Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 23 Eyl 2019, 01:41

Tüm zamanlar UTC + 2 saat




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: KADİR GECESİ
MesajGönderilme zamanı: 07 Mar 2009, 23:44 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2615
Konum: Kamiloba
Bu konuyu facebook'ta paylan!
Resim

KADİR GECESİ

Şeyh Muhammed Rahim Bawa Muhyiddin (ks)

Çevirmenin Notu:

Sevgili okuyucular, Bawa (ks)’nin bu yazısı Ramazan Orucu adlı kitabın içinden Kadir gecesi ile ilgili olan bir bölümdür.
Kadir gecesinin ve orucun önem ve mânâlarına işaret etmektedir.
Bu yazı, Bawa Muhyiddin (ks)’in öğrencileri ile yaptığı ramazan sohbetlerinden bir alıntıdır. Bu sohbetler böyle her ramazan gecesi devam etmiş ve bunlar bu Ramazan Orucu kitabını meydana getirmiştir.
Halkımız için faydası olacağı umuduyla...

Selâm Sevgi ve Muhammedi Muhabbetle


Barbaros Sert

Orijinal Kitap İsmi: Fast of Ramadan : Ramazan Orucu
Çeviri tarihi : 20 Subat 2008


Resim
14. BÖLÜM

KADİR GECESİ

7 Ağustos 1980

Resûlullah (sav), 27 gün Hira dağında kaldı ve 27.günün sonunda bu bolüm, bu Leyletül Kadr denilen Nur indi.
Dış dünya bunu bugün kutlamaktadır fakat, hakikatte bunu her bireyin iç kalbi kutlamalıdır.
Tıpkı Resûlullah (sav)’in Nuru aldığı gibi, BİZ de sevinçle Kur’ânı iç kalblerimize almalıyız.

Sadece bu Nur iç kalblerimize girdiği zaman, ALLAH’ın sınırsız üç dünya servetini alabiliriz.
Bu serveti içimizde doğdurmalıyız. Bu iman-islam’dır. İslam saflıktır.
Bu Nur tamamlandığı zaman bu İslam’dır.


KADİR GECESİ

As selâmu aleyküm ve rahmatullahi ve berekatühu külluhu.
ALLAH’ın tüm selâm, rahmet ve bereketi üzerinize olsun!

Bütün hamd ve sena ALLAH’a dır.
Bizlere rahmet ve hayr ihsan etsin.
Hamd ve sena etmek hak sahibi olarak O’na, sadece O’na aittir.
O’nun bu namutenahi rahmeti ve kıyaslanamaz sevgisini hayr olarak bizlere bağışlasın ve böylece bize rahmet etsin. Âmin!
ALLAH’ın bütün selâm, bereket ve inayeti üzerinize olsun!
Ramazan ayında üzerine odaklanarak, niyetle, imanla,
ve güvenle, ALLAH’ın adı ile ve büyük bir istikrar ile oruç tutmuş bütün çoçuklara,
Bu ramazan orucunu iç kalblerinde tutmuş olanlara,
Onu vücudları ile ve iç kalbleri ile uygulamış olanlara,
Onu iç kalbleri ile ve niyetleriyle icra etmiş olanlara,
Oruc tutmuş olanlara,
Ve hastalık sebebiyle tutamamış olanlara,
ALLAH’ın niyetine göre hareket ettiklerinden dolayı kalbleri erimiş olanlara,
Ve şu iman sahiplerine,
ALLAH bu ramazan ayında O’nun üç âleminin servetini ihsan etsin.
Onlar yaşamlarında, canlarında ve âhirette ALLAH’ın rahmetine kavuşsunlar.
ALLAH üç âleminin servetini bize bağışlasın ve böyle bize rahmet etsin.
Âmin!.

Bize hastalıksız bir hayat versin,
Elemsiz bir iç kalb versin,
Sıkıntısız ve sarsıntısız (endişesiz) huzurlu bir hayat versin,
İç sabır versin, şükür versin, tevekkül versin, ve teslimiyet versin.
Bize bu üstün bağışı, bu sabrı ihsan etsin ki bu sabır O’nun hükümranlık asa’sıdır.
Bize onun güzel niteliklerini versin ve böyle bize rahmet etsin.
Âmin!.

İç kalblerimize huzur ve itidal versin ve bu dünya da ve âhirette huzurlu sükun bir yaşam versin ve böyle bize rahmet etsin.
Âmin!.

Hayatlarımızı uzatsın, yasadığımız günleri saflaştırsın, iç kalblerimizi nur saçan kalbler yapsın,
ve imanımızı güçlendirsin, ve bize ALLAHU TE ‘ALA ya ruh RUH’a ibadet etmemiz için kararlılık versin
ve böyle bize rahmet etsin.
Âmin!.

Ya ALLAH.
Rabbül Âlemin!
İç kalblerimize, yüzlerimize, vücutlarımıza ve niyetlerimize irfan ve nur bağışlasın.
Yüzlerimize, kalblerimize ve vücutlarımıza göz kamaştırıcı güzellik ve nurunu tecelli ettirsin ve böyle bize rahmet etsin.
Âmin.

Saflık içinde yaşayalım, saflık içinde kalalım, ve dünyadan saflık içinde ayrılalım diye bize O’nun kerim rahmetini versin.
Bu dünya da nur olarak yaşayalım, nur olarak geri dönelim, ve ALLAH’ın kürsüsünde ve rahmetinde nur olarak kaybolalım diye bize O’nun kerim rahmetini versin.

Benim değerli, gözlerimin mücevher nurları,
Bu dünyada gördüğümüz cehennemleri öldükten sonra görmeyelim diye ALLAH bize rahmetini ihsan etsin.
ALLAH bize, cehennemi huzurlu bir şekilde arkada bırakmamız ve cennette yaşamamız için, bu dünyada metanet ve saflık versin.
Âmin!.

ALLAH’in cömert rahmetinde daima mutluluk ve sükunete erişelim.
O’nu burada görenler için,
O’nu, O’nun peygamberlerini, O’nun kâmil varlıklarını, ve O’nun Resûlunü (sav) görenler için,

İç kalblerinde onları görenler için,
Onları iç kalblerinde farkedenler için,
Ve iç kalblerinde onlarla konuşmuş olanlar için,
Denilir ki ALLAH, Tek Olan ki O El-Melik (yöneten) ve yaşamı devam ettiren,
Cehennemi onlardan uzak tutacaktır.
ALLAH bu dünya da ve âhirette cehennemi bizden uzak tutsun ve böyle bize rahmet etsin.
Âmin!.

Bize O’nun servetini, yüce niteliklerini, iç sabrını, şefkatini, sabır ve O’nun hayrının (şefkat ve sevgisinin) niteliklerini ve fiillerini versin ve böyle rahmet etsin.
Âmin!. Âmin!.

Ey Âlemlerin Rabbi,
Allah’in bütün selâm, bereketi ve ihsanları üzerinize olsun.
Elhamdulillah.


Bismillâhir-Rahmanir-Rahim

Benim değerli, gözlerimin mücevher ışıkları, şimdi niyet etmiş olduğunuz orucun amaçları hakkında konuşacağız.
Allah kendisi gelmeli ve O’nun rahmetini konuşmalı.
Tıpkı ALLAH’ın kendisinin Resûl (sav)’e gelip konuştuğu gibi, sorulara cevap vermek için, gelmek zorunda ve açıklamalar temin etmek zorunda olacaktır.
ALLAH’ın sözlerini ALLAH’ın kendisi konuşmalıdır.
Bu Ramazan ayında, bu orucun yirmi yedinci gecesinde, ALLAH, Leyletül Kadr olarak bilinen Kur’ân-ı Resûl (sav)’e gönderdi.
Şimdi, bu rahmet hakkında ALLAH kendisi konuşmalıdır.
Hepimiz ellerimizi uzatalım, bu rahmeti alalım ve anlayalım. Âmin!. Âmin!.

İlk önce biraz Âmin’e’ye bir çocuk olarak gelen Muhammed Mustafa Resûl (sav)’den konusacağız.
Onun hikayesinin bir kısmına ve onun Âmin’e (ra) ve Abdullah’ın oğlu olarak dünyaya nasıl gönderildiğine değineceğiz.

Mekke sehrinde, Âmin’e (ra) ve Abdullah fakir ve çocuksuz olarak birlikte yaşıyorlardı. Âmin’e (ra) bu halde iken ALLAHU TE’ALA hakkında üç rüya gördü.
Bu rüyalarda ALLAH ona, “Âmin’e, bir çocuk sahibi olacaksın.
Bu çocuk üç âlemin serveti olacak.
O’nun eline üç âlemi açan anahtarları yerleştirdim.
Ben bu çocuğu ruhlar âlemindeki (evvel), âhiretteki ve bu dünya daki bütün peygamberlerden daha büyük bir NUR olarak yarattım.
Ben bunu başlangıç ve son için bir NUR olarak yarattım.
Bu Nur’u saf ruhlar (ervah) âleminde tutarak, bütün diğer nurları ve ruhları cağırdım ve onlara:
“Herkes bu NUR’a baksın! Bu NUR’u kim kabul edecek?” dedim.

Dağlar, okyanuslar, ve kıyılara bu soru sorulduğunda, Nur bütün diğer nurları yuttu, ve her biri cevap Verdi:
“Ya ALLAH, bu Nur bütün nurlarımızı yuttu. Biz bu Nur’u bizde tutamayız. O bizi yutar”
ALLAH bütün nurlara, peygamberlere, ve kâmil olanlara bir kez daha sordu, fakat bu asl olan (kendine özgü, esas olan), nur saçan, İlahî NUR bütün diğer palak nurların hepsini tesirsiz hale getirdi (onlara baskın çıktı).
ALLAH soruyu bir kez daha sorduğu zaman, toprak çıkarak:
“Ya ALLAH, bu NUR’u ben kabul edeceğim” dedi.
Sonra ALLAH, Tek olan ki O yönetir ve yaşamı devam ettirir, dedi ki:
”Ey toprak, bu NUR Ben’den çıktı (garb etti), Ben onu Benim iç kalbimden çıkardım.
O benim iç kalbimden doğdu, ortaya çıktı, ve BANA “Bismillâhir-Rahmanir-Rahim “ diyerek secde etti.
O bu ismi ve bu rahmeti söyledi.
Bu Nur diğerlerinin kavrayamadığı şeyleri anlayacak.
Simdi Kabul ettiğin Nur bu dur.”

“Ey toprak, bu Nur mükemmel şekilde saf!
Ve sen bu Nur’u Kabul edeceğim dediğinden dolayı, sana onu bir emanet olarak veriyorum.
Bu emanet olarak verilmiş olan bu saf Nur’u, Bana daha sonra geri döndürmek zorunda olacaksın.
Ben bu Nur’u senden yaratılmış olan her hayata emanet edeceğim, ve sen hem anne hem baba olmak zorunda olacaksın.
Sana Âdem ismini vereceğim.
Senden, senin toprağını ve senin nurunu–topraktaki özü alacağım ve Âdem ve Havva’yı yaratacağım.
Onların alınlarına senin Kabul ettiğin Nur’u basacağım (mühr gibi basmak).
Onların alınlarındaki bu Nur, Nuru Muhammedi olacaktır.
Beni gören rahmet bu dur.
Ben onu alnın merkezindeki marifet gözüne (kursi) yerleştireceğim.
Bu kursi ile, onlar arşı, kursiyi, İlahî kalemi, cenneti ve bozulmamiş korunmuş levhayı (el-levhü’l- mahfuz) anlayabilecekler.

“Bu Nur ile 18000 âlemi, bütün cehennemleri, ve yedi cenneti anlayabilirsin.
Bu toprağın Nuru ve ziyneti olacaktır.
Senden yaratılan her insanın alnına yerleştirdiğim bu Nur olacaktır.
Bu Nur’un güzelliği insanda ALLAH’ın güzelliği olacaktır.

Bu Nur irfan olarak, iç sabır olarak, şükür olarak, rahmet olarak ve üç dünyanın (âlemin) serveti olarak orada olacaktır.
Bu Nuru sen alacaksın; sen bunu kabul ederdim dedin.
Bununla birlikte, eğer en sonunda, bu emanet edilen hazineyi
Bana mutlak saflığı ile geri döndüremezsen, kendi yıkıntına sebep olmuş olacaksın.
Ey Âdem, onu sana veriyorum şimdi.”

Bu Nur’dan doğru, ALLAH toprağa, ateşe, suya ve havaya kelimeyi (Lâ ilâhe İllâ Allah) teyid ettirdi.
Ve bunu yaptıktan sonra, Âdem (as)’ı topraktan yarattı ve bu Nur’u onun alnına bastı.
Bu kursidir, alınlarımızdaki marifet gözüdür ki o iç kalbi, yüzü ve alnı nur saçan bir halde tutar.
ALLAH Âdem (as)’ı ve Nur’u yarattıktan sonra, bizi, insanlık ailesini yarattı.
O aileyi genişletti, ve aile çoğaldığı sırada, Âmin’e (ra)’nın Muhammed (sav)’e (Bu Nur) son suretinde (şeklinde) doğum yapmasına karar Verdi.
ALLAH, Âdem (as)’ın çocukları için, son peygamber olarak Muhammed (as) ile birlikte 124000 peygamber yarattı.
ALLAH Muhammed (sav)’ı O’nun kurallarına (ilkeler, hükümler v.b.) şahit tuttu.
Sonra O Âmin’e (ra)’ye bu kuralları gösterdi ve dedi ki:
“Âmin’e, sana bu çocuğu benim esas öz Nurumu, son olan olarak veriyorum.
O üç dünyanın serveti olacaktır.
Bu çocuğun ellerine, ruhlar âlemini, bu dünyayı ve âhiretin kilitlerini acabilecek olan anahtarı yerleştiriyorum.
Bu çocuk doğduğu zaman, ona Muhammed olarak isim verin!”
ALLAH’ın söyledigi şey buydu.

Âmin’e (ra) aynı rüyayı üç kez gördü ve Abdullah’a gördüğü bu şeyden bahsetti.
Sonra bir gün ‘Abdullah Âmin’e (ra) ile birlikte iken, çocuk bir Nur olarak vardı ve Âmin’e’nin (ra) karnına girdi.
Dört ay sonra Abdullah iş seyahati üzerine uzakta iken vefat etti .
Göksel varlıklar, melekler, ve Arş melekleri Âmin’e’nin (ra) çocuğunun yetim olduğunu bildirdiler.
“Bir fakir olarak ve bir babasız olarak doğacak dediler.”
Fakat, Tek olan, yöneten ve yaşamı devam ettiren ALLAH’ın sesi işitildi:
“Muhammed bir yetim değildir.
O üç dünyanın servetine sahip bir çocuk olacaktır.
O hepinize lider olacaktır, azimli imana bir Nur, saflık ve mükemmel saflık (din) nuruna bir tamamlayıcı olacak ve Âdemin çocuklarına bir lider olacaktır.
Âdem’in bütün çocukları Muhammed’in takipcileri olacaktır.
Ben Muhammed’e böyle bir servet verdim.O bir yetim değildir.”

ALLAH’ın sesine göre, dokuz ay geçti, onuncu ay vardı, ve Âmin’e (ra) çocuğu doğurmaya başladı.
Sonra ALLAH, Tek olan ki O yönetir ve yaşamı devam ettirir, rezone etti:
“Âmin’e (ra), bu gün bir çocuk doğuracaksın.
Bu çocuk üç âlemin servetini ellerine almış birisi olacak.”
Âmin’e bunu işitir işitmez, Muhammed olarak bilinen Nur doğdu.

Mukemmel saflığın beyaz ipeği ile giydirilmiş (örtülmüş) olarak doğdu.
Çocuk doğumu ile ilişik bir kan yoktu, ve bir dişi tarafından doğurulduğuna dair bir kanıt yoktu.
O kan bağları olmaksızın, saflık ve ipek elbisesi ile giydirilmiş bir şekilde doğdu.
Cennetsel huriler, göksel elçiler, ve melekler çocuğu doğurtmak için vardılar.
Doğum anında Âmin’e (ra) bilinçsiz hale getirildi, ve çocuk yere dokunmadan evvel (diğer) eller tarafından taşındı.
Çocuk, bir çocuk doğumuna dair bir işaret olmayan bir doğum ortasında belirdi, ve derhal cennete götürüldü.
Sekizinci cennet süslendi (donatıldı), ve yedi cehennem kitlendi.
Cennetsel huriler ve melekler çocuğu taşıdılar ve ona yedi cenneti gezdirdiler (gösterdiler). Bebeği cennetin güzel irfan suyu ile yıkadılar.
Cennetsel huriler “Din, din” diye bagırdılar ve melekler ve arş melekleri dualar okudular. Peygamberler ve kâmil varlıklar orada selâm ve salavat getirerek duruyorlardı.

Çocuk enfes (çok güzel, mükemmel) bir ipek urba içinde sekiz cennet etrafında gezdirildi. Başına Dersu’l- Enbiyâ olarak bilinen taç yerleştirildi ve:
“Sen cennetteki bütün peygamberlerin aslısın,
Sen Nuru Muhammed olarak bilinen Nur olacaksın.
Sen dünyaya gidecek ve Benim kurallarımı açığa çıkaracaksın (risal edeceksin).
Son peygamber olarak sana, diğer peygamberlere vermiş olduğumun hepsini ihsan edeceğim.
Herkesi bir baba ve anneye getir (bir anne ve babalı bir aile yap).
Onların Beni farketmelerini sağla.
Sana bir amaç, bir iman, ve İman-İslam
[1] olarak bilinen bir kelime vereceğim.

[1] İman-İslam: Saf kalb halidir ki, bütün şerri kesip uzaklaştırarak, iman denilen cesur kararlılığı uzerine alıp, Allah’ın parıltısında parlar. Allah’ın parıltısı (ihtişamı) insanların kalbinde bütünlük (mükemmellik) olarak görüldüğünde, buna iman-islam denilir.

Bütün yaşamların bu kelimeyle huzur bulmasını sağla.
Bütün ikiliğe son ver, ve birlik meydana getir.
Allah’ın Bir oluşunun kesinlik kazanmasını sağla.
İnsanlara Benim tek İlah olduğumu ve Âdem’ın çocuklarınınn hepsinin bir tek aile olduğunu kanıtla.
Herkesi saf ve pırıl pırıl yap.
Sana verdiğim “kelime” Nur’un birisidir.
Eğer kelime insanın iç kalbine yerleştirilirse, o daima mükemmel bir nur olacaktır.
Sana kelime olan Nur’u veriyorum, her bir kalbi bu Nur ile doldur.
Kelime’nin saf Nur’u Ben’den başlangıç etti (orijin noktası Benim) ve senden doğru zuhur etti.
Yâ Muhammed, sen Bana “BismillâhirRahmânirRahîm” diyerek, Benim yaratıcı, koruyucu, ve yaşamı devam ettirici olduğumu teyid ederek secde ettin.
Bu yüzden, bu tamamlayıcılığı herkese sen vermelisin.
Sen Bana Kendimi farkettirdiğin için, bütün iç kalblerde kal, onları nur ile doldur, ve onların Beni farketmelerini sağla.
Ben seni Nur olarak, Ahamad olarak onların kalblerine (Ahamlarına) yerleştiriyorum.
Fakat dünyada, Ben seni Âmin’e’nin çocuğu olarak yarattım.
Seni Muhammed olan Nur ile doldurdum.
Ben sana bu güzelliii gözlerde, alında, burunda, yanakta, dudaklarda ve ağızda verdim. Âdem’in çocuklarında bu, yüzün ziyneti (güzelliii) olacaktır.
Bu güzellik ve kalb ne zaman temiz olur, bu çocuklar Benimle o zaman BİZ-BİR olurlar. Onlar Benim çocuklarım olurlar.
Onlar Benim hükümranlığımın yöneticileri, prensler olurlar.
Bu çocuklara git, ve Benim hükmümün ve imanın onlarda doğmasını sağla.

Yâ Muhammed, onlara peygamberlere, kâmil varlıklara, meleklere, ve arş meleklerine inanmalarını söyle.
Onların Sorgu Günü’ne (kıyamet), Yargı Günü’ne ve ölüm gününe inanmalarını sağla.
Onlara yargı dağıtacak olanın Ben olduğumu göster.
Onların 6 hükmü açık şekilde anlamalarını sağla.
Hükümler, ve güneş, ay, yıldızlar, toprak, ateş, su, hava ve esir onların hepsine ait ortak bir servet olarak verilmiştir.
Onların bunu farketmelerini sağla.
Her iç kalbe bunu ilham et (bildir).
Ben bütün rahmetimi hepsine ait servet olarak verdim.

Her biri ortak serveti paylaşsın, bir aile olarak yaşasın, aynı tabaktan yesin, birlikte yaşasın ve bir olarak birleşsin (birlik olsun).
Padişah ve dilenci, zengin ve fakir arasında farklilik olmadan, onların birlikte bir aile olarak yaşamaları ve Bana ibadet etmeleri için onlara yardım et.
İyi ve kötü zamanlarda birlikte yaşamalarını sağla.
Eğer birisi aç ise, bırak bir diğeri bu açlığı gidersin.
Eğer birisi zorlukta ise, bırak diğeri ona yardım için gelsin.
Eğer birisi elemli ise, bırak diğeri rahatlık sunsun.
Eğer birisi çalkantıda ise, bırak dğeri onu kalb kalbe kuçaklasın ve sakinleştirsin.
Ölümde, doğumda, acıda, iyi zamanlarda, ve kötü zamanlarda, bırak diğerleri kucaklasın, yardım etsin, ve rahatlık sunsun.
Ümmetine bunu söyle.
Onlara bu kelime’yi bildir ve saf bir iç kalb geliştirmelerini sağla.
Bu amaçla, sana kelime’yi, mükemmel saflığı veriyorum.

Bu hali yerleştir. Onlara ALLAH’ın tek servet olduğunu kanıtla.
Onlara de ki Ben rahmetimi, Benim sınırsız rahmetimi, ağaçlara, çalılara, çimenlere, suya, havaya, güneşe, ve aya yerleştirdim. Her şeyi rahmetimle doldurdum.
Ümmetinin anlamasını ve kendileri ondan pay alırken bu rahmeti diğerleriyle de paylaşmasını söyle.
Ben bu ortak serveti bütün yaşamlara eşit bir şekilde dağıttım.
Bu ortak servet birisinin kişisel mülkü olmamalı.
Hiç kimse onu mülk edinmemeli yahut hiç kimse onun kendilerinin olduğunu iddia ederek onu yönetim altına almamalı.
Eğer onlar bunu yaparlarsa ve bir diğer hayatı ikindi de(Asr’da)
[2] incitirlerse, onlardan akşam (Magrib) namazından önce bir birlerini birlik içinde kuçaklamalarını ve bir birlerine selâm vermelerini iste.
Söyle onlara, saflık yolunda (dinu’l- islam) kıskançlık ve hainlik olmamalıdır.
Hatta mükemmel saflıkta bir zerre dahi kusur olmamalıdır.
Onlari buna ikna et!


[2] Asr: İkindi namazı vakti. Aynı zamanda insandaki beş devrin üçüncüsüdür.

Ben peygamberlere, insanın bir adımdan sonrakıne ilerlemesine yardım edebilsinler diye, böyle talimat ettim.
Âdem’in zamanından beri Ben 124000 peygambere adım adım açıklamalar vererek öğrettim. Yâ Muhammed,şimdi sana onların bütününe verilen öğretileri her bir hikayeyi onun tam suretinde veriyorum.
Ben Hikayemi sana yerleştiriyorum, ve Ben bunun yanında sana senin hikayeni veriyorum ki o Bende idi .
Git ve bu hikayeleri bildir!”

ALLAH Muhammed (sav)’e daha bir çok acıklamalar verdi.
Onlar hakkında detaylı bir şekilde konuşamayız şimdi.
Sadece belirli noktaları ortaya koyacağım.
(Muhammed SAV’in doğumuna geri dönüyoruz)

Sonra cennetsel huriler, gözlerini çabucak açtığında Âmin’e (ra)’nın onunde durdular ve bebeği ona verdiler.
Âmin’e haykırdı, “Ey ALLAH’ın serveti, rahmetim, rahmetül-âlemin!, ALLAH tarafından verilen servet, bana üç âlemin serveti olarak gelen hazine, sen bu dünya için ve ruh-âlemi için eksiksiz (tam) bir servet olacaksın.
ALLAH bana bütün yaşamlara şefkat ihsan edecek bir hazine verdi.
“Âmin’e (ra) bebeği kollarına aldı, onu göğsüne bastırdı ve “Gel, benim gözlerimin değerli mücevher nuru” diyerek onu öptü.
Bebeği öptü ve onu dizine koydu.
Cennetsel huriler iki ellerinide dua için açtılar, saygı içinde eğildiler, ve çocuğu öptüler.
Melekler, arş melekleri, ve İlahî âlemdeki peygamberler çocuğu öptüler. Kâmil varlıklar çocuğu Nuru öperek onu alnından öptüler.
Çocuğu öpmeleri üzerine, herkes bebeği Âmin’e’nin ellerine bıraktı ve kayboldu.
Âmin’e, Muhammed olarak bilinen Nuru büyüttü.
Fakir ve hiç bir mülk sahibi olmamalarına karşın, kalbleri fakirleşmiş (kuvvetten düşmüş) değildi.
Amcası Ebu Talib Muhammed (sav)’in bakımını üstlendi.
Bu eski günlerde, Resûlullah (sav) anne sütünden başka bir şey içmezdi.
Bu sırada, Kulay kasabası 12 yıldır çok şiddetli bir kıtlık geçirmekteydi, ve bir çok yoksul kadın şimdi Mekke’ye süt annelik yapmaya ve yaşamlarını böyle kazanmak için geldiler.
Bu kadınlardan birisi Halime idi.
Yoksulluk yüzünden iki çocuğunu geride bırakarak, bir bebeğe süt annelik yapmak ve ailesini desteklemek maksadıyla para kazanmak üzere Mekke’ye varmıştı.
Fakat Halime, onun bir göğsü daima kuru olduğundan dolayı sadece tek bir göğüsüyle emzirebildi.
Mekke’de süt anne olarak bir iş arayarak her tarafı gezdi, fakat diğer sağlıklı kadınlar iş bulurken o iş bulmakta başarısız olmuştu.
Sonunda, birisi Halime’ye Âmin’e (ra)’yi ziyaret etmesi icin fikir verdi.
Âmin’e (ra)’nin evinde, Ebu Talib ona sordu:
“Ne oluyor? Siz neden buradasınız? “.
Halime cevap Verdi:
“Biz Kulay kasabasından, 12 yıllık bir kıtlıktan kaçarak buraya geldik. Senelerdir yağmur yağmadı.
Bir çoğumuz buraya süt anne olarak para kazanmak için geldik, ve şimdi benim haricimde herkes iş sahibi oldu.
Bana burada bir çocuğun olduğu söylendi, ve bu yüzden geldim.”
Ebu Talib cevapladı:
“Erkek kardeşimin çocuğu burada. Erkek kardeşim vefat etti.
Onun eşi Âmin’e (ra)’nın bir çocuğu var. Fakirler, para ve mülke sahip değiller.
Sahip oldukları tekşey ALLAH. Onların durumları bu.
Dilersen, onlara sütünden suna bilirsin, fakat sana verebilecek paraları yoktur.”
Halime’de tedirginlik büyümeye başladı:
“ALLAH başka herkese (diğer süt anne olanlara) servet ve gösterişli evler verdi, fakat O beni bu fakir eve küçük bir çocuğu beslemem için yönlendirdi.
Ben ne yapmalıyım şimdi?” O bunu kocasıyla istişare etti:
“ALLAH’ın bizim için ne sakladığını bilmiyoruz.
Bizim için ne rahmet ayırdığını bilmiyoruz.
Hadi, en azından ayrılmadan evvel bir kez olsun çocuğa bakalım” diye kendi kendilerine düşündüler.
Ve böylece: “Çocuğu bize getir. Hadi en azından onu ayrılmadan evvel görelim ve kucaklıyalım!”

Ebu Talib, Âmin’e (ra)’ye gitti ve ona bir süt annenin çocuğu görmek üzere geldiğini bildirdi. Âmin’e (ra), Muhammed (sav)’i dışarı taşıdığı sırada Nur, Halime’nin yüzüne parladı, onu 35 yaşında birinden 15 yaşındaki biri haline dönüştürerek, yüzü gençlik açtı.
Çocuğa derin bir duygu ile uzanarak:
“Bu çok muhteşem,” dedi, bebeği kucakladı ve onu göğsüne bastırdı.
Derhal 16 yaşında bir genç kıza dönüştürüldü.
Vücudu sağlamlaştı, kuru göğsü doldu, ve her iki göğsündende süt akmaya başladı.
Halime kocasına dedi ki:
“Vücudum değişti. Göğsüm artık kuru değil.” Bebeği beslemek için yaklaştırdı.

Muhammed (sav), onun iki çocuğunun emdiği göğüsten içmedi, fakat daha evvel kuru olmuş olan göğse doğru kımıldadı.
ALLAH’ın sesi işitildi:
“Yâ Muhammed, seni yarattığım zaman, Halime’yi zaten yaratmıştım.
Onun göğsünü kuru ve tükrük değmemiş olarak muhafaza ettim.
Onu şimdi senin için serbest bıraktım. Bu sütü içebilirsin.”
Sonra Muhammed (sav) ağını onun göğsne yerleştirdi, ve onun mükemmel tamamlılığından dolayı, Halime’nin iç kalbi neşe ile titredi. Üc âlemin servetini aldığını biliyordu.
İç kalbi bu ilmin bütünlüğüne sahipti.
Âmin’e (ra)’e doğru eğildiği sırada:
“Başka bir servet istemem, Ben üç âlemin servetini kabul ettim,” diyerek bunu belirtti ve uzun bir süre için çocuğu beslemeye devam etti.
Bir süre sonra Âmin’e (ra)’ye:
“Biz rahmet teslim aldık, ALLAH bize bunu verdi.
Fakat komuş kasabada bakmam gereken iki çocuğum daha var.
Bu çocuğun artık süte ihtiyacı kalmayacağı zamana kadar benimle kalmasına izin ver.
Onu memleketime götüreyim, yetiştireyim ve sana geri getireyim.”

Âmin’e (ra) cevap Verdi:
“Eğer ALLAH’ın niyeti bu ise, çocuğu kesinlikle alabilirsin.”
Muhammed (sav) gülümsedi, ve Âmin’e (ra) “Bırak onu bir kez daha tutayım ve sonra onu götürebilirsiniz.” Dedi.
Çocuk Âmin’e’nin (ra) yüzüne baktı ve gülümsedi.
Âmin’e (ra) ve Ebu Talib çocuğu öptüler, ve bebek bütün üç âlemden doğru yayılmış gibi görünen öyle bir güzellikle tekrar gülümsedi.
Mavi bulutlar, o gülümsediği sırada gözlerinin içine düstü, dudakları mercanlar gibi gül pembesine döndü, ve ağzı inciler gibi parladı.
Âmin’e (ra) çocuğu sevinçle kucakladı ve “Elhamdulillah.
Bu gizemi (SIRRI) sadece ALLAH bilir.
Bu çocuğu veren ALLAH onu koruyacaktır da” diyerek onu Halime’ye uzattı .

Halime’yi Kulay’dan getiren deve, yaşlı, çökük, aç, zayıf ve bir deri bir kemik bir hayvandı. Halime bebeği devenin üzerine yerleştirip deveye tırmandığı sırada, Halime’nin kocası onun dizginlerini tutuyordu.
Aniden deve inanılmaz bir şekilde filizlendi, dolgun, çok genç ve güzel olarak serpildi. Harika bir görüntüydü.
Halime hayretle:
“Biz tam bir hazineyi teslim aldık! Deve değişti ve altı aylık seyahatimiz şimdi sadece bir ay sürecek !” dedi.
Halime’nin kocası devenin karnının altına, elbiseden bir hamak bağladı ve onun içine tırmandı, Halime ve Muhammed (sav) üstte sürüyorlardı; ve deve üçünü birden taşıyarak seyahate başladı.

Yolculuğa başladıktan on beş gün sonra, deve Abdullah (ra)’in vefat ettiği yere geldiğinde durdu. ALLAH’ın sesi işitildi:
“Yâ Muhammed, baban burada gömülü.”
Çocuk maksatlı bir şekilde bu yere baktı, gülümsedi, tekrar baktı, kıkırdadı ve bir kez daha baktı.
Deve gözlerini defin yerine dikmiş olarak, dimdik yirmi dakika kadar orada durdu.
Sonra, bir ayağını kaldırdı ve ileri doğru hareket etti.

Yolculuğa devam ettikleri sırara, kuraklıktan kurumuş ve kavrulmuş her iki yandaki ağaçlar, zeytin ağaçları, hurma ağaçları ve diğer meyve ağaçları filiz vermeye ve açılmaya, meyve verip olgunlaşmaya başladılar.
Ağaçlar az sonra sulu meyvelerle yüklü hale geldiler.
Bu ne muhteşemdi! Her iki toprak settede çıplak olan ağaçlarda meyve belirdi.
Halime ve kocası hayret etmişlerdi.
Meyveler yendiklerinde yetmiş çeşit lezzet vermekteydiler.
Bütün etrafta harika olaylar oluyordu.
Onlar Kulay kasabasına ulaşır ulaşmaz, yağmur yağmaya başladı.
Kulay’dakı ağaçlar mucizevi şekilde meyve vermeye başladılar.
Kıtlık sona ermişti!..

Para ve servet getiren bu çocuğu herkes görmeye geldi.
İnsanlar sur halinde görmeye gelip, öptükleri, ve çocuğu kuçakladıklarında para dökülüyordu.
Hasta olanlar çocuğu kucakladığında hastalıkları iyilesiyordu.
Topal olanlar çocuğu taşıdıkları ve kucaklardıklarında, derhal yürüyebiliyorlardı.
Körler geldiğinde, tekrar görüş kazanıyorlardı.
Dilsizler vardıklarında konuşmaya başlıyorlardı.
Koku alamayanlar, koklama duyularını yeniden kazanıyorlardı.
Sağır olanlar geldiklerinde işitme yeteneklerini yeniden kazanıyorlardı.
Kolları ve bacakları sakat olanlar vardıklarında iyileştiler.
Kulay kasabasında bir çok mucizeler oldu.
Kral kendi kendisine düşündü:
“Halime geriye bir çocuk getirdi, ve onun hesabına biz kırallığımızı yitirebiliriz.
Bu çocuk krallığımızı elimizden alabilir.
Bu çocuk tedavi edilemez hastalıkları tedavi ediyor.
Her çesit hastalık, astım, kanser, karmık hastalıklar, ve cüzzam iyileşti.
Çocuk güler gülmez hastalıklar iyileştiriliyor.
Çocuk taşınır taşınmaz, vücutlar değişiyor.”
Kral ve vezirleri çocuğu kendileri görmeye karar verdiler.
Çocuğu taşıdılar ve ani şekilde gençlik doldular, vücutları değişmeye başladı.

Kral düşündü: “Bu çocuk benim krallığımı ele geçirecek. Onu alıp götürmem lazım.” Halime’ye sordu: “Çocuğu bize verirmisin ? Çocuğu krallığımızda, sarayımızda yetiştirelim. Ona bir çok servet veririz.”
Fakat Halime cevapladı: “Ben bu çocuğu üç âlemin serveti olarak kabul ettim. Onu vermeyeceğim.”
Kral, Halime’ye çocuğun ağırlığı kadar altın sundu fakat o red etti.
Bir kez daha kral tatlı dille ikna etmeye çalıştı: “Sana çocuğun ağırlığı kadar mücevher taşları verelim.”
Fakat onun teklifi geri çevrildi.
Bir yıl boyunca, kral her çesit hile ve kurnazlığı ile çocuğu yakalamak yahut incitmek için çaba gösterdi, fakat başarısızdı.

Bu sırada, kıtlık artık son bulmuştu, fakat Halime’nin kalbindeki korku büyümüştü.
“Kral çocuğuma ne yapacak? Ya Muhammed, Ben sensiz yaşayamam.” diye endişelendi.
Bu sırada, Halime halen Muhammed (sav)’i sağ gösünden ve kendi çocuklarını ise sol göğsünden besliyordu.
Onun sütü bol olarak akıyordu.
Yıl sonu geldi, ve çocuk onun özlemini çeken Âmin’e (ra)’ye geri döndurülmek zorundaydı.
Fakat Halime, Kulay Kralının yapabileceği şeylerden korktuğundan dolayı seyahate çıkmaya dair gönülsüzdü.
Şimdi konuşa bilen çocuk yumuşak bir şekilde konuştu:
“Allah varken, bana hiç bir şey olmaz. Anne, O’nun muhafazası var olduğu müddetçe, korkamanıza gerek yok.”
Halime soruşturdu: “Seyahatimize bizimle bir çok insan götürecekmiyiz? (Götürsek) Onlar bizi koruyabilirler.”
Çocuk cevap Verdi: “Hayır, Sadece ALLAH bizimle birlikte olacak.
Bırak sadece yanımıza ALLAH’ı alalım:
“Ve böylece Halime, onun kocası ve bir yaşındaki Muhammed (sav) yolculuğa çıktılar.

Kulay, Mekke ve Medine arasından seyahat ettikleri sırada, bir muz ağacı altında dinlendiler.
Halime deveden indi kucağındaki çocuğu emzirmek için ağacın altına oturdu.
Çocuğu emzirirken, gök yüzünü kara bulutlar sardı, ve geniş bir bulut düşerek birden Muhammed (sav)’ı kucakladı ve onu götürdü.

Halime’nin aklı başından gitti. Başını ve göğsünü yumruklamaya, “Ya Muhammed, nereye gittin?” diyerek bağırmaya başladı. Fakat yapabileceği bir şey yoktu. Kendi kendini dövdü, yerde yuvarlandı, ve feryad ederek “Ben şimdi Âmin’e’ye ne diyeceğim? Ya Allah, sen çocuğumu benden kopardın. Nereye gitti bu çocuk?”. Başını ve gögsünü döverek çığlık attı, ağladı, ve bağırdı.

Bu sırada o civarda dolaşan bir Arab soruşturdu:
“Ey karı koca, neden ağlıyorsunuz? Hatta deve bile ağlıyor! Ne oluyor?”
Halime cevap Verdi:
“Muhammed olarak bilinen çocuğum, Âmin’e’nin oğlu, bana Allah tarafından üç âlemin serveti olarak verildi.
Biz bu serveti aldığımız zaman, bütün yoksulluğumuz ve hastalığımız sona ermişti.
Biz çocuğu öz annesine geri döndürmek için yolumuzda idik, fakat ben çocuğu emzirmek üzere otururken kucağıma siyah bir bulut düştü.
Ben bulutu gördüm, ve tekrar göz kırptığımda çocuğumu göremedim.”
“Öyle mi “ diye sordu adam.
“Evet, çocuğu şimdi göremezsin. Fakat benimle gelin. Yol üzerinde ilerde büyük bir tapınak var. Tapınaktaki ilahtan rica ederseniz, çocuğu geri alırsınız. İlah size çocuğun nerede olduğunu söyleyecektir.”

Böylece tapınağa gittiler, ilah heykeline (puta) doğru yürüdüler, ve saygılı bir şekilde rica ettiler:
“Ey ilah, ben emzirirken bir bulut indi ve çocuğumu götürdü. Çocuğumun nereye gittiğini bilmiyorum. Lütfen bana çocuğumun nerede olduğunu söyle. Lütfen çocuğumu bana geri döndür.” P
ut konuşmadı. Onlara eşlik eden adam: “Çocuğunun isminden bahset, onun ismini söyle” dedi.
Halime: “Muhammed, çocuğun ismi Muhammed” dedi.
Put derhal parçalara ayrıldı, kolları, başı, ve bacakları yere düşüp yuvarlandılar.
Onlara eşlik eden adam çok şaşırdı.
“Bu ne” diye nida etti.
“Bu, buyuk bir ilah, büyük bir tanrı ki o bize bağışlar yapar ve bize konuşur, fakat senin oğlunun ismini işittiğinde parçalara ayrıldı.
Eğer tanrının kendisi bu şekilde aşağı düşerse, senin oğlunun başına gelen tehlike de nedir ki? Ona hiç bir şey olmaz. Neden ağlıyorsun ki? Ağlamana gerek yok. Seyahatine devam et. Devam edin. Çocuğu ilerlediğiniz sırada bulacaksınız.”

Biraz ileride, çocuğu meyve bahcesinde ipek bir kilim üzerinde uzanıyor olarak buldular.
Beş başlı bir kobra yılanı, çocuğu güneşten muhafaza etmek için başını kabartmıştı, ve çocuk orada gülümser bir şekilde uzanıyordu.
Kasaba insanları hayretlerini ifade ederek: “Bizim meyve bahçemizdeki bu nur saçan çocukta kim ?” dediler.
Ağaçlar süratli bir şekilde çicek açıyor, muzlar, portakallar ve limonlar olarak meyve veriyordu.
Bütün kasaba insanları bu harika görünüme şahit olmak için meyve bahçesi etrafında toplandılar, fakat yılan kimsenin çocuğun yanına gelmesine izin vermedi.
Halime çocuğu görmek için ne zaman meyve bahcesine yaklaştı, o zaman Allah’ın sesi işiltildi:
“Halime, bu rahmet çocuğu, buraya getirilmek zorundaydı çünkü melekler ve cennet hurileri onu görmek istediler.
Çocuk buraya bu sebepten ötürü getirildi.
Muhammed’e hiç bir şey olmayacak.
Neden ağlıyorsun? Seni hiç bir şeyin rahatsız etmesine izin verme.
Kral’dan korktuğun için buraya geldin, fakat orada Muhammed’ı öldürecek hiç kimse yok. Allah onu koruyor.”

Halime çocuğa yaklaştığı sırada, o (çocuk) ellerini ve ayaklarını neşe ile sallayarak gülümsüyordu.
Yılan uzaklaştı, ve Halime çocuğunu aldı ve Mekke’ye doğru ilerledi.
Bebeği Âmin’e (ra)’ye teslim etti, ve anne neşe ile gülümsedi, ve çocuğunu öpüp kucakladı. Bebeği bir kaç gün kendisiyle muhafaza etti sonra çocuğu Halime’nin bakımına verdi.


Devam edecek insaallah...

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye