Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 22 Eyl 2019, 09:26

Tüm zamanlar UTC + 2 saat




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 31 mesaj ]  Sayfaya git Önceki  1, 2
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 25 Tem 2018, 11:01 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2615
Konum: Kamiloba
Bu konuyu facebook'ta paylan!
Resim

VARLIĞA DAİR DÖRT BİLGİ:

1-) HAKk:
Mutlak varlık ile nitelenmiştir. Bir şeyin nedeni değildir, özü gereği VAR olandır. Onu bilmek varlığını bilmektir. Varlığı O'nun zatıdır. Zat bilinemez, nitelikler bilinir. Zatın hakikatini bilmek imkansızdır. Delille ya da aklın kıyas ve delillendirme metoduyla bilinemez. Hiç bir şey Hakk'a benzemez.

2-) HAKİKATLER HAKİKATI (Hakk'a ve aleme ait tümel hakikat):
O varlık ve yokluk ile hadislik ve kadimlikle nitelenemez. Kadimde bulunduğunda kadim, yaratılmışta bulunduğunda yaratılmıştır. Hakikatlerin hakikatı her varlıkta tümel hakikati ile bulunur çünkü o parçalanma kabul etmez. Onda bütün ve parça yoktur. Suretten soyut olarak delil veya delil vasıtasıyla bilgisine ulaşılamaz. İşte , alem Hak sayesinde bu hakikatten meydana gelmiştir. Bu hakikat özünde mevcut değildir. Aksi halde Allah bizi kadim bir mevcuttan yaratmış , hakkımızda kadimlik sabit olurdu. Bu tümel hakikat alemden önce olmakla nitelenmediği gibi alem de ondan sonra olmakla nitelenemez. Fakat genel anlamda o varlıkların aslıdır.

3-) ÂLEM:
Bütün alemdir. Melekler , felekler, alemlerin içermiş olduğu hava, toprak, ve alemden o ikisinde bulunanlar bu kısma girer. Söz konusu bilinen en büyük mülktür.

4-) HÂLİFE İNSÂN:
ALLAH onu emrine amade kıldığı bu aleme yerleştirmiştir. Allah şöyle buyuruyor: "Allah , göklerde ve yeryüzünde olan her şeyi size amade kılmıştır."

Bu dört şeyi bilen kimsenin artık bilmek isteyeceği hiç bir şey kalmaz. Söz konusu şeylerin bir kısmının sadece varlığını bilebiliriz. Sadece varlığını bilebileceğimiz şey Hak'tır. Hakkın fiil ve nitelikleri ise ancak benzerleri ile bilinebilir. Bir kısmı ise ancak örneği ile bilinebilir. Buna misal olarak tümel hakikati bilmeyi verebiliriz. Bir kısmı her iki yönüyle başka bir ifadeyle mahiyet ve nitelik yönüyle bilinebilir ki bu da alem ve insandır.


(Fütuhat-ı MeKkiYye 1.cilt, MUHYiDdîn ARABî kaddesallahu sırrahu.)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 30 Mar 2019, 15:28 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2615
Konum: Kamiloba
Resim

Rahman’ın hitabı için sende menziller vardır
Hakkın sendeki hitabına karşılık ver, ey falanca!.

Elçiler avuçlarını sana yükseltir
Sen hediye istersin, isteyense hüsrâna uğramaz..

Sen delilin üstünlüğünü belirttiği kimsenin
Bu konuda delil ve tanıklarımız da var..

Sen o hakikate tahsis edilmeseydin, gururlanmazdı
Yanlarına yüksek inişinle menziller..


“HAKk'ın kullarına nidâsı, HAKk'ın isimlerinden birini taleb eden elçilerin dilidir. Nidâ edilen kul, o esnâda söz konusu ismin otoritesi altındadır. Şiirdeki elçiler, yaratıkların sırlarıdır. Onlar, ellerinde bulundukları isimlere avuçlarını açar. İstenilen, dâimâ isimler üzerinde otorite sahibi olan isimlerdir.
misâl olarak el-Habîr, el-Hasîb, el-Muhsî, el-Mufaddıl gibi İsimlere karşı önceliği olan el-Âlim ismini verebiliriz. Bu nedenle şâir şöyle demiş: "Sen, delilin üstünlüğünü belirttiği kimsesin. Bu isme mahsus hakikat, mertebe bakımından altında bulunan İlahî İsimleri içermiş olmaktır. Çünkü el-Kadîr, el-Mürîd İsminden mertebe bakımından aşağı olduğu gibi el-Alîm de el-Mürîd isminden üstündür. El-Hayy ismi ise hepsinden üstündür. el-Câmi isminin içerdiği menziller (isimler), o ismin isteklerine olumlu cevap vererek kendilerine inmesinden övünç duyarlar.”


Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 31 Mar 2019, 09:38 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2615
Konum: Kamiloba
Resim

“HAKk’ın ilk olması, kulun ilk oluşuna yardım ettiği halde âlemin ilk oluşunun bir şeye yardımı söz konusu değildir. Şu halde: "İnâyetten başka nispet, hükümden başka sebep, ezelden başka vakit yoktur."
Mehasinü’l-Mecalis kitabının yazarı bunu böyle belirtmiştir.
(F.Mekkiye Cilt 2.)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 21 Nis 2019, 18:06 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2615
Konum: Kamiloba
MELÂMÎLER VEYA VELÂYETTE YAKINLIK MAKAMI
(KORUNMUŞ KUTUBLARIN BİLİNMESİ VE ONLARIN KORUNMASININ SIRLARI)

Allah’ın varlığımda gizlediği bir hikmeti var
Onu görebilecek hiçbir göz yoktur..

Allah bedeni eğlence ve ünsiyet diyârı yapmış
Onu bina etmiş, cömertliği onu düzenlemiş..

Sonra beden i'tidâl bulup düzeldiğinde
Hakkın katından bir ruh gelip ona can verdi..

Sonra Hak anlayınca
Nefsin arzusuna olan sevgisini ve boyun eğişini..

Ölüme dedi ki: “Kulcağızımı kendine al”
Ona giydirdiği şeyle kulunu kendisine çağırdı..

Kendisine tecellî ettiğinde kul dedi ki: İlâhi!.
Benim ünsiyetim nerede? Cevap verdi: “Neyle ünsiyet edersin?”

‘Böyle bir yere nasıl alışırım?
Güçlerini sizin güçlerinden yapmışsınız, onlar (bana ) benzemez..

Allah’ım, Efendim ve Güvencem!
Onların sadece anlamlarına aşığız..

Bizden istediğini bize bildirdiler
Onların en yücesinden, peygamberlerin diliyle..

Günlerimizi sevinç içinde kat ettik
Senin sâyende Efendim! Ne kadar da hoştur!.

Dedi ki: Arzu diyârını ona geri verin
Ruh onu arzuladığını söylerken doğru söyledi..

Böylece kendilerinden geçmiş kalıcılar olarak geri çevrildik
Daimâ sevinçli olarak arzunun diyarına..


Allah sana yardım etsin, bilmelisin ki, bu bölüm, “Melâmîler” diye isimlendirilen Allah’ın kullarıyla ilgilidir. Onlar, velîliğin en ileri derecelerine yerleşmiş kimselerdir. Artık bulundukları derecenin üzerinde sadece peygamberlik derecesi kalmıştır. Bu mertebe, velîlikte yakınlık makamı diye isimlendirilir. Onlara işâret eden âyet , “çadırlarda saf ve çekingen, yumuşak huylu eşleri” âyetidir. Allah cennet kadınları ve hurilerinin özellikleriyle kendisine çekip koruduğu ve bir göz görür de kendilerini meşgul eder korkusuyla, âlemin köşelerinde İlâhi kıskançlığın koruma çadırında hapsettiği Allah adamları’nın (Ricâlullah) nefislerine dikkat çeker. Hayır! Yemin olsun ki, yaratıkların onlara bakmaları onları meşgul edemez. Fakat konumlarının yüksekliği nedeniyle, insanların Melâmîlerin üzerindeki haklarını yerine getirebilmeleri mümkün değildir. Böylece kullar, hiçbir zaman ulaşamayacakları bir sorumlulukla yüz yüze gelir. Bunun üzerine onların görünen tarafları alışkanlık ve ibâdet çadırlarında hapsedilmiştir. Söz konusu çadır, zâhirî amellere, farz ve amellere sabırla devam etmedir. Bu nedenle Melâmîler âdeti aşmayı bilmedikleri gibi bundan dolayı hürmette görmezler. Kendilerinden bir bozukluk orataya çıkmadığı gibi genelin örfünde tanımlanmış iyilik (yapmaları nedeniyle) ile parmakla gösterilmezler. Onlar gizliler, iyiler âgüvenilirler ve insanlar içinde bilinmeyenlerdir.
Hz. Peygamber kudsî bir hadiste Rabbinden şöyle aktarır: “Benim katımda gıpta edilir velim, namazdan payı olan, gizlide ve açıkta Rabbine güzelce ibâdet ve itaat eden ve insanlar içinde gizli kalan bir mü'mindir.” Kastedilen şudur: Söz konusu kimseler , insanlar arasında ibâdetlerinin büyüklüğüyle tanınmadığı gibi açıkta ve gizlide Allah’ın yasakladığı şeyleri işlemeyen kimselerdir..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 18 May 2019, 12:36 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2615
Konum: Kamiloba
Arifin kim olduğu sorulduğunda adamlardan biri, onları nitelerken şöyle demiştir: “Arif, dünya ve ahirette yüzü kara kimsedir.” Bu ifadesiyle, sözü edilen grubun halleri hakkında zikrettiğimiz her şeyi kastetmişse, o zaman “yüz karalığı” deyimiyle, arifin dünya ve ahirette bütün vakitlerini Hakkın tecellilerine ayırmasını kastetmiş olmalıdır. Bize göre insan, kendisine tecelli ettiğinde Hakkın aynasında kendisinden ve makamından başkasını göremez. İnsan, var olanlardan biridir ve oluş Hakkın nurunda karanlıktır. Dolayısıyla insan, ancak kendi karanlığını görebilir. Çünkü bir şeyin yüzü, onun zatı ve hakikati demektir.
İlahi tecelli, özel olarak sadece bu grupta sürer. Dolayısyla onlar, tecellinin sürekliliği hakkında ifade ettiğimiz üzere, dünya ve ahirette Allah ile beraberdir. Onlar Efrad’dır (Tekler).
Yüz karalığı ile efendilik, yüz ile insanın hakikati kastedilirse, bu durumda hadisin anlamı, ‘dünya ve ahirette o efendidir’ demek olur. Bu yorum mümkün olsa bile efendilik, özel anlamda sadece Peygamberler için geçerli olabilir. Binaenaleyh efendilik, onların yetkinliği iken velilerde bir eksikliktir. Çünkü peygamberler, hüküm koyma nedeniyle görünmek ve üstün olmak zorundadır. Velilerin ise böyle bir zorunluluğu yoktur.
Baksanıza! Allah dini tamamladığında Hz.Peygamber’e şöyle emretmiştir: ‘Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde insanların Allah’ın dinine grup grup girdiğini gördüğünde Rabbinin övgüsünü tespih et ve mağfiret dile’. Yani, Rabbinin tenzihiyle ve kendisine yaraşan övgüyle ilgilen. Böylece Allah kendisini göndermekle amaçladığı risaletin tebliğini tamamladığında peygamberini bu emirle dünyadan çekip almış, bağışlanma dileyerek sürekli Allah ile kalsın diye koruma perdesi altında yarattıklarından gizlemek istemiştir. Çünkü Hz.Peygamber tebliğ, irşat ve risaleti yerine getirmekle ilgilenmek devrindeydi. Hz.Peygamber’in ‘Rabbinden başkasının giremediği bir vakti vardı.’ Diğer vakitleri ise yapmakla sorumlu olduğu insanların işlerini gözetmeye adanmıştı. Böylece Allah kendisini-Hakkın emrinden olsa bile –yaratıkların işleriyle ilgilendiği vakitlerinden ayırdığı bu tek vakte döndürmüştür.
‘Allah tevbeleri kabul edicidir.’ Yani Hak seninle beraber bulunan insanlar herhangi bir şekilde yanına girme fırsatı bulamayacak şekilde sana eşlik edici olarak döner. Hz.Peygamber bu sureyi okuduğunda mecliste bulunanlar içinden sadece Hz.Ebu Bekir ağlamış ve Allah’ın peygamberi çağırdığını anlamıştır. Çünkü Ebu Bekir, Allah’ı en iyi bilen insandı. Mecliste hazır olanlar ise onun ağlamasına şaşmış, ağlamanın sebebini anlamamıştı.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 07 Eyl 2019, 15:10 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2615
Konum: Kamiloba
"Hızır , Hz.Musa'nın kendisinin bulunduğu makam hakkında bir tecrübesi olmadığını anladığı gibi Hızır'da Musa'nın sahip olduğu ve ALLAH'ın ona öğretmiş olduğu bilgi hakkında herhangi bir zevke sahip değildi..." [Futuhat-ı Mekkiye , Cilt 2.]

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 31 mesaj ]  Sayfaya git Önceki  1, 2

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye