Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 11 Ara 2018, 22:27

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 403 mesaj ]  Sayfaya git Önceki  1 ... 13, 14, 15, 16, 17  Sonraki
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 11 Haz 2009, 00:08 
Çevrimdışı
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 12 May 2008, 03:00
Mesajlar: 546
Konum: HEP O'NUNLA İNŞALLAH
Bu konuyu facebook'ta paylan!
Yandım Ebedi Hüsnüne Meftun Olarak...


Yandım ebedi hüsnüne meftun olarak
Kar etti dilim ruhuma efsun olarak

Sor hâl-i perişanımı saysın geceler
Geldim kapına kaç kere meftun olarak

Yandım yandım hüsnüne meftun olarak
Yandım yandım hüsnüne meftun olarak

Kahreyleme sevgili şâd eyle beni
Görsem ne çıkar bir kere memnun olarak

Etmek mi muradın beni ser mest-i haram
Ta haşre kadar böylece mecnun olarak

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 11 Haz 2009, 00:26 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 04 Tem 2007, 03:00
Mesajlar: 1026
Resim

Unutma Ne Olur Hatirla




Unutma ne olur günün birinde
Hep içinde yaşat düşün an beni
Bir yabanci görme beni kendine

Herkesten yakinin sana bil beni


Hatirla ne olur gecelerinde
Uykulara yatip düşte gör beni
Ömrümüz geçse de ayri yerlerde

Uzaklarda yanip sen de sev beni


Vazgeçme ne olur ömrünce benden
Saltanatin edip çilgin sür beni
Ölürsem son defa seni görmeden

Mahşerde arayip sorup bul beni


Unutamam seni kessem umutlar
Gönül sarayimda görsem sultanlar
Doldurmaz yerini ne tac ne tahtlar

Ömründe yas edip sen de tut beni



Sedat Hünkar Kravzer

_________________
Derviş na murad olacak.
Allah vesilelerle kendisine yaklaştırır.
Na murad olacak..
Bildiğini terk edecek.

Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 11 Haz 2009, 00:51 
Çevrimdışı
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 12 May 2008, 03:00
Mesajlar: 546
Konum: HEP O'NUNLA İNŞALLAH
Kalbim bir çiçektir, gündüzler ölgün;
Gelin, gelin, onu açın geceler!
Beni yâdedermiş gibi, bütün gün
Ötün kulağımda, çın, çın, geceler!

Geceler çekmeyin benimçin hüzün,
Gelin siz, ruhumu tenimden süzün;
Bırakın nâşımı yerde gündüzün,
Gölgemi alın da kaçın geceler!


N.F.K.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 11 Haz 2009, 10:47 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 16 May 2009, 03:00
Mesajlar: 1853
Konum: TASAVVUF TALEBESİ
MADEMKİ YAŞAMAK ŞU AN, NE ÖNEMİ VAR CAN DOST GECELER KAÇ SAAT?
DEĞİLMİ Kİ EN UZUN ÖMÜRLER BİLE BİR NOKTACIK ANA HAMİLE
TAKILMA SAATLERİN AKREBİNE YELİNE
DİZDİĞİN ANLARI MÜMKÜNSE GÜZEL EYLE, VE GÜZELCE DİZ ZAMAN ZİNCİRİNE.
HEM BİLİRSİN Kİ YİNE, AN VARDIR DEĞER BİLMEM KAÇ ÖMRE
DİLERİM ALLAHCC TAN RAHMET DOLSUN BURUK GÖNLÜNE
ULAŞALIM İNŞALLAH NİCE GECESİZ GÜNLERE HEP BİRLİKTE

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 11 Haz 2009, 11:15 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 26 Eki 2008, 03:00
Mesajlar: 1059
Resim


gönlünüze bereket su zevkinde ANlarınız olsun inşALLAH...

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 11 Haz 2009, 13:45 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Eki 2008, 03:00
Mesajlar: 2740
Konum: Kimi dosta varır Dosta bend olur
zahidzenderun yazdı:
Resim

Yeter Gayri Yumma Gözün Kör Gibi

_________________
''Ve Allah'a Sımsıkı Sarılın...''

Hacc / 78


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 11 Haz 2009, 17:16 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 26 Eki 2008, 03:00
Mesajlar: 1059
Bilmem nasıl geçer ömür

Muhabbetin yoksa gönül

Kararıp olursun kömür

Muhabbetin yoksa gönül

Uyuyarak sabah olur

Seher vakti gaflet vurur

Nefsin hep önünde durur

Muhabbetin yoksa gönül

Ayağın günaha yürür

Alır seni şerre bürür

Gözün gülde diken görür

Muhabbetin yoksa gönül

Acı verir hep sözlerin

Eksik görür hep gözlerin

Mahcub olur hep yüzlerin

Muhabbetin yoksa gönül

Mutluluğu malda arar

Aldanıp dünyaya dalar

Gözlerin toprakla kanar

Muhabbetin yoksa gönül

Şeriatı bilemezsin

Hakikate eremezsin

Hak Cemal’in göremezsin

Muhabbetin yoksa gönül

İbrahim Baz

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: _YOL GEÇEN HANI_
MesajGönderilme zamanı: 15 Haz 2009, 00:55 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 04 Tem 2007, 03:00
Mesajlar: 1026
Resim



YOL GEÇEN HANI





Yüreğimiz han kapısı gibi yirmi dört saat açık
Gönlümüz cennet bahçeleri kadar geniş
Acılarla yâr busesidir diye sevişiriz
Ve yalnızlık sanatının ustasıyız, çok şükür


Lokmadır hırkadır eyvallah ile sevindiğimiz
Yormadık aklımızı samanlık, arpalık için
Bilen bilir hangi bağlarda nasıl didindiğimiz
Ruhumuza gıda hüzünler toplamak için


Neşemizde ağlar efkarımızda tüter gölgemiz
Halimizde bir yeşil kefen bezimizdir hüzün
Sevince sevdamızda, susunca nazarımızda yanar
Şarabımız… Keyfimiz… İki gözümüzdür hüzün!...





Şiir : Hayrullah Ersöz
Müzik : Mercan Dede

_________________
Derviş na murad olacak.
Allah vesilelerle kendisine yaklaştırır.
Na murad olacak..
Bildiğini terk edecek.

Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 15 Haz 2009, 01:45 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 04 Tem 2007, 03:00
Mesajlar: 1026
Resim


Aşk geldi, damarlardaki kanım gibi oldu
Varlık boşalıp, her tarafım dost eliyle doldu
Zapteyledi bütün ecza-i vücudumu.
Kaldı kâvi bir nam bana bâki hep




Şu koskoca âlemde yalnız bir kulum
Aşk olmasa hiçbir işe gelmezdi gün ışığı




Aşk geldi, damarlardaki kanım gibi oldu
Varlık boşalıp, her tarafım dost eliyle doldu
Zapteyledi bütün ecza-i vücudumu.
Kaldı kâvi bir nam bana bâki hep





Ya sana varmak ya bana varman
Ya bana gitmeden yanıma kalman
Yasını tutmasam, yaşına varsam
Karanlık doğmadan, ışığa kalsam
Hayal hiç ölçülmez, ne boyu ne de eni
Kaya kömürü gönül, yakar hep, koru benim
Hayata seninle dayanırım her nefes diken
Diken ne derttir gülüm, canın sağ olsun da senin
Aşkın yok nispeti, bir anda bağlanır kısmetin
Her düğüm çözülür, çek hasreti
Havadaki kasvet birazcık benden
Karadaki ben değil, havadaki bazen
Uçan bir kuş, bazen kaybolan bir kumum
Koskoca âlemde yalnız bir kulum
Kolkola gezmek her can ile suç mu?
Tamam o zaman, benim bu âlemde en suçlu…






Baktım göğe masmavi, bastığım yer hâki
Gördüğüm diyar çok, görmediğimse gani gani
Nefes alıp veren bu can da çaresiz kalınca
Özlemim büyük, yolum uzun, ben de bir karınca

Yanan gönül akan suda, o yolun en sonunda
Dostum bende solur, eğer dostum benle kalırsa
Dostun senle yaşar, dostun eğer senle ölürse

Bir çiçek olup açar belki tekrardan doğunca
Her açan senin gülün, her günse benim günüm
Gözyaşı insan külüyse, her yakan insan sözü
Kıvılcım sözün özüyse, ayrılık yakar gözü

Tek gören gönül gözüyse, kelamım gönül sözüm
Yalnızlıktan galip çıkmaktır irfan hiç olmadan
İrfan, çıktığın her seferden dönmek hasret ekmeden

Ektiysen de ders almaktır hasret filizlenmeden
Ekmediysen gönül almaktır seferin bitmeden…





“Gel” dedi sultanımız geldik işte…

İrfan, gönül almaktır seferin bitmeden…



Söz : Ceza
Mercan Dede 800 Albümü

_________________
Derviş na murad olacak.
Allah vesilelerle kendisine yaklaştırır.
Na murad olacak..
Bildiğini terk edecek.

Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 15 Haz 2009, 02:13 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 04 Tem 2007, 03:00
Mesajlar: 1026
Resim


Derdimin şifası sendedir Yâ Rab!




Bâd-ı sabada kapına geldim,
Nâlân olan gönlümle!
Aşkın şarabına bandımda geldim,
Firakına müptela ömrümle!
Ey hünkârım sana visal etmek kavlimle,
Tahammül kalmamış bu biçare halimle,
Lûtfeyle mülkünden bir zerre ile.
Şem'in de bir nur ver aydınlanayım!
Canan derim, canı vermektir istidadım!
Cilvegâhından bir köz düşür de yanayım

Tenha yerinde bağın!
Kırılır kan kırmızı gülleri,
Bülbül mecnun olur
Sükût eder terennümleri
Derdimin şifası sendedir Yâ Rab!
Lâl olan dilimin sözü, sendedir Yâ Rab!
Üryan geldim kapına, günah defterim sendedir Yâ Rab!
Düçâr olmuş dertlerimin eczası sendedir Yâ Rab!

Şifamı tez eyle
Dilimi söz eyle
Günahımı setr eyle
Meftun geldim kapına
Beni sana ram eyle...

_________________
Derviş na murad olacak.
Allah vesilelerle kendisine yaklaştırır.
Na murad olacak..
Bildiğini terk edecek.

Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 15 Haz 2009, 10:10 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 04 Tem 2007, 03:00
Mesajlar: 1026
Resim



“Aziz Mahmud Hüdai hürmetine…

Bizim ve bizden öncekilerin Rabbi, senden başka İlâh yoktur,
ancak sen varsın.


Cebrail’in kanadı üzerine yazılı ismin hakkı için…

Mikâil’in kanadı üzerine yazılı ismin hakkı için. Azrail’in
avucu içine yazılmış ismin hakkı için.


Bin bir ismin hakkı için.

Meryem oğlu İsa’nın (a.s.) ölüleri dirilttiği ismin için,
ben de senden istiyorum Yâ Râb!


Meryem’i hücresinde rızıklandırdığın ismin hakkı için!

Musa’nın (a.s.) nidasıyla denizlerin yarılıp, Beni İsrail’e
yol verdiğin hürmetine…


Ya Settar… Ayıplarımı ört. Diriliş gününde
beni rüsvay eyleme.

‘Sen olmasan âlemleri yaratmazdım!’ dediğin
Muhammed Mustafa hürmetine…”







Ayşe KARA_Refia Sultan



Resim

_________________
Derviş na murad olacak.
Allah vesilelerle kendisine yaklaştırır.
Na murad olacak..
Bildiğini terk edecek.

Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 15 Haz 2009, 11:36 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Eki 2008, 03:00
Mesajlar: 2740
Konum: Kimi dosta varır Dosta bend olur
Sabri Tandoğan'la Gönül Sohbetleri

Sayın Hocam,


Sevgi ve saygıyla sizleri selamlarım.Dualarımız her zaman sizinle.Bu güzel Cuma gününde sizlere güzel bir insanın hikayesini anlatmak istiyorum.


Bir Ramazan gününde Hüdayi Vakfında iftar sofrasına oturulduğu esnada iki sarhoş gelir, oradaki cemaatin hayret ve şaşkın bakışları arasında içeri girer ve:
"Burada yemek veriliyormuş. Biz de yemek yiyeceğiz." derler.

Cemaatten bazıları:
"Bu iki sarhoşu mübarek iftar sofrasına almayalım, paralarını içkiye veren bu sarhoşlara yemek vermemiz doğru olmaz?" derler.

Cemaat arasında salih bir zat:
"Hüdayi 'nin kapısına gelen şu iki garibin, şu iftar sofrasında sarhoşluk taraflarını görmeyelim. Onları şimdi yalnız Allah'ın iki aç kulu olarak kabul edelim." der. Ve içeriye alıp yemek verilmesine vesile olur.

Daha sonra bu iki zattan biri olan Abdülkadir Efendi kendilerine gösterilen bu rahmet ve hidayet üslubundan etkilenerek tövbe eder ve ilahi rahmetin engin deryasına dalar. Hüdayi Hazretleri'nin feyizli ve bereketli mekanından ayrılmaz. Cami'nin altında, o sıralar harabe halinde bulunan bir yerde her türlü sıkıntı içerisinde kalmaya devam eder.
İnsanların dertleri ve sıkıntılarını paylaşan vakfın salih bir mütevellisi;

Abdülkadir Efendi'ye kaldığı yeri kastederek:
"Bulunduğunuz ortamda fareler, yılanlar sizi rahatsız etmiyor mu?" diye sorduğunda onun cevabı şu olur:
"Onlar da bizim gibi Allah'ın kulları, bana dokunmazlar..."

Gönlü Peygamber aşkıyla dolu Abdülkadir Efendi, her yıl bir vesileyle Hicaz'a, o mübarek topraklara giderdi. Bir defasında Hacc'a giderken uçakta yer kalmayınca first class dedikleri birinci sınıf mevkiye yerleştirilmişti. Bunu gören ve kaldığı yeri bilen bir zat hayretler içinde:

"Allah'ın lütfuna bakın;bir zamanlar yılanlar, çıyanlar, fareler içinde yaşayan şu zat, Hacc'a uçakta birinci sınıf koltuklarda gidiyor..." diyerek rahmeti ilahinin enginliğine dikkat çekti.

Hac'da kendisini gören, kaldığı yeri ve ihtiyacını soranlara:
"Burada, Kabe'de çok rahatım, buradan daha güzel kalacak bir yer mi olur? Yetecek kadar da param var." derdi.


Sokaklarda dolaşan bir sarhoş iken , Allah'ın engin hidayet ve rahmet sofrasından nasiplenen Abdülkadir Efendi,bir hazreti insan olmuştu.


Büyük Allah dostu Aziz Mahmud Hüdayi hazretleri kendisini sevenler için şu duayı yapmıştır:


"Ya Rabbi ! Kıyamete kadar bizim yolumuzda bulunanlar, bizi sevenler ve ömründe bir kerre türbemize gelip ruhumuza Fatiha okuyanlar bizimdir. Bize mensub olanlar, denizde boğulmasınlar; ahir ömürlerinde fakirlik görmesinler; imanlarını kurtarmadıkça ölmesinler. Öleceklerini bilsinler ve haber versinler ve de ölümleri denizde boğularak olmasın!.."


Bir çok ulema ve evliya, bu duanın kabul olduğunu haber vermişlerdir.

Hazretlerinin türbesi İstanbul'da, Üsküdar'dadır.Eğer yolunuz İstanbul'a düşerse bu duadan nasiplenmek için kendisini ziyaret buyurup,bir Fatiha'nızı esirgemeyeniz.



Rabbimiz, aziz dostlarının yüzü suyu hürmetine bizlere hidayet ve ihsan buyursun.



Sevgi ve saygılarımı sunarım. Allah'a emanet olun.

Selami


**********

Sayın Sabri Tandoğan'ın cevaben yazdıkları :


Sayın Selami Bey,

30.5.2008 tarihli mailinizi aldım.

Efendim, yazdığınız harikulade güzel mailiniz için ne kadar teşekkür etsem azdır. Allah razı olsun. Bu mailde yeryüzündeki bütün insanların tek istisna olmadan alacağı çok büyük dersler var. Muhtabımız kim olursa olsun bizim görevimiz ona insanca, efendice muammele etmek.

Sonuç farzedelim ki istediğimiz gibi olmadı. Ne kaybederiz?

Ama güzel olursa bir insan kazanmış olmayacak mıyız?

Kaldı ki bal arısının görevi başka, eşek arısınınki başkadır. Herkes kendi üstüne düşeni yapsa dünya cennet olur. Peygamber Efendimize soruyorlar. “Allah’ı en çok memnun eden ibadet hangisidir?” diye. Yüce Peygamberimiz “İnsanları sevmek ve onlara hizmet etmektir” buyuruyor. Yunus Emre

“Hepisinden iyisi bir gönüle girmektir”


diyor. Çok dikkatli olalım. Yaşadığımız sürece bir gönüle girmye çalışalım. Bunun için her ihtimali deneyelim.


Selam, sevgi ve saygı ile.

Sabri Tandoğan

_________________
''Ve Allah'a Sımsıkı Sarılın...''

Hacc / 78


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: _YOL GEÇEN HANI_
MesajGönderilme zamanı: 15 Haz 2009, 15:00 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Eki 2008, 03:00
Mesajlar: 2740
Konum: Kimi dosta varır Dosta bend olur
zahidzenderun yazdı:





Neşemizde ağlar efkarımızda tüter gölgemiz
Halimizde bir yeşil kefen bezimizdir hüzün
Sevince sevdamızda, susunca nazarımızda yanar
Şarabımız… Keyfimiz… İki gözümüzdür hüzün!...



Şiir : Hayrullah Ersöz
Müzik : Mercan Dede


Resim

_________________
''Ve Allah'a Sımsıkı Sarılın...''

Hacc / 78


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 15 Haz 2009, 15:03 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Eki 2008, 03:00
Mesajlar: 2740
Konum: Kimi dosta varır Dosta bend olur
AŞK-I HÜZÜN...

Aşkı hüzün eyledin ey sevgili..
Bir güvercin muhabbetiyle gel sevgili..


Resim

_________________
''Ve Allah'a Sımsıkı Sarılın...''

Hacc / 78


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 16 Haz 2009, 00:16 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 09 Ağu 2007, 03:00
Mesajlar: 3843
Allah Dostlarına sordum,
Hüzün; Şeker, bal dediler.
HİÇ öyle uzaktan bakma,
Gel bir lokma al dediler.

Dedim; YÂR’ i arıyorum,
Önce KENDİ’ n BİL dediler,
Dedim; Bilsem sorar mıydım,
“OL” der ancak DİL dediler.

Dedim Derdime BİR derman,
Dert dermana TÜL dediler,
Bak şu GÜBRE’ nin İǒine,
Nerededir GÜL dediler.

Dedim YÂR uzak mı bana,
Ara KENDİ’n bul dediler.
YOL’ unu söyleyin dedim,
SEN KENDİ’ nsin YOL dediler

Dedim ki AKLI’ m karıştı,
Edebi US-ÛL dediler.
Ölmeden bulsaydım dedim
Bu NEFS’ ine ZÛL dediler.

Dedim ki çok çaresizim,
İǒ in sanki ÇÖL dediler,
Dedim ki YÂR ses vermez mi
NEY’ e lazım KUL dediler.

16.06.2009 - 00:15

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 16 Haz 2009, 04:35 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 16 Oca 2008, 03:00
Mesajlar: 1283
Alıntı:
Yüreğimiz han kapısı gibi yirmi dört saat açık
Gönlümüz cennet bahçeleri kadar geniş
Acılarla yâr busesidir diye sevişiriz
Ve yalnızlık sanatının ustasıyız, çok şükür


Zülf ü Yâre dokundun yine Zahidim,

harmanım ben harmanım
kırk satırlık fermanım
yok dizimde dermanım
eyletmen beni söyletmen beni
aglatman beni aynalar aynalar aynalar

Hüznüm sizde görülür
saçım beyaz örülür
yaşarkende ölünür
eyletmen beni söyletmen beni
aglatman beni aynalar aynalar aynalar...


Yalnızlık sanatının ustasıyız şükür... demiş, bu yalnızlık neler vermedi ki bize... Yalnız gezdik, yalnız sevdik, yalnız yaşadık, yalnız da ölürüz an geldiğinde...

Yalnızlığım iftiharımdır, Resulullah sallallahu aleyhi ve Sellem efendimizin, Fakirliği ile iftihar ettiği gibi...

Bu yalnızlığın içinde haldaş oldum dünya ve içindekilerle. Güldüm onlara, söz dedim, baş salladım, el ettim, yedik içtik hem de... Hepsi de aralarında gördüler, kimi sevdi kimi yerdi kimi git kimi gel dedi... Hepsini bir kefeye koydum dünya potasında erittim, özleri bir çıktı... Kendi yalnızlığımın saltanatına kuruldum. Harmana kattılar, bir dâne olarak değirmen taşının arasından kaydım, feleğin çarkına girmedim yalnız olarak...

Derman doktorumdan okudum;


Hızır, iki gözü kör bir adama rastladı:
“Sana dua edeyim de gözlerin açılsın.” dedi.
Âma gülerek ona:
“Geç baba işine! Ben kazâ-yı ilahiyi gözlerimden fazla severim. O’nun kazâsını gözlerimin açılmasına değişmem!” diyerek yoluna devam etti.


Kazayı İlâhîyi sevdim bende çok şükür... Ne biçtiyse hulle hâlime, beğendim de giydim, kah nârdan kah nûrdan... Etmem de şikâyet inşallah bundan sonra da beğenirim...

Âşık Veysel dedem derdi,


Uzun ince bir yoldayım
Gidiyorum gündüz gece
Bilmiyorum ne haldayım
Gidiyorum gündüz gece


Dünyaya geldiğim anda
Yürüdüm aynı zamanda
İki kapılı bir handa
Gidiyorum gündüz gece


Uykuda dahi yürüyom
Kalkmaya sebep arıyom
Gidenleri hep görüyom
Gidiyorum gündüz gece


Kırk dokuz yıl bu yollarda
Ovada dağda çöllerde
Düşmüşüm gurbet ellerde
Gidiyorum gündüz gece


Düşünülürse derince
Irak görünür görünce
Yol bir dakka miktarınca
Gidiyorum gündüz gece


Şaşar Veysel işbu hâle
Gâh ağlaya gâhi güle
Yetişmek için menzile
Gidiyorum gündüz gece...


Ah benim gözümün nurları, gönlümün sürurları... Yunus EMREM de var ya,

Aceb şu yerde var m’ola şöyle garip bencileyin
Bağrı başlı gözü yaşlı şöyle garip bencileyin

Gezerim Rûm ile Şam’ı Yukarı illeri kamu
Çok istedim bulamadım şöyle garip bencileyin

Kimseler garip olmasın hasret oduna yanmasın
Hocam kimseler olmasın şöyle garip bencileyin

Söyler dilim ağlar gözüm gariplere göyner özüm
Meğer ki gökte yıldızım şöyle garip bencileyin

Nice bu dert ile yanam ecel ere bir gün ölem
Meğer ki sinimde bulam şöyle garip bencileyin

Bir garip ölmüş diyeler üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuyalar şöyle garip bencileyin

Hey EMRE’m YÛNUS bîçâre bulunmaz derdime çâre
Var imdi gez şardan şara şöyle garip bencileyin...


Derman Doktorum da "şöyle garip bencileyin" çıkmıştı yola...

Yol geçen hanında yalnızların YOLunda İZinde Sidretü'l Müntehaya doğru seyr u sefer emelim...







Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 16 Haz 2009, 11:56 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Eki 2008, 03:00
Mesajlar: 2740
Konum: Kimi dosta varır Dosta bend olur
Resim



SENCİLEYİN

Sevgilere pınar sende,
Aşk ateşi yanar sende,
Dostluk kurulur bedende,
Sevebilsek sencileyin.

Arı, duru Türkçe sende,
Şiir hece hece sende,
Nefis kurmaz durak tende,
Sevebilsek sencileyin.

Hüzün gider, yüzler güler,
Ay yüzlerde gözler güler,
Tatlı dilde sözler güler,
Sevebilsek sencileyin.

Kavga, niza kalır mı hiç,
Küskünlükler olur mu hiç,
Kinler meydan bulur mu hiç,
Sevebilsek sencileyin.

Yunus’um ah, Yunus’um ah,
Senin gibi desek Allah,
Ne dert kalır ne gam billah,
Sevebilsek sencileyin.

İbrahim Sağır

_________________
''Ve Allah'a Sımsıkı Sarılın...''

Hacc / 78


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 19 Haz 2009, 19:55 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 04 Tem 2007, 03:00
Mesajlar: 1026
Resim

Nur-ı aynım, iki gözüm,

bildin mi neydi sabır?




Ya neydi kirpiğinin kıvrığına tutulup kalan burukluk. Hani neydi nesre çevrilemeyen söz. Neydi bilgiye adanmış ayazların derununu dolduran acı.

Sabır bir aydınlık, sabır bir teselli… Büyük sahraya yağmur, istiridyeye inci…
Sabır göz pınarlarını kurutan ferahlık; sabır hüzünler kulübesinin ışığı…
Eyyub ile Yakub, Derviş ile Sultan…

Nur-ı aynım, iki gözüm bildin mi neydi sabır?

Haşre dek yokluğa hüküm giymiş bir güzelin kadehindeki iksirmiydi; son gezginin gözyaşlarıyla suladığı bir çiçek mi, ıssız harabelerin eşiğinde ıstırabı emerek büyümüş nazenin bir kelebek mi?

Karlı caddelerin kıyısında açmış ayın ondördü zambaklar bilir sabrı, nur-ı aynım, altın şehirlere uçan ebabiller bilir. Sadık rüyalarda bir gemi Ağrı dağına çıkar sabırla ve yaralı süvariler geçer kehkeşanlardan darüşşifalara doğru. Serazad türküsüyle hercai bir bülbül konar Kitab’ın son sayfasına, sabrı şeydalanır seherler ve sabahlar boyu nur-ı aynım, sabrı şeydalanır.

Sabır bir hazine ki… Yılanlar bekler gerçek!… Bir hazine ki… Tek miskali Yusuf’lar satın alır… Bir hazine ki… Beşiği ab-ı hayat sukunetiyle süslenen bebekler büyür hendesesinde nur-ı aynım ve tahammül renkli güzellikler yansır eşyaya bakışlarından.

Bir hikaye anlat bana sabra dair, nur-ı aynım, bir hikaye anlat; gerçek olsun. Kalbinin rengi damlarken hani, çekik gözlü nakışlar vuruldu sevinçleri, onu anlat. Yanağına düşen her güneş damlası yeni mağlubiyetler asardı boynuna ve eksik olan şey hep bir adım önde giderdi hani, onu anlat.

Kafesi taşlara çalıp içindekini salıvermediğinden mi nur-ı aynım, yoksa bir derya mavisinde buruk bir toprak kokusuna dalıvermediğinden mi, bir imtihan içre iplik iplik bağlanmışsın şah yüreğine ve kirkitler erişlere vuruyor, argıçlar kirişlere…

Sabır bir kilim oluyor nur-ı aynım, kilimi anlat… Sabrı bildin mi nur-ı aynım, bildin mi sabrı?
Hani yağmur çamur okula gidip de tipi boran kapıda bekleyen var ya!… Hani masumiyeti kandehar tepelerinden boşluğa bir şahin gibi süzülen beyaz kuğu… Sonsuz köşeli dayatmalarda hani zamanı biriktiren nazenin yasemen varya!…

Hani nisan dallarında vurulup kanı akmayan kanarya?… Helvaya durdu korukları, acımsılık lezzet oluyor dimağlarında. Onlar ki, soluk almadan bekleyişlerin sırrını öğrendiler kalpleri henüz durmadan ve bulamayacakları çağrelere adreslenmiş mektubların, açılacak kapılara gizlenmiş umutların sırrına erdiler; adı sabırdı!… İsteksiz gülüşler serpildi kanayan yaralara nur-ı aynım, sabır adına bilinçsiz köşelere asılan afişler kirlendi, yolların üstüne uzaklar düştü, hep uzaklar… Karşılıksız sevmelerin şarkısı eski plaklarda kaldı iki gözüm ve bir gece daha sancıdı yıldızlar, bir gece daha… Şimdi geceler en ince yerinden bölünmede nur-ı aynım, şehir bir denize doğru ağlamakta.

Bildin mi sabrı nur-ı aynım, neydi sabır?

Sabır adına ve umut adına… Kol kanat edinip umutları, bereketli baharlara bir koşu başlar mı acep? Mum gibi eriyen ve mum rengince üzülenlerin; yandıkça ağlayan ve göz yaşlarınca yananların can ipliklerinde dumanı tütmez alevler parıldıyor, aydınlıklar tel tel yüzlerine vuruyor. Mutsuzluğun beslediği uzak arzular değil oysa umutsuzluk…

Ve yakınlarda, çok yakınlarda bir sabır heykelinin eli değiyor eline.

Zirvede bir imtihan var nur-ı aynım,

Zirvede bir imtihan var…




İskender Pala

_________________
Derviş na murad olacak.
Allah vesilelerle kendisine yaklaştırır.
Na murad olacak..
Bildiğini terk edecek.

Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 19 Haz 2009, 20:55 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 04 Tem 2007, 03:00
Mesajlar: 1026
Resim




Üzülme!
Üzülebiliyorsan bir kalbin var demektir. Kalpsizler üzül(e)mezler ki. Ne mutlu sana ki, üzülebiliyorsun. Dokunan var demek ki kalbine. Ya dokunulmasaydı kalbine. Ya hüznün gönül toprağını karmasına izin verilmeseydi. Demek ki gözden çıkarılmadın. Demek ki sen hâlâ bir umut tarlasısın.

Üzülme!
Üzülüyorsan, Biri var ki cılız varlığını düştüğü çamurdan kaldırmak istiyor. Onun için dokunuyor kalbine. Kıymetini bil ki, üzmeye değer görüyor seni. Hüzünlerin kalbinin toprağını allak bullak ediyorsa, sen ekilmeye layık bir topraksın demektir. Kaygıların vuruşuyla tuz buz oluyorsa taş katılığında büyüttüğün güvencelerin, yarılan göğsüne umut fidanları dikiliyor demektir.

Üzülme!
Yüzün yerde geziyorsan, ellerin boynuna sarılı ise, içini ısıtacak haberlerin mürekkebi damlıyor olmalı ömrünün defterine. Kar yağıyorsa güvendiğin dağlara, yarının ovalarında rengârenk çiçeklerin olacak demektir. Hırçın fırtınalar sarsıyorsa sevinçlerinin zirvesini, rüzgârlar dövüyorsa umudunun yamaçlarını, bir yüce dağsın sen demek ki, az bekle, eteğinden serin pınarlar akmaya başlayacak demek ki…

Üzülme!
Üzülüyorsan, şımaramazsın. Kibrin kirli tuzağına düşemezsin. Kendini beğenmişliğin çamuruna dolaşmaz ayakların. Uzak geçersin isyanlı yollardan. Heveslerinin ardı sıra düşüp nisyan uçurumlarının başına sürüklenmezsin. Seni Biri yakınlığına çağırıyor demek ki… Gözden çıkarmamış olmalı seni.

Üzülme!
Üzülüyorsan, bir kutlu teselli kapısının önünde bekletiliyorsun demektir. Gözlerini kaldır vefasız dünyanın eşiğinden. Gönlünün elinden çıkar sebeplerin boş avuntularını. Umudunu kes sahte doymalardan. Yüreğini küstür coşkulardan. Kapı açıldı açılıyor demektir.

Üzülme!
Üzülüyorsan, kaybedeceğin bir şeyler var demek ki… Kaybedeceği bir şeyi olanlar çoktan kazanmışlardır. Eline geçmeyenleri saymakla tüketme nefesini, elindekileri saymaya başla. Hepsini saysan bile, nefesini saymaya nefesin yetmeyecek demektir. Bak işte zenginsin.

Üzülme!
Seni bir “İşiten” var. Seni, senin kendini bile sevmenden önce O sevdi. Senin kendini bile bilmediğin unutuş kuyularından çekip çıkardı seni. Çektiğin acılara habire meşgul çalan telefonlar gibi kör ve sağır değil O. Yüreğinin her yangınına O yetişiyor. Ayrılıklarına ve sıkıntılarına metal soğukluğundaki plazalar gibi umursamaz değil O. Yitirdiklerinin hepsini sana iade edeceğine söz veriyor. Sevdalarına ve özlemlerine çok seçenekli sınav kâğıtları gibi tatsız ve tuzsuz formüller sunmuyor. Seni herkesten çok anlıyor, seni senin kendini düşündüğünden çok düşünüyor. Gözyaşlarınla imzalayasın istiyor yakarışlarını. Bir ebedî çerçevenin içinde, gösterişsiz bir kullukla fotoğraflamak istiyor seni. Dağılıp giden ömür kırıntılarının arasından sıcacık bir kardelen ümidi devşiresin istiyor. Keyfinin çatlak kabuklarının arasından sonsuz teselli pınarları akıtmak istiyor.

Üzülme!
Varlığının tenine çiziktir her hüzün. Varlığından haber verir üzüntün. Hatırlar mısın, bir zamanlar hatırlanmaya değer bir şey bile değildin. Hiç umursanmadan çöpe atılabilecek kirli bir su iken sen, yüzüne bir tek O baktı. Kimselerin arayıp sormadığı, önemseyip adını bir kenara yazmadığı o günlerde, Senin adını ilk O andı. Hatırını bildi. Seni yanına aldı. Hep yanında oldu. Sen seni unutup da başını yastığa koyduğunda bile, seni her defasında sabaha çıkardı. Sen Onu defalarca unuttun ama O seni asla unutmadı.

Üzülme!
O’nun en sevdiği kulu da yalnız kaldı. Taşlandı. Sürüldü. Yaralandı. Aç susuz kaldı. Yuvasına uzaktan göz yaşları içinde baktı. Mağarada yapayalnız ve korunmasızdı. Senin gibi üzülen yol arkadaşına sonsuz müjdeler veren tebessümüyle fısıldadı: “Lâ tahzen, innAllahe meânâ.”

Üzülme!
Kaldır yüzünü yerden. Omuzlarından sarsıp kendine getirmek istiyor seni Sevgili. “Rabbin sana küsmedi ki…” Gözlerinin içine içine bak sevdiklerinin. “Rabbin seni unutup yalnız bırakmadı ki…”



Senai Demirci

_________________
Derviş na murad olacak.
Allah vesilelerle kendisine yaklaştırır.
Na murad olacak..
Bildiğini terk edecek.

Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 19 Haz 2009, 21:40 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 04 Tem 2007, 03:00
Mesajlar: 1026
Resim


Ruhum, yalnızlığın bahçelerinde gezinirken
bir sevdâya ağladığını fark ettim. Sordum yalnızlığıma:

-”Kimdir, seni benim içime salan?” diye.

Hüzün geldi yanına ve konuştu yalnızlığım:

Huzuru aramaktır!” dedi benim adım. “Bu arayıştır, beni içine salan

Hani olur ya, renksiz resimlerdeki yalnız duran banklar gibi, bu da başka yalnızlıktı kalpte yaşanan. Sayısız nefeslerin içindeki “yalnız soluktur” adı. Dostluğun özlemi eklenir ve yangın olur, yalnızlık makamı. Her kelime ikinci bir anlam kazanır, gittikçe açılır perdeler ve mevsimine göre sevdâ yaşanır. Rabbin merhametidir bu yalnızlık!. Tüm dayanakların bencilliğidir. Sıkışan yüreklerin feryâdıdır.

İnsan bilmez sâdeliğini ve bilmez kimsesizliğini. Tâ ki, rahmet tecellî eder ve başlar kalplerden gidişler! Sahte putlar gider! Beyazı kıskanır ruhlar, çünkü en çok sevdâsı olana yakışır temizlenen yürekler.

Kaybolanlar, anlatılmaz bu arayışlarda. Ve bulunanlar da gizlidir.

Bir yalnızlıktır bu. Uçuşan yaprakların hışırtısı gibi nereye estiğini bilmeden, yalnızca “Es!” emrini yerine getiren!

Ve bir keşiftir bu, malzemesi yalnızca bir yürek olan ve aslâ yalnızlığından gocunmayan! Kimileri korkar bu “tek”likten, kimi ise alır lezzetini, payına düşen nasibinden! Derinliğini maviden alır, bu hisler. Toy yürekler gibi korkmaz ölümden. Lafta da kalmaz bu yalnızlık, Yaratan, her şeyin farkındadır.

Şimdilerde benden öte bir ses var içimde. Kalabalıkların içindeki, yalnızlığına ağlayan ruhların gözyaşlarını, bilmez sahipleri. Doludur içi. Dolu zanneder, oysa. Kalabalıktır etrâfı. Yalnızdır oysa. Gözü kapalı, her dâim sevenleri vardır. Yaratanr17;ın sevgisi asıldır oysa. Bunlarla yüzleşmek de ürkütür, seveni çok olanları ve ebediyeti kıskananları.

Alıştırmalı gönülleri. Farkına varmalı. Etraftaki nefeslerin “çokluğu” kadar “fâniliği” de akıllarda kalmalı. Bilmeli âcizliğini ve Yaratan’a sığınmalı!..

Gülen yüzler de ağlar bir gün!. Kalabalıklar da tenhâlara salar, kendini!.. Bu vakitler gelmeden bulmalı dengeyi!

Bir yatırım yapmalı kalplere. İlerideki sâde günler için. Yaratan’ın sevgisinden bir çınar büyütmeli. Yalnızlığımda, gölgesi, tesellî mekânım olan ve gerçekleri sindirecek kadar büyüklüğü keskin olan. “İman azığı”m olmalı. Yalnızlığımda, karnımı doyuracak kadar sağlam olan.

Uzak sanmamalı, bu beklenen yaprak dökümü günleri! Bir gün titrek ellerimle penceremi açtığımda, gelmiştir “yalnız soluk” mevsimi.

Aslına dönmüştür her şey. Ruhum kendi sevdâsının derdindedir artık. Vakitler ayrılır cömertçe, Yaratan’ın muhabbetine.

Hissetmeseydim bu hüzünlü mevsimleri, bilirim ki, kavuşmayacaktım muhabbete!.. Bilirim ki, oyalanacaktım, bir çok “soluk” içinde! Burnu büyük sevdâlarımın peşinde koşmaktan, “son nefesimde” yorulacaktım. Ve geç kalmışlığın yasını tutamadan, yok olacaktım!..

Şimdi ruhum kendine gelir. Bırakır, kalabalıklar içindeki çâresiz mırıldanmalarını. Etrâfındaki nefeslerin soğukluğu da üşütmez artık içimi. İman ateşi ve Yaratan’ın sevgisi ısıtır, tüm kâinâtı ve beni.

Yalnızlık, başka lezzetler katar ömrüme. Bir başka güzelliktir, sâdelik. Artık yüzüme kan gelir. Tebessümlerin, aynasıdır içimde değişen mevsimlerin. Yaprağın kaderi düşmekse, benim de kaderimdir, yalnızlığımla yüzleşmek ve düştüğüm yerden Mevlâ’ya yükselmek. Yeniden sevmek, yeniden sevgiyi hissetmek. Yalnızlığın tadını çıkarmak. Huzurlu dakikalarla baş başa kalmak.

Şimdi değişir, yalnızlığın karanlık tarihi. Şimdi temizlenir, üstüne sürülen kirli lekesi. Artık “öz” vardır, kalabalıklardan sıyrılmış olan. Yalnız Rabb’in merhamet tecellîleri vardır kalplerde. Duâlar vardır ve O’nu keşfetmek vardır, çok derinlerde.

Kuramadığım hayali kadar sevdim yalnızlığı. Ürpertisi bende derin bir iz bıraktı. Issızlık, çığlıkları kıskandırdı.

Ve beni elimden tutup Rabbime, bu yalnızlık taşıdı.





Fatma Aladağ

_________________
Derviş na murad olacak.
Allah vesilelerle kendisine yaklaştırır.
Na murad olacak..
Bildiğini terk edecek.

Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 20 Haz 2009, 02:42 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 16 Oca 2008, 03:00
Mesajlar: 1283
Nuru aynım iki gözüm;

Sabır... İnsanın HAYYat serüveninde iyi-kötü, güzel-çirkin, doğru-yanlış, uzun-kısa, sıcak-soğuk, geniş-dar gibi belirlediği tanımlamalarda hep ikinci kısımda yer alan ve içinde reddettiği, istemediği, beğenmediği, anlamadığı ne varsa yaşamak istemediği... İşte bunlardan birinin veya birkaçının değişik ölçülerde başa gelmesi sonucu verilen tepkinin bir şekline mi denir ki SABIR...

Ki bu ölçüler insanın tahammül derecesine göre değişim gösterdiğinden kimini ağlatan kimini canından bezdiren kimini gülüp geçtiren kimini çağırıp söyleten duygunun adı mı ki SABIR...

SABIR; insan ölçüsünde oluşmuş olumsuza dayanma, direnç gösterme, yıkılmama hali mi acaba?

Yoksa SABIR, Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretlerinin;


Tefvizname
Hak şerleri hayr eyler
Ârif anı seyreyler
Zan etme ki gayreyler
Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Sen Hakk’a tevekkül kıl
Sabreyle ve râzı ol
Tevfiz it ve rahat bul
Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Kalbin ana berk eyle
Takdîrini derk eyle
Tedbirini terk eyle
Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Bil kâdı-i hâcâti
Terk eyle mürâdâtı
Kıl ana münacâtı
Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Bir işi murâd itme
Hak’dandır O red itme
Oldıysa inâd itme
Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Hakk’ın olıcak işler
Ol hikmetini işler
Boşdur gam u teşvişler
Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Hep işleri fâyıkdır
Neylerse muvâkıfdır
Birbirine lâyıkdır
Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Dilden gamı dûr eyle
Tefviz-i umûr eyle
Rabbinle huzûr eyle
Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Sen adli zulüm sanma
Sabr it sakın o sanma
Teslim ol oda yanma
Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Dime şu niçün şöyle
Bak sonuna sabr eyle
Yerincedir ol öyle
Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Hiç kimseye hor bakma
Sen nefsine yan çıkma
İncitme gönül yıkma
Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Mü’min işi reng olmaz
Ârif dili teng olmaz
Âkıl huyu cenk olmaz
Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Hoş sabır cemilimdir
Allah ki vekilimdir
Takdîr kefîlimdir
Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Her dilde ânın adı
Her kuladır imdâdı
Her cânda anın yâdı
Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Nâçâr kalacak yerde
Dermân ider ol derde
Nâgah açar ol perde
Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Her kuluna her anda
Her anda o bir şânda
Geh kahr u geh ihsânda
Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Geh mu’ti vu geh mâni’
Geh hâfıd u geh rÂfi’
Geh dârr u gehi nâfi
Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Geh abdin ider ârif
Her kalbi O’dur sârif
Geh eymün u geh hâif
Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Geh kalbini boş eyler
Geh aşkına düş eyler
Geh halkını hoş eyler
Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Az ye az uyu az iç
Dil gülşenine gel güç
Ten mezlebesinden geç
Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Bu nâs ile yorulma
Kalbinden ırağ olma
Nefsinle dahi kalma
Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Geçmişle geri kalma
Hâl ile dahi olma
Müstakbele hem dalma
Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Hem dem âni zikreyle
Hayrân-ı Hak ol söyle
Zirekliği koy şöyle
Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Gel hayrete dal bir yol
Koy gafleti hâzır ol
Kendin unut anı bul
Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Her sözde bir nasihat var
Her işde ganîmet var
Her nesnede zinet var
Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Hep rumuz ve işâretdir
Hep ayn-ı inâyetdir
Hep gâmız ve bişâretdir
Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Bil elsine-i halkı
Öğren ebed u hulki
Eklâm-ı Hak ey Hakkı
Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Vallah güzel etmiş
Tallah güzel etmiş
Billah güzel etmiş
Allah görelim netmiş.Netmişse güzel etmiş.


Yunus Emremizin;

Aşkın aldı benden beni bana seni gerek seni
Ben yanarım dün ü günü bana seni gerek seni
Ne varlığa sevinirim ne yokluğa yerinirim
Aşkın ile avunurum bana seni gerek seni


Derman doktorumuzun;

KABİR TAŞIM
Bir gövde borcum var toprağa
Verdim borcumu
Ruhumun toprağa borcu yok benim
Arama toprakta beni,ben başka yerdeyim
Toprağım temizdi,temiz teslim ettim borcumu
Bu kabir ruhumla gövdemin ayrılış yeri
Burada arama burada değilim
Azapta değil,narda değilim.
Sıkıntım kalmadı artık,aç ve yoksul değilim.
Dünyada,haksızlık,sefalet,açlık,sıkıntı dertlerle arkadaş yaşadım
Şikayet etmedim Rabbimden bu nedir diye
Kırklar,yediler,dörtler,üçlerle arkadaş idim.
Hızır’la buluştum,konuştum,dertleştim,dünya yüzünde
Şikayet etmedim kendi halimden
Nefsinle uğraşma bu savaş değildir
Kabirde azabın esası budur
Bırak nefsini kendi haline
Uğraşma onunla yakışmaz sana
Gövde,nefis,ruh başka başkadır
Yek diğerine karıştırıp çengelleme onları
Nefis dünyada kalır gövde toprak da
Ruh gider aslı olan Rab’bine
Burada arama burada değilim
Azapta değil,narda değilim.
Sıkıntım kalmadı, aç ve yoksul değilim.
Gövdemi verdim toprağa borçlu değilim.
Nefsimin de derdi dünyada kaldı
Üzme kendini bende senin gibiyim.
Rabb’imin yanında uçar gibiyim.


ve HAKK dostlarının yaptıkları gibi olanı HAKKtan görüp bilip beğenmek ve dayanmaya tahammüle hâcet olmadığını olması gerekenin o olduğunu bilip bunu can baş üstüne onaylamak mı ola?

Sabrı ne tarif ederse etsin, SABRUN CEMîLUN denilmiş, ALLAH Celle Celâluhu'dan niyaz ederim ki, sabredecek dert, sıkıntı, darlık, zorluk, musîbet vermeye, sebepsiz ihsan ve ikramda buluna. Kolay kıla HAYYat örgümüzü BİLmemiz BULmamız OLmamız ve YAŞAmamız için lâzım olanı ihsânından ikrâmından lâyık eyleye... Kendimizi Kudreti İlâhi'ye teslîm eyleyelim inşallah suyun kendisine teslim olanı yüzde tutup emînlikte eylediği gibi RABBİMİZ de BİZi emînliğine ala, esirgeye, koruya dâim. Amin, amin, amin...



Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 20 Haz 2009, 15:24 
Çevrimiçi
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
Resim


Resim

ZEVK 3706

GüBReyle GüL! Leylâ-Mecnûn! ASLı-KeReM Bazısı DoST!
ParMak İZimde OKUnAN, YAZıM AlnıM YAZısı DoST!
ZâHiRe LaTiF YıLDıZım! BâtıN KuL İhvÂNî KıtMiR!
Nûr-u MîM den NiyaZ-NeŞ’em! SıZıM “ELİF” SıZısı DoST!..


20.06.09 15:15
ZâR da..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 20 Haz 2009, 15:55 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 16 May 2009, 03:00
Mesajlar: 1853
Konum: TASAVVUF TALEBESİ
HaYYYY DoST!..

SENSİZLİĞİN KALABALIĞINDA, SENİ ÖZLEDİM DOST
NEREDEN GELİRSİN DİYE HER YÖNÜ GÖZLEDİM DOST
BİR KİTAPTA YANA YAKILA ARARKEN SENİ HASRETLE
BİR HARFİN YALNIZLIĞINDA BULUP SÖZLEDİM SENİ DOST

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 20 Haz 2009, 17:52 
Çevrimdışı
Üye
Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 03:00
Mesajlar: 28
"Gerçekten insan, ziyandadır. Ancak îman edip sâlih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka."

(Asr Sûresi, 2-3)


“ Ey îman edenler, sabredin ve sabırda yarışın...

(Âl-i İmran Sûresi, 200)

“ Bu bir Kitap'tır ki, RABBinin izniyle insanları karanlıklardan nûra, O güçlü ve övgüye lâyık olanın yoluna çıkarman için sana indirdik"

(İbrâhim Sûresi, 1)

"... Sabır gösterenleri müjdele."

(Bakara Sûresi, 155)


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 21 Haz 2009, 00:11 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Ağu 2007, 03:00
Mesajlar: 724
Konum: Gelsenkirchen Almanya
ŞAH İLE ŞAH A GİDEN
ŞÂDÂN OLUR YÂR OLUR
KIZGIN ATES KOR U İLE
BAL DA OLUR BUZ DA OLUR

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 403 mesaj ]  Sayfaya git Önceki  1 ... 13, 14, 15, 16, 17  Sonraki

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 4 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye