Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 15 Ara 2018, 06:45

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 97 mesaj ]  Sayfaya git Önceki  1, 2, 3, 4
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 23 Mar 2017, 09:51 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10888
Bu konuyu facebook'ta paylan!
Resim ÜMMî GÜNeŞ'in NÛRu..

71.inci ŞİİR

<= Resim =>


ResimMefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün


İlâhî kanı ‘âlemde göre zâtıñ bir açuk göz
İlâhî kanı âdemde nazarıñda tura ak yüz..

Yâ İlâhî şu âlemde ZÂTını görebilecek bir açık göz hani nerede?
Yâ İlâhî senin huzurunda-nazarında Sana karşı akyüzüyle çıkabilmiş bir âdemoğlu hani nerede?.

Resim

Zihî sultân-ı merdâne getürdi halkı meydâna
Saña tesbîh ider eşyâ eger dillü eger dilsüz..

ZÂTına yaraşır Saltanatın Sahibi Sultân ne güzel bir denge ve düzende halkını KuLLuk İmtihanı sahnesine çıkardın.
Onun içindir ki, dilli, dilsüz küllî şey Saña tesbîh edip, Subhan zâtıyın sebbeha yüzüşne-yeniden yaratışına mecburen iştirak ederler.

Sırr-ı Sübhânım -> SeBBeHA SeYRi:

يُسَبِّحُ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ الْمَلِكِ الْقُدُّوسِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ
“YUSEBBİHU lillâhi mâ fî's-semâvâti ve mâ fî'l-ardı'l-meliki'l-kuddûsi'l-azîzi'l-hakîm(hakîmi) : Göklerde ne var, yerde ne varsa (HEPSİ) O mülk-ü melekûtun eşsiz hükümrânı, noksanı mûcib herşeyden pâk ve münezzeh, gâlib-i mutlak, yegâne hüküm ve hikmet sâhibi ALLÂHI TESBÎH (VE TENZÎH) ETMEKDEDİR.” (Cuma 62/1)

Yusebbihu: tesbih eder.
Sebbaha: yüzmek..
Yerdeki göklerdeki ZeRReler yâni ATOMlar;
NeşRlerinden HaŞRlerine kadar döndüler, dönmekteler ve dönecekler.
Bu SeBBaHa yüzüş RAKSı hep sürecek her AN yeniden Yaratılır ŞEENULLAHta..
Ve ne zamAN AKILlarımız DEVR-ÂNı Anlarsa ve DEVRe İştirak ederse Yusebbihu Zikr-i Dâimindeyiz in şâe ALLAH..

Resim

İlâhî agladum güldüm kimem ben kendimi bildüm
Ki dergâh-ı ‘azîmiñde ki bir zerrece ben bir toz..

Yâ İlâhî bu âleme KULun olarak geldim nice agladım nice güldüm ve ben kimim soruma cevab aradım ve kendimi bildim ki,
O zaman anladım Azamet Dergâhında, benim izafî-geçici-gölge kimlik ve kişiliğimin değeri bir zerrecik toz bile değildir..

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu: Nefsini BİLen RABB’isini BİLir” buyurmuştur.
(Aclunî, Keşfü’l-Hâfâ II/343 (2532)

El İlâhu:
Resim


Resim

İşim yañlış gözüm baglu dilim boş yüregim taglu
Bu ef‘âl-i kabâyihle agardı saç karardı yüz..

KULLukEmrini DUYUp-Uymaktaki işlerim yanlış, gözüm bağlı kör gibi, dilim sessiz ya da boş konuşuyor, yüreğim ise bir çâre bulamayışından ateşlerle dağlanmış gibi yanmakta.
Bu kabahatleri işlediğimbir ömür boyunca saç-sakalım ağardı ancak yüzümde utancımdan kapkara oldu..

Resim

İlâhî rahmetiñ hergiz ki eksilmeye bir zerre
Kılursañ fazlıñı ihsân iki ‘âlemlere düpdüz..

Yâ İlâhî biz acziyet içindeki kullarına olan rahmetin asla bir zerrecik bile eksilmeye..
Merhametinle tüm âlemlere düpedüz fazlını/inâyet ve cömertliğini ihsân edip lütfunla bağışlamanı dileriz..

Resim

Kanı başda şu devlet kim urıla kisveti ‘aşkıñ
Kanı cânda şu ‘izzet kim ola derdiñ gice gündüz..

Hani nerde şu baş ki, devlet kuşun konmuş, AŞKuLLAH kisbetiini/donunu giymiş Aşk Meydanı pehlivanı nerede?.
Hani nerede izzetli, muhterem ve mu'teber CÂN ki gece gündüz AŞKuLLAH derdine düşmüş ve çâresi derdi olan..

Resim

Kanı ben miskine senden irişe derdime dermân
Kanı ben za‘îfe bir dem ireydi bir nazar añsuz..

Hani nerede SENden ben miskinin AŞK Derdine dermân ulaşa.
Hani nerede ben zayıf zavallı kuluna bir anlık bile olsa onsuz bir bakış..

Resim

Şerîkiñ yok nazîriñ yok velâkin halka fazlıñ çok
Hisâbı haddi hergiz yok sayılmaz nitekim yıldız..

Yâ İlâhî, Senin İlâhlığında bir ortağın yok, bir yardımcın yok ancak, kullarına fazlın çok.
Asla sayılamaz, hesabsız ve sınırsız ve gökteki yıldızlar gibi çokça fazlın var..

Resim

Hemîşe sen idüp ihsân veli biz ideriz ‘isyân
Hatâmız mahv idüp bizden olaydıñ sen de bir hôşnûz..

Hiç durmadan SEN bize ihsân ederken, biz de hiç durmadan isyân etmekteyiz.
Hatâlarımız bizi mahv etti isterdik ki, SENi bir kerre bile olsa hoşnut-razı edebilseydik..

Resim

Kerem eyle Hudâvendâ hatâ bahrından al bizi
Nitekim acı deryâdan alurlar nimete pâk tuz..

Ey hidâyetini lütfeden el HADi ALLAH celle celâlihu, bu imkanla imtihanda hata ve isyan denizinden çıkar ve kurtar bizi ki,
Nitekim acı denizlerden ni’metleinden olan tertemiz-pâk tuz çıkarırlar gibi bizi de çıkar..

El Hâdî:
Resim


Resim

Direm kim yarıcım Allâh şefâ’atcim Resûlullâh
Ki burhânım Veliyyullâh budur bendeki bir hak söz..

Ben de bir hak sözüm olarak, Yârim ALLAH celle celâlihu, şefâ’atcim Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, delilim-rehberim Veliyyullâh kaddesallahu sırrahu olsun der ve duâ ederim..

Resim

Kapıña gelmişem acam ganî dergâha muhtâcam
Nitekim şâh kapusında boyuncuklar eger öksüz..

Ben ki Sana Muhtac-Mecbur-Me’mur-Mahkum ve de aç bir KULun olarak mutlak zengin dergah kapına gelmişim ki,
Ki, öksüzler ancak ve ancak ŞÂH Kapısına boynun büker de bir ni’met verilmesini beklerlerler..

Resim

Senüñ kapuñda kul çokdur hisâbı haddan artukdur
Velâkin bir dahı yokdur Sinân Ümmî gibi yüzsüz..

Elbette SENin kapında bekleşen sınırsız hesabsız KULLarın çoktur,
Ancak bu Sinân Ümmî kaddesallahu sırrahu Babam gibi kovsanda gitmeyen KULun gibi bir dahası yoktur..


Resim

Zihî: "Şu, bu" mânasına gelen müennes işaret zamiri.
Zehi: Ne acayip, ne güzel
Ef‘âl: (Fiil. C.) Fiiller, işler, ameller.
Hergiz (f): Asla.
Fazl: İmân, cömertlik, ihsan, kerem, ilim, ma'rifet, üstünlük, hüner, tefâvüt, inayet.
İhsân: İyilik, lütuf, bağışlamak. * Sahilik etmek, cömertlik yapmak. * Allah'ı görür gibi ibadet etmek. * Güzel bilmek. Güzel eylemek.
Kisvet: Elbise. * Özel kıyâfet. * Yağlı güreş yapan pehlivanların giydikleri, meşinden ve dar paçalı olan pantolon. Kisbet.
İzzet: Bir kimse zelil iken kavi ve kudret sahibi olmak. Ziyâdelik ve üstünlük. * Değer, kıymet. Kuvvet. Muhterem ve mu'teber olmak. * Bulunmaz derecede az olan şey.
Şerîk: Ortak. * Arkadaş.
Nazîr: Bir şeye benzemek üzere yapılan şey. Denk, eş, örnek. Benzeyen.
Hemişe (f): Boyuna, durmadan.
Burhân: Delil, hüccet, isbat vasıtası. * Man: Yakînî mukaddemelerden meydana gelen kıyas. * Red ve inkâr için itiraz kabul edilmeyecek surette isbat-ı hakikat eden kavi hüccet.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 20 Nis 2017, 22:53 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10888
Resim ÜMMî GÜNeŞ'in NÛRu..

72.inci ŞİİR

<= Resim =>


ResimFâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün


Kim ki Hakdan geldi Hakka gitmege ‘âr eylemez
Her ne kılsa hakdur işi gayrı bâzâr eylemez..

Bu âlemde aklı olan, rüşde ermiş, tebliği duymuş her insanoğlu ki fıtrî yaratılış gerçeğini ANLAdı, kimlik-kişilğini çözdü “Nefsini BiLdi- ANLAdı ise Yaratanı RABBısı HAKk TeÂLÂ’yı da BiLdi- ANLAdı” ise, Rücû’sunun-DÖNüşünün de HAKk TeÂLÂ’ya olduğuna inanır ve bundan da utanmaz.
Ve bu İmkaÂNla İmtihÂN Dünyasında her yaptığı amel-iş hak ve hayr olur başka bâzâr eylemez..

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu: Nefsini BİLen-Tanıyan RABB’isini BİLir-Tanır.” buyurmuştur.
(Aclunî, Keşfü’l-Hâfâ II/343 (2532)

El Hakku:
Resim

Resim

Kim ki Allâh ismini kalbinde tekrâr eyledi
‘Ârifiñ oldur kemâli gayrı tekrâr eylemez..

MuhaMMedî Mârifet Ehli olmaya hak kazanan MuhaMMedî Ârifler Kur'ÂN-ı Kerîm hükmünce ALLAHu Zü’L- CeLÂL’in ULuhiyyetini unutmaz ki, unutursa tekrar hatırlayıp ZİKReder-anar.. Kimin ki her nefeste kalbi “ALLAH” zikriyle çarptıysa, bu HÂLi MuhaMMedî Âriflerin KemÂL HÂLidir, değişmez başka zikirle uğraşıp onu tekrâr eylemez..

الَّذِينَ آمَنُواْ وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُم بِذِكْرِ اللّهِ أَلاَ بِذِكْرِ اللّهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ
"Ellezîne âmenû ve tatmainnu kulûbuhum bi zikrillâh (zikrillâhi) e lâ bi zikrillâhi tatmainnu’l- kulûb (kulûbu).: Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalbler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur.” (Ra’d13/28)

ALLAH:
Resim

Resim

Hem şerî‘at hem tarîkat hem hakîkat ehlidür
Ehl-i vahdet olmayanlar aña ikrâr eylemez..

MuhaMMedî Mârifet Ehli olanlar; hem Şerî‘at-ı Garra, hem Tarîkat-ı Garra, hem de Hakîkat-ı Garra ehlidirler.
Onlara ancak MuhaMMedî Tahkik Tevhide ERNler, DUYar-UYar. ALLAHu Zü’L- CeLÂL’in Vahdaniyyetini BİLip-BULup-OLup-YAŞAyıp-Şâhidi Olamayan/Olamayanlar, MuhaMMedî Ârifleri kabul ve tasdik edip hakkı itiraf edip ikrâr eylemez/eyleyemez..

Resim

Her kime mensûb-ı ‘aşkdan sunmadı Kassâm tâm
Lâ dir ol meydân-ı ‘aşka hergiz ikrâr eylemez..

Her kime ki bu İlahî AŞKa mensûb/nâsiblenmiş olmak şerefini bu âlem Tâamı-Ni’meti olarak sunmadıysa HAYRı taksim eden/Mutlak Kassâm olan HAKk TeÂLÂ;
O zavallı KİMse artık “Lâ-hayır” da kalır/İnkâr eder ve asla “Lâ İlâhe İLLâ ALLAH!” diyemez, İlahî AŞK MeydÂNına asla giremez ve ikrâr eylemez..

Resim

Lâ-cerem dirler şerî‘at ehliniñ sarrâfıyuz
Lâkin ol vasl-ı likâya kat‘-ı zünnâr eylemez..

Onlar halk içinde kendihayalleriyle: “Bizler, şüphesiz, elbette, besbelli ki Şerî‘at ehline İlahî AŞKı sarf eden, dağıtan sarraflarıyız!” derler.
Ne çâre ki, boyunlarındaki, Hristiyan rahiblerinin veya puta tapanların, papazların “benlik” bellerine bağladıkları örme kuşak gibi zünnârlarını kesip de, gerçekten HAKk TeÂLÂ’ya ulaşıp kavuşmayı tercih edemezler..

Halbu ki gerçek MuhaMMedî Ârifler de, sözde kalan ÖZe ERmeyen bir VUSLATtan Zünnâr takıp bağlanıp kalmazlar CeMÂLuLLaha koşarlar.. Ve asla, HAKk TeÂLÂ’ya BAĞsız BAĞLarını Koparıp atmazlar İnşâe ALLHu TeÂLâ!.

Resim

Didiler bunlara ebrâr ehlidür çün bî-gümân
Ehl-i hakka lâ dimezse menzilin nâr eylemez..

İşte böyle olanlardır şeksiz şüphesiz MuhaMMedî Ebrâr EHLi olanlar ki onlar bu ÂLeMe, İbrahîm aleyhisselâm NÂRına İnkâr edip: “RaBbım Yıldız mı, AY mı, Güneş mi” demeye ve bu âlemdeher CÂNın İçinde olduğu CÂN CeheNNemine girmeye, çıkış NOKTAsı/Menzilin NÂR olduğunu BİLirler/BiLdirilmiştir ki; NÂRlarını, Hanif Tevhid Tercihleriyle: “Berden seLÂMen” NÛRuLLAHa RÜCÛ’ ettireler.. İbrahimî-MuhaMmedî Tevhid Aşamalarından geçerek EBRÂR oldular..

ESfelin CeheNNemi.:

وَإِن مِّنكُمْ إِلَّا وَارِدُهَا كَانَ عَلَى رَبِّكَ حَتْمًا مَّقْضِيًّا
---''Ve in minkum illâ vâriduhâ, kâne alâ rabbike hatmen makdıyyâ : Sizden hiç biriniz müstesna olmamak üzere ille oraya (cehenneme) uğrıyacakdır. Bu, Rabbinin üzerine kat'i olarak aldığı, kazaa etdiği (bir şey) dir.” (Meryem 19/71)

HAKk’ı tercihle İbrahîm aleyhisselâm için, cehennem “berden selâmen” olmuştur..
“Berden seLÂM” et:

قُلْنَا يَا نَارُ كُونِي بَرْدًا وَسَلَامًا عَلَى إِبْرَاهِيمَ
---“Kulnâ yâ nâru kûnî berden ve selâmen alâ ibrahîm (ibrahîme): Ey ateş! İbrâhim için serinlik ve esenlik ol! dedik.” (Enbiyâ 21/69)

Hanif Tevhid Aşamaları.:

وَكَذَلِكَ نُرِي إِبْرَاهِيمَ مَلَكُوتَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَلِيَكُونَ مِنَ الْمُوقِنِينَ
"Ve kezâlike nurî ibrâhîme melekûte’s- semâvâti ve’l- ardı ve li yekûne mine’l- mûkınîn (mûkınîne).: Ve böylece Biz, İbrâhîm’e onun mûkınîn (yakîn hasıl edenlerden) olması için yerin ve göklerin (semâların) melekûtunu gösteriyoruz (gösteriyorduk).” (En’âm 6/75)

فَلَمَّا جَنَّ عَلَيْهِ اللَّيْلُ رَأَى كَوْكَبًا قَالَ هَذَا رَبِّي فَلَمَّا أَفَلَ قَالَ لا أُحِبُّ الآفِلِينَ
"Fe lemmâ cenne aleyhi’l- leylu raâ kevkebâ (kevkeben), kâle hâzâ rabbî, fe lemmâ efele kâle lâ uhıbbu’l- âfilîn (âfilîne).: Gece onun üzerini örtünce, (gece olunca) bir yıldız gördü. “Bu benim Rabbim.” dedi. Fakat kaybolunca, “Kaybolup gidenleri sevmem.” dedi.” (En’âm 6/76)

فَلَمَّا رَأَى الْقَمَرَ بَازِغًا قَالَ هَذَا رَبِّي فَلَمَّا أَفَلَ قَالَ لَئِن لَّمْ يَهْدِنِي رَبِّي لأكُونَنَّ مِنَ الْقَوْمِ الضَّالِّينَ
"Fe lemmâ rae’l- kamere bâzigan kâle hâzâ rabbî, fe lemmâ efele kâle le in lem yehdinî rabbî le ekûnenne mine’l- kavmi’d- dâllîn (dâllîne).: Ay’ı doğarken görünce: “Benim Rabbim bu.” dedi. Fakat kaybolunca: “Eğer Rabbim beni hidayete erdirmezse, mutlaka dalâletteki kavimden olurum.” dedi.” (En’âm 6/77)

فَلَمَّا رَأَى الشَّمْسَ بَازِغَةً قَالَ هَذَا رَبِّي هَذَآ أَكْبَرُ فَلَمَّا أَفَلَتْ قَالَ يَا قَوْمِ إِنِّي بَرِيءٌ مِّمَّا تُشْرِكُونَ
"Fe lemmâ rae’ş- şemse bâzigaten kâle hâzâ rabbî, hâzâ ekber (ekberu), fe lemmâ efelet kâle yâ kavmî innî berîun mimmâ tuşrikûn (tuşrikûne).: Güneşi doğarken görünce: “Bu benim Rabbim, bu daha büyük.” dedi. Fakat kaybolup gidince: “Ey kavmim ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden uzağım.” dedi.” (En’âm 6/78)

إِنِّي وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ حَنِيفًا وَمَا أَنَاْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
"İnnî veccehtu vechiye lillezî fatara’s- semâvâti ve’l- arda hanîfen ve mâ ene mine’l- muşrikîn (muşrikîne).: Ben hanîf olarak, yüzümü gökleri ve yeri yoktan yaratan Allah'a çevirdim ve ben müşriklerden değilim.” (En’âm 6/79)

Resim

Her kime ef‘âl-i ‘âlem cür‘asından sundı hak
Dört kitâbı nakl idersüñ hîç ögüt kâr eylemez..

HAKk TeÂLÂ, her kime ki, bu KULLuk İmtihÂNı Âleminde fiileri yaratanı bırakarak, fiilleri yapan kulunu Rabb zannetmesi kadehinden içerse,
Artık bu kimselere dört kitâbı nakl etsen de boşuna edersin ki, o kimseye ögüt kâr eylemez..

Fiilin Fâili HAKk TeÂLÂdır:

فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ وَلَكِنَّ اللّهَ قَتَلَهُمْ وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ وَلَكِنَّ اللّهَ رَمَى وَلِيُبْلِيَ الْمُؤْمِنِينَ مِنْهُ بَلاء حَسَناً إِنَّ اللّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
"Fe lem taktulûhum ve lâkinnallâhe katelehum, ve mâ rameyte iz rameyte ve lâkinnallâhe ramâ, ve li yubliye’l- mu’minîne minhu belâen hasenâ (hasenen), innallâhe semîun alîm (alîmun).: Onları siz öldürmediniz ama onları Allah öldürdü. Ve attığın zaman da sen atmadın ama Allah attı. Ve Allah, mü’minleri Kendisinden ahsen belâ ile imtihan eder. Muhakkak ki Allah, işitendir ve bilendir.” (Enfâl 8/17)

Resim

Şöyle bil nâsût-ı ‘âlem nakşıdur bunlar hemân
Tâ‘atı ‘âdet kılurlar fi‘li ibrâr eylemez..

Bu hususun gerçeğini şöyle bil ki, bu âlemde gördüklerin kesinlikle; Dünya ve İnsanlığa ait, insanlıkla ilgili nakışlardır.. Nakkaş değildir..
Ancak, imânda yanlışa düşenler âmelde tâ‘atı/ibâdeti âdet hâline getirirler ne acı ki emredilen/imâne dayalı fiili tasdik edip uygulamazlar..

Resim

Ehl içinde bunlara hayvân-ı nâtık zikr olur
‘İlm-i uhrâdan bular hiç kâr-ı esrâr eylemez..

İim-İrfÂN Ehli içinde bunlar için, “konuşan hayvân” diye anılır ki,
Bunların, âhiret âleminin ilgili sırrlarını çözüp de buradayken kâr etmek nasib-kımetleri olamaz!.

Resim

Muhtasar elfâz-ı ma‘nâdan bu ‘âlem halkınıñ
Hâlini fâş eylesem ben illâ Settâr eylemez..

Mânevî âlemle ilgili sözlerden kısaca bahsedip, içinde yaşadığımız şu âlem Halkının hâllerini ortaya dökmek istesem ancak es Settâr olan ALLAH celle celâlihu, kullarının hata-günahlarını örter ve ortaya dökmez..

El Settâr:
Resim

Resim

Bu Sinân Ümmî’i siz câhil ü nâdân añlamañ
Halk-ı ‘âlem hâline ‘âlimdür izhâr eylemez..

Sakın sakın bu Sinân Ümmî kaddesallahu sırrahu Babamı siz câhil ve haddini bilmez birisiolarak anlamayın.
Bu Âlemin tüm halkının hâline âlimdir-bilir ancak izhâr edip, gösterip de âşikâre edip ortaya dökmez..


Resim

İkrâr: Açıktan söylemek. Kabul ve tasdik etmek. Hakkı itiraf etmek. Karar vermek. Mukarrer kılmak.
Mensûb: Nasbolunmuş, me'muriyete konulmuş. * Konulmuş, dikilmiş.
Kassâm: Hayrı çok olan kimse. * Yorulmuş, kendini bırakmış, mahzun kişi. * Büyük hurma salkımı. Taksim eden.
Hergiz: f. Aslâ, kat'iyyen. Hiçbir suretle.
Lâ-cerem: şüphesiz, elbette, besbelli. * Nâçar, zaruri
Sarrâf: Sarfeden. Para işleri ile uğraşan. * Cevherci, kuyumcu. Cevherin kıymetini san'atı ile azaltan veya çoğaltan.
Vasl: Âşığın sevdiğine kavuşması. Kavuşmak. * Birleştirmek, ulaştırmak.
Likâ: Kavuşmak. Rast gelip buluşmak. Görüşmek. Yalnız görüşmek. * Yüz, sima, çehre.
Kat‘:Kesme, ayırma. * Geçme. Yol almak. Yüzerek geçmek. * Delil ve bürhan ile ilzam etmek.
Zünnâr: İp. * Hristiyan rahiplerinin veya puta tapanların, papazların bellerine bağladıkları örme kuşak.
Ebrâr: (Berr. C.) Özü sözü doğru olanlar, hamiyetliler. Sâdıklar. İyiler.
Ef‘âl: (Fiil. C.) Fiiller, işler, ameller.
Nâsût: İnsanlık. İnsanlar ve onlarla alâkalı şeyler.
Tâ‘at: İbadet etmek. Allah'ın (C.C.) emirlerini yerine getirmek. İtaat etmek.
Fi’l: (Fiil) Müessirin te'siri. Amel, iş.
İbrâr: Yapılan yeminin doğru olduğu tasdik edilme.
Nâtık: Konuşan. Söz eden, söyleyen, beyan eden. İdrak eden. Bildiren. Fikir ederek düşünen.
Uhrâ: Sâir, diğer, başka. Ahir, gayr, son, sonra.
Esrâr: (Sır. C.) Sırlar. Gizli hikmetler ve mânalar. Bilinmeyen şeyler.
Muhtasar: Az. Kısa. Uzun olmayan. * Tekellüfsüz. * İhtisar edilmiş. Kısaltılmış.
Elfâz: (Lafz. C.) Lafızlar. Sözler. Lügatlar.
Fâş: Meydana çıkmış. Yayılmış. * Anlaşılmış olan.
Nâdân: f. Cahil, bilmez, haddini bilmez.
İzhâr: Açığa vurma. Meydana çıkarma. * Göstermek. Zâhir ve âşikâre ettirmek.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 23 May 2017, 21:00 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10888
73
Resim ÜMMî GÜNeŞ'in NÛRu..

73.üncü ŞİİR

<= Resim =>


ResimFâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün


Biz Tarîk-ı Halvetî ‘âşıklarıñ handânıyuz
Cân-ıla baş virmege dôst yolınıñ merdânıyuz..


Biz Halvetî Tarîkatı Mensubu olmanın gülen gönül sahibi âşıklarındanız ki,
Yüce Dost ALLAH celle celâlihunun AŞK YOLUna başını da CÂNını da verebilen MuhaMMedî Yiğitleriz..

Resim
Biz çerâgı Şâh-ı Merdân şem‘asından yandırıp
Anca dillerde hakâyık şehri[niñ] şem‘dânıyuz..


Biz AŞKuLLAH Çıramızı-AŞK Kandilimizi, Kaynağını Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemden alan Şâh-ı Merdân İmam ALİ kerremallahu vechehu ELinden, Elden ELe Yandırarak her asırda inşaların dillerindeki Aşk Hakikatlerinin ışık kaynağı olmuşuz hamd olsun!.

Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Vedâ Haccı’ndan Medine’ye dönerken “Gadir-i Humm” denen su başında Hz.Ali kerremallahu vechehu’yi yanına alarak şunları buyurdu..
Hicret’in Onuncu yılında Hz.Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) artık Risaleti’nin adetâ bir özeti ve tamamlayıcı olgusu olarak tarihlerde “Vedâ Haccı” diye bilinen haccı yerine getirdi. Komşu kabilelerdeki Müslümanların da kendisine katılmalarını emretti ve Mekke’de 100 binin üzerinde insan toplandı; bir kişiyle başlayan İslâm davası 23 yıl gibi kısa bir zaman içerisinde 100 binden fazla kişiyi Hacc’da toplayabilecek hale gelmişti.
Vedâ Hacc’ında “Vedâ Hutbesi” diye bilinen ve genel bir “tebliğ” niteliğindeki hutbesini okuyup Hacc’ını da tamamladıktan sonra Medine’ye doğru yola koyuldu.
Yolda “Gadir-i Humm” denilen bir su başına geldiğinde kafile durdu ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, öğle vakti bir ağacın altına kurulan kürsüye çıkarak Hz.Ali’yi de yanına alıp şunları buyurdu:

Ey Müslümanlar! Ben ancak bir insanım! Rabbimin elçisi gelip de ona icabet etmem yakındır. Ben size iki kıymetli ve ağır şey bırakıyorum. Onlar birbirinden ayrılamaz. Eğer bunlara uyarsanız yolunuzu sapıtmazsınız. Bu iki kıymetli şeyden biri içinde Nur ve doğru yol bulunan “Allah’ın Kitabı”dır ki O’nun gökten yere sarkıtılmış ipidir. Ona tutulan doğru yolu bulur. Ondan ayrılan sapar. Diğeri de “Ehl-i Beyt-i Itretim” dir. Ehl-i Beyt’im hakkında sizi uyarırım; Ehl-i Beyt’im hakkında sizi uyarırım; Ehl-i Beyt’im hakkında sizi uyarırım!."
(Sahih-i Müslim 2: 325; Tirmizî H. No: 4036 4038; İ. Hanbel Müsned 5: 182 189 3: 26.)

“Ey Müslümanlar!. Ben bütün Mü’minlere öz canlarından daha evlâ değil miyim?. Öyleyse ben kimin mevlâsıysam Ali de onun mevlâsıdır. Yâ Rabb!. Onu Velî edinenlerin Velisi ol!. Düşmanlarına da düşman ol!.” buyurdu.”
(İ. Hanbel Müsned 4: 281 Buharî Tarih 1: 375 İ. Mâce Sünen H. No:116)


Resim
‘Âlimü’l- gaybıñ vücûdı nûrınıñ şehrindenüz
Bu kafes cisminde geldük habs olan zindânîyüz..


Biz, Ezelin Gayb Âleminden, Vâcibu’l- VüCÛD ALLAHu Zü’L- CeLÂL’in NÛRundan MevCÛD-Var kıldığı NÛRuLLAH Şehrindeniz.
Gerçi, ÖZ RÛHumuz-CÂN KUŞumuz bu BEDEN KANLı KAFesi Zindanında hapis oldu da, biz de KULLuk Zindânîlerindeniz kaderimiz kadarlık sürede..

->KÜLLî ŞEYy ->ALLAH’ın NÛRu.:

اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ مَثَلُ نُورِهِ كَمِشْكَاةٍ فِيهَا مِصْبَاحٌ الْمِصْبَاحُ فِي زُجَاجَةٍ الزُّجَاجَةُ كَأَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِن شَجَرَةٍ مُّبَارَكَةٍ زَيْتُونِةٍ لَّا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُّورٌ عَلَى نُورٍ يَهْدِي اللَّهُ لِنُورِهِ مَن يَشَاء وَيَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثَالَ لِلنَّاسِ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Resim---ALLÂHU NÛRU’S- SEMÂVÂTİ ve’l- ARD (ardı), meselu nûrihî ke mişkâtin fîhâ mısbâh (mısbâhun), el mısbâhu fî zucâceh (zucâcetin), ez zucâcetu ke ennehâ kevkebun durrîyyun, yûkadu min şeceratin mubâraketin zeytûnetin lâ şarkîyetin ve lâ garbiyyetin, yekâdu zeytuhâ yudîu ve lev lem temseshu nâr (nârun), NÛRUN ALÂ NÛR (nûrin), yehdîllâhu li nûrihî men yeşâu, ve yadribullâhul emsâle lin nâs (nâsi), vallâhu bi kulli şey’in alîm (alîmun).: ALLAH, GÖKLERİN VE YERİN NÛRUDUR. O'nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltip iletir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah, her şeyi bilendir.” (Nûr 24/35)

Resim
‘Âlem-i gaybı şehâdetdür bizüm seyrânımuz
‘Ârif-i billâh-i ‘âlem vâsıl-ı ferdânîyüz..


İçinde yaşamakta olduğumuz Şehâdet Âlemi SeyrÂNgÂHındaki KULLuk SeyrÂNımızın OLuş sebebi, Gayb Âlemindeki Yaratanımız RABBu’l- ÂLemîn’e şehadettir-şâhidi oluş yaşayışıdır..
Şu hususu uyaralım ki.. Kayıp, yitiktir.. Gaib-Gayb, OLduğu halde gözükmeyendir..
Biz bu âlemde, İlahî Ferdânîyyetin MuhaMmedî İLMine, Mürşid-i Mutlak MuhaMMed aleyhisselâm NÛRu ile Cenâb-ı HaKk TeâLâ’ya ulaşmış Ârif-i Billâh Âşıklardanız..

الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ
"Ellezîne yu’minûne bi’l- gaybi ve yukîmûne’s- salâte ve mimmâ razaknâhum yunfikûn (yunfikûne).: Onlar (takva sahipleridir) ki, gaybe (gaybte Allah’a) îmân ederler, namazlarını kılarlar ve kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden infâk ederler (başkalarına verirler).” (Bakara 2/3)

Resim
Sûret-i fakr ü fenâda hâke yeksânuz veli
Siret-i mülk-i bekânıñ nûr-ı gevherdânıyuz..


Ey Dost kardeşim, şu giyinmiş olduğumuz; iğreti-izafî-gelgeç-ölümlü- fâni ve de, alıp-verdiği nefesi de dahil herşeye muhtaç ve fâkir Beden Sûreti-Görüntüsünün yerle-toprakla bir olduğu inancındayız.
Oysa, o bedenimizin içinde taşıdığı CÂN CEVHERinin sahibi-kabı-gevherdânıyız ki, BEKÂ MÜLKünün NÛRunun Sîreti-ÖZü, Bizim Sûretimizden-YÜZümüzden parıldar!.

Resim

Vuslat âbın içmeyenden gizlidür erkânımuz
‘Âlem-i vahdet bâgınıñ meyiniñ mestânıyuz..


Bizim bu MuhaMMedî AŞKuLLAH Yolumuzda Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Kâsesinden-Kevserinden-Kalbinden, Vuslat-Kavuşum ÂBın-SUyun İÇmeyenlere Erkânımız-AŞK İŞimizin ÖZü gizlidir.
Bizler böylece, Vahdet Âleminin Şehâdet Bağının ÖZ ÜZümlerinin Şehâdet Şarabının mest-serhoş ettiği Mestânî-Serhoşlarıyız..

Resim
‘Arş u kürsî nüh felekdür dem-be-dem seyrânımuz
sûret-i nakş-ıla dôstlar añlamañ gerdânîyüz..


Bizim MuhaMmedî Sürekli SeyrÂNımız; Arş, Kürsî ve Dokuz Felek ki uzayın derinliklerini kapsar.
Dostlar, sakın bizim görüntümüze bakıp da bizi, şu etraftaki KüLLî Şey Nakışlarıyla gözüken ve kime DÖNdüğünü bilmeyenlerle karıştırmayın ki,
Biz “Yusebbihu” Sırrında Dönen KüRRe ve ZeRRe ile BİZ BİR-İZ HÂLinde-Tesbihinde olan Rahmetenli’l- ÂLEMîN ÜMMeti ve RABBu’l- ÂLEMîN Halifesi ve KULuyuz ki, DÖNüşümüz-RÜCÛ’muz da O’nadır!.

İmam Fahreddin Râzî kaddesallahu sırrahu’ya göre felekler; meleklerin menzili ve meskenidir; melekler de kesif cisimler değil felek cismini yöneten ruhanî sûretlerdir. Böylece Râzî, felsefî kozmolojinin felekiyyât ile melekiyyâtı birleştiren metafizik yönünde Fârâbî-İbn Sînâ geleneğiyle uzlaşmış olmaktadır.
(İmam Fahreddin Râzî, el-Metâlibü’l- âliye mine’l- ilmi’l-ilâhî, VII, 335-347, 374-376).

Resim
Aslımuz ahsen-i takvîm ‘âlem-i asliyyedür
İrmege ‘aşk-ıla hâzır durmuşuz meydânîyüz..


Güneşin Işığının ASLının, Güneş olduğu gibi.. BİZim de ASLımız, AHSEN/en güzel, en iyi, en doğru TAKVÎMde/Kıvamda yaratıldığımızdandır ki, ASLuLLAH/ZÂTuLLAH ÂLeMidir. İLLiYYîndir..
İLLiYYînden ESFEline indirilen NEFsimiz, tekrar İLLiYYîne RÜCÛ’-GERİDÖNüş için, AŞK MeydÂNında AŞKuLLAH ile dopdolu ve hâzır duran Meydânîleriz hamd olsun!.

لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ
"Lekad halaknâ’l- insâne fî ahseni takvim (takvîmin).: Andolsun ki Biz, insanı (nefsini), ahseni takvim içinde-biçimde (en güzele ulaşabilecek özellikte) yarattık.”(Tîn 95/4)

İLLiYYînden ESFEline indirilen NEFsimiz tekrar RÜCÛ’-GERİDÖNüş için; en HÜSN, en uygun, en güzel, en doğru biçimde-kıvamda OLaBİLmesi için MuhaMMedî Tâlim ve Terbiye ile;
BEDENin TERBiyesi
NEFSin TEZKiyesi,
KALBin TASFiyesi
RÛHun TECLiyesi GÖRüp YAŞAmamız mutlaka şarttır..

Resim

Erba‘în-i halvetiñ ‘aşkında ‘uzlet bekleyüp
‘İlm ü ‘irfân iklîmin seyrân iden sırdânîyüz..


Halvetî Tarîkatının izlediği üsul gereği mensubu olmak isteyenlere uygulanan Erba‘în-i halvet/kırk gün devam eden TEKe TEK-lik YALNIZLığında AŞKın ÇiLLesini TEK BAŞına göğüsleyip,
MuhaMMedî Edeb-İLim-İrfÂN-ErkÂN İKLİMLerini-HÂL İÇinde HÂLLerini şu ÂN Şe’ÂNuLLAHta ki SeyrÂNuLLAHta Seyr eden SIRdÂNî/SıRR Yüklenmişleriz BİZz!.

Resim
Tevhid-i zât-ı İlâhidür bizüm varlıgımız
Ol hakikat bahrına pertâb iden dürdânîyüz..


Şu ÂNda bu KULLuk İmtihÂNı Kâinatında KüLLî ŞEYy gibi, BİZim de şu gözüken, ölümlü-gölge-iğreti-izafî-gelgeç-fâni VARlığımızın-MevCÛDiyyetimizin ASLı-ÖLümsüz Kaynağı, VâCiBu’L- VüCÛD olan ALLAHu Zü’L- CeLÂL’in ZÂTına MAHSuS MUTLAK TEVHİDinin İlahî görüntüsüdür.
BİZ ise o, El HAKku’L- HAKk olan HAKikat Denizine dökülen-EZELde ATılan, bir DAMLA Kul İhvÂNi KıtMîrin GÖZ YAŞı gibi TERK-BİR DAMLAcık DÜRDÂNe OLanlardanız hamd olsun!.

Resim
Hak bilür Allâhu a‘lem lâf u tezvîr eylemez
Dir Sinân Ümmî cihânda sâhibü’l-vicdânîyüz..


ANLAtılan MuhaMMedî HAk ÂŞIKLar onlar ki, “KÜLLî ŞEYi, onların Yaratanı ALLAHu Zü’L- CeLÂL’in BİLdiği” gerçeğini her yerde, her zaman, her, hâlde ve her nefeste HAK BİLir. Ve asla boş lakırtı laflar etmez ve SÖZe yalan karıştırmazlar.
Onun için, Sinân Ümmî kaddesallahu sırrahu BaBam der ki: “Biz Bu CihÂNda MuhaMMedî VicdÂN Sâhibleryiz!.”
El hamdulillahirabbilâlemîn…

Resim

Halvetî: Halvete müteallik, halvetle alakalı. * İbadet ve zikirlerini tenhada yapan bir tarikat adı. * Halvetiye Tarikatından olan kimse.
Handan: f. Gülen, gülücü, mesrur.
Merdân: (Merd. C.) Merdler. İnsanlar, erkekler, yiğitler.
Çerağ: Çeraiğ - Çırak (f): Kandil, mum.
Şem‘a: Işık, çıra. Nur. * Muma batmış fitil.
Hakâyık: (Hakikat. C.) Hakikatler.
Şem‘dân: içine, üzerine mum yerleştirilen, mumu yakılarak aydınlanma aracı olarak kullanılan, metal destek, ayak.
Zindân: f. Karanlık, yeraltı hapishânesi. Sıkıntı ve karanlık yer.
Ferdâniyyet: Yalnızlık, teklik. Ferdlik. Yektâlık.
Hâk: Toprak.
Yeksân: Beraber. Bir. * Düz. * Her zaman.
Erkân: (Rükn. C.) Rükünler. Esaslar. Temeller. İleri gelen kimseler.
Gevher f. Akıl ve edeb. * Asıl ve neseb. * Elmas, cevher, mücevher. İnci. * Bir şeyin künhü ve esası. Hakikat.
Gevherdân: Gevher sahibi, bekçisi.
Mestân: (Mest. C.) f. Sarhoşlar.
Gerdân: f. Dönen, dönücü. Çeviren.
Gerden: f. Dönen. Dönücü. * Boyun. * Şeci'. Bahadır. Pehlivan.
Pertâb: f. Atılma, sıçrama. * Hız almak için geriden koşarak atılma.
Tezvir: Söze yalan karıştırma. Yalan söze ziynet verme. * Şahidin şehadetini iptal etme.


Resim


HALVETİYE TARİKATI


Kurucuları.. Kolları.. ve Zikirleri..

En çok kolu olan, kendisinden en çok tarikat çıkan Halvetîyye için eskiler, Tarikat kuluçkası demişlerdir. En yaygın tarikatlardan biridir. Tamamiyle Sünnî bir tarikattır Abdullah Sıraceddin Ömer bin Ekmeled din Lahici tarafından kurulmuştur. Tarikatın isminin, Lahici’nin, amcası Muhammed Nurül Halvetî’ye intisap ettiği için bu ismi aldığı söylenir. Bir diğer rivayet de, Bir çınar ağacının kovuğunda halvet etmesinden, yani yalnız başına ibâdet etmesinden, hatta bu ibâdetini kırk gün hiç ara vermeden sürdürmesinden dolayıdır..

Sıraceddin Ömer (ölümü-1397) Lahican’da doğmuş, genç yaşlarda Harzem’de bulunan amcası Muhammed Nurül Halvetî’nin yanına gitmiş, ona intisab etmiştir. Amcası, zikri ve halvetî çok seven, ömrünün büyük kısmını halvetle geçiren bir zattı. Bu yüzden ona “Halvetî” denmiştir. Amcası tarafından yetiştirilen Ömerü’l- Halvetî, onun 1317’de vefâtı üzerine makamına geçmiş, bilgisi ve çevresinde etkisi ile büyük bir ün kazanmış ve Halvetîye tarikatının piri olmuştur. Bir müddet Hoy’da ve Mısır’da bulunmuş, oradan Hicaz’a giderek hac görevini yerine getirmiştir.
Daha sonra Sultan Üveys’in çağrısı üzerine Herat’a giderek orada vefât etmiştir.
Halvetîye Tarikatı Kolları:
Halvetîye tarikatı dört kola ayrılmıştır. Bu kollardan da pek çok şubeler çıkmıştır..

Halvetîye’nin Birinci Kolu: Ömer Ruşenî ile başlayan “Ruşenîye Kolu”dur. Dede Ömer Tebriz’de 1487’de vefât etmiştir.

Halvetîye’nin İkinci Kolu: “Cemâliye Kolu”dur. Çelebi hâlife diye bilinen Amasyalı Celâleddin Aksarayî tarafından kurulmuştur. 1494’te Şam’da vefât eden Aksarayî bir ara İstanbul’a da gelmiş, Koca Mustafa Paşa’da câmi, medrese, hamam ve imâret kurmuş, görüşlerini yaymıştır. Koca Mustafa Paşa’da türbesi bulunan ve halk tarafından büyük bir veli olarak kabul edilen Sünbül Sinan, Halvetîliğin Cemâliye kolunun “Sünbüliye Şubesi”ni kurmuş, 1530’da İstanbul’da vefât etmiştir.
Halvetîye’nin Cemâliye kolundan ayrıca Şabaniye, Nasuhiyye ve İbrahimiye Şubeleri doğmuştur. Bu sonuncusunun kurucusu Kuşadalı İbrahim’dir. Aksaray’daki dergahının yanması üzerine sultan II. Mahmud, dergahı yeniden yaptırmak istemiş, bunun üzerine Kuşadalı: “Dergahlardan feyiz çekildi, gereksiz masraf olur” diye karşı çıkmıştır. 1848’de vefât etmiştir.

Halvetîye’nin Üçüncü Kolu: Şemseddin Ahmed’in kurduğu “Ahmediye Kolu” dur.
Bu koldan çıkan şubelerin en ünlüsü “Cerrahiye”dir. Nureddin Cerrahî tarafından İstanbul’da kurulmuş ve yayılmıştır.
Ahmediye kolunun en önemli şubesi ise Niyazî Mısrî tarafından kurulan “Mısrıyye Kolu”dur..:

“…Türk sûfi şairlerinden Niyazi, 1027 Rebiülevvelinin on ikisinde (1618) Malatya’nın Soğanlı köyünde doğmuştur. Babası Nakşibendi Âli’dir. Niyazi, kardeşi Ahmed’le Tahsile başladıktan sonra Halvetî şeyhlerinden Malatyalı Hüseyin’e mürid olmuştur. 1048’de (1638) Diyarbakır, Mardin, Bağdat ve Kerbelâ’ya giderek dört yıl kadar kaldıktan sonra Mısır’a gitti; orada Kadiri Tarikatına girdi; aynı zamanda Ezher’de tahsiline devam etti. Dört yıl sonra 1056’da (1646) gördüğü bir rüyâ üzerine İstanbul’a gelip Sokullu Mehmed Paşa Medresesi’nde bir hücrede irşada başladı ki bu hücre, yakın zamanlara dek, belki de hâlâ “Niyazi Hücresi” diye anılır ve ziyaret edilir. İstanbul’dan Bursa’ya giden Niyazi, Veledienbiya Câmii kayyımı Âli Dedi’nin evinde ve câmi yakınlarındaki medresede kaldı; gene bir rüya üzerine Yiğitbaşı kolundan ve Ümmi Sinan hâlifelerinden Şeyh Mehmed’e ve bu sırada Uşak’a gelen Ümmi Sinan’a intisab edip onunla Elmalı’ya gitti; tekkesinde imâmlık, hatiblik ve oğluna hocalık etti. 1065’te (1654-1655) Ümmi Sinan’dan hilafet alıp Uşak, Kütahya ve Bursa’da tarikatı yaydı. 1080’de (1669-1670) Bursa’da kendisine bir tekke yapıldı. Köprülüzade Fazıl Ahmed Paşa’nın daveti üzerine Edirne’ye giden Niyazi, pek fazla değer verdiği cefre dayanarak bazı sözler söylediğinden 1083’te (1673) Rodos’a sürüldü. Dokuz ay sonra bağışlanarak Bursa’ya döndü. 1087’de (1676) gene bu çeşit sözleri ve hareketleri yüzünden Limni’ye yollandı; 1103 yılına kadar (1691) orada kaldı; tekrar bağışlandı.
Halvetîye tarikatı, Ahmed zamanında Avusturya seferine gidileceği sırada Niyazi, savaşa katılacağını bildirerek 1104’te kendisine uyanlarla harekete geçti. Hükümete karşı koyabileceği düşüncesiyle, Bursa’da dua etmesi emredildiği halde Niyazi emri dinlemedi; Bursa’dan kalkıp Tekirdağ’a geçti; oradan Edirne’ye varıp Selimiye Câmii’ne gitti; Niyazi, câmiden alınıp gene Limni’ye sürüldü; 1105 Recebinin yirminci günü orada vefât etti.

Kendi el yazısıyla yazdığı mecmuadan Niyazi’nin fikirleri pek güzel anlaşılmaktadır. “Mevaidü’l- İrfan” adlı basılmamış eserinde bu düşünceler açıkça belirtildiği gibi bazı risâlelerinde de ifâdelenmektedir.
Önceleri taraftar olduğu Hamzavilerin de (Bayrami Melâmileri) şiddetle aleyhindedir; onlarla hiçbir ilgisi olmayanları, hatta onların aleyhinde bulunanları bile onlardan sanır, öyle görür; onları, ağza alınmayacak sözlerle söven Osmanoğullarının da aleyhinde bulunan ve tahtın, Kırım hanlarına geçeceğini söyleyen Niyazi, kendisini daimâ ölümle karşı karşıya görmekte, kendisinin er geç öldürüleceğini sanmakta, vehimler içinde kıvranmakta, olmayan, yapılmayan şeyleri, aleyhinde oluyormuş, yapılıyormuş zannına düşmektedir.
Bütün bu ruhî haletlerden anladığımıza göre Niyazi çağdaşı Halvetî şeyhi Nazmi Mehmed’in ‘Hediyetü’l- İhvan”ında yazdığı gibi “mertebe-i cünuna” varmıştır ve kendisini şeriat kılıcından kurtaran da ancak bu kanaatin umumîleşmesidir…”
(Türkiye’de Mezhebler ve TarikaUar AbdiilİMki Gölpınarlı)

Halvetîye’nin Dördüncü Kolu: “Şemsiyye’”dir. Kurucusu Şemseddin Ahmed Sivasî’dir. 1701’de Zile’de doğan ve 1797’de Sivas’ta ölen Şemseddin Ahmed’in Hanefi mezhebine olan bağlılığı ve Hamzavilere aleyhtarlığı ile tanındığı bilinmektedir..
Halvetîye Tarikatının Farkları ve Zikirleri:
Halvetîliğin kolları ve o kollardan çıkan şubeleri arasında büyük bir farklılık bulunmamaktadır. Küçük farklılıklar ise daha çok giyimdedir. Tamamiyle Sünnî bir tarikat olan Halvetîler arasında sadece Gülşenilerin Mevlevilik ve Melâmiliğe biraz meyilleri olduğu belirtilmektedir.
Halvetîler şöyle zikrederlerdi: Diz çöküp kıbleye karşı otururlar, her çeşit dünyevî düşünce ve şekilleri zihinlerinden silerler sadece Allah’ı düşünürlerdi. Başlarını sağ omuzlarına yatırıp “Lâilâhe”, sonra da sol göğüse doğru eğip “İllallah” derler, bunu 33 ve 165 kere lekrar ederler. Sonra İsmi-i Celâl, sonra da Esma-i Seb’ayı zikrederler (Lâilahe İllallah, Hu, Hak, Hay, Kayyum, Kahhar”..

Niyazi-i Mısrî’nin görüşleri..
Halvetîye tarikatı , Halvetîlik anılınca akla ilk gelen isimlerden biri de, hem büyük bir mutasavvıf, hem de güçlü bir mistik olan Niyazi-i Mısrî’dir. Bu zatın, tasavvuf ve şeriat konusunda kaleme almış olduğu küçük bir risâle denilebilir ki, bu derin konuyu, öz bir biçimde tüm incelikleri ile izah etmiştir. Mısrî’nin bu risâlesinin önemli bir bölümünü kendi önsözü ile aktarıyoruz. Sanırız ki, bu konuda böyle bir otoritenin ortaya koyduğu ölçüler en objektif ve sağlıklı olanlardır.

“İşbu Türkçe risâlenin yazılmasına iki şey sebep oldu:
Biri, sofîlerin ağızlarında bazı sözler var ki, halk tabakası, hatta ulemanın eksik olan bazıları o sözleri işitince onları bâtıl mezheb mensubu zannediyorlar. Zira ehlullahm ekseriya sözleri muğlaktır. Her ne canibe çeksen çekilir. Ehli olmayan bilmez ve onlara sû’i zan eder. Biz bu sû’i zannı ortadan kaldırmak istedik.
İkinci sebebi şudur ki, ehli tasavvuf geçinen bazı ümmiler o muğlak kelâmların zahirine bakıp ilhada (dinsizliğe) düşmeyeler ve dahi bileler ki, ehli tasavvuf ne kadar yüce derecelere erişirlerse erişsinler, onların imânı, imâna yeni gelmiş kimselerin imânından fazla olmaz. Onun içindir ki Hazreti Peygamber aleyhis salatü vesselâm “Aleyküm bidin’i- acâiz = Kocakarıların dini, inancı üzere olunuz” buyurdu. İşte bu mânâyı bilip, tasavvuf yolunun şeriat yolundan başka bir yol olduğunu zannedip sapıklık yoluna düşmeyeler. Ve yine bileler ki, avam ile havas arasındaki farklar, mârifet derecesindedir. Böylece bilip taklidi imândan tahkiki imâna sefer etmeye tâlib ve rağib olalar vesselâm.

Derviş Niyazi-i Mısrî..

Niyazi-i Mısrî, bu takdim yazısından sonra sual cevab şeklinde görüşlerini şöyle açıklıyor:

Sual: Bu sofîler, yani ehl-i tarikat otan şeyhler ve dervişler akaidde ve ameliyatta ne mezhebdendir?.
Cevap: Halvetîye tarikatı, Sofîlerin ekseriya akaid-i İslamiyede mezhebleri ehlu’s- sünne ve’l- Müslimin “Eş-Şeyh Ebu’l- Mansur Maturudî” mezhebindendirler. Evlâd-ı Arap sofîleri ekseriya, “Eş-Şeyh Ebu’l-Hasan el-Eş’arî” mezhebindendirler. Bu iki imâmın mezhebleri ehl-i sünnet ve’l-cemaat mezhebidir, ayrık değildir. Ve sofîye- nin ameliyatta (işlemeğe ait meselelerde) mezhebleri dört hak mezhebden birisidir. Yaşadığı ülkenin halkına göre…

Meselâ Rum vilâyetleri (Anadolu ve Rumeli), Özbek, Tatar, Hıta, Çin-Maçin, Hindistan ve Sind vilâyetleri halkından olan sofîler umumen füruda “Hanefiyyü’l- Mezheb” dirler. lmam-ı Azam ve hümam-ı ekrem, sirâcü’l-milleve’d-din, tâc-ı ehl-i sünnet-i ecmain Ebu Hanife-i Kûfi hazretlerinin KurÂN-i Azîm’den ve Ehâdis-i Nebeviyeden istinbat ve ictihad ettikleri meseleleri taklid ve can ile kabul ederler ve onun mezhebine tabi olurlar.

Arabistan diyarından Suriye, Mısır, Halep vilâyetleri halkının büyük kısmı ve Haremeyni’ş-şerifeyn halkının ekseri “Şafiiyyü’l- Mezheb”idirler. İmam-ı Muazzam ve muktedâ-yı müfahham Muhammed bin İdris eş-Şafii Hazretlerini taklid ederler, onun yolundan giderler.

Tunus vilâyeti ve bil-cümle Mağrib halkı umumen Endülüs vilâyetlerine varıncaya kadar ve Arabistan vilâyetlerinin bazısı “Mâlikiyyü’l-Mezheb”dirler. Şeyhü’l-eimme ve kıdvetü’l-ehli’s- sünne imâmu ehli’l-Medine İmâm Mâlik bin Enes hazretlerini taklid ederler..

Ehl-i Bağdad’ın büyük kısmı ve bilcümle İrak diyarları ve Arap diyarlarının ve bahusus Haremeyni’ş- şerifeyn ehalesinin bazısı “Hanbeliyyü’l-mezheb”dirler. Fetva ve takvada mükemmel ve zühd ü vera- da ekmel olan İmam Ahmed bin Hanbel hazretlerini taklid ederler.

Bu dört imâmın mezheblerine ehlü’s-sünne ve’l-cemaat mezhebleri derler. Bunların birbirine ihtilafları füruun bazı meselelerindedir, cümlesinde değildir. Ama itikad esaslarında bunların dördü bir mezhebdir ki Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu mezhebe “Fırka-i Naciye = Kurtuluş Fıkrası” diye ad verdi. Sofîlerin mübtedilerinin ve müntehilerinin (yola yeni girenlerin ve yolun sonuna gelenlerinin) mezhebleri işte bu ehl-i sünnet ve cemaat mezhebidir, gayri değildir. Bu sofîlerin bir itikadları dahi şudur ki, “bir kimse ehlullah olsa her ne kadar keramet sahibi olsa da bu imâmların en ednasının (mezheb imâmlarının derece ve büyüklük itibâriyle en sonra geleninin) mertebesini bulamaz. Nerede kaldı ki ashab- ı güzin mertebesini bula ve peygamberler mertebesini bula…” Ve dahi tasavvuf erbabı şöyle itikad ederler ki, hiçbir velî mezheb imâmlarına ihtiyacı kalmayacağı bir mertebeye varamaz, yani bunlardan birini taklid etmek mecburiyetinden kurtulamaz ve onlara ihtiyacı olmamak durumuna gelemez.” Ve dahi şöyle itikad ederler ki “itikadında ehl-i sünnet ve cemaata muhâlif bir inanışa sahip olan kimse velilik mertebesine ayak basamaz.”

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 16 Haz 2017, 19:15 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10888
Resim ÜMMî GÜNeŞ'in NÛRu..

74.üncü ŞİİR

<= Resim =>


ResimFâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Yanmaga ‘aşk odına külhânı gözler cânımuz
Bûy-ı vuslat bulmaga gülhânı gözler cânımuz..


Bu AŞKuLLAH YOLUnda cânımız, AŞK Ateşine yanıp bir damla ASLımız Suyumuzu kaynatmak için HabîBuLLAH Hamamının ÇiLLe Külhânını bekler.
Ve cânımız, YÂRe kavuşma ümidi bulmak için YÂRin Gülhânını/gül bahçeleri beklerdurur..


Resim

Bî-nişândan gelmişiz biz lâ-mekân ehlindenüz
Gitmege ‘azm eyleyüp yol-hânı gözler cânımuz..


Biz EZEL’in İLLiYyîn Nişânsızlık Âleminden gelmişi ki, biz mekÂNsız âlemin mensublarıyız.
İndirildiğimiz bu ESFELîn âleminden “İrcî’: Geri dön!.”çağrısına uyup dönmeye ciddî çabamız var ve, şimdilik bu YOLun Kapısız HANında DÖNüş vaktimizi bekleriz.


Resim

Didiler çün-kim fenâdur tâlibiñ sermâyesi
Anuñ-içün her nefes selhânı gözler cânımuz..


Bize BİLdirilmiştir ki bu âleme KULLuk İmtihÂNı için gelen her nefis geri DÖNüş Dilediğinde sermâyesi fenâdır/kendi izafî-iğreti-ölümlü “ben”liğinin hiçbir şey olmadığını ANLAyıştır..
Onun için bizim cânımız her nefes selhânı bakler/dünya mezbahasında benliğimiz kesilip, Kıyamet Gününü gözler..


Resim

‘Aşka uyup dü cihândan el çeküp girdi yola
Hükmi fâş kendü nihân ol Hânı gözler cânımuz..


İlahî AŞKa uyup iki cihândan el çekip yola girdi ki, bu YOLu ve YOLcuyu Yaratan O,
FermÂN Hükümleri açık-seçik oartada kendisi Şahadamarımızdan da AKREB ve GÂİB olan O Hânı/SuLtÂNı gözler-bekler cânımız..


Resim

Diñleyüp gayrı sadâdan bulmamışdur zevkını
Tâ ezel hakdan gelen elhânı gözler cânımuz..


Bu gel-geç Âleminde, YÂRin SESinden bAŞka nice sesler dinlemişiz de asşla birzevk alamamışız.
Tâ EZEL EELESt BEZMindeki El HAKk ALLAH celle celâlihu’dan gelen elhânı/ nağmeleri gözler-bekler cânımız..


Resim

Hak buyurdı şânına çünkim ‘alâ hulukın ‘azim
Pâyına yüz sürmege şol Hânı gözler cânımuz..


O Yüce Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ki, ALLAHu zü’L- CeLÂL, O’nun şânını “alâ hulukın azîm” olarak buyurdu.
Bizim de cânımız Efendimiz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin ayak tozuna yüz sürmek için şol Hânı gözler-bekler..

وَإِنَّكَ لَعَلى خُلُقٍ عَظِيمٍ
"Ve inneke le alâ hulukın azîm (azîmin).: Ve muhakkak ki sen, mutlaka çok büyük bir ahlâk üzeresin.” (Kalem 68/4)


Resim

Dir Sinân Ümmî hakâyıkdur bize mülk-i bekâ
Kulluga geldük velî kul Hânı gözler cânımuz..


Sinân Ümmî kaddesallahu sırrahu Babam: “Bizim için hakaikatler hakikatı ebedî olan Bekâ âlemidir.
Eyy Dosta, biz bu Âleme KULLuk yapmak için geldik ve Kulu olduğumuz O Hânı/SuLtÂNı gözler-bekler cânımız..


Resim

Külhân: f. Hamam ocağı. Hamamda su ısıtmak için ateş yakılan yer.
Bûy: f. Koku. * Ümit, umma. * Sevgi, muhabbet. * Tamah.* Huy. Tabiat. * Kısmet, pay, nasib.
Vuslat: Visal. Sevdiğine kavuşma, ulaşma, bitişme. Bitiştiren.
Gülhân: gül bahçeleri.
Fenâ: (Bekâ'nın zıddı) Yokluk. Yok olma. * Geçici dünya. * Geçip gitme. * Tas: Kendi varlığından geçmek. * Kötü. * Devamlı olmayan. * Çok kocamış olmak.
Selh-hâne: f. Hayvan kesilip yüzülen yer. Mezbâha. (Bu kelime galat olarak, "salhâne" şeklinde kullanılır.)
Selhân: Kıyamet günü.
Fâş: Meydana çıkmış. Yayılmış. * Anlaşılmış olan.
Nihân: f. Gizli, saklı. Bulunmayan. Mevcut olmayan. * Sır.
Elhân: (Lahn. C.) Lâhnlar, nağmeler, besteler, ezgiler.
Hakâyık: (Hakikat. c.) Hakikatler.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 16 Tem 2017, 00:48 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10888
Resim ÜMMî GÜNeŞ'in NÛRu..

75.inci ŞİİR

<= Resim =>


ResimFâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Dôst cemâli şem‘iniñ pervânesidür cânımuz
Anuñ-içün ol Muhammed nûrıdur îmânımuz..


Bizim yaşamakta olduğumuz şu hayatta en kıymetli şeyimiz olan tatlı CÂNımız, El Velîmiz olan ALLAHu zü’L- CeLÂL’imizin CEMÂLuLLAH NÛRunakendini fedâ etmiş pervâne kelebekleri gibidir.
BİZim imânımız ise; Kâinâttaki KüLLî ŞEYy’in NÛRuLLAHtan yaratılan İLK ŞEYy olan NÛR-u MuhaMMed olduğuna inanmak temeline dayanır.

NûN.. NahNu, BİZ.. NûRuLLaH.. her ne dersek, ALLAHu Zü’L- CeLÂL’e yâni ZÂTuLLAH’a gidebilir demek istiyorum..


اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ مَثَلُ نُورِهِ كَمِشْكَاةٍ فِيهَا مِصْبَاحٌ الْمِصْبَاحُ فِي زُجَاجَةٍ الزُّجَاجَةُ كَأَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِن شَجَرَةٍ مُّبَارَكَةٍ زَيْتُونِةٍ لَّا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُّورٌ عَلَى نُورٍ يَهْدِي اللَّهُ لِنُورِهِ مَن يَشَاء وَيَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثَالَ لِلنَّاسِ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Resim---“ALLÂHU NÛRU’s- SEMÂVÂTİ ve’l- ARD (ardı), meselu nûrihî ke mişkâtin fîhâ mısbâh (mısbâhun), el mısbâhu fî zucâceh (zucâcetin), ez zucâcetu ke ennehâ kevkebun durrîyyun, yûkadu min şeceratin mubâraketin zeytûnetin lâ şarkîyetin ve lâ garbiyyetin, yekâdu zeytuhâ yudîu ve lev lem temseshu nâr (nârun), nûrun alâ nûr(nûrin), yehdîllâhu li nûrihî men yeşâu, ve yadribullâhul emsâle lin nâs(nâsi), vallâhu bi kulli şey’in alîm(alîmun): ALLAH, GÖKLERİN ve YERİN NURUDUR. O'nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltip iletir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah, her şeyi bilendir.”
(Nûr 24/35)

NÛRundan ZÂTına.. ZÂT<->Sıfat<->Esmâ<->Eşyâ.. Bizi oraya götürecek pek çok âyetler var.. Öyledir demiyorum, çünkü denemez ama oraya gidebiliriz..
Burada Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin: “ALLAH celle celâlihu ilk önce benim nurumu yarattı..” buyruğunu iyi ANLAmalıyız..

Resim---Câbir B. Abdillâh (radiyallâhu anhu)’dan: “Yâ Resûlullah! Anam, babam Sana fedâ olsun, ALLAH’ın en evvel yaratığı şeyi bana söyler misin?”dedim. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Yâ Câbir! Eşyâdan önce kendi nurundan (Nurullah) senin peygamberiyin nurunu yarattı ve şöyle buyurdu: “O nur ALLAH’ın kudretiyle dilediği yerlerde devredip gezerdi. O zaman ne levh, ne kalem, ne cennet, ne cehennem, ne melek, ne gök, ne güneş, ne ay, ne cin, ne ins var idi.” Ondan sonra buyurdu ki: “ALLAH Teâlâ mahlûkatı yaratmak istediği zamanda o nûru taksim edip 4 parça yaptı: İlk parçadan kalemi yarattı. İkinci parçadan levhi yarattı. Üçüncü parçadan Arş’ı yarattı. Dördüncü parçayı taksim edip 4 parça yaptı: İlkinden gökleri yarattı. İkincisinden yeri yarattı. Üçüncüsünden cennet ve cehennemi yarattı. Dördüncü parçayı yine taksim edip 4 parçaya ayırdı. Birincisinden mü’minlerin gözlerinin nûrunu yarattı. İkincisinden kalblerinin nûrunu yarattı ki o, ALLAH’ı bilmedir. Üçüncüsünden dillerinin nûrunu yarattı ki o da Kelime-i Tevhiddir.......” buyurmuştur.
(İmâm Ahmed, Müsned IV-127; Hâkim, Müstedrek II-600/4175;İbni Hibban, El İhsân XIV-312/6404)
*
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Allah önce (Benim) Ruhumu yarattı. Allah, önce (Benim) Nurumu yarattı, Allah, önce kalemi yarattı. Allah, Önce aklı yarattı.” buyurdu.
(Aclunî, Keşfü’l- Hâfâ C1, S. 265; El Kaari, Şerhü’ş- Şifâ, C. 1, S. 505; Sırrül Esrar, Abdülkadir Geylanî)


Resim

Çün Muhammed nûrına mazhar yarattı Lâyezâl
Tevhîd-i zât-ı İlâhîdür bizüm burhânımuz..


Çünkü BİZ MuhaMMedî Âşıkları, Mutlak AHAD ZÂTıyla Lâyezâl/zevâl bulmaz, yok olmaz olan ALLAHu Zü’L-CeLÂL, KENDİ NÛRundan yarattığı NÛR-u MuhaMMed’e mazhar/zuhur yeri olarak yarattı ki,
Bu husuta bizim delilimiz, ALLAHu Zü’L-CeLÂL’in İLâHî ZÂTının mutlak TEK-BİR TEVHÎDidir..


Resim

‘Âleme geldük bugün illâ ki infâk olmaduk
Cân gözinden görinen oldur bizüm seyrânımuz..


Biz bu gün bu Âleme geldik diye, ASL’ımızdan kopup, kaybolup da tükenmedik. Ya da kendi başımıza buyruk asla olmadık.
Bizim bu geçici-izafî-ölümlü Cân gözümüzden her ÂN görünen seyrÂN ettiğimiz her ŞEYy netice olarak bizZÂT O’dur.. celle celâlihu…


Resim

‘Ayn ü şîn ü kâf ile geldük cihâna bî-gümân
Anuñ-içün gayret-i hakdur bizüm erkânımuz..


Biz şüphesiz ki bu KULLuk DENemesi ÂLEMine “A-Ş-K” ile AŞKuLLAH ile geldik ki,
Ondan dolayıdır ki, hayattaki ErkÂNımız/Temelİnanç ve Amelimiz HAKk TeÂLÂ’ya Rücû-dönüş MuhaMMedî Gayretdir..


Resim

Ehl-i kâl insâna degül yokdur aña sözimüz
Ehl-i hâl ‘âşıklara söyler bizüm ‘irfânımuz..


Bizim sözlerimiz, Ehl-i Kâl/içi boş laf ehli olan lafazanlara asla değildir ve onlara söyleyecek bir SÖZümüz yoktur..
Bizim sözlerimiz, Ehl-i Hâl olan gerçek MuhaMmedî Hak ÂŞIKLara analtılan MuhaMmedî İrfÂNdır..


Resim

Ehl-i hâliñ sırrını fehm eylemez nâdân olan
Dört kitâba lâ diyendür İblîs ü Şeytânımuz..


Gerçek MuhaMmedî Hak ÂŞIKLar olan Ehl-i Hâlin kendilerine mahsus SIRRLarını, haddini bilmez. Câhillerin analaması imkansızdır.
Zebur, Tevrat, İncil ve Kur'ÂN-ı Kerîm’i inkar edenlerdir bizim İblîsimiz ü Şeytânımız..


Resim

Evliyâ bâbındadur ‘ilme’l-yakîn hakka’l-yakîn
Mustafâ sırrından alur dersini mihmânımuz..


HAKkı ve HAYRı; İlme’l- yakîn ve Hakka’l- yakîn BİLiş ALLAH Dostlarına/ EvliyâuLLAH’a mahsus bir biliştir.
Hak ERENLer Meclisine gelenler, DOSTu BİLiş, BULuş, OLuş ve YAŞAyış DERSini bizzât Mustafâ aleyhisselâm sırrından alır..


Resim

Âyet-i Rahmâna uyduk hamdü li’llâh çok şükür
Ten ü dilden cân u dilden zikr olan Sübhânımuz..


Biz MuhaMMedî HAKk ÂŞIKLar, ALLAHu Zü’L-CeLÂL’e hamd olsun ki, Er Rahmân’ın âyetlerini DUYduk ve UYduk..
Tenden gönülden, CÂNdan gönülden ettğimiz zikir ise, Küllî şey’i her ÂN yendien yaratmakta olan SübhÂN ALLAH celle celâlihudur..


Resim

Dir Sinân Ümmî bize mürşid olan Hûdur hemân
Evvel âhır bahrîyüz Hûdur bizüm ‘ummânımuz..


Sinân Ümmî kaddesallahu sırrahu Babam der ki; BİZim değişmez Mürşid-i Mutlakımız, Hûdur/O’dur,
Biz Evvel/geçmişin ve Âhir/geleceğin denizi-yiz ki, BİZim sonsuz UMMÂNımuz ise Hûdur/O’dur hamdolsun!.


Resim

Şem‘: Mum, ışık.
Pervâne: Geceleri ışığın etrafında dönen küçük kelebek.
Mazhar: Sahib olma, nâil olma. Şereflenme. * Bir şeyin göründüğü, izhar olunduğu yer. Çıktığı yer.
Lâyezâl: Zeval bulmaz. Yok olmaz.
Burhân: Delil, hüccet, isbat vasıtası. * Man: Yakînî mukaddemelerden meydana gelen kıyas. * Red ve inkâr için itiraz kabul edilmeyecek surette isbat-ı hakikat eden kavi hüccet.
İnfâk: Nafaka verme. Besleme. Geçindirme. * Harcayıp tüketme. * Fakir olma.
Bî-gümân: f. şeksiz, şüphesiz.
Erkân: (Rükn. C.) Rükünler. Esaslar. Temeller. İleri gelen kimseler.
Kâl: (A, uzun okunur) Söz.
Hâl: Durum, vaziyet. Görünüş. Tavır. Suret. Keyfiyet.
İrfân: Bilmek, anlayış, tecrübe ve zekâdan ileri gelen zihnî kemal. * İkrar. * Mücazat. * Fık: Esrar-ı İlâhiyeye, iman ve Kur'an hakikatlarına vukufiyet. (İlim ile irfan ve ma'rifet arasında fark vardır: İlim, vech-i küllî ile, yani her vechesiyle bilmektir. İrfan ve marifet ise; vech-i cüz'î ile bilmektir. Bu cihetle Cenab-ı Hakk'a irfan ve marifet isnad olunmaz. Fıtrî istidat eseri olarak inceleyerek tefekkür edip bilmektir. Buna "İlm-i Ledün" ve İlm-i Rabbanî" de denir.) (Bak: Ârif)
Fehm: (Fehim - Fehm) Anlayış. Zihnen kavrayış.
Nâdân: f. Cahil, bilmez, haddini bilmez.
Mihmân: f. Misafir.
Bahrî: Denize âit, denize mensup, denizle alâkalı.
Umman: Büyük deniz. Okyanus..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 10 Ağu 2017, 23:30 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10888
Resim ÜMMî GÜNeŞ'in NÛRu..

76.ıncı ŞİİR

<= Resim =>


ResimFâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Gel ey göñül bunda mekân tutulmaz
Fenâ mülkü dirler oynar ütülmez..


Gel ey MuhaMMedî HAKk ÂŞıK GÖNLüm gel!. Bu gelgeç Âleminde ebedî mekan tutulup kalınamaz.. Cân taşıyan herkes bir ağacın gölgesinde biraz nefeslenir âhiret yoluna devam eder.
Bu Âlem El Bâki ALLAH celle celâlihu’nun iğreti-izafî ölümlü Fenâ mülküdür ki, İnsanoğlunun KULLuk İmtihÂNı gereği çeldirici oyun sahasıdır ve bu oyunun sonunda hiç ütülmeyendir..


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Ben dünyayı neyleyeyim! Benim dünya ile alâkam, bir ağacın altında oturup dinlendikten sonra kalkıp orayı terkeden bir atlının bu durumu gibidir." buyurdu.
(İbn Mesûd radıyallahu anh’dan, Tirmizî.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Dünya, mü’minin zindânı, kâfirin cennetidir." buyurdu.
(Ebû Hureyre radıyallahu anh’dan, Müslim)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Kim, dünyada lüks bir hayat yaşarsa, âhirette arzu ve isteklerine perde çekilir. Kim, gözünü zenginlerin süsüne dikerse, göklerin yüce katında aşağılanır. Kim de, kendisine verilen az rızka karşı güzel bir sabır ve dayanıklılık gösterirse, ALLAH onu Firdevs Cennetinde istediği yere yerleştirir." buyurdu.
(Berâ radıyallahu anh’dan, Taberânî)

Resim

Aldanup balına barmak banarsañ
Sin içinde râhat olup yatılmaz..


Eğer Nefsiyin hevâ-hevesine kapılıp da Dünyâ hırsının, içinde zehir dolu altın tasından bir parmak daldırıp tadını tadayım dersen,
KuLLuk İmtihânını hüsrana uğratır ve mezârında da rahatça yatarım sanmayasın!.


Resim

Hakdan utan hâlis ‘amel kılagör
Ol bâzârda zerk u riyâ satılmaz..


Seni KuLLuk yapman için yaratan ve söz alan HAKkTeÂLÂ’dan utan da, tahkik imânıyın gereği olan hâlis-muhlis ‘ameller işle fırsat elden kaçamadan.
Her türlü imkanlarını bu şehâdet âleminde bırakıp da, Âhiret Bâzârına geçince sanma ki, buradaki gibi halka gösteriş ve içi boş çirkin sözlere müşteri bulabilesin. Bunlar kesinlikle âhirette senin başına dert olup hesabına çekilirsin..


Resim

‘İbâdet günidir sohbet demidür
Nefsiñ hevâsına irüp yetilmez..


Bu Şehâdet Âleminde Vaktini bilirsen, Rabbu’l- ÂLemîn’e ibâdet ve Resûlullah sallallahu aleyhi veselleme Hasbî Hizmette sohbet günüdür her ÂNın.
Yoksa Nefsiyin Dünyaya dönük hevâ ve heves emellerinin peşinde koşarken ecel seni yakalar alır götürür hesaba..


ECEL YAKın >EMEL UZAK:

Resim

EMELL -> ECELL -> teCELLîsi -> N ki???...

Resim---Abdullah İbni Mes'ud radiyallahu anhu: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir dörtgen şekli çizdi. Bu şeklin ortasına da bir çizgi çizdi. Bir çizgi de dörtgenin dışına çizdi. Sonra ortadaki çizgiyi başka çizgilerle (dâirelerle) çevirdi ve şöyle buyurdu: "İşte bu (dörtgenin ortasındaki çizgi) insandır. Bu da (dörtgen) insanoğlunu kuşatan ecelidir. Ortadaki şu çizgi insandır. Şu çizgiler de onun kaderidir, birinden kurtulursa diğeri ona dokunacaktır. Dışardaki çizgi ise emeldir..." buyurmuştur.
(Buhârî, Rikak 4; Tirmizî, Kıyâmet 22/2454)

Resim

Resim

Cümle ‘âlem saña fermân olursa
Senüñ eksikleriñ oñup bitilmez..


Senin Nefsin KuLLuk İmtihânı gereği, öylesine çok çeldrici problemlerle ihtiyaç emelleriyle serhoştur ki, Cümle Âlem Sultanları dertlerine dermân için fermân verseler de boşuna,
Nefsiyin hırs eksiklerini-uzun emellerini yerine getirip bitiremezler bir çâresini bulamazlar..


Resim

Yelmeyince bugün Rahmân yolına
Yarın varup rahmetine bâtılmaz..


İçinde bulunduğumuz bu Şehâdet Âleminde, Er Rahmân ALLAH celle celâlihu yoluna koşmayınca,
Yarın gelmekte olan Âhiret Âleminde ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Rahmetine kavuşulamaz..


Resim

Nefs-ile yâr olup hakdan usanma
Ölüm gelicegez kovsañ atılmaz..


Sakın sen, SünnetuLLAH Âleminde Nefsiyin dünyaya dönük hevâ-hevesiyle dost-yâr olup da, El HAKk TeÂLÂ’nın halkından bıkıp usanma ve kötü davranma. Halk içinde El HAKk TeÂLÂ ile BİZ BİR-İZ OL!.
Bu muhteşem MuhaMMedî MeLÂMet KULLuğuna Yakîn gelene kadar devâm etki, zâten ölüm gelinceye kadar bu Berabe YAŞAyışı kovsan da gitmez-atılmaz ve satsan da satılmaz!.


وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ
Resim---“Va’bud rabbeke hattâ ye’tiyekel yakîn(yakînu): Ve yakîn sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et.”
(Hicr 15/99)

Resim

Hazer kıl zahmına ugrama sakın
Yavuzdur İblîsiñ okı kütülmez..


Unutma ki, KuLLuk İmtihânında en büyük ve amansız çeldirici-yol kesici-geri döndürücü-şiddetli yaman avcı İblîs’iñ küfür oku asla kütleşip-ucu körelmez.
Sen de bunu böyle bilip onun ok yarasından cÂNını-İmÂNını çekinip koru ve onun semtine uğrama!. O’nu da yaklaştırma nefsine!.


Resim

Hak yolında saña yoldaş olmaga
Degme bir kimseniñ başı çatılmaz..


Bu KuLLuk İmtihÂNı Âleminde Her NEFS TEKe TEK, KaDERince KaDARınca RABBı TeÂLÂ’ya RüCÛ’ YOLcusudur. Bu Sırat-ı Mustakîm YOLunda hiç kimse kimsenin yerine YOLcu olamaz, emeğinden-âmelinden başka YOLLuk BULamaz ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemden başka da REHBER-YOLdaş BULamaz!.

Resim

Yardımı hakdan um erligi senden
Tevhîd-ile varan taşra atılmaz..


Sen de bu MuhaMMedî MeLÂMet YOLunda tüm yardımı HAKk TeÂLÂ’dan um ve bekle, YOL ERLiğini de kendinden bilip Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in: “Men arefe nefsehu fekad arefe RABBehu: Nefsini BİLen RABB’isini BİLir” buyruğunu unutma.
İyice BİL ki, âhir nefes âlemine son nefeste TEVHiDuLLaha Şehâdet Cenneti ile varanlar dışarı Cehenneminena atılmazlar..


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Men arefe nefsehu fekad arefe RABBehu: Nefsini BİLen-TANıyan RABB’isini BİLir-TANır” buyurmuştur.
(Aclunî, Keşfü’l-Hâfâ II/343 (2532)

Arefe: idrâkle bilmek ve tanımaktır.
Arafat: tanışma mahâli.
Âraf: yükünü bilen nefistir.
Ârif ise: yükünü bilen, nefsini ve RABB’ini bilen Azîz kişidir.


Resim

Koñ gitsün eglemeñ Ümmî Sinânı
Geç kalursa erenlere katılmaz..


MuhaMMedî HAKk ÂŞıK Sinân kaddesallahu sırrahu BaBamı, bu oyun âlemi Dünyanızda eğleyip barındırmayın ve onu kovun gitsin ki,
Geç kalmasın, MuhaMMedî Hakikat Hak ERENLer KervÂNı kalkmadan yetişsin ve BİZ BİR-İZ OLsun!. Himmeti var OLsun!. RÛHuna RAHMetLer yağsın ebeden İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!.


Resim

Sin: Mezar.
Zerk: Çirkin söz söylemek.
Riyâ: Özü sözü bir olmamak. İnandığı gibi hareket etmeyiş. İki yüzlülük etmek. Gösteriş için yapılan hareket.
İhlâs: (Hulus. dan) Kalbini safi etmek. İçten, samimi, riyasız sevgi. İçten gelen sevgi ile doğruluk ve bağlılık. * Sırf Allah emretmiş olduğu için ibadet etmek. Yapılan ibadet ve işlerde hiçbir karşılık ve menfaati, hakiki ve esas gaye etmeyerek yalnız ve yalnız Allah rızasını esas maksat ve gaye edinmek. İnsanlara riyakârlıktan, gösterişten uzak olmak.
Hazer: Çekinme. Zarar verebilecek şeyden kaçınma. Korunma.
Taşra: Dışarı, dış.
Yelmek-Yilmek: Hızla koşmak.
Kütülmek: Kütleşmek. Ucu körelemek

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 16 Eyl 2017, 20:23 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10888
Resim ÜMMî GÜNeŞ'in NÛRu..

77.inci ŞİİR

<= Resim =>


ResimMefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün

Harf-i ŞıN



İlâhî evvel ü âhır sücûd eyler saña her baş
Ki sensin Bâtın u Zâhir bilen sensin olan sen fâş..


Yâ İlâhî!.
Evvelinden âhirine SANA secde eylerher baş taşıyan kulun
Ki SENsin El Bâtın ve Ez Zâhir ALLAH celle celâlihu.. Bilen SENsin küllî şeyyi ve ortaya serip de ZÂTının Kudret Tecellîsini sergileyen meydana çkan da SENin NÛRUyun Tecellîsi..


Resim

Senüñdür ‘izzet ü nusret senüñdür san‘at u kudret
Bu on sekiz biñ ‘âlemdeki sensin sâhibü’n-nakkâş..


Kesinlikle SENindir tümm mutlak üstünlük gücü kuvveti ve yarattıklarına sonsuz yardım ediş rahmeti, SENindir bu Kâinâtı var ediş san‘atı/ ustalık, hüner ve mârifet. potansiyel güc ve kuvvet Kudreti..
Bu on sekiz biñ ‘âlemde gözüken sonsuz şekil, desen ve hâldeki yaratış nakışlarının mutlak Nakkâşı SENsin mutlaka..


Resim

Beni ‘aşkıñ eli tutdı senüñ meydân-ı derdiñde
Yüzimi eyledi cârî özümi eyledi ferrâş..


Beni, SENin AŞK DERdi MeydÂNına AŞKuLLahın ELi tuttu çekti,
Sûretimi/yüzümü halk içinde insanlar arasında geçerli ve değer verilir eyledi. Kâbetü’r- RABB OLan ÖZümün ise süpürgecisi kıldı hamd olsun!.


Resim

Ne söyler sözde dilim var ne yazar hatta elim var
Ki sensin hükm iden ben bir kurı sûret hemân göz kaş..


Söz konusunda ne SÖZ diyecek Dilim var, ne de YAZı ile derdim anlatacak ELim var!.
Ki kesinlikle SENsin; beni, fiillerimi ve düşüncelerimi HÜKM edip yaratan.. benim, izafî-iğreti-gelgeç ve ölümlü “ben”liğim ise, bir kuru suret görüntüsü.. işte göz kaş ve sâireden ibâret..


Resim

Şu deñlü ‘âcizem nidem ne dilim var ki şerh idem
Karınca kadrim üstine kodılar sanki bir tag taş..


Şu kadar açık ve kesin bir âcizlik içindeyim ki ben ne edeyim!. Dilim yok ki AŞKuLLahını şerh edeyim açıklayayım.
Karınca kadarlık kadrim/gücüm-kuvvetim varken üstüme sanki dağı taşı yüklediler gibi..


Resim

İlâhî derd-i ‘aşkıñdur başumda hükm iden sevdâ
Yakar hasret nârın gâhi akıdur gözlerimden yaş..


Yâ İlâhî!. Benim çektiğim senin AŞKuLLah Derdindir ve hükmeden ise, Kara SEVdÂ!.
Bu Esfelin ÇÖLünde SENin Hasret Ateşin SÎNemi yakmakta ve gözlerimden hasret yaşı akıtmaktadır..


Resim

Zehi sultân-ı ‘âlî-şâh senüñdür bu yüce dergâh
Fedâdur yolıña her gâh hezârân biñ göñül cân baş..


Gerçekten en Yüce Şah SultÂN SENsin ve bu KâiNât DergÂHı SENindir.
Elbette SENin Yoluna fedâdır son-UÇta her zaman binlerce gönül, cân ve baş da..


Resim

Eger dünyâ eger ‘ukbâ ki sen emr itmeseñ ey şâh
‘Ademden ‘âleme kimse getürmez dâne-i haşhâş..


Ey Yüce ŞÂH!.
Eğer ki, SEN EMR etmesen, bu cihÂNda dünya âhiret, hiçbir kimse, YOKLUKtan bir haşhâş dânesini dahi yaratıp bu âlemde ortaya getiremez!.


Resim

Sinân Ümmî bugün fazlıñ kapusında durup aglar
Senüñdür kancaru gitsün eger hâlis eger kulmaş..


Sinân Ümmî kaddesallahu sırrahu BaBam, bu gün SENin FaZL/cömertlik, ihsanve kerem kapında durup ağlamakta,
Ne yapsın nereye gitsin!. O ki, SENin Hâlis kulun ya da, sahtekâr kulun olsa da başka gidecek kapısı mı var, Yâ RABBenâ celle celâlihu!.


Resim

Sücûd: Secdeye varmak. Cenab-ı Hakk'ın huzurunda hiçliğini, aczini bilip teslimiyetle yere kapanıp duâ ve tesbih etmek.
Fâş: Meydana çıkmış. Yayılmış. * Anlaşılmış olan.
İzzet: Bir kimse zelil iken kavi ve kudret sahibi olmak. Ziyâdelik ve üstünlük. * Değer, kıymet. Kuvvet. Muhterem ve mu'teber olmak. * Bulunmaz derecede az olan şey.
Nusret: (Nusrat) Yardım. Cenab-ı Hakkın yardımı, hususen ruhani muavenet. Zafer, galebe, fetih, üstünlük, başarı, düşmana gâlib olmak.
San‘at: Ustalık, hüner, mârifet.
Kudret: Güç. Takat. * Her yeri kaplayan kudretullah. * Varlık. Ehliyet. Becerebilme. * Zenginlik. * Kabiliyet. * İlm-i kelâmda: Allah Teâlâ'ya mahsus ezelî ve ebedî ve bütün kâinatta tasarruf eden sıfattır.(Arkadaş bir kelime-i vâhidenin işitilmesinde; bir adam, bin adam birdir. Yaratılış hususunda da Kudret-i Ezeliyeye nisbeten bir şey, bin şey birdir. Nev ile fert arasında fark yoktur.
Nakkâş: Nakış yapan. Duvar nakışları yapan usta. Süsleme san'atkârı.
Cârî: Akan, akıcı. * Geçmekte olan. * İnsanlar arasında mer'i ve muteber ve mütedavil olan.
Ferrâş: Cami, mescid, imaret gibi müesseselerin temizliğini sağlamak; ve kilim, halı ve hasır gibi mefruşatını yayma hizmetleriyle vazifeli olan kişiler hakkında kullanılır bir tâbirdir. Ferraş; arapçada, yayıcı, hizmetçi, döşeyici anlamlarına gelir. Yeniçeri teşkilâtında bu işi görenlerle, Kâbe'yi süpürenler hakkında ıstılah olarak da kullanılır.
Hatt: Sınır. Çizgi. Hudud. * Yazı. El yazısı. * Nâme. Mektup.
Zehi-Zihi: f. Ne güzel. Ne iyi. Aferin.
Hezârân: f. Binler. Binlerce. Pek çok. * Bülbüller.
Ukbâ: Âhiret, öbür dünya, bâki olan âlem. * Ceza.
Haşhâş: Kapsüllerinden uyuşturucu bir madde olan afyon; tohumlarından da yağı çıkarılan bir bitki.
Kancaru: Nereye, neresi, ne tarafa. Nereye ait?
Kulmaş: Sahtekâr.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 07 Eki 2017, 15:46 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10888
Resim ÜMMî GÜNeŞ'in NÛRu..

78.inci ŞİİR

<= Resim =>


ResimMefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün

Harf-i ŞıN


Gel berü ey ma‘nî bahrından kılan mevc-ile cûş
Nicedür hâli cihânıñ bir tefekkür eyle hôş..


EYy bu kargaşa Madde Âleminden bıkıp da Mânâ Denizinde dalgalanıp, kaynayıp coşmaya başlayan kardeşim!. Beri gel, öne çık, BİZimle BİZ BİR-İZ OL!. BİLişip BULuşalım!.
İçinde yaşamakta olduğumuz CÂNLar CENgi CihÂNının hâli nasıldır nicedir gönlünce ve hoşlukla bir fikredip inceleyip ANLA!.


Resim

Gel berü ey ‘âleme tâk idüben gögsin geren
Bir nazar kıl kâ’inâta ‘ibret ehliyle buluş..


Bu Maddde Âlemini sahiblenip, korumak için üstüne yatıp göğsünü geren kişi,
Beri gel, öne çık, AKLını NÛRa ulaştırıp SiLM AKILLa Kâinât Kur'ÂN-ını OKU!
İbret alıp Hikmet EHLiyle BULuş BİZimle BİZ BİR-İZ OL!.


Resim

Kimlere kalmışdur evvel yâ kalısardur kime
Kimleriñ taht-ı sarâylarında ötmez baykuş..


KULLuk İmtihÂNı için İLLiYyînden İNdirildiğimiz geçici ESFELin Batağı bu Dünya kime kalmış ki bundan sonra kalsın!
İğreti Padişaklık yapan nice Kralların, hangisinin kıymetli tahtlarında ve saray burçlarında bir gün VirÂNe Baykuşu ötmemiştir ki!.


Resim

Kimleri handân idüp aglatmamışdur ‘âkıbet
Yâ kimi hayrân idüben kılmadı sırrını hôş..


Ham akıl sahibleri için, kargaşa gözüken bu Madde Âlemi/Yalan Dünya sonuçta kimi güldürmüş de ağlatmamıştır ki..
Ya da MuhaMMedî Öğretim ve Eğitimden yoksun ve ayakta uyuyan Nefsinin hevâ-Henesine tapıcı kişilerin UYKU SIRRLarını hoş gösterip HayrÂN edip uyutmadı ki!.


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Dünya ile aramızda bir münasebet yok. Zirâ ben dünyada yaz gününde yola çıkan yolcu gibiyim. Yolcu yolda bir ağaç gölgesinde biraz istirahat eder, sonra gölgeyi terk edip gider. Ben de yoluma devam edeceğim " buyurdu. (Hâkim)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Dünyanızı ıslaha, düzeltmeye çalışınız! Yarın ölecekmiş gibi de ahiret için amel ediniz!.” buyurdu.
(Deylemî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Dünya sevgisi bütün günahların başıdır.” buyurdu.
(Beyhekî, İbni Ebiddünyâ)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Dünya, ahiretin tarlasıdır.” buyurdu.
(Deylemî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “HAKk Teâlâ buyurdu ki: "Ey dünya, bana hizmet edene hizmetçi ol!. Sana hizmet eden de senin hizmetçin olsun!."
(Ebu Nuaym)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Dünya mümine zindan, kâfire Cennettir.” buyurdu.
(Müslim)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem “Âhiret işi sana kolay gelir, dünya işi zor gelirse, bil ki sen iyi hâl üzeresin. Âhiret işi zor, dünya işi kolay gelirse, bil ki durumun kötüdür.” buyurdu.
(Beyhekî)

ALLAHu zü’L- CELÂL’in, Kur'ÂN-ı Kerîmde KULLarına Buyruğu;

وِمِنْهُم مَّن يَقُولُ رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
Resim---''Ve minhum men yekûlu rabbenâ âtinâ fî’d- dunyâ haseneten ve fî’l- âhirati haseneten ve kınâ azâbe’n- nâr (nâri) : Ve onlardan (insanlardan) kim: “RABBimiz bize dünyada hasene (güzellik ve iyilikler) ver ve ahirette de hasene (güzellik ve iyilikler) ver. Bizi ateşin azabından koru.” derse...” (Bakara 2/201)

أُولَئِكَ لَهُمْ نَصِيبٌ مِّمَّا كَسَبُواْ وَاللّهُ سَرِيعُ الْحِسَابِ
Resim---''Ulâike lehum nasîbun mimmâ kesebû vallâhu serîu’l- hısâb (hısâbi): İşte onlar ki, onların, kazandıklarından (kazandıkları derecelerden dolayı) nasibi vardır. Ve ALLAH, hesabı çabuk görendir.” (Bakara 2/202)

Resim

Var mıdur bir şey aña kim olmaya mahv u fenâ
İllâ Tañrı olısar anuñdur bâkî turuş..


SonUÇta sanal olan bu kargaşalı Madde/Dünya Âleminde ona baağlanıp da iğreti varlıklarını kaybedip mahvolmayan mutlak YOKluğa Ulaşmayan bir yaratık şay yada KİMse var mıdır!.
Ancak ve ancak her şeyi ve herkesi yaratan El BAKî olan ALLAHu zü’L- CELÂL’indir Mutlak VARLık..


El Bâkî:
Resim

Resim

Var mıdur bir şey aña kim olmaya hîç ibtidâ
İbtidâ olan bulısar intihâ savtını gûş..


SonUÇta sanal olan bu kargaşalı Madde/Dünya Âleminde herhangibir yaratılmış ŞEYy var mıdır ki onun için bir BAŞLangıç NOKtası olmamış olsun!.
Her AKLı OLan BİLir ve ANLAr ki, BAŞLangıçı olanın elbette SonUÇu da olacaktır/Vardır.. ve bu sonUÇ ÇAĞrısını DUYmamış/DUYmayacak olsun!.


كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ ثُمَّ إِلَيْنَا تُرْجَعُونَ
Resim---''Kullu nefsin zâikatul mevti summe ileynâ turceûn: Her nefis ölümü tadıcıdır; sonra bize döndürüleceksiniz.(Ankebût 29/57)

[size=170]MuhaMMedî MeLÂMet MAHŞERİ.:
SıRR-ı SIFIR KULLuk ÜMMeti MAHŞERİ.:


يَا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ
Resim---“Yâ eyyetuhân nefsu’l- mutmainnetu: Ey mutmain (tatmin bulmuş) nefis,” (Fecr 89/27)

ارْجِعِي إِلَى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَّرْضِيَّةً

Resim---“İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten: Razı olmuş ve kendisinden razı olunmuş bir halde Rabbine dön.” (Fecr 89/28)

فَادْخُلِي فِي عِبَادِي

Resim---“Fedhulî fî ibâdî: Gir KULLarımın içine!” (Fecr 89/29)

وَادْخُلِي جَنَّتِي

Resim---“Vedhulî cennetî: Ve cennetime gir!” (Fecr 89/30)

Resim

Tuymaduñ mı Âdemi evvel nice zâr eyledi
Senden öñdin göçdi ammâ cevr-ile kondı konuş..


Sen hiç DUYmadın mı ki, Âdem aleyhisselâm Atamız bu ZıTLar Âlemine girişte nice ah ve ZÂR EYyLedi..
Senden çok önce göçüp gitti amma, bu KULLuk DENEmesi Dünyasına, öyle bir CEVR-i CİHÂN/ Hayatın cefâ, eziyet, sıkıntı ve üzüntüleri ile konup, yuva kurup bize de mirâs bırakıp gitti ki, sorma gitsin Kul İhvÂNim!.


Resim

Tuymaduñ mı enbiyânıñ her birinden bir haber
Şerh idüp şerrâhlar ahvâlın nice hatlar komuş..


Sen hiç DUYmadın mı ki, Kur'ÂN-ı Kerîmde de anlatılan Peygamberlerimiz aleyhumusselâm’ın her birinden bir haber/kıssalarını..
Zaman içinde nice Şerhediciler/Açıklayıcılar, şerhedip HÂLLerini yazılarla anlatmışlar durmadan!.


Resim

Kim-durur bu ejdehânıñ agzına başı gide
Kurtulup bula necâtı zehrini kılmaya nûş..


Her kim ki ham aklına güvenip de bu KULLuk DENEmesi Dünyası Ejdehâsının ağzına ağzını dayayıp öpmek isterse, BAŞının ÂNında koparıldığını görecektir..
Herkes/her NEFs için geçerli olan KURTULuş Panzehirini BULmalı ve asla, İKİLik-ŞİRK ZEHRini İÇmeye!.


Resim

Kim-durur bu sihr-bâzıñ ugrına ugrar yolı
sag selâmet gide bundan mekrine olmaya tuş..


Her KİMin ki Hayat Yolu, bu Sihirbâzın huzuruna uğrarsa,
Yapacağı tek iş; MuhaMMedî Sırat-ı Mustakîm üzere, sadakat, samimiyyet, sabır ile sag selâmet EMR olunduğu HAKk’a vUSlata EReBİle!. Ve ham akılları Çeldirici, yere serip sırt üstü tuş eden Yalan Dünya haytının Mekrine/hile ve dneme tuzaklarına aldanmaya!.


Resim

Kankı kimsedür bu tarrâz ile oynar aldanup
İtmeye magbûn u mahrûm kılmaya avcını boş..


Her KİM ki, bu her nefeste KULLuk DENEmesi tezgâhının dOKUyucusuyla, OYUN OYNAmaya kalkışırsa, bu alış-verişten avcu boş kalan, mutlaka kaydebeden, ve sonUÇta hüsrana uğrayanlardan olcaktır..

Resim

Kankı erdür merd oluban kalbi şehrin saklaya
İtmeye bunuñ kemâlinden hayâlinden nukûş..


Kimdir o HAKk ERENLer yiğidi, İLK SÖZünün ERi ki, HAKk’ın Baş Şehri Kalbini dünya fitnelerinden saklayıp da koruyaBİLe.
Ve GÖNÜL İKLimini gerçek MuhaMMedî KemÂLden mahrum bırakıp Hayal Nakışlarına takılıp kalıp tapmaya!.


Resim

Ey Sinân Ümmî bunuñ fitnelerinden kim halâs
Buldısa var tapusında ol seni sen aña koş..


Ey Sinân Ümmî BaBam kaddesallahu sırrahu bu KULLuk DENEmesi Dünyasının Nursuz/Nakilsiz Akılları çeldirip kandıran ve kaydıran fitnelerinden halâs olup/kurtulup selâmete ermiş BİRisini BULduysan hemen koş onun tapusında/huzurunda kıyam dur ve MuhaMMedî Tâlim, Terbiye, Edebi İlim, İrfÂN ve ErkÂSN öğren ve uygula.. İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!..


Resim

Ma‘nî: Mânâ.
Mevc: Dalga. Denizin dalgası. * Titreşim.
Cûş: f. Coşmak, kaynamak. Taşmak. Deprenmek.
TÂK: Bina kemeri. Yarım daire şeklinde kapı ve pencere üstü. Çardak. Kubbe. Kavisli bina. Eyvan.
İbtidâ: Baş taraf. Evvel. Başlangıç. En önce, başta.
İntihâ: Son, nihayet, uç.
Handan: f. Gülen, gülücü, mesrur.
Gûş: f. Kulak. * Mc: İşitmek.
Şerrâh: Şerh edici.
Şerh: Açma, genişletme. * Açıklama. Anlaşılanı anlatma. Bir yazı veya konuşmayı kolay anlaşılması için izah etme, tafsil etme.
Nûş: f. İçen, içici.
Mekr: (Mekr) Hile. Aldatma. Oyun. Düzen.
Tarrâz: Bez dokuyucu.
Gabn: Alışverişte hile ile çok kazanmak. Haram olan alışveriş.
Magbûn: (Gabn. dan) Alışverişte aldanmış olan. * Şaşkın. Şaşırmış.
Mahrum: Maddi veya manevi nimetlerden uzak kalmak.
Nukûş: Resimler, nakışlarpı (t): Huzur.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 04 Kas 2017, 14:12 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10888
Resim ÜMMî GÜNeŞ'in NÛRu..

79.uncu ŞİİR

<= Resim =>


ResimMefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün

Harf-i ŞıN


ResimResimResim

Eyâ cânlar içinde cân fedâdur yoluña cân baş
Be-hakk-ı Âyet-i Kur’ân fedâdur yoluña cân baş
Göñüller derdine dermân fedâdur yoluña cân baş
Efendim Mazharî Sultân fedâdur yoluña cân baş..


Eyâ cânlar içinde cân olan senin AŞKuLLAH Yoluña cânımla başım fedâ olsun!
Kur'ÂN-ı Kerîm âyetleri hakkı için sözük haktır ki, senin AŞKuLLAH Yoluña cânımla başım fedâ olsun!
Ey gönüller derdimizin dermÂNı senin AŞKuLLAH Yoluña cânımla başım fedâ olsun!
Ey Mazharî Sultân Efendim senin AŞKuLLAH Yoluña cânımla başım fedâ olsun!

nOt.:
ÜMMî Sinân kaddesallahu sırrahu, İlk şeyhi Eroğlu Nurî kaddesallahu sırrahudansonra Abdulvahhab Sultân’ın halifelerinden Mazharî Sultân’dan da füru’ı esmâ-yı İlahîyyeyi ve Hilâfet Makamını almıştır..


Resim

Eyâ kâmil arasında ledünnî ‘ilmine kânım
Yüzüm sürmege pâyıña güz eyyâmın küyer cânım
Karârım yok benüm sensiz ki sensin dînim îmânım
Efendim Mazharî Sultân fedâdur yoluña cân baş..


Sen ki, kâmiller arasında ledünnî ilim kaynağımsın hazinemsin.
Ayak tozuna tez günlerde yüzüm sürmek için cân atarım.
Öylesine hasretim ki, asla kendimde değilim ve kararım yok!. Sen sanki dînim îmânım olmuşsun!.
Ey Mazharî Sultân Efendim senin AŞKuLLAH Yoluña cânımla başım fedâ olsun!.


Resim

Yañıldum gerçi işimde ki bir yañlış bâzâr itdüm
Hatâmız tutma lutf eyle dönüp andan güzâr itdüm
Kurâb adıyla bülbülüñ adın añmaga ‘âr itdüm
Efendim Mazharî Sultân fedâdur yoluña cân baş..


Gerçi bu kaypak dünya hayatımda yanıldım ve ömrünü boş yere harcayan sıradan halkın hayat bâzârına daldım ve gaflete düştüm.
Bu hatamı esas alıp benden yüzçevirme ve lütfeyle.. Çünkü ben o hatalarımdan vaz geçtim.
Çünkü ben bir karakarga iken: “Ben de MuhaMMedî HAKk ERENler BÜLBÜLüyüm!.” Demekten utanır oldum âr ettim!.
Ey Mazharî Sultân Efendim senin AŞKuLLAH Yoluña cânımla başım fedâ olsun!.


Resim

Bilürsin derd-i ‘aşkıñla ki muhkem bagladum özüm
Güderem kanda giderseñ iziñden ırmazam gözüm
Eger cehrî eger mahfî ki va’llâhi budur sözüm
Efendim Mazharî Sultân fedâdur yoluña cân baş..


Sen de bilirsin ki, AŞKıyın derdiyle sağlamca bağladım ÖZümü.
Sen nereye gidersen git ben de peşinden İZini İZLerim ve asla GÖZümü başkasına çevirmem.
İster açıkça, ister gizlice vallahi de budur son SÖZüm.
Ey Mazharî Sultân Efendim senin AŞKuLLAH Yoluña cânımla başım fedâ olsun!.


Resim

Gümânum gitdi bi’llâhi ki buldum sırrıñı bende
Fırâkıñ âteşi her dem karâr itmez yanar cânda
Eger yahşı eger yatlı olupdur bâbıña bende
Efendim Mazharî Sultân fedâdur yoluña cân baş..


ALLAH celle celâlihu’ya yemin ederim ki bi’llâhi ki AŞKULLAH Sırrıñı ben de, “ben”de buldum ve tümm şek ve şüphelerim yok oldu gitti.
Ve senden ayrılığın hasret ateşi, hiç durmaksızın içimde yanıp durmaktadır.
Çünkü bu deli gönlüm, elverişli ya da değil bir gerçek var ki, senin kapında kölen olmuştur.
Ey Mazharî Sultân Efendim senin AŞKuLLAH Yoluña cânımla başım fedâ olsun!.


Resim

Senüñ himmet-i ‘âliñle gelür bu dilime sözler
Kataram agzıña lâyık her âdem aşına tuzlar
Kör olsun iki ‘âlemde iki yüze bakan gözler
Efendim Mazharî Sultân fedâdur yoluña cân baş..


Bu HAKk ÂŞIKlar sözleri benim dilime elbette senin yüce HİMMetinle/ Manevî yardımınla gelmektedir.
Ki ben de sâyende, her Âdemoğlunun ağzına lâyık ve lâzım olacak tarzda deyişlerle HAYyat AŞLarına TUZ katar AŞKULLAH Tadı veririm.
Dünya ve âhirette YOKLuk ve ÇOKLuk Yüzlerine bakarak ömürlerini harcayıp da, ALLAHu zü’l- CELÂL’in TEKe TEKLik CEMÂLi’ne Hasret kalan gözler kör olsun!.
Ey Mazharî Sultân Efendim senin AŞKuLLAH Yoluña cânımla başım fedâ olsun!.


Resim

Bi-hamdi’llâh pirim buldum gerekmez gayrı pir baña
Bi-hamdi’llâh yârım buldum gerekmez gayrı yâr baña
Bi-hamdi’llâh nûrum buldum gerekmez gayrı nûr baña
Efendim Mazharî Sultân fedâdur yoluña cân baş..


ALLAHu zü’l- CELÂL’e hamd ve senâ olsun ki, ben MuhaMMedî Sırat-ı Mustakîm YOLUma SALL/ULAŞımda Hasbî Hizmetçim olan MuhaMMedî PÎRimi buldum ve artık bana başka pîr vs. gerekmez!.
ALLAHu zü’l- CELÂL’e hamd ve senâ olsun ki ben MuhaMMedî Sırat-ı Mustakîm YOLUma SALL/ULAŞımda Hasbî Hizmetçim olan MuhaMMedî YÂRimi buldum ve artık bana başka yâr vs. gerekmez!.
ALLAHu zü’l- CELÂL’e hamd ve senâ olsun ki ben MuhaMMedî Sırat-ı Mustakîm YOLUma SALL/ULAŞımda Hasbî Hizmetçim olan MuhaMMedî NÛRumu buldum ve artık bana başka nûr vs. gerekmez!.
Ey Mazharî Sultân Efendim senin AŞKuLLAH Yoluña cânımla başım fedâ olsun!.


Resim

Bu mıdur zannıñ ey şâhım uyam ‘âlemde agyâra
Tokunmasun diyü lâkin müdârâ eylerem hâra
İrelden dest-i dermânıñ oñuldı bende hep yâra
Efendim Mazharî Sultân fedâdur yoluña cân baş....


Ey Şâhım sen de benden baklemezsin ki, bu çeldirici âlemde AŞKuLLAHtan habersiz ahmak HAKk’a/Yabancılara uyarak HAKk’a KULLuk İmtihÂNi VAKtimi,
Bana bulaşıp dalaşıp HAKk YOLumdan koymasın diye DİKEN gibi olan insanların yüzlerine güler geçerim.
Senin MuhaMMedî MuhaBBet DERMÂNı ELin EL edip ULAŞalıdan beri tüm Gönül YARElerim şifâ buldu timÂR oldu hamd olsun.
Ey Mazharî Sultân Efendim senin AŞKuLLAH Yoluña cânımla başım fedâ olsun!.


Resim

Sinân Ümmî senüñ yoluñda bir kâsır keşifiñdür
Hemişe mürvetiñ umar ki bir ‘âciz zâ‘îfiñdür
Terahhum kıl kerem eyle ki bî-çâre nahîfiñdür
Efendim Mazharî Sultân fedâdur yoluña cân baş..


MuhaMmedî HAKk ÂŞık Sinân Ümmî kaddesallahu sırrahu BaBam, Senin MuhaMmedî MuhaBBet YOLunda keşfettiğin kusurlu bir YOLdaşındır.
Her zaman senin o yüce MuhaMmedî mertliliğini ve yiğitliğini umar ki kendisi zâten senin âciz ve zayıf bir müridindir.
Kendisine merhamet edip şefkatte bulun ve kerem eyle ki, senin çâresiz bir çelimsizin en arkadan gelenindir.
Ey Mazharî Sultân Efendim senin AŞKuLLAH Yoluña cânımla başım fedâ olsun!.


Resim

Ledünn: (İlm-i ledünn) Garib bir ilim ismidir. Ona vakıf olan, mesturat ve hafâyayı, gizlilikleri münkeşif bir halde göreceği gibi, esrar-ı İlâhiyyeye de ıttıla' kesbeder. Bu ilm-i şerifin hocası ve sultanı Fahr-i Kâinat Aleyhi Ekmelüttahiyyât vessalâvât Efendimiz Hz. leridir. Bu ilmin ehli ise, Enbiyâ-ı izâm (A.S.) ve Ehlullâh-i Kiram Efendilerimiz Hazretleridir.
Kân: f. Bir şeyin menbaı. * Kuyu. Kaynak. * Mâden ocağı. * Bir keyfiyetin. (niteliğin) bol olarak bulunduğu kimse.
Pây: Ayak.
Kurâb: Gurâb: (C: Garbân-Egribe) Karga.
Muhkem: Sağlam. Metin. Sıkı sıkıya. Kuvvetli. Tahkim edilmiş. Sağlamlaştırılmış.
Müdârâ: Dost gibi görünme. Yüze gülme. * Başkalarının fikirlerine uyarcasına hareket etmek. * Sulh ve salâh üzere bulunmak.
Kâsır: (A, uzun okunur) Kısa, eksik. * Kusur işleyen. Kusurlu.
Mürvet: Mürüvvet: İnsaniyet. İnsanlığa uygun olan şeyi yapmak. Güzel ve iyi şeyleri alıp, kötü şeyleri ve hâlleri bırakmak. * Ana baba saadeti. * Mertlik, yiğitlik. * Reculiyet.
Terahhum: Merhamet etme, acıma. Şefkatte bulunma, esirgeyip besleme.
Nahif: Çelimsiz, zayıf, ince. Arık.
Güzar: f. Geçiş, geçme. * Beceren, halleden, yapan. * Geçiren, geçirici mânâlarına gelir ve birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Dem-güzar $ : Zaman geçiren, vakit öldüren.
Hemişe: Daima. Her zaman.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 11 Ara 2017, 02:41 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10888
Resim ÜMMî GÜNeŞ'in NÛRu..

Resim80.inci ŞİİR
Resim

ResimMefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün

Harf-i ŞıN



Ey göñül çatmadı saña kimse baş
Bâri turma yaluñuz bellerden aş..


Ey göñül şu dünyada hiç kimseler sana el eleverip, baş başa verip yoldaş olmadı.
Sen de iş başa geldi bâri hiç durma yapayalnız olsan da AŞK YOLunda bellerden aş!.


Resim

Cehd kıl kim irişesin menzile
Niçe bir aka gözüñden acı yaş..


Hak YOLunda cehd kıl/nefsine hâkim olup, güç ve kuvvetini sarf edip fazlaca çalış ki, emredildiğin MuhaMmedî Mü’minlik menziline ulaşasın.. ve bu yolda niceçileler çekip acı gözyaşları dökesin!.

Resim

Halk-ı ‘âlem hâline aldanmagıl
Saña matlûb olmayısar bir kumaş..


Sen bu Dünyadaki Halk Âleminin türlü türlü hâllerine sakın aldırma!
Bu Âlemde, senin istediğin keyfince bir kumaş asla bulup kendince elbise giyemeyeceksin!.


Resim

Key sakın bend olma hîle bendine
Dime ehl-i beyt ogul kız karavaş..


Sakı sakın hîle bendine/ hile batağına-barajına düşüp onun kölesi/bendesi olma!.
Bir de deme âlie efradım, oğlum, kızım, câriyem vs. deme!.


Resim

Merd olup merdâne gir meydâna sen
Ya bu yolda bite iş ya kopa baş..


Elest’teki İlk Sözüne sahib çıkıp/merd olup AŞK Meydânına sen Merdçe gir!.
Öylesine candan gönülden inançla gir ki, ya AŞK YOLunun gereğini yapıp bu İŞi bitir ya da başını kopar!.


Resim

Ol bekâdan bu fenâya şol Ganî
Niye saldı kıl tefekkür gizli fâş..


El Ganî ALLAH celle celâlihu, EZEL Bekâ Âlemi İLLiYyînden bu Fenâ Âlemi ESFeLine ne diye indird?.Bu Gizli ya da Açık olarak iyice bir tefekkür et fikir eyle!.

El Ganiyyu:

Resim

Resim

Mâl ü mülk ü ehl-i beytiñ ne ki var
Baglamak ister seni idüp savaş..


Senin bu gel-geç Dünyasında, malın, mülkün, âile efrâdın her ne ki var, bunların tümü seni RABBu’L- ÂLEMîn’inden ayırıp kendilerine bağlamak için savaşır dururlar..

Resim

Key sakın aslıñdan ırma öziñi
Her ne kılursañ kılup ‘aşka ulaş..


Çok çok kendini koru sakın ki, ÖZünü ASLIndan koparma!.
Herne İŞ İŞLersen İŞLe ancak sonUÇta AŞKuLLAH’a SALL edip ULAŞş!.


Resim

Ol bekâ mülkünde bâkî kalmaga
Dü cihân nakşını dilden kıl tırâş..


Sen de MuhaMMedî AŞKuLLAH YOLunun sonUÇ-unda ALLAHu zü’L- CELÂL’in bekâ mülkünde bâkî kalmak için,
İki cihânın işâret ve nakşını gönülden sıyırıp at tırâş et!.


Resim

Ol dükenmez kenze mihmân olmaga
Ger olasın ‘aşk öñinde ke’l-ferâş..


İşte bu sonsuz, sınırsız ve dükenmez AŞKULLAH Madeni Ocağına misâfir Olmak için eğer gerekirse AŞK PervÂne Kelebeği gibi AŞKULLAH ATEŞİne CÂNını çekinden atasın!.

يَوْمَ يَكُونُ النَّاسُ كَالْفَرَاشِ الْمَبْثُوثِ
Resim---''"Yevme yekûnun nâsu ke’l- ferâşi’l- mebsûs (mebsûsi). : O gün insanlar her yana dağılmış kelebekler/pervaneler gibi olurlar.” (Kâria 101/4)

Resim

Kurtaram dirseñ başı Ümmî Sinân
Cümle şeyden arınup ‘aşka bulaş..


Ümmî Sinân kaddesallahu sırrahu BaBam, Bu ÂLemde sana geçici-iğreti olarak verilen KULLuk Benliği Başını, küfür derdinden kurtarayım der isen,
ÂLEMlerdeki tüm yaratıklardan ve işlerinden arınıp kurtul da AŞKuLLAH’a BULaşş..


Resim

Cehd: Fazla çalışma. Güç ve kuvvetini sarfetme. İnsanın nefsine hâkim olması. * Azim, gayret, fedakârlık.* Takat.
Menzil: İnilen yer. Konulacak yer. * Yer. Dünya. Ev. * Mesafe.
Matlûb: İstek, istenilen şey. * Alacak. Ödünç verilmiş.
Bend: f. Bağlanan. Bağlanmış.
Karavaş: cariye, odalık.
Merdâne: f. Erkekçesine. Merdcesine. Er'e yakışır surette.
Bekâ: Devamlılık. Evvelki hâl üzere kalma. Dâim ve sâbit olma. * İlm-i Kelâm'da : Varlığının asla sonu olmayan Cenab-ı Hakk'ın bir sıfatıdır. * Bâki olmak. Ebedîlik.
Fenâ: (Beka'nın zıddı) Yokluk. Yok olma. * Geçici dünya. * Geçip gitme. * Tas: Kendi varlığından geçmek. * Kötü. * Devamlı olmayan.
Fâş: Meydana çıkmış. Yayılmış. * Anlaşılmış olan.
Key: f. Ne vakit, ne zaman? (Soru için kullanılır.)
Kenz: Define, hazine. Yer altında saklı kalmış kıymetli eşya, para veya altın gibi şeyler.
Mihmân: f. Misafir.
Ferâş: Pervane denilen kelebek.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 10 Oca 2018, 20:42 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10888
Resim ÜMMî GÜNeŞ'in NÛRu..

Resim81.inci ŞİİR

Resim Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

ResimHarf-i sÂD



Hamdü li’llâh çok şükürler zikrimiz tevhîd-i hâs
Hamdü li’llâh çok şükürler fikrimiz tevhîd-i hâs..


Hamd ALLAHu zü’L- CeLÂL için ve çok şükürler Olsun ki ZİKRimiz, MuhaMMedî MeLÂMete mahsus, hususî, hâlis TevhîduLLAHtır.
Hamd ALLAHu zü’L- CeLÂL için ve çok şükürler Olsun ki FİKRimiz, MuhaMMedî MeLÂMete mahsus, hususî, hâlis TevhîduLLAHtır..


Resim

Dersimüz Seb‘u’l-mesânî keşfimiz ilhâm-ı hak
Dâ’imâ söyler dilimiz nutkumuz tevhîd-i hâs..


Biz MuhaMMedî MelLÂMîlerin dersi “Seb‘u’l-mesânî”dir ve keşfimiz, HAkk TeÂLÂ’nın ilhâmıdır..
Sürekli söyler dilimiz ki, söyleyişlerimiz; dâimâ , MuhaMMedî MeLÂMete mahsus, hususî, hâlis TevhîduLLAHtır..


وَلَقَدْ آتَيْنَاكَ سَبْعًا مِّنَ الْمَثَانِي وَالْقُرْآنَ الْعَظِيمَ
Resim---"Ve lekad âteynâke seb’an mine’l- mesânî vel kur’âne’l- azîm (azîme).: Ve andolsun ki; sana mesânî(ikinci)den 7’yi (7’liyi, 7’li olarak) ve Kur’ânu’l- Azîm’i verdik.” (Hicr 15/87)

Bu âyetiyle Kur'ÂN-ı Kerîm, Fâtiha Sûresinin yedi rahmet âyetiyle birlikte dillerden ve gönüllerden düşmeyeceğini haber vermiştir. Peygamber Efendimiz (aleyhisselâm) kendisine Fâtiha Sûresi verilmekle taltif edilmiştir.
Peygamber Efendimiz (aleyhisselâm) Varaka’ya tekrar giderek Fâtiha Sûresini de okudu. Yaşlı ve gözleri kör bulunan Varaka bu defa âdetâ yerinden fırladı: “Müjde! Müjde yâ MuhaMMed! Ben şehâdet ederim ki, Sen İbn-i Meryem’in müjdelediği zâtsın. Sen, Musâ’nın namusu gibi bir namus üzerindesin. Sen Nebîyy-i Mürselsin. Sen cihada memur olacaksın!.”
(M. H. Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, 1/10.)


Resim

‘Alleme’l-esmâdan oldı küntü kenziñ sırrı fâş
On sekiz biñ ‘âlem içre vaslımız tevhîd-i hâs..


Özümüzdeki “küntü kenz” SıRRının açığa çıkması; ALLAHu zü’L- CeLÂL’in, ilk İnsan ve Peygamber CÜMMLeinsaların atası ÂDEM aleyhisselâma AKIL Olarak yüklediği EsmÂuLLAH CÜMMLesinin Çözümünden OLdu.
Onun için Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin BİZ BİR-İZ NAHNU DERyâsında DAMLa OLuşumuzdan On sekiz bin âlem içinde, SILAmıza ASLımııza fASLen vASLımıza ulaşıp kavuşmamız , MuhaMMedî MeLÂMete mahsus, hususî, hâlis TevhîduLLAHtır..


وَعَلَّمَ آدَمَ الأَسْمَاء كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلاَئِكَةِ فَقَالَ أَنبِئُونِي بِأَسْمَاء هَؤُلاء إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ
Resim---"Ve alleme âdeme’l- esmâe kullehâ summe aradahum alel melâiketi fe kâle enbiûnî bi esmâi hâulâi in kuntum sadikîn (sadikîne).: Ve (Allah), Âdem’e, (Allah’ın) isimlerinin hepsini (bu isimlerdeki hikmetleri) öğretti. Sonra onları meleklere arz ederek dedi ki: “Haydi sadıklardan iseniz bunları isimleri ile bana haber verin (söyleyin).” (Bakara 2/31)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: ALLAH celle celâluhu: “Küntü kenzen mahfiyyen Fe ahbebtü en u’refa fe halaktü’l-halka Li ya’rifânî: Ben kenz-i mahfi-gizli bir hazine idim. Bilinmek istedim, mahlukatı yarattım.” buyurdu.

Bu Hadis-i Kudsînin kaynakları şöyledir:
1. Ed-Dürerü’l-Müntesire, Celalettin-i Suyuti,125
2. El-Esraru’l-Merfua, Aliyyu’l-Kâri, 273
3. Aclunî , Keşfu’l-Hafa, Aclunî, 2:133
4. El-Fetevâ, El-Halîlî, 1:72
5. Mesnevi, Celâleddin-i Rumî, 5:104
6. Divan-ı Mevlânâ Câmî, 37
7. Divân-ı Niyaz-i Mısrî, 2
8. Divân-ı Şeyh Ahmet Cezerî, 1:190
9. İşârâtu’l-İ’câz, Bediüzzaman Said Nursi, 23..


Resim

Câhil ü nâdân alurlar her nefes lâdan kelâm
Evliyâ nutkıyla her dem virdimiz tevhîd-i hâs..


Bu imkânla İmtihÂN ÂLemine geliş sebeb-sonUÇumuz olan “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” Tahkikİman ve Salih Ameli iken..
Bir takım nefisperest, haddini bilmez câhiller, hiç durmadan konuşup hep “Lâ-Yok-Hayır!”dan dem vururlar.
Oysa BİZim, VelîYyuLLAH SÖYLEşisiyle her dem sürekli VİRDimiz, MuhaMMedî MeLÂMete mahsus, hususî, hâlis TevhîduLLAHtır..


Resim

Tıfl-ı ma‘nî zikr-i kalbiden yakar misbâhını
Mu‘cizât-ı enbiyâdan derdimiz tevhîd-i hâs..


Bu AŞKuLLAH YOLUnda Mânâ Çocuğu MuhaMMedî HAKk ÂŞık, AŞKkın Letâif Lambasını Kalbinde-İÇinde-ÖZünde YAKar.
Bu ÖZeLLik ise Nebîlerin Mu‘cizelerindendir ve BİZİM TEK-BİR DERdimiz MuhaMMedî MeLÂMete mahsus, hususî, hâlis TevhîduLLAHtır..


Resim

Ol habîbiñ hurmetine hak bize kıldı devâ
Cümle ‘âlem varlıgından sun‘umuz tevhîd-ı hâs..


HAKK TeÂLÂ, ol HabîBuLLAH aleyhisselâm hörmetine BİZe devâ verdi,
CÜMMLe ÂLEM BİZ BİR-İZ-Liğinde sürkli Yaptığımız İŞimiz MuhaMMedî MeLÂMete mahsus, hususî, hâlis TevhîduLLAHtır..


Resim

Dir Sinân Ümmî bize ‘ayne’l-yakîn hakka’l-yakîn
Sır ilinde sırrıla seyrânımız tevhîd-i hâs..


Sinân Ümmî kaddesallahu sırrahu BaBam der ki, AYNe’l- Yakîn, HAKka’l- Yakîn
SıRR İLİnden SIRR-ı SIRF İle SeyrÂNımız MuhaMMedî MeLÂMete mahsus, hususi, hâlis TevhîduLLAHtır..


وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ
Resim---Va’bud rabbeke hattâ ye’tiyekel yakîn (yakînu).: Ve sana “yakîn” gelinceye (son yakîne, Hakk'ul yakîne, Allah'a kul olmaya ulaşıncaya) kadar Rabbine kul ol!” (Hicr 15/99)

ResimTekâsür Sûresi: Resim

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيم
اَلْهٰیكُمُ التَّكَاثُرُ
1-> ''Elhakumut tekasur.: Oyaladı o çokluk kuruntusu sizleri.''

حَتّٰى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ

2->"Hatta zurtumulmekabir.: Ta.. ziyâret edişinize kadar kabirleri.''

كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ
3->''Kella sevfe ta'lemun.: Öyle değil, ilerde bileceksiniz.''

ثُمَّ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ
4->''Summe kella sevfe ta'lemun.: Sonra öyle değil, ilerde bileceksiniz.''

كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقٖينِ

5->''Kella lev ta'lemune ilmel yekîn.:Öyle değil, ilmel yakîn bilseniz.''

لَتَرَوُنَّ الْجَحٖيمَ
6-> '' Le teravunnelcehîm.: Kasem olsun o Cahimi çaresiz göreceksiniz.''

ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيْنَ الْيَقٖينِ
7-> '' Summe leteravunneha aynelyakîn. : Sonra kasem olsun onu çaresiz aynel yakîn göreceksiniz.''

ثُمَّ لَتُسْپَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعٖيمِ
8->''Summe le tus'elunne yevmeizin anin ne'îm.: Sonra kasem olsun o gün o naîmden muhakkak sorulacaksınız.'' (Tekâsür 102/1-8)

إِنَّ هَذَا لَهُوَ حَقُّ الْيَقِينِ
Resim---"İnne hâzâ le huve hakku’l- yakîn (yakîni).: Muhakkak ki bu (anlatılanlar), elbette o (verilen haberler), Hakku’l- yakîn’dir (yakîn olan haktır, kesin olarak gerçektir/ kat'î bilginin ta kendisidir.)” (Vâkı'a 56/95)

وَإِنَّهُ لَحَقُّ الْيَقِينِ
Resim---"Ve innehu le hakk'ul yakîn(yakîni).: Ve muhakkak ki; O (Kur’ân), gerçekten Hakk’ul yakîn’dir (kesin olarak Hakk’ı bilmektir).” (Hâkka 69/51)


Resim

Hâss: (C.: Havass) Hususî. Hâlis. Kıymetli ve ileri gelen mühim yakınların topluluğu. * Bir şeyde bulunup başkasında bulunmayan. Umumi olmayıp mahsus olan. * Tam ayar olan, yabancı maddelerle karışık olmayan ve içinde bozuk bulunmayan. Tek, münferid. * Saf.
Nutk: (Nutuk) Söyleyiş, söyleme kabiliyeti, konuşma, hitabet. * Dervişlerce büyüklerin manzum sözleri.
İlhâm: Allah tarafından kalbe gelen mâna.
Fâş: Meydana çıkmış. Yayılmış. * Anlaşılmış olan.
Nâdân: f. Cahil, bilmez, haddini bilmez.
Tıfl-ı ma‘nî: Mânâ çocuğu.. âşık..
Misbâh: Lâmba. (Bak: Mısbah)
Mu‘cizât: Mu'cizeler. Allah tarafından verilip, yalnız peygamberlerin gösterebilecekleri büyük harika işler.
Sun‘: Yapmak. * Eser, yapılan iş. * Te'sir. * Güzel iş yapmak..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 05 Şub 2018, 20:29 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10888
Resim ÜMMî GÜNeŞ'in NÛRu..

Resim82.inci ŞİİR

Resim Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün

Resim Harf-i HÂH



Gel ey sâhib-me‘ânî gör neler söyler beşer elfâz
Ne ma‘nîden döker dürrler ne gevher fâş ider elfâz..


Gel ey mânâ âlemine sâhib cân gör ki insanlar neler söylemekteler lafızlar-sözler olarak.
O sözler ki mânâ ÂLemeinden nice inciler mücevherler döker de sakladıkları sırlarını meydana bu SÖZLer?!.


Resim

Cihâna sen neden geldüñ beyân eyle seni sen gel
Ne bildüñ kim ya ne bulduñ nenüñ şem‘in yakar elfâz..


Bu Cihâna sen neden geldin?. gel beri de, sen kendini bize bir beyân eyle açıkla izâh et!
Bu Âlemde ne BİLe BİLdin ya da ne BULaBİLdin?. NELerin mumunu yakmakta bu SÖZLer?!.


Resim

Var ise ‘akl-ı evvelden nasîbiñ kısmetiñ feyziñ
Rumûzundan idüp pür-tâb getürsün bir haber elfâz..


Eğer ki, akl-ı evvelden/ TÜMM AKıLLarın, Hılkîyyet ve Cibilliyyet Menbağı olan Hakikat-ı MuhaMMediYye AKLından NAKlen Nasîbin, Kısmetin ve Feyzin var ise,
Bu anlatılanların Rumûzundan pırıl pırıl haberler getirsin bize bu SÖZLer!.


Resim

Seni sen mahv idüp senden gidermeyince ey dil tâ
Bekâ bi’llâh makâmından bulimâz bir semer elfâz..


Ey gönül, sendeki “sen”liği yakıp mahvedip gidermediğin sürece, Bekâbillâh Makâmından asla bir verim-netice alamaz içi boş SÖZLer!.

Resim

Sinân Ümmî fenâ fahrı irelden sırr-ı insâna
Bekâ bi’llâh makâmınıñ binâsından yapar elfâz..


Eyy Sinân Ümmî kaddesallahu sırrahu BaBam;
Ne zaman ki İNSÂN, kendi NEFSini tanır ve RABBını tanır sa SIRR-ı İNSÂNa ki,
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in FAKRıyla FAHRına ki, FENÂFİLLAH Makamına ULAŞır ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in BEKÂBİLLÂH Makâmınıñ Binâsından konuşur SÖZLerini..


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Mü’minin dünyadaki tuhfesi (makbuliyetinin nişÂnı) fâkirliktir.” buyurmuştur.
(Enes Bin Mâlik radiyallahu anhu’dan; Aclunî , Keşfü’l- Hafâ)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “FAKRım benim FAHRımdır. Ben onunla iftihar ederim.” buyurmuştur.
(Aclunî , Keşfü’l- Hafâ 2-87)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Men arefe nefsehu fekad arefe RABBehu: Nefsini BİLen-TANıyan RABB’isini BİLir-TANır” buyurmuştur.
(Aclunî, Keşfü’l-Hâfâ II/343 (2532)

Arefe: idrâkle bilmek ve tanımaktır.
Arafat: tanışma mahâli.
Âraf: yükünü bilen nefistir.
Ârif ise: yükünü bilen, nefsini ve RABB’ini bilen Azîz kişidir.


Resim İnsÂNı =>İNSÂN =>İNSÂN EDer!.
Münir DERMAN
kaddesallahu sırrahu..


Resim

Elfâz: (Lafz. C.) Lafızlar. Sözler. Lügatlar.
Me‘ân: (Mâna. C.) Mânalar. * Belâgatın üç şubesinden biri. Lafzın muktezâ-yı hâl ve makama uygunluğuna mahsus bir ilim adı. (Bak: Belâgat).
Dürr: (Dürdâne, dürre) f. İnci. İnci tanesi.
Gevher: f. Akıl ve edeb. * Asıl ve neseb. * Elmas, cevher, mücevher. İnci. * Bir şeyin künhü ve esası. Hakikat. * Noktalı olan harf.
Fâş: Meydana çıkmış. Yayılmış. * Anlaşılmış olan.
Rumûz: (Remz. C.) İşaretler, remizler, ince nükteler, mânası gizli olan işaretler.
Pür: dolu, tam manasıyla (tab-ı mücella'yı vurgulamakta)
Tab: parıltı.
Fenâ-fillâh: Kulun kendi fiil ve davranışlarını görmekten fanî olup gerçek kul olma noktasına ulaşması anlamında bur tasavvuf terimidir.
Bekâ-billâh ise: Kötü huy ve sıfatlardan arınan salikin iyi huy ve sıfatlar edinmesi, kendisinden fanî olup Hak ile beraber olması anlamında bur tasavvuf terimidir..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 24 Şub 2018, 14:35 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10888
Resim ÜMMî GÜNeŞ'in NÛRu..

Resim83.üncü ŞİİR
Resim

Resim Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Harf-i ‘AYN


Ben harâb-ı mest-i meydânam nihân meyhâneden
Nûş idelden câmını ‘aşkıñ şehâ cânâneden
Kurtulursam gam degül tezvîr-i dâm-ı dâneden
Çok mıdur cân virmek ‘aşka ‘âşık-ı merdâneden
Geçmezem dildârıñ ‘aşkından câna olsun vedâ‘..


Ey ŞÂHım ben AŞKuLLAH KaLb Kadehini-CÂN CÂMInı, CÂNÂNımın ELinden İÇeliden beri ben, Ham GÖZlere gözükmeyen MevLâ MeyhÂNesinden meydÂN mesti ki, harâb olanıyım..
Yalan yanlış hayatın-halkın hile güllelerinden, fitne fişeklerinden kurtulup kurtulmamam gam değil..
Çok bir şey değil ki, MerdÂNe Ehl-i AŞKuLLAH, AŞKı uğruna CÂNını CÂNÂNına peşin vere..
Ki ben; Hâlis Muhlis MuhaMMedî HAKk ÂŞıkım ki, CÂNım fedâ olsun ve asla Kalbimi hükmü altında tutan ve gerçek Sahibimin AŞKından vaz geçmezem ve O’nun olan CÂNıma Vedâ olsun!.


Resim

Virmeyen cânâne cânın ‘âşık-ı efsânedür
‘Aşka her kim ta‘n iderse ‘aklı yok divânedür
tâlibiñ cânı yârıñ şem‘indeki pervânedür
Bu ‘atâ hakdan meger kim kâmil insânadur
Geçmezem dildârıñ ‘aşkından câna olsun vedâ‘..


AŞKuLLAH YOLUnda, CÂNını CÂNÂNına vermeyen kimse, ham aklının uydurduğu yalan içi boş bir hikâye bir efsânedir.
Gerçek AŞKı kim ayıplarsa o kimsenin gerçekte aklı başında değil bir delidir.
Gerçek SEVgilisini DİLeyenin CÂNI-Yüreği, YÂRinin AŞK MUMunun etrafında tavaf eden ve dalıp çıkan pervanesidir.
Bu HÂL, öylesine bir büyük İhsÂNuLLAHtır ki, ancak ve ancak MuhaMMedî KâmiLLer için İlahî Bağıştır.
Ki ben; Hâlis Muhlis MuhaMMedî HAKk ÂŞıkım ki, CÂNım fedâ olsun ve asla Kalbimi hükmü altında tutan ve gerçek Sahibimin AŞKından vaz geçmezem ve CÂNıma Vedâ olsun!.


Resim

Kimse bilmez hâlimi ben aglamakdur güldügüm
Hiç bilür misin ne iklîmdür benüm bu geldügüm
Câna minnetdür benüm bu ‘aşk elinden öldügüm
Hacc-ı ekberdür sorasañ dôsta kurbân oldugum
Geçmezem dildârıñ ‘aşkından câna olsun vedâ‘..


Kimseler BİLemez benim ÖZ HÂLimi ki, gÜLerken gördüklerinde ÖZüm Ağlamaktayımdır.
Sen hiç BİLeBİLir misin ki, ne biçim bir ülkedir bu benim geldiğim AŞKuLLAH Ülkesi?.
Elbette CÂNıma minnettir-ele zor geçer bir ni’mettir ki, benim AŞKuLLAH ELİnden ÖLdüğüm.
Nedir diye bana sorarsan, En Yüce HACCtır ki; MİNÂsında, CÂNÂNıma CÂNımla İsmâiL aleyhisselâm gibi KurbÂN olduğum..
Ki ben; Hâlis Muhlis MuhaMMedî HAKk ÂŞıkım ki, CÂNım fedâ olsun ve asla Kalbimi hükmü altında tutan ve gerçek Sahibimin AŞKından vaz geçmezem ve CÂNıma Vedâ olsun!.


Resim

Ey ‘aceb ben bu cihânda turdugumdan assı ne
‘Aşk-ıla şehîd olursam öldügümden gussa ne
Yâr-ıla ben yâr olam agyâra benden hıssa ne
‘Aşkı derdiñ hükm olıncak bunda ‘akla ussa ne
Geçmezem dildârıñ ‘aşkından câna olsun vedâ‘..


EYy ÂŞık, benim şu gel-geç CihÂNında oyalanıp durduğumun ASLı AStarı nedir?
Yaratılış sebebim olan AŞKuLLAH ile şehîd olursam öldüğümden gam, keder, tasa ne demek, olur mu hiç!.
Ben Nazlı YÂRimle BİZ BİR-İZ YÂR-İZ olayım da yabancı düşünen agyâra benim düşünce ve inancımdan bir hisse pay olur mu hiç!.
AŞK DERdini hükmedince ham AKLın aklı ne yapabilecek ki, hiçç!.
Ki ben; Hâlis Muhlis MuhaMMedî HAKk ÂŞıkım ki, CÂNım fedâ olsun ve asla Kalbimi hükmü altında tutan ve gerçek Sahibimin AŞKından vaz geçmezem ve CÂNıma Vedâ olsun!.


Resim

Ey baña nâ-hak diyenler hak-durur işüm benüm
Biñde bir ta‘bir olınmaz çok-durur düşüm benüm
Taş olursa ‘aşk-ıla yumuşakdur aşum benüm
Girmişem meydân-ı ‘aşka top-durur başum benüm
Geçmezem dildârıñ ‘aşkından câna olsun vedâ‘..


Eyy bana “Haksız!” diyen AŞKuLLAH’tan habersiz gâfiller!. Gerçek şu ki, benim işim gücüm heryerde, herzaman, herhâlde ve hernefeste “HAKk”tır hamd olsun!.
Aşka yaban El-âlemin düş sandığı, bendeki AŞK gerçekleri o kadar çoktur ki, binde birini bile tâbir edip AÇıkLayıp ANLAyamazlar!.
Tüm olay, zaman ve zannlar kaskatı taşlar bile olsa, BİZim KÜLHÂNImızda, MuhaMMedî HAKk AŞKuLLAH Ocağımızda PİŞer de DOst boğazlardan geçen AŞK AŞI olur hamdolsun!.
Ben bu AŞKuLLAH MeydÂNına Baş koymuşum DALmışım ki, ÇİLLe ÇEVGÂNlarının VURduğu top, BENim/BİZim BAŞımızdır hamdolsun!.
Ki ben; Hâlis Muhlis MuhaMMedî HAKk ÂŞıkım ki, CÂNım fedâ olsun ve asla Kalbimi hükmü altında tutan ve gerçek Sahibimin AŞKından vaz geçmezem ve CÂNıma Vedâ olsun!.


Resim

Baña bu derdi ezel sermâye virdi zü’l-celâl
Anuñ-içün levh-i dilden ref‘ ider nakşı melâl
‘Aşk-ıladur cânimâ bu cân olan kurb-ı Cemâl
Öldürürse ‘aşk beni kânım halâl-ender-halâl
Geçmezem dildârıñ ‘aşkından câna olsun vedâ‘..


Tüm İkramını CELÂLinden lütfeden ALLAHu zü’L- CeLÂLimiz, bana AŞKuLLAH DERdini Bazm-i Elsetinde Ezel SERmâyesi olarak verdi.
Ondandır ki, Gönül Levhalarından/SADR Satırlarından fışkırır çıkar yükselir YÂRe HASSret ateşi gamı..
AŞKuLLAH iledir ÖZ/CÂNıma ki; YAKINdan da yakın AKREB/AKRABA OLan MERKEZ CEMÂLuLLAH OLuşunu İLim-İRade-İDrakı ANLAyış ve İştirakı YAŞAyış ANcak ve ANcak AŞKuLLAH iLedir hamdolsun!.
Kaldı ki beni bu ÂLEMde bu AŞKuLLAH öldürürse bile derdim değildir ve Canım kısasistemez kanım ise, helâl-üstüne-helâldir hamdolsun!.
Ki ben; Hâlis Muhlis MuhaMMedî HAKk ÂŞıkım ki, CÂNım fedâ olsun ve asla Kalbimi hükmü altında tutan ve gerçek Sahibimin AŞKından vaz geçmezem ve CÂNıma Vedâ olsun!.


Resim

Almışam derd-i belânıñ râhatın hîn-ı zamân
Hâ’il olmaz ‘aşka irdi ‘âşıka kevn ü mekân
Bülbülüñ cânım didügi güli görince hemân
Umaram ben bülbüli göre gülin yakın zamân
Geçmezem dildârıñ ‘aşkından câna olsun vedâ‘..


Ben bu “BELÂ!.” DERdimin SONsuz Huzur ve Rahatını ELset BEZMimde, AŞKuLLAH Kaderimde, zamÂNsızlık DEHRininn Hîninde/ÂNında Nâsibim OLmuş da ALmışım hamdolsun!.
Ki ben; Hâlis Muhlis MuhaMMedî HAKk ÂŞıkım ki, CÂNım fedâ olsun ve asla Kalbimi hükmü altında tutan ve gerçek Sahibimin AŞKından vaz geçmezem ve CÂNıma Vedâ olsun!.
AŞKuLLAH’a SALL eden/vUSLât eden MuhaMMedî HAKk ÂŞIKLara şu içinde YAŞAdığımız İğreti-İzafî-GELGEÇ-gÖLge-ÖLÜMLü Kâinât MekÂNı vs. artık ebediyyen bir Engel/bir Perde OLamaz hamdolsun!.
Ki; MuhaMMedî HAKk ÂŞIK OLan BÜLBÜLün Şahdamarından da AKRABasını/GÖNÜL GÜLÜnü, bizZÂT GÖRüp de hemence CANLı ŞÂHidi OLunca hamdolsun!.
Ve ben de bu MuhaMMedî HAKk ÂŞIKLarın AŞKuLLAH YOLUnda umarım ve CÂNLa BAŞLa BEKLerim ki, GÜLÜm de ben bî ÇÂRe BÜLBÜLünü yakın zamÂNda tez göre İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!.
Ki ben; Hâlis Muhlis MuhaMMedî HAKk ÂŞıkım ki, CÂNım fedâ olsun ve asla Kalbimi hükmü altında tutan ve gerçek Sahibimin AŞKından vaz geçmezem ve CÂNıma Vedâ olsun!.


Resim

Sordum adın sevdügümüñ didi Ahmed Mustafâ
Anuñ-içün her kelâmı dil-i mecrûha şifâ
Ben didüm firkate salma vahdetiñ ‘ayn-i safâ
Didi cân virmekdür ‘aşkımdan saña bizden vefâ
Geçmezem dildârıñ ‘aşkından câna olsun vedâ‘..


Ben de bu SONsuz KÂR-ü-BELÂ çÖLüm/vUSLât VÂDimde SEVgilimin İSMİni SOR!.dum!. “AHMED MUSTAFÂ aleyhisselâm” buyurdu!
Ondandır ki O’nun her KeLÂMı, KeLÂMuLLah ve her YÂReLi GönüLe Şefâat ŞİFÂsıdır..
Ben ol YüceYaratanıma: “ SENin VAHDet/BİRLiğin-TEKLiğin AYNen Safâ/TatminLik SAfflığıdır!.” Beni bu YüceNOKTAdan Ayırma AYRılığa/GuRbete SALma!.” dedim..
Buyurdu ki: “BİZ’den-NAHNu’dan, AŞKuLLAH’tan sana OLaBİLecek TEK-BİR VEFÂ ANcak ve ANcak BİZe âit OLan İğreti CÂNını Şehâdet Âleminde VERDiğine BizZÂT Kendiyin ve CÜMMLe CihÂNın ve de RABBu’L- ÂLEM’inin Şehâdetidir!.”
Ki ben; Hâlis Muhlis MuhaMMedî HAKk ÂŞıkım ki, CÂNım fedâ olsun ve asla Kalbimi hükmü altında tutan ve gerçek Sahibimin AŞKından vaz geçmezem ve CÂNıma Vedâ olsun!.


وَمَا يَنطِقُ عَنِ الْهَوَى
Resim---"Ve mâ yentıku ani’l- hevâ..: Ve o, hevasından (kendiliğinden) konuşmaz.” (Necm 53/3)

Resim

Zülfini gerdânıma ben takmışam kurtulmazam
Kaşları mihrâbı kıblem gayra tâ‘at kılmazam
Gözleriniñ sürmesini gördügümden gülmezem
Vechine kıldum nazar yıkıldum ‘akla gelmezem
Geçmezem dildârıñ ‘aşkından câna olsun vedâ‘..


NAZLı YÂRimin DÂRAĞACı Kemendi/YağLı İPi Olan SEVd ZÜLFünü ben gönüllü Olarak EZEL BEZMinde kendim BAŞıma GEÇirmişim hamdolsun!. Ki bunun son-UÇ-undan ASLa Kurtulamam.. SÖZ SÖZdür hamdolsun!.
O Yüce SEVgilimin KAŞLarının ORTAsı benim AŞKuLLAH MİHRÂBımın KIBLesi OLmuştur ki, ben bAŞKalarına hâşâ nasıl KULLuk EDeBİLirimm!.
Ki O’nun GÖZLerinin SimSiyah SüRmesi GÖRdğümden GÖZLerime SÜRdüğümden berdir ki, ASLa GÜLememekteyim hamdolsun!.
Ben ki ne zamÂN VECHuLLAHı ANLadım-Nazar KILdım, bENliğim KÜLLîYyen YIKıldı Gİtti ve bir daha AKLa GELmez OlanLardan OLdum hamdolsun!.

Ki ben; Hâlis Muhlis MuhaMMedî HAKk ÂŞıkım ki, CÂNım fedâ olsun ve asla Kalbimi hükmü altında tutan ve gerçek Sahibimin AŞKından vaz geçmezem ve CÂNıma Vedâ olsun!.


Resim

Sorsalar bu ‘aşkı direm ‘ayn-ı dermân gizlidür
Küfr içinde buldılar tevhîd-i îmân gizlidür
Görmüşüm bir katrede ol nûr-ı ‘ummân gizlidür
‘Aşk içinde beni kılan zâr u giryân gizlidür
Geçmezem dildârıñ ‘aşkından câna olsun vedâ‘..


AŞKa Gönül verenler, eğer ki bana sorarlarsa: “AŞKuLLAH DERDinin DermÂNı AYNen yiNE AŞKuLLAHtır! Ancak GİZLidir!.” Derim.
MuhaMMedî HAKk ÂŞIKLar, Gübreden GÜLü, Lâ İlâhe İnkÂRından => İLLâ ALLAH İkrÂRını BİLip-BULup-OLup-YAŞAyarak KÜFR İÇİnde GİZLİ TEVHiDuLLAH İMÂNını BULdular hamdolsun!.

Ve ben bu Muhteşem Muazzam NÛR-u MuhaMMed UMMânının, ÜMMeti OLan TEK-Bir DAMMLada DERcediLmiş-gİZLi OLduğunu GÖRmüşüm hamdolsun!.
Ondandır ki bu AŞKuLLAH İÇİnde bENi her zamÂNi herYER, herHÂL ve herNEfeste Zârî Zârî İNLeten gİZli gİZLigÖZ YAŞı DÖKtüren HAYyat OLduğunu GÖRmüşüm hamdolsun!.
Ki ben; Hâlis Muhlis MuhaMMedî HAKk ÂŞıkım ki, CÂNım fedâ olsun ve asla Kalbimi hükmü altında tutan ve gerçek Sahibimin AŞKından vaz geçmezem ve CÂNıma Vedâ olsun!.


Resim

Gerçi adımdur Sinân Ümmî ‘aceb divâneyem
Girmişem meydân-ı ‘aşka baş açık merdâneyem
‘Aşk elinden câmı nûş itdüm bugün mestâneyem
Hayr u şerden kaçdugumdan sâkin-i meyhâneyem
Geçmezem dildârıñ ‘aşkından câna olsun vedâ‘..


Gerçi şu ÂLemdeki Zâhirî Halk İÇindeki adım Sinân Ümmî kaddesallahu sırrahudur.. Ancak ben de bİLmiyorum ki, Bâtınen Aklın Yitirmiş bir divâne miyim?.
MuhaMMedî AŞKuLLAH MeydÂNına, baş açık yalın ayak MERTçe girmişim.
Ve ben bu gün YEDuLLAHtan AŞKuLLAH Kadehini İçmişim ve mest olamuşumbu Âlemi tanımam artık!.
Halkın ham Akıllarının Hevâ-Heves Batağı, Hayr ve Şer Tuzağından kaçarak MuhaMMedî MEYyhÂNenein Kuytu köşesinde SaKÎNim-SüKÛNum Mahv OLmuşum hamdolsun!.

Ki ben; Hâlis Muhlis MuhaMMedî HAKk ÂŞıkım ki, CÂNım fedâ olsun ve asla Kalbimi hükmü altında tutan ve gerçek Sahibimin AŞKından vaz geçmezem ve CÂNıma Vedâ olsun!.


Resim

Şehâ: f. Ey pâdişah! Ey şâh.
Nihân: f. Gizli, saklı. Bulunmayan. Mevcut olmayan. * Sır.
Tezvir: Söze yalan karıştırma. Yalan söze ziynet verme. * Şahidin şehadetini iptal etme. * Kendini ziyaret edene ikram etme.
Dâm: f. Tuzak. ağ, hile.
Dâne: f. Tohum, çekirdek. * Kurşun, gülle, tâne.
Dil-dâr: f. Kalbi hükmü altında tutan. Sevgili, mâşuk.
Efsâne: Masal. Uydurulmuş yalan hikâye.
Atâ: Verme. Bağışlama. Bahşiş. Lütuf. İhsan.
Ass: Her nesnenin aslı, her şeyin esası.
Guss: Keder. Tasa. *Gam. * Boğaza takılan yemek. * Ağaç, diken.
Hıssa: Hisse: Pay. Nasip. Kısmete düşen kısım. Vârise intikal eden kısım.
Melâl: Can sıkıntısı. Usanç. Gamlılık. Zaaf ve fütur.
Hâ’il: Perde. Mânia. İki şey arasını ayıran.
Mecruh: Yaralı. Yaralanmış.
Giryân: f. Gözyaşı döken. Ağlayan.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 18 Mar 2018, 18:27 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10888
Resim ÜMMî GÜNeŞ'in NÛRu..

Resim84.üncü ŞİİR
Resim

Resim Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Harf-i KÂF


Gel kul iseñ kulluk eyle hasbeten li’llâha bak
On sekiz biñ ‘âlemi var eyleyen Allaha bak!.


EYy Aklı SİLMe ERmiş MuhaMMedî CÂN KARdeşim;
RABBu’L- ÂLEMîNe, MuhaMMedî KuLLuğun kadir ve kıymetini BİLmiş, BULmuş ve OLmuşbir KUL isen, Hakkınca, Allah rızası için, Allah yoluna, hiçbir karşılık istemeksizin ve de beklemeksizin KULLuk et!.
Ve KALB KIBLeni, ÖZ GÖZünü, On sekiz biñ âlemi var eyleyen ALLAHu zü’L- CeLÂL’e çevir ve bak!.


Resim
Ger Halîl olmak dilerseñ bekle hıdmet kapusın
Kara tonlı Ka‘be’i yapan Halîlullâha bak!.


Eğer sen de, basit kavmiyyet ırkçılığını terkedip, Halilü’r- RahmÂN İbrahîm aleyhisselâm MİLLetinden Olduğunu idrak edip Halîl/Sâdık ve Samimi dost olmak dilersen, MuhaMMedî HASBî-HABîBî HİZMet kapısından ayrılmadan bekle!.
Ve Kara donlu/örtülü KÂBETuLLAH’ı yapan Halîlullah İbrahîm aleyhisselâm’a bak!.


قُلْ صَدَقَ اللّهُ فَاتَّبِعُواْ مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
Resim --- "Kul sadakallâhu fettebiû millete ibrâhîme hanîfâ (hanîfen), ve mâ kâne mine’l- muşrikîn (muşrikîne).: De ki: "Allahû Teâla doğruyu söyledi. Öyle ise hanif olarak Hz. İbrâhim'in dînine/milletine tâbî olun. Ve o, müşriklerden olmadı." (Âl-i İmrân 3/95)

Resim

Yog-iken bu yir ü gök ü ‘arş u kürsî nefs ü cân
Evvel âhır bir olan ol küntü kenzu’llâha bak!.


AKLınla Algıladığın ya da gönlünle hissettiğin; yeryüzü ve gökler, ARŞ ve Kürsî, Nefs ve Cân/Ruh yok iken,
EVVeL ve ÂHiRi AYNı NOKta, “BİZ BİR-İZ” OLAN, ZÂTuLLAH’ın “TEKe TEK-BİR” GÜNEşinden sonsuz sınırsız IŞIK CENNetLerinin Doğuş BUYruğuna bir bak!.


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: ALLAH celle celâluhu: “Küntü kenzen mahfiyyen Fe ahbebtü en u’refa fe halaktü’l-halka Li ya’rifânî: Ben kenz-i mahfi-gizli bir hazine idim. Bilinmek istedim, mahlukatı yarattım.” buyurdu.

Bu Hadis-i Kudsînin kaynakları şöyledir:
1. Ed-Dürerü’l-Müntesire, Celalettin-i Suyuti,125
2. El-Esraru’l-Merfua, Aliyyu’l-Kâri, 273
3. Aclunî , Keşfu’l-Hafa, Aclunî, 2:133
4. El-Fetevâ, El-Halîlî, 1:72
5. Mesnevi, Celâleddin-i Rumî, 5:104
6. Divan-ı Mevlânâ Câmî, 37
7. Divân-ı Niyaz-i Mısrî, 2
8. Divân-ı Şeyh Ahmet Cezerî, 1:190
9. İşârâtu’l-İ’câz, Bediüzzaman Said Nursi, 23..


Resim
Gözgüsinden gördiler anuñ münezzeh zâtını
Gör Muhammed Mustafâyı ‘ayn-ı zâtu’llâha bak!.


OL Yüce Yürekli Hakk MuhaMMedî ÂŞIKLar, ALLAHu zü’L- CeLÂL’in münezzeh ZÂTını/VECHini =>“MuhaMMedî GÖNüL AYNASI”ndan GÖR!.düLer.
Sen de, GÖRmek DİLErSEN =>MuhaMMed MuSTaFâ aleyhisselâm’ın “NAHNU=>BİZ BİR-İZ AYNASI”ndan GÖRmek İçin =>AYNen =>ZÂTuLLAH’a bak!.


Resim

Gizli râzı gün gibi fâş eyledüm añlayana
Mürşid-i kâmil yüzinden sırr-ı ehlu’llâha bak!.


ŞÂNı Yüce GÖNüL GÜNEŞİ’m aleyhisselâm’ın gİZLi SIRRLarını, gün gibi MuhaBBet MeydÂNına SERdim ki =>ELbette MuhaMMedî ÂRiF OL!.up ANLA!.yana,
Eğer ki, sen de AKLını BAŞına toplayıp HaMM AKLını =>SİLMe/SeLÂmete/NAKLe ULAŞtırırsan => MuhaMMedî Mürşid-i Kâmil Yüzünü iyice bir GÖR ki=>SIRR-ı EHLuLLÂH’a bak!.


Resim

Tıfl-ı ma‘nî zikr-i kalbiden gelür ‘ayne’l-yakîn
Ahsen-i takvîm yüzinden gel bu vechu’llâha bak!.


EL ->ELe->EL->ALLAH’a/YEDULLAHa ki, YED-i MuhaMMed aleyhisselâm’a EL VERen MuhaMMedî MüSLim-Mü’MiN’in İLK ZİKRuLLAH Çabaları; sanki, MÂNÂnın Küçük Çocuktaki Kıvılcımları gibi saff, tertemiz ve Ayne’l-yakîn/Göz ile görür derecede görerek, müşâhede ederek, Fiilen BİLip YAŞAyarak direkt KALBinden gelir.
Bu ise =>“tâa EZELde İnsÂNoğlunun “ahseni takvim/en güzel BİÇimde-KIVAMda Yatılması”ndandır ki, bu yüce YARATILIŞ gereği KÜLLî ŞEYy’inde ALLAHu zü’L- CeLÂL’in VECHine/VECHULLÂH’a bak!.


لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ
Resim--- “Lekad halakne’l- insâne fî ahseni takvîm: Doğrusu, biz insanı en güzel bir biçimde-kıvamda yarattık.” (Tîn 95/4)

وَلِلّهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ فَأَيْنَمَا تُوَلُّواْ فَثَمَّ وَجْهُ اللّهِ إِنَّ اللّهَ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Resim --- "Ve lillâhi’l- meşriku ve’l- magribu fe eynemâ tuvellû fe semme vechullâh (vechullâhi) innallâhe vâsiun alîm (alîmun).: Ve doğu da Allah’ındır batı da. Artık hangi tarafa dönerseniz dönün, Allah’ın Vechi (Zat’ı) işte oradadır. Muhakkak ki Allah Vâsi’dir (rahmeti ve lutfu geniştir, her şeyi ilmi ile kuşatandır).” (Bakara 2/115)

Resim

Dört kitâbıñ ma‘nisin keşf eyleyen tevhîd imiş
Okı gel Ümmü’l-kitâbı sen Kelâmu’llâha bak!.


Dört Kitâb ki, Zebur, Tevrat, İncil, Kur'ÂN-ı Kerîm’in ÖZ MÂNÂsını TEK-BİR eyleyip CEM’eden-TopLayan =>“TEVHÎD” imiş.
Gerçek şu ki sen şimdi şu ÂN ve VAKtinde =>El AHADU’l- VÂHiD OLan ALLAHu zü’L- CeLÂL’in İNDindeki KiTÂBLarın ANAsında OLAN Kur'ÂN-ı Kerîm’e/ KELÂMuLLÂHA bak!.


يَمْحُو اللّهُ مَا يَشَاء وَيُثْبِتُ وَعِندَهُ أُمُّ الْكِتَابِ
Resim --- "Yemhûllâhu mâ yeşâu ve yusbit(yusbitu), ve indehu ummu’l- kitâb (kitâbi).: Allah, dilediği şeyi siler, yok eder (mahveder) ve (dilediği şeyi) sabit kılar ve ümmü’l- kitab (ana kitab), O'nun indindedir (nezdindedir).” (Ra'd 13/39)

وَإِنَّهُ فِي أُمِّ الْكِتَابِ لَدَيْنَا لَعَلِيٌّ حَكِيمٌ
Resim --- "Ve innehu fî ummi’l- kitâbi ledeynâ le alîyyun hakîm (hakîmun).: Ve muhakkak ki O (Kur’ân), katımızda Ümmü’l- kitab’tadır. Gerçekten Âli’dir (yücedir), Hakîm’dir (hüküm ve hikmet sahibidir).” (Zuhruf 43/4)

Fatihâ Sûresinin bir diğer adı da Ümmü'l- Kitab'dır. İmam Buharî Tefsir kitabının başında: "Fâtiha sûresine Ümmü'l- Kitab adı verilmiştir. Çünkü Mushafların yazılışına onunla başlanır ve namazda Kur'ân okumaya Fâtiha ile başlanır" demiştir. Fâtiha'nın bu adı olmasının sebeblerinden biri de, Kur'Ân'ın bütün muhtevâsının bu sûredeki mânâya râci olduğu görüşüdür. (İbn Kesir, Tefsîru'l Kur'âni'l- Azîm, II, 16). (Ayrıca bkz. Levh-i Mahfuz maddesi.)

Resim

‘Âlem-i kübrâyı bilmez cân iline girmeyen
Gir göñül iklîmini seyr eyle ‘arşu’llaha bak!.


CÂNda CÂNÂN-ŞÂHDamardan da AKReb RABBu’L- ÂLEMîn ÂLEMine girmeyen, El Kebîru’l- ALLAH celle celâlihu’nun Muhteşem ve Muazzam MuhaMMedî Lütuf AYNiyyetini Bilmez.
Sen AŞKuLLAH’ı, MuhaMMEdî MEŞK EYyLe de ÖZden de ÖZ GÖNüL ÜLKEsini SEyrÂN EYyLe ki => ARŞULLAH’a bak!.


وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ
Resim --- “Ve lekad halakne!l- insâne ve na’lemu mâ tuvesvisu bihî nefsuh (nefsuhu), ve nahnu AKREBu ileyhi min HABLİ’L- VERÎDi :Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha YAKINız.” (Kaf 50/16)

Resim

Mü’miniñ kalbin Hudâ kendüye mir’ât eyledi
Gel musaffâ eyle kalbi sen bu Beytu’llâha bak!.


ALLAHu zü’L- CeLÂL,MuhaMMedî Mü’minin Kalbini ZÂTına AYNA EYyLedi,
Sen de gel KALBini HABîBULLAH HAMAMI’nda SAFFu’L- SAFf/ Sâfileşmiş ve de Temizlenmiş kıl ki, O’nun ASLında BEYTULLAH Olduğunu GÖR ve Bak!.


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Yere göğe sığmadım, mü’min kulumun kalbine sığdım ”
(Aclunî, Keşfu’l- Hâfâ: 2256)
"Mü'minin kalbi Allah'ın evidir." (Marifetnâme, Sayfa: 971)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Mü'min Kâ'be'den efdâldır."
(Râmûz'ul-Ehâdis, Hadîs No: 4323)

Resim

Rûh-ıla nefsiñ vücûdın bir ider tevhîd-i zât
Şâbbü’l-emred yüzinden gel cemâlu’llâha bak!.


Elbette bu KULLuk İmtihÂNı ÂLeMinde TEKEMMÜL-ü TEVHiD vardır.. Tıpkı => Çocukluk, Gençlik, Olgunluk ve YAŞLılık gibi..
Tevhid-i EŞyâ
Tevhid-i ESmâ
Tevhid-i Sıfat
Tevhid-i Zât..
SebEbLerin son UÇ-u Tevhid-i Zât =>İnsÂN NEFsi İle RÛHunu, Madde İle Mânâ MevCÛDunu =>“BİZ BİR-İZ =>TEK-BİR VüCÛDu” EYyLer.
ALLAHu zü’L- CeLÂL’e KuLLuk İmtihÂNı İŞinin BAŞInda; ANASından yeni doğmuş zavallı ve bî-ÇÂRe MuhaBBet BEBEsi/ Şâbbü’l- Emred/Henüz tüyü bitmemiş, sakalı gelmemiş olan genç, delikanlı, yiğit HAYyatının sonUÇunda gel de lşimdi Şe’ÂSNULLAHtaki şu SEYR-i CEMÂLULLAH’a bir bak!.


Resim

Enbiyâdan mu‘ciz oldı bil kerâmet evliyâ
Ey Sinân Ümmî gözüñ aç sen bu zikru’llâha bak!.


Ey Kul İhvÂNi ŞAŞkınım,
EMROLUNduğun gib dosdoğru ol ve TüMM MÜCİZELeri Enbiyâ aleyhumusselâm’dan ve de, TüMM KeRâMeti ise EVLİYÂuLLAH’tan BiL ve de, sakın bu İŞLeri SERgilemeye kalkışıp HAKk ve HAYR Hırsızı olma!
Ey Sinân Ümmî kaddesallahu sırrahu BaBam; gözüñ aç sen bu ZİKRuLLÂHA bak!.


Resim

Halilü’r- RahmÂN: Allah'tan başkasından hiçbir zaman yardım dilemeyip, O'nun dostluğunu ihtiyar eden Hz. İbrahim'in (aleyhisselâm) lâkabıdır..
Hasbeten li’llâh: Allah rızası için. Allah yoluna. Karşılık istemeksizin.
Gözgü: AYNa..
Münezzeh: (Nezahet. den) Tenzih edilmiş, teberri edilmiş. * Pâk, kusur ve noksanlıklardan uzak. Hiç bir şeye muhtaç olmayan. Kötülükten, kusurdan ve noksanlık gibi şeylerden tenzih edilen.
Ayn: (c.: A'yan-A'yun-Uyûn) Göz. * Pınar, kaynak. Çeşme. * Tıpkısı, tâ kendisi. * Zât. * Eşyanın hakikatı.
Râz: f. Gizli sır, saklı şey.
Fâş: Meydana çıkmış. Yayılmış. * Anlaşılmış olan.
Tıfl: Küçük çocuk. * Her şeyin cüz ve parçası. * Batmaya yakın güneş. * Kıvılcım.
Ayne’l-yakîn: (Ayn-ül yakîn) Göz ile görür derecede görerek, müşâhede ederek bilmek.
Keşf: Açmak. * Olacak bir şeyi evvelden anlamak. Gizli kalmış bir şeyin Cenab-ı Hak tarafından birisine ilham olunması ile o gizli şeyin meydana çıkarılması.
Arş: Bağ çardağı. * Gölgelik. * Kürsü, taht, yüce makam. En yüksek gök. Allahın kudret ve saltanatının tecelli yeri. (Arş kâinatı kaplar. Allah'ın kudreti ve ilmi de herşeyi kaplar.) * Fevkiyyet, ulviyyet. * Arş-ı Alâ, Arş-ı Rahman, Arş-ı İlâhi, Arş-ı Yezdan, Felek-i Eflâk, Felek-i Atlâs, Felek-i Azâm gibi isimlerle Cenab-ı Hakkın izzet ve saltanatından kinaye olarak söylenir.
Musaffâ: Sâfileşmiş. Temizlenmiş. Süslenmiş.
Mir’ât: Ayine. Ayna. * Meşhur bir cins lâle.
Beytu’llâh: Kâbe, câmi, mescid gibi ibadet edilen yer.
Şâbbü’l-emred: Henüz tüyü bitmemiş, sakalı gelmemiş olan genç, delikanlı, yiğit.
Mu‘ciz: İnsanı âciz bırakan iş. Aynısını yapmakta başkalarını acze düşüren, kudretsiz kılan, kimsenin yapamayacağı yolda olan..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 09 Nis 2018, 22:00 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10888
Resim ÜMMî GÜNeŞ'in NÛRu..

Resim85.inci ŞİİR
Resim

Resim Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün
Harf-i KÂF



Misâlinde fenâ dünyâ oturmuş köhne pîr ancak
Tonanmış cismine evlâd kimi nâr kimi nûr ancak..


Hiç değişmeyen bir mesel gibi sanki, zamanı geçmiş, demode olmuş, yaşlı bir ihtiyar gibi oturup durmakta şu fâni Dünya.
İzafî ve iğreti yalan Dünya çoluk-çocuk, evlâd bürgüsünü bürünmüş, üreme peşinde, oysa son-UÇta kimisi nâr kimisi nûr çıkacak..!.


Resim

Sürülüp cümle mahlûkât kimi konar kimi göçer
Gelür kandan gider kanda bilinmez anca sır ancak..


İçinde yaşamakta olduğumuz şu KÛN feyeKÛN Kâniât ÂLeminde, EL HALLâk ALLAH celle celâlihu’nun halk ettiği tümm mahlûkât güvercinlik gibi kimi konar kimi göçer gider.
Nerden gelip de nereye gitmekte oldukları gerçeği asla bilinemez ve İlâhî bir SIRRdır ancak..!.


Resim

Hezârân kârbân geldi bu yolda virdiler cânı
Nihâyet menzile varup irişen biñde bir ancak..


Bu Kapısız Dünya Hanına binlerce KervÂNLar geldi de bu BAŞsız-SONsuz HAYYat ÇÖLünde cân verdiler.
Bunlaın içinden MuhaMMedî Sırat-ı Mustakîm YOLUn İZ-leyip SILÂ Son DURağına erip de vasıl olanlar ise, belki binde bir ancak..!.


Resim

Görüñ ol sâni‘-i kudret ne hikmetler kılur izhâr
Kimi Nemrûd tagı denmiş kimi Mûsâya tûr ancak..


Kafa ve Kalb GÖZLerinizle BAKıp GÖRün ki, O Yüce SUBHÂN ALLAH celle celâlihu, KUDRETuLLAH SANatını nice hikmetler ile ortaya dökmekte seyre sermektedir.
Öyle dağ var ki ona Nemrûd’un Dagı denmiş.. Ve öyle dağ da var ki o, Mûsâ aleyhisselâm’a Tûr-i Sinâ Dağı olmuştur ancak..!.


Resim

Alan birdür viren birdür gören bir gösteren birdür
Anuñ hep emrine fermân cihân hükminde pür ancak..


İŞin ASLInda isebu ÂLEMde, ALan da VERen de birdir, gören de gösteren de birdir.
O’nun fermân ve emriyle şu CihÂN hükümlerinin sonuçlarıyla dopdoludur ancak..!.


Resim

Her eşyânıñ derûnında ‘acâyib hükmi var bir bir
Görinmez birbirine ol denilmez gizli yir ancak..


KüLLî ŞEYy’in ÖZünde akıl ermez şekilde şaşırtıcı ve hayret verici hükümler var ve her birisi kendince geçerli.
Öylesine saklı ve gizli bir yer ki, ne biri birilerini görebilirler ne de onlardan rastgeleye haber verilmez ancak..!.


Resim

Haber virmediler bundan talan deryâ-yı ‘irfâna
Kiminüñ yüzi ag olmış kiminüñ yüzi kir ancak..


Ondandır ki bu MuhaMMedî İrfÂN DERYÂsına dalanlar bu hususta açıkça haberler vermediler.
sonUÇtaysa kiminin yüzü apak olmuşken, kiminin yüzü kapkara kir-pas içinde ancak..!.


Resim

Kimi insân kimi hayvân degül bir birine yeksân
Kiminüñ yazılup ihsân kiminüñ şerr ü şûr ancak..


Kimisi insân kimisi de hayvân ki, birbirlerine benzer beraber değildir.
Bunun soUÇundaysa kimisinin defterine “İHSÂN Edilecek” yazılırken kimisininkine de
“Kötülük-fenâlık, şamata-gürültü” yazılacak ancak..!.


Resim

Kimi cinler kimi dîvler gezüp avlı avın avlar
Kimi hakkı bilüp söyler kimi ferdâya kor ancak..


Bu CanLar CENgi CihÂNI’nda; kimileri cin, kimileri de iblis-ifrit yürekli gezip halkın içinden avlarını bulup avlarlar.
Kimileri de Hakkı Hakkça BİLip SÖYLErken, Kimileri de Hakkı Hakkça BİLip SÖYLEmeyi Yarınlara bırakır ancak..!.


Resim

Kimi yahşı kimi yatlı ‘acâyib mahlûkât peydâ
Kiminüñ adı mâr olmış kiminüñ adı mûr ancak..


Kimi yahşı/iyi-güzel, kimi yatlı/kötü, uğursuz, akıl fikir ermez, acayip yaratıklar çıkmış ortaya,
Kimisinin adı Yılan olmuş kimisinin adıysa Karınca ancak..!.


Resim

Nasîbin dürişüp almak dilese bir biri nefsiñ
Virilmiş kendüye kısmet görünmez anı yir ancak..


Er Rezzâk ALLAH celle celâlihu’nun ezelde Nasîb kıldığı RIZkını toplayıp almak istese, sanki her birisi başkasının nâsibi kendi Kısmetiymişçesine saldırıp hakikatı görmezden gelip yemeye koyulur ancak..!.

Resim

Gelen konar kanan göçer kimesne evvelin bilmez
Gelen eydür ki bu ahkâm henüz kurulmış ir ancak..


Bu ÖLümlü gelgeç durağına konan her CÂN, vakti gelince GÖÇer gider de nerden geldiklerini işin EVVeLini bilmezler.
Yeni doğup gelen gençler ise: “Bu muhteşem düzen daha yenice erkence kurulmuş!.” Derler ancak..!.


Resim

Yagar gökden biter yirden kimi geçden kimi irden
Kimi bâgçe kimi bûstân kiminüñ adı gür ancak..


Öylesine akıl karıştıracak kalabalık bir CÂN TOPLumu vardır ki, kimisi gökte yetişir, kimisi yerden yetişir.. Kimisi geç kalır gibidir kimisi erkenden gibi.
Kimisinin ismi bahçe kimisinin ki bostan.. ne var ki, kimisi gür ve verimlidir ancak..!.


Resim

Kimi bundan gider gelmez kimi aglar yürür gülmez
Kimesne bir birin bilmez hemân derd bende dir ancak..


Kimisi bu ÂLEMden gider bir daha dönüp gelmez. Kimisi bu ÂLEMde ağlar gezer de bir gün yüzü gülmez.
Hiç kimse bir birin bilmez kendi CÂNının çapında döner. “Herkeslerin derdiyle bİZ BİR-İZ HEMHÂL OLuş DERdi”yse bendedir ancak..!.


Resim

Sinân Ümmî bugün hikmet çerâgın yakdı kalbinde
Bakup fe’âline çarhıñ elinden şirki yur ancak..


Sinân Ümmî kaddesallahu sırrahu BaBam, bugün kalbindeki hikmet kandilini yaktı ki, AŞKuLLAH Kandili ATEŞiyle, gönül GÖZüyle gördüğü fiillerinin/yaptığı işlerin Çark-ı Felek Elinden bulaşan Gizli ŞİRK KİRini yur-yıkar ancak..!.

Resim

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “En büyük günah)” Allah seni yaratmış iken, O'na ortak koşmandır.” buyurmuştur.
(Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, 2. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara, s. 130)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “ALLAH celle celâlihu: "Bir adam bilse ki Ben kudret sahibiyim, günahları affederim. O şirk etmedikçe, Ben onu affederim." buyurur.
(G. Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 329/1)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Bana göre, sizin için Deccâl’den daha ziyâde korktuğum şeyi haber vereyim mi? O, gizli şirktir ki, kişinin kalkıp adamın makamına gösteriş için amel etmesidir.” buyurmuştur.
(G. Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 1. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 163/6)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Şirk ümmetimde düz taşta karanlık gecede karıncaların gezinişinden daha gizlidir. Alâmeti, adaletsizlikten dolayı muhabbet, ve adaletten dolayı da buğz etmektir. Ve Din, Allah için sevgi ve Allah için buğzdan başka nedir? Allah Teala buyurdu ki: “Eğer siz Allah'ı seviyorsanız Bana tabi olun ki Allah da sizi sevsin.” buyurmuştur.

قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Resim--- “Kul in kuntum tuhibbûnallâhe fettebiûnî yuhbibkumullâhu ve yagfir lekum zunûbekum, vallâhu gafûrun rahîm: De ki: "Eğer siz Allah'ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır, esirgeyendir." (Âl-İ İmrân 3/31)

(G. Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 1. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 215/16)


Resim

Köhne: f. Eski, eskimiş. * Zamanı geçmiş. Demode olmuş.
Pîr: f. Yaşlı, ihtiyar. * Reis. * Bir tarikatın kurucusu.
Hezârân: f. Binler. Binlerce. Pek çok
Kârbân: f. Kervan.
Sâni‘: (Sun'. dan) Sanatkârca yapan. Yaratan. San'at eseri olarak meydana getiren. İşleyen, yapan. (ALLAH celle celâlihu)
İzhâr: Açığa vurma. Meydana çıkarma. * Göstermek. Zâhir ve âşikâre ettirmek.
Pür: f. Çok, dolu, çok fazla.
Derûn: f. İç taraf. Dâhil. * Kalb.
Acâyib: (Acib. C.) Şaşırtacak ve hayret verici şeyler.
Yeksân: Beraber. Bir. * Düz. * Her zaman.
Şerr: Kötü iş, kötülük. Fenâlık. * Kavga. * Allaha isyan, emirlerine uymama, muhalif hareket etme. * Fenâ adam, fenâlık yapan adam, kötü adam. * Daha kötü, en kötü.
Şûr: Şamata, gürültü.
Dîv: f. Dev. * İblis, şeytan. * Cinn, ifrit.
Yahşı: İyi, güzel.
Yatlı: Kötü, uğursuz, adi, fenâ.
Mâr: f. Yılan.
Mûr: f. Karınca. Neml.
Ahkâm: (Hüküm. C.) Hükümler. Kanunlar. Nizamlar.
Gür: Yoğun,sık, çok, bol.
Çarh: Çark, tekerlek. * Felek, gök, sema. * Ok yayı. * Elbisede yaka. * Tef.* Devreden, dönen. * Çakır doğan. * Talih...

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 11 May 2018, 14:38 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10888
Resim ÜMMî GÜNeŞ'in NÛRu..

Resim86.ıncı ŞİİR
Resim

Resim Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün
KeF-> Osmanlıcada “n” yazılımında kullanılır. Ve “k” harfi olarak da..


Ey Hudâyâ ben za‘îfe n’ola ihsân eyleseñ
Şol cemâliñ vahdetin bu cânimâ cân eylesen.


Yâ El Hâdiyy Hudâ ALLAH celle celâlihu, ben ki SENin zayıf kuluna ihsân eylesen ne olur.
Şol CEMÂLuLLAH Vahdetini, şu cânım CÂNÂN CÂNı eyleSEN..


Resim

Kaldı şunlar kim yoluñda çâresiz bî-perr ü bâl
Seyyidiñ kurbı hâkı fazlıñı burhân eylesen..


Şunlar SENin gerçek MuhaMMedî HAKk Âşıklarındırlar ve SENin AŞKuLLAH YOLunda, kolsuz, kanatsız ve çâresiz kaldılar.
SENin Sevgilin, Seyyidin Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in ayak tozunun YAKINLığı Faziletini ZÂTına YAKINLık burhânımız delilimiz eyleSEN..


Resim

Yalıñızam yarıcım yok senden âhar yâ Ganî
Lutfuñ-ıla yek nazar derdiñi dermân eylesen..


EYy El Ganiyyu ALLAH celle celâlihu, bu Gurbet DiYÂRında SENden başka dertlerimi paylaşacak bir yarıcım yok.. TEK bir bakışla tümm dertlerimi dermÂN eyleSEN..

El Ganiyyu:

Resim

Resim

Yâ Ganî naks olmayaydı rahmetiñden zerrece
Derd-i ‘aşkıñdan bize bir zerre mihmân eylesen..


EYy El Ganiyyu ALLAH celle celâlihu, RAHMetinden bir zerrecik de olsan noksan olmasın ki, SENin AŞKuLLAHında bizi, bir zerre mihmÂN/misâfir eyleSEN..

Resim

İstemezdüm ‘izz ü câhı hayretiñ kılsa revân
Rûz u leylî gözlerimi yaşıla kan eylesen..


Şu ÂLEMde SENinin DevrÂN, SeyrÂN, CevLÂN HayrÂNıyın HAYRetindeki NEFSim ve RÛHum KULLuk İmtihÂNında olmayıp akıp gitseydi ben de, AŞKuLLAH Makamında değerli olmayı istemezdim.. SERN de AŞKuLLAHımın gereği, gece gündüz gözlerimin yaşını AL KAN eyleSEN..

Resim

Zulmet-i nefsiñ hicâbından beni eyle halâs
Berzah ilinde hemişe gül ü reyhân eylesen..


Şu Maddî Dünyâya heves-hevâ meyilli Nefsimin, Manevî Âhirî Âlemime perde oluş karanlığından beni kurtarıp selâmete erdir..
İkisi arasındaki Berzah ilinde/GEÇiş Âleminde SÎNimi sürekli dâimâ GÜL ve ReyhÂN Bahçesi eyleSEN..


Resim

Pertev-i nûruñ tecellî kılsa ey hak bir kezin
Cân hümâsın Zelha-veş bu tende zindân eylesen..


EYy Yüce HAKk TeÂLÂ’mız!. NÛRuLLAHıyın AŞK IŞIğı bir defa da olsa tecelli eylese ki,
Şu benim CÂN Hümâmı/ Dâimî Devlet kuşumu da tıpkı İbrahîm aleyhisselâm’ın ZELİHAsı gibi şu BEDEN-TENimde zindÂNda eyleSEN..


Resim

Seyr idüp sırran bekâ mülkin bu dil mürgi hezâr
Cânı başı terk idüp bu yola fermân eylesen..


SIRRuLLAH ÂLEMinde SIRR İle, Bekâ Mülkünü şu DivÂNE BÜLBÜL KUŞum seyredip de,
“İÇte CÂNını ve DIŞta BAŞını terk edip bu AŞKuLLAH YOLuna DÜŞş!.” diye fermÂN eyleSEN..


Resim

Ol şarâbıñ kırbasından eksilür mi ey sâkî
İçirüp ben miskine de mest ü hayrân eylesen..


Şu Şehâdet ÂLeMine her ÂN yENidEN AŞKuLLAH Şarabı Sunan SÂNi SÂKimiz ALLAH celle celâlihu!.
Ben miskin MuhaMMedî Âşıkına da, bir yudum ihsÂN eylesen, Kerem Kırban, İlahî Su Kabın eksilir mi ki, hâşâ.. her yerde, her zaman, her HÂLde ve her NEFeste ben Miskine de içirip, kendinden geçirip hayrÂN eyleSEN..


Resim

Mansûra sunduñ ezel bezminde vuslat şerbetin
Biñ cânım olsa dirîg olmaya kurbân eylesen..


Bezm-i EZEL BEZMinde BİZ BİR-İZ SILÂ ŞARÂBın SUNdun HaLLac-ı MANSURLarına,
En kıymetlim YÂR BAım Bir TEKCÂNım var ki, SANA KurbÂN Etmezsem Yazklar olsun, SENden SANA OLAN CÂSNIMı-RÛHumu KurbÂN eyleSEN..


Resim

Niçe bir dem katre olup çaglayam ey Pâdişâh
Ola kim dürler biteydi bahr-ı ‘ummân eylesen..


Bir DAMLAcık Sudan halketmekte Olduğun ben KULun da, her zaman bir AŞK DAMLASı olark COŞup ÇAGLAyam ey Pâdişâh!.
AŞKImızı tamm anlamayanlar ise: “Bu çılgın DAMLA’nın derdi bitseydi!.” derken, Sonsuz UMMÂN DEryÂn eyleSEN..


Resim

Çerçi oluban niçe bir sırça boncuklar satam
Hikmet-ile kem metâ‘ım la‘l ü mercân eylesen..


Ben de AŞKuLLAH YOLUnda Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin Hasbî-Habibî Hizmet YOLunda, ıssız yaylalarda, dağ başlarında, sırça cıncık boncuklar satan ÇERÇiin olsam..
SENin HİKMetuLLAH’ın ile en az değerli malımı kırmızı mercÂN eyleSEN..


Resim

Bu Sinân Ümmî za‘îfe kurbetiñ olsa karib
Cân Yûsufın Mısr iline n’ola sultân eylesen..


Yâ RABbenâ!..
Bu Sinân Ümmî kaddesallahu sırrahu zayıf kuluna da, Habli’l- VERîD YAKINLık/AKRABALığın karib olsa.
Yalvarırım ki ne olur, yedi gömlek sahibi Yûsuf’un olan, CÂNımı-RÛHumu AŞKuLLAH olan Mısr iline ki, “bANa” SuLtÂN eyleSEN..


Resim

Perr-ü-bâl: Kol ve kanat
Bâl: f. Kanat. * Kol, pazu. * Kol, cenah.
Perr: f. Uçan, uçucu.
Kurb: Yakınlık. Yakında oluş. Yakın olmak. Yakınlık kazanmak.
Hâk: f. Toprak. Turab.
Fazl: Âlimlere yakışır olgunluk. * İmân, cömertlik, ihsan, kerem, ilim, ma'rifet, üstünlük, hüner, tefâvüt, inayet. * Artmak. * Artık,
Burhân: Delil, hüccet, isbat vasıtası.
Âhar: (Aher) Gayrı, başkası. Diğeri.
Naks: Eksiklik, noksan, kusur. * Azaltma, eksiltme. (Bak: Nâkıs)
Mihmân: f. Misafir.
İzz: Kıymet. Değer. Güçlü oluş. Alikadir olmak. Kavi. Şerif. Azim.
Câh: (Câhe) f. Makam, mansıb. Kadr, itibar.
Revân: f. Giden, akıcı. * Derhal. * Ruh, can. Nefs-i nâtıka. * Edb: Su gibi akıp giden güzel söz.
Rûz: f. Gün, 24 saatlik müddet. * Gündüz.
Leyl: Bir tek gece, bir gece. * Gece.
Halâs: Kurtulma, kurtuluş. Selâmete ermek.
Hemişe.: Dâima. Her zaman.
Hümâ: f. Devlet kuşu. * Saadet. Mutluluk.
Mürg: f. Merg. Kuş.
Hezâr: f. Bin. (1000) * Pek çok. * Bülbül.
Hallac-ı Mansûr: Asıl adı Hüseyin olan bu zat, tasavvuf mesleğinde meşhurdur. Manevi istiğrak hallerinde hissettiklerini, şeriata zâhiren zıd düşen ifadelerle söylediği için, Hicri 306 senesinde idam edilmiştir.
Dirîg: f. Men'etmek, korumak, esirgemek. * Eyvâh, yazık.
Dürr: (Dürdâne, dürre) f. İnci. İnci tanesi.
Çerçi: sırtında ya da bir el arabasında taşıdığı ya da bir hayvana yüklediği ufak tefek tuhafiye eşyasını, incik boncuğu köy köy, mahalle mahalle, pazar pazar dolaşarak satan gezici esnaf.
La‘l: Kırmızı ve kıymetli bir süs taşı.
Mercân: Denizde geniş resif meydana getiren ve mercanlar takımının örneği olan hayvan ve bunun kalkerli yatağından çıkarılan çoğu kırmızı renkte ve ince dal şeklinde bir madde. Bu madde boncuk gibi süs eşyası olarak kullanılır. Mercanlar ancak 40 metre kadar derinlikte yaşayabilirler.
Kurbet: Yakınlık. * Fık: Allah'a manevî yakınlığa sebeb olan amel-i sâlih.
Karib: Çok yakın. Yerce ve mekânca uzak olmayan. * Yakın hısım.
Veş: f. Gibi (mânâsına teşbih edatı.) Mah-veş : Ay gibi.
Zelha-veş: Zeliha gibi..
Kırba.: sakaların su taşımakta kullandıkları, deriden yapılmış, alt yanı geniş, ağzı dar su kabı.





Halilü'r- Rahman Gölü'nün hemen güneyinde, Urfa Kalesinin önünde yer almakta olup, 150 m2 alanı bulunan bir göldür. Bu göldeki balıklar da mekânın kudsal olduğuna inançla yenmez. Rivâyetlere göre, Hz İbrahim ateşe atıldıktan sonra, Nemrut’un kızı Zeliha da Hz. İbrahim aleyhisselâm’ı çok sevdiğinden ateşe atılmasına dayanamaz, o da kendisini ateşe atar. Zeliha'nın düştüğü yerde bir göl oluşur. Bu göle de "Aynzeliha/Zeliha Gölü" veya "Zeliha Pınarı" adı verilir.

Nemrut, zulmü ile çevresine korku ve dehşet saçan bir hükümdârdır. Bir gece gördüğü rüyayı yorumlatır. Doğacak çocuklardan birinin kendisini öldüreceğini öğrenir. Hemen o yıl doğacak bütün çocukların öldürülmesini emreder. Nemrut’un askerleri emri uygulamaya başlar. İbrahim aleyhisselâm peygamberin annesi Sara, kaçarak bir mağaraya gizlenir. Çocuğunu bu mağarada doğurur ve çocuğunu burada bırakıp evine döner. Çocuğu bir dişi ceylan emzirir. Aradan zaman geçer, askerler İbrahim aleyhisselâm’ı mağarada bulurlar. Nemrut huzuruna getirirler. Hiç çocuğu olmayan Nemrut ondan hoşlanır ve İbrahim aleyhisselâm’ı yanına alıp büyütür.

Nemrut’un zulmü, haksızlığı ve putlara tapışını, halkın da putlara tapmaya zorlanılışını gören İbrahim aleyhisselâm, insanların kendi elleriyle yaptıkları bu putların tanrı olamayacağını söyler. Halka bu düşüncesini anlatır. Halk korkudan ağzını açamaz. Bir tören günü herkesin törene gittiği bir zamanda İbrahim sarayın putlar bölümüne girer, bir balta ile bütün putları parçalar, baltayı da en büyük putun üstüne bırakır. Törenden dönenler endişeye kapılıp Nemrut’a haber verirler. Görevliler Hz. İbrahim İbrahim aleyhisselâm’a kızdıklarından bunu onun yapabileceğini öne sürerler. Hz. İbrahim aleyhisselâm yargılanır, kendisine sorular sorulur ve cevabı: “Görüyorsunuz ya işte balta büyük putun ellerinde, her halde bu işi o yapmıştır” der.
Öfkelenen Nemrut: “Bir taş parçası baltayı eline alıp bu işi nasıl yapar” diye haykırınca; Hz. İbrahim: “İşte benim anlatmak istediğim de budur. Siz kendi ellerinizle yaptığınız bu taş parçalarından medet umuyor, sizi kötülüklerden korumasını bekliyorsunuz. Tanrı diye ona tapıyor, adak adıyor, başınız daralınca ona koşuyorsunuz. Bu gerçekten tanrı ise neden böyle bir işi yapamaz” deyince şaşkınlık geçiren Nemrut, İbrahim aleyhisselâm’ın ateşe atılarak cezalandırılmasını emreder.
Her taraftan toplanan odunlar, bugünkü Halilü'r- Rahman Gölü’nün bulunduğu yere yığılır, ateş yakılır ve bugünkü kalenin bulunduğu tepenin üzerinden İbrahim aleyhiselam mancınıklarla ateşe fırlatılır. Nemrut’un kızı, Zeliha, yalvarmasına rağmen babasının yüreği yumuşamaz. İbrahim aleyhiselam ateşe düştüğünde burası bir göl ve gül bahçesine dönüşür. Yakılan odunlar ise balık olur. Bu göle daha sonra “Halilü'r- Rahman Gölü” adı verilir. Hz. İbrahim aleyhisselâm’ın ardından kendisini ateşe atan Nemrut’un kızı Zeliha’nın ise düştüğü yerde bugünkü “Aynzeliha Pınarı” oluşur.
Halkın inanışına göre, bu göller ve içindeki balıklar kudsal sayılmaktadır. Bu balıklara dokunanların başına belâ geleceğine inanılır..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 13 Haz 2018, 16:02 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10888
Resim ÜMMî GÜNeŞ'in NÛRu..

Resim87.inci ŞİİR
Resim

Resim Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

KeF-> Osmanlıcada “n” yazılımında kullanılır. Ve “k” harfi olarak da..



Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Neylerem cân u cihânı baña Rahmânım gerek
Tâ ezel kâlû belâda ‘ahd ü peymânım gerek..


KULLuk İmtihÂNı için geldiğim geçici iğreti izafî bu CihÂN ve var gözüken CÂNı neylerim ben bana Rahmânım gerek.
İlk Başında Ezel Bezminde RABBım TeÂLÂ’yı kabul ettiğim ve verdiğim söz ve ettiğim yemin gerek!.


HaLK, HAKK TeÂLÂ’nın Sîretinin Sûretidir ve TüMM ESMÂdan ibâret OL-ÂN AKLı sebebiyle en Muhteşem NOKtadaki İnsÂNoğLununun Yüzünde HAKk Yazar.. “OKU!”yana.. GÖRene var!.. KÖRe ne var?.
İnsÂNoğLu ki, Rahimiyyetten doğan Rahmâniyyet gÖLgesidir-Nefhasıdır..


ثُمَّ سَوَّاهُ وَنَفَخَ فِيهِ مِن رُّوحِهِ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْأَبْصَارَ وَالْأَفْئِدَةَ قَلِيلًا مَّا تَشْكُرُونَ
Resim---“Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumu’s- sem’a ve’l- ebsâre ve’l- efidete, kalîlen mâ teşkurûn (teşkurûne).: Sonra onu “SEVİYELedi/düzeltip bir biçime soktu” ve ona ruhundan üfledi. Sizin için de kulak, gözler ve gönüller var etti. Ne az şükrediyorsunuz?” (Secde 32/9)

وَإِذْ أَخَذَ رَبُّكَ مِن بَنِي آدَمَ مِن ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَأَشْهَدَهُمْ عَلَى أَنفُسِهِمْ أَلَسْتَ بِرَبِّكُمْ قَالُواْ بَلَى شَهِدْنَا أَن تَقُولُواْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّا كُنَّا عَنْ هَذَا غَافِلِينَ
Resim---“Ve iz ehaze rabbüke mim beni ademe min zuhurihim zürriyyetehüm ve eşhedehüm ala enfüsihim e lestü bi rabbiküm kâlû belâ şehidnâ en tekulu yevmel kiyameti inna künna an haza ğafilin.: Kıyamet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye Rabbin Âdem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? (Onlar da), Evet (buna) şâhit olduk, dediler.” (A’raf 7/172)

Resim

Bülbülem âh u figânımdan murâdım her nefes
Ol gülistânım bâgında nûr-ı Yezdânım gerek..


Ben AŞKULLAH Bülbülüyüm benim; her yerde, her zaman, her halde ve her nefes âh ve figân edişimden murâdım,
O meşhur GÜLİSTÂNım GÜL BÂGındaki tutkun olduğum GÜL kOKUsu Nûr-ı Yezdânım gerek!.


Resim

Bahr-ı mutlak kuşı idüm bunda pervâz eyledüm
Bu kanâdım açdugumdan bahr-ı ‘ummânım gerek..


Ben de İLLİYyînde sonsuz ömürlü YÂR KUŞUydum, oradan ESFELîNe kanat AÇıp UÇuruldum.
İşte o SILÂmdan kanat Açtığımdan beridir ki, Gurbette ve hasrette kaldım bana yine o Bahr-ı Ummânım/Sonsuz DENİZim gerek..


Resim

Kimdür ol mâhıñ yolında var varından geçmeyen
Cân fedâ olsun yolında baña cânânım gerek..


Hangi ham AkıLLı imiş ki, ol AY Yüzlüm uğruna bu geçici sanal VAR GÖZükeninden geçmemekte direnen!.
Bana ise, Şu CÂNım yolunda fedâ olsun ki, bana CÂNÂNım gerek!.


Resim

‘Akl u cân kevn ü mekânıñ terkini kâr eyledi
Varlıgından el çeküp dir sırr-ı Sübhânım gerek..


NAKLuLLAHı BULan Ham Akıl ve RÛHunu Özümseyen CÂN, şu içinde YAŞAmakta olduğu Kîanât ve Mekânıñ geçici olduğunu RABBımız TeÂLÂ’yı DUYarak ve de Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemine UYarak, terkinin daha kârlı olduğunu ANLAdı ve Uyguladı.
Şu ÖLümlü VARLığından elini çekip dedi ki, bana Sırr-ı SübhÂNım gerek!.


Resim

Bî-nişân u lâ-mekân iklîmine kıldum nazar
Gayrıdan yokdur murâdım yine seyrânım gerek..


Bu ÂLEM ile kıyaslandığında her hangi bir Nişân ve Mekân işâreti olmayan İLLÂALLAH Ülkesine bir Bakış attım.
Ve gördüm ki ALLAH celle celâlihu’dan bAŞKasında elde edeBİLeceğim bir murâdım yok ve bana düşen, yine CEMÂLuLLAHı seyr ve seyrÂNım gerek!.


Resim

‘Aşka uydum Mustafâ devrinde geldüm ‘âleme
Giderem âh-ı fırâkım Şâh-ı kerbânım gerek..


Ben bu AŞKuLLAH DevrÂNına, AŞKuLLAHı DUYup UYarak Mustafâ aleyhisselâm devrinde geldim.
Ben bu ayrılık AHh!.ımla buralarda durmam hemence giderim ki, bana beni götürecek Şâh’ımın KervÂNı gerek!.


Bu Pramidin TEPE noktası ise NÛR-u MuhaMMed MUSTAFA aleyhisselâm ZİRVESidir.. ve en UÇta ve de sonUÇta ZeRRE zannedilen KÜRRenin ANASı..

Mest-i MecNÛN >“MustaF”sı:

MustaFÂ: (Safvet. den) Güzide. Istıfâ edilmiş-Tüm mevcudat sellekte edilip ELENmiş ve en üstte TEK-BİR KALmış-ÖZeL-Habîb-Has ve Seçilmiş. Fahr-i Kâinat Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem..

Resim

Ol hakâyık iklîminde dürr-i bi-hemtâ idüm
Mevc-ile geldüm cihâna baña ol kânım gerek..


Ben ki Dehrinde o Hakikatler Ülkesinde Eşi menedi bulunmaz bir İnci Dânesi idim.
Bir Ayrılık Dalgsı aldı attı beni bu Cân CeheNNemi CihÂN’a bana ise, ol AŞKuLLAHın Menbağı-Kaynağı gerek!.


Resim

Ol safâ şehrinde her dem ‘ilm-i hak mihmânıyam
Kâl u kîl benden gerekmez ‘ilm ü ‘irfânım gerek..


Ben ki o MuhaMMedî Mutmâinlik Şehrinde her ÂN, İlm-i HAKk BİZ BİR-İZ-Liğinde İLE-BİLE Misâfirdim.
Şimdi bu gelgeç diyârında halkın basit dedi-kodular bana gerekmez!. Bana, MuhaMMMedî İLiMm ve MuhaMMMedî İrfÂNım gerek!.


Resim

Pâdişâh-ı Lâ-yezâlıñ şem‘ine pervâneyem
‘Aşka fermân oldugumdan yine ol hânım gerek..


Ben O, Sonu OLmaz Es SULTÂN ALLAH celle celâlihu’nun NÛRuLLAH ATEŞİ etrafında Raks ve Tavaf eden Pervânesiyim.
Benim o Yüce İLAHî AŞKını DUYup Uymama EZELden fermÂN ettiğinden bana; Her Yerde, Her ZamÂN, Her HÂL ve Her NEFeste yine O Yüce Hükmü veren Hükümdârım gerek!.


Resim

Dir mahabbet deñizinden nûş iderdüm ‘akl u cân
Bu Sinân Ümmî gerekmez baña erkânım gerek..


Sinân Ümmî kaddesallahu sırrahu BaBam der ki: “Benim AKLımda CÂNIm/RÛHumda MuhaMMedî MuHABBet Denizinden İçmektedir ki, bu Çeldirici Dünyâ Hayatına Sahib çıkıp dalıp gitmez!. Bana ancak ve ancak MuhaMMedî ERKÂNım/ Teslimiyyet ve İstikâmet Esaslarım ve Uygulama Gayretim gerek!.


Resim

Ahd.: Vâdetme. Söz verme. Vefâ. Yemin. And. Misak. Peymân. * Asır. Devir. Tevhid. Mukavele. * Vasiyet.
Peymân.: f. And, yemin, muahede, ahitleşmek.
Yezdân: f. Cenab-ı Hak.
Bahr: (C.: Bihâr - Ebhâr - Ebhur - Buhur) Deniz.
Mutlak: Salıverilmiş. Itlak olunmuş. Serbest. * Kat'i. Şüphesiz. * Aslâ bir şarta bağlı olmayan. Yalnız, tek.
Hemtâ: f. Eş denk. Benzer.
Pervâz: f. Kanat açmak, uçmak. Uçan, uçucu.
Mevc: Dalga. Denizin dalgası. * Titreşim.
Kân: f. Bir şeyin menbaı. * Kuyu. Kaynak. * Mâden ocağı. * Bir keyfiyetin. (niteliğin) bol olarak bulunduğu kimse.
Safâ: Gönül şenliği, eğlence. * Duru olmak, itmi'nan ve meserret üzere olmak. Temiz, sâfi olmak.
Mihmân: f. Misafir.
Lâ-yezâl: Zeval bulmaz. Yok olmaz.
Şem‘: Mum, ışık.
Pervâne: Geceleri ışığın etrafında dönen küçük kelebek.
Hân: f. Hükümdar.
Nûş: f. İçen, içici.
Erkân: (Rükn. C.) Rükünler. Esaslar. Temeller.
Ummân: Büyük deniz. Okyanus.
Mâh: Gökteki ay. Kamer. Resul-i Ekrem'in (A.S.M.) bazı kitablarda geçen bir ismidir. Nübüvvet ve risaletinin nuru, küfür karanlıklarını mahvettiğinden bu isim verilmiştir.
Kevn: Hudus. Varlık, var olmak. Vücud, âlem, kâinat. Mevcudiyet.
Sübhân: ALLAH celle celâlihu.
Bî-nişân: Nişânsız.
Lâ-mekân: Mekânsız.
Kerbân.: Kervân..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 07 Tem 2018, 23:05 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10888
Resim ÜMMî GÜNeŞ'in NÛRu..

Resim88.inci ŞİİR
Resim

Resim Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün


Sırr ilinde sevdügüm yâ Rab hayâliñdür senüñ
‘İlm-i sırdan irdügüm yâ Rab visâliñdür senüñ..


Yâ RABB!. SıRRuLLAH olan şu Şehâdet Âleminde SEVdiğim ancak SENin Hayalindir
SIRR İLMinden Ulaştığım SENin Vuslâtın-Kavuşumundur Yâ RABB!.


Resim

Nesl-i Âzer yapdugı puthâneden eyler güzer
Secdegâhı canımıñ yâ Rab cemâliñdür senüñ..


Putlar yapan Âzeri izleyenlerin ömrü puthânede putun aramakla geçer.
Benim ise Yâ RABB, CÂNımın Secdegâhı SENin cemâliñdir..


Resim

Zikr-i zâtıñ feyzidür cân mülküne âb-ı revân
Kalbimi tâhir kılan yâ Rab zülâliñdür senüñ..


ZÂTuLLAHın Zikrinin bereket ve bolluğudur CÂN Ülkeme Âb-ı revân/Kalb Ferahlığım.
Yâ RABB SENin bana nasib bahşişindir kalbimi tertemiz eyleyen..


Resim

Cümle mahlûkât içinde gizli yer yok gözlüye
Kanda baksam gördügüm yâ Rab kemâliñdür senüñ..


Kalb ve Kafa Gözü ile dürbün gibi gören için bu cümle mahlükat içinde ne gzli yer ne de gizlenen vardır.
Yâ RABB Her nereye baksam gördüğümün tümü de SENin kemâlindir..


Resim

Dir Sinân Ümmî saña her kim ki vahdet buldısa
‘Aşk elinden sunduguñ yâ Rab nevâliñdür senüñ..


Sinân Ümmî kaddesallahu sırrahu Babam sana der ki, bu âlemdeher kim ki Kesret Yokluk-Çokluğundan Vahdet TEKLiğine Erdiyse,
Yâ RABB AŞKuLLAH ELİnden sunduğun SENin Nasibden kısmet bahşişindir..


Resim

Visâl.: (Vasıl. dan) Vâsıl olma. Sevdiğine ulaşma. Kavuşma. Ayrılıktan kurtulma
Âzer.: f. Ateş. * Şemsî senenin dokuzuncu ayı. Kasım. Her şemsî ayın dokuzuncu günü. * Mecusilere göre güneşe memur meleğin adı. * Hz. İbrahim'in (A.S.) babasının veya amcasının ismi.
Feyz.: (C.: Füyuz) Bolluk, bereket. * İlim, irfan. Mübareklik. * Şan, şöhret. * İhsan, fazıl, kerem. Yüksek rütbe almak. * Suyun çoğalıp çay gibi taşması. Çok akar su. * Bir haberi fâş etmek. * İçindeki düşüncesini izhar etmek
Âb-ı revân.: Akar su. * Kalpteki ferahlık.
Tâhir.: Temiz. Pâk. Abdesti bozacak veya guslü icab ettirecek şeylerden birisiyle özürlü olmayan. * Zâhir ve bâtında bütün ayıp ve kirlerden temiz, pâk olduğu için Hz. Peygamberimize de (A.S.) bu isim verilmiştir.
Zülâl.: Saf, berrak, tatlı, hafif, güzel, soğuk su.
Kemâl.: Kâmillik, olgunluk. Olgunlaşma. Erginlik. Bütün güzel sıfatlarla muttasıf olmak. Fazilet. * Değer, baha. * Fazlalık. * Sıdk ile yapılan güzel iş.
Nevâl.: Bahşiş. Kısmet, tâli', nasib.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 07 Ağu 2018, 18:54 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10888
Resim ÜMMî GÜNeŞ'in NÛRu..

Resim89.uncu ŞİİR
Resim

Resim Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Gel ey kâmil kemâlâtıñ gülâbın virdüm añlarsañ
Çevir dilden yedi çerhıñ dolâbın virdüm añlarsañ..


Gel Ey Kendini ve RABBını Bilen MuhaMMedî Kâmil, ben sana, İlahî Olgunlaşma Kemâlâtının ÖZ-GÜL SUyunu vermekteyim eğer anlarsan..
Sen de Yedi Feleğin/Yedi Nefs Letâifinin Dolabını gönülden çevir ki ben sana verdim anlarsan..


Resim

Merâtib vasfın isterseñ yedi üç kırk tokuz birdür
Saña elfâz-ı ma‘nâdan hisâbın virdüm añlarsañ..


Nefsin Kemâalât Mertebelerrini istersen “yedi-üç-kırk tokuz-bir”dir.
Sana mânâ sözlerinden bir hesâb sonUÇunu verdim anlarsan..


Resim

Hudânıñ ism-i zâtından yazıldı ‘ayn ü şîn ü kâf
Ledünnî ‘ilminiñ dersi kitâbın virdüm añlarsañ..


ALLAHu zü’L- CeLÂL’in ZÂTuLLAH İsmi olan “ALLAH celle celâlihu”dan yazıldı “A-Ş-K”..
Ben sana Esrâr-ı İlâhiyye İLMinin Hayat Ders Kitâbını verdim anlarsan..


Resim

Salât ü savm-ıla haccıñ enâcir hurmâ nâr a‘nâb
Saña evsâf-i ebrârıñ sevâbın virdüm añlarsañ..


Namazı ve Oruç ile Haccın, İncir, Hurma, Nar, Üzüm,
Ve bunlarla ben sanan EBRÂRLarın Sıfatlarının sevâbını verdim anlarsan..


Resim

Göñülde varsa gayru’llâh ‘adâvet eyler ol Allâh
İşit Sultân-ı a‘lânıñ cevâbın virdüm añlarsañ..


HAKk ÂŞIKlık davasında olanların gönlünde ALLAH celle celâlihu’dan başkası varsa o kimseye ALLAH celle celâlihu düşman olur..
İşte ben sana AŞKuLLAHta, O En Yüce SuLTÂN’ın SEVDÂ Cevâbın verdim anlarsan..

EL A'LÂ:

Resim

Resim

Özime sırr-ı Sübhânıñ gelen ilhâmıdur şeksiz
Saña ol Nûr-ı Yezdânıñ hıtâbın virdüm añlarsañ..


Benim sana ANLAttıklarım SIRR-ı SUBHÂNdan Özüme Yağan RAHMet İlhamlarıdır.
Ben sana Yaratanımız ALLAH celle celâlihu’nun NÛRu olan hitâbını verdim anlarsan..


Resim

Eger dünyâ eger ‘ukbâ olupdur başimâ zindân
Duya gör ‘ârif-i bi’llâh ‘azâbın virdüm añlarsañ..


İster Dünya ister Âhiret benim başıma her ikisi de zindÂNdır.
Sen de iyice DUY ki MuhaMmedî HAkk Ârif-i BiLLAH Olanların AİKsız Hayat Azâbının ne OLduğunu verdim anlarsan..


Resim

Yüzüm güler özüm aglar görürsin bu fenâ mülke
Murâdım oldugın soymak hicâbın virdüm añlarsañ..


Sen de iyice BAKarsan GÖRürüsün ki, bu gelgeç Fenâ Yurdu Dünyada GÖZden öte ÖZüm ağlar.
Muradım senin giyindiğin ve içinde olduğun İblis Elbiseni SOYup da, örtünmen için MuhaMmedî MeLÂMettte HaBîBuLLAH Hicâbını verdim anlarsan..


Resim

Yanar cânında derd odı Sinân Ümmî degüldür sag
Başında hükm iden sevdâ nikâbın virdüm añlarsañ..


Şahdamarından da ÖZde CÂNında sönmeyen AŞKuLLAH ATEŞi YANar ki, Ümmî Sinân BaBam kaddesallahu sırrahu herkes gibi ölü-sağ değildir.
Onun AŞK HÜKMün İŞLeten Kara Sevdâ Nikâbını/ câhillere karşı yüz örtüsünü verdim anlarsan..


Resim

Kâmil.: (Kemal. den) Bütün, tam, olgun, eksiksiz, kemalde olan, kusursuz. Kemal ve fazilet sâhibi. * Resul-i Ekrem'in de (A.S.M.) bir vasfıdır. * Yaşını başını almış, terbiyeli ve görgülü kimse. * Âlim, bilgin kişi.
Kemâlât.: (Kemal. C.) Faziletler, iyilikler, mükemmellikler. Ahlâk ve huy güzellikleri. Terbiyelilik, edeblilik
Gülâb.: Gülsuyu.
Çerh.: f. Çark. Dolap. * Felek. Talih. * Dingil üzerine dönen. * Gök.
Merâtib.: Mertebeler. Basamaklar. Kademeler. Dereceler.
Vasf.: Sıfat. Bir kimsenin veya şeyin taşıdığı hâl. Bir kimsenin veya şeyin durumunu anlatarak tarif etmek. Nefs Letâif basamakları..
Evsâf: (Vasf. C.) Vasıflar, sıfatlar.
Elfâz.: (Lafz. C.) Lafızlar. Sözler. Lügatlar.
Ledünn.: (İlm-i ledünn) Garib bir ilim ismidir. Ona vakıf olan, mesturat ve hafâyayı, gizlilikleri münkeşif bir halde göreceği gibi, Esrar-ı İlâhiyyeye de ıttıla' kesbeder. Bu ilm-i şerifin hocası ve sultanı Fahr-i Kâinat Aleyhi Ekmelüttahiyyât vessalâvât Efendimiz Hz. leridir. Bu ilmin ehli ise, Enbiyâ-ı izâm (A.S.) ve Ehlullâh-i Kiram Efendilerimiz Hazretleridir.
Ledünnî.: Ledünn ilmine mensub ve müteallik. Ledünne dair ve ait.
Enâcir.: f. İncir meyvesi.
A‘nâb.: (İneb. C.) Üzümler. Yaş üzümler.
Ebrâr.: (Berr. C.) Özü sözü doğru olanlar, hamiyetliler. Sâdıklar. İyiler.
Adâvet.: Husumet, düşmanlık. Kin. buğz. Garaz.
A‘lâ.: Daha iyi. Pek iyi. En yüksek. Ziyâde ve mürtefi olan.
Ukbâ.: Âhiret, öbür dünya, bâki olan âlem. * Ceza.
Ârif-i bi’llâh.: Mürşid, ermiş, evliyâ. Hakkın nuru ile Cenab-ı Hakk'ı bilen. Âlemi, hâdiseleri İlahî feyz ve ilim ile gören veli.
Azâb.: Dünyada işlenen suç ve kabahate karşılık olarak âhirette çekilecek ceza. * Eziyet. Büyük sıkıntı. Şiddetli elem.
Nikâb.: Yüz örtüsü, peçe, perde..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 28 Eyl 2018, 21:44 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10888
Resim ÜMMî GÜNeŞ'in NÛRu..

Resim90.ıncı ŞİİR
Resim

Resim Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Bu tevhîde ikrâr-ıla
Tevhîdi yetmez kişinin..
Nehy olunan inkâr-ıla
Tevhîdi yetmez kişinin..


ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Vahdaniyet ve Ahadiyet TEKliği Tevhîdine sadece sözle ikrâr etmekle/kabul ve tasdik etmekle Tevhîd etmiş olamaz bir kişi..
ALLAHu zü’L- CeLÂL’den başka bir El İLÂHın olmadığını kabulle gayrısını inkâr ve reddetmele Tevhîdi, Erginliğe ulaşamaz bir kişinin..


Resim

Var ‘amel eyle cân-ıla
Küfür biter imân-ıla
Tilâvet-i Kur’ân-ıla
Tevhîdi yetmez kişinin..


Ey CÂN, sen de durma koş KELÂMuLLAH’ı DUY!. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e UY ki, TAHkik İMÂN ile Küfür biter ve Sâlih Amel başlar..
Yoksa, ANLAmadan sadece gırgır Kur'ÂN-ı Kerîm okumakla Tevhîdi, Erginliğe ulaşamaz bir kişinin..


Resim

Diliñ hakkı zikr eylese
Ni‘metine şükr eylese
Özüñ hakkı fikr eylese
Tevhîdi yetmez kişinin..


KELÂMuLLAH’ı DUYup, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e UYup TAHkik İMÂN ve Sâlih Amele kavuşmadan rastgeleye bağlantısızca dilin HAKk TeÂLÂ’yı zikr eylese,
HAKk TeÂLÂ’nın Ni‘metlerine şükr eylese, ham özüyle kendi başına HAKk TeÂLÂ’yı fikr eylese de, Tevhîdi, Erginliğe ulaşamaz bir kişinin..


Resim

Togrı yola gelüñ didi
Sâlih ‘amel kıluñ didi
Ölmezden öñ ölüñ didi
Tevhîdi yetmez kişinin..


Bir KUL ki, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem:
“Sırat-ı Mustakîm Doğru Yoluna gelin!
Bunun için gerekli sâlih Ameller işleyin!
Ve Ölmeden ÖNce ÖLün!.” Buyurdu ki,
Bu BUYruğunu DUYup Uyamadıkça Tevhîdi, Erginliğe ulaşamaz bir kişinin..


Resim--- Mukarreb Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “ Mutü kable en temutu: Ölmeden önce ölünüz! ” buyurdu.
(Aclunî, Keşfü’l-Hâfâ II-291-2669)

Resim

Togrı yola gelmeyince
Ölmezden öñ ölmeyince
Hakkı bilüp bulmayınca
Tevhîdi yetmez kişinin..


Sırat-ı Mustakîm Doğru Yoluna gelmeyince,
Ölmeden ÖNce ÖLmeyince,
HAKk TeÂLÂ’yı BİLip BULmayınca.. Tevhîdi, Erginliğe ulaşamaz bir kişinin..


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu: Nefs’ini BİLen-TANIyan RABB’isini BİLir-TANIr.. buyurmuştur.
(Aclunî, Keşfü’l- Hâfâ, II/343 (2532)

Resim

‘Amel didügümüz tendür
Togrılık aña bir cândur
İrmeye kim ki insândur
Tevhîdi yetmez kişinin..


Sâlih Amel dedigimiz Bedenle/ten âletleriyle işlenen İşlerdir.
Sırat-ı Mustakîm Doğruluğu ise bu bendene/Nefse bir CÂN/RÛH YOLUdur.
Ve bu YOLa ULAŞamayan kimselere insÂN denir mi?. ve elbette Tevhîdi, Erginliğe ulaşamaz bir kişinin..


Resim

Gerçi ‘ameldür sözimüz
İllâ ma‘nîdür özimüz
Geçmeyince niyâzımuz
Tevhîdi yetmez kişinin..


Gerçi KuLLuk İmtihÂNı sahasına biz Elestteki “İlk SÖZümüzü” Amellerimizle isbat etmeye geldik.
Ancak bütün amellerimizin kökü ancak ve ancak Mânâ Âlemindeki Kabî-Fuadî MuhaMMedî Tahkik İmÂNımızdır ve yoksa salih amele engel olacaktır.
İşte bu ikisinin fiilen bu Şehâdet Âleminde emredilenleri işleyp de HAKk TeÂLÂ’ya duamız-niyâzımız geçerli olmadığı sürece Gerçek Tahkik Tevhîdi, Erginliğe ulaşamaz bir kişinin..


Resim

Ger bulduñ ise ser-firâz
Bunı göñül levhine yaz
Mahv olınca niyâz u nâz
Tevhîdi yetmez kişinin..


Eğer sen de bir herşey ve herkesten YÜCE OLANı bulduysan hemence bunu GÖNÜL DEFTERİne bir yaz!. Ve sonrasında niyâz ve nâz başlasın.
Yoksa niyâzıda ve nâzıdaa mahvolup yok olan geçersiz olan kişinin Gerçek Tahkik Tevhîdi, Erginliğe ulaşamaz bir kişinin..


Resim

Kalbiñ nefsiñ teniñ cânıñ
Döndür hakka külli yönüñ
Hilâfı olursa bunuñ
Tevhîdi yetmez kişinin..


Sen sana geçici olarak verilen “senlik”iyin esası olan; kalbiñi, nefsini, tenin, ve de cânıñı,
Ki tüm YÖNLerini HAKk TeÂLÂ’ya DÖNdür!
Eğer kibunun zıttını yaparsan sadece boş lafla Tevhîdi, Erginliğe ulaşamaz bir kişinin..


Resim

Ne kadar ‘âmil olursañ
Ma‘nîde hâmil olursañ
İnsân-ı kâmil olursañ
Tevhîdi yetmez kişinin..


KELÂMuLLAH’ı DUYup, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e UYup TAHkik İMÂN ve Sâlih Amele ULAşmadan;
Madde Âleminde her ne kadar kendi başına amel işlemiş olursan ol,
Madde Âleminde de, kendi şahsî inancını taşıyıcı olursan ol,
Hatta halk içinde geçerli ancak, ASLında geçersiz İnsân-ı kâmil olursan ol,
HAkk’a bağsız Tevhîdi, Erginliğe ulaşamaz bir kişinin..


Resim

Ümmî Sinân bu sözi kes
Ğayrıya eyleme heves
Hatm olmayınca nefes
Tevhîdi yetmez kişinin..


Ümmî Sinân kaddesallahu sırrahu BaBam bu Hakikat-ı MuhaMMediyye sözünü kes!.
Köksüz bağsız kişilerin boş söz ve işlerine sakın heves etme!
Son UÇta her NEFS, NEFSü’z- ZÂT’a hatmolmayınca TAMMLanmayınca,
Kopmuş bir parmak gibi kendi başına işlere kalkışan kişinin boş Tevhîdi, Erginliğe ulaşamaz bir kişinin..


Resim

İkrâr.: Açıktan söylemek. Kabul ve tasdik etmek. Hakkı itiraf etmek. Karar vermek. Mukarrer kılmak.
İnkâr.: Bilmeme, tanımama. Yaptığını ve söylediğini gizleme. * Yapmadım deme ve ayak direme. * Reddetme.
Nehy.: Yasak etmek. Menetmek.
Tilâvet.: Okumak. Takib etmek, arkasına düşmek.
Ma‘nî.: Men'eden. Geri bırakan. Esirgeyen. Engel. Özür.
Ser-firâz.: f. Başını yukarı kaldıran, yükselten. Benzerlerinden üstün olan.
Levh.: Görünen ibretli manzara. * Üzerinde yazı veya şekil çizilebilir düzlük. * Seyredilen yerin çizili sureti. * Ayet, hadis veya büyüklerin ders verici sözleri. Yazılı şey.
Mahv.: Harab olma. Yıkılma. Ortadan kalkma. Çökme. Bozulma. * Tas: Beşeri noksanlıklardan kurtuluş hâli.
Hilâf.: Ters, karşı, zıd. Karşı koymak. Muhalefet etmek..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 31 Eki 2018, 12:53 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10888
Resim ÜMMî GÜNeŞ'in NÛRu..

Resim91.inci ŞİİR
Resim

Resim Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Dervîşligiñ vasfını dimege ‘irfân gerek
Ma‘rifet yemişini yemege insân gerek..


MuhaMMedî HAKk YOL DERVİŞliğinin sıfatlarını saymak için kesinlikle MuhaMMedî İrfÂN gerekir!.
MuhaMMedî Mârfiet Bahçesinin meyvelerini dermeye ve yemeye NEFsin Tanıyan RABBın TANıyan İNsÂN gerekir!.


Resim

Küfr ü zulmet kapusı kâl ü kîlden açılmaz
Agır çevgân salmaga ‘âlemde merdân gerek..


İnsÂNoğlunun İmkÂNla imtihÂN olmakta OLduğu şu KULLuk Âlemi Bataklığından çıkmak için Küfür ve Zulmet kapısı kâl ü kîl/ içi boş lakırtı olan dedikodularşa açılmaz.
Bu Kalenin Kapısını kırmak için şart olan vurup kırıcı ve çok ağır çevgÂNı/Kulluk tercihi TOPunu fırlatıp parçalamak için o kişini İmam Ali kerremallahu vechehu gibi merdler merdi yiğit yürek gerek..


Resim

Kudret topın atmayan nefsiñ burcın yıkamaz
Hû diyüp cân virmege ‘aşk-ıla mihmân gerek..


İşte bu Kudret Topunu atamayan, nefs-i EMMÂResinin ŞeytÂNi BENLik Burcunu yıkıp FethuLLAHa ULAŞamaz!.
Tüm bunlar için ise, zâten emânet olan CÂNını “Lâ Huve İLLâ HUuu!.” Deyip SÂHiBine verebilmek için Tahkik MuhaMMedî İmÂN Sahibi bu ÂLemde AŞK Misâfiri KUL Olduğu İdrakinde CÂN gerek..


Resim

Kevn ü mekân çirkini irkindi su arıtmaz
Taluban oynamaga dervîşe ‘ummân gerek..


Şu içinde yaşamakta olduğumuz KÛN feyeKÛN KEVNiYyet KÂİNÂtı ESFELin pislik murdarlığını, akarı olmayan kokmuş bir su GÖLeği/kendini bilmeyen Şeyh bozuntuları giderip arındıramaz!.
İÇine Balıklar gibi DALıp, Gerçek KULLuk OYUNu oynamak için Mürşid-i Mutlak MuhaMMed aleyhisselâm yüreği olan UMM ÂN gerekir!.


Resim

Taşın düzen dem-be-dem hakdan nazar bulur mı
Kalbiñ bâbın açmaga zikr-ile devrân gerek..


Hiç ara vermeden gece gündüz Dışını Muhitini düzenlemeye ÖMRünü harcayan İÇ-Merkezini hmâl edenler hiç Yaratan RABB TeÂLÂ’sından merhamet Nazarı BULaBİLir mi?.
Halbuki HAKk’ın Hayr kapısı Kalbin Kapısını açmak için Tüm ZERRe KÜRRe DEVRÂNına İştirak gerekir..


Resim

Dört kitâbı okuyan ‘ilme muhtâc olur mı
Sırran seyrân itmege delîl ü burhân gerek..


Dört kitâbı okuyan/ Kur'ÂN-ı Kerîm, İncil, Tevrat, Zebur Ki,
Şariat-ı MuhaMMediYye
Tarikat-ı MuhaMMediYye
Mârifet-i MuhaMMediYye
Hakikat-ı MuhaMMediYye..

Kitaplarını okuyan kimsenin İLMuLLAhtan başkasına ihtiyâcı kalır mı?.


Ve bunu ÖZünde Enfüsünde SIRr Olarak SeyrÂN EdeBİLmek için Tahkik İlahî, Kur'ÂNî ve MuhaMMedî bir Kılavuz ve kendi AKLını inandıracak NAKLe ULAŞtıracak isbat vasıtası gerekir..

Resim

Aç gözüñ Ümmî Sinân dostı bunda göre gör
Dôst dîzârın görmege ehline fermân gerek..


Eyy Ümmî Sinân kaddesallahu sırrahu BaBam şu ŞEHÂDEt ÂLeminde gÖZünü aç ve gerçekten GÖRdüğün DOSt’unun ŞÂHİDi Ol!
İşte O DOStûn GÜL CEMÂLin görmek için AŞKULLAH EHLi OLup MuhaMMedî FERMÂN Gerekir!.

Teslim oL =>Müslim OL!
İmÂN et =>Mü’min OL!
TâBi oL =>VelîYyuLLAH Ol!
İTâat et =>EHLuLLAH OL!..



Resim

Vasf.: Sıfat. Bir kimsenin veya şeyin taşıdığı hâl. Bir kimsenin veya şeyin durumunu anlatarak tarif etmek.
Zulmet.: Karanlık. * Mc: Sıkıntı.
Kıyl-ü kaal (a. f): Dedikodu.
Çevgin-Çevgen (l): Ucu eğri sopa. Bununla top çelinir ve iki direk arasından geçirilmeye çalışılır. Tup-u çevgan oyunu.
Merdan (f): Erkekler, erler.
Burç.: Tek hisar kule, kale çıkıntısı.
Mihman (f): Konuk.
Çİrk.: Kir, pas, pislik, murdarlık, necaset. * Yarada olan irin ve kan.
İrkinti su.: akıntısı olmayan gölek, birikip kalmış su.
Taş.: Dış, Muhit.
Dem-be-dem.: f. Bazan. Vakit vakit. Arasıra.
Bâb.: Kapı. * Kısım. * Mevzu.
Delil.: Kılavuz. Doğru yolu gösteren. Meçhûlü keşfetmekte ve malumun sıhhatını isbat etmekte vasıta ve âlet ittihaz olunan husus. * Beyyine. Bürhan.
Burhân.: Delil, hüccet, isbat vasıtası. * Man: Yakînî mukaddemelerden meydana gelen kıyas. * Red ve inkâr için itiraz kabul edilmeyecek surette isbat-ı hakikat eden kavi hüccet.
Dîzâr.: Didâr. Yüz. Çehre.
Fermân.: f. Emir. Tebliğ.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 07 Ara 2018, 21:17 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10888
Resim ÜMMî GÜNeŞ'in NÛRu..

Resim92.inci ŞİİR
Resim

Resim Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün


‘Âşıkam vechiñ görüp hayrân olam her dem senüñ
Sâdıkam zâtıñ görüp kurbân olam her dem senüñ..


Ben SENin HAKk ÂŞIKınım ki, her ÂN VUSLat VECHin görüp HayrÂNın OLayım.
HAKk AŞKımda gerçek Sâdıkım ki, her ÂN VUSLat ZÂTını görüp KurbÂNın OLayım..


وَلِلّهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ فَأَيْنَمَا تُوَلُّواْ فَثَمَّ وَجْهُ اللّهِ إِنَّ اللّهَ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
"Ve lillâhi’l- meşriku ve’l- magribu fe eynemâ tuvellû fe semme vechullâhi innallâhe vâsiun alîm: Doğu da Allah'ındır batı da. Nereye dönerseniz Allah'ın VeCHi (zâtı) oradadır. Şüphesiz Allah'(ın rahmeti ve nimeti) geniştir, O her şeyi bilendir."
(Bakara 2/115)

Resim

Zulmet-i kesrette her dem âh ider pervâneyem
Ol cemâliñ şem’ine biryân olam her dem senüñ..


Ben bu Esfelin Yurdunda ÇOKLuk Karanlığında her ÂN “Âhh!.” Eden pervanenim.
SENin O Yüce CEMÂLin NÛRunda her ÂN PiryÂNın OLayım..


Resim

Göñlümüñ tûrında Mûsâ gibi ednâdur bu cân
Hem tecellî nûrına giryân olam her dem senüñ..


Bu CÂN, Şahdamarım Gönül TÛR-i SÎNEmde Mûsâ aleyhisselâm gibi YAKÎNdir.
Ben de her ÂN TECELLÎ NÛRU’na GiryÂNın OLayım..


وَلَمَّا جَاء مُوسَى لِمِيقَاتِنَا وَكَلَّمَهُ رَبُّهُ قَالَ رَبِّ أَرِنِي أَنظُرْ إِلَيْكَ قَالَ لَن تَرَانِي وَلَكِنِ انظُرْ إِلَى الْجَبَلِ فَإِنِ اسْتَقَرَّ مَكَانَهُ فَسَوْفَ تَرَانِي فَلَمَّا تَجَلَّى رَبُّهُ لِلْجَبَلِ جَعَلَهُ دَكًّا وَخَرَّ موسَى صَعِقًا فَلَمَّا أَفَاقَ قَالَ سُبْحَانَكَ تُبْتُ إِلَيْكَ وَأَنَاْ أَوَّلُ الْمُؤْمِنِينَ
Resim---“Ve lemmâ câe mûsâ li mîkâtinâ ve kellemehu rabbuhu kâle rabbi erinî enzur ileyk(ileyke), kâle len terânî ve lakininzur ilel cebeli fe inistekarre mekânehu fe sevfe terânî fe lemmâ tecellâ rabbuhu lil cebeli cealehu dekkan ve harra mûsâ saıkan, fe lemmâ efaka kâle subhâneke tubtu ileyke ve ene evvelul mu’minîn: Musa tayin ettiğimiz vakitte (Tûr'a) gelip de Rabbi onunla konuşunca «Rabbim! Bana (kendini) göster; seni göreyim!» dedi. (Rabbi): «Sen beni asla göremezsin. Fakat şu dağa bak, eğer o yerinde durabilirse sen de beni göreceksin!» buyurdu. Rabbi o dağa tecellî edince onu paramparça etti, Musa da baygın düştü. Ayılınca dedi ki: Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim, sana tevbe ettim. Ben inananların ilkiyim.””
(A’raf 7/143)

Resim

Bülbülem âh u figânımdan murâdım her nefes
Bâg-ı gülzârıñda hôş handân olam her dem senüñ..


Ben AŞKuLLAH BÜLBÜLüyüm ki, her nefes ah ve ağlayıp sızlanmamdan maksad,
ZÂTına mahsus GÜL BAĞında hâli hoş, gülen ve mutlu HandÂN OLayım..


Resim

Su gibi çagladugumdan her zamân leyl ü nehâr
Bahr-ı zâtıña irüp ‘ummân olam her dem senüñ..


ÂŞIK SU DAMLası gibi, AŞK DERYÂsına hiç durmadan gece ve gündüz çağlayıp aktığımdan maksadım,
SENin ZÂTULLAH DERYÂna ULAŞıp ebediyyen her ÂN UmmÂN OLayım..


Resim

Sun mahabbet bâdesinden sâkıyâ bir câm bugün
Nûş idüben ‘aşkıña mihmân olam her dem senüñ..


Ey sâki bugün Muhabbet Kadehinden bir içimlik CÂN CÂMı Sun!
Bir yudumda İÇerek her ÂN SENin AŞKına misâfir MihmÂNın OLayım..


Resim

Cânı vuslat şerbetinden ayık itme kıl kerem
Vahdetiñ envârına hayrân olam her dem senüñ..


Ey CÂNÂN kerem kıl, şu CÂNımı SANA kavuşma VUSLât ŞERBEtinden her ÂN İÇİRerek sarhoş edip ayıktırma!
Ve ben VahdetuLLAH NÛRuna her ÂN HayrÂNın OLayım..


Resim

‘Urvetü’l-vüskâ dakup gerdânuma geldüm ezel
Yolıña cân virmege merdân olam her dem senüñ..

Ben MuhaMMedî HAKk ÂŞIK OLarak boynuma Urvetü’l-vüskâ/ kopmayan bir İP takıp DÂR Ağacına tâ ELESt EZELinden gelmişim.
Bundan sonrasında da SENin AŞKuLLAH-Sırat-ı Mustakîm YOLUna CÂN vermeye MerdÂNın Olayım!.


وَمَن يُسْلِمْ وَجْهَهُ إِلَى اللَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَى وَإِلَى اللَّهِ عَاقِبَةُ الْأُمُورِ
Resim---''Ve men yuslim vechehu ilâllâhi ve huve muhsinun fe kadistemseke bil urvetil vuskâ, ve ilâllâhi âkibetul umûr: Kim ihsanda bulunan (biri) olarak yüzünü (kendini) Allah'a teslim ederse, artık gerçekten o kopmayan bir kulpa yapışmıştır. Bütün işlerin sonu Allah'a varır.” (Lokmân 31/22)

Resim

Genc-i kimyâ bâbını feth eyle dilde ey Kerîm
Derdlü ‘âşıklarıña dermân olam her dem senüñ..


Ey Kerîm ALLAH celle celâlihu, GÖNLümdeki Hakikat-ı MuhaMMediyye Hazinesinin Kapısını aç bana.
Ve SENin AŞKuLLAH DERdine düşmüş dertlilerine her ÂN DermÂN OLayım!.

El Kerîmü:

Resim

Resim

Eyle mahv eyle hüviyyet bahrına sür kalbimi
‘İlmiñe ‘irfânıña burhân olam her dem senüñ..


Benim izafî “ben”Liğimi mahv edip KALBimi ZÂTıyın Hüviyyet DERYâsına sür!
Ve ben her ÂN SENin İLMine İrfÂNına Delil/BurhÂN OLayım!.


Resim

Gussa vü gamdan halâs eyle dir uş Ümmî Sinân
Fazlıñ-ıla tâ ebed sultân olam her dem senüñ..


Ümmî Sinân kaddesallahu sırrahu şimdi der ki, bu GEÇizi-İğreti Dünya Tasasından ve Gamdan kurtarıp SeLÂMete ERdir!
Ben SENin Fazlıñla/cömertliğin, keremliliğin ve ihsÂNınla ilelebet her ÂN SuLtÂN OLayım!.


Resim

Pervâne.: f. Fırıldak çark. * Geceleri ışığın etrafında dönen küçük kelebek.
Şem’.: Mum, ışık.
Biryân.: f. Kebabın bir nev'i. Piran. Pürân.
Tûr.: Musâ Peygamberin aleyhisselâm ALLAH celle celâlihu kelâmına nâil olduğu, Süveyş ile Akabe Körfezi arasındaki bir yer ve bir dağ ismi. Cebel-i Musa veya Tur-u Sinâ da denir.
Ednâ.: Çok yakın.
Tecelli.: Görünme. Bilinme. * Kader. * Allah'ın (C.C.) lütfuna uğrama. * İlâhi kudretin meydana çıkması, görünmesi. Hak nurunun te'siriyle kulun kalbinde hakikatın bilinmesi.
Giryân.: f. Gözyaşı döken. Ağlayan.
Figân.: f. Ağlayıp sızlama, bağırıp çağırma.
Handân.: f. Gülen, gülücü, mesrur.
Bahr.: (C.: Bihâr - Ebhâr - Ebhur - Buhur) Deniz.
Ummân.: Büyük deniz. Okyanus. * Hindistan ile Arabistan arasındaki büyük deniz.
Sâkıyâ.: Ey kadeh sunan. Ey içki sunan.SAKİ'
Câm.: f. Cam, şişe, bardak, sırça.
Mihmân.: f. Misafir.
Nûş.: f. İçen, içici. * Tatlı şerbet gibi içilecek şey. * Zevk ve safâ.
Vahdet.: Birlik. Yalnızlık. Teklik. (Kesretin zıddıdır.)
Envâr.: (Nur. C.) Nurlar, ışıklar, aydınlıklar. Maddi veya mânevi karanlıktan kurtarmaya vâsıta olanlar.
Merdân.: (Merd. C.) Merdler. İnsanlar, erkekler, yiğitler.
Genc.: f. Define, hazine. Gömülü hazine. Kenz.
Hüviyyet.: Asıl. Mâhiyyet. Birisinin kimliği, kim olduğu, kökü, esası ve ne olduğu. * Cenab-ı Hakkın varlık sıfatı. * Hamiyyet ve istikametten, ulüvv-ü cenâbdan ibâret olan sıfât-ı hamide.
Gussa.: Keder. Tasa. *Gam.
Halas.: Kurtulma, kurtuluş. Selâmete ermek.
Fazl.: Âlimlere yakışır olgunluk. * İmân, cömertlik, ihsan, kerem, ilim, ma'rifet, üstünlük, hüner, tefâvüt, inayet. * Artmak. * Artık..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 97 mesaj ]  Sayfaya git Önceki  1, 2, 3, 4

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye