Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 12 Ara 2018, 00:49

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 6 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: ÜMMî SİNAN (ks)
MesajGönderilme zamanı: 08 Şub 2012, 18:08 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 09 May 2007, 03:00
Mesajlar: 617
Konum: ANTALYA
Bu konuyu facebook'ta paylan!
Resim

ÜMMÎ SİNÂN
kaddesallahu sırrahu


HAYATI:

Antalya’nın Elmalı ilçesinde pek çok Hakk Dostu Erenler yatmaktadır.

1603 tarihinde Hakk’a yürüyen, yüksek bir dağın başında mezarı bulunan ve Ümmî Sinân Hazretlerinin de şeyhi olan Hâlvetî Mürşidi Eroğlu Nûrî Efendi Hazretleri.

Tekke köyünde Abdâl Musa, Kaygusuz Abdâl, Büdelâ Sultan.

Elmalı Şehrinin içinde Vehhabi (Vâhib) Ümmî ve Ümmî Sinân…

Ümmî Sinân Hazretleri, gerçek bir Hakk Dostu Eren, Kâmil bir Ârif, aslen Âşık, Samimi bir Sufî, Derunî bir Derviş, Mutasavvıf, mürşid, âlim, müderris,ve hakiki bir melâmet miskinliği içinde yaşamış insanlara hizmet edip Niyazi Mısrî gibi nice değerler yetiştirmiş merkezde bir sevgi ocağı ahlâkçısıdır.

Basit gözüken anlatımıyla Yunus Emre Hazretleri tarzında deyişleri asırlardır Toros Dağlarında dilden dile sevgiye, aşka ve hakikate çağırarak çınlayıp gelmektedir.

Gazî-zâde Abdü’l-latif Efendi Tuhfetü’l- Asrî Fî Menakıb-i Mısrî isimli eserinde, “Tarikat ve Hakikat Mürşidi” olarak tanıttığı Ümmî Sinân Hazretleri Elmalı İlçesinde doğup yaşamıştır.
Bir beytinde kendisi şöyle buyurmaktadır:

İsm-i a’zam bî-nişân ü lâ-mekân şehrindendir
Şehr-i Elmalu Sinân Ümmî okurlar aduma


Büyük isimli, nişansızlık ve mekansızlık âlemi şehirlerinden birisi olan Erenler Yurdu Elmalı Şehrinde Ümmî Sinân derler bana..

Asıl adı Yusuf olan Ümmî Sinân Hazretleri’nin doğumu yaklaşık olarak 1563 yılları civarındadır.
Kendisinin yetiştirdiği Anadolu’nun Muhyiddin-i Arabî’si sayılan meşhur Niyazi Mısrî Hazretleri eserlerinde şeyhini hep yâd etmiştir. Kendi el yazması “Hâtrâtı” ve “Kelimât-ı Kudsiyye-İrfan Sofraları” eserleri bu yönden değerlidir.

Niyazi Mısrî Hazretleri kırk yaşında iken, doksan yaşında vefât eden Şeyhi için düştüğü tarih 1657 dir.

Yaşadığı ve adıyla anılan câmisi avlusundaki türbesinde yaşamakta olan Hak Ereni, o zamanlar Elmalı şehrinde; mânâda mutasavvıf, maddede müderris-profesör olarak ilim ve faziletiyle meşhur olan Ümmî Sinân Hazretleri yurdunu överken:

Zâhirde dirahşân ü bâtında cevâhirdân
Elmalu diyüp geçmez bir dil ki ola insân


Bâtındaki eşsiz cevahirlerin zâhirdeki ışıklarını saçan bu değerli şehre aklı olan kimse Elmalı deyip geçip-gitmez! İlm ü irfanından faydalanır.


Dirahşân : f. Parlıyan, parlak.
Cevâhir : (Cevher. C.) Cevherler. Çok kıymet verilen ve az bulunan şeyler, çok kıymetli mâden veya taşlar. * Mc: Çok kıymetli söz veya faydalı yazılar.
Cevâhirdân : cevâhir kutusu.


Ümmî Sinân Hazretleri’nin ölümü ile ilgili iki kesin belge elmalı kütüphânesinde bulunan 1725 tarihli yazma Mecmuada iki belge bulunmaktadır.
Bu eserin 400 üncü sayfasındaki birinci belgede Niyazi Mısrî Hazretlerinin divanında olmayan:

Velehu mersiye-yi tarih-i şeyh Ümmî Sinân :

Uğradı can yine mâtem üstüne
Olmaya bir nâle nâlem üsdüne


Yine canım dayanılmaz bir hasrete düşüp kederinden yasa boğuldu.

Cân ü dil meksûf u mahsûf oldular
Kara gün doğdu bu hânem üsdüne


Canımı koyu karanlıklar yuttu, gönlümü acılar perdeledi.
“Ben evim” e kara bir gün doğdu bu gün…


Feyzimin suyı yerinden od çıkar
Yaraşur bana ki yânem üsdüne


İlâhî Aşkın fışkırdığı gönül pınarlarımdan şimdi ateşler püskürüyor.
Bu hâldeyken bana uygun olup yakışan ise bu hasret ateşine dalıp yanmaktır bu gün..


Yıkılup mey-hâne hiç mey kalmadı
Bir eşik bulam mı yatam üsdüne


Bir İlâhî Aşkın ocağı söndü bugün.
Bu bağın bülbülü sustu.
Meyhâne meysiz kaldı.
Ben artık başımı koyacak başka bir eşik aramalıyım aşkı yaşamak için.


Geldi Şeyhimün Niyazî tarihi
San kıyamet kopdı âlem üstüne


Ey Niyazî!
Sevgili Şeyhimin ölüm tarihini düşüp bildirecek, ebced hesapla Hicrî1067 tarihini veren “San kıyamet kopdı âlem üstüne” sözünü baş taşına yazma zamanı geldi mâalesef!...
Sen sanki bütün kâinât için kıyamet koptu bu gün!...
(sene: 1067/ Miladi 1657)


Resim

Mâtem : Ağlama. Üzüntü veya kederden ağlayıp sızlama. Kederinden yas tutma.
Nâle : f. İnilti, figân. * Kamış kalem. * Kamış düdük. * Şeker kamışı.
Meksûf : Kesafetli, sık ve çok olmuş. Koyu.
Mahsûf : Husufa uğramış. Gölgelenmiş. Perdelenmiş.
Hâne : f. Ev, mesken, beyt. * Mat: Basamak, bölüm, göz.
Feyz : (C.: Füyuz) Aşk coşkusunun açığa çıkması.Bolluk, bereket. * İlim, irfan. Mübareklik. * Şan, şöhret. * İhsan, fazıl, kerem. Yüksek rütbe almak. * Suyun çoğalıp çay gibi taşması. Çok akar su. * Bir haberi fâş etmek. * İçindeki düşüncesini izhar etmek. Aşk coşkusunun açığa çıkması.
Od : Ateş. Hasret.
Mey : f. şarap, içki. Mânevi aşk.
Âlem : Bütün cihan. Kâinat. * Dünya. * Her şey. * Cemaat. * Halk. * Cemiyet. Dehr. * Hususi hal ve keyfiyet.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: ÜMMî SİNAN (ks)
MesajGönderilme zamanı: 19 Şub 2012, 18:45 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 09 May 2007, 03:00
Mesajlar: 617
Konum: ANTALYA
Aynı eserin 36 ıncı sayfasındaki ikinci belgede ise Ümmî Sinân Hazretleri’nin oğlu Süleyman Efendinin yazdığı tarih düşmedir:

“Merhum ve mağfûrunleh Ümmî Sinân Efendi İsmuhu Yusuf Efendi.
Dâr-ı dünyadan dâr-ı âhirete intikâl itdügi sene seb’a sittîn ü elf.
Medfûn fî Elmalı sene 1067 (M.1657).
Fî şehr-i Cemaziye’l-âhirîn yigirmi beşinci gicesi vaki’ olup dünyadan âhirete intikâl idüp Salı güni dahve-i kübradan hâk-i siyaha tapsırıldı.
Nevverallahu merkadihu ve Rahmetullahi ve kuddise sırrehu.”

“Allah Teâlâ’ nın rahmetine kavuşan ve onun için bağışlanma dilediğimiz ismi Yusuf olan Ümmî Sinân Efendi dünya yurdundan Âhiret yurduna mekân değiştirdiği yıl 1067 dir.
Elmalı şehrinde defnedilmiş-gömülmüştür.
Arabî ayların altıncısı olan Cemaziye’l-âhirîn yiğirmi beşinci gecesi Hakk’a yürüyüp dünyadan âhirete tebdil-i mekan edip Salı günü büyük aydınlık gözüken bu dünyadan kara toprağa teslim edildi.
Allah Teâlâ mezarını nurlu kılsın ve rahmet etsin ve sırını kudsî kılsın!”
Âmin!..


Merhum : (Rahm. den) Kendine rahmet edilmiş. * Rahmete kavuşmuş. Dünyanın sıkıcı ahvâlinden kurtulup rahmet-i İlâhiyeye kavuşmuş olan. Dünya imtihanından kurtulup, vazifesini bitirmiş, paydosa kavuşmuş olan. (Vefat etmiş müslüman hakkında söylenir.)
Mağfûr : (Mağfur) Rahmetlik olmuş. Günahlarının afvı için kendine dua edilmiş olan. Allah'ın, kendisini affı için dua edilen ölmüş kimse.
Dâr : Yer, mekân, konak.Yurd.
İntikâl : Bir yerden bir yere nakletmek. Tebdil-i mekân etmek. * Göçmek, geçmek. * Sirâyet. Bulaşmak. * Bir şeyin miras olarak kalması. * Bir mes'eleden diğer bir hususu veya neticeyi anlamak.
Seb’a sittîn ü elf : 1067
Medfûn : Defnedilmiş. Gömülmüş.
Dahve : İlk kuşluk vakti. Güneşin ufukta ilk yükselip yayılmaya başladığı an.
Kübra : (Ekber'in müennesi) Büyük, daha büyük, en büyük.
Hâk : f. Toprak. Turab.


Hâk ol ki, Hüdâ mertebeni eyleye âli.
Tâc-ı ser-i âlemdir o kim hâk-ı kademdir.


Sen toprak ol ki Hüdâ dereceni yüksek kılsın!
Ayak altına toprak olurcasına alçak gönüllülük âlemin baş tâcıdır


Merkad : Uyku yeri. Yatacak yer. * Mezar, kabir.
Kudsî : (Kuds. dan) Mukaddes, kutsal, muazzez.


Ümmî Sinân Hazretleri, ıssız dağ başında boş bir çınar ağacı kovuğunda Hâlvette Hakk Teâlâ’yı zikrettiğ için kurduğu tarikata da Halvetîyye Tarikâtı denilen Pîr Ömer Halvetî’nin ( Vef.1349 veya 1397) Ahmediyye koluna bağlıdır.

Halvet dediğimiz bu yolda, tek başına Rabb’ ısıyla tenhada zikir zevkini yaşayarak kemâlâta yürümek esastır.

Anadolu’ya Halvetîyye Tarikâtının ikinci Pîri sayılan Seyyid Yahya-yı Şirvanî (vef. 1457) Hazretleriyle girmiş ve şu dört ana kola ayrılmıştır:

Ruşeniyye Kolu : Aydınlı dede Ömer Ruşenî (vef. 1504) tarafından kurulan koldur.
Cemâliyye Kolu : Cemâl el- Halvetî (vef. 1457) tarafından kurulan koldur.
Ahmediyye Kolu : Yiğitbaşı da denilen Ahmed Şemseddin Marmaravî (vef. 1504) tarafından kurulan koldur.
Şemsiye Kolu : Şemseddin Sivasî (vef. 1597) tarafından kurulan koldur.

Nefsin yedi derecede kemal bulması çalışması olan Halvetî zikri sonunda Nefs-i Safiyye’ ye ulaşılır. Haz. Yahya Şirvanî’ nin tanzim etttiği Tarikat Virdlerine “Vird-i Settar” denilir.
Kur’ân-ı kerimde bulunan 7 tane isim zikredilir.

Ümmî Sinân Hazretleri kendi silsilesini anlattığı şiirinden son bölüm :

Ol dahi bil anı Seyyid-i Yahyâ’ya telkîn eyledi
Anun içün fahr-i âlem zikr olan irfanıdur.


O Zât da Halvetî Tarikatının Mürşidliği için Seyyid-i Yahyâ’ya gerekenleri öğreterek izin verdi.
Bu zât, Fahr-i âlemin zikirlerini İrfân bilip öğretendir.



Ol dahi bil kim Pîr-i Molla’ya telkîn eyledi
Anun içün ilm-i zâhir ilm-i bâtın kânıdur


O da Pîr-i Molla’ya telkîn eyledi.
Bu zât da ilm-i zâhir ve ilm-i bâtın maden kaynağıdır.



Ol dahi bil Tacü’d-dîn Kayserî’ye telkîn eyledi
Anun içün ilm-i sırrı ilm-i Hak pinhânıdur


O dahi bil ki Tacü’d-dîn Kayserî’ye telkîn eyledi.
O zât ise saklı bir Sırr ve Hak ilmi hazinesidir.



Ol dahi Alaeddin Uşşakî’ye telkîn eyledi
Anun içün asr-ı âlem dertlerinün dermânıdur


O dahi Alaeddin Uşşakî’ ye telkîn eyledi
O zât için ise bulunduğu devrin derdlerine dermandır denilebilirdi.



Ol dahi fehmile Şemseddin’e telkîn eyledi
Anun içün bu tarikat ehlinün merdânıdur


O da ileri görüşle Şemseddin’ e telkîn eyledi
Onun için de bu Tarikat Ehlinin yiğitlerindendir denir.



Ol dahi Vehhâb-ı Elmalı’ya telkîn eyledi
Anun içün ol Muhammed Nûru’nun mihmânıdur


O da Vehhâb-ı Elmalı’ya telkîn eyledi
Onun için de Muhammed Nûru’nun misâfiridir deriz.



Ol dahi bil kim Eroğlı’na telkîn eyledi
Anun içün Zât-ı Hak’da irdügi Rahmânîdür.


Ol dahi bil ki Eroğlu’ na telkîn eyledi
Onun ise Nefsin meratibinde vardığı nokta Rahmânî yer olup Zât-ı Hakk’a müteveccihtir.



Ol dahi bil kim Sinân Ümmî’ye telkîn eyledi
Anun içün kurılan sâdıklarun meydânıdur.


Ol dahi bil ki Sinân Ümmî’ye telkîn eyledi
Onun kurduğu meydan ise sadıkların kura geldikleri gibi sadıklar meydanıdır.



Resim

Telkîn : (C.: Telkinât) Zihinde yer ettirmek. Fikir aşılamak. Zihinde yer etmiş düşünce. * Yeni müslüman olana İslâm esaslarını anlatmak. * Ölü gömüldükten sonra imam tarafından söylenen söz.
Fahr-i âlem : (Fahr-i Âlem, Zübde-i Kâinat, Seyyid-i Kâinat) Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (A.S.M.) nâmları. Bütün âlemin kendisi ile şeref bulduğu, iftihar ettiği Hz. Muhammed (A.S.M.). (Bak: Mefhar)
İrfan : Bilmek, anlayış, tecrübe ve zekâdan ileri gelen zihnî kemal. * İkrar. * Mücazat. * Fık: Esrar-ı İlâhiyeye, iman ve Kur'an hakikatlarına vukufiyet. (İlim ile irfan ve ma'rifet arasında fark vardır: İlim, vech-i küllî ile, yani her vechesiyle bilmektir. İrfan ve marifet ise; vech-i cüz'î ile bilmektir. Bu cihetle Cenab-ı Hakk'a irfan ve marifet isnad olunmaz. Fıtrî istidat eseri olarak inceleyerek tefekkür edip bilmektir. Buna "İlm-i Ledün" ve İlm-i Rabbanî" de denir.) (Bak: Ârif)
Kân : f. Bir şeyin menbaı. * Kuyu. Kaynak. * Mâden ocağı. * Bir keyfiyetin. (niteliğin) bol olarak bulunduğu kimse.
Pinhân : f. Gizli, saklı, hafi, mahfi, mestur, müstetir
Asr-ı âlem : Bu asırda herkese.
Merdân : (Merd. C.) Merdler. İnsanlar, erkekler, yiğitler.
Mihmân : f. Misafir.
Fehm : (Fehim - Fehm) Anlayış. Zihnen kavrayış.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: ÜMMî SİNAN (ks)
MesajGönderilme zamanı: 24 Şub 2012, 10:11 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 09 May 2007, 03:00
Mesajlar: 617
Konum: ANTALYA
ResimÜmmî Sinân Hazretleri kendi Şeyhi Eroğlu Nurî Hazretlerini anarken :

Ümmî Sinân eydür Eroğlu dirler
İsmine şeyhümün iller içinde


Ümmî Sinân der ki :
“Bu memleketlerde benim şeyhimin ismine Eroğlu derler!”


Ümmî Sinân Hazretleri kendi Şeyhi Eroğlu Nurî Hazretlerinden sonra Abdülvehhab Sultanın halifelerinden Mazharî Sultan’dan furû’ı esmâ-yı İlahîyyeyi ve hilafet makamını almıştır.
Bu zât ile ilgili buyurduğu murabbanın ilk ve son bendleri :

Eyâ cânlar fedâdur yoluna cân u baş
Bî hakkı âyet-i Kur’ân fedâdur yoluna cân u baş
Gönüller derdine derman fedâdur yoluna cân u baş
Efendim Mazharî Sultan fedâdur yoluna cân u baş


Ey canlar o kimse ki yoluna canım ve başım kurban olsun!
Kur’ân âyetleri hakkı için yeminle derim ki yoluna canım ve başım kurban olsun!
Yoluna canım ve başım kurban olsun ki o gönüller derdine dermandır.
Efendim Mazharî Sultan’ın yoluna canım ve başım kurban olsun!


Sinân Ümmî senün yolunda bir kâsır keşifündür
Hemîşe mürüvvetün umar ki bir âciz ü zayıfındur

Terahhum kıl kerem eyle ki bî çâre nahifündür
Efendim Mazharî Sultan fedâdur yoluna cân u baş


Ey Efendim!
Sinân Ümmî senin yolunda bir kusurlu ve senin keşfettiğin birisidir.
Bu yolda daima mürüvvetin ümit eder ki o, senin âciz ve zayıfın olan birisidir.
Efendim Mazharî Sultan’ın yoluna canım ve başım kurban olsun!


Resim

Fedâ : Kurban. * Uğruna verme, gözden çıkarma.
Kâsır : (A, uzun okunur) Kısa, eksik. * Kusur işleyen. Kusurlu.
Keşif : Açmak. * Olacak bir şeyi evvelden anlamak. Gizli kalmış bir şeyin Cenab-ı Hak tarafından birisine ilham olunması ile o gizli şeyin meydana çıkarılması.
Hemîşe : f. Dâima. Her zaman.
Mürüvvet : İnsaniyet. İnsanlığa uygun olan şeyi yapmak. Güzel ve iyi şeyleri alıp, kötü şeyleri ve hâlleri bırakmak. * Ana baba saadeti. * Mertlik, yiğitlik. * Reculiyet.
Âciz : Beceriksiz. Eli ermez. Kabiliyetsiz. Gücü yetmez olan.
Terahhum : Merhamet etme, acıma. Şefkatte bulunma, esirgeyip besleme.
Nahif : Çelimsiz, zayıf, ince. Arık.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: ÜMMî SİNAN (ks)
MesajGönderilme zamanı: 28 Şub 2012, 21:22 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 09 May 2007, 03:00
Mesajlar: 617
Konum: ANTALYA
ÜMMÎ SİNÂN kaddesallâhu sırrahu DİVÂNI

Resim

Açıklamalar : KulİhvANî Lâtif YILDIZ

Resim I- SENSİN!..

Evvelinden olmadı hiç ibtidâ
Âhirüne dahi yokdur intiha


Yâ RABBi!
Senin evvelinden bir başlangıç olmadı.
Âhirinde ise bir nihâyet mümkün değil.
Sen hep var olansın!

Resim
Resim


Resim

Zâhir ü bâtın sana hep muntazır
Bâb-ı fazlından ider küllî recâ


Zâhir u bâtın her şey Senin emrini beklemek zorundadır.
Bütün Yarattıkların Senin kerem ve ihsan kapında ümit ile yalvarmaktalar.

Resim
Resim


Resim

Ey Kerim ALLAH kuddusün selâm
Vey Rahîm ü Hâlik-ı arz u semâ


Ey Kerîm ALLAH!
El-Kuddus, Es-Selâm, Er-Rahîm!
Arzın ve göklerin yaratıcısı olan El-HâlIk celle celâluhu!


Resim
Resim
Resim
Resim
Resim

Resim

Mâlikü’l- mülk-i hakâyık ins ü cân
Arş u Kürs-levh ü kalem tahte’l- ulâ


En Yüce Ulûhiyyet âleminin altındaki, Arş ve Kürsî’ nin, Levh ve kalemin,
İnsanlar ve cinlerin hakîkatler mülkünün sâhibi El Mâliku’l- Mulk!

Resim

Resim

On sekiz bin âleme sensin ilâh
Râzikı hem Hâfiz’ısın ey Hüdâ


On sekiz bin âlemin ALLAH’ı sensin!
Rızklarını veren Er-Râzık’ sın.
Hem koruyan El-Hâfiz’ sın ey Hüdâ!

Resim
Resim
Resim



Resim

Sensin ol Habbâr-ı âlem zü’l celâl
Kahr idersen yek nefes olur fenâ


Ey Zu’l celâl!
Bütün âlemlerden kesin haberdâr olan Sensin!
Mahv etmek istersen bir nefeste yok olurlar!

Resim
Resim
Resim

Resim

Cins ü mislün yok nâzirün bir dahı
İllâ mahbûbun Muhammed Mustafa


Cinsin, mislin, benzerin ve dengin de yok!
Tek sevgilin Habîbullah Muhammed Mustafa (sav)


Resim

Nûr-ı vechünden anı var eyledün
Sevdün anı derdlere kıldun devâ


Onu Zâtının nûrundan yarattın,
Nûrullah'tan Nûr-u Muhammed.
Onu sevdin de dertlere derman eyledin.


Resim

A’zam-ı şânun bilmeklik muhal
Şerh olunup dile gelmez Kibriyâ


Senin şanıyın mâhiyetini bilmek akıllar için olacak iş değil.
Kibriyâyın her yönden büyüklüğü açıklanıp dile gelemez.

Resim
Resim


Resim

Geldi her kim âleme herkim gele
Nûr-ı vechünden olur leb âşinâ


Bu âleme gelen her şeyin aslı esâsı Senin Zât’ıyın nûrundan olur.
Bu ise her aklın bileceği lebaleb, dopdolu ve insana en yakın olan tanıdığı bir gerçektir.


Resim

Nûr-ı zâtın kıble kıldun cânlara
Bendesidür enbiyâ vü evliyâ


Zât’ıyın Nûru’nu kıble kıldın her cana
Peygamberler ve velîler Zât’ıyın Nûru’nun kuludurlar.

Resim

Resim

Bahr-ı Zâtundan haber bilmeklige
Bulmadı yol ger velî ger evliyâ


Zât’ıyın bilinemezlik özelliği olan Ahadiyyet denizine dalıp çıkarak,
Bir haber getirmek için ne bir velî nede velîler bir yol bulamadı.


Resim

Bahr-ı mutlak lâ ta’ayyün künh-i zât
Vasf olunmaz niçedür ol hay bekâ


Her hususta Zât'ına mahsusluğu mutlak olan,
Zât'ından başka varlık veya yokluğun tâyin edilip âşikâr olamadığı, ancak Zât'ının aslının-kendinin var olduğu o âlemde;
Başlangıcı ve son ucu olmayan dâima var-bâki olan El-Hayy diriliği nasıldır hangi sıfatlarla anlatılabilir?
Ressamın özellik ve güzelliklerini resim diliyle nasıl anlatalım?

Resim

Resim

Dem be dem dir tapuna tübtü ileyk
Secde kılmış pâyuna nûr-ı amâ


Senin huzûruna her gelen her zaman: “Sana tevbe ettim!” demek zorunda.
Ayağına secde eden de;
Zâtına mahsus Ahadiyyet bilinemezliği, zifiri karanlığı yâni;
Yaratıklar için körlük-amâlığı âlemiyin Nûrundan yarattığın kulların aslen!!!


Resim

Öyle olsa uş bu remzi anlayan
Eylemez bundan öte çün ü çâre


Şimdi burada remiz işâretleri ile anlatılan hakîkatı bir kimse anlasa artık bundan sonra:
“Ne, nasıl, niçin, çâre ne?” demeyi terk eder artık!


Resim

Bu Sinân Ümmî temennâ kıldugı
Pâk zâtundan hemen ancak rızâ.


Yâ Rabbi!
Bu Sinân Ümmî kulunun sana minnettârlıkla yalvarışına sebeb,
Sâdece tertemiz Zât'ıyın rızâsını dilemektir.


Vezni : Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün


Resim

İbtidâ : Baş taraf. Evvel. Başlangıç. En önce, başta.
İntiha : Son, nihayet, uç.İNTİHA' : Eğilme. Dayanma, yaslanma.
Muntazır : Bekleyen. Gözleyen. Birisinin gelmesini bekleyen.
Fazl : Âlimlere yakışır olgunluk. * İmân, cömertlik, ihsan, kerem, ilim, ma'rifet, üstünlük, hüner, tefâvüt, inayet. *
Recâ : Emel, ümit, yalvarmak. * Cânib, taraf. * İstek, arzu, dilek.
Kuddus : Kusur ve noksanlıklardan müberrâ olan, en mukaddes. Hiç eksiği olmayan, pâk, temiz. Cenab-ı HAKK'ın sıfatlarındandır. * Mübârekliğin hadsiz derecesini ifâde eder. "En mukaddes" gibi.
Hakâyık : (Hakaik) (Hakikat. C.) Hakîkatler.
Tahte’l- ulâ : Arşın altı.
Râzik : Rızık veren; yiyecek, içecek, giyecek gibi canlı mahlukata lüzümu bulunan her çeşit ihtiyacını te'min edip veren. (ALLAH)
Habbâr : Çok haber alan, haberdâr.
Kahr : Zorlama. Cebir. * Ezme. Mahvetme. * Fazlaca üzüntü. Keder içine işleme. * Cenâb-ı Hakkın şiddetli ve azab verici vasıflarının tecellisi. (Kahr, lütfun zıddıdır.) (Bak: Celal)
Leb : f. Dudak. Şefe. * Kenar. * Sahil. Kıyı.
Âşinâ : f. Mâlumatlı, haberli olan. Arif. Bilgili. Mâlik. Tanıdık. Yabancı olmayan. * Yüzücü.
Künh : Bir şeyin aslı, cevheri, mikdarı. Dip. Kök. Özü, nihâyeti, vechi. * Vakit, zaman.
Tübtü ileyk : Sana tevbe ettim.
Dem be dem : f. Bazan. Vakit vakit. Arasıra.
Çün : f. Gibi. * Zira, çünki, madem ki. * Nasıl, nice.
Temennâ : Eli alnına götürerek selâmlama işareti yapma. * Minnettar olma.


Resim

وَلَمَّا جَاء مُوسَى لِمِيقَاتِنَا وَكَلَّمَهُ رَبُّهُ قَالَ رَبِّ أَرِنِي أَنظُرْ إِلَيْكَ قَالَ لَن تَرَانِي وَلَكِنِ انظُرْ إِلَى الْجَبَلِ فَإِنِ اسْتَقَرَّ مَكَانَهُ فَسَوْفَ تَرَانِي فَلَمَّا تَجَلَّى رَبُّهُ لِلْجَبَلِ جَعَلَهُ دَكًّا وَخَرَّ موسَى صَعِقًا فَلَمَّا أَفَاقَ قَالَ سُبْحَانَكَ تُبْتُ إِلَيْكَ وَأَنَاْ أَوَّلُ الْمُؤْمِنِينَ
Resim---Ve lemmâ câe mûsâ li mîkâtinâ ve kellemehu rabbuhu kâle rabbi erinî enzur ileyk(ileyke), kâle len terânî ve lâkini'nzur ile'l-cebeli fe ini'stekarre mekânehu fe sevfe terânî fe lemmâ tecellâ rabbuhu li'l-cebeli cealehu dekkan ve harra mûsâ saıkan, fe lemmâ efaka kâle subhâneke tubtu ileyke ve ene evvelu'l-mu’minîn(mu’minîne): Mûsâ tâyin ettiğimiz vakitte (Tûr'a) gelip de RABBi onunla konuşunca "RABBim! Bana (kendini) göster; seni göreyim!" dedi. (RABBi): "Sen beni asla göremezsin. Fakat şu dağa bak, eğer o yerinde durabilirse sen de beni göreceksin!" buyurdu. RABBi o dağa tecelli edince onu paramparça etti, Mûsâ da baygın düştü. Ayılınca dedi ki: Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim, sana tevbe ettim. Ben inananların ilkiyim.
(A’raf 7/143)


MuhaMMedi MuHABBEtleriM-İZ-le!....

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: ÜMMî SİNAN (ks)
MesajGönderilme zamanı: 05 Mar 2012, 13:44 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 09 May 2007, 03:00
Mesajlar: 617
Konum: ANTALYA
ResimII - YÂ RABBENÂ!

Âşıkların eglencesi
İsm-i zâtun Yâ Rabbenâ!
Cânlarunun dinlencesi
Zikr-i Zâtun Yâ Rabbenâ!


Ey RABB’ımız!
Zât’ının İsmi, âşıkların ömür meşgalesi ve eğlenip kaldıkları tek yer ve şey!
Ey RABB’ımız!
Zât’ının Zikri, bu dünyanın şak-şukası içinde âşıklarının canlarını dinlendirecekleri tek iş!


Resim

Resim

Fazlun kime beyân olur
Gizlü râzı duyan olur
Ana kati ıyân olur
Keşf-i Zâtun Yâ Rabbenâ!


Ey RABB’ımız!
Her kime ki Senin keremin ihsanın ve mârifetin ulaşır da anlarsa,
O kimse Senin gizli sırlarını duyanlardan olur.
Zât’ının kadir ve kıymetini bilebilmek ve ona göre kulluk yapabilmek o kimseye şüphesiz bir şekilde âşikâr olur.


Resim

Ne gelmiş ne gelesidür
Ne olmuş ne olasıdur
Ne bulmuş ne bulasıdur
Misl-i Zâtun Yâ Rabbenâ!


Ey RABB’ımız!
Senin yarattıklarınca bilinemezlik sırın olan Ahadiyyette teklik ve benzersizlik olan kimliğin, kişiliğin ve mutlak Zât oluşun;
Ne gelmiş ne de gelecektir.
Ne olmuş ne de olacaktır.
Ne de bir kimse böyle bir imkanı ne bulmuş ne de bulabilecektir!
Çünkü o âlem;
Ahaddiyet a’mâsında, bilinemezlik, karanlığındaki Zâtu’l-Zâtı’nda dâim ve kaim olan El AHAD (celle celâluhu)...
Zâtı bilinemez AHAD (celle celâluhu)...
Kendi Zâtında, kendi Zâtıyla ve kendi Zâtı için mutlakiyyet zuhûru...
Habîbullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in habbesinin,
kokularını getirdiği Zât Âlemidir...


Resim

Halkun çogı Hakk’ı bilmez
İster râhı arar bulmaz
Değmelere nasîb olmaz
Vasl-ı Zâtun Yâ Rabbenâ!


Ey RABB’ımız!
Halkın çoğu HAKK’ı bilemez,
HAKK’a giden yolu arar durur ama bulamaz,
Senin Hakikat bilgine ulaşım için gerekli Mârifet,
Erenler huzûrunda Muhammedî ilim ve edeb öğretimi ve eğitiminden geçmemiş sadece bir heves peşinde koşan sıradan kişilere nasîb olmaz!


Resim

Resim

Resim

Gerçek erlerin hâlıdur
Gidenin uğrar yolıdur
Cümle âleme dolıdur
Hüsn-i Zâtun Yâ Rabbenâ!


Ey RABB’ımız!
Zât’ının kâinâtta apaçık ortada olan kemâl içindeki cemâl güzelliğini seyrederek yaşamak;
Gerçek, samîmi ve ciddi Erenlerin değişmez özelliği ve güzelliğidir.
Bu hâl ise bu yolda giden herkesin varacağı bir makamdır.
Bu yol ise, Sen her kimi yarattı isen hepsine açık ve herkesin İlâhî bir hakkı ve görevidir.


Resim

Hûr-i cinân sohbetine
Magrûr olma devletine
İremezler devletine
Kurb-ı Zâtun Yâ Rabbenâ!


Ey RABB’ımız!
Hûr-i cinânı anlamayanlar…
Cennet hûrileriyle buluşup aşk ü meşk yaşayıp, orada bile nefsî ve cinsî zevkler arayıp elde ettikleri bu devleti doğru sanıp, halka caka satan ve hayal içinde hakikat düşü gören ham sofular;
Canlarımız için gerçek Cânân olan Zât’ının, muazzam ve muhteşem haramlığı- yalıtkanlığı hürmetini Muhammedî muhabbetle Muhammed aleyhi's-selâm’ dan bizzât meşk etmeyenler,
Senin buyurduğun:


وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ
Resim---Ve le kad halaknel insane ve na'lemu ma tuvesvisu bihi nefsuh ve nahnu akrabu ileyhi min hablil verid : Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız.(Kaf 50/16)

Resim

Medrese kültürünceŞah Damarıdenilen,
Ancak Erenlerce de
Habli’l- Verid = Halkını HAKK’a bağlayan tek ipdiye bildiğimiz rûhî yakınlık, kul iken Sultanlık buluş devletine asla ulaşamazlar!!!
Bu Sultanlık izzeti, ikram ve ihsandır.
Çünkü kemâl, celâl, izzet ve şeref
Zât’ından dolayı, Zât’ında ve Zât’ı için ALLAH Tealâ’ nındır.
Kâmil insanda gözüken ise ödünç ve zuhûrat tacıdır.
Kulluk yapma şerefidir…


Resim

Cezb eylesen kime sırdan
Eğer geçden eğer erden
Hergiz ayrılmaz nazardan
Resm-i Zâtun Yâ Rabbenâ!


Ey RABB’ımız!
Her kimin ki akıl baharına, nakil hattı olan Habibullah nefesinden Subhânî Sırlar rüzgârını er veya geç estirir de kendine çekersen,
İşte o kimse artık; canlı-cansız resimlerine bakıp da Rabbü’l-âlemin olan eşsiz Ressamı,
Canlı-cansız eserlerine bakıp da Ulu Yaratıcı ALLAHu zu’l-Celâl’i seyrederek yaşamaktan ve şâhidi olmaktan aslâ vaz geçemez olur!


Resim

Bahr-i muhrikdür dalınmaz
Bu bahre gavvas bulunmaz
Lâ-taayyündür bilinmez
Kevn-i Zâtun Yâ Rabbenâ!


Ey RABB’ımız!
Senin kendine mahsus ve mutlak olan Zât’ının nicelik ve niteliğini yarattıklarının aklıyla düşünüp anlamak için çaba boşunadır.
Bu bir yakıcı denizdir dalınmaz, dalanlardan da bir hayır haber alınmaz!
Bu denize dalıp da inci-mercan arayacak dalgıç yoktur.
Var olduklarını sananların daldığı deniz İblisin sapıklık denizidir!

Burası:
ALLAHu zu’l-Celâl var idi. (nokta)
Olan mutlak olarak ancak Zât’ının özel âlemi olup,
Zât’ından başka varlık-yokluk vs söz konusu ve tâyini yaratıklarınca imkânsız olanLâ Taayyün Âlemidir.
ALLAHu zu’l-Celâl’in Zât’ı hakkında düşünmek akla zarar verir ve yasaklanmıştır.

يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُم بِاللَّهِ الْغَرُورُ
Resim---Ya eyyuhe'n-nasu inne va'dellahi hakkun fe la teğurrannekumu'l-hayâtu'd-dunya ve lâ yeğurrannekum billâhi'l-ğarur : Ey insanlar! ALLAH'ın vâdi gerçektir, sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve o aldatıcı (şeytan) da ALLAH hakkında sizi kandırmasın!
(Fatır 35/5)

ALLAHu zu’l-Celâl’in Zât’ı ancak bildirilen sıfatları kadar bilinebilir.
Bu hususla ilgili bilgi notu aşağıda verilmiştir.


Resim

Bilen Sensin ilme’l-yakîn
Gören Sensin ayne’l-yakîn
Bulan Sensin Hakk’e’l-yakîn
Bahr-i Zâtun Yâ Rabbenâ!


Ey RABB’ımız!
Yarattığın varlıklar içinde imkanla-imtihan için yaratıp, aklından dolayı sınırlı-sorumlu kıldığın insanoğlu karşısında gerçek olarak;
Şüphesiz, sağlam ve kat'i olan ilim Senin ilmindir. El Âlim ve El Alîm olan Sensin!
Şüphesiz, sağlam ve kat'i olarak gören El Basîr olan Sensin!
Şüphesiz, sağlam ve kat'i olan Hakk Teâlâ Sensin!
Bu hususlarda sonsuz ve sınırsız olan bizzât Zâtındır Ey RABB’ımız!


Resim

Seni bildüm diyen bilmez
Seni buldum diyen bulmaz
Dile gelip şerh olunmaz
Vasf-ı Zâtun Yâ Rabbenâ!


Ey RABB’ımız!
Zât’ının vasfı, hâli, durumu vs. insan diliyle açıklanamaz,
Seni bulduğunu sanan resimler, Ressamı tanımayan akılsızlardır.
Bildiğini zannedenler ise aklın hakikatına susuz zavallılardır.


Resim

Bilmeyenler bildüm sanur
Bulmayanlar buldum sanur
Görmeyenler gördüm sanur
Nûr-ı Zâtun Yâ Rabbenâ!


Ey RABB’ımız!
Bizzât Zât’ına mahsus El Nûr sıfatının aslını,
El Nûr sıfatının saçtığı ışıklar ile karıştıran akıllar;
Bilmeden bildim sanır.
Bulmadan buldum sanır.
Görmeden gördüm sanır.


Resim

Ger enbiyâ ger evliyâ
Ger asfiyâ ger atkıyâ
Oldılar mazhar-ı ziyâ
Vech-i Zâtun Yâ Rabbenâ!


Ey RABB’ımız!
İster nebîler olsun, ister veliler olsun, ister tertemiz sûfîler olsun, ister takvâ ehli olanlar olsun hepsi de netice olarak,
Zât’ının mutlak nûrunun yansıması olan sıfat nûruyla şereflendiler ve o nûra halîfe olarak sâhib oldular.


Resim

Her kimi nûrun cezb eder
Işkun yolın durmaz güder
Dâim anı ihrak eder
Işk-ı Zâtun Yâ Rabbenâ!


Ey RABB’ımız!
Her kimi El Nûr İsm-i Şerîf’in kendine çeker de yutarsa, artık o kimse ışık gibi mecburen aşkın yolu olur.
Bu İlâhî Nur artık o âşığı sürekli yakar ve ateş gibi kendine çevirir-benzetir-nûr yapar!
Bu ise Zâtına mahsus mutlak aşkın, kullarında aşk olarak zuhûrudur Ey RABB’ımız!


Resim

Sensin âlemlerden ganî
İster bu cân Senden Seni
Ayurmasın cân u teni
Kevn-i Zâtun Yâ Rabbenâ!


Mutlak Ressam olan RABBu’l-âlemîn Sensin ve tüm resimlerine muhtaçlığın hâşâ, mümkün değildir!

Resim

Onun için aslı
Emr Âleminden olan Canım-Rûhum, Senden Senin rızânı ister! Seni ister!
“Su” yun “Testi”si de “Buz” dan …
Erit ki Can-Ten ayrılığı ortadan kalsın Tevhid olsun!
Bu ise;
“Allah var!” iken başka varlık-yokluk yoktu!
Mutlakiyyetinin zuhurat görüntülerini biz kullarına “TEVHİD” ettir Ey RABB’ımız!


Buz gibi Şeriâtın :
Su gibi Tarikatın : İlâhe
Buhar gibi Mârifetin : İllâ
Bulut gibi Hakikatini : ALLAH

Lübbü’l-lüb ve “Kul” için Fazl Formülü olan “H2O” da Tevhid tekemmülü nâsib et!
Buzluğumuz, suluğumuz, buharlığımız bitsinde saf ve samimi rahmet bulutları olalım!
Buzun aslı sudandır!
Buzun erime imtihanı işin içinde iş!

Dört mevsimi, Muhammedü’r-Rasûlullah Ravzasında, Habibullah Havuzunda, Kulluk Kereminde:

- ilâhe - illâ - ALLAHtevhidine gerçek şâhid olan,
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i duyup uymak nâsib et Ey RABB’ımız!


Resim

Ümmî Sinân fazlun ile
Gitmek dilerler ol ile
Sen mahrem eyledün hele
Sırr -ı Zâtun Yâ Rabbenâ!


Ey RABB’ımız!
Ümmî Sinân, Vahdet Âlemi’ne ulaşmayı,
Tevhidin hakikatına karışmayı ve Tahkik Tevhidini yaşamayı,
Yüksek kerem ve ihsanın ile kullukta Sultanlığa ulaşmayı çok istemekle beraber,
Zâtına ait gizlilik âleminin kullarına yasak bölge olduğu bilincinde
Ya da :
Bilen demez, diyen bilmez!” sırrıyla sırlı bir söz!...



ResimVezni :
Müstef’ilün Müstef’ilün
Müstef’ilün Müstef’ilün


Resim

Zât : Hürmete lâyık kimse. * Kendi. Öz, asıl. * Ehil. Sâhib. (Zu'nun müennesi)
Fazl : Âlimlere yakışır olgunluk. * İmân, cömertlik, ihsan, kerem, ilim, ma'rifet, üstünlük, hüner, tefâvüt, inayet. * Artmak. * Artık.
Râz : f. Gizli sır, saklı şey.
Kati : Kat’i. Mutlak. şüphesiz. Tereddütsüz.
Iyân : (Ayân) Aşikâr. Belli. Herkesin bilebileceği ve görebileceği.
Keşf : Açmak. * Olacak bir şeyi evvelden anlamak. Gizli kalmış bir şeyin Cenab-ı Hak tarafından birisine ilham olunması ile o gizli şeyin meydana çıkarılması.
Misl : (Misil) Benzer. Eş. Nâzır. Tıpkısı.
Râh : (Reh) f. Yol. Tarz. Usûl. Meslek.
Nasîb : Pay, hisse, kısmet. * Bir kimsenin elde edebildiği şey.
Vasl : Âşığın sevdiğine kavuşması. Kavuşmak. * Birleştirmek, ulaştırmak.
Hâl : Durum, vaziyet. Görünüş. Tavır. Suret. Keyfiyet. * Cezbe. * Dert, keder, elem. * Mecâl. Kuvvet.
Hüsn : (Hüsün) Güzellik. İyilik. Eksiksizlik. Cemal ile kemal. (Bak: Celal, Cemal).
Hûr-i cinân : (Ahver ve Havrâ kelimelerinin C.) Ahu gözlüler. Gözlerinin akı karasından çok olan, pek güzel ve güzellikleri tarif ve tavsif edilemiyecek derecede güzel olan Cennet kızları.
Hur-i în : Cennet'te âhu gözlü çok güzel kızlar.
Magrûr : (Mağrur) Gururlu. Boş bir şeye güvenen. Fâni ve faydasız şeylere güvenip kendini aldatan. Mütekebbir. Kibirli kimse.
Müteazzım.
Kurb : Yakınlık. Yakında oluş. Yakın olmak. Yakınlık kazanmak.
Cezb : Kendine doğru çekme. * İçme.
Hergiz : f. Aslâ, kat'iyyen. Hiçbir suretle.
Resm : (Resim) Yazma, çizme, desen. * Eser, iz, nişan, alâmet. * Suret. * Tertib. Tarz, üslub. * Fotoğraf resmi. * Âdet, usul, tavır, davranış. * Alay, merâsim. * Man: Bir şeyi başkalarından ayırd eden tarif.
Bahr-i muhrik : Yakan. Yakıcı, Çok acıtan, İhrak eden deniz.
Gavvas : Çok gayretli. Çalışkan. * Suya dalan. * İnci arayan dalgıç.
Taayyün : Meydana çıkmak, âşikâr olmak, belli başlı ve itibarlı görünen insanlardan olmak.
Kevn : Hudus. Varlık, var olmak. Vücud, âlem, kâinat. Mevcudiyet.
Etkıya : Atkıya. (Taki. C.) Çok takvâ sâhibi olanlar. Takiler. Takvâda çok ileri giden mes'ud kimseler.
Asfiya : Sâfiyet, takvâ ve kemâlât sâhibi ve Peygambere (A.S.M.) vâris olup, onun meslek ve gayelerini ihyaya ve tatbike çalışan muhakkik zatlar.
Mazhar : Sahib olma, nâil olma. Şereflenme. * Bir şeyin göründüğü, izhar olunduğu yer. Çıktığı yer.
Cezb : Kendine doğru çekme. * İçme.
Ganî : Zengin, kimseye muhtaç olmayan, elindekinden fazla istemiyen. Varlıklı, bol.
Fazl : Âlimlere yakışır olgunluk. * İmân, cömertlik, ihsan, kerem, ilim, ma'rifet, üstünlük, hüner, tefâvüt, inayet. * Artmak. * Artık,
Mahrem :Gizli. * Dince ve şer'an müsaade olunmayan. * Birisinin hususi hâllerine ait gizli sır.


ResimBilgi Notu :

ALLAHu zu’l-Celâl’in Zâtı asla bilinemez, bildirdiği kadar sıfatları, esmâları ve işleri bilinebilir.
Sıfat bahsi Kelâm ilmine giren bir mevzudur.
Bir başka ifade ile, İslâm'ın
ALLAH inancı, ALLAH hakkında bir kısım sıfatların varlığını kabul etmekle ortaya çıkar.
Sıfata inanılmazsa, o sıfatları taşıyan zât hakkında bilgi sahibi olunamaz. Çeşitli dinlerdeki
ALLAH inancının farklılıklar arz etmesi temelde ALLAH'a izâfe edilen bu sıfat farklılıklarından ileri gelir. Hatta Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat'le Mûtezile fırkası arasındaki farklılık da sıfat meselesinde düğümlenir.
Kelâmcılar, İslâm'ın
ALLAH inancını "ALLAH'ın yüce zâtı hakkında vacib olan kemâl sıfatlarıyla berâber imkânsız olan noksan sıfatları bilip öylece itikat eylemektir" diye tarif etmişlerdir.

Bu açıdan
ALLAH'ın başlıca üç çeşit sıfatı vardır:

1- Vücud Sıfatı:
Bu, ALLAH'ın varlığını ifâde eder.

2- Selbî Sıfatlar:
Bunlar mahlûkatta bulunmayan sıfatları ifade eder.
Bunlar
ALLAH'a mahsus sıfatlardır.
ALLAH'ı mahlûkattan herhangi birine şu veya bu şekilde benzetmemek için, bunların mahlûkatta olmadığını bilmek ve belirtmek gerekir.
Bunu belirtmekten maksad,
ALLAH'ı tenzihtir, mahlûkattan başka ve ayrı olduğunu beyandır.
Esâsen selbetmek, ayırmak, soymak gibi ma'nâlara gelir.
Selbî sıfatlar çoktur, hepsi sayılmaz.
Başlıcaları zikr edilir, bunlar da beştir:


* Kıdem:
ALLAH'ın varlığının başlangıcı yok demektir.
Zıddı hudûs' tur, sonradan olmak demektir, bu ise mahlûkun vasfıdır.


* Beka:
ALLAH'ın varlığının sonu yok demektir.
Zıddı fenâdır, son bulmak demektir, bu da mahlûka ait bir vasıftır.


* Muhalefetun li'lhavadis:
ALLAH'ın sonradan meydana gelen şeylere yani mahlûkâta hiç bir sûrette benzememesi demektir.

* Kıyam binefsihî:
Varlığı kendi zâtının gereğidir, var olmak için bir yaratıcıya, bir başka şeye muhtaç değildir.
Halbuki bütün mahluklar var olabilmek, varlığını devam ettirebilmek için çok şeylere muhtaçtır.


* Vahdâniyyet:
ALLAH'ın zât, sıfat ve fiillerinden biridir, tektir, yardımcı, ortak vs.'si bulunmaz demektir.
Zıddı kesrettir, çokluktur.
O'nun dışında her varlık mürekkeptir,
ALLAH ise mürekkep değildir, vâhiddir.

Dikkat edersek bu beş vasfın her biri Cenâb-ı
HAKK'tan mahlûkâta olan benzerlikleri reddetmekte, Kur'ân da ifâde edilen:
"Onun bir benzeri yoktur" hükmünü tahkik etmektedir.

3- Subûtî Sıfatlar:
Bunlar ALLAH'ın zâtında mevcut, zâtının gereği olan sıfatlardır.
Yâni
ALLAH'ın varlığını kabul edince, o sıfatları haiz olduğunu da kabul etmek gerekir.
ALLAH onlarsız düşünülemez.
Bunlar hayat, ilim, irâde, kudret, semî, basar, kelâm ve tekvin'dir. Öyleyse
ALLAH hayat sıfatıyla Hayy'dır, diridir.
İlim sıfatlarıyla âlimdir; geçmiş-gelecek, uzak-yakın, büyük-küçük her şeyi bilir.
İrâde sıfatıyla müriddir yâni dilemek, istemek sâhibidir.
Kudret sıfatıyla kadîrdir, her istediğini yapmaya gücü yeter, onda acz yoktur.
Semî sıfatıyla işitir; basar sıfatıyla görür;
Kelâm sıfatıyla konuşur ve nihâyet,
Tekvin sıfatıyla yaratır.
Bu sıfatlar
ALLAH hakkında vâcib sıfatlardır, onlarsız ALLAH düşünülemez.
Kur'an-ı Kerim bu sıfatlarla
ALLAH'ı tavsif eder.
Bunlar
ALLAH'ın zâtıyla birlikte vardır ve kadîmdir.
Bunlarla ilgili teferruat İslâm'daki itikadî mezhepleri ortaya çıkarmıştır.
Hatta hristiyanlık ve yahudilik gibi semâvî ve -diğer- gayr-ı semâvî dinler ve bir kısım felsefi sistemler arasındaki itikadî farklılıklar çoğunlukla
ALLAH'a izâfe edilen bu sıfatlarla ilgilidir.
Bir başka deyişle, İslâm itikadının orijinalitesi bu sıfatlar mevzuundaki telakkisinde yatar.
Müslümanların itikadî bütünlüğe, imânî kemâle ermeleri bunları iyi bilmelerine bağlıdır.
Bu sebeple
ALLAH'ın sıfatları bahsinin her müslümanca iyi hazmedilmesi, eksiksiz kavranması gerekir.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: ÜMMî SİNAN (ks)
MesajGönderilme zamanı: 11 Mar 2012, 02:03 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 09 May 2007, 03:00
Mesajlar: 617
Konum: ANTALYA
ResimIII HABER VER!

Ey bana derman soran derdi haber ver sen bana
Dost yolında cân viren merdi haber ver sen bana


Kendini ve derdini bilip derman soran kim?
Dost yolunda canın fedâ edecek gerçek aşk şehidi nerede?


Resim

Ayn u sın kâf içinde gördüğüm seyrân-ı Hu
Ayn-ı Vuslat harfi kim gördi haber ver sen bana


Hu, Hüveliği ve hüviyetinin eser seyrini, harfi mukatta Ayn u sın kâf içinde gördüm.
Bundan içerde olan vuslatın asl yolunu, aynını kim gördü?


حم
Resim---Hâ mim: Ha, Miim.” (Şûrâ 42/1)

عسق
Resim---“Ayn sin kâf: Ayn. Sin. Kaf.” (Şûrâ 42/2)

Resim

Kâmil insânun yolında cânı kurbân itmeden
Sohbet-i Sultan’a kim irdi haber ver sen bana


İlim ve edeb öğretim ve eğitiminde gerçek kemâlât öğretmeni ve eğitmeni olan Erenler huzurunda;
İçine işlemiş olan bâtıl ve şerr ahlâkını canı çıkarcasına kesip atmadan, o pis cünüp hâliyle Sultan Sohbeti umanlar kimmiş?


Resim

Kimdür ol hanun yolunda var varından vaz geçen
Aşkına ferman olan ferdi haber ver sen bana


Kimdir o kimse ki, sistemin gerçek sahibini yakînî olarak bildi ve anladı da kendisindeki varlığın geçici, emânet, imtihan için rol gereği giydirilmiş elbiseler gibi görüp çıkarıp sahibine teslim etti?

Resim

Ehl-i derdün tapusında zâr u giryân olmadan
Devlet-i Hakk devri kim sürdi haber ver sen bana


Kulluk derdinin devâsı olan Hak Erenlerin huzurunda nefsî kemâlât geçidinden Geçmeden Devlet-i Hakk devri yaşamak nasıl mümkün olacak?

Resim

Kul gerek Sultan önünde kullıga bel bağlaya
Ol mübârek paye kim girdi haber ver sen bana


Yaratılışın sebebi olan Kulluk ve Sultanlık oyununda kul, kulluğunu bilmek derecesine ulaşıp, yaşayıp şâhidi olup isbat eden kim?

Resim

Bu Sinân Ümmî olupdur pâyı ışkun bendesi
Ol kapudan anı kim ırdı haber ver sen bana…


Bu Sinân Ümmî aşkın ayağına köle olmuştur.
Onu bu kapıdan kimmiş koparıp alabilecek bir yaratık ?


Resim

Ayn u sın kâf : Harf-i Mukatta.
Ayn-ı Vuslat : Vuslât, kavuşma kaynağı.
Kâmil : (Kemal. den) Bütün, tam, olgun, eksiksiz, kemalde olan, kusursuz. Kemal ve fazilet sâhibi. * Resul-i Ekrem'in de (A.S.M.) bir vasfıdır. * Yaşını başını almış, terbiyeli ve görgülü kimse. * Âlim, bilgin kişi. * Bir aruz kalıbı ismi.
Giryân : f. Gözyaşı döken. Ağlayan.
Paye : f. Rütbe, derece. * Merdiven ayağı. * İlim sahibi olanların bir derecesi.
Pây-ı ışk : Aşk ayağı.
Irmak : Bir yerden tamamen ayırmak.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 6 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye