Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 12 Ara 2018, 00:45

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 97 mesaj ]  Sayfaya git Önceki  1, 2, 3, 4  Sonraki
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 01 Eki 2014, 21:04 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 09 May 2007, 03:00
Mesajlar: 617
Konum: ANTALYA
Bu konuyu facebook'ta paylan!
Resim22.nci ŞİİR

Resim RÂ’ ile biten ŞİİRLer..

Müstef‘ilün Müstef‘ilün Müstef‘ilün Müstef‘ilün

Ey cismine cân isteyen
Gel mâh u günden al haber!.
Ey kâmil îmân isteyen
Gel togrı dînden al haber!.


Bu ÂLEMe insÂN beden-cismine, Nefs-Kalb-Ruh cÂNı isteyen-tercih eden, SiLM Akıl Sahibi, şu mekÂN içinde zaman algısını doğuran ay nedir, gün nedir BİZden haber al!.
Ey MuhaMMedî Mükemmelliğe ulaşmış îmân isteyen, gel dosdoğru MuhaMmedî ÂŞIK DİLinden BİZden haber al!.


Resim

Ey ‘ilm ü ‘irfân isteyen
Bir zerreden kân isteyen
Ey hükm-i Kur’ân isteyen
Kâf-ile nûndan al haber!.


Ey MuhaMmedî ŞuÛRu BİLen ve İLİM isteyen, Ey MuhaMmedî Nûru Bulan ve İrfân isteyen, TEK-BİR ZERRede KüLLî ŞEY’in KÛN feyeKÛN Kaynağını görüp inanmak isteyen,
Kur'ân-ı Kerim’in her ÂN ŞeÂNuLLAHta geçerli ve OLmakta oLan hükmünü ANLAmak isteyen, o zaman “KÛN” MURADın EMRini ve feyeKÛN “OLuş”um sırrını BİZden haber al!.


Resim

Bir mürşide vir özüñi
Gafletten aça gözüñi
İzle ezelki iziñi
Sen yine senden al haber!.


EL ELe EL VeliyyuLLAHa, RasûLuLLAH’a ve YEDuLLah’a BAĞLı olan bir MuhaMmedî MuhaBBet Mürşidine tamm teslim olup, ÖZünü Bağla!.
Ve o, senin gaflet ve cehâlet perdelerini MuhaMmedî Tâlim ve Terbiye ile açsın ki,
Sen de EZEL ELEST Bezminde verdiğin SÖZ İZİni İZle!. Ki bu haber el ÂN sende mevCÛDdur kendini BİLince kendinden haberini al!.


Resim

Al tevhîdi dilden dile
Ola ki cânıñ yol bula
Sen şehriñi sorma ile
Ayne’l-yakîndan al haber!.


“EL ELe EL ALLAH’ın ELİne”den maksad DİLden DİLe, gönülden gönüle Tevhîd Telkini, Tekemmülde BİZ BİR-İZliğidir ki; Nefsin, cÂNın ASLı-ÖZü RÛHuna ULAŞım sağlayabilesin!
Sen, şu ÂNdaki OLUŞum ŞeÂN ŞEHRinin Merkezi ki, KUL için NÛR-u MîM ki, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selemin mübârek gönlüdür ki, BİLip-BULup-OLan ve de senin zamanında YAŞAyan BİRisinden ki, Yaratanımız ALLAH celle celâluhu’yu ayne’l-yakîn bilen Hakk Dostlarından AŞKuLLah ADresini ve haberini al!.


Resim

Ten fânîdür eyle fenâ
Hergiz koma nefse binâ
Gir bâtınıñ esrârına
İlm-i ledünden al haber!.


Bu senin gel-geç, görüntü, izafî, gölge, ölümlü bedenin/TENin YOKluktur, bunu ANLA!
Ve asla nefsin gözcülügüne inanıp kanma şu zâhirindeki dünya imârı hevâ hevesine kapılmayasın!
Sen AŞK AYNasın ardına geç, Bâtın Sırrlarını sil, Sırat-ı Mustakîmi dosdoğru gör ve İlm-i Ledünn/Esrar-ı İlâhiyye Sırlarını Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem SESinden duy ve haberini al!.


Resim

Ol ma‘den-i sıdk u safâ
Ya‘nî Muhammed Mustafâ
Geldi cihâna hôş
Safâ buldı mı andan al haber!.


Her şeyin her hususta tÜMM doğruluğu olan SıDKın ve tertemiz tam imânın/itminânın maden ocağı-yatağı MuhaMMed Mustafâ aleyhi's-selâm ki,
Bu cihâna geldiği günden itibâren bir hôşluk ve gönül şenliği gördü mü bizzât KENDİsinden al haberini!.


Resim

Gaflet seni yıglamasun
Dürlü sûret baglamasın
Cân mülkünü taglamasun
Cism ü bâtından al haber!.


Sakın haa KuLLuk İmtihÂNI gereği geçmen gereken Gaflet/Oyalama çÖLü seni yutup yolundan yıldırmasın, türlü türlü sûretler giymiş Eşya-Olay-Zaman-zANN gölgelerini gerçek sanıp kafanı gaflet kumuna sokmayasın!.
Gafletin görevlisi ŞeytÂN ve ŞeytÂNLaşmışlar, senin CÂNıyın Kabı, kılıfı, mülkü olan, nefsini ve bedenini yağmalayıp talan etmesin ki,
Sen en iyisi BİZe gel de, zâhirdeki cİSİM nedir?. Bâtındaki cÂN nedir, cÂN İÇİndeki cÂNÂN nedir Haberini al!.


Resim

Nefse câna olan kuvâ’
Vahdet bulursa hôş revâ
Budur sülûk-i müntehâ
İns-ile cînden al haber!.


Bu ÂLEMde ALLAHu zü’L- CeLÂL’e KULLukla emr olunan, insÂN ve CİNlerin yaradılış sebebi MuhaMMedî KULLuk için,
MuhaMMedî bir Müslim-Mü’minin İZLeyeceği Maddî-Manevî YOLu, YOLdaşı, YOLLuğu ilk önce kendisinin dışta Nefsine bedenine İçte Kalbine-Rûhuna-CÂNına bizzât Manevî bir CeZB-İTici ve CeRR-ÇEKici güc kuvvet olmalı ve SONuÇta VaHdetuLLAHa ULAŞtırmalı ki bu;
KULun Yaratılış Sebebine en Lâzım, en Lâyık ve en Uygun SON-uç-tur!.
Ve işte budur KULLUK İMtihÂNı dediğimiz İnsÂNoğlunun DüNyaya GELiş-GİDiş Seyr-ü-Sülukunun SON uCu..
ANLAtılanları DUYup ANLAyıp UYmak zorunda olan İns ile cîn hakkında BİZden al haberi!.


Resim

Ey tâlib-i vahdet olan
Rahmânına ârzû kılan
Gel hazrete vuslat bulan
Ümmî Sinândan al haber!.


Eyy el ÂN EMRuLLAH gereği, ŞeÂNuLLahta SünnetuLLAH üzere, izâfi Vahdet-i MevCÛD içinde gerçek “Vahdet-i VüCÛD”u dileyip, RahmÂN ALLAH celle celâluhuda FenâfiLLah DEnİZinde yok/var olamayı arzu kılan cÂN MuhaMmedî MeLÂMimİZ,
Gel sen bu haberi, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selemi DUYup, Kur'ân-ı Kerime UYup, LİveChİLLAH SüNNetini HaKkça yaşayarak Bizzzât HAZRET-i ALLAH celle celâluhuYa ki ASLına-SILAsına vUSLat BULup ULAŞan Hazreti Ümmî Sinân kaddesallahu sırrahu’dan aL AŞKuLLAHın YOL ve ULAŞım haberini!.



Resim

Kân: f. Bir şeyin menbaı. * Kuyu. Kaynak. * Mâden ocağı. * Bir keyfiyetin. (niteliğin) bol olarak bulunduğu kimse.
Togrı: Doğru.
Hergiz: f. Aslâ, kat'iyyen. Hiçbir suretle.
İlm-i Ledün: (İlm-i ledünn) Garib bir ilim ismidir. Ona vakıf olan, mesturat ve hafâyayı, gizlilikleri münkeşif bir halde göreceği gibi, esrar-ı İlâhiyyeye de ıttıla' kesbeder. Bu ilm-i şerifin hocası ve sultanı Fahr-i Kâinat Aleyhi Ekmelüttahiyyât vessalâvât Efendimiz Hz. leridir. Bu ilmin ehli ise, Enbiyâ-ı izâm (aleyhisselâm) ve Ehlullâh-i Kiram Efendilerimiz Hazretleridir.
Ma‘den-i sıdk u safâ: Sadakt ve en saf iman madeni.
Mustafâ: (Safvet. den) Güzide. Istıfâ edilmiş. Has ve seçilmiş. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in mübârek bir ismi.
Safvet: Sâfilik, temizlik, pâklık. Hâlislik.
Yıglama: Yılgındırmak, yıldırmak, kaçırmak.
Taglamak: Dağlamasın, yağmalamasın.
Kuvâ’: (Kuvvet. C.) Güçler. Kuvvetler. * Hisler. Hasseler. Takatler. * Şeriatın birer hükmü.
Revâ: f. Lâyık, uygun. Meydana gelmek.
Sülûk: (Silk. den) Belli bir gruba girme. Bir yolu takib etme. Bir tarikata bağlanma. Mânevi terakki mertebelerinde devam etme.
Müntehâ: Son, en son derece, en son yer, nihayet. Son uç.
Tâlib: (C.: Tulleb-Tullâb-Talebe) İsteyen, istekli. * Talebe, öğrenci.


Resim

Safâ buldı mı andan al haber!.:

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Lâ rahate fi’d- dünya: Dünyada rahat yoktur.. Mü’mine, RaBBine kavuşuncaya kadar rahat yoktur! ” buyurmuştur.
(Hatib, İbni Nasr)

Resim

KÛN feyeKÛN:

إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ
Resim---İnnemâ emruhû izâ erâde şey’en en yekûle lehu kun fe yekûn: Bir şey yaratmak istediği zaman Onun yaptığı "Ol" demekten ibarettir. Hemen oluverir.” (YâSîn 36/82)

AYNe’l-Yakîn:

ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيْنَ الْيَقِينِ
Resim---Summe le terevunnehâ ayne’l- yakîn(yakîni): Sonra mutlaka onu Ayn'el Yakîn ile (gözünüzle) göreceksiniz.” (Tekâsür 102/7)

İZle ezelki iZini:

وَإِذْ أَخَذَ رَبُّكَ مِن بَنِي آدَمَ مِن ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَأَشْهَدَهُمْ عَلَى أَنفُسِهِمْ أَلَسْتَ بِرَبِّكُمْ قَالُواْ بَلَى شَهِدْنَا أَن تَقُولُواْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّا كُنَّا عَنْ هَذَا غَافِلِينَ
Resim---Ve iz ehaze rabbüke mim beni ademe min zuhurihim zürriyyetehüm ve eşhedehüm ala enfüsihim e lestü bi rabbiküm kâlû belâ şehidnâ en tekulu yevmel kiyameti inna künna an haza ğafilin : Kıyamet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye Rabbin Âdem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? (Onlar da), Evet (buna) şâhit olduk, dediler.(A’raf 7/172)

EL ELe EL VeliyyuLLAHa, RasûLuLLAH’a ve YEDuLLah’a BAĞLı:

إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ فَمَن نَّكَثَ فَإِنَّمَا يَنكُثُ عَلَى نَفْسِهِ وَمَنْ أَوْفَى بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللَّهَ فَسَيُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا
Resim---İnnellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnallâh (yubâyiûnallâhe), yedullâhi fevka eydîhim, fe men nekese fe innemâ yenkusu alâ nefsih(nefsihî), ve men evfâ bi mâ âhede aleyhullâhe fe se yu’tîhi ecren azîmâ: Şüphesiz sana biat edenler, ancak Allah'a biat etmişlerdir. Allah'ın eli, onların ellerinin üzerindedir. Şu halde, kim ahdini bozarsa, artık o, ancak kendi aleyhine ahdini bozmuş olur. Kim de Allah'a verdiği ahdine vefa gösterirse, artık O da, ona büyük bir ecir verecektir.(Fetih 48/10)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 14 Eki 2014, 15:45 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
Resim23.ncü ŞİİR
Resim

Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Ey göñül bîgânesin sen senden olduñ bî-haber
Uş yalıñuz kalasın kârbândan olduñ bî-haber!.


Ey gönül sen ki kendinden ve nefsini yaratandan kayıtsız ve ilgisizisin sen senden habersizisin!.
Bu KÛN feyeKÛN KervÂNı her ÂN Yeniden yaratılıp yol alıp gitmekte ve sen her zaman dünyaya dalıp yapayalnız kalakalmaktasın KervÂNdan ve KervÂNcıdan habersizce!.


Resim

Bu cihânıñ nakşına çün sen seni kılduñ fedâ
‘Âlem-i asliyyede Rahmândan olduñ bî-haber!.


Şu muhteşem Kâinât cihÂNının nakışları, aklını başından aldı da NAKKAŞı unutturdu ve Manevî Hayatını Maddî Hayatıyın gel-geç gölgelerinde çürütüp fedâ kıldırdı!
ASLın fASLı olan bu gel-geç-gölge DÜNyâsına öylesine kaptırdın ki Âlem-i ASL olan er
Rahmân Sıfatının sendeki Rahmâniyyetinden uzaksın habersizce!.


Resim
Dem-be-dem nefsiñ divine bende vü bî-çâresin
Gör saña mihmân olan sultândan olduñ bî-haber!.


Her ÂN her nefesinde azgın Nefsiyin Hveâ-Heves DEVine çâresizce kul-köle oldun!
Oysa Şahdamarından da yakın/AKRABA ve misafirin OL-ÂN Rabbu’l- ÂLEMîn’den habersizce yaşayıp gitmektesin hayvanca!.


Resim
Sen meger ‘ömrüñi yellere virüp kılduñ hebâ
Hak yolına zikr-ile dur andan olduñ bî-haber!.


Sen nasıl meğer ki AKLını NAKLe ulaştırmadın knefsiyin keyfince har vurup harman savurup, ÖMRünü yellere verdin boşa geçirdin yazıkça!
Artık Uyanda Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selemi DUYup-UY da HaKk TeâLâ’yı hatırla ve YOLuna yönel çünkü bunca zamanını Yaratanından habersize boşa geçirdin yazıkça!.


Resim
Nice serhôş eyledi gör seni İblîs sücüsi
‘Aşk şarâbın nûş iden hayrândan olduñ bî-haber!.


Âdem aleyhi's-selâm atandan beridir nicelerini EŞYÂ-Olay şarabıyla serHOŞ edip, ayaklarını kaydıran, Hakk-Hayra, Bâtıl-Şerr ELBİSEsi giydirip kandıran Sapıklık İçkisini sunucusu İBLİS’i gör artık!
Oysa İblisin-ŞeytÂNın karşısındaki; HaKk’ın AŞK ŞARABI olan ZikruLLAH sunucuları, Hakk’a HaYyrÂN ALLAH DOSTLarından habersizce kaldın ayıkıp uyanamadın ne yazık!.


Resim
Mihnet-ile bu fenâda cânıña kılduñ cefâ
Dôst iline sırr-ıla seyrândan olduñ bî-haber!.


Şu yalan ve fâni DÜNYâ’nın geçici ni’metleri için nice mihnet/zahmet, eziyet, dert ve belâsına atlayıp çaıkmadın çıkamadın ve kendi ÖZ CÂNına cevr-ü-cefâ eyledin!
Oysa bu imkÂNla KULLuk imtihÂNı gereği geçiş YOLU olan gel-geç-gölge Dünyâdan Âhiret Yurdu olan DOST DiYÂRına SıRR-ı SıFıRla SeyrÂNdan haber alamadın Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden!.


Resim
Başıñı bend eyledüñ bir ahıra hayvân gibi
Bülbülüñ gülzârdegi zevkından olduñ bî-haber!.


Sen ki tıpkı, hayvanlardan da sapıkça başını hayvÂNlık ahırına bağladın zincirledin ki,
İşte bu Nefsiyin ZiKesini sökmediğin/sökemediğin için BüLBüLün GÜLbağından ve BİZ BİR-İZ ZEVKLerinden uzak kaldın habersizce!.


Resim
Sen bu nefsiñ zulmetinden kalduñ uş hôr u zelîl
Ey dirîgâ derdiñe dermândan olduñ bî-haber!.


İşte bak Nefsiyin gaflet, cehâlet, dalalet ve ihanaet karanlığında kaldığın için kıymetsiz, ehemmiyetsiz, hakir, alçak ve aşağı tutulanlardan oldun!
Ey Nefsim, sana yazık, eyvahlar olsun ki, bu âlemde KuLLuk DERDine dermÂN arayacakken haberini bile alamadın çâreizce ÖLÜM MeZÂRına sürüklenip gitmektesin ne yazık!.


Resim
Hey utanmaz niçe bir gafletdesin bir dem uyan
Hak Ta‘âlâ emrine fermândan olduñ bî-haber!.


Ey en yakınındaki RABB’ından hiç utanmayan nefsim, sen en biçim bir gaflet/ vurdumduymazlık içindesin ki hemen uyanmalısın artık!
Hak Ta‘âLâ Kur'ân-ı Keriminde “Elâ-uyanın, dikkat edin ki” EMR-ü Fermânından uzak kaldın habersizce!.


فَاعْلَمْ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنبِكَ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مُتَقَلَّبَكُمْ وَمَثْوَاكُمْ
Resim---Fa’lem ennehu lâ ilâhe illâllâhu vestagfir li zenbike ve lil mu’minîne vel mu’minât(mû’minâti), vallâ hu ya’lemu mutekallebekum ve mesvâkum.: Bil ki, Allah'tan başka ilâh yoktur. (Habibim!) Hem kendinin hem de mümin erkeklerin ve mümin kadınların günahlarının bağışlanmasını dile! Allah, gezip dolaştığınız yeri de duracağınız yeri de bilir.” (MuhaMMed 47/19)

Resim
İstemedüñ rûz u leylî derdiñiñ dermânını
Fursatıñ elde iken Lokmândan olduñ bî-haber!.


Bunca yıllar yaşadın ve binlerce gece-gündüzler geldi geçti sen ne deridini ne de dermÂNı BİLip BULamadın!
Ve fırsat elindeyken KahruLLah derdinin LutfULLAH LOKmÂN Hekimi olan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem den niçin habersizce yaşadın gittin!.


Resim
Uyduñ irşâdına nefsiñ sen meger hannâs-ıla
‘Âleme rahmet kılan Rahmândan olduñ bî-haber!.


Bir MuhaMmedî Mürşid BULup YOLdaş olup Hasbî Hizmetiyle KULLUK YOLunu ALacakken, sen Hevâ ve Hevesiyle İmtihÂN olmakta ve şerre meyyal nefs-i EMmâreyin ve Bâtıla çağırıcı hannâs/geri çekilerek veya büzülerek, sinerek fırsat bulunca vesvese vermek için dönüp gelen sinsi şeytan’ınla birlikte,
Âlemi Rahmete garkeden er Rahmândan ALLAH celle celâluhu’dan ve de Rahmetenli’l ÂLEMîn Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selleminden maalesef habersiz kaldın!.


وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ
Resim---''Vemâ erselnâke illâ rahmeten lil’âlemîn(e): Biz seni âlemler için yalnızca bir rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ 21/107)

Resim
Bu Sinân Ümmî za‘îfiñ âh idüp agladugı
Şol saña yol gösteren Burhândan olduñ bî-haber!.


Bu Sinân Ümmî kaddesallahu sırrahu garibin-zayıfın “ah!” ederek ağlamasına sebeb şudur ki,
Sana yol göstermek için VAR Edilen Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Kur'ân-ı Kerim ve Hakk Dostları gibi BurhânuLLAH’tan habersizce yaşayıp cehenneme yol alışındır ne yazık!.


Resim

(t): İşte. Şimdi.
Bî-gâne: Kayıtsız. Alâkasız. Aldırışsız. Yabancı. Dünya ile alâkayı kesmiş olan.
Kârbân: f. Kervan
Mihmân: f. Misafir.
Hebâ: İnce toz. Boş. Beyhude. Nâfile. Faydasız. İsraf. Ziyan. Aklı az olan.
Sücü: Süci, İçki sunucu.
Nûş iden: f. İçen, içici.
Mihnet: Zahmet. Eziyet. Dert. Belâ. Mc: Tecrübe, sınamak.
Dirîgâ: f. Yazık, eyvahlar olsun!
Rûz u leylî: Gündüz ve gece.
Hannâs: (El-Hannâs) (Hunus. dan) Geri çekilerek veya büzülerek, sinerek fırsat bulunca vesvese vermek için dönüp gelen. Sinsi şeytan. Besmeleyi işitince kaçan, gaflete dalınca musallat olan şeytan. Tasavvufta bir kimse şeytanı görse sonrada sağıtmış nefsini görse aynısı gibiyse hannastır.
Hunnes-Kunnes: Hunnes, Hânis'in; Künnes de Kânis'in çoğuludur. Kânis, süpüren mânasınadır. Umumiyetle, akıp akıp yuvalarına giden veya aynı yollarında gidip gelen yıldızlar demektir.
Burhân: Delil, hüccet, isbat vasıtası. Man: Yakînî mukaddemelerden meydana gelen kıyas. Red ve inkâr için itiraz kabul edilmeyecek surette isbat-ı hakikat eden kavi hüccet.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 28 Eki 2014, 21:13 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
Resim24.ncü ŞİİR
Resim

Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Ey vücûduñ ‘aşkına fermân iden Perverdigâr
‘Aşkını ‘irfânına burhân iden Perverdigâr!.


Eyy Mutlak VüCÛDun Nûru Olan MevCÛDatı ki NÛruLLah-AŞKuLLahına fermân eden Perverdigâr/Sahibi olup hükmeden ve uygulatan yüce RABBımız!
AŞKını, KuLLarının Kendilerini ve KENDİsini ANLAyıp ÂRİF-i BİLLAH olmlarında bürhân/delil, hüccet, isbat vasıtası kılan Perverdigâr/Sahibi olup hükmeden ve uygulatan yüce RABBımız!.



Resim

Küntü kenziñ sırrı ızhâr olmadan pinhân iken
Nûr-ı vechin Ahmedine cân iden Perverdigâr!.


“Küntü kenzen” Sırrı dehrinde-ezelde gizliyken ve taşıdığı SIRRı açıklanmadan,
ZÂTuLLaH VeCHini NÛRuLLahını, Ahmedü’l- MuhaMMed aleyhi's-selâma cÂN/RÛH/NÛR kılan Perverdigâr/Sahibi olup hükmeden ve uygulatan yüce RABBımız!


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: ALLAH celle celâluhu: “Küntü kenzen mahfiyyen Fe ahbebtü en u’refa fe halaktü’l-halka Li ya’rifânî: Ben kenz-i mahfi-gizli bir hazine idim. Bilinmek istedim, mahlukatı yarattım.” buyurdu.


Bu Hadis-i Kudsînin kaynakları şöyledir:
1. Ed-Dürerü’l-Müntesire, Celalettin-i Suyuti,125
2. El-Esraru’l-Merfua, Aliyyu’l-Kâri, 273
3. Aclunî , Keşfu’l-Hafa, Aclunî, 2:133
4. El-Fetevâ, El-Halîlî, 1:72
5. Mesnevi, Celâleddin-i Rumî, 5:104
6. Divan-ı Mevlânâ Câmî, 37
7. Divân-ı Niyaz-i Mısrî, 2
8. Divân-ı Şeyh Ahmet Cezerî, 1:190
9. İşârâtu’l-İ’câz, Bediüzzaman Said Nursi, 23..


Resim
Hem buyurduñ şânına levlâke levlâk ol cânıñ
Mustafâyı cümleye cânân iden Perverdigâr!.


Hem de o Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selem’in cânına, şânına şerefine buyurdun ki: “Levlâke levlâke lema halaktü’l eflâk: Eğer Sen olmasaydın felekleri-varlığı yaratmazdım.”
Ve Mustafâ aleyhi's-selâmı, cümleye Neb,yyü’l- ÜMMî/cânân kılan Perverdigâr/Sahibi olup hükmeden ve uygulatan yüce RABBımız!.


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ALLAH celle celâluhu buyurdu ki: “Levlâke levlâke lema halaktü’l eflâk: Eğer Sen olmasaydın felekleri-varlığı yaratmazdım.” buyurmuştur.
(Aclunî, Keşfü’l- Hâfâ, I-46, II/232)


Resim

Şâhidim kıldum şahâdet hak Muhammeddür Resûl
Mu‘cizâtıñ âyeti Kur’ân iden Perverdigâr!.


“MuhaMMed aleyhi's-selâmı şâhidim Kıldım ve şahâdeti haktır Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selemdir” buyurup nice Mu‘cizelerini Kur'ân-ı Kerim âyetleri kılan Perverdigâr/Sahibi olup hükmeden ve uygulatan yüce RABBımız!.

وَكَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطًا لِّتَكُونُواْ شُهَدَاء عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيدًا وَمَا جَعَلْنَا الْقِبْلَةَ الَّتِي كُنتَ عَلَيْهَا إِلاَّ لِنَعْلَمَ مَن يَتَّبِعُ الرَّسُولَ مِمَّن يَنقَلِبُ عَلَى عَقِبَيْهِ وَإِن كَانَتْ لَكَبِيرَةً إِلاَّ عَلَى الَّذِينَ هَدَى اللّهُ وَمَا كَانَ اللّهُ لِيُضِيعَ إِيمَانَكُمْ إِنَّ اللّهَ بِالنَّاسِ لَرَؤُوفٌ رَّحِيمٌ
Resim---Ve kezâlike cealnâkum ummeten vasatan li tekûnû şuhedâe alen nâsi ve yekûne’r- resûlu aleykum şehîdâ (şehîden), ve mâ cealnâ’l- kıbletelletî kunte aleyhâ illâ li na’leme men yettebiu’r- resûle mimmen yenkalibu alâ akibeyh (akibeyhi), ve in kânet le kebîreten illâ alellezîne hedallâh (hedallâhu) ve mâ kânallâhu li yudîa îmânekum innallâhe bin nâsi le raûfun rahîm (rahîmun).: Ve işte böylece sizleri de bir ümmet-i vasat kıldık ki nâs üzerine şahitler olasınız. Ve bu Peygamber de sizlerin üzerinize tam bir şahit olsun. Ve senin, evvelce tarafına müteveccih bulunduğun Kâbe'yi yine kıble yapmadık, ancak Resûle kimlerin tâbi olacaklarını, gerisi gerisine döneceklerden temyiz etmek için yaptık. Gerçi bu büyük bir hadisedir. Ancak Allah'ın hidâyet ettiği zâtlar hakkında değil. Ve Allah sizin imânınızı elbette zâyi edecek değildir. Şüphe yok ki Allah Teâlâ nâsa elbette raûftur, rahîmdir.(Bakara 2/143)


Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selemin pek çok mucizelerinin en büyüğü Kur’an-ı kerimdir.
Meşhur mucizelerinin en büyüklerinden biri de, Ay’ı ikiye ayırmasıdır. Şakku’l- Kamer:

اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانشَقَّ الْقَمَرُ
Resim---İkterebeti’s- sâatu ven şakka’l- kamer (kameru).: Saat (kıyamet vakti) yakınlaştı ve ay yarıldı.” (Kamer 54/1)

وَإِن يَرَوْا آيَةً يُعْرِضُوا وَيَقُولُوا سِحْرٌ مُّسْتَمِرٌّ
Resim---Ve in yerev âyeten yu’ridû ve yekûlû sihrun mustemirr (mustemirrun).: Onlar bir ayet (mucize) görseler, sırt çevirirler ve: "(Bu,) Süregelen bir büyüdür" derler.” (Kamer 54/2)

Resim
Hikmetiñ levhine baksam ‘aklım olur târumâr
Od u su toprag u yel insân iden Perverdigâr!.


İnsanoğlunun, mevcudatın hakikatlerini bilip hayırlı işleri yapmak sıfatı olan HİKMetin ANA LEVHAsına baksam aklım paramparça olur gider!.
Ateş, Su, Toprak ve Hava Anasır-ı Erba’a-dört temel unsuru CEM’ edip İNSÂN kılan Perverdigâr/Sahibi olup hükmeden ve uygulatan yüce RABBımız!.


Resim
Cümle ‘âlem dest-gîridür habîbiñ bî-gümân
Enbiyâlar serveri sultân iden Perverdigâr!.


Kâinât olarak gördüğümüz tüm âlemler/ cümle ‘âlem kendi NÛRundan yaratılmakla BİZ BİR-İzidir ve HabibuLLAH aleyhi's-selâmın YÂR ve Yardımcısıdır.
Tüm Peygamber aleyhumu's-selâm silsilesinini Başı ve sonu ki HATMi, Baş Sultânı kılan Perverdigâr/Sahibi olup hükmeden ve uygulatan yüce RABBımız!.


Resim
Ol didi ben şehr-i ‘ilmüm kapusıdur Murtazâ
Evliyâ ser-çeşmesin merdân iden Perverdigâr!.


El ÂLİm ve el ALîm celle celâluhu İLİM şehri olarak Zâhire, NÛRuyla çıkaran O Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selemin giriş kapısı, İmam Aliyyu’l- Murtazâ kerremullahi vechedir. Ali kerremullahi vecheyi, Velâyetin baş çeşmesi ve merdânı kılan Perverdigâr/Sahibi olup hükmeden ve uygulatan yüce RABBımız!.

Resim---Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Ben ilmin şehriyim Ali kapısıdır. Şehre girmek isteyen kapıdan dahil olmalıdır"buyurdu.
(Hz. İbn-i Abbas'dan; Hâkim-i Nişaburi Müstedrek C. 3 S. 126)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Şüphesiz (âhirete) çağrılıp gitmem yakındır. Size iki büyük ve hukuku ağır emanet bırakıyorum. Birisi Aziz ve Celil olan Allah’ın kitabı Kur’ân. Diğeri de gözümün nuru ehl-i beytimdir. Allah’ın kitabı Kur’ân; semadan yeryüzüne uzatılmış (ilâhî ve nuranî) bir iptir. Lâtif ve Habîr olan (her şeyi bilen Rabbim) bana bildirdi ki: Kur’ân’la ehl-i beytim (âhirette) Havz-ı Kevser’in başında bana gelene kadar birbirinden ayrılmayacak. Öyleyse sizler (size emanet ettiğim) bu iki şeyde bana nasıl halef olduğunuza (benden sonra onlara nasıl davrandığınıza) iyi bakınız; onların hakkını korumaya dikkat ediniz!” buyurmuştur.
(İ. Ahmed Müsned 111 17;V 182;Tabarânî el-Mu’cemu’l-Kebir V 154 (No:4922 4923); Tirmizî Menâkıb 32 (No:3788. Aynı konuda biraz farklı bir rivâyet)

Resim---Yezid İbnu Hayyan, Zeyd İbnu Erkam dan naklen anlatıyor:
"Resûlullah (aleyhi’s-selâm) buyurdular ki: "Haberiniz olsun! Ben size iki ağırlık bırakıyorum. Bunlardan biri Allah Teâla'nın Kitabı'dır. O, Allah'ın(celle celâlihu) (sema-arz arasına uzanmış) ipi olup, kim ona tutunursa hidayet üzere olur, kim de onu terk ederse dalâlete düşer. İkincisi itretim, EhliBeytim'dir. "Biz, Zeyd İbnu Erkam'a sorduk: "Kadınlarıda Ehl-i Beyt'in den midir?" "Hayır!” dedi, Allah'a yemin olsun, kadın bir müddet erkekle beraber olur. Sonra (kocası) onu boşar, o da babasına ve kavmine döner. "Resûlullah (aleyhi’s-selâm) Ehl-i Beyt'i aslı ve kendinden sonra sadaka haram olanlardır” buyurmuştur.
(Müslim, Fezailu's-Sahabe 37, (2408)

Resim
Ancalar ‘aşkıñ yolında cân u baş terk eyledi
Meskeni derd ü belâ meydân iden Perverdigâr


O Hakk Dostları ki, başlarını canlarını AŞK Yoluna terk ettiler YÂR Derdine düştüler.
Onların iskân yerini evlerini yurtlarını derd ve beLÂ durağı eyleyen yüce RABBımız!.


Resim
Hasretiñden âh idüp nâlân iderler her seher
‘Âşıkıñ gözlerini giryân iden Perverdigâr


O Hakk Dostları ki, Hakk’ın Hasretinden ah ile inleyip dururlar her sabah.
ÂŞIKLarının gözlerini kan çanağı eyleyip gözyaşı döktüren yüce RABBımız!.


Resim

Vuslatıñ peymânesinden içmeyen bî-gânedür
Sırrını ‘ârifleriñ seyrân iden Perverdigâr


Şu gelgeç gölge Dünyaya dalıp giderek ASLına vuslatı düşünemeyen zavallılar gerçeklere kayıtsız ve yabancı kalmışlardır.
Bu hususta Hakk Ârifleriñ Sırrını ancak kâiNâtı seyreyleyip yaratanı SubhÂNı zavkedip anlayanlarını seyrân iden yüce RABBımız!.


Resim
Gerçi kılmışdur Sinân Ümmî hatâlar bî-şümâr
Ey hatâyı lutfıla pinhân iden Perverdigâr..


Gerçi bu zor hayatta Sinân Ümmî kaddesallahu sırrahu Babamız da sayısız hatalar etmiştir.
Ey kullarının hatalarını lütuf ve keremiyle gizleyen yüce RABBımız!.


Resim

Ancalar: niceler..
Perver: (Pervar) f. "Besleyen, yetiştiren, velinimet, koruyan" mânâsında birleşik kelimeler yapılır.
Perverdigâr: Rab , sahip , eğiten , terbiye eden , sahip , malik.
Mu‘cizât: Mu'cizeler. Allah tarafından verilip, yalnız peygamberlerin gösterebilecekleri büyük harika işler.
Levh: Görünen ibretli manzara. * Üzerinde yazı veya şekil çizilebilir düzlük. * Seyredilen yerin çizili sureti. * Ayet, hadis veya büyüklerin ders verici sözleri. Yazılı şey
Târumâr: f. Dağınık, karmakarışık, perişan.
Dest-gîr: Muavenet. Arka olmak. Tutucu, yardımcı, muin. Zahir.
Ser-çeşme: Baş çeşme.
Merdân: (Merd. C.) Merdler. İnsanlar, erkekler, yiğitler.
Nâlân: f. İnleyen, sızlayan, figân eden.
Peymâne: f. Büyük kadeh. * Ölçek, kile. * Şarap bardağı.
Bî-gâne: Kayıtsız. Alâkasız. * Aldırışsız. Yabancı. Dünya ile alâkayı kesmiş olan.
Bî-şümâr: f. Sayısız, pek çok.
Pinhân: f. Gizli, saklı, hafi, mahfi, mestur, müstetir.
Giryân: f. Gözyaşı döken. Ağlayan.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 13 Kas 2014, 22:10 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
Resim25.nci ŞİİR
Resim

Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Mâye evvel Mustafâya Hâlikıñ ihsânıdur
Cibri’il itdi edâ çün-kim ezelden cânıdur..


İlahî MuhaBBetin Mayası-ilk tohmumu-HABBesi, HaBiBuLLah MuhaMMed Mustafâ aleyhi's-selâma el Hâlik ALLAH celle celâluhunun ihsÂNıdır.. Mutlak HÜSN BAŞLangıcıdır.
Bu İŞİ İŞLeyen Meleke, Melek Cebrâil aleyhi's-selâm oldu ki, ZÂTen tâa EZELden beridir HaBiBuLLah’ın CEM’ CÂNIdır. ALLAHu zü’L- CeLÂL <- Cebrâil aleyhi's-selâm -> Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem..
Mülkiyyet-Melekiyyet-Ceberriyyet-Kibriyyet ve Azamet ÂLEMLeri..


Resim

O dahı bil Haydar-ı Kerrâra telkîn eyledi
Evliyânıñ serfirâzı hem şîr-i Yezdânıdur..


Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de Tevhid ceRRyÂNını İmam Ali kerremullahi veche ki keRRElerce Dirilen ve HaYy verici Haydar-ı Kerrâra aktardı-bağLadı-telkîn eyledi/ilka’ etti-zerk etti BİZ BİR-İZ kıldı.. İmam Ali kerremullahi veche ki, Ehl-i Beyt aleyhumu's-selâm zincirinin İLKi, Velâyetin başına, EvliyâuLLAHın Başı yüce, Baş çekenine hem de ALLAH’ın AsLanına.. celle celâluhu..

Resim

Ol dahı bil Hasan-ı Basrîye telkîn eyledi
Zâhiri bâtını ma‘mûr pîrleriñ burhânıdur..


İmam Ali kerremullahi veche dahi aldığı bu Tevhid CeRRyÂNını Hasan-ı Basrî kaddesallahu sırrahuya telkîn eyledi ki,
Hasan-ı Basrî kaddesallahu sırrahu ki, Dışı- İçi pırılpırıl imâr edilmiş MuhaMMedî Terbiyede yetişmiş mütekâmil pîrleri silsilesinde-zincirinde Burhân /Delil, hüccet, isbat vasıtası ve her hususta dayanak mesnedidir..


Resim

Ol dahı çün Habîb-i ‘Acemîye telkîn eyledi
Anuñ-içün dem-be-dem zikr itdügi Sübhânıdur..


Hasan-ı Basrî kaddesallahu sırrahu de, Habîb-i ‘Acemî kaddesallahu sırrahuya telkin eyledi. ki kendisi için, an ve an, her ÂN SeBBeha seyrinde, yeniden yaratılış döngüsüne fiilen iştirakte Sübhân ALLAH celle celâluhu İLE-bİLE idi..

Resim

Ol dahı bil Hâce-i Dâvûda telkîn eyledi
Anuñ-i çün cânı başı Hâlikıñ fermânıdur..


Habîb-i ‘Acemî kaddesallahu sırrahu da Hâce-i Dâvûd kaddesallahu sırrahu ya telkin eyledi.
ki kendisi için, elHÂLik ALLAH celle celâluhunun Emr ü Fermanı cÂNı ve BAŞı Üzeredir hep kabul edici olmuştur..


Resim

Ol dahı çün Ma‘rûf-ı Kerhîye telkîn eyledi
Anuñ-içün bi-nişân u lâ-mekân seyrânıdur..


Hâce-i Dâvûd kaddesallahu sırrahu da, Ma‘rûf-ı Kerhî kaddesallahu sırrahuya telkin eyledi.
ki kendisi için, hiçbir nişÂN ve MekÂNı Olmayan SeyrÂN Âleminde CevLÂN edip HayrÂN Kalırdı bu DevrÂNda Huu!..


Resim

Ol dahı bil kim Şeyh Sekatîye telkîn eyledi
Anuñ-içün kıldı irşâd irdügi gufrânıdur..


Ma‘rûf-ı Kerhî kaddesallahu sırrahu da, Şeyh Sırrı Sekatî kaddesallahu sırrahuya telkîn eyledi,
Onu irşâdeyeledi ve müridinin ulaştığı yerde bağışlanmışlığı vardı..


Resim

Ol dahı Cüneyd-i Muhammede telkîn eyledi
Anuñ-içün zikr-i hâsu’l-hâsıla ol ganîdür..


Şeyh Sırrı Sekatî kaddesallahu sırrahu da, Cüneyd-i Muhammed Bagdadî kaddesallahu sırrahuya telkin eyledi.
Ki ondandır ki, Cüneyd-i Muhammed kaddesallahu sırrahu Hasların haslarına mahsus en özel zikirlere zengini olmuştur ve meşhurdur..


Resim

Ol dahı Mümşâd-ı Dîneverîye telkîn eyledi
Anuñ-içün mâyeniñ cür‘asınıñ mestânıdur..


Cüneyd-i Muhammed Bagdadî kaddesallahu sırrahu da, Şeyh Mümşâd-ı Dîneverî kaddesallahu sırrahuya telkin eyledi.
Onun içinden Elinden CEM’ Alanların AŞK Mayasının-damızlığının TEK-BİR yudumunu içenler mest olup kendinden geçemektedir..


Resim

Ol dahı bil Hvâce-i Muhammede telkîn eyledi
Anuñ-içün tâ ebed ol ‘âlem-i rabbânîdür..


Şeyh Mümşâd-ı Dîneverî kaddesallahu sırrahu da, Hâce-yi Muhammed kaddesallahu sırrahuya telkîn eyledi.
O öylesine dosd dürbünü ki, onun için ebedîyyet âlemi dahi, şah damarından da yakın AKRABAsı olan RaBBu’L- ÂLemîn de BİZ BİR-İZdir..


Resim

Ol dahı bil anı Vahyüddîne telkîn eyledi
Anuñ-içün ‘ilm-i sırdan irdügi Deyyânıdur..


Hâce-yi Muhammed kaddesallahu sırrahu da, Şeyh Vahyüddîn kaddesallahu sırrahuya telkin eyledi.
Ki Onun SıRr İLMinde Ulaşatığı doğrudan ed DeyyÂN olan, herkesin hesabını ve hakkını en iyi bilen ve veren Hâk Teâla ALLAH celle celâluhudur.


Resim

Ol dahı bil kim Ebü’n-Necîbe telkîn eyledi
Anuñ-içün işbu yolda cân u baş kurbânıdur..


Şeyh Vahyüddîn kaddesallahu sırrahu da, Şeyh Ebü’n-Necîb kaddesallahu sırrahuya telkîn eyledi.
O Şeyhimiz, PÎRimiz ki içinde BULunduğumuz bu târikat-ı MuhaMMediyye TOLUnda cÂNını ve BAŞını KUrbÂN eylemiş İsmÂiLÎ yiğitlerdendir..


Resim

Ol dahı bil anı Kutbüddine telkîn eyledi
Anuñ-içün dôst yolında yüriyen erkânıdur..


Şeyh Ebü’n-Necîb kaddesallahu sırrahu da, Şeyh Kutbüddin kaddesallahu sırrahuya telkîn eyledi.
O ise, El Veliyyu ALLAH celle celâluhu YOLUnun erkÂNı/Temellerden ve İleri gelen Pîrlerindendir..


Resim

Ol dahı fehm ile Rüknüddine telkîn eyledi
Anuñ-içün ‘aşk-ıla dôst bâgınıñ handânıdur..


Şeyh Kutbüddin kaddesallahu sırrahu da, Şeyh Rüknüddin kaddesallahu sırrahuya telkîn eyledi.
Ondan dır ki o ise, AŞKuLLAH ile Dost Bağının Handânı/ yüzler güldüren PÎRLerindendir..


Resim

Ol dahı çünkim Şehâbüddîne telkîn eyledi
Anuñ-içün bu kurılan ol şâhıñ meydânıdur..


Şeyh Rüknüddin kaddesallahu sırrahu da Şeyh Şehâbüddîne kaddesallahu sırrahuya telkîn eyledi.
Ondan dır ki, onun için kurulan bu meydân, ol Şâhıñ Meydânıdır..


Resim

Ol dahı bil kim Cemâlüddîne telkîn eyledi
Anuñ-içün irdügi dôst zâtınıñ reyhânıdur..


Şeyh Şehâbüddîne kaddesallahu sırrahu da, Şeyh Cemâlüddîn kaddesallahu sırrahuya telkîn eyledi.
Ondan dır ki onun ulaştığı makam, Dost ZÂTuLLahın CÂN rayihası ve AŞK kOKUsudur..


Resim

Ol dahı Zâhid-i İbrâhîme telkîn eyledi
Anuñ-içün zâhir ü bâtın tarikat hânıdur..


Şeyh Cemâlüddîn kaddesallahu sırrahu da, Şeyh Zâhid-i İbrâhîm kaddesallahu sırrahuya telkîn eyledi.
Onun için kendisi, zâhirde ve bâtında Tarikat-ı MuhaMMediyye uğrağı sığınağı hânı/ maddî-mânevî beslenme barınma noktasıdır..


Resim

Ol dahı Halvetî Muhammede telkîn eyledi
Anuñ-içün zikr-ile ol yâra irmek şânıdur..


Şeyh Zâhid-i İbrâhîm kaddesallahu sırrahu da, Şeyh Halvetî Muhammed kaddesallahu sırrahuya telkîn eyledi.
Onun için ise esas olan bu yolda ZikruLLAH ile menzile ermek YOLcuların Şânı-Şerefidir..


Resim

Ol dahı Halvetî Pîr ‘Ömere telkîn eyledi
Anuñ-içün küntü kenziñ sırrıla mihmânıdur..


Şeyh Halvetî Muhammed kaddesallahu sırrahuda, Şeyh Halvetî Pîr ‘Ömer kaddesallahu sırrahuya telkîn eyledi.
Onun bu yoldaki mâharetiyse her NEFSin ÖZünde gizli Hazinesinde saklı YOLdaşı-Misafiri olan Sırrı açığa çıkarmaktır..



Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: ALLAH celle celâluhu: “Küntü kenzen mahfiyyen Fe ahbebtü en u’refa fe halaktü’l-halka Li ya’rifânî: Ben kenz-i mahfi-gizli bir hazine idim. Bilinmek istedim, mahlukatı yarattım.” buyurdu.


Bu Hadis-i Kudsînin kaynakları şöyledir:
1. Ed-Dürerü’l-Müntesire, Celalettin-i Suyuti,125
2. El-Esraru’l-Merfua, Aliyyu’l-Kâri, 273
3. Aclunî , Keşfu’l-Hafa, Aclunî, 2:133
4. El-Fetevâ, El-Halîlî, 1:72
5. Mesnevi, Celâleddin-i Rumî, 5:104
6. Divan-ı Mevlânâ Câmî, 37
7. Divân-ı Niyaz-i Mısrî, 2
8. Divân-ı Şeyh Ahmet Cezerî, 1:190
9. İşârâtu’l-İ’câz, Bediüzzaman Said Nursi, 23..


Resim
Ol dahı bil Mirim Halvetîye telkîn eyledi
Anuñ-içün mazharı dôst bâgınıñ bûstânıdur..


Şeyh Halvetî Pîr ‘Ömer kaddesallahu sırrahu da, Şeyh Mirim Halvetî kaddesallahu sırrahuya telkîn eyledi.
O ise Dost Bağına mazhar olmuş, bağban olmuş ve de Bûstân/Çiçek ve gül kokularının çok olduğu yer, AŞK Bahçesi olmuştur..


Resim
Ol dahı fehm ile ‘İzzüddîne telkîn eyledi
Anuñ-içün bu tarîkat sırrınıñ sultânıdur..


Şeyh Mirim Halvetî kaddesallahu sırrahu da, Şeyh ‘İzzüddîn kaddesallahu sırrahuya telkîn eyledi.
O ise Tarikat-ı MuhaMmediyye Sırrının Sultânlarındandır.


Resim

Ol dahı bil anı Sadrüddîne telkîn eyledi
Anuñ-içün dürr-i a‘zam bahrınıñ ol kânıdur..


Şeyh ‘İzzüddîn kaddesallahu sırrahu da, Şeyh Sadrüddîn kaddesallahu sırrahuya telkîn eyledi.
O ise, Muazzam AŞK İncisinin maden yatağı AŞK DERyâsıdır..


Resim

Ol dahı bil Seyyid-i Yahyâya telkîn eyledi
Anuñ-içün fahr-i ‘Acem zikr olan ‘irfânıdur..


Şeyh Sadrüddîn kaddesallahu sırrahu da, Şeyh Seyyid-i Yahyâ kaddesallahu sırrahuya telkîn eyledi.
O ise Acem Diyârını övünç kaynağı ve İrfânıysa zikredilegelmiştir..


Resim

Ol dahı bil kim Pîr-i Mevlâya telkîn eyledi
Anuñ-içün ‘ilm-i zâhir ‘ilm-i bâtın kânıdur..


Şeyh Seyyid-i Yahyâ kaddesallahu sırrahu da, Şeyh Pîr-i Mevlâ kaddesallahu sırrahuya telkîn eyledi.
O ise, zâhir ilimlerin ve bâtın ilimlerin ocağı kaynağıdır..


Resim
Ol dahı Tâcüddîn Kaysarîye telkîn eyledi
Anuñ-içün ‘ilm-i sırrı ‘ilm-i hak pinhânıdur..


Şeyh Pîr-i Mevlâ kaddesallahu sırrahu da, Şeyh Tâcüddîn Kaysarî kaddesallahu sırrahuya telkîn eyledi.
O ise, SıRR İlminin ve Hakk İlminin gizlendiği bir değerli PÎRdir.



Resim
Ol dahı ‘Aliyyüddîn ‘Uşşâka telkîn eyledi
Anuñ-içün ‘asr-ı ‘âlem derdleriñ dermânıdur..


Şeyh Tâcüddîn Kaysarî kaddesallahu sırrahu da, Şeyh ‘Aliyyüddîn ‘Uşşâk kaddesallahu sırrahuya telkîn eyledi.
O ise, İçinde bulunulan ASRın ÂLEMLerin derdlerinin dermân BULucusudur..


Resim

Ol dahı fehm-ile Şemsüddîne telkîn eyledi
Anuñ-içün bu tarîkat ehliniñ merdânıdur..


Şeyh ‘Aliyyüddîn ‘Uşşâk kaddesallahu sırrahu da fehm/derin analyış ve zekâ ile , Şeyh Şemsüddîn kaddesallahu sırrahuya telkîn eyledi.
O ise, bu Tarikat-ı MuhaMmediyye Ehlinin yiğitlerindendir
..

Resim

Ol dahı Vehhâb-ı Elmaluya telkîn eyledi
Anuñ-içün ol Muhammed nûrınıñ mihmânıdur..


Şeyh Şemsüddîn kaddesallahu sırrahu da, Vehhâb-ı Elmalı kaddesallahu sırrahuya telkîn eyledi.
O ise, her dâim NÛR-u MuhaMMed İLE-bİLElerinden ve BİZ BİR-İZ Misâfirlerinden PÎRimizdir..



Resim

Ol dahı bil anı Eroglına telkîn eyledi
Anuñ-içün zât-ı hakda irdügi Rahmânıdur..


Vehhâb-ı Elmalı kaddesallahu sırrahu da, Eroğlu Nûrî kaddesallahu sırrahuya telkîn eyledi.
Onun için ise söylenecek söz, er Rahmân ALLAH celle celâluhu Sırrında erdiğ bizzât Zât-ı HaKk ZÂTuLLAHtır..


Resim

Ol dahı bil kim Sinân Ümmîye telkîn eyledi
Anuñ-içün kurılan sâdıklarıñ meydânıdur..


Eroğlu Nûrî kaddesallahu sırrahu da, Sinân Ümmî kaddesallahu sırrahuya telkîn eyledi.
Onun için söylenecek söz ise; Onun Zikir Halkaları, MuhaMmedî SÂDIKLar için kurulan Tevhide Sadakat meydânıdır..


Resim

Cümlesiniñ rûhına biñ biñ tahıyyât u selâm
Tâlib-i hak olana himmetleri erzânîdur..


CÜMMLesiniñ rûhuna miyon kere es Selâm olsun! Selâmlar, Duâlar, Manevî hayat hediyelerimiz olsun ki o yüce günülü PÎRLerimiz,
Srat-ı Mustakî Üzere Tarikat-ı MuhaMmediyye İsteyen-Dileyenlere HiMMetleri, HÂL-i HAZIR, en Erzânıdır/Ucuz, Lâyık, Münâsib, Muvafık, Müstehak, Uygun, Yerinde ve kOLAY olan bir yoldur elhamdulillahi RABbi’l- Âlemîn..


SiNâN ÜMMî kaddesallahu sırrahu SİLSİLe ZİNCİRİ:

Cibri’il >Mustafâ >Haydar-ı Kerrâra >Hasan-ı Basrî >Habîb-i ‘Acemî >Hâce-i Dâvûd >Ma‘rûf-ı Kerhî >Şeyh Sekatî >Cüneyd-i Muhammed >Mümşâd-ı Dîneverî >Hvâce-i Muhammed >Vahyüddîn >Ebü’n-Necîb >Kutbüddin >Rüknüddin >Şehâbüddîn >Cemâlüddîn >Zâhid-i İbrâhîm >Halvetî Muhammed >Halvetî Pîr ‘Ömer >Mirim Halvetî > ‘İzzüddîn >Sadrüddîn >Seyyid-i Yahyâ >Pîr-i Mevlâ >Tâcüddîn Kaysarî >‘Aliyyüddîn ‘Uşşâk >Şemsüddîn >Vehhâb-ı Elmalı >Eroglu >Sinân Ümmî kaddesallahu sırrahumm..


Resim

Mâye: Damızlık. * Esas. Temel. * Bir şeyin mayalanması ve ekşimesi (tahammürü) için konulan madde.
Edâ: Yerine getirmek. Ödemek. Borcunu vermek. Vazifesini yapmak.
Haydar: Yiğit, cesur, kahraman. * Hz. Ali'nin (R.A.) bir nâmı, * Arslan, gazanfer.
Haydar-ı Kerrâr:[/b] Hz. Ali. * Kahramanca döne döne-kerrelerce düşmana saldıran.
Telkîn: (C.: Telkinât) Zihinde yer ettirmek. Fikir aşılamak. Zihinde yer etmiş düşünce. * Yeni müslüman olana İslâm esaslarını anlatmak. * Ölü gömüldükten sonra imam tarafından söylenen söz. Zikri Tâlim ve Terbiye ettirmek.
Cebrâil: (Cebril, Cibril) Cenab-ı Hakk'ın emirlerini Peygamberlere (A.S.) bildiren büyük melek. Peygamberimiz Resul-i Ekrem'e (A.S.M.) Kur'ân-ı Azimüşşân'ı vahiyle getiren melek.
Serfirâz: f. Başını yukarı kaldıran, yükselten. Benzerlerinden üstün olan.
Şîr: f. Aslan. * Süt.
Şîr-i Yezdân: ALLAHın Aslanı.
Burhân: Delil, hüccet, isbat vasıtası. * Man: Yakînî mukaddemelerden meydana gelen kıyas. * Red ve inkâr için itiraz kabul edilmeyecek surette isbat-ı hakikat eden kavi hüccet.
Bî-nişân: Nişansız.
Lâ-mekân: Mekânsızlık..
Hâssu’l-hâss: En güzel, en has.
Cür‘a: Tek yudum. Bir içimlik. Bir yudumluk.
Mestân: (Mest. C.) f. Sarhoşlar.
Deyyân: Herkesin hesabını ve hakkını en iyi bilen ve veren. Hâk Teâla. Kahhar. Hâsib. Hâkim. Kadir. Râi. Cenâb-ı Hak.
Erkân: (Rükn. C.) Rükünler. Esaslar. Temeller. İleri gelen kimseler.
Handân: f. Gülen, gülücü, mesrur.
Reyhân: Hoş güzel koku. * Rızık ve maişet, rahmet. * Ekin yaprağı. * Fesleğen denilen kokulu bir ot.
Mihmân: f. Misafir.
Bûstân: f. Çiçek ve gül kokularının çok olduğu yer, bahçe.
Dürr-i a‘zam: en büyük inci danesi.
Bahr: (C.: Bihâr - Ebhâr - Ebhur - Buhur) Deniz. * Âlim. Çok bilen. * Büyük göl veya nehir.
Kân: f. Bir şeyin menbaı. * Kuyu. Kaynak. * Mâden ocağı. * Bir keyfiyetin. (niteliğin) bol olarak bulunduğu kimse.
Pinhân: f. Gizli, saklı, hafi, mahfi, mestur, müstetir.
Merdân: (Merd. C.) Merdler. İnsanlar, erkekler, yiğitler.
Tâlib: (C.: Tulleb-Tullâb-Talebe) İsteyen, istekli. * Talebe, öğrenci.
Himmet: Kalbin bütün kuvveti ile Cenab-ı Hakk'a ve sâir mukaddesata yönelmesi. Kalb isteği ile gösterilen ciddi gayret. * Allah indinde makbul ve mübârek bir kimsenin mânevi yardımı ile birisini koruması, yardım etmesi. * Tabiî şevk ve meyil ve heves. * Lütuf, yardım.
Erzân: f. Ucuz, değeri düşük, pahalı olmayan. * Lâyık, münâsib, muvafık, elyâk, şâyân, müstehak, uygun, yerinde.
Feyżân: Feyezan. f. Suyun çok olup taşması, çoşması. * Bolluk, fazlalık, feyiz.
Rûģ-ĥâni: Ruhanî.
câm-ı vaģdet: Vahdet Kadehi, kâsesi.
Ašşân: AtşÂN- Susamış, teşne. Susuz.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 30 Kas 2014, 08:49 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
MuhaMMedî Tasavvufta TELKİN:

Maddî-Manevî KüLLî Şey’in ve de herKESin İlk HaBBesi, NÛr-u MuhaMMed ki Rasûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem..
CüMMLe cÂNların TEN ve CÂN SiLSiLesi-Zevk-Zâika Zinciri..

Maddeten bu ZÂTen OLa GELmekte SistemULLAHta SüNNetuLLAH Üzere, her CANLının BaBa-ANAsı ZüRriyet Zincirinin Doğurucu Halkaları ve her CÂN İse İskeleye yanaşan Zürriyet yÜKLÜ Gemilerdir.. kendi SiLsİLesinin yine Zürriyet dolu ufacık BeBe gemiciklerin bedenlerini KADER sAHiline başaltıp YOLuna devam edecektir.. meZÂR Denilen SonSUzluğa doğru..

وَآيَةٌ لَّهُمْ أَنَّا حَمَلْنَا ذُرِّيَّتَهُمْ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ
Resim---Ve âyetun lehum ennâ hamelnâ zurriyyetehum fî’l- fulki’l- meşhûn (meşhûni).: Ve onların zürriyetlerini (nesillerini-soylarını) dolu gemilerde (filikelerde) taşımamız onlar için bir âyettir.” (YâSîn 36/41)

ذُرِّيَّةً بَعْضُهَا مِن بَعْضٍ وَاللّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Resim---"Zurriyyeten ba’duhâ min ba’d (ba’din), vallâhu semîun alîm (alîmun) : Bir zürriyet olarak birbirinden gelmişlerdir. ALLAH her şeyi işitendir, bilendir.(Âl-i İmrân 3/34)

İşte tıpkı zâhiren-bedenen olduğu gibi Mânen, bâtınen-nefsen de bir MuhaMMedî Mürşid kalbinde-gönlünde MuhaMMedî Tâlim-Öğretim ve MuhaMMedî Terbiye-Eğitimi için Doğması SüNNetuLLAH gereğigidir.. kim ki aklen ve bedenen ANLAyış RÜŞDüne erişirse Ergenliğe ERerse de ki, 18 yaş olsun!.
Kalben ve Ruhen de RÜŞDe Ermesi için gerçek bir MuhaMMedî Mürşidi BiLip-BULup-YOLunda Reşid OLup, Şehâdet RÜŞDünü YAŞAmalıdır..

MuhaMMedî Zikr-i Dâimî
MuhaMMedî Fikr-i Dâimî
MuhaMMedî Şükr-ü Dâimî
MuhaMMedî Sabr-ı Dâimî DERyâsı Kerem Kevserinde;
HabîBuLLAH HABBesi DERunî DAMMLası olmalıdır..

Akl-ı Silm Sahibi Müslümanların, etrafta gördükleri düzmece, dünyacı akılsız-nakilsiz ve de beyinsiz mürşid bozuntularına bakarak,
Rasûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLemin;

ŞeriâtŞaRRasına
TârikatGaRRasına
Mârifet-i BaRRasına
HakikatHaRRasına taş atmamalıdır ki;
Tatığı taş kendi cÂN AYNasının CÂMını KIRacaktır ve Dünyâ ÂHiret KÖR Kalacaktır ALLAHu Zü’L- CeLÂL Korusun İnşâe ALLAHu TeâLâ!.

ŞaRRa: Şe’ÂNuLLAH Şehri, BİZ BİR-İZ BELdesi..ÂLEMler ve Rahmetenli’l- ÂLEMîn Şifâsı-Şefâatı-Şerefi-Şûyunu.. Kendini/Bedenini BİLiş SıRr-ı Sıfır SERgisi ve de SEVgisi..
GaRRa: Parlak. Beyaz. Güzel. Şa'şaalı. Kur'ÂN'ın kudsî nurlarının parladığı Medine-i Münevvere'nin de bir ismidir.
GâRR: Mağara. İn. Kehf. Beden görüntüsü ve Nefsin sığınağı..SonUÇta Rasûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLemin Makam-ı MahMudu.. HiRA Mağarası..
BaRRa: (C.: Berere) İyilik ve İhsan edici, Muhsin olan ALLAHu Zü’L- CeLÂL’in; bâtınen RaBBî, zâhiren ReSûLî BİLElik ZİNcirinde YEDuLLaha ULaşım Bereketi bayRamımız..


El Bârru:
Resim

HaRRa: Yarp çıkmak. Hararetli. Kızgın. Çok sıcak. Yakıcı. ALLAHu Zü’L- CeLÂL’in; bâtınen RaBBî, zâhiren ReSûLî HaKku’l- HaKk OLan Hakikatına-YEDuLLaha ULaşım Hakkımız ve görevimİZz İçin Burnumuz Üstüne yapmamaız EMRedilen İKİLikten kurtuluş, zâhir-bâtın HaRRe SECDELerimiz..
ALLAHu Zü’l- Celâle hamd olsun!.
Her ŞEY’ini sermiş ortaya, her şeyini yüklemiş AKLa sonsuz şükürler olsun!.
Bir insan AKLının, sonsuz gibi gittiği kadar gidebileceği HüRRiyet tanımıştır “haRRe” kökü budur.
HaRRe succeden budur çenelerinin üzerine kapanırlar!. Çenelerinin üzerine kapanır..


أُوْلَئِكَ الَّذِينَ أَنْعَمَ اللَّهُ عَلَيْهِم مِّنَ النَّبِيِّينَ مِن ذُرِّيَّةِ آدَمَ وَمِمَّنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍ وَمِن ذُرِّيَّةِ إِبْرَاهِيمَ وَإِسْرَائِيلَ وَمِمَّنْ هَدَيْنَا وَاجْتَبَيْنَا إِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُ الرَّحْمَن خَرُّوا سُجَّدًا وَبُكِيًّا
Resim---''Ülaikelleziyne en'amAllahu aleyhim minen Nebîyyiyne min zürriyyeti Âdeme ve mimmen hamelna mea Nuh ve min zürriyyeti İbrahiyme ve İsraiyle ve mimmen hedeyna vectebeyna iza tütla aleyhim ayaturRahmani harru sücceden ve bükiyya: İşte bunlar, Allah'ın kendilerine in'amda bulunduğu Nebilerden, Âdem'in soyundan, Nuh ile birlikte (gemide) taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsrail'in (Yakup) zürriyetinden hakikate erdirdiğimiz ve (ezelden) seçtiğimiz kimselerdir. Onlara Rahman'ın varlığının delilleri okunduğu zaman (yakînî müşahede ile) secde ederler ve ağlarlar.'' (Meryem 19 / 58)

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مُوسَى بِآيَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُّبِينٍ
Resim---Ve lekad erselnâ mûsâ bi âyâtinâ ve sultânin mubîn (mubînin): Andolsun, biz Musa'yı ayetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik;” (Mu’min 40/23)

إِلَى فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَقَارُونَ فَقَالُوا سَاحِرٌ كَذَّابٌ
Resim---İlâ fir’avne ve hâmâne ve kârûne fe kâlû sâhirun kezzâb (kezzâbun).: Firavuna ve Haman'a ve Karun'a (gönderdik). Fakat onlar: "Yalanlayan bir büyücüdür." dediler.” (Mu’min 40/24)

وَقَارُونَ وَفِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَلَقَدْ جَاءهُم مُّوسَى بِالْبَيِّنَاتِ فَاسْتَكْبَرُوا فِي الْأَرْضِ وَمَا كَانُوا سَابِقِينَ
Resim---''Ve kârûne ve fir’avne ve hâmâne ve lekad câehum mûsâ bi'l- beyyinâti festekberû fî'l- ardı ve mâ kânû sâbikîn (sâbikîne).: Karun'u, Firavun'u ve Haman'ı da (yıkıma uğrattık). Andolsun, Musa onlara apaçık delillerle gelmişti, ancak yeryüzünde büyüklendiler. Oysa onlar (azabtan kurtulup) geçecek değillerdi.(Ankebût 29/39)

MuhaMMedî Tasavvuf;
BeDENinin Terbiyesi İLmi
NEFSin Tezkiyesi İradesi
KALBin Tasfiyesi İdraki
RÛHun TECLiyesi İştirakidir..

İsLÂM DiNinde TEVHİD, getirmek için hiçbir şartı olmayan ancak İsLÂM DiNine girmek için mutlaka şart olan Kuraldır..
TELKİN: (C.: Telkinât) Zihinde yer ettirmek. Fikir aşılamak. Zihinde yer etmiş düşünce. Yeni müslüman olana İslâm esaslarını anlatmak. Ölü gömüldükten sonra imam tarafından söylenen söz.. Temeldeyse her KULun NEFSine, HakikatMuhaMMediyyesini BİL-BULdurup TeVHiDi ilka’ etmek ki Telkindir..

Resim--- Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz: “Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu: Nefsine ârif olan-tanıyan RABBine ârif olup-tanır!” buyurmuştur.
(Aclunî, Keşfü’l-Hâfâ II/343 (2532)

Rasûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem’in topuluğa- cemaate TEVHİD-Zikr telkinini bildiren hadis-i şerif:

Resim---Şeddad bin Evs radiyallahu nahu : “Biz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında bulunuyorduk. Nebi (aleyhi's-selâm): “İçinizde yabancı; yani ehl-i kitaptan kimse var mı?” diye sordu. Biz de: “Hayır Ya Rasûlullah! ” dedik. Bunun üzerine kapıyı kilitlememizi emretti ve şöyle buyurdu: “Ellerinizi kaldırın ve “Lâ İlâhe İllallah” deyin”. Biz de ellerimizi kaldırdık ve “Lâ İlâhe İllallah” dedik, sonra Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Elhamdülillah. Allah’ım Sen, Beni bu kelime ile gönderdin, Bana bunu emrettin ve Bana bunun için Cennet vaat ettin. Sen vaadinden caymazsın.” Sonra da şöyle buyurdu: “Sevinin ki Allah Sizi bağışladı
(Taberâni; İbn Hanbel, IV, 124; Bezzâr, en-Nusretü 'n-Nebeviyye, 41 Ayrıca Celalüddün es-Süyûti, el-Hâvî adlı eserinde bu hadisin hasen olduğunu söylemiştir.)

Rasûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem’inbir kişiye- özel TEVHİD-Zikr telkinini biliren hadis-i şerif:

Resim---Ali kerremullahi veche, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selleme sordu: “Yâ Rasûlullah! Allah’a giden yolların en kısasını, insanlar için en kolay ve Hakk nezdinde en makbul olanını Bana öğretir misin?”
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Benim ve Benden önceki peygamberlerin tebliğ ettiği en efdal zikir “Lâ İlâhe İllallah” kelime-i tevhididir. Şâyet yedi kat semâ ile yedi kat yer bir kefeye, “Lâ İlâhe İllallah” kelime-i tevhidi diğer kefeye konulacak olsa, kelime-i tevhid ağır basardı” buyurdu
(Muvatta’Kur’an, 32, Hacc, 246)

Resim--- Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bunlara ilâveten: “Yeryüzünde, Allah Allah diyen bulunduğu sürece kıyamet kopmaz” buyurdu.
(Müslim, İman, 234)

Resim---Ali kerremullahi veche bunun üzerine: “Nasıl zikredeyim Yâ Rasûlullah?” diye sordu.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Gözlerini yum ve önce Benim üç kere söyleyeceğim şeyi dinle. Sonra Sen aynı şeyi üç kere tekrarla, Ben dinleyeyim”, buyurdu ve sesini yükselterek gözleri kapalı olduğu halde üç defa “Lâ İlâhe İllallah” dedi. Hazreti Ali de o esnada Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i dinliyordu. Müteakiben Hazreti Ali yüksek sesle ve gözleri kapalı olduğu halde üç defa “Lâ İlâhe İllallah” dedi. Bu seferde Peygamber (sav) Efendimiz O’nu dinliyordu..
(Muvatta' Kur'ân, 32, Hacc, 246. Müslim, imân, 234)

(İbn Abidin, hadisi muhtasaran naklettikten sonra Güranî'nin Mesâlikü'l-ebrâr adlı eserinde bulunduğunu ifade etmiştir. Muhaddislerden bazısı bunun hadis olduğunu isbat ettiği halde bir kısmı da nefyetmişlerdir. İbn Hacer el-Askalâni hadis olduğunu kabul edenlerdendir. Hadis ve fıkıhta da üstad olan muhaddisler bunun sıhhatine kail olmuşlardır.)

Telvin: Renk verme, boyama, boyanma ve farklı görünümler arzetme mânâlarına gelen telvin; sofiye ıstılahınca, bir hâlden bir hâle, bir tavırdan bir tavıra intikal ederek farklı renk ve görüntüler sergileme.. Tevhid Tekemmülü KemÂLeti.. Rububiyyet TeceLLîs ve şu ÂNdaki Şe’ÂNuLLAHta ki sahib olduğu nefs rengidir.
Mürid, Teslimiyyet BİLme derdindedir..

Temkin: oynak ve hafif-meşrepli olmanın zıddı; vakur, ciddî, uslu ve oturaklı olma hâlidir .
Mürid, İstikâmet BULma derdindedir..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 10 Ara 2014, 23:03 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
Resim26.ncı ŞİİR
Resim

Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Yâ İlâhî vahdetiñ bir haddi yok ‘ummân mıdur
Yâ kulum sen geldügüñ yol her kula âsân mıdur..


eYy ALLAHım!
Vahdet BİRLiğiyin bir sınırı sahili yok, uçsuz bir umman-deniz mıdır?
“eYy KULum senin yürümekte ve BANA Rücû’ edip döndüğün geldiğin yol her kulun sabredip devam edebileceği kolay bir yol mudur!.”


Resim

Yâ İlâhî dâr-ı ‘izzet dinilen menzil nedür
Kıldıgım saña hidâyet herkese ihsân mıdur..


eYy ALLAHım!
KuLLarıyın ULAŞmasını istediğin İZzet diYÂRı denilen ulaşım noktası mi’rac menzili neresidir ki İZzeTuLLaha kavuşup zelillikten kurtulsun!.
“Sorduğun sorunun cevabı ki, düşürdüğüm esfel-i sefilin çukurundaki zilletinden, İlliyin İzzetine yükseliş ulaşım yolu hidâyetini sadece tüm esmâlarımı yüklediğim-ihsan başka yaratıklarımda var mıdır bu âlemde!.”


يَقُولُونَ لَئِن رَّجَعْنَا إِلَى الْمَدِينَةِ لَيُخْرِجَنَّ الْأَعَزُّ مِنْهَا الْأَذَلَّ وَلِلَّهِ الْعِزَّةُ وَلِرَسُولِهِ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَلَكِنَّ الْمُنَافِقِينَ لَا يَعْلَمُونَ
Resim---Yekûlûne le in reca’nâ ilel medîneti le yuhricenne’l- eazzu min he’l- ezel (ezelle), ve lillâhi’l- izzetu ve li resûlihî ve li’l- mû’minîne ve lâkinne’l- munâfikîne lâ ya’lemûn (ya’lemûne).: “Eğer biz şehre dönersek, mutlaka daha azîz (güçlü) olan, daha zelil (güçsüz, zayıf) olanı, oradan (şehirden) çıkarır.” diyorlar. İzzet Allah'ın ve O'nun Resûl'ünün ve mü'minlerindir. Ve lâkin münafıklar bilmiyorlar.” (Münâfıkun 63/8)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Mü'minin izzeti (şerefi onuru) onun, insanlara karşı istiğnâsıdır." buyurmuştur.
(Hâkim, Müstedrek IV/325; Ebu Nuaym, Hiyle II/253)


İstiğnâ: ihtiyaçsızlık, zengin tavırlılık, gani görünüş. Hakk celle celâluhu'dan gayrısına tenüzzül etmeyiştir. Fakr'ın hakikâti tevhidi teslimiyyettir.
İzzet: yücelik, ululuk, kuvvet ve kudret sahibliği, değer ve kıymette tek oluştur.


Resim

Pâdişâhım çâresizler derdine dermân nedür
Añlama ‘aşkım benüm her dertsüze dermân mıdur..


eYy AŞK Pâdişâhım!
Bu âlemde çâresiz AŞK derdine düşen divÂNÂların derdinin dermânı nedir?
“YAŞAmadan yalan olur.. AŞK Derdine düşmemiş, Aşkımı yaşamamış, başka sıkıntılarını dert sananlara hiç ebedî dermÂN olur mu?”


Resim

Pâdişâhım her kuluñda yok mıdur ‘ilm ü kemâl
Sakla râzıñ, her şeye ben virdügüm ‘irfân mıdur..


eYy AŞK Pâdişâhım!
Ben KULun soruyorum ki, yarattığın her KULunda AŞK YOLunu SEÇip YÜRÜyecek kadar İlim ve KemÂL yok mudur?
“ANLAdığın bu SIRrımızı sakla ki, yarattığım her şeydeki teCELLîlerim ancak AKL-ı SiLM Sahiblerine mahsus MuhaMMedî Mârifet İrfÂNına sahib KuLLarımın Habibî Hilâfeti her yaratığıma verdiğim ŞeÂNuLLAH şerefi midir?.


Resim

Lutf idüp her kula kılsañ vaslıñı ihsân n’ola
Açma bu sırrı sakın her gördügüñ insân mıdur..

Yâ RaBBenâ!
Keşke, Lutfunla her KULuna vASLını Lutfedip ASLını göstersen ihsÂN buyursan!
“Sakın sakın, bu SıRRı, MuhaMmedî MükeMMeLLikte İNSÂN OLuş tercihini seçip şâhidi olmamış insan kılıklı hayvandan da aşağılar açmayasın!.”


Resim

Mustafânıñ hurmetiyçün eyleme senden cüdâ
Gam yime sen her kişi baña ulu burhân mıdur..


Yâ RaBBenâ!
MuhaMMed Mustafâ aleyhi's-selâm ın elenip de SEÇilmişliği yüzü suyu hörmetine, Şah damarımdan da yakın/Akraba oluşumun MuhaMMedî Şûuruma/Hakkatıma Ulaştır ve SENden ayrı düşürme!.
“ Gam yeme tasa çekme sen, buna ancak MuhaMMedî BİZ BİR-İZ bürhÂNını seçip sahib çıkıp isbat edenler ulaşacaktır!.”


Resim

Vir Sinân Ümmîye sen bir togrı yol dergâhıña
Fazlıñ olmasa yolumda kurdugı erkân mıdur..


Yâ RaBBenâ!
Ebediyyet dergâhına ulaşan Sırat-ı Mustakîmini bu Âlemde yaşarken fırsatı eldeyken KULun ve ÂŞIKın Sinân Ümmî kaddesallahu sırrahu ya da lutfedip ver!
“ CÛD/cömertliğim ve ihsÂN faZLım olmasa bu YOLumun Erkânı, Kur'ân-ı Kerim ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selemi gönderdim!.


Resim

Âsân: f. Kolay. Suhuletli. Yesir.
Dar-ı izzet (Dâr-ı izzet) (f): İzzet evi.
Râz: f. Gizli sır, saklı şey. * Mimar. * Marangozların işini tanzim eden.
Cüdâ: f. Ayrılık. Ayrılmış.
Burhân: Delil, hüccet, isbat vasıtası. * Man: Yakînî mukaddemelerden meydana gelen kıyas. * Red ve inkâr için itiraz kabul edilmeyecek surette isbat-ı hakikat eden kavi hüccet.
Zelil: Hor, hakir, alçak. Aşağı tutulan.
İzzet: Bir kimse zelil iken kavi ve kudret sahibi olmak. Ziyâdelik ve üstünlük. * Değer, kıymet. Kuvvet. Muhterem ve mu'teber olmak. * Bulunmaz derecede az olan şey.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 25 Ara 2014, 23:53 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
Resim27.nci ŞİİR

Resim

Kevn ü mekândan geçeniñ
Menzili ‘arşu’llâh olur!.
Yokluk meyinden içeniñ
Varlıgı kenzu’llâh olur!.


Nefsini ve RABBını BİLip de kendisinin ve tÜMm Kâinâtın “feyeKÛN” izâfi-gölge OLuş MevCÛDLuğundan “KÛN” Emrini verene GEÇeBİlenin Nefsin/KİMsenin Menzili/VARış Hedefi/ASL SıLÂsı ALLAHu zü’L- CeLÂL’in ARŞı OLur ki;
Şe’ÂNuLLAHta, Şu ÂNda “KÛN feyeKÛN” her ÂNda YENiden OLUŞa AYNen Şâhidlik SINIRı olur..
El Bakî olan ALLAHu zü’L- CeLÂL’den bAŞKa/gAYRı KüLlî ŞEYy’in-Mâsivâ’nın fâni olduğunu ANLAyış ŞaRÂBından İçen MuhaMMedî ÂRifin, “bEN” dediği varlığı-gölge MevCÛDLuğu artık ÖZündeki-Şahdamarından da AKRABA Olduğu ÖZ Cevher yatağı ki, Hakk’ın KenzuLLâhı, Dost Definesi, Hakikat Hazinesi OLduğu MuhaMMedî ŞUÛRunu BİLir, MuhaMMedî NUÛRunu BULur, SıRRında OLur ve artık o ÂŞIKın bu Âlemde varlığı Özündekine ŞÂHiDLik Şerefi olur ve kimse İÇİ HaKk dOLu bir ALLAH Hazinesidir..


El Bâkî:
Resim

Resim
Her kim ki ister yârını
Bıraksın elden varını
Gören dostuñ didârını
Bugün fenâ-fi’llâh olur


Her kim ki, hangi NEFS ki, ASLını fASLını BİLdi, AğYÂRını BİLdi YÂRını BULmayı istiyorsa, o zaman kendi İKİliğini, ELinde var ZANNettiği “bEN”liğini önce bir atsın yerin dibine!.
Kendinden de kendine Yakîn ve AKREB OLan RABbını MuhaMMedî GönüLLe görenler kendinen fen olur RABBına bekâ BULup ALLAHta fÂNi Olup kaybolur AKLen-nAKLen!.


Ali kerremullahi veche: “Lem a'bud rabben lem erahu: Ben görmediğim Rabba tapmam!” buyurmuştur.

Resim---Rasûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem: “Rabbımı Rabbımla gördüm!” buyurmuştur.


Resim
İren fakrıñ tamâmına
Kanar vuslatıñ câmına
Fenâ-fi’llâh makâmına
Ulaşan mahvu’llâh olur!.


ÖZündeki Rububiyyetin OLUŞturduğu tüm feyeKÛNların gölge ve gel-geç olduğunu gerçekten ANLAyan MuhaMMedî VicdÂN Sahibleri, KüLLî ŞeYy’in MutLak Sahibi SubhÂN ALLAH celle celâluhu karşısında kendisinin KULLukta MutLak Fakriyyetini;
İLMî Muhtaçlığıyla BİLir,
İradî Mecburluğuyla BULur,
İdrakî Me’murluğuyla OLur
İştirakî Mahkumluğuyla fiilen YAŞarda,
Teslim olup, İman Edip, TâbiOlup da İtâat etmekte olduğu ALLAHu zü’L- CeLÂL’e ve ResûLü MuhaMMed aleyhi's-selâmı DUYar ve hemen UYar:


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “El fakr-i fahr : Fakrımla fahrederim!.” buyurdu.
(Aclunî, Keşfü’l- Hafâ 2-87)


Ve böylece ASLsına SILA SALLı gerçek olur.. VUSLâta Eren ERENLerden Olur da,
Kendi KALB Kadehinden VAHDet ŞarÂBını İÇer de kendinsin Kesret Toprağı yığılır kalır geride ki ALLAHu zü’L- CeLÂLde MaHV olur ve simi cismi haYyal görüntüsü OLuVERir inşâe ALLAHu TeÂLÂ!.


Resim

Her kim ki terk-i cân olur
Bir cânına biñ cân olur
Nefsini fehm eyler bilür
Hem ‘ârif-i bi’llâh olur!.


Ker kim ki, bu KULLuk İmtihÂNı CihÂNında- HÂNında İğreti-izafî-gölge MevCÛDLuk cÂNının Hakikat-ı MuhaMMedîyyesini BİLip de peşin peşine Vâcibu’L- MutLak ALLAHu zü’L- CeLÂL’in HÜKMüne Kaderine Teslim Olup cÂN DERdini terk ederse,
bir cÂNına bİN cÂN BULur-OLur KaLbinde..
çünkü o MuhaMMedî KİŞi Nefsini ARAştırdı kendi GELiş-GİDiş ve burada OLuş Sebeb-SonUÇ ve Gerçeğini BİLdiği ÂNda Şahdamardan AKRABAsı RaBBu’L- ÂLEMîn ALLAH celle celâluhunu Hakikatını da ANLAyıVERdi ve Ârif-i biLLâldu kaddesallahu sırrahu YÜceLiğine Erişti Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Havzında inşâe ALLAHu TeÂLÂ!.


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz: “Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu: Nefsine ârif olan-tanıyan RABBine ârif olup-tanır!” buyurmuştur.
(Aclunî, Keşfü’l-Hâfâ II/343 (2532)


Resim

Berzah iliniñ âfeti
Pür-nûr olur şekâveti
‘Âşıklarñ ziyâreti
Oldur ki beytu’llâh olur!.


MaDDeden MÂNÂya, Somuttan SOYuta, HaLKtan HAKk’a Geçiş GEÇiti..
Dünya ile Âhiret arasındaki BOYumuz kadar/kader BİZ BİR-İzlik BerzÂHı, KevniYyet Kâbir İLimizin/ÜLKEmizin;
Âfaktan Enfüse geçiş âfeti, BİZLikten BİRLiğe GEÇİş BeLÂsı, KİMsezilik KARA-Anlığı bir ÂNda MuhaMMedî NURLa ŞAVkır NÛRun ALÂ NÛR keserde Şikâyetlerimiz ŞÜKRe DÖNüşüVERir inşâe ALLAHu TeÂLÂ!.
MuhaMMedî ÂŞIKLarın yerimize yerleştirmesiyle Şeb-i ÂRÛSumuz ki, Düğün-DERnek Gecemiz/Gündüzümüz ve ÂŞIKLarın Ziyâretleriyle EŞLik ve Ziyâretleriyle meZÂRımız artık MuhaMMedî BeytULLAH OLur inşâe ALLAHu TeÂLÂ!.
cÂNda cÂNÂN.. Şahdamadan da AKRABa.. İÇ İÇE BİZ BİR-İZLik.. Her ŞEyy O’nun NÛRu..


اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ مَثَلُ نُورِهِ كَمِشْكَاةٍ فِيهَا مِصْبَاحٌ الْمِصْبَاحُ فِي زُجَاجَةٍ الزُّجَاجَةُ كَأَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِن شَجَرَةٍ مُّبَارَكَةٍ زَيْتُونِةٍ لَّا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُّورٌ عَلَى نُورٍ يَهْدِي اللَّهُ لِنُورِهِ مَن يَشَاء وَيَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثَالَ لِلنَّاسِ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Resim---ALLÂHU NÛRU’S- SEMÂVÂTİ ve’l- ARD (ardı), meselu nûrihî ke mişkâtin fîhâ mısbâh (mısbâhun), el mısbâhu fî zucâceh (zucâcetin), ez zucâcetu ke ennehâ kevkebun durrîyyun, yûkadu min şeceratin mubâraketin zeytûnetin lâ şarkîyetin ve lâ garbiyyetin, yekâdu zeytuhâ yudîu ve lev lem temseshu nâr (nârun), NÛRUN ALÂ NÛR (nûrin), yehdîllâhu li nûrihî men yeşâu, ve yadribullâhul emsâle lin nâs (nâsi), vallâhu bi kulli şey’in alîm (alîmun).: Allah, göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltip iletir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah, her şeyi bilendir.” (Nûr 24/35)

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ
Resim---Ve lekad halakne’l- insâne ve na’lemu mâ tuvesvisu bihî nefsuh (nefsuhu), ve nahnu AKREBu ileyhi min habli’l- verîdi.: Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından-cÂN Damarından daha YAKINız.” (Kaf 50/16)


Resim

Bulan bu ‘aşkıñ dadını
Keşf eyler ‘ilm-i bâtını
Mukarreb eyler adını
Hâl-ile ehlu’llâh olur..


ANcak ve ANcak AŞKuLLahın tADIna ERENLer Bâtın İlmini KeşfedeBİlirLer ki onlar ZÂten GönüL Ehlidirler..
Bâtın İlmi ki, Enfusî, Ledünnî, SıRrî, İç, dâhilî. Gizli. İçyüz. Sır, eSrar. Künh ve zâtı itibarı ile gizli olan herKESe ait Kendi Kadarınca ve de KadERince İLMm..
Ve bu MuhaMMedî Bâtınî İLMine Erenleri bu ÖZ İlmi o kimseyi KarÎBden de KarÎB AKrab eder de RaBbanî İNSÂN EYyLer ki;
MuhaMMedî Taklidi Ameliyle Müslim,
MuhaMMedî Tahkiki İmanıyla Mü’min,
MuhaMMedî AhLâkıyla VeliYuLlah,
MuhaMMedî HÂLLeriyle de EHLULLAH olur inşâe ALLAHu TeÂLÂ!.


Aziz Efendim Ümmî kaddesallahu sırrahu Babamın bu muhteşem MuhaMMedî Zevkine ki MuhaMMedî MeLÂMet YOLUna İŞtirak için az da olsa detay vereceğim;

BİZ-BİR-İZ MuhaMMedî MeLÂMet YOLU Ne mi?.

BİZce MuhaMMedî ŞERİAT-ı GARRÂ;
Rasûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem’in AKVÂLİ
Ki, Sözleri; tebliğ ettiği Kur’ân-ı Kerîm, uygulamada buyurduğu sahih hadisleri ve kısacası ŞERÎATıdır.
Rasûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem’in A’MÂLİ
Ki, Fiilleri, tatbikatı, Sünnet-i Seniyyesi ve kısacası TARİKATıdır.
Rasûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem’in AHLÂKI
Ki, Kur’ânî, Ahlâkullah olan Hulku’l-Azîmi ve kısacası MÂRİFETidir.
Rasûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem’in AHVÂLİ
Ki, Hâlleri, İlahî ve Fıtrî Habibî Huyu, değişmez ahlâkı kısacası HAKİKATıdır..

Bu gerçeği “BİZ-BİR-İZ” Paydasında;
Kur’ân-ı Kerîm ve Sahih Hadis Kaynaklarında;
MuhaMMedî Şuûrda İLİMle-BİLmek,
MuhaMMedî Nûrda İRADEyle-BULmak,
MuhaMMedî Sürûrda İDRAKla-ANLAmak-İÇinde OLmak ve
MuhaMMedî O-Nûrda İŞTİRAKla-KULLuk Gereğini bizzât YAŞAmak ve YAŞAtmak olarak İNANmaktayız.

BİZi Bu HÜKME; Muhtaç, Mecbur, Me’mur ve Mahkum kılan ise bizzât ALLAHÜ ZÜ’L-CELÂL’imizdir.
ŞerîatMuhaMMediyye,
TarikatMuhaMMediyye,
Mârifet-i MuhaMMediyye ve
HakikatMuhaMMediyye’nin,

İNSAN Sûretinde yaratılan ve AKLı olan her insÂNın kaderince ve kadarınca anasının sütü gibi helâl hakkı olduğu inancındayız...
BİZler de onlardan birisi ve bu Kudsî Yolun Habibî ve Hasbî Hizmetçileriyiz!..
İmam-ı Mutlak ve Mürşid-i Mutlak Rahmetenl'i-âlemin olan Rasûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem’in arkasında kulluk imtihanı SALLâtında saf tutmuş RABBÜ'L ÂLEMİN’in kullarından birisiyiz ve elhamduLİLLAHiRABBilÂLEMîn…


Resim

Maksûdımuz öñden soña
Budur ki dirüm ben saña
Sırdur seni viren aña
Tevhîd-i zâtu’llâh olur..


Biz MuhaMMedî MeLÂMîlerin Maksadı-gayesi-amacı Hasbî Hizmet Hedefini ben sana söyleyeyim ki,
Baştan-sona, dâima, ilelebed “SıRRuLLah”tır ki bu SıRRın Sahibi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem DİLiyle/Eliyle ELde EDeBİLeceğin, “sEN”i senden kurtarıp ASLına, SILAna Ulaştırıp O’Nda EDen bizzât, mutlaka, kesinlile “ZâTuLLâH TEVHİDİ”dir..
hüLâsa-yı KeLÂM o ki, AKIL AYNasının bu SıRRını SİLeBİLenler Hakikat-ı MuhaMmediYyesini Ayın ondördü gibi görürler inşâe ALLAHu TeÂLÂ!.
ZâTuLLâH TEVHİDİ ki;
Kıyama Kalk!.. Kıyamet.. Kıyam ett!..ki;


Resim---Ebu Hureyre radiyallahu anhu: "Bir kısım insanlar: "Yâ Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, biz kıyamet gününde RABBimizi görecek miyiz?" dediler. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de: "Siz, ayın on dördünde ve altında bulutların bulunmadığı bir ANda ayın görülmesini tartışır mısınız?" buyurdu. Onlar da: "Hayır, Yâ Rasûlullah!." dediler. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Altında bulutların bulunmadığı bir anda güneşin görülmesi hususunu tartışır mısınız?" buyurdu. Onlar da: "Hayır" dediler. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "İşte siz, RABBinizi böylece göreceksiniz!." buyurdu.
(Buharî, K. Ezan, bab: 129, K. Rikak, bab: 52; Müslim, K.el-İman ,bab: 299, Hadis no: 182)


Resim

‘İlm ü ‘irfân olur sözi
Sırr-ı Furkân olur özi
Her kande kim bakar gözi
‘Ayn-i kudretu’llâh olur..


İşte bu MuhaMMedî ŞûuR RÜŞDüne ERENLerin;
ÖZLeri ZITLarın FARKını fiilen BİLiş ve ZEVK ediş Kaynağı/Kevseri olur,
sÖZLeri ise Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem adıan hesabına ve şerefine sırf Hasbî Hizmet için İhLÂsla İlim ve İrfÂN Hizmetçiliği olur.
İşte bu MuhaMMedî şecâat ERENLerinin kaddesallahu sırrahu gözleri KudretULLAH’ın GÖZLeri OLur ki.. EbdÂL-EbRÂR-AhRÂR-AHYÂR.. kaddesallahu sırrahumm..


Resim

Bilmez olur solın sagın
Seyrân ider dôstuñ bâgın
Anca tuyar cân kulagın
Hıtâb-ı sırru’llâh olur..


İşte onlar AkILLarının 6 Yüzlü Kabelerini Yıkarlada el HAKk TeÂLânın KÂBesini KIBLe Edinirler.. Hâliyle AKILLarı artık, alt-üst-ön-arka-sağ-solsuz KALaKALır!.
ÖZ-GÖZLeriyle el Veliyy ALLAH celle celâluhunu TeCELLÎ bAHçasini BİZ BİR_İZ BAĞını Seyrân EDerDUrurlar!. Kafa KULakları sağırklaşır da nacak ve ancak KALB KULAKLarıyla Duyarlar ve de DUYUp/Uydukları ALLAH celle celâluhunun SıRrî HitÂBlarıdır..
Şimdi şu ÂNda nice Ebrarlar vardır bedelsiz. Ebdâllar vardır kıyassız. Ahyârlar vardır sebebsiz.
Bir de Ahrârlar vardır, mutlak hürler, onlar yarın güneş bu taraftan doğacak deseler vallahi Allah güneşi oradan doğdurur.:


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Size cennet ehlini haber vereyim mi? Her zayıf ve güçsüz olan kimsedir. Öyle bir kimsedir ki, bir konuda Allah’a yemin etse, Allah onun yeminini boşa çıkarmaz, yerine getirir. Size cehennem ehlini de haber vereyim mi? Her katı yürekli, şımarık, kibirli olan kimsedir.” (Buharî, tefsir, 68; Müslim, cennet, 46-47).

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Nice saçı başı dağınık, toza toprağa bulanmış, paçavra gibi iki parça eski/yırtık elbiseliler vardır ki: Kendilerine iltifat edilmez/kimse onları adam yerine koymaz. Fakat eğer bunlar Allah’a yemin etseler Allah onları yeminlerinde yalancı çıkarmaz. Berâ b. Mâlik de onlardandır.”
(Tirmizi, Menakıb, 55; İbn Mace, Zühd, 4)


El Veliyyü:
Resim

Resim

Bî-nişândur soyladıgı
Lâ-mekândur yayladıgı
Dâ’im dilde söyledigi
Ol küntü kenzu’llâh olur..


O yüce Yüreklilerin İŞLeri GÜÇLeri “Bî Nişân” OLup Hiçbir şeye ve Bizlere benzemeye
Nişansız NiŞÂNLısını Soylamak/ SOYunu ASLını ARAmak-ARAştırmak-tahkik etmek mutmâin olup Rücû’ İzini İZLemektir.
Onların AŞK gıdaları el Ganiy Yaylasındandır ve MekÂNsız GÖNÜL ÜLKesindedir..
Onun için bu Zâtlar ki VeliyyuLLAH kaddesallahu sırrahum ki, dillerindeki Zikr-i DâimîLeri hiç durmadan her Nefeste söyleyip durdukları İÇLerindende AKREB/Yakın olanın SMZLeridirki;


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: ALLAH celle celâluhu: “Küntü kenzen mahfiyyen Fe ahbebtü en u’refa fe halaktü’l-halka Li ya’rifânî: Ben kenz-i mahfi-gizli bir hazine idim. Bilinmek istedim, mahlukatı yarattım.” buyurdu.
Bu Hadis-i Kudsînin kaynakları şöyledir:
1. Ed-Dürerü’l-Müntesire, Celalettin-i Suyuti,125
2. El-Esraru’l-Merfua, Aliyyu’l-Kâri, 273
3. Aclunî , Keşfu’l-Hafa, Aclunî, 2:133
4. El-Fetevâ, El-Halîlî, 1:72
5. Mesnevi, Celâleddin-i Rumî, 5:104
6. Divan-ı Mevlânâ Câmî, 37
7. Divân-ı Niyaz-i Mısrî, 2
8. Divân-ı Şeyh Ahmet Cezerî, 1:190
9. İşârâtu’l-İ’câz, Bediüzzaman Said Nursi, 23..


El Ganiyyü:
Resim

El Mugnî:
Resim

Resim

Kanda kim var hak meydânı
Almayalar degme cânı
Zirâ ki her cân mülkünü
Sanma ki ‘aşku’llâh olur..


ANcak, her NEFS İÇİn AÇılan bu Rahim Kapısı Çile çarşısı İmkÂNlarla İmtihan çarşısı ve de AKLen-NAKLen TERCİH TicaretHÂNEsi kısaca HAKk MeydÂNına KİMLer var diyorsan, Hayvanlık Bazarını Terk edip de AŞK MeydÂNına her cÂN taşıyan insan gözüken ama hayvandan da SAPıkları Alamamaktalar.. ki onlar zâten AŞK Ateşine girmemeye Ömrü harcarlar..
İşte buraya iyi KULak ver KıtmÎRimm!.
Hani hep ötüyordun ya, her BEDEN “Beytü’r-RABB” diye.. yâni ÖZden de ÖZdeki “cÂNÂNın cÂN MÜLKü” ya da her şey gib NÛRuLLah.. ve NÛR ÇIKIŞ NOOKTAsına Rücû’ edip-DÖNecekti.. işte bu DÖNüŞ İŞLemine Cezb-ü-CERRine AŞKuLLah diyorduk..
Ve bütün bu KÛN feyeKÛN OYUNu A’YÂN-ı Sabiteye ERşim “SİLM AKIL” ın Yaratnı ALLAH celle celâluhu yu TERcihiyle olmaktaydı.. HizBULLahtı..
Yoksa İKİ şeylik Şey-tÂNlığıyla HizbuşşeytÂN uşaklığı yapacaktı Beden MÜLKüLLahını… ALLAH celle celâluhu KORUsun inşâe ALLAHu TeÂLÂ!.


وَلَقَدْ ذَرَأْنَا لِجَهَنَّمَ كَثِيرًا مِّنَ الْجِنِّ وَالإِنسِ لَهُمْ قُلُوبٌ لاَّ يَفْقَهُونَ بِهَا وَلَهُمْ أَعْيُنٌ لاَّ يُبْصِرُونَ بِهَا وَلَهُمْ آذَانٌ لاَّ يَسْمَعُونَ بِهَا أُوْلَئِكَ كَالأَنْعَامِ بَلْ هُمْ أَضَلُّ أُوْلَئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ
Resim---Ve lekad zere’nâ li cehenneme kesîran minel cinni vel insi lehum kulûbun lâ yefkahûne bihâ ve lehum a’yunun lâ yubsırûne bihâ ve lehum âzânun lâ yesmeûne bihâ, ulâike kel en’âmi BELHUM eDALLUn ulâike humul gâfilûn(gâfilûne):Ve andolsun ki; cehennemi, insanların ve cinlerin çoğuna hazırladık (yarattık). Onların kalpleri vardır, onunla fıkıh (idrak) etmezler. Onların gözleri vardır, onunla görmezler. Onların kulakları vardır, onunla işitmezler. ONLAR HAYVANLAR GİBİDİR. HATTA DAHA ÇOK DALÂLETTE-dirler-Sapıktırlar.. İşte onlar, onlar gâfillerdir.” (A’râf 7/179)


Resim

Şol cân ki ‘aşkıñ yiridür
Kâmil gerekdür arıdur
Kâmil ki şol ‘aşk eridür
Dâ’im işi Allâh olur..


Oysa o CÂN ki, NÛRuLLahtır ve AŞKuLLahın mekÂNıdır.. ve cÂN AŞKuLLahın TeceLLî tAHtıdır.. bu gerçeğe Eriş ve Görüş için MuhaMmedî Tâlim-Öğretim ve Terbiye-Eğitimle Nefsin ERginliğe Ulaşımını SAĞlayan ve Mâsivâdan ARInanlar MuhaMmedî KâmiLLerdir.
İŞte onlar gerçek AŞK Erleridir yürek yiğitleridir.
İŞte gerçek HaKk ÂŞıKLarın İŞLeri-GÜÇLeri AŞKuLLah olur.. Akıllarından, zikirlerinden fikirlerinden ALLAH celle celâluhu çıkmaz olur..
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem SESinden ALLAH celle celâluhu’nun “Fe fiRRu ilallah: ALLAH’a FırLayın!” SÖZünü her nefeste DUYup/UYarlar:


فَفِرُّوا اِلَى اللّٰهِ اِنّٖى لَكُمْ مِنْهُ نَذٖيرٌ مُبٖينٌ
Resim---''Fe fiRRu ilallah, inni lekum minhu nezirum mubîn.: O halde hemen Allaha kaçın, haberiniz olsun ki ben size O’ndan bir açık nezîrim.'' (Zâriyat 51/50)

Resim

Ümmî Sinânıñ irdügi
Cânını kurbân virdügi
Dâ’imâ anuñ gördügi
Cemâl-ı zâtu’llâh olur!.


Fütüvvetin ki, HAKk ERENler katında, yiğitliğin, cömertliğin, lütuf ve ihsankârlığın kerem ve sehâ yiğitlerinden Ümmî Sinân kaddesallahu sırrahu BaBamızın, ÖMRünde ERdiği-SALLedip-ULAŞtığı ve AŞKuLLAH YOLunda cÂNını KurbÂN Edip de en yakın AKRABAsına ERdiği ve her Nefeste ÖZünde-cÂNDamarında, BİZ BİR-İZ GÖRüpDURduğu ZÂTuLLAHın ceMÂLidir elhamdulillahiRABbilÂLEMîn..


Resim

Kevn: Hudus. Varlık, var olmak. Vücud, âlem, kâinat. Mevcudiyet.
Mekân:(Kevn. den)Yer. Durulan yer. Ev, hane, mesken. Mahal.
Menzil: İnilen yer. Konulacak yer.*Yer. Dünya. Ev.*Mesafe.
Arş: Bağ çardağı.*Gölgelik.*Kürsü, taht, yüce makam. En yüksek gök. Allahın kudret ve saltanatının tecelli yeri.(Arş kâinatı kaplar. Allah'ın kudreti ve ilmi de herşeyi kaplar.) *Fevkiyyet, ulviyyet.*Arş-ı Alâ, Arş-ı Rahman, Arş-ı İlâhi, Arş-ı Yezdan, Felek-i Eflâk, Felek-i Atlâs, Felek-i Azâm gibi isimlerle Cenab-ı Hakkın izzet ve saltanatından kinaye olarak söylenir.
Kenz: Define, hazine. Yer altında saklı kalmış kıymetli eşya, para veya altın gibi şeyler.
Didâr: f. Mülâkat, görüş.*Görünme.*Yüz. Çehre.*Görüş kuvveti, göz. *Açık, meydanda.
Fenâ: (Beka'nın zıddı) Yokluk. Yok olma.
Fakr:İhtiyaç, yoksulluk.*Azlık, muhtaçlık.*Cenab-ı Hakk'a karşı fakrını, ihtiyacını hissetmek.*Tas: Kendisindeki bütün her şeyin Allah'a âit olduğunu bilmek.
Mahv: Harab olma. Yıkılma. Ortadan kalkma. Çökme. Bozulma. * Tas: Beşeri noksanlıklardan kurtuluş hâli.
Fehîm: (Fehm. den) Anlayışlı, akıllı, zeki (kimse.)
Ârif-i bi’llâh: Mürşid, ermiş, evliyâ. Hakkın nuru ile Cenab-ı Hakk'ı bilen. Âlemi, hâdiseleri İlahî feyz ve ilim ile gören veli.
Berzah:İki âlemin arası. Kabir. Dünya ile âhiret arası.*Perde.*Sıkıntılı yer.*İki yer arasındaki geçit.*Mani'a, engel,(Bak:Sırat köprüsü). Ölen insanların ruhları kıyamete kadar berzah âleminde bulunurlar. Berzah büyük ve mânevi bir âlemdir. Dindar olup cennetlik olanlar, berzah âleminde sevdikleri kimselerle ve iyi insanlarla görüşürler ve çok zevkli yaşarlar.Kıyamet kopunca Allah bütün ruhları haşir meydanında cesetleri ile diriltip toplayacaktır.
Âfet: Belâ. Musibet. Büyük felâket. Dâhiye. * Mc: Son derece güzel.
Şekâvet: Her çeşit kötülük içinde olmak. Belâ ve zillete düşmek. Sıkıntıda kalmak. * Haydutluk, eşkiyalık..
Beytu’llâh: Kâbe, câmi, mescid gibi ibadet edilen yer.
Mukarreb: (Kurb. dan) Yakınlaşmış. Yakınlaştırılmış. Yakın.*Büyük zât veya padişah gibi kimselere hizmette yaklaşmış olan.
Zâtu’llâh: Bizzât ALLAH celle celâluhu..
İrfân: Bilmek, anlayış, tecrübe ve zekâdan ileri gelen zihnî kemal.* İkrar.*Mücazat.*Fık:Esrar-ı İlâhiyeye, iman ve Kur'an hakikatlarına vukufiyet.(İlim ile irfan ve ma'rifet arasında fark vardır:İlim, vech-i küllî ile, yani her vechesiyle bilmektir. İrfan ve marifet ise; vech-i cüz'î ile bilmektir. Bu cihetle Cenab-ı Hakk'a irfan ve marifet isnad olunmaz. Fıtrî istidat eseri olarak inceleyerek tefekkür edip bilmektir. Buna "İlm-i Ledün" ve İlm-i Rabbanî"de denir.)
Furkân: Hak ile bâtılı birbirinden ayıran. İyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı farkedip ayıran.*Kur'an-ı Kerim.
Soylamak: İzlemek, iz sürmek. Soyunu tahkik etmek, araştırmak, aslını aramak
Fütüvvet: Dostlara afv ve safh ile muamele. * Yiğitlik. Cömertlik. Lütuf ve ihsankârlık.*Kerem ve seha. * Soy temizliği.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 05 Oca 2015, 22:59 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
28.inci ŞİİRResim


Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Gel berü ey lâ-mekân şehrinde kılan seyr-i yâr
Nâ-murâd ol dü-cihânıñ nakşına kılma nazar..


Beri gel yakınıma, ey mekÂNsızlık diYÂRında YÂRin CemÂLin seyretmeyi dileyen tercih eden yolcu,
Bunun için mutlaka yapman gerekeni diyeyim sana, Dünyâ Âhiret Âlemlerinden gözünü beri çek, oralardaki köşkler ve hayat halleri NAKşına sakın dönüp bakma!.


Resim

Meyl idüp mülk-i Süleymâna ırag olma şehâ
Tâ ki dildâr illerinde olmayasın hôr u zâr..


Ey bu yolun yolcusu şahım, Süleymân aleyhi's-selâm Mülkü zannaedip şu ÂLEMe gönül kaptırıp da hayaller içinde, gerçek ve içinde yaşayıp KULLuk İmtihanı olmakta olduğun Şehâdet Âleminden ırak, hor hakir, gözden düşmüş, inleyen birisi olup, düşündeki bulguru ararken evdeki pirinçten olmayasın haa!. GönüLLer ÇALan o DİLBERden habersizce..

Resim

Gâfil olma kıl hazer bunda giriftâr olmadan
Dü-cihânıñ lezzetinde ‘aşk-ıla eyle firâr..


Sakın ha sakın gaflete düşüp de bu Âlemin çekici sanallığına- gelgeçlerine-gölgelerine kanıp da oyalama nefsini sakın.. ve bu Âlemde Nefsini AŞK Ateşine sokma ya çalış ki,
Ve seni Cemâlullahtan alıkoyacak iki cihanın-Dünyâ Âhiret Âlemlerinin lezzetleriden AŞK ile kaç firar et!.


Resim

Ger dilerseñ kim bulasın anda sen dârü’s-selâm
Gel fenâdan öñ fenâ ol gel fenâ kıl ihtiyâr..


Eğer sen bu Hayatın sonUÇunda Selâmet diYÂRı CeNnete Ereyim-kavuşayım tercihindeysen KULLuk İmtihanında,
Gel sen en iyisi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selemi DUY-UY da, “ölmeden önce öl” de Nefsin, için KULLuk HİÇLiği FENÂsını Peşinen seçip Mü’min ol!.


Resim---Resûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem: “ Mûtû kabLe en temûtû: ÖLmeden önce öLünüz! ” buyurmuştur.
(Aclunî, Keşfü’l-Hâfâ II-291-2669)

Resim

Gam yime dârü’l-belânıñ mihnetinden fârig ol
Eyleme hergiz karâr kim bulına dârü’l-karâr..


Sen bu Derdler Diyârı Yalan Dünyanın mihnetinden-zahmetinden-eziyetinden bir kutul da, buralarda eğleşip kalma salakça.. Hakk âşıklar yolun İZle ki MuraduLLah ve EMRuLLAH olan Dârü’l-Karâr.. Dârü’’l- Beka.. DÂrü’s- SeLÂM CeNNetlerine her ÂN EReBİLesin inşâe ALLAHu TeÂLÂ..

Resim

Gir belâ meydânına gel yoklugı eyle kabûl
Tâ varup seyr-i ma‘a’llâh seyrine ire bâzâr..


Sen şu Âlemde sanal gölge olduğunu ve bir ASLıyın BULunduğunu Hatırla.. KULLuğa BAŞladığın Bezm-i Elest BeLÂ Meydanına RÜCÛ’ edip geri dön!. “BELÂBilâkis evet RABBımızsın!” ilk SÖZünü hatırla ve bu ÂLEMde hiçbir seye sahib çıkma!. CÂNıyın da sahibini unutma!.
Esas KULLuk Hedefin ise, sana BİLdirilmiştir Kur'ân-ı Keriminde.. ki sen o Cemâlullah SEYRi Bâzârına girip “Ma‘a’LLâH-ALLAH İLelik “BİZ BİR-İZ”liğine SALLedip SILAna kavuşaBİLesin!.


اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ
Resim---Ikra’bismi rabbikellezî halak(halaka) : Yaratan RABB-inin İSMiyle oku!
(Alak 96/1)

وَإِذْ أَخَذَ رَبُّكَ مِن بَنِي آدَمَ مِن ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَأَشْهَدَهُمْ عَلَى أَنفُسِهِمْ أَلَسْتَ بِرَبِّكُمْ قَالُواْ بَلَى شَهِدْنَا أَن تَقُولُواْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّا كُنَّا عَنْ هَذَا غَافِلِينَ
Resim---Ve iz ehaze rabbüke mim beni ademe min zuhurihim zürriyyetehüm ve eşhedehüm ala enfüsihim elestü bi rabbiküm kalu bela şehidna en tekulu yevmel kiyameti inna künna an haza ğafilin : Kıyâmet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye Rabbin Âdem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: Ben sizin RABBiniz değil miyim? (Onlar da), Evet (buna) şâhit olduk, dediler.” (A’raf 7/172)

يَا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ
Resim---Yâ eyyetuhân nefsul mutmainnetu: Ey mutmain (tatmin bulmuş) nefis,(Fecr 89/27)

ارْجِعِي إِلَى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَّرْضِيَّةً
Resim---İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten: Razı olmuş ve kendisinden razı olunmuş bir halde Rabbine dön.” (Fecr 89/28)

فَادْخُلِي فِي عِبَادِي
Resim---Fedhulî fî ibâdî: Gir kullarımın içine!” (Fecr 89/29)

وَادْخُلِي جَنَّتِي
Resim---Vedhulî cennetî: Ve cennetime gir!(Fecr 89/30)

Resim

‘Aşk-ı derdiñ şiddetinden fârig olma ey göñül
Tâ visâl-i nevrûzından açıla yevmü’l-bahâr..


Ey gönül, sen de bir Hakk Âşık olarak, AŞK derdinin şiddetli olmasından şikayetçi olup boşaltma ki, karakışıyın bağrından Vuslat-Kavuşma Navruz çiçeklerin AÇaBİLsin!. AŞK GÜNüyün AŞK Baharı yedi rengini göstere Âleme..

Resim

Baglayupdur on sekiz biñ ‘âlemiñ bendindesin
Zât-ı ‘aşk-ıla seni sen avlayup eyle şikâr..


On sekiz biñ ‘âlemiñ RAHmet Kaynağı MuhaMMedî NÛRun sana ait TeCELLî Bendini ÖZÜnde BİLip-BULup SAĞlamca BAĞLa ki, sen şu ÂNda o noktadasın..
Şimdi şuÂNda ŞEÂNuLLahta, İmkÂNla İmtihÂN Sahasında-MeydÂNında, ÖZünden AKRABAn ZÂTuLLAH AŞKı Okuyla AVcı olan sENi, AV olan sEN VURup AVv eyle.. böylece izafî-gölge-Ölümlü VARlığından Kurtulup BİZ BİR-İZ BeKâbiLLahına kavuş.. tıpkı DerYÂya Düşen bir dAMMla gÖZ Yaşı giBi..


Onsekiz bin âlemin Mustafa'sı aleyhi's-selâm..
Adı güzel kendi güzel MuhaMMed sallallahu aleyhi ve sellem..
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, herhangi bir kavme-kabileye, şehre- kasabaya ya da beldeye-bölgeye gönderilişinden önce MevCÛDiyyetin temelindeki TEK MADDe NOKTAsıdır..18 bin âleme peygamber olarak gönderilmiştir.. 18 bin âlem tâbiri/terkibi kesretten (çokluktan) kinayedir-anlatım için meşhur olmuş bir deyimdir.
Ve yine BİLir ki; Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Rahmeten li'l-âlemîndir. feyeKÛN RAHmet Menbağıdır:

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ
Resim---Ve mâ erselnâke illâ Rahmeten li'l-âlemîn(âlemîne): (Rasûlum!) Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ 21/107)

Resim

Hey ecel peymânesinden sunmadın çarh u felek
Gâfil olma gâfil olma gözüñ aç cânıñ uyar


Ham Aklın ki hiçbir zaman durmadan karabahtım körtalihim deyip Çark-ı Feleği suçlayıp şu nefsine “ÖLmeden ÖNce ÖL!.” kadehini SUNup İÇiremedin..
Bu gel-geç ve uyduruk bahar gözüken YOKLuk Hayalleri mevsimi, yarım nefeste ki, göz açıp kapayıncaya kadar geçer gider.. gÖZünü aç, tez davran da cÂNını UYandır-YANdır da ÖZün HüRr KaLsın..

Resim

Câmı cânânıñ elinden nûş umarsañ ‘aşk-ıla
Başı meydâna koyup cânı fedâ kıl yüri var..


Eğer sen senin Şahdamarında da Yakının olan
cÂNındaki cÂNÂNıyın Elinden VAHdet Şarabını AŞKuLLAHla İçmeyi umuyorsan hiç durma o zaman,
Şu yılan gibi kaldırıpdurduğun “bEN”lik başını, AŞK Meydanına SER de, cÂNını cÂNÂNına fedâ et de, Yürü BekâbiLLAH Ebediyyet Denizine ey Âşıkk..


Resim

Her kime cânân gerekse cânına agyâr olur
Bil cihândan geçmeg-ile kimse bulmaz vasl-ı yâr..


Bu Sırat-ı Mustakî YOLUnda her kim ki “cÂNÂN” Sev-ERse, “cÂNımdan Özgesin!” derse YÂR EYyLerse.. öz cÂNının Agyârı- Yabancısı olur da şaşa kalır..
Şunu iyice BİL ki, öyle “cÂNımı veririm deyip de saçının telini kurbÂN eden” yellenmeden teyyâreler gibi: “ey YÂR senin için bu dünyâyı veririm!” gibi İÇi boş, kuru laflarla hiçbir kimse YÂRe kavuşamaz da ancak hayallerle AVunur durur NEFiS ÇÖPlüğünde..


Resim

Kanı şol dünyâ sarâyında getür kimdür bulan
‘Akl u cândan geçmeden kim bulısardur bahtiyâr..


Hani neredeler: “Şu yalan Dünya Hevâ-Heves Saraylarında YÂRim var!” diyenler? Eğer var iseler bildiğin, bul getir kim miş Ebedî YÂRi bulan görelim..
Bizim BİLidiğimiz ise, KULLuk ÇÖLünde bAHT-i YÂR olmak için, YÂRine EZEL diYÂRında VERdiğin AHDinde DURup Maddî Manevî, AKLından da cÂNın da vazGEÇmelisin MuhaMMedî Mes’UD-MUTLular gibi inşâe ALLAHu TeÂLÂ..


Resim

Bî-nişân u lâ-mekânıñ illerinde şâh olan
‘Aşk-ıla derde giriftâr oldılar çün bî-şümâr..


Şu ÂN ŞeÂN Şehrindeki NişÂNsız, MekÂNsız, Olduğu HÂLde GÖZükmeyen-GÂiB ama hep VAR Olan Nazlı YÂR ÜLKEsinde ŞÂH Olanlara imreniyorsan bak dinle,
Çünkü onlar KULLuk İmtihÂNI ÇÖLÜnü EZELden Tutuldukları AŞKuLLAH Derdinin Devâsı Olan SILA Hasretiyle geçdiler de YÂRe Rücû’ ettiler gittiler bu Hayalî Hayattan EBediyyet BahtiYÂRLık DiYÂRına ÖZLerinde ey Âşıkk..


Resim

Kim ki ‘aşk-ıla fenâda zâr u giryân olmadı
Kalısar yevmü’l-cezâ şehrinde bî-şek âh u zâr..


Kim ki, bu HaKk’a KULLuk Var zannettiği “bEN”lik derisini AŞKuLLAHla yüzüdürüp, her şeyini kaybedip, çırılçıplak göz yaşları dökerek inlemedi ise BİL ki,
O zavallı nefis, yaptığının karşılığı olan şu yevmü’l-cezâ şehrinde, şu ÂNında ebediyen ah-eyvah çekip hasretle inleyip duracaktır bediyyen hayvanlardan da aşağılık hallerde ve bundan asla-hiç şüphen de olmasın!..


Resim

Ey Sinân Ümmî saña yâr olmaga yarın o şâh
Gel bugün bu âyin ü erkânı eyle târ-u-mâr..


Ey Sinân Ümmî BaBam kaddesallahu sırrahu,
Eğer sen de o AHADu’l- Vâhid olan ŞÂH’ın sana, yarın-dün-bu gün-şu ÂN-dâima YÂRin OLmasını Dileyip tercih etti isen hemen koş gel de şu İşin ÖZÜnü ANLamadan duşamaya bir takım tören âyinlerle Hayalî YÂR arayanların ettiklerini yerle bir et de yERine ŞAH Damarın da Yakın AKRABAn Olan RABBını HÂL-i HAZIR HUZURunda BİL-BUL-Olda MuhaMMedî ŞeHÂdetini YAŞA inşâe ALLAHu TeÂLÂ..


وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ
Resim---Ve le kad halaknel insane ve na'lemu ma tuvesvisu bihi nefsuh ve nahnu akrabu ileyhi min hablil verid :Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kaf 50/16)


Resim

ŞÂHe: Ey pâdişah! Ey şâh.
Dildâr: f. Kalbi hükmü altında tutan. Sevgili, mâşuk.
Hôr: f. Kıymetsiz, ehemmiyetsiz. Adi.
Hazer: Çekinme. Zarar verebilecek şeyden kaçınma. Korunma.
Giriftâr: f. Tutulmuş. Yakalanmış.
Firâr: Kaçmak. Kaçış.
Dâr: Yer, mekân, konak.
Dârü’s-selâm: Cennet. Selâmet ve eminlik yeri.
Dârü’l-belâ: Belâ yeri.
Dârü’l-karâr: Karâr yeri.
Mihnet: Zahmet. Eziyet. Dert. Belâ. * Mc: Tecrübe, sınamak.
Fârig: İşini bitirmiş, boş kalmış, alâkasını kesmiş, rahat, vazgeçmiş, çekilmiş.*Fık:Tasarrufu altında olan mülkün kullanma ve tasarruf hakkını başkasına devreden.
İhtiyâr: Ist:İstek, arzu. Razı olmak. Katlanmak. Seçmek. Tensib etmek. Seçilmek.
Mâa: (Beraber)mânasında bir kelime olup, iki türlü kullanılır:1- İzafetle (tamlama hâlinde):a)Zarf olarak:(Celestü maa zeydin: Zeyd ile beraber oturdum)b)Sıla (cümlecik) olarak:(Musaddıkan lima maaküm: Sizdekini tasdik ederek)c) Haber olarak:(Vehüve maahüm:O, onlarla beraberdir.)2- İzafetsiz: Bu takdirde tenvinlenir ve hâl olarak bulunur:(Caû maan: Beraber geldiler.)
Yevm: Gün. Yirmidört saatlik zaman. * Sene. * Asır. Devir. * Devre.
Nevrûz:f. Yeni gün. İlkbahar. Baharın ilk günü sayılan ve güneşin Hamel (Kuzu)burcuna girdiği 22 Marta rastlayan gün. Bu tarihte gece ve gündüz müsâvi olur. İranlıların yılbaşısıdır.
Şikâr: f. Av, avlanan hayvan. Avlama. * Düşmandan ele geçirilen mal. Ganimet.
Peymâne: f. Büyük kadeh. * Ölçek, kile. * Şarap bardağı.
Nûş: f. İçen, içici. * Tatlı şerbet gibi içilecek şey. * Zevk ve safâ.
Bahtiyâr: f. Bahtlı, talihli, mes'ud, mutlu, şanslı.
Bî-şümâr: f. Sayısız, pek çok.
Giryân: f. Gözyaşı döken. Ağlayan.
Bî-şek: Şüphesiz.
Târ-u-mâr: f. Dağınık, karmakarışık, perişan.
Âyin: Merâsim. Usûl. Görenek. Dinî âdâb. Âdet, örf ve kanun.
Erkân: (Rükn. C.) Rükünler. Esaslar. Temeller. İleri gelen kimseler.
Bend:f. Bağlanan. Bağlanmış.*Bağ. Boğum. Mafsal.*Su bendi. Baraj.*Gam. Gussa.*Mekir.*Hile.*Mülâhaza. Fıkra. Madde.*Aldatmak.*Birisini emri altına almak, bendetmek.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 14 Oca 2015, 11:56 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
29.ncu ŞİİRResim

Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün


Tur yola gir kârıbândan kalma kim yagı basar
Hânümânıñ elde iken eylegil aña hisâr..


Bâtıl ve şer Yoluna gitme, dur!. Hak ve Hayr olan Sırat-ı Mustakîm OL-ÂN YOLa gir ki, MuhaMMedî Hakk EVliyâ KervÂNından geri kalma ve unutma ki, Yol Vurucu Eşkiyâ düşmanların seni takib edip basmak ve KULLUK Ticâretinden tek KÂRın "İMÂN"ını elinden almak için nefes nefes izlemekte her nefes.
Şimdi nefes alıp verirken her türlü geçici-izafî de olsa “beNLik VARlığın", bedenin, malın evin barkın elideyken sen MuhaMMedî Şuûrla kendi NEFSini ve sorumlu olduklarını canla başla koru onlara kale ol!.


Resim

Korkaram ben kimseye kılmaz vefâ çarh-ı felek
Gaflet içinde bu ‘ömrüm yayını bir gün yasar..


Ben Bildiğim için korkarım ki bu hiç durmadan dönen çark-ı felek ki, ne dersen de; tâlih de, baht de, kader de, netice ->her ÂN YENİden YARATIŞ “KÛN feyeKÛN” OL!uşumu bu yalan dünyaya getirip de: "Burada kendine bir Krallık kur!." demez ve bunu vefâ da sanma,
Sen şaşkınlık ve gaflet içinde ve gergin kurulu haldeki “ÖMÜR YAYı”nın İPini keser de, Güç-Kuvvetini boşa SALar da, ELini-DİLini oynatamaz OLuVERirsin!. artık AYık!. UYan!. kuL ihvÂNim şaşkınım!..


Resim

Bunda vü anda belâdan bulmadı hergiz halâs
Her kim İblîsiñ yolına ugrayup ayak basar..


Gerek bu bu yalan dünyada, gerekse öbür Âlemde asla bir Kurtuluş yolu BULmadı-BULamaz da ->
Her kim ki bu ÂLEMde SINIRLı-SORUMLu İmkÂNLarı İçindeki KULLUK İmtihÂNında her ne sebeble olursa olsun, İmtihÂN ÇELDİRicisi-Yanıltıcısı-Kandırıcısı, Hakka Batıl Elbisesi giydirisci olarak görevlendirilen İBLİS'in YOLuna ayak basarsa, onu duyup uyarsa!. tıpkı havadaki gerili telde yürüyen TEL CANBÂZının boşluğua basması gibi tepeteklak Haktan ve Hayrda ayrılıp Bâtıl ve Şerr Çukuruna düşer de düşer.. ALLAH celle celâluhu korusun!..


Resim

Her ki gafletden uyanmaz kim nasîhat diñleye
Ol kişiniñ gözini yarın cehennem açısar..


Her kimse ki, bu hayata gelir aklı her şeye erer, Hakkı ve Hayrı duyar, düşünür, taşınır da ham AKIL Gafletinden, vurdumduymazlığından, ayakta uyumasından ayıkmaz-uyanmazsa nasıl olup da MuhaMMedî HaKk Dostların Hakk ve Hayr nasihatlerini-öğütlerini dinleyeBİLecek?.
Böylesine kendi SON-UÇ gerçeğine KÖRlüğü seçen ve bunu BİLerek yaşayanların gözleri, yarın ebedi cehennemlerde AÇılması ise, kazandığıdır ve de hakkıdır ve's- SeLÂMm!..


وَمَنْ أَعْرَضَ عَن ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْمَى
Resim---Ve men a’rada an zikrî fe inne lehu maîşeten danken ve nahşuruhu yevme’l- kıyâmeti a’mâ.: Ve kim Benim zikrimden yüz çevirirse, o taktirde mutlaka onun için sıkıntılı bir geçim (hayat) vardır. Ve kıyâmet günü onu, kör olarak haşredeceğiz.” (TâHâ 20/124)

قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرْتَنِي أَعْمَى وَقَدْ كُنتُ بَصِيرًا
Resim---''Kâle rabbi lime haşertenî a’mâ ve kad kuntu basîrâ (basîran).: (Kıyâmet günü şöyle) dedi: “Rabbim, beni niçin kör olarak haşrettin? Halbuki ben (daha önce) görüyordum.” (TâHâ 20/125)


Aziz kardeşlerim;
İnsÂN OğLunun Hayat İmtihÂNında ana araç AKIldır ve Akıl İkİ UÇu da açık bir KULLUK YOLudur.. Tercih SEÇeneğidir ki, bu KUL bu YOLda nefes nefes YÜRÜmeye Muhtaçtır, Mecburdur, Me'murdur ve de MAHkumdur!.. ve ZÂTen HaYyatın kendisidir bu ve de yaşanan TERcihtir..

Neğatif UÇ ->ŞeytÂNLık İkİliği ya da toptan Haksızlık İBLisliği Ucudur ki, insÂN aklı bu YOLa:
Gaflet -> CehÂlet -> DaLALet -> İhânet AŞamaları sonucu düşer ve ebediyen Kaybedenlerden olur ALLAH celle celâluhu KORUsun!..

Pozitif UÇ -> TEKlik TEVHiD YOLu ki Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ->“BİZ BİR-İZ İZi”dir ki, insÂN aklı bu YOLa:
Sadakat -> Samîmiyyet -> SABır ->SeLÂMet AŞamaları sonucu SALL EDer, ULAşır-ve ebediyen Kazananlardan olur İnşâe ALLAH TeâLâ!..


Resim

Halk içinde adımız dervîş ü sûfî ehl-i dil
İllâ meger ehl içinde olmışuz kim bî-basâr..


Halk içinde Zâhirde, kılık kıyafetimeze bakarak adımız; “dervîş, sûfî, gönül ehli” diye yayılımış ama,
Hakikat HAKk Dostları içinde, Ehl-i Beyt aleyhumu's-selâm Edebinde ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Huzurunda gördük ki KÖRmüşüz!.


Resim

Ger ‘inâyet olmaya ferd-i Çalabdan âh u vâh
‘Akl-ı rûhânî çerisin leşker-i nefsim basar..


Eğer ki bir ferde-KiMseye, ALLAHu zü’L- CeLÂL’den İnâyet Hidâyeti olmazsa, onun iki Âlemde HÂLine âh ki, ne vâhhh İKi Yakası BİR ARAya GELmez ve's- SeLÂMm!..
ALLAHu zü’L- CeLÂL’e SILA SALLı ULAŞım YOLum oLan RÛHuna ÂRif AKLımın, bana sağladığı tüMM imkÂN askerlerimi,
Hakkı ve Hayrı terk edip Bâtıl ve ŞEYtÂN İKİLiğinda kalan Nefs-i EMmâre’min Hevâ Heves askerleri tek tek şehid edip yok ederse ebeden Hsrette kalırım ALLAHu zü’L- CeLÂL korusun!..


Resim

Gör Sinân Ümmî cihân mâlın direnler hırsıla
Rızkını yer içer ancak artugın lâ-büd kusar


Bak şimdi şu ÂNda da Gör Ümmî Sinân BaBam kaddesallahu sırrahu,
Şu Yalancı dünyaya hırsla DALıp, cÂN Ni’metini cihÂN’a SALıp habirem mal-mülk toplayanlara ki,
Bunların tümü de her CANLı gibi ancak ve ancak karnının hacmi ve “RIZK”ı kadarını yer!.. daha da yerse artığını şüphesiz ağzından burnundan kusar.. hem de İkİ Âlemde ALLAHu zü’L- CeLÂL korusun
!..


Resim

Kârıbân: kervan
Yağı (t): Düşman.
Han-ü man (f): Mal-mülk, ev bark. Varlık.
Hisâr: (Hasr. dan) Etrafını alma, kuşatma. * Kale. Etrafı istihkâmlı yer.
Çarh-ı felek: Mc: Tâlih, baht.
Yasamak: Salmak.
Ehl-i dil: Gönül ehli.
Çeri (t): Asker.
Leşker (f): Asker.
Lâ-büd: Mutlaka. Muhakkak.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 28 Oca 2015, 00:36 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
30.ncu ŞİİRResim


Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

‘Âşıkıñ bir çâresi var zâr u giryândur yanar
Yâr elinden yarası var yüregi kandur yanar..


Hakk Âşık olnın AŞK DERdinin tek çâresi vardır ki, o da ah ile zâr edip inleyip de, gözyaşı döküp ağlayıp derdine yanmaktır..
Çünkü Yâr elinden yüreğinde yarası var ve içi dolu kandır yanar da yanar..


Resim

Tudagı çat çat yarılup sararup beñizleri
Taşı fânî cânı bâkî dôsta mihmândur yanar..


İlahî AŞKIn ateşinden dudakları çat çat çatlayıp ciğer gibi yarılıp beti benzi sapsarı sararıp,
Dıştan fÂNi GAÎB-Olduğu halde gözükmeyen İçten ise şahdamarından da BÂKÎ cÂNda CÂNÂN DOst’un misafiridir ve yangınlar içindedir yanar da yanar..


Resim
Mâsivâ sevdâsına baş egmeyen merdâneler
Dôstı derdiyle hemîşe kâmil insândur yanar..


Onlar, ALLAHu zü’L- CeLÂL’den başkasına baş eğmeyen yüce gönüllü yiğitlerdirler ki,
Dostunun AŞK DERdiyle hiç durmadan boyuna yanar ki, AŞK DERdiyle Kâmil ÎNSÂNdır yanar da yanar..


Resim
Tâlibiñ yokdur karârı zâhidiñ ferdâsına
Vuslat-ı dîzâra karşu cânı kurbândur yanar..


Gerçek ALLAHu zü’L- CeLÂL’in AŞK DERdini dileyen-isteyenin, ham sofunun yarınlarda YÂR ile buluşma karaına itibârı olmaz..
Gönlünü alan DİLdârına her ÂN kavuşumda tatlı cÂNı her ÂN KURB-Ândır.. Şe’ÂNuLLAHta her ÂN Şahdamarından da AKRAba-Yakın olup yanar da yanar..


Her AN şeÂN da..MERKEZ-de O..:

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ
Resim---Ve lekad halaknel insâne ve na’lemu mâ tuvesvisu bihî nefsuh(nefsuhu), ve nahnu AKREBu ileyhi min hablil verîdi : Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha YAKINız.” (Kaf 50/16)


Resim
Gelmesün diñ zâhide ‘aşk ehliniñ yagmasına
Döymez ‘aklı ehl-i derdiñ devr-i külhândur yanar..


Sakın sakın kupkuru laf canbazı zâhiri perhizlerle YÂR BULurum sanan ham sofu imrenip de gerçek Hakk ÂŞIKların cÂNlarını yağmaya verdikleri cÂN BÂZÂRı ateşine atlayıp tatlı canın yağmalatmasın!.
Dertlerini dert eden AKLı NAKle ulaşmamış derdine kul olanlar asla Dayanamaz, tahammül edemez çünkü bu devrÂN Derd üstüne dönmektedir AŞK devrÂNıdır yanar da yanar..


Resim
N’ola anuñ yolına cümle ‘âlem olsa fedâ
Mustafânıñ ‘aşkına çün baş ile cândur yanar..


Tüm yaratıklar içinde sellekte edilip-elenip elenipte üstte TEKe TEK KALan Mustafâ aleyhisselâm ki, onun yoluna zâten NÛRundan yaratılmakta olan cümle âlem fedâdır
öyle olmuştur/olmaktadır ki O’nun AŞKına cÂNla BAŞla yanar da yanar..


Resim
Yanmaga yokdur liyâkat sende çün-kim urma lâf
Göricek pervâne şem‘i âyin erkândur yanar..


HAKk ÂŞIKlığın Lâzımlığına Lâyık OLaBİlme fazilet ve ANLAyış erdemi sen de yoksa boşboşuna laf atıp durma ortaya ki bak örneğini dinle,
TAEŞe ÂŞIK pervÂNe, ATEŞi gördüğü ÂNda AŞK ÂYiNi BAŞLar ve AŞKın ANA YASAsı işler ve yandıkça yanar.. yanar da yanar..


Resim
‘Âr u nâmus döymez anuñ zâtınıñ envârına
Çün başa sevdâsı geldi adıla sandur yanar..


ÂRlı-Namuslu olmak gücü filan fayda vermez, insan aklı dayanamaz, tahammül edemez o ZÂTuLLAH’ın KaHHÂR NÛRundan NÂRına..
Ne zaman ki O’nun KOR ATEŞ gibi Yutucu SEVdÂsı başa geldiyse o ÂŞIkın adı-sanı-aklı-fikri yanar da yanar..

Resim
‘Aşk odınıñ vasfını bizden soran alsın haber
Şılsa germiyyet kemâli iki cihândur yanar..


Gerçek HAKk ÂŞıKı’nın vasfını-durumunu BİZ MuhaMMedîLerden soran alsın Hakk ve Hayr haberini ki, AŞılırsa bu AŞK ATEşi kemÂLi ki, dünyâ âhiret yanr yok OLur da, yanar da yanar..

Resim
‘Âşıkıñ cânı anuñ pervânesidür bî-gümân
Yandugınca yanmak ister sad hezârândur yanar..


Gerçek HAKk ÂŞıKı’nın cÂNı, SEVgilisinin AŞK Ateşi etrafında her NEFes dönüp duran cÂN Pervânesidür ve ASLa şek ve şüphesizdir..
HAKk ÂŞıKı’n cÂNı, AŞK ATeŞine meftundur ve elinde değildir ve yanmak isteği arttıkça artar Yüz Binlerce yanmak ister, yanar da yanar..


Resim
Dil ne söylerdi Hudânıñ nutkı olmasa ‘aceb
‘Aşk odınıñ gör kemâlin adı ‘irfândur yanar..


Bu DİL ne söyleyebilirdi ALLAHu zü’L- CeLÂL’in verdiği söyleme kabiliyeti olmasaydı aceba,
HAKk AŞKı ATeŞininin Âşığa kazandırdığı MuhaMMedî Kemâlin adı MuhaMMedî İrfândır yanar.. yanar da yanar..


Resim
Bülbül irincek gülüñ envârına turmaz dili
Dâ’imâ gülzâra karşu zâr u efgândur yanar..


DivÂNe ÂŞIK BÜLBÜL,GÜLnün NÛRlarına ulaşıp NÂR Çenberine girince diline sahip çıkamaz, başlar konuşup ötmeye İçini..
O Dâmî GÜLBAğı huzurunda feryadı figan edip yadıkça yanar.. yanar da yanar..


Resim
Yâre karşu yandı bagrı derd-ile kaynar ciger
Taşına bakan ne bilsün Ümmî Sinândur yanar..


O Eşsiz EHAD YÂRinin AŞKının derdiyle bağrı yandıkça yandı ki, ciğerleri kaynamakta her ÂN,
Dışardan bakan ham akıllı ne bilsin ki HaKk ÂŞIK ÜMMî Sinân kaddesallahu, bu Âlemde çâresiz AŞKderdiyle yanar da yanar..


Resim

Giryân: f. Gözyaşı döken. Ağlayan.
Hemişe (f): Boyuna, durmadan.
Ferda (f): Yarın.
Döymez: Dayanmaz, tahammül edemez.
Külhân: f. Hamam ocağı. Hamamda su ısıtmak için ateş yakılan yer.
Şem‘: Mum. ateş.
Germiyyet: Sıcaklık, hararet. Ateşli ve hızlı çalışma.
Sad: f. Yüz sayısı.
Hezârân: f. Binler. Binlerce. Pek çok. * Bülbüller.
Nutk: (Nutuk) Söyleyiş, söyleme kabiliyeti, konuşma, hitabet
Efgân: f. Acı ile bağırıp çağırmalar. Feryatlar ve istimdat.
Liyâkat: İktidar. Ehliyet. Hüner. Lâyık olmak. Fazilet. Kıymetlilik.
1 elinden: elinde E.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 03 Şub 2015, 17:24 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
31.nci ŞİİRResim


.
Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün (Fa‘lün)

Hasta-diller derdiniñ dermânı ‘aşku’llâhdur
Şol göñüller sıdkınıñ îmânı ‘aşku’llâhdur..


Kim ki bu âlemde gönül hastalığı var, işte onun dermÂNı AŞKuLLAH’tır!
Mü’min gönüllerin en sâdık İMÂNı BİLip-BULup-OLup-YAŞAması AŞKuLLAH iLedir!.


Resim
Lâ diyen illâ dimez evvel bâzârda añla kim
Hem muvahhid mü’miniñ burhânı ‘aşku’llâhdur..


İlkevvelki elest Bezmindeki Rububiyyet Tevhidinde “Neam-evet” ve “Lâ-Hayır” yoktur da,
“BeL Bilâkis RABBımızsın!” vardır.. bu Şehâdet Âlemindeyse “Lâ İlâhe İLL ALLAH” Tevhidinin “Lâ ve İLLâ”sına takılıp kalanlar NEFislerinin Hevesin RABB edinmekten ve Hevâsını İlâh edinmekten kurtulamazlar bocalar dururlar..
Şunu iyi ANLA ki, gerçekten YOKluk ve ÇOKluktan ötedeki “TEK”likte gerçek imÂN etmiş Tevhid EHLi Mü’minlerin tek yolu-yoldaşı ve rehberi AŞKuLLAH’tır!.


وَإِذْ أَخَذَ رَبُّكَ مِن بَنِي آدَمَ مِن ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَأَشْهَدَهُمْ عَلَى أَنفُسِهِمْ أَلَسْتَ بِرَبِّكُمْ قَالُواْ بَلَى شَهِدْنَا أَن تَقُولُواْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّا كُنَّا عَنْ هَذَا غَافِلِينَ
Resim---Ve iz ehaze rabbüke mim beni ademe min zuhurihim zürriyyetehüm ve eşhedehüm ala enfüsihim elestü bi rabbiküm kalu bela şehidna en tekulu yevmel kiyameti inna künna an haza ğafilin : Kıyâmet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye Rabbin Âdem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: Ben sizin RABBiniz değil miyim? (Onlar da), Evet (buna) şâhit olduk, dediler.” (A’raf 7/172)


Resim
Lâ-mekân deryâsına bahrî olan ‘âşıklarıñ
Her kelâmı gevher-i ‘irfânı ‘aşku’llâhdur..


Bu mekân gözken gölge DÜNYânın izafî olduğunu ANLAyıp GÖNÜL İKLİMi DERyâsına DALıp da, ondan olan Hakk ÂŞIKLarın,
Her sözünün İrfÂN cevheri; ASLı, fASLı, künhü ve esası sadece AŞKuLLAH’tır!


Resim
Şayret-ile gayr-i hakdan saklayan dil mülkünü
Hikmet-ile her nefes mihmânı ‘aşku’llâhdur..


MuhaMMedî bir GAYRetle Kalb-Gönül ÜLKesini, HAKk TeÂLÂ’dan gAYRısı-Halktan gizleyip saklayan ve Himmetle Hikmete ERmiş Hakk ÂŞIKLarın herNEFeste AYRılamaz cÂN Misafiri zikr-i dâim olan AŞKuLLAH’tır!

Resim
Câm-ı vuslat şerbetin nûş eyleyenden al haber
Ehl-i vahdet hamrınıñ dükkânı ‘aşku’llâhdur..


Eğer sen ASLını fASLını öğrenmek istersen bunun haberini, gerçekten ve YAŞArken-ŞÂHİDi olan ve HAKk’a KAVUŞumu fiilenYAŞAyan ve de, AŞK Şerbetini YÂR ELİnden içen Hakk ÂŞIKLarından al!
Ki, “BİZ BİR-İZ”Lik VAHDET Şarabının Dükkânı, Hakk ERENLerin yüce Kalblerinde ve AŞKuLLAH’tır!


Resim
Âh idüp agladugından añlamañ lâf ü güzâf
Ehl-i derdiñ cânınıñ cânânı ‘aşku’llâhdur..


Sakın benim ahh çekerek fihan ederek ağladığıma bakarak, içi boş laflar konuşuyorum sanmayın!
AŞK DERdine EHL Olmuş Hakk ÂŞIKLarın cÂNlarından da AKRABa cÂNÂNları, HABLi’L VERîDLerinde ve O’ndan fışkıran NEŞ’eler-ferYÂDLar ise AŞKuLLAH IŞIKLarıdır!


Resim
Bu Sinân Ümmîyi siz bende-i agyâr añlamañ
Zâhir ü bâtın anuñ sultânı ‘aşku’llâhdur..


Ve yine sakın ola ki siz ham akıllılar, Sinân Ümmî Babam kaddesallahu sırrahu’yu,
YÂRdan gAYrı yabancılara başeğen ve kÖLEsi olan birisi görüp, öyle ANLAyıp yanılmayasınız!
Zâhirde ve Bâtında o’nun TEKe TEK Sultânı, ANcak ve ANcak AŞKuLLAH’tır!


Resim
Bahrî: Denize âit, denize mensup, denizle alâkalı.
Gevher: f. Akıl ve edeb. * Asıl ve neseb. * Elmas, cevher, mücevher. İnci. * Bir şeyin künhü ve esası. Hakikat.
Mihmân: f. Misafir.
Câm: Kadeh.
Nûş: f. İçen, içici.
Hamr: Ekşi. Şarap. İçki olup sarhoşluk veren şey.
Lâf ü güzâf: Boş, bîhude, lüzumsuz söz.
Bende: f. Bağlanmış olan. Köle. Esir. Hizmetçi. Hizmetkâr. Kul.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 18 Şub 2015, 20:32 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
Resim

32.nci ŞİİR


<= Resim =>

Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Nûş idelden câm-ı ‘aşkı cânımuz mestânedür
İrdügi esrârı sırrıñ ‘âlemi rahmânedür..


Biz HaKk ÂŞIKLar tâa Elest Bezminde BeLÂ’ AŞK Kadehinden içeli beridir ki ayıkamaz-mest olmuştur cÂNımız.. Ulaştığı SıRRLar, SıRR-ı ÂLEm-i RahmÂN celle celâlihudur..

Resim

Ol şarâbı kim bugün ‘aşkıñ elinden içdi cân
Tâ ezel bezm-i elestiñ kurdugı meyhânedür..


KuLLuk Meclisinde HaKk ÂŞIKLarın içtiği “RABBanî Şehâdet”ini,
İmkÂNla İmtihÂN İçin İLLiYyinden ESfeLine İndiği şu ŞeHÂdet Âleminde “İlahî Şehâdet” Şarabını YedULLah’tan ŞeÂNuLLAH’ta, SüNNetuLLAH üzere her ÂN yeniden İçip DURmakta olan cÂN,ın MeYyhÂNesi KENDi Özünde şah damarıdır..

Resim

İrişüp cân bülbüliniñ mest ü hayrân oldugı
‘Âlem-i asliyyeden ol gördügi reyhânedür..


İzafî-geçici-fASL Âlemde, Yaratanı ASL-cÂNÂN Âleminin hasretini çeken cÂN Bülbülü, Tevhidini Tekemmül ettirip KemâLÂt BULunca, ASLıyyet ‘Alemi GÜLünün GÖRp kOKUsunu devrÂNı BİLip-seyrÂNı BULup-cevlÂNda OLup MecNÛNca mest OLup hayrÂNda HaYyrette YAŞAmakta!.

Resim

Hamdü li’llâh hak bugün hakka’l-yakîndan açdı râz
Gördügi cânıñ ezelden bakdugı seyrânedür..


El hamdu lillâhi rabbi’l- âlemin ALLAHu zü’L- CeLÂL lutf –ü kereminden Hakka’l- Yakîn SıRRını açtı.. şu ÂNda, cÂNının-Nefsinin-Rûhunun-Özünün kendi MuhaMmedî Hakikatında seyreylediği HÂLin, EZEL ELestinde bizZÂT GÖRdüğü el HAKk TeÂLÂ Haikatı Olduğunu ANLayınca seyrÂNda KaLaKaLdı..

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Allahümme erine’l- eşyae kemahiye: Allah’ım, bana eşyanın hakikatini göster” buyurdu.
(Fareddin Razî Tefsirü’l- Kebir, TâHâ Sûresi)


Resim

Ol hakîkat şehrine sultân olan cânâneye
Bu vücûdum kafesi ancak misâfirhânedür..


Şah damarımızdan da AKREB-YAKÎN- HaKKu’l- HAKk Hakikat İKLiminin- SultÂNı olan CenÂB-ı cÂNÂN celle celâlihu’ya, bu BEDEN kANLı KÂFes VüCÛDu, MuhaMMedî Misâfirhânedir..
İrmeyen bilmez benüm ‘aşk-ıla gavvâs oldugum
Tevhîd-i zât-ı İlâhî dinilen ‘ummânedür..

Bu MuhaMMedî HaKKu’l- HAKk Hakikatına Ermeyen kimse, benim bu ÂLEMde AŞKuLLAH ile DALgıç OLduğumu BİLemez..
Gavvâs- Hakikat DALgıcı OLduğu sonsuz UMMan, ALLAHu Zü’L- CeLÂL’in “ZÂTuLLAH TEVHİDİ”dir ki, her NEFSin Yaratılış Sebebidir..


Resim

Zühd ü takvâ menzilinden geçdi cân eyler vedâ‘
Vardugı dâr [ol] ene’l-hak söyleyen meydânedür..


Hakikat-ı MuhaMMediyyesine EREN cÂN; AŞK u Cezbe, Zühd u Takvâ basamaklarından geçmiş el vedâ etmekte..
Sıdk u Huşû’ ve Havf u Recâ DiYÂRında vardığı KULLuk MeydÂNı DÂRağacı “Ene’l- Hak!.” Mansurca..


Resim

Bu fenâ mülkünde ‘aşka cân virüp baş oynadan
‘Âşıkıñ ahvâli sırrın kim bilür merdânedür..


Bu Fâni İmkÂNLa İmtihÂN ÂLEMinde ancak ve ancakeel AHDince AŞKuLLAH’a CÂN VERip BAŞını koltuğuna ALan Merdler mERdi HaKk ÂŞIKLar BİleBİLir gerçek HaKk ÂŞIKLarın SIRRının HÂLLerini..

Resim

İsm-i a‘zam ‘aşkına zikrinde vuslat buldugum
Hayy ü Bâkî zât-ı a‘lâ pâk olan sübhânedür..


İsm-i Azamı hörmetine AŞKıyla ULAŞımına çabaladığım ZKRinde Hakikatına ULAŞtığım,
El Hayyu ve El Bâkî ALLAH celle celâlihu ki Yüce ZÂTı küLLî ŞEY’den Münezzeh-pâk Olan, küLLî ŞEY’i, Şe’ÂNuLLahta her ÂN yeniden “SeBBeha” eden, ZeRRe-KüRRe yeniden Yaratıp durmakta olan SuBHÂN ALLAH celle celâlihudur..


-> SeBBeHÂ-sı ->Es SeLÂM İle:
ZeRRe – KüRRe “SeBBaha!” da..:

SeBBaha”:

يُسَبِّحُ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ الْمَلِكِ الْقُدُّوسِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ
Resim---YUSEBBİHU lillâhi mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardıl melikil kuddûsil azîzil hakîm(hakîmi) : Göklerde ne var, yerde ne varsa (HEPSİ) O mülk-ü melekûtun eşsiz hükümrânı, noksaanı mucib herşeyden pâk ve münezzeh, gaalib-i mutlak, yegâne hukûm ve hikmet saahibi ALLÂHI TESBÎH (VE TENZÎH) ETMEKDEDİR.(Cuma 62/1)


Yusebbihu: tesbih eder.
Sebbaha: yüzmek..
Yerdeki göklerdeki ZeRReler yani ATOMlar;
NeşRlerinden HaŞRlerine kadar döndüler, dönmekteler ve dönecekler.
Bu SeBBaHa yüzüş RAKSı, hep sürecek her AN yeniden Yaratılanlarla ŞEENULLAHta..
Ve ne zamAN AKILlarımız DEVR-ÂNı Anlarsa ve DEVRe İştirak ederse Yusebbuhu Zikr-i Dâmindeyiz inşae ALLAH..


El Hayyu:
Resim

El Bâkî:
Resim

Resim

‘Aşk alup benden beni zâtında kurbân itdügi
İki ‘âlem emrine fermân olan sultânedür..


Kendi verdiği cÂNımı Aşkıyla yine kendine İstek ve irademle KurbÂN etmemi buyuran ve Dünyâ Âhiret ki ÂLEM EMRine ve FermÂNına Baş eğen SuLtÂN olan YÂRimdir..

Resim

İhtiyârımla degüldür bu diliñ şerh itdügi
Nutk-ı Rahmândur cesed aña bugün berhânedür..


Sakın haa şu lisanımdan dökülenleri kendiiradem, isteğimle yapılmış açıklamalar sanmayınız,
Konuşan er RahmÂN ALLAH celle celâlihudur ve gördüğünü bedenim ise harap olmuş bir YÂR KONağı cesedidir..


Er Rahmân:
Resim

Resim

Bu harâb olmış göñül cân u cihân terk eyleyüp
Ol hakîkat şem‘ine par par yanan pervânedür..


Geldiği bu gelgeç-gÖLge-harabe AKIL Âleminde RÜŞDe Eren GÖNÜL, cÂNı da cihÂNı da terk edip,
HaKKu’l- HAKk Hakikat Güneşine-ATEŞİne kanat VURup paramparça Alev Alev YANan Kevniyyet Kelebeği pervanesidir..


Resim

Vahdetiñ envârına gark oldugından ‘aşk-ıla
Dahı ‘akla gelmedi Ümmî Sinân divânedür..


Ümmî Sinân kaddesallahu sırruhu Babam, AŞKuLLAH ile kesret içindeki VAHDeT ŞeHâDetine gark olmuş HÂLde, bu devrÂNda öyle bir Dost Divânesidir ki AKLına kim Olduğu bile gelmemektedir..


Resim

Nûş olmak, Nûş etmek (f, t): İç¬mek, tad bulmak.
Mestâne: Sarhoşcasına. Sarhoş bir kimseye yakışır surette.
Reyhân: Hoş güzel koku. * Rızık ve maişet, rahmet. * Ekin yaprağı. * Fesleğen denilen kokulu bir ot.
Râz: f. Gizli sır, saklı şey.
Gavvâs: Çok gayretli. Çalışkan. * Suya dalan. * İnci arayan dalgıç.
Merdâne: f. Erkekçesine. Merdcesine. Er'e yakışır surette.
Şem’: Mum, ışık.
Envâr: (Nur. C.) Nurlar, ışıklar, aydınlıklar. Maddi veya mânevi karanlıktan kurtarmaya vâsıta olanlar.


Resim

Hakka’l- Yakîn o ki;

Kalbi, HAKK'ın karargâhı olan Nefs-i Mülhime, can kulağıyla duyduğu bu ilâhî ilhâmlara derhâl uymaya can atar. Terakki ve tekemmül için her şeyini ve gücünü ortaya koyar.
Rabbânî, Kur'ânî, MuhaMMedî ve fıtrî ilhâmlar coşturdukça ilme'l-yakinden ayne'l-yakine doğru naz ve niyâz nehirleri gibi her zerresi ile başsız ayaksız koşar... Hakk Âşıkların gözyaşı budur...

İlmu’l-yakîn: İLimle BİLmek,
Aynu’l –yakîn: Gözle görerek BİLmek,
Hakku’l- yakîn: Her şeyi ile BİLmek, vakıf olmak demektir.


Murakabe yaparken evliyâda bazı hallerin hasıl olmasına (İlmu’l- yakîn) denir. Kalbde bir ışık parlamasına (Aynu’l- yakîn) denir. Allahü teâlânın ahlâkı ile ahlâklanmaya da (Hakku’l- yakîn) denir. (Mektubat-ı Dehlevî)

Tasavvuf ehlinin, eserden müessiri, yani işi görerek, bunu yapanı keşf ile anlamasına (İlmu’l- yakîn) denir. (Mektubat-ı Rabbanî c.3, m.39)

Cennete ve Cehennemin varlığı yakîn olarak bilinirse, buna (İlmu’l- yakîn), meleklerin bildiği gibi, bizzat müşâhede edilerek görülürse, buna da (Aynu’l- yakîn) denir. Dünyada yapılan kötü işlerin âhirette karşılığının Cehennem olduğu, böyle ilm-i yakîn ile bilinir. Tekâsür sûresinde meâlen “İlmu’l- yakîn ile bilseydiniz, Cehennemi elbette görürdünüz” buyuruluyor. Peygamberler, ilm-i yakîn ile Cenneti, Cehennemi ve âhiret hallerini bilirler. Bu bilgilerine (İlmu’l- yakîn) denir. (Gazalî, Mükaşefetü’l- kulub)

Kur'ÂN-ı Kerîmimizde YAKîN BİLiş ve gereğini YERine getiriş:

وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ
Resim---Va’bud rabbeke hattâ ye’tiyeke’l- yakîn (yakînu).: Ve yakîn sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et.(Hicr 15/99)

كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقِينِ
Resim---Kellâ lev ta’lemûne ilme’l- yakîn (yakîni).: Hayır; eğer siz kesin bir bilgiyle bilmiş olsaydınız,(Tekâsur 102/5)

لَتَرَوُنَّ الْجَحِيمَ
Resim---Le terevunne’l- cahîm (cahîme).: Andolsun, o çılgınca yanan ateşi de elbette görecektiniz.(Tekâsur 102/6)

ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيْنَ الْيَقِينِ
Resim---Summe le terevunnehâ ayne’l- yakîn (yakîni).: Sonra onu, gerçekten yakîn gözüyle (Ayne'l Yakîn) görmüş olacaksınız.(Tekâsur 102/7)

إِنَّ هَذَا لَهُوَ حَقُّ الْيَقِينِ
Resim---İnne hâzâ le huve hakku’l- yakîn (yakîni).: Şüphesiz bu, kesin bilgi ifade eden bir gerçektir (Hakku'l-Yakin).” (Vâkıâ 56/95)

وَإِنَّهُ لَحَقُّ الْيَقِينِ
Resim---Ve innehu le hakku’l- yakîn (yakîni).: Ve şüphesiz o, kesin bir gerçektir (hakku'l-yakîn).” (Hâkka 69/51)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 28 Şub 2015, 20:44 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
Resim


33.ncü ŞİİR


<= Resim =>


Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

‘Âşıkıñ hâlin sorarsañ tevhîdiñ hammârıdur
Nûş ider ‘aşkıñ şarâbın dü cihândan farıdur..


Sen gerçek MuhaMmedî HaKk ÂŞIK’ın HÂLini sorarsan ki o,TevhiduLLAH’ın, AŞKuLLAH ŞarÂBının MeyhÂNecisidir..
O ki, her YERde, herzamÂN, Her HÂL ve her NEFeste AŞK ŞarÂBı İçip, mest olup dünyâ ve âhiret derdinden bomboş NEYy gibi gezer bu ÂLEMde...


Girmez anuñ sem‘ine hiç kimseniñ efsânesi
Cân kulagından gelen ol hâlikıñ güftârıdur..


Onun Kulağına, HAKK’ı BİLip BULmamışlardan başka hiçbir kimsenin uyduruk yalan-dolan hikâye sözleri asla girmez!
MuhaMmedî HaKk ÂŞIK ki, onun kulağı ancak, Şahdamarından da AKRABAsı ve Yaratanı el HÂLİK’ı celle celâlihu OLÂN’ınSÖZLerini DUYar ve de UYar Hayatta!.


El Hâliku:
Resim

El Hallâku:
Resim

Resim

Var-ıla yâr olmak ister kim ki yok olmak gerek
Sırr-ı kenzu’llâha iren dü cihân deyyârıdur..


KİM ki; Ebedî VAR Olan, Vâcibu’L- VüCÛD ALLAHu Zü’L- CeLÂL ile YÂR Olmak ister ise, İmkÂNla KULLuk İmtihÂNı gereği bu ÂLEMde giydirilen iğreti-İzafî “bEN”lik elbisesin sıyırıp atıp, kefenini Ölmeden GİYip de FENÂ-YOKluğun Yaşaması gerek.
ÖZünün ÖZünden de YAKÎN-AKREB-GizLi Hazinesi RABBına DÖNeBİLen MuhaMMedî ÂŞIK KULLar, Dünyâ ve Âhiret ÂLEMLerinde, VAR OLanda VAR Olanladır!. Sanki DENİZe DÜŞen ÂŞIK GÖZ YAŞı gibi.. Var ama, BULunamaz.. YOK Bulamadım desen, gerçekten var ve, Fâni oldu EL BAKî ALLAH celle celâlihu’da..


El Bâkî:
Resim

Resim

Añla sırdan kim şerî‘at kapusında evliyâ
Şöyle bil kân-ı hakîkat bahrınıñ güftârıdur..


AŞKuLLAH SıRRıdır ve sen de ANLA ki,
MuhaMMedî Şerî‘at Kapısında EVLiyâ-VeLîyyULLAH’ın SÖZLerini şöylece BİL veANLA ki o sözler, HakikatuLLAH DERyâsından fışkırıp çıkan KUL içinLÂzım ve Lâyık olan incilerdir…


Resim

Zâhidâ gel ‘ârife baş egmege ‘âr eyleme
Bî-nişân u lâ-mekân bâzârınıñ tüccârıdur..


Gel sen, kendini BİLmez, kendini ve RABBini ANLAmamış zavallı kimselerin peşine düşüp, ÖZden Uzak alışkanlıklara dayalı sebebsiz-sonuçsuz ibâdetlerle güyâ zühd eden Zâhid kardeşim, gel utanma, ar etme gel; MuhaMMedî EDEB Terbiye GÖRmüş Nefsini BİLmiş ve MuhaMMedî İLİMle Tâlim edilip RABbini BİLmiş MuhaMMedî Hakk ÂRİF’e Teslim OL!. Buyruklarına Baş eğ/Uy ve sana da MuhaMMedî Hasbî Hizmetini eylesin ve sen de kabul et ki böylesi zât,
Nişânsız ve mekÂNsız “BİZ BİR-İZ ->TEVHİD Bâzârı”nın TüCcârıdır..
Çünki onlar bu hayatta Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi DUYup UYdular:


Resim---Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu: Nefsini BİLen RABB’isini BİLir” buyurmuştur.
(Aclunî, Keşfü’l-Hâfâ II/343 (2532)


Arefe: idrâkle bilmek ve tanımaktır.
Arafat: tanışma mahali.
Âraf: yükünü bilen nefistir.
Ârif ise: yükünü bilen, nefsini ve RABB’ini bilen Azîz kişidir.



Lâ diyen illâ dimez tevhîd-i zâtıñ nûrına
Mezheb-i cân sandugı tâlibleriñ efkârıdur..


LÂ -> İLÂhe -> İLLâ -> ALLAH!.
Şu İÇİnde BULunduğumuz İmkÂNLa KULLuk İmtihÂNı sAHnesinde her NEFs, Lâ İnkÂrını ya da İLLÂ İkrÂrını TERcih edecektir elbette.. Bedenen ve AKLen Ergenliğe/Rüşde Erdiyse.. Ki, Nefsinin Hevesini RABB, HevÂsını İLÂh kabul edenler Hizbu’ş- ŞEY-t-ÂN’likta kalırlar ebeden.. Ya da, şahdamarından AKRABa-Yakın RABBını BİLip BULan ve KüLLî ŞEY’e Muhit olan/kapsayıp yutan ALLAHu Zü’L- CeLÂL NÛrundan ibâret OL-ÂN bu sanal fASL Âleminden “İLÂH OLMaz!” DEyip gerçek ASL ÂLEMine FırLayan MuhaMMedî Mü’minler ise,
ZÂTuLLah NÛRUnda/Kesrette ->VAHDETi BİLİr-BULur-OLur ve ŞÂHİDi Olarak YAŞArlar İnşâe ALLAHU TeÂLÂ!.
Yoksa Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin Hasbî Hizmetçilerini bırakıp, AHMAKların peşine düşmüş hamm akıllı zavallı Zâhidin, “cÂNda cÂNÂN”ı BULmak için, gitiğini sandığı yol, kendisi gibi zavallı hayalperest, Hakk’ı ARAyan Tâliblerin çoğu uydurma saçma sapan fikirleridir..


Resim

Sen bu sırdan zühdüñ-ile añlamazsın zâhidâ
Cân virüp cânânı bulmak ‘âşıkıñ ol kârıdur..


Ne var ki, sana ne desek boşuna.. tıpkı zikkeli bir hayvan gibi başlarında dönüp dururken yol aldığını sandığın bu AHhmaklardan kurtulmadan sana açıkladığım “SıRRuLLah”tan bir şey anlamazsın ey ham sofu zâhid!.
Oysa MuhaMMedî ÂŞIKLarın Sırat-ı Mustakîm YOLUndaki Kisb-ü-KÂRLarı cÂNLarından GEÇerek “cÂNÂN”larına SALL-ü-SELL edip ULAŞıp-BULuŞmaktır!.


Resim

Biz fenâ-ender-fenâ oldugumuz ta’ñ gelmesün
Cânımız ol küntü kenziñ mazharınıñ yârıdur..


Sakın sakın haa sana söylediğimiz “YOK-tan da YOK OL!.” Sözümüzü ANLAmayıp, hoş görmeyip, kötüleyip câhilce ta’n etmeyesin haa!
Zirâ “BİZ”im cÂNımız;
“Küntü kenz”in Mazharı/ Zuhur yeri-teceLLî Tahtı OL-ÂN NÛR-u MuhaMMeddir ve YÂRımız HabibuLLah Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemdir.. El hamdu lillâhi rabbi’l- âlemin!.


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: ALLAH celle celâluhu: “Küntü kenzen mahfiyyen Fe ahbebtü en u’refa fe halaktü’l-halka Li ya’rifânî: Ben kenz-i mahfi-gizli bir hazine idim. Bilinmek istedim, mahlukatı yarattım.” buyurdu.


Bu Hadis-i Kudsînin kaynakları şöyledir:
1. Ed-Dürerü’l-Müntesire, Celalettin-i Suyuti,125
2. El-Esraru’l-Merfua, Aliyyu’l-Kâri, 273
3. Aclunî , Keşfu’l-Hafa, Aclunî, 2:133
4. El-Fetevâ, El-Halîlî, 1:72
5. Mesnevi, Celâleddin-i Rumî, 5:104
6. Divan-ı Mevlânâ Câmî, 37
7. Divân-ı Niyaz-i Mısrî, 2
8. Divân-ı Şeyh Ahmet Cezerî, 1:190
9. İşârâtu’l-İ’câz, Bediüzzaman Said Nursi, 23..


Resim

Kim cihânıñ varlıgın dilden terâş eyler bugün
Anı hayrân eyleyen bu vuslatıñ envârıdur..


Bu günümüzde: “ben de MuhaMMedî HAKk ÂŞIKLardan Olmak istiyorum!” diyip, DİLinden hep söyleye geldiği mâsiVÂ/ HaKk TeÂLA’dan gayrısının adını-sanını, cÂNdan anmayı tıraş edip kökünü kazırsa,
İşte BİL ki, Onu bu HaYyrÂN HÂLe getiren, SILasına kAVuşturan ve Mutlak NÛRa/en NÛR celle celâlihu’ya gark OLuş NÛRUdur!.
MuhaMMed Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin SESinden, Kur'ÂN-ı Kerîm NEfesinden ALLAHu Zü’L- CeLÂL ‘in SÖZünü DUYup Uymak TEVHİdini TERcihidir ve’s- SeLÂM!.. ki KULLarına HÜKmuLLAH;
“ALLAH’a ve ReSÛLüne TeSlim OL!
ALLAH’a ve ReSÛLüne İmÂN Et!.
ALLAH’a ve ReSÛLüne TâBi OL!
ALLAH’a ve ReSÛLüne İTaÂT Et!.”


En Nûr:
Resim

El Münîr:
Resim

Resim

Ol ki Bagdâdî ene’l-hak söyleyen Mansûrı gör
Dôsta kurbân eylemek cân ‘âşıkıñ hôş kârıdur..


Ham aklınla: “OLur mu böyle ŞEYLer?” deme de, “Ene’l- HaHk ->bEN HAKk’ım!” diyen MuhaMMedî ÂŞIK BağdatLı HaLlac-ı Mansûr kaddesallahu sırruhu’yu gör!.
Ve ANLA ki AŞKuLLAH YOLUnda cÂNından Yakının-Akraban olan Rabbına Dostuna cÂNını fedâ-KurbÂN eylemek MuhaMMedî ÂŞIKLarın bu ÂLEMdeki en hoşlarına giden ve SON-UÇu KÂR OLan tek İŞLeridir!..


Resim

Ey cehennem korkusından nâsı gam-nâk eyleyen
Bizi yokdan var iden ‘âlemleriñ Settârıdur..


Ey NAKLuLLah’a ULAşamamış, câhil ceheNNemi ham AKLıyla, CehenNNem ATEŞiyle korkutarak inim inim İNLeten ve gamlara gark eden ham sofu,
BİZ YOK iken BİZi, VARından-NÛRundan Var edip, KuLLuk İmtihÂNı ÂLeminde MevCÛD KILan, Sozsuz ÂLEMlerini AKıLLara setredip/Örten es SeTTÂR ALLAH celle celâlihudur.. Sana mı kaldı Halkın ayıbını ortaya döküp kötüleyip batağa sokmak.. ER isen MuhaMMedî Hasbî Hizmetçisi OL!.


Resim

Neylesün ‘ârif cihânıñ nakşını hem zevkını
Lâ-mekânıñ gevherin alup satar tüccârıdur..


gERçek MuhaMMedî ÂRiFLer, Cihânın Somut-SûRet Nakşını ve de Soyut-SîRet Zevkini neylesinler bu ÂLemdeki şu gelgeç-izafî-iğreti-gölge-oyuncakları ki o;
AKLen-Sanal-gölge-fASL olan bu GEÇici Âlemin, Gerçeği ve ASLı OL-AN UMMÂN’ında NAKLen HaKikat İNCiLeri çıkarıp alıp-satan MuhaMMedî Hasbî Hizmet Tüccârlarındandır..


Resim

Soñradan irmiş degüldür devlete Ümmî Sinân
Tâ ezel kâlû belâ’ bâzârınıñ ‘attârıdur..


Sakın sakın ham AKLınla; Ümmî Sinân kaddesallahu sırruhu, ona buna KULLUK-kÖLeLik ederek bu DEVLET NOKtasına ERmiş sanmayasın haa!.
Ümmî Sinân kaddesallahu sırruhu BaBam, tâa EZEL ELEST Bâzârındayken TEVHİD TERCİHine “BeLÂ’!.” buyurdu da bu gün bu ÂLEMde MuhaMmedî GÜL BAĞIna BAĞbÂN OLdu.. ve Ebedî MuhaMmedî GÜL YAĞı satmakta fiî SEBiLiLLAH..GÜLLerini OKUyOR musun/kOKUyOR musun KıtMÎRim!.. Hamd OLsun, HiMMeti CüMMLemize var OLsun ve de RÛHu Şâd Olsun RAHmetLer Yağsın inşâe ALLAHu TeÂLÂ!.


وَإِذْ أَخَذَ رَبُّكَ مِن بَنِي آدَمَ مِن ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَأَشْهَدَهُمْ عَلَى أَنفُسِهِمْ أَلَسْتَ بِرَبِّكُمْ قَالُواْ بَلَى شَهِدْنَا أَن تَقُولُواْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّا كُنَّا عَنْ هَذَا غَافِلِينَ
Resim---Ve iz ehaze rabbuke min benî âdeme min zuhûrihim zurriyyetehum ve eşhedehum alâ enfusihim, e lestu birabbikum, KÂLÛ BELÂ, şehidnâ, en tekûlû yevmel kıyâmeti innâ kunnâ an hâzâ gâfilîn: Kıyamet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye Rabbin Âdem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” (Onlar da), “EVET (buna) şâhit olduk!” dediler.” (A’raf 7/172)


Resim

HaKk-HaYy!.
..celle celâlihu…

GEÇMiş<->GELecek ->şuÂN’ın
->ŞeLLÂLEsi ÜMMÎ SiNÂN kaddesallahu sırruhu
->Lâ MekÂN’ın ->Lâ ZamÂN’ın
->MeŞşÂLEsi ÜMMÎ SiNÂN kaddesallahu sırruhu
->NûR-u MuhaMMed BAĞInın
->GÜL-LÂLEsi ÜMMÎ SiNÂN kaddesallahu sırruhu!.


Resim


Resim

Hammâr: (Hamr. den) Şarap yapan veya satan kimse. Meyhaneci, şarapcı. * Tas: Mc: Mürşid, şeyh, kılavuz.
Farı: Fariğ. İşini bitirmiş, boş kalmış, alâkasını kesmiş, rahat, vazgeçmiş, çekilmiş. * Fık: Tasarrufu altında olan mülkün kullanma ve tasarruf hakkını başkasına devreden.
sem‘: Kulak.
Efsâne: Masal. Uydurulmuş yalan hikâye.
Güftâr: f. Sözler, lâkırdılar.
Deyyâr: Bir kimse. Ehad. * Yurt sahibi birisi.
Terâş:Tıraş. Kazıyıp yok etmek. Yontup sökmek. Terbiye etmek.
Envâr: (Nur. C.) Nurlar, ışıklar, aydınlıklar. Maddi veya mânevi karanlıktan kurtarmaya vâsıta olanlar.
Zühd: Dünyaya rağbet etmemek. Nefsâni zevk ve arzudan kendini çekerek ibâdete vermek.
Zâhid: (Zühd. den) Tas: Borç olan ibadetlerden, aslî vazifelerden başka dünya süs ve makamlarından feragat eden kimse. Sofi. Müttaki. Zühd ve perhizkârlıkla muttasıf.
Efkâr: (Fikir. C.) Fikirler. Düşünceler.
Mezheb: Yol. Gidilen yol. Tutulan çığır. * Dinin esaslarında ve esas temel mes'elelerde bir olmakla beraber, teferruatta bazı muhtelif mes'eleler olması sebebiyle birbirinden az farklı müctehidlerin yolları. Müctehidlerden, kendilerine tâbi olunanların seçtikleri meslekleri. Füruatta Hanefi ve Şâfii; ve Akaidde Mâturidi ve Eş'ari gibi...
Ender: (Nâdir. den) Çok az, pek az bulunan, daha nâdir.
Gam-nâk: Gamlı, kederli..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 14 Mar 2015, 22:00 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
Resim


34.ncü ŞİİR


<= Resim =>


F Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Bülbül iseñ gel berü nûr-ı gülistân bundadur
‘Âşık iseñ hem dahı verd-ile reyhân bundadur..


Gerçekten Hakk âşık BÜLBüL isen şimdi Şe’ÂNuLLahta ALLAH celle celâlihunun NÛR GüListÂNı bu ÂLEMdir.. Kendini ve RABBını BİLen ÂŞIKsan İmkÂNla İmtihÂN GÜLü ve kOKUsu Buradadır..

اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ مَثَلُ نُورِهِ كَمِشْكَاةٍ فِيهَا مِصْبَاحٌ الْمِصْبَاحُ فِي زُجَاجَةٍ الزُّجَاجَةُ كَأَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِن شَجَرَةٍ مُّبَارَكَةٍ زَيْتُونِةٍ لَّا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُّورٌ عَلَى نُورٍ يَهْدِي اللَّهُ لِنُورِهِ مَن يَشَاء وَيَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثَالَ لِلنَّاسِ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Resim---''Allâhu nûrus semâvâti vel ard(ardı), meselu nûrihî ke mişkâtin fîhâ mısbâh(mısbâhun), el mısbâhu fî zucâceh(zucâcetin), ez zucâcetu ke ennehâ kevkebun durrîyyun, yûkadu min şeceratin mubâraketin zeytûnetin lâ şarkîyetin ve lâ garbiyyetin, yekâdu zeytuhâ yudîu ve lev lem temseshu nâr(nârun), nûrun alâ nûr(nûrin), yehdîllâhu li nûrihî men yeşâu, ve yadribullâhul emsâle lin nâs(nâsi), vallâhu bi kulli şey’in alîm(alîmun) : Allah, göklerin ve yerin nûrudur. O'nun nûrunun temsili, içinde lamba bulunan bir kandillik gibidir. O lamba kristal bir fanus içindedir; o fanus da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya da, batıya da nisbet edilemeyen mübarek bir ağaçtan, yani zeytinden (çıkan yağdan) tutuşturulur. Onun yağı, neredeyse, kendisine ateş değmese dahi ışık verir. (Bu,) nûr üstüne nûrdur. Allah dilediği kimseyi nûruna eriştirir. Allah insanlara (işte böyle) temsiller getirir. Allah her şeyi bilir.'' (Nûr24/35)

Resim

Tâlibiñ efsâne sanmân bagrını çâk itdügi
Pâdişâhıñ her nazar bakdugı seyrân bundadur..


Sakın sakın, HAKk’ı dileyen Hakk ÂŞIKLarın AŞKuLLAHın göğüslerini parçalayan HÂLini efsâne sanmayınız!
Bu öylesine muhteşem bir iş ki, Şahdamarından da AKRABa-Yakın SuLtÂNın, KüLLî Şey’in ÖZündeki GÖZünden bakıpdurduğu seyrÂN ÂLEMidir bu DevrÂN ÂLEMinde..


Her AN şeÂN da..MERKEZ-de O..:

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ
Resim---Ve lekad halaknel insâne ve na’lemu mâ tuvesvisu bihî nefsuh(nefsuhu), ve nahnu AKREBu ileyhi min hablil verîdi : Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha YAKINız.(Kaf 50/16)

Resim
Sûret-i cismânîye kılma nazar gir içerü
Hak Ta‘âlâ ögdügi ahsen-i insân bundadur..



Şu gördüğün KanLı Kafes Sûretine bakıp durma da, İÇindeki cÂN KUŞUnun Sîretin seyredip ANLA ki,
İşte bu MuhaMMedî Şûur Kuşudur HaKk Teâlâ’nın Ahsen takvim/engüzel en iyi en doğru kıvamda yaratıp, Çağrısını DUYup-Uyuşunu Kur'ÂN-ı Kerîminde övdüğü MuhaMMedî Hakk Âşık ki Ahsen-i İnsÂN/En güzel İnsÂN bu kişidir..


لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ
Resim---Lekad halaknel insâne fî ahseni takvim (takvîmin).: Doğrusu, biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.” (Tin, 95/4)

وَمَنْ أَحْسَنُ دِينًا مِّمَّنْ أَسْلَمَ وَجْهَهُ لله وَهُوَ مُحْسِنٌ واتَّبَعَ مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَاتَّخَذَ اللّهُ إِبْرَاهِيمَ خَلِيلاً
Resim---Ve men ahsenu dînen mimmen esleme vechehu lillâhi ve huve muhsinun vettebea millete ibrâhîme hanîfâ (hanîfen). Vettehazallâhu ibrâhîme halîlâ (halîlen).: İyilik yaparak kendini Allah'a teslim eden ve hanif (tevhidi) olan İbrahim'in dinine uyandan daha güzel din'li kimdir? Allah, İbrahim'i dost edinmiştir.(Nisâ 4/125)

Resim
Zâhidâ dersiñ senüñ harf ü hurûfuñ bahsıdur
Dört kitâbıñ ma‘nisi âyât-ı Kur’ân bundadur..



Hakikat-ı MuhaMMediyyesinden habersiz sadece görüntüye önem veren ham sofu, sen ki: “Bu işler İsim ve fiil olmayan kelimeler ki anlamsız harflerin konusudur!” diyebilirsin.
HÂLbu ki, Zebur-Tevrat-İncil- Kur'ÂN’ın mânâsı, ve Kur'ÂN-ı Kerîmin nice âyetleri bunu açıkça açıklar!.


Resim
‘İlm-i hikmetten ledünnîden gelen güftâra bak
Tâlib-iseñ gel berü tevhîd ü ‘irfân bundadur..



Sen kendini ve RABBini bilmezleri bırak da, Hikmet İlminden ve LedünnîSırları EL ELE EL ÂLLAH’a OLan MuhaMmedî Hakk âşıkların sözlerine bak!
Eğer bu ÂLEMe GELiş sebebin OLan KULLuk görevin gereği, TevhiduLLAH’ı BİLip-BULup-OLup-YAŞAyıp-Şâhidi OLmak Şûuruna ERdiysen MuhaMMedî Mârifet İrfÂNı buradadır!.


إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ فَمَن نَّكَثَ فَإِنَّمَا يَنكُثُ عَلَى نَفْسِهِ وَمَنْ أَوْفَى بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللَّهَ فَسَيُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا
Resim---İnnellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnallâh(yubâyiûnallâhe), YEDULLÂHi fevka eydîhim, fe men nekese fe innemâ yenkusu alâ nefsih(nefsihî), ve men evfâ bi mâ âhede aleyhullâhe fe se yu’tîhi ecren azîmâ(azîmen) : Muhakkak ki sana biat edenler ancak Allah'a biat etmektedirler. ALLAH'ın ELİ onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah ile olan ahdine vefa gösterirse Allah ona büyük bir mükâfat verecektir.(Fetih 48/10)

Resim
Nice bahrıñ mevcidür gel gör saña şerh itdügüm
La‘l ü yâkût u cevâhir dürr ü mercân bundadur..



MuhaMMedî Hasbî Hizmet Şûruyla sana açıkladığım bu hususlar akıl ermez nakil denizlerinin dalgalarıdır..
MuhaMMedî EbdâL-Ebrâr-Ahyâr-Ahrârların sarfettiği sözler rengarenk mücevherler ki, bu bâzârda sen de ki, la‘l, yâkût, cevâhir, dürr ve mercân bundadur..


Resim

Gel Sinân Ümmîye bak gör kim nice kaynar taşar
Katredür illâ ki ol deryâ-yı ‘ummân bundadur..


cÂNLı MuhaMMedî Hakk âşıklardan birisini görmek dilersen Sinân Ümmî kaddesallahu sırrahuya bak ki nasıl AŞKuLLAHla yanmakta kaynayıp taşmakta olan veyaratıldığı bir dAMMLa SU ki, Vâhidu’l- Kahhâr UMManı kendisinde/bundadır!.

يَوْمَ هُم بَارِزُونَ لَا يَخْفَى عَلَى اللَّهِ مِنْهُمْ شَيْءٌ لِّمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَ لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ
Resim---''Yevme hum bârizûn(bârizûne) lâ yahfâ alâllâhi min hum şey’un, li menil mulku’l- yevm(yevme), lillâhi’l- vâhidi’l- kahhâr: O gün, orta yere çıkarlar. Onlardan hiçbir şey Allah'a karşı gizli kalmaz. (Allah sorar:) "Bugün mülk kimindir? Bir olan, Kahhar olan Allah'ındır." (Mü’min 40/16)



Resim

Verd: Gül.
Reyhân: Hoş güzel koku.
Çâk etmek: Yırtmak, paralamak.
Ahsen: En güzel. Çok güzel.
Ledünn: (İlm-i ledünn) Garib bir ilim ismidir. Ona vakıf olan, mesturat ve hafâyayı, gizlilikleri münkeşif bir halde göreceği gibi, esrar-ı İlâhiyyeye de ıttıla' kesbeder. Bu ilm-i şerifin hocası ve sultanı Fahr-i Kâinat Aleyhi Ekmelüttahiyyât vessalâvât Efendimiz Hz. leridir. Bu ilmin ehli ise, Enbiyâ-ı izâm (A.S.) ve Ehlullâh-i Kiram Efendilerimiz Hazretleridir.
Ledünnî: Ledünn ilmine mensub ve müteallik. Ledünne dair ve ait.
Güftâr: f. Sözler, lâkırdılar.
Mevc: Dalga.
Şerh: Açma, genişletme. * Açıklama. Anlaşılanı anlatma. Bir yazı veya konuşmayı kolay anlaşılması için izah etme, tafsil etme.
La‘l: Kırmızı. Al renk. * Dudak. Kırmızı ve kıymetli bir süs taşı.
Yâkût: Çeşitli renkleri olan kıymetli bir süs taşı.
Cevâhir: (Cevher. C.) Cevherler. Çok kıymet verilen ve az bulunan şeyler, çok kıymetli mâden veya taşlar. * Mc: Çok kıymetli söz veya faydalı yazılar.
Dürr: (Dürdâne, dürre) f. İnci. İnci tanesi.
Mercân: Denizde geniş resif meydana getiren ve mercanlar takımının örneği olan hayvan ve bunun kalkerli yatağından çıkarılan çoğu kırmızı renkte ve ince dal şeklinde bir madde. Bu madde boncuk gibi süs eşyası olarak kullanılır. Mercanlar ancak 40 metre kadar derinlikte yaşayabilirler..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 29 Mar 2015, 00:04 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
Resim GayBî GÜNeŞ'in NÛRu..

35.nci ŞİİR

<= Resim =>

Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün


Zâhidâ sen ‘ilm-i hakkı tevhîdi ‘irfânda gör
Dürr-i a‘zam ister-iseñ haddi yok ‘ummânda gör!.!.


Ham AKLının doğrultusunda anlamadan yol alan kişi!
Gel sen, gerçek Hakikat TEVHİDinin İlmini elde etmek için Mârifet-i MuhaMmed aleyhisselâm İrfÂNında gör!
Eğer gerçekten, yaratılış sebebin olan TevhiDuLLah-Muazzam İncisini tercih ettiysen ve kalbin mutmâin ise o inci sınırsız-sonsuz AHAdiyyet UMManındadır ve TEK DALgıcı ise AHMED aleyhisselâmdır!. O’na Koşş!.


Resim

Ahsen-i takvîm dinildi şânıña insân-iseñ
Geç bu sûret nakşını gel ma‘ni’i insânda gör!.


Eğer sen gerçekten İnsÂNlık RÜŞdüne ERdiysen BİLirsin ki, EzeL Bezminde HalifetuLLAH seçilip en güzel, en iyi ve en doğru Kıvamda yaratıldın şuÂNda bunu YAPaBİLme ŞÂNın var Şe’ÂNuLLahta hamdolsun!.
Her hayvÂNIn da görüp durduğu Kafa GÖZünün Sûret Âlemi Nakışlarından geç-gelde kendi ÖZünde, Şahdamarından da daha Yakın-AKRABan OL-Ânı gör GÖNÜL GÖZünle de, İnsÂN Oluş Mânâsını BİL-BUL-OL!. YAŞA İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!.


İnsan; Allah’ın yeryüzünde halifesi olarak en uygun kıvamda yaratılmıştır.:

وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلاَئِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الأَرْضِ خَلِيفَةً قَالُواْ أَتَجْعَلُ فِيهَا مَن يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَاء وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ قَالَ إِنِّي أَعْلَمُ مَا لاَ تَعْلَمُونَ
Resim---Ve iz kâle rabbuke li’-l melâiketi innî câilun fî’l- ardı halîfeten, kâlû e tec’alu fîhâ men yufsidu fîhâ ve yesfikud dimâe, ve nahnu nusebbihu bi hamdike ve nukaddisu lek (leke), kâle innî a’lemu mâ lâ tâ’lemûn (tâ’lemûne).: Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi. Onlar: Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun? dediler. Allah da onlara: Sizin bilemiyeceğinizi herhalde ben bilirim, dedi.” (Bakara, 2/30)

لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ
Resim---Lekad halaknel insâne fî ahseni takvim (takvîmin).: Doğrusu, biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.” (Tin, 95/4)

وَمَنْ أَحْسَنُ دِينًا مِّمَّنْ أَسْلَمَ وَجْهَهُ لله وَهُوَ مُحْسِنٌ واتَّبَعَ مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَاتَّخَذَ اللّهُ إِبْرَاهِيمَ خَلِيلاً
Resim---Ve men ahsenu dînen mimmen esleme vechehu lillâhi ve huve muhsinun vettebea millete ibrâhîme hanîfâ (hanîfen). Vettehazallâhu ibrâhîme halîlâ (halîlen).: İyilik yaparak kendini Allah'a teslim eden ve hanif (tevhidi) olan İbrahim'in dinine uyandan daha güzel din'li kimdir? Allah, İbrahim'i dost edinmiştir.” (Nisâ 4/125)

Resim

Sûre-i Seb‘u’l-mesânîdür bizüm tefsirimüz
Aç gözüñ Ümmü’l-kitâbıñ vechini bak sende gör!.


Biz ki Hamd olsun Hâlis-Muhlis-Sıddık ve ÂdiL MuhaMmedî Hasbî Hizmetçi HaKk ÂŞIKLarız ve BİZim Kalb Kur'ÂN-ı Kerîmi Tefsirimiz Zâhir Bâtın YEDiLiLerdir..
Vakit geçmeden, can boğazdan çıkmadan, Ümmü’l- kitâb’ın VECHini, yerde gökte arama da, Kendi ÖZünde seyret İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!.


اللَّهُ نَزَّلَ أَحْسَنَ الْحَدِيثِ كِتَابًا مُّتَشَابِهًا مَّثَانِيَ تَقْشَعِرُّ مِنْهُ جُلُودُ الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ ثُمَّ تَلِينُ جُلُودُهُمْ وَقُلُوبُهُمْ إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ ذَلِكَ هُدَى اللَّهِ يَهْدِي بِهِ مَنْ يَشَاء وَمَن يُضْلِلْ اللَّهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ
Resim---"Allâhu nezzele ahsene'l- hadîsi kitâben muteşâbihen mesâniye takşaırru minhu culûdullezîne yahşevne rabbehum, summe telînu culûduhum ve kulûbuhum ilâ zikrillâh (zikrillâhi), zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu, ve men yudlilillâhu fe mâ lehu min hâd (hâdin).: Allah, müteşabih (benzeşmeli), ikişerli- ikizli, âhenkli bir kitab olarak sözün en güzelini indirdi. Rablerine karşı içleri titreyerek korkanların O'ndan derileri ürperir. Sonra onların derileri ve kalbleri Allah'ın zikrine (karşı) yumuşar yatışır. İşte bu, Allah'ın yol göstermesidir, onunla dilediğini hidayete erdirir. Allah, kimi saptırırsa, artık onun için de bir yol gösterici yoktur.” (Zümer 39/23)

وَلَقَدْ آتَيْنَاكَ سَبْعًا مِّنَ الْمَثَانِي وَالْقُرْآنَ الْعَظِيمَ
Resim---Ve lekad âteynâke seb’an mine'l- mesânî ve'l- Kur’âne'l- Azîm (azîme).: Andolsun, sana çiftlerden yediyi ve büyük Kurân'ı verdik.” (Hicr 15/87)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Nitekim Kur'ân yedi harf üzere nazil oldu"
(Aclunî, Keşfu’l- Hâfâ, I,1356)

Resim---Hz. Ömer, Ebul-Âliye, İbn Ebi Muleyke, Ubeyd İbn Umeyr ve kalabalık bir cemaat radiyallahu anhum: “Bu yedi şey (seb'ul- mesânî), Fatiha Sûresi âyetleridir” demişlerdir.
Seb'ul mesânî ile Fatiha sûresinin kasdolunduğuna dair delil Buhârî'de geçen Ebu Said hadisidir..
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Ebu Said radiyallahu anhu'ya Kur'ân'daki sûrelerin en büyüğünü açıklarken: "O sûre el hamdu lillahi Rabbil Âlemin'dir ki tekrar olunan yedi âyet (seb'ul- mesâni) ve bana verilen Kur'ân'dır" buyurdu.
(Buharî, Tefsir, 1; Fedailil-Kur'ân, 9; Tirmizî, Sevabul-Kur'ân, 1; Nesâi, İftitah, 26; Muvatta, Nidâ, 37, 45; Ahmed b. Hanbel, IV, 211, V, 114)

Resim

Zâhir ü bâtın hezârân derdiñe ‘ayn-i devâ
‘İlm-i gayb-ıla kemâl-i hikmeti Lokmânda gör!.


Seni maddî-manevî, zâhir-bâtın binlerce derdine gerçekten ve temelden, A’yân-ı sabitenden Hakk ÇÂREni-Devâ'nı arıyorsan eğer,
İyice ANLA ki, Gaybî OL-AN Rabbu’l- ÂLEMîn DERdidir ancak Gaybî İLİMLe BİLinip-BULunur ki bunun içinde bu Hikmetin KeMÂLi ve cEMÂLi, bu derdin LOKMÂNı, HikmetLer HabîBî MuhaMMed aleyhisselâm ULAŞtıracak bir HikmetULLAH Çeşmesi BuL!. İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!.


Resim

Mazhar-ı ‘ilm-i Hudâ bil kalbiñi ey bahtlu
Hak buyurdı kim bu remzi âyet-i Kur’ânda gör!.


Hidâyeti her KULuna veren El Hadî ALLAH celle celâlihudur.. ve sen Hakk’ı Arayan Baht-ı YÂR DERviş, potansiyel olarak her kalb gibi senin kalbin de, Hüd İlminin zuhur yeridir.
HaKk ALLAH celle celâlihu Kur'ÂN-ı Kerîminde bunun işâretlerini bildirmiş ve GÖRmemizi EMRetmiştir.


إِلَّا مَنْ أَتَى اللَّهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ
Resim---İllâ men etâllâhe bi kalbin selîm (selîmin).: Allah’a selîm (selâmete ermiş) kalple gelenler hariç.” (Şuarâ 26/89)

Resim--- Vâbisa İbni Ma’bed radıyallâhu anhu: “Birgün Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in huzûruna varmıştım. Bana hitâb ederek: “İyiliğin ne olduğunu sormaya mı geldin?” buyurdu. Ben de: “Evet yâ Rasûlallâh!” dedim. O zaman şöyle buyurdu: “Kalbine danış. İyilik, sana uygun gelen ve yapılmasını kalbinin tasdîk ettiği şeydir. Günah ise içini tırmalayan ve başkaları sana yap diye nice defa fetvâ verse bile içinde şüphe ve tereddüt uyandıran şeydir.” buyurdu.
(İ. Ahmed bin Hanbel, Müsned, IV, 227-228)

Resim

Ten fenâdur kıl fenâ evvel fenâ ölmezden öñ
Cân bekâdur ir bekâya sen seni Rahmânda gör!.


Zât -> Sıfat ->Esmâ ->EŞyâ..
ŞeYyLer Bâzarında Madde olan beden-ten fânidir-gelgeçtir-iğretidir-âlettir ki sen deonu ebedî zannetme ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemi DUY ve UY İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!.


Resim--- Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem!: “Mutü kable en temutü: ÖLmeden önce ÖLünüz!” buyurmuştur. (Aclunî, Keşfü’l-Hâfâ II-291-2669)

Resim--- Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem!: “Mutü kable en temutu: ÖLmeden ÖNce ÖLünüz!” buyurmuştur. (Aclunî, Keşfü’l-Hâfâ II-291-2669)


Beden-Nefs-Kalb-RûH Tekemmülünde neticede-SON-Uçta RÛH-cÂN ise BeKÂ ÂLemiden her ÂN Üflenen Nefhâ-yı RAHMÂNdır.. cÂN CeRRyÂNını İZLersen Elbette RahmÂN KAYnağına-SILAsına isÂLe OLursun SALL-ü-SELLinLe İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!.

Resim

Ey Sinân Ümmî sakın aldanma agyârdan arın
Gün bugündür ir bugün ol yâr-ıla mihmânda gör!.

Ey Sinân Ümmî kaddesallahu sırrahu,
Sen de bu Mâsivâ-Hakk’tan Gayrılık ÂLeminde, SİVÂ ELbiseni çıkar, İBLisin MüslümÂN OLsun, Yalıtkanlık İLETkenlik OLsun, AğYÂRlık Bitsin de, YÂR KALsın TEKe TEK-BİRr!. ALLAHu EKBeRr!.
Ne geçmiş, ne GELecek.. Şimdi, şu ÂNdır Şe’ÂNULLAH ve o gün ->bu gündür.. “ÂN”ı ->ANLa ve HaBL’iL VERîD MisÂfirHÂNesinde kim EV SAHİBi, kim misâfir gör de ŞâHidi oL!. İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!.


Resim

Dürr-i a‘zam: En muazzam İnci.
Ummân: Büyük deniz. Okyanus.
Ahsen-i takvim: Engüzel Kıvam.
Seb‘u’l-mesânî: Tekrar edilmek suretiyle ikilenen veya başka bir şey eklemekle takviye edilen veya çeşitlendirilen yedili..
Hezaran: Binler. Binlerce. Pek çok.
Lokmân: Lokman veya Lokman Hekim, Kur'ân'da ve halk efsanelerinde bahsi geçen, hikmet sahibi olduğuna inanılan kişi.
Lokman Hekim'in İslam'a göre peygamber olduğuna dair iddialar bulunmakla beraber İslam alimlerinin genel görüşü peygamber olmadığı yönündedir. Kur'ân'da Lokman Hekim'den Lokman Sûresi'nde bahsedilir. ALLAH celle celâlihu tarafından Lokman'a hikmet verildiği belirtilir. Oğluna verdiği öğütler anlatılır.
Mihmân: f. Misafir.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 15 Nis 2015, 14:32 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 09 May 2007, 03:00
Mesajlar: 617
Konum: ANTALYA
Resim GayBî GÜNeŞ'in NÛRu..


36.nci ŞİİR


<= Resim =>


Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün


Pâdişâhım cânımız sen câna dûş olmak diler
Gayr varlıkdan geçüp senüñle hôş olmak diler..


Ey sAN’atını SeyrÂNa seren Sultasını her ÂN Yaşatan yüceler Yücesi cÂNda cÂNÂN SuLtÂNımız!.
Bizim gelgeç-izafî cÂNımız, SEN CÂNda CÂNÂNımıza-ASLımıza SALLedip Kavuşmak DiLEmektedir..
MâSivâ iğreti Olan yaratık varlıklardan vazgeçip ASLına RÜCÛ’ edip DÖNüp SENinle HOŞ Olmak İstemektedir!.


Resim

Tevhid-i zâtıñdan ayrılmaz gerekmez ‘âlemi
Vahdetiñ deryâsınıñ mahvında nûş olmak diler..


MuhaMMedî GÖNLümüz ZÂTuLLAH TeVhidinden ASLa AYRılmaz/AYRılamaz ve KULLUk İmtihÂNı gereği süregellen şu KESRET ÂLEMine takılıp kalmak BİZe gerekmez ve BİZler Kesrette VAHdet DERyâsından TEK-BİR DAMMLa İçip, Gark-u-Mahv olmuş, VAR-YOK bir DAMMLacık Olmak diler divÂNe gönlüm!.

El-KAHHAR (Kahredici, gücü ile helâk edici, yok edici) olan ALLAHU Zu’l-CELÂL:

يَوْمَ هُم بَارِزُونَ لَا يَخْفَى عَلَى اللَّهِ مِنْهُمْ شَيْءٌ لِّمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَ لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ
Resim---Yevme hum bârizûn(bârizûne) lâ yahfâ alâllâhi min hum şey’un, li meni'l-mulku'l-yevm(yevme), lillâhi'l-vâhidi'l-kahhâr(kahhâri) :O gün, orta yere çıkarlar. Onlardan hiçbir şey Allah'a karşı gizli kalmaz. (Allah sorar:) "Bugün mülk kimindir? Bir olan, Kahhar olan Allah'ındır." (Mü’min 40/16)

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “ALLAH kıyâmet günü arzı (yer tabakalarını) Kudret eline alır (kabzeder) semâyı (gök tabakalarını) da sağ eline (içine) dürüp büker, sonra (mahşer ehline) MELİK BENİM (Kâinâtın Mâlikiyim)! Nerede yeryüzünün melikleri (kralları?)” buyurmuştur.
(Ebu Hureyre radiyallâhu anhu dan; İbni Mâce, Mukaddime, 192; Buhârî, Zümer Sûresi tefsiri; Müslim, Sıfatü’l-Kıyâme babı)

El Vâhidu:
Resim
El Kahhâru:

Resim

Resim

‘Ârif-i bi’llâh olan ta‘n eylemez güftârıma
Zât-ı deryâ-yı hakîkat birle cûş olmak diler..


MuhaMMedî Mârifette Nefsine ve RABBına ÂRİF Olan-TANIyan Ârif-i bi’LLâH Olanlar bu AŞK SÖZlerimi de ANLArlar ve kusur görmezler-kınamaazlar elbette..
Bu MuhaMMedî HaKk ÂŞIK GÖYnüm BİZ BİR-İZ HAZZında, BİRLİKte ZÂTuLLAH TEK-BİRr TeVhidinin HAKikat Deryâsında DELi DALgaların gibi COŞŞmak istemekte durmadan..


Resim

İsm-i a‘zam hurmetiyçün añladum ben ‘âşıkı
Vuslatıñ bâgında hayrân ser-hôş olmak diler..


EZEL BEZminde AKILLarımıza YüKlediğin Muazzam EsmÂ-İSİMLerin EŞYÂm Olarak Zuhuru Hörmetine AKLım MuhaMMedî Hakikat RÜŞDüne Erdi de, AŞKuLLAHı ANLAdım El hamdu liLLâHi Rabbi’L- ÂLemînn!.
İçinde Yaşamakta Olduğum DevrÂN-SeyrÂN ÂLemelerinden VUSLÂTa Erip, CevLÂN ederek Hayrette HayrÂNda Kalarak zilzurna SERHOŞş Olmak istermekte yüreğim!..


Resim

Göñlüme sordum haber virdi baña Allâh içün
‘Aşk-ı hakdan gayrısından şöyle boş olmak diler..


MuhaMMedî MuhaBBet MAkaRrı KaLBime sordum ve ALLAHU Zu’l-CELÂL Hakkı için bANa en doğruyu haber verdi ki,
HAKk TeÂLÂ AŞKından bAŞKasından ebediyyen bomboş olmak dilemektedir artık hamd oLsun!.


Resim

Sırrımıñ remzinden aldum ‘azm idüp açar kanad
Mahv u garkıñ sırrına irmekde kuş olmak diler..


Özündeki AKRABAmdan, İnsÂNLık-KULLuk SıRRımın bANa Lâzım ve Lâyık OL-ÂN İşâretini aldım ve kollarımı sıvayıp KULLuk Kanatlarımı AÇarak, şu fASL Âlemindeki izafî-gÖLge “bEN”Lik KimLik-KişiLiğimi mahvedip eritip, ASL ÂLEMine GARK olmak SıRRına her NEFes Uçan AŞK KUşU Olmak istemektedir hamd oLsun!.

Resim

Vahdetiñ nûrı-y-la nakkâş olmaga şâhım senüñ
Bu Sinân Ümmî âhardan bî-nukûş olmak diler..


Ey Şu nice NAKŞ ÂLemelerinde Sûret-Sîret NAKIŞLarını VAHdetuLLAH NÛRu OLarak her ÂN Şe’ÂNuLLAHta SeyrÂNa SERen ALLAHU Zu’l-CELÂLim!
Bu Sinân Ümmî MuhaMMedî HaKk ÂŞIK KULun da artık gerçek NAKIŞın OLmak, Başkla kişi ve düşüncelerin hayalî-geçersiz nakışlarından kurtulmak diler ve SANA NİYÂZ EYyLer El hamdu liLLâHi Rabbi’L- ÂLemînn Yâ RABBenâ!.


Resim
Dûş Olmak: Rastlamak, karşılaşmak, kavuşmak, ulaşmak..
Nûş Olmak: Nûş etmek (f, t): İç¬mek, tad bulmak..
Cûş Olmak: Cûşa gelmek (f, t): Coşmak, taşmak.
Güftâr: f. Sözler, lâkırdılar.
Ta’n: Hoş görmemek. Kötülemek. Birisinin ayıp ve kusurlarını beyan etmek. * Küfretmek. * Muhalifin iddialarını çürütmek.
İsm-i a‘zam: Allah'ın (C.C.) Kur'ân ve Hadis-i Şeriflerde zikredilen yüz isminin mânâca en câmi' olanıdır. İsm-i A'zam, diğer isimlerin de mânâlarını içinde toplar. Her ism-i İlâhiyenin de, her mahlukun da bir a'zamlık mertebesi vardır.
Ser-hôş: (f) Sarhoş. Başı hoş olmak.
Remz: İşaret. İşaretle anlatmak. * Güç anlaşılır. * Gizli ve kapalı söyleme.
AZM etmek: (Azim) Kasd, niyet. Sağlam ve kat'i karar. Sebât etmektir.
Nakkâş: Nakış yapan. Duvar nakışları yapan usta. Süsleme san'atkârı.
Âhar: (Aher) Gayrı, başkası. Diğeri.
..: f. Kelimenin başına getirilerek o kelime menfi yapılır. ..sız..
bî-nukûş: Nakışlar-sız..



Azîz Hocamız MüNiR DerMÂN kaddesallahu sırrahu'nun,
DİLinden Düşürmediği muhteşem bir İSM-İ AZAM DUÂsı..:


Resim

Resim
ResimLâ ilâhe illâ ente yâ Hannân, yâ Mennân, yâ Bedia’s- semâvâti ve’l- ardı yâ ze’l- Celâli ve’l- İkrâm ALLAH celle celâlihu..
Resim

Resim

İSM-İ AZAM DUÂmız..:

Resim

Bismillâhirrahmânirrahîm
Allâhumme innî es'eluke bienne leke’l- hamdu lâ ilâhe illâ ente’l- mennânu yâ hannân Resim yâ mennân Resim yâ bedîu’s- semâvâti vel ardi yâ zel celâli vel ikrâm Resim yâ hayyu yâ kayyûmu, lâ ilâhe illâ ente subhâneke innî kuntu mine’z- zâlimin Resim allâhumme innî es'eluke biennî eşhedu enneke entallâhu lâ ilâhe illâ entel ehadu’s- samedullezî lem yelid ve lem yûled ve lem yekun lehû kufuven ehad Resim elif lâm mîm Resim allâhu lâ ilâhe illâ huve’l- hayyu’l- kayyûm Resim ve ilâhukum ilâhun vâhidun lâ ilâhe illâ huve’r- rahmânu’r- rahîm Resim yâ zel celâli vel ikrâm Resimyâ erhame’r- râhimîne, allâhumme innî es'eluke bienneke entallâhu lâ ilâhe illâ entel vahidu’l- ehadu’l- ferdu’s- samedullezi lem yelid ve lem yuled ve lem yekun lehû kufuven ehad, lâ ilâhe illâhu Resim vahdehû lâ şerîke lehû Resimlehu’l- mulku ve lehu’l- hamdu ve huve alâ kulli şey'in kadîr Resimlâ ilâhe illallâhu ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi’l- aliyyi’l- azîm Resim es'eluke bismike’l- eazzu’l- ecellu’l- ekrem Resim rabbî rabbî rabbî yâ rabbî yâ rabbi yâ rabbî lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh Resim lehu’l- mulku ve lehu’l- hamdu ve huve alâ kulli şey'in kadîr Resim el hamdu lillâhi ve subhânallâhi ve’l- hamdu lillâhi ve lâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi’l- aliyyi’l- azîm.
Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 05 May 2015, 16:50 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
Resim GayBî GÜNeŞ'in NÛRu..


37.nci ŞİİR


<= Resim =>


Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün


Ey Hudâ cân hazretiñden lutf-ıla ihsân diler
Düşmüş ‘isyân deñizine ‘afv-ıla gufrân diler..


Ey her kulun Hidâyet Merci’i yâ RaBBenâ!.
cihÂNda cÂN BAĞın ANLAyan cÂNım, ZÂTından Lütfunu ve İhsânını diler ki,
İsyan-Nisyan-İnsÂN DENizinde çırpınmakta durmadan ve SENden Affınla GufrÂNını diler eyy el Afüvv’l- Gaffâr ALLAH celle celâlihu..


El Afüvvü :
Resim
El Gaffâru :
Resim
El Gâfiru :
Resim
El Gâfuru:
Resim

Resim

Zerre deñlü rahmetiñle cümle ‘âlem gark olur
Ey niçe miskin kuluñ var derdine dermân diler..


ZeRRe kadar RAHMet NÛRunla BİZ İR-İZ-liğin ANLAsa CÜMMLe cihÂN VAHdet DERyâna gARK OLur..
Ve bu ÂLemde şu ÂNda nice nice yerlerde-hallerde-zalım ellerde, kimsesiz, çâresiz, inim inim innlemekte olan KULLarın var ve, ancak SENden dermân dilmekteler..

Resim

Gün gibi günden ‘ayân rûşen kılursın ‘âlemi
Pertev-i nûr-ı cemâliñ bir kezin handân diler..


İnsan AkLının gün gibi dediği, güneşten de açık-seçik, her nefsin, her aklın bilebileceği ve görebileceği net, belli, âşikâr kılmaktasın her ÂN Şe’ÂNuLLAHta şu ÂLeMi..
CeMâLuLLAH NÛRuyun MîM Işığı-Zevk Ziyâsıyla bu HAYyatta Bir kez-defa da olsa Müşerref olup-GÖRÜP GÜL YÜZünü, MuhaMMedî Mesrur ve Mutluluk Diler cüMMLe âşık GönüLLer!.


Resim

Kıl ‘inâyet fazlıñ-ıla kalmasun bî-çâreler
Yalvarup hüsnüñ bâgında hüsnüñe seyrân diler..


Kendi Nefsin ve RABBın gerçeketen BİLip-BULup-OLup da AŞkuLLah DERdine düşmüş ve bu ÂLemde çaresizlere; inayetler, iyilikler, lütuflar, ihsanlar kıl Yâ RaBBenâ!.
Ki onlar Zâtyın EsMâü’L- HÜSNÂ BAĞın Olan şu KULLuk İmtihÂNı Bağında MuhaMMedî MutLak TEVHiDe Ulaşıp da, Mâh CeMâLin Seyrin SeyrÂN etmek dilerler..


Resim

Fâsıkine ta‘n içün degül bizüm niyâzımız
Çünki anlar hazretiñden zecr-ile zindân diler..


AkLını ve VicdÂNını MuhaMMedî Tâlim-Terbiyeden uzak tutup sonuçta ne idiği belirsizleri ayıplamak için değil BİZim NiYÂZımız MuhaMMedî Hizmetkeşliktendir ki;
Çünkü onlar, SonUÇu düşünmeden emir ve tehditlerine kulak asmadan, BâtıLı ve Şerri tercih ederek nefislerini ZULMe Bağlayıp ebedî zindân dilemekteler..


Resim

Talmaga ‘ummân-ı ‘aşka baş urup merdâneler
İster anlar kim getüre dürrle virüp mercân diler..


MuhaMMedî MerdÂNeLer-Yürek yiğitleri ise ki, bu sonsuz İlahî AŞK UMManına DALmak için Başlarını fedâ ederler ve İnciler gibi YÂRe Hediye Olsun isterler ki geliş-yaratılış sebebleri olan MercÂN CeMâLine ULAŞaBİLsinler!.

Resim

Şol münâfıklar hakkı zikr eyleyenlerden kaçar
İstemezler hakdan illâ zift-ile katrân diler..


Şunlar ki, İKİLik ŞeytÂNlığının OYUNcağı Olmuş İkİ yüzLü münâfıklar ki, HAKk TeÂLÂ’yı Zikredenlerden köşe-bucak kaçarlar!.
Onlar HAKktan Hayrdan istemezler mutlaka zift ile katran isterler bal ve şarab ırmakları akıtsanız da.. AKLen Tercihleri sapıktır, NAKLen olamazlar!..


Resim

Kimseler hak dergâhından kahr-ıla dûr olmasun
Anuñ-içün her nefes kalbinden ol hızlân diler..


Bu fâni Âlemde hiç kimseler Kendi Nefsine zulmedip Kahra sokup HaKk DERgâHı GÖNÜL KAPısını kendi elleriyle kapatıp bakakalmasın!.
Ondandır ki, gerçek Hak ÂŞIKLar her nefeste Kalblerini bomboş eyleyip, dünya emellleri iflas edip, NEYY gibi içi boş ve esen yellerin “Ya HUuu!” nefesi-sesi duyulsun isterler..


Resim

Dôst yolında cânı kurbân eyleyen merdâneler
Top idüp baş atmak içün göz urup meydân diler..


Gerçek MuhaMMedî-İsmâiLî-İbrahimî Muhabbet Merdâneleri, HaKK YOLUnda Baş derdinden geçip Hacerr İsmaiLînce bıçağa yatıp-teslim olup, bu CÂNLar CENgi MAHŞeri MeydÂNında top oynar gibi OYNamak isterler..

Resim

‘Âra kalmaz kâra kalmaz ‘âşık-ı mestâneler
Cümlesinden el çeküben zâr u ser-gerdân diler..


Öylesine mestâne mest olmuş MuhaMmedî HaKk Âşıklar ki, ÂR etmek-câhillerden utanmak, onların bu dünya MALı LEŞ Kavgalarına katılıp Kalmazlar..
Mâsiva-Hakktan gayrısının TÜMMünden de El-Ayak çekip başları göğüslerinde, DEVRÂNda-SEYRÂNda-CeVLÂNda-Hayret ve HAYRÂNda zâri zÂRi İNLer gezerler Arı kovÂNı gibi Zikr-i Dâimî İLe..


Resim

Ey Sinân Ümmî yüri ehl-i belâ hizbinden ol
Zire anlar yâr elinden derdine dermân diler..


Ey Sinân Ümmî Babam kaddesallahu sırrahu,
Bu Sanal Âleme Aldanma SENde Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem İzinde-BİZinde Ezel-Ebed YÜRÜyen, Bezm-i ELSTin UYANık AŞK KUŞLARının “BELÂ’!.” BÖLüğüne şimdi Şe’ÂNda Katıl Şâhidin/ŞâHİdleri Olarak!.
Çünkü ONLar daha İŞİn BAŞInda KuLLUk DERDinin DERMÂNı Tevhid TEVbesiniÂDEM BABALarının İZinde DUYdular ve MuhaMMedî BİZi-nde Uydular!.
Ve BİLdiler ki AŞKuLLAH DERdinin DERMÂNI da AŞKuLLah DİLerler!..

El Hamdu liLLâHi RaBBi’l- âlemin!..

Resim

Gufrân: Cenab-ı Hakk'ın günahları affedip örtmesi, rahmeti.
Ayân: (İyân) Aşikâr. Belli. Herkesin bilebileceği ve görebileceği.
Rûşen: f. Parlak, aydın. Belli, âşikâr.
Pertev: (Pertav) f. Ziya, ışık.
Handân: f. Gülen, gülücü, mesru
İnâyet: Yardım, lütuf meded etmek.
Fazl: Âlimlere yakışır olgunluk. * İmân, cömertlik, ihsan, kerem, ilim, ma'rifet, üstünlük, hüner, tefâvüt, inayet. * Artmak. * Artık.
Fâsık: (Fısk. dan) Günahkâr. Hak yolundan hâriç olan. Allah'ın emirlerine karşı zıt hareket eden. Büyük günahı işleyen veya küçük günahta ısrar eden kimse.
Zecr: Menetme, engel olma. Nehyetme. * Zorlama, zorla yaptırma. * Önleme. Sıkma. * Kovma. Eziyet etme. * Angarya olarak çalıştırma.
Dürr: (Dürdâne, dürre) f. İnci. İnci tanesi.
Mercân: Denizde geniş resif meydana getiren ve mercanlar takımının örneği olan hayvan ve bunun kalkerli yatağından çıkarılan çoğu kırmızı renkte ve ince dal şeklinde bir madde. Bu madde boncuk gibi süs eşyası olarak kullanılır. Mercanlar ancak 40 metre kadar derinlikte yaşayabilirler.
Katran: Ağaç, kömür ve petrol gibi organik maddelerin kapalı bir kapta havasız olarak imbiklenmesi ile meydana gelen ürün. Siyaha yakın koyu kahve renkli bir maddedir. Katran, ülkemizde özellikle Osmanlı İmparatorluğu döneminde Güney Anadolu’da, Toros Dağlarında elde edilmekteydi. Katranların çoğu sıvı veya sıvımsı olup, karekteristik kokuya sahiptirler
Zift, katranın destilasyonundan arta kalan maddedir.
Zift: Katran ve diğer organik maddelerin buharlaşmasından veya damıtılmasından elde edilen, kolay kırılan, az ısı ile eriyen, katı, siyah, parlak madde, karasakız.
Hızlân: Müflis olmak. İflas etmek.
Ser-gerdân: f. Başı dönmüş, şaşkın. Hayran.
Hizb: Cemaat. * Takın, kısım, fırka.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 21 May 2015, 20:16 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
Resim GayBî GÜNeŞ'in NÛRu..

38.nci ŞİİR

<= Resim =>

Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün


Yâ İlâhî her nefesde cân saña mihmân diler
Bahr-ı zâtıñ pertevinden lutf-ıla ihsân diler..


Eyy ALLAHım!.
ZÂTıyın Nûrundan, Nûr-u MuhaMMedden yarattığın şu canım, her nefeste SENin SENde misafirin olduğu şuurunda..
Zâtından zuhur OLan NÛRuLLAH ki, yerde gökte ne varsa NÛRundandır ve benim AKLım-Vicdanım SENden Ebedî Lütfunu ve Sınırsız İhsanını dilemekte!.
ALLAH celle celâluhu Ez Zâhir ALLAH celle celâluhu..


اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ مَثَلُ نُورِهِ كَمِشْكَاةٍ فِيهَا مِصْبَاحٌ الْمِصْبَاحُ فِي زُجَاجَةٍ الزُّجَاجَةُ كَأَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِن شَجَرَةٍ مُّبَارَكَةٍ زَيْتُونِةٍ لَّا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُّورٌ عَلَى نُورٍ يَهْدِي اللَّهُ لِنُورِهِ مَن يَشَاء وَيَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثَالَ لِلنَّاسِ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Resim---ALLÂHU NÛRUS SEMÂVÂTİ VE’L- ARD (ardı), meselu nûrihî ke mişkâtin fîhâ mısbâh(mısbâhun), el mısbâhu fî zucâceh(zucâcetin), ez zucâcetu ke ennehâ kevkebun durrîyyun, yûkadu min şeceratin mubâraketin zeytûnetin lâ şarkîyetin ve lâ garbiyyetin, yekâdu zeytuhâ yudîu ve lev lem temseshu nâr(nârun), nûrun alâ nûr(nûrin), yehdîllâhu li nûrihî men yeşâu, ve yadribullâhul emsâle lin nâs(nâsi), vallâhu bi kulli şey’in alîm(alîmun) : ALLAH, GÖKLERİN VE YERİN NURUDUR. O'nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltip iletir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah, her şeyi bilendir.” (Nûr 24/35)

Resim

‘Âşıkıñ yokdur murâdı dü cihânda zerrece
Küntü kenziñ varlıgından sırr-ı cân seyrân diler..


MuhaMMedî Hak Âşıkın iki âlem dünya ve âhirette zerre miktarı YÂRinden başka muradı yoktur..
Gönlündeki gizli hazinenin fASLından ASLını seyr SıRRında cÂN, Tahkik Tevhidi yaşamak dilemektedir..


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: ALLAH celle celâluhu: “Küntü kenzen mahfiyyen Fe ahbebtü en u’refa fe halaktü’l-halka Li ya’rifânî: Ben kenz-i mahfi-gizli bir hazine idim. Bilinmek istedim, mahlukatı yarattım.” buyurdu.

Bu Hadis-i Kudsînin kaynakları şöyledir:
1. Ed-Dürerü’l-Müntesire, Celalettin-i Suyuti,125
2. El-Esraru’l-Merfua, Aliyyu’l-Kâri, 273
3. Aclunî , Keşfu’l-Hafa, Aclunî, 2:133
4. El-Fetevâ, El-Halîlî, 1:72
5. Mesnevi, Celâleddin-i Rumî, 5:104
6. Divan-ı Mevlânâ Câmî, 37
7. Divân-ı Niyaz-i Mısrî, 2
8. Divân-ı Şeyh Ahmet Cezerî, 1:190
9. İşârâtu’l-İ’câz, Bediüzzaman Said Nursi, 23..


Resim

On sekiz biñ ‘âlemi ref‘ eyleyüp öñden soña
Bî-nişân ü lâ-mekân illerine tayrân diler..


MuhaMMedî Hak Âşık, on sekiz biñ ‘âlem ki, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Mir’âcına mazhar olanların baştan sona kadar uçarak geçtiği bu hiçbir nişÂNı olmayan mekÂNsızlık diyÂRlarına KUŞ gibi Uçmak diler!.

Resim

Zât-ı deryâ-yı hakîkatdur murâdı ‘ârifiñ
Anuñ-içün bagrı biryân gözleri giryân diler..


Mur MuhaMMedî Hak Âşıkan Âriflerin Son-UÇta Muradı, ZâtuLLAH Hakîkat Deryâsında feNâ OLup BeKÂ BULmaktır.. ve bu yüce dileğin bu ÂLEMde bedeli bir ömrü süren KuLLuk ÇİLLesidir ki, böylesi Hakk Âriflerin hhalk içinde HÂLLeri, göğüsleri kebÂB fırını gibi gözleriyse kan çanağı gibidir.. ve bu HÂLi kendisi diler..

Resim

Yoklugı varlık deñizine atup Ümmî Sinân
Yoklugı yok var-ıla bir katrede ‘ummân diler..


MuhaMMedî Hak Âşık ve Ârif Ümmî Sinân kaddesallahu sırrahu,
Şu Kesret-ÇOKluk-YOKLuk ÂLeMinde, yokluktan kaçan çokluğa koşan insanoğlu, YOKLuğunu VARLık DERyâsına Atarak, Denize düşen bir damla göz yaşı gibi TEKLİK-VAHDetine gark olmuştur..
“Bir damla göz yaşım nerede?” dersen DENİZ sana: “Burada TEK BEN varım”der!.
“Bir damla göz yaşım yok mu oldu?” dersen DENİZ sana: Var ama göremezsin-bulamazsın ki BİZ BİR-İZ!.”der..
Bir damla insan AKLInın asLı, tüm ESmâların fASLen kendisidir.. Âlemde ne varsa Âdemde mevcuddur.. bu gerçeği BİLip-BULup-OLup-YAŞAyanlar, DAMLada DERyâya MuhaMMedî Sahib sâhebeleridirler hamd olsun!..



Resim

Mihmân: f. Misafir.
Bahr: (C.: Bihâr - Ebhâr - Ebhur - Buhur) Deniz. * Âlim. Çok bilen. * Büyük göl veya nehir.
Pertev: (Pertav) f. Ziya, ışık. * Atılma, sıçrama, hız.
Ref‘:Kaldırma, yüceltme, yukarı kaldırma.
Tayr: (C.: Atyâr-Tuyur) Kuş. * Uçmak (mânasına mastardır.)
Biryân: f. Kebabın bir nev'i. Piran. Pürân.
Giryân: f. Gözyaşı döken. Ağlayan.
Katre: Damla. Su damlası. * Bir damla olan şey..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 07 Haz 2015, 17:47 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
Resim GayBî GÜNeŞ'in NÛRu..

39.uncu ŞİİR

<= Resim =>

Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün


Gel temâşâ kıl ne söyler ‘âşık-ı divâneler
Cür‘a-i Seb‘u’l-mesânîden içen mestâneler..


Şu İmkÂNla KULLUk Âleminde başıboş dolaşıp duran kardeşim,
Gel de şöyle bir gönül ülkeni ÖZ GÖZünle seyredip ibretle bak bakalım şu BİZim MuhaMmedî HaKk ÂŞIK DivÂNelerimiz neler demekteler.
Ki onlar, Velâyetin Çeşmesinden Seb‘u’l-mesânî Kadehini içip mest olmuşlardır..


SEB'Û'L-MESANİ:
"Tekrarlanan yedi" anlamında Kur'ÂNî bir kavramdır.
Mesnanın veya Mesna(tun)"ın çoğulu olan "mesani" kelimesi çok anlamlı ve çok kapsamlı bir kelimedir. Tesniye (ikilik) maddesi olan senâ’dan veya istisnâ maddesi olan Senâ’dan da türemiş olabilir. Kısacası; bükülmek, katlanmak, kıvrılmak veya tekrar edilmek sûretiyle ikilenen veya başka bir şey eklemekle takviye edilen veya çeşitlendirilen herhangi bir şeye "mesnâ" denilir ki ikişer, ikili, mükerrer, bükülü, te'kid edilmiş, muhkem, çifteli, büklüm, büklümlü, büklüm yeri kat olan, katlı, kıvrım, kıvrımlı, kıvrak, mânâlarına gelir.


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Ebu Said radiyallahu anhuya Kur'ÂN'daki sûrelerin en büyüğünü açıklarken: "O sûre “el hamdu lillahi Rabbi’l- Âlemin”dir ki tekrar olunan yedi âyet (seb'ul-mesâni) ve bana verilen Kur'ÂN'dır" buyurdu.
(Buharî, Tefsir, 1; Fedili’l- Kur'ÂN, 9; Tirmizi, Sevâbu’l- Kur'ÂN, 1; Nesâi, İftitah, 26; Muvatta, Nidâ, 37, 45; İ.Ahmed b. Hanbel, Müsne, IV, 211, V, 114).


Böylece sebu’l- mesâni'den murad, Ümmü’l- Kur'ÂN olan Fâtiha Sûresi olduğu ve bundan dolayı Fâtihanın “es Seb'ul- Mesâni'” ismini aldığı ve Kur'ÂN'ın bunun bir tefsiri olduğu bu hadisle açıklığa kavuşmuştur.
Kur'ÂN-ı Kerîmde iki âyette geçmektedir ki;

وَلَقَدْ آتَيْنَاكَ سَبْعًا مِّنَ الْمَثَانِي وَالْقُرْآنَ الْعَظِيمَ
Resim---Ve lekad âteynâke seb’an mine’l- mesânî ve’l- kur’âne’l- azîm (azîme).: Ve andolsun ki; sana mesânî(ikinci)den 7’yi (7’liyi, 7’li olarak) ve Kur’ân-ul Azîm’i(Hicr 15/87)

اللَّهُ نَزَّلَ أَحْسَنَ الْحَدِيثِ كِتَابًا مُّتَشَابِهًا مَّثَانِيَ تَقْشَعِرُّ مِنْهُ جُلُودُ الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ ثُمَّ تَلِينُ جُلُودُهُمْ وَقُلُوبُهُمْ إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ ذَلِكَ هُدَى اللَّهِ يَهْدِي بِهِ مَنْ يَشَاء وَمَن يُضْلِلْ اللَّهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ
Resim---Allâhu nezzele ahsenel hadîsi kitâben muteşâbihen mesâniye takşaırru minhu culûdullezîne yahşevne rabbehum, summe telînu culûduhum ve kulûbuhum ilâ zikrillâh (zikrillâhi), zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu, ve men yudlilillâhu fe mâ lehu min hâd (hâdin).: Allah, ihdas ettiği (nurların) ahsen olanlarını (rahmet, fazl ve salâvâtı), ikişer ikişer (salâvât-rahmet ve salâvât-fazl), Kitab’a müteşabih (benzer) olarak indirdi. Rab’lerinden huşû duyanların ciltleri ondan ürperir. Sonra onların ciltleri ve kalpleri Allah’ın zikriyle yumuşar, sükûnet bulur (yatışır). İşte bu, Allah’ın hidayetidir, dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve Allah, kimi dalâlette bırakırsa artık onun için bir hidayetçi yoktur. (Zümer 39/23)

Resim

Mâsivâ renginden aslâ komamış nâm ü nişân
Vahdetiñ deryâsına gavvâs olan şâhâneler..


ALLAHu Zü’L- CeLÂL’in NÛRu olan ve ancak O’ndan gayrısı KüLLî ŞeYy renginden, ŞEYlerin ve KİMselerin adından sanından, şanından şöhretinden geride bir İZ bile bırakmayan VÂHiDu’l KaHHâr VAHDet DERyâsının SıRRına bu ÂLemde YAŞArken DaLıp-Şâhidi olan DERÛN DALgıçları ki onlar, Şe’ÂNuLLAHın şâhları-pâdişâhlarıdırlar.

يَوْمَ هُم بَارِزُونَ لَا يَخْفَى عَلَى اللَّهِ مِنْهُمْ شَيْءٌ لِّمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَ لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ
Resim---Yevme hum bârizûn(bârizûne) lâ yahfâ alâllâhi min hum şey’un, li meni'l-mulku'l-yevm(yevme), lillâhi'l-vâhidi'l-kahhâr(kahhâri) :O gün, orta yere çıkarlar. Onlardan hiçbir şey Allah'a karşı gizli kalmaz. (Allah sorar:) "Bugün mülk kimindir? Bir olan, Kahhar olan Allah'ındır." (Mü’min 40/16)

Resim

On sekiz biñ ‘âlemi terk eylemiş öñden soña
Cümle ‘ilmiñ ma‘nisi bahrındaki dürdâneler..


OnLar, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’i DUYup UYan HâLis-MuhLis-Sıddık-ÂdiL MuhaMmedî EREN ERLeri oLarak, Zâhir Bâtın On sekiz bin âlemi önden sona geçerek terk etmişler ki onlar, CüMMLe İLİMLerin MÂNÂ DEnİZindeki TEK-BİR TEVHİDi İNCİLeridirler..

Resim

Küllî varlık mahv olıncak gayrı kalmaz arada
Küntü kenze mazhar olur sâdık-ı merdâneler..


Cehennem Cennetin ötesinde KüLLî ŞEYyin iğreti-geçici mevCÛDLuğu-gölgeliği ortadan kalkınca Mülkün Sahibi TEKe TEK Olunca, Yaratan-Yaratılan, Ayrı-Gayrı KALmaz ARAda artık..
O, Sıddık MuhaMmedî MerdLer-İLK SÖZLerinin bu gün de ERLeri böylece, Hakikat-ı MuhaMmedîyyelerini BİLip-BULup-OLup-YAŞAyıp-Şâhidi OLup da HATM-i MuhaMmedî EYyleyip Küntü kenze mazhar oLurlar hamd olsun!.
Ve İnsÂN AKLıyla BİLİnemezlik KEVNiYyet KENZinde var-yok, yok-var OLup giderler..


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: ALLAH celle celâluhu: “Küntü kenzen mahfiyyen Fe ahbebtü en u’refa fe halaktü’l-halka Li ya’rifânî: Ben kenz-i mahfi-gizli bir hazine idim. Bilinmek istedim, mahlukatı yarattım.” buyurdu.

Bu Hadis-i Kudsînin kaynakları şöyledir:
1. Ed-Dürerü’l-Müntesire, Celalettin-i Suyuti,125
2. El-Esraru’l-Merfua, Aliyyu’l-Kâri, 273
3. Aclunî , Keşfu’l-Hafa, Aclunî, 2:133
4. El-Fetevâ, El-Halîlî, 1:72
5. Mesnevi, Celâleddin-i Rumî, 5:104
6. Divan-ı Mevlânâ Câmî, 37
7. Divân-ı Niyaz-i Mısrî, 2
8. Divân-ı Şeyh Ahmet Cezerî, 1:190
9. İşârâtu’l-İ’câz, Bediüzzaman Said Nursi, 23..


Resim

İşiden innî ene’llâhdan hıtâbı dem-be-dem
Sem‘ine girmez anuñ hiç gayrıdan efsâneler..


Şu İmkânLa KULLuk İmtihÂNı ÂLEMine Muhataç-Mecbur-Me’mur-Mahkum bir “ben”cikle gelip, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’i DUYup UYan HâLis-MuhLis-Sıddık-ÂdiL MuhaMmedî EREN ERLeri oLarak gerçek “BEN”in KİM Olduğunu yavaş yavaş Kur'ÂN-ı KerîmLe NEFSini Tâlim-Terbiye ederek “İnnenî enallâhu” Hükmünü işitir ve artık “HAKk”tan başkaca bir sese kulak verip anlatılan efsÂNeleri duymaz ve uymaz o düzmeclere..

إِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدْنِي وَأَقِمِ الصَّلَاةَ لِذِكْرِي
Resim---İnnenî enallâhu lâ ilâhe illâ ene fa’budnî ve ekımis salâte li zikrî: Muhakkak ki ben, yalnızca ben Allah'ım. Benden başka ilâh yoktur. Bana kulluk et; beni anmak için namaz kıl.” (TâHâ 20/14)

Resim

Gizli râzı gün gibi fâş eyler ol bî-ihtiyâr
Gün gibi günden ‘ayân olup gelen hum-hâneler..


MuhaMmedî Ârif-i BiLLAH olan bu yüce bahtlı kişiler, llerinde olmadan MuhaMmedî hasbî Hizmet gereği ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Adına Hesabına ve Şerefine GİZLi SıRRları gün gibi orataya döküp açığa çıkarırlar..
Onların MuhaMmedî KalBLeri AŞKuLLahın AŞK Şarabı Küpleridir ki, dammlasını içienler Hakikat-ı MuhaMmedîyyelerini, güneşli gün gibi hatta daha açık-seçik gösterirler YÜZlerinde-SÖZlerinde-ÖZlerinde ve’s- SeLÂMm!.


Resim

Mahrem-i Zât-ı İlâhîsin bugün hakka’l-yakîn
Ey Sinân Ümmî ne bilsün sırrıñı bî-gâneler


EYy MuhaMmedî HaKk Âşığı Sinânı Ümmî BaBam kaddesallahu sırrahu,
Sen bugün ZÂTuLLAH’ın Hörmete değer GİZLi Sırrlarının Sahibisin, bizzât ve hakka’l-yakîn.. Ancak; KİMliğinden BİLgisiz, Hakka ve Hayra İlgisiz şu Dünyaperestler nasıl-nerden BİLsinler senin MuhaMmedî-Subhânî SıRRLarını..


Hakka’l-yakîn: Kalb ile sezilip bizzât duyulan ve basîretle müşâhade olunarak yaşanmak sûretiyle hasıl olan bilgi mertebesidir. Bu bilgi yakîn ifâde eden bilgilerin en yüksek mertebesini teşkil eder. Bu yüzden "tatmayan bilmez" ve de “BİLen Demez, Dİyen de BİLmez” denilmiştir. Hakka'l-yakîn mertebesine ulaşan kimselere Ehl-i Mârifet, MuhaMmedî Mârifet Sahibi Ârif denir. Bunların elde ettikleri bilginin sözle ifâdesi güçtür.

Bazı müfessirlere göre Kur'ân'ın şu âyetleri ilmin bu mertebesine işâret etmektedir:

إِنَّ هَذَا لَهُوَ حَقُّ الْيَقِينِ
Resim---İnne hâzâ le huve hakku’l- yakîn (yakîni).: Muhakkak ki bu (anlatılanlar), elbette o (verilen haberler), Hakk’ul yakîn’dir (yakîn olan haktır, kesin olarak gerçektir).” (Vâkı'a 56/95)

وَإِنَّهُ لَحَقُّ الْيَقِينِ
Resim---Ve innehu le hakku’l- yakîn (yakîni).: Ve muhakkak ki; O (Kur’ân), gerçekten Hakk’ul yakîn’dir (kesin olarak Hakk’ı bilmektir).” (Hâkka 69/51)


Resim

Temâşâ: f. Hoşlanarak bakmak. Seyretmek. Seyre çıkmak. Gezmek. İbretle bakmak.
Şâhâne:Şah gibi, şaha yakışır bir surette.
Ma‘nisi: Mânâsı.
Dürdâne: TEK İnci.
Râz: f. Gizli sır, saklı şey.
Faş etmek (f, t): Açıklamak, meydana çıkarmak.
İhtiyâr: İstek, arzu. Razı olmak. Katlanmak. Seçmek. Tensib etmek. Seçilmek.
Bî-ihtiyâr: İstek dışı..
Humûr (a): Sarhoşluğun verdiği sersemlik ve baş ağrısı.
Humhâne: Meyhane. * Şarap küplerinin konulduğu yer. * Tas: Âşığın kalbi.
Mahrem: Birisinin hususi hâllerine ait hürmete değer gizli sır.
Bîgane: İlgisi olmayan veya ilgilenmeyen, kayıtsız, aldırmaz, alakasız, lâkayıt.
Temâşâ: f. Hoşlanarak bakmak. Seyretmek. Seyre çıkmak. Gezmek. İbretle bakmak.
Seb‘u’l-mesânî: İki defa nazil olan ve yedi âyetten ibaret bulunan Fâtiha Suresi. * Mükerrer okunup tekrarlanan.
Mâsivâ: Ondan gayrısı. (Allah'tan) başka her şey hakkında kullanılan tâbirdir) Dünya ile alâkalı şeyler.
Gavvâs: Çok gayretli. Çalışkan. * Suya dalan. * İnci arayan dalgıç.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 17 Haz 2015, 21:41 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
Resim GayBî GÜNeŞ'in NÛRu..

40.ıncı ŞİİR

<= Resim =>

Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün


‘Ârifiñ kalbinde her dem ‘alleme’l-esmâsı var!.
‘Âşıkıñ kalbinde her dem ma‘şûkuñ sevdâsı var!.


MuhaMMedî ÂRifin tÂRifidir ki, TüMM EsmâuLLAHın ÖZ ANA kARTında ZÂTen YÜKLü OLduğuna Kâni’dir ve HÂL-i HAZIR HIZIRıdır!.
Bu DÜN-yâ DEnİlen ÇiLLe çÖLÜnde MuhaMMedî ÂŞIKın KALBinde-Şah damarında dÂİMa SEVgİLinin SıRR-ı SıFıR SEVdÂsı var!.


وَعَلَّمَ آدَمَ الأَسْمَاء كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلاَئِكَةِ فَقَالَ أَنبِئُونِي بِأَسْمَاء هَـؤُلاء إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ
Resim---Ve alleme âdeme'l-esmâe kullehâ summe aradahum ale'l-melâiketi fe kâle embiûnî bi esmâi hâulâi in kuntum sadikîn: ALLAH Âdem'e bütün isimleri, öğretti. Sonra onları önce meleklere arzedip: Eğer siz sözünüzde sâdık iseniz, şunların isimlerini bana bildirin, dedi.
(Bakara 2/31)


Resim

Sırrına hâlen tecellî eylemiş ol pâdişâh
Ehl-i vahdet ehl-i vuslat zevkınıñ ra‘nâsı vaRr!.


SıRR-ı SıFıR Sırat-ı MustaKÎMine Şe’ÂNuLLAHta şu ÂN ve HÂLen TeneZZüL-ü TeCELLî EYyLemiş ki oL ŞÂHu’L- ŞÂH..
şİMdi Şu ÂNda, ŞE’ÂNda BUrası BURSA’sında VAHdette VuSLât EHLinin ZıTLar ZeVKinin Letâfetü’L- Lâtif OLan HÂL-i HAZIR HOŞşLuğu vaRr!.


Resim

KâmiL insân on sekiz biñ ‘âlemi câmi‘-durur
‘Âlemiñ kalbinde her dem âyet-i kübrâsı var!.


MuhaMMedî KâmiL-ü-ÂRiF OL KİMsedir ki, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in ONSEKiZ bİN ÂLem SıRRına CEMm’ü’L- CEM ve de CÂMi’dir el ÂNn!.
“ÂLEMde OLan ÂDEm’in KALBinde”dir SIRRınca, AHadiYyet Âyet-i Kübrâsı AHMEdiYYet ÂŞıKı’nda mEŞK HÂLindedir, HÂL-i HAZIRda HAKk ERENLer ERdeMinde HAYy Dostt!.


تُسَبِّحُ لَهُ السَّمَاوَاتُ السَّبْعُ وَالأَرْضُ وَمَن فِيهِنَّ وَإِن مِّن شَيْءٍ إِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدَهِ وَلَكِن لاَّ تَفْقَهُونَ تَسْبِيحَهُمْ إِنَّهُ كَانَ حَلِيمًا غَفُورًا
Resim---Tusebbihu lehu’s- semâvâtu’s- seb’u ve’l- ardu ve men fîhinne, ve in min şey’in illâ yusebbihu bi hamdihî ve lâkin lâ tefkahûne tesbîhahum, innehu kâne halîmen gafûrâ (gafûran).: 7 kat gökler ve yeryüzü ve onlarda bulunanlar, O’nu (Allah’ı) tesbih ederler. O’nu hamd ile tesbih etmeyen bir şey yoktur. Ve fakat onların tesbihlerini siz fıkıh edemezsiniz (anlayamazsınız, idrak edemezsiniz). Muhakkak ki O; Halim’dir, Gafûr’dur (mağfiret edendir). (İsrâ 17/44)

El Halîmü :
Resim

El Gâfuru:

Resim

Resim

Gerçek erler hak yolında var!.lıgın eyler fenâ
Sâlikiñ kalbinde hakdan gayrınıñ ifnâsı var!.


EzeL-EBed gERçek MuhaMMedî ERLer, HAKk TeÂLÂ YOLunda, KULLUk İmtihÂNı gEReği İğreti-İzâfî-gölge ve de ÖLümLü “bEN”Liğini YOKk Farz eder ve görevini yapmasını BEKLer!.
SubhÂN ALLAH celle celâlihu YOLundaysa KALBinde HAKk TeÂLÂ’dan AYRı-gAYRısınısın mutlaka YOK edilmesi LÂzım ve LÂyıklığı OLmazsa OLmaz Şartı vaRr!.


Resim

‘Âr ider ‘âriflere baş egüben hak görmege
Dahl ider dahhâlı gör nâ-hak yire da‘vâsı var!.


Ne acaâb şeydir şu ki, hAMM AKILLı Nefistperestlerin İŞLeridir ki, VARıp bir MuhaMMedî ÂRiF GÖNLüne Baş eğip-TESLiM OLup HAKk’ı HAKkLa GÖRmeye ÂR EDer ve güyâ utanır!.
Bir de üstüne üstlük, MuhaMMedî ÂRiFLere dahL edip-i’tiraz, edip, ayıplayıp, töhmet eder haksız yere ve hatta artırır da artırır çünkü, dünyâya tapıcılık DA’v’ası var AKLında fikrinde ŞeytÂNlığında!.


Resim

Dersini İblîsden alup küfrini îmân sanur
Münkiriñ kalbinde nakş olmış kurı gavgâsı var!.


Hakka, ŞeRr Elbisesi Giydiren İBLİSten ALmıştır i’tiraz dersini ve ASLa HAKk’a RIZA göstremez!. Küfrünü İMAN ZANNeder de Uğruna can verir zavallı!.
Bu denli İnkÂRcının Kalbine İŞLemiştir KÜFRü ki, Ömür boyu süren kupkuru ve sonu HüsrÂN OLan bENliK Kavgası vaRr!.


Resim

Küfr ü îmân neydügin fehm eylemez yokdur necât
Fâsıkıñ kalbinde her dem İblîsiñ igvâsı var!.


MuhaMMedî TâLim ve TERbiyeden YOKsun OLan İnsan Nefsi;
MuhaMMedî İLİm-İrade-İdrak ve de İştirakten habersiz olunca KüFR nedir İmÂN nedir ANLayamaz ve bu yüzden de KURtuLuş YOLU Yoktur.. çünkü, NEFsinin KENDİsi KapatmıştırYOLunu!.
Böylesi Fâsıkın/ALLAH'ın emirlerine karşı zıt hareket eden, büyük günahı işleyen veya küçük günahta ısrar eden zavallının kalbinde her zaman İblîs’in igvâsı/ayartıp, azdırıp, baştan çıkarması vaRrdır!.


Resim

Vâhid ü Ferd ü Ahaddur dâ’imâ zikr itdügi
Zâkiriñ kalbinde her dem tevhîdiñ deryâsı var!.


ÂLemde, el Vâhidu – ARAKESitte, el Ferdu – ZÂTında, el Ahadu ALLAH celle celâlihudur ki, her DÂİm Zikrettiği ş’OL KİMselerin ki ONLar;
KALBlerinde her ÂNda- her DEMde TEVHiDuLLah ZİKrinin DERyâsı OL-ÂN MuhaMmedî Zâkirlerdir!.


El Vâhidu:
Resim

El Ferdu:
Resim

El Ahadu :

Resim

Resim

Hamdü li’llâh çok şükür ihsânına yokdur ‘aded
Şâkiriñ kalbinde her dem şükr ider Mevlâsı var!.


El Hamdü li’llâhi RaBBi’L- ÂLEMîn ki, çok şükür RABBımız TeÂLâ’mızın İlelebed İhsÂNının bir adedi-sayısı yoktur ve SONsuzdur!.
Çünkü ŞÜKR Eden MuhaMMedî Şâkirin-Şükredicinin KaLBinde, Şükrüne ŞÜKR eden Eş Şâkir –u- el Mevlâsı vaRrdır!.


El Mevlâ:
Resim

Eş Şâkiru :

Resim

Resim

Hikmeti vü kudreti çok Hâlik-ı Yezdânımıñ
Münkiriñ kalbinde lâsı mü’miniñ illâsı var!.


Yüce Yaratıcımız el Hâlik-ü- Yezdânımızın zâhir-bâtın, somut-soyut Hikmeti ve Kudreti çoktur..
Ne Çâre ki İnKÂRcının OLamz ki OLmaz “LÂ!.”sı vaRrdır ve HizbuşşeytÂN YOLcusudur!. MuhaMMedî Mü’minlerin ise “iLLâ”sı var!. Ve HizbuLLAH celle celâlihu YOLcusudur!.



El Hâliku :
Resim

El Hallâku :

Resim

Resim

Âşinâsından haberdâr olmayup gussa çeker
Zâhidiñ kalbinde her dem cennetiñ ferdâsı var!.


Şahdamarından da AKReBasından-Tanıdığından-Âşinâsından haberi yok ki durmadan gam-keder-tasa çekmektedir!.
Oysai her Nefeste Zühd-ü Takv İçinde OLan MuhaMMedî Zâhidin kalbinde ise, her dem ceNNetlerinde ferdâsı/sonrası-ötesi Vâhidu’l- Kahhâr ALLAH celle celâlihu vaRrdır!.


Resim

Gün gibi âşkâredür ‘âşıklara tevhîd-i zât
Kulle-i Kâf üzre turmış âdemiñ ‘Ankâsı var!.


Gün gibi, Güneş gibi, açıkça ortada, ayan-beyândır ki, MuhaMMedî ÂŞIKlar için ZÂTuLLAHın Vahdaniyyet ve Ahadiyyet TEVHİDi Var Hamd OLsun!.
Kâf Kalesi olan BEDENi üstüne oturmuş ÂDEMoğlu İnsÂNın, cÂNda CÂNÂNı Şahdamarından da AKRABası ANKA KUŞudur ve Yakınıdır!.


Resim

Mü’miniñ mir’âtı mü’mindür beli hakka’l-yakîn
Ol Muhammed Mustafânıñ nûrınıñ ebhâsı var!.


Onların Hakka’l- Yakîn Olan MuhaMmedî Hakikatı o dur, kesindir ve bellidir ki, MuhaMMedî Mü’miniñ AŞK AYNası yine MuhaMMedî Mü’mindir EL ELe, EL YEDuLLaha kadar!. Kâinât ise, MuhaMMedî KâmiLin KALBidir güLce..
Elbette öncesinde şÂNı Yüce MuhaMMed Mustafâ aleyhisselâmın NÛRunun; gökçek, şirin ve lâtif olan kıymet, değer, bedel ve bahâsı vaRrdır!.


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “ Mü’min Mü’nin AYNasıdır.” buyurdu.
(Ebu Davud, Edeb, 49; Tirmizî, Birr, 18)

Resim

Hakka’l- Yakîn o ki;

Kalbi, HAKK'ın karargâhı olan Nefs-i Mülhime, can kulağıyla duyduğu bu ilâhî ilhâmlara derhâl uymaya can atar. Terakki ve tekemmül için her şeyini ve gücünü ortaya koyar.
Rabbânî, Kur'ânî, MuhaMMedî ve fıtrî ilhâmlar coşturdukça ilme'l-yakinden ayne'l-yakine doğru naz ve niyâz nehirleri gibi her zerresi ile başsız ayaksız koşar... Hakk Âşıkların gözyaşı budur...

İlmu’l-yakîn: İLimle BİLmek,
Aynu’l –yakîn: Gözle görerek BİLmek,
Hakku’l- yakîn: Her şeyi ile BİLmek, vakıf olmak demektir.


Murakabe yaparken evliyâda bazı hallerin hasıl olmasına (İlmu’l- yakîn) denir. Kalbde bir ışık parlamasına (Aynu’l- yakîn) denir. Allahü teâlânın ahlâkı ile ahlâklanmaya da (Hakku’l- yakîn) denir. (Mektubat-ı Dehlevî)

Tasavvuf ehlinin, eserden müessiri, yani işi görerek, bunu yapanı keşf ile anlamasına (İlmu’l- yakîn) denir. (Mektubat-ı Rabbanî c.3, m.39)

Cennete ve Cehennemin varlığı yakîn olarak bilinirse, buna (İlmu’l- yakîn), meleklerin bildiği gibi, bizzat müşâhede edilerek görülürse, buna da (Aynu’l- yakîn) denir. Dünyada yapılan kötü işlerin âhirette karşılığının Cehennem olduğu, böyle ilm-i yakîn ile bilinir. Tekâsür sûresinde meâlen “İlmu’l- yakîn ile bilseydiniz, Cehennemi elbette görürdünüz” buyuruluyor. Peygamberler, ilm-i yakîn ile Cenneti, Cehennemi ve âhiret hallerini bilirler. Bu bilgilerine (İlmu’l- yakîn) denir. (Gazalî, Mükaşefetü’l- kulub)

Kur'ÂN-ı Kerîmimizde YAKîN BİLiş ve gereğini YERine getiriş:

وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ
Resim---Va’bud rabbeke hattâ ye’tiyeke’l- yakîn (yakînu).: Ve yakîn sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et.(Hicr 15/99)

كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقِينِ
Resim---Kellâ lev ta’lemûne ilme’l- yakîn (yakîni).: Hayır; eğer siz kesin bir bilgiyle bilmiş olsaydınız,(Tekâsur 102/5)

لَتَرَوُنَّ الْجَحِيمَ
Resim---Le terevunne’l- cahîm (cahîme).: Andolsun, o çılgınca yanan ateşi de elbette görecektiniz.(Tekâsur 102/6)

ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيْنَ الْيَقِينِ
Resim---Summe le terevunnehâ ayne’l- yakîn (yakîni).: Sonra onu, gerçekten yakîn gözüyle (Ayne'l Yakîn) görmüş olacaksınız.(Tekâsur 102/7)

إِنَّ هَذَا لَهُوَ حَقُّ الْيَقِينِ
Resim---İnne hâzâ le huve hakku’l- yakîn (yakîni).: Şüphesiz bu, kesin bilgi ifade eden bir gerçektir (Hakku'l-Yakin).” (Vâkıâ 56/95)

وَإِنَّهُ لَحَقُّ الْيَقِينِ
Resim---Ve innehu le hakku’l- yakîn (yakîni).: Ve şüphesiz o, kesin bir gerçektir (hakku'l-yakîn).” (Hâkka 69/51)


Resim

Dir Sinân Ümmî bizüm maksûdumuz Hûdur hemân
Anuñ-içün gayrısından kalbiñ istignâsı var!.


Sinân Ümmî kaddesallahu sırrahu DER ki, dâimâ “Lâ İlâhe İLLâ Huu!.”dur maksadımız,
Onun için HAKKTeÂLÂ’dan gayrısından KALBimizin İstignâsı/Cenâb-ı HaKk'tan başka kimsenin minneti altına girmemek AZMimiz vaRrdır hamd olsun!.


Resim

Ma‘şûk: Aşk ile sevilen, sevgili.
Ra‘nâ: İyi, güzel, hoş, lâtif. Pür ve revnak olan.
Câmi’: Cem'edici, toplayıcı, içine alan. * Cem'etmiş, toplamış bulunan, hâvi ve muhit olan. * Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtu Vesselâm bütün evvel ve âhir güzel isim ve ahlâkı kendisinde cem'ettiğinden dolayı ona verilen bir isimdir.
Kübrâ: (Ekber'in müennesi) Büyük, daha büyük, en büyük.
Sâlik: (Sülûk. dan) Bir yolda giden. Belli bir yol tutup giden. * Bir tarikat yolunda olan.
Dahl: Karışma, girme. * Nüfuz, te'sir. * Vâridat. * İrâd. İtiraz, ta'riz. * Ayıp, töhmet.
Dahhâl: çok müdahale eden, karışan.
Nâ-hak: Haksız.
Necât: Kurtuluş, selâmet.
Fâsık: (Fısk. dan) Günahkâr. Hak yolundan hâriç olan. Allah'ın emirlerine karşı zıt hareket eden. Büyük günahı işleyen veya küçük günahta ısrar eden kimse.
İgvâ: Ayartmak. Azdırmak. Baştan çıkarmak.
Ferd: Tek, bir, yekta. Eşi, benzeri olmayan. Bîhemta olan
Şâkir: Allaha şükreden. Hâlinden memnuniyetini bildiren.
Yezdân: f. Cenab-ı Hak.
Münkir: (Nekr. den) İnkâr eden, kabul etmiyen, hakikatı tasdik etmiyen, dinsiz.
Âşinâ: f. Mâlumatlı, haberli olan. Arif. Bilgili. Mâlik. Tanıdık. Yabancı olmayan.
Gussa: Keder. Tasa. *Gam.
Ferdâ: f. Yarın. Bugünden sonraki gün. * Arabçada: Bir olarak. Tek olarak.
Ferdâ-yı CeNNet: CeNNetten sonrası..
Âşkâre: f. Belli, meydanda, açık. Bedihi. Âşikâr..
Kulle: (C.: Kulel) Doruk, dağ tepesi, zirve. * Kule.. KALe..
Ankâ: İsmi olup cismi bilinmeyen bir kuş. Çok büyük olduğu anlatılır. Zümrüd-ü Anka ve Simurg gibi isimlerle de anılır.
Mir’ât: Ayine. Ayna.
İstignâ: Cenab-ı Hak'tan başka kimsenin minneti altına girmemek. * Gönül tokluğu. Elindekini kâfi bulmak. Zenginlik istememek. Muhtaç olmayıp zengin olmak. * Nazlanmak. * Azamet ve tekebbür etmek.

EBHÂ:

أبها

Suudi Arabistan’da Asîr eyaletinin merkezi.

Vâdilebhâ’da yer alır; Serât dağlarının doğu tarafında ve deniz seviyesinden 2200 m. yükseklikte kurulmuştur. Hemdânî bölgeyi anlatırken Asîr kabilesinin yaşadığı yöre olduğunu söyler ve Zülkarneyn’in kabrinin burada bulunduğundan bahseder. Yıllık yağış ortalaması 30 cm. kadardır. Tarih boyunca kuyu ve sarnıç sularıyla yapılan tarımda çok güzel ürünler elde edilmiştir; bugün de başta hurma olmak üzere buğday, arpa, kahve, tütün ve narenciye yetiştirilir. Arabistan’ın güney tarafları ile diğer bölgelerine giden yolların kavşağında bulunan Ebhâ şehri Tâif, Cîzân, Bîşe, Teslit, Cidde ve Sabyâ’ya modern yollarla bağlanmıştır. Etrafında yer alan Osmanlı dönemine ait çok sayıdaki kale, Ebhâ’nın önemle korunan bir yer olduğunu göstermektedir. Zaman zaman tamir gören ve bugün de askerî amaçlarla kullanılan bu kalelerin başlıcaları, şehir merkezine yukarıdan bakan Şemsân, Ebû Hayâl, Dak ve Zira kaleleridir. Çevrede bunlardan başka yine Osmanlı dönemine ait birçok hendek, istihkâm ve askerî yapı daha vardır. Dağlık olan Ebhâ bölgesinde Sevde, Delegân, Kar‘â, Cere, Ebû Hayâl ve Hadbe gibi dinlenme yerleriyle modern parklar ve 40 km. mesafedeki Cüreş şehri çevresinde İslâm öncesi döneme ait eserler bulunmaktadır.

Ebhâ şehri ve Asîr bölgesi tarih boyunca Yemen, Hicaz, bazan da Mısır’a tâbi olmuş, İhşîdîler ve Fâtımîler zamanında Mısır’a, Ziyâdîler, Hemdânîler, Eyyûbîler, Resûlîler ve Osmanlılar zamanında Yemen’e, I. Dünya Savaşı’ndan sonra da bir ara Abdülazîz b. Suûd’un hâkimiyetine girerek Necid’e bağlanmıştır.

XVI. yüzyılda Yemen ile birlikte ilk defa Osmanlı Devleti topraklarına katılan dağlık Asîr bölgesinin merkezi o dönemde de Ebhâ idi. XVIII. yüzyılın sonlarında Vehhâbî hareketinin Güney Arabistan’a doğru yayılması üzerine Osmanlı Devleti bu fikirlere ve savunucusu olan Suudi gücüne şiddetle karşı çıkarak siyasî etkinliğini sürdürebilmek için Asîr bölgesinde birçok askerî harekâtta bulundu. Önce Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa bu işle görevlendirildi. Ancak 1818-1837 yılları arasında Mısır’dan gönderilen çeşitli kuvvetler fazla bir başarı elde edemediler, 1840’ta da Londra Mukavelesi gereğince Arabistan’dan tamamen çekildiler. Bunun üzerine Bâbıâli 1844’te doğrudan İstanbul’dan küçük bir kuvvet yolladı. Bu arada Suûdîler’in desteklediği Âiz b. Mûsâ Osmanlı yönetimine karşı daha büyük bir isyan başlattı ve bazı mevkileri ele geçirerek Hudeyde’yi kuşattı; ancak ölümü üzerine kuşatma sonuçsuz kaldı. Fakat yerine geçen oğlu Muhammed isyanı daha şiddetli bir şekilde sürdürdü ve hatta Yemen’e de saldırarak bazı kaleleri zaptetti. Osmanlı Devleti isyanı durdurabilmek için Muhammed b. Âiz’e emîrü’l-ümerâ pâyesiyle Asîr kaymakamlığını verdiyse de (1866) Muhammed 1869’da tekrar ayaklandı ve Türk kuvvetlerini Asîr’den çekilmeye mecbur etti. 1871 yılında Arap yarımadasının tamamını yeniden kendine bağlama hareketine girişen Osmanlı Devleti, Necid ve Lahsâ taraflarında olduğu gibi Asîr bölgesinde de Redif Paşa ile Gazi Ahmed Muhtar Paşa’nın kumandasında büyük bir askerî herekât.



_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 03 Tem 2015, 11:54 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
Resim ÜMMî GÜNeŞ'in NÛRu..

41.inci ŞİİR

<= Resim =>

Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Kalb içinde buldugum [hep] evliyânıñ sırrıdur
Hamdü li’llâh çok şükür hem Mustafânıñ nûrıdur..


Benim bu hayatta KULLuk İmtihÂNım sonUÇunda Kalbimin köşesinde BULduğum ve Elimde kalan ALLAH Dostları-VeLîYyuLLAH SıRRıdır.
ALLAHu Zü’L- CELÂLe hamd olsun ve çok şükrederim ki bu ASLının fASLı NÛR-u MuhaMMed Mustafâdır.. aleyhisselâm..


Resim---Câbir bin Abdullah (radiyallahu anhu)’dan: “Yâ Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)! Anam babam sana fedâ olsun, ALLAH’ın en evvel yarattığı şeyi bana söyler misin?” dedim.
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Yâ Câbir! eşyâdan önce, kendi nûrundan (Nûrullah) senin Peygamberinin nûrunu yarattı.” Ve şöyle buyurdu: “ O nûr ALLAH’ın kudretiyle dilediği yerlerde devredip gezerdi. O zaman ne levh, ne kalem, ne cennet, cehennem, ne melek, ne gök, ne güneş, ne ay, ne cin ne de ins var idi.” Ondan sonra buyurdu ki: “ ALLAH Tealâ mahlûkatı yaratmak istediği zaman, o nûru taksim edip 4 parça yaptı: İlk parçadan kâlemi yarattı. İkinci parçadan Levh’i yarattı. Üçüncü parçadan Arş’ı yarattı. Dördüncü parçayı taksim edip dört parça yaptı: İlkinden gökleri yarattı. İkincisinden yeri yarattı. Üçüncüsünden cennet ve cehennemi yarattı. Dördüncü parçayı yine taksim edip dört parçaya ayırdı: Birincisinden mü’minlerin gözlerinin nûrunu yarattı. İkincisinden kalblerinin nûrunu yarattı ki o, ALLAH’ı bilmedir. Üçüncüsünden dillerinin nûrunu yarattı ki o da Kelimeyi Tevhiddir....” ''
(İmâm Ahmed, Müsned IV-127; Hâkim, Müstedrek II-600/4175; İbni Hibban, El İhsân XIV-312/6404)


Resim

Dersiñi hatm eyledüñ diyü işâret eyleyen
Oldur ol mahbûb-ı ‘âlem cümleniñ ol varıdur..


İLLiyyinden Esfeline URUCtan, Rsfelinden İLLiYyine RüCÛ’ Mi’RÂCı DERSininin TAMAMlama Hakikatına ULAŞıp HATMettin diye işâret buyuran da bizzât Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimdir ki, kendisi tÜMM ÂLEMlerin VAR OLUş-MevCÛDLuğuna Sebeb ve SEVgilisidir hamd olsun SALât-ü-SELÂM OLsun!.

Resim

Zulmet-i nefsiñ ‘azâbından beni şâz eyleyen
Cân u dilden evliyâya göñlümüñ ikrârıdur..


Fakriyet-Acziyyet-ZiLLet ve İLLet İÇİndeki ve NEFsimin Hevâ-Heves çıkmazı karanlığının azabıdır ki, ANLAtılamaz eziyet, sıkıntı ve şiddetli elemlerinden.. OLsun!.OLmasın Bataklıklarından kurtarıp “OLÂN sAHiLi”ne ÇIKaran HAKK Dostu MuhaMMedî VelîYyuLLAHın cÜMMLesine bu sözüm, CÂNdan GÖNÜLden bir KaLBimin Hakkı itiraf etmesidir..

Resim

Kim bu sırra irmese insân gelür hayvân gider
Cûş iden âb-ı revân bu zikrimiñ envârıdur..


Kim ki bu ÂLEMe İnsan suretinde AKLı VARken bu ÂLEMe GELir de, “İNSÂNLık SıRRı”na ERmeden HesÂB ÂLeMine giderse hayvân gider bel ki de daha DALLun-Sapıkk gider..
Şu OKUduğunuz İÇimden COŞup Fışkıran Çağlayan ŞeLLÂLEr ki, fâziLet feyazÂNı ki ARZdan ARŞa ZikruLLAHımın MuhaMMedî NÛRLarıdır hamd OLsun!.


Resim

Evliyânıñ himmeti kıldı fenâ-ender-fenâ
Tevhîd-i zât-ı İlâhî göñlümüñ mi‘mârıdur..


HAKK Dostu MuhaMMedî VelîYyuLLAHın cÜMMLesinin himmeti beni öylesine Eritip Buharlaştırdı ki SIRR-ı SIFIRımı YAŞAdım, gerçek “VAR OLAN” OLÂNın ALLAHu Zü’L- CELÂLe ve NÛRULLAH olduğu Hakikat-ı MuhaMMediyyesine kavuşturdu.
Ve de TÜMü de benim sandığım dünya hayatındaki gelip geçici iğreti-izâfi “bEN”liğimden SıRR-ı Sıfır KURTULuş HÂLİne erdirdi. ZÂTuLLAH TEVHİDİne mutmâin İNANcım ve YAŞAyışımın SON-Uçunda Hamd-ü-Şükrederim ki RaBBImTeÂLÂ’ma Şahdamarım olan GÖNLümü İMÂR ve tÂMiR edip ZÂTInın Kerem KÖŞKü EYyLedi!.


Resim

Hamdü li’llâh çok şükür togdı sa‘âdet şems ü mâh
Bir kula kılsa hidâyet dâ’imâ nasrânîdür..


ALLAHu Zü’L- CELÂLe hamd olsun ve çok şükrederim ki, GÖNLüme MuhaMMedî Teslimiyetin sâadet AşkuLLah Ayı doğdu ve ZÂTen ALLAHu Zü’L- CELÂL, her hangi KULUna Hidâyet EYyLese o kuluda Dâimâ MuhaMMedî Hasbî Hizmet Eri OLur HAKk TeÂLÂ’nın HALKına her ÂN HAKk TeÂLÂ’nın Nusratını İlhî Yardımın aktrırdurur!.

Resim

Küfr ü zulmet perdesinden kurtılaldan cânımız
Dir Sinân Ümmî şükür her dem diliñ tekrârıdur..


Sinân Ümmî BaBam kaddesallahu sırrahu der ki,
NAKLuLLAHa ULAŞamamış AKLın kendinde var olan TEVHİDini ÖRTmek-KÜFRünün “benlik PeRDE”sinden ve kendi karanlığından kurtulalıberidir ki, CÂNımızın İşi Gücü her dâim ve hiçdurmadan ve sürekli Şükr-ü DÂİm tekrarıdır Zerre ve Kürrelerle BİZ BİR-İZde Hayy dostt!.



Resim

Zulmet: Karanlık. * Mc: Sıkıntı.
Şâz: (Şâzze) Kaide hârici olan. Umumi nizamdan ayrılmış olan, müstesna bulunan.
Azab: Eziyet. Büyük sıkıntı. Şiddetli elem.
İkrâr: Açıktan söylemek. Kabul ve tasdik etmek. Hakkı itiraf etmek. Karar vermek. Mukarrer kılmak.
Cûş: f. Coşmak, kaynamak. Taşmak. Deprenmek.
Âb-ı Revân: Akar su. * Kalpteki ferahlık.
Envâr: (Nur. C.) Nurlar, ışıklar, aydınlıklar. Maddi veya mânevi karanlıktan kurtarmaya vâsıta olanlar.
Himmet: Kalbin bütün kuvveti ile Cenab-ı Hakk'a ve sâir mukaddesata yönelmesi. Kalb isteği ile gösterilen ciddi gayret. * Allah indinde makbul ve mübârek bir kimsenin mânevi yardımı ile birisini koruması, yardım etmesi. * Tabiî şevk ve meyil ve heves. * Lütuf, yardım.
Fenâ ender fenâ: “KULun, kendinin sandığı dünya hayatındaki gelip geçici iğreti-izâfi “bEN”liğinden SıRR-ı Sıfır KURTULuş HÂLİ”dir.


Evliyânıñ himmeti kıldı fenâ-ender-fenâ
Tevhîd-i zât-ı İlâhî göñlümüñ mi‘mârıdur..


FeNÂ ENder ->fENÂ..: ->ANLadığım şu ki;



Resim
biRr dAMLa YAŞ >GÖZümdeki
ÖZ-üme >ÖZet >ÖZümdeki
>HAKk ÂŞIKLara >ARmagÂNn
SıRR-ı SIFIR -> SÖZ-ümdeki!.


ZEVK 6908

NEFSin BİLen ->RABBın BİLen ->“ENÂLLAH”ın ->“EN”sına
->ULAşır!. da ->“bEN!.” diyemez!. ->“FeN ENder fEN”sına
“KÛN ->feyeKÛN!”dur hER NEFes
->RABB’a ->KUL >KATıLır hERkes
->“R E S Û L U L L A H SîNeSî”Nde ->SIRR-ı SIFIR SENÂsı”na!..


03.07.15 ->01:51
brsbrs..tktktrstkkmdsAHurr!.



NEFSin BİLen >RABBın BİLen
->“ENÂLLAH”ın ->“EN”sına..
>ULAşır da>“bEN!.” diyemez!.
->“FeN ENder ->fEN”sına!..:

FeNÂ ENder ->fENÂ.:SEBEBLErin SON-UÇ'u.. ki;


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz: “Men arefe nefsehu fekad arefe RaBBehu: Nefsinin Bilen RABBini BİLir ” buyurmuştur.
(Aclunî, Keşfü’l-Hâfâ II/343 (2532)

RaBBu’L- ÂLEMîn’im ki ->AKREBÂm-YakÎnim (MERKEZde):

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ
Resim---“Ve lekad halaknel insâne ve na’lemu mâ tuvesvisu bihî nefsuh(nefsuhu), ve nahnu akrebu ileyhi min hablil verîdi: Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız.”
(Kaf 50/16)

ve ALLAHu zü’L- CeLÂL’im ->“EnÂLLAH!. (MUHİTte)”:

إِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدْنِي وَأَقِمِ الصَّلَاةَ لِذِكْرِي
Resim--- “İnnenî ENÂLLAHu Lâ iLâhe illâ ENÂ fa’budnî ve ekımis salâte li zikrî: Muhakkak ki BEN, YALNIZCA BEN ALLAH'ım. BENden başka EL İLÂH yoktur. BANA kulluk et; BENi anmak için namaz kıl!.”
(TâHâ 20/14)

Fenâ, yokluk, hiçlik ve geçici olmaktır. Bekâ ise kalıcı ve daimî olmaktır. Fenâ kötü sıfatların ortadan kalkması yok olması, bekâ da iyi sıfatların kalmasıdır. Kötü fiilleri terk eden kimsenin şehevî ve nefsanî arzuları fenâ bulmuş, ihlâs ve hüsn i niyyet bâkî kalmış olur. Dünyâdan kalbî râbıtayı koparan kimsenin kalbi, dünyâ tutkusundan fenâ bulmuş demektir. Dünyâ tutkusu ve kötü niyyetler fenâ bulunca fütüvvet ve doğruluk bâkî kalır..

Fenâ kulun fâiliyyet şuurunu kaybetmesi, "abd"in yerine fâil olarak ALLAH celle celâlihu'nun geçmesidir. Kulun fiilini görmemesi diye de ifâde edebileceğimiz; bu hâl'de, kulun yerine ALLAH celle celâlihu kâim olur; Allah görür, duyar ve tutar. Bu suretle Hadis-i Kudsîde;


Resim---ALLAH celle celâlihu: "Ben kulumu sevince onun gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum." Buyurmuştur.
(Buhârî, Rikak, 38)

Filin fâilini BİLen Nefs Kur'ÂN-ı Kerîmini OKUr: “Attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı!.” Âyetini ANLAr!.

Kul Yaratanı ALLAH celle celâlihu ile o kadar meşgul olur ki nihâyet "bEN-lik" şuûrunu kaybeder. O şuûrunun yerine yine ALLAH celle celâlihu geçer. Bu hâle;
Zikirle erişilirse buna: "El fenâ fi'l- mezkûr" denilir.
Muhabbetle erişilirse buna: "El fenâ fi'l- mahbûb" denilir.

Ki, Fenânın en yüksek derecesi: "fenâ ani'l- fenâ"dır. Bu da fenâ hâline erme şuûrundan da fânî olmaktır. Bu hâle "fenâ ender fenâ" hâli denilir ki:
“Kendinin sandığı dünya hayatındaki gelip geçici iğreti-izâfi “bEN”liğnden SSıRR-ı Sıfır KURTULuş HÂLİ”dir bu kargaşa ÂLEMinde..
Fenâ hâlindeki kul, bazı beşerî sıfatlardan kurtulursa da, beşeriyyet sıfatından tamamen çıkmaz. Böyle bir iddiâ yanlış olur ve kesinlikle küfrü gerektirir.
MuhaMMedî Şuûrdaki KUL, YAKÎN GELenedek KULLuğuna ALLAH celle celâlihu’nun KULU-Abduhu ve ResûLü-Resûluhu İZİ-nde devâm eder İnşâe ALLAHu TeÂLÂ:


وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ
Resim---“Va’bud rabbeke hattâ ye’tiyeke’l- yakîn (yakînu).: Ve sana “yakîn” gelinceye (son yakîne, Hakk’ul yakîne, Allah’a kuL OLmaya ulaşıncaya) kadar Rabbine kul ol- Rabbine ibâdet et!.”
(Hicr 15/99)

Yâ RABBeNÂ TeÂLÂ!. KüLLî ŞEY SENin NÛRundur:

وَللّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَكَانَ اللّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُّحِيطًا
Resim--- “Ve lillâhi mâ fî's- semâvâti ve mâ fîl ard (ardı). Ve kânallâhu bi kullî şey’in muhîtâ (muhîtan): Ve, göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Ve Allah, herşeyi kuşatandır.”
(Nisâ 4/126)

KüLLî ŞEY’i Yaratan SENsin:

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ
Resim---“Ve mâ halaktu'l- cinne ve'l- inse illâ li ya'budûni.: Ve Ben, insanları ve cinleri (başka bir şey için değil, sadece) Bana kul olsunlar diye yarattım. ”
(Zâriyat, 51/56)

Fiillerimizi.. Yaratan da SENsin:

فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ وَلَكِنَّ اللّهَ قَتَلَهُمْ وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ وَلَكِنَّ اللّهَ رَمَى وَلِيُبْلِيَ الْمُؤْمِنِينَ مِنْهُ بَلاء حَسَناً إِنَّ اللّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Resim---“Fe lem taktulûhum ve lâkinnallâhe katelehum, ve mâ rameyte iz rameyte ve lâkinnallâhe RaMÂ, ve li yubliye'l- mu’minîne minhu beLÂen hasenâ (hasenen), innallâhe semîun alîm: Onları siz öldürmediniz (Bedir’de o kâfirleri kendi kuvvetinizle öldürmediniz), ama onları Allah öldürdü; (Ey Rasûlüm, bir avuç toprak) attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı. Mü'minleri kendinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için (yaptı.) Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir.”
(Enfâl 8/17)

DÜŞÜNcelerimizi dahi Yaratan SENsin:

وَمَا تَشَاؤُونَ إِلَّا أَن يَشَاء اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ
Resim--- “Ve mâ teşâûne illâ en YEŞÂALLÂHu RaBBu'l- âlemin (âlemîne): Ve âlemlerin RaBBi Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.”
(Tekvîr 81/29)

ve her ÂN “KÛN ->feyeKÛN!. YENİden yaratmkata OLÂN da SENsin”:

يَسْأَلُهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ
Resim---“Yes’ eluhu men fi's- semâvâti ve'l- ard(ardı), kulle yevmin huve fî şe’nin.: Göklerde ve yerde olanlar, O'ndan isterler (dilerler). O hergün (her an) bir şe'n (ayrı bir tecellî, yeni bir oluş-YENİden yaratış) üzerindedir.”
(Rahmân 55/29)

إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ
Resim--- “İnnemâ emruhû izâ erâde şey’en en yekûle lehu kûn fe yekûn: Bir şey yaratmak istediği zaman Onun yaptığı "Ol" demekten ibarettir. Hemen oluverir.”
(YâSîn 36/82)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 04 Ağu 2015, 01:10 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
Resim ÜMMî GÜNeŞ'in NÛRu..

42.inci ŞİİR

<= Resim =>

Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Resim

Pâdişâhım sen bizi var eyledüñ hikmet budur..
Kudretiñle kendüñe yâr eyledüñ rahmet budur..


Ey yüce yaratıcı Sistemin SultÂNı ALLAH celle celâlihu, bizi İnsan olarak yaratıp var edişindir HİKMetin ki,
Ulu kudaretinle ZÂTına-kendine YÂR eyledin en büyük RAHMetin de budur..


Resim

Dilime nutk eyledüñ söyler ki Allâh ismiñi
Şey’ idindüñ Rabbim olduñ şânıña minnet budur..


DİLime SÖZ söyleme kabiliyeti verdin ki, hiç durmadan ALLAH celle celâlihu İsmini söyler gezerim..
“KüLLî ŞEY’inden bir ŞEY’in kıldın beni, Rabbim Oldun ve ELEST Bezminde kabul ettim KULun OLdum ki, Şe’ÂNuLLAHŞÂNına her nefeste DUYduğum Minnet/ bu muhteşem iyiliğinee karşı duyduğum şükür hissim budur..


وَإِذْ أَخَذَ رَبُّكَ مِن بَنِي آدَمَ مِن ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَأَشْهَدَهُمْ عَلَى أَنفُسِهِمْ أَلَسْتَ بِرَبِّكُمْ قَالُواْ بَلَى شَهِدْنَا أَن تَقُولُواْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّا كُنَّا عَنْ هَذَا غَافِلِينَ
Resim---''Ve iz ehaze RaBBuke min benî âdeme min zuhûrihim zurriyyetehum ve eşhedehum alâ enfusihim, e lestu biRaBBikum, kâlû belâ, şehidnâ, en tekûlû yevmel kıyâmeti innâ kunnâ an hâzâ gâfilîn(gâfilîne): Bir de RaBBin, Âdemoğullarından, bellerindeki zürriyetlerini alıp da onları kendi nefislerine şâhid tutarak: «Ben sizin RaBBiniz değil miyim?» dediği vakit, «pekâlâ RaBBimizsin, şahidiz» dediler. (Bunu) kıyamet günü «Bizim bundan haberimiz yoktu.» demeyesiniz diye (yapmıştık).'' (A’râf 7/172)


Resim

Bî-nihâyet lutfuñ oldur keşf-i Kur’ân eyledüñ
Mustafâ devrinde geldüm ‘âleme hurmet budur..


Sonsuz lütfundur ki gönlüme Kur'ÂN-ı Kerîm Özünü keşfetmek imkânı bağışladın.
Rahmetenli’l- ÂLEMîn Mustafâ aleyhisselâm devrinde geldüm, ÜMMeti oldum ki onsekiz bin ‘âleme hürmet ve saygı budur..


Resim

‘İlm ü ‘irfânıñ güliyle cân dimâgın toyladuñ
Enbiyâlar evliyâlar irdügi lezzet budur..


MuhaMMedî İlim ve İrfân güliyle cân dimâgımı/Özümü NÛRLandırdın-ağırladın, isteklendirip, özendirdin hamd olsun!.
Sana en yakın Mukarrebleriyin, Enbiyâlarıyın ve evliyâların ulaştığı muazzam lezzet de budur..


Resim

Kâ’inâta gelmişem bir gelmeyeydüm bir dahı
Hamdü li’llâh zâtıñı zikr eylerem fırsat budur..


KûN feyeKûN Kâ’inâtına gelmişim hamd olsun.. ya gelmemmiş olsaydım ne yazıktı!.
Gelmişim ki, Yüce ZÂTını El Hamdü li’llâh ZiKR etme fırsatını yakaladım ki yüce baht budur..


Resim

‘Arş u kürsî kâ’inâta sıgmadum didüñ ‘ayân
Mü’miniñ kalbinde pinhân olduguñ ‘izzet budur..


Ya RABBeNâ!. SEN ki: “Arş’a, Kürsî’ye ve de Kâ’inâta Sığmadım da muhaMMedî Mü’min gÖNLüne Sığdım!.”buyurdun ya!.. İşte bu SÖZün bana ‘ayÂN beyÂN OLdu da;
Bu cÂNda cÂNÂN gİZliliğin-AKABAlığın bana SONsuz İZZet verdi Hamd OLsun!.


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “ A L L A H c e l l e c e l â l u h u : “ Yere göğe sığmadım , ancak bir mü’minin gönlüne sığdım!.” buyurdu .
(Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, Beyrut 1985; Sadreddin Konyevi, 40 hadis, sy 82 vahdet Yayınl. İst)

Allah, Peygamber ve mü’minler izzetlidir buyuruyor Allahu zu’l- celâl.:

يَقُولُونَ لَئِن رَّجَعْنَا إِلَى الْمَدِينَةِ لَيُخْرِجَنَّ الْأَعَزُّ مِنْهَا الْأَذَلَّ وَلِلَّهِ الْعِزَّةُ وَلِرَسُولِهِ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَلَكِنَّ الْمُنَافِقِينَ لَا يَعْلَمُونَ
Resim---''Yekûlûne le in reca’nâ ilel medîneti le yuhricennel eazzu min hel ezell(ezelle), ve lillâhil izzetu ve li resûlihî ve lil mû’minîne ve lâkinnel munâfikîne lâ ya’lemûn(ya’lemûne) : Onlar, “Andolsun, eğer Medine’ye dönersek, üstün olan, zayıf olanı oradan mutlaka çıkaracaktır” diyorlardı. Hâlbuki asıl üstünlük, ancak Allah’ın, Peygamberinin ve mü’minlerindir. Fakat münafıklar (bunu) bilmezler.'' (Munâfikûn 63/8)


Resim

On sekiz biñ ‘âlemiñ sen Hâlikısın bî-gümân
Sûretim insân yaratduñ cümleden nusret budur..


SEN ki, şeksiz, şüphesiz on sekiz bin ‘âlemin MutLak Hâlikısın ki SEB bENim sûretimiİnsÂN Kılığında yarattın tüm ESMÂLarını AKLen YÜKLedin.. işte budur herbir şeylerden de kıymetli ve hususî yardım budur..

El Hâliku :
Resim

Resim

Bî-niyâz oldum cahimiñden na‘îmiñden bugün
Her neye emr eyleseñ cân üstine niyyet budur..


Ben bu gün MuhaMmedî ÂŞIKın Olarak yâ RABBenâ, cehenNNemiyin NÂRından kaçmak, CeNNetiyin NÛruna KOŞmak dileğimden habersizim hamd OLsun!
cÂN cÂNÂN SıRat-ı Mustakîmindeyim.. ne EMRin Olursa BAŞım GÖZüm ve de CÂNım ÜSTüne gerçek-SONuç Tercihim-Niyyetim-Kalbî Kasdım budur!.


Resim

Kim tecellî kim tesellî çok temennâ kıldılar
Çün bize derdiñ müyesser eyledüñ sohbet budur..


Kimileri çokçok tecellini diledi, kimileriyse tesellî istedi ve çokça temennâ kıldı/kolaylıklaları bağışlaman için yalvardılar.
Ne güzel ki, bİZ MuhaMmedî HAKk ÂŞIKLara AŞK DERDini kolaylaştırdın hamd olsun SAHib ÇIKış ve Sahib ÇIKıLış SAHABE SOHBeti de bUdur!.


Resim

Gerçi ‘âşık hayretiñ şem‘indeki pervânedür
‘Ayn ü şîn ü kâf içinde ‘ârife kurbet budur..


Gerçi HAKk ÂŞIKLar,SENin HAYRetULLAH NÛRuyun TAVAfında DÖNen pervânelerindirler..
“AŞK” Denilen, Ayn -> Şîn -> Kâf.. KEVniyyet Şe’Ânındaki A’yÂN-ı SABiteyi TANıyış ÂRiFLiğinin SANA YAKÎNLiği budur!.


Resim

Mürşid-i kâmil yüzinden vechiñe kıldum nazar
Kisvet-i ‘izzet dinilen başıma devlet budur..


Ben de Tarikat-ı MuhaMMedîYye Mürşid-i Kâmilinin yüzünde, ZâtuLLah VecHine Nazar ettim de, Hayrette HAYrÂN KALdım!.
İzzet Kisvesi denilen ve BAŞıma konan DERunî-DÂimî DevLet kuşu da budur!.


Resim

Ey Ta‘âlâ kankı fazlıñ vasfını şerh eyleyem
‘Aşk derdiñ cur‘asın nûş eyledüm mürvet budur..


Ey şÂNı-Nâmı büyük RABbım!. Hangi fazilet vasfını açıklayayım ki,
En önemlisi ve ASL Olanı AŞKuLLAH Kadehinden, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Kalbinden TEK-BİR Yudum İçtim de MuhaMMedî Mürüvvete- İnANlık ERDEMine kavuştum ki SON-uç budur!.


Resim

Vuslatıñ peymânesinden nûş idelden cânumuz
Şâhidem kıldum şehâdet tâlibe vahdet budur..


İLliYYininden ESFeLine esir düşen canım, Rücu-Uruc-Mi’rac Çağrını, Vuslat Kadehinden İÇeliden beridir ki ben de,
Şu Şe’ÂN Şehrinde Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Şefâatıyla Şâhidin oldum ki kul olup da RABBısını DİLeyenin BULacağı gerçek TEKLik budur..


Resim

Görmüşem Kur’ân içinde muştuladuñ sen beni
Zikr iderseñ mürvetiñden adımı rağbet budur..


Ben görmüşüm ki Kur'ÂN-ı Kerîminde SEN bana “lâ taknetû min rahmetillâh” müjdemi vermişsin hamdolsun,
Benim İsmimi de KULun Olarak zikredişin ZÂTıyın mürüvvetinden ki gerçek rağbet/karşılıklı isteyiş BİZ BİR-İZliğimİZ de hamd olsun budur..


قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِن رَّحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ
Resim---Kul yâ ıbâdiyellezîne esrefû alâ enfusihim lâ taknetû min rahmetillâh(rahmetillâhi), innallâhe yagfiru’z- zunûbe cemîâ (cemîan), innehu huve’l- gafûru’r- rahîm (rahîmu).: De ki: "Ey nefsleri üzerine israf yüklemiş (haddi aşmış) kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Muhakkak ki Allah, günahların hepsini mağfiret eder (sevaba çevirir). O, muhakkak ki O; Gafûr’dur (mağfiret eden), Rahîm’dir (rahmet nuru gönderen)." (Zümer 39/53)


Resim

Geldüginden assı kıldı ‘âleme Ümmî Sinân
Gerçi mücrim ismi ile añılan ümmet budur..


Bu Âleme KULun olarak gelmekle ne büyük kâr ve faydalar elde etti MuhaMMedî HAKk ÂŞIK Ümmî Sinân BaBam kaddesallahu sırrahu,
Gerçi HAKk ÂŞIKLar ki kendilerini dâimâ “Sırrr-ı Sıfır Mücrim Ümmet”diye tanıtırlar ve anlatılan da budur!.


Resim

Nutk: (Nutuk) Söyleyiş, söyleme kabiliyeti, konuşma, hitabet. * Dervişlerce büyüklerin manzum sözleri.
Minnet: İyiliğe karşı duyulan şükür hissi. * Birisine iyilik etmek. * Yapılan iyilikleri sayarak başa kakmak.
Hürmet: Riâyet. İhtiram. * Haysiyet. Şeref.
Dimâg: Beyin. Kafanın içi.
Toylamak: Ziyafet vermek, ağırlamak İsteklendirmek, özendirmek.
Pinhân: f. Gizli, saklı, hafi, mahfi, mestur, müstetir.
İzzet: Bir kimse zelil iken kavi ve kudret sahibi olmak. Ziyâdelik ve üstünlük. * Değer, kıymet. Kuvvet. Muhterem ve mu'teber olmak. * Bulunmaz derecede az olan şey.
Nusret: (Nusrat) Yardım. Cenab-ı Hakkın yardımı, hususen ruhani muavenet. Zafer, galebe, fetih, üstünlük, başarı, düşmana gâlib olmak.
Cahim: Şiddetli ve kat kat birbiri üzerine yanan ateş. Çukur yerde yanan ateş. * Cehennem'in bir tabakası.
Na‘îm: Bolluk ve bahtiyarlık içinde yaşayış. Nizam-ü hal ve mal. * Cennet'in sekiz kısmından dördüncü tabakası.
Niyyet: Kasd. Kalbin bir şeye yönelmesi.
Tecelli: Görünme. Bilinme. * Kader. * Allah'ın (C.C.) lütfuna uğrama. * İlâhi kudretin meydana çıkması, görünmesi. Hak nurunun te'siriyle kulun kalbinde hakikatın bilinmesi.
Teselli: Avunma. Kederli ve gamlı olan bir kimseyi söz ve nasihatle ferahlandırma.
Temennâ: Eli alnına götürerek selâmlama işareti yapma. * Minnettar olma.
Müyesser: (Yüsr. den) Kolaylıkla olan, kolay gelen, âsân olan, nasib
Şem’: Mum, ışık.
Pervâne: f. Fırıldak çark. * Geceleri ışığın etrafında dönen küçük kelebek.
Kurbet: Yakınlık. * Fık: Allah'a manevî yakınlığa sebeb olan amel-i sâlih.
Vech: (Vecih) Yüz, çehre, surat. * Tarz, üslub. * Her şeyin karşısına gelen ve karşısında olan. Satıh. Ön. Alın. Cephe. * Tarih. * Suret. * Sebeb. * Bir şeyin nefsi ve zatı. * Semt. Cihet. * Münasebet.
Kisvet: Elbise. * Özel kıyâfet. * Yağlı güreş yapan pehlivanların giydikleri, meşinden ve dar paçalı olan pantolon. Kisbet.
Ta‘âlâ: "Nâmı büyük" meâlinde olup. Cenab-ı Hakk'ın (C.C.) kudsiyet ve büyüklüğü için hürmeten söylenir.
Şerh: Açma, genişletme. * Açıklama. Anlaşılanı anlatma. Bir yazı veya konuşmayı kolay anlaşılması için izah etme, tafsil etme. * Bir şeyi dilim dilim kesme. * Bollaştırma. * Bir müşkil ve mübhem makaleyi açıklama, keşif ve izhar etme. * Açıklanmış yazı, risale.
Cur‘a: Tek yudum. Bir içimlik. Bir yudumluk.
Nûş: f. İçen, içici. * Tatlı şerbet gibi içilecek şey. * Zevk ve safâ.
Peymane: f. Büyük kadeh. * Ölçek, kile. * Şarap bardağı.
Mürvet: Mürüvvet. İnsaniyet. İnsanlığa uygun olan şeyi yapmak. Güzel ve iyi şeyleri alıp, kötü şeyleri ve hâlleri bırakmak. * Ana baba saadeti. * Mertlik, yiğitlik. * Reculiyet.
Muştu: Müjde.
Rağbet: (Ragbet) İstek, arzu. İyi sayılmak. Bir şeyi çok iştiyakla istemek. İhlasla dua etmek, teveccüh etmek.
Assı (t): Kar, fayda.
Mücrim: Cürüm ve kabahat işlemiş olan. Suçlu.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 24 Ağu 2015, 19:59 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
Resim ÜMMî GÜNeŞ'in NÛRu..

43.üncü ŞİİR

<= Resim =>

Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Resim


Ey kemâlım var diyen kanı kemâlıñ kandedür
Yûsuf-ı Ken‘ân iseñ göster cemâlıñ kandedür..


Ey MuhaMmedî Erdem Erliğine Mü’minlik Ergenliğine ERdim diyen hani nerde bu kemâlât nerdedir?.
“Ken‘ân İLLerinin Yûsuf’uyum ben!.” diyorsan Yûsuf cemÂLini göster nerdedir?.


Resim

Yir ü gök ü ‘arş u kürsî cümle ‘âlem Hâlikıñ
Ey sehâvet ehliyem diyen nevâliñ kandedür..


Bu yer, gökler, ARŞ ve Kürsî Kâinâtın tümü de cÜMMLe ÂLem El Hâliku’l- Hallâk ALLAH celle celâlihunundur..
Ey “ben cömertlikte tekim!.” Diyen kimse hani senin vercek nasibin kısmetin nerde göstersen ya!.


El Hâliku:
Resim

El Hallâku :
Resim

Resim

Nice biñ taht işlerin bir tahtaya bindürdiler
Tâc u tahtum var diyen gör mülk ü mâlıñ kandedür..


Bu yalancı DÜNyâ Âleminde KÛN feyeKÛN KULLUK OYUNunda nicelerini altın tahtalarından indirip tâçlarını çıkarıp, TAHTa Ata bindirip meZÂRa soktular!.
“Benim de tâçım-tahtım var!.” deyip duran akılsız adam iyi bak da meZÂRlara, gör bakalım senin sandığın malın mülkün nerdedir!.


Resim

Hvâceniñ salı öñünce yilişirler hvâceler
Nâzıla ten besleyen bak noldı hâliñ kandedür..


Nice Hâcelerin-beyefendilerin SALLarı önünde el atıp kuoşarlar nice Hâceler de sonunda onları da başka birileri de seni çeker götürür meZÂRına..
Binbir nazla edâyla besleyip büyüttüğün ve hep bakıp durduğun benden KÂBın bak bakalım son HÂLinde ne olacak gör!.


Resim

‘İlm içinde çok kemâlim var diyü bahs eyleyen
Yarın ol meydâna getür kîl ü kâliñ kandedür..

“Ben de Âlimim ve de, ilimlerde pek ileri kemâlim vardır!” diye öğünerek söz eyleyen,
Âhirindeki Yarın o Hesab MeydÂNına döklecek ortaya ve göreceksin nefsî dedi-kodularını çuval çuval önünde!.

Resim

Ey cihânda pehlevânum diyü da‘vâ eyleyen
Div-i nefsiñ basmaga pes getür âliñ kandedür..

“Ben bu CihÂN Âleminde pehlevânım diyerek da‘vâ eyleyen o hâlde,
NEFS Devinin başına basmsk için gerken âlet, edâvat gereken yardımcıların nerdler?.


Resim

Bir togansın bunda seni bir şikâre saldılar
Uçmaga dôstdan yañaya perr ü bâliñ kandedür..

De kisen de bir Avcı Doğan Kuşusun daseni AVlanmakiçin bu Âleme SALLdılar,
İyi de Dost İline doğru UÇmak için güçlü kanatların nerede?.


Resim

Niçe biñ kand ü şeker sâhibleri saçın yolar
Sanki agzı agu dolmuş pes zülâliñ kandedür..


Bu Zıtlar Âleminde nicebinlerce ballı şekerli haYyat sahibi beyler paşalar sonuçta saçlarını yolmaktalar..
Sanki ağızları zehir-zıkkım dolmuş senin ki nasıl?. Saf, berrak, tatlı, hafif, güzel, soğuk suyun hazırmı ve nerede?.


Resim

Ey Sinân Ümmî ne ‘aceb ‘âleme dak eyledüñ
Çek başıñı hırkaya ey dervîş şâliñ kandedür..


Ey Sinân Ümmî kaddesallahu sırrahu Babam, nasıl da bir acayib Âlemin Hile tuzağına düştüğünü gör de,
Çek başını MuhaMMedî Hakikat Hırkayın içine HÂLvet et!.. Ey ben de dervişim diyen kardeşim senin Şehâdet ŞALın nerede?.


Resim

Yusuf-u Kenân: Kenân İlinin Yûsufu mânâsına gelir. şöyle rivâyet edilir ki; ALLAH celle celâlihu dünyadaki güzelliklerin yarısını yâsuf Aleyhisselâma yarısını diğer insanlara dağıtmıştır.
Sehâvet: Cömertlik, el açıklığı, muhtaç olanlara çok ihsan etmek
Nevâl: Bahşiş. Kısmet, tâli', nasib.
Hvâce: Hâce. f. Hoca, efendi, sâhib, muallim, âile reisi.
Kîl ü kâl: (I ve A, uzun okunur) Dedikodu.
Âl: Sülâle, soy, hânedan. Akrabâ ve taallukat.
Şikâr: f. Av, avlanan hayvan. Avlama. * Düşmandan ele geçirilen mal. Ganimet.
Perr: f. Kanat.
Bâl: f. Kanat. * Kol, pazu. * Kol, cenah.
Kand: Şeker, şeker kamışının donmuş suyu.
Dak (t): Hile, düzen.
Zülâl: Saf, berrak, tatlı, hafif, güzel, soğuk su. * Yumurta akı.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 18 Eyl 2015, 23:15 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 09 May 2007, 03:00
Mesajlar: 617
Konum: ANTALYA
Resim ÜMMî GÜNeŞ'in NÛRu..

44.üncü ŞİİR

<= Resim =>

Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Resim


Dilde hakdan gayrı güftâr eylemez dervîşler
Cânda aşkdan gayrı bir kâr eylemez dervîşler..


Gerçek HAKk MuhaMMedî DERvİŞLer gönüllerinde HAKk TeÂLÂ’dan başka SÖZe yer vermezler asla!.
cÂNLarında AŞKuLLAHdan bAŞKa bir KÂR-ü-BeLÂ KÂRı peşinde koşmaz HAKk MuhaMMedî DERvİŞLer..


Resim

Lâ-mekândan geldiler evvel yine andan âhar
Konmaga bir mülke ikrâr eylemez dervîşler..


Ki onlar, HAKk MuhaMMedî DERvİŞLer bu HAYyatın EVVeLinde, MekÂN-zamÂN OLmayan İLLiYyîn İLİnden İNdiler ve bu Esfel-i SÂFiLin DiYÂRına ki,
Başka bir DiYÂRa konmaya söz verip uygulamazlar Hakk dervişler..


Resim

Dünye vü ukbâ hevâsın dem-be-dem medh eyleseñ
Hubbunı kalbinde hiç var eylemez dervîşler..


Bâzan, vakit vakit Dünya ve Âhiret dileklerini övsen de,
Boşunadır ki, kalbinde asla yer etmez Gerçek Dervişlerin..


Resim

Cân virüp cânânı bulmakdur murâd ancak hemân
Bunda bundan özge bâzâr eylemez dervîşler


Onların tek maksadı vardır o da, cÂNlarını verip Şahdamarlarından da Yakın-Akraba cÂNÂNlarını BULMaktır muradları bu ÂLEMde Şâhidi olarak çarçabuk..
Bu YOLda bundan başka-gayrı bâzâr açmazlar Gerçek Dervişler..


Resim

Zikr olunsa dôst kanda gözden akar acı yaş
Sevmege Allâhını âr eylemez dervîşler


Ne zaman ki, her nerede DOSTun Adı ANılsa gözlerinden SÎNELerinin Acı SUyu akar iner.
Ondan dır kiALLAHu Zü’L- CeLÂLlerini sevmekten utanmazlar Gerçek Dervişler..


Resim

Mürşid-i kâmil yüzinden seyr idüp dildârını
Hak bilür kim meyl-i agyâr eylemez dervîşler


Onlar, HaKk TeÂLâ’nın Gül CemÂLini, Mürşid-i Kâmillerinin yüzünde seyrederek,
Ve bu GÖRüşlerini Hak Bilirler ve başkasına asla meyl etmezler Gerçek Dervişler..


Resim

Yâr elinden yaralansa yandugından şâd olur
Gam çeküp ol derde timâr eylemez dervîşler


Ne zamanki HAKK’tan gelen nefse cefayla yaralansa bedeni-nefsi, bu yangından asla şikâyet etmezler de şen-şâdumân olurlar.
Gamm-tasa edip de bu dertlerine derman aramaya kalkışmaz Gerçek Dervişler..


Resim

Şanda varsa aşka uyar kalbi arşullâh olur
Hırsa virüp göñlini dâr eylemez dervîşler


Her ne ki şimdi şu ÂNda Şe’ÂNULLAH Halk ketmiştir, iyi-kötü demeden bu İLahî AŞK OLUŞUna Kalbleri hemence uyup kabul eder de Kalbleri ARŞuLLAH OLuVERir..
Hırsa kapılıp da yere-göğe sığmaz darlıkta olamaz Hakk Dervişlerin..


Resim

Döşegi sabrıñ tevekkül yasdıgına söykenüp
Hakdan ayruk kimseden çâreylemez dervişler


Sabır döşeğinde yatıp Tevekkül yastığına söykenip-yaslanıp baş koyarlar..
HaKk TeÂLâ’danayrılıp nefs-i emmâresinin peşide koşan kimselerden AŞKuLLAH Dertlerine bir çâre aramaz Hakk Dervişler..

Resim

Gelse kaçmaz kaçsa kogmaz cengi yok dünyâ-y-ıla
Nahnü kasemnâdan ikrâr eylemez dervişler


Şu Yalan Dünyayla alacak verecek savaşı yoktur ki; kaçsa kovsun, kovsa kaçsın..
“Biz taksim ettik” âyetinden başkasına söz verip uymaz Hakk dervişler..


أَهُمْ يَقْسِمُونَ رَحْمَةَ رَبِّكَ نَحْنُ قَسَمْنَا بَيْنَهُم مَّعِيشَتَهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَرَفَعْنَا بَعْضَهُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَتَّخِذَ بَعْضُهُم بَعْضًا سُخْرِيًّا وَرَحْمَتُ رَبِّكَ خَيْرٌ مِّمَّا يَجْمَعُونَ
Resim---“E hum yaksimûne rahmete rabbik (rabbike), nahnu kasemnâ beynehum maîşetehum fîl hayâti’d- dunyâ ve refa’nâ ba’dahum fevka ba’dın derecâtin li yettehıze ba’duhum ba’dan suhriyyâ (suhriyyen), ve rahmetu rabbike hayrun mimmâ yecmaûn (yecmaûne).: Rabbinin rahmetini onlar mı taksim ediyorlar? Biz onların dünya hayatında maişetlerini (geçimlerini) aralarında taksim ettik. Onların bir kısmının derecelerini, diğerlerinin üzerine yükselttik (üstün kıldık). Onların bir kısmı diğerlerini emrinde çalıştırsın diye. Ve senin Rabbinin rahmeti, onların topladığı şeylerden (başka insanları çalıştırmayıp biriktirdikleri paradan) daha hayırlıdır.”
(Zuhr’uf 43/32)

Resim

Mâsivâ rengin koma dilden sakın Ümmî Sinân
Zât-ı hakdan gayrı efkâr eylemez dervîşler..


EYy Ümmî Sinân kaddesallahu sırrahu BaBam, sakın haa HAKk TeÂLÂ’dan gayrısın rengini sokma GÖNlüne çünkü,
HAKk TeÂLÂ ZÂTı’ndan başka fikirlerle uğraşmaz Hakk dervişler..



Resim

Güftâr: f. Sözler, lâkırdılar.
Lâ-mekân: MekÂNsızlık Âlemi,
Âhar: (Aher) Gayrı, başkası. Diğeri
İkrâr: Açıktan söylemek. Kabul ve tasdik etmek. Hakkı itiraf etmek. Karar vermek. Mukarrer kılmak. * Fık: Bir kimseye diğerinin kendisinde olan hakkını haber vermek.
Ukbâ: Âhiret, öbür dünya, bâki olan âlem. * Ceza.
Hevâ: İstek. Nefsin isteği. Düşkünlük. öbür dünya heves. Nefsin zararlı ve günah olan arzuları.
Dem-be-dem: f. Bazan. Vakit vakit. Arasıra.
Medh: Birisinin iyiliğini, iyi vasıflarını söylemek. Övmek.
Hubb: (Hibâb - Hibb - Mehabbet) Sevgi, muhabbet, bağlılık, dostluk. Bir şeyi birisine sevdirmek. * Hulus, lüzum ve sübut. * Muhafaza ve imsâk.
Hemân: f. Derhâl, hemen, acele olarak, çarçabuk, o anda.
Özge: Başka, gayrı, diğer. Yabancı, ağyar. İyi, güzel.
Kanda (t): Nerde.
Âr: Utanma, haya ve namus.
Dildâr: f. Kalbi hükmü altında tutan. Sevgili, mâşuk.
Agyâr: Yabancılar. Başkaları. * Rakipler. (Bak: Gayr)
Şâd: f. Sevinçli, ferahlı, memnun, mesrur, şen, bahtiyar.
Gamm: Keder, tasa, dert, elem, kaygı.
Timâr: f. Bir şeyin devam ve inkişafı için yapılan hizmet.
Şan: Şe’n. Şe’ÂNuLLAH..Şu ÂNda KÛN feyeKÛN yENidEN YARATış OL!.uşuumu..
Hırs: Aç gözlülük. Tamahkârlık. * Kızgınlık. * Şiddetli istek, arzu. * Azgınlık.(Hırs ile aculiyet sebeb-i haybettir. Zira, müretteb basamaklar gibi fıtrattaki tertibe, teselsüle tatbik-i hareket etmediğinden haris muvaffak olamaz..
Dâr: Dargeliş. Dâr Ağacında gibi OLuş.
Tevekkül: İşi başkasına ısmarlamak. * Sebeblere tevessül ettikten sonra neticesini Allah'a bırakmak. Allah'tan gelene razı olmak. Kendine ait vazifeyi yaptıktan sonra neticelerini Allah'dan istemek. Kadere razı olmak. Hakka güvenmek. * Yeis ve kederden uzak olmak. * Âcizlik göstermek.
Söykenmek: Yaslanmak.
Ayruk: Ayrı kalmış.
Mâsivâ: Ondan gayrısı. (Allah'tan) başka her şey hakkında kullanılan tâbirdir) Dünya ile alâkalı şeyler.
Efkâr: (Fikir. C.) Fikirler. Düşünceler.
İkrar: Açıktan söylemek. Kabul ve tasdik etmek. Hakkı itiraf etmek. Karar vermek. Mukarrer kılmak.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 02 Eki 2015, 20:08 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
Resim ÜMMî GÜNeŞ'in NÛRu..

45.üncü ŞİİR

<= Resim =>

Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Resim


‘Âşık ol yârı hacâlet çekmeden kaçup sever
Tâ ebed derd-i firâkat çekmeden kaçup sever
İntizârı yek işâret çekmeden kaçup sever
Ola mı hergiz beşâret çekmeden kaçup sever
Hâsıl-ı kelâm hasâret çekmeden kaçup sever..


HaKk Âşık ol kimsedir ki, sevgisinden dolayı kimselerden utanç duymadan sever sevgilisini,
Ebediyyen çektiği ayrılık ve hasret derdini ortaya dökmeden sever sevgilisini,
Öylesine sonszu iştiyâkla bekler ki YÂRini, kimselere bir işâret vermeden ve durmandan sever sevgilisini,
Acaba, kat'iyyen, hiçbir sûretle sevindirici buluşma haberini alamayacak mıyım demeden bekler ve sever sevgilisini,
Sözümün ÖZü odur ki, gurbet ellerinde hasretten yansa da bunu bildirmeden güyâ hasret çekmeden sever sevgilisini..

Resim

Ey kılan da‘vâ-yı merdân kılmayasın hîç makâm
Ol fenâ-ender-fenâ kalmaya hergiz nik ü nâm
Mahv olursañ ‘aşka küllî varlıgıñ hakdur tamâm
Yâr-ıla kim yâr olur görmez dinür haşr ü kıyâm
Neylesün ‘âşık kıyâmet çökmeden kaçup sever..


Ey aşkta merdlik davası güden kişi, o zaman bu YOLda asla bir makam düşünmemelisin,
Makam sevgin öylesine olmamalı ki, sen de bu âlemde gönle hoş-güzel gelen, şan-şöhret veren duygu isteklerini yerle bir edesin ve asla kalmaya sende.
Ne zaman ki AŞKın uğruna, şu izafî-gölge-sanal varlığın maddî-manevî mahvolursa o zaman AŞKtan bahsedişin hak ve tamm olur.
O zaman ise küLLî şey YÂR İle YÂR olup herkeste YÂRini görürsün de.. Seni görenler: “bu ÂŞıK; haşrı, neşri, kıyameti görecek HÂLde değil!” derler sana!.
HaKk Âşık olan kimse neylesin ki, kıyamet kopuyor bile olsa kaçarak YÂRini sevmeye koşar!.

Resim

‘Âşık-ı merdâne hakdan gayrıya dil virmeye
Dü cihânıñ sevgüsi kalbine anuñ girmeye
‘Aşka fermân olmayan böyle selâmet görmeye
Kankı dilde derd-i yâr olsa melâmet irmeye
Gelmesün diyü kasâvet çekmeden kaçup sever..


AŞK YOLunun Merdi HaKk Âşık ol kimsedir ki, HAKk TeÂLÂ’dan başkasına gönlünü kaptırmaya!.
İki CihÂNın sevgisini sunsalar onun kalbine hiçbir Kimse-Şeyinsevgisi girmemeli..
AŞKın Fermanına boyun vermeyenler bu yüce Sevgili Selâmetini göremezler!.
Hangi dilden olursa olsun ki ona YÂR DERDi değmişse el-âlemin diline düşüp kınanmaya mecburdur!.
Zâten gerçek HaKk Âşık ol kimsedir ki, Aşkın derdi gelmesin diye kasevet çekmeden derdin üstüne atlayıp YÂRini DİLer!.


Resim

‘Âşık oldur mürşid-i kâmilden ayırmaz gözini
Sad hezârân biñ belâ gelse çevirmez yüzini
Neylesün Mecnûn olup Leylîye virmiş özini
Vuslat-ı yârıñ elinden hîçe satmış nâzını
Görmeyem diyü melâmet çekmeden kaçup sever..


MuhaMMedî Tarikat Tasavvufunda HaKk Âşık ol kimsedir ki, Mürşid-i Kâmilinden gözlerini ayırmaz!.
Bu AŞK YOLunda, yüz binlerce bin belâ gelse başına yine de bu yoldan yüzünü çevirmez..
HaKk Âşık ne yapsın ki gönlünü Leylâsına vermiş, çöle düşüp Mecnûn olmuşsa,
YÂRe kavuşmak da YÂRin Elinde olunca YÂRin NAZ cefasını HİÇe satmıştır.
Kendi HÂLini görüp düşünmeden kınanmaya razı olup daYÂRini sever..


Resim

‘Ârife dirler cihânda sevdügin bulmuş niçün
Vahdetiñ deryâsına bahrî olup talmış niçün
‘Âşık-ı bî-çâre derdine devâ kılmış niçün
Didiler Ümmî Sinân mahbûba yâr olmış niçün
Olmaya âhır nedâmet çekmeden kaçup sever..


HaKk Âriflere: “Bu Cihânda sevdgini Bulmuş!” derler.. Niçin ve Nasıl?.
HaKk Ârifler, Deniz VARLığı gibi BİRLik DERYâsına dalmışlardır.. Niçin ve Nasıl?.
AŞK Derdi Çâresiz olan Âşık, yine AŞKını AŞK Derdine devâ kılmış.. Niçin ve Nasıl?.
Dediler: “Ümmî Sinân kaddesallahu sırrahu Sevgilisine YÂR OLmuş!.” Niçin ve Nasıl?.
AŞKın sonunda pişmanlık çekmeden dâima YÂRini sever..


Resim

Hacâlet: Utanma. Utanç.
Firâkat: Ayrılık. Ayrılmak. Hicran.
İntizâr: (Nazar. dan) Gözlemek. Ümidederek beklemek.
Hergiz: f. Aslâ, kat'iyyen. Hiçbir suretle.
Beşâret: (Doğrusu Bişârettir) Müjde. Sevindirici haber. Hayırlı haber. * Müjdeye verilen ihsan. * Yeni çıkan acib şey.
Hasâr: (Hasâret. C.) Ziyan ve zararlar. Hasaretle.
fenâ-ender-fenâ:Tamamen yok oluş şuuruna eriş.
Nik: f. İyi, güzel, hoş.
Nâm: f. İsim, ad. Lâkab. Ün. Şan. * Vekillik. * Adres.
Kasâvet: Kalb katılığı, gaflet. * Kaygı, tasa, üzüntü, keder.
Sad: f. Yüz sayısı.
Hezârân: f. Binler. Binlerce. Pek çok.
Melâmet: Kınanmışlık. İtab ve serzenişlik. Rezillik ve rüsvaylık.
Bahrî: Denize âit, denize mensup, denizle alâkalı.
Nedâmet: (Nedm. den) Pişmanlık, nedâmet etmek.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 97 mesaj ]  Sayfaya git Önceki  1, 2, 3, 4  Sonraki

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye