASLIm BiRr DAMLa SU.. YANan-YAKan ->cÂNda >cÂNÂN
NE zamÂN Yüreğim YANsa.. “İLK-SON DAMLa >SU”yum ->Kur’ÂN
“TEKe TEK”te BAŞıma
ÂYet ÂYet GÖZ YAŞıma
->KÛN!. ->feyeKÛN!. ->Şe’ÂNuLLAH.. ->Sûre Sûre ->Sûret ->şU ÂN!.


07.12.15 19:46
brsbrsm..tktktrstkkmdBiRrÂNn..



KUR’ÂN-ı KERÎM OKUMANIN FAZİLETİ..:

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem : “Sizden kim ki Rabbı ile konuşmak istiyorsa Kur'ân okusun.””
(Deylemî ve Hatîb)

Resim---Ebû Ümâme radıyallahu anh, ben Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i: “Kur’ân okuyunuz. Çünkü Kur’ân, kıyâmet gününde kendisini okuyanlara şefaatçı olarak gelecektir” buyururken işittim, demiştir.
(Müslim, Müsâfirîn 252; Ahmed İbni Hanbel, Müsned,V, 249, 251)

Resim---Nevvâs İbni Sem’ân radiyâllahu anh şöyle dedi: “Ben Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i: “Kıyâmet gününde Kur’ân ve dünyadaki hayatlarını ona göre tanzim eden Kur’ân ehli kimseler mahşer yerine getirilirler. Bu sırada Kur’ân’ın önünde Bakara ve Âl-i İmrân sûreleri vardır. Her ikisi de kendilerini okuyanları müdafaa için birbiriyle yarışırlar” buyururken işittim.
(Müslim, Müsâfirîn 253; Tirmizî, Fezâilü’l- Kur’ân 5)

Resim---Osmân İbni Affân radiyâllahu anh’den rivâyet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sizin en hayırlılarınız, Kur’ân’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.”
(Buhârî, Fezâilü’l- Kur’ân 21. Ayrıca bk. Ebû Dâvud, Salât 349; Tirmizî, Fezâilü’l- Kur’ân 15; İbni Mâce, Mukaddime 16)

Resim---Âişe radıyallahu anhâ’dan rivâyet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kur’ân’ı gereği gibi güzel okuyan kimse, vahiy getiren şerefli ve itaatkâr meleklerle beraberdir. Kur’ân’ı kekeleyerek zorlukla okuyan kimseye de iki kat sevâb vardır.”
(Buhârî, Tevhîd 52; Müslim, Müsâfirîn 243. Ayrıca bk. Ebû Dâvud, Salât 349; Tirmizî, Fezâilu’l-Kur’ân 13; İbni Mâce, Edeb 52)

Resim---Ebû Mûsa el-Eş’arî radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kur’ân okuyan mü’min portakal gibidir: Kokusu hoş, tadı güzeldir. Kur’ân okumayan mü’min hurma gibidir: Kokusu yoktur, tadı ise güzeldir. Kur’ân okuyan münâfık fesleğen gibidir: Kokusu hoş fakat tadı acıdır. Kur’ân okumayan münâfık Ebû Cehil karpuzu gibidir: Kokusu yoktur ve tadı da acıdır.”
(Buhârî, Et’ime 30 Fezâilü’l- Kur’ân 17, Tevhîd 36; Müslim, Müsâfirîn 243. Ayrıca bk. Ebû Dâvud, Edeb 16; Tirmizî, Edeb 79; İbni Mâce, Mukaddime 16)

Resim---Ömer İbni Hattâb radiyâllahu anh’den rivâyet edildiğine göre, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah şu Kur’ân’la bazı kavimleri yükseltir; bazılarını da alçaltır.”
(Müslim, Müsâfirîn 269; İbni Mâce, Mukaddime 16)

Resim---İbni Ömer radiyâllahu anhümâ’dan rivâyet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sadece şu iki kimseye gıpta edilir: Biri Allah’ın kendisine Kur’ân verdiği ve gece gündüz onunla meşgul olan kimse, diğeri Allah’ın kendisine mal verdiği ve bu malı gece gündüz O’nun yolunda harcayan kimse.”
(Buhârî, İlm 15, Zekât 5, Ahkâm 3, Temennî 5, İ’tisâm 13, Tevhîd 45; Müslim, Müsâfirîn 266- 268; Tirmizî, Birr 24; İbni Mâce, Zühd 22)

Resim---Berâ İbni Âzib radiyâllahu anhümâ şöyle dedi: “Bir adam Kehf Sûresini okuyordu. Yanında iki uzun iple bağlanmış bir at vardı. O adamın üzerini bir bulut kapladı ve yaklaşmaya başladı. Atı da o buluttan ürkmeye başlamıştı. Sabah olunca, adam Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e geldi ve bu durumu anlattı. Bunun üzerine Peygamberimiz: “O sekînedir; okuduğun için inmiştir” buyurdu.
(Buhârî, Fezâilü’l- Kur’ân 11; Müslim, Müsâfirîn 240)

Resim---İbni Mes’ûd radıyallahu anh‘den rivâyet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim Kur’ân-ı Kerîm’den bir harf okursa, onun için bir iyilik sevâbı vardır. Her bir iyiliğin karşılığı da on sevâbdır. Ben, elif lâm mîm bir harftir demiyorum; bilâkis elif bir harftir, lâm bir harftir, mîm de bir harftir.”
(Tirmizî, Fezâilü’l- Kur’ân 16)

Resim---İbni Abbâs radiyâllahu anhümâ’dan rivâyet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kalbinde Kur’ân’dan bir miktar bulunmayan kimse harab ev gibidir.”
(Tirmizî, Fazâilü’l- Kur’ân 18. Ayrıca bk. Dârimî, Fezâilü’l- Kur’ân 1; Ahmed İbni Hanbel, Müsned, I, 223)

Resim---Abdullah İbni Amr İbni Âs radiyâllahu anhümâ’dan rivâyet edildiğine göre, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Her zaman Kur’ân okuyan kimseye şöyle denecektir: Oku ve yüksel, dünyada tertîl ile okuduğun gibi burada da tertîl ile oku. Şüphesiz senin merteben, okuduğun âyetin son noktasındadır.”
(Ebû Dâvûd, Vitr 20; Tirmizî, Fezâilü’l- Kur’ân 18)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İKRÂ ZEVKLERİm
MesajGönderilme zamanı: 31 Mar 2016, 18:04 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11419
Resim


Öksüz OLdu KuL İhvÂNim
->HIR Tebşirin >“İKR”sı
ZeHiR DOLdu KuL İhvÂNim
ZÂTuLLAH’ın ZeMZeM TASı!.


ZEVK 7546

İSLÂMı İStiSmâr EDenLer.. ->Her NeFes FİTNE EKeNler!
BüLBüL ELBiseLi ->KARga.. ->FİTNE DALInda SEKeNler!

“VeYyLenâ!.” Lar ->OLsun size!
HASsret KALın ->“BİZ BİRİZ”e!

KeLÂMuLLah<->ReSûLULLAH SÜNNETİn>PEŞkeŞ ÇEKenLer!.


31.03. 16. 18:37
Brsbrsm..tktktrstkkmdhcrÂNnn ..


HAKK’ın HÜKMün UNUTanLar
“ŞEytÂNın YOLU”n T UTanLar
YALansız SÖZ ->SöYLemeyip
->HARAMı ->SAPLı YUTanLar!.


İslâm Dininin temeli ->ALLAHu Zü’LCeLÂL’in ->KeLÂMuLLahı ve ->UYgulayıcısı Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemidir..
İşin başından beridir ki, çağlar boyunca insanlar, bu Yüce Dinimizi, ham akıllarına kurbÂN ettiler.. bu hep böyle geldi böyle gitmekte ki, FİTNE budur zâten.. Şariat-ı Garrâya Sahib çıkan gerçek muhlis mü’minlerle, dinini siyâsete, şahsî tarikata, ticârete vs. peşkeş çeken münâfıklar AYRılsınlar diye..
Yüce kitabımız Kur'ÂN-ı Kerîm bunu bildirmektedir bazı âyet-i celîler:

وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعًا وَلاَ تَفَرَّقُواْ وَاذْكُرُواْ نِعْمَةَ اللّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنتُمْ أَعْدَاء فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُم بِنِعْمَتِهِ إِخْوَانًا وَكُنتُمْ عَلَىَ شَفَا حُفْرَةٍ مِّنَ النَّارِ فَأَنقَذَكُم مِّنْهَاكَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
Resim---"Va’tasımû bihablillâhi cemîân ve lâ teferrakû, vezkurû ni’metallâhi aleykum iz kuntum a’dâen fe ellefe beyne kulûbikum fe asbahtum bi ni’metihî ihvânâ (ihvânen), ve kuntum alâ şefâ hufratin minen nâri fe enkazekum minhâ, kezâlike yubeyyinullâhu lekum âyâtihî leallekum tehtedûn (tehtedûne).: Ve hepiniz, Allah’ın ipine sımsıkı tutunun, fırkalara ayrılmayın! Ve Allah’ın sizin üzerinizdeki ni’metini hatırlayın; siz (birbirinize) düşman olmuştunuz. Sonra sizin kalplerinizin arasını birleştirdi, böylece O’nun (Allah’ın) nimeti ile kardeşler oldunuz. Ve siz ateşten bir çukurun kenarında iken sizi ondan kurtardı. İşte Allah, âyetlerini size böyle açıklıyor. Umulur ki böylece siz hidayete erersiniz.”
(Âl-i İmrân 3/103)

وَلاَ تَكُونُواْ كَالَّذِينَ تَفَرَّقُواْ وَاخْتَلَفُواْ مِن بَعْدِ مَا جَاءهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَأُوْلَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
Resim---"Ve lâ tekûnû kellezîne teferrakû vahtelefû min ba’di mâ câehumu’l- beyyinât (beyyinâtu), ve ulâike lehum azâbun azîm (azîmun).: Ve kendilerine beyyineler (açık deliller) geldikten sonra, fırkalara ayrılıp ihtilafa düşenler gibi olmayın! Ve işte onlar, onlar için “azîm azap” vardır.”
(Âl-i İmrân 3/105)

وَأَنَّ هَذَا صِرَاطِي مُسْتَقِيمًا فَاتَّبِعُوهُ وَلاَ تَتَّبِعُواْ السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَن سَبِيلِهِ ذَلِكُمْ وَصَّاكُم بِهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
Resim---"Ve enne hâzâ sırâtî mustekîmen fettebiûhu, ve lâ tettebiû’s- subule fe teferraka bikum an sebîlihi, zâlikum vassâkum bihî leallekum tettekûn (tettekûne).: Ve muhakkak ki; bu, Benim mustakîm/ dosdoğru olan yolumdur. Öyleyse ona tâbî olun. Ve (başka) yollara tâbî olmayın ki; o taktirde sizi, onun yolundan ayırır. İşte böyle size onunla vasiyet etti(emretti). Umulur ki böylece siz takva sahibi olursunuz.”
(En’âm 6/153)

إِنَّ الَّذِينَ فَرَّقُواْ دِينَهُمْ وَكَانُواْ شِيَعًا لَّسْتَ مِنْهُمْ فِي شَيْءٍ إِنَّمَا أَمْرُهُمْ إِلَى اللّهِ ثُمَّ يُنَبِّئُهُم بِمَا كَانُواْ يَفْعَلُونَ
Resim---"İnnellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyean leste minhum fî şey’in, innemâ emruhum ilâllâhi summe yunebbiuhum bimâ kânû yef’alûn (yef’alûne).:
Muhakkak ki; onlar, onların dînini tefrik ettiler (parça parça ayırdılar) ve grup grup oldular. Senin onlarla bir ilgin yok. Onların işi sadece Allah’a aittir. Sonra yapmış oldukları şeyleri, onlara haber verecek.” (En’âm 6/159)

فَتَقَطَّعُوا أَمْرَهُم بَيْنَهُمْ زُبُرًا كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ
Resim---"Fe tekattaû emrehum beynehum zuburâ (zuburan), kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn (ferihûne).: Fakat onlar, (dînin) emirlerini kendi aralarında kısımlara (fırkalara) ayırarak böldüler. Grupların hepsi, kendilerindeki (kabul ettikleri) ile ferahlanırlar.”
(Mü’minun 23/53)

وَقَالَ الرَّسُولُ يَا رَبِّ إِنَّ قَوْمِي اتَّخَذُوا هَذَا الْقُرْآنَ مَهْجُورًا
Resim---"Ve kâle’r- resûlu yâ rabbi inne kavmîttehazû hâzâ’l- kur’âne mehcûrâ (mehcûran).: Ve resûl: “Ey Rabbim! Muhakkak ki benim kavmim, bu Kur’ân’dan ayrıldı (Kur’ân’ı terketti).” dedi.”
(Furkân 25/30)

مِنَ الَّذِينَ فَرَّقُوا دِينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ
Resim---"Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyean, kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn (ferihûne).: (O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.”
(Rûm 30/32)

وَمَا تَفَرَّقَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ إِلَّا مِن بَعْدِ مَا جَاءتْهُمُ الْبَيِّنَةُ
Resim---"Ve mâ teferrakallezîne ûtû’l- kitâbe illâ min ba’di mâ câet humu’l- beyyinetu.: Böyle iken, kendilerine kitab verilenler, ancak kendilerine o hüccet (Peygamber, yahud Kur’an) geldikten sonra tefrikaya düştüler. (Kimi peygambere iman etti, kimi inkâr etti, kimi de şübhe içinde bocaladı durdu.)”
(Beyyine 98/4)

“VeYyLenâ!.” Lar ->OLsun size!.:


قَالُوا يَا وَيْلَنَا مَن بَعَثَنَا مِن مَّرْقَدِنَا هَذَا مَا وَعَدَ الرَّحْمَنُ وَصَدَقَ الْمُرْسَلُونَ
Resim---"Kâlû yâ veylenâ men beasenâ min merkadinâ, hâzâ mâ vaader rahmânu ve sadaka’l- murselûn (murselûne).: "Eyvahlar olsun bize, mezarlarımızdan bizi kim beas etti (kaldırdı)? Bu, Rahmân’ın vaadettiği şeydir. Ve resûller doğru söylemişler." dediler.”
(YâSîn 36/52)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İKRÂ ZEVKLERİm
MesajGönderilme zamanı: 07 May 2016, 15:02 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11419
Resim

Kur'ÂN-ı Kerîm!.

AKLımız >bEN >ABDuLLAHta
HİMMet>HAYyDÂR ALİ ŞÂHta
-->ELimiz -->RESûLULLAH-ta
YEDuLLAH DeSt-imiz ->Kur'ÂN!.


*

şU ÂN ->ŞüHÛDun >SüCÛDu
->ZÂTına MaHSus ->VüCÛDu
VÂCiBu’L- VüCÛD ->MevCÛDu
hER HÂLde HeSt-imiz ->Kur'ÂN!.


*

KÛN ->feyeKÛN’un ->Şe’ÂNı
OLsun!. OLmasın!. ->“OLÂN”ı
AYN-ı AŞK >CÂNÂN CeRryÂNı
MîM-i MeŞK MeSt-imiz >Kur'ÂN!.


*

ALLAH’ın ->KULUna ->BAĞı
HAYy MuhaMMed ÇiLLe ÇAĞı
->“İKRÂR”ın ->EZEL IRMAĞı
“İNKÂR”a ReSt-imiz >Kur'ÂN!.


*

KuL İhvÂNim DİRiL!. ÖL! de
“EMEL”in >“ECEL”Le BÖL de
CihÂN DEnEN >KIZgın ÇÖLde
->TEVHİDî TeSti-miz ->Kur'ÂN!.


07.05.16 15:54
brsbrsbzr..tktktrstkkmdhstlkk..


HİMMet: Kalbin bütün kuvveti ile Cenâb-ı Hakk'a ve sâir mukaddesata yönelmesi. Kalb isteği ile gösterilen ciddi gayret. Allah indinde makbul ve mübârek bir kimsenin mânevi yardımı ile birisini koruması, yardım etmesi. Tabiî şevk ve meyil ve heves. Lütuf, yardım.
YEDuLLAH: ALLAH celle celâlihu Kudret ELi.
DeSt: f. El, yed. Mc: Kudret, fayda, nusret, galebe.
HeSt: f. Varlık. Var olma. Mevcudiyet.
MeŞK: Bilmeyene bir şeyi öğretmek.
MeSt: Sarhoş. Aklı başında olmayan. Kendinden geçercesine haz duymak mânasında "mest olmak" şeklinde kullanılır.
ReSt: Şiddetle reddetmek.
TeSti: Toprak su kabı. BedEN..


KüLLî ŞEYy’in ->HEPİSİ-nde, onları her ÂN YENiden Yaratanının İMZÂsı Varr..:

اللَّهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ وَكِيلٌ
Resim---"Allahu hâliku kulli şey’in ve huve alâ kulli şey’in vekîl(vekîlun).: Allah, herşeyin Yaratıcısı’dır ve O, herşeye vekildir.”
(Zumer 39/62)

إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ
Resim---"İnnemâ emruhû izâ erâde şey’en en yekûle lehu kûn fe yekûn(yekûnu).: O (Allah), bir şey irade ettiği (dilediği) zaman O’nun emri, sadece ona: "Ol!" demektir. O, hemen olur.”
(YâSîn 36/82)

“YuSEBBihu!. SEMÂ’Sı”-nda:
SeBBeHa.. TeSBih!. feSEBBih!.:


يُسَبِّحُ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ الْمَلِكِ الْقُدُّوسِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ
Resim---YUSEBBİHU lillâhi mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardıl melikil kuddûsil azîzil hakîm(hakîmi) : Göklerde ne var, yerde ne varsa (HEPSİ) O mülk-ü melekûtun eşsiz hükümrânı, noksaanı mucib herşeyden pâk ve münezzeh, gaalib-i mutlak, yegâne hukûm ve hikmet saahibi ALLÂHI TESBÎH (VE TENZÎH) ETMEKDEDİR.
(Cumâ 62/1)

Yusebbihu: tesbih eder.
Sebbaha: yüzmek..

Yerdeki göklerdeki ZeRReler yani ATOMlar vede Kürreler-Galaksiler,
NeşRlerinden HaŞRlerine kadar döndüler, dönmekteler ve dönecekler.
Bu SeBBaHa yüzüş RAKSı hep sürecek her AN yeniden Yaratılan ŞE'ENULLAHta..
Ve ne zamAN AKILLarımız DEVR-ÂNı ANLarsa ve DEVRe İştirak ederse Yusebbuhu Zikr-i Dâimindeyiz
inşae ALLAH..
İşte her ZeRReye bahşedilen bu Rüşd Raksı, Yeniden Yartış Hareketi Merkezin DENGE için ÇEKimine karşı Merkezkaç DÜZEN Kuvvetini doğurup VARlığı oluşturmaktadır her ÂN ŞeÂNullahta…

NESL-i CEDîDi.: her ÂN Şe’ÂNuLLAHta KÛN fe yeKÛN Yeniden HALK ediş-Yaratış..

إِن يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَأْتِ بِخَلْقٍ جَدِيدٍ
Resim---"İn yeşe’ yuzhibkum ve ye’ti bi halkın cedîd (cedîdin).: Eğer dilerse sizi giderir (yok eder) ve (sizin yerinize) yeni bir halk getirir.”
(Fâtır 35/16)

أَفَعَيِينَا بِالْخَلْقِ الْأَوَّلِ بَلْ هُمْ فِي لَبْسٍ مِّنْ خَلْقٍ جَدِيدٍ
Resim---"E fe ayînâ bil halkı’l- evvel (evveli), bel hum fî lebsin min halkın cedîd (cedîdin).: İlk yaratmada âcizlik mi gösterdik? Hayır, onlar yeni bir yaratma hususunda şüphe içindedirler.”
(Kaf 50/15)

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ
Resim---“Ve lekad halakne’l- insâne ve na’lemu mâ tuvesvisu bihî nefsuh (nefsuhu), ve nahnu akrebu ileyhi min HABLİ’L- VERÎDi: Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız.””
(Kaf 50/16)

Şe’eNULLAH:

يَسْأَلُهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ
Resim ---''Yes’ eluhu men fis semâvâti vel ard (ardı), kulle yevmin huve FÎ ŞE’Nin: Göklerde ve yerde bulunan herkes, O'ndan ister. O, her an YARATMA HALİndedir.” (Rahmân 55/29)


Ve şu SANal-İkİlik-İkİ ŞEYlik- ŞEY-t-ÂN Diyârındaki her şey FÂNi kul ihvÂNi!.. FENÂfiLLAH ARAma bAŞKa ->AKLını >NAKLen DEVşiRr!..

كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍ
Resim---“Kullu men aleyhâ FÂN (fânin): Bütün kişiler (insanlar ve cinler) FÂNİdir (yok olucudur)”
(Rahmân 55/26)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İKRÂ ZEVKLERİm
MesajGönderilme zamanı: 18 May 2016, 16:17 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11419
Resim

Ve İNs-ÂN
Sâdece ÂN
GaRiB
-ÂN cÂN


ÇUL o ki KıtMÎr İhvÂNim
->GİYdiği KEFEN >DERisi
KUL o ki >KıRAT İhvÂNim
SıRR-ı SIFIR SER-ü-SERisi!.


ZEVK 7613


KUL ki ->MuRaD EDer HAKk’ı.. HAKk ->tER-tEMizLer ÖZünü
ÖZü ->SıRat-ı MuStaKîm.. ->RABB’-ına ->“GÖNüL GÖZü”nü
DÂRu’s- SeLÂM RABB RıZAsın
->VELîsi ->ALLAH.. RAVZÂsın
->İÇİnde ->ŞeHÂdet YAŞA!.r.. ->“BEZM-i ELESt BeL SÖZÜ”nü..


18.05.16 17:07
brsbrsm..tktktrstkkmdHAYyrÂNNnn..



SÖZün Resim ÖZü.:

فَمَن يُرِدِ اللّهُ أَن يَهْدِيَهُ يَشْرَحْ صَدْرَهُ لِلإِسْلاَمِ وَمَن يُرِدْ أَن يُضِلَّهُ يَجْعَلْ صَدْرَهُ ضَيِّقًا حَرَجًا كَأَنَّمَا يَصَّعَّدُ فِي السَّمَاء كَذَلِكَ يَجْعَلُ اللّهُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ
Resim---"Fe men yuridillâhu en yehdiyehu yeşrah sadrahu li’l- islâm (islâmi), ve men yurid en yudıllehu yec’al sadrahu dayyikan haracen, ke ennemâ yassa’adu fî’s- semâi, kezâlike yec’alûllâhu’r- ricse alâllezîne lâ yu’minûn (yu’minûne).: Öyleyse ALLAH kimi doğru yola eriştirip-Kendisine ulaştırmayı dilerse onun göğsünü yarar ve (ALLAH’a) teslime (İslâm’a) açar. Kimi dalâlette bırakmayı dilerse, onun göğsünü semâda yükseliyormuş gibi daralmış, sıkıntılı yapar. Böylece ALLAH, mü’min olmayanların üzerine azab verir.”
(En’âm 6/125)

وَهَذَا صِرَاطُ رَبِّكَ مُسْتَقِيمًا قَدْ فَصَّلْنَا الآيَاتِ لِقَوْمٍ يَذَّكَّرُونَ
Resim---"Ve hâzâ sırâtu rabbike mustekîmâ (mustekîmen), kad fassalnâ’l- âyâti li kavmin yezzekkerûn (yezzekkerûne).: Ve bu, senin RABBine istikâmetlenmiş (yönlendirilmiş) yoldur (ALLAH’a SALLeden/ULAŞtıran yoldur). Tezekkür eden bir kavim için âyetleri ayrı ayrı açıkladık..”
(En’âm 6/126)

هُمْ دَارُ السَّلاَمِ عِندَ رَبِّهِمْ وَهُوَ وَلِيُّهُمْ بِمَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ
Resim---"Lehum dâru’s- selâmi inde rabbihim ve huve veliyyuhum bimâ kânû ya’melûn(ya’melûne).: Rab’lerinin katında onlar için selâm yurdu (teslim yurdu) vardır. Yapmış olduklarından dolayı, O (Allah), onların dostudur.”
(En’âm 6/127)

يَا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ
Resim---“Yâ eyyetuhân nefsu'l- mutmainnetu: Ey mutmain (tatmin bulmuş) nefis,”
(Fecr 89/27)

ارْجِعِي إِلَى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَّرْضِيَّةً
Resim---“İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten: Razı olmuş ve kendisinden razı olunmuş bir halde Rabbine dön.”
(Fecr 89/28)

فَادْخُلِي فِي عِبَادِي
Resim---“Fedhulî fî ibâdî: Gir kullarımın içine!”
(Fecr 89/29)

وَادْخُلِي جَنَّتِي
Resim---“Vedhulî cennetî: Ve cennetime gir!”
(Fecr 89/30)

Resim

MuhaMMedî Şuûrdaki KUL, YAKÎN GELenedek KULLuğuna ALLAH celle celâlihu’nun KULU-Abduhu ve ResûLü-Resûluhu İZİ-nde devâm eder İnşâe ALLAHu TeÂLÂ:

وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ
Resim---“Va’bud rabbeke hattâ ye’tiyeke’l- yakîn (yakînu).: Ve sana “yakîn” gelinceye (son yakîne, Hakk’ul yakîne, Allah’a kuL OLmaya ulaşıncaya) kadar Rabbine kul ol- Rabbine ibâdet et!.”
(Hicr 15/99)

Yâ RABBeNÂ TeÂLÂ!. KüLLî ŞEY SENin NÛRundur:

وَللّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَكَانَ اللّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُّحِيطًا
Resim--- “Ve lillâhi mâ fî's- semâvâti ve mâ fîl ard (ardı). Ve kânallâhu bi kullî şey’in muhîtâ (muhîtan): Ve, göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Ve Allah, herşeyi kuşatandır.”
(Nisâ 4/126)

KüLLî ŞEY’i Yaratan SENsin:

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ
Resim---“Ve mâ halaktu'l- cinne ve'l- inse illâ li ya'budûni.: Ve Ben, insanları ve cinleri (başka bir şey için değil, sadece) Bana kul olsunlar diye yarattım. ”
(Zâriyat, 51/56)

Fiillerimizi.. Yaratan da SENsin:

فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ وَلَكِنَّ اللّهَ قَتَلَهُمْ وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ وَلَكِنَّ اللّهَ رَمَى وَلِيُبْلِيَ الْمُؤْمِنِينَ مِنْهُ بَلاء حَسَناً إِنَّ اللّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Resim---“Fe lem taktulûhum ve lâkinnallâhe katelehum, ve mâ rameyte iz rameyte ve lâkinnallâhe RaMÂ, ve li yubliye'l- mu’minîne minhu beLÂen hasenâ (hasenen), innallâhe semîun alîm: Onları siz öldürmediniz (Bedir’de o kâfirleri kendi kuvvetinizle öldürmediniz), ama onları Allah öldürdü; (Ey Rasûlüm, bir avuç toprak) attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı. Mü'minleri kendinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için (yaptı.) Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir.”
(Enfâl 8/17)

DÜŞÜNcelerimizi dahi Yaratan SENsin:

وَمَا تَشَاؤُونَ إِلَّا أَن يَشَاء اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ
Resim--- “Ve mâ teşâûne illâ en YEŞÂALLÂHu RaBBu'l- âlemin (âlemîne): Ve âlemlerin RaBBi Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.”
(Tekvîr 81/29)

ve her ÂN “KÛN ->feyeKÛN!. YENİden yaratmkata OLÂN da SENsin”:

يَسْأَلُهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ
Resim---“Yes’ eluhu men fi's- semâvâti ve'l- ard(ardı), kulle yevmin huve fî şe’nin.: Göklerde ve yerde olanlar, O'ndan isterler (dilerler). O hergün (her an) bir şe'n (ayrı bir tecellî, yeni bir oluş-YENİden yaratış) üzerindedir.”
(Rahmân 55/29)

إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ
Resim--- “İnnemâ emruhû izâ erâde şey’en en yekûle lehu kûn fe yekûn: Bir şey yaratmak istediği zaman Onun yaptığı "Ol" demekten ibarettir. Hemen oluverir.”
(YâSîn 36/82)


Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İKRÂ ZEVKLERİm
MesajGönderilme zamanı: 06 Haz 2016, 14:20 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11419
Resim


Kur'ÂN Er RahmÂN NEFesi
Kur'ÂN ŞÂHdamar’dan Sesi
MuhaMMedî DUYuş<->UYuş
->KÜLLîŞEYyi ->ve hERKEsi!.


ZEVK 7628


ÂLiMLere ->ÂB-ı HAYyat ->ÂRİFLerin >AŞı Kur'ÂN
ÂŞıKLarın ->AŞK HaVası ->AŞKuLLAH’ın BAŞı Kur'ÂN
bEN AĞLarım >Kur'ÂN AĞLar
->ANLArım >Yüreğim DAĞLar
RÛHumun RABBî Reyhâsı ->GÖZümüzün YAŞı Kur'ÂN!.


06.06.16 14:48
voiciistnbL..smerssitesikozyatağı..


Resim

YEdi NEŞ’e ->Kur'ÂN DİLi
MeşK-i MuhaMMed MenZİLi
DUYup ->UYup >İNLeyereK
->TegaNNîsiyLe ->TERTİLi..

YEDi GÖğe ->AÇıLırım
->BULut bULut SAÇıLırım
GÖZ YaşLarım YAğmur Yağmur
KORKu<-> UMUTsuz KALırımm!.



Tegannî: Kıraatın hüzünlü ve dokunaklı kılınmasıdır. (İbnu'l- Esir)
Tegannî: hiccîrâ yani yolculukta, boş zamanlarda okunan ezgi. Çünkü, Kur'an nâzil olduğu zaman Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem boş vakitlerinde başkaca nağmeler yerine Kur'ân-ı Kerîm'in ezgi olarak makamla söylenmesini arzu buyurmuştur.
TeRtiL: Kur'ÂN-ı Kerim'i usul ve kaidesine göre, acele etmeksizin dura dura anlaya anlaya okumaktır. Kur'ÂN-ı Kerim tertil üzere nâzil olmuştur..


فَكَيْفَ إِذَا جِئْنَا مِن كُلِّ أمَّةٍ بِشَهِيدٍ وَجِئْنَا بِكَ عَلَى هَؤُلاء شَهِيدًا
Resim---"Fe keyfe izâ ci’nâ min kulli ummetin bi şehîdin ve ci’nâ bike alâ hâulâi şehîdâ (şehîden).: Artık her ümmetten bir şahit (resûl) getirdiğimiz zaman ve seni de onların üzerine şahit olarak getirdiğimiz zaman (halleri) nasıl olacak?.”
(Nisa 4/41)

Resim---İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bana: "Kur'ân'ı bana oku!" dedi. Ben (hayretle): "Sana indirilmiş bulunan Kur'ân'ı mı sana okuyayım?" diye sordum. Bana: "Evet, ben onu kendimden başkasından dinlemeyi seviyorum!" dedi.
Ben de ona Nisa sûresini okumaya başladım. Ne zaman ki, "Her ümmete her şâhid getirdiğimiz ve ey Muhammed, seni de bunlara şâhid getirdiğimiz vakit durumları nasıl olacak?" mealindeki âyete (41. âyet) geldim. "Dur!.." dedi. Durdum ve dönüp Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a baktım. Bir de ne göreyim, iki gözünden de yaşlar akıyordu."

(Buharî, Fedâilu'l-Kur'ân 32, 33, 35; Müslim, Musâfirin 247, (700); Tirmizî, Tefsir, Nisa, (3027, 3028); Ebû Davûd, İlm 13, (3668)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Kur'ân hüzünle nazil oldu, onu okurken ağlayınız. Ağlayamıyorsanız, ağlar gibi okuyunuz (veya kendinizi ağlamaya zorlayınız.)" buyurdu.
(İbn Mâce, İkâmetüssalah, 176)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İKRÂ ZEVKLERİm
MesajGönderilme zamanı: 22 Haz 2016, 17:23 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11419
Resim


Kur'ÂN-ı Kerîm!.

Şe’ÂNa ->RaHMÂN NEFesi
->KüLLî ŞEYiyLe >HERKesi
RABB SÖZü >ReSûLün Sesi
VaKT İÇindeki ->ÂN Kur'ÂN!.


*

HABLi’L- VERîd.. KaLBimİZde
ENÂ >ALLAH.. NahNu>BİZde
ELeSt ->BeLÂ >BİZ BİR-İZde
CÂNÂN EVi ki -> CÂN Kur'ÂN!.


*

HAKk Hükmüne KULLuk Kur'ÂN!.
MuTLak VAR.. MeçhuLLuk Kur'ÂN!.
YOLcu >YOLdaş >YOLLuk Kur'ÂN!.
HANcı >Kur'ÂN!. >bU HAN Kur'ÂN!.


*

KÛN feyeKÛN tANtANası
ATan KaLBin >ÇarPaNası
->CÂNımızın -> ÖZ aNası
DAMaRLardaki KAN Kur'ÂN!.


*

->YuseBBiHu ->SıRr SaNatı
->EL ÂN -> OLÂN ->KâiNatı
-->ReSûLuLLAH --->ŞeFâatı
şU ÂN ->Şe’ÂNa ŞAN Kur'ÂN!.


*

MîM-i MuhaMMed MevLÂsın
>YuSeBBiHu SıRR SEVdÂsın
ZÂT->SıFat>ESMÂ>EŞYÂsın
KÛN feyeKÛN MekÂN Kur'ÂN!.


*

NEFsin-RABBin>BİLgesÎnde
GeCE-GÜNdüz >BÖLgesÎnde
YaLAN DÜNy >GÖLgesÎnde
AKLın ZANNı >ZAmAN Kur'ÂN!.


*

KaZa-KaDER MuRaduLLAH
KÛN feyeKÛN-da EMRuLLAH
SıRr-ı SuBHÂN SüNNeTuLLAH
OLur!.OLmaz!. >OLAN Kur'ÂN!.
->KuL İhvÂNim >OLAN Kur'ÂN!.


22.06.16 09:49
voiciistnbL.. şişLimemoriaLhstÂnesigüLbhçsi..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İKRÂ ZEVKLERİm
MesajGönderilme zamanı: 26 Haz 2016, 12:00 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11419
Resim

Kur'ÂN-ı KeRîm!.

YEDi mEVsim ->Kışın YAZın
Söz Sohbetin ZeVKin HAZın
->KuL İhvÂNim ÇiLLe SAZın
ÇeŞit ÇeŞit ->ÇALan Kur'ÂN!.


*

AŞK ÂLemin ZeMZem ZeHRi
>TeCRimen TaHtiha’-L NeHRi
SıRR-ı SONsuz DoStun DeHRi
DERûN-Lara ->DALan Kur'ÂN!.


*

->DİRİLere >DOSt’un DİLi
NÛR-u MuhaMMed mENziLi
SEVen<->SEViLen>SEVgiLi
SEVdÂLara ->SALan Kur'ÂN!.


*

KULLuk SıRRın SOYmak İÇin
RABB’ın SÖZün DUYmak İÇin
"ReSûL SESi"n ->UYmak İÇin
KULak ZÂRım ->DELen Kur'ÂN!.


*

KUL >BALçık ÇiLLe Çamuru
Su - Ateş - HaVVa -Hamuru
"Şu ÂN"a >Şe’ÂN YAĞmuru
hER ÂN TÂze GELen Kur'ÂN!.


*

KuL İhvÂNim HAYat MAsAL
ANLAtıLmaz HAL İÇi ->HAL
MeskEN OLdu ->MeMoRiyAL
BENce GİDip ->GELen Kur'ÂN!.


22.06.16 10:16
voiciistnbL.. şişLimemoriaLhstÂnesigüLbhçsi..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İKRÂ ZEVKLERİm
MesajGönderilme zamanı: 08 Tem 2016, 22:22 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11419
Resim


KeLÂMLarın ASLı Kur'ÂN
>ÂLeMLerin fASLı Kur'ÂN
GEÇmiş-GELecek >şU ÂNı
Şe’ÂNuLLAH hASLı Kur'ÂN!.


ZEVK 7702

ReSÛL SESi ->RABBın SÖZü.. SÖZün ÖZÜ SıRRın HASı
SELLin SALLa ->NASRuLLAHı >FethULLAH-ın FÂTİHAsı

KALB-i Kur'ÂN-ımız YâSÎN
CÂNda >CÂNÂNımız YâSÎN

EHL-i Beyt EDEBin İLMin ->BiSMiLLAH “Be”sin NOKTAsı!.


08.07.16 21:43
voiciistnbL.. dervişalimahllkaragümrük..



“İYyâke na’budu” Dîni
“Ve ->iyyâke nestaîn”i
Ve “Mâliki yevmi’d- dîn”i
EYy İnsÂN OKU ->YâSÎNi!.:


Resim

مَلِكِ يَوْمِ الدِّينِ
Resim---"Mâliki yevmi’d- dîn.: Dîn gününün mâlikidir.”
(Fâtiha ¼)

إِيَّاكَ نَعْبُدُ وإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ
Resim---"İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn.: (Allah'ım!) Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız senden yardım dileriz.”
(Fâtiha 1/5)


Resim

ResûLuLLah saLLaLLahu aLeyhi veseLLem DİLiyLe Fatihâ Sûresinin Fazileti:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Her kim besmeleden sonra, Fatihayı Şerifeyi okur, sonrada âmin derse gökte bir mukarreb melek kalmaz hepsi onun için istiğfar eder.” buyurdu.
(Enes bin Malik radiyallahu anhudan; Suyutî, Dürru'l- Mensür, 1/45)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Allah şöyle buyurmuştur: “Ben namaz sûresi olan Fatiha’yı kendimle kulum arasında ikiye böldüm: yarısı Benim diğer yarısı da kulumundur ve kuluma ne isterse verilecektir.”
Kul: “el-Hamdülillahi Rabbi’l- âlemin. dediğinde,
ALLAHu Teâlâ: “Kulum bana hamd etti” buyurur.
Kul: “er-Rahmânir-Rahim” dediğinde,
ALLAHu Teâlâ: “Kulum beni övdü” buyurur.
Kul: “Mâliki yevmid-dîn” dediğinde,
ALLAHu Teâlâ: “Kulum benim şan ve şerefimi yüceltti” buyurur.
Kul: “İyyâke na’büdü ve iyyâke neste’în.” dediğinde,
ALLAHu Teâlâ: “Bu benim ile kulum arasındadır, kulum ne isterse verilecektir” buyurur.
Kul: “aleyhim gayri-mağdûbi’aleyyhim veled-dâll’în.” dediğinde,
ALLAHu Teâlâ: “Bu da sadece kuluma aittir, kulum ne isterse, verilecektir.”
buyurur.

(Ebu Hureyre radiyallahu anhudan; Müslim, Salat, 293; İmam Malik, Muvatta, 1/84; Ebu davud, 821; Tirmizî 2953; Nesai,2/135)

Resim---İbni Abbas radiyallahu anhu dedi ki: Cebrâil aleyhisselâm, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin yanında oturuyorken, üst taraftan bir gıcırtı sesi duydu. Başını kaldırarak şöyle buyurdu:
“Bu, (ilk olarak) bugün açılan semâdaki bir kapıdır. Bu günden önce asla açılmamıştır. O kapıdan bir melek indi.”
Cebrâil aleyhisselâm dedi ki: “Bu yeryüzüne (ilk olarak) inen bir melektir. Bugünden önce yere inmiş değildir.” Selâm verdi ve: “Sana verilmiş olan ve Sen’den önce hiç bir Peygambere verilmemiş olan iki nurun müjdesini veriyorum. Bir Fatihatü’l- Kitab diğeri Bakara Sûresinin son ayetleridir. (Amenerrasülü’dür). Bu iki nurdan okuduğun her bir harf mutlaka sana (sevap ve ecir olarak) verilecektir” buyurdu.

(Müslim, Müsafirin, 254; Nesai, İftitah, 25; Hakim, Müstedrek, 1/558)

Resim---Ebu Said El-Hudri radiyallahu anhu şöyle rivâyet etmiştir: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin Ashabından bir gurup bir sefere çıktılar. Nihayet Arap kabilelerinden bir kabileye indikleri zaman onlardan misafir kabul edilmelerini istediler. Fakat kabile, onları misafir kabul etmedi. O kabilenin reisi de bir akrep tarafından ısırılmış bulunuyordu. Onun tedâvisi için her türlü çareye başvurdularsa da, hiçbirşey ona fayda vermedi.
O kabilenin câriyelerinden biri dedi ki: “Şu misafir olmak isteyen kişilere gitseydiniz, belki onlarda fayda verecek bir şey bulunur.” bunun üzerine o sahabelere gidip dediler ki: “Ey cemaat! Bizim reisimiz (olan Selim isimli kişi) akrep tarafından ısırıldı. Onun için her türlü çareye başvurduk; fakat hiçbir şey ona fayda vermiyor. (onunla meşgul olacak erkekler de şu anda yoklar.) Acaba sizde rukye yapan biri varmı?”
Ashabdan biri: “Vallahi ben okurum. Fakat biz sizden misafir kabul edilmemizi istedik de, vallahi bizi misafir etmediniz. onun için bize bir ücret vermedikçe size okuyuculuk yapmam” dedi. Bunun üzerine bir bölüm (yaklaşık otuz 30) koyun vermeleri şartı ile anlaştılar. Sonra o kişi gitti. Fatiha’yı (üç veya yedi kere) okyup üfledi. Reisleri sanki bağdan çözülür gibi huzura kavuştu ve yürümeğe başladı. Hiçbir ağrısı kalmadı. Onlar da anlaştıkları üzere bir bölük koyunu. Ashab-ı Kiram’a verdiler.
İçlerinden biri: “Bunları bölün” dedi,
Hastayı okumuş olan kişi: “Hayır yapmayın. Biz Resûlullah sallallahu aleyhi veselleme gidelim de, olanları O’na anlatalım. Bize ne emir buyuracak ona bakalım” dedi.
Onlar topluca Resûlullah sallallahu aleyhi veselleme vardılar ve ona olayı anlattılar .
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem de: “Fatiha Sûresi’nin şifa ayetleri olduğunu Sana kim bildirdi? isabet ettiniz, koyunları bölün ve sizinle beraber Bana da bir pay ayırın” buyurdu ve gülümsedi.

(Buharî, Tıb 33, 39; Fedâilul-Ku’ân, 9; Müslim, Selâm, 66; Ebu Davud, Tıb,19; Tirmizî, Tıb, 20; Ahmed bin Hanbel, Müsned, 5/211)

Resim---Ebu Said bin Mualla radiyallahu anhudan şöyle nakledilmiştir: “Ben mescidde namaz kılıyordum. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem beni çağırdı. Fakat cevab veremedim.
Sonra yanına gelerek: “Yâ Resûlullah, namaz kılıyordum.” dedim.
Bana: “Allah Yüce Kitabında:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَجِيبُواْ لِلّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُم لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
Resim---"Yâ eyyuhâllezîne âmenûstecîbû lillâhi ve li’r- resûli izâ deâkum limâ yuhyîkûm, va'lemû ennallâhe yehûlu beynel mer'i ve kalbihî ve ennehû ileyhi tuhşerûn (tuhşerûne).: Ey iman edenler, size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah'a ve Resûlü'ne icabet edin. Ve bilin ki muhakkak Allah, kişi ile kalbi arasına girer ve siz gerçekten O'na götürülüp toplanacaksınız.”
(Enfâl 8/24)
Buyurmuyor mu?” buyurdu ve arkasından ilâve etti: “Sen mescidden çıkmadan önce, sana Ku’ân-ı Kerimin en büyük sûresini öğreteceğim” buyurdu ve elimden tuttu.
Mescidden çıkacağı sırada ben: “Sana en büyük sıreyi öğreteceğim buyurmuştunuz,” dedim. Bana: “O Sûre El-Hamdü lillahi Rabbil-”Âlemîn’dir ki (namazlarda tekrar tekrar okunan) yedi ayet ve bana verilen yüce Ku’ân’dır.” buyurdu.

(Buharî, Tefsir, 1; Fedâilü’l Ku’ân, 9; Ebu Davud, Vitr, 5; Nesai, İftitah, 26; İbni Mâce, Edeb, 52; Tirmizî, Sevabül-Ku’ân, 1)

Resim---Enes radiyallahu anhu dediki: Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem bir yolculukta idi. Bineğinden indi, bir adam da Onun yanında indi. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem o adamın tarafında dönerek buyurdu ki: “Sana Ku’ân’ın en faziletli (sûresini) haber vereyim mi?” diye sordu Adam: “Elbette” deyince. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, el-Hamdu lillahi Rabbi’l- âlemin’i okudu.
(Hakim, el-Müstedrek, 1/560; Nesai, Amelül-Yevm vel-Lyl, 723; İbni Hibban, Sahih, 774)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Kur’ândaki en hayırlı sûre, Fatiha Sûresidir.” buyurdu.
(İbn Mâce, Mukaddime,13; Cihad,16; Zühd, 4; Ahmed bin Hanbel, Müsned, 5/158; Suyutî, Câmi’ussağir, 3/99, no.2851)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Fatiha Sûresi her hastalığa karşı şifâdır.” buyurdu.
(Suyutî, Câmi’u’s- sağir, 4/419, no.5827; Darimî, Feddilul-Ku’ân, 12; Ali el-Müttakî, Kenzü’l- Ummal, 1/559, no2516)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Fatiha Sûresi terazinin bir gözüne konsa, bütün Kur’ân da öbür göze konsa, elbetteki Fatiha-ı Şerife bütün Kur’ân’a yedi kere üstün gelir” buyurdu.

(Deylemî, Müsnedül-Firdevs, 3/144, no 4386)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Yatağa girildiğinde, uyumadan önce Fatiha ve İhlas sûrelerini okuyan, ölüm hariç bütün tehlikelerden emin olur” buyurdu.
(Heysemî, Mecmeu’z- zevaid, 10/121; Münzirî, Tergib ve Terhib, 1/416)


Resim

ResûLuLLah saLLaLLahu aLeyhi veseLLem DİLiyLe Yâsîn Sûresinin Fazileti:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Her kim bir gece içerisinde Yâsîn-i Şerifi okursa, sabaha affolunarak çıkar." buyurdu.
(Beyhakî, Sünenü’l-Kübra, 5/154; Zebidî, İthafü’s- sâde, 5/154)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Bir kişi, ALLAHu Teâlâ’nın rızasını ve âhiret yurdunu isteyerek okursa, mutlaka bağışlanır." buyurdu.
(Darimî, Fedâiü’l- Kur’an, 21, no.3418; Münzirî, Tergib ve Terhib, 2244)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem : "Yâsîn Sûresini Allah rızasını gözeterek okuyan kimsenin -kul hakları hariç- geçmiş günahları bağışlanır. Onu ölmek üzere olanlarınızın yanında okuyunuz." buyurdu.
(Suyutî, Câmi’u’s- sağir, 6/200, no.8937; Beyhakî, Şü’abü’l- İman)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem : "Kim bir gecede Allah’ın rızasını kazanmak için Yâsîn okursa o, o gece bağılşanır." buyurdu.

(Darimî, Fedâilü’l- Kur’an, 21, no. 3420 Beyhakî, Şü’abü’l- İman, 2/480)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem : "Yâsîn-i Şerif-i okuyanın geçmiş günahları affedilir." buyurdu.
(Darimî, Fedâiü’l- Kur’an, 21; Zebidî, İthafü’s- sade, 5/154)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem : "Kim her gece Yâsîn Sûresini okursa küçük günahları bağışlanır." buyurdu
.
(Suyutî, Câmi’u’s- sağir, 6/199, no.8933; Beyhakî, Şü’abü’l- İman)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem : "Yâsîn Sûresi, bütün Ku’ân’a denktir." buyurdu.
(Darimî, Fedâilü’l-Kur’an, 21, no.3418)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem : "Kim gündüzün başlangıcında Yâsîn Sûresini okursa, onun ihtiyaçları giderilir." buyurdu.
(Darimî, Fedâilü’l- Kur’an, 21, no.3421)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Yâsîn, Ku’ân’nın kalbidir Onu bir defa okumak Ku’ân-ı on defa okumaya denktir. geceleri okuyanın sabahları ilahi mağfirete nail olarak kalkar. Yalnız Allah rızası için okuyanın geçmiş hataları affolunur. Onu ölmek üzere bulunanların yanında okursanız, her harfi mukabilinde on melek gelerek karşısında durup onun için rahmet isteyip, affı için dua ederler. Ruhunu teslim edene kadar yanından ayrılmadıkları gibi, yıkanırken, kefenlenirken, namazı kılınırken, mezara konulurken de cemaatine iştirak ederler. Azrâil (aleyhisselâm) ruhunu kabzedeceği zaman, Cennet’ten bir melek Cennet şarabıyla beraber gelir, doyasıya ona içirir, o kimse artık cennete girene kadar asla susamaz. Bu sûreyi okuana şefaat etme yetkisi verilir. Onu dinleyen de affolunur.” buyurdu.

(Ebu Suud Efendi, Ebu Suud Tefsiri, 7/88; Kadı Beyzavi, Beyzavi Tefsir (Envarut-Tenzil ve Esrarut-Te’vil), 2/237; Ebu-Leys Semerkandi, Tefsirul-Kur’an, 5/206)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem : "Her şeyin bir kalbi (özü) vardır. Ku’ân’ın kalbi de Yâsîn dir. Her kim Yâsîn-i Şerif’i okur ve onun içindekilere göre yaşarsa, Allah ona Ku’ân-ı Kerim’i on kere okumuş kadar sevab yazar." buyurdu.
(Tirmizî, Fedâiü’l- Kur’an, 7; Darimî, Fedâiü’l-Kur’an, 21, no.3419)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem : "Her şeyin bir kalbi vardır. Ku’ân-ın kalbi de Yâsîn’dir. Her kim onu gündüzleri okursa, bütün sıkıntılarına karşı ona kafi gelir. Her kim geceleri okursa, bütün günahları affedilir." buyurdu.
(Ebu Davud, Fedâiü’l- Kur’ân,3)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem : "Kim sabaha ulaştığında Yâsîn’i okursa, ona, akşama ulaşıncaya kadar o günün kolaylığı bahşedilir. Kim de onu bir gecenin başlangıcında okursa, ona da sabaha ulaşıncaya kadar o gecenin kolaylığı bahşedilir." buyurdu.
(Darimî, Fedâilü’l-Kur’ân, 21, no.3422)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem : "Cuma gecesi Yâsîn ve Saffât Sûrelerini okuyan kişiye ALLAHu Teâlâ Hazretleri dilediğini verir." buyurdu
.
(Ali Müttakî, Kenzü’l-Ummal, 2694, 1/591)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem : "Cuma geceleri Yâsîn sûresini okuyan kimse, ALLAHu Teâlâ’nın mağfiretine kavuşmuş halde sabahlar." buyurdu.

(Hilyetü’l- Evliyâ 2,159)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem : "Her gece Yâsîn-i Şerif’i okumaya devam eden kimse, vefat ederken şehid olarak vefât eder." buyurdu.

(Taberanî, Mu’cemu’s- Sağir, 1010; Kenzü’l- İrfan, 66)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem : "Ölüleriniz için Yâsîn-i Şerif’i okuyun." buyurdu.
(Ebu Davud, Cenâiz, 3)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem : "Ölmek üzere olanlarınıza Yâsîn okuyunuz." buyurdu.
(Ebu Davud, Cenaiz, 20; İbni Mâce, Cenaiz, 4; Ahmed bin Hanbel, Müsned, 5/26, 27; Suyutî, Câmi’ussağir, 2/67, no.1344)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem : "Kim cuma günü anne ve babasının veya onlardan birisinin kabrini ziyaret eder ve orada Yâsîn okursa günahları bağışlanır." buyurdu.
(Suyutî, Câmi’ussağir, 6/141, no:8717)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem : "Şüphesiz zatında ve sıfatlarında noksanlıklardan uzak ve şanı yüce olan Allah, Tâhâ ve Yâsîn’i gökleri ve yeri yaratmasından bin yıl önce okumuş: O zaman Melekler Kur’ân-ı işittiklerinde şöyle demişler: Bunun kendisine ineceği ümmete ne mutlu! bunu taşıyacak gönüllere ne mutlu! Bunu konuşacak dillere ne mutlu!" buyurdu.

(Darimî, Fedâilü’l-Ku’ân, 20, no.3417)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Hazreti Ali Keremallahûvecche’ye : "Ya Ali!. Yâsîn Sûresini oku. Zira Yâsîn sûresinde on bereket vardır:
1-) Aç kalan kimse okursa doyar.
2-) Çıplak okursa, giydirilme sebebine kavuşur.
3-) Bekar okursa, evlenir.
4-) Korku içinde olan okursa, korktuğundan emin olur.
5-) Sıkıntılı kimse okursa ferahlar.
6-) Yolcu okursa, yolculuğunda yardım görür.
7-) Bir şeyi kaybolan okursa, onu bulur.
8-.) Ölü üzerine okunursa azabı hafifler.
9-) Susayan okursa, suya kavuşur.
10-) Hastaya okunursa, şifa bulur.”
buyurdu.

(Gümüşhânevî, Ramuzu’l- Ehadis, s.79/4)



EHL-i Beyt EDEBin İLMin
BiSMiLLAH “Be”sin NOKTAsı!.:


Resim

SEVd TÜLüm
cÂN ÂHeNKLim!.
>GÖNÜL GÜLüm
YEDi ReNKLimm!.


->SıRR-ı SıFıRr
“Be” NOKTA-sı:

Sırr-ı Süveydâ.. Sırr-ı Âli kerremullahi veche..:


Kapkara SEVdâ ->SıRR-ı Süveydâ ->İnsan Nefsinin kalbdeki Hacerü’l- esved gibi kara delikten FUADa GEÇip Ahmediyyet Ahadiyyet A’mâ.. SıRR-ı Sıfır, SıRR-ı Süveydâ, SıRR-ı SaHiBB, SıRR-ı SuBHÂN..

Azîz EfendimİZ İmâmı Alî kerremullahi veche:
Resim---“Eyâ insan cirmike cirmis-sâgirun, ve fike intavâ âlemü’l-ekber...” “Ey insanoğlu! Cirmin (cisim, hacim) çok küçüktür, fakat âlemü’l-ekber sende intevadır, mündemictir. İçine sokulmuştur (o kadar da değerin var) !” Buyurması ne hârikadır.


Âlem-i Asgar: Daha küçük âlem. En küçük âlem. * İnsan.(adem)
Âlem-i Ekber: En büyük âlem. Kâinat (alem)
Tavâ kökü: elbiseyi, yatağı v.s. dürüp katlamaktır.
Mündemic: (dümûc’dan) indimâc eden, dürülüp sarılan, içine yerleşen, içine sokulması olup aynı anlamdadır.


SıRR-ı Âli
SıRR kemÂLi..
ÂLemi asgâr-küçük ÂLemler, ÂLem-i Kebîr ÂDEMde derc olmuştur.. Nihâyet, Bidâyete derc edilmiştir..
Biz, hepimiz herc-ü-merc olmuşuz, Dost MuhaMMed sallallahu aleyhi ve sellem ’e derc olmuşuz. ben, sen, o, biz hepimiz "BİZ BİR-İZ" ve BİZ MuhaMMedîyiz!...


EMÂNet ve AHD NOKtası:

ASL -> ASLiyyet NOKtası -> EVVELi..
AYN -> AYNiyyet NOKtası -> BÂTINı..
AKL -> AKLiyyet NOKtası-> ZÂHİRi..
AKB -> AKiBiyyet NOKtası -> ÂHİRii..


İMaM Ali kerremullahi veche’nin: “İLiM bİR NOKta idi onu câhiller ÇOĞlattı!”
BUYUrduğunun MÂNÂsı, RUHu, SıRRı bu İLK NOKtadır..


Resim---İMaM Ali kerremullahi veche: “Her İLiM “Besmele” ye, o dahi “ﺐ - Be” harfine, o dah, Be harfinin altındaki “.” NOKta da mündemic*tir, derc edilmiştir, toplanıp içinde CEM’ edilmiştir.”
BUYUrduğunun da MÂNÂsı, RUHu, SıRRı bu İLK NOKtadır..

*Mündemic: İndimac eden, dürülüp sarılan, içine sokulmuş olan. İçine alınmış olan.

Velâyet ŞAHımız İmam Ali kerremullahi veche ne güzel Buyurmakta ki: “Tüm Kur'ân-ı Kerim Fâtihaya, Fâtiha Besmeleye, Besmele “Be- ب ” Harfine DERC edilse-yoğunlaştırılıp içine sokulsa; BEN o “Be” Harfinin NOKTAsı Olurum!” buyurmaktadır.

Ondandır ki Ali kerremullahi veche Sırrına eren İLİM Şehrine SALLeder-ULAşır..


Resim---Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Ben ilmin şehriyim Ali kapısıdır. Şehre girmek isteyen kapıdan girmelidir!.” buyurdu.
(Hazreti İbn-i Abbas’dan; Hâkim-i Nişaburî Müstedrek C. 3 S. 126)

Resim---Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Ben hikmet eviyim, Ali kapısıdır” buyurdu.
(Tirmizî Sahih C.2 S. 399.)


ALLAHu zü’l- CeLÂL ->Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selem'e, ÂLine, EHL-i BeYTine, Ashab-ı Güzînine, tÜMM Hakk Dostlarına ve ÜMMetine Salât ü SeLÂM EYyLesin İnşâe ALLAHu Teâlâ!. Âmin!..

3. SALÂVÂT-I ŞERÎFE : İmâm-ı Alî kerremullahi vecheye ait salâvâtı şerîfe

Resim

TÜRKÇESİ: Lebbeyke Allahümme Rabbiye ve sâ’deyke Resim Salâvâtu’llahi’l-Berri’r-Rahîm Ve’l-melâiketi’l-mukarrebîn Resim Ve’n- nebîyyine ve’s-sıddıkîne ve’ş-şühedâi ve’s-sâlihîn Resim Vemâ sebbiha leke min şey’in yâ Rabbe’l-âlemîne Resim Alâ seyyidinâ ve Mevlânâ Muhammedin ibni Abdillahi hâtemi’n- nebîyyîne Resim Ve Seyyidi’l-mürselîne ve imâmi’l-mûttâkîne Resim Ve Resûli Rabbü’l-âlemîne’ş-şâhidi’l-beşiri’d- dâi ileyke bi iznike es sirâce’l-münir Resim Ve aleyhi’s- salâtü ve’s- selâmû ve rahmetullahi ve berâkâtuhu.

MÂNÂSI:
“Emret (buyur) ALLAH’ım! Ve başim-gözüm üstüne (emret, saâdetle Senden mutluluk istiyorum), RABB’im, ALLAH’ım! İyilik ve merhamet dolu Salâvâtullahı, gözde (yakîn) meleklerin salâvâtı, peygamberlerin, sıddıkların, şehîdlerin, sâlihlerin; Ey âlemlerin RABBi Seni tesbih (ve tenzih) eden herşeyin salâvâtı, Efendimiz Abdullah oğlu Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’e, Hatemü’l-Enbiyâya (peygamberlerin sonuncusuna), peygamberlerin Efendisine, müttakîlerin (günâhlardan korunup ALLAH'a sığınanların) imâmına; âlemlerin RABBinin, şâhid ve müjdeci Resûlüne, Senin izninde Sana dâvet eden ve aydınlatan kandile (sayısız- sonsuz) selâm (sıla, salâvât, rahmet, istiğfâr, dua, ulaşım) olsun!”

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İKRÂ ZEVKLERİm
MesajGönderilme zamanı: 24 Tem 2016, 12:01 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11419
Resim

Kur'ÂN!. Kur'ÂN!.

CÂNÂN Evi EDen CÂNımı
TeKMiL-i TeVHiD TANımı
HAKk’ın >HaLka UZANımı
VaKt-i ZamÂN ÂNı Kur'ÂN!.


*

->“YuSeBBihu SeFeRi”dir
-->EBEDî -->EZeL bERidir
KüLLî ŞEYy ->Dâim DİRidir
CüMMLe CihÂN CÂNı Kur'ÂN!.


*

ELESt’inde ->MaHŞER’inde
KULLuğun HaRmAN YERinde
->“SıRR-ı SıFıR >SEFERi”nde
->HANcı Kur'ÂN>HANı Kur'ÂN!.

*

SoN NEFesi KurbÂNLıLarın
->MekÂNLı >ZamÂNLıLarın
HAYy ZiNCiRi -->CÂNLıLarın
TENi Kur'ÂN!. >CÂNı Kur'ÂN!.


*

RaBB SÖZü ReSûLün SEsi
->KeLâMuLLAH-ın NEFesi
İhvÂNim >KULLuk KÂBEsi
YEDi yÖNü ->YANı Kur'ÂN!.


13.07.16 09:34
voiciistnbL..okmeydnıhstnsiönüSUgezisi..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: İKRÂ ZEVKLERİm
MesajGönderilme zamanı: 12 Eki 2016, 20:56 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11419
Resim

BİRi >BİNLe
SıRR SENiNLe
KuL İhvÂNimm
>SÖZüm DİNLe..


MuHit sENde MeRKez sENde
CÂN-La CÂNÂN BiR BedENde
İKİ-Lik ŞEY-t-ÂN-ın ->İnKÂR
->İKRÂRın >MÜSLiM EDENde..


ZEVK 7852

->MuhaMMedî ÂRiFLere ->VuSLâtın VAkti ->Yevmü’d- Dîn
NûR-u RAHMeten Li’-L ÂLeMîn ki ->NûR-u RABBu’L- ÂLeMîn

->EL LATîFu’L- HABîRuN-Lar
SıRR-ı Es SeLÂM SABîRuN-Lar
->DiRi ->ÖLü -->KÂBiRuN-Lar

KALLeş ->KAYpak ->GABîRuN-Lar ->AKLında ->AZABun MuHin!.


12.10.16 21:42
10 muHaRreM 1438
voiciistnbL..kozyatağısümersiteALper..


Resim

HABîRuN.: Haberli. HaberDÂR, MuhaMmedî Arif-i billâh olanlar.
SABîRuN.: İmkÂNla KULLuk İmtihÂNında Sâlih olup SABR edenler.
GABîRuN.: SÖZünden DÖNenler.. Hakka ve Hayra ihânet edenler
KÂBiRuN.: Kabirdeki ölülerden iken robot gibi şu hayatta biraz daha boş gezenler.


DeHR.: Sonsuz oluş soluğu.
ZamÂN.: AKLın Mekân farkı ALgısı.
VAKt.: AKLın, NAKLen GöLge oyununu ÇÖZdüğü zaman dilimi.
ÂN.: İnsÂNoğlunun YARım nefeslik, Var-Yok Sınır arakesit çizgisindeki, alıp veremediği veya verip alamadığı Nefsin nefes Oluşu..


RABBu'-L ÂLEMîn:

الْحَمْدُ للّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Resim---“El hamdu lillâhi rabbi’l- âlemîn (âlemîne).: Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’adır.”
(Fâtiha 1/2)

RAHMetenLi-L ÂLEMîn:

Resim NÛRun alâ NÛR..

ZÂTuLLAH ->NÛRuLLAH -> NÛR-u MuhaMMed -> KÂiNât..


“KüLLî ŞEYyi ->ALLAH’ın NÛRu!.:

ALLAH celle celâluhu Ez Zâhir ALLAH celle celâluhu..

اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ مَثَلُ نُورِهِ كَمِشْكَاةٍ فِيهَا مِصْبَاحٌ الْمِصْبَاحُ فِي زُجَاجَةٍ الزُّجَاجَةُ كَأَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِن شَجَرَةٍ مُّبَارَكَةٍ زَيْتُونِةٍ لَّا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُّورٌ عَلَى نُورٍ يَهْدِي اللَّهُ لِنُورِهِ مَن يَشَاء وَيَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثَالَ لِلنَّاسِ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Resim---ALLÂHU NÛRU’s- SEMÂVÂTİ VE’L- ARD (ardı), meselu nûrihî ke mişkâtin fîhâ mısbâh(mısbâhun), el mısbâhu fî zucâceh(zucâcetin), ez zucâcetu ke ennehâ kevkebun durrîyyun, yûkadu min şeceratin mubâraketin zeytûnetin lâ şarkîyetin ve lâ garbiyyetin, yekâdu zeytuhâ yudîu ve lev lem temseshu nâr(nârun), nûrun alâ nûr(nûrin), yehdîllâhu li nûrihî men yeşâu, ve yadribullâhul emsâle lin nâs(nâsi), vallâhu bi kulli şey’in alîm(alîmun) : ALLAH, GÖKLERİN VE YERİN NURUDUR. O'nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltip iletir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah, her şeyi bilendir.
(Nûr 24/35)

Bu NÂR Yurdu Dünyada ve KâiNâtta küllî ŞEY NÛrullahın NÛRu MuhaMMed yansımasıdır..
Küllî ŞEYin ASLı-fASLı Nur-u MuhaMMeddir ki Rahmetenli’l- ÂLeMîndir.. aleyhi's-selâm..:


وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ
Resim---Ve mâ erselnâke illâ rahmeten li’l- âlemin (âlemîne).: Seni Biz, sadece ÂLeMLere RAHMet olarak gönderdik.”
(Enbiyâ 21/107)

O MuhaMMed Mustafâ aleyhi's-selâm ki ilk yarattığın HaBBedir. En NÛR, Esmasına Mazhardır-Zuhur yeridir, Menbağdır Nur-u MÛhaMMed ki, Nûr-u MîM..

Yâ RABBenâ!.
BİZe Merhameten, MuhaBBetiyin İLK-TEK HaBBesidir ki yartılanların her derdine her şeyine rAHMET kapısıdır MuhaMMed aleyhi's-selâm.. El Hamdulillahi Rabbil ÂLEMînn!.


ALLAHu zu'l-Celâl buyuruyor ki bakın NARdan NÛRa geçen ilk İKİ kadını size örnek gösteriyorum; hz.Meryem aleyha’s-selâm ve hz.Asiye aleyha’s-selâm:

وَضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا لِّلَّذِينَ آمَنُوا اِمْرَأَةَ فِرْعَوْنَ إِذْ قَالَتْ رَبِّ ابْنِ لِي عِندَكَ بَيْتًا فِي الْجَنَّةِ وَنَجِّنِي مِن فِرْعَوْنَ وَعَمَلِهِ وَنَجِّنِي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ
Resim---Ve dareballâhu meselen lillezîne âmenû'mraete fir’avn(fir’avne), iz kâlet rabbi'bni lî indeke beyten fî'l-cenneti ve neccinî min fir’avne ve amelihî ve neccinî mine'l-kavmi'z-zâlimîn(zâlimîne).: Ve ALLAH, iman edenlere firavunun eşini örnek verdi: “RABBim, Senin katında cennette benim için bir ev inşa et ve beni firavundan ve onun yaptıklarından kurtar. Ve zâlimler kavminden beni kurtar.” demişti.”

(Tahrîm 66/11)

وَمَرْيَمَ ابْنَتَ عِمْرَانَ الَّتِي أَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا فِيهِ مِن رُّوحِنَا وَصَدَّقَتْ بِكَلِمَاتِ رَبِّهَا وَكُتُبِهِ وَكَانَتْ مِنَ الْقَانِتِينَ
Resim---Ve meryeme'bnete ımrâne'lletî ahsanet fercehâ fe nefahnâ fîhi min rûhınâ ve saddekat bi kelimâti rabbihâ ve kutubihî ve kânet mine'l-kânitîn(kânitîne).: İmran'ın kızı Meryem ki, onun iffeti ahsendi. Bu sebeple onun içine Rûh'umuzdan üfledik. Ve o, RABBinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti. Ve o, kânitin olanlardan oldu.
(Tahrîm 66/12)

Nur'dan Nâr'a geçen iki gabirunu-gebereni gösteriyorum Lut aleyhi’s-selâm karısı ve Nuh aleyhi’s-selâm karısı.. masal söylemiyorum çünkü Kur’ân-ı Kerim masal kitabı değildir hâşâ!..

ضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا لِّلَّذِينَ كَفَرُوا اِمْرَأَةَ نُوحٍ وَاِمْرَأَةَ لُوطٍ كَانَتَا تَحْتَ عَبْدَيْنِ مِنْ عِبَادِنَا صَالِحَيْنِ فَخَانَتَاهُمَا فَلَمْ يُغْنِيَا عَنْهُمَا مِنَ اللَّهِ شَيْئًا وَقِيلَ ادْخُلَا النَّارَ مَعَ الدَّاخِلِينَ
Resim---Dareballâhu meselen lillezîne keferû'mraete nûhın ve'mraete lût(lûtın), kânetâ tahte abdeyni min ibâdinâ sâlihayni fe hânetâhumâ fe lem yuğniyâ anhumâ minallâhi şey’en ve kîledhulen nâre mea'd-dâhılîn(dâhilîne).: ALLAH, kâfirlere, Hz. Nûh'un ve Hz. Lut'un hanımını örnek verdi. İkisi de, sâlih kullarımızdan iki kulumuzun (nikâhı) altındaydı. Fakat ikisi de ihânet etti. Bu yüzden ikisine de, ALLAH'tan bir şeye (azâba) karşı, onlardan (eşlerinden) bir fayda olmadı (onları kurtaramadılar). Ve onlara: “İkiniz de ateşe girenlerle berâber (ateşe) girin.” denildi.”

(Tahrîm 66/10)

İKİ-lik İmtihÂNI-TARLamız Kadınlarımız..

GaBiRUN: Haktan ve HaYRdan-YÂRdan geRi DÖNen DÖNekler..

Zaman zaman söylüyoruz dönen “gabirun” dur diye bu ne anlamındadır?.
Hakka ve Hayra ters dönüş anlamındadır.
Lut aleyhi’s-selâmın karısı, Nuh aleyhi’s-selâmın karısı ve oğlu..
sık sık söylenen gabirunlardan gebermişlerdendirler örnek olarak..
Gabirundur toz kadar değeri bu kadar bile yok anlamındadır.
Gabirun toz demektir bir değeri yok anlamındadır.


Ve ZOR-kor İŞ ki;
Nuh aleyhi's-selâmın Karısı ve Oğlu OLmak ,
İbrahîm aleyhi's-selâm’ın Babası OLmak,
Nûh ve Lût aleyhumu's-selâmların Karısı oLmak.. KULLuk TECİHleri..


فَأَنجَيْنَاهُ وَأَهْلَهُ إِلاَّ امْرَأَتَهُ كَانَتْ مِنَ الْغَابِرِينَ
Resim---Fe enceynâhu ve ehlehû illemreetehu kânet minel gâbirîn: Bunun üzerine biz, karısı dışında o’nu (Lût'u) ve ailesini kurtardık; o (karısı) ise (helake uğrayanlardan- geride kalanlardan- kalıb yere geçenlerden) geride kalanlardandı.
(A'raf 7/83)

ALLAHu zu'l-Celâl buyuruyor ki bakın NARdan NÛRa geçen ilk İKİ kadını size örnek gösteriyorum; hz.Meryem aleyha’s-selâm ve hz.Asiye aleyha’s-selâm:

وَضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا لِّلَّذِينَ آمَنُوا اِمْرَأَةَ فِرْعَوْنَ إِذْ قَالَتْ رَبِّ ابْنِ لِي عِندَكَ بَيْتًا فِي الْجَنَّةِ وَنَجِّنِي مِن فِرْعَوْنَ وَعَمَلِهِ وَنَجِّنِي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ
Resim---Ve dareballâhu meselen lillezîne âmenû'mraete fir’avn(fir’avne), iz kâlet rabbi'bni lî indeke beyten fî'l-cenneti ve neccinî min fir’avne ve amelihî ve neccinî mine'l-kavmi'z-zâlimîn(zâlimîne).: Ve ALLAH, iman edenlere firavunun eşini örnek verdi: “RABBim, Senin katında cennette benim için bir ev inşa et ve beni firavundan ve onun yaptıklarından kurtar. Ve zâlimler kavminden beni kurtar.” demişti.”

(Tahrîm 66/11)

وَمَرْيَمَ ابْنَتَ عِمْرَانَ الَّتِي أَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا فِيهِ مِن رُّوحِنَا وَصَدَّقَتْ بِكَلِمَاتِ رَبِّهَا وَكُتُبِهِ وَكَانَتْ مِنَ الْقَانِتِينَ
Resim---Ve meryeme'bnete ımrâne'lletî ahsanet fercehâ fe nefahnâ fîhi min rûhınâ ve saddekat bi kelimâti rabbihâ ve kutubihî ve kânet mine'l-kânitîn(kânitîne).: İmran'ın kızı Meryem ki, onun iffeti ahsendi. Bu sebeple onun içine Rûh'umuzdan üfledik. Ve o, RABBinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti. Ve o, kânitin olanlardan oldu.
(Tahrîm 66/12)

Nur'dan Nâr'a geçen iki gabirunu-gebereni gösteriyorum Lut aleyhi’s-selâm karısı ve Nuh aleyhi’s-selâm karısı.. masal söylemiyorum çünkü Kur’ân-ı Kerim masal kitabı değildir hâşâ!..

ضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا لِّلَّذِينَ كَفَرُوا اِمْرَأَةَ نُوحٍ وَاِمْرَأَةَ لُوطٍ كَانَتَا تَحْتَ عَبْدَيْنِ مِنْ عِبَادِنَا صَالِحَيْنِ فَخَانَتَاهُمَا فَلَمْ يُغْنِيَا عَنْهُمَا مِنَ اللَّهِ شَيْئًا وَقِيلَ ادْخُلَا النَّارَ مَعَ الدَّاخِلِينَ
Resim---Dareballâhu meselen lillezîne keferû'mraete nûhın ve'mraete lût(lûtın), kânetâ tahte abdeyni min ibâdinâ sâlihayni fe hânetâhumâ fe lem yuğniyâ anhumâ minallâhi şey’en ve kîledhulen nâre mea'd-dâhılîn(dâhilîne).: ALLAH, kâfirlere, Hz. Nûh'un ve Hz. Lut'un hanımını örnek verdi. İkisi de, sâlih kullarımızdan iki kulumuzun (nikâhı) altındaydı. Fakat ikisi de ihânet etti. Bu yüzden ikisine de, ALLAH'tan bir şeye (azâba) karşı, onlardan (eşlerinden) bir fayda olmadı (onları kurtaramadılar). Ve onlara: “İkiniz de ateşe girenlerle berâber (ateşe) girin.” denildi.”

(Tahrîm 66/10)

İKİ-lik İmtihÂNI-TARLamız Kadınlarımız..

GaBiRUN: Haktan ve HaYRdan-YÂRdan geRi DÖNen DÖNekler..

GâBiRûN: ÖZündeki Rububiyyett BİLEliğine kendi adına-hesabına Sahib gaflet-cehâlet-dalalet ve ihânete dönen GEBERİKLer..


NEFSin HeVÂ HeVEsîNde!.:

İnsÂNlar Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'i DUYmadan-UYmadan;
KENDİ TaSA-rladıkları bir yaratana kendi tasarladıkları KULLukta NÂR-NÛR;
Bedeli-Kıyası-Şartı ve de SeBeBi İÇinde UĞRAŞır DURurlar..
Oysa; NEFiSlerinin HeVEsi RABblarıdır:

Firavun diyordu ki
Ben rabbım başka ilâh aramayın, benden başka RaBB yok!

فَقَالَ أَنَا رَبُّكُمُ الْأَعْلَى
Resim---"Fekale ene RaBBukumul'a'la.: "Ben, sizin en yüce RabBBnizim!" dedi.”'' (Nâziât 79/24)

Ve de NEFiSlerinin HeVÂsı İLâHları ki ne ACI Değil mi?!..;

أَرَأَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ إِلَهَهُ هَوَاهُ أَفَأَنتَ تَكُونُ عَلَيْهِ وَكِيلًا
Resim --- “E raeyte menittehaze İLÂHehu hevâh (hevâhu), e fe ente tekûnu aleyhi vekîlâ(vekîlen).: Hevasını İLÂH edinen kişiyi gördün mü? Yoksa sen mi ona vekîl olacaksın? (Yâ MuHaMMed!)... ”
(Furkân 25/43)

**

->SEV-dÂSîNden >GERİ DÖNen… ->GÖNÜLsüzler GÂBİRûn-dur!..:

Bir NÛH aleyhi's-selâm ki, peygamberler doğuran KARIsıyla CAN Paylaşmış ve CANlar-PeygambERler doğmuştur.. AMma gün olmuş geri DÖNmüştür.. GÂBİRûn-dur!..

Bir NÛH aleyhi's-selâm ki, Ömrünün bel direği KARIsıyla CAN Paylaşmış ve CANlar-PeygambERler doğmuştur.. AMma gün olmuş geri DÖNmüştür.. öylesine acı bir İHÂNEt içinde kalmıştır ki..
Adüvvü’n- MuBÎN LÛT aleyhi's-selâm ve ALLAH celle celâluhu DÜŞmÂNlarına: BİZi Alıp DAĞ BAŞlarına götürüyor.. ama siz üzülmeyin eğer LÛT’un YANına bir erkek gelirse GÜNdüz ise AT-EŞ YAKarım DUMANından ANLARsınız.. GECEyse IŞIĞından ANLARsınız.. KOŞar GELirsiniz!.. DemiŞş.. miŞŞ.. ÇuNKu.. GÂBİRûn-dur!..


GÂBİRUN: Dönek, Haktan ve Hayr sözünden geri dönen..

ضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا لِّلَّذِينَ كَفَرُوا اِمْرَأَةَ نُوحٍ وَاِمْرَأَةَ لُوطٍ كَانَتَا تَحْتَ عَبْدَيْنِ مِنْ عِبَادِنَا صَالِحَيْنِ فَخَانَتَاهُمَا فَلَمْ يُغْنِيَا عَنْهُمَا مِنَ اللَّهِ شَيْئًا وَقِيلَ ادْخُلَا النَّارَ مَعَ الدَّاخِلِينَ
Resim ---“Dareballâhu meselen lillezîne keferûmreete nûhın vemreete lût(lûtın), kânetâ tahte abdeyni min ibâdinâ sâlihayni fe hânetâhumâ fe lem yugniyâ anhumâ minallâhi şey’en ve kîledhulen nâre mead dâhılîn(dâhilîne) : Allah, inkâr edenlere, Nuh'un eşini ve Lut'un eşini örnek verdi. İkisi de, kullarımızdan salih olan iki kulumuzun nikahları altındaydı; ancak onlara ihanet ettiler. Bundan dolayı, (kocaları) kendilerine Allah'tan gelen hiçbir şeyle yarar sağlamadılar. İkisine de: "Ateşe diğer girenlerle birlikte girin!" denildi.”
(Tahrîm 66/10)

Zaman zaman söylüyoruz dönen “gabirun” dur diye bu ne anlamındadır?.
Hakka ve Hayra ters dönüş anlamındadır.
Lut aleyhi’s-selâmın karısı, Nuh aleyhi’s-selâmın karısı ve oğlu..
sık sık söylenen gabirunlardan gebermişlerdendirler örnek olarak..
Gabirundur toz kadar değeri bu kadar bile yok anlamındadır.
Gabirun toz demektir bir değeri yok anlamındadır.


Ve ZOR-kor İŞ ki;
Nuh aleyhi's-selâmın Karısı ve Oğlu OLmak ,
İbrahîm aleyhi's-selâm’ın Babası OLmak,
Nûh ve Lût aleyhumu's-selâmların Karısı oLmak.. KULLuk TECİHleri..


فَأَنجَيْنَاهُ وَأَهْلَهُ إِلاَّ امْرَأَتَهُ كَانَتْ مِنَ الْغَابِرِينَ
Resim---Fe enceynâhu ve ehlehû illemreetehu kânet minel gâbirîn: Bunun üzerine biz, karısı dışında o’nu (Lût'u) ve ailesini kurtardık; o (karısı) ise (helake uğrayanlardan- geride kalanlardan- kalıb yere geçenlerden) geride kalanlardandı.
(A'raf 7/83)

MERKEZ-MUHİT ve EMÂNET-Nİ'MET

Azîz kardeşlerim,
Merkezdeki Emânet, Ezeldeki AhduLLAHtır.
Muhitte Ni’met şuÂN ve Ebedde Ni’metuLLAHtır..
Nefsimizin verdiği kulluk misâkıdır.
Bu âlemde İmkÂNla İmtihÂN olurken asla ve katiyyen bu emânete ihânet etmeyip Sıddıkan/Sadakâtla korumamız ilk sözümüzde durmamız emredilmiştir.

Ezel Emânetine-AhduLLAHa ihânet çok ağır sonuçlar verir..
Bir çok âyetin sonu "Azabun Mûhinâ: İhânet Azabı" buyurulmuştur...

Bakara 2/90; Âli İmrân 3/178; Nisâ 4/14, 37,102; Hacc 22/57; Sebe' 24/14..

وَمِنَ النَّاسِ مَن يَشْتَرِي لَهْوَ الْحَدِيثِ لِيُضِلَّ عَن سَبِيلِ اللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَيَتَّخِذَهَا هُزُوًا أُولَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُّهِينٌ
Resim---"Ve mine’n- nâsi men yeşterî lehve’l- hadîsi li yudılle an sebîlillâhi bi gayri ilmin ve yettehızehâ huzuvâ (huzuven), ulâike lehum azâbun muhîn (muhînun).: Ve insanlardan bir kısmı boş sözleri satın alırlar, ilimleri olmaksızın Allah’ın yolundan saptırmak için. Ve onu eğlence (alay konusu) edinirler. İşte onlar için muhin (aşağılayıcı) bir azab vardır.”
(Lokmân 31/6)

وَإِذَا عَلِمَ مِنْ آيَاتِنَا شَيْئًا اتَّخَذَهَا هُزُوًا أُوْلَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُّهِينٌ
Resim---"Ve izâ âlime min âyâtinâ şey’enittehazehâ huzuvâ (huzuven), ulâike lehum azâbun muhîn (muhînun).: Âyetlerimizden bir şey öğrendikleri zaman onu alay konusu edinirler. İşte onlar; onlar için alçaltıcı azab vardır.”
(Câsiye 45/9)

اشْتَرَوْاْ بِآيَاتِ اللّهِ ثَمَنًا قَلِيلاً فَصَدُّواْ عَن سَبِيلِهِ إِنَّهُمْ سَاء مَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ
Resim---"İşterev bi âyâtillâhi semenen kalîlen fe saddû an sebîlihî, innehum sâe mâ kânû ya'melûn (ya'melûne).: Allah'ın ayetlerine karşılık az bir değeri satın aldılar, böylece O'nun yolunu engellediler. Onların yaptıkları gerçekten ne kötüdür.”
(Tevbe 9/119)

MERKEZdeki EMÂNET dışındaki her şey MUHİT' teki Nİ'METlerdir. Kaldı ki Ni'metlerde emânettir. Varlığın aslı esası emânettir.
Onun için;


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem : "Dininizde (kulluk kuralları) ilk kaybedeceğiniz (yitireceğiniz) emânettir, sonra da namaz.." buyurmuştur.
(Enes râdiyallahu anhu’dan; Hâkim, Ziyâü'l- Makdis'inde)


Resim

Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 171 mesaj ]  Sayfaya git Önceki  1 ... 3, 4, 5, 6, 7  Sonraki

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 16 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye