Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 12 Ara 2018, 16:22

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 2 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Ateşin Sesi / Hamadeten Nar
MesajGönderilme zamanı: 14 May 2018, 11:51 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2012, 11:01
Mesajlar: 1002
Konum: Cümle; Âlem... ÖzNe; Aşk... Yüklem; Kulluk..
Bu konuyu facebook'ta paylan!
Resim

Bir çölde çadır kurup zevk ve eğlenceye dalan prens, ürken atının sesiyle çıkıyor çadırdan,
buna sebep ararken gördüğü küçük bir ceylanın peşine düşüyor ve kayboluyordu gözlerden.

Bab’aziz filmini izleyenler hatırlayacaktır.
Benzer konulu filmlerde, hikayelerde de vardır benzer sahneler.
Prensin kaybolduğu fark edilince onu bulmak için aramaya çıkıyordu tebaası.
Oysa ki O, aramakla bulunamayanı bulmuş ve çöküp kalmıştı bir su kuyusunun başında.

İnsan aklı aynen o prens gibidir. Eğer ki peşine düşeceği bir ceylan yoksa bu hayat çölünde;
Yapacağı tek şey kendini eğlenceye vermektir. Oysa ki bu hayatın var oluş nedeni bu değildir.

وَمَا خَلَقْنَا السَّمَاءَ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِبٖينَ
Ve mâ halagnes semâe vel arda ve mâ beynehumâ lâıbîn.(21/16)
Biz yeri, göğü ve arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık.

Bu çölde Can Suyu’ nu aramak bulmak yerine oyun eğlence ile ömrünü geçiren kimse karışır gider çöl kumlarına…
Lâkin, O Can Suyu’ na giden yolu da akıl kendiliğinden arayıp bulma imkânına sahip değildir.
Ancak peşine takıldığı ceylan alır götürür onu olması gereken yere nasibinde varsa eğer…

İşte! Bu Ceylan; Kuran’ı Kerim (üzerine tefekkür) dir akıl için.
Ve bir kez göründüğünde artık insan aklını alamaz zaten bir daha ondan…
Lâkin O, insanın aklını alır.

İki ayı geçti sanırım. Abimlere gidiyordum bir eğlence çadırı kuralım diye :)
Yol uzun olduğu için bir yandan düşünüyor, bir yandan cep telefonundan bir şeylere bakarak vakit geçiriyordum.
Aslında, bir şey yapsan da yapmasan da geçiyor vakit amma akıl bu!
Boş durması mümkün değil;

اَيَحْسَبُ الْاِنْسَانُ اَنْ يُتْرَكَ سُدًى
Eyahsebul insânu ey yutrake sudâ. (75/36)
İnsan, başıboş bırakılacağı mı sanıyor.

İbrahim Suresi’ ne bakarken buldum kendimi. Birinci ayetin sonunda geçen
الْعَزٖيزِ الْحَمٖيدِ
“… azîzil hamîd. i görünce “Hamd” ceylanı ilk orada göründü aklıma…

O gün-bugündür arada bir görünür o ceylan, peşine takar oradan oraya sürükler aklımı.
Ve ben de o gün bugündür; Bir kâğıda döksem de bir derleyip toparlasam aklımı ve aklımdakileri diye düşünürüm hep.

Lâkin ne mümkün! Ne zaman niyetlensem çarşı-pazar karışıyor.
Önceki yazıda biraz bahsedecek gibi oldum ama zaman-imkân derken “Belki başka bir yazı yazmak gerektir.
Nasipse yazılır bir gün”
dedimdi.
http://www.muhammedinur.com/KUR_%C3%82N_ve_OKUy%C3%82N-HBR206.html

Nasip bugüneymiş belli ki…
Tabi bugün deyişim bugün başladığım için (10.05.2018).
Artık parça parça ne gün biter Allah bilir. Lafı uzatmadan ve aklımdakileri unutmadan…

İbrahim Suresi’ nde “… azîzil hamîd.” i görünce “Hamd” a ilişkin Fatiha Suresi’ nin 2.ayeti geldi aklıma.
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ
El hamdu lillâhi rabbil âlemîn. (1/2)
Hamd/Tüm övgüler Alemlerin Rabbi olan Allah için… ise;

E peki; “Azîzil hamîd” ne o zaman?
Aziz; İzzet sahibi, yüce, büyük, her şeye galip olan, mağlûp edilmesi imkânsız olan. Üstünlükte eşsiz olan.
Hemen akabinde Hamd olunca içime sinen bir anlam bulmakta zorlandım.
Hamd, övgü ise Allah cc.’ un bu hususta Aziz olması ne demek?

Ha! Çevirilerde yazıyor;
- Bütün izzet ve hamd O'nundur (Eee? Her şey O’nun zaten)
- Yani her şeye galip (ve) övgüye lâyık olan Allah (Lâzım, Lâyık… bu tür kavramlar insan için anlamlı)
Hem o çevirilerle yetinecek olduktan sonra bir şey aramaya, düşünmeye lüzum yok ki.

Esma-ul Hüsna olarak bildiğimiz bu isimler/sıfatlar Kuran’ı Kerim’ de birçok ayette geçiyor.
Hiçbir ayette hiçbirinin rastgele seçilmediği muhakkak olduğuna göre;
Bu ikisinin (Aziz ve Hamid) bir arada oluşunun nedeni ne olabilir diye düşünmeden edemedim.
Nasıl edeyim ki! Kendiliğinden gelişiyordu düşünceler...

Aziz kelimesine baktım şöyle bir… Sanki daha bir anlaşılır duruyor gibi.
Değil tabii de… Yine de Hamd’ e yöneldim.

Hamd’ in anlamı ve cümle içinde kullanılış biçimlerini araştırırken “Hamadeten Nar” tabirini gördüm.
Hamd >Övgü; Alemlerin Rabbi olan Allah içindir dediğimizden hep;
"Hamedeten Nar" ı gördüğümde bu nedenle başta övgüye dair bir anlam aradım.
Ateşin Hamdı… Ateşe övgü… Ateşin övgüsü…vb. kafamdan kurmaya başladım.
Fakat gördüm ki karşılığında “Ateşin yanış sesi” yazıyor.
Övgü bunun neresinde?
İşte!
Neresindeyse bulup çıkarıncaya kadar bu ceylanın peşinden gitmek kaçınılmaz oldu...

"Hamd övgü ise eğer bu övgünün ateşe ilişkin olması gerekmez mi?"
Neden yanan ateşe değil de yanarken çıkardığı sese ilişkin olsun ki?
diye düşünmeye başladım.
O halde hamd için övgü diye düşünmeyi bir kenara bırakayım;
Hamd diye bakayım dedim yalnızca.
Ateş ve yanarken çıkardığı sesin Hamd ile nasıl bir ilişkisi olabilir? aradığım bu;

Nar Ne? > Ateş!

İbrahim Suresi’ ne bakıyor olduğum için ilk olarak Hz. İbrahim’in (as) ateşle olan imtihanı geldi aklıma.
قُلْنَا يَا نَارُ كُونٖى بَرْدًا وَسَلَامًا عَلٰى اِبْرٰهٖيمَ
Gulnâ yâ nâru kûnî berdev ve selâmen alâ ibrâhîm.
Ey nâr, serin ve selâmet ol İbrahim’e dedik (21/69)
Ateşe atılan Hz. İbrahim (as) ve yanan ateşe Allah cc.’ un hitabı…

Bunu düşününce bu defa;
Allah cc.’ un Tur Dağı’nda gördüğü ateşe giden Hz. Musa aleyhissselam’a seslenişi geldi aklıma.
Ve Musa Aleyhissselam’ ın çocukluğunda diline değdirdiği kor nedeniyle dilinin peltek oluşu.

Sonra; Kuran’ı Kerim’ de geçtiği gibi Semi’ul-Basir
İşitmenin görmeye önceliği
“Görmede ışığa ihtiyaç var; işitmede lüzum yok.
Görmeden efdaldir duymak…
“Es-Semi’ul-Basir”; takaddüm vardır” (Op. Dr. Münir Derman – Allah Dostu Der ki)


Bunlar ilk aklıma gelenlerdi… Son ve sonuç değil

Nar; Ateş diyorum ama yalnızca ateş mi?

وَخَلَقَ الْجَانَّ مِنْ مَارِجٍ مِنْ نَارٍ
Ve halegal cânne mim mâricim min nâr. (55/15)

Canlarımız da o “Nar” dan yaratılmıştı ya… Dumansız bir ateş…
Can’ a gelince dumansız… Hz. İbrahim’e (as) karşı “Serin ve selamet” olan ateş…
Ateş deyip geçmek doğru değil ki…Zaten bu değil mi insanı en çok aldatan…
Bildim zannı…Ve bildiğini zannettiğine dönüp bakmayışı bir daha…

Nar deriz ateştir… Nur deriz ışıktır… Zihnimizde belirir.
NaR’ ın NuR’ dan farkı HaReKe’ lerdir yalnızca.
Bu da başka bir konu… Daha doğrusu başka bir ceylan!
Lâkin, önce peşine düştüğüm ceylanın peşinden gitmek niyetindeyim.

Neden ateşin yanışı değil de yanarken çıkardığı ses?
Ateşin yanışı demek; Bizatihi ateş demek, ateşin kendisi demek değil mi!
Yani! Ancak yandığında, ateşin varlığından söz edilir. Yanmayan ateş olur mu?
O halde?
Ateşin yanışına yani varlığına değil de buna ilave bir hususa ilişkin olmalı Hamd;
(Nar ile Nur’u farklı kılan hareke burada mı giriyor devreye acaba?)

Ateşin yanışına ilaveten çıkardığı ses?
Bu doğal olarak Olması gereken bir şey diye düşündüm.
“Olması gerektiği gibi olmak” düşüncesi ile hani deriz ya “Şimşek çaktı” kafamda sanki.

O vakit “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” ayeti geldi aklıma.

فَاسْتَقِمْ كَمَا اُمِرْتَ وَمَنْ تَابَ مَعَكَ وَلَا تَطْغَوْا اِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصٖيرٌ
Festegım kemâ umirte ve men tâbe meake ve lâ tatğav, innehû bimâ tağmelûne basîr. (11/112)

Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin;
"Beni Hûd suresi ve kardeşleri ihtiyarlattı"
Buyurduğu
Hud Suresi; Hudud, sınır…
(İnsana haddini hududunu bil. Olman gerekenin dışına çıkma…der gibi)

Olması gerektiği gibi olmak sorumluluğu muydu acaba Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i ihtiyarlatan.
O her bakımdan en mükemmel olan değil mi!

“Bizim aleyhimize bazı laflar uyduymuş olsaydı şayet… (ki… Olması mümkün değildir anlamı vardır burada)
O’nu kıskıvrak yakalar ve şahdamarını keserdik.” (69/44-46) (Varlık nedeni ortadan kalkan var olamaz elbette)

Başka bir şekilde şu da söylenebilir; Günümüzde bilimsel olarak ispatlanmıştır ki,

Eğer Dünya'nın şu andaki yörüngesi, Güneş'ten biraz daha uzak olsaydı, soğuk sebebiyle; biraz daha yakın olsaydı, sıcak sebebiyle Dünya'da hayat olmazdı. Dünya, 23 dereceden biraz daha düşük açıyla dönmüyor olsaydı ya da yörünge, eliptik değil de dairesel olsaydı, gene Dünya'da hayat olmayacaktı.


O halde! Şu sınırsız kâinat içinde nasıl ki dünya tam olması gerektiği yerde ve olması gerektiği şekilde olmuşsa…
Aynı kusursuz nizam tüm kâinatta kendini apaçık nasıl aşikâr eyliyorsa…
Nuru ile bütün âlemlere analık eden Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’ in kusursuzluğundandır elbette.
O’nun O’ndan beklenenin dışında olması düşünülemez!
O’ nun Mübarek ismi ile HaMD makamında oluşu bundandır.
O’nu ihtiyarlatan Allah’ ın Kulu olarak duyduğu sorumluluk ve şükreden bir kul olma kaygısıdır.
Allah cc. bize de nasip eder de O’nun yolunun tozu olabilirsek daha iyi anlarız inşallah…

Dönelim kendimize; bizim gibi bir insanın böyle bir imkânı var mıdır?
İnsan kendisi için takdir edilenin dışına çıkabilir mi!
- Cennet’ ten çıkmadı mı?...
- Ama o da takdir edilmişti?...


كُلَّ شَیْءٍ فَقَدَّرَهُ تَقْدٖيرًا
kulle şey'in fegadderahû tagdîrâ. (25/2)

Her şey için takdir edilen kader bu hususta zaten olmuş ve olacağın takdir edilmiş olduğunun beyanı değil miydi?

- Hem kendiliğinden çıkmadı ki insan, onu ayartan iblis vardı…
- Ama demek ki ayartılabiliyordu?
- Hem zaten en başta iblis değil miydi olması gerekenin dışına çıkan.
- Ama belki de iblis için "Olması gereken" buydu????

Allah cc. “Âdem’ e secde edin” buyurduğunda…

Ateş ve ateştekilerin klavuzu iblis/şeytan edebin dışına ilk çıkandı.

eDeB: “Olması gerektiği olmak” dairesine verilen isimdir.
Yani, yaratılış gayesine uygun olmak her halükarda...

“Buhar, soğuğa maruz kaldığı zaman ona emrolunan yağmur olmak edebine girer, itaat eder.
Bu edep Allah’ a itaattir, secdedir.” Der Münir Derman Hocamız.


İşte İblis, Allah’ ın emrine itaat etmeyerek bu edebin dışına çıktı ????
Edeb dairesinin dışına çıkan edepten mahrum kalır elbette.

İblis te edepsizliği iş edindi. Cennet’ te Hz. Âdem’ i (as) aynı suça ortak ederek Hz. Âdem’ in de başını yaktı.
Lâkin Hz. Âdem bunu iş edinmedi. Tövbe ederek döndü bu yoldan…
Hani aslında;” Herkes kendi çektiği acıyı bilir” manasında söylenmiştir de Ateş düştüğü yeri yakmıştı bir kere…
Hz. Âdem tövbe etse de yanık izi kaldı… Musa Aleyhisselam’ın dilindeki pelteklik gibi…

Ceylan nereden nereye sürükledi beni… Söz nereden nereye geldi…
Aleksandr Soljenitsin demiş ki; Doğruya eklediğiniz her şey, doğruluğu eksiltir.

Benim niyetim; Eklemeler yaparak doğruyu eksiltmek değil… Aksine yanlış bildiklerimi eksilterek doğruyu arttırmak; Daha doğrusu olması gerektiği gibi olduğuna tatmin olduğum bir noktaya taşımak.
Hem bu İlahi nizamda insan bildiğini ancak zıddı ile bilebiliyor
.
O halde ben de peşine düştüğüm Ceylan’ ın
Hamd ‘ın zıttı ne? Ona bakayım.

Hem ondan önce de NaR’ ın zıddı ne? Ona bakayım;
NuR olsa gerektir diyeceğim ama….
Doğrusu NuR’ un zıddı NaR’dır… Esas olan NuR’dur zira…
Cevher olan NuR’ dur… Nar; Araz'dır (Arızadır... Rızasız/Razı olmayış halidir...)
Nur” un sözlük anlamı; İzhar eden demekmiş… Yani görünür kılan, zahire çıkaran…
Karanlıkta Gâyb olanı zahir/görünür kılmak Nur’un vasfı…


Nar ise işi zıddına çeviriyor; Zahirde olanı görünmez ediyor…
Bunun içinde Nar’ a lazım olan “Yanan” yakılacak olandır.

Hani dedik ya; Ateşin yanışı bizatihi ateşin kendisi değil midir? Diye…
Aslında değildir. Yanan olmadan yakan neyi yakacak ki!
İblis Hz. Âdem as' ın başını yaktı ve bu yakışıyla aşikar oldu Âdemoğullarına…
Nur’dan nasibi olmadığı için Nuru olanın nurunu zimmetine geçirerek zahir olan Nar.

O halde şimdi bir de Hamd’ in zıddı neymiş ona bakalım;

Hamd ’in zıddı حمد Zıddı: Zemme: ذَمَّ imiş.
Yani; Yermek, eleştirmek manasında…
Aynı zamanda “Zimmetine geçirmek” derken ki Zimmet gibi…

İşte Nar’ ın işi budur;Zemme... Yani; Hamd’ ın zıddı
Zemme> Eleştirmek demektir ve eleştiriyi doğuran şey;
Bir şeyde eksik, kusur, noksan görmek. Olması gerektiği gibi olmadığını düşünmektir.
İblis tövbe etmek yerine; “O topraktan, ben ise ateştenim… Ben O’ndan üstünüm” diyerek
hem Hz.Âdem' i (as) eleştirdi... Hem de Allah' ın "Âdem' e secde edin" emrini...

Böyle olunca demektir ki Hamd; Övgü değil…Her şeyin olması gerektiği gibi oluş halidir.
Her türlü eksik, noksandan, dolayısıyla her türlü eleştiriden uzak/berii olma halidir.Yani kusursuz olma hali;
Bu ise yalnızca Allah'a mahsustur.

اَلَّذٖى خَلَقَ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ طِبَاقًا مَا تَرٰى فٖى خَلْقِ الرَّحْمٰنِ مِنْ تَفَاوُتٍ فَارْجِعِ الْبَصَرَ هَلْ تَرٰى مِنْ فُطُورٍ
Ellezî halega seb'a semâvâtin tıbâgâ, mâ terâ fî halgırrahmâni min tefâvut, ferciıl basara hel terâ min futûr.
O ki yedi sema yaratmış birbiriyle mutabık, göremezsin o rahmanın yarattığında hiçbir nizamsızlık, haydi çevir gözü görebilir misin hiçbir çatlak, bir kusur? (67/3)

Aklın böyle bir noktaya kendi kabiliyeti ile ulaşma imkanı yoktur elbet.
Var zanneder ve kendi başına yeterli olduğuna inanırsa -yani bu işi Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in HiMMeT' inden değil de
kendi ZiMMeT' inden bilirse eleştirilecek bir iş yapmış olur.O vakit ateşe odun olur işte…

Ama sahiplenmeden, zimmetine bir şey geçirmeden görür ve razı olursa ki;
Alemlerin Rabbi olan Allah için her şey olması gerektiği gibi olmuştur/olur…
Olanın eleştirilecek, kusur bulunacak bir yanı yoktur…
İşte o vakit akıl aslı olan Nur’a dönecek ve Hamd makamında Olanın dizi dibinde bulacaktır kendini…
Hani der ya Kulihvani Hocam ;"Olsun Olmasın' ı bırak..."

Mülk Allah’ ındır. O Mülküne Malik’ tir ve Mülkünde Melik’ tir.
Ve akıl da bu mülkün dışında değildir. Ondan istenen kendini bilmesi, bulması, olması ve yaşamasıdır.

Hamd budur işte gönlümce…
Öyle dil ile övgü, iltifat…Dilediğini yaratan Allah’ ın buna ihtiyacı mı var ki haşa…
Yalakalığın lüzumu yok yani…
Allah her şeyin en doğrusunu bilir ZaT-en…

Başka bir deyişle; Hamd olması gerekendir. Seviyedir yani.
Zıddı ise Masiva. Yani seviyesizlik, edepsizliktir Kulihvani Hocamın deyimiyle.

İşte bu hayat çölünde kendini prens gören Akla düşen iş Hamd seviyesine ulaşabilmektir.
Bunun içinde Allah' a dayanmak ve güvenmek, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem' in eteğine yapışmak gayesi taşımaktır.

اَلَّذٖى عَلَّمَ بِالْقَلَمِ
Ellezî alleme bilgalem. (96/4)

عَلَّمَ الْاِنْسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ
Allemel insâne mâ lem yağlem. (96/5)

Allah, kalemle yazmayı... insana (insanın) bilmediğini öğretendir...
Akıl bildim zanneder, bilirim zanneder... İnsan yaptım zanneder...

Muhyiddini Arabi;
Göz; Yazıyı yazanın kalem olduğunu görür zahirde…
Kaleme yazdıran eldir… Ele yazdıran da akıl.
Burada duruyoruz; Ya akıla da bir yazdıran varsa!


Akıl bunu aklından çıkarmamalıdır hiç bir düşüncesinde/işinde...

Hani Allah Musa Aleyhisselam'a;" Ey Musa nedir O elindeki?" diye soruyor ya... Musa Aleyhissselam da asası olduğunu, ona dayandığını, onunla meyve topladığını... söylüyor.Allah cc. "At o elindekini" diyor.
Musa (as) elinde asa olanı attığında onun bir yılana dönüştüğünü görüyor ve korkuyor.

Akıl aynı o asa gibidir. Elinde, edeb dairesinde olduğu sürece ona dayanmak doğrudur.
Edebin dışına çıktığı anda şeytanın misali olan yılana dönüşecektir.


وَلَا تَرْكَنُوا اِلَى الَّذٖينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ اَوْلِيَاءَ ثُمَّ لَا تُنْصَرُونَ
Ve lâ terkenû ilellezîne zalemû fetemessekumun nâru ve mâ lekum min dûnillâhi min evliyâe summe lâ tunsarûn. (11/113)
Ve zulmedenlere meyl etmeyin; yoksa size ateş dokunur. Allah'tan başka kayıranlarınız da yoktur;sonra kurtulamazsınız

Ayetin başındaki ; “Ve lâ terkenû”
Bir şeyin yan veya dış tarafı; bir dayanma veya destek,
Anlamına geldiği gibi namazın “Olmazsa olmazları” olan Rükûnları var ya işte o anlamdadır.

Hamadeten nar; ateşin yanarken çıkardığı ses, insanın hayatı yani amel defteri gibidir. Nur ile Nar’ ı birbirinden ayıran Yani HaReKe’sidir…
İnsan (aklı) ya Nar/Cehenneme yakıt olacaktır… Ya da Edeb dairesi içerisinde Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ’den gelen Nur’un aslına rücu edişiyle hamdle sonuçlanan bir hayat yaşayacaktır.
Canımız yanacaksa da böyle bir sonuç için yansın inşaALLAH…

Ceylan henüz gözden kaybolmadı… Bir kum tepesinin üstünde bekliyor peşinden gelmemi.
Lâkin şimdilik zamanım ve imkânım kalmadı. Çöktüm kaldım burada ve su kuyusu da yok üstelik.Belki bulanlardan biri tutar elimizden…

Muhammedi Muhabbetlerimle…
HâLimce- 14.05.2018

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 20 May 2018, 01:08 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2012, 11:01
Mesajlar: 1002
Konum: Cümle; Âlem... ÖzNe; Aşk... Yüklem; Kulluk..

“Ancak sana ederiz kulluğu, ibadeti ve ancak senden dileriz yardımı inayeti ya Rab!”
"elhamdü"nün en mükemmel bir şekilde tefsiridir..
Elmalılı Hamdi Yazır Tefsiri'nden

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 2 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye